SUNUCU: DEM Özel programından iyi akşamlar sayın seyirciler. Bu haftaki konuğumuz yine Adnan Oktar ve Oktar Babuna bizimle birlikte. Sorularınız varsa DEM yazıp boşluk bırakıyorsunuz. Mesajınızı yazarak 3929’a gönderiyorsunuz. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Çok teşekkür ederim. Sizleri de gördük daha içimiz açıldı. Nurunuzu görünce yüzümüz aydınlanıyor maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim. Şimdi geçen haftalarda hep daha önceki programlarımızda da konuştuk. Siz cinleriniz olduğundan bahsettiniz ve hafta içinde çok mesaj aldık bununla ilgili. Aslında çok merak uyandıran bir konu bu çünkü herkese görünmeyen bir şey. Ve görünmediği için de herkes tarafından merak uyandırıyor. Bize biraz bahsedebilir misiniz? Nasıl iletişim halindesiniz?
ADNAN OKTAR: Evet. Daha önceki ilk başlangıçtaki bağlantılarımızda bizi sadece meşgul ediyordu. Boş sözler, yani böyle isabetsiz izahlar... Yani hep yalan söylüyordu. Doğru konuşmuyordu. Sonra ben onları Kuran’la eğittim. Yani Allah korkusunu anlattım, cehennemden bahsettim, helalleri haramları anlattım. Bir süre sonra bir veya iki tane doğru söylemeye başladılar. Sonra bunu geliştirdiler.
SUNUCU: Neden yalan söylüyorlardı?
ADNAN OKTAR: Genellikle yalan söylerler, yani bilinir.
SUNUCU: Öyle mi?
ADNAN OKTAR: Evet cin çağıranlar, bağlantıda olanlar bilir yani. Sürekli yalan söylüyorlar, nefes almadan. Çok nadir doğru söylerler.
SUNUCU: Yani sizi uyarıyorlar mıydı yalan söyleyerek yanlış mı yönlendiriyorlardı? Yoksa siz soruyordunuz da yanlış cevap mı veriyorlardı?
ADNAN OKTAR: Yanlış cevap veriyor yani. Hemen sağlaması yapılabilecek bir şey. Mesela diyorum şurada ne var diyorum? Yalan söylüyor. Başka bir şey söylüyor. Alakasız bir şey söylüyor. Ama son zamanlarda hakikaten hayret edeceğiniz şekilde net ve kesin. Detaylarıyla beraber çok düzgün bilgi vermeye başladılar. Bu çok güzel. Epeyden beri de bir bağlantım yoktu. Geçenlerde çağırdığımızda acayip sevindi böyle. Abartılı sevinç gösterilerinde bulundu. Dört soru sordum. Dördü de gizli. Yani mümkün değil yani. Kimsenin bilmediği dört konu. Dördünü de teker teker muntazam hiç atlamadan doğru söyledi. Ama beşinciden sonra zorlanmaya başladı. Yoruldun mu dedim? Evet yoruldum dedi. Ben de üstüne gitmedim. Ama mesela daha önce üç olay var bildiğim. Üçünde de çok net kapsamlı şahıs isimleri veriyor. Mesela isim veriyor ve dediği isim doğru çıkıyor. O da nadir duyulan isimlerden. Mesela az kullanılan isimlerden. Mesela şu an şunu yapıyor diyor. Açtık telefonla sorduk. Hakikaten o doğru. Hatta şimdi açın dedi. Şimdi hemen açalım dedim, doğru çıktı. İki tane de adli olayda tam doğru bilgiler verdi. Hayret ettim yani. Adli olaylarda doğru bilgi veriyorlar. O çok şaşırtıcı. Ama mesela boş bir soru sorulduğunda genelde ilgisiz cevaplar veriyorlar yani. Ben de öyle hiçbir şeye girmiyorum yani. Öyle yani uğraştıracağını bildiğim konulara hiç girmiyorum. Doğrudan çok önemli bir şey olursa soruyorum ve maşaAllah tam doğru cevap veriyorlar.
SUNUCU: Peki siz mi çağırıyorsunuz? Yoksa onlar zaten sizi sürekli görüşüyorlar mı sizinle?
ADNAN OKTAR: Bir kalabalık arkadaş grubum var. Onun bir yöntemi var, o şekilde çağırıyoruz. Yani alışılmışın dışında bir yöntem inşaAllah.
SUNUCU: Onu açıklayabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Yani yapmasak daha mı iyi olur?
SUNUCU: Öyle mi?
ADNAN OKTAR: Evet. İnşaAllah.
SUNUCU: Peki inanmayanlar oluyor. Mesela cin diye bir şeye inanmıyorum ben diyorlar. Peki bunu nasıl ispat edebilirsiniz böyle bir şey olduğunu?
ADNAN OKTAR: Şöyle yapabiliriz: Yani gerçekten samimi olan bir grup, mesela 10 kişi, 15 kişi gelirler. Bir stüdyo olabilir. İçlerinden herhangi birini kurayla seçeriz. Veyahut kendileri seçerler, bir kişiyi seçerler. Herhangi bir şeyi gizler. Yani söylesin. Ama kendi üstünde olan bir şey. Yahut başka bir odada, yan odada olan bir şeyi gizlesin. Soralım, herkesin gözü önünde ispat edebilirim. Yani tam doğru söylüyor.
SUNUCU: Doğru söylüyor yani.
ADNAN OKTAR: Evet, tam net gösterebilirim. Evet.
SUNUCU: Peki sizin nasıl haberiniz oldu bu cinlerden? Yani sizi rahatsız ettiler mi?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, ben böyle bir olayla hiç karşılaşmadım. Aslında ben de ummuyordum böyle bağlantıya geçeceklerini, doğru konuşacaklarını pek ummuyordum. Yani olabilir tabii umuyordum da bu kadar yüksek ihtimal vermiyordum. En azından zamanı açısından şu an o kadar beklemiyordum. Yani ahir zamanda, ileriki zamanlarda zaten cinler insanların emrine girecekler. Yani mesela Süleyman’ın Ahit Sandığı’nı, Tevrat’ın orijinallerini, İncil’in orijinallerini, gizli birçok hazinelerin yerini bildirecekler. Ama daha vakti var onun.
SUNUCU: Görünecek hale gelecekler mi peki?
ADNAN OKTAR: Onu insanlar kaldıramaz yani şu an onu. Bence çok çok korkarlar. Onun bir yolunu bulmak lazım. Yani ondan korkmayacakları gibi bir ön bir eğitim, yani alıştırılarak olabilir. Çok çok yavaş olabilir. Belki suda görüntülerine önce alıştırılabilir yani. Çünkü hakikaten görüntü olarak görürlerse korku şokuna girerler. Yani çok çok şiddetli korkarlar, o olmaz.
SUNUCU: Siz korkmuyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Yok.
SUNUCU: Peki hadislerde bununla ilgili bir şeyler yazıyor mu? Siz önceki haftalarda söylemiştiniz sanıyorum var diye.
ADNAN OKTAR: Çok fazla var, çok fazla var.
SUNUCU: Nasıl tarif ediliyor?
ADNAN OKTAR: Ayette de var. Peygamberimizin üstüne üşüşüyorlar. Yani çok çok fazla, yoğun bir şekilde. Onların da peygamberidir Peygamber Efendimiz. Peygamber Efendimiz’i de çok seviyorlardı. Zaten Kuran dinlemeye geldiklerini anlatıyor Allah Cin Suresi’nde. Açar mısın? Kuran dinlemeye geliyorlar. Yani aklı başında dindar bir cin yani çok makuldür. Yani aklı başında hareket eder. Ateist, dinsiz cinler yahut sapkın cinler kontrolsüz oluyorlar, dengesiz oluyorlar. Ama Müslüman cinlerin şu an az da olsa bir topluluğu oluşmuş durumda yani. Sayıları var. Bayağı da yetenekliler.
SUNUCU: Onların arasında da masonlar var mı acaba?
ADNAN OKTAR: Aslında sormadım. Fakat şey var, Ermeniler var, Hıristiyanlar var yani, Ortodoks cinler var, Musevi cinler var. Yani din olarak ayrılar. Fakat onu sormadım.
SUNUCU: Siz hep masonların tehlikeli olduğundan, savaşları çıkardığından, Ergenekon’u da masonların çıkardığından söz ediyorsunuz. Peki cinlerde de bu böyle bir şey söz konusu mu? Tehlikeli olabiliyorlar mı?
ADNAN OKTAR: Yani insanlara yönelik?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Çok zor yani aslında kontrol altındadır cinler. Çok çok nadir görünür hale gelirler. Çok çok nadir bir müdahale ederler. Yani zor bir ihtimaldir.
SUNUCU: Yani dünyaya etki edemiyorlar diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Yani aslında masonlar çağırıyorlar. Çağırdıkları o cinler dinsiz cinler. İşte o şeytan denilen cinler, ateist cinler. Şu Baphomet... yani bunun daha değişiği şeklinde tezahür ediyor. Yani bu bir çizim. Yani masonların çizimi. Şunu andırır tarzda görünüyor, görüntü halinde görünüyor. Onlar da toplantıda onun söylediklerine göre hareket ediyorlar. Yani not alıyorlar, ne söylüyorsa, ne anlatıyorsa not alıyorlar. Ayette diyor: “Kabuk gibi üstlerine bağlatırız.” diyor. Çok korkuyor masonlar şeytanlardan. Yani haşa “Allah’tan korkar gibi, hatta daha şiddetli korkarlar” diyor Allah ayette. Yani çok çok şiddetli korkuyorlar. Ne diyorsa yerine getiriyorlar. Mesela savaş çıkartılmasını söylediklerinde hemen yapıyorlar.
SUNUCU: Dinliyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani olay çıkmasını istediğinde, kan dökülmesini istediğinde hemen yerine getiriyorlar. Böyle deli bir yapılanmadır. Yani Amerika’da, İngiltere’de ve İrlanda’daki masonik yapılanma bu tarzdadır.
SUNUCU: Yardım alıyorlar yani diyorsunuz cinlerden öyle mi?
ADNAN OKTAR: Zaten masonluğun faaliyeti olmaz ki eğer cinler olmazsa. Cinni şeytanlar olmasa faaliyeti olmaz. Yani satanistler de o tarzdadır. Ama satanistler daha ziyade özenti. Onların o kadar şeytanla bağlantısı pek olmaz. Onlar yani çok özür dilerim züppelik peşindeler. Hiçbiri de şeytana inanmaz işin doğrusu. Öyle bir alakaları da yok. Psikopatlık olsun, işte korkuyu, şiddeti yaşasınlar. Etrafını korkutsun, ailesini korkutsun, marjinal görünsün falan. Aileler de tabii korkuyor öyle tiplerden. Bir şeylerin üstüne gidemiyorlar yani. Onun gerçekten bağlantısı var zannediyorlar, bir zarar verir diye çekiniyorlar. Onlar da eliyle alıp arşınla satıyor. Her türlü rezaleti çıkartıyorlar. Daha önce de birçok olaylar olmuştu biliyorsunuz. Yani kökeninde sadece psikopat özentiliği var. Başka bir şey yok.
SUNUCU: Peki. İzleyici sorularımız da geliyor bu arada. Bunlara da yer verelim isterseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam.
SUNUCU: Domuz gribinden ölenlerin sayısı gittikçe artıyor. Daha önceki haftalarda değinmiştik ama “Korunmak için neler yapabiliriz?” demiş bir izleyicimiz. Sizin bir öneriniz var mı?
ADNAN OKTAR: Domuz gribine karşı en iyi çözüm steril yaşamaktır. Yani domuz gribi geçiren insanların çoğu bilmiyorlar. Normal grip geçirdiklerini zannediyorlar ve hastalık geçti zannediyorlar. Mesela biraz baş ağrısı gittiğinde, biraz dinçleştiğinde hemen sokağa çıkıyorlar. Başkalarına da bulaştırıyorlar. Halbuki bu çok tehlikeli yani. Yüzlerce insanı öldürebilir. Cinayet işlemiş olur o zaman. Yani domuz gribi geçiren bir insan dışarı çıkar da bunu millete bulaştırırsa cinayet işlemiş olur. Yani adam öldürmeden bir farkı yok bunun. Yani ‘Ne olacak ki?’ denmez. Yani burun akıntısı devam ediyorsa, baş ağrısı devam ediyorsa hastalık devam ediyordur. Bu geçmiş denemez. ‘E bende domuz gribi yok.’ Öyle bir olay da yok. Yani şu anki griplerin hepsi domuz gribi. Yani başka bir grip cinsi yok şu an. Onun için steril olmaya dikkat edecekler. Maske falan o kadar kurtarmaz işin doğrusu. Yani yüzüne karşı hapşıran bir insan gözünden alır zaten. Açıkken göz, gözden içeri girer. Yani göz damarlarından kana karışır o. Nefesten de çok rahat. Yani o bez parçasından içeriye partikül girmez diye bir şey yok. Öyle bir konu yok. O jeller, sabun, bilmem ne ellerine sürüyorlar. Onun da alakası yok. O daha da iyi mikrobu toplar o ellerine sürdükleri malzemeler. Alkol hiçbir şekilde virüsü öldürmez. Bu çok yanlış biliniyor. Dök kolonyayı geçsin. Türk milletine zarar vermez falan. Böyle insanlar bazen şey yapıyor. Tamam biz millet olarak güçlüyüz ama öldürücü etkisi olur. Çok tehlikeli olur. Hayvansal proteini yüksek tutmak gerekiyor. Sebze ve meyve çok yemesi lazım pH dengesi açısından. Bunlar önemli. Üzüntü ve sıkıntıda hastalık çok güçlü etki yapar. Yani yıkıcı etki yapar. Hemen etkisini genişletir. O yönden çok tehlikeli olabilir.
SUNUCU: Peki, domuz gribine karşı bir aşı üretildi Türkiye’ye gönderildi. Tartışmalar yaratıldı. İşte kobay olarak kullanıldığımıza dair. Siz bu aşı konusunda ne düşünüyorsunuz? Yaptırmayı düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR : Ben aşı yaptırmadım, arkadaşlarım da yaptırmadılar. Ama şu sprey aşı olursa o olabilir yani o şey. Ama bunun yan etkilerini duyuyoruz her yerde. Dün akşam da geldi bize haberleri.
SUNUCU : Evet yan etkisi var.
ADNAN OKTAR : Yani o çok riskli bir şey. Şimdi eklem romatizması şu bu falan oluşturuyorsa eğer çok anormal bir şey bu, çok riskli bir şey. En iyisi o spreyin hemen getirilmesi, ben dün de rica ettim Bakanımızdan neyse yani parası verelim hemen gelsin. Daha önceki aşılarda eğer mahsurluysa atalım çöpe, bir şey olmaz. Yani bu hükümetin bir ayıbı olmaz, insanlık hali bu yani her şeyi insan onikiden vuramaz. Yani acil telaşla insan bazen yanlış bir şey veyahut bayat bir ilaç alabilir, yanlış bir şey alabilir, insanlık hali bu yani suçlayıcı bir konu çıkmaz bundan. Ama spreyin gecikmesi çok anormal olur. Yani onun hemen gelmesi gerekiyor.
SUNUCU: Peki gelecek miymiş? Sağlık Bakanı’yla görüştüm dediniz az önce.
ADNAN OKTAR : Ben, hayır görüşmedim, sadece dün programda söyledim.
SUNUCU: Programda. Peki hükümetten, mesela Başbakan Erdoğan ve Bakanlar, Ertuğrul Günay işte Çubukçu olmayacağım dediler. Sizce neden olmuyorlar, yan etkilerinden dolayı mı?
ADNAN OKTAR : Yan etkilerinden çekiniyorlardır tabii. Yani çünkü bize dün gelen bayağı grip geçirmiş adam onun üstüne aşı vurulduktan sonra, mesela bu ürkütebilir insanları ama iyi yani normal onun akışı. Fakat eklem ağrıları çok tehlikeli olur yani çünkü sapasağlam bir adamın eklem ağrılarına duçar olması hoş bir şey değil. Ama sprey çok hafif bir şey. Virüsün işte yarı baygın hali, yani öldürülmüş gibi falan, tam ölü hali mi oluyor virüsün o?
OKTAR BABUNA: Evet, yani öldürülmüş hali. Hastalık belirtilerini çok az yapıyor ama hastalık meydana getiremiyor.
ADNAN OKTAR: Mesela o çok iyi, verildi mi vücuda hiçbir mahzuru olmaz. Yani ne gerek var içine yok cıva, kurşun bilmem ne falan.
OKTAR BABUNA: Evet. Körfezde bayağı, Körfez Savaşı’nda kullanılmış o madde, bayağı bir rahatsızlık meydana getirmiş. Romatizma hastalığı, felç gibi böyle bir nörolojik hastalık meydana getirmiş. Başka hastalıklar da.
ADNAN OKTAR: Hayır belki getirmiyor da olabilir ama bilmiyoruz.
SUNUCU: Peki siz doktorsunuz, yan etkilerinin bu kadar tehlikeli olduğundan bahsediyorsunuz. Sizce bu yan etkiler varken, kimse de Bakanlardan aşı olmuyorum derken, ben olmuyorum ama siz olun demek doğal mı, doğru mu sizce?
ADNAN OKTAR: Yani şöyle, daha vahim mesela can kaybı olmasın ama buna razı olun gibisinden demiş olabilirler. Yani o da onu dediyse de o kadar da suç olmaz o. Ama spreyin gecikmesi çok acayip bir şey olur yani bunun bir açıklaması olmaz. Çünkü hiç yan etkisi olmayan etkili bir ilaç varken bunun gecikmesini açıklayamayız. Yani neden gelmediğinin de mutlaka duyurulması lazım. Yani şimdi ben gidip Amerika’dan alıp getiremeyeceğime göre yani.
SUNUCU: Peki siz yan etkilerinden bahsettiniz, yan etkileri ne zaman, ne kadar süre sonra etki ediyor?
OKTAR BABUNA: Söylediklerine göre aylar veya yıllar sonra ortaya çıkabiliyormuş.
SUNUCU: Yıllar sonra.
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Yani öldürücü etkisi var mıdır acaba? Yoksa felç?
OKTAR BABUNA: Ağır hastalıklar meydana getirebildiği söyleniyor. Skolen diye bir madde var bağışıklık sistemini tetikleme için koydukları aşının içersine, o maddenin yaptığı bir şey. Körfez Savaşı’nda görmüşler bunu askerler üzerinde antraks aşısı yapmışlar o zaman, şarbon aşısı, o madde varmış içinde. Onlarda işte romatizma hastalıkları, böbrek yetmezliği, bazı nörolojik hastalıklar böyle sinirlerin plaklarını eriten hastalıklar meydana geldiği söyleniyor.
ADNAN OKTAR: E şimdi ben bunun uzamasını zaten yersiz buluyorum. Yani iki tane aşı var, biri zararsız biri zararlı. Zararlı olanı bir kenara koyalım, zararsızı getirtelim bu kadar, yani uzatmaya gerek yok ki.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani, bilmiyorum yani hükümetin bir girişimi olmuş mudur? Ama yani olması gerekir, nasıl bilmiyorum, dilekçe verelim yahut yani.
SUNUCU: Yani sprey getirtilmedi ve şu anda gündemde böyle bir şey yok. Aşı var şu anda ve çok büyük bir para harcandı bunu için.
ADNAN OKTAR: Olabilir ben onları suçlamıyorum hükümeti yani can havliyle öyle bir şey yapmış olabilirler öyle hemen acil getirtmiş olabilirler. Ama daha pratik daha kolay bir yol varken, zararsız bir yol varken ona gerek yok tabii. Yani spreyin gecikmesi çok açıklanamayacak bir konu.
SUNUCU: Peki, sorularımıza yine dönersek az önce konuşmuştuk, cinler konusunda tabii ki de merak ediliyor söylemiştim. Cinler meleklerle görüşüyor mu deniyor.
ADNAN OKTAR : E görüşür tabii. Melekler mesela şu an var melek, sizin de iki tarafınızda ben de var Oktar’da da var. Yani görünmez şuur. Yani biz nasıl beynimizin içinde duruyor şu an şuurumuz dimi, ruhumuz göremiyorsak cinler de aynı şekilde yani biri beynimin içine girmişken biri de beynin dışında iki tarafımızda duruyor.
SUNUC: Mesela melek ile şeytan tam zıt pozisyondalar.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Cinler bunun nerede oluyor, hangi konumda oluyor?
ADNAN OKTAR: Görür melekler şeytanları, yani eğer anormal bir şey yapmaya çalışırlarsa engellerler. Mesela Mehdi (a.s.)’nin yardımcısıdır melekler yani Cebrail, Mikail, İsrafil başta olmak üzere yani binlerce melek yardımcısıdır ama görünmez. Mesela şeytan saldırısında, şeytanların hücumunda onlar engellerler. Ama bu bir güzellik olsun diye yapıyor Cenab-ı Allah bunu yani o alemde bir hoşnutluk olsun, ahirette insanlar görünce bundan zevk alsınlar diye yoksa şeytanın da gücünü Allah meydana getirir.
SUNUCU: Peki Mehdi (a.s.) cinlerle görüşür mü?
ADNAN OKTAR : Mehdi (a.s.) zaten Süleyman gibi Hz. Süleyman (a.s.) gibi tabii ki. Mehdi (a.s.)’nin bu konudaki açıklamasına baktığımızda yani hadislere baktığımızda, Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hakim olur diyor. Zaten orada çok net açıklanmış o, Süleyman’a benzemesi yeterli.
SUNUCU: Yani iyi veya kötü anlamda nasıl görüşür? Bilgi verir mi en azından?
ADNAN OKTAR : Beni anladığım yani Hz. Süleyman (a.s.) gibi cinleri kullanacak Mehdi (a.s.).
SUNUCU: Kullanacak yani.
ADNAN OKTAR : Evet yani.
SUNUCU: Bilgi alacak.
ADNAN OKTAR: Hizmeti evet her türlü hizmeti ve bilgi alacak inşaAllah.
SUNUCU: Peki kendisi bilemiyor mu, neden cinler yardım ediyor?
ADNAN OKTAR : E cin her yere girebilir yani kendisi nasıl yapsın?
SUNUCU: Kendisi bilemez mi?
ADNAN OKTAR : En gizli evrakların en gizli dosyaların içersine girebilir cin. Yani çelik kasanın içerisine girer her yere girer. Ama Mehdi (a.s.)’nin yapabileceği bir şey değildir bu.
SUNUCU: Peki cinlerin konuşması duyulur mu?
ADNAN OKTAR: Duyuluyor tabii, duyulur.
SUNUCU: Biz duyabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Yani açık, tabii insanlar duyabilir ama çok korkarlar yani, tehlikeli olur o yani ömrü boyunca unutmaz çok riskli olur yani toplumun mutlaka hazırlanması lazım ona. Yani eğitilmesi lazım önden ona karşı ruhen güçlendirilmesi lazım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Peki bir sorumuz daha var cevap vermek isterseniz; “Ebru Şimşek olayında son durum nedir?” diyor bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Ebru Şimşek olayında bilirkişi raporuyla benim suçsuz olduğum anlaşıldı. Ağır Ceza Mahkemesi’nde de beraat ettim. Benim bulunduğum evin tavanı düz, dümdüz asmolen tavan, o bayanın bulunduğu evin tavanı kirişli aşağı doğru sarkan tavan. Bilirkişiye biz bunu gösterttik, evlerin uzaktan yakından alakası yok yani şu ev diye gitti polise gösterttiği ev ile olayın olduğu evin hiç alakası yok. 60 metrekare falan küçük bir ev pimapen pencereli. Benim bulunduğum ev İtalyan modelinde yapılmış villa, tavandan tabana kadar penceresi var orada küçük pimapen pencereler var o bayanın bulunduğu evde. Tavanda da kirişler aşağı doğru sarkıyor dediğim gibi. Benim bulunduğum yerde de dümdüz tavan. Yani estetik düzgünlük olsun diye düz yapılmış. Dolayısıyla filmde de yani bilirkişi izledi öyle ne silahlı adamlar var ne ben varım. O diyor silahlı adamlarla içeri girdi diyor. Ta şu kadar silahın namlusu vardı diyor, zorla yatağa yatırdığımı söylüyor onu ve kameramanı da getirdim kameraya çektiğimizi ve sonradan da kaseti ortaya koyup işte onunla ilişkiye girmezsem kaseti dağıtacağımı söylediğimi söylüyor. Yani çok çok çok mantıksız çünkü görüntüde küçük bir oda var bir yanında bir bey var bir de o hanım var başka da hiç kimse yok bomboş oda. Gayet neşeli son derece şen şakrak konuşuyor, konuşmaları var. Yani son derece net görüntü zaten. Yani tabii anlatmam yersiz olur da yani tam klasik öyle bir durum var. Başından sonuna kadar böyle bir şey.
SUNUCU: O bey dediğiniz kim?
ADNAN OKTAR: Bir kişi. Yani o hanımın.
SUNUCU: Tanımıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, yanındaki bir kişi. Onunla uygunsuz görünüm var görüntüde. Mahkeme heyeti izledi, bilirkişi, psikologlar, mühendis yani uzmanlar incelediler. Yani net bakar bakmaz kararları geldi. Yani hiçbir şekilde alakası olmadığı anlaşıldı. Şahit ifadelerinden de, diğer delillerden de net beraat ettim. Ama beraat etmemiz tabii yeterli olmadı.
SUNUCU: Dava bitti şu anda değil mi?
ADNAN OKTAR: Yoo bitmedi.
SUNUCU: Sürüyor mu?
ADNAN OKTAR: Tazminat davası açtı tazminat davasını kazandı, 5 milyar para ödeyeceğim.
SUNUCU: Siz kazanmadı, kazanmadınız mı?
ADNAN OKTAR: Hayır ben kazandım davayı beraat ettim ben.
SUNUCU: Siz kazandınız.
ADNAN OKTAR: Ben beraat ettim, beraat ettim ben yani suçsuzluğum anlaşıldı ama buna rağmen tazminat davasını kazandı Ebru Şimşek. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi’de, beraat ettiren ağır ceza mahkemesi yani bu konuda bizi beraat ettirdi Ebru Şimşek konusunda beraat ettik, gerekçeli kararda Ebru Şimşek konusunu delil olarak kullandı mahkeme. Yani böyle bir şey olmuştur gibisinden yani buna benzer. Yani Fatih Altaylı’nın ve Ebru Şimşek’in birbirlerini tamamlayan ifadeleri diyor, gerekçe olarak sunulmuştur diyor mahkemede. Ellerine sağlık teşekkür ediyorum. Ama benim anlayamadığım aynı mahkeme hem beni beraat ettirdi, ama aynı mahkeme o beraat ettirdiği konuda suç unsuru olarak onu göstertti. Ebru Şimşek’i gösterdi.
SUNUCU: Neden bu kadar karışık? Yani sonuç neden çıkmıyor?
ADNAN OKTAR: Bir hayır vardır yani harika bunların hepsi çok çok şaşılacak... Mesela 66 tane mahkemede bozma nedeni var. Yani hukuk tarihinde görülmemiştir böyle bir şey. Yani bir mahkemede 66 tane hukuktaki çelişki nedeniyle Yargıtay Ceza Kurulu kararlarına uygun 66 tane bozma nedeni görülmemiştir. Ama teşekkür ediyoruz yani. Ben kararlara saygı duyuyorum. Ama harika tabii.
SUNUCU: Peki sizinle ilgili neden sürekli böyle iddialar ortaya atılıyor? Yani hani sizden ayrılanlarda sizinle birlikte olup hani birlikte olup derken arkadaş grubunuzda olup da çıkanlar hep iddialar ortaya atıyorlar ve kötü oluyor bu genelde kötü iddialar. Neden sizce böyle? Size yönelik.
ADNAN OKTAR: Şimdi benim yanımda mesela 15 yıl kalmış arkadaşlar var, 20 yıl kalmış. 21. yılda benim çok çok kötü olduğumu çok çok tehlikeli olduğumu arkadaşlarımın çok çok kötü olduğunu yani dünyanın en kötü insanları olduğumu söylüyorlar.
SUNUCU: Evet bir anda neden böyle acaba?
ADNAN OKTAR: Hayır, 20 sene kalmışsan bakın yani 20 yaşında gelmişsin 40 yaşına kadar kalmışsın. 40 yaş artık olgunluk çağı değil mi bir insanın? Peki 20 yıldan beri göremedin de 21. yılda mı birdenbire beynin açıldı böyle ışıklar çaktı da gördün? O menfaat çatışmalarından kaynaklanan, belki de bir hedefi oluyor ona bir türlü ulaşamıyor. Maddi hedefleri oluyor bazı çıkarları oluyor. Ona ulaşamayınca bakıyor sadece hizmet var. Sadece Allah’ın rızası var. Ve maddi de hiçbir gelir getirmediği için belki bu öfkesinden. Çünkü eğer bir anormallik varsa, bir insan 20 yıl göremediyse e yoktur o. Yani 20 yıl göremeyen bir insan 21. yılda gördüm diyebilir mi? Bunun mantığı olur mu?
SUNUCU: Siz neler söyleyeceksiniz peki? Siz de Adnan Oktar’la arkadaş grubundasınız. Herhangi bir bu durumla karşılaştınız mı sizde çıkıp da geri döndüğünde iddialar ortaya atan birisiyle?
OKTAR BABUNA: Yani tam Adnan Bey’in belirttiği gibi. Bakın şimdi o mahkemede üç tane aile vardı mahkemeye gelip biliyorsunuz biri de benim ailem. Bunun yanında 250 tane aile var şahit Adnan Bey’in üstün ahlakına biz şahidiz çalışmalarına. Tabii bunun kökeninde neyin yattığı çok açık yani. Darwinizm’e, materyalizme, masonluğa karşı yapılan çalışmalar ve bunlara karşı atılan iftiralar söz konusu. Ben Adnan Bey’i çok uzun zamandır tanıyorum benim hastalığım dönemindeki manevi yardımları, biliyorsunuz büyük bir kampanya olmuştu. Gösterdiği merhamet şefkat, babam aynı şekilde ölüyordu büyük bir rahatsızlık geçirdi. Hastaneye gitmedi, Adnan Bey ısrarla zorlayarak gönderdi ve hayatının kurtulmasına vesile oldu. İşte kan gerekiyordu ameliyat oldu, Adnan Bey’in arkadaşları gidip kan verdiler. Yani Adnan Bey’in merhametine şefkatine sevgisine güzel ahlakına ben hem dünyada hem ahirette şahidim inşaAllah. Tam Adnan Bey’in anlattığı gibi bir çıkar çatışması yani 20 yıl kalan bir insan, bir günde 5 dakikada anlar nasıl bir insan olup olmadığını. 20 yıl sürer mi bu yani?
SUNUCU: Evet, sizin aslında düşüncelerinizi biliyorlar bunları bilerek bu yola giriyorlar. Yani Darwinizm karşıtı olduğunuzu biliyorlar bir anda ne oluyor? Darwinizm’e mi inanıyorlar?
ADNAN OKTAR: Mesela vardı, şeyin oğlu vardı bu Taha Akyol’un oğlu.
OKTAR BABUNA: Evet, evet Mustafa Akyol.
ADNAN OKTAR: Mustafa Akyol. O bizimle beraberdi. Antidarwinistti, yani ben onu sürekli o yönde eğitmiştim. Yani gidip konferanslar veriyordu anlatıyordu. Değil mi konuşuyordu? Sonra ne dedi? İlk safhada Allah’ın yarattığına inanıyorum ama ondan sonraki safhada Darwin’in dediklerini kabul ediyorum dedi.
SUNUCU: Belli bir araştırma yapıp böyle bir sonuca mı vardı?
ADNAN OKTAR: Böyle diyor yani halbuki böyle bir olay da yok çünkü 250 milyonun üzerinde fosil var. Çok açık. Ama arkadaşlar yazmışlar yazar arkadaşlar diyorlar ki yani o çevrede tutunabilmek için yani arkadaş çevresinin baskısından kurtulabilmek için bu şekilde fikir değiştirmiş olabilir diyorlar. O şekilde bir tavır gösteriyor olabilir diyorlar. O çevreye uyum sağlayabilmek, onların içerisinde bir yer alabilmek için yapmış olabilir diyorlar. Bilmiyorum belki hakikaten imanı zayıflamış da olabilir. Belki yanlış da bilgilendirilmiş olabilir. Ama 250 milyon fosil varken ve tek bir tane ara fosil yokken böyle bir iddiada nasıl bulunulabilir? O da mesela bizde yıllarca yanımızda kalan bir arkadaşımızdı. Taha Akyol’un da bize karşı tavır almasında mühim nedenlerden birisidir o. Yani Aydın Doğan’ın da öyle tavır almasının mühim nedenlerinden bir tanesidir. O Aydın Doğan’ın da kızları gelmişti bize. Her iki kızı da gelmişti zamanında. Yani görüşmüştüm, ben de bizzat görüşmüştüm. Yani özgür düşünmek, samimi düşünmek, her düşünceye saygı duymak çok önemli. Ben mesela Dem TV ile görüşüyorum. Marksist eğilimli biliniyor. Efendim işte başka türlü biliniyor. Beni hiç ilgilendirmez yani Marksistler de benim kardeşimdir efendim değil mi masonlar da benim kardeşimdir. Çünkü insan bunlar. Her insan aynı fikirde olacak diye bir konu yok. Yani samimi olarak da konuşuyorsa bir insan, dürüstçe fikirlerini açıklıyorsa, bu vatanın evladıdır. Onlar da bizim kardeşimizdir. Herkes tek fikirde olacak demiyor Cenab-ı Allah zaten, insanlar ayrı ayrı olacak.
SUNUCU: Evet siz de dediniz ki DEM TV’yle görüşüyorum. Aslında karşıt görüşlüyüz ama görüşebiliriz, düşünce özgürlüğüdür dediniz. Aslında belki de Mustafa Akyol olarak söylemiyorum sizden ayrılanlar bir araştırma içine girip de gerçekten Darwinizm’e inanıp bilimin bir gün bunu ortaya çıkaracağına inanıp, böyle bir yola girdilerse neden size bu kadar düşman oluyorlar? Bir anda yani bu bir düşünce, teori belki ona inanıyorlar. Ama siz, siz mi savaş açıyorsunuz da acaba size karşı oluyorlar?
ADNAN OKTAR: Yani şimdi Mustafa Akyol için söylemeyeyim de, Darwinizm’i bizden ayrılıp da devam edip savundun mu benim hizmetimde olan bir insan olduğunu düşünüyor. Yani o psikolojiye giriyor ve çok ağırına gidiyor o. Yani çünkü ayrılıyor fakat gidiyor Darwinizm’in geçersizliğini anlatıyor. O ne demektir? Benim emrimde olan bir insanmış gibi görüyor kendini o zaman. O, onu kızdırıyor yoksa başka mesela bir çocuk daha vardı şu şeyin kardeşi... Neyse isim değil, önemli değil. O da mesela baktım Allah’ın aleyhinde, dinin aleyhinde kitaplar çıkartmaya başladı. Sırf bana öfkesinden. Yani o benim yanımdaydı yetişti. 15 yıl yanımdaydı. Eğittim fakat şimdi sussa bile benim fikrim gelişiyor. Şimdi bana öfkesinden ne yapacağını şaşırıyor. O zaman dinin aleyhinde kitap yazmak durumunda kalıyor. O insani bir öfke. Yani insanın öfkesi çok gariptir yani garip reaksiyonlar gösteriyor. E, direkt Allah’ı da inkar eden bir konuşma yapıyor haşa kendince alay eden bir üslupla kitapları hazırlıyor sürekli olarak. Ama bilinçaltında benimle mücadelenin olduğunu görüyoruz. Mesela Darwinizm’i savunuyor yine orada, inandığından değil, net biliyor Darwinizm’in olmadığını. Ama hem o çevrede tutunabilmek, çünkü eğer tam antidarwinist olsa mesela barlara giremiyorlar, başka yerlere gidemezler, o tip adamlarla bağlantı kuramıyorlar. Onlarla bağlantı kurmak için biz de sizinle aynı fikirdeyiz demek durumunda kalıyorlar veya beyanatları da o yönde oluyor. Yoksa samimi olarak Darwinizm’e hiçbir şekilde inanmazlar. Yani gerçek konuşsa çünkü yüzde yüz inanıyorlar olmadığına. Çünkü eliyle tutuyor, 250 milyonun üstünde fosil var. Nasıl inansın? Bir tane ara fosil yok. Yani tek bir tane yok. Ki milyonlarca, milyarlarca ara fosil olması gerekiyordu. Patolojik, asimetrik, bozuk, garip böyle gulyabani gibi varlıklar olması gerekiyordu. Bir tane yok. Bütün varlıklar bulunan, ara fosil diye gösterilen varlıklar dikkat edin simetrik, altın oranla yaratılmış, matematik düzgünlükte oluyor. Yani mesela şu en azından, en azından ara fosillerin şu bozuklukta olması lazım. Ama en hafifinden. Çok çok daha bozuk olması gerekiyor. Yani muazzam bir patoloji olması lazım. Hiçbir şekilde bulunamıyor.
SUNUCU: Peki bir izleyicimiz de sormuş. “DEM TV’de geçen hafta evrim programı vardı, evrim tartışıldı. Bu programı seyrettiniz mi?” demiş. Bununla ilgili ne söyleyeceksiniz? Seyrettiniz mi?
ADNAN OKTAR: Evet, seyrettim.
SUNUCU: Düşüncelere katıldınız mı? Bilim adamları vardı aslında, bilim araştırmacıları vardı. Onların bu düşünceleri hakkında ne diyeceksiniz? Evrimi savunuyorlardı.
ADNAN OKTAR: Ne kadar eskilerde kalmışlar. Ben şaşırdım. Yani hayretler içinde kaldım.
SUNUCU: Neden bu düşünceye vardınız? Yani hangi konuşmadan?
ADNAN OKTAR: Anlattıkları bilgiler, 60-70 sene, 80 sene öncesine ait bilgiler. Yani onların tamamı değişti. Mesela bademciklerin faydası anlaşıldı, apandistin faydası anlaşıldı. O embriyonların kıyaslaması olayı değil mi? Anlat onu, nasıl o?
OKTAR BABUNA: Sahte çizim yaptıkları anlaşıldı ki onlar savunuldu hâlbuki bu yıllardır biliniyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen sadece o embriyo konusunu anlat. Ne o mesela bir tane örnek verelim onu anlat.
OKTAR BABUNA: Ernst Haeckel diye Darwin’in de yakın arkadaşı olan biri embriyo çizimleri yapıyor. Diyor ki, bu embriyoların yani hayvanların canlıların bebeklik halinin gelişimi, evrimin gelişim safhalarını gösterir diye bir iddia ortaya atıyor. Fakat burada çok önemli bir şey var. Kendisi de itiraf ediyor bunu. Sahtekarlık yapıyor. Gerçek yapılarını değiştiriyor ve birbirine benzer hale getiriyor bunları. Daha sonra soruyorlar buna niye bu sahtekarlığı yaptın diye ben yapıyorum, herkes yapıyor diye cevap veriyor. Bu Science dergisinde yayınlandı.
ADNAN OKTAR: Bunu diyen kim?
OKTAR BABUNA: Kendisi söylüyor.
ADNAN OKTAR: Kendisi kim?
OKTAR BABUNA: Ernst Haeckel.
ADNAN OKTAR: Tamam.
OKTAR BABUNA: Haeckel, Darwin’in yakın arkadaşı.
ADNAN OKTAR: Bakın ta o dönemde olay bitmiş. Beyefendi çıktı taze bilgi gibi onu anlatıyor, yani ben ne söyleyeyim o zaman? Mesela ara fosillerin olmadığını orada itiraf ettiler. Yok ara fosil. “Ara fosil var” diyor. Yani şimdi ben bu odanın içinde diyeceğim ki...
SUNUCU: Bulunduğu söyleniyor yani böyle haberler çıkıyor aslında. Hani bir şey ortaya atmak için ortaya atılmış şeyler değil bunlar. Mesela geçen “Çin’de” dedik sanıyorum “kayıp halka bulundu” diye, siz onları tabii ki doğrulamadınız ama hani böyle haberler de çıkıyor, değil mi?
ADNAN OKTAR: Bakın o kayıp halkalardan kolye olurdu şu ana kadar yani öyle bir konu yok. Yani her buldukları muntazam, simetrik, altın oranla yaratılmış mükemmel canlılar. Yani en ufak, tek bir tane patoloji yok o hayvanlarda. Patolojik hiçbir şey yok. Son derece düzgünler, dolayısıyla ara fosil olmakla alakası yok. Ara fosil olmadığını bütün Darwinistlerin ileri gelenleri kendileri söylüyor zaten. Mesela onlardan örnekler versene sen.
OKTAR BABUNA: Vereyim. Mesela Science dergisini hep referans verirler. Science dergisi şöyledir, böyledir diye. Bakın Science dergisinde diyor ki, Science dergisi “evrimsel biyoloji ve paleontoloji alanlarının dışında kalan çok sayıda iyi eğitimli bilim adamı, ne yazık ki fosil kayıtlarının Darwinizm’e çok uygun olduğu gibi bir yanlış fikre kapılmıştır. Darwin’den sonraki yıllarda onun taraftarları bu yönde, yani fosiller alanında, gelişmeler elde etmeyi ummuşlardır. Bu gelişmeler elde edilememiş ama yine de iyimser bir bekleyiş devam etmiş ve bir kısım hayal ürünü fanteziler de ders kitaplarına kadar girmiştir”. Mesela Niles Eldredge var, bu en ünlü paleontologlardan birisi ve Darwinist paleontolog, Niles Eldredge, Amerikalı, diyor ki “ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları süre boyunca değişim göstermedikleri Darwin’in “Türlerin Kökeni” nin yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen bir gerçektir. Yani “ara geçiş formların olmadığı Darwin’den önce bile biliniyordu” diyor. Aradan geçen yüz yirmi yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda fosil kayıtlarının Darwin’in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görünür hale gelmiştir. Fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir.” Darwin de söylüyor bunu. Bakın, Ali Demirsoy söylüyor, Türk evrimcilerden. Stanley var mesela John Hopkins Üniversitesi’nden. Yine Amerika’da önde gelen bir evrimci bilim adamı. Diyor ki “bilinen fosil kayıtları kademeli evrim ile uyumlu değildir ve hiçbir zaman olmamıştır.” Çok açık söylüyor, “yoktur” diyor.
ADNAN OKTAR: Darwin’in kendi de söylüyor.
SUNUCU: Bu olmayacağı anlamına gelir mi? Belki bir gün bilim sonuçta gerçekten ilerliyor yani bulunursa ve kanıt çıkarsa, ne diyeceksiniz bununla ilgili? Yani bulunamaz diye bir şey söz konusu olamaz hani.
ADNAN OKTAR: Bakın şöyle düşünelim, mesela şu defterin, dünya bu tabakalardan oluşuyor, katmanlardan. Her biri bir yaprak, her bir yaprak bir tarih dönemini gösterir. Bu defterin bütün yaprakları incelenmiştir dünyada. Yani her yaprak bir bir incelenmiştir. Ve her safhadan çıkarılan fosillerin hepsinin mükemmel olduğu görülüyor. Yani incelenmeyen tabaka kalmadı, yeryüzünün bütün katmanları tek tek incelenmiştir. Darwin’in zamanında da incelenmiştir. On binlerce işçi aramıştır, yok, yüz elli yıl geçti, yine yok, yine yok. Hep mükemmel canlılar çıkıyor. “Bir gün gelirse, e bir gün güneş de gelir masanın üzerine oturursa”, “bir gün Merihliler gelir burada sohbet edersek. Bilim böyle olur mu, bir gün böyle olursa gibi?
SUNUCU: Yani, hani tabii ki de söylediğiniz katmanlar incelendi falan ama sonuçta bilim adamları “bunu ortaya çıkaracağız, böyle bir şey var” diyorlar, böyle bir düşünceleri var yani.
ADNAN OKTAR: Ama o biraz saplantı gibi olmuyor mu? Yani şimdi “masanın üzerinde” diyoruz, “burada bir tane adam var” diyorlar, göremiyoruz, “biz buluruz bir gün” diyorlar. Yani ne yapacağız camı mı kırıp çıkartalım buradan yani, yok işte, olmayınca. Bilim nedir? Gidersin bir şeyi ararsın bulamıyorsan yoktur, veyahut vardır yani. Mikroskopla bir şeye bakıyoruz, görünmüyorsa yoktur.
OKTAR BABUNA: Bir de sizin bir açıklamanız vardı hocam, demiştiniz ki “300 milyon fosil var, eğer ara geçiş formları olmuş olsa, evrim olsa, bunun %99’unun ara geçiş formuna ait olması lazım. Yani 300 milyon fosilin 299 milyonun üstünde ara geçiş formu olması lazım.
ADNAN OKTAR: Ara fosil diye bulunanların zaten patolojik olması gerekiyordu şu ana kadar. Yani hepsi jilet gibi gayet düzgün. Hepsinde muazzam simetri var, hepsinde altın oran var ve kılıç gibi hepsi gayet mükemmel.
SUNUCU: Yani ara fosillerin aslında değişik olması gerekiyor, eciş bücüş.
ADNAN OKTAR: Yani muazzam patoloji olur. Yani bakın siz diyorsunuz ki...
SUNUCU: Eğrili büğrülü olur.
ADNAN OKTAR: Mutasyon. Mutasyon kromozoma gelecek ve bozacak hayvanı, bozdu mu ne yapar? Böyle Gırgır’da tipler vardı, habala hübele diyen, o tiplere dönüşür yani eciş bücüş tiplere dönüşür.
SUNUCU: Peki programdaki konuşulanlardan hangisine karşı siz saplantı dediniz? Bunlar saplantı dediniz az önce. Dem TV’deki programda evrim konusu tartışıldı dedik.
ADNAN OKTAR: Yani bunlar altmış, yetmiş senelik bilgiler. Yani hicazkar makamında bilgiler. Bunların artık modası geçmiş. Artık elektron mikroskop çağı, biomatematik çağı, yani bilim o kadar ilerledi ki, daha 70-80 yıl öncesinin bilimiyle, onların iddiası ile devam etmek saplantı tabiî ki ve tutuculuk bu. Yani bu tutuculuktan kurtulmak lazım. İncelenmiş, yani buna dürüstçe bakmak lazım. Olsaydı derdik “Allah evrimle yarattı” derdik. Yok, akılcı bakmak bize kesin görüş kazandırır. Olaylara net bakmak lazım yani yer katmanları öyle gizli bir şey değil ki. Kaldı yine orada o.
OKTAR BABUNA: Kaldırayım. Mutasyon şeyi. Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Mutasyon mu, pek beli olmuyor, ne o?
OKTAR BABUNA: Ayağı sırtından çıkmış. Bakın mutasyon Hocamızın bahsettiği, tam bu şekilde olması gerekiyor. Bu en hafifi.
ADNAN OKTAR: En az, en az, en az evet. Yani muazzam anormallikler meydana gelmesi gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Bakın kalkıyor, şu sırtından bacak. Bu mutasyon işte. Normal düzgünlüğü bozuyor, simetriyi bozuyor. Bacak ya kafadan çıkıyor...
ADNAN OKTAR: İşte mutasyon böyle oluyor. Bakın önden de yine görüyorsunuz, hayvandan bacaklar sarkıyor önünden. Böyle çok, ki en mükemmeli yani bundan kat kat daha mükemmel olması lazım bulunanların ve milyonlarca olması gerekiyor.
SUNUCU: Peki. Aslında bununla ilgili bir soru da var. Barnabas İncili var ve burada Hz. Muhammed’in geri döneceği söyleniyor bu İncil’de. Hıristiyanlar inanıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yani böyle bir şey olabilir mi? Mesih gelecek dediniz ama Hz. Muhammed acaba geri dönecek mi?
ADNAN OKTAR: O yanlış bilgi, yanlış aktarmışlar, Barnabas İncil’inde öyle bir ifade geçmiyor. Mesih’in dönüşü vardır, fakat Hz. Muhammed’in hak peygamber, gerçek peygamber olduğu geçer, Barnabas İncili’nde.
SUNUCU: Yok İslam dininin peygamberinin geri döneceği var, Barnabas İncil’inde. Böyle bir inanç var.
ADNAN OKTAR: Yani şu an kaynaktan mı okuyorsunuz? Bir eski kitaptan mı okuyorsunuz?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani bilinen Barnabas İncil’inde yok ama yeni bir Barnabas İncil’i çıkarttılar da bugün çıkarttılar da, bugün böyle bir şey söylüyorlarsa bilmiyorum. Ama klasik bilinen Barnabas İncili’nde böyle bir ifade yok. Yani net biliyorum çünkü okudum ben Barnabas İncili’ni. Yani Hz.İsa’nın geleceği var. Peygamberimizin hak peygamber olduğu var. Hz.İsa’nın Peygamberimizi müjdelemesi var, bunlar var. Ama bu tarz bilgiyi ilk defa duyuyorum.
SUNUCU: Peki ne düşünüyorsunuz bu İncil’le ilgili, okudum dediniz?
ADNAN OKTAR: İncil’in aslı önümüzdeki 10 yıl içinde bulunacak. Yani İncil’in direkt doğrudan aslı, saklı mağaralarda, bazı gizli yerlerde saklı. Bir tanesi bir gölün altında saklı, yani çamur tabakaların altında, altın sandık içerisinde saklı.
SUNUCU: Nerede, yer olarak biliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Yani.
SUNUCU: Söylemeyeceksiniz, öyle mi?
ADNAN OKTAR: Bilinen bir şey ama söylemesem daha iyi.
SUNUCU: Neden, neden saklıyorsunuz peki?
ADNAN OKTAR: Yani şimdi millet gider orada aramaya kalkarlar.
SUNUCU: Nasıl çıkacak peki ortaya?
ADNAN OKTAR: Muhtemelen gölün suyu boşaltılacak, o yapılması gerekiyor, teknik kolaylık açısından o gerekiyor. Çamur tabakaların alt katmanında. Kutsal sandık var mesela, Hz. Musa’nın döneminde de olan Kutsal Sandık var. Orada Hz. Musa’nın kutsal eşyaları var, emanetler, onlar bulunacak. Tevrat’ın orijinali bulunacak. Antakya’da bir mağarada mesela bir tanesi. Ama şimdi söylesek gidip oraları hallaç pamuğu gibi gidip ararlar. Dini konuları tenzih ederim tabi.
SUNUCU: Antakya’da bir mağarada olduğunu söylediniz. İncil’in de şehir olarak en azından söylesek.
ADNAN OKTAR: İsrail’de de var bu tip şeyler. Mesela Kubbetül Sahra’nın bulunduğu bölgede var, kutsal emanetler.
SUNUCU: Peki çıkınca ortaya inanacaklar mı? İnanılır mı sizce?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii, tabii. Bu hadislerde var. Yani Hıristiyanların büyük bir bölümü Müslüman olacaklar. Musevilerin de büyük bir bölümü Müslüman olacaklar, o dönemde, Mehdi döneminde.
SUNUCU: Hayır, İncil çıktığı zaman, “İncil’in orijinali çıkacak” dediniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: İnsanlar buna inanacaklar mı, kabul edecekler mi?
ADNAN OKTAR: Karbon metoduyla tespiti mümkün. Yani üslubundan, yazının şeklinden anlarlar. Yani bu eski mi yeni mi tespit çok kolay biliyorsunuz Karbon 14 metoduyla anlarlar.
SUNUCU: Hadislerde mi yazıyor peki?
ADNAN OKTAR: Evet hadislerde.
SUNUCU: Birisi mi sakladı acaba?
ADNAN OKTAR: Şimdi aslında Taberiye gölünün altında böyle bir şey var yani inşaAllah. Bulunacak. Ama o şu anda kimseye nasip olmaz yani isteseler de bulamazlar.
SUNUCU: Peki. Siz biliyor musunuz orijinalini?
ADNAN OKTAR: Neyin orijinalini? İncil’in?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani bulunacak sadece onu söyleyeyim inşaAllah.
SUNUCU: Onda da hadisler falan...
ADNAN OKTAR: Var tabii hadislerde var. Mehdi devrinde bulunacağı var. Hatta Mehdi Hıristiyanlara İncil’in aslıyla hitap edecek, Musevilere de Tevrat’ın aslıyla hitap edecek. Orijinaldir. Rulo halinde bulunacak, ceylan derisi üzerine yazılmış olarak inşaAllah.
SUNUCU: Ceylan derisi üstüne?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU: Peki neler içeriyor?
ADNAN OKTAR: Kuran’la tam mutabıktır. Yani birbirlerini tamamlayan özelliktedir gerçek Tevrat’la ve gerçek İncil’le. Mesela gerçek İncil’de tek Allah’tan bahsedilir. Teslis inancı yoktur, net. Hz. Muhammed’in geleceğinden bahsedilir. İslam’ın dünyaya hakim olacağından bahsedilir ahir zamanda. Mehdi’ye de işaret vardır. Tevrat’ta da Mehdi’ye işaret vardır.
SUNUCU: Orada ne zaman geleceği yazıyor mu Mehdi’nin?
ADNAN OKTAR: Tevrat’ta alametleri var. Ama zaten Musevi takvimine göre de kıyamete geldik. Kıyamet vaktine geldik.
SUNUCU: Alametleri ne olarak yazıyor acaba?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin alametleri?
SUNUCU: Kuran ile aynı mı?
ADNAN OKTAR: İşte evinde yönetir diyor, hadislerle mutabık halinde. Evinden yönetir diyor, güzel yüzlüdür diyor. Barışı savunacaktır diyor. Dünyadan silahları kaldıracak diyor. Kurtla koyun aynı ortamda olacak diyor. Silahlanma sona erecek, bütün silahları faydalı aletlere dönüştürecekler diyor. Yani tarım aletlerine, öbür doğal ihtiyaçlara çevirecekler diyor.
SUNUCU: Peki bir sorumuz daha var, ilginç bir soru. Türk Hava Yolları’nın uçaklarda Kürtçe anons yapılması için soru önergesi verilmesi düşünülüyormuş. Siz bu konuda ne düşünüyormuşsunuz, bir izleyicimiz sormuş.
ADNAN OKTAR: Niye, Kürtçe vatandaşlarımız konuşsun yani anons da yapılsın. Niye çok şahane ben dinliyorum bazen öyle Kürtçe şarkılar falan. Gayet güzel, bizim Anadolu’daki tertemiz kardeşlerimizin geleneksel dili. Yani niçin konuşmasınlar? Anons da olsun. Ben Kürtleri çok seviyorum, onlar benim canım, son derece efendi, son derece nezih, onurlu, çok hürmetkar insanlardır. Çok misafirperver, yani nereye giderseniz gidin görürsünüz. Yani insanın değerini bilir onlar.
SUNUCU: Kürtçe eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İsteyen istediği dilde eğitim yapsın zaten.
SUNUCU: Olmalı diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii yani İngilizce eğitim nasıl oluyor, isteyen yapıyor. Kürtçe de istiyorsa yapsın yani. Yani Kürtçe eğitim, ama niye İngilizce yapsınlar, Türkçe yapsınlar. Yani illa niye Kürtçe olması gerekiyor? İngilizcesini de geliştirsinler Kürt kardeşlerimiz.
SUNUCU: Ne farkı var İngilizce, Kürtçe?
ADNAN OKTAR: Efendim, mesela İngilizce beynelmilel bir lisan, bu çok iyi olur onu kullanabilirler.
SUNUCU: Ama Kürtçe de onların kendi dili mesela.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, onu zaten bilecekler. Kürtçe’yi bilecek ama Türkçe’yi de bilsinler. Çünkü Türkiye’de onlar bizim kardeşimiz, buraya geldiklerinde biz nasıl konuşacağız onlarla? Ben seviyorum kardeşlerimi, görüşmek istiyorum, konuşmak istiyorum yani. Bilsinler Türkçe’yi, rahat ederler her yerde.
SUNUCU: Tabii Türkçe’yi bilmek tabii ki de gerekli çünkü Türkiye’de yaşıyoruz, ama herkes istediği dili konuşmakta da...
ADNAN OKTAR: Yani o zaten onu tartışacak bir yönü yok. Yani o ana lisanı zaten konuşacak onu. Yani Kürtçe kendi lisanı.
SUNUCU: Peki Hz. İsa geldiğinde vahiy alacak mı?
ADNAN OKTAR: Alacak, evet.
SUNUCU: Nasıl?
ADNAN OKTAR: Normal, sadece kendisinin sorumlu olacağı şekilde vahiy alacak. Cebrail kanalıyla vahiy alacak.
SUNUCU: Cebrail kanalıyla?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Neler olacak mesela bilginiz var mı?
ADNAN OKTAR: Mesela Mehdi’nin yüzünü mes ediyor elleriyle böyle, ince uzun parmakları vardır onun, Hz. Mesih’in, çok yakışıklı, güzel bir insandır. Kibar yüzlüdür, altın sarısıyla açık kahverengiye yakındı saçları, böyle ıslak olmadığı halde, ıslak görünümlü. Elinden yüzünden nur akar, son derece akıllı, gayet keskin bakışlıdır Hz. Mesih. Yani ateş gibi diyor gözleri. Gri gözlüdür Hz. Mesih. Fizik olarak da atletik yapılıdır. Geniş omuzlu, ince bellidir, orta boylu. Ama son derece akıllı, asla hata yapmaz. Biliyorsunuz peygamberler hem ahkamda hem ismette masum oluyorlar yani hiç hata yapmaz. Konuşmada üslupta hiç bir şeyde hata yapmaz. Tam isabetlidir konuştuğu şeyler. Zaten oradan insanlar anlayacaklar Peygamber olduğunu.
SUNUCU: Mucizeler olacak mı?
ADNAN OKTAR: Mucizeler gösterecek tabii. Said Nursi diyor, “ancak mucizatlı bir peygamber gerekir” diyor. Aleni açık insanların hiçbir şekilde açıklayamayacağı şekilde net mucize gösterecek.
SUNUCU: Nasıl mucizeler?
ADNAN OKTAR: Çok fazla değil. Yani mesela hipnozla insanları etkilemiş bir insanın etkisini ortadan kaldırmak şeklinde olur. Belki kör insanların birkaç tane insanın gözünü açabilir yani bilinen klasik anadan doğma kör olanların gözünü açabilir. Baras hastalığını iyileştiren özelliği var. Yani cilde elini sürdüğünde o hastalık geçiyor. O olabilir. Evde sakladığı bir yiyeceğini bir şeyleri söyleyebilir şahısların yani gizli bir şeyin yerini söyleyebilir. Hz. Yusuf’un da var o özelliği biliyorsunuz. Kendi de söylüyor zaten bilirim ben diyor. İnşaAllah Allah’ın dilemesiyle.
SUNUCU: Peki bir izleyicimiz de, “neden evrim ispatlanmaya çalışılıyor bunda kimin ne çıkarı var?” demiş.
ADNAN OKTAR: Evrim neden ispatlanmaya çalışılıyor? Evrim ispatlanırsa, ateizm gelecek, ateizm gelince de şeytanın dediği olmuş olacak. Şeytanın etkisi dünyada zaten görüldü, I. Dünya Harbi’nde, II. Dünya Harbi’nde biliyorsunuz 350 milyon insan öldürüldü. Aydınlanma çağıydı biliyorsunuz o çağ. Hakikaten dünyayı aydınlattılar, atom bombasıyla aydınlattılar biliyorsunuz Hiroşima, Nagazaki. Gündüz gibi aydınlandı atom bombasının etkisiyle. Napalm bombalarıyla aydınlattılar ortalığı. Obüs mermilerinin namlularıyla aydınlattılar böyle pırıl pırıl. O katyuşe roketleri gündüz gibi aydınlattı ortalığı. Doğru her yeri aydınlatıyor ama 350 milyon insanı öldürdüler, 1 milyar insanı sakatladılar aydınlanma çağında. Milyonlarca yetim bıraktılar, öksüz bıraktılar. Binlerce şehri yerle bir ettiler. Medeniyeti yok ettiler. Ve en önemlisi insanların kalbinden sevgiyi aldılar. Dışarı çıkın bakın, kim kimi seviyor? Bana gösterin. Mesela şu insan şunu seviyor diye gösterin. Çok çok nadirdir. Hemen hemen herkesi birbirinden nefret eder hale getirdiler. Solcu sağcıdan, sağcı solcudan, mesela Başbakan’dan adam bahsederken öfkeyle bahsediyor bakıyorsun devletin Başbakanı’ndan. Cumhurbaşkanı’ndan bahsederken öfkeye bahsediyor. Mesela birisi bakıyorsun seviyor tam tersine. Ama ben herkesin Allah’ın yarattığı kul olarak sevilmesi taraftarıyım. Şefkat duyulması taraftarıyım.
SUNUCU: Yani aslında sevgiyle nasıl bir alakası var? Evrim bilimsel bir düşünce.
ADNAN OKTAR: Şimdi tesadüfler sonucu oluşmuş bir hayvan olarak görüyor insanı. Artık onun yaşaması, hayatı, manevi özelliği onu ilgilendirmiyor. Zaten o yok olup gidecek bir mahluk, bir hayvan türü. Yani nasıl diyor bir böceği öldürmek makulse, bir sineği öldürmek nasıl makulse insanı öldürmek de öyle makul diyor. Bir hayvan türü olarak gördüğü için. Yani ona insan olarak, Allah’ın tecellisi olarak saygı ve sevgi duyamıyor. Yani Allah’a inanmamak insanın ruhunu boşaltır, tutkuyu derinliği, sevgiyi, aşkı yok eder. Allah’a inanmayarak, tutkunun oluşması mümkün değildir. Yani Allah’a inanmayan kimse tutkuyu yaşayamaz, hiç kimse aşkı yaşayamaz. Fedakarlığın derinliğini yaşayamaz. Dolayısıyla da bu ortamlar oluyor. Mesela kadınların değeri bilinmiyor. Çocukların değeri bilinmiyor. İnsanların değeri bilinmiyor. Mesela çocuk sevgisi olmuyor. Birbirlerine karşı sevgileri olmuyor. Kadınlara karşı saygı olmuyor. Halbuki kadınlar dünyanın en büyük nimetidir. Mesela onlara Allah özel bir güç vermiştir ama iman eden bunu görebilir. Allah’ı seven, Allah aşkıyla bakan Allah’ın tecellisini kadında görebilir. Bakmayınca onu bir mahluk gibi görüyor. Kafasını gözünü patlatıyor, aşağılıyor, trafikte aşağılamaya kalkıyorlar. Sokakta aşağılamaya kalkıyorlar. Halbuki baş tacı edilmesi gereken varlıklar. Ancak bu Allah aşkıyla kadınlar o şekilde sevilebilir, saygı görebilir.
SUNUCU: Peki siz böyle düşünüyorsunuz ama bunun karşıt düşünceleri de olabilir, araştırılır, ona inanılır veya diğer türlü yaratılışçılığa inanılır. Siz bunu kendinizde görev mi hissediyorsunuz insanlara bunu anlatmak için?
ADNAN OKTAR: Kuran’ın emri tabii, Allah öyle emrediyor. Emri bil maruf, nehyeni münker, Arapçası bu şekilde. Yani maruf olanı emretmek, münker olanı insanlardan uzaklaştırmak, nehyetmek, uyarmak. Her Müslümanın görevi.
SUNUCU: Yani size kendinize mi böyle bir şey mi verildi? Yani siz bunu yaymakla görevli misiniz?
ADNAN OKTAR: Her Müslüman görevli yani ne kadar Müslüman varsa dünyada hepsi görevli. Nasıl namaz kılmak herkesin görevi, oruç tutmak nasıl göreviyse, dini yaymak, güzel ahlakı anlatmak, kötü olandan insanları nehyetmek de her Müslümanın farz olan görevidir. Yani namazdan farkı yoktur. Aynı şekilde ibadettir.
SUNUCU: Peki yayabildiğinize, ulaşabildiğinize inanıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: EvvelAllah. Dünyayı, yani böyle söktük adeta. Yabancı basına bakın, on binlerce haber. Avrupa şu an çalkalanıyor, Amerika’da çalkalanıyor. Yani internete girin bakın.
SUNUCU: Peki. Bir izleyicimiz demiş ki: “Peygamberimiz son peygamberdir. Hz. İsa geldiğinde peygamber olarak mı gelecek? Bu Peygamberimizin son peygamber oluşuyla çelişmez mi? Ayrıca Kur’an ayetlerini okurken niçin Euzubesmele çekmiyorsunuz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Tamam. Euzubesmele Kur’an’nın ilk başında okunur. Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla başlarken. Onun dışında Kur’an bize ‘şeytandan Allah’a sığınmamızı’ söylüyor. İlk ayetin üstünde ‘Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla’ yani sırasıyla öyledir. Biz onu okuduktan sonra ‘Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla’ dedikten sonra, başlangıçta bütün ayetleri okuyabiliriz. Her ayette yeniden Besmele olmaz. Sadece şeytandan Allah’a sığınılır.
SUNUCU: Peki, son peygamber konusunda ne söyleyeceksiniz? Kur’an’da Hz. Muhammed’in son peygamber olduğu söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Doğru.
SUNUCU: Hz. İsa geldiğinde, Mesih yani peygamber olarak mı?
ADNAN OKTAR: Mesih’in unvanı kalacak, unvanı. Risalet görevi yok yani, yeni bir din getirmeyecek. Daha önce de zaten öyle oldu biliyorsunuz. Musevi’ydi o, Tevrat’a uyuyordu Hz. İsa. Sonra İncil’e tabii oldu. Yani o zamanın Musevilerini İncil’e çevirdi. Şimdi de İncil’den Kur’an’a çevirecek onları. Çünkü zaten kitap gelmiş. Yani onun kitap getirmesi diye bir konu yok. Ama peygamberlik sıfatı kalıyor üstünde yani unvanı kalıyor. Yani o özellikleri de kalıyor. Fakat aldığı vahiy, sadece kendisini bağlayan vahiy olacak. Yani insanlar ondan sorumlu olmazlar. Mesela Mehdi’nin yüzünü sıvazlar diyor, mesheder ve cennetteki makamını söyler diyor. Mehdi’nin buna inanması farz değildir. Ama hüsnü zan eder, hoşuna gider, umar, zannı galiple inşaAllah öyledir der. Ama onu dua mahiyetinde kabul eder. Yani ona iman etmesi farz değildir.
SUNUCU: Peki peygamber olarak gelecek dediniz ama, işte çelişecek mi bu durumda? Yani son Peygamber Hz. Muhammed.
ADNAN OKTAR: Ama, kitap getirmiyor, kitap getirmiyor. Sadece elçi. Yani elçilik görevi yapıyor.
SUNUCU: Peki, tabii burada bir sürü soru var ama.
ADNAN OKTAR: Birçok.
SUNUCU: Hepsini sorarsak. Tabii size tepkiler de geliyor bu arada.
ADNAN OKTAR: İyi. O sıhhat alameti o. Tepki olmasa ben kendimden şüphe ederim.
SUNUCU: “Bilimi araştırmak zamanla ilgili değil mi?” demiş bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Nasıl, bilim…?
SUNUCU: Bilimi araştırmak, yani bilimin özelliğini bulmak zamanla ilgili değil mi demiş? Yani bulunsaydı, bu zamana kadar bulunurdu dediniz ya. Herhalde onunla alakalı.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi bakın, ben söylüyorum. Bu masanın üstünde bir insan var derseler, gözümüzü ovuştururuz bakarız, yoksa yoktur. Değil mi? Yani bütün yer katmanları tek tek numaralı olarak bakılmış ve kontrol edilmiştir. Dünyanın yüzlerce yerinde, binlerce yerinde kontrol edilmiştir. Ve her yerde mükemmel canlı bulunduğuna göre, bütün katmanlar da bu olduğuna göre, Darwin’den önce de aranmıştır. Darwin zamanında da aranmıştır, 150 seneden beri de aranıyor. Hiçbir şekilde ara fosil bulunamamıştır. Peki burada, elle tutulan somut bir delil varken, hayali delil aramaya ne gerek var? 300 milyon yaratılışı ispat eden fosil var. Tek bir tane, Darwin’in dediği bir tarzda fosil yok. Bu durumda yani, makul bilim bakış açısıyla, önyargısız bakarsak, yaratılış açıkça görülmüyor mu burada?
SUNUCU: Yani zamanla gelişir mi sizce? Daha çok?
ADNAN OKTAR: Sayısı artıyor. Mesela bakın 300 milyon dedim, 300 milyonu buldu. Yakın zamanda 250 milyondu. 300 milyona yaklaştı şu an.
SUNUCU: Hayır bilim arayışından bahsediyorum. Yani zamanla acaba daha kapsamlı olur mu? Bilimin özelliği, ilmi arayıp zamanla gelişmek değil mi demiş izleyicimiz? Onu sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Zaten bilimle biz Kur’an’ı anlıyoruz. Kur’an’ın derinliklerini anlıyoruz. Yani Kur’an bilimi her yerde farz kılmıştır. Yaratılışı Allah araştırın diyor Kur’an’da. Araştırıyoruz Allah’ın sanatını görüyoruz, yani yaratılış olduğunu görüyoruz. Yani yerin altında, üstünde her yerde araştırın ve inceleyin diyor Allah. Bu Allah’ın emridir. Bilim, Kur’an’ın bize sunduğu, Allah’ın sunduğu bir nimettir. Bilimle biz Allah’ın bütün detaylarını görüyoruz, sanatını görüyoruz, yani yaratılış detaylarını görüyoruz. Mesela elektron mikroskop olmasa biz hücrenin kromozomlarını, efendim değil mi? Ribozomlarını şunu bunu nasıl görecektik? Allah’ın sanatını nasıl görecektik? Elektron mikroskop nedir? Bunun bulunması nedir? Bilimdir. Dolayısıyla Müslümanla bilim iç içedir, başka türlü yapamaz zaten Müslüman.
OKTAR BABUNA : Bir de bu proteinlerin oluşumu imkansızlığı da evrimi çürüten başka bir delil. Yani birçok delil var sadece fosillerde değil. Faydalı mutasyon, 60 yıl deney yapıyorlar gösteremiyorlar. Bu da evrimi çürütüyor. Yani evrim, her aşamasında çürüyor.
ADNAN OKTAR: Bilimsel yönden nereden yaklaşırlarsa yaklaşsınlar, hep evrimin aleyhinde delil çıkıyor şu ana kadar, hep aleyhte çıktı. Bakın en sonunda Dawkins yapamadı. Kromozomların konumunu da göz önünde bulundurarak, uzaylılar yaptı dedi insanları. Kromozomları uzaylılar yaptı dedi. Şimdi uzay dinine girdi hazret. Yakında kim bilir ne olacak bilemiyoruz? Allah, aklını fikrini arttırsın. Ne diyeyim yani?
SUNUCU: Peki devam edeceğiz, kısa bir aramız var. Reklamlardan sonra buradayız.
Evet, Dem Özel devam ediyor değerli izleyenler. Eğer sorularınız varsa, Dem yazıp boşluk bırakıyorsunuz mesajınızı yazarak 3929’a yolluyorsunuz. Evet biraz da isterseniz gündemdeki konulara değinelim. Bu hafta biliyorsunuz mecliste bir “Dersim” krizi vardı. Onur Öymen “Dersim” isyanıyla ilgili tartışılacak sözler söyledi, teröre vurgu yaptı buradan, bir bağlantı kurdu. Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz? Neler düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: “Dersim” tabii, çok çok çok çok acı bir olaydır. Çok, hatırlandığında tabii insana, rahatsızlık veren bir olay. Oradaki insanlarımızın şehit edilmesi, karşılıklı insanlarımızın kaybetmemiz, şehitler vermemiz tabii acı bir olay yani. Kardeş, kardeşe karşı bir tavır göstermiş oldu orada. Tabii Seyid Rıza, muhterem seyid insan da, iyi niyetle ortalığı yatıştırmak istedi. O da biliyorsunuz gerçekten seyittir, Peygamber Efendimiz’in neslinden bir insandır. Ben Ehl-i Kerbelayım dedi. Yani ayıptır, günahtır, yapmayın dedi. Ama, o dönemde söz dinlemediler. Yani iyi niyetli yaklaştığı halde böyle bir olay oldu tabii. Orada insanlarımız, çocuklarımız çok mağdur olan insanlar oldu. Tabii duyduğumuzda, okuduğumuzda içimize derin derin şöyle bir rahatsızlık hissediyoruz. Ama çok şiddetli bir rahatsızlık hissediyoruz. Masonların bize oynadığı bir oyundu bu. Atatürk’le alakası yok. Yani Atatürk böyle bir şeyden asla hoşlanmaz. Şiddetle karşı olduğu bir olaydır. O dönemdeki masonların bir oyunudur bu. Ve kardeşi, kardeşe kırdırma oyunudur. Askerlerimiz, Mehmetçiklerimiz de orada şehit olmuşlardır. Tertemiz bizim Kürt kardeşlerimiz orada şehit olmuşlardır. Her biri aslandır, tertemiz insanlardır. Mazlum, dindar insanlar bunlar. Çok efendi insanlar. Bir yanlış anlaşılma olmuştur. Halbuki o sözlü olarak, ikna edilerek, konuşularak; aşiret liderleriyle, o şeyh efendilerle konuşularak çok rahat yatışılacak bir konuydu. Atatürk’ün yöntemi buydu biliyorsunuz. Şeyhlerle, hocalarla hep birlikte gezerdi Atatürk. Mevlevi şeyhleriyle değil mi onlarla çekildiği fotoğrafları var biliyorsunuz. İkna edilebilirdi ve çok kolay bir anlaşma zemini, bir huzur ve kardeşlik zemini oluşabilirdi. Malesef bu olmadı. Artık kader o. Ama mesela o çok içli bir sözdür; biz Ehl-i Kerbelayız, ben Ehl-i Kerbelayım demesi o seyit efendinin öyle demesi. Ki benim neslimdir. O da benim neslimde olan bir insan. O da bir seyittir. Ama tabii bu konunun gündeme getirilmesi, sadece insanları üzer ve yorar. O devir, masonların yaptığı bir acı olay olarak yani komplo olarak tarihe geçmesi gerekir. Ve, unutmamız gereken bir acıdır bu.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Peki bu Kürtlerin haklarını talep etmesi için, haklarını talep ettiği bir isyandı aslında. Masonlukla nasıl bir alakası var? Nasıl etki etti?
ADNAN OKTAR: Bakın Seyid Rıza asılırken yanında bulunan kişiye bir bakın ünlü 33. derece bir masondur. Yani herkes bilir kim olduğunu şimdi isim vermeyeyim. Bu yeterli delil değil mi?
SUNUCU: Peki Kürtlerin talepleri ile ne alakası var? Ben bunu sormuştum aslında.
ADNAN OKTAR: Kürtler bizim canımız ciğerimiz ne talebi olacak zaten yani baş tacımız, ne isteyebilir. Ev ise ev, yiyecek ise yiyecek, özgürlük ise özgürlük, dostluk ise dostluk, kardeşlik ise kardeşlik birinci sınıf vatandaşımızdır yani bana ne hak verilirse ona da aynı hak verilir. Kardeşimiz bizim zaten hak verme diye öyle bir konu olmaz ki zaten. Her türlü hak onların zaten her türlü hak bizimdir. Yani bu vatanın evlatlarıyız biz, kardeşiz zaten.
SUNUCU: Peki bunu CHP li Onur Öymen’in terör olarak yorumlaması öyle bir ilişki kurması normal mi sizce? Yani bir alakası var mı bunun terör ile?
ADNAN OKTAR: Onur Öymen daha önce de gitti Darwinizm’i savundu. Hiç bilmediği bir konu yani hiç bilmediği bir konu. İsterseniz getirin tartışalım ama terbiyeli bir insan, efendi bir insan, işin doğrusu bu. Boş bulunup söylediği de belli. Sonra pişman oldu. Ama sonra onu düzeltecek konuşma da yapamadı. Halbuki bunu düzeltecek konuşma yapabilirdi. Aklına gelmedi herhalde nasıl düzelteceği ama hakikaten terbiyeli bir insan efendi bir insan. Bunu ben teslim etmek durumundayım. Darwinist, materyalist o konuda da hiçbir bilgisi yok buna rağmen Darwinist. Yani ne paleontolojiden haberi var ne jeolojiden haberi var, ne kambriyen dönemini bilir değil mi? Piltdown adamını bilmez. 250 milyonun üstünde 300 milyona yakın fosil olduğunu ve bunların Yaratılışı ispat ettiğini bilmez. Tek bir ara fosil olmadığından haberi yoktur. Yani Darwinizm’in çöktüğünden haberi yok. Bu anlattığımız konulardan haberi yoktur. Dergilerden gazetelerden okuduğu şeylerden bu tip bir ifade kullanıyor. Dersim konusunda da öyle üstün körü bir açıklama yaptı kendi kendine. Atatürk’ü de olayın içine sokmaya çalışıyor. Bir kere Atatürk bütün milletini seven bir insan. Kürtleri canı gibi seven bir insan. Ne alakası var Atatürk’ün olay ile. O dönemde Başbakan da değil Atatürk. Yani ne alakası var. Sorumlular ortada. Değil mi? Bu son derece rahat yatıştırılabilecek bir olaydı. Son derece rahat kapatılabilecek bir olaydı. Yani okudum geçen günler, içler acısı yani insan okumaya tahammül edemiyor. Tertemiz, masum, mazlum kardeşlerimiz. Bu vatanın kendi evlatları ve tertemiz aslan gibi Mehmetçik yiğitlerimiz kendi kardeşlerimiz. Kardeşi kardeşe orada kırdırdılar. Ve halis mason oyunudur. Halis munis. Bakın ben net delil veriyorum. Diyorum Seyid Rıza ki benim neslimdir. Asılırken yanında ünlü bir mason var. Sırıtarak yanında duruyor. Şimdi ismini versem yakışık almaz. Herkes biliyor. Olayın bak bir de olayın yanında duruyor ki görsün gözü ile görsün adam yani. Loca çünkü talimat vermiş git orada bulun diyor. Adam da gitmiş olay yerine gelmiş. Olay bu. Atatürk’ü olayın içine hiç karıştırmasınlar bir kere yani bu çok yanlış. Ama Onur Öymen benim kanaatim boş bulundu, dili sürçtü ve toparlayamadı yani olay bu.
SUNUCU: Siz bu Onur Öymen’in sözlerine katılmıyorsunuz ama kesinlikle herhalde?
ADNAN OKTAR: Yani acayip laflar ediyor, düzeltiyorum derken daha da acayip bir şeyler yaptı. Keşke biraz bekleseydi de yani ne konuşacağını nasıl konuşması gerektiğini hiç olmazsa birileri ona söylerdi. Toparlardı kendini. Yani çok acayip sözler etti. Bu sefer Atatürk’ü de çok garip bir konuma getirecek kendince güya yanlış izahlar yaptı. Olay acayip olay. İşte bu masonların oyunu. Çıkıp bunu söylesene açık açık. Yazık değil mi bizim evlatlarımıza, Kürt kardeşlerimize, aslan gibi Mehmetçiğimize. Olay aslında müthiş vahim olayda ben onu söyleyemiyorum yani. Müthiş vahim.
SUNUCU: Hangi olay?
ADNAN OKTAR: Bu Dersim’de ki olay. Yani oradaki vatandaşlarımızın şehit edilmeleri. Yani halis mulis tertemiz Müslüman bunlar, çok efendi insanlar bu Seyid Rıza olsun diğerleri. Mesela bunlar çok efendi. Bakın yiğitçe aslan gibi gelmiş diyor ki ben yetiştireyim ben sorumluluğu alayım? Yani adam ne bilsin böyle olaylar olacağını iyi niyetle geliyor. Efendim ben sorumluluğu üstüme alayım ben yetiştireyim diyor, aracı olayım diyor. Aldılar astılar. Yani iyi niyete karşılık böyle bir karşılık verilmesi çok acayip. Kürtler bizim ruhumuz canımız yani son derece efendi insanlardır. Yani duruşlarına fotoğraflarına bir bakın efendilik akar üstlerinden başlarından. Bakın fotoğraflarına anlarsınız yani. Tam Anadolu’nun yiğitleri tertemiz insanlar. Yani akıl almaz şeytani bir oyun oynanmıştır orada. Akıl almaz şeytani bir oyun. Ama bu olayı da tabii artık kapatmamız gerekiyor. Başka yapacak bir şey yok yani masonlar yapmış yapacağını bir kere.
SUNUCU: Peki bu olay patlak verdikten sonra Dersim’in, Tunceli’nin isminin Dersim olarak değiştirilmesi çıktı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz isimler değiştirilmeli mi şehir isimleri?
ADNAN OKTAR: Yani ben ‘Dersim’ deyince içim şöyle bir cız ediyor yani o olay aklıma geliyor. Mesela vefat eden babasının resmini bir insan duvara assa her gün onu hatırlar veya bir olay diyelim bir trafik kazasının resmini assak sürekli o aklımıza çağrıştıttırır. Yani bence Tunceli denmesi bana onu bir anlamda unutturuyor. Ama dersin ki…
SUNUCU: Ama öyle bir yer var zaten.
ADNAN OKTAR: Efendim?
SUNUCU: Yani ‘Dersim’ diye bir yer var zaten hani bunu şehrin ismini.
ADNAN OKTAR: Aslında hiçbir mahsuru yok yani ‘Dersim’ ama Tunceli de güzel ‘Dersim’ de güzel. Hepsi güzel yani hepsi birbirinden güzel isimler, ne fark eder yani?
SUNUCU: Peki bu konuşmalar...
ADNAN OKTAR: Orada mühim olan oradaki vatandaşlarımızı biz seviyoruz, onlar bizim canımız yani mühim olan o.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Bu konuşmalar aslında CHP’nin, şu anda hükümetin yürüttüğü demokratik açılım projesine karşı çıkmak için söylediği sözlerdi. Yani bundan CHP’nin haberi var mıydı yok muydu Onur Öymen’in kendi sözleri miydi onları bilemiyorum fakat demokratik açılıma karşı çıkmak için bunlar söylendi. Sizce bu kadar karşı çıkılmasının, CHP’nin bu kadar karşı çıkmasının nedeni neydi?
ADNAN OKTAR: Onur Öymen benim sözümü genişletti kendince fakat çok anormal bir şekle getirdi. Üstüne yeni garip ilaveler yaptı ve bozdu.
SUNUCU: Hangi sözünüz mesela?
ADNAN OKTAR: Ben dedim ki; biz Çanakkale’de analar ağladı dedim Çanakkale’de, ama asla Çanakkale’yi vermedik dedim.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Vermeyiz dedim. Yani ana ağlıyor diye de götürüp Güneydoğu’yu vermeyiz dedim. Ana ağlaması yani benim de anam ağlasın, herkesin anası ağlasın vermeyiz yani o kadar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güneydoğu Anadolu’yu vermeyiz biz.
SUNUCU: Böyle bir şey var mı peki şu anda sizce?
ADNAN OKTAR: Olmaz olur mu yani çok açık yani burada. Çok çok ayıp yaparlar eğer karşı tarafta böyle diyenler var ise. Yani adam satırı eline almış biliyor. Seni yatırmış kütüğün üstüne boynunun üstüne satırla masaj yapıyor. Hiçbir şey olmayacak. Hafiften işte ensendeki tüyleri tıraş ediyorum diyor. Belli ki doğrayacak yani anlaşılmaması gibi bir yönü var mı bunun?
SUNUCU: Ama hükümetin açıkladığı şeyde böyle bir şey yok şu an.
ADNAN OKTAR: Hükümet tabii ki iyi niyetli ama oradaki yapının yani PKK’nın..
SUNUCU: Yani böyle bir talep var mı sizce?
ADNAN OKTAR: PKK’nın amacı yani o kadar acayip laflar ediyorlar ki ben görüyorum bazı siyasetçiler ‘yavrum inin dağdan da sizi evlendirelim, işte çorba içersiniz annenizin yanına gidin’. Yani onlar evlenemediği için mi dağa çıktı o insanlar?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Çorba içemedi mi? Gelin de sıcak anneniz çorba yapsın da için. Alay eder gibi sözler bunlar. Adam hayatını koyuyor ortaya, ölümü göze alıyor. Çorba için mi çıktı o dağa yani? Evlenemediği için mi çıktı dağa yani? İş bulursak hepsi dağdan iner diyor. Yani işsizlikten dolayı ne yapalım o zaman dağa çıkayım bari yani yeni bir meslek olarak. Böyle bir konu yok. Bir ideoloji var ortada bir inanç var. İnancı onu oraya çıkartıyor. Marksist, Leninist, Stalinist inanç var. Darwinist ve bununla eğitilmiş. Terörist düşünce de, Leninist düşüncede terör, kan dökmek tek çözümdür, başka bir çözümü yoktur. Yani Leninizm’in pratik uygulaması budur başka bir açıklaması yoktur bunun. Bir adam Darwinist ise otomatik Marksist olması gerekir. Çünkü Darwinizm diyalektik felsefesin köküdür. Yani tarihin ve doğanın diyalektiğini kabul eden bir adamın Marsist olmaması zaten bilimsel değil, mantıklı değil yani mutlaka Marksist olması lazım. Marksist ise mutlaka Leninist olması lazım. Leninist ise mutlaka terörü istemesi lazım. Yani onların inancına göre ve onlar da bunun gereğini yapıyorlar. Parti eğitim veriyor PKK. Dağda taşta her yerde Marksist Leninist eğitim veriyor. Onlar da onun gereğini yapıyorlar. Çorba eksikliğinden, kadın bulamadıklarından, evlenemediklerinden değil. Adam hayatından geçmiş, dünyadan geçmiş yani mutlaka benim hedefim bu diyor. Ve bu kadar olayın üstüne sadece evinde çorba içmek için, yan gelip yatmak için böyle bir şeyi kabul etmez. Tamam, silahları belki kullanmayacaklar ama siyasi propagandayla, siyasi faaliyet ile mutlaka bölgeyi alacaklarına dair bir kanaatleri var. Hatta bugün; bu sefer ben normalde kadınlara böyle bir şey demem, ilk defa diyorum, karaktersiz kadın yazar yani klasik karaktersiz; Güneydoğu’nun Türkiye’den ayrılması gerektiğini ve ben bunu istiyorum diyor. Benim aklım almadı yani bunu nasıl açık açık da yazabiliyor gazeteler de. Ben bunu da anlamıyorum. Güneydoğu diyor, mutlaka ayrılması gerekir ben ayrılmasını istiyorum, çıksın Türkiye’den diyor. Bakın içinde ki nefret bu işte; güneydoğudaki kardeşlerimize karşı nefret. Bu ukala züppe hanım kendini çok üstün görüyor, çok değerli görüyor, bu kokoş, güneydoğudaki halkımızı beğenmiyor. Onları kendince haşa ilkel görüyor; onun için ayrılsınlar bu rüküş kokana da buralarda sürtsün eğlensin. Bizim paramız gidiyor oraya diyor; onlar bizim canımız ciğerimiz evlatlarımız tabii ki paramız da gidecek. Hiçbir şekilde ayrılmalarına da müsaade etmeyiz. Bir avuç züppenin isteğidir Güneydoğu’nun ayrılması talebi. Yani çok fazla İstanbul’da da böyle züppeler var yani bunun için çalışan. Alabildiğine özgürlük verilsin alabildiğine rahat yaşasınlar; birinci sınıf üstü birinci sınıf vatandaştır onlar, çok çok değerli insanlardır, insan gibi insandır onlar.
SUNUCU: İşte zaten bunun için uğraşılmıyor mu yani hani zaten o bayan burada yok onun hakkında konuşmayalım ama demokratik açılım da bunun için değil mi sizce? Yani bu hakların verilmesi için değil mi?
ADNAN OKTAR: Ama bu bir, hayır zaten hak verilsin bu tartışılmaz bu zaten. Demokratik hak verilsin mi? Yani bu zaten ayıp bu, tartışması olmaz bunun. Yani şimdi farz edelim bir insan ben burada gezinebilir miyim diyor, tabii gezinecek yani. Bütün Türkiye için geçerlidir bu, zaten özgür olsun bütün vatandaşlarımız özgür olsun. Sırf Güneydoğu değil, demokratik açılım her yer açısından.
SUNUCU: Yani daha önceki hükümetler de aslında görmezden gelindi bu ortaya atılmadı, belki korkuldu ne bileyim, bu hükümet ve demokratik açılım diye bir süreç başlatıldı. Yani sizin bahsettiğiniz haklar verilsin diyorsunuz evet; bu nasıl başlatılacak demokratik açılım olmazsa?
ADNAN OKTAR: Bakın demokratik açılım; yani yemek verirken su da vermek lazım.
SUNUCU: Nasıl bir tehlike görüyorsunuz demokratik açılımda, onu öğrenmeye çalışıyorum.
ADNAN OKTAR: Yani manevi yönü eksik bırakılıyor manevi eğitim yoksa, sevgi ve şefkat gösterilmezse, onlara antidarwinist, antistalinist, antikomünist açıklamalar yapılmazsa, ilmi eğitim verilmezse, tek yanlı PKK propagandasına kapı açılırsa, yani gece gündüz tehdit altında eğitimden geçen bir gençlik ne olur? Yani yedi yaşında alınan bir çocuğu alıyorsun, tek yanlı sadece PKK propagandası alıyor ve aksi izah da yasak, ne olur bu durumda? E mecburen hepsi PKK’lı olurlar. Buna karşı, biz diyoruz yani ya bizi bırakın anlatalım yani biz kardeşlerimizi çok seviyoruz, bağrımıza basacağız onları. Allah’ın varlığını birliğini anlatalım, Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğini anlatalım oynanan otunu anlatalım. Türk İslam Birliği’nin önemimi anlatalım, büyük devlet olalım diyelim. Bütün Türki devletleri de bir araya getirelim, İslam alemini de birleştirelim; kuşlar gibi özgür olsunlar. Sınırları da kaldıralım, yani pasaport ve vizeyi kaldıralım, paşalar gibi yaşayalım yani çok rahat yaşayalım. Niçin böyle küçük parçalara ayrılması gerekiyor? Mesela ben bu hanım eğer, tam anlayamadım çıkarken bana verdiler yazıyı, inanılır gibi değil. Böyle bir züppeliğe böyle bir çakallığa nasıl cesaret ediyor? Ben ilk defa gördüm böyle bir yazardan böyle bir yazı, yani ya aklını kaçırdı bu. Ve tam züppe yani bir kere Türk milletini zaten beğenmiyor; onları böyle çok aşağılayan bir üslubu vardı, şimdi de Kürtlere kafayı taktı; Kürt kardeşlerimize. E kokoş kadın...! Bir tek sen misin dünyanın en iyisi? Ben hayatımda ilk defa bir kadına ilk defa söylüyorum yani ciddi söylüyorum kimseye böyle bir şey söylemedim. İnanılır gibi değil. Ne istiyorsun sen kardeşlerimizden? Yani çok çok çirkin aşağılayan bir üslubu var güya, yani sen tövbe estağfurullah şimdi bir şey söyleyecektim, müthiş kızdırdı beni anlatamam yani çok çok acayip sırf nefretinden ayrılsınlar diyor bu çok büyük bir ahlaksızlık değil mi? Bu nasıl bir insan delirmiş bu herhalde.
SUNUCU: Bu bir düşünce bu tabii o kendi düşüncesi. Peki demokratik açılım sürecinde hükümetin dediği bir şey oldu da bu sizi rahatsız etti mi? Şu anda ayrılma falan böyle bir şeyden bahsedilmiyor böyle bir şey yok ortada.
ADNAN OKTAR: Aslında bunun tabii süreci eğer karşı eğitim yapılmazsa tabii sürecinde tek yanlı eğitim sonucunda ayrılır, ayrılmak isteyeceklerdir. Yani düşünün mesela burada on tane PKK’lı var bir kişi de bunlara muhalif. Mecburdur o adam da onlara uymaya, korkudan uyar ve tek yanlı eğitimin sonucunda uyar. Demokratik ortam ne demektir? Herkesin fikirlerini özgür anlatması demektir. Bir kere Güneydoğu’da demokratik bir ortam sağlanması lazım. Biz gidip anlatalım, antidarwinist propaganda yapabilelim, antikomünist, antistalinist izahlar yapabilelim. Bizim girmemiz oraya yasak, konuşamıyoruz.
SUNUCU: Neden yasak?
ADNAN OKTAR: Pratikte yasak, yasak yokta yani ama pratikte öyle. Çünkü yani terörün, şiddetin olduğu yerde, namluların olduğu bir yerde demokratik bir faaliyet yapılabilir mi? Nasıl yapacaksın? Adamın elinde silah var. Sen kitapla gideceksin. Silaha karşı kitapla nasıl karşı koyalım? Önce o silahın gitmesi gerekiyor, değil mi? Nezaketle, bir sevecen, arkadaşça, dostça ortam olması lazım ki konuşabilelim, sohbet edebilelim, vatandaşlarımızla. Vatandaşlarımızı anormal bir konuma getirmişler, bir kısmını. Baksana nefret politikası izleniyor bir kısmında. İddia edilen Ergenekon Örgütü çıktı, kahpelik yaptı. Onları ezim, ezim ezdiler. Akılalmaz işkencelerden geçirdiler. Tek istedikleri ne biliyor musunuz? Ayrılın diyorlar. Ya sizi ezeceğiz, ya ayrılacaksınız. Mesela bu kokoş bayanın da isteği nedir? Siz diyor çok sıradan adamlarsınız, haşa, bu kokoş da çok lüks adammış yani böyle bir şey diyecektim ama şimdi söylemeyeyim. Eee? Bayanın göz zevkini bozuyor. Dolayısıyla ne yapması gerekiyor? Oradaki vatandaşların ayrılması gerekiyor. Ora seyyid kalesidir. Hep peygamber evladı fatihandır, tertemiz insanlar. Kürtler, Zazalar, efendim Arap kardeşlerimiz de var. Tertemiz, mübarek insanlardır. Onlardan nefret edenler kendi pisliğinin içerisinde otursun. Onlara tek kelime laf söyletmeyiz.
SUNUCU: Pekala aslında burada bir ırktan bahsediyoruz. Yani Kürtler bir dil istiyorlar, rahatça konuşabilmek istiyorlar, kendi dillerini yaşamak istiyorlar. Ama siz Marksist, Leninist düşünceden bahsediyorsunuz. Burada nasıl bir bağlantı kurdunuz?
ADNAN OKTAR: Dili serbest olsun. Özgürlük zaten bakın tam demokrasi gelsin ki biz konuşabilelim. Yani namlular kalkacak ki biz konuşabilelim. Biz onu istiyoruz yani orada şiddet ortamı olmasın, PKK çekilsin, terör dursun, sakin bir ortam olsun, biz vatandaşlarımızla kucaklaşalım. Darwinizm’i anlatalım, materyalizmi anlatalım, bunların geçersizliğini yani doğrusunu anlatalım, onlara sevgimizi anlatalım ve Türk-İslam Birliği’nin önemini anlatalım ve büyük olmanın nasıl huzur getireceğini anlatalım. Onlar bölünelim, küçülelim diyorlar ve bunun sonucunda da Allah esirgesin onları mahvetme düşüncesi var yine. Oradaki bir avuç kardeşimizi mahvetme düşüncesi var, yeni yeni maceralara sürükleme düşüncesi var yani emperyalist ülkelerin çok karanlık planları var ama hükümet de tabii gidip orada antidarwinist, antistalinist, antileninist propaganda yapamaz. Yani devletin laik yapısı buna müsaade etmez. Ama bizler bunu yapabiliriz. Bizim tek istediğimiz özgürlük, özgür olmak istiyoruz ve tehdit altında olmak istemiyoruz. O kadar. Öyle olduktan sonra onlar bizim çok değerli kardeşlerimiz, evlatlarımız. Benim kendi neslimde oralarda hep.
SUNUCU: Peki izleyici sorularımızı ben biraz bıraktım ama dönersek; “Hz. Osman Kuran-ı Kerim’in çoğaltılıp ilk kitabın yakıldığını söylemektedir. Yanlışsa Kuran-ı Kerim’in orijinali nerede?”
ADNAN OKTAR: Kuran’da Allah söz vermiştir. Kuran değiştirilmeyecek diyor, ayet var. O Allah’ın sözüne inanması lazım eğer Müslüman ise kardeşimiz. Kuran’ı değiştiremezler.
SUNUCU: Peki Hz. Osman’ın sözünden bahsediyor ama. Böyle bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: Nasıl?
SUNUCU: Hz. Osman söylemiş bunu. Kuran-ı Kerim’in çoğaltılıp ilk Kitabın yakıldığı. Yani orijinalinin yakıldığını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Normal o, yani, Kuran da çok çok eskirse, çok sayfaları yırtılırsa, yangında da yanabiliyor yani.
SUNUCU: Değişmiş demek istiyor herhalde, Hz. Osman.
ADNAN OKTAR: Hayır, olur mu canım, şimdi bak ben ayet söylüyorum. Allah değişmeyecek diyor. Ayet var, değişmeyecek. Değişmeyecek deyince Allah’a güvenmesi lazım.
SUNUCU: Peki, Kuran’da ırkçılığa bakışı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Irkçılık, zaten İslam’ın ana, karşı olduğu konulardan biri de ırkçılıktır. Peygamber Efendimiz (sav) de bunu açıklamıştır. “Arap’ın Acem’e, Acem’in Arap’a üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvayladır” diyor Cenab-ı Peygamber. Hiçbir şekilde İslam’da ırkçılık yoktur.
SUNUCU: Bir izleyicimiz demiş ki, az önce siz söylediniz, “Mehdi geldiğinde Darwinizm’i yıkacak dediniz.” Ondan sonra da demişsiniz ki: “Darwinizm’i biz yerle bir ettik” demişsiniz.
ADNAN OKTAR: Eşittir ‘Ben Mehdi’yim’ anlamına mı geliyor yani. Niye? Mehdi öncüsü olarak faaliyet yapabiliriz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yerle bir ettik derken tabii bölgesel, daha dünyada tamamen Darwinizm bitmiş değil.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: “İsa, 15 yıl sonra gelip eliyle yüzünüzü meshederse ne yaparsınız?” diye devam etmiş.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli, maşaAllah. Meshederse, ben de Hz. İsa’nın o mübarek, nurlu elinden öperim, ne yapacağım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Avrupa Birliği’nin önümüzdeki yıllardaki dünya gücü olarak konumunu nasıl görüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Avrupa Birliği, gittikçe ezilen, küçülen, bayatlamış, kendi içinde çöken bir yapıdır. Yani, sıhhatli, güçlü bir yapı değildir. Durumunu ancak muhafaza eden, yiyeceğini ancak sağlayan, ancak ayakta durabilen bir yapıdır ve yaşlı bir toplumdur Avrupa toplumu, biliyorsunuz.
SUNUCU: Türkiye Avrupa Birliği’ne girebilir mi sizce?
ADNAN OKTAR: Avrupa Birliği, Türk İslam Birliği’ne girecek. Türk İslam Birliği de Avrupa Birliği’ne girecek. Böylece güzel bir birliktelik olacak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Girecek diyorsunuz. Ne zaman?
ADNAN OKTAR: 2021 gibi, 21-22.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: “Ailenizde hiç Alevi var mı?”demiş bir izleyicimiz ama benim atam Alevi demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Ben, Hz. Ali’nin soyundanım zaten. 33 kuşaklık şecerem var, yani ilmi şecere. En ince detaylarına kadar şecerede geçiyor. Hz. Ali’ye kadar dayanıyor.
SUNUCU: Peki, aslında sizin arkadaş grubunuzla ilgili bir soru daha var. “Merak ediyorum, yanındaki arkadaşları kendi isteklerine göre hareket edebiliyorlar mı?” demiş. Siz mi yönlendiriyorsunuz demek istemiş sanırım.
ADNAN OKTAR: Nasıl uğraşayım bunlarla, keratalarla? Canavar gibiler zaten bunlar biraz. Zapt etmek mümkün mü bunları?
SUNUCU: Siz bir direktif veriyor musunuz, şöyle yapılmalı, böyle yapılmalı? Yönlendiriyor musunuz yani?
ADNAN OKTAR: Tavsiyelerim oluyor tabii ama herkes özgürdür. Bir de ben öyle tek tek insanlarla nasıl uğraşayım? Çok zor.
SUNUCU: Peki, bir sorumuz daha var. Kuran Mucizeleri kitabınız var ve Ahmet Hoca’nın, Cübbeli Ahmet Hoca’nın yazdığı söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Kuran Mucizeleri kitabını mı?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Cübbeli Ahmet yazmadı. Cübbeli Ahmet’in öyle bir kitabı yok.
SUNUCU: Yani, onu siz almışsınız diye söyleniyor ama.
ADNAN OKTAR: Cübbeli Ahmet’in hadis bilgisi vardır, ezberi vardır, Kuran ezberi vardır. Fakat genel kültürü çok kıttır. Yani çok çok azdır genel kültürü. Deneyebilirler de isterse, sorun bilmez, dünyadaki birçok konuyu bilmez. Felsefe konusunda da, bilim konusunda da, mesela paleontolojiden, jeolojiden sorun, hiçbir şey bilmez. Çok sathidir bilgisi. Yani, klasik cami hocasının bir şeyi. Ama birçok cami hocası çok kültürlü olur ama özellikle araştırmamış, okumamış, zaten onun bir felsefesi var. Fazla düşünmeyeceksin diyor. Fazla düşündün mü bu iş olmaz diyor. Kocakarı imanıyla iman edeceksin diyor. Bunu dedi mi zaten araştırmacılık biter. Bir de kocakarı sözü zaten irkin bir söz, zaten öyle bir söz söylenmez de ama, yani araştırmayı kabul etmiyor. Televizyon seyretmeyin diyor, gazete de okumayın diyor. Başka kitaplar da okumayın diyor. O zaman zaten konu bitmiş. Sadece benim siteme girin, internet siteme girin diyor. Benim dediklerimi okuyun diyor. O zaman genel kültür olmaz.
SUNUCU: Siz görüşüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Cübbeli Ahmet’le ben son olarak, cezaevinden çıktıktan sonra görüşmüştüm. Oğlum Ahmet diye, Sultanahmet Camisi’nin üstünden, tam o günü hatırlayamıyorum da, ya Peygamber Efendimizin bağırdığını söyledi. Ona benzer bir şeyler söyledi. Yani kendisinin Mehdi olduğunu çok kapsamlı ima etti. Biz de zaten Mehdi konusunda araştırma yapıyorduk. Hatta ben, bakın en aklımda net kalan şu, Hocam dedim, biz aradığımızı bulduk dedim. Yani Mehdi’yi bulduk dedim, gönlünü almak için. Bayağı keyiflendi, anormal rahatladı, böyle bir sevinç geldi üzerine. Çünkü daha önce benim Mehdilik iddia ettiğimi düşünüyordu. İçi daha da rahatlasın diye ben bilakis ona yönelik hüsn-ü zannımız olduğunu söyledim. Öyle deyince çok gevşemişti. Bayağı da hoşuna gitmişti. Ciddi hüsn-ü zannı vardı kanaatim, o dönemde. Ama aklımda tek kalan bu yani, net kalan bu ikisi, bir, oğlum Ahmet, Sultanahmet Camisi’nden ona bağırıldığı, bir o sözü hatırlıyorum. Ama şu çok netti. Biz aradığımızı bulduk Hocam dedim. Mehdi’yi bulduk dedim. Ve çok mutlu olduğunu da çok iyi hatırlıyorum.
SUNUCU: Peki, siz Mehdi’yi tarif ediyorsunuz, fiziksel özellik olarak, aslında Cübbeli Ahmet Hoca hiç uymuyor. Bunu düşündü mü acaba? Siz farklı tarif ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Cübbeli Ahmet’in benim kanaatime göre, çocukluğundan itibaren bir hüsn-ü zannı olmuş olabilir. Fakat sonra sağlığının uygun olmadığını anlayınca kendine güveni gitmiş olabilir. Çünkü diyor, kafamın damarına şey taktılar diyor, stent taktılar diyor. Beynine takmışlar herhalde, bilmiyorum yanlış hatırlamıyorsam?
OKTAR BABUNA: Kalbine olabilir.
ADNAN OKTAR: Kalbine takmışlar falan. Benden Mehdi mi olur diyor. Yani Mehdi olamamasının nedenini sağlık nedenlerine bağlıyor. Yoksa yani isim açısından tuttuğu kanaatinde gibi bir üslubu var, Ahmet… Sarıklı olacak diyor, onu çok iyi vurguluyor. Mehdi’nin sarığı olacak diyor. Ona benzer izahlar var.
SUNUCU: Bunu neye dayanarak söylüyor?
ADNAN OKTAR: Efendim?
SUNUCU: Neye dayanarak?
ADNAN OKTAR: Yok, hadis var gerçekten, Mehdi’nin başında bir sarık olur diye ama yani sarık, insan hayatında bir kere başına sarık sarmış olsa sarık olmuş oluyor zaten yani o, 24 saat başında sarıkla gezecek anlamına gelmez o. Yani, her insan başına bir şey sararsa o sarık olmuş olur. Bir kere bile olmuş olsa, o yerini bulmuş olur.
SUNUCU: Yani sağlık yüzünden olamayacağını söylediniz, değil mi, sağlık nedenlerinden dolayı?
ADNAN OKTAR: Ben öyle gibi hissettim. Çünkü bana diyor, Mehdi’sin diyorlar, diyor. Hiç olacak iş mi diyor. Benden Mehdi olur mu diyor. İşte ben ayakta duramıyorum diyor. Damarlarım donmuş diyor, bilmem ne. Yani, hadislere ben uymuyorum demiyor, hadislerin alametlerine. Sağlığım müsait değil diyor. Yani bu biraz dikkatimi çekti. Ama benim asıl delilim o. Biz o evdeki konuşmada, aradığımızı bulduk dediğimde böyle keyif alması, rahatlaması, o iyi aklımda kaldı. Ya öyle Mehdi adayları var. Onların ben gönüllerini alıyorum. Ben insanları öyle kırmaktan hiç hoşlanmam. Mesela yine öyle bir Mehdi adayı var. Bana biat etsin dedi, haber göndermiş, yani, Mehdi olduğuna. Hocam dedim, biz sizin zaten emrinizdeyiz, sizin dedim. Eğer açıkça biat edersem bir anlamı kalmaz dedim. Böyle gizli olarak sizin emrinizde olsam daha iyi, onu makul gördü, evet dedi. Onun için öyle refüze etmiyorum o tipleri. Belli ki bir sorunu var. Niye kırayım? Etrafındaki insanların da hüsn-ü zannını kırsak dinsiz olmaları tehlikesi oluyor. Onun için ellemiyorum öyle ilginç tipleri ama sadece imani çok galiz bir hata yaparsa uyarıyorum. Mesela o vatandaşın yaptığı böyle bir hata var. Ben de mesela namaz kalktı diyor. Bu çok vahim bir şey yani Allah esirgesin.
SUNUCU: Kim diyor?
ADNAN OKTAR: İsim vermeyeyim. Yazık yani. Ben kin duymam böyle insanlara karşı. Evet. Mesela bu çok vahimdir.
SUNUCU: Bunlar tabii ortaya atılan iddialar. Herkes farklı şeyler söylüyor yani. İnanıp inanmamak insanların elinde.
ADNAN OKTAR: Yani acırım ben. Oturup o kadar önemli. Ama imani hata yaptığı için sadece onu uyardım. Yani o konuda onu uyardım. Yani diyebilir, imani hatalarda uyarırım.
SUNUCU: Peki sizin hayvan sevdiğiniz de çok bilinen bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Burada bir kediniz de var zannediyorum.
ADNAN OKTAR: Bak bak abisi. Benim tatlıma bak bak bak. Al bakayım yakın çekimden. Abilere bak bakayım hele bir bak.
SUNUCU: Kaç tane kediniz var?
ADNAN OKTAR: Ordu hesabıyla. Bak bak karşı tarafa bak bak. Kameraya bak, abiye bak bak. Ah severim o senin tatlı yüzünü, o minik burnunu. O kulakları falan her şeyi ben yerim senin. Nasıl abisi? Çok tatlı değil mi? Gel, gel, gel olay çıkartma gel. Abisi bir yakın çekim yap da, benim güzelliğim bir görünsün.
SUNUCU: Çok güzel gerçekten.
ADNAN OKTAR: Evet. Oh oh oh abi bunu yesin burnunu, patileri, kuyruğu her şeyi. MaşaAllah acayip uslu ablası. Çok çok uslu maşaAllah.
SUNUCU: Gerçekten.
ADNAN OKTAR: Tamam al bakayım.
SUNUCU: Peki, “3. Dünya Savaşı olacak mı?” Bir izleyicimiz sormuş.
ADNAN OKTAR: Yok, yok 3. Dünya Savaşı. Dünya’nın ömrü yok, 3. Dünya Savaşı yok, yani bundan sonra savaş olmayacak. Yani bana güvensinler, yok. Fakat kıyamet çok yakın. Yani 2120 tarihinde Allah-u alem doğru.
SUNUCU: Yani kıyamete yakın bir savaş çıkacak mı?
ADNAN OKTAR: Yok. Armagedon dedikleri Allah-u alem bu şeydi, Irak’da yapılan savaş, evet. Bölgesel bir savaştı, tam o tarz yani. Yabancı ülkeler geldiler, bir çok ülkeydi, Müslüman kanı aktı odur klasik. Çok geniş çaplı dünya çaplı bir şey yok, bundan sonra o tarz bir şey olmayacak inşaAllah. İslam’ın hakimiyeti var, Mehdi’nin çıkışı var, Hz. Mesih’in çıkışı var. İnşaAllah.
SUNUCU: Mehdi geleceği için mi savaş olmayacak?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin devrinde yok yani. Cenab-ı Allah’ın yarattığı kaderde bu şekilde. Cenab-ı Allah Mehdi vesilesiyle, savaşlara son veriyor Allah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesih vesilesiyle de son veriyor. Bütün silahlar kalkacak, tank top bir daha göremeyeceksiniz. Yani 20 - 30 yıl sonra, sokaklar da ne tabanca, ne tank, ne top göremeyeceksiniz. İnşaAllah.
SUNUCU: Peki son olarak “ünlü kişilerle görüşüyor mu, sanatçılarla?”demiş. Görüşüp, fikirlerinizi paylaşıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Ünlü sanatçılardan çoğunu tanırım, yani birçoğunu da tanırım. Samimi olarak görüştüklerim de var, ama isim vermem.
SUNUCU: İsim vermiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İsim vermem evet.
SUNUCU: Peki neden? Herhangi bir sakıncası var mı?
ADNAN OKTAR: Ben sırdaşım yani, niye söyleyeyim söylemem tabii ki. Yani sırdaşlık güzeldir, dostluğun bir şartıdır. Yani sırdaş olmayan bir insanla samimi olunmaz. İnşaAllah.
SUNUCU: İyi peki. Programımızın sonuna geldik. Bu haftalık süremiz bu kadar. Sizin söylemek istedikleriniz, mesaj vermek ister misiniz?
ADNAN OKTAR: Benim söylemek istediğim inşaAllah, birlik ve beraberlik içinde olalım. Alevi, Sünni çatışmasını körüklemek isteyen kötü niyetli insanlar var. Aleviler bizim canlarımızdır, ruhumuzdur, kardeşimizdir. Sakın böyle şeylerden olumsuz etkilenmesinler. Onlar Hz. Ali aşıkları, Ehl-i Beyt aşıkları, çok değerli insanlar. Bundan sonra birlik zamanı inşaAllah. Kürt kardeşlerim de öyle. Biliyorsunuz benim Kürtlere karşı sevgimi, saygımı. Bütün vatandaşlarımı, hepsini çok seviyorum. Hiç provokasyonlara falan aldanmasınlar, yani tahrik edebilir onları, olumsuz sözler çıkabilir. Kasten yapabilirler, sakın etkilenmesinler. Neticede çok güzel bir zemine doğru gideceğiz inşaAllah. Birlik beraberlik her zaman güzeldir inşaAllah.
SUNUCU: Peki çok teşekkür ediyoruz yayınımıza katıldığınız için.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ederim.
SUNUCU: Sayın Seyirciler Dem Özel sona eriyor bu haftalık. Haftaya görüşünceye dek hoşçakalın.