SUNUCU: İyi günler sevgili seyirciler ve dinleyiciler. Bir Adnan Oktar’la Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Sizlere sırası ile ortak yayın yaptığımız televizyon kanallarının isimlerini vermek istiyorum: Kanal 35, Tv Kayseri, yerel kanallarımız Kanal 78 Karabük, ART Uşak, 21. Yüzyıl Radyo TV Muğla, Sun TV Konya, Kanal 5 Gaziantep, Safa TV Tokat, Çağdaş TV Karaman, ART Amasya, Super TV Tokat, Best TV Kahramanmaraş, MRT Osmaniye, Can TV Erzincan, Super TV İnegöl, CRT Ceyhan, Tavşanlı TV Kütahya, Kapadokya TV, Konya TV, Mega TV Gaziantep, Kanal 56 Siirt, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Karahisar TV, Kanal 10 Bursa, Kanal 47 Mardin, Canik TV Ordu, Destan TV Kütahya, Iğdır TV, NRT Gaziantep, Mersin TV, Kanal 55 Samsun, Kanal 72 Batman, Hatay BRT, Tokat TV, KTV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Otağ TV Adana, Trabzon TV, Genç TV Karaman, ORT Osmaniye, Ahi TV Kırşehir, Kanal 3 Afyon, Kanal 54 Sakarya, Gözde TV Samsun, Şah TV Muğla, Venüs TV Bilecik, İGRT Mersin, Özege Uşak, Kırıkhan Radyo TV Hatay, ORT TV Ordu, ERT Konya Ereğlisi, Elazığ TV, BGRT Konya, Gelişim TV Rize, Sun TV Mersin, Düzce TV, Kanal G Giresun, Kırşehir TV, Sözde TV Diyarbakır, Güneydoğu Urfa TV, Ufuk TV Malatya, Kanal 59 Tekirdağ, Seylan TV Ankara ve bizi canlı olarak izleyebileceğiniz internet sitelerimiz www. HaberHilal. com , www. HarunYahya. TV , www. SamsunHaber. com , www. BafraHaber. com. Bir de sevgili dinleyicilerimiz için bizi dinleyebilecekleri radyo istasyonları: Yıldız FM Tekirdağ 87. 7, Genç FM Karaman 93. 3, Mavi Karadeniz Radyo 106. 4, Radyo 37 Kastamonu 95. 2, Radyo Star Aksaray 94. 0, Emek Radyo Mardin 101. 0, Radyo Enerji Ordu 90. 0, Keyif FM Nevşehir 92. 7. Ve son olarak soru ve görüşlerinizi bizlerle paylaşmak için ahirzamansohbetleri@hotmail. com adresinden bizlere e-maillerinizi gönderebilirsiniz. Sevgili konuklarımız sayın AdnanOktar hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim.
SUNUCU: Sayın Oktar Babuna siz de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk.
SUNUCU: Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun sizler nasılsınız?
SUNUCU: Teşekkür ederim ben de iyiyim. Sayın Babuna siz nasılsınız?
OKTAR BABUNA: Allah’a çok şükür ben de çok iyiyim.
SUNUCU: Çok şükür, Hocam maşaAllah bugün tüm Türkiye bizi izliyor. Sorularımızla başlayalım isterseniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başlayalım inşaAllah.
SUNUCU: Tamam inşaAllah. “Hocam iyi günler diliyorum. Dün gece röportajınızda sevginin oluşabilmesi için sabrın şart olduğunu, insanın karşısındaki kişiye mutlaka iyilikle, affedicilikle, hoşgörü ile yaklaşması gerektiğini ifade ettiniz. Sizin anlatımınızın ardından şöyle bir hayatımı düşündüm, aslında samimi arkadaşlıkların, samimi candan sevginin önündeki en büyük engellerden birinin gerçekten de sabır gösterme konusundaki zayıflığımız olduğunu daha iyi fark ettim. Bu tefekkürlerim üzerine Kuran okumak için bir sayfa açtım, şu ayet çıktı; Hocam inanın çok heyecanlandım. Fussilet Suresi 34. ve 35. ayet “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır; o zaman, görürsün ki seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dostun oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz. ” Allah’ın bu ayette de sabredenlerin ancak dostluk, sevgi gibi değerli nimetlere sahip olacaklarını bildirmesi çok manidar. Sizin anlattığınız konu ile de tam uygun, o nedenle sizinle de paylaşmak istedim. Bu konuyu bir kere daha anlatırsanız çok sevinirim. Saygılarımla İstanbul’dan Gülfem Yaka.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, genelde insanlar dinin açıklamalarını normal ahlaki açıklamalar olarak sade bir konu olarak zannediyorlar ve çok üstünde durmadıkları bazı yönleri oluyor. Halbuki dinin içinde birçok sır vardır. Mesela bunlardan bir tanesi de sabırdır. Sabır sayesinde insanlar tahmin edemeyecekleri derecede konforlu ve güzel yaşarlar. Gerçek sevginin önündeki engelleri sabır tamamen kaldırır. Eğer sabır olmasa insan çok hassas bir varlıktır, yani 15 dk içerisinde dostluğu bitirir, yarım saat bile sürmez, bir konuşmasına aklı takılır, bir ilgisizliğine aklı takılabilir, herhangi bir konudaki cevap şekline aklı takılabilir. Onu bitirmek için o yeterli olur ki daha da vahim oluyor onlar için tabii teşhisler, yani akla hayale gelmedik teşhis koyabiliyorlar. Makul bir şeyi çok ters anlayabilir veyahut hakikaten ters bir tavır koyabilir karşıdaki şahıs ama bir kereliğine yapacaktır veya iki kere yapacaktır ama gerçekten sevgiye açık bir insandır, onu bir kalemde insan kaybedebilir. Bu sebeple de insanlar arasında sevgi bağını muntazam devam ettirme imkanı hemen hemen hiç yok gibi, çok çok nadir insanda görülür yani dünyada büyük bölümü insanların bu dertle muzdariptir. Sorsanız işte -dün de söylemiştim- bir arkadaşım var der, iki arkadaşım var der o kadar. Gerçek sevginin oluşması için bir kere keskin dikkat gerekir çünkü insan çok akıllı olmazsa, çok keskin dikkate sahip olmazsa, insanı da iyi tanıyamazsa karşısındaki insanı, onunla farkında olmadan sürekli çatışır ve farkına varmadan ona itici olacak tavırları yapmaya başlar. Mesela cahillik insanda çok olumsuz etki yapar ama aklı başında bir insan cahillikten kaçınır ve kendini eğitir, bilgisini artırır. Ama mesela insanlar cahilliği önemli görmüyorlar. Halbuki cahillik insana çok olumsuz etki yapar, mesela akılsızlık çok olumsuz etki yapar ama insan seviyorsa cahilliğin eğitilebileceğini bilir. Mesela mühim olan sevmeye karar vermektir. Eğitirsen bir süre sonra onun cehaleti gidebilir, akılsızın da akılsızlığı gidebilir bir süre sonra çünkü zeki olduktan sonra Kuran’a uyan bir insan bir süre sonra çok akıllı olur. Onu sabırla eğitmek, Allah’ı sevdirecek şekilde onun yönlenmesini sağlamak lazım. Yani kendisini sevdirmeye çalışmak çok tehlikelidir; o sonunda mutlaka gider yani boş gelen boş gider, bu böyledir. Allah’ı sevdiren kendini sevdirmiş olur yani gerçek sevginin kaynağına insanları yöneltmek lazım, yani beni sev, beni sevle olmaz. Allah’ı sev olacak, Allah’ı sevdiğini de o Allah’ın tecellisi olarak karşısındaki insanı sevecektir. Yoksa et, neyi seveceksin yani çok anormal bir hareket olur ve insan son derece zavallı bir varlık yani tabii ihtiyaçları ile, aczi ile klasik tam anlamıyla aciz bir varlık. Ondaki Allah’ın tecellisi, Allah’ın nuru insanı heyecanlandırır ve sevgiyi de Allah yaratır. Yani kalpte sevgi denen bir güç var, bilinmeyen bir güç, belli ki etten kaynaklanan bir şey değil bu. O Allah’ın insanlara verdiği bir nurdur yani özel bir duygudur o. İnsanların imanıyla orantılı olarak da artar; yani ne kadar Allah’a karşı sevgisi çoksa bir insanın sevgi gücü de o kadar çok olur. Allah’a sevgisi az olanın sevgi gücü de düşük olur, gücü yetmez. Mesela Peygamberlerin ruhları müthiş sevgi dolu olur; mesela hayvanları sever, eşini seviyor, çocuklarını sever, ümmetini seviyor, etrafındaki insanlara karşı sevgi duyar, bitkileri sever, çiçekleri sever. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) öyleydi. Çok çok sabırlı idi, sabırlı olduğu için herkesi de çok çok seviyordu ve akla çok önem veriyordu, Allah’ın tecellisi olarak görüyordu. Mesela gülleri çok seviyordu, gül sevgisi vardı. Mesela bitkilere, kedileri çok seviyor mesela kedilere, torunlarını çok seviyor onlarla şakalaşıyor ki bir Peygamberin tabii insanlar ağır davranmasını isteyebilirler böyle daha ama Peygamber Efendimiz yani çok candan ve çok samimi davranıyordu Hz. Hasan’a Hüseyin’e. Gelip mesela namazda gelip başına oturuyorlardı dedelerinin. Onların başından kalkmasını bekliyordu namazdan başını kaldırmak için secdeden. Hatta sahabelerden bir tanesi secde uzayınca merak etmiş ne oluyor acaba diye, başını kaldırdığında o torunun Peygamberimizin başının üstünde oturduğunu görmüş, kalkmıyor diye o da başını kaldıramıyormuş. Başkası olsa mesela elinden tutar, kenara iter veya kızabilir bir şey yapabilir. Eşleri ile mesela yakalamaca oynuyor, onlarla şakalaşıyor çok sevgi dolu. Hz. Hasan’a, Hüseyin’e de her gördüğü yerde sarılıyor seviyor, diğer müminlerin çocuklarına karşı da çok sevgi dolu. Aynı şekilde ağaçlara karşı sevgisi var, güzel olan her şeye karşı bir sevgi var içinde ve son derece merhametli ama müthiş bir sabır olduğunu görüyoruz. Yani mesela biri bir şey söylüyor, hiçbir şekilde öfkelenmiyor mesela çok güzel cevap veriyor. Birçok insan onun sabrından dolayı Müslüman olmuştur. Mesela Hz. Hamza’yı şehit eden Hz. Vahşi’yi affetmiştir değil mi? Bu bir sabırdır aynı zamanda mesela öfkelenmiyor, öfkesine hakim oluyor Allah rızası için ona şefkat göstertip affetmiştir ve o da çok değerli bir insan olmuştur. Onu gören birçok insan da yine bu şekilde Müslüman olmuştur; ama günümüzde sabır olmaması yani okula giden öğrencilerle anneleri arasında, annelerle eşi arasında, yaşlı ninelerle torunlar arasında çok şiddetli karmaşaya sebep olabilir sabır olmaması. Mesela yaşlı insanlara karşı daha elastiki davranmak, daha toleranslı davranmak lazım, daha sevecen davranmak lazım yani öyle olaylarda çok yaşlı olanlarda o kadar mantık aranmaz, velev ki mantıkla çatışsa bile şefkat devreye girer. İnsan illaki hep haklı olacak diye bir şey yoktur. Mesela “öf” kelimesi çok fazla kullanılıyor. Kuran “öf” kelimesini özellikle belirtir yani onun kullanılmamasını mesela “öf size derler” diyor değil mi? Mesela annesine öflüyor, babasına öflüyor; sabırlı olması lazım insanın. Yani mümin olduktan sonra, Allah’tan korkan bir anne olduktan sonra, baba olduktan sonra onlara karşı şefkatli davranmak, affedici olmak sevgiyi devam ettirir. Evliliklerin de devam edememesinin nedeni, yine sabır olmamasıdır. Mesela bir gün geç kalıyor eşi veyahut kendisi, çok büyük olay çıkartıyorlar. Halbuki bir sebebi olabilir, bir insanlık hali. Mesela gereksiz bir kuşkuculuk değil mi? Onda da sabredilmesi lazım, mesela güvende sabredilmesi lazım, tevekkülde sabredilmesi lazım. Bunlar hayatta sürekli yaşanırsa çok kaliteli, çok güzel insanlar ortaya çıkar inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Diğer soruyla devam ediyorum. “Adnan Oktar Hocamıza ve Oktar Babuna kardeşimize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Benim değinmek istediğim konu; filmlerde, dizilerde insanların kötü emsal teşkil edecek, onlara olumsuz model oluşturabilecek konuların, detayların neden özellikle seçildiğini bir türlü anlayamam. Özellikle de korku filmlerinde öyle konular kurguluyorlar ki, pek çok insanın aklına, hayaline gelmeyecek detayları insanların aklına getirebiliyorlar. Geçenlerde okudum: Peru’da bir ruh hastası son senelerde dünya sinemasına çok kereler izlettirilen bir korku filminde, gördüğü bir eylemin aynısını uygulayarak peşpeşe seri cinayetler işlemiş. Toplumda ruhen tam sağlıklı olmayan binlerce insan var. Bu tarz filmler bu kişileri suça teşvik etmez mi?” Kocaeli’den Kamil Yurttaş.
ADNAN OKTAR: Bir de öyle filmlerden zevk almak da, normalde bir insanın yapabileceği bir şey değil. Anormal bir şey; yani vahşeti seyretmekten zevk almak. Mesela korku filmlerine müptela olan tipler oluyor. Sadece ondan hoşlanıyor. Yani insan, güzellikten, şefkatten, merhametten, sevgiden hoşlanır. Yani insanın ruhunu çok tırmalayacağı belli öyle bir şeyin, çok zarar vereceği belli. Yani muazzam gerilime sebep olur. Çünkü insan vicdanın asla kabul etmeyeceği şeyler, orada marifet gibi yapılıyor. Onu seyreden insanın, yani onu böyle bir zevkle seyrediyorsa, bu çok ürkütücü. Onun bir süre sonra ruh hastası olmasına sebep olabilir veya eğer ruh hastasıysa da onu tetikler ve çok anormal bir konuma sokabilir. Müslüman merhameti, sevgiyi esas aldığına göre; zulmü, acımasızlığı gösterten filmlerden zevk alması normal bir hareket olmaz.
SUNUCU: Evet Hocam. Diğer soruya geçiyorum. “Şu anda gündemde olan bir konuyu Hocama sormak istiyorum. Hocam Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu Eski Başkanı Emekli Albay Ali Varımlı’nın evinin balkonundan atladığı, yani intihar ettiği söyleniyordu. Ancak sonradan Varımlı ile mesai arkadaşı olan eski DYP Genel Sekreteri Tevfik Diker; Varımlı’nın ölümünün normal bir ölüm olarak değerlendirilmeyeceğini söyledi. Varımlı’nın Ergenekon davası kapsamında Savcı Zekeriya Öz’e ifade verdiğine dikkat çeken Diker, Albay Varımlı’nın bilgileri, elindeki muhtemel belgeler ve bazı davalara müdahil olması, onu tehdit altına almaya yeter ve artar. Albay Varımlı’nın intiharının sıradan bir intihar vakası olarak değerlendirmek yanlıştır. Varımlı’nın Ergenekon yapılanmasını rahatsız ettiği kanaatindeyim dedi. Hocam bu olay hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?” Rize’den Niyazi Sarı.
ADNAN OKTAR: Tam klasik iddia edilen Ergenekon örgütünün stiline uygun bir cinayet şekli. Yani kahpelik, kalleşlik, yalnız bir insanı, savunmasız bir insanı kalleşçe yakalamak değil mi? Kahpelik yapmak ama işte iddia edilen Ergenekon örgütüyle yapılan mücadelenin önemini anlamak açısından da bu çok açıktır; yani büyük bir delil, son derece önemli bir delil. Daha önceki vakalarda da bu böyle, yani bu yüz binlerce vatandaşımızı katletmiş bir komünist cinayet örgütüdür iddia edilen Ergenekon örgütü. Var gücüyle herkesin bu konuda gayret etmesinin, vatanseverlik görevi olduğu, bir ibadet olduğu son derece önemli olduğu aşikardır, tartışılmazdır. Son derece cesur ve kararlı olayın üstüne gitmek lazım. PKK da Mehmetçiğimizi şehit ediyor ama kahramanca, değil mi, o Mehmetçiğimiz kendini savunuyor. Aynı şekilde vatandaşımız da kendini kahramanca savunacak. Yani “bunlar adam öldürüyor işte şunu yapıyor, bunu yapıyor aman sessiz kalayım” derseniz bir gün gelir sizin de kapınıza dayanırlar Allah esirgesin. Son derece yiğitçe, aklı başında, kararlı, bu kahpe kalleş örgütlenmeye karşı var güçleriyle vatandaşlarımızın devlete yardımcı olması gerekiyor inşaAllah. Bütün ellerindeki bilgileri göndererek, hükümete bu yönüyle destek olarak yani hükümetin diğer çalışmalarını benimsemiyor olabilir bir insan. Ama hak olan, hakikat olan bir konuda hakkını vermek gerekir ve desteklemek son derece önemli.
SUNUCU: Diğer bir soru. “Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan dünkü konuşmasında Dersim ayaklanmasının lideri olduğu gerekçesiyle şehit edilen Seyid Rıza’nın idamı sırasında söylediği ‘Evlad-ı Kerbelayız, bu hatadır, günahtır, zulümdür, ayıptır’ sözlerini hatırlatarak olayın bu şekilde gündeme gelmesini eleştirmişti. Sayın Adnan Hocam, birkaç gün önce siz televizyon programınızda Seyid Rıza’nın tam da bu sözlerini gündeme getirerek konuyu ele almıştınız. Dün bütün basın-yayın organlarında bu sözleri hemen sizin ardınızdan yer alması çok güzel oldu maşaAllah. ” Muzaffer Kılıç.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabiiî ki Seyid Rıza, mazlum olarak şehit edilmiştir. Tertemiz bir Müslüman evladıdır. Ehli Kerbeladır tabii, seyiddir. Tabii Hz. Ali’nin neslinden mübarek bir insandır ki benim de neslim Hz. Ali’ye dayanıyor, Hz. Ali’ye kadar giden bir şecerem var. Aynı şekilde bu mübarek insan da, benim akrabam olan bir insan oluyor. Onun için o devirde yapılan zulmü, tabii telin ediyorum. Ve vicdanları çok sarsan bir olay, hatta Atatürk’ün Atatürk’ümüzün bu Seyid Rıza’yı affedecek korkusunu bakın Zülfü Livaneli çok güzel ele almış. Bugünkü yazısında herhalde değil mi? Bu bugünkü yazısı mı? Evet. Seyid Rıza’yı affetmesinden çekindikleri için Atatürk’ün, süratle asmışlar Seyit Rıza’yı. Yani ne kadar acayip. Bir de olayın içine Atatürk’ü sokmaya kalkıyorlar. Bakın Atatürk’ün şefkatini, merhametini görüyor musunuz? Tabii. O bölgeye geliyormuş, yani “gelir de insanlar da aracı olur da affettirir” diye süratle asmışlar. Tabii o da bir kader. İnşaAllah şehit olmuştur. Fakat inşaAllah bugünleri de sadece bir anı olarak kalacak. İleride inşaAllah Türk-İslam Birliği kurulduğunda, bunlar, bizim daha da şevkimizi artıracak, kardeşlik bağlarımızı daha da güçlendirecek çok değerli tertemiz insanlardır. Güneydoğu’daki kardeşlerimiz olsun, değil mi, bütün Anadolu’daki insanlarımız olsun hepsi mübarek insanlardır. Evet.
SUNUCU: “Değerli Hocam Allah iyi günler nasip etsin. Biliyorsunuz Rus Ortodoks bir papaz geçenlerde kilisede öldürüldü. Bu papaz, Müslümanları Hıristiyanlığa döndürmek istemesi ve İslam’ı eleştirmesiyle biliniyordu. Bu sebeple kendisinin Müslüman biri tarafından öldürüldüğü iddia ediliyor. Bazı Hıristiyanların bunu iddia etmesinin sebebi ise yanlış Deccaliyet inançları. Siz onların inandığı Deccaliyet inancının yanlış olduğunu anlatmıştınız. Fakat Hıristiyanların bu konuyu doğru anlaması için neler yapmak gerekir?” Sakarya’dan Fuat Demircan.
ADNAN OKTAR: Masonluk, Hıristiyanlarla Müslümanları çatışmaya itip, her iki dini de ortadan kaldırmak için böyle çok kurnazca ve şeytani bir plan kurmuş durumda. Bu planın gereği olarak da, mesela iddia edilen Ergenekon örgütüne de buradaki mazlum Hıristiyanları katlettirmişlerdi biliyorsunuz. Yurt dışında da buna benzer olaylar yapıyorlar. Katil bulmak Masonlar için zor bir şey değil. Yani çok az bir paraya katil bulabiliyorlar. Onları öldürtüp, böylece Müslüman Hıristiyan çatışmasını sağlamak için kendilerince akılcı bir zemin oluşturduklarını düşünüyorlar. Bu tip provokasyonların sonunda başarılı olacağını düşünüyorlar. Bu oyuna hiç kimse gelmez. Biz Hıristiyanları Allah’ın bir emaneti olarak görüyoruz, Kuran’da “onlar sizi yakın olarak görürsünüz diyor, yakındırlar” diyor. Çünkü içlerinde Hıristiyan rahiplerin değil mi onların mütevazi olduğunu söylüyor Cenab-ı Allah ve “size en yakın olarak onları görürsünüz” diyor. Dolayısıyla biz onlara şefkatle ve sevgiyle bakıyoruz. Bu tarz provokasyonları onlara Müslümanlar da yaptırabilir, Müslümanları da onlara değil mi öldürtebilirler, şehit ettirebilirler. Buna karşı da bu oyuna da gelmeyiz. Bunların artık modası geçti. Bunlar daha önce mesela 30 yıl önce, 40 yıl önce hakikaten etkili olabiliyordu. Ama internetin olduğu bir dönemde, değil mi televizyonların bu kadar yaygın olduğu bir dönemde bu oyunlar sökmez. Nitekim hiç etkili olmadı. Hiçbir şekilde etkili olmadı ama halihazırda tabii Evanjelik Masonlar, Müslüman alim görünümde olan bir kısım Masonlar, bu faaliyetlerine hala devam ediyorlar. Yani Hıristiyan Müslüman çatışmasını sağlamak için uğraşıyorlar. Cahil Hocaları da devreye sokuyorlar. Böyle ayak takımı, iddia edilen Ergenekon örgütünün emrinde olan cahil Hocalar. Onları da, hem Alevi-Sünni çatışması için hem Hıristiyan-Müslüman çatışması için sürekli kullanmak istiyorlar ve destekliyorlar da. Bu oyunlara da gelmeyiz. Bunların modası tamamen geçti artık. Böyle bir şey yapamazlar bundan sonra inşaAllah.
SUNUCU: Hocam diğer soruyla devam ediyorum. ” Selamünaleyküm sevgili Hocam. ”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Sayın Oktar Babuna ve sunucu hanıma da selamlar. Aleykümselam. “Hocam ben size eğer izniniz olursa cinlerle ilgili soru sormak istiyorum. ”
ADNAN OKTAR: Bak bak bak.
SUNUCU: “Cinler insana büyü yoluyla musallat olur mu? Muska yazan, okunmuş su veren, cinlerle konuştuğunu, büyü çözeceğini söyleyen kişilerden medet ummak doğru mu? Bu insanlar büyük paralar karşılığında insanları ümitlendiriyor. Böyle şeyin ticareti olur mu Hocam? Cinlerin insanların aklına, iradesine, karı-koca arasındaki sevgiye, yakınlığa, bağlılığa ve başka özel durumlara tesir edebilir mi? Bu konulardaki bilgilerinizi bizimle paylaşırsanız çok memnun oluruz Hocam. Allah’a emanet olun. ” İstanbul’dan Muhammed.
ADNAN OKTAR: Kardeşimizin gönlü müsterih olsun. Hiçbir şekilde o tarz etkileri olmaz. Büyünün de hiçbir etkisi yoktur. İnanana etki eder yani Allah’a değil de büyüye inanırsa insan, yani büyünün gücüne inanırsa Allah o büyüyü etkili hale getirebilir. Tamamen Allah’a sığınsınlar. Sakın öyle bir aldatmacanın içine girmesinler. Çok komik ve aciz duruma düşerler. Ve o dedikleri şahısların da o tarz bir gücü yok. Tamamen aldatmacadan ibaret: işte, aranızı açarım, cin musallat ederim, şunu yaparım, bunu yaparım. Böyle şeylere inanmasınlar. Eğer inanan da varsa derhal vazgeçsin. Çünkü çok zavallı ve akılsız bir görünüm verir. Müslüman’a yakışmaz bu, haramdır. Eğer cin musallatlığından çekiniyorsa Ayetel Kürsi okusunlar. İhlas Suresi’ni, Felak, Nas Surelerini okusunlar.
SUNUCU: Felak, Nas, evet.
ADNAN OKTAR: Evet. Kalplerini ferahlatır, rahatlatır. Allah’a sığınsınlar o kadar. Yani o kadar kolay değildir cinin bir insana musallat olması. Yani Müslüman’ı, iradeyle aklı başında Müslüman’a musallat olmaz. Hiçbir şey de olmaz. Samimi olarak Allah’a sığınmak çok önemli. Her gece Ayetel Kürsi okusun o konumda olan kardeşlerimiz. Allah’a sığınıp yatsın. Hiçbir şey olmadığını göreceklerdir inşaAllah, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam inşaAllah. “Hamıya Selamlar.”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Sayın Adnan Oktar, Mehdi’nin yardımcıları olacak mı? Ben bir internet sahifesinde okumuştum. Mehdi 5, 6 nefer yardımcıları olacak ve onlardan destek alacak. Bu doğru mu? Sağolun. ” Bakü Azerbaycan’dan Aziz Azizov.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli zaten nefer deyince ben anladım. Mehdi’nin evet muhtelif yardımcıları olacağı belirtiliyor; mesela 9 yardımcısından bahsedilir, 30 yardımcısından bahsedilir, 313 kişilik arkadaş grubundan bahsedilir. Hanımlardan oluşan ayrıca 50 kişilik bir gruptan bahsedilir. Hadislerde bu açıklanır. Mehdi’nin topluluğu küçüktür, Said Nursi de ‘her ne kadar az da olsalar diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. ’ Mehdi’nin devrinin geldiğini Said Nursi’nin izahlarından da, hadis-i şeriflerden de çok açık görüyoruz. Olaylardan görüyoruz. Mesela bu son meydana gelen grip salgını, Mehdi’nin çıkış alametlerindendir. Geçenlerde Hülya Avşar’ın programında Ömer Çelakıl’a sordular. Benden naklen anlattı. Doğru ama Mehdi’yle ilgili kısmını anlatmadı. Belki mahsurlu gördü, normal o yani çünkü ayrı bir geniş konu olduğu için öyle bir konuya girmek istememiş olabilir. Ama konunun fevkaledeliğini zaten Mehdiyet oluşturuyor orada yani. Grip vakasının fevkalediği yok. Her devirde grip olmuştur ama ahir zamanda hayvanlardan kaynaklanan iki grip vakasının etkili olmaya başlaması, bu harikadır. Zamanlama açısından harika ve şaşırtıcıdır. Bu yönü olağanüstüdür. Yani Mehdi’nin çıkış alameti olması açısından önemi vardır bunun. Yoksa tarih içerisinde binlerce grip salgını olmuştur.
SUNUCU: Diğer soruyla devam ediyorum. “Merhaba Hocam, bir sorum olacak inşaAllah. Hocam, maddenin ardındaki sır konusuyla ilgili bu sorum. Acaba Hocam zenginlik ile fakirlik, güzellik ile çirkinlik vs. gibi özellikler beynimizin içinde görüntü olarak imtihan için yaratıldığı gibi kadınlık ve erkeklik de öyle beynimizin içinde görüntü olarak mı yaratılır? Ruhun cinsiyeti yoktur herhalde, Allah-u alem. Erkeklik ve kadınlık da aslında sadece bir görüntü mü? Yani Hocam bu konuyu biraz açar mısınız? Cennette insanların cinsleri olacak mı? Yani kadın, erkek olacaklar mı? Yoksa yeni bir yaratışla yaratacağım diyor Allah ayette. Cennette erkeklik ve kadınlık olacak mı? Selamlar, Ergin Aliyev. ”
ADNAN OKTAR: Tabii ki cennette erkek erkektir, kadın da kadındır. Ama ruhlar tektir tabii. Yani beden yapısından dolayı değişir; yoksa yani kadın ruhu, erkek ruhu ayrı değildir. Mümin ruhu vardır; Hz. Meryem’in ruhu nasılsa Hz. İbrahim’in ruhu da öyle olur. Çünkü Allah “ruhumdan üfürdüm” diyor. Yani Allah ayrı ayrı ruhlar üfürdüm demiyor. Allah’a ait ruhu, üfürdüm, bana ait ruhu üfürdüm diyor Allah, değil mi? Allah’a ait ruh üfürülmüştür. Dolayısıyla da Allah’ın ayrı ayrı ruhları yoktur. Tek bir ruh vardır; kadında da, erkekte de aynı şekildedir. Cennette de cinsellik de vardır. Yani bazı kişiler bunu böyle çirkin bir üslupla reddetmeye çalışıyorlar. Cinsellik sevginin en yüksek şeklidir. En şiddetli ifade etme şeklidir ve sevgiye dayalıdır. Yani hayvani bir tavır değildir helaliyle olduktan sonra. Yani insan çok sevmedikten sonra, Allah’ın tecellisi olarak görmedikten sonra etten niçin etkilensin, değil mi? O, Allah sevgisine olan coşkun duygunun ifade edilmesi için meydana gelen dokunma hissidir. Yani şiddetli dokunma hissidir. O Allah’a karşı sevginin bir coşmasıdır o. Ama bazı kişiler bunu bir hayvani kafa olarak, hayvani mantık olarak değerlendiriyor olabilirler. O ayrı yani, hayvanlaşan insanlarla insan olan, Müslüman ruhunda olan insanın arasında çok büyük fark vardır. İnsan Allah’ın tecellisine karşı içinde duyduğu coşku, muhabbeti ifade etmek için eşine sevgi göstertir, sarılır, ona dokunmak ister. Dolayısıyla cennette cinsellik vardır yani Hıristiyan inancında mesela yoktur. Halbuki Kuran’daki açıklamalardan, tariflerden bunun açıkça olduğu görülüyor. Mesela kadın güzelliği detaylı tarif ediliyor Kuran’da ve “onlar hücrelerdedir” diyor yani kapalı çadırlardadır diyor. Bunu çirkin gören zihniyetin aklındaki yapı anormal. Yani Allah’ın helal kıldığı, Allah’ın güzel kıldığı bir şeyi kendi kafasına göre çirkin görüyor. Gayrimeşru ilişki çirkindir. Helal olmayan ilişki çirkindir. O yüzden mesela zina denildi mi insan tiksinir, adice bir eylem olarak görür. Niçin? Gayrimeşru olduğu için. Meşru olunca o ibadet olur ve güzellik olur o. Niçin ondan kaçınılan bir üslup kullansın Müslüman? Allah’ın verdiği bir nimettir ve güzelliktir. Dolayısıyla cennette de vardır tabii ki.
SUNUCU: Hocam burada “yeni bir yaratılışla yaratacağım diyor” demiş ayette. Bunu biraz açabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet yeni yaratılıştan kasıt, şimdi bizim kalbimiz eğer kan pompalamazsa vücudumuza ölüyoruz ama orada öyle bir konu yok. Kalp güzellik olarak, zevk olsun diye yaratılır. Yani öyle damarların o tarz beslenme sistemi yok. Hücrelerin mesela yıkılması yok. Hücre bir daha yıkılmaz. Vücut hücresi, vücut olduğu gibi kalır; yani sonsuza kadar ölmez vücut hücresi cennette. Mesela burada süratle ölüyorlar biliyorsunuz. Vücut sürekli yenileniyor. Ölme özelliği yoktur. Mesela saçlar dökülmez, diş dökülmez. Mesela ağzın yıkama ihtiyacı yoktur. Ağız sürekli temizdir yeni yaratılışına uygun olarak. Mesela sabah kalktığında insanların yüzünü yıkaması gerekiyor. Cennette yıkanmaya ihtiyaç yoktur. Sürekli insan temizdir yapısından dolayı. Yani mesela sancı duymaz, rahatsızlık duymaz, üşümez. Zaten üşünecek ortam da yoktur ama üşüme hissi de olmaz. Mesela hastalanmaz. Mikrop veya virüs özelliği yoktur orada insanlara yönelik böyle hani etki edecek. Dolayısıyla yepyeni bir yaratılıştır. Yani insanın aczi yoktur, doğal ihtiyaçları yoktur. Son derece temiz, böyle pırıl pırıl bir varlıktır insan ve kendinden bakımlıdır. Yani herhangi bir düzenleme yapmasına, herhangi kendine bakım yapmasına gerek kalmaz ne kadınların ne erkeklerin. Ama bir kadın kendine bakım yapmazsa, bir erkek kendine, değil mi, çeki düzen vermezse nasıl perişan olduğunu, nasıl acz içinde olduğunu herkes bilir. Bu, dünyanın bir özelliğidir. Allah onu özel, kasten yaratır. Dünyaya bağlanmayalım, dünyaya hırs yapmayalım diye. Hastalıkları da onun için yaratıyor, çökmeyi de onun için yaratıyor. Mesela bayanlar botoksla falan direnmeye çalışıyorlar değil mi? Böyle o ölüme karşı, yaşlanmaya karşı direnmeye çalışıyorlar. Yazık, çok sevimliler bir de garip bir şekil alıyorlar ondan sonra ağzı, yüzü kasılıyor falan böyle, plastik gibi. Güzelleşmek için muazzam acı çekiyorlar ama panik bir direnme içindeler. Halbuki dünya kısa yani illaki ölecek belli yani.
SUNUCU: Her yaşın ayrı bir güzelliği var.
ADNAN OKTAR: Halbuki doğal halinde kalsa çok daha güzel olur. Kaşını çektiriyor, gözlerini çektiriyor falan. . .
SUNUCU: Ve hepsi de birbirine benziyor.
ADNAN OKTAR: Yazık yani tabii. Çektiği eziyete bak yani. Suratı böyle artık plastikten yapılmış gibi kasılmış. Gülemiyor da böyle.
SUNUCU: Şaşkın bir ifade.
ADNAN OKTAR: Yani ne gerek var şu kadar acıya? Bir kaç on sene içinde zaten ölüyor insanlar. Mesela 40 yaşındaysa değil mi, hadi 3-5, 10 sene diyelim yani en fazla inşaAllah. Dolayısıyla asıl hayat ahirettedir. Asıl hayırlı yaşantı ahirettedir. Bu görüntüden oluşan güzellikler ahirette sabitleniyor. Burada hep sonludur. Mesela bize sonsuz olma içgüdüsü verilmiştir ama tatmin edilmemiştir. En güçlü içgüdüdür insanda, sonsuz yaşama içgüdüsüdür. Gece gündüz insanlar bunu düşünürler kalktıklarında. Mesela cinsel içgüdü verilir, o tatmin edilir. Mesela annelere annelik içgüdüsü verilir, tatmin edilir. Açlık içgüdüsü vardır insanlarda Allah’ın verdiği, tatmin olur. Mesela kendini savunma içgüdüsü vardır, bu tatmin olur. Sonsuzluk içgüdüsü de Allah tarafından özel verilmiştir. Şiddetli, en şiddetli içgüdüdür. Bu, cennette tatmin ediliyor inşaAllah. Ama derin düşünmeyen, bunu kavramakta zorlanır yani sati bir bakış açısıyla, samimiyetsiz bakış açısıyla Allah’a yaklaşıldığında Allah insanın aklını örter. Yoksa Allah’ı anlamamak mümkün değildir, berrak bakıldığında çok sarihtir. İnsanların samimi düşünmemesinden dolayı Allah’ı anlayamadıklarını görüyoruz. Mesela biz kendimizi hiç baskı altına almasak; şimdi ben rengarenk bir ortam görüyorum şu an, 3 boyutlu. Sizleri görüyorum, ne kadarcık yerde görüyorum? Bu kadarcık yerde görüyorum. Şimdi bu nedir yani? Aklı başında bir insan kendini kasmadan düşündüğünde, mesela Allah elimi vesile etti, buraya ıhlamur döküyor Cenab-ı Allah, hazırlıyor. Burada yaratılıyor ıhlamur. Mesela bana yaklaştırıyor Allah ve içmemi sağlıyor ve ondan o tadı hissetmemi sağlıyor, onun kokusunu almamı sağlıyor. Mesela bu çok büyük bir mucize. Mesela kalemi Allah tutturuyor, yazı yazdırttırıyor. Yazıyı da Allah yazar. İnsan kendi yazıyor gibi gelir halbuki yazı yaratılır. Çok çok harika bir sistem var. Mesela dışarıda ışık olmadığı halde beynimizin içinde ışık var bir de renkler var ayrıca. Renk mesela çok acayip bir şey, değil mi? Muazzam bir süs ve zenginlik. Yani sırf siyah beyaz olabilirdi dünya ve çok da makul gelirdi insanlara, değil mi? Daha önce fotoğraf makineleri de hep siyah beyazdı, bize çok makul geliyordu çocukluğumuzda, inşaAllah. Renkli olunca aman dedik teknoloji amma gelişiyor dedik. Yani samimi olmanın sırrını bulmak lazım. İnsanlar samimi olmanın sırrını bulamıyorlar, yüzeysel bakıyorlar, birbirlerinden çok etkileniyorlar. Mesela 3-5 züppeyi gördüler miydi, onlar da -bazı insanları kastediyorum tabii- hemen o züppe ruha girebiliyorlar. Mesela bir kalabalık topluluk varsa hemen kavga ruhuna girebiliyorlar. Mesela televizyon programlarında görüyorum, özel kavga elemanları oluyor ön tarafa yerleştiriyorlar bazı programlarda, yani sırf böyle çirkeflik yapsın, rezalet çıkarsın, bağırsın, çağırsın ve o gerilimden de heyecanla bütün millet birbirine telefonla haber veriyor, işte falanca kanalda kavga var bakın. Bu, insan ruhunu örseler ve çok rahatsız eder. Bu gerilime ne gerek var? Ve insan hakikaten hayretler içinde kalıyor. Bir insanın o kadar pişkin olmasına, o kadar ruhunun tahrip edilmiş olmasına hayretle bakıyor. Çok ürkütücü bir şey bu. Bunları teşvik etmek çok çirkin. Böyle insanlara hiçbir yerde destek verilmemesi lazım ve ayıplanması lazım. Biz şefkatten, merhametten, sevgiden hoşlanıyoruz. Biz kavgadan, gerilimden, laf çakma, laf sokma, tersleme, bir insanı mahçup etme. Mesela canlı yayında bir insanı mahçup etmek ne kadar çirkin, ne kadar kötü. Yahut cansız bir yayın olsa da fark etmez değil mi? Refüze etmek yani, züppelik yapmayı, ters konuşmayı sanki böyle bir marifet gibi gören bir zihniyet var bazı kişilerde. Terbiyesizlik yapmayı, karşıdaki insanı mahcup edip zor durumda bırakmayı sanki böyle bir yetenekmiş gibi bir de “aferin” diyorlar. Halbuki bu çok büyük bir terbiyesizliktir çünkü aynı hareketi karşıdaki insan onun misliyle yapabilir istese. Yani, küstah bir konuşmaya iki misliyle karşılık verilebilir, üç misliyle karşılık verilebilir. Yani nezaket göstertip alttan alan bir insan yenilmiş olmaz. Bilakis kazanmış olur, değerli insandır. Ama tabii böyle insanlarla muhatap olmamak çok önemlidir. Böyle insanların önce terbiye edilmeleri, bunun çirkinliğinin iyi vurgulanması gerekir. Yani çirkeflik hiçbir yerde takdir görmemesi gerekir. Yani gözü açık adam, işte uyanık, yaman, işte şöyledir böyledir. Sadece adidir o, basittir başka bir şey değildir yani. Soysuz, sıradan, kalitesiz, aşağılık bir insandır. Böyle insanları hiçbir yerde takdir etmemek lazım. Veyahut işte televoleci kafası da oluyor. İşte bedava gittim, orada bir yemek yemiş onunla övünüyor, bedava bilet bulmuş uçakla bir yere gitmiş, işte ağabeyli mabili böyle sürekli işte birden karşıma adam çıktı diyor, işte yerde bir şey buldum diyor bir de ne göreyim abi; ona benzer bir üslupla. Bir de insanları özendiriyorlar buna, bu da çok çirkin. Böyle yani üretim yapmayan, insanlara faydalı olmayan, fikri gelişme içerisinde olmayan; dünyanın, insanlarının, memleketinin sorunlarıyla ilgilenmeyen sadece eğlenceci takımı. Açıyorum mesela bazı televizyon kanallarını, habire oynuyorlar, sürekli. İşte havuza atlasın, havuzdan çıksın, bedava otel onlara yemek versin onları yiyorlar. Ondan sonra bedava eğlence var, gidip orada hoplayıp zıplıyorlar kameralara falan böyle pişmiş kelle gibi. Ondan sonra yani eğlense, eğlenmiyor da bir de eğleniyor görünüyor, eğlence taklidi yapıyor. Yani sürekli yanında yaylanmanın, eğlenmenin ne alakası var? Yani içi sıkıntı dolu belli, tanımadığın bilmediğin adamlar yani, kimi mafyadan, kimi it kopuk bilmem ne. Hepsini tenzih ederim de bazı yerler için söylüyorum. İnsan zaten canını güvende görmez orada. Orada ne eğlenecek bir insan? Nasıl eğlensin yani? Kimi esrar içiyor, kimi uyuşturucu içiyor, kimi ne olduğu belli değil. Sürekli böyle yaylı kalem gibi oynuyor sürekli hareketler halinde yani kendisiyle beraber sıkıntısı da oynuyor aynı anda, içindeki o bunalımı da oynuyor. Mutluluk taklidi yapmaya gerek yok, gerçek mutluluğu aramak lazım, samimi olmak lazım, iyi niyetli olmak lazım. İnsanlara iyilik yaparak insan mutlu olabilir, Allah’ın rızasını kazanmak için gayret ederse insan mutlu olabilir. Kuran ahlakına göre yaşarsa ve sürekli aklını olumlu yönde, pozitif yönde kullanırsa mutlu olabilir, onun dışında mutluluk olmaz inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikte olacağız, lütfen bizden ayrılmayın.
Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikteyiz. Hocam sorulara geçmeden önce bir hatırlatma yapmak istiyorum, hazır reklamlardan sonra www. harunyahya. net ve www. harunyahya. org adreslerinden Sayın Adnan Oktar’ın bütün eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Soruyla devam edelim isterseniz.
“Sevgili Hocam, 20 Kasım’da Hicri 1400’ün başlamasının 31’inci yılına girmiş bulunmaktayız. Hocam, Vakit Gazetesi yazarlarından Mustafa Özcan, ahir zaman alametlerinden olan 20 Kasım 1979’da Kâbe’de kan akıtılması olayından bahsetmiş. Ardından da Mehdi’ye duyduğu özlemi dile getirmiş. Hocam bu yazıyı okuduktan sonra hemen sizin anlatımlarınız geldi aklıma. Kâbe’de kan akıtılacağını Peygamber Efendimizin 1400 sene önceden haber vermiş olması çok heyecan verici bir olay. Bütün bu alametler Mehdi’nin geldiğine delil değil mi Hocam?” Özlem Akyürek İzmir’den yazmış.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, elhamdülillah, doğru. Biz de Mehdi’yi özlemle ve hasretle, zuhurunu bekliyoruz. Yani vazife başında fakat görünür hale gelmesini bekliyoruz inşaAllah. 10 yıla kadar inşaAllah hem İslam’ın dünyaya hâkimiyetini, Türk İslam âlemindeki büyük gelişmeyi göreceğiz inşaAllah hem de olağanüstü olayların devam ettiğini göreceğiz ve hayretler içinde kalacağız. Bu önümüzdeki günlerde, aylarda, yıllarda harika olaylar peş peşe devam edecektir; Mehdi tamamen görününceye kadar inşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederiz. Diğer bir soru; “Sevgili Hocam, Rabbimiz Kuran’da Furkan Suresi’nin 77’nci ayetinde ‘duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?’ diye buyuruyor. Dua, bir Müslüman’ın derinleşmesi için çok önemli bir ibadet. Dua hakkında aktaracağınız bilgileri büyük bir ihtiyaçla dinlemek istiyorum. Saygılarımla. ” Çorum’dan Yelda Teslim yazmış.
ADNAN OKTAR: Evet, Yelda kardeşimiz güzel bir soru sormuş. Dua ederken en çok Allah’la samimi bağlantıyla dua edilmesi lazım; yani Allah’la samimi iman edilmesi, samimi Allah’tan korkulması, Allah’ın şanını ve kadrini; yani büyüklüğünü, gücünü samimi olarak bilmeyi kalbimize ilka etmesi için Allah’a dua edeceğiz. Yani Allah candan sevilir de, şahıs Allah’ı candan anlar bilirse, Allah’ın varlığında erirse bir anlamda yani Allah’a kendini tam teslim ederse müthiş bir güç kazanmış olur. Ondan sonra her şey çok kolaydır. Yani her şeyin başı Allah korkusu, Allah sevgisidir, Allah’a derin imandır. Şimdi tamam “bir yaratan var” demek ayrıdır, bir de beyninin gücünü derinlemesine kullanıp insanların bilemeyeceği derin bir bağlantıyla beynin gücünün üst sınırlarında Allah’la bağlantıya geçmek vardır. En makbul olan budur, candan istenirse Allah bunu nasip eder. Allah’a karşı uzak olana da Allah manen uzak olur. Allah’a çok yakın olana da Allah manen yakın olur. Mesela ben şu an konuşuyorum, beni konuşturan Allah’tır. Şahıs, ben kendimden konuşuyorum diyemez. Mesela aklıma bir konu gelmesi, bir benzetme, bir izah yani onu da Allah yaptırır. Her kelimeyi, her şeyi Allah yaptırır. Her şeyi Allah’a ait olarak görmek çok önemlidir Müslüman için. Yani ‘ben yaptım, ben ettim’ bu Allah’ın zoruna gider, yani beğenmez Allah bunu. Zoruna gider derken Allah’ın beğenmeyeceği bir tavırdır. Bunun dışında “iyi olayım, güzel olayım, doğru olayım, tamam, sağlıklı olayım” diye dua edebilir mümin ama bu konu hallolmadıktan sonra... yani en önemli konu budur. Önce bunun hallolması lazım. Onun için derin imanı insanlar biraz önemsiz bir şeymiş gibi görüyorlar. Herhangi bir imanla yahut orta bir imanla devam etmek istiyorlar. Hâlbuki çok çok derin imanı Allah’tan istemek lazım. Bunun için gece gündüz yalvarmak lazım, çünkü insanın müthiş bir berraklaşma gücü vardır beyninin. Muazzam kavrama gücü vardır. İnsanların aceleciliği, bir de eski alışkanlıkları; çocukluğundan kalan iman anlayışından dolayı çocukluğundaki gibi kalmak ister. Hâlbuki bir olay karşısında tevekkül gösteremiyorsa bu bir iman zafiyetidir. Belli yani orada insan kendine çok kızacak değil mi? Buğz edecek ve onu mutlaka yıkmaya çalışacak. Mesela bir şey karşısında üzülüyorsa, korkuyorsa belli ki bir iman zafiyeti vardır. Çünkü normalde ne üzülmesi gerekir ne de korkması gerekir eğer güçlü bir imana sahipse. Demek ki o zaman ruhunu boş bırakmış, kendini iyice açmaya çalışacak ve sağlam bir imanla iman ettiğinde hem tevekkülü çok rahatlar hem gereksiz üzülmelerden kurtulur, sinirlenmeleri kalkar. Anlasın ki imanı güçlendi demektir bu durumda. Yani imanın ölçüsüdür bunlar. Sinirlenmemek, üzülmemek, korkmamak, haset etmemek, değil mi? Bunların oluşması durumunda şahıs diyecek; “Allah’a çok şükür demek ki imanım inşaAllah güçleniyor” diyecek.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. “Sevgili Hocam, Allah’a hamdolsun İslam çığ gibi yayılıyor maşaAllah. Bugün okuduğum bir habere göre Amerika’nın en ünlü avukatlarından Mark Scheffer Müslüman olmuş. Aynı zamanda en ünlü milyonerlerden sayılan Mark Scheffer, “İslam’la yeniden doğdum” demiş. Hocam sizin sürekli yurtdışı röportajlarınız oluyor. Takip edebildiğimce bu röportajlarınızı dinlemeye çalışıyorum. Hocam kanaatimce sizin her gün dünyanın pek çok ülkesi ile yaptığınız bu radyo programları ve röportajlarınız birçok insanın imanına vesile oluyor. Allah yardımcınız olsun, size güç kuvvet katsın. Saygılarımla. ” Asım Bey, Diyarbakır’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İnşaAllah Allah dualarındaki bu güzel isteklerini inşaAllah gerçekleştirir Cenab-ı Allah, ama hepimiz için nasip eder Allah inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bunu teyit eden bir haber de çıktı aslında. Reuters, dünyanın en büyük haber ajansının yaptığı bir oylama var; ‘dünyadaki en etkili Müslüman‘ diye bir sıralama yapıyorlar. Bu oylamaya da dünyanın her tarafından, bütün Müslümanlardan ve başka din mensuplarından da, Hıristiyanlardan da gelen oylar var. Sayın Hocamız da bu sıralamada %41’ini aldı oyların, hatta %43’ü çünkü Harun Yahya isminde de %2 oy çıkmış. 1 milyon 882 bin 172 oyun neredeyse maşaAllah yarısını alarak birinci oldu, dünyanın her tarafında verilen oylarla Hocamız MaşaAllah. Muazzam bir oy verildi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o tabii Allah razı olsun kardeşlerimizin bize olan sevgisini gösteriyor ama bütün Müslümanlar çok değerliler. Mesela bak Şeyh Nazım Kıbrısî Hazretleri hakkında da bilgi verilmiş, ona da çok yüksek bir oy çıkmış. O çok çok değer verdiğim, pek çok muhterem bir insan, yani dünyanın en iyi insanıdır. Muhterem bir mürşididir. Bütün Müslümanlar değerlidir, hepsi birbirinden değerlidir. Yani o bizim sevenlerimizin çok olması, tamam Allah daha da artırsın inşaAllah ama hepsi çok seviliyor Müslüman kardeşlerimizin inşaAllah.
SUNUCU: Hocam sorularımız şimdilik bu kadar.
ADNAN OKTAR: Tamam, o zaman ben konularıma geçeyim. Evet, bana bir zoom yapabilir misin bu kitaba? Okunuyor mu Mimar Sinan diye? Okunuyor herhalde değil mi? Evet. Efendim bu dergi mason arkadaşlarımızın çıkarttığı bir dergi. Yani masonların resmi yayın organı gibi bir şey evet. “Yeryüzünde” diyor kitabın 31. sayfasında, derginin; diyorlar ya “Darwinizm’le bizim alakamız yok, kâinatın ulu mimarına inanıyoruz” diyorlar. O ne demekse? Çünkü Allah vardır, “kâinatın ulu mimarı yani total enerjidir” diyorlar. Hâşâ biz öyle bir total enerji olarak görmüyoruz Cenab-ı Allah’ı. Her yere hâkim, mutlak tek hâkim güç olarak görüyoruz. Her şeyi yaratan, değil mi? “Yeryüzünde yaşamın doğuşu için yapılan bilimsel ya da dinsel varsayımlar içinde birçok soruya kesin ve kanıtlayıcı yanıt verememesine rağmen en geçerlisi diyor Darwin’inkidir. ” Hani Darwinizm’le alakaları yoktu? Bak diyor ki, “yeryüzünde yaşamın doğuşu için yapılan bilimsel ya da dinsel varsayımlar içinde”, varsayım, dinsel varsayım, varsayım değil bir gerçektir. Allah’ın yaratması. “Birçok sorulara kesin kanıtlayıcı kanıtlayıcı yanıt verememesine rağmen en geçerlisi Darwininkidir” diyor, başka söze gerek var mı bilmiyorum. Ki yani bakın diğer dergilerde de aynı şekilde bu konular bu şekilde vurgulanıyor. Bol bol işte evrimden bahsetmiş burada da gene canlılar dünyasında yaşamında madde alış-verişi bakımından yeryüzünde ve içimizde yaşayan yararlı mikropların, bütün bitkilerin, hayvanların, insanların doğa ananın, “doğa ana”, biz doğa, ana doğa baba diye bir şey bilmiyoruz, Allah yaratır kainatı. Doğa ana diye bir şey yok. Düzenlediği esrarlı bir uyumla, esrarlı bir uyum bak, doğa ananın düzenlediği esrarlı uyumla sürekli olarak ortaklaşa organik bir dayanışma içinde olduklarını düşünerek Masonluğun huzur, barış ve güven, mutluluk amacında kısacası hümanizma ve insanların evrensel birliği, başlamış devam ediyor. Darwinizmin diğer bir adı da doğa anadır. Biz doğa ana, doğa baba, doğa dede bilmiyoruz, sadece Allah vardır. Yani çok fazla örnek verebilirim, ama bilmiyorum. Mesela yine bu üstad Masonlardan birisinin açıklaması: “Tanrı diyor mesela salt evrimdir.“ Haşa. “Bunun bir ögesi doğanın gücüdür. Böylece salt ve gerçek evrenin kendisi onu kapsayan enerjidir”; Masonluktan Esinlenmeler isimli kitapta. Masonların yine kendi eserleri. E demek ki Darwinizm’e inanıyorlar, Allah inançları da bizim anladığımız anlamda yok, bir total enerji, şuursuz bir enerji olarak görüyorlar. Böyle Allah inancı olmaz. Allah inancı Kuran’da tarif edildiği gibidir. Allah doğmamıştır, doğrulmamıştır değil mi? Tek hakim ve mutlak güçtür, her şeyin sahibidir. Mülkün sahibidir, yeri göğü ve ikisi arasında olan her şeyi yaratandır. Dolayısıyla doğa ana, doğa dede bunları bırakacaklar. Yani bunların modası geçmiş eski felsefi garip izahlar.
OKTAR BABUNA: Bu gibi ifadeleri de var okuyayım mı onları Hocam? Meşrik-i azam içtimai zabıtlarında.
ADNAN OKTAR : Oku.
OKTAR BABUNA: “Haşa, biz artık Allah’ı hayat gayesi olarak tanımıyacağız, biz bir gaye yarattık o gaye Allah değil beşeriyettir.”
ADNAN OKTAR : Masonlar diyor. Başka yine oku başka varsa.
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Secret Doctrin adlı yine Masonik bir kitaptan, “gezegenimizin ilahı ve tek ilah şeytandır.”
ADNAN OKTAR : Masonlar. Bizim tek ilahımız var O da Cenab-ı Allah, şeytan değil.
OKTAR BABUNA: “Lucifer ilahi ve dünyevi bir ışıktır.” Lucifer şeytana verdikleri isim, kutsal hayalet ve şeytandır. Yine Secret Doctrin isimli kitaptan. Lucifer şeytanın kendisidir ve bundan da öteye Lucifer’e tapan gizli örgütlerin anti-christ oldukları öylesine açıktır ki yani Deccaliyet, Deccal oldukları Hıristiyanlığın her mezhebi onun karanlığa ve şeytana tapınmak olduğunu kabul etmek zorundadır, Arthur Edward Vait. Devil Warship, Fransa’dan.
ADNAN OKTAR : Zaten olay ortada, yani bakın şeytana tapma var ve Allah’a inanmama var, total enerji diye ruhsuz bir şeyden bahsediyorlar ve evrime ve Darwinizme inanıyorlar, bunu açık açık söylüyorlar. Onun için bu konuda çok daha dürüst olacaklar, samimi konuşacaklar, yani kafa karışıklığına gerek yok. İnşaAllah. Yani dini konuları tenzih ederim, net inançlı olmaları lazım. Kuran’da Yusuf Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. 12. suredir. “Elif, Lam, Ra. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir. ” Bunların da tabii özel anlamı var. Huruf-u Mukadda. Mehdi zamanında Hz. İsa zamanında bunların sırları da inşaAllah bilinecek. Allah’ın izniyle. "Hani Yusuf babasına: “Babacığım, gerçekten ben rüyamda on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" Bakın Yusuf Suresi’nde Türk İslam Birliği’ne de açıkça bir işaret var. Bakın yıldız ve ay, Türk Devletleri’nin bayraklarında hep yıldız ve ay vardır. Görüyorsunuz. Onbir yıldız ve güneş. Diğer İslam Ülkeleri’nin bayraklarında da vardır, değil mi? Güneş, ay ve yıldız. Hep bütün İslam Ülkeleri’nin bayraklarında vardır. Çoğunda vardır. “Bana secde etmektelerken gördüm”, yani bana bağlandıklarını gördüm. Benim liderliğimi kabul ettiklerini gördüm diyor, Mehdi’ye de işaret vardır burada. Çünkü Peygamber Efendimiz (s. a. v) Mehdi’yi anlatırken Yusuf (a. s. )’a benzer diyor, hangi yönüyle diyorlar, zindan yönüyle, yani onun gibi Hz. Yusuf (a. s. ) gibi hapsedilecek diyor. Burada da Yusuf Suresi’nde Mehdi (a. s. ) ile yine bir bağlantı daha görüyoruz. İslam Ülkeleri’nin hepsinin Mehdi (a. s. )’ye bağlanacağına işaret var inşaAllah. “Demişti ki babası: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için açık bir düşmandır. "Buradan da anlaşılıyor ki Mehdi (a. s. )’ye kendi kavmi kendi kardeşleri haset edecekler, ona oyun oynayacaklar, ona zarar vermeye kalkacaklar. Bir kısım münafıklar, Müslüman gibi görünen insanlar da Mehdi(a. s. )’ye tuzak kurmaya kalkacaklar. Kuran buna işaret ediyor. Bakın, "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma,” yani anladıklarında onun lider olacağını ona karşı oyun oynayacaklar ve ona karşı tuzak kurmaya çalışacaklar. “Yoksa sana bir tuzak kurarlar” diyor, ki Mehdi (a. s. )’ye de tuzak kurulacaktır. “Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır. " Yani Deccaliyet ve Deccal insanlar için, Müslümanlar için apaçık bir düşmandır. "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek” . Sen güzel açıklayacaksın diyor. O devirdeki bilgiyi, hak olan izahları, Mehdi (a. s. ) de Kuran’ı mükemmel ve güzel açıklayacak. Yani çağımızdaki insanların anlayacağı gibi hayata geçirerek onlara Kuran’ı anlatacak. Bununla ilgili çok fazla hadis var. Ama Ben öğreteceğim diyor sana Allah, Ben sana söyleteceğim diyor. Yani senin kendi gücün ile olmayacak diyor. Mehdiyet’e de işaret var. Hz. Yusuf (a. s. ) ‘a söylüyor fakat Mehdiye de işaret var. “Daha önce ataların İbrahim ve İshak’ın, İshak’a nimetini tamamladığı gibi “ . Hz. İbrahim (a. s. ) Mehdi (a. s. )’nin ceddidir. İbrahim (a. s. )’in soyundan geliyor. “Tamamladığı gibi senin ve Yakup ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. ” İşte bu , Mehdiyetle tamamlanacaktır bu nimetin tamamlanması. Bakın diyor ki, üzerindeki nimeti , “ senin Yakup ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. ”İslamın dünyaya hakimiyetiyledir ki, Mehdi (a. s. ) aynı zamanda Davut soyundandır, Hz. Davut (a. s. ) soyundandır ve yani Hz. Yakup (a. s. )’la da bağlantısı var Hz. Mehdi (a. s. )’nin. Bir koldan da Hz. Yakup (a. s. )’a bağlıdır Hz. Ali (r. a. ) kanalıyla. “Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler vardır. ” Yani deliller vardır, hikmetler vardır inceleyin diyor Cenab-ı Allah bu ayeti, Yusuf Suresi’ni çok fazla bilgi bulacaksınız. Derin bilgiler vardır, işaretler vardır bunları inceleyin diyor Cenab-ı Allah. “Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. ” Ahir zamanda bir kısım ham sofu ve kaba softalar Mehdi’ye haset edeceklerdir, kıskanacaklardır. Bakın diyor ki , "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir;” Mehdi (a. s. )’nin sevilmesi, insanlar tarafından bilinmesi bir kısım ham sofuların ve kaba softaların ağırına gidecektir. Haset edeceklerdir. “oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. ” Biz diyor cemaatiz, kalabalık bir topluluğuz, biz asıl önde olmamız gerekiyordu, bizler layığız diyecekler. İnşaAllah. O yönüyle de bir işaret var. “ Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir. " Yani mesela Mehdi (a. s. )’yi de şaşkınlıkla suçlayacaklardır. Yani bilmemezlikle, akledememezlikle suçlıyacaklardır, ona da işaret ediyor. Bakın "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size dönük kalsın. “ Burada Mehdi’ye de öldürülme yani onu şehit etme yönünde bir çalışma yapılacağına da Kuran işaret etmiş oluyor. Veya onu bir yere atıp bırakın ki babanızın yüzü size yalnızca dönük kalsın. Yani öyle bir yere bırakın ki, öldürmeyin ama orada doğal olarak o ölsün. Yani o şartların, ortamın etkisiyle doğal olarak ölsün. Yani ya biri öldürsün veyahut tabii olarak ölsün. Yani onu öyle bir biçimsiz bir yere bırakalım ki, yani mesela bir hayvanı, bir canlıyı, bitkiyi, bir şeyi değil mi? Aynı şekilde görüyoruz veyahut bir insanı Allah esirgesin, değil mi? Böyle yaşayamayacağı bir yere bırakırsan bir süre sonra ölür. İnşaAllah. “Yalnızca size dönük kalsın. ” Yani onu eğer etkisiz hale getirirseniz siz rahat yaşarsınız, siz lider olursunuz, siz daha iyi olursunuz, siz daha çok sevilirsiniz şeklinde bir haset damarına yönelmeyi insanlardaki. Bunu açıklıyor. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz, ondan sonra iyi, mutlu olursunuz, samimi olursunuz diyor. “İçlerinden bir sözcü dedi ki: Eğer mutlaka bir şey yapacaksanız öldürmeyin Yusuf’u. Onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın.” Yani öldürmeye vicdanları el vermiyor. Ne yapalım? İşte demin anlattığım: öyle bir yere atalım ki, orada doğal olarak bir şeyler olsun. Yani etkisiz halde kalsın. Veyahut alsın götürsünler. Mesela birileri alsın götürsün, yeter ki ortadan kaybolsun. “Ey, babamız dediler. Sana ne oluyor? Yusuf’a karşı bize güvenmiyorsun. Oysa gerçekte biz onun iyiliğini isteyenleriz. ” Her insanın demek ki sözüne güvenmemek gerekiyor. Gerçekten Allah’tan korkan, Allah’ı gerçekten seven insanlara güvenilmesi gerekir. Yani güvenmiyorsa demek ki güvenilmeyecek bir şey yapmışsın ki güvenilmiyor. Allah’tan korkana insan güvenir. Akıllı bir insana güvenir. Akılsız çok tehlikelidir. “Oysa gerçekte biz onun iyiliğini isteyenleriz. Onu yarın bizimle gönder. Gönlünce gezsin, oynasın. Elbette biz onu koruyup gözetiriz. Dedi ki: Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum. ” Bak bu çok önemli. “Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer. Siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum. ” Zaaf söylenmez. Yani şundan çekiniyorum dediğinde düşman seni oradan yakalamaya kalkar. Tabii, zaaf söylenmez. Mesela ben diyor, soğuğa dayanıksızımdır diyor mesela. Hımm, tamam, o zaman bunu soğuk bir yere koyalım derler. Anlaşıldı mı? “Derler ki: Andolsun biz birbirini kollayan bir topluluk iken kurt onu yerse bu durumda şüphesiz kayba uğrayan aciz kimseler oluruz. ” Yani bize güven diyor. Hiçbir şey olmaz diyorlar. Yani güven demeyle güvenilmez. Gerçekten akıllı ve Allah’tan korkuyorsa güvenilir insan. “Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine birlikte atmaya davrandıkları zaman biz ona şöyle vahyettik: Andolsun sen onlara kendileri farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.” Mehdi de sonradan, onlara, insanlara olayları anlatacaktır, haber verecektir, açıklayacaktır. “Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.” Böyle karaktersiz insanlar bir suç işledikleri vakit genellikle hep ağlarlar. Ağlayarak şey yaparlar. Mesela bir yalancılık yapacakları vakit, bir oyun oynayacakları vakit ağlayarak anlatırlar. Onun için gözyaşına inanmamak lazım. Yani birçok insan da mesela bir yerden birisine bir şey almak istediğinde işte babasının hasta olduğunu, kendisinin perişan olduğunu ağlayarak anlatır değil mi? Ve öylece dolandırır. Yani her gözü yaşı ağlayan, o değil. Yani akılcı ve samimi olup olmadığına bakmak lazım. “Dediler ki: Ey babamız, gerçek şu ki biz gittik yarışıyorduk. Yusuf’u da yiyeceklerimizin yanına bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. ” Tam iddia edilen Ergenekon örgütünün üçkağıtçılıklarına benziyor. Tam onların dalaverelerine benziyor. “Ne var ki biz doğruyu söyleyecek olsak bile sen bize inanacak değilsin. ” Bak bu da tam çirkin bir telkin metodu. Yani ben doğru söylüyorum ama sen zaten inanmazsın ki falan var ya millet konuşur. O tip bir üslup kullanıyorlar. “Ve üzerine yalandan kan sürülmüş olan gömleğini getirdiler.” Tam gene iddia edilen Ergenekon örgütünün oyun ve dalaverelerini andırıyor. “Hayır dedi. Nefsiniz sizi yanıltıp böyle bir işe sürüklemiş. Bundan sonra bana düşen güzel bir sabırdır.” Sabrın önemini vurguluyor. “Sizin bu düzüp uydurduklarınıza karşı yardım istenecek olan Allah’tır.” Ben Allah’tan yardım istiyorum diyor inşaAllah. “Bir yolcu kafilesi geldi. Sucularını kuyuya su almak için gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. Hey müjde! Bu bir çocuk dedi. ” 19. ayette İnşaAllah Mehdi’yi de gördüğümüzde ‘Müjde!’ diyeceğiz. Bak “Hey müjde” diyor. “Mehdi’yle müjdelenin” diyor değil mi hadis-i şerifte? Evet. “Bu bir çocuk. " dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi.” diyor Allah. “Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler.” Bakın bu çok önemli. Mehdi’yi de insanlar başta önemsemeyecekler. Çok sıradan herhangi bir insan zannedecekler. Kuran ona da işaret ediyor bak: “Onu pek önemsemediler.” Başlangıçta anlaşılmıyor. Hz. Musa’yı da anlamamışlardı biliyorsunuz. Firavun’un sarayında yetişmişti. Onu da öyle yani Firavun’un bütün sistemini yıkacağını hiç tahmin etmediler. “Onu satın alan Mısırlı karısına: ‘Onun yerini üstün tut, umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz’ dedi. Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan öğrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.” Evet bugünlük Yusuf Suresi’nden bu kadar çünkü uzun bir sure. Sonra yine devam ederiz. İnşaAllah.
Oktar Hocam senin söylemek istediğin bir şey var mı?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah. Kıyameti tasvir eden kısa bir filmimiz var.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
“2012” FİLMİNİN FRAGMANI
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım “Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı, yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı ve insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman; o gün (yer), haberlerini anlatacaktır. Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiştir. ” Evet. Yani magmayı dışa attığı vakit. Evet.
OKTAR BABUNA: Büyük sarsıntılarla şehrin yıkılışı, bütün yolların. . .
ADNAN OKTAR: Evet yaklaşık bu şekilde olacak inşaAllah yani kıyametin başlangıcı bu tarzdadır. İnşaAllah, inşaAllah. Yani Kuran’daki tariflere uygun inşaAllah. Evet yer yer patlamalar, magmalar, magmanın oradan buradan çıkması, yerin göçmesi, arazinin düzleşmesi Kuran’da tarif edilen budur. Yerin sürekli çökmeye başlaması, arazinin değil mi? Dağların mesela erimesi.
OKTAR BABUNA: Sadece uçak uçabiliyor ama o da. . .
ADNAN OKTAR: Uçağın da tabii pek kurtuluşu olmayacaktır sonunda inşaAllah. Evet, tam gerçek filmi de olursa ondan daha net olur.
OKTAR BABUNA: Evet, bir de tsunami. . .
ADNAN OKTAR: Evet, tabii. Şehirler denize doğru kayacaktır. Bak dağların erimesi göstertiliyor. Çok güzel, doğru. Kuran’a uygun buradaki izah. Dağlar erimiş kum yığını gibi dağılacaklar.
OKTAR BABUNA: Burada da bir tsunami oluşuyor ve uçak gemisini önüne katmış olarak. .
ADNAN OKTAR: Evet. Dev tsunamiler olacak. Dev, derin dalgalar olacak. O da doğru.
Evet. Oktar sen şu Darwinistlerin yine biliyorsun daha hala 70-80 yıl öncesinde kalmış kafaları var. Onlara bir kısaca açıklama yap yine o, evet.
OKTAR BABUNA: Bu şeyden bahsettiler mesela Haeckel, Ernst Haeckel diye birisi var. Ernst Haeckel Darwin’in yakın arkadaşı. O dönemin evrimcilerinden. 19. yüzyıl’ın. Bu şöyle bir iddiada bulunuyor. Diyor ki: “Birey oluş soy oluşun tekrarıdır. ” Söylemeye çalıştığı şey şu: Embriyo safhaları vardır biliyorsunuz bütün canlıların. Mesela bu domuzunkini gösteriyor, burada koyun, köpek, insan diye göstermiş. Bunların birbirine benzerlikleri ve bu embriyolojik safhaları evrim safhalarını ortaya koyar diye bir iddiayla ortaya çıktı. O zamanın köhne bilim anlayışıyla. Halbuki sonradan anlaşıldı ki bir sahtekarlık yapıyor burada. Sahtekarlık da şu, eklemeler ve çıkarmalar yapıyor embriyolar üzerinde ve bundan dolayı, bakın burada gördüğünüz gibi, benzerlik oluşturmaya çalışıyor suni olarak yaptığı eklemelerle yani sahtekarlıkla, hatta kendisine soruyorlar diyorlar ki neden bu sahtekarlığı yaptın diyorlar, cevap olarak yaptım çünkü herkes yapıyor diye cevap veriyor. Yani tabii bu bir bilim adamı değil, bakın burada da aynı zamanda Science dergisinde 1999 yılında yayınlandı bu yaptığı sahtekarlık, yani uzun yıllardır biliniyor yıllardır biliniyor, “Heackel’in embriyoları: sahtekarlık yeniden keşfedildi” diye. Yani daha önceden de bilinen bir sahtekarlık bunu maalesef bazı Türk evrimciler hala bu 19. Yüzyılın köhne sahtekarlığını sanki bir şey mi gibi iddia etmeye çalışıyorlar ortaya getirmeye çalışıyorlar, gene böyle küçük bir televizyon kanalında bunları gündeme getirmeye çalıştılar, artık evrimciler bile kabul etmiyor herkes biliyor sahtekarlık olduğunu, bir de verdiği cevap da zaten cevap değil, diyor ki, evet yaptım sahtekarlık çünkü herkes yapıyor diyor, tam bir rezalet bilim adamı olmaz tabii bu şekilde ve bunu hala sanki bir şeymiş gibi ortaya getirmeye çalışıyorlar. Aynı zamanda mesela körelmiş organlar diye ortaya çıktılar, halbuki körelmiş organ diye iddia edilen evrimcilerin iddia ettiği 19. yüzyılda 20. yüzyılın başlarında hepsinin birer fonksiyonu olduğu çok net olarak anlaşıldı. Mesela apendiks organı var apendisit iltihabı gelişen organ. Bunun bağışıklık sistemini etkilediği, bağışıklık sistemine çok büyük faydaları olduğu, çok önemli bakterileri barındırdığı vücuda faydalı,
ADNAN OKTAR: Vücuda faydalı bakterileri barındırıyor.
OKTAR BABUNA: Evet, bu da yeni anlaşıldı.
ADNAN OKTAR: Bir mukus da salgılıyor değil mi benim bildiğim, sindirimi kolaylaştıran.
OKTAR BABUNA: Evet. Evet. Bademcikler mesela bademcikler de ilk karakol, yani ağızdan giren, burundan giren bütün bakterileri karşılayan bağışıklık sisteminin karakolu. İçinde bağışıklık hücrelerini barındıran. Dolayısıyla çok önemli bir fonksiyonu var. Aynı şekilde kuyruk sokumu kemiğinden bahsediyorlar. Kuyruksokumu kemiğine kasların yapışma yeri olduğu otururken oradaki o bölgeyi koruduğu anlaşıldı, eksiliği büyük bir zaaf meydana getirir. O kaslar yapışamayacağı için, bütün yürüme sistemi her şey bozulur, işte atların ayağındaki bir delik dendi, o da son yıllarda anlaşıldı bütün titreşimi alıyormuş, onlar olmasa muazzam bir eklem dejenerasyonu ve kemik hasarı meydana gelecek, ona faydalı olacak yani neyi ileri sürseler bunun yanlış olduğu anlaşıldı. Mesela diyorlar ki bu, sefer garip iddialarla ortaya çıkıyorlar, işte göz mükemmel değildir, mesela gözlük takıyoruz, işte veya gözün sinirleri arkadan sinir hücresinin arkasından çıkması yerine önden çıkıyorlar dolayısıyla bir eksik tasarımdır gibi, halbuki kesinlikle doğru değil bu söyledikleri, o da biliniyor, şundan dolayı, evet göz sinirleri arkada, bunun sinir lifleri öne çıkıyor,sinir hücrelerinin önüne çıkıyor ve arkaya doğru kablo olarak çıkıyor arkadan. Fakat bunun sebebi anlaşıldı, şundan dolayı, eğer bu böyle olmasaymış göremezdik. Çünkü sinir hücrelerinin kan dolaşımı hücrelerine yani damalara en yakın olması gerekiyor. Eğer sinirler öne doğru değil de arkaya doğru çıksaymış, sinir hücresiyle sinir hücresi arasına gireceği için kan dolaşımıyla, kesinlikle göremezdik, dolayısıyla mükemmel bir tasarım zaten çok net görüyoruz, bundan belli, nereye baksak anında odaklanıyor gözümüz, bu iddiaları da bir safsata, nereye baksanız, nereyi şey etseniz hala 19. yüzyıldan kalma genetiğin, moleküler biyolojinin, paleontolojinin, biyokimyanın olmadığı, mikroskopların olmadığı,elektron mikroskoplarının olmadığı bir dönemden kalma Charles Darwin’in, Ernst Heackel gibi köhnemiş kişilerin yaptıkları sahtekarlıklarla ortaya attıkları fikirleri hala gündeme getirmeye çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bu embriyonların birbiriyle alakası yok diyorsun.
OKTAR BABUNA: Alakası yok evet sahtekarlık yapmış. Eklemeler yapıyor çıkarmalar yapıyor ki benzer hale getirsin diye. Hatta soruyorlar sahtekarlık yaptığını da kabul ediyor. Evet ben yapıyorum ama herkes yaptı diye cevap veriyor.
ADNAN OKTAR: Hayır benzemiş olsaydı dahi son derece makul çünkü bizim zaten yapımız atomlardan oluşuyor, atomlarımız benziyor en başta yani, benziyor olması bir şey değiştirmez sonuçta insan insan oluyor, değil mi ağaç ağaç oluyor, kedi kedi oluyor. Başlangıcı, tuğla da mesela bir bina yapılırken tuğla sarayda da kullanılıyor gecekonduda da kullanılıyor tuğla. Ama birisi saray oluyor birisi gecekondu oluyor. Yani ana malzemesinde yahut küçük çapta bir benzeme olmasında onların dediği tarzda bir delil oluşmaz. Ama burda da net sahtekarlık yapmışlar zaten öyle bir olay kökten yok. Ama bunların böyle detaylara girmesi yanlış tepeden konu hallolmuş durumda yani 300 milyon fosil olduğuna göre ve hepsi yaratılışı ispat ettiğine göre konu bitmiştir, aminoasitlerin, proteinlerin tesadüfen meydana gelemediği de ortaya çıktığına göre, e konu buradan da bitmiştir, kromozomların yapısını açıklayamayıp uzaylılar yapmaya başladı dediklerine göre konu oradan da bitmiştir. Yani kromozomların yapısını biri yaptı diyorlar, yani kendinden olmaz bu diyorlar biri yapmış diyorlar, kim yapmış olabilir diyoruz uzaylılar yapmıştır diyorlar, e tamam işte Allah’ı kabul etmişsin sen yani, uzaylı, uzaylıyı kim yarattı Allah yarattı. Yani bu kadar acizliğe ve bu kadar çırpınmaya ne gerek var? Dürüst samimi davranın yani doğrudan Allah’a teslim olun. Geçenlerde öyle amcaları çıkartmışlar konuşuyorlar ben hayretler içinde kaldım, 70 yıl, 80 yıl öncesinin bilgileri, böyle ey azizim falan tarzında kelebek bıyıklı böyle hani Hüseyin Şefik Bey öğretmen işte Hekimbaşı Niyazi Bey falan tarzında böyle yani çok ayıp oluyor yani çok rahatsız edici, insanın uykusu geliyor yani orada değil mi böyle Dede Efendi’den böyle fasıl çeker gibi, bıraksınlar bunu, belli, elektro mikroskopta hücrenin yapısı tespit edildi bakıldı, bir şehri andırıyor adeta, bitmiş konu zaten yani tek bir hücreden konu bitiyor. O hücre nasıl oldu dediğimizde uzaylılar yaptı diyorsunuz, e kardeşim ayıp yani artık yani bu durumda size ne diyelim biz? Uzaylı. Nerede gördün ayrıca uzaylıyı? Yani nereden biliyorsun uzaylının getirdiğini? Hayır hadi dediklerini farz edelim öyle konuştuklarını farz edelim, inandıklarını farz edelim, e zaten Allah’ın varlığını net kabul ediyorsunuz, uzaylı çok daha mükemmel bir varlıktan bahsediyorsun sen, onu yaratan Allah’ın sonsuz büyük güce sahip olduğu da açık.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi zaten bir aklın müdahelesini kabul etmiş oluyor. Ve onu kabul eden zaten yaratılışı kabul etmek durumunda.
ADNAN OKTAR: E tabii, halbuki uzaylıyı yaratan da Allah, seni yaratan da Allah, sana onu söyleten de Allah, senin o şaşkın izahlarını meydana getiren de Allah. Yani onları zaten orada konuşturan da Allah. İbret olsun diye konuşturuyor Allah. Mesela hayretler içinde kaldım daha hala bu masalları anlatıyor olmaları, yani böyle 80 yıl öncesine gittik böyle, hani taş plaklar çalar falan böyle, şu Değirmen filmi vardı orada eski zamanı anlatır böyle eski hayatı anlatıyor, onun gibi yani.
OKTAR BABUNA: İşte siz diyorsunuz ki ara geçiş formu getirin 10 trilyon vereceğim deyince 3-4 tane fosil sayıyorlar, onu da hiç televizyona çıktıklarında göstermezler böyle, şöyle çekip çekip koyuyorlar, Archeopteryx dedikleri, Tiktaalik rosea, Ida, Ardi diye birkaç tane fosil ismi sayıyorlar halbuki hiçbiri ara geçiş formu değil hepsi mükemmel canlılar, tek özellikleri neslinin tükenmiş olması, mesela Archeoptreyx dedikleri mükemmel bir kuş, bunu biliyoruz bugün, şundan dolayı biliyoruz, fosili var elimizde kanat yapısı mükemmel, göğüs kemiği yok dediler önce, 1992 yılındaki Almanya’daki 7. fosilde goğüs kemiği bulundu, göğüs kemiği kuşlarda oluyor güçlü uçuş kaslarının yapıştığı kemik, dolayısıyla bir kuş olduğu anlaşıldı, bu sefer dediler ki yok ağzında dişleri varmış, ağzında dişi olmayan aynı dönemde yaşamış kuş fosilleri bulundu 96 yılında Kofuissiornis diye Çin’de mükemmel kuş, demek ki o da bir kriter değil, pençesinde , kanatlarında pençe var dediler, günümüzde yaşayan 2 tane mükemmel kuş var, kuş türü kanatlarında pençe var, normal kuş, demek ki o da bir kriter değil, modern asimetrik tüy yapısı var, yani mükemmel bir kuş, tiktaalik rosea dediler bakıyoruz mozaik canlı, yani bir canlının bünyesinde birkaç şeyin canlının özelliğini barındırıyor yani, mozaik mesela platypus var Avustralya’da günümüzde yaşıyor, mükemmel canlı ara geçiş formu falan değil, hem sürüngen, hem memeli hem de kuşların gagasının özelliğini aynı bünyede barındırıyor. Yani tüyleri var emziriyor sürüngen gibi de yumurtluyor mesela, bakıyorsunuz Tiktaalik rosea da aynı bu şekilde yassı kafasının olması, kaburgasının geniş olması falan bir şey ifade etmiyor mozaik bir canlı dolayısıyla ara geçiş formu değil sadece nesli tükenmiş, bir uydurmaca, Ida dediler, birkaç hafta sonra özür dilediler Hocamız hemen açıklamıştı hayır bu lemur fosili diye, tıpatıp aynısı, maymun fosili, önce değil dediler işte insanın atası falan filan, sonra birkaç hafta sonra bütün dünya medyasında özür haberi çıktı kusura bakmayın a pardon insanın atası değilmiş maymunmuş diye, Ardi dediler 1994 yılında bulunmuş bir fosil yıllar sonra açıkladılar o da çok manidar tabii, o da mükemmel bir maymun hiç insanla alakası yok, bir de tabii Hocamızın dediği gibi ruh önemli yani siz insanın ruhunu kediye verseniz, kedi de insan olur. Önemli olan ruhtur tabii. Benzerlik, Hocamızın da dediği gibi benzerlik var çünkü bütün canlılar hücrelerden yapılmış zaten, hücrelerden yaratılmış. Hücreleri hepsi birbirine benzer. Genleri var, enerji santralleri var, ribozomları var, protein fabrikaları var. Dolayısıyla benzerlik olması zaten doğal. Aynı yaratıcı tarafından yaratıldıkları gösterir.
ADNAN OKTAR: Balım uyuyor değil mi? Yarım saatten beri uyuyor. Bir gerindi demin falan, tatlı küçük çocuk gibi değil mi? Şöyle patilerini çeke çeke falan, yine kafayı toparladı yine yattı. Göbiş çok dolu olduğu için bir şey de diyemiyoruz. Hazret uyuyor değil mi şu an?
OKTAR BABUNA: Yorulmuş.
ADNAN OKTAR: Süper şeker bir şey. Onlar da Allah’ın bir tecellisi. Allah onlarda bir şefkat ruhu meydana getiriyor. İnsanın şefkatini çok şiddetli etkileyen bir özelliğe sahip mazlumluğu, kendini koruyamaması… Değil mi? Böyle tatlılığı, şekerliği, yüzündeki ifade son derece insancıl, masum, tertemiz ve çok efendi bir ifade oluyor yüzünde. Yani onun için Allah insanlardan daha, kötü insanlar için Cenab-ı Allah diyor ki; ‘’Hayvanlar gibidir, diyor ama hayvanlardan da aşağıdır’’diyor Cenab-ı Allah çünkü hayvanlar masum oluyorlar. O yüzden Allah ona hayvanlardan da aşağıdır diyor. Yani iyice akılsız, küt olduğunu vurguluyor.
Evet şimdi gündemde olan konulardan biraz konuşalım.
Şimdi o züppe bayan yine, yeniden Kürtler canımız ciğerimiz, kardeşlerimizi, değil mi böyle kendince aşağılayan bir üslup kullanmış. Onların efendiliğini, nezaketini, nezafetini, derinliğini kavrayamayan, o küt züppe ruhuyla üstten bakan o küstah ruhuyla, onları bir an önce bizlerden ayırmak isteyen bir üslup içerisinde. Bu kendi başına yapacağı bir şey olmadığı belli. . . İddia edilen Ergenekon örgütü bu züppe bayanı ortaya çıkartmış anladığım kadarıyla. Üslubundan da belli… yani çünkü klasik Stalinist, komünist bir üslup içerisinde ama bu nefret hiç normal değil. Çünkü Bizim vatandaşlarımıza karşı da nefret doluydu üslubu daha önce. ‘’Aman kadındır işte dokunmayalım, söyler’’ falan diyorlardı, yani kadın olması onun ahlaksızlık yapmasını gerektirmez. Kadın dediğin; değil mi şefkatli olur, efendi olur, mazlum olur, yumuşak başlı olur, nezih olur üslubu… Bu azılı küstah, şimdi de Kürt kardeşlerimize kafayı takmış durumda, kafasını takmış durumda. Onların tırnağı olamaz o, tırnağı yani herhangi, oradaki güneydoğudaki efendi kardeşlerimizden, herhangi bir tanesi ondan kıyaslanamayacak derecede üstün. Bölünmesini açık açık istemesi ve bölünsünler ayrılsınlar demesi ayrıca çok büyük bir suçtur. Yani büyük bir suç işlemiştir. Ve ayrıca çok küstahça bir üslup kullanmıştır, çok edepsiz ve terbiyesiz bir üslup kullanmıştır. Eğer sarhoş olarak gelmediyse ki benim kanaatim sarhoş olarak geldi bunu söylüyor, içkili olarak gelmiştir ki yine affedilecek gibi değildir bu yani çok çok çirkindir. Yüzlerce kere Türk milletinden özür dilese yeridir yani. Ama bu terbiyesiz böyle çıktığına göre, bunun arkasında da böyle it kopuk takımı da bunu desteklediğine göre demek ki hazırlıklı ortaya çıkmışlar. Kapsamlı bir şeyle ortaya çıkmışlar. Bu aşamada çok çok dikkatli olmak lazım. Zannediyorum; Pazartesi, Salı, Çarşamba günleri falan da bunlar tırmandıracaklar gibi görünüyor. Çünkü kadın züppeliğine bugün de devam etti. Çok manidar yani bu deli cesareti, böyle sarhoş cesareti gelmiş üzerine. Zannediyorum daha da tam anlaşılamadı, bu kadının ne dediğini de insanlar tam kavramamış olabilirler, anlaşılmayacak gibi de değil çok net konuşuyor. Ben açıkça söyleyeyim. Kürtler bizim baş tacımızdır. Çok değerli insanlardır. Çok efendi insanlardır. Bütün vatandaşlarımız gibi, Anadolu insanının o güzel yüksek ahlakını, yüksek seciyesini en güzel şekilde ortaya koyan, pek muhterem, mübarek varlıklardır. Onların kılına zarar getirttirmeyiz evvel Allah. Ne güneydoğuyu ayırttırırız, böldürtürüz, ne o canımız, ciğerimiz kardeşlerimizi bizden ayırttırırız. Birinci sınıf bütün vatandaşlarımız birdir. Hepsi birinci sınıf vatandaştır. Bu hülyadan vazgeçecek, bu düşünceden vazgeçecek bu tipler. Yani bu züppenin anlamıyorum, yani vatandaşlarımızdan nefret ediyor, güneydoğudaki vatandaşlarımızdan da nefret ediyor. Kardeşim ne istiyorsun sen peki delirdin mi yani? Bir tek memleketin iyisi sen misin? Yani böyle yüzünde de tam böyle saldırgan bir ifade var. Garip böyle psikopat bir ifade var. Bu küstahlık, bu kendini beğenmişlik, bu gurur ve kibir buna nereden geldi bu da çok acayip, çok şaşırtıcı. Bakalım eğer arkasında baron maron da çıkarsa, daha da olay garipleşecek. Çünkü bunu yaparken baron onun sırtını sıvazlamıştır. Baronun hampaları da onun sırtını sıvazlamıştır. Sen öncen bir havla, biz de arkasından öteriz demişlerdir benim kanaatim. Buna müsaade etmeyiz. Yani böyle gürültüye getirilecek bir olay değil. Kıbrıs için de aynı ahlaksızlığı yapmışlardı. ‘’Kıbrıs’ı da verelim kurtulalım’’ diyorlardı, çakıl taşı dahi vermeyiz dedik. Evvel Allah bakın herkes sustu ve bu konu bitti. Asla Musul ve Kerkük de aynı şekilde, oralar da hep Türk toprağıdır. Hepsi kardeşimiz oradaki Araplar da Kürtler de ama Allah; ’’sizi kavim kavim yarattık’’ diyor Cenab-ı Allah. Herkesin evi ayrıdır ama birbirimize misafir gideriz, değil mi? Birbirimize yakın oluruz, kardeş oluruz, dost oluruz ama herkesin evi ayrıdır yeri ayrıdır. Allah onu bir güzellik, süs olarak yaratıyor. Oturup onları oradan sürmeye kalkmak, onu oradan sürmeye kalkmak, bağımsızlıklarını kabul etmemek çok anormal bir hareket olur. Bunlara karşı net tavrı bütün vatandaşlarımızın koyması lazım… Kürt denen kardeşlerimiz halis mulis Türk evladıdır. Vatanımızın parçasıdır onlar da. Benim çok fazla Kürt arkadaşım var. Mesela bak kameraman bizim arkadaşımız o da Kürt’tür. Canımız ciğerimiz çok seviyorum, 20 yıldan beri yanımızda kardeşimiz değil mi? Değil mi o Salih’ler falan hepsi Kürt’tür kardeşlerimiz. Bizim aklımızın ucundan bile geçmez. Canımız ciğerimiz onlar bizim yani. Ne alaka nereden çıkıyor bunlar? Ve o züppe bayanın o kişilerle karşılaştırılması durumunda, Güneydoğudaki kardeşlerimle karşılaştırılması durumunda onların tırnağına bakarız, o tırnağı dahi etmez o kadın. Kendini üstün görüyor ama o kokoş. Bir üstünden başından elbisesini bir çıkarsın leş gibi üstü başı değil mi? O leş gibi ağzını yıkasın ondan sonra o Kürt kardeşlerimizin adını ağzına alsın. Üstündeki o şeyini çıkarsın, o pis kıyafetini leş gibi bir tip zaten. O kendi pisliğini yıkasın. Orasını burasını yıkasın ondan sonra konuşsun. Tertemiz kardeşlerimiz hakkında inşaAllah.
SUNUCU: Evet kısa bir reklam aramız var. Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikte olacağız. Lütfen bizden ayrılmayın.
Evet sevgili seyirciler, dinleyiciler kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikteyiz. Hocam yeni sorularımız var isterseniz devam edelim onlarla.
“Hayırlı günler Hocam. Allah sizden razı olsun. Amerikalı bilim adamları bazı kuşların ağzını hedef yönünde kullanarak, hedefe yönelik davranışta bulunduğunu ortaya koymuşlar. Hocam nereye baksak iman hakikati gözümüze çarpıyor maşaAllah.” Hatay’dan Tahsin Tokaç…
ADNAN OKTAR: Kuş ne oluyormuş?
OKTAR BABUNA: Ağzının kenarından vahşi hayvanlara yönelik ses çıkartıyorlarmış onları caydırıp kaçırmak için. Bilim adamları bu kuşların seslerini bulundukları açıya göre doğrudan potansiyel tehlikeye karşı yöneltebildiklerini gözlemlediler.
ADNAN OKTAR: Çok yamanlar. Kuşlar çok şeker şeyler.
Bu Balım nedir... Getir şu keratayı bana. Yoğurt gibi kesildi. Birisi bana onu getirsin bir ara inşaAllah. Bu dünyanın en şekeri, benim tatlım. Gel benim akıllı oğlum benim o. Bak ağabeysi bak bak. Bak benim tatlıma bak. Yakın çekim yapıyor musun ağabeysi? Göreyim ben Balım’ı. . . Bak tatlılığa bak tatlılığa… Dünyanın en tatlı kedisi benim kedim. İsmi Balım soyadı Bisküvi. Şu an hırıltısından elim titriyor pır pır. Mutluluk sesleri çıkarıyor, bademciğine kadar da gördük. Abi kulakları burnu hepsini yesin. Hadi bakalım çok sıkı yemek yedi artık mayıştı hadi yat da uyu bakalım ne olacaksa kerata. E sabah oldu artık uyan, maşaAllah.
SUNUCU: Devam edelim, “Hocam selamun aleyküm ve rahmetüllahü berekatühü ”. Sonsuz saygı ve sevgilerimle güzel insan, size sorum inşaAllah müminler yüce Allah’a imanında, aşkında, teslimiyetinde çok çok deli aşık, mecnun olabilmek için ne yapmalıdır? O güzel nurlu ellerinizden öperim Hocam. Allah’a dua ediyorum; sizinle, mümin kardeşlerimle beraber emir sahipleriyle beraber eylesin bizleri dua ederseniz inşaAllah.” isimsiz.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleykümselam ve rahmetüllahü ve berekatühü, maşaAllah kardeşimiz Allah aşkıyla kalbi dopdolu maşaAllah. Allah coşkuyla sevilir kalp eğer kendi haline bırakılırsa zaten, samimi olunursa, egoist bencil olunmazsa insan vicdanına uyarsa, böyle cin fikirli olmazsa yani kendini kurnaz addetmez de bütün safiyetiyle temizliğiyle Allah’a tam teslim olursa Allah’ı çok coşkuyla sever. Ama işte dünyadaki insanların Allah diyor ayette “çoğunluğa uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar “ diyor Allah ayette, çoğunluğa göre hareket etmemek lazım dünyadaki , ama Türkiye’deki çoğunluk maşaAllah yüzde 95 imanlıdır biliyorsunuz bizim milletimiz dünyada üzerine yok. Ben dedim bak Türk milleti öncü dedim E niye diyorlardı buyurun. Yapılan ankette yüzde 95 Darwinizme inanmıyor ve imanlı Allah’ın varlığına inanan olarak çıktı anket sonucu. Yeni yapıldı.
OKTAR BABUNA: Yüzde 99 hatta.
ADNAN OKTAR: Evet yüzde 99 Allah’a inanıyorlar yüzde 95 ti 99’a çıktı. Tabii artık ne denir böyle millete maşaAllah. Allah’a dua edecek. Allah yapacak yani insan kendi gayretiyle hiçbir şey yapamaz. Allah’tan sadece samimi talep eder; Allah ona, samimi olursa onun ruh kalitesine göre kişiliğindeki güzelliğe göre vicdanının güzelliğine göre Allah o derinliği ona sağlar inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. “Selamünaleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Her akşam bizlere televizyonlardan sesleniyorsunuz sizin güzel yüzünüzü ve hikmetli açıklamalarınızı dinliyoruz bunun için Allah’a çok şükrediyorum Hocam, Allah’ın bu zamanda bizim için yarattığı özel bir nimet elhamdülillah her akşam sizinle karşılıklı sohbet ediyor gibiyiz yaptığınız tüm açıklamalar insanın ruhuna işliyor inşaAllah Allah sizden razı olsun. Benim sorum şu olacak Amerika’nın Foxnews adlı bir kanalında müslümanların beklediği Hz. Mehdi’nin hristiyanlıktaki anti-christ yani deccal olduğunu açıklamışlar. Hocam sizin Amerikada’ki radyo programlarının etkili olduğunu görüp buna karşı bu tip propagandalar yapılıyor olabilir mi? İlerleyen zamanlarda sizi Avrupa ve Amerika’daki televizyon kanallarında canlı yayında görebilecek miyiz? İnşaAllah, öyle bir düşünceniz var mı? Saygılar Hocam.” Yağmur.
ADNAN OKTAR: Evet Yağmur hanım maşaAllah çok yaman evet o, evanjelik masonların bir oyunu müslümanları deccal ordusu olarak göstertiyorlar ve böylece de Irak’ta da Afganistan’da da büyük bir katliama sebep olmuşlardır. Müslümanlar şefkat- merhamet ordusudur. Evanjelik masonlar da olsun Müslüman masonlar da olsun yahut diğer dinlere mensup masonlar da olsun işte deccal ordusunun öncü gücünü onlar oluşturuyorlar. Amerikan masonluğu, İngiliz masonluğu yani İrlanda masonluğu ve Fransız masonluğu dünyadaki fitnenin başıdır. Yani bunlar idare ederler en büyük tehlike budur buna karşı Muhammad Mehdi isminde bir zat-ı nurani inşaAllah zuhur edecek. Hz. Mesih Hz. İsa aleyhisselamla beraber, 10 yıl sonra bu münasebetsizlik yapan gerçek deccal olan ama karşı tarafı deccallikle suçlayan bu oyunculara şefkatle merhametle müdahale edip onların düzelmesini sağlayacaktır. Çünkü deccal karşı tarafı suçlayarak ortaya çıkacak zaten deccaliyet. Yani masonluğun etkisinde olan evanjelik masonların bir kısım Müslümanlar el ele vermiştir Hıristiyan ve Müslüman savaşı istiyorlar. İşte deccaliyet bu değil mi? Niye savaşıyorsunuz? savaşılmaz bir sevgi vardır, barış vardır, kardeşlik vardır diyenlere de deccal diyorlar. Deccal olmamak için şartlar ne biliyor musunuz? Savaşalım kan dökelim dersen senin deccal olmadığına inanırız diyorlar. Eğer barış istiyorsan deccalsin sen diyorlar. İşte bu tam klasik deccaliyettir yani çünkü deccal kan dökecek, fitne çıkaracak, binalar yıkacak insanları öldürecek. 350 milyon insanı birinci dünya harbinde ikinci dünya harbinde öldürdüler şehit ettiler. Binlerce şehri ve kasabayı yerle bir ettiler, medeniyetleri zir-ü zeber ettiler. İnsanları ruhen ve bedenen perişan ettiler, sakat bıraktılar insanların büyük bir bölümü ruh hastası oldu. İntiharlar çoğaldı insanlardan mutluluğu sevgiyi ve neşeyi aldılar. İnsanlar içine kapandı işte deccaliyetin yaptığı buydu, şimdi onların gene evlatları ve destekçileri bunu sağlamaya ve devam ettirmeye çalışıyorlar Müslüman Hıristiyan savaşı istiyorlar. Müslüman, Musevi savaşı istiyorlar bunu yapmayanları da deccaliyetle suçluyorlar. Kendilerinin deccal olduğunu buradan anlıyoruz. Mesela bak Abdülhadi Çalık, Cübbeliye cevap isimli kitapta , 17. 06. 09 da gelmiş, Said Nursi’den bir alıntı yapmış “hem bu üç vezaif vazifeler birden, bir şahısta ya da cemaatte bu zamanda bulunması mükemmel olması birbirni çürütmemesi pek uzak adeta kabil mümkün görünmüyor” Benim zamanımda diyor Said Nursi, Mehdiyetin, bir şahısta olması yahut bir cemaatte bu zamanda bulunması mükemmel olması mümkün değil görünmüyor diyor yani benim zamanında Mehdi’nin gelmesi imkansız diyor. Ahir zamanda benden sonra diyor ahir zamanda Alibeyt-i nebevi’nin Peygamberinin soyunun cemaati nuraniyesini yani seyyid’ler cemaatini temsil eden Hz. Mehdi’de ve cemaatindeki şahsı manevide ancak içtima edebilir. Yani benden sonra gelecek Mehdi’de ve Mehdi’nin meydana getireceği cemaatinde arkadaş grubunda bu üç vazife birden olabilir diyor üç vazife o zaman olabilir benim zamanımda olmaz diyor. Hem bu üç vazifeleri birden Hz. Mehdi ve cemaatindeki şahsı manevi ancak içtima edebilir toplanabilir diyor. Yani Mehdi’nin dışında olmaz diyor. Arkadaşımız diyor ki demek ki neymiş diyor. Ahir zamanda Hz. Mehdi zamanında üç vazifenin üçü de aynı zamanda icra edilecek demek ki ayrı ayrı bir vazife yok üçü birden çünkü bakın üç vezaif birden diyor. Üç vazife birden ne anlıyorsun sen buradan?
OKTAR BABUNA: Üçünü birden yapacak.
ADNAN OKTAR: Türkçe konuşuyor değil mi? Bak ayrı ayrı demiyor, üç vazife birden, o da arkadaşı demiş ki demek ki neymiş diyor. Ahir zamanda Hz. Mehdi zamanda üç vazifenin üçü de aynı zamanda icra edilecek. Diyanet, saltanat, siyaset alemindeki vazifeler. Bediüzzaman Kadesallahu Sirrahu bu benim zamanımda Allahualem mümkün değil diyor. Demek ki büyük Mehdi’nin büyük Mehdi demek ki diyor; büyük Mehdi iki vazifeyi yapmayacak, bir vazife de yapmayacak kaç vazifeyi yapacak üç vazifeyi birden yapacak bu hususu kim söylüyor; Said Nursi Kadesallahu Sirrahu Hazretleri söylüyor. Bu kutsi vazife ne zaman olacak Said Nursi Kadesallahu Sirrahu Hazretlerinden sonra Bediüzzaman’ın tabiiriyle ahir zamanda yani günümüzde Allah aşkı için bu konunun anlaşılmayacak bir yönü var mı? Diyor. Neden bazı kişiler anlamazlıktan geliyor ben anlamıyorum. Demek ki ahir zamanda bir kısım insanların feraseti- basireti kapanacak. Ne bu konuyu anlayabilecekler ne de Hazreti Mehdi’yi fark edebilecekler. Hazreti Mehdi aleyhisselam 313 kişilik talebesiyle bu üç vazifeyi yapmak için can siperhane gayret edecek inşaAllah, selamlar hürmetler saygılar diyor.
OKTAR BABUNA: Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR: Sebahat Özyiğit Antalya’dan göndermiş, ahir zamanda Hz. Mehdi devrinde, Hz. İsa aleyhisselamın nuzülü ile beraber Allah dünyaya İslamiyeti nur olarak hakim edecektir. Doğru, inşaAllah. En fazla 15-20 yıl kaldı. Ağızlarıyla güya Allah’ın nurunu söndürmek için bir kısım masonlar, Darwinistler, materyalistler, Marksistler, ateistler büyük çaba veriyorlar. Fakat bütün bunlara rağmen, Ehl-i Tuğyan ve Ehl-i Delalet mağlup olacak, sevgi, barış, kardeşlik, dostluk, adalet bütün dünyaya hakim olacak inşaAllah. Tevbe Suresi, 32, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar, oysa kafirler istemese de Allah Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. ” Bu asrımızı veriyor ebcedi de, yani bu tarihi veriyor. Mehdi’nin çıkış tarihini veriyor, inşaAllah. Nazım Kutlu, Samsun’dan yazıyor, diyor ki; “Cübbeli Ahmet yeni çıkarttığı Hz. Mehdi ile ilgili CD setinin 2. CD’sinde açıklaması aynısıyla böyle, takdir milletimizin. Ben ilk duyduğumda inanamamıştım ama gerçekten doğruymuş. Müteşabih hadis-i şerifleri Cübbeli Ahmet açıklamayı bilmiyor. Cübbeli’nin bu sözleri, birçok insanın imanına olumsuz etki ediyor olabilir”, doğru, birçok insanın imanını kaybetmesine sebep oluyor olabilir. “Bediüzzaman Hazretlerinin Harun Yahya Hocamızın açıklamaları nerede, Cübbeli’nin açıklamaları nerede? Harun Yahya Hocamızı Allah başımızdan eksik etmesin” diyor, inşaAllah, onları da Allah bizim başımızdan eksik etmesin kardeşlerimizi. “İşte Cübbeli’nin sözleri; -Hz. Mehdi çıktığı zaman yeryüzü içinde bulunan altın madenler, dışarı vurmaya başlayacak. -Ohoo Hoca efendi desene hiç gidilmez ya. . . –Niye? –Ee bir baktın ki evin bahçesinden kocaman direk gibi sütun gibi altın çıktı. – Eee? - Şimdi sen bu altını bırak da git Mekke’ye. Aç, susuz, Mekke’ye, ne yiyeceksin ya?”. “Eee” diyor, “yaa” diyor gene. “-İşte ne diyorum sana, işler zorlaşacak, kolay olmayacak. Yeryüzü” diyor, “nasıl olsa artık kıyamet yaklaştı, altının gümüşün kimseye yarayacağı yok. Direk gibi altınlar, direk ne demek biliyor musun? O caminin direkleri var ya, koca koca direkler. Yani bizim camiye bakma sen, bizim caminin buranın direkleri apartman direkleri bunlar küçük. Sen Fatih Camisinin direklerini biliyor musun, Süleymaniye’nin direklerini? Fil ayaklarını biliyor musun?”, hani o büyük var ya üç, dört, beş metre kalınlığında sütunlar. “Fil ayaklarını?”, “ohoo” diyor, “kaç ton?”, “o direkleri gör işte bak, kafandan takken düşer, o kadar uzun” diyor o direkler. Böyle kafanı kaldırdın mı takkesi düşüyormuş Cübbeli’nin. “O direkler gibi altınlar toprak çıkaracak dışarı atacak. Bir de bakacaksın ki, bu böyle koca koca sütunlar gibi altın madenleri, som altın dışarı vurmuş”. Mesela şu evin bahçesinden falan, her yerden çıkacak diyor. 100 metrelik, 5 metre çapında altın sütunlar fışkıracak diyor. Som altın, 24 ayar. “Şimdi millet bir küpe için, bir yüzük için birbirinin kafasını kırıyor, millet birbirini öldürüyor. O kadar altını sokakta görenler ne yapacak acaba? İşte kıyamet yaklaştı. . . . " diyor. Mantığa bakın da konuşun artık yani. Halbuki öyle bir şeyde bir kere çok büyük tahribat olur, can mal kaybı da olur. Ve ayrıca gezecek gidecek yer de kalmaz. Trafik de felç olur, hayat da felç olur. Ve altının da hiçbir kıymeti kalmaz. Çünkü herkesin bahçesinden öyle altınlar fışkırıyorsa, gökyüzüne doğru gidiyorsa, o altın neye yarar o kadar altın? Başbelası olur, hiçbir işe yaramaz. Bakın bunu bile akıl edemiyor yani. Bir de bütün Müslüman alemini düşünün. Hindistan’daki, Pakistan, Endonezya, Malezya, Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Libya’daki çöller, her yerden altın fışkıracak diyor. Ne yapsın Müslümanlar o kadar altını? O altınlar yüzünden de Mehdi’nin yanına gitmeyecekler diyor. Yani, bir altın enflasyonu olacağı ve değil mi tarımı da bitirir bu, hayvancılığı da bitirir, ticareti de bitirir, ulaşımı da bitirir, hepsini bitirir böyle bir şey. Ve aklın ihtiyarini alacak bir şey ayrıca. Yani hiçbir Peygamber döneminde, hiçbir zaman olmamış bir durum yani. Refik Coşar, Diyarbakır’dan yazmış kardeşimiz, aslanımız. Bütün Diyarbakır’a selam. Bütün Türkiye’ye de inşaAllah. “. . . Fakat çiçekler baharda gelir” diyor, Üstad Said Nursi. “Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. ” Yani Mehdi ve talebelerine. “Ve anladık ki, biz bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz. ” Mehdi ve talebelerine zemin izhar ediyoruz diyor. “. . . Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye feveran edecek, Hazreti Mehdi başına geçip, tarik-ı hak ve hakikate sevk edecek. ” Bakın Mehdi lider olacak diyor, değil mi? İsim veriyor ve o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz diyor. Açıkça söylemiş. “Mehdi, Rum’dan, Türklerden ayrılmayacaktır”. Hep Türkiye’de kalacak Mehdi inşaAllah. Bak, “Mehdi, Rum’dan, Türklerden yani ayrılmayacaktır. ” Rum o zaman Türkiye’ye öyle deniyordu o devirde, ona Rum deniyordu, onun için inşaAllah.
Evet, var mı sorun?
SUNUCU: Var Hocam. İki tane daha var.
“Değerli Hocam sayın Adnan Oktar ve Sayın Oktar Babuna, aleykümselam. Darwin düşüncesi yandaşlarını Allah’ın izniyle darmadağın ettiniz. Bizleri de bu konuda bilinçlendirdiniz. Siz korkusuzca bu konu üzerinde mücadelenizi veriyorsunuz. Allah inşaAllah bizlere de böyle sizin gibi bir samimiyet ve dinsizlerle, ateislerle materyalizm kökenli düşüncelerle akıl yoluyla savaşacak bir bilgi düzeyi ve iman gücü versin. inşaAllah tüm mümin kardeşlerime de. Hocam benim sormak istediğim, sizler Darwin yandaşlarının düşüncelerini bir de ruh konusunu ve maddenin hayal olduğunu anlatarak etkisiz hale getirme yolundan bahsetmiştiniz, ikinci bir yöntem olarak. Birkaç ay önce, “henüz buna başlamadık. Bu konuda da Darwincileri bilinçlendireceğiz” demiştiniz. Zaten faaliyetlerinizi yerel kanallar ile yapıyorsunuz. Fakat onlara karşı bu açıklamaları direkt olarak yaptığınızı görebilecek miyiz? Eğer ki, Dawkins gibi Türk Darwin taraftarları da sizden kaçmazlarsa tabii. Sizleri çok seviyoruz, Allah yardımcınız olsun.” Deniz Yağız yazmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Deniz’e selam. 2012’lerde kıyamet bekliyorlar ya, 2012’lerde beyin kıyameti olacak, yani beyinler ayağa kalkacak. 2120’dedir, onu karıştırmışlar, 2120’dedir kıyamet, inşaAllah. Aynen dendiği gibi, Kuran’da açıklandığı gibi kıyamet kopacaktır. Zaten ön alametlerini insanlar görünce bu sözlerimin de doğru olduğunu çok net anlamış olacaklar. Bu kadar, bakın 150’ye yakın alamet çıktı ve devam ediyor. Mehdi’yi de görecekler, Mesih’i de görecekler ama bunları hep doğal karşılayacaklar. Şimdi Mehdi çıktığında bakın göreceksiniz, çok normal karşılayacak insanlar. Yani Allah öyle alıştıra alıştıra çıkaracak ki Mehdi’yi, yani öyle şaşıracak bir durum olmayacak. Yani tabii akışı içerisinde olacak. Mesih çıktığında da öyle, yani ilk başta çok heyecanlanır insanlar ama ona da alışacaklar. Yani onu da çok normal karşılayacaklar. İslam’ın dünyaya hakimiyetini de çok normal karşılayacaklar. İslam’ın bozulmasında da öyle yine, mesela Hicri 1506’dan itibaren bozulma başlayacak, onu da çok normal karşılayacaklar. Yani insanların çabuk alışma özelliği vardır. Mesela kıyamette de, yerden kalkıyorlar; “bizi kim kaldırdı” diyorlar yattığımız, uyuduğumuz yerden diyorlar. Yani rüya gördüklerini zannediyorlar. Dünya hayatının tamamını bir rüya olarak zannediyorlar. Kalkıyor, “ne kadar kaldınız” deniyor. “bir günün bir vakti kadar kaldık” diyorlar, yani öğlenden akşama kadar gibidir diyor yani. Ama onu öğrenmek istiyor, ben burda uyurken beni kim kaldırdı diyor, ben neredeyim diyor şu an. “Bir çağırıcıya doğru koşmaya başlarlar” diyor Allah ayette. Bir çağrı sesi işitiyorlar, o yöne hepsi birden koşmaya başlayacaklar. Toplanma yerlerine gelecekler inşaAllah. Evet, ben buradan herhangi bir sayfa açayım. Var mı başka sorun?
SUNUCU: Bir soru daha var Hocam. “Selamün aleyküm Hocam, hayırlı günler.”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Hocam ben boyut kavramı ile alakalı bir soru soracaktım size. Bildiğimiz gibi bir, iki ve üç boyutlu kavramları bilmekteyiz. Arkadaşlarımızla yaptığımız tartışmamızda, dördüncü boyutun ne olduğunu anlamaya çalıştık. Ve tam olarak sonuca ulaşamadık. Birçok yerde dördüncü boyutun zaman olarak geçtiği söyleniyor. Size göre dördünce boyut nedir? Değerli yorumlarınız için teşekkürler, Allah razı olsun. Hayırlı yayınlar.” Sakarya’dan.
ADNAN OKTAR: Dördüncü boyutu insan öldüğü anda görecek. Yani o gün görüş keskindir diyor, bambaşka, yani bu dünyayı net rüya olarak düşünecekler. Yani hakikaten de kıyaslandığında net rüya gibidir. Yani ölümle dünya hayatı arasındaki netlik, bizim rüya ile dünya arasındaki netlik gibi. Yani rüya mesela bize nasıl flu geliyor, dünya net geliyorsa ölünce de dünya bize çok flu gelecek, ahiret çok net gelecek, çok keskin gelecek. İşte o dördüncü boyut odur inşaAllah. O gün görüş keskindir diyor zaten Cenab-ı Allah. Yani insanların da zaten rüya zannetmesinin sebebi o. Yani herkes kalktığında söylüyor “biz uyuyorduk” diyorlar, yani “uyku halinde kalktık” diyorlar. Ama müminler güzelliklerinden, önlerinde olan ışıktan, sağlarındaki ışıktan ve yanlarındaki onların yardımcılarından mümin olduklarını anlayacaklar inşaAllah. Evet, Mehdi için Tevrat kitaplarını çıkaracak diyor. Gerçek Tevrat’la çıkaracak. Yahudilere, Musevilere karşı delil olarak o ayetle hareket edecektir diyor, o kitapla hareket edecektir yani onları gerçek Tevrat’la yönlendirecektir. Yahudiler arasında Tevrat’la, Hıristiyanlar arasında İncil’le hükmedecektir, diyor gene başka bir eserde Mehdi-il Mevut isimli eserde. Şeytandan Allah’a sığınırım, Beyyine Suresi’nde “Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar bulundukları durumdan kopup ayrılacak değillerdi. O delil de Allah’tan gönderilen bir elçi ki tertemiz sahifeler okumaktadır. ” İşte bu aynı zamanda Mehdi’ye bakıyor bu ayet. Onlara Kuran’la hükmedecektir. Tevrat’ın tahrif edilmemiş kısmıyla hitap edecektir, anlatacaktır ve İncil’in de yine tahrif edilmemiş kısımlarıyla Hıristiyanlara hitap edecektir inşaAllah. Büyük mürşit Şeyh Nazım Adil el-Hakkani yani Şeyh Nazım Adil Kıbrısi Hazretleri “Bizim bulunduğumuz asır, Mehdi aleyhisselamın asrıdır” diyor yani bu asır için Mehdi çıkacak diyor. Nakşibendi büyüklerinin en mübareği olarak görüyorum, hepsi birbirinden değerli ama çok büyük bir mürşittir, çok nurani bir zat. Onun ifadesi bu, çok büyük bir delil bu aynı zamanda yani böyle değerli bir alimin söylediği bir şey. Bakın bak “Bizim bulunduğumuz asır, Mehdi aleyhisselamın asrıdır” diyor Şeyh Nazım Adil el-Kıbrısi Hazretleri inşaAllah. İnşaAllah görmek nasip olur. Kıbrıs’ta, yani gidebilsek çok şahane olur bir elini öpsek, eğer bizi dinliyorsa hürmetle ellerinden öpüyorum, selamlar ediyorum, saygılarımı sunuyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zeliha Demirdöven Hatay’dan göndermiş. Oktar sen oku bakalım inşaAllah ama tam böyle tane tane oku, anlayayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Risale-i Nur külliyatında, defalarca Hazreti Mehdi aleyhisselamın şahsı manevi değil tek bir kişi, bir zat olacağını belirtmiştir. Buna rağmen bu konuyu anlamazdan gelip daha hala Cübbeli Ahmet gibi konuyu bambaşka bir hale getiriyorlar. Bediüzzaman’ın aşağıdaki sözü, “Hazreti Mehdi aleyhisselam şahsı manevi olacaktır” diyenlerin büyük bir yanılgı içinde olduklarını göstermektedir: Ona karşı Al-i Beyti Nebevi’nin silsile-i nuranisine yani Peygamberimizin nurani soyuna bağlanan ehl-i velayet velilerin ve ehl-i kemalin yani kamil iman sahiplerinin başına geçecek lider olacak olan Al-i Beyt’ten Muhammed Hazreti Mehdi isminde bir zat-ı nurani, nurlu bir şahıs, o süfyanın şahsı manevisi olan cereyan-ı münafıkaneyi yani münafıklık akımını öldürüp, etkisiz hale getirip dağıtacaktır.
ADNAN OKTAR: Yani Darwinizm, materyalizm ve iddia edilen Ergenekon örgütü, süfyaniyetten kastı o Bediüzzaman’ın, evet.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Bediüzzaman bu sözünde bir; Hazreti Mehdi’nin Al-i Beyt’ten olduğunu bildiriyor yani Peygamberimizin soyundan olduğunu bildiriyor. Al-i Beyt, şahsı manevi olamaz. Muhammed Hazreti Mehdi isminde bir zat-ı nurani şeklinde isim bildiriyor. Muhammed Hazreti Mehdi, Allah’ın Hazreti Mehdi’ye Resulullah yoluyla verdiği isimdir. Muhammed Hazreti Mehdi ismi, şahsı manevinin ismi olamaz, şahsa verilmiş bir isimidir. Bir zat-ı nurani diyor, burada bir kelimesi de zat kelimesi de Bediüzzaman’ın tek bir şahıstan bahsettiğini gösteriyor. Başa geçecek, münafıklık akımını etkisiz hale getirip dağıtacak diye bildiriyor. Ateist, materyalist, Darwinist sistemi dağıtacak ve lider olup başa geçecek bir şahıs olduğunu belirtiyor. Hep bir şahıstan bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Evet burada bir şahsı manevi görünmüyor.
OKTAR BABUNA: Kısa bir film var Hocam, göstereyim mi onu?
ADNAN OKTAR: Kısa bir film göster ama sen bugün yayında olan Anadolu’daki kanallarımızı bir say istersen.
SUNUCU: Tamam Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah çünkü hepsini çok seviyoruz. Ben isimlerini duyunca bile böyle içim açılıyor. Ben onları duyayım bir yine inşaAllah.
SUNUCU: Tamam Hocam. Kanal 35, TV Kayseri, yerel kanallarımız; Kanal 78 Karabük, ART Uşak, 21. Yüzyıl Radyo TV Muğla, San TV Konya, Kanal 5 Gaziantep, Safa TV Tokat, Çağdaş TV Karaman, ART Amasya, Süper TV Tokat, Best TV Kahramanmaraş, MRT Osmaniye, Can TV Erzincan, Süper TV İnegöl, CRT Ceyhan, Tavşanlı TV Kütahya, Kapadokya TV, Konya TV, Mega TV Gaziantep, Kanal 56 Siirt, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Karahisar TV, Kanal 10 Bursa, Kanal 47 Mardin, Canik TV Ordu, Destan TV Kütahya, Iğdır TV, NRT Gaziantep, Mersin TV, Kanal 55 Samsun, Kanal 72 Batman, Hatay BRT, Tokat TV, KTV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Otağ TV Adana, Trabzon TV, Genç TV Karaman, ORT Osmaniye, Ahi TV Kırşehir, Kanal 3 Afyon, Kanal 54 Sakarya, Gözde TV Samsun, Şah TV Muğla, Venüs TV Bilecik, İGRT Mersin, Özege Uşak, Kırıkhan Radyo TV Hatay, ORT TV Ordu, ERT Konya Ereğlisi, Elazığ TV, BGRT Konya, Gelişim TV Rize, San TV Mersin, Düzce TV, Kanal G Giresun, Kırşehir TV, Söz TV Diyarbakır, Güneydoğu Urfa TV, Ufuk TV Malatya, Kanal 59 Tekirdağ, Seyran TV Ankara.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bütün Türkiye.
SUNUCU: MaşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Bütün Türkiye maşaAllah.
SUNUCU: Hocam yarınki programı da Kral Karadeniz ve Adıyaman Asu TV 22:00 ve 24:00 saatleri arasında izleyebilirler. Dinleyicilerimiz için de radyo istasyonlarını vermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Yıldız FM Tekirdağ 87. 7, Genç FM Karaman 93. 3, Mavi Karadeniz Radyo 106. 4, Radyo 37 Kastamonu 95. 2, Radyo Star Aksaray 94. 0, Emek Radyo Mardin 101. 0, Radyo Enerji Ordu 90. 0, Keyif FM Nevşehir 92. 7. Hocam sizin son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim söylemek istediğim; kardeşlerimizin gönlü çok müsterih olsun. Çok güzel günler olacak ama çok zorlu şeylerle de karşılaşabiliriz. Zor olaylarla karşılaşabiliriz, hiç etkilenmesinler. Sonunda aydınlık, ışıklı bir ortama çıkacağız. İnşaAllah üzerimizdeki baskılardan da hiç tedirgin olmasınlar. O baskılara sebep olan olayları da Cenab-ı Allah meydana getiriyor, hepsinde hayır ve hikmet var. Hepsinde bir güzellik var, eğer sabrederlerse güneşin doğuşunu bütün güzelliğiyle, bütün ihtişamıyla inşaAllah görecekler.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, bütün Anadolu’daki kardeşlerime, Güneydoğu’ya, İç Anadolu’ya, Osmaniye’ye, Osmaniye’nin yiğitlerine, Karadeniz’in aslanlarına, bütün Türkiye’deki kardeşlerime, İzmir’e, Ege bölgesine efendim Edirne bölgesine hepsine selam ediyorum, saygılar sunuyorum. Allah hepsini korusun. Bereket, bolluk, huzur, güven versin. Allah içlerine neşe versin, sevinç versin. İnşaAllah gönüllerine rahatlık versin. Birbirimize karşı sevgi ve muhabbet versin. Allah bölücülükten vatanımızı korusun. Türk-İslam Birliğini en kısa sürede Allah oluştursun. İslam’ı inşaAllah dünyaya hakim etsin. İnşaAllah Türkiye’yi de lider etsin inşaAllah.
SUNUCU: Hocam teşekkür ederim güzel sohbetiniz için.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum, Allah razı olsun.
SUNUCU: Sayın Babuna size de teşekkür ederim değerli bilgileriniz için.
OKTAR BABUNA: Ben de teşekkür ederim, estağfurullah.
SUNUCU: Tekrar görüşmek dileğiyle hoşça ve sevgiyle kalın.