SUNUCU: İyi akşamlar sevgili seyirciler ve dinleyiciler. Bugün Kral Karadeniz ve Urfa’dan ortak olarak yayın yaptığımız bir Adnan Oktar ile Başbaşa programında daha sizlerle birlikteyiz. Bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarını veriyorum. Yıldız Fm Tekirdağ 81.7, Genç Fm Karaman 93.3, Mavi Karadeniz radyo 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek radyo Mardin 101.0, Radyo Enerji Ordu 90.0, Keyif Fm Nevşehir 92.7. Aynı zamanda soru ve görüşlerinizi bizlerle paylaşmak için ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bize maillerinizi gönderebilirsiniz. www.harunyahya.tv adresinden de bizleri canlı olarak izleyebilirsiniz.
Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş geldiniz Sayın Doktor Oktar Babuna, siz de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk.
SUNUCU: Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun. Sizler de iyisiniz inşaAllah. MaşaAllah.
Evet. Ne yapalım?
SUNUCU: Hocam çok soru var, isterseniz başlayalım.
ADNAN OKTAR: Tamam bir soru sor.
SUNUCU: “Saygıdeğer Hocam röportajlarınızda Hz. Mehdi’nin şahsi manevi olmayacağını, bir şahıs olarak geleceğini, Risale-i Nur’dan Bediüzzaman Hazretlerinin kendi sözleri ile defalarca anlattınız. Bazı Nur talebeleri bunun aksini söylüyorlar. Fakat hiçbir delil vermiyorlar. Böyle söyleyerek yalan söylemiş olmuyorlar mı? Bir de bazı nur talebeleri Bediüzzaman Hazretlerinin üç Mehdi geleceğini söylediğini söylüyorlar. Siz dün bu konuyu da detaylı açıklayarak böyle bir şey olmayacağını söylediniz. Söz konusu nur talebeleri delil olarak ne getiriyorlar acaba? Ali Murat Erdoğdu” Muğla’dan yazmış.
ADNAN OKTAR: Olayları akılcı izleyen, samimi olan kardeşlerimiz buna samimi bakacaklar. Bunu söyleyen insanlardan net delil istesinler. Risale-i Nur Külliyatı’nda bu nerede geçiyor diye sorsunlar. Gösteremeyeceklerdir. Ama tek bir Mehdi’nin bütün görevleri yapacağına dair çok açık deliller var. Alenen izah ediyor Said Nursi. Ama ayrı ayrı Mehdiler gelecek diye bir konu yok. Bu daha önce, 10, 20, 30 yıl önce yapılan demogojiler. Belki Bediüzzaman’ı korumak düşüncesi ile, onun Mehdi bilinmesi, dolayısıyla daha çok sevilmesini sağlamak için o kısımları ya fazla okumadılar ya da fazla analiz etmediler. Biraz çekinilen konulardı onlar. Ama şu an samimi gözle, açıkça baktıklarında görüyorlar ki net olarak Mehdi’nin geleceği açık, sarih. Yani hiçbir nur talebesi aksini savunamaz. Ama şöyle bir kurnazlık yapanlar var; diyor ki “evet Risale-i Nur’da böyle yazıyor ama Said Nursi aslında bunu demek istemedi”. Yani aslında yalan söyledi, mecburdu gibi. Said Nursi bir tek Allah’tan korkan bir insan. Yalan söylemeye de hiçbir mecburiyeti yok. Bir de bu kadar kapsamlı ve geniş yalan olmaz. Yani yüzlerce sayfa yalan söylemez Said Nursi Hazretleri. Bir de hayatında hiç yalan söylemiş bir insan değil. Yani bu çok çok ayıp ve vicdansızlıktır. Taktik olarak da yalan söylemez Said Nursi Hazretleri. Yani taktik yapan bir insan değildir. O yüzden 30 yıl hapis yatmıştır zaten. Bir insan niçin 30 yıl hapis yatar? Doğru konuştuğu için, çekinmediği için. Çekinse zaten hapis yatmazdı ve idare-i maslahatçı olurdu ve hiçbir konu da olmazdı. Onun için bu tip üslup samimi ve doğru değil. Dürüst davransınlar. Üstadı böyle yalancılıkla suçlayan bir üslup kullanmasınlar. Bu konuda çok ayıp yapıyorlar. Mutlaka delilli konuşsunlar. Ayrıca falanca ağabeyin yanında bunu söylemiş fakat işte kimse duymasın dedi, üç kişi biliyor bunu, iki kişi biliyor... Böyle bir konu yok. Said Nursi diyor, ben ne dediysem hepsi Risale-i Nur’dadır diyor. Tasdik ettiğim konular da Risale-i Nur’dadır. Bunun dışındakilere itibar etmeyin diyor. Yani demişti demekle olmaz. Risale-i Nur’daki açık izahlar esastır. Ve son derece de mantıklı zaten, hadislere dayalı o izahları. O izahları esas almak lazım. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam diğer soruya geçiyorum izninizle. “Değerli Hocam aylar öncesinde ekonomik krizin sebeplerinden biri olarak Kuran ahlakına uymamak, bencil olmak ve israf etmeyi söylemiştiniz. Ekonomik krizin çözümü olarak da tarıma önem verilmeli, tarım desteklenmeli demiştiniz. İtalya’da G8 Zirvesinde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da 18 Kasım’da yaptığı konuşmasında bu konuya dikkat çekeren “hırs, israf ve aşırı tüketim krizi körükledi” dedi. “Çare tarımı desteklemekte” diye açıklama yaptı. Umarım dediğiniz gibi tarıma önem vermek bu krizi hafifletecektir.” Ceyda.
ADNAN OKTAR: Hakikaten ben bunu 6 ay önce söylemiştim, hatta 7-8 ay önce söylemiştim. Sayın Başbakanımız da aynısını söylüyor, aklın yolu birdir, bu çok açık. Aynısıdır. Tarıma ehemmiyet verilmesi hayati bir konudur. Ama birinci planda tarıma ağırlık verilmesi gerekiyor. Bunun bu yıl özellikle katlamalı olarak artırılması, hatta işsizlerin de tarıma yönlendirilmesinde çok büyük fayda var. İnşaAllah.
SUNUCU: Abdullah Emiroğlu’nun Antalya’dan bir sorusu var. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Bazı insanlar Hz. Mehdi bir önceki yüzyılda geldi diyor. Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Eğer Mehdi gelmiş olsa İslam yeryüzünde hakim olmuş olur. Hz. İsa da gelmiş olur. Hıristiyanlık ile Müslümanlık birleşmiş olur. Sadece İslam dini yeryüzünde kalmış olur. Hz. İsa bütün dünyayı gezmiş olurdu. Silahlar kalkacak diyor Peygamber Efendimiz, silahlar kalkmış olurdu. Bütün alametler oluşmuş olurdu. Bunların hiçbiri geçen yüzyılda olmadı. Ama bütün alametlerin tamamı bu yüzyılda olmuştur. Yani Kabe’de baskın olması, Ay ve Güneş tutulmaları... Malum o bilinen bütün alametler olmuştur. Onun için bu yüzyıldan başka Mehdi’nin geleceği başka bir yüzyıl yoktur. Yani ümmetin ömrü 7 bin yıl diyor Peygamber Efendimiz, dünyanın ömrü 7 bin yıl diyor. Bunun 5600 yılı geçmiştir diyor. Bir takvim olarak veriyor 7 bin yılı. Bunun 5600 yılı geçmiştir diyor Resulullah. Geriye ne kalıyor? Hicri 1400 ile 1500 arasında hepsi bitiyor inşaAllah. Eğer Mehdi gelmiş olsaydı şu anda zaten İslam büyün dünyaya hakim olmuş olurdu. Bu Mehdi’nin geçen yüzyılda gelmediğini gösteriyor ama şu an İslam’ın hakimiyeti tam anlamıyla tırmanış halinde yani doksan derecelik bir tırmanış halinde. Bu da Mehdi’nin geldiğini gösteriyor inşaAllah.
SUNUCU: “Hayırlı akşamlar. Sevgili Hocam Adnan Oktar’a, Oktar Babuna ve sevgili sunucumuza selamların en güzeliyle.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: Aleyküm selam. “Lisedeyken, Din Kültürü dersinde işlenen konulardan sonra Hocamız hep bizim örnek göstermemizi isterdi. Ben de sizin eserlerinizden örnekler verirdim. Bu da Hocamın hoşuna giderdi. Nereden öğreniyorsun bu bilgileri dediğinde, ben de Harun Yahya isimli bir bilgeden derdim. Gerçekten insanlık için iyi bir rehbersiniz Hocam. Kötü amaçlara hizmet eden, faşist, komünist, siyonist ve masonik düşüncelere İslam ile bilimi harmanlayarak bir engel oluşturuyorsunuz. Sevgili Hocam, Allah razı olsun. Allah size uzun ömürler, bileğinize kuvvet versin. İftiracılardan uzak eylesin. Sizi bir gün görmek umuduyla.” Bursa’dan Veysel İşgör yazmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. Aleyküm selam kardeşimize. Tabii Türkiye’de hızlı gelişmeler oluyor. Kardeşlerimiz bu konuda çok metanetli, dikkatli, itidalli, cesur ve kararlı olacaklar. Mesela şimdi şımarık, züppe bir hanım çıktı, dedi ki: “Ben Türkiye’nin Güneydoğu’dan ayrılmasını istiyorum” diyor. Yani vatan bölünsün diyor, açıkça bunu söylüyor. Şimdi bu, bu kadar psikopat değildir. Yani bu kanunlarla da yasak olan böyle bir sözü ve bütün Türk milletinin nefretini kazandıracak bir sözü kolay kolay söyleyemez. Bunu söylediğine göre, bir ciddi hazırlık var demektir. Şimdi bu züppe hanımın bu sözünün yankılarını biz pazartesiden itibaren görürüz, basında da her yerde göreceğiz. Bir kere toplumu herhalde buna alıştıracaklarını zannediyorlar. Çünkü alttaki yorumlar çok çirkin. Daha da münasebetsiz, daha da züppece. Ne kadar it çakal takımı varsa alttan onlar da yazmışlar. Evet biz de istiyoruz bölünmeyi, biz de istiyoruz bölünmeyi gibisinden... Biz de diyeceğiz ki, zaten memleket gitmiş, bak bunlar da istiyor üç beş tane çakal, eee o zaman bölünsün gitsin diyeceğiz zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Her zaman it ürür, kervan yürür. Her zaman böyle itler ürümüştür, bu kervan da yürümüştür. Güneydoğu bizim canımızdır. Urfa, Mardin, Siirt aslan doludur oralar. Diyarbakır, mert, delikanlı, efendi, halis muhlis insanların olduğu, muhterem insanların olduğu kalelerdir oralar, güzel yerlerdir. Oradaki değerli insanlarımızı hiç kimseye biz vermeyiz, topraklarımızı da vermeyiz. Orası kıyamete kadar bizim Allah’ın izniyle bunu bırakacaklar. Bu bayan anladığım kadarıyla iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü de sırtına almış, arkadan buna destek veriyorlar anladığım kadarıyla. Bu, bu züppeliği kolay kolay yapamaz. Tabii bunun araştırılması lazım. Bakacağız şu an tatil olduğu için anlayamadım olayı. Arkasında neler var, ne oyunlar var bunlara bakacağız. Ama tekrar söylüyorum bu kadın psikopatta olsa bunu kolay kolay söylemez. Geniş bir destekçi ekibin ilk sözcüsü olarak bir yoklama yaptı benim gördüğüm. En az bir yüz tane arkasından adam çıkacak gibi görünüyor benim kanaatim öyle onun şakşakçısı. Yüz değil isterse beş yüz kişi çıkarsınlar. Hepsine o kağıtları teker teker yuttururuz. Allah’ın izniyle. Burası Müslüman Türk milletine ait bir yer ve kıyamete kadar Türk İslam Birliği’nin kalesi olacak Türkiye. Ve hiçbir şekilde bölünme değil bilakis büyüyeceğiz, güçleneceğiz. Bütün turani devletleri de birleştireceğiz inşaAllah. Büyük dev bir Türk İslam Birliğini oluşturacağız Allah’ın izni ile. Aynı Osmanlı döneminde olduğu gibi daha da şaşaalı, daha da güzel, daha da ihtişamlı bu güzelliği oluşturacağız. Bir buna dikkat çekmek istiyorum. Yani böyle bir vahim durum var. Bir de iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı, her gün artan bir dirayet ve dikkatle ve kararlılıkla mücadelede devam edilmesi gerekir. Yani en ufak bir gevşeklik çok büyük zarar verebilir. Vatandaşlarımızın devlete desteği, hükümete ve savcılara desteğinin çok çok yoğun olması lazım. Bize gelen haberlerden iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarının büyük bir bölümü pişman olmuşlardır. İyi, güzel maşaAllah, bizim de zaten istediğimiz buydu. Yani geniş çapta pişmanlık yaşıyorlarmış. Mesela Amerika oyuna getirdi filan diyorlarmış. Kardeşim koskoca kafan var. Amerika’nın oyununa gelecek kadar sen nasıl böyle avanak oluyorsun? Yani nasıl böyle kafan çalışmıyor. Yani ben bunu tutuklu olanları tenzih ediyorum da, neyse artık olmuş bir kere fakat eğer iyilik yapacaklarsa derhal örgütü daha da çözecek şekilde, süratli olarak yardımcı olsunlar. Bütün bu cinayetler filan feşmekan aydınlansın. Kimse onların hapiste yatmasının meraklısı değil. Yani mühim olan bu vatanı böldürtmeyeceğiz konu bu. Yani masonlara biz bu memleketi vermeyiz. Konu bu. Onun için, savcılara destek sağlanması, bilgi akışı çok önemli ama bilgiyi tek bir makama değil birçok makama göndersin vatandaşlarımız. Mesela hem hakime hem savcıya göndersin, hem emniyete göndersin, hem ilgili birimlere göndersin, başbakanlığa da gönderebilir, her yere gönderebilirler. Ki ne olur ne olmaz, belki postada kaybolabilir, belki bir şey olur, bilmem ne olur ama birçok makama gönderildiğinde konu sağlamda olur. Bu iyi bir yöntemdir. Telefonla da bilgi verilebilir, hiç çekinmesinler. Sonunda herkes mutlu olacak. İddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları da mutlu olurlar bunun sonucunda. Yani biz sadist değiliz adamların canı yansın, mahvolsunlar filan demiyoruz. Bu vatanı ezdirtmeyiz, bunu diyoruz yani böldürtmeyiz. Kimsenin huzurunu kaçırttırmayız. Dine dokundurtmayız. Türk milliyetçiliğine dokundurtmayız. Bu. Biz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Ben vatandaşlarımı seviyorum. Türkiye’yi de seviyorum, bölünmesini istemiyorum. Komünizmden de nefret ediyorum. Dinsizliğin Türkiye’ye hakim olmasını istemiyorum. Darwinizm’in, materyalizmin zorla millete dikte ettirilmesini de istemiyorum. Atalarımızın dönemi gibi huzur içinde rahat güzel yaşayalım. Sevelim, sevilelim demiş değil mi? Mutlu, huzurlu, kardeşçe yaşayalım. Herkes birbirine iyilik yapsın, güzellik yapsın. Zaten kıyamet yakın Elhamdülillah, Allah’a çok şükür. Az bir şey imtihan olup gideceğiz. Bütün kıyamet alametleri çıkmış, bütün ahir zaman alametleri çıkmış, yani neyi bekliyoruz? Ama şunu da söyleyeyim, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kurtuluşu yok. Bakın ben bir şey söylüyorsam bilerek söylerim. Yani hiç boş yere debelenmesinler, kuzu kuzu gidip teslim olsunlar. Yani bir şey söylediysem mutlaka ispat ettim şu ana kadar ve hiçbir sözüm de boş çıkmadı biliyorsunuz. Bu konuda da samimi olacaklar.
Bu konu böyle. Şimdi sorularımıza devam edebiliriz.
SUNUCU: Tamam Hocam. “Hocam selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Öncelikle Allah razı olsun, şu ana kadar yaptığınız tüm hizmetlerden ötürü. Sizin ve ekibinizin hizmetlerini Mevlam ömrünüzün sonuna kadar devam ettirsin inşaAllah.”.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: “Mustafa Kemal Atatürk’ün İslam alemi ile Türk alemini birleştirmek istediğini biliyoruz. Bu konu Mustafa Kemal Atatürk’ün gizlenen vasiyetinde de öğrendiğim kadarı ile mevcut. Eğer vasiyet ile ilgili bilgi sahibi iseniz, sizden Atatürk’ün gizlenen vasiyeti hakkında bilgi edinmek istiyorum. Allah razı olsun. Hayırlı çalışmalar.” Ercüment Ademoğlu, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Vasiyeti bizzat okuyan, yaşlı bir beyfendi var. Yani o dönemin görevlilerinden halen sağ. Bizzat okuyan. Bizzat bana verdiği bilgi. Türk İslam Birliği’nin olacağını söylüyor. Mehdi’nin de çıkacağını söylüyor Atatürk inşaAllah. İslam’ın bütün dünyaya hakim olacağını, Türk aleminin liderliğinde bunu söylüyor. Açsınlar baksınlar, illaki açacaklar onu. Yani hakikaten noterliğe teslim edilmiştir zamanında. Ertelendi bir 10 yıl kadar ertelediler, yine bir ertelendi. Ama herhalde bir vakti merhununu bekliyor. Atatürk tam anlamıyla halis muhlis Müslüman evladıdır. Tam Türk evladıdır. Ama masonların baskısıyla, komünistlerin baskısıyla , birçok oyunlarla karşılaşmıştır, birçok şeylerle karşılaşmıştır. Hepsini yenmiştir maşaAllah. Mason locasını kapatmak ne demek biliyor musunuz? Yani çok büyük bir olay bu. Tek fasılda kapattırmıştır. Komünistlere meydan okumuştur. Demiştir bakın; “Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir” diyor, “behemeal her görüldüğü yerde ezilmelidir” demiştir ve her gördüğü yerde ezmiştir komünizmi, fikren de. Son derece kültürlü. Bir de yaşantısıyla da çok güzel örnek olmuştur Atatürk. Şık giyinir, sofrası çok güzel, etrafındaki insanlar güzel, neşeye önem verir, böyle esprituel, tam delikanlı yani maşaAllah böyle. Yiğittir Atatürk inşaAllah. Şu kusuru vardı, bu kusuru vardı, kardeşim peygamberler kusursuz olur. Tabii ki insan olarak kusuru olur bırak onları sen, neticeye bak, pratiğe bakacaksın. Şu memlekete bir bak, özgür müsün? Özgürsün. Bağnazlık var mı? Yok. Fikir özgürlüğü var mı? Var. Demokrasi var mı? Var. Dini tertemiz güzel yaşayabiliyor musun? Yaşıyorsun. Komünizmi memlekete sokmuş mu? Her gördüğü yerde ezmiş değil mi? Devleti de bu yönde eğitmiş, tamam mesele yok işte konu bitmiş. Elmalılı tefsirini sana kim yaptırdı? Atatürk. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı sana kim kurdurttu? Atatürk. İlahiyat fakültelerini kim açtırdı? Atatürk. Buhari’yi sana kim tercüme ettirdi? Atatürk. Kardeşim her yerde Atatürk. O zaman ne konuşuyorsun sen? Yok yok işin aslı öyle değildi. Bırak sen onu. İşin aslını sen benden öğren. Değil mi? Pratik esastır. Ayinesi iştir, kişinin lafa bakılmaz derler. Pratikte bunları yapmış mı yapmamış mı? Bitti. Atatürk’ün candanlığına, samimiyetine Türkiye’deki hal delildir. Açık delildir inşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir ayet, “Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında başka bir amaçla göndermeyiz. İnkar edenler ise hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını azabı alay konusu edindiler.” Kehf suresi 56. ayeti açıklar mısınız Sayın Hocam? Sizi çok seviyorum Sayın Hocam. Mehmet Uğur Çoşkun.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kehf suresi, o yazıyı bana verebilir misin?
SUNUCU: Tabii ki. Kehf suresi 56. ayet.
ADNAN OKTAR: Üstelik de 56. Bizi seven birisi anladığım kadarı ile. Yine Mehmet Uğur bir şeyler ima ediyor kendi kendine ama hadi bakalım. Durduk yere yazmazlar böyle. “Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında göndermeyiz”. Ama hakikaten ebcedi de asrımıza bakıyor. Bu yüzyıla bakıyor ayet. Yani çok acayip o. Tabii ki Mehdi’ye de bakıyor ayet. Çünkü Kehf suresi, Mehdi ile bağlantılı bir suredir. Yani ahir zamanda Ashab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcılarıdır diyor Peygamber Efendimiz. Ne demek? Kehf suresi ve Mehdi içiçe. Yani açık. “İnkar edenler ise hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar”. Kim bu da? İddia edilen Ergenekon Örgütü yani Deccaliyet. “Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını alay konusu edindiler”. Güya kendi kafalarınca alay konusu ediniyorlar. “Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman...”. Mesela biz de öyle değil mi, ayetleri hatırlatıyoruz. “Sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri amellerini unutandan daha zalim kimdir?” Hem sırt çeviriyor mesela anlatıyorsun ama dinlemek istemiyor. Kendi işine bakmak istiyor. “Ellerinin önden gönderdikleri amellerini unutandan daha zalim kimdir?” Mesela iyilikler de yapmış ama onları da unutmuş, güzel ibadetleri olmuş, güzel hareketleri olmuş onlardan da vazgeçmiş. “Biz gerçekten kalpleri üzerinde onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde gerdik”. İşte bu insan anlayamıyor da niye iman etmiyor diyor. Bakın “Biz gerçekten kalpleri üzerinde onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde gerdik”. Bu müteşabih değil . Allah anlamayacak şekilde yaratıyor bunları. Yani “ölüdürler” diyor yani Allah doğru söylüyor yani normal ölü. Ama “siz onu diri zannedersiniz” diyor, Allah zaten açıklık getiriyor yani zombi ayakta yürüyen ölü bildiğin klasik ölü “kulaklarına bir ağırlık koyduk sen onları hidayete çağırsan bile onlar sonsuza kadar asla hidayet bulmazlar” bak sonsuza kadar diyor Allah. Bu ne demek? Böyle yaratılmış özel yaratılmış sonsuza kadar. “Kulağına ağırlık koyduk” diyor kulağı özel kapatılmış, dinlemiyor anlamıyor. “Senin Rabbin rahmet sahibi ve bağışlayıcıdır.” Evet Müslümanlar öyle olacaklar Allah’ın ahlakıyla ahlaklanacaklar, affedici olacaklar, güzel ahlaklı olacaklar şimdi insanların dost olamamasının kökeninde bu vardır. Mesela sorun insanlara kaç tane sevdiğin var dersin ya birdir ya ikidir o da usulendir. %40 -50 güvenir, ya güvenir ya güvenmez. Sevgiyi devam ettirmek bir sanattır. Yani insanların sevgiyi devam ettirememesinin nedeni sabırlı olmamalarıdır. İnsan mutlaka hata yapabilir veyahut hata yaptığını zannedersin mesela sen bir insana iyilik etmek amacıyla masasını değiştirirsin, başka bir masa getirirsin eğer hikmetini bilmezse o senin onu kıskandığını onun masasına el koymak istediğini... değil mi, tabii kötülük amacıyla onu yaptığını zanneder ve hemen bir anda nefret eder ve kızar, öfkelenir ve ondan bağını koparır. Bu çok büyük bir akılsızlıktır. Sevginin devam etmesi için mutlaka sabra ihtiyaç vardır yani akla ve sabra ihtiyaç vardır. Sabrı devam ettiremeyen hiçbir insan sevgiyi devam ettiremez. İnsanların dikkat ederseniz sevdiği insanlarla bağlantısı çok kısa sürer. Yani çok muhabbet tez ayrılık getirir derler biliyorsunuz hatta bir şarkıda da geçer bu, çok muhabbet tez ayrılık getirir. Halbuki çok muhabbet çok güzel bir şey, tez ayrılık getirmesinin sebebi insanların sabırsız olmaları ve hüsnü zanla hayra yormamalarıdır ve affedici olmamalarıdır. Halbuki bir anlık hoşgörü, bir anlık affedicilik, o engelden geçmenizi sağlar. Çünkü sevginin önünde çok engeller, engebeler vardır. Yani insan onu kolay zannediyor bir an coşuyor; aaaa çok seviyorum canım ciğerim falan diyor, e tamam da sen onu götürebilirsen sevgi kıymetlidir. Gerçekten seviyorsa insan engebeleri aşmayı bilecek yani sevgiye giderken mutlaka o bir duvarla karşılaşır, karşılaşacak. O duvarı geçmeyi bilmesi lazım, onlar direkt duvara tosluyorlar, küt diye vuruyorlar. Mesela ondan geçse bile ikinci duvara küt diye vuruyor. Halbuki sevgide sürekli engeller vardır, akılla onlar teker teker aşırılır. Bak akıl, irade ve sabırla. Onun için Allah sabredenler kavuşur diyor bu nimete diyor. Yani Allah ahireti sabredenlere vermiştir. Bu Asr Suresinde de geçer bütün ayetlerde geçer çok fazladır sabırla ilgili ayetler. Mesela 47/31 “Andolsun, Biz sizden mücahid olanlarla” yani cehd eden gayret edenlerle “sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız).” Bakın bütün sırrı vermiş Cenab-ı Allah. Cehd eden ne demek? Tembellik, bir kere sevgi ile tembellik gitmez. Bir sevgide mutlaka çalışkanlık gerekir. Çünkü sevdiğin için mesela bir güzellik hazırlaman gerekir değil mi, insanın kendisine bakması gerekir, dikkatini vermesi gerekir, teksif olması gerekir, onun konuşmalarını iyi dinlemesi gerekir, sözünü seçerek konuşması gerekir. Hani paldır küldür konuşma derler ya, onun için irade kullanmıyor, ağzına geleni söylüyor. Halbuki insan sevdiğine sözü seçerek kullanır ve bu bir akıl gerektirir, irade kullanılarak yapılır mesela bu bir cehddir, bir gayrettir. Onun mesela garip bir sözünü de bir anda öfke nedeni yapmamak, onu güzel bir söze çevirip, ona yeniden bir imkan daha tanımak... Çünkü insanoğlu mutlaka hani dilin kemiği yoktur derler mutlaka münasebetsiz anormal sözler edebilir. Yani bir sözü ile ondan soğumak, onu bırakmak, çok büyük bir akılsızlıktır. Onun da aşılması gerekir ama bu da Allah aşkı olmadan olmaz işte. Yani ona hiçbir insan güç yetiremez Allah aşkı olmadan yani insan Allah’ın tecellisi olarak insanı sevmedikçe ve onda takva alametleri gördüğü için sevmedikçe o sevgiye gücü yetmez yani en kısa sürede o biter. Onun için çoğu insanın hiç sevdiği yoktur götüremezler. Hep yalnızdır insanlar, bakın sabredenleri diyor, sözüne sabredeceksin. Mesela bakımsız olur, anormal bir hareket yapar ona sabredeceksin. Ne bileyim soğuk veya ters mesela senin candan sevgine ters bir tavır koyabilir ona da sabredilmesi lazım. Veyahut bizim hikmetini bilmediğimiz çok nedenler olabilir. Mesela ne bileyim ben buraya mesela erken gelecektim geç geldim. Bir hikmeti vardır. Yani dese ki buradaki insanlar aaa niye geç kaldı falan, geç kaldıran kimdir? Allah geç kaldırır. Niçin yapar? Bir hikmetle yapar. O geç kaldığında o insan diyecek ki, haa bir hikmeti var bunda bir hayrı var. Veyahut bir yere gidecekken gidemiyor, mesela arabasında bir arıza oluyor gidemiyor, ona müthiş öfkeleniyor, bu da sevgiyi engeller. Allah’a sevginin kökünde, Allah’a karşı olaylarda da sabır vardır. Yani Allah’ın yarattıklarına karşı sabır gerekir, çünkü mutlaka hayır ve hikmetle yaratır Allah. Hepsinde terslik ve aksilik düşüncesi oluyor insanlarda dikkat ederseniz. Öfleme püflemeler olur biliyorsunuz. Öflemeyi niçin yapar? Aksi gittiğine inanır halbuki o öflediği şey doğru olan oluyor, hayırlı olan o oluyor, boş yere öflüyor. Sabrı bilmeyenlerde o yüzden bu yüzyılda Allah’ın bu sırrını bilemeyenler, sevgiyi götüremiyorlar. Sevgi çok derin bir sanattır. Yani çok derin bir akıl gerektirir, ince detay gerektirir. Bakın “belli edip açığa çıkarıncaya kadar deneyeceğiz” diyor Allah. Denemek ne demek? Sürekli ben böyle olaylar meydana getireceğim yani olaylar dışarıdan olmayacak diyor Allah. Eğer sen bir yere yetişemediysen veyahut bir yere gidemediysen veyahut bir şey yapamadıysan onu yapan kimmiş? Cenab-ı Allah. Ben yapıyorum diyor Allah. O da zannediyor ki o yapıyor zannediyor karşısındaki insan yapıyor zannediyor halbuki Allah yapar. Orada bizim yapacağımız sabırdır. Mesela niçin bu sözü söyledin diyor, o sözü söyleten de Allah’tır. Onda da hayır vardır onda da sabırlı olacak. Ve haberlerinizi sınayacağız yani imtihan edeceğim sizi diyor Allah haberlerinizi. Mesela “Eğer gerçekten, yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı, herhalde (bu) kendileri için daha hayırlı olurdu”, yani bu da bir geliş gidiş belli ki bir şey. “Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret”. Mesela bana her türlü iftira atılıyor. Ben ne yapıyorum? Sabrediyorum, aaa ben haksızlığa uğradım işte bak bana bu kadar... Hatta mucizedir bana yapılan haksızlık yani insanlar gülüyor yani mucize Cumhuriyet tarihinde olmamış olaylarla karşılaşıyorum ben hep. Yani hiç Cumhuriyet olayında yok, mesela kokain komplosu hiç Cumhuriyet tarihinde yoktur. Yani hiçbir aydın, fikir ve düşüncelerinden dolayı aklı başında bir adam tımarhaneye girmemiştir Cumhuriyet tarihinde. Bir tek üstad Bediüzzaman’a yapılmıştır inşaAllah, o kadar. Mesela davamızda da çok şaşırtıcı olaylar var. Yani mesela hiç görülmemiş bir olayla karşılaştık biz. Benim davamda hiç kimsenin bir müracaatı olmadığı halde, Yargıtay davada görev adletti kendisine ve davayı bozdu. Yani hiç kimsenin talebi yok ama. Hiç kimse temyiz etmemiş yani Cumhuriyet tarihinde yok böyle bir şey ilk defa oluyor. Hep ilginç şeylerle biz karşılaşıyoruz maşaAllah tabii bir hayır var, ellerine sağlık, Allah razı olsun. Mesela normalde bir dava mahkemeye gittiğinde mesela 4422’den bozulduğunda, yani 4422 diyorsa bunu bozmuşsa davayı en hafif olan maddeden yargılanması gerekiyor insanın. Mesela 220 daha ağırdır 313 daha hafiftir. Hafif olacak dava yerine ağır olandan yargılandık biz, 220’den yargılandık mesela bir ilginçlik daha. Böyle 60’ın üzerinde 66 tane değil mi? 69 mu? MaşaAllah, 69. 69 tane olay var. Yani, 1 tane, 2 tane, 3 tane değil. Mesela Ebru Şimşek davasında ben beraat ettim. Net mahkeme kararıyla beraat ettim. Delille yani, tapu gibi delil var artık. Evin tavanları karşılaştırıldı, teknik olarak, kirişler karşılaştırıldı. Bizim tavan düz, biliyorsunuz, onun evi kirişli ve buna dair çok fazla teknik uyumsuzluk var. Buradan ve diğer bütün görgü şahitlerinin delilleriyle beraat ettiğim halde Ağır Ceza Mahkemesi, aynı yargılandığım mahkeme diyor ki, “Fatih Altaylı’nın ve Ebru Şimşek’in birbirlerini tamamlayan beyanlarına göre” diyor. Yani birbirlerini destekleyen beyanlarına göre diyor. Gerekçe olarak gösterdi mahkeme, ben de teşekkür ediyoruz, ellerine sağlık, Allah razı olsun diyorum. Sabaha kadar saysam bitmez. Ama tabii Müslüman bunlarda hayır görecek. Çünkü Allah bunu yaratıyor. Ve bakın diyor ki: “Sabredenleri bilinceye kadar deneyeceğiz” diyor Allah. Hz. Yusuf suç işlediği için mi hapis yattı 7 yıl? Kadın dedi ki, ilişkiye girmek istediğini söyledi kadın. Yani evinde kaldığı vezirin hanımı, o da ben yapmam bunu dedi, Allah’tan korkarım dedi, istemiyorum dedi. O zaman 7 yıl hapis yatacaksın dedi, gitti yattı. 7 yıl hapis, yani onu kabul etti. Bu nedir? İmtihandır. Ne diyor Cenab-ı Allah? Bakın: “Sabredenleri bilinceye kadar, belirtip çıkarıncaya kadar deneyeceğiz sizi” diyor Allah. Sonra Allah peygamber yaptı onu. Çünkü kendine gösteriyor. Önce onun güzel ahlakını ona gösteriyor. Kim olduğunu gösteriyor, gücünü gösteriyor. Diyor ki mesela, şeytandan Allah’a sığınırım, “Şimdi sen Rabbinin hükmüne sabret.” Allah bir şey yarattığında ona sabır göstereceğiz, inşaAllah. “Onların demelerine karşı sen sabret. Ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla kopup ayrıl.” Sadece onlara sabret diyor sözlerine karşı ama uzak dur diyor, o kadar, Kuran. Bakın, “Rabbin için sabret” diyor Allah yine, 74’e 7, ayet. “Sonra, iman edenlerden, sabrı birbirine tavsiye edenlerden, merhameti birbirine tavsiye edenlerden olmak…” Bakın, sabrı birbirine tavsiye etmek. Allah’ın emri, diyeceğiz ki herkes sabırlı olsun. Siz de sabırlı olun, biz de sabırlı olalım diyeceğiz. Ayrıca neyi tavsiye edeceğiz? Merhameti. Merhametli ol, affedici ol diyeceğiz. Bizim de yaptığımız bu. Bunu Allah mümin alameti olarak bunu belirtiyor. “Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar…” Bak iman ediyor, samimi eylemlerde bulunuyor, samimi. Mesela samimiyet deyince, insanlar ne var samimiyette diyorlar. Ben de samimiyim. Samimiyet öyle kolay bir şey değildir. Samimi oldun mu başın yağmur gibi belaya girer. Nasıl samimisin sen? Samimi adam, bayağı, gece gündüz başı belada olur. Çok zordur, müthiş çalışkanlık gerektirir samimiyet, candanlık gerektirir. “Birbirine hakkı tavsiye edenler…” Yani, hak, doğru olanı, mutlaka dürüst ol, doğru karar ver diyor. “.. ve birbirine sabrı tavsiye edenler başka.” Herkes birbirine sabrı tavsiye edecek. Onun için bu pek önemli görülmediği için sokakta bütün millet birbirini vuruyor, görüyorsunuz. Adam diyor ki yoldan çekilsene diyor, şöyle eliyle işaret ediyor arabadan, aşağı in diyor, tamam diyor, inerim aşağı diyor, başlıyorlar yumruklaşmaya, ondan sonra zaten ruhsatlı veya ruhsatsız silahlar oluyor. O ona, o ona. Eliyle böyle yaptıysa, tamam dersin, ne var yani, selam verirsin, çeker gidersin, ne uzatıyorsun. Değil mi? Efendilik sende kalsın derler ya, yani sabırlı olması lazım orada, şefkatli yaklaşması lazım. Nihayetinde Allah seni deniyor. Orada çekip vuracak, bu kadar rezalet çıkaracak ne var? Allah’ın verdiği bir cana kıyıyorsun sen. Ömür boyu, kendisi için bir azap ve ahirette de sonsuza kadar cehennemdir karşılığı. Allah’ın affetmesi başka, çok büyük bir rezilliktir. Dünyada, insanların başına gelen belaların kökeninde sabretmeme vardır. Evet, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, her şeyde bir hayır var dedik. Bir sorum olacak size, her şerde bir hayır, her hayırda bir şer var mıdır gerçekten?
ADNAN OKTAR: Hayır şimdi insanlar, bir şey oluyor, bayağı bir seviniyor. Halbuki onun için şer oluyor, bilmiyor. Mesela, ne bileyim, çalıntı bir mal buluyor, alıyor, seviniyor ona. Onu alıp kullanıyor. Onu kendisi için bir hayır zannediyor. Halbuki o bir şerdir. Ama mesela farzedelim işinden atılıyor veyahut yolda giderken, yemek kabı, ayağı takılıyor, kırılıyor, kap dökülüyor. O yemekte belki zehirli bir şey vardı veyahut vücuduna zarar verecekti veyahut Allah onu düşündürmek kastıyla yapabilir. Birçok hikmeti olabilir. Orada ona mutlaka hayır gözüyle bakacak. Şer gözüyle baktığında o ibadet olmaz. Çünkü Allah’ın çok ince detaylı sanatı vardır. Mesela bakın, Mehdi’yi yaratıyor. Mehdi’sini, o devrin, en zorlu olaylarıyla karşı karşıya getiriyor Cenab-ı Allah. Mesela hapse sokturuyor, insanlara iftira attırıyor, insanların üzerine, onlara zulüm yapılmasına sebep oluyor, talebelerine. Değil mi? Binbir türlü acının içinden geçiyorlar. Mehdi ne diyor? Bunda da bir sabır var. Bunda da bir hayır var. Bunda da bir güzellik var diyor. Değil mi? Buna sabretmek lazım, buna hayır gözüyle bakmak lazım. Allah beni deniyor diyor, Allah beni sınıyor diyor. Allah’a hamdolsun diyor mesela Mehdi. Ama şeytani düşünen de, ya diyor, Allah vermesin, işte ben Allah için ne kadar iyilik yapıyorum, güzellik, mesela namaz kılıyorum, oruç tutuyorum ama Allah bana dert veriyor, bela veriyor diyor ve namazını, niyazını bırakıyor. İşte o da kaybedelerden olmuş oluyor. Sınayacağız dediği işte Cenab-ı Allah’ın bu. Yani Allah dener. Onun için şer zannedilen şeylerde hayır olduğunu insan bilecek. Her şerde mutlaka bir hayır vardır, Müslümanda. Ama imansız olan bir insanın da her hayır gördüğünde bir şer olur. Hepsi onun için bir şerdir. Mesela çocuğu olur, onun için bir şerdir, çocukları başına bela olur. Bütün mutluluğunu alır. Mesela kadın hamile olur. Bütün vücudu bozulur, hastalanır. Onun için bir şer olur. Mesela zengin olur, mide ülseri olur, o zenginliği, malı koruyacağım diye, sıkıntısından saçları dökülüyor. Değil mi? Sapsarı oluyor, eli ayağı boşalıyor, sinir hastası oluyor. O mal, onun başına bela olmuş oluyor. Veya çok fazla para kazanıyorlar, çok iyi besleniyorlar, bütün aile kolestrolden hasta oluyor, kendisi de hasta oluyor, gut hastalığına yakalanıyor. Değil mi? Birçok hastalığa sebep oluyor. Öbür fakir insan da yiyemiyor, mesela sebzeyle, bakliyatla besleniyor ama kıpkırmızı gayet sağlıklı oluyor. Onun da mesela kanında hiç kolestrol olmamış oluyor ama o, kendisi için şer zannediyor onu. Halbuki hayır var. Allah’ın o kadar detaylı sanatı vardır ki dünyada, insanlar bunu saymaya kalksa bitirmeleri mümkün değil. Zaten Allah diyor ayette, “Bütün denizler mürekkep olsa” diyor, “bütün ağaçlar da kalem olsa,” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “denizler tükenir” diyor, “Allah’ın kelimesi tükenmez” diyor Cenab-ı Allah. Bu sırrı bilmedikleri için zaten insanların çektiği sıkıntılar, yani bir sebebi de o oluyor. Hep sinir hastası oluyorlar, kokaine alışıyorlar, uyuşturucuya alışıyorlar. Hep sulugözdür benim etrafımda gördüğüm insanlar, yani havadan, böyle şey gibi, emme basma tulumba gibi, daha dokunsan ağlar. Mesela görüyorum, arkadaşlarımdan da görüyorum, halktan da görüyorum, insanlarda, romanlarda görüyorum, filmlerde görüyorum, inşaAllah, ama bizim çocuklar sağlamdır o konuda, maşaAllah. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam, 2 tane haber var, sizinle ilgili, onu gösterelim mi? Biri haberhilal.com sitesinde, bu “Dünyanın en güçlü 500 Müslümanı” ile ilgili bir haber çıkmış. Diyor ki, “Dünyanın en etkili Müslümanı anketi. Dünyanın en güçlü 500 Müslümanı listesinde Harun Yahya sürprizi. Harun Yahya takma adını kullanan Adnan Oktar da dünyanın en güçlü 500 Müslümanı listesine bilim ve teknoloji kategorisinden girdi. Harun Yahya ismiyle listede yer alan Oktar, Türkiye’de yaratılış felsefesinin en büyük savunucularından ve çocuk kitapları yazarı olarak tanıtıldı.” Bu birinci haber. Bu, yalnız geçen senenin sonuçlarını yansıtıyor. Şimdi yeni yapılan bir araştırma var. Bakın şu araştırma, Reuters’in sitesinde yayınlanan, büyük bir oylama yapıldı, dünya çapında…
ADNAN OKTAR: Reuters? Nedir Reuters?
OKTAR BABUNA: Bu, dünyanın en güçlü Müslümanları oylaması bu.
ADNAN OKTAR: Reuters nedir?
OKTAR BABUNA: Reuters, haber ajansı, dünyanın en büyük haber ajansı.
ADNAN OKTAR: Bir internet sitesi mi? Nedir o?
OKTAR BABUNA: Evet, Reuters’ın sitesi bu. Dünyanın en büyük haber ajansı, Reuters’in sitesi, burada diyor ki: “Georgetown Üniversitesi, Burada diyor ki: “Garbian Üniversitesi the Royal Islamic Strategic Studies Center in Amman and Prince Alwaleed Bin Talal Center for Muslim-Christian Understanding.” diye gidiyor. “İle birlikte dünyanın en etkili 500 müslüman lideri başlığı altında yapılan bir ankette, çıkan sonuçlar hepimizi çok gururlandırdı. Anket sonuçlandı.” MaşaAllah. “Anketin sonuçlarına göre 1 milyon 882 bin 172 kişi katıldı ve sayın Hocamız 818 bin 486 oyla dünyanın en etkili Müslüman lideri seçildi.”
ADNAN OKTAR: Duyuyor musun?
OKTAR BABUNA: “İnşaAllah çok kıymetli sevgili Hocamız tüm İslam aleminin lideri olacaktır. Kubilay.” Okuyucu mektubu bu. Bakın görüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Oktar sen de coştun. Dur bakalım Müslümanlar kim? Liderleri kim? Dur bakalım liderlik ne? Öyle bir iddiam yok.
OKTAR BABUNA: Okuyucu mektubuydu o, demin okuduğum okuyucu mektubuydu. Yalnız bir dakika. Sonuçları nerede? Sonuçları, neyse şimdi göstermeyeyim, sonuçlarım kayboldu. Başka bir sayfaya geçti değil mi? Burada pardon. Evet burada işte oylamanın sonuçlarını görüyorsunuz. Adnan Oktar Beyefendi % 41 ve diğerleri. Harun Yahya % 2 almış. 1 milyon 882 bin 172 oy dünyanın her tarafından Müslümanların...
ADNAN OKTAR: Ama, Şeyh Nazım Kıbrısi, o benim canımdır. Çok sevdiğim benim mürşidim, çok değerli bir insandır. Şeyh Nazim Adil El Kıbrısi evet. Dünyanın en tatlı insanı diyebilirim. Yani çok çok şeker. Seyiddir kendisi. Müthiş yakışıklıdır böyle maşaAllah yeşil gözlü falan tam Osmanlı’dır. Çok çok yaşlı, nefis güzel konuşur, çok güzeldir hitabeti. En ince detayları çok güzel yakalar. Çok şefkatli, çok merhametlidir. Talebeleri de çok efendidir. Çok mütevazi bir insan. Bizim fakirhaneye de böyle birkaç defa şereflendirdi. Çok nüktedandır. Yani hayret edici şeyler konuşuyor mesela, hiç gözünden kaçmaz bir de kusursuz hareketleri vardır. Yani oturması, kalkması, yemesi, içmesi hem güzel örnek olur etrafına. Gözünden de hiçbir şey kaçmaz. Mesela bazı insan fark etmiyor falan zannediyor ama, gözünden kıl kaçmaz yani. Hemen lafı gediğine oturturur böyle, çok şahane konuşur.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Dünyanın her bir tarafından 1 milyon 882 bin 172 oydan % 41’ini almışsınız. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. İyi, Allah sevenlerimizi artırsın inşaAllah. MaşaAllah. Toplam?
OKTAR BABUNA: 1 milyon 882 bin 172.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah çok güzel. İnşaAllah. Kardeşimiz lider derken, herhalde sevilen bir insan anlamında demiştir. Yoksa bizim bir liderlik iddiamız yok. İnşaAllah. İnşaAllah Allah sevenlerimizi artırsın, dünyada da ahirette de hep beraber etsin, cennette de beraber etsin. Dünyada en güzel nimetlerden birisi budur. Yani sevmek ve sevilmek Allah için. Allah için sevilirse bir anlamı vardır sevginin. Yoksa et, kemik sevmek çok mantıksız yani. Etin neyini seveceksin yani? O zaman kasabın karşısına geçip bakarız etlere böyle, olmaz. Allah’ın tecellisi olarak insan sevilir. Allah’ın nuru olarak insan sevilir. Onun için, Allah için seven gerçek sevginin zevkini alır. Allah için sevmedin mi, ondan bir şey çıkmaz. Yani o yüzden insanlardaki birbirine nefretin kökeninde o oluyor. Yani, ben mesela içimde çok coşkun bir sevgi vardır, bunun sebebi Allah için sevmemdir. Allah’ın tecellisi olarak severim. Benim kedimi gördün değil mi? Balım’ı?
SUNUCU: Yok görmedim Hocam.
ADNAN OKTAR: Yarın göstereceğim yine onu. Çok şeker ablası. Anormal şeker böyle. Çok uslu, acayip terbiyeli. Benim kedim eğer buralardaysa getirsinler onu buraya. Burada mı? Getir bakayım şuraya. Ben onu yiyeceğim, yiyeceğim. O kulaklarını falan, burnunu. Dünyada daha şeker bir kedi var mı bilmiyorum. Vardır şüphesiz de, ama benim kedim şahanedir. Gel, gel, gel abisi yesin seni. Bak ablası bak, bak, bak, bak, bak. Abisi gel yakından göster gel. Kameraya bak bakayım. İyice yaklaştır şu benim Balım’a. Göbişte kocaman olmuş, oh. Nasıl uslu, nasıl şeker. Bu kadar mı yapabiliyorsunuz zoom. Sen yapsana zoom. Sen yapabiliyor musun? Getir bakayım, gözükmüyor mu?
SUNUCU: Gözleri çok güzel.
ADNAN OKTAR: Ah, ah, ah, ah abisinin tatlısı, şekeri, pamuğu. Güzel huylusu. Nasılsın? Nasılsın, iyi misin? Abisi yesin onu burnunu murnunu. Ne yedin lan kereta?
Alın götürün bunu.
SUNUCU: Hocam kısa ara veriyoruz. Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikte olacağız. Lütfen bizden ayrılmayın.
Sevgili seyirciler ve dinleyiciler kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikteyiz. Hocam sorulara geçmeden önce bir hatırlatma yapmak istiyorum. www.harunyahya.net ve www.harunyahya.org adreslerinden Sayın Adnan Oktar’ın bütün eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Soruyla devam ediyorum.
“Sayın Adnan Oktar kitaplarınızı okudum. Çok güzel bakış açıları var ve çok etkileyici kitaplarınız var. Kitaplarınız çok güzel ve beğenerek okuyorum.
Kitaplarınızı yazarken cinlerin bilgilerinden faydalanıyor musunuz?
İnsanların iktisadi sıkıntı içinde olması onları başka önemli konularla ilgilenmesine engelliyor. Sizce insanların bu ekonomik sıkıntılarının önüne nasıl geçebiliriz?
Marksist bir örgütün bu kadar etkili olmasının sebebi sizce nedir? Bu durumun önüne nasıl geçeriz?”
Musa bey sormuş. İsterseniz vereyim Hocam? 3 tane soru var çünkü.
ADNAN OKTAR: Evet. Musa bey kardeşimiz. Marksist örgütten kastı herhalde iddia edilen Ergenekon Örgütü’dür değil mi? Evet.
Kitaplarınızda cinlerin bilgilerinden faydalanıyor musunuz? Yani şimdi detay vermeyeyim o konuda ama, cinler şaşırtıcı şekilde doğru bilgi veriyorlar. Yani çok şaşırtıcı şekilde. Ben gerçekten hayret ediyorum. Allah nasip ederse bu akşam bir bağlantı düşünüyorum bakalım. Çünkü eskiden bizi çok yoruyorlardı yani boş işlerle boş vaktimizi alıyorlar. Mesela on yanlış varsa bir tane doğru söylüyor, o da yorucu hakikaten ama şimdi bakıyorum öyle bir konu yok, sevgileri de iyi, bir de cin çağıranlar sorabilirler, bana olan sevgileri çok iyi o açıdan diyorum yani. Çok aşırı seviyorlar maşaAllah.
İnsanların iktisadi sıkıntı içinde olması onların başka… Ekonomik sıkıntı ahir zamanda olacak, bakın bir kere, bir zincirleme olay gelişmesi var dikkat ederseniz. Ekonomik kriz başladı, arkasından kuş gribi başladı, şimdi domuz gribi başladı, yani sürekli zorlu bir ortam var. Bu, ahir zamanda Mehdi çıkışı öncesinde olacak olan olaylardır ki bu, Buhari’de yani sahih hadis kitabında belirtilmiştir. Bakın bu çok manidar, Mehdi döneminde, Mehdi’nin çıkış alameti olarak, iki grip salgını olacak diyor Peygamberimiz, net, çok açık. İkisi de hayvanlardan kaynaklanacak diyor ve birçok insanın vefatına sebep olacağı da belirtilmiş, bu hastalıkların. Yani tağun gibi etkili olacak diyor. Bunlar kader, yani Cenab-ı Allah bunları kaderde hayırla ve hikmetle yaratıyor yani mutlaka bir düşünme payı getiriyor. Ama tabii ki insan eğer gripten ölmezse bir şeyden ölür yani kaderdeyse, mutlaka Allah ona bir sebep meydana getirir. Onun için panik yaşamaya da gerek yok, yani bu konuda tedirgin olmaya da gerek yok. Ama geçenlerde uyarmıştım, bir daha yeniden uyarıyorum. Gripte en önemli şey yakın temastan kaçınmak. Yani grip hastalarından uzak durmak. Grip hastaları da tamamen yani hiçbir belirti kalmayıncaya kadar da evden çıkmasınlar. Yani sabırsız oluyorlar, daha ikinci günü ortaya çıkıyorlar yahut üçüncü günü yahut bir hafta sonra çıkıyor ama hastalık daha geçmemiş. Yani virüs vücudunda canlı. Olmaz. Vücut tamamen yenilecek hatta virüsün ölmesini de beklemesi lazım. Çünkü vücudun üstünde de virüs kalır. Yani bir anda biten bir şey değil, inşaAllah. Biraz sabırlı olduğunda daha güzel olur, hem birçok insana bulaştırmamış olur, vicdanlı olacaklar. Yani tez canlı olmak, aman bir an önce sokağa çıkayım kafasında olmayacaklar. Kendi sağlıkları açısından da çok iyidir, yani vücut dinlendiğinde hastalığı insan daha çabuk atlatır. Mesela, uyku halinde yahut dinlenerek çok daha kolaydır ama hareketli ve yorgun yeniden soğuğa çıkıyor, yeniden başka bir şey, bu sefer de yeni bir gelişme olabilir. Mesela Allah esirgesin zatürreye çevirebilir. Akciğerde bir enfeksiyon mutlaka oluyor gripten sonra, enfeksiyon oluşabiliyor. Değil mi doktorum, yanlış bilmiyorsam.
OKTAR BABUNA: O şekilde evet dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Bu da rahatça zatürreye çevirebilir. Onun için onlara tamamen yatışıncaya kadar, alametler bitinceye kadar evden çıkmamak lazım. Tavsiye edilenlere de uymak lazım inşaAllah.
SUNUCU: “Değerli Hocam, 29 Kasım’da İsviçre’de camilerin minarelerin kaldırılıp kaldırılmaması ile ilgili bir referandum yapılacak inşaAllah. İsviçre Devler Başkanı minare referandumu öncesinde minarelere destek verdi. Ancak ezan okunmasına karşı çıktı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” Kemal Akpınar, Rize’den yazmış.
ADNAN OKTAR: Şimdi insanların beynindeki, kalbindeki minareyi kimse yıkamaz. Asıl olan kalplerdeki, beyindeki minaredir. Taş minare yıkılabilir, oradaki ezan susturulabilir ama bizim ruhumuzdaki ve kalbimizdeki ezan esastır. Onun için oradaki kardeşlerimiz dine hizmet etmek istiyorlarsa güzel örnek olarak kültürle, bilgiyle İslam’ı, Kuran’ı etrafındaki insanlara anlatsınlar ve güzel örnek olsunlar, yaşasınlar.Yoksa onlar eninde sonunda o minareleri yıkarlar. O ahir zamanın bir özelliğidir. Yani Deccaliyet bunu yapacaktır. Zaten Deccal’in çıkış yerleridir oralar, hadislerde belirtilen bu güneşin batması olayı, güneşin doğması olayının sabit kaldığı ülkeler olarak tarif ediliyor. Yani güneş sürekli havada kalan bir yer düşünün. O bölge değil mi öyle? Kuzey ülkeleri. İşte deccaliyetin çıkacağı yer olarak da orası belirtilmiştir. Oralarda, Darwinizm ve materyalizm dünyada en güçlü oralardadır. En yaygın oralardadır. Sosyalist ve komünist düşünceler de hep oralarda yaygındır. En çok intiharlar oradadır. En mutsuz insanlar oradadır. Aile bağlantıları kopan yer yine oradadır. Yaşlılar hep tek başına kendi kaldıkları evlerinde ölme olayı olur. En yüksek oradadır. Yani mesela geçenlerde öğrendim arkadaşlar da gitmişlerdi oraya. Yaşlıların öldüğünü cesedin bozulmasından anlıyorlarmış. Yani anlama yöntemi bu. Yani bir hafta sonra, on gün sonra anlaşılıyormuş. Komşuların ihbarı üzerine yaşlı kişinin öldüğü biliniyormuş. Yaşlılara kesinlikle bakmıyorlar. Yani annesi, babası yaşlı bir kişi olduğunda torunları tamamen bağını koparıyor. Yani ondan nefret ediyorlar adeta. O ülkelere ait bir özellik bu, ki bu da deccaliyettir. Onun için bu kafada olan, Darwinist, materyalist olmuş, Marksist olmuş bir insanın orada ezan dinlemek isteyeceğini düşünmeleri, minarelerin dikilmesini istemeleri zaten beklenemez onlardan. Tabii ki çoğunlukta onlarda olduğu için minareleri de yıkar, ezanı da sustururlar. Ama oralarda kitap dağıtmak, tebliğ yapmak, anlatmak, konuşmak değil mi, örnek olmak özellikle yaşantısıyla, kalitesiyle, üslubuyla çok etkili olacaktır. Deccaliyet oralardan sökülecektir. Ama fikirle, ilimle ve bilgiyle olacaktır. Fakat hadislerin tarif ettiği yerdir. Yani güneşin batmadığı yerler, güneşin bir türlü doğmadığı yerler. Hadislerde bu şekilde belirtilmiştir. Var şimdi hadisler uzun uzun anlatmayayım fakat özet olarak anlatıyorum. Deccal’in çıkacağı yer de orasıdır. Bütün darwinist, materyalist ve masonik sistemin de kalesi oralardır. Dolayısıyla bu tip olayların olacağını biz biliyoruz. Ama fikre karşı koyamazlar. Bizim kitaplarımız oralarda her yeri kapladı. Bol bol dini anlatmaya, yaymaya gayret etsin kardeşlerimiz inşaAllah.
SUNUCU: Bir soruyla daha devam ediyorum. “Muhterem Hocam, artık Arnavutluk ile de karşılıklı olarak vizeler kaldırılmış. MaşaAllah Hz. Mehdi’nin bereketi her geçen gün biraz daha belirginleşiyor. Sizi takdir etmemek elde değil. Her söylediğiniz bir bir gerçekleşiyor. Türk-İslam Birliği kuruldu sadece zamanla tescilleniyor demiştiniz. Gerçekten de doğru.” Yavuz Bey yazmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah. İşte böyle konuşurlarsa kendi aralarında mesela Türkler... Ama Hıristiyanlarla dost olsunlar orada yalnız. Bu ülkelerde, kuzey ülkelerinde mesela İsviçre’de, Norveç’te, Finlandiya’daki kardeşlerimiz Hıristiyan ve Musevilerle dost olsun, kardeş olsunlar. Çünkü hep aynı Allah’a inanıyoruz. Allah’a inanan insanları bağırlarına bassınlar. Çünkü orada konu Allah’a inananlar ve inanmayanlar. Darwinist ve materyalist olanlarla yaratılışı savunup, Allah’a inananlar arasında bir fikri mücadele var. Onlar onların fikri müttefiği ve kardeşi. Onun için onları dışlamaları karşı tarafa yardımcı olmak demektir. Yani hiçbir Musevi minarenin yıkılmasını istemez, ezanın okunmasından da memnun olur. Yani ezan kesilsin diyemez bir Musevi. İster yani çünkü onun inancına uygun, Allah’ın adı anılıyor. Bir Hıristiyan da yani cami yıkılsın demez, ezan okunmasın demez. Çünkü Allah’ın adı anılıyor, hoşuna gider. İster böyle bir şeyi. Onun için doğal müttefiği ve kardeşi olduğu için onlarla böyle yemekli sohbet toplantıları yapsınlar, onları kardeş bilsinler. İnançlarında tabii herkes inancını yaşayacaktır ama karşılıklı inançlarına saygı duysunlar. Ama böyle sanki dilim varmıyor ama düşmanca bir üslup tam anlamıyla deccaliyetin ekmeğine yağ sürmek demektir. Direkt onların oyunlarına gelmek demektir. Sakın sakın. Hele mezhep ayrılıkları yani tam bir rezalet. Yani Şii, Sünni ayrımı yapmak, Alevi, Bektaşi ayrımı yapmak, ya bunlar zaten hepsi bizim kardeşimiz. Hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz. Ne alakası var? Hepsi La İlahe İllallah Muhammedin Resulullah diyorlar. Sakın, sakın. Birlikte bereket var, ayrılıkta fitne vardır. Birlikte hareket edecekler inşaAllah.
SUNUCU: “İyi yayınlar Hocam, ben Ahmet. Denizli’ye gelecek misiniz?”
ADNAN OKTAR: Denizli’ye inşaAllah, inşaAllah.
SUNUCU: “Reenkarnasyon safsatasını anlattığım arkadaşlarım bir panik içindeler. Detaylı bilgi verirmisiniz? Arkadaşlar ya olursa diyorlar. Bir vesvese var, konuyu açıklar mısınız? Reenkarnasyon tarikatı dünyada yayılıyor. Ne düşünüyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Bakın reenkarnasyona onlar inanıyor olsa zaten bizim işimiz çok kolay olur, gerçekten. Mesela şeytana inananlar falan varya bu satanistler falan bunlar direkt züppeliğinden yani hiçbir şekilde inanmazlar. İnanıyor olsa onu Müslüman etmek, Müslüman olmasını sağlamak çok çok kolay olur, yani an meselesidir. Reenkarnasyona da gerçekten samimi inanıyor olsa zaten onu, konu bitmiş zaten. Ruhun varlığına inanıyor, ruhun başka bir yere gidebileceğine inanıyor. Onun Müslüman olması çok çok kolaydır. Reenkarnasyona inananlar hiç inanmıyorlar öyle bir konuya. Sadece onu öyle usülen söylüyorlar, öyle bir konu yok. Reenkarnasyon da zaten Kuran’a göre mümkün değil. “Allah bir perde vardır” diyor “onu aşamazlar” diyor. Öldükten sonra ve ahirete intikal ettikten sonra bir insan bir daha gelemez. Ama rüyadaki tarzda bir ölüm durumunda zaten insan sürekli diriliyor onda. Uyuyan insan her gün ölür. Uyku halindeyken ölür insan. Ruhu kabzedilir, ruhu alınır. Yeniden Allah her uyandığında ona ruhunu geri verir. Ama bazı insanlara da geri vermediğini söylüyor Allah. Mesela uykudan kalkamaz o. Kalktığında ölmüş olarak bulursun, değil mi? Çoktur öyle vakalar. Dolayısıyla öyle bitkilere, otlara ruh geçiyor... hiçbir amacı da yok. Böceğin içinde insanın ruhu ne yapsın yani? Neyi, hangi terbiyeyi alacak? Neyi alacak yani? Farzedelim olmuş olsaydı, ne amacı var? Böceğin kafasının çalışmadığını görüyoruz. Garibim yani Allah’ın ilhamıyla hareket eder, otlar arasında tıpı tıpı geziniyor o. Orada biz akıl gelişmesi, kültür ve görgü ve bilgi alacağı bir ortam yok ki. Böceğin aklının olmadığı belli. Dolayısıyla bize zaten bol bol ömür veriyor. 70, 80 yıl insan yaşıyor. Yahut artık 40-50 sene yaşıyorlar. Zaten Cenab-ı Allah soruyor ahirette; “yeteri kadar size vakit verilmedi mi?” diyor Cenab-ı Allah değil mi? Geri dönmek istiyorlar da, diyorlar Yarabbi diyorlar bizi geri gönder, tam Müslüman olacağız diyorlar. Tabii orada aklın ihtiyarı kalkmış, cehennemi görmüşler, cenneti görmüşler. Kendilerini akıllı zannediyorlar. Allah diyor; “geri gelseler yine aynı şeyi yaparlar” diyor Allah ayette. Çünkü unutturularak gönderilecekler. Mesela bir kalkacak diyecek ki; rüya gördüm diyecek, ya cehenneme gitmiştim diyecek, rüyasında. Gider aynı şekilde daha da fazla kepazelik çıkarır. Halbuki unutturulacak o ona. Yani o aklında olarak, o zaman imtihan olmaz insan. Onun için Allah verilen sürenin yeterli olduğunu söylüyor. Şu anda da insanlara bol bol süre veriliyor. Hiçbir bahanesi yok hiç bir insanın. Bu eğitimden geçiyoruz. Eğitimde de insanın ne olduğu zaten görülüyor. Yeniden insanın işte kediye geçmesi kediden ota geçmesi, çiçeğe geçmesi bunların hiçbir amacı yok. Böyle bir şey de olmuyor, olmaz da zaten.
SUNUCU: Sabırla ilgili bir soru. Bu konuya değinmiştik zaten.
ADNAN OKTAR: Bugün konuşmuştuk. Evet.
SUNUCU: “Değerli Hocam, sabır neden Kuran’da önemli görülmüştür?” Figen Hanım.
ADNAN OKTAR: Sabır güzel ahlakın aşağı-yukarı temelidir. Yani temel konulardan bir tanesidir. Çünkü insanların birbirlerinden soğumasının, olayların çıkmasının, savaşları, kavgaların, cinayetlerin, insanların cehenneme gitmesinin, ahlaksızlık yapmasının, soygun yapmasının temelinde sabırsızlık vardır, sabretmemek vardır ve olaylarda hayır görmeme düşüncesi vardır. Yani o kadar fazladır ki sabırla karşılaşılan olaylar, yani gün içinde herhangi bir vaka düşünüyorum. Mesela bugün ben İstinye’ye gidecektim, İstinye Park’a, bir şeyler almak için falan, nasip olmadı gitmedim. Mutlaka bir hayır vardır, yani niye gidemedim falan demedim. Yani ben bundan dolayı da öfkelenmedim yani kızmadım da, çok da rahatsız olmam. Mesela sevdiğim bir insan bana gelecekken gelemese, e bir hayır vardır. Ben oturup öfkelenmem yani, niye yapamadı demem. Mesela diyor ki, işim çıktı ani bir işim çıktı gelemedim, iyi tamam normal insanlık hali veyahut rahatsızım gelemiyorum diyor. Niye gelemedi demem yahut ben bir yere niye gidemedim de demem. Niye kazanamadım demem, yahut mesela farzedelim biz, bak yargılandık 3 yıl hapis cezası aldım ellerine sağlık Allah razı olsun. Ne öfkelendim ne rahatsız oldum. Ne de içimde bir burkuntu var yani, bugün görüyorsunuz yani gayet rahatım, yani öyle bir sorunum yok. E bakıyoruz dosyaya, Savcı ne diyor? Bomboş diyor şey diyor dosya hiçbir şey yok diyor. Suç unsuru yok diyor savcı, mahkemenin kendi Savcısı. Yarısı diyor bu kişilerin, aynı delillerden aynı dosyadan beraat etmiş. Bu kişiler de aynı diyor bunlarda aynı diyor beraat etmeleri gerekir diyor. Ben onu da sabırla karşılıyorum. Hiçbir şekilde rahatsız olmadım. Mesela diyor ki, ve yanlarında avukat yoktu diyor, işkence ile alındı ifadeler ve bu yüzden de geçersizdir diyor, mahkeme hayır geçerlidir dedi mahkeme. Ben sabrettim teşekkür ediyorum, Allah razı olsun diyorum hiç rahatsız olmadım. Mesela savunma hakkı verilmedi bize, teşekkür ettik Allah razı olsun dedik. Bir yıl ilave etti mahkeme nedeninin de söylemedi bana cezamı artırdı, ona da teşekkür ettim ben. Hayır vardır, yani niye rahatsız olayım? Yaratan Allah değil mi? E niye rahatsız olacağım. Hayır var yani. Hz. Yusuf (a.s.) niye yedi yıl yattı? Yani o zaman yedi yıl sitem etmesi gerekiyordu haşa. Ben niye ceza evinde yatıyorum diye. Hep mutluydu o. Hatta cezaevinde yönetici konumuna falan da gelmiş Hz. Yusuf (a.s.). Tevrat’ta geçiyor, çok yaman Yusuf. Tabii bayağı akıllı; orada müdür ona danışıyordu diyor Tevrat’ta. Yani bir şey oldu mu ona gidip danışıyorlarmış, nasıl yapalım ne yapalım falan gibisinden. Çok kaliteli ve çok akıllı bir insandı Hz. Yusuf (a.s.). Orada da insanlara hep faydalı oluyordu. Dolayısıyla Allah’a derin bir saygıyla tam boyun eğmek lazım. Bir şeye niye, neden olmadı diye öfkelenmek ahlaksızlıktır. Yani ahlaka uymaz, Kuran ahlakına uymaz. Yani Kuran ahlakına göre ahlaksızlıktlr. Yani ahlak eksikliğidir. Yani ben hakaret anlamında söylemiyorum. Ahlak yoksunluğudur, Kuran ahlakına uygun değil çünkü. Mutlaka onu tevekkülle karşılamak, Allah’a saygıyla boyun eğmek ahlaktır. Bu Allah’a sevginin bir gereğidir, yani Allah bir şey yapacak, insan beğenmeyecek haşa. Yani bu ne kadar ağır bir söz. Yani sevgiliden sana güzel bir şey geliyor ben bunu beğenmedim diyorsun. Sevgiliden gelen her şey çok güzeldir. Allah’tan gelen her şey de güzeldir hepsinde de hayır vardır. Biz onlara şer gözüyle bakmayız. Mesela durduk yerde hastalanabilirsin, yani Cenab-ı Allah seni imtihan etmesi gerekiyor, nasıl anlaşılacak sevgin? Yani mesela insan sevdiği için zora katlanmıyorsa acı çekmiyorsa, güç kullanmıyorsa, herhangi bir emek vermiyorsa sevgisini nereden anlıyacaksın? Mesela sevdiği için adam uykusundan feda edemiyor farzedelim. Ben uyuyorum diyor. Bu sevgide olmaz. Sevgide uykusunu ezmesi gerekir. Değil mi? Mesela insan soğukta kalır sevdiğinin sıcakta kalmasını ister. Aç kalır onun yemek yemesini ister. Bu bir sevgidir. Mesela bizim Güneydoğu’da halkımız böyledir. Bütün Anadolumuz böyledir bütün Türkiye’miz böyledir. Gidin evlerine mesela hakikaten bir tane tavuğu olur yani ,onu keserler onunla hemen bir pilav yapar, ki tektir onlar için o. Hemen misafirlerine çıkarır ve çok müthiş mutlu olurlar onun yemek yemesinden. Mardin, Urfa, Siirt, Diyarbakır bütün Bingöl hep öyledir. Karadeniz de öyledir, İç Anadolu da öyledir. Mesela hep ayakta karşılarlar, protokol usulü değil mi hürmetkardırlar. Şimdi bir yaşlıyı gördüğünde ayağa kalkmak kolay bir şey mi? Bir emek veriyorsun değil mi? İşte bu bir ahlaktır bu çok güzel bir şeydir, mesela birden ayağa kalkmak. Mesela bak dedem gelirdi benim bütün herkes birden, birden ayağa kalkar gürültü şeklinde böyle bir şey olurdu mesela 30 kişi 40 kişi varsa bir ses olurdu böyle yani gürültü, ayağa kalkma sesi. E bu çok şahane bir görüntü. Mesela hemen yer açılırdı, dedem mesela en yükseğe oturtulur, kimse ondan evvel konuşmaz, bu bir nezakettir. E şimdi ne yapıyorlar yaşlılara? Adamı atıyorlar bir evin içersine unutuyorlar. Adam orada ölüyor, on gün sonra rahatsızlık meydana geliyor diyorlar ki ya burada bir adam öldü herhalde diyorlar haber verelim diyor. Avrupa’da şimdi moda bu. Bir de Avrupa Birliği’ne girelim diyorlar, tamam girelim de Avrupa Birliğine biz güzel ahlakımızı öğreterek gireceğiz. Onlardaki bu eksik inasani yönleri düzelterek gireceğiz. Türk İslam aleminin lideri olarak gireceğiz. Biz onlara yiyecek götüreceğiz, para götüreceğiz, imkan vereceğiz. Biz onlardan yiyecek, para almayız. Yani Türk milletinin izzeti nefsi büyüktür, ağır milletir, büyük millettir. Kimseden gidip bir şey istemez. Biz dağıtmacıyız, dağıtacağız. Biz ihsan edeceğiz, biz onların iyiliği için gayret edeceğiz, biz onlardan bir şey istemek için Avrupa Birliği’ne girmeyiz biz. Onlar bizden bir şey istemek için Türk İslam Birliği’ne girecekler. Biz de nezaket ve sevgi olarak Avrupa Birliği’ne gireceğiz. İnşaAllah.
Evet devam edelim. İnşaAllah.
SUNUCU: “Selamun aleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Ben Viyana’dan yazıyorum. Hocam ben burada kimya okuluna gidiyorum ve biyoloji dersinde hala burada Darwinizm konuşuluyor. Hatta öğretmen bize imtihanda Darwinizm ile ilgili sorular verdi. Ben bu imtihana girdim kötü not almamak için. Hocam acaba günaha mı girdim bu imtihana girdiğim için? Sizden cevap bekliyorum.”. Kemal Gedik yazmış.
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle olabilir, yani sorunun şekline mesela anlatır cevabı bu böyle, Darwinistler bunu bu şekilde yorumlarlar denir. Bu şekilde düşünürler diyebilir. Yani adam, oradaki adam sen böyle düşünmeye mecbursun demiyordur yani zaten soruda. Darwin ne diyor diyor, Darwinistleri düşüncesi budur diye yazabilir. Biz de yani Marks’ın fikirlerini anlatıyoruz, düşüncelerini anlatıyoruz. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün anormalliklerini anlatıyoruz ama kabul ederek anlatmıyoruz ki, biz onu reddetmek için anlatıyoruz. Yani bütün anormalliklerini tek tek sayıyoruz Darwinistlerin. Zaten anlatılması gerekir. Böyle der Darwinistler diye, diyebilir bir şey yok onda.
SUNUCU: Devam ediyorum Hocam, “Merhaba sevgili Harun Yahya ve ekibi. Benim merak ettiğim bir soru var ve kafamı kurcalıyor. Kaplanlar kedilerden evrimleşmemiş midir? Kedi kaplan ilişkisini anlatırsanız sevinirim. İyi çalışmalar. Özgür Bektaş.”
ADNAN OKTAR: Evet... O canımız kardeşimiz gönlü rahat olsun; kediler milyonlarca seneden beri kedidir, kaplanlar da milyonlarca seneden beri kaplandır. Fosillerden de bunu anlıyoruz, 80 milyon yıllık kaplan fosili var. Adam alenen kaplan, dişiylen mişiylen hepsiylen tam anlamıyla kaplan. Kediler de kedi olarak kalmışlardır. Böyle bir şey yoktur. Her hayvan orijinal türünü sürekli muhafaza etmiştir. Ama mesela köpek cinsleri, iki köpek cinsi karıştığında yeni bir köpek cinsi meydana gelir. Yani ama bu yani bunu tarif etmeme bile gerek yok, bu köpektir yine. Değil mi? Çiftleşmelerden yeni bir köpek cinsi meydana gelir ama, yani ikisinin karışımı özellikleini gösterir. E şimdi mesela iriyarı bir baba oluyor, ufak tefek bir anne oluyor ama çocuklardan birisi iri oluyor birisi küçük oluyor. Yani bu evrimleşme değildir. Bu soyun normal devamıdır. Yahut mesela zenci aneyle efendim beyaz baba birleştiğinde çocuklar kimi orta çikolata oluyor bir kısmı, bir kısmı zenci oluyor, bir kısmı beyaz oluyor, bu yeni bir tür meydana geldiğini göstermez. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Zaten varolan gen orada geçer yeni bir gen yok kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Yeni bir gen yok tabii. Dolayısıyla her zaman fil fildir, mamut mamuttur, aslan aslandır, kaplan kaplandır. Hayır olabilirdi ama yok öyle bir şey. Bütün yeryüzü katmanları tek tek tek tek tek böyle değil mi, pastayı kestiğimizde nasıl katmanları var pastanın, bir çikolata, bir efendim değil mi, başka bir şey, bir başka bir şey böyle kat kat kat katman oluyor. Her katmanını ayrı ayrı insan isterse yiyebilir, ayırıyor. İşte yer katmanlarını da insanlar böyle tek tek ayırabiliyorlar teknik olarak bakılabiliyor. Her katmana bakılmıştır, hiçbir şekilde ara fosile rastlanmamıştır. Bir tane bile yok. Hep mükemmel ve düzgün varlıklara rastlanmıştır. Halbuki yani şu ana kadar bulunan bu yaklaşık 300 milyona yakın fosil bulundu, bunların en az %99’unun patolojik olması gerekiyordu. Yani burnu bir tarafta, ağzı böyle böyle kamyon çarpmış gibi olması lazımdı, karmakarışık olması lazımdı. Değil mi? Hiçbir değişiklik yok. Ki milyarlarca olması gerekiyordu ara fosil. Zaten Darwin de bunu söylüyor, ara fosil yok diyor. Ara fosil yoksa Darwin’in Evrim Teorisi’nin de olmayacağını açıkça görüyoruz çünkü Darwin’in kendi diyor. Benim teorim yıkılır diyor ara fosil yoksa diyor, bulamıyoruz diyor. E kardeşim Darwin’den önce de arandı ara fosil zaten. Bir tek Darwin’in zamanında değil ki. Millet zanediyor ki Darwinizm ilk o zaman başladı. Onun dedesi de aynı fikirdeydi, o da masondu dedesi. Darwin’in kendisi de masondur, aynı locaya sahiptirler ikisi de. Aynı locaya kayıtlıdır ikisi de. Dolayısıyla bakın aradan 150 yıl geçti, küsür, yine aranıyor yine yok. Öyle bir şey olsaydı olurdu şu ana kadar ve hem de bol miktarda olurdu. Bu konu bitmiştir, yani çok net anlaşılmıştır. Eğer bilimi biz delil olarak kabul ediyorsak, paleontolojiyi delil olarak kabul ediyorsak paleontoloji bilimi bize şunu söylüyor, Darwinizm diye bir şey yok. Yani jeolojiye inanıyorlarsa, elektron mikroskobun araştırmaları sonucu ortaya çıkan değil mi, diğer delillere, genetikle ilgili çalışmalara da inanıyorlarsa, mikrobiyolojiye inanıyorlarsa değil mi, yani eldeki efendim... Moleküler biyolojiye de inanıyorlarsa buna baktıklarında evrimin olmadığı net olarak ortaya çıkıyor. Net bir kandırmaca var, açık bir kandırmaca var. Geçenlerde de diyorlardı ya o işte bademcik şu bu falan feşmekan... Hiçbiri körelmiş organ değildir, hepsinin açıklamasını defalarca anlatmamıza rağmen hiç duymamış gibi yeniden bir daha anlatıyorlar. Sen yine de onları bir kısaca bir anlat.
OKTAR BABUNA: Aslında onu evrimciler bile iddia etmiyor artık çok bilgisizler. Eskiden o köhne bilim anlayışıyla fonksiyonu olmadığı sanılan organların hepsinin fonksiyonu olduğu anlaşıldı. Mesela bademciklerin bağışıklık sisteminde son derece önemli olduğu, ağzımızdan giren bütün bakterileri ilk karşılayan, karakol görevi yapıyorlar ve bağışıklık sisteminin hücrelerini barındırıyorlar içlerinde, son derece önemli, fonksiyonu bu. Apandiks denen organı, apandisit deniyor alk arasında ama apandikstir asıl ismi. Bunun işte körelmiş organ olduğunu, tam tersine o da bağışıklık sistemiyle son derece içinde faydalı bakterileri barındırıyor yani birçok fonksiyonu var, bir değil birçok faydalı fonksiyonu var. Kuyruksokumu kemiğinden bu sefer bahsediyorlar, kuyruksokumu kemiği belli kasların, ana kasların yapışma yeri, o olmasa o kasların yapışacağı bir yer yok. Yürümemiz zorlaşacak, hareket etmemiz çok güçleşecekti. Aynı zamanda oradaki tabii organları da koruyucu fonksiyornu var, oturduğumuzda o dengeyi sağlıyor son derece onemli fonksiyonları var. İşte atların bacağında bir tane deliği bunun körelmiş bir yapı söylediler, iddia ettiler. Sonradan anlaşıldı ki atlar koşarken çok büyük titreşim oluşuyormuş bacaklarında eğer o delik orada olmasaymış o titreşimi kaldıramayacakmış, kemik ve eklem yapılarına zarar verecekmiş onu şey ediyormuş dengeliyormuş. Yani nereyi böyle iddia etseler, hepsinin belli fonksiyonları olduğu ve özel işlevleri olduğu anlaşıldı. Yani evrimi toptan kaldıran gerekçeler bunlar.
ADNAN OKTAR: Hayır kardeşim zaten yani işte atın kuyruğunun ucundaki tüyle yahut bilmem keçinin boynuzunun kenarındaki bilmem çıkıntıyla bunun bunun alakası yok ki. Çok büyük dev bir delil var, yani 300 miyona yakın fosil var. Bu konuyu bitirir yani bunun üstüne başka bir şeye gerek yoktur. Öyle olsa mutlaka ara fosil olurdu. Bir protein dahi tesadüfen meydana gelemiyorsa konu buradan da bitmiştir. Ondan gerisi artık teferruatla artık hiç uğraşmalarına gerek yok. Yani mesela bir buraya geliyoruz, bu masanın üzerinde bu kitaplar var. Tamam bu bir gerçek artık gözümüzle görüyoruz, elimizle tutuyoruz bu net. Bu daha kitap var mı diye burada oturup yeniden araştırmalar yapmak, inceleme yapmaya gerek yok. Elle tutulur net delil varsa konu bitmiştir. Elle tutulur delil de nedir? Fosillerdir.
OKTAR BABUNA: Kaplan kafatasından bahsettiniz demin, Yaratılış Müzesi’nde, Harun Yahya Yaratılış Müzesi’ndeki bir kaplan kafatasını görüyoruz.
ADNAN OKTAR: Bak milyonlarca yıllık kaplan kafatası. Bak değişmemiş.
OKTAR BABUNA: Evet. 89 milyon yıllık, siz demiştiniz 80 milyon yıllık diye.
ADNAN OKTAR: Değişmemiş. Dişleri herifin aynı orijinal kalmış.
OKTAR BABUNA: Bu siteye girerlerse, Harun Yahya Yaratılış Müzesi’ne.
ADNAN OKTAR: Kaç yıllık dedin?
OKTAR BABUNA: 89 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: 89 milyon yıllık var. Buyrun. Olduğu gibi duruyor. Sen o dişi kaldır Oktar onu anladık. Şimdi kafatasını getir sen. Onu daha büyütemiyor musun? Tam ortaya getir. İşte buyrun. Çin’de bulunmuş ondan sonra hiçbir değişiklik yok, aynen orijinal haliyle duruyor. Demek ki kedi kedi olarak kalmış, kaplan kaplan olarak kalmış. Net delil evet.
OKTAR BABUNA: Hep tabii bunun sıkıntısı içerisinde de hep sahtekarlık yapıyorlar. Yani işte kayıp halka bulundu denildi mesela İda diye bir şey buldular Lemur fosili. Lemur derken bir Madagaskar maymunu bu. Aynısıydı işte insanın atası bulundu diye bütün dünyada lanse edildi böyle dünya medyasında. Hocamızın sitelerinde açıklama var, işte Lemur fosili olduğu, Lemurların %90 tükendiği neslinin, işte az bir kısmının kaldığı, nesli tükenenlerden bir tanesinin bu şekilde lanse ettikleri, tamamen maymun olduğu insanla hiçbir alakası olmadığı. Birkaç hafta geçti aradan pardon kayıp halka değilmiş diye özür dilediler. Bütün medya organlarında çıkmıştı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi bakın ara, bundan sonra da ara fosil bulundu diye ortaya da pek çıkamazlar çünkü gittikçe utanmaya başladılar. Eskiden biraz utanma hissi biraz zayıftı şu an çıkaramıyorlar. Bak görüyormusunuz şu aralar basında hiç göremiyorsunuz. Eskiden hafta 8 gün 9 yani sürekli çıkardı. Değil mi hatırlıyorsunuz? Basında sürekli çıkıyordu. Su kurudu. Niye sesi çıkmıyor şu an? Çünkü hemen cevaplandırıyoruz ve hemen özür diletiyoruz. Bundan sonra kandırma olayı bitti. Artık bundan sonra yok. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: www.netcevap.org sitesi Hocamızın. Bütün bu iddialara anı anında cevap veriliyor. Mesela yabancı bir dergide bir iddia olduğunda anında oradan takip edebilirler tüm cevapları. Netcevap.org.
ADNAN OKTAR: Kuran’dan bana bir sayfa aç ver.
SUNUCU: Peki.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Tamam. Bismillah. Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah münafıklarla ilgili Müslümanları uyarıyor. “Allah’ın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar. Böylece onun yolunu engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’ın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar.” Mesela dünyanın küçük bir çıkarı için ahireti insanlar bırakıyorlar. “Böylece onun yolunu engellediler.” Bak hem yapmıyor bir de engelliyor. Mesela o çok büyük bir mucizedir. Din ile mücadele etmek için adam servetini veriyor, ömrünü veriyor. Yani hem yapmıyor hem de dine karşı mücadele veriyor. “Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür. Onlar hiçbir mümine karşı ne akrabalık bağları ne de sözleşme hükümlerini gözetip tanırlar.” Bak hiçbir mümine karşı ne akrabalık bağlarını, akrabalık bağlarına önem vermezler diyor. “Ne de sözleşme hükümlerini gözetip tanırlar.” İnsan bir konuda söz verdi mi o sözüne uyması gerektiğine Kuran dikkat çekiyor. “İşte bunlar haddi aşmakta olanlardır.” Müminler akrabalarına halasına, teyzesine, amcasına hepsine karşı sevgi dolu olacak. Ama tabii bunlar müminse, muttakiyse, güzel ahlaklıysa dostane ve güzel davranıyorsa, insancıl davranıyorsa, yoksa ensest ilişkiye zorluyorsa, ahlaksızlık yapıyorsa, Sabetaycıysa, o zorla çocuğunu çoluğunu Mason yapmaya veyahut PKK’ya üye yapmaya kalkıyorsa, veyahut iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne tabi yapmaya kalkıyorsa tabii ki orada akrabalık bağı diye bir şey olmaz. İnsan onlardan uzak durur. Uzak duracaktır inşaAllah. “Eğer onlar tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekat verirlerse artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.” Eğer yani yok dinde geriye dönüş de vardır. İnsan tevbe eder, Allah’a sığınır, müslümanca tavır gösterirse onlar sizin dinde kardeşinizdir diyor Cenab-ı Allah inşaAllah. Evet.
Şu Cübbeli’nin kitabına bir bakalım, oradan da bir şeyler anlatalım. Abdullah Gezen, Ankara’dan: “Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili ve açıklaması şudur ki: Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var. Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde ve cihat aleminde çok dairelerde icraatları olduğu gibi.” Bakın arkadaşımız sormuştu ya... Büyük Mehdi’nin... Mehdilerin demiyor. Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var. Bir kişinin çok vazifesi var diyor Said Nursi. Çeşitli Mehdiler var demiyor. Yani bu konuda Müslümanları kandıranlara karşı bu delillerle kardeşlerimiz cevap verebilirler. Bakın: “siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde ve cihat aleminde...” Mehdi bunların hepsini yapacak aynı anda. Şualar sayfa 465. “Birçok yerde cübbeli, cübbesiz bazı arkadaşlar Hz. Mehdi’nin sadece bir görevi veya iki görevi olduğunu söylüyorlar. Bediüzzaman ise bir siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihat aleminde vazifeleri olacağını söylüyor. “Bediüzzaman, bu görevleri Hz. Mehdi’nin şahsı manevisi yapacak da demiyor. Hz. Mehdi’nin kendisi, talebeleri ve şahs-ı manevisi bizzat Hz. Mehdi hayattayken bu görevi yerine getireceklerdir diyor. Anlamazlıktan gelenlerin ve zorlama tevil yapanların yerine ben utanıyorum” diyor arkadaş. “Bundan daha açık nasıl bir izah olabilir? Selamlar, saygılar” diyor. Aleyküm selam.
Yine bir sayfa daha açalım. Bismillah. “Benliğime hakim olan Zat’a yemin ederim ki; Meryem’in Oğlu’nun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O haçı kıracak, domuzu öldürecek.” Şimdi bak kitle olarak domuzlar öldürülmeye başlandı domuz gribine karşı biliyorsunuz. “Cizyeyi kaldıracak.” Vergi kalmayacak diyor. Vergi yok. Vatandaşlar vergi ödemeyecek. “Mal o nisbette çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir.” Yani o kadar çok ki adam ihtiyacımız yok, teşekkür ederiz almayalım diyorlar. “Sünen-i Tırmizi” Sahih hadis kitabı. “Hz. Mehdi’nin bu yüzyılda gelmesinden şiddetli rahatsız olanlar, Hz. İsa’nın gelişinden de tahmin edilemeyecek kadar rahatsızlar.” Aman aman aman diyorlar. Yani bu yüzyılda da gelmeyecek, gelecek yüzyılda da gelmeyecek, zaten geldi geçti, şahs-ı manevidir... Yahut hiç gelmeyecek diyorlar. Bir paniktir gidiyor. Evet... “Cübbeli Hz. Mehdi’nin her tekbir getirişinde sesiyle kaleleri, binaları yıkacağını, başının üzerindeki meleğin yüksek sesle bu kişi Hz. Mehdi’dir, bu kişiye uyun diyeceğini, tank top dahil hiç bir silahın Hz. Mehdi’ye, bedenine etki etmeyeceğini söylüyor.” diyor. Mesela bu çok acayip. “Bir tekbir getirecek.” diyor, “Roma’da ne kadar bina varsa aşağı çökecek.” diyor Cübbeli. Ulan içi çoluk çocuk dolu, insanlar dolu. Hepsi yıkılacak tepesine... Yani suçsuz günahsız bütün insanlar ölecek. Bir de nerede görülmüş tekbir getirerek bina yıkıldığı değil mi? Hiçbir Peygamber döneminde olmamış. Bir de Mehdi hiçbir şekilde kan akıtmayacak. Uyuyan kişiyi uyandırmayacak. Niye mazlumların, kadınların, çocukların tekbirle binalar tepesine çöksün yani? “Başının üzerindeki meleğin yüksek sesle bu kişi Mehdi’dir, bu kişiye uyun diyeceğini...” Halbuki öyle bir şey dense zaten melek dedi mi konu bitmiştir. Yani o kişi ben Mehdi değilim nasıl desin? Yahut insanlar Mehdi nerede? Yahut Mehdi’yi gel hapse koyalım diyebilirler mi? Yahut o şahsı hapse koyabilirler mi? Demek ki bilinmeyecek. “Tank, top dahil hiçbir silahın Hz. Mehdi’nin bedenine etki etmeyeceğini...” diyor. Halbuki adetullahtır. Peygamber Efendimizin savaşta dişi kırıldı, Peygamberler şehit edildiler. Yani Mehdi’ye nasıl tank, top etki etmez? Yani bir insan düşünün tank mermisi geliyor, bir şey olmuyor. Bunu sen nasıl hapise koyacaksın böyle bir insanı? Değil mi? Yani ne yapabilirsin hiçbir şey yapılamaz böyle bir insana. “Hz. Mehdi geçerken Adriyatik Denizi’nin kuruyacağını, akdenizin cam gibi donup kalacağını...” Adriyatik denizi cam gibi donup kalacak diyor hakikaten. “Gökten meleklerin dünyadaki her insana kendi dilinde bu konuyla ilgili açıkça duyacakları ve görecekleri şekilde hitap edeceğini, diğer insan üstü özelliklerini açıklıyor. Bu yüzyılda gelebilir de ama vakit geçti diyor. Bu yüzyılda Mehdi Aleyhisselam Cübbeli’nin dediği tarzda gelseydi, talebelerinin sayısı bütün bu özelliklerine rağmen nasıl 313 kişiyle kalırdı?” Değil mi? Cübbeli’nin kendi cemaati bile 10 bin kişinin üstüne nerdeyse. Nasıl 313 kişi olsun? Tank top etki etmiyor. Tekbir getiriyor Roma’nın bütün binaları yıkılıyor. 7 milyar melek gökten bu Mehdi’dir diyor. Herkese gösteriyor kendi dilinde. Adriyatik Denizi kuruyor bir anda o geçerken. Akdeniz cam gibi donuyor fakat 313 tane talebesi kalıyor. Fakat Cübbeli’nin bile on binlerce arkadaşı oluyor. Olacak iş mi? Yani Müslümanların deli olması lazım. Nasıl uymazlar ona inşaAllah. “Hz. Mehdi Aleyhisselam Cübbeli’nin dediği tarzda gelseydi, talebelerinin sayısı bütün bu özelliklerine rağmen nasıl 313 kişide kalırdı? Nasıl münafık bazı alimler onunla uğraşabilirdi? Bu mübarek cemaatten ayrılan münafıklar nasıl çıkabilirdi? Cübbeli sustu kaldı. Cübbeli’den hiç ses çıkmıyor. Bu konuda halkı aydınlatması gerekir.” diyor. E Cübbeli ne desin? Onun diyeceği bir şey yok.
Evet, bakayım 11 dakikamız var.
Yine bir sayfa daha açayım herhangi bir sayfa. Evet, Ömer Soyarslan göndermiş. “Ve dünyanın eceli 6 gündür, 7. günde kıyamet kopacaktır. 6 gün gitmiştir siz 7. gündesiniz. Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti: Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.”. İbn-i Hanbel söylüyor bunu. Hanbeli mezhebinin kurucusu. Mezhep imamı o. Mutlak müçtehid. Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir. E bu durumda 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda ne kalıyor?
OKTAR BABUNA: 1400.
ADNAN OKTAR: Ümmetin icabet ömrünün 1500 yılı aşmayacağı açıkça anlaşılmış oluyor. İnşaAllah. Said Nursi de bu hadislere dayanarak diyor inşaAllah 1545 gibi kıyamet kopacak diyor Allah’ın izniyle inşaAllah. Bakın çok güzel anlatmış bir şey daha var. “Ashabın büyüklerinden Ka'b Hazretlerinin (ra) Resulullah Efendimiz hakkında nazmettiği "Banet Sü'ad" adlı kasideye, ondukuzuncu asır Osmanlı ricalinden Eyüb Sabri Paşa Azizü'l-Asar" adıyla bir şerh yazmış ve 1291 yılında İstanbul'da 283 sayfa olarak basılmıştır. Bu kitabın 176'ncı sayfasından özetle şöyle yazılmaktadır...” Bunu yazan da Mehmet Şevket Eygi Hocamız. Ehl-i Sünnet ihtikadının kalesidir. Derin alimdir, çok değerli bir insandır. Ehl-i sünnetin göz bebeğidir. Çok muhterem bir ağabeyimiz, büyüğümüz. Bazı keşif sahipleri Hazret-i İmam Mehdi radiyallahu anh'ın 1400 hicri yılında zuhur edeceğini tahmin etmişlerdir. Bunu kim söylüyor? Mehmet Şevket Eygi Hocamız Milli Gazete'deki yayınında açıklıyor bunu. Bazıları ise 1422 yılını göstermiştir. Şu anda hicri 1419 yılındayız. Mehdi'nin zuhuruna az kalmıştır diyor. MaşaAllah. Bunu Mehmet Şevket Eygi Hocamız söylüyor. “Haberlerde Mehdi Hazretleri zuhur edince bir kısım ulemanın onu tanımayacağı, karşı geleceği bildiriliyor”. Bakın Mehmet Şevket Hocamız ne diyor buna biliyor musunuz? “Bunlar ulema-i sudur. Yani bunu açıklıyor”. Açıklayan bir eser var. Müslümanları oyalayan, afyonlayan, aldatan, uyutan kişiler için söyleniyor. Ulema-i su. Bakın Müslümanları oyalıyor, diyor ki; “daha var, geçti “ veyahut “nereden çıkarttın?”. Bakın oyalayan, afyonlayan, aldatan, uyutan kişilerdir diyor. Mehmet Şevket Eygi Hocamız 15 Haziran 1998’de söylüyor bunu. Ulema-i Su, şimdi açıklanıyor; gerçeği gizleyen alimler anlamında bir tabirdir. “Bu kişiler, suyun önünü tıkayan taş gibidir. Ne kendileri su içer, ne de başkalarının istifade etmesine fırsat verirler. Yani başkasının istifade etmesine de müsade etmezler diyor. Hz. Mehdi aleyhisselam ile Hz. İsa aleyhisselamın bu yüzyılda gelecekleri hadis-i şeriflerden açık anlaşıldığı halde, bu gerçeği gizleyen sözde alimlere Ulema-i Su şeklinde işaret edilmiştir”. Yani suyu tıkayan taş. “Müslümanları oyalayan, Hz. Mehdi aleyhisselam eski zamanlarda geldi geçti veya daha ileriki yüzyıllarda gelecek veya hiç öyle bir şey yok diyerek yanlış bilgiyle Müslümanları oyalayanlar, Müslümanlara açık ve net olan hadis-i şerifleri bildirmeyip, hurafelerle aldatan, uyutan, Müslümanların canlılığını, şevkini, heyecanını kıran, onları alakasız hedeflere yönelten, durumu muhafazaya çalışan, Müslümanları nötr, durgun, hedefsiz, gayesiz bırakanlar, Ehl-i Sünnet itikatına titizliğiyle bilinen pek muhterem Mehmet Şevket Eygi Hocamız, bu konuyu çok özlü ve mükemmel şekilde açıklamış, ben de muhterem Hocamızın anlattıklarından ne anladığımı yazmak istedim, hürmetler, saygılar” diyor. “Selamun aleyküm”, aleyküm selam. Yusuf Yayla Ankara’dan göndermiş. 15/7/2009’da göndermiş, maşaAllah. Hakikaten, mesela Mehdi gelmeyecek diyenlere, veyahut alimim diyen insanlara bütün Müslümanlar her yerde şu soruyu sorsun kardeşlerimiz; “Hocam” desinler, Kuran’ı ellerine alsınlar. “Bu Kuran’da yazılanlar, bu güzel ahlak, dünyaya hemen hakim olması gerekir mi? Yani siz bunu istiyor musunuz?”. “Yok arkadaşım, ben bunu istemiyorum” diyorsa, artık onlar ona göre düşünsünler. Ama Müslümansa, diyecek ki; bu Allah’ın Kitabı’nda yazanlar, bu güzel ahlak, bütün dünyaya hakim olsun, bunun için bir dakika dahi geçiremeyiz, hemen bu ay içerisinde, oluyorsa bu hafta, oluyorsa bu yıl. Bu önümüzdeki on yıl içerisinde, yirmi yıl içerisinde mutlaka hakim olması gerekiyor. Var gücümüzle gayret edelim demesi lazım. Ama demiyorsa, yüzyıllar sonrasına olayı erteliyorsa, yüzyıllar sonra düşünsünler, bu yüzyılda bu konu olmayacak diyorsa, veya bundan ümidinizi kesin diyorsa, bu insanlara alim demesinler. Bunlar İslam alimi değildir. Yani bunlar samimi insan değildir. Çünkü nasıl olur bir insan hem Kuran’ı savunacak, hem Kuran’ın da bir an önce dünyaya hakim olmasını istemeyecek? Yani bu nasıl oluyor? Sırf Mehdi’nin bu yüzyılda gelmesinden korktuğu için, İslam’ın dünyaya hakimiyetini bu yüzyılda istemiyorlar, bir kısım alimler, güya alimler. Yani çünkü dese ki İslam bu yüzyılda hakim olmalı, gayret edelim dese, o zaman Mehdi’nin çıkmasının da gündeme geleceğini biliyor. Onu dememek için İslam’ın dünyaya hakimiyetinden hiç bahsetmiyorlar. Ben talebelerine ısrarla söylüyorum, Cübbeli Ahmet’in talebelerine söylüyorum, onlar çok temiz insanlar. Ben birçoğunu tanıyorum. “Neden İslam’ın dünyaya hakimiyetini bu yüzyılda istemiyorsun?” desinler. Sürekli önünü kessinler. Allah’tan kork desinler, değil mi, neden bunu ağzına almıyorsun? İslam’ın dünyaya hakimiyetinden neden çekiniyorsun, neden söyleyemiyorsun? Desin ki biz gayret edelim, var gücümüzle, Allah hakim eder veya etmez. Ama biz bütün gücümüzle gece gündüz buna gayret etmemiz gerekir demesi lazım, değil mi? Israrla demiyorsa bu nedir? Bakın bu çok vahim bir şeydir, bunu Müslümanlar mektupla da sorsunlar, konuşarak da. Bir tek ona değil, alimim diyen herkese sorsunlar. Yani İslam’ın dünya hakimiyetini savunmayan herkese. Dünyada bu kadar zulüm varken, bu kadar acı varken, Türk İslam Birliği’nin oluşması bu kadar acilken, bu konuyu ağzına dahi almıyorsa bir insan, ben o insana şüpheyle bakarım. Ve güvenemem.
Oktar Hocam, senin kısaca söyleyeceğin bir şey var mı?
OKTAR BABUNA: Allah’ın munis sanatından hayvan resimleri vardı gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Göster göreyim hadi bakayım. Ne şeker şeyler bunlar maşaAllah. Başka? Allah’a bak tam teslim olmuşlar, rahat rahat, oh o da annesinin yanında, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Kelebek.
ADNAN OKTAR: Kanatları saydam.
OKTAR BABUNA: Evet, saydam. MaşaAllah çok süslü.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın, sağda ne varsa solda da aynı var. Adamlar diyor ki, mutasyona uğradılar, mutasyonlar sonucu böyle oldular. Ya mutasyon kardeşim niye rengarenk süslesin? Niye simetriğe bu kadar dikkat etsin? Sağında hayvanın ne varsa, mesela küçük bir kırmızılık oluyor, sol tarafında da küçük bir kırmızılık oluyor. Mutasyon darmakeşan eder, yani kanadı eğip büker, kırar, ortadan ayırır, bozar. Garip şekillere sokar. Düzgünlük diye bir şey bırakmaz.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın Adıyla, “bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu bir gece, Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid’i Aksa’ya götüren O Allah ne Yüce’dir. Gerçekten O, işitendir, görendir.” Çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid’i Aksa’yı Cenab-ı Allah’ın övmesi ne demektir biliyor musun? Kıyamete kadar sizin demektir Mescid-i Aksa. Kıyamete kadar. Ve oralarda kıyamete kadar yine Müslümanlarındır, inşaAllah. Ama oradaki Museviler bizim canımız ciğerimizdir, onlar da eski bir İslam dini mensubu kardeşlerimizdir. Gerçi tahrif olmuştur kısmen ama ana hususlarıyla, birçok hususlarıyla gerçekliğini muhafaza etmektedirler. Mesela Hıristiyanlık da, mesela teslis inancı karışmıştır. Bazı inançlar karışmıştır ama, birçok yönüyle gerçek asliyetini muhafaza ediyor. O da eski bir İslam dinidir. Ama inşaAllah Hıristiyanlar da, Müslümanlar da, Museviler de kardeşçe ve dostça, Mescid-i Haram’da da, Mescid-i Aksa’da da, her yerde inşaAllah yaşayacaklar. Çünkü Mescid-i Haram’da da bütün Museviler, bütün Hıristiyan kardeşlerimiz Müslüman olacaklar, Hz. İsa zamanında, hepsi namaz kılacaklar inşaAllah. Evet Mescid-i Aksa’nın da yıkılmayacağını da anlıyoruz değil mi Kuran’dan, inşaAllah.
SUNUCU: Bir programımızın daha sonuna geldik. Yarın bizi izleyebilecekleri kanalları vermek istiyorum ben, Kanal 35 ve TV Kayseri’den ortak yayın yapacağımız Adnan Oktar’la Başbaşa programı 13:30 ve 16:00 saatleri arasında yayınlacaktır. Radyo istasyonlarını da vereyim Hocam. Yıldız FM Tekirdağ 87.7, Genç FM Karaman 93.3, Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Enerji Ordu 90.0, Keyif FM Nevşehir 92.7.
Bu arada özür dilerim 63 yerel televizyonda daha yayınlanacak Hocam yarın ki program.
ADNAN OKTAR: Evet, Anadolumuz’da, 63 hatta daha da fazla yerde de inşaAllah yayınlanıyor. Hemen hemen bütün Türkiye’de inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum. İnşaAllah görüşeceğiz.
SUNUCU: İnşaAllah. Bizi izlediğiniz için teşekkür ederim. Tekrar görüşmek dileğiyle, iyi akşamlar.