SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Adnan Oktar’la Başbaşa programına hepiniz hoş geldiniz. Bu akşamki yayınımızı Mavi Karadeniz ve Kocaeli Tv’den canlı olarak gerçekleştireceğiz. Yıldız Fm 87.7, Genç Fm 93.3, Mavi Karadeniz 106.4, Radyo 37 95.2, Emek Radyo 101.0, Radyo Enerji 90.0, Keyif Fm 92.7 canlı olarak dinleyebileceğiniz radyo kanallarımız. Hocam buyurun başlayalım programa.
ADNAN OKTAR: Başlayalım. Oktar, var mı anlatacağın bir şey?
OKTAR BABUNA: Evet, ben bugün 24 Kasım Öğretmenler günü. Büyük önder Atatürk’ün millet mektepleri baş öğretmenliğini kabul ettiği gün.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah güzel.
OKTAR BABUNA: Bütün öğretmenlerin Öğretmenler Gününü kutluyoruz.
ADNAN OKTAR: Ben de kutluyorum. Evet. Allah hepsine güzellik, sağlık, iyilik, bereket, bolluk versin. İnşaAllah. Atatürkümüzün öğretmenlerle ilgili güzel sözleri var. Var mı onlar sende?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Bir sitemiz de var www.basogretmenataturk.com. Buna girerlerse detaylı bilgi de alabilirler. Hakikaten, Atamızın çok güzel sözleri var. Mesela büyük önder diyor ki: “Öğretmenler; Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır.Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder. Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bur millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır. Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister. Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür. Öğretmenler; Cumhuriyet’in fedakar öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin beceriniz ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir... Sizin başarınız Cumhuriyet’in başarısı olacaktır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hem çok kültürlü, çok bilgili. Aynı zamanda spora da teşvik ediyor Atatürk değil mi orada? Ben yanlış duymadım. Bedenen de diyor. Değil mi? Herkül gibi olacak herkes inşaAllah. MaşaAllah. Evet, Atatürk’ümüzün en güzel faaliyetlerinden bir tanesi biliyorsunuz şu masonluğu kapatmasıdır. Bakın Türk Mason Dergisi. Gösterebiliyor musun? Sen mi göstereceksin? Türk Mason Dergisi, evet. Şimdi bu dergiden kendi yayın organlarını okuyoruz. 2005, 183. sayfası. Yani herhalde bu devam eden bir şey anladığım kadarıyla. Dergi ince ve sayfa numarasının böyle çok olması derginin çok fazla çıkmış olduğunu gösteriyor. Bakın diyor ki: “Ve keza hayvanların en mütekemmili olan insanla,” Hayvanın en gelişmiş olanı diyor insanla diyor. İnsanların bir kere hayvan olduğu kanaatindeler bir kere bu çok önemli. “Görme kabiliyetinin onbinlerce defa küçüğü olan mikrop arasında esas da bir fark yoktur.” Bitti. Yani burada mason zihniyeti ortaya çıkmış oluyor bir. İkincisi, Masonluk’tan Esinlenmeler. Masonların yine bir eseri, göründü evet. Ne diyor? Efendim “ben diyor, öldükten sonra dirilip, Tanrı önünde hesap vereceğime nasıl inananabilirim?” Haşa. “Ve bunun gibi boş inançlarım varsa diyor” haşa “ Masonlukta kalmamın anlamı nedir?” Demek ki masonun nasıl olması gerekiyormuş? Öldükten sonra dirilip, Tanrı önünde hesap vereceğime nasıl inanmaması gerekiyormuş, bunu da boş inanç olarak kabul etmesi gerekiyormuş, o zaman mason olabiliyormuş. Evet. Onun için bana masonlar çıkıp, işte biz şöyle dindarız böyle dindarız demesinler. Samimi olacaklar. Herkesin dindar olması mecburiyeti yok. Olmayabilir. Ama bunu dürüstçe söyleyecek. Samimiyetsiz ifade bulunmayacak inşaAllah. Aklıma gelenlerden söyleyeyim, senin de önünde sorular var anladığım kadarıyla?
SUNUCU: Evet, benim biraz sorularım var Hocam.
ADNAN OKTAR: Sor hadi bakalım birkaç tane.
SUNUCU: Öncelikle bir sorudan ziyade, Seyfi Tandoğan Kocaeli’den bir izleyicimiz bir haber vermek istemiş bize. Libya’yla vizelerin kalkacağını belirtmiş. Ve Yunanistan’la da yanı sıra görüşmeler varmış. Vizelerin kalkması için. Bunun için öncelikle size teşekkür ediyor, çünkü söyledikleriniz büyük bir hızla gerçekleşmeye başlamış. Ve yanı sıra Türk-İslam Birliği çatısı oluşmaya başlamış demiş. Ne güzel ki dualarımız odur. Allah devamını getirsin demiş. Bunu paylaşmak istedim sizinle.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bu, Allah’ın hikmeti. Hayrettir. Yani bakın Türk-İslam Birliği’nin adı, esamesi yoktu, hiç kimse bahsetmiyordu. Ben Türk-İslam Birliği’nden bahsetmeye başladıktan sonra, ki yani birkaç yıldan beri söylüyorum. Türk-İslam Birliği yolunda muazzam adımlar atılmaya başlandı. Bakın şimdi de Libya’yla. Ben, Fas, Tunus, Cezayir, Libya hepsi dedim Türk-İslam Birliği içerisinde olacak. Güzel bir birlik olacak dedim. Allah bunu tek tek gösteriyor. Bakın Yunanistan’da da vize kalkıyor, onlarla da inşaAllah kardeş olacağız. Romanya, Bulgaristan sıradan gideceğiz Allah’ın izniyle.
SUNUCU: Peki Yunanistan’la kalktı mı Hocam? Yoksa görüşmeler devam mı?
ADNAN OKTAR: Devam ediyor. O da kısa sürede kalkar o da kalkar.
OKTAR BABUNA: Bugün, Lübnan’ın da bir açıklaması vardı. Biz hükümet olursak kaldırırız vizeleri diye.
ADNAN OKTAR: Lübnan? İşte bu kadar. “Allah’ın rahmetinden ancak kafir olanlar ümidi keser” diyor Cenab-ı Allah. Ben bayağı Müslümanlarda görüyorum, bir kısım cemaatlerde diyorlar ki; İslam birleşmez, İslam alemi birleşmez. Bunu söylemek haramdır. Bir Müslüman bunu söyleyemez. Müslümanın söyleyeceği Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez, Allah bize vaad etmiştir, Müslümanların birleşmemesi için hiçbir neden yoktur. Sadece bunu deseler bile, İslam Birliği oluşur. Yani böyle şom ağızlı insanların yüzünden Türk-İslam Birliği oluşmuyor. Yani birleşmez diyenlerin yüzünden birleşmedi şu ana kadar.
SUNUCU: Peki sizce bunu söylemelerinin nedeni nedir?
ADNAN OKTAR: Korkak, ümitsiz olmaları, güçsüz olmaları. Kendi inançlarına samimi inanamamaları, aşağılık kompleksi içinde olmaları.
SUNUCU: Yani bir kaos yaratmak mı?
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Yani ateistlerin, dinsizlerin, Darwinistlerin gücüne inanmaları. Onlara karşı mağlup olduklarına inanmaları. Yoksa mesela, bir oda dolusu insan dese ki; ben Türk-İslam Birliği’ni istiyorum. O da istiyorum dese, o da istiyorum dese, aramızda dev bir set bile olsa, bizi dört hücreye koysalar bile oluşmuştur artık Türk-İslam Birliği. Çünkü gönüller de oluşması çok önemlidir. O setlerin kalkması çok önemli değil ki yani, çok kolay bir şey. O mesele mi yani. Bir insan buna inandıktan sonra, değil mi mesela bazen iki kişi evlenmeye karar veriyor kadın-erkek. Olmadık engel çıkartıyorlar. Ama onlar mutlaka, illaki evleniyor.
SUNUCU: Kaderse, kısmetse oluyor.
ADNAN OKTAR: Kaderse tabii olur yani, illaki yaparlar. Yani bu şeydir değil mi? Veyahut mesela baba oğlundan ayrılıyor. İllaki birleşir. Bir gün mutlaka gelirler. İstediğin kadar ayır mesela. Doğu Almanya, Batı Almanya ayırmışlardı. Adamlar tel örgülerden atlayıp, yine gidip kardeşleriyle birleşiyorlardı. Bir araya geliyorlardı. Yani engellenemez bu. Samimi inanılması çok önemli. Samimi inanmayan şom ağızlılara Müslümanlar, bu yaptığınız ayıptır, günahtır, Allah’tan korkun desinler. Türk-İslam Birliği’nin oluşmaması için hiçbir neden yok. Avrupa Birliği nasıl oluşuyor makulse, Türk-İslam Birliği’nin oluşması da ondan kat kat kat makul. Sadece bunu isteyecekler, niyet edecekler, gayret edecekler. Birbirlerine tavsiye edecekler, bir de bakacaklar ki olmuş. Bahçe de öyle olur değil mi? Çapalarsın, tohum ekersin, etrafını düzenlersin, sularsın, bir de bakarken çok şahane bahçe olmuş. Türk-İslam Birliği de böyledir. Biraz emek vereceksin, biraz tohum atacaksın, sulayacaksın, mükemmel bir bahçe olacak. Karmaşık bir şey yok, zor bir şey yok.
SUNUCU: Evet. Ben soruma geçebilir miyim Hocam? İzzet Bey’den şöyle bir soru gelmiş bize. “Canım değerli Hocam, Mehdi’yi yakından görmeyip ona hizmet edecek talebeleri olacak mı? Veysel Karani gibi” diye bir örnek vermiş kendisi.
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani Mehdiyet, aslında sezilir Mehdiyet yani anlaşılmayacak bir şey değildir. Mesela Peygamber Efendimizi o devirde herkes anlamıştı, anlamazlıktan geldiler. Anlamaz olur mu? Mesela Hıristiyanlar net anlamışlardı Peygamber Efendimizi. Yüzüne bakar bakmaz anlaşılıyordu. Üslubundan, ona gelen vahiyden. Museviler de anlamışlardı ama, gurur, kibir, inatçılıktan, o devirde anlamazlıktan geldiler. Müşrikler de anlamazlıktan geldiler. Sonra bir kısmı artık vicdanının baskısına dayanamayıp kabul etti. Samimi olarak teslim oldular. Mehdi de öyledir yani çok açık anlaşılacaktır, anlaşılmayacak bir yönü yok. Tabii ki ona gönülden bağlı olanlar, Allah rızası için, onun fikirlerini ve inançlarını savunurlarsa, Mehdi’nin zaten talebesi olmuş oluyorlar. Çok güzel bir örnek vermiş. Mesela Veysel Karani Peygamber Efendimizi görmedi ama, onun aşığıydı. Var gücüyle gayret ediyordu, yani Mehdi’yi gelip bulup yanında ona iş çıkartmak diyelim yani, ona yük olmak ayrıdır. Onu var gücüyle destekleyip, onun yolunu açmak, onun işini kolaylaştırmak ayrıdır. Şimdi bir kısım insanlar yanlış anlıyor, mesela Mehdi çıkar gidip ona musallat olur işte, bana bak diyecek, işte beni koruyup kolla, bana yardımcı ol, işte benimle konuş. Böyle olmaz Mehdi’ye yardım. Mehdi’ye yardım, mesela ben görmedim Mehdi’yi var gücümle yardım ediyorum. Gidip ben şey yapmam, yani hani değil mi? Beni koruyup, kolla demem. Ben onu koruyup kollarım, gıyabında koruyup kollarım. Mesela o neyi anlatacak? Darwinizm’i anlatacak. Ben var gücümle anlatıyorum Darwinizm’i. İmani konuları anlatıyorum, Mehdi’yi müjdeliyorum. Ve ona zemin hazırlıyorum. Dolayısıyla karşımızdaki kardeşlerimizin aynı mantık içerisinde olması gerekir.
SUNUCU: Anlıyorum Hocam. Peki ben size şunu sorabilir miyim? Mehdi için birden fazla fikir var. Bir kısmı farklı bir görüşü savunurken, bir kısmı kıyamet kopmasından 50 yıl önce gelip yeryüzünde insan gibi yaşayacağını, herkesin görebileceğini iddia ediyor. Yalnız net değil bu konu. Siz ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Aslında çok çok net. Fakat ben hayret ediyorum, mucize olarak Allah’ın hikmeti. Akıl almaz karışık hale getiriyorlar. Mesela Peygamber, o kadar net ölçü vermiş ki, diyor ki dünyanın ömrü 7000 yıldır. Yani 7000 yıllık bir tarih vermiş. Bir takvim vermiş 7000 yıllık . Yani tarih tespit etmemiz için. Bunun diyor, 5600 yılı geçmiştir. Şimdi çocuğa versen bu hesabı yapar. 7000’den 5600’ü çıkarttın mı geriye 1400 kalır. Ne demek bu? 1400 ile 1500 arasında her şey bitecek demektir. Çok açık, çok net.
SUNUCU: Sona yaklaşıldı.
ADNAN OKTAR: Zaman belirli, vakit belirli. Ve alametlerini belirtmiş. Fırat’ın suyu kesilecek diyor, 1400 seneden beri ilk defa Fırat’ın suyu kesildi. Bakın ilk defa. Afganistan işgal edilecek dedi, edildi işgal oldu. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak, bu 2 kere tekrarlayacak diyor. 81 ve 82’de, 1981-1982’de bu olay oldu.Yani bu, daha nasıl bir mucize olsun? Çok açık değil mi bu? Yani net açıklama yapıyor. Mesela bak kuyruklu yıldız çıkacak diyor, arkasından bir kuyruklu yıldız daha çıkacak diyor. Bu kuyruklu yıldızın özelliği diyor; batıdan doğuya gidecek, çift uçlu olacak ve çok parlak olacak diyor. Bu aynısıyla oldu. Ve o dönemde de ekonomik kriz olacak diyor. O da oldu. İki tür grip salgını olacağını belirtiyor ve insanların ölümüne neden olacak salgın olacak diyor. Kabe’de baskın olacak diyor onun çıkacağı yüzyıl başında diyor. İlk defa 1400 seneden beri ilk defa Kabe’de baskın oldu ve Hac engellendi. İlk defa oldu bu. Bakın Haccın engellenmesi şeklinde, baskı olması şeklinde ilk defa oldu. Peki bütün bunlar olduğuna göre, bunların hangisi tesadüf? Tamamı çıkmış. Saysam daha 150 tane var. 1 tane, 2 tane değil. Ve o devirde diyor İslam yayılmaya başlayacak, güçlenecek. Mehdi’nin tanınmamasının nedeni; Mehdi ilk çıktığında bir kısım ulema, bir kısım insanlar, böyle başında sarıkla, altında atla, işte elinde kılıçla çıkacak, arkasında sarıklı yüz binlerce insan olacak, insanları kesip biçecek, gökten melekler bağıracaklar işte bu kişi Mehdi’dir diyecekler... Böyle rüya alemi gibi bir şeyden bahsediyorlar. Yerden altın sütunlar fışkıracak, som altından. İtalya, tekbirlerle Roma yıkılacak. Bir tekbir getirecek bütün Roma’daki binalar aşağıya çökecek Mehdi’nin sözüyle. Bu tabii Cübbeli Ahmet’in ifadeleri yani. Evet, İtalya’da bütün biliyorsunuz hep deniz kenarında oturuyor insanlar. Orada denizin kuruyacağını söylüyor ve Akdeniz’in de donacağını. Adriyatik Denizi kuruyacakmış, yani tamamen. Akdeniz de donacakmış, cam gibi donacakmış ve buna rağmen de Mehdi tanınamayacakmış. Yani bakın bu olaylar olan kişi Mehdi tanınamayacak ve hapsediliyor böyle bir kişi. Fakat diyor ki; tank ve top mermisi etki etmez Mehdi’ye diyor. O kadar metafizik bir varlık diyor. Sen böyle bir insanı nasıl hapsedeceksin sen? Ve böyle bir kişinin 313 tane talebesi olacak diyor. Senin kendi cemaatin bile, ki maşaAllah ben severim oradaki insanları. On binlerce insan nasıl 313 kişi olsun, demek ki Mehdi başlangıçta tanınmayacak, olay bu ve anormal zannedilecek yanlış yolda zannedilecek çünkü bakın kimse onlarla evlenmez diyor, evleri sırtlarındadır diyor evleri de olmaz diyor. Değil mi? Cenazelerine kimse gelmez diyor, baskı altında olurlar diyor ve Mehdi’de hapsediliyor, hatta gizlenir diyor Mehdi, baskının şiddetinden. O insanları tanır ama insanlar onu tanımaz diyor, hadiste rivayetlerde. Cübbeli’nin anlattığı tarzda bekledikleri için insanlar çıkmadı o zaman diyorlar. Halbuki çıktı Mehdi. Fakat Mehdi’nin ilk yılları, ilk 30-40 yılı yani ana bölüm tamamen tebliğdir. Yani İslam’ın yayılması, İslam’ın güçlenmesi şu an bu devam ediyor yani olağanüstü bir gelişme oldu İslam aleminde bakın Libya’ya varıncaya kadar herkes birleşme arzusunda şu an ve birden başladı bu, bu neden oluyor peki ve bütün alametler neden oldu? O son denilen yani siyaset, saltanat alemindeki olaylar birkaç senenin içerisinde olacak olaylardır ve süratle olacak olaylardır. Vakit alacak olaylar değildir. Çok süratli olacak şeylerdir, Said Nursi diyor ki çünkü ona bağlanıldıktan sonra Mehdi zaten çok süratli iş görecek bir insandır. Hadislerde belirtilmiştir. İşi çok süratli görür diyor. Yani yıldırım hızı ile halleder, birkaç yılın içerisinde bitirecektir, siyaset ve saltanat alemindeki kısmı, Said Nursi diyor ki avam ve insanlar diyor o birinci vazifeyi önemsiz görmüşlerdir diyor halbuki asıl birinci vazife önemlidir diyor yani iman konusu materyalizmi ve Darwinizm’i yıkmakla ilgili çalışmaları asıl konudur diyor. Ana faaliyeti budur diyor, o yüzden ilk baştan bilinmez diyor, tanınmaz diyor imanın nuru ile tanınabilir diyor, ilk başlangıçta. Kimse onu tanımaz diyor. Onun için sayıları 313 tane, çok az sayıdalar, en son aşamaya kadar bilinmiyorlar, en son aşamada fark ediliyor o siyaset ve saltanat alemindeki safhada tabiî herkes görmüş oluyor. Fakat halk diyor bu siyaset ve saltanat alemindeki kısmı esas zannettikleri için diyor, birinci kısmı da önemli görmedikleri için kafalarında onu bambaşka bir şekilde belirtmişler diyor sanki o şahsı müthişe diyor yani o müthiş şahıslar çıktığı vakit herkes bedaheten tanıyacak gibi bir şekil vermişlerdir diyor. Yani açıkça tanıyacaklarmış gibi bir şekil vermişlerdir diyor. Halbuki demiştik diyor bu dünya imtihan meydanıdır, akla kapı açılır fakat ihtiyarı elinden almaz yani mecburen iman edecek hale getirilmez diyor. O yüzden Mehdi’nin ilk çıkış aşaması hiçbir şekilde bilinmiyor ve çok uzun devam ediyor. Mesela Cübbeli diyor şu an göremiyoruz Mehdi’yi diyor, halbuki Mehdi çıktı ve faaliyetine devam ediyor ama imani konularda devam ettiği için farkına varmıyor.
SUNUCU: Evet, bir sonraki sorumuza geçelim mi? Salih Temel adlı bir izleyicimizden gelmiş, “Muhterem Adnan Hocam, iddia edilen Ergenekon Örgütü yıllarca Kürt kardeşlerimizei baskılar uygulayarak bizden ayırmaya çalıştılar fakat bunu başaramadılar. Kürt kardeşlerimiz dindar oldukları için bu kökü dışarıda komünist örgüte prim vermediler. Bu yönetimin işe yaramadığını gören komünist oluşum şimdi de medyadaki bağlantılarını kullanarak yeni oyunlar peşinde koşuyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu oyunun arkasında Baron olabilir mi?” diye bir soru.
ADNAN OKTAR: Şimdi Kürt kardeşlerimizi bazı çok özür diliyorum züppeler, kendini beğenmişler, bazı kokoş kadınlar beğenmiyorlar. Yani onların kültürünü, yaşantısını, fakirlikten gelen, zorunluluktan meydana gelen hallerini beğenmiyorlar. Halbuki onların bir süsü ve güzelliği ve o da onun utancı olması lazım yani eğer bir kıyafet bulamıyorsa onlar, onların ayıbı değil ki o, onları yapanların ayıbıdır. Eğer yiyecek bulamıyorsa o da onların ayıbı değildir. O onları üstün hale getirir, onurlu hale getirir. Dolayısıyla geçenlerde böyle bir kokoş hanım çıktı, “ben dedi Kürtlerin ayrılmasını istiyorum” dedi. Ki bu çok ciddi suçtur yani bölünmesini istiyorum diyor. Ben de dedim ki sen ahlaksız bir insansın yani bir kişiliğin karakterin olsa normal bir insan olsan bu sözü söylemezsin. Çünkü Kürtler çok nezih ve çok efendi bir insan topluluğu, çok hoş insanlar bizim kardeşlerimiz orası hep seyyid yatağıdır, şerif yatağıdır, Peygamber Efendimiz soyundan da çok fazla da insan vardır. Said Nursi Hazretleri de biliyorsunuz Kürt’tür, Selahattin Eyyubi Hazretleri de Kürt’tür ve son derece onurlu tertemiz insanlardır ve Türkiye’nin süsüdür onlar, değeridir. Dolayısıyla böyle gözü dönmüş tipler aslında tabii komünist zihniyetin etkisi ile bunu yapıyor yani onların komünist olmasını istediği için bu düşünce içerisinde onları ayırmak, onları bölmek istiyorlar. Biz buna müsaade etmeyiz, yani böyle bir ekabir sınıfı türedi Türkiye’de, kendini beğenmiş, halka tepeden bakan, halkı beğenmeyen, kendini beğenen. Geçenlerde de o tiplerden bir tanesi var yine o da yaşlı bir bayan bunu çalıştığı televizyon kanalından kovmuşlar benim anladığım işte göğüs çatalımı, bıçağımı, kaşığımı ne açmıyorsun diye kovdular beni diyor. Yani kardeşim senin çatalını bıçağını ne yapsınlar, zaten eprimiş yaşlanmış bir kadın yani her tarafı varis kaplamış bilmem ne... Adam seni ne yapsın da şey yapsın oranı buranı açmaya kalksın, ne oturup iftira atıyorsun değil mi? Böyle boğulmuş karga gibi cırtlak sesli bir şey zaten. Çok itici, sesi de çok itici insan dinleyemiyor, çok pis bir sesi var. Belki sırf o gıcık oldukları için sesinden rahatsız oldukları için de kovmuş olabilirler. Bilmiş yani çok bilmiş. Bakıyorum bütün insanlar tepeden bakıyor milletimize. Mesela mazlumlara, temiz insanlara, iyi insanlara herkese tepeden bakıyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün özelliği de budur, hep tepeden bakmak, insan yerine koymamak. Bunların oyu olur mu? Bunların oyu geçer mi? Senin oyun niye geçerli olsun, sen kimsin? Çok büyük ahlaksızlık yani Anadolu’daki insanlarımız işte çobanın oyu, çobanın sen tırnağı etmezsin, çoban o kadar erdemlidir ki o insanlar o kadar olgundur ki hayret edersiniz. Yani tam arif insandır onlar, gönül insanıdır yani Allah’ın varlığını orada yaşayarak gören insandır. O çiçekleri, böcekleri değil mi kuzuları, koyunları görerek ruhu derinleşmiş ruhu tevazu ile güzel ahlakla yoğrulmuş insanlardır. Dolayısıyla en başta insan olmayı çok iyi bilir onlar. Güzel ahlakı sevgiyi çok iyi bilir, tevazuyu bilir, sırf onu bilmesi bile kat kat ondan üstün olduğunu gösterir bu insanların dolayısıyla bu ekabirlerin eline biz milletimizi vermeyiz, bu üstten bakma tepeden bakma ukala olma kendini beğenme mantığına karşı milletimiz kesin tavır alsın, kendini beğenmeyen insanları hiçbir şekilde karşılarına yönetici olarak getirmesinler ve değer vermesinler bunlara çok önemli bu.
SUNUCU: Yine Alara adlı bir izleyicimizden şöyle bir soru gelmiş size. “Şarkıcı Kayahan kanser olmuş, kanser hastası,kanseri nasıl yendiniz diye sorduklarında, kanseri yenmek diye bir şey yoktur, Allah öyle dilediği için hastalığım geçti” demiş. İnsanları ahireti unutmuş bir şekilde yaşadığını o nedenle helale harama dikkat etmediklerini söyledi. Hocam ayrıca Kayahan ve ailesi fazla Kuran okuyormuş bir de şu cümleleri söylemesi dikkatimi çekti. Yiğitlik Allah’tan başka kimseden korkmamaktır. Gönül Allah sevgisidir. Asıl hayatın ölümden sonra başlayacağına inanıyorum, neyin yanlış neyin doğru olduğunu belirten yalnızca Cenab-ı Allah’tır gibi güzel sözler söylemesi maşaAllah. Sanatçılarımızın da Allah’a yakınlaşması bizi çok sevindiriyor, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Helal süt emmiş, tebrik ederim yani sevgim kat kat arttı ona karşı ailesine karşı da saygım sevgim çok arttı. Çok güzel onları da herhalde o yetiştirmiş anladığım kadarıyla. Sanatçı dediğin böyle olur, ne güzel. Derin akıllı derin düşünen Allah sevgisi ile kalbi dolan... Gerçi ben şimdi buraya gelmeden önce televizyonda bakıyordum bir bayan bu şeyden kurtulmuş, domuz gribinden kurtulmuş yani o sanki domuz gribini yenen kahraman havasında böyle yani Allah onu kurtarmamış da o yenmiş gibi. Halbuki çok anormal bir hareket Allah’a şükretsene, Allah’a hamdetsene. Çünkü bir virüs seni rahatça öldürebilirdi Allah, Cenab-ı Allah istese o virüsle. Yani çırpındıra çırpındıra öldürürdü seni. Allah seni korumuş. Orada Allah’a hamdedip, şükredeceği yerde, böyle saygıya uygun olmayan, yine tepeden bakan, şımarık. Yani bak nasıl da yendim gibi bir üslup içerisinde. Yarın bir gün kanser olsa, bambaşka bir zavallılığa girecek yani, bu sefer de aynı kafayı orada göstermeye kalkarsa bu olmaz. Allah’a boyun eğici olmak, Allah’a karşı saygılı olmak, sevgi dolu olmak çok önemlidir. Yani müminin bir vasfıdır. Allah’tan mümin, içi titreyerek, sevgiyle karışık bir korku yaşayacak. Hem çok şiddetli sevecek ama, Allah’ın sevgisini kaybetmekten de şiddetli korkacak. Değil mi? Allah’ın buğzundan korkacak inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Hayrullah Bey’den şöyle bir şey gelmiş. “Cübbeli konuşmasında, evlendikten sonra ilim sebepleri kesilir, azalır. İnsanlar evlendikten sonra işleri çoğalır, mesuliyetleri artar, çocuk olunca meşguliyetleri artar. Ortam belli, geçim derdi. Bu dönemde çoluk çocuğu olan ilme vakit ayıramaz diyormuş. Siz bu konuda ne diyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Cübbeli tabii her konuda anormal değil. Bazen normal de konuşuyor. Mesela burada doğru konuşmuş, güzel. Hakikaten evlenen insan, ilime vakit ayıramaz. Yani bu bir gerçek. İslam’ı, dini yaymaya karar vermiş bir insan, Türk-İslam Birliğine kendisini adamış bir insanın, evlenmesine vakit ayırması durumunda vaktinin büyük bir bölümü % 70’i 80’i o olaylara gidecektir. Dolayısıyla burada doğru söylemiş. Ama inşaAllah Allah aklını açsın da, her yerde normal konuşur hale gelsin. Böyle anormal laflar etmekten inşaAllah kurtulur.
SUNUCU: “İsrail’deki dinler arası hoşgörü diyaloğunun tanınan isimlerinden Haham Froman’la görüşmeniz Müslümanlarla Ehli Kitabın dostluğunun vurgulanması açısından çok önemli bir adımdı. Biz ailece Haham Froman’ın Allah’ı bir olarak anmasına, size olan sevgisine ve saygısına hayran kalmıştık. Acaba hahamlarla görüşmeyi tekrar düşünüyor musunuz?” diye sormuş Yusuf Bilal Karakoç.
ADNAN OKTAR: Önümüzdeki günlerde, zannediyorum bayramda 4 haham daha geliyor inşaAllah. Sanhedrin üyesi hahamlar. Yalnız burada kardeşlerim, Müslümanlar bazen çok yanlış anlıyorlar. İşte hahamlarla görüşülür mü? Müslümanlar hahamları işte düşman bilmesi gerekir, onlara tavır alması gerekir. İşte onlar Mescid-i Aksa’yı yıkmaya karar vermişler gibi böyle. Bir kere Ehl-i Kitap’dan hanımla evleniliyor, evlenebiliyorsun. Yani kadın alıyorsun, evleniyorsun. Ee evlenince onun babası senin değil mi kaynın oluyor, kaynatası oluyor annesi de değil mi? Ve aile oluyorsun. Yani, aynı evde yaşıyorsunuz, birlikte yaşıyorsunuz, dost oluyorsunuz. Ve Ehli Kitab’ın kestiği yeniyor ve aynı sofrada yemek yiyorsun. Arkadaş, kardeş oluyorsun. Yani niçin düşman olalım? Allah’a inandıkları için mi düşman olacağız? Geçmiş Peygamberlere inandıkları için mi düşman olacağız? Meleklere inandıkları için mi düşman olacağız? Niye düşman olalım. Ee tabii ki seviyorum. Tabii ki koruyup, kollarım. Tabii ki onlar da benim kardeşim. İşte diyorlar onların cennete gideceğini söylüyorsun. Ben ne bileyim? Allah bilir. Yani Müslüman da cennete gidebilir, cehenneme gidebilir ama, Musevi de cennete de gidebilir cehenneme de gidebilir. Çünkü Allah onun kalbini en iyi bilendir. Belki son anda iman eder, Kur’an’a tabii olabilir. Veyahut Kur’an’ı hiç tanımamıştır, Cenab-ı Allah ona Kur’an’ı hiç tanıtmamıştır fetret ehli olabilir. Fetret ehli olarak da cennete gitmesi umulur, olabilir. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav)’de ona Kur’an gelmeden önce Hz. İbrahim’in dini bakiyesiyle yaşıyordu ve fetret ehliydi. Eğer Allah vermesin vefat etmiş olsaydı cennete gidecekti Peygamber Efendimiz fetret ehli olduğu için. Yani Müslüman olmadığı halde, Kur’an’a tabi olmadığı halde cennete gitmiş olacaktı. Demek ki fetret ehli de cennete gidebiliyor. Ama tabii asıl olan Kur’an’a tabi olmalarıdır. Kur’an’a göre hareket etmeleridir. Ama en doğrusunu tabii Cenab-ı Allah bilir, kalplerini biz insanların bilemeyiz. Bizim tabii inancımıza göre, Müslümanlar cennete gider. Ama, Hıristiyan olsun, Musevi olsun, insanlar da yani son anda iman etmiş olabilirler. Onun için kesin cehenneme giderler diyemeyiz. Veyahut gizlice Allah’a iman etmişlerdir, Kur’an’a tabi olmuşlardır biz bilmiyor oluruz. Veya fetret ehlidirler dediğim gibi. Kur’an’ı tanımadıkları için yine Allah onları cennete götürebilir. Onun için yani bu konularda kesin, kati konuşmaktan kaçınmak lazım. Ama, Ehli Kitap olmaları çok büyük bir nimet, yani dinsiz olacaklarına Ehli Kitap olmuşlar daha ne istiyoruz? Allah’a birliğine inanıyorlar, cennete, cehenneme inanıyorlar, meleklere inanıyorlar değil mi? Yani çok şeyimiz bir. Tabii ki ben onlara karşı sevgi, şefkat duyuyorum.
OKTAR BABUNA: Burada namaz kıldılar hatta.
ADNAN OKTAR: Tabii. Burada imamla birlikte namaz kıldılar. Var onların dininde namaz kılmak. Yani filmi var. Bizim internet sitelerine girenler görebilirler. www.kitapehli.com değil mi? Evet, orada var.
OKTAR BABUNA: Bu Mescid-i Aksa’an bahsettiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Bakın Mescid-i Aksa, mesela Kubbetüs Sahra evet. Şimdi diyorlar ki arkadaşlar, Hocam dediler siz konuşmalarda bize diyorsunuz ki, Hz. Süleyman’ın mescidini yapacağız yeniden diyorsunuz. Ee o zaman, Kubbetüs Sahra’yı yıkacaksınız herhalde yahut yıkılmasını teşvik ediyorsunuz, başka türlü olmaz gibi düşünceleri var. Bir kere hadislere göre, Kur’an’a göre, Mescidi Aksa kıyamete kadar duracak. Yani Kur’an’da bahsi var. Ve hadislerde de, Mehdi Hz. İsa (as) ile beraber namaz kılacaktır Mescidi Aksa da Kubbetüs Sahrada da inşaAllah. Yani bu iki mübarek şahsın yerleridir.
Bakın şu arka kısım ağaçlık bölgeyi görüyor musunuz? Göster. Hayır hayır şu benim gösterdiğim daha evvel kısım. Evet o kısım, o kısım bak. Bak olağanüstü boş bir alan var. Oraya çok rahat yapılabilir. Bakın öbür tarafı boş, yan tarafta boş. Oraya da çok rahat yapılabilir. Hatta şu bitişine, evet Mescidi Aksa’nın bitişine bakın, şu yan kısmına da yapılabilir. Ama demin gösterdiğim ağaçlık alan, olduğu gibi orası çok müsait. Oraya gayet güzel Hz. Süleyman’ın Mescidi yapılabilir. Yeri orasıdır zaten. Dolayısıyla yıkmak gibi bir konu yok. Zaten Museviler de böyle bir inançta değiller. Ben Hahamlarla da görüştüm, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet kendileri söylediler.
ADNAN OKTAR: Kendileri söylediler yani biz hiçbir şekilde böyle bir şeyi istemeyiz. Allah’ın mabeti diyorlar, mescidi. Yani biz böyle bir şeyi aklımızdan dahi geçirmeyiz diyorlar. Onun için böyle bir inanç yanlış. Bakın arazi de son derece müsait. Allah’ın izniyle oraya, Hz. Süleyman’ın mescidini kuracağız. Hz.İsmail’in, Yakub’un, İshak’ın, Davud’un. Davud’un mezarının yanına da inşaAllah mescit kuracağız. Her peygamber mezarının yanına bir mescit Allah’ın izniyle. Bunları yapacağız. Hem ne mescitler, böyle bakanın nefesi kesilecek. Hz. Süleyman’ın mescidini de en mükemmel şekilde, inşaAllah ojinaline uygun olarak yapacağız Allah’ın izniyle. Onun için, karanlık düşünceler, karanlık fikirler, bunlar şeytani. Bunlardan kaçınsınlar. Ehl-i Kitab’a şefkat ve sevgi önemlidir. Peygamber Efendimiz zamanında, onlara şefkat gösterirdi, sevgi gösterirdi. Onlar, Allah’ın bizlere emaneti. Böyle fitneler çıkartıp, Müslümanları birbirine düşürmeye kalkmak; işte Alevi-Sunni kavgası çıkarttırmaya çalışmak bu bir oyundur. Buna müsaade etmeyiz. Ehl-i Kitap’la da Müslümanların arasını açmak istiyorlar. Yani Hıristiyanlarla Musevilerle Müslümanları çatıştırmak istiyorlar. Bu oyuna da gelmeyiz. Allah’a inananlar kardeştirler, birdirler. Allah’a inanmayanlar da, yine Peygamberimizin ümmetidir fakat icabet etmemişlerdir. Yani onlar da Peygamber Efendimizin ümmetidir, yani istemeseler de ümmet olurlar. Tabii. Biz icabet ümmetiyiz. Onlar icabet etmemiş oluyorlar. Ama inşaAllah onların da hidayet bulacağı vakit gelecek. Çünkü, Mesih’in gelmesi yakın, Mesih geldiğinde dünyada iman etmedik adam kalmıyor. Herkes iman edecek inşaAllah. Mehdi devrinde bütün İslam aleminde İslam hakim oluyor. Ve Hıristiyanlıkta muazzam bir gelişme olacak, Musevilikte bir gelişme olacak. Musevilere Tevrat’la hükmedecek Mehdi. Tevrat’ın gerçeğiyle. Hıristiyanlara da İncil’in gerçeğiyle hükmedecek, Müslümanlara da Kur’an ahlakıyla davranacak. Ama Mesih geldiğinde, Allah diyor ayette şeytandan Allah’a sığınırım. Cenab-ı Allah’a sığınıyorum şeytandan. “Sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor Ehl-i Kitap’tan. Hepsi Ehli Kitap iman edecekler diyor Cenab-ı Allah. “Bir de seni sevenleri diyor, sana tabi olanları, kıyamete kadar hakim kılacağım” diyor. Kıyametin son anlarına kadar. Yani 1506’lara kadar, 1507’lere kadar inşaAllah. Hicri 1507.
SUNUCU: Hocam şimdi yine sizin şahsınıza yönelik bir soru var. Daha önce yaşadığınız olaylarla alakalı. Jale Hanım soruyor size. ”Merhaba Sayın Adnan Oktar Hocam. Vakıftan arkadaşlarınızın gazeteye verdiği ilanlarda gördüğüm üzere, sizin ve arkadaşlarınızın, Emniyet’te bulunduğu süre içinde işkence gördüğünüz Adli Tıp raporlarıyla ortaya çıkmış.”
ADNAN OKTAR: Doğru.
SUNUCU: “Ancak şunu da öğrendim ki, işkence altında yanınızda avukat olmadan ve okumadan imzalamak zorunda kaldığınız bu ifadeler nedeniyle, hakkınızda ceza kararı verildi. Bu ifadelere itibar edilmemesiyle ilgili birçok kanun maddesi ve Yargıtay kararları varken, bu durum neden sizin davanızda geçerli olmadı?” diyor.
ADNAN OKTAR: Biz mahkeme kararlarına saygı duyuyoruz tabii, hakimlerin kararına saygı duyuyoruz. Ama, bu hakikaten Yargıtay Genel Ceza Kurulu kararlarına göre bir bozma nedenidir. Zaten bizim savcımız söyledi. Bu dosyada hiçbir suç delili yok dedi. Yani herhangi bir suç deliline ben rastlamadım dedi savcı ifadesinde. Ayrıca, polis zoruyla alınan, işkenceyle alınan ve avukat olmadan alınan ifadeler geçersizdir dedi. Mahkemeye, siz de bunu kabul etmiştiniz dedi. O yüzden bu delilleri de alamayız dedi. Ve mahkeme başka bir delil daha verdi ve dedi ki; bu insanların bir kısmını siz ayırdınız, bunların hepsinin beraat ettirdiniz. Aynı dosya, aynı deliller, aynı konu. Bu kişiler onların devamı olduğuna göre, bunları da beraat ettirmeniz gerekir dedi. Çünkü onları 313’den beraat ettirdiniz, bunları 220. maddeden ceza verdiniz dedi. Olmuş oluyor. Bunlara itiraz etti bizim savcımız. Ama buna rağmen mahkeme ceza verdi. 1 yıl da ilave koydu. O ilavenin nedenini de açıklamadı. Ben bilmiyorum mesela şu an, ilavenin niçin verdiğini. Ama bu da Yargıtay Genel Ceza Kurulu kararlarına göre bozma nedeni. Yani o gerekçeyi açıklaması gerekiyor mahkemenin. Mahkemenin kararına ne diyorsun? Tabii ki saygı duyuyorum. Yani, her zaman tek söyleyeceğim şey budur saygı duymaktır sözümüz olmaz. Ama, tabii takdir...
SUNUCU: Saygı duymak gerekir doğru söylüyorsunuz Hocam ama, sanıyorum ki sevenlerimiz bu konuda çok da suskun değiller.
ADNAN OKTAR: Yani tabii hukuki yönden gereken işlemleri yapmaları gerekir, yapıyoruz inşaAllah. Ama, hukuktan ayrılmamak gerekir daima.
SUNUCU: Yine şahsınıza yönelik bir soru, Gaziantep’ten Vedat Atlı isimli bir izleyici sormuş. “Sizin bu kadar kararlı bir dava adamı olmanıza vesile olan olay nedir?” diye soruyor kendileri. “Çocukluğunuzdan beri çok vicdanlı olduğunuzu anlamıştınız. Ama böylesine dünyadan geçip tam anlamıyla Allah rızasına kendinizi adamanız nasıl oldu? Bu, tefekkür, dua ve tevekkülle mi elde ettiniz? Bu, ilm-i ledün müdür?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Şimdi, şöyle, ben düşündüm, ben neyim diye düşündüm. Baktım, beynimin içinde görüntümü seyrediyorum. Beynimin içinde bir hayat yaşıyorum. Dış alemde bir hayat var. Geçenlerde nurcu kardeşlerimiz yazmış. Bu, işte, Said Nursi Hazretleri diyor, bu düşünceyi reddetmiştir. Vahdet-i vücud düşüncesini reddetmiştir. Fakat Adnan Oktar, vahdet-i vücud düşüncesini savunuyor. Canım kardeşim, nereden çıkarıyorsun vahdet-i vücud düşüncesini savunduğumu? Vahdet-i vücud düşüncesi apayrı bir düşüncedir. Ve apayrı bir inançtır. Ve Said Nursi de ayrıca vahdet-i vücudu çirkin de bulmuyor, çirkindir demiyor. Fakat bu konuda bazı insanlar vartaya düşer, hata yaparlar, haşa, Allah esirgesin, Allah’ı inkar edebilirler diyor, yani aklı zayıf olan kişiler. Yoksa vahdet-i vücud evliyası, son derece imanlı, imanları derin insanlardır. Ama ben vahdet-i vücud düşüncesinde değilim. Çünkü ben dışarıda maddenin var olduğunu savunuyorum. Var fakat madde saydamdır. Atomun yapısı itibariyle bilimsel açıdan açıklıyorum ben ve bütün bilim adamları bunu söylüyor. Madde saydamdır dışarıda. Çünkü elektronların, protonların, nötronların yapısı bunu gerektiriyor. Birbirine uzaklar çünkü. Mesela çekirdekten elektronlar uzak, çok çok uzaklar. Dolayısıyla da cam görünümünde adeta madde, saydam. İkincisi karanlık, ışık yok, çünkü ışık bir dalga, dalga boyu. Yani bizim anladığımız anlamda dışarıda bir ışık yok, şu parlaklık şeklindeyiz, simsiyah karanlıktır, sadece dışarıda dalga boyları vardır. Mesela, dışarıda ses de yok. Yani ses dalgaları var. Mesela şu an televizyon dalgaları, radyo dalgaları burayı doldurmuş durumda. Biz televizyon sesi duyuyor muyuz şu an, radyo sesleri duyuyor muyuz, duymuyoruz, her yer dolu. Ne zaman duyarız? Onu bir radyo, ses haline getirdiğinde duyarız ve beynimiz duyar bunu, radyo yine olmaz, radyo yine dalga meydana getirir, dalga haline getiriyor, kulağımıza dalgalar gelir. Tabii burada, beynimizde elektrik akımı olarak gelir, biz elektrik akımını ses olarak duyarız. Dolayısıyla dışarıda ses yok. Benim anlattığım bu, bunu bilen bir insan zaten Allah’a mecburen iman eder. Yani Said Nursi’nin anlattığı bu değil, benim anlattığım, bambaşka bir şey anlatıyorum ben. Benim anlattığım bu konuyu, gerçekten kavrayan bir insanın, Allah’a iman etmenin dışında ikinci bir yolu zaten olamaz. Yani ikinci tercihi olacak gibi bir durum yoktur bunda, net iman etmek durumundadır insan. Evet, geçebiliriz bu konuyu.
SUNUCU: Peki, yine Trabzon’dan bir sorumuz var, bu sefer de. “İyi akşamlar, geçen gece izlediğim röportajınızda, çok önemli, can alıcı konulara parmak bastınız. Zorluk zamanında, ateistlerin, inanmayanların olduğu ortamda iman etmenin çok değerli olduğunu, sıcakta oruç tutmanın, her koşulda namaz kılmanın, uykusuzken, yorgunken çaba göstermenin sevabının çok daha fazla olacağını söylediniz. Hocam, bu durumu sizin hayatınızda çok canlı olarak görüyoruz. Masonlardan, komünistlerden, Darwinistlerden size karşı ciddi bir tepki ve engelleme olmasına rağmen siz, Marksist, Leninist, Darwinist ideolojilerinin insanlığa getirdiği tüm belalar karşı yıllardır çok güçlü bir fikri mücadele veriyorsunuz. Varlığınız ve Allah yolundaki şanlı mücadeleniz bizim için büyük bir şevk vesilesi’’ demiş.
Bu bir soru değil, çok özür dilerim, sadece bir görüşmüş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
SUNUCU: Ben bu arada sizin eserlerinizin var olduğu web adresini vermek istesem müsaadenizle.
ADNAN OKTAR: Tabii tabi çok güzel olur.
ADNAN OKTAR: Var mı yeni sorularımız?
SUNUCU: Aslında ben biraz karıştırdım buradakini.
ADNAN OKTAR: Olsun hayır vardır, o zaman ben başka bir konu anlatayım.
SUNUCU: Siz evet Hocam konuya geçin isterseniz ben de sorularımı toparlayayım burada, olur mu?
ADNAN OKTAR: Nasıl istersen…
Benim o Risale-i Nur talebesi olan kardeşlerimin sitesinde bir arkadaşımız bana şikâyetçi bir üslupla konuyu bildirmiş. “Hocam böyle diyorlar, ne diyelim? “ diye. İkinci itirazları da Said Nursi’nin Mehdi ile ilgili görüşlerini yanlış aktardığım kanaatindeler. Hâlbuki tam aksine Said Nursi yüzlerce sayfa Mehdi’nin bu yüzyılda geleceğini belirtmiştir. Diyorlar ki; “Said Nursi orada bir taktik yapmıştır, yöntem yapmıştır, kendisini gizlemek için bunu söylemiştir. Aslında kendini kastetmiştir.” diyorlar. Bir insan yüzlerce sayfa yalan söyleyecek gücü bulamaz. Ve said Nursi gibi büyük bir alime yüzlerce sayfa yalan söylediğini iddia etmek, çok büyük ayıp, günah ve bühtandır. Mesela bana soruyorlar; “sen Mehdi misin?” diyorlar. Ben hayır değilim diyorum yemin ediyorum. Said Nursi de bu kadar der bitirirdi. Yani değil mi? “Ben Mehdi değilim” derdi, konu biterdi. Niçin yüzlerce sayfa yalan söylemek durumunda kalsın? Mesela bak, “benden sonra gelecek” diyor, Kuran ayeti ona işaret ediyor, ebced de çıkartıyor “benden yüzyıl sonra, bir asır sonra gelecek o zatlar’’ diyor, değil mi? “Bu meseleyi tam anlamıyla çözecekler, tam anlamıyla halledecekler’’ diyor. “Ve üç vazifeyi birden yapacaklar’’ diyor. Niçin böyle kapsamlı bir yalan söylesin, değil mi? “Saltanat âleminde, siyaset âleminde, diyanet âleminde bütün görevleri aynı anda yapacak”diyor Mehdi. “Üç Mehdi’den bahsediyor Said Nursi’’ diyorlar. Kardeşim niye delil istemiyorsunuz o zaman? Nerede demiş üç tane? Bana bir tane yazılı göndersinler. Mesela internet sitelerine koyabilirler, bizim sitelerimize koyabilirler. “Bak şurada üç tane diyor’’ desinler. Hâlbuki her yerde baktığımızda tek bir Mehdi’den, büyük Mehdi’den bahsediyor Said Nursi ve “üç görevi de yapacak’’ diyor. “Ama geçmiş Mehdiler bu görevlerin bir tanesini, tek bir tanesini bir cihette görmüşlerdir’’diyor yani bakın “üçünü birden yapmak dışında, tamamen dışında, üç görevden sadece bir tanesini yapmışlardır’’diyor, “onu da bir cihette yapmışlardır, yani bir yönüyle yapmışlardır’’ diyor “bütününü de yapmamışlardır’’ diyor. Yani bir görevin tamamını yapmamışlardır.”diyor. “Fakat Mehdiye gelince tamamını bütünüyle yapacaktır’’diyor, “üç görevi de mükemmel yapacaktır’’diyor, bütün olarak. “Bir cihette değil, her cihette üç görevi tam yapacak ve bitirecektir’’ diyor. Buna delil mi istiyorlar? Ben çok fazla delil vereyim. Yani öyle bir konu yok. Mesela; şu benim kitabımı alırlarsa; bakın bu piyasada satılıyor. Said Nursi’nin yüzlerce delilini bu kitabın içinde bulabilirsiniz. HAZRETİ İSA VE HZ. MEHDİ BU YÜZYILDA GELECEK- Adem Yakup’un… İşte bu eserde bütün kapsamıyla, detayıyla yüzlerce Said Nursi’den delil var. Ama aksini söyleyen kardeşlerimiz bir tane delil gösteremezler. Mesela diyor ki; “Maddiyun, tabiyun tanunu beşer içinde intişar etmesiyle’’ yani darwinist ve materyalist felsefe insanlık içinde gelişmesiyle, “her şeyden evvel “ diyor bakın, her şeyden evvel Mehdi’nin görevi olarak “felsefeyi tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır ve beşere ders vermektir.’’ diyor. “Bu vazifeyi onun bizzat yapmaya vakti, ve hali müsaade etmez” diyor. Yani Darwinizm ve materyalizm ile ilgili çalışmaları, bizzat kendisi laboratuarda orada, burada, paleontolojik çalışmalarını yaparak filan kendisi yapamaz diyor, vakti buna müsaade etmez diyor. “Ondan evvel bir taifenin’’ yani bilimadamlarının yaptığı çalışmaları hazır bir programı olarak alıp; “neşr ve tatbik edecek’’ kitap haline getirecek “ ve onlarla birinci vazifeyi tam yapmış olacak”, Darwinizm ve materyalizmi çökertecek diyor. Bunu bu şekilde yapacak diyor. Bu vazifeyi yaparken, yardımcısı olan kişilerden bahsediyor; “ talebeleri her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar’’diyor. Küçük bir arkadaş grubu olacak diyor. Bakın; “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar’’ özelliklerini söylüyor; “ihlas’’ yani samimiyet, “sadakat’’ Allah’a, kitaba ve imamlarına, Hocalarına sadakat ve “tesanüd’’ birbirlerine tam bağlılar, ayrılmıyorlar. “ Bir kısım şakirtlerdir’’ yani talebelerdir diyor. “Her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar’’diyor. O kadar fazla ki; kendisinden bir asır sonra geleceğini söylediği ifadeler Said Nursi’nin… Hatta onunla da bırakmıyor Said Nursi Hicri 1400 diye net tarih veriyor. “1400 yıl sonra gelecek bir hakikati asırlarında zannetmişlerdir” diyor birçok insan, “sahabeler dâhil’’ diyor. Bu kadar açık ifadeler varken; daha hala benim bu konuda doğru söylemediğimi iddia etmek çok çok samimiyetsiz. Çünkü bunu diyenlerin delil vermesi lazım… Verdikleri deliller çok samimiyetsiz oluyor. Şöyle; “Said Nursi bunu kapatmak için yalan söyledi’’ diyor. Mesela bu çok büyük bir ahlaksızlıktır çünkü yüzlerce sayfa, Bediüzzaman gibi; asil ve değerli bir âlimin yüzlerce sayfa kusursuz yalan söylediğini söylemek çok büyük bir vicdansızlıktır. O zaman bütün eserleri hakkında şüphe meydana getirir bu düşünce. O zaman orada da taktik yaptı diyeceksin, burada da taktik yaptı diyeceksin. Bir alime bu denir mi? Üstad diyor ki; “ben doğru bildiğim ne varsa hepsini yazdım ve benim kitabım dışında da bir şeye müracaat etmeyin’’diyor “ve yeni bir ilave, yeni bir düşünce de geliştirmeyin’’diyor. Gerçek bir nur talebesiyse kişi… Ama Said Nursi diyor; “gerçek sahipleri Mehdi ve şakirtleri gelir bu daireyi genişletir bu çiçekler sümbüllenir’’diyor. Bakın gerçek sahibi olarak Mehdi’yi belirtiyor Risale-i Nur külliyatı… Çok sarih, açık kendi ifadesi… Ve “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek’’ diyor. “Risale-i Nur külliyatından istifade edecek, onu okuyacak ondan delil verecek, hizmetini o kitaplarla etkili olarak sürdürecek’’ diyor Said Nursi Hazretleri.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah evet… Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, zaten kendisinin zemin hazırladığını, pişdar bir neferi olduğunu söylüyor, seyyid olmadığını söylüyor.
ADNAN OKTAR: Ve bakın diyor ki; “onun üç büyük vazifesi olacak’’diyor Emirdağ Lahikasında… “Ve onun üç büyük vazifesi olacak’’. Hani bir taneydi değil mi? “Onun’’ o ne demek? Bir kişiden bahsediyorsun, şahsı manevi o şeklide olur mu? Bakın şu kitap da aslında; AHİR ZAMAN GERÇEKLERİ isimli kitap, bu da çok özlü bir eser bunu da alırlarsa, çok detaylı bilgi var bu kitapta da, Ahir Zaman Gerçekleri. “Gerçi” diyor “her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi, müceddid geliyor, gelmiş’’ yani çok fazla Mehdi geldi bu zamana kadar diyor. “Fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle’’ demin anlattığım konu “Ahir Zamanın Büyük Mehdisi unvanını alamamışlardır’’ diyor Emirdağ Lahikası sayfa 260. Bakın ben delil veriyorum. Benim karşımdakilerin de delille konuşması lazım. Bakın mesela diyor ki “İstikbali dünyeviye de 1400 sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarında karib(yakın) zannetmişlerdir’’ diyor. 1400 yıl sonra gelecek diyor Mehdi.
ADNAN OKTAR: Biz kaçtayız?
OKTAR BABUNA: 1430. Yani 1980’den itibaren geleceğini söylüyor.
ADNAN OKTAR: Evet… “Hakiki bekleyenler ve bir asır sonra gelecek o zat dâhil’’ bak hakiki bekleyenler, bir asır sonra… Mehdi’nin geleceği yılı da belirtiyor, bir asır. Said Nursi 1300’lerde geldi. Şimdi kaçlardayız? 1400 yani bir asır sonra 1400 çok net. Evet, bu konulara yine gireriz. Sizin varsa sorunuz yine devam edelim.
SUNUCU: Kısa bir reklam arası alsak? Sayın seyirciler kısa bir reklam arasından sonra biz yine buradayız.
Ve programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam buyurun, tekrar söz sizde.
ADNAN OKTAR: Devam edelim bu çok önemli bir konu olduğu için; Risale-i Nur külliyatında bu yaklaşık 50-60 seneden beri bir tartışma unsuru. Ben bunu açıklığa kavuşturmak için anlatıyorum. Hakikatten çok değişiklikler oldu ama iyice vurgulamakta fayda var.
ADNAN OKTAR: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor Said Nursi Hazretleri, “sonra gelecek o mübarek zat”, bakın sonra gelecek diyor, niçin böyle bir yalan söylesin? “O mübarek zat” diyor “Risale-i Nur’u bir program olarak neş ve tatbik edecek”. Risale-i Nur Külliyatı’nı çok güzel bir delil olarak insanlara sunacak ve anlatacak. Yani Mehdiyeti, ahir zamanı anlatırken, imani konuları anlatırken Risale-i Nur’u kullanacak diyor. Böyle bir yalana niçin ihtiyaç duysun? Mesela Tasdik-i Gayb-i Sayfa 9. Bakın “ taa ahir zamanda hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakitleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir ve bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz”. Şimdi bu kadar kapsamlı bir yalana niye gerek duysun Said Nursi Hazretleri? Besbelli ki samimi bir ifadesi, bakın ahir zamanda, “taa ahir zamanda”, bu devrimizi söylüyor, “hayatın geniş dairesinde”, şu an oluştu bu da, “asıl sahipleri”, bakın gerçek sahipleri diyor, yani Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahipleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakitleri, bakın Mehdi (a.s.) ve talebeleri şahs-ı manevi değil, Mehdi (a.s.)’yi ayrıca belirtiyor. “Cenab-ı Hak’kın izniyle gelir”, gelecekler diyor. Allah’ın ismini kullanarak niçin yalan söylesin Said Nursi değil mi? “O daireyi genişletir”, daha da artıracak diyor Müslümanların sayısı iyice genişleyecek. “Ve o tohumlar sümbüllenir”, o zaman daha yeni gelişmeye başlayan Müslümanlık iyice gelişir, güçlenir. “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz”, ben de o an ölmüş olacağım diyor, mezarda olacağı ve kabrimden Cenab-ı Allah’ın izniyle şükredeceğim ve sevineceğim diyor. (Kastamonu Lahikası, Sayfa 99.) Bu yalana benziyor mu bu söz? Taktiğe benziyor mu? Çok net. Efendim,
OKTAR BABUNA: Materyalizm’i, Ateizm’i, Darwinizm’i susturacağını söylüyor. Onun döneminde böyle bir şey olmadı. Tasdik-i Gayb-i de ve Emirdağ Lahika’sında geçiyor bu şekilde inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR : Tabii. Bak diyor ki, büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var. Gerçek Mehdi (a.s.), bak büyük Mehdi (a.s.)’nin, çok vazifeleri var ve “siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, mücadele aleminde çok dairelerde icraatları olduğu gibi”, bu yalana benziyor mu bu söz ? Gayet net, bak bütün bu görevlerin hepsini yapacak diyor. Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde ayrı ayrı Mehdi (a.s.) gelecek demiyor. Büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var diyor. Bir tane büyük Mehdi (a.s.)’den bahsediyor, onun da çok vazifesi var diyor. Neymiş bunlar? “Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, mücadele aleminde” yani cihat aleminde. “Çok dairelerde icraatları olduğu gibi” diyor. Mesela efendim, başka. Mesela bak o zatın 3. vazifesi diyor, 1. vazifesi diyor, ayrı ayrı yazmış. “İttihat-i İslama bina ederek” İslam Birliği üzerine kurarak “isevi ruhanilere, dindar Hıristiyanlara ve Hıristiyan alimleriyle ittifak edip”, bakın bunları da yapacak diyor Mehdi (a.s.). “İttihat-i İslama bina ederek”, bir kere İslam Birliği üzerine olacak, Türk İslam Birliği oluşacak diyor. Üstad zamanında oldu mu bu Bediüzzaman’ın?
OKTAR BABUNA: Olmadı.
ADNAN OKTAR : Olmadı. “İsevi ruhanileriyle, dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle ittifak edecek” diyor. Bu oldu mu Said Nursi zamanında? Olmadı. “Din-i İslam’a hizmet etmekle” diyor “bu vazife pek büyük bir saltanat ve kuvvet milyonlarca fedakarlarla, milyonlar fedakarların katılmalarıyla tatbik edilebilir”. Mehdi (a.s) devrinde böyle olacaktır diyor. Bu yalana benziyor mu bu sözü? Bakın “Hz. Mehdi(a.s)’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsade edemez”. Çünkü diyor faaliyetleri onunla ilgilenmeye vakit bırakmıyor diyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife, bir topluluk bir cihette bir yönüyle görecek. Yani Darwinizm, Materyalizm karşı çalışma yapan insanlar onun bir kısım bilgilerini elde edecekler, bir cihette görecekler diyor. O zat, o taifenin uzun tetkikatiyle, yani laboratuvarlarda orada-burada yaptıkları incelemeleriyle, yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam olacak, yani Darwinizm’i ve Materyalizm’i tam susturacak diyor. Bununn yalan gibi bir görünümü var mı? Taktiğe benziyor mu bu ifade? Yani en iyisi işte bu, bakın, bazı amalin fazilet ve sevaplarından bahseden hadis-i şerife güzelce anlaşılmadığından akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim, onların bir kısmına zayıf, hadislerin bir kısmına zayıf, veya mevzuu hadis demişlerdir. İmanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısmı da inkara kadar gitmişlerdir. Şimdi böyle alimler varya böyle enaniyeti kavi, imanı zayıf, onlar da diyor inkara kadar gitmişlerdir diyor. Yani Mehdi (a.s.) yoktur, İsa (a.s.)’da gelmeyecektir gibi. Ama en iyisi işte bu kitabımı alıp okumaları. Ahir zaman Gerçekleri kitabı yahut demin gösterdiğim kitabı alıp okumaları.
Evet inşaAllah, var mı yeni sorular?
SUNUCU: Evet var. Şunu hemen size yöneltmek istiyorum. Bursa’dan Berk sormuş size. “Selam değerli Hocam.”
ADNAN OKTAR : Aleykümselam.
SUNUCU: “Programda samimiyet ile ilgili anlattıklarınızdan sonra yeteri kadar kendi samimiyetimin olmadığını fark ettim. Allah affetsin. Sizin kitaplarınızda ve röportajlarınızda anlattığınız samimiyeti yaşamak nasıl olur? Ben de istiyorum ve her defasında aynı durumlarda aynı hataları yapıyorum. Bir insan samimiyetini ve kendini sıfırlayıp yeniden başlamak isterse neler yapabilir?” diyor kendileri.
ADNAN OKTAR : Tabii aslında her gün yeniden başlayacak insan. Yani bir evvelki günü esas almayacak, yani o tamamdır demeyecek onu eksik görecek, yeniden yepyeni bir başlangıçla ertesi güne başlayacak. Her sabah yeni bir başlangıçtır. Samimi olmanın yolu kendini kasmamaktır, beynini kasmayacak, ruhunu kasmayacak, insanlardan etkilenmeyecek. Çünkü insanları Allah yaratıyor, onlar da Allah’ın kulu. Daha önceki çocukluğundan kalma alışkanlıklarının da etkisi altında kalmayacak. Konuşturanın Allah olduğunu bilecek. Düşündürenin Allah olduğunu bilecek. İman ettirenin de Allah olduğunu bilecek. Yani hani ben nasıl ederim, ben nasıl ederim değil, Allah’ın yaratmış olduğunu o zaten görecek. Şimdi insanın yapacağı bir şey yok orada. Kaderde zaten her şey olup bitti, bir an içerisinde sonsuz önce ve sonsuz sonra bitti, Allah katında oldu bitti. Biz dua ederken Allah’ın yapıp bitirdiğini görmek arzusuyla dua ediyoruz. Yani Cenab-ı Allah zaten yapıp bitirmiş. Bizim yapacağımız Allah’a kendimizi iyice bırakmaktır, tam teslim olmaktır. İnsanlar bunu yapamıyorlar. Mesela bir şey olduğunda hep kendi yapacak zannediyor. İşte bu şirk olur. Bu çok anormal bir harekettir. Mesela konuşurken, konuşmaya hazırlanırken yahu ne konuşacağım şimdi ben diye heyecanlanıyor. Mesela parmaklarını çıtlatıyor biliyorsun birçok insan, mesela tansiyonu çıkar heyecanlanır, halbuki o hiçbir şey konuşmayacak. Sadece Allah onu konuşturacak, o kaderin dışında hiç konuşamaz, tek kelime, boş yere tedirgin oluyor. Ne bir kelime fazla konuşabilir ne bir kelime eksik konuşabilir. Mesela dili sürçüyor, hata yapıyor, o dil sürçmesi kaderindedir. Yani bin kere olsa yine dili sürçer hata yapar.
SUNUCU: Ne kadar dikkat edersek de...
ADNAN OKTAR: Ne yaparsanız hiç bir şekilde o değişmez. Yani bütün mimiklerini, konuşmalarını hepsini Allah hazırlar. Yani insanın ses meydana getirme gücü yok. Öyle bir kabiliyeti yok. Yani doğrudan Allah yaratır hepsini. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet. Bir de Hocam şöyle bir şey de var değil mi? Yanlış yapıyoruz, hata yapıyoruz ve bundan bir pişmanlık duyuyoruz. Tövbe etmek istiyoruz ve genelde bunu gizlice yapmak isteriz ki insanlar yanlışımızı günahımızı bilmesin. Tövbe ettikten sonra aradan bir süre zaman geçer uzun ya da kısa insan yeniden nefsine yenilip aynı hataları yapıyor ve bu sefer daha büyük bir sıkıntı yaşıyoruz çünkü daha önce tövbe ettik ve tövbe ettiğimiz bir hatayı tekrar ediyoruz. Bu konuda bu zayıflığımız için ne diyebiliriz? Yani bu zayıflıktan biz nasıl arınabiliriz?
ADNAN OKTAR : Bir kere zayıflığı Müslüman kendine yedirmeyecek yani kabul etmeyecek onu. Yani kendini adeta bir robot gibi kullanacak. Yani emredecek, ben diyecek ki mesela kalk diyecek kaldıracak kendini otur diyecek oturacak. Mesela şunu yapma diyecek yapmayacak. Farz edelim sigara içiyor, içmiyorum diyecek yani. Yani onu sanki onu böyle sürüklüyormuş gibi, sanki boynundan tutan onu çeken biri varmış gibi bir üslup insana yakışmaz yani izzet-i nefsine bunu yakıştıramayacak Müslüman. Yani yapmıyorum o kadar, yani bu kadar basit. Yani sigara beni zorla oraya götürebilir mi, çekebilir mi ? Yapmıyorum. Yani oturup işte sigara içmedim mi perişan oluyorum falan bunlar laf. Benim arkadaşlarım var mesela söylüyorum sigarayı bırak diyorum, hemen bırakıyor. 10 yıllık 15 yıllık arkadaşım var. İnsanın kendine Allah rızası için bir saygı duyması lazım ve azmedecek. Yani ne gerek kendini aşağılayacak, ezecek bir şeyi yapmanın alemi ne? Allah’a karşı küçük düşürecek bir şeyi yapmanın alemi ne? Yapmıyorum dersin ve beton gibi, çelik gibi bir irade kullanırsın hayatın her safhasında onu yaparsın. Mesela sabah kalkacak, kalkamıyorum falan diyor. Yok, kalk dersin kaldırırsın kendini. Ne demek kalkamıyorum yani. Yani tek bir emre bağlı değil mi vücut? Yani hangi emrimizi yerine getirmiyor vücut değil mi? Mesela ben kalemi alıp buraya koymak istiyorum, hadi al diyorum gelip hop koyuyorum, bu kadar basit. Yani vücut uysaldır, beden çok uysaldır Yani tam bir köledir, insanın emrindedir. Tam boyun eğmiştir, yani böyle bir makine gibidir. Sadece emir vereceksin. Sigara içmiyorum bitti. Mesela içki içiyorsa, içmiyorum diyecek bitti. Anında konu kapanır. Veyahut herhangi bir günah işliyorsa, yapmıyorum der bitirirsin. Yani vücut uysalca onu hemen dinler zaten. Yani hiçbir sorun çıkartmaz. Vücudun, vücuda bu emri vermenin zor olduğunu zannediyor insanlar, halbuki çok çok kolaydır ve onun dinlemesi de çok kolaydır. Mesela korkma dersin, korkmaz. Mesela git dersin, gider. Yani bunu insanlar gözünde büyütüyor, daha önce şartlandırdıkları için yapamayacaklarını zannediyorlar. O şartlandırmayı kaldırmak lazım. Vücuda emir vermek de kolaydır, vücudun emri dinlemesi de çok kolaydır. Yani bakın, göreceksiniz son derece kolaydır.
SUNUCU: Bunu aksi şekilde gösteren insanlar sizce bahaneye mi sığınıyorlar? Yaptıklarının ardına sığınıyorlar.
ADNAN OKTAR : Tabii ki. Böyle geçmişten kalan bilgilerden kaynaklanıyor bu. Çocukluktaki bilgiler insanı çok tahrip eder. Yani insanların hep canının yandığı nedir biliyormusunuz? Çocukluktan kalan beyne oturmuş bilgilerdir, yani alışkanlıklardır. Mesela korku çocukluktan öğrenilir. Küsme, darılma, ağlama, üzülme, korkma, iradesizlik, çekingenlik bunlar hep çocukluktan kalma düşüncelerdir. Mesela çocukluktan itibaren beyine o verilmiş olmasa insan bunu hiç bilmez ve otomatik yaparsın. Mesela vücudun söz dinleme gücü son derece yüksek ve kolaydır ve vücuda emir vermek de bir o kadar kolaydır. Yani insanlar bunu yaşayarak gördükleri vakit hemen anlarlar. Ama çocukluktan itibaren, işte diyor ki mesela sigarayı bırakmak çok güçtür diyor, vücudun nikotine ihtiyacı vardır. Bir almazsan perişan olursun diyor. Hiç bir şey olmaz. Nikotin zehir etkisi yapan bir madde. Almadığında da gayette sağlıklı olursun, hiçbir şey de olmaz. Yani içmiyorum dersin, vücut sana niye içmiyorsun demez. Ama çocukluktan kalan bilgileri devreye sokarsan, işte biraz sonra perişan olacaksın, başın ağrıyacak, işte debelenmeye başlıyacağım, bu garip yalanlarla kendini kandırırsa bu olur. Yani mutlaka bir kılıf buluyor insanlar, yani kendini kandıran sahte bilgilere aldanıyorlar. O sahte bilgilerin hepsini şöyle elinin tersiyle itecek, diyecek bırak onları diyecek, bana yalanı mavalı bırak diyecek, böyle şeylere gerek yok. Çok sade, akıl sadeliğin içindedir. Zeka, detaylara girdirir insanı, zeka insanı boğar. Akıl insanı açar. Zekada biliyorsun, çok zeki insanlar cinayet işlerler, banka soyar, başını belaya sokar. Zeka insanın başını belaya sokar. Akıl insanı rahatlatır, rahat yaşatır. Yani akıllı insanın ne kendine zararı olur ne etrafına zararı olur. Ama çok zeki olan kendine de zarar verir, etrafına da zarar verir, çünkü sürekli zekası detaylara girecektir, detaylarda boğulur ve olumsuz yerlere de onu sürükler. Olumluya da gider, olumsuza da gider zekada. Ama akıllı sadece olumluya gider, pozitife gider.
SUNUCU: Zekada iki seçenek de var.
ADNAN OKTAR: Evet. Zekada tabii sürekli iki tarafa yatkındır insan.
SUNUCU: Rahmani de kullanabilir, şeytani de.
ADNAN OKTAR Şeytani de. Her an yapabilir. Ama akılda tek yanlıdır. Sürekli pozitif, kısa ve özlüdür. Mesela haram bir fiil vardır, yok yapmayacağım der gayet sakin rahat hiç kesinlikle yapmaz. Ama zekada, işte bak şöyle olacak böyle olacak şeytani bilgi yoğun olarak gelir, olumlu bilgi de yoğun olarak gelir, ama elliye elli olur ve titrek adam derler ona biliyorsunuz yani titrektir, karar veremez. Yani tül gibidir, bir dokunsan denge hemen bozulur. %51 ile iyiye doğru gidebilir, %51 ile de kotüye doğru gidebilir, yani 50-50 yaşadığı için. Ayette de diyor, onlar tereddütleri içerisinde bocalar durular diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, mütemerrit, yani tereddüt içinde, tereddüt içinde sallanırlar diyor Allah ayette. Müslümanda tereddüt içinde sallanma yok, net. Mesela bak ben buraya geleceğim diyorum o kadar. Yani hiçbir engel beni, ama mesela zayıf bir akıl olsa insan, zekası olsa, ya mesela bugun uykunu fazla almadın, yahut istersen biraz gezin, başka yerde arkadaşlarınla görüş, yani bugunu iptal et, yani böyle...
SUNUCU: Gibi bahaneler.
ADNAN OKTAR: Çok fazla bahane geliştirebilir. İşte zeka bunu sağlıyor. Akılda kesindir, o Allah’ın rızasına en uygun olan budur, Allah’ın rızasına uygun olan en güzel şeyi de yaptığıma göre ben bunu yapacağım dersin biter. İnşaAllah.
Evet. Biz Mehdi (a.s.) konusunu zaten zaman zaman açıklıyoruz, ben bugün de açıkladım. Biraz inatçı bir şey çünkü Said Nursi eğer Mehdi (a.s.) olmazsa ona karşı saygı sevgi olmayacak zannediyor. Halbuki Mehdi (a.s.)’nin bir öncü talebesiyim diyor, ben pişdar bir neferiyim ona zemin hazırlıyorum diyor ve onun için çok büyük bir şereftir Said Nursi Hazretleri için. Ahirette Cenab-ı Allah onu cennetine aldıktan sonra, yani insan biz burada insanları yarıştırmakla mükellef değiliz ki. Kim kimden üstündür yarışında da değiliz biz. Hz. İsa (a.s.)’da gelecek, Mehdi(a.s.)’de çıkacak değil mi? Onlar hep Allah’ın kulu. Biz bilemiyoruz, mesela Mehdi (a.s.) cennete de gidebilir cehenneme de gidebilirim diye düşünecek. Yani biz de öyle düşüneceğiz yani Mehdi (a.s.) için. Cennete de gidebilir cehenneme de gidebilir, çünkü zann- ı galiple Allah’u Alem Mehdi (a.s.) diyeceğiz. Yoksa yüzde yüz bir kanaatimiz gelmez. Yani yüzde yüz kanaatimiz gelmez derken farz değil, yani kanaatimiz gelir de ona inanmamız farz değil, bir mecburiyetimiz yok. Kuran’a inanmamız farz, ama Hz. Mesih (a.s.) geldiğinde bile onun Hz. İsa (a.s.) olduğunu kabul etmek, kabul etmemiz farz değil bizim. Biz zann-ı galip ile anlayacağız. Yani vicdani kanaatimizle kanaat getireceğiz. Mesela Hızır (a.s.)’ı da, insanlar mesela görür Hızır (a.a.)’ı vicdani kanaatla anlarsın Hızır (a.s.) olduğunu. Cin olabilir, cin diye de düşünebilir bir insan istese değil mi? Ama bu Hızır (a.s.)’dır diyoruz ona, vicdani kanaatinle. Çünkü Hızır (a.s.) bir anda şekil değiştirebiliyor, görüntü değiştirebiliyor, eşya haline de gelebiliyor. İnsan düşünebilir acaba halüsinasyon mu görüyorum diyebilir. Veyahut acaba cin geldi de cin çeşitli şekilleri mi giriyor diyebilir. Ama onun Hızır(a.s.) olduğu üslubundan, konuşmasından, efendiliğinden, aklının derinliğinden, hitabetinden her şeyinden anlaşılır. Peygamberler de öyle anlaşılıyor. Mesela Hz. İsa (a.s.)’ı yüzünden anlarız bakar bakmaz anlaşılır. Yani sırf gözlerinden bile anlaşılır peygamber olduğu. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz onu inşaAllah, bir de zaten üstadın söylemelerinin dışında da yüzlerce alamet, onun döneminde hiçbiri olmadı.
ADNAN OKTAR: E canım tabii, mesela İttihat-i İslam olacak diyor Mehdi (a.s.) zamanında. İttihat-i İslam oldu mu? Olmadı. Mesela Mehdi (a.s.) hakim olcak diyor, Said Nursi hakim oldu mu? Bilakis mahkumdu fakat onun için çok büyük bir şeref. Çok büyük bir nimet. 30 yılı hapiste geçmiştir. Tabii o, aslında o devrin yeniden bir elden geçirilmesi gerekiyor yani. Bu, bu mübarek insana bu kadar zulümü nasıl yaptılar ve niçin yaptılar ? Yani akıl sır alacak gibi değil. Said Nursi Hazretleri mütevazi ve mazlum olduğu için fazla bilgi vermiyor. Bu 30 yıl işkencenin mutlaka bir hesabı sorulması lazım. 30 yıl hapis etmek ne demek bir insanı, ne yapmış? Yani vatanın birliği, bütünlüğü için uğraşıyor, Türk İslam Birliği için uğraşıyor, anarşi terör olmasın diyor, bütün insanlar iman etsin, birbirini sevsin kardeş olsun diye uğraşıyor ve 30 yıl hapis yatırılıyor. Bu çok çok büyük bir olay ve her yerde sürgün. Şuraya gideceksin, buraya gideceksin, şuraya girmeyeceksin, buraya girmeyeceksin. Mesela Urfa’ya gitmişti son vefatı öncesinde, Allah rahmet eylesin. Namık Gedik, hayır girmeyeceksin Urfa’ya diye talimat, o zaman İçişleri Bakanı. Emniyet, o zamanın polisleri, Allah razı olsun, vicdanen acıdıkları için, şefkat, merhamet, saygıdan, Allah’tan korktukları için, konuyu ertelemek için birçok bahaneler öne sürmüşler. Hasta demişler, işte araba bulamadık demişler. Araba bulamadıysanız o zaman çöp arabasına koyun yine getirin demiş. Üstad da demiş ki, kendi sonunu söyledi demiş. Öyle söylediğinde kendi sonunu söyledi demiş. Üstad’tan, vefatından birkaç ay sonra, bir değil mi? Ondan sonra birkaç ay sonra intihar etti, araba bulamadılar çöp arabasıyla götürüldü. Yani yüzlerce kerametinden bir tanesidir bu. Bak kendi sonunu söyledi diyor, ve çok acayip bir şey yani bak, adam bir tane sözü var, diyor onu çöp arabasıyla götürün diyor her halükarda. Üstad bunu söylüyor, arkasından intihar ediyor, acil olduğu için araba bulunamıyor ve çöp arabasına konup acil olarak hastaneye götürülüyor, zaten ölmüş, intihar ettiği için. Bu çok çok büyük bir harikadır. Yani böyle çok fazladır Said Nursi’nin harikaları. Bir tane, iki tane, on tane değil inşaAllah.
SUNUCU: Bir sonraki sorumuza geçsek. Pare Hanım göndermiş bize bu soruyu. “Hocam okuduğum bir haberde, İngiltere’nin gündemindeki önemli konulardan birinin de, İngiliz gençlerinin alkol sorunu olduğunu gördüm. Sarhoş gençler, sokaklarda kavga edip huzursuzluk çıkarıp, her türlü taşkınlığı yapıyorlar. Haberi okurken gençlerin geldiği bu noktada, çocukluklarından itibaren aldıkları Darwinist eğitimin etkisini düşünmeden edemedim. Evrim teorisine göre birbirlerini bir tür hayvan olarak gördükleri için, güzel ahlak göstermeye gerek duymayan amaçsız gençler yetiştiriliyor. Oysa Allah korkusu olan, Kuran ahlakının güzelliklerini, merhametini, sevgiyi, dostluğu bilen bir insan, asla böyle hoş olmayan tavırlar göstermez. Siz ne dersiniz?” diye sormuşlar.
ADNAN OKTAR: Kuran ahlakı hakim olsa, İslam ahlakı hakim olsa, o kadar mutlu oluruz ki. İnsanlar yani gençler nasıl sevinç içinde olurlar. Müthiş sıhhatli, sağlıklı olurlar. Böyle asık yüzler, soluk yüzler, neşesiz ortam, soluk sokaklar, böyle yaşlanmış şehirler, tozlanmış, çürümüş bir hayat ve ortam kesinlikle olmaz. Pırıl pırıl, zinde, güçlü, çok neşeli bir hayat olur. Yani ne intiharlar olur, ne anarşi terör olur, ne bölücülük olur. Mesela bak Alevi kardeşlerimizin rahatsızlıklarını görüyorsunuz. Kürt kardeşlerimizin rahatsızlıklarını görüyorsunuz. Başka insanların, kendi milletimiz, hepsi bizim milletimiz zaten hepsi bizim kardeşimiz. Yani toptan rahatsızlıklarını görüyorsunuz. Şefkat, merhamet ve sevgi hakim olduğunda bunların hiçbiri olmaz. Bugün gelmeden önce Habertürk’te Mustafa Sarıgül konuşuyordu, yine de tabii, böyle samimi sayılır Mustafa Sarıgül bence. Yani birçok insana göre samimi üslubu. Fakat Güneydoğu ile ilgili yine aynı başkaları gibi aynı hatayı yaptığını gördüm. O gençleri diyor yemeklerini yedirsek, karınlarını doyursak, onları evlendirsek, ya bir kere çorba morba sorunu değil bu olaylar. Yani o çocuklar aç kaldıkları için işte böyle oluyorlar, bunlar çok mantıksız sözler. Burada bir ideoloji savaşı var. Yani Allah’a inanlarla inanmayanların bir mücadelesi var. Fikir mücadelesi var. Dolayısıyla olay, annesinin çorbasını içmemesi veya evlenememesinden dolayı dağa çıkmış değil. İnsan kendisini öldürttürür mü dağda çıkıp? Evlenemiyorum, yani adam evlenemiyor, ne yapsın, dağa çıksın da bari adam öldürsün. Böyle mantık olur mu? Yahut kendisini öldürttürsün. Olacak iş mi bu yani? Bununla bunun alakası yok. Tek sebebi ideolojik eğitimdir. Allah inancı olmadığında bu tarz bir reaksiyon meydana gelir. Dünyada inanmayanlar ile inananların mücadelesi var şu an. Yani gürül gürül bu devam ediyor. Başka hiçbir şey yok dünyada. Yani PKK sorununun arkasında, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün arkasında başka bir şey yok. İnananlar ile inanmayanların mücadelesi vardır. Cumhuriyete sahip olan, Atatürkçü, milliyetçi, dindar, mukaddesatçı Türk Milleti ile; onu yıkmaya ve devirmeye çalışan, Cumhuriyet’i yıkmaya çalışan, Türkiye’yi 20’nin üzerinde eyalete bölmeye çalışan, Marksist, Leninist, Stalinist iddia edilen Ergenekon Örgütü ve PKK karşı karşıya gelmiştir. Ve bunun mücadelesi veriliyor şu an. Devlet kendisini koruyor şu an. Devlete tam anlamıyla destek gerekiyor. Bu ortamda devleti seyretmek çok büyük gaflet olur. Hani siz yenin biz bakalım olmaz. Herkes elinden gelen gayreti gösterecek. Her türlü bilgiyi ve belgeyi devlete sunmak durumundayız. “Korkarım ederim” yani bu da yakışmaz Müslümana, aklı başında. Yani üç beş tane zibidiye iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün çakallarına, oturup böyle normal adammış gibi, sanki bir şey varmış gibi ciddiye almak çok çok çirkin olur. Yani ürkeklik, korkaklık, Müslümana, aklı başında bir insana yakışmaz. Ellerindeki bilgiyi cesurca çok rahat bildirsinler, aktarsınlar. İsim yazması da şart değil, yani adını soyadını yazmasına gerek yok. Göndersinler, devletin bilgiye ihtiyacı var ki, gereken operasyonlar çok rahat yapılabilsin. Bunun sonucunda onlar da kurtulacak çünkü. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü denilince insanların aklına o tutuku olan adamlar geliyor. Benim o adamlarla, garibanlarla benim alıp veremediğim yok. Esas onların ağababalarıyla benim başım mücadele halinde. Bunlar özellikle emniyette ve en çok da yargı içerisinde örgütlenmiş durumdalar. Ve çok pişkin ve arsızlar. Yani adam gözümüzün içine baka baka icraatını yapıyor. Yani bütün Türkiye’nin gözleri önünde faaliyet yapıyorlar şu an. Bu arsızlıklarına karşı da Müslüman Türk Milleti’nin birbirleriyle dayanışma içerisinde olması; Aleviler, Kürtler, Türkler, hepimiz kardeşiz. Hepimiz bu vatanın evladıyız. Birbirimize çok iyi destek vereceğiz. Ortak karşıtımız olan iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı, PKK’ya karşı ve terör örgütlerine karşı birlikte, sevgiyle kardeşlik düşüncesiyle mücadele vereceğiz. Yani mesela birçok liderde ben görüyorum sertlik üslubu yani sert bir üslup. Sertlik bölünmeyi, ayrışmayı getirir. Yani Peygamberimiz’e Cenab-ı Allah söylüyor ayette; “eğer onlara” diyor karşı, “katı kalpli ve sert olsaydın, etrafından dağılır giderlerdi” diyor Allah. Bak, Peygamber olduğu halde. Etrafında toplanmazlardı diyor. Birlik ve beraber olmanızın nedeni diyor, senin onlara karşı şefkatli, merhametli olmandır diyor Cenab-ı Allah Peygamber’e. Onun için her ne kusur yaparlarsa yapsınlar, milletimizin fertlerine karşı şefkat, merhamet, sevgi, dostluk, kardeşlik duygularıyla yaklaşmak lazım. Bağırtı, çağırtı, şiddet, böyle tahdit, saldırılar katlamalı olarak bölünmeyi getirir Allah esirgesin. Birlik ve beraberlik isteyen mutlaka şefkati, sevgiyi ön plana alacak inşaAllah.
SUNUCU: Bir sonraki soruya geçsek yine, olur mu? “Hocam, şimdi Hülya Hanım şöyle bir soru yöneltmiş size, cinlerle melekleri görürken, yaşları itibariyle bu kadar çok şey yaşamış ve Peygamberleri dahi muhtemelen görmüşken, Allah’ın varlığına dair bu kadar açık delilleri görmüşken, nasıl oluyor da aralarında inkar edenler olabiliyor?” demiş. Biraz konumuzdan farklı oldu ama...
ADNAN OKTAR: Aynı insanlar gibi işte. İnsanlar da öyle, mesela biz diyoruz, beyninizin içinde yaşıyorsunuz diyoruz. Şu kadarcık yerdesiniz diyoruz. “E olabilir” diyor adam. Yani rengarenk, bak Allah renk meydana getiriyor, ışık meydana getiriyor beyninizin içinde ve ruhun bunu görüyor diyoruz. “E olabilir” diyor. Evrimin olmadığını ispat ediyoruz, üç yüz milyon fosil var diyoruz. “E o da olabilir” diyor. Yani Allah hidayet vermeyince oluyor. Cinler de kendilerini böyle bir elektron yığını gibi görüyorlar, bu dinsiz cinler. “Bu dağıldı mı?” diyor, bu elektron yığını, “e biz de yok olur gideriz” diyor. “Dolayısıyla ölümden sonra bir diriliş yok” diyor onlar da. Yani bakın onlar da görülmüyor, yani radyo dalgası gibi. Mesela şu anda da var burada, varlar fakat Allah’ın hikmeti, mesela maddenin içerisinden geçebiliyor. Mesela duvardan geçebiliyor, çelik kasanın içerisine girebiliyor, bu harika yapıya rağmen. Alenen ruh halinde bakın. Yani ruhun varlığına iman etmesine gerek yok artık, çünkü ruh, kendisi ruh. Buna rağmen ben diyor “bir elektromanyetik dalgayım” diyor, “dolayısıyla bir dağıldım mı bir daha da dirilmem ben” diyor. Ve iman etmiyorlar. Görüyorsun işte, bakın cinin varlığını, Kuran’da belirtilen cin, sen kendinsin. Oluşmuş ve ruh halindesin. Allah’ın kastettiği ruhu görüyorsun sen, ne olduğunu görüyorsun. Dolayısıyla ruh özellikleri gösteriyorsun, maddenin içinden geçiyorsun. Buna rağmen iman etmiyorlar. Yani zibil gibi dinsiz cin var. Geçenlerde de yine çağırdık, yani kaynıyorlar, hep dinsiz. Çok nadir aralarında iman eden. Onlara da nefes aldırmıyorlar. Onlarla bağlantı da çok zor oluyor o yüzden. Yani onların Müslümanlarla görüşmesine de müsade etmiyorlar. Onlar da daha hem güçlenememişler, yani sayı olarak da güçlenememişler. Onun için çok iyi eğitilmeleri gerekiyor. Yani Kuran bilgisi, iman hakikatlerinin anlatılması, yani vesveselerini gidermek gerekiyor. Yani insanlar gibi, bizim insanlarımız gibi yani. Vakit alıyor, eğer öyle olursa daha cesaretleri artıyor, daha iradeleri artıyor. Kararlı oluyorlar. Ama daha vakitleri var. Yani yaklaşık zannediyorum 10 yıl sonra cinler, Allah’ın izniyle daha sıhhatli ve kararlı olarak ortaya çıkmaya başlayacaklar inşaAllah.
SUNUCU: Allah’a iman etmeyen cinler peki direkt şeytan yanlısı mıdır?
ADNAN OKTAR: Şeytan oluyorlar tabii yani abuk-subuk yani insanları boş işlerle meşgul eder, vesvese verir, dikkatini dağıtır yani işi gücü yok çünkü böyle boş şeylerle uğraşır. İnsanları delalete düşürmek, vesvese vermek unutkanlık meydana geterir.
SUNUCU: Öyle mi?
ADNAN OKTAR: Tabii Kuran’da da var Az. Musa’da söylüyor birçok yerde de geçer “onu bana şeytan unutturdu” diyor. Birden bire insanın aklından gitmesine sebep olur. İnsanın beynine etki edebiliyorlar.
SUNUCU: Başka bir şeyle meşgul ettiği için mi?
ADNAN OKTAR: Yok yani beynine etki ediyor, unutturabiliyor. Yani mesela herhangi bir kelimeyi herhangi bir düşünceyi herhangi bir kelimeyi unutturabiliyor. Bir an için unutturabiliyor. O kadar şiddetli bir gücü yok ama ufak-tefek gücü var.
SUNUCU: Ben size kendi merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum, bu hazır cinler konusu açılmışken cinlerin insanlara görünme olayı nasıldır nedir? Yani bazı insanlar uyurken uykularında korkutulurlar, bazı insanlar gördüklerini zannederler biran bir korkuya kapılırlar ve bununla ilgili bazı söylentiler vardır. Cinler insanlara görünür mü? Görünürse nasıl görünür?
ADNAN OKTAR: Benim anneannem tarikat ehliydi yani anneannemin annesi yani tarikat ehliydi mesela onların evine annemin de bizzat gördüğü kendisinin de gördüğü... Annem sağ yaşıyor. Demir kapıdan içeri girdi diyor demir kapının içinden, normal girdi anneannen nerede dedi diyor, görüntü halinde yani böyle normal bildiğin insan diyor normal ama ben çocuktum diyor korkmadım diyor. Fakat anneannemin annesi onu gördüğünde titremeye başladı diyor yani çok şiddetli bir sarsıntı başladı diyor yani çok şiddetli korkmuş kadın bak o çocuk olduğu halde korkmamış o ama, o çok şiddetli korktu diyor. Bazı konuşmalar olmuş aralarında yine aynı şekilde diyor demir kapıdan kalın demir kapıdan diyor dışarı çıktı diyor. Kapı sürgülüyken diyor yani asma kilit var.
SUNUCU: Açmadan.
ADNAN OKTAR: Tabii böyle normal çelik kapı yani bakın iki tane görgü şahidi var o şekilde tarikat ehliymiş. Herhalde Nakşiymiş kadın daima zikir ehli oldukları icin onlar böyle biraz yoğunlaşmış anladığım kadarıyla bu konularda. Sonra annem ben odadaydım diyor içeride birden doluştular diyor ayakları sivri yani şu tarzda diyor kalem ucu gibi sivri, klasik yani hakikaten öyledir. Bütün dünyada görünümü öyledir kırmızı külahlı diyor, bütün dünyada öyledir kırmızı külahlıdır. Gören, cin çağıranların hepsi ittifak halindedir. Biraz da çirkin olur onların diş yapıları falan ama klasik görünümleri öyledir. İstediği zaman çok güzel bir kadın görünümünede girebiliyor güzel bir hayvan görünümüne de girebiliyor. Mesela akrep görünümüne girer çok yaygındır.
SUNUCU: Akrep neden?
ADNAN OKTAR: Evet akrep görünümüne, nedense onu seçiyorlar. Yılancı Hacı Macit vardı biliyorsunuz neredeydi o? Vefat etti ama...
OKTAR BABUNA: Tam nerede olduğunu hatırlayamadım.
ADNAN OKTAR: Bir ilde şimdi tam hatırlamıyorum da. Bakın Uğur Dürdar solcu bir insan ama çok dürüst bir insandır yalan söylemez o, yani öyle şamata yapmaz. Onun yılancı Hacı Macit’le olan bir programı vardı orada göstermişti. O cinciydi o insan, cin olan akreplere etki edebiliyordu. Mesela Uğur Dündar elini üzerine getirdi akrebi koydu akrebin yolunu kesti. Buradan bir yani manyetik alan oluşturdu akrep hayvan hakikaten yürürken birden oraya gelince durdu çarptı. Uğur Dündar gösterdi yani Uğur Dündar’ın kolunun üzerindeydi akrep yani alenen gösterdi. Hayvan ilerleyemedi, hayvanın zehirleme gücünü durduğunu söyledi yani şu an dedi ben emir verdim dedi hayvana, cin Allahualem, akrep yani cin akrep şu an dedi seni sokamaz dedi. Peki dedi Uğur Dündar çözerseniz sokar mı dedi, evet dedi sokar dedi çözüyorum dedi. Çözdü, hayvan hemen yakın çekim gösterdiler iğnesini batırdı Uğur Dündar’ın koluna ve soktu zehirini akıttı. Uğur Dündar dediki zehir etki etmeye başladı dedi. Kolum sancı şeklinde heralde ağrı şeklinde ilerliyor zehir dedi hemen müdahale etseniz dedi eder misiniz dedi yani bayağı telaşlandı Uğur Dündar. Alenen zehir ilerlemeye başladı tabii dedi geri eliyle manyetik alan oluşturdu, geri zehir Uğur Dündar’ın kolunda sokulan yerden geri çıktı. Yani kamerada gösterdi. Herkes gördü ama net yani oldu böyle oradaki akrep cin’di, cin akrepdi yani o yüzden öyle emir dinliyor, söz dinliyor. Mesela bu bütün Türkiye’nin gözü önünde olan olaydır. Eğer Uğur Dündar böyle bir konuda yalan söylüyeceğini düşünen varsa ben aklına şaşarım yani. Net ayrıca gördük yani gözümüzle de, kamerayla da gördük bu tarzdadır cinler inşaAllah. Yani annemin gördüğü anlattığı da o cindir. Fakat şimdi benim bilgilerim ben tabii ben fazla bilgi aktarmak istemiyorum. Çünkü insanları biraz telaşlandırabilir. Tedirgin edebilir. Ama şunu söyleyeyim 10 yıl sonra insanlar alıştırılarak cinleri görmeye başlayacaklar. 10 yıl içerisinde inşaAllah çünkü Hz. Süleyman dönemi gibi olacak cinlerden birçok bilgi alınacak sakladıkları birçok şeyin yerini söyleyecekler cinler mesela kutsal sandık bulunacak. Peygamber Efendimizin birçok emaneti var gizli kalmış onlar bulunacak. Tevrat’ın aslı bulunacak, İncil’in asıl bulunacak bunlar hep cinler kanalıyla olacak. Ama şu anda tabii fazla bir gelişme olacağını zannetmiyorum cinlerle ilgili yani kısmi olur. Fakat ama biz istediğimizde hakikaten önemli bir konu olduğunda cinden çok detaylı bilgi alabiliyoruz. Yani çok kapsamlı her türlü istediğimiz bilgiyi alabiliyoruz.
SUNUCU: Sizi tedirgin etmiyor galiba? Genelde insanları huzursuz eden bir konudur bu.
ADNAN OKTAR: Yalnız bakın ben açıkça şunu övünerek Allah’a hamd ederek söylüyorum. Cinler beni çok seviyorlar nereden delil veriyorum, cinlerle bağlantısı olanlar gidip sorsunlar beni ne kadar sevdiklerini hepsi anlatır. Yani hayret edecek şekilde bir sevgileri var. Yani bağlantısı olanlar sorabilirler. Yani bu ilmi bilenler bu ilmin içinde olanlar sorsunlar net yani hepsi beni çok seviyorlar inşaAllah.
SUNUCU: Şimdi bir iltifat daha var Hocam bunu paylaşmak istiyorum. Erol Sekin beyefendi göndermiş bunu, “selamünaleyküm demiş, sizi çok ama çok seviyoruz iyiki varsınız. Allah korkusunda sizin çok etkiniz var üzerimizde ben bir Alevi çocuğuyum evet namaz kılıyordum ama şimdi namaza ve İslam’a daha da güzel bakmaya ve kılmaya çalışıyorum ve kılıyorum. Hocam internette arkadaş eklerken genelde İsrail’den arkadaş bulmaya çalışıyorum bize her zaman kötü gösterildi Türk harici insanlar ama artık ben ve birçok insan uyandı. İnsanın ne kadar güzel olduğunu iyi olduğunu anlamaya başladık sayenizde. Size İslam yolculuğunda yardımcı olmaya çalışıyorum ve inanıyorum ki birçok insanda aynı anda aynı şeyi yapıyorlardır. Çok teşekkür ederim Hocam Allah yardımcınız ve yandımcımız olsun inşaAllah iyi yayınlar” dilemiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak ne güzel Museviler, onlar da bize Allah’ın bir emaneti kardeşlerimiz hatta onlar bizim canımız-ciğerimiz onların tüyüne dahi dokundurtmayız. Peygamber neslidir tertemiz insanlar. Oradaki masonları ayırmak lazım değil mi, zalim ateist olanları ayırmak lazım tertemiz Musevi dindar kardeşlerimizi ayırmak lazım, orada bir saplantıya girmek çok büyük hata olur her toplumun adileri vardır, her toplumun iyileri vardır. Biz adileri esas almayız, iyilerini esas alırız. Yani Türkiye’de de adi insanlar var, Fransada’da, Amerikada’da var ama iyiler her yerde vardır. Müslümanlarında iyisi vardır, kötüsü vardır. Alevi olmakta çok güzel bir şeydir. Hz. Ali’yi sevmek çok güzel bir şeydir. Bende Hz. Ali’nin neslindenim biliyorsunuz. Dedeme sevgi duyan herkesi ben 10 kat daha fazla severim inşaAllah.
SUNUCU: Hocam bu akşamki süremiz de burada sona erdi sizin söylemek istediğiniz son cümleleriniz var mı?
ADNAN OKTAR: Son cümlemiz Allah hepimize sağlık -sıhhat afiyet, bereket hidayet nasip etsin, mutluluk sevinç versin, kalbimizi açsın Allah, millet olarak bize bir güzellik nasip etsin ve Türk-İslam Birliği’ni Allah oluştursun inşaAllah en kısa zamanda inşaAllah.
SUNUCU: Sayın seyirciler programımıza burada son verirken yarınki kanalları açıklamak istiyorum ben size. Kahramanmaraş Tv ve Çay Tv de yarın aynı saatte sizlerle buluşmak üzere biz burada olacağız . Yine radyo kanallarını saymam gerekirse Yıldız fm 88.7, Genç fm 93.3, Mavi Karadeniz 106.4, Radyo 37 95.2, Emek radyo 101.0, Radyo enerji 90.0, Keyif fm 92.7 olarak canlı yayında yine sizlerle beraber bu saatte buluşuncaya kadar şimdilik hoşçakalın.