SUNUCU: Dem Özel programından iyi akşamlar sayın seyirciler. Bu haftaki konuklarımız yine Adnan Oktar ve Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Tarkan Yavaş bizimle birlikte. Hoş geldiniz. Eğer sorularınız varsa, bize iletmek istediğiniz mesajlarınız varsa Dem yazıp boşluk bırakıyorsunuz, mesajınızı yazarak 3929’a yolluyorsunuz. Canlı yayında cevaplıyoruz. Efendim hoş geldiniz öncelikle nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk teşekkür ederim. Sizler de iyisiniz inşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederiz. Evet bugün bayramın birinci günü izleyicilerimizin de bayramını kutlayalım. Sizin Kurban Bayramı ile ilgili söylemek istediklerinizle başlayalım.
ADNAN OKTAR: Efendim Allah tekrarını getirsin. Milletimize mutluluk getirsin, sevinç getirsin, iyilikler huzurlar getirsin. İnşaAllah Türk İslam Birliği’nin başlangıcına da vesile etsin inşaAllah Allah.
SUNUCU: Siz neler söylemek istersiniz Tarkan bey?
TARKAN YAVAŞ: Ben de bütün herkesin halkımızın mübarek Kurban Bayramı’nı kutluyorum. Hepsine esenlikler, güzellikler, iyilikler getirsin inşaAllah.
SUNUCU: Evet bugün bayramın birinci günü dedik. Kurbanlıklar kesildi tabii ki. Hep aslında hoş olmayan görüntüler oldu. Kesim yerleri var kurbanlıklar için ama halkımız bunun dışındaki yerlerde kesmeyi tercih etti. Siz biraz bahsedebilir misiniz, nasıl kesilmeli kurban? Nelere değinilmeli, önemsenmeli?
ADNAN OKTAR: Bugün televizyonda gördüm çok güldüm. Meydan muharebesi gibi olmuş yani. Bin dokuz yüz küsur kişi yaralanmış, iki kişi Allah vermesin herhalde vefat etmiş iki tane de kardeşimiz. Bunlara gerek yok tabii. Çok akılcı, çok planlı gayet düzgün kesim yapılabilir. Belediyenin gösterdiği yerlerde itinayla, hayvanları rencide etmeden, korkutmadan, dehşete kaptırmadan, acı çektirmeden kesmek mümkün. Mesela o boğaların gözünü bağlamış olsalar, başlangıçtan beri gözünü bağlamış olsalar, hayvan o tip taşkınlıklar yapmaz. Daha kolay ve kontrollü olur. Hayvan gayet sağlıklı hayvan tabii açık bırakıldığında olay çıkartıyor. Önceden onun tedbirini alabilirler. Vehayut götürdükleri yerde daha dar bir alana koyabilirler. Yani kaçmasını engelleyecek bir alana koyabilirler. Daha açıkçası eziyet vermeleri çok çok yanlış. Hem günah, hem de yakışık almıyor. Görünüşü de çok kötü oluyor. Buna hemen son vermek lazım. Bu çok kolay. Tedbirler peşpeşe sıralanırsa, bunlar da uygulanırsa konu kalmaz.
SUNUCU: Peki kurban kesilirken hani önemli olan nedir? Mesela Kuran’da nasıl yazıldığını bize anlatabilir misiniz? Ne kadarı verilmeli, ne kadarı dağıtılmalı?
ADNAN OKTAR: Fakirse tabii kendine çok fazla ayırabilir. Ama mümkün mertebe dağıtmak esastır. Biz mesela Allah kabul etsin kestik bir tane ve olduğu gibi hepsini dağıttırdım ben. Makul olan odur. Çünkü biz hemen alabiliyoruz kasaptan. Rahatça ete ulaşabiliyoruz. Çok az bir pay ayırıp yani sembolik bir pay ayırıp fakirlere dağıtmak daha doğru olur.
SUNUCU: Kurbanın anlamı bu diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Peki Kurban Bayramlarına baktığımızda hani ziyaretler belki de daha azaldı. Hani ekonomik kriz bilmem ne. Siz daha önceki bayramlarla bu bayramlar arasında bir fark görüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Bizim çocukluğumuzda çok heyecanlı olurdu. Ben gıcır gıcır giyinirdim. Ayakkabılar pırıl pırıl, saçımızı da tarardık sabah erkenden. Hemen el öpme faslı başlardı. Bahşişler gelirdi tabii. Bahşişler hemen işte çıtır pıtır, ondan sonra mantar, o tip şeyler için bayramın eğlenceleri olan şeyler, yiyecekler falan onlara giderdi. Çok ciddi heyecanlanırdık. Yani çok zevk alırdık biz bayramlardan. Gezmeler bayram gezmelerine de hepsine beraber giderdik. Annemle, babamla birlikte. Bize gelirlerdi. Şu an tabii bunun gücü azalmış gibi görünüyor eski şeyinden. Ama kasabalarda, köylerde, Anadolu şehirlerde aynısıyla devam ediyor benim bildiğim. Pek bir değişiklik... hatta daha iyi, daha mükemmel olarak devam ediyor. Büyük şehirlerde biraz sorun var gibi görünüyor. Onun dışında bence daha iyi, eskiden daha iyi.
SUNUCU: Neden acaba büyük şehirlerde bu sorun oluyor?
ADNAN OKTAR: İnsanlar birbirlerine daha yabancılar. Darwinizmin, materyalizmin etkisi tabii çok yüksek oluyor. Daha yüksek oldu insanlarda.
SUNUCU: Nasıl bir etkisi oluyor ziyaretlerde, akrabalıklarda?
ADNAN OKTAR: Avrupai bir bakış açısına insanlar dönüştü. Materyalist bakıyorlar olaya. Yaşlılara karşı eski sevgi yok bir kısım insanlarda. Yaşlılar kendi hallerine terk ediliyor. Sıla-i rahim denen akraba ziyaretleri önemli görülmüyor. Yani daha çok herhalde bayram denince tatil akla geliyor. İşte Bodrum’a, Kuşadası’na gitmek, eğlenceye gitmek gibi alınıyor. Yani dini anlamının pek üzerinde durulmuyor gibi görünüyor.
SUNUCU: Peki bugün işte siyasilerimizin, ünlülerin bayramları nasıl geçirdiklerini gördük ekranlarda. Bayram namazı kıldıktan sonra açıklamalarda bulundular. Siz bugün neler yaptınız bayramın ilk gününde?
ADNAN OKTAR: Biz de bayram namazı kıldık, kurban kestik, arkadaşlarımızla bayramlaştık. Ama ciddi bir değişiklik olmadı benim hayatımda. Yine kitap çalışmaları, CD çalışmaları onlarla ilgilendim. Günlük gazeteler onlara baktım. Günlük haberleri gözden geçirdim. Daha önceki röportajdan bazı kesitler vardı onları inceledim. Onlarda ilave edilmesi gereken yerler vardı onları tespit ettim, o tarz. Ama tabii gönlümüz istiyor ki bütün milletimiz birbirini çok sevsin. Herkes birbirine gelsin. Herkes sokakta selamlaşsın, bayramlaşsın. Yani sokaklar, evler her yer bayram yerine dönsün istiyoruz. Ama sokağa çıktığımızda insanlarımız birbirine yabancılar. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor, gözler yerde, insanlar birbirinden çekiniyorlar. Bu Mehdi öncesi dönemin özelliklerindendir. Mehdi devrinde sokağa çıktığımızda herkes birbirine selam verecektir. Herkes birbiriyle bayramlaşacaktır. Herkes komşusuna gidecektir. Yani çocukluklarındaki bayramların çok çok daha mükemmeli, daha neşelisi, daha güzeli olacaktır inşaAllah.
SUNUCU: Mehdi geldiğinde bayramlar eski bayramlara dönecek diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Eskisinden çok mükemmel yani kıyas olmayacak şekle gelecektir. Asr-ı saadet gibi olacak inşaAllah.
SUNUCU: Peki Kurban Bayramı ile ilgili sorular gelirse tekrar döneriz. Aslında gazetede ben bir konu gördüm bugün buna değinmek istiyorum. Siz de daha önceden işkence gördüğünüzü söylemiştiniz önceki haftalarda. Ve bir gazetede yayınlanan habere göre İçişleri Bakanlığı işkence vakalarının önüne geçmek için bir sistem geliştiriyor. Dijital ses ve görüntü kayıt sistemlerin kurulması bu proje. Sizce böyle önüne geçilebilir mi bu işkence sistemlerinin?
ADNAN OKTAR: İşkence yapanlar zaten işkenceyi özel bölümlerde yapıyorlar. Yani öyle aleni işkence yapılmıyor zaten, özel işkence odaları var. Kameraların görmediği, kimsenin görmediği, ses geçirmez yerler. Tabii bize işkence yapılan yerler öyleydi. Daha da olmazsa emniyetten dışarı çıkarıp, boş araziye götürüp de işkence de yapabiliyorlar. Yani öyle bir sorun olmuyor, olmaz. İşkence yapacak olan insan işkence yapacak imkanı bulur. Onun için her yerin kamerayla donatılması lazım. Ayrıca orada mutlaka savcı veya hakim bulunması lazım. Yani emniyetin içerisinden hem müfettiş, hem savcı, hem hakim bulunması lazım. Yani; müfettiş konumunda hakim, müfettiş konumunda savcı ayrıca Adalet Bakanlığı müfettişi bulunması lazım. O zaman hiçbir şey olmaz, asıl konu budur. Yani bu devletin memurlarının orayı denetlemesi çok önemlidir. Denetlenmedikten sonra teknik aleti susturmak çok kolay. Onun önünden geçmezsen; kameranın önünden, konu biter. Kameranın olmadığı bir oda işkence için ideal bir yerdir. Şimdiki emniyeti tabii tenzih ederim yani. Bizim zamanımızı ben kastediyorum. O zamanlar öyleydi ama şu an işkence olduğunu pek duymuyorum. Var mı şu an öyle bir şeyler?
TARKAN YAVAŞ: Eskisi kadar duyulmuyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? O kadar duyulmuyor. Bizim zamanımızda öyleydi. Adil Serdar Saçan sağolsun o konuda bayağı üstattı o zamanlar yani uzmandı ve ekibi de uzmandı. Ama şu an...
TARKAN YAVAŞ: Devlet de mahkum oldu.
ADNAN OKTAR: Evet devlet de mahkum oldu. Şu an bu dediğim stil olursa yine başarılı olabilir diye düşünüyorum. Yine hakim ve savcı, Adalet Bakanlığından müfettiş bulunması, onların her yeri kontrol etmesi, gün içerisinde bakmaları ve her gün oradaki tutuklulara soru sormaları o şekilde olabilir. Yoksa kamera pek çözüm olmaz bence.
SUNUCU: Kamera sistemiyle işkencenin önüne geçilmez diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Yok bence olmaz.
SUNUCU: Yani şimdi duyulmuyor dediniz aslında sizin zamanınızda duyuluyor muydu işkenceler?
ADNAN OKTAR: Yani kısmen tabii kısmen.
SUNUCU: Yani siz açıkladığınız için mi yoksa emniyette zaten bilinen açıklanan bir durum muydu?
ADNAN OKTAR: Yani küçük haberler olarak yer alıyordu. Ama zaten o kadar önemli görülmüyordu işkence çok makul görülüyordu. Mesela normal gelen adam topallayarak çıkıyordu. Gözü mözü morarmış çıkıyordu. Yani normal bir işlemden geçtiği düşünülüyordu. Yani zaten emniyete geldiğine göre, hamama giren terler gibisinden böyle hani atasözleri vardır ya oranın tabii özelliği olarak kabul ediliyordu zaten. Hatta ben söylemiştim yani üstümüzü değiştirmemiz mümkün mü dedim ben. Yani burada emniyette kaldığımız için üstümüz kirli o kadar temiz değildik yani tişörtlerimiz falan kirli. Ne anlamı var o zaman dedi yani emniyete gelmiş olmanın dedi bana polis. Onun özelliği orada dedi.
TARKAN YAVAŞ: Giderken de bazı arkadaşlar böyle açık renk takım elbiseler giymişler çıkarken. Onları da uyarmışlar hani bu tür şeyler giymenize gerek yok kirlenir, şöyle olur, parçalanır daha rahatça…
SUNUCU: Kullanmadığınız şeyleri giyin diye.
TARKAN YAVAŞ: Evet. Hocam, bu yanında avukat yokken alınan ifadelerin geçersizliği hükmü vardır. Bizim davamızda da vardı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bizim yanımızda avukat da yoktu, işkence de serbestti yani öyle bir konu yoktuki. Yani polis ne diyorsa yazılıyordu o kadar. Bir Mahir abi vardı bizim zamanımızda daha önce 86’larda 87’lerde bizim tutuklandığımız dönemlerde. Ünlü, siyasi şubenin başındaydı. Pala diyordum ben ona Mahir abiye. Mesela benim ifademi alıyordu “sen sus” dedi direkt o yazdırmaya başladı. İşte ben dedi örgütümü kurdum, örgütümün aşamalarını tamamladım ondan sonra artık örgütüm artık eylem planlarını uygulamaya başladı şu an, ben de örgütün lideriyim. Halbuki öyle bir şey demedim ben diyorum. “Sen boş ver senin neyine lazım” dedi. Yani acayip sayfalarca döşendi böyle çok uzun. Zehir zemberek bir şey yani. Benim normalde asılmam lazım oradaki ifadeye göre. Savcının önüne gittik DGM savcısı. O zamanlar DGM eski binasındaydı. O Gülhane’deki yerindeydi. Savcı “ne diyorsun bu ifadelere” dedi? Efendim hiçbirini ben söylemedim. Yani baskı var dedim ben de altına imzayı attım dedim. Hemen takipsizlik verdi savcı. Yani başka hiçbir şey demedi. Basın da kapıda bekliyordu böyle yalanarak, büyük bir iştahla hani ben içeri gireceğim hapsedileceğim diye. Şok olmuşlardı, çok hayret etmişlerdi beni bırakınca. Mahir abi de herhalde şaşırmıştır yani o kadar emek verdik nasıl oldu bu iş diye.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah. bu kokain komplosunda da sizin tutuklanacağınızı düşünmüşlerdi. O zaman da çok kalabalık vardı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet kokain komplosunda yüzde yüz tutuklanacağımı zannediyorlardı. Hatta savcıya söyledim, savcı çok ters cevap verdi. Ben hayret ettim yani savcının üslubuna. Anlattığıma inanmadı savcı. Hakime gidince hakim bakar bakmaz hemen anladı. Çok kaliteli asil bir insandı. Zaten içeri girdik konuşturdu, dedi; “ifadeleri samimi” dedi tutanağa başladı. Polislere müthiş sinirlendi hakim yani acayip yüksek sesle bağırdı. Bütün herkesin sesi kesildi böyle. Polisleri önüne çağırdı. “Ben” dedi, “ömrümde” dedi, “on altı polisle birlikte” dedi, “eve baskın, arama yapıldığını görmedim” dedi. “Ben” dedi, “yirmi yıllık hakimim ilk defa duyuyorum” dedi. “Bu nasıl oluyor böyle” dedi. “Bir de” dedi, “nasıl oluyor anında bulmuşsunuz” dedi. “iki dakikanın içerisinde” dedi, “elinizle koymuş gibi” dedi, “bu nasıl oldu?” dedi. Ama hem alaycı hem de çok sert bir üslupla şey yaptı böyle bağırdı. Polis de başı önünde dinledi böyle. O şubenin başı olan polisin başı önündeydi.
TARKAN YAVAŞ: Ben de ordaydım Hocam gerçekten çok şiddetli bağırdı. Hepsi böyle renkleri de bayağı bir değişti.
ADNAN OKTAR: Yiyeceğine içeceğine katılarak dedi, kokain verilmiş olmasını Adli Tıp araştırsın dedi. Ona bakılsın, dedi. Ondan sonra zaten hiç inanmadı, bulunmasına da inanmadı. Beni bıraktı zaten ondan sonra. Adli Tıp da tespit etti yiyeceğime içeceğime karıştırıldığını kokainin. O şekilde verildiğini tespit etti. Yani yetmiş iki saatte dedi kanda kalması mümkün değil yirmi dört saatte atılıyor kokain dedi Adli Tıp. Yetmiş iki saat kalması ve yüksek oranda olması yiyeceğine katıldığını göstertiyor dedi. Öylece beraat ettik. Ama basın tabii kokainman aşağı, kokainman yukarı yıllarca aleyhimizde propaganda yapmışlardı değil mi o dönem?
TARKAN YAVAŞ: Evet tam sayfa daha ilk günden vermeye başlamışlardı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama bakın günler öncesinden önce bir kokain haberi yaptı Sabah Gazetesi zannediyorum. Yani biz o zaman şüphelendik yani. Bir oyun yapılacağını ben anladım. İşte benim kokain içtiğimi ona benzer bir haber yaptılar.
TARKAN YAVAŞ: Evet arandığınızı.
ADNAN OKTAR: Manşetten haber yaptı zannediyorum Sabah Gazetesi’ydi.
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Biz de şüphelendik her tarafa faks çektik. Bize dedik komplo yapılacak, bir oyun oynanacak dedik. Buna karşı herkesi uyarıyoruz dedik. Yani emniyete de çektik. O çok iyi oldu. Onu mahkemede hakime de sunduk. Efendim dedik biz komplo yapılacağını iki gün öncesinden bildirdik dedik. Hakim onun da üstünde çok durmuştu. Faksıda verdik. İki gün öncesinden yani komplo ile ilgili, kokain ile ilgili bir haber yapılıyor arkasında da yiyeceğime kokain konuluyor. Yani bu çok acayip bir şey.
TARKAN YAVAŞ: Anadolu baskısında Hocam bir gün önce çıkmıştı.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani bunu nerden biliyor böyle bir şey olacağını değil mi? Yani demek ki polisten oraya bir haber göndermişler o dönemde anladığım kadarıyla. Biz kokainle ilgili bir şey yapacağız, böyle sağlam bir durum var siz haberini yapın demiş olabilirler. Onlar da öyle bir şey yapmışlardır. Ama Allah ayaklarına dolandırdı tabii beraat ettim. Komplocular rezil oldular sadece.
SUNUCU: Peki siz az önce dediniz ki bana zorla ifade yazdırdılar. Daha doğrusu ben sustum onlar benim adıma yazdılar dediniz. Bunu yapan polis hakkında işlem başlatıldı mı?
ADNAN OKTAR: O zamanlar polis hakkında şikayetçi olmak ne demek? Belanı arıyorsun demektir yani.
SUNUCU: Ama savcılık zaten sizin doğru söylediğinize karar vermiş.
ADNAN OKTAR: Yani bir kere bakın ben akıl hastanesinde sapa sağlam adam on ay yattım. Kimse sormadı yani niye bu adamı, bu kişiyi yatırdınız diye ve en azılı delilerin içine, cinayet işleyen delilerin içine niye koydunuz diye de sormadılar. Benim dönemimde yedi kişi öldürüldü. Yedi kişi öldürdüler yani benim bulunduğum yerde. Sürekli adam ölüsü çıkıyordu yani. Devlet bunu sormadı. Niye böyle oldu? Mesela kokain komplosunda mahkeme tespit etti emniyetin koyduğunu. Normalde hangi polis koydu bu kokaini diye dava açılması lazım ve soruşturma. Hiçbir şekilde soruşturma yapılmadı. Eve kokaini kimin koyduğunu da tespit etmediler. İki dakikanın içinde geldiler benim odama doluştular. Kitaplarımın bulunduğu odaya doluştu on altı polis. Hepsi aynı odaya girdiler. Kütüphanemin üçüncü katında ikinci kitabı geçti üçüncü kitabı açtı arasında böyle karbonat gibi paketler çıkarttı. Şu pazarda satılan karbonat paketleri var ya küçük, ucuz bayağı. “Bu ne” dedi polis bana. “Karbonat mı acaba?” dedim. “Anneannem koymuş olabilir mi acaba?” dedim. “Pek benzemiyor” dedi. “Ben çok özür dilerim bana anlayabiliyorsanız söyler misiniz bunun ne olduğunu?” dedim. Paketi açtı polis çıt parmağını ıslattı kokain, ondan aldı o tozdan ağzına sürdü. “Kokain” dedi. “Tamam anladım” dedim ben. Bir oyun oynanıyor dedik. “Ama öbür evlerde bunu yapamazsınız” dedim. Çünkü öbür evlerde de çıkaracaklardı muhtemelen. Benim gözümün önünde yapacaksınız aramayı dedim. Polise dedim ki: “cebinizde ne var?” dedim. “Ben cebinize bakmak istiyorum” dedim. Cebi doluydu böyle. Allah-u alem kokain paketleri doluydu cebinde, yani öbür evlerde de çıkaracaklardı. Israrla, kesinlikle ellettirmedi. Cebine baktırmadı. Siz bakın dedim cebine. Ama tipi çok acayip bir tipti yani. Tam kokainman gibi bir tipti. Böyle çok acayip görünümlü bir insandı. Yani anlayamazsın dışarıdan baksan. Tam böyle uyuşturucu kullanan bir insan görünümündeydi. Nitekim öbür evlerde çıkaramadılar öyle. Ama bakın iki dakikanın içerisinde, salonda elinle koymuş gibi alıp çıkarttılar. Öbür odalarda da arama yapmadılar. Halbuki eğer varsa o öbür odalarda da olabilir değil mi? Başka odalarda çok daha fazlası da çıkabilir. Hiç gerek duymadılar. Üç dakikanın içerisinde iş bitti. Hemen çıkalım tamam dediler. Bulduk çıkıyoruz dediler.
SUNUCU: Peki neden siz? Neden size karşı böyle bir komplo yapıldı?
ADNAN OKTAR: O zamanlar, rahmetli Özal o zamanın emniyet müdürüne bu işi bitirin demiş. Halledin demiş. Yani bu konuyu halledin demiş. O da titiz davranmıştı o zaman o dönemde yani emniyet müdürü. Gayretli davranmıştı. Ama tabii komplo yapın dememiştir. Yani böyle bir şey yapın dememiştir de; işte kendilerini kaptırmışlar onlar da biraz anladığım kadarıyla yani.
SUNUCU: Özal neden size karşı böyle bir şey yaptı?
ADNAN OKTAR: O zaman bir iki tane ünlü sermayedar kişi vardı. Yani böyle ünlü, zengin. Onlar Özal’a gidip söylemişler. Yani bu işi bitir gibisinden. O da İstanbul Emniyeti’ni aramış bu işi bitir diye.
SUNUCU: Yani sizin maddi gücünüzden dolayı mı? Yani hani sizi saf dışı bırakmak.
ADNAN OKTAR: Yok o zaman tebliğ yapıyordum. Din çok süratle yayılıyordu her yerde. Antidarwinist, antimarksist çalışma yapıyordum o zamanlar biliyorsunuz. Çok yoğundu yani bir anda çığ gibi etrafı sarmıştı. Böyleymiş ama Özal’ın kastettiği herhalde normal, hukuki süreçle bunu bitirin anlamında demiştir anladığım kadarıyla. Emniyet Müdürü de gerekli uygulamayı yapın demiş o da onlara anladığım kadarıyla. Onlar da olayı böyle ters anlamışlar anladığım kadarıyla.
SUNUCU: Bu işi bitirin derken ne demek istemiş acaba? Sizin faaliyetlerinizi mi durdurun?
ADNAN OKTAR: Yani, bu işi bitirin artık, tefsir edilebilecek bir söz tabii, geniş anlamda bir söz. Ben Özal’ı çok severim, oğluyla da görüşüyorum. Sevdiğim bir insan. Ama o zamanlar işte ünlü iki sermayedar, iki ünlü zenginin bastırması, Ankara’ya getirmesi, onları çok iyi tanıyordu Özal, rahmetli o zaman.
SUNUCU: Siz biliyor musunuz bu isimleri?
ADNAN OKTAR: Kişilerin ismini mi?
SUNUCU: İki kişi dediniz.
ADNAN OKTAR: Biliyorum, evet.
SUNUCU: Şu anda tanınan kişiler mi?
ADNAN OKTAR: Evet tanınan, ünlü bir turizm şirketinin sahibi birisi, bir kişi, yine öbürü de ünlü zenginlerimizden bir tanesi, ünlü kişilerden bir tanesi. Ama yani şimdi ayıp olur söylemem.
SUNUCU: Hayır ben zaten zorlamam.
ADNAN OKTAR: Söyleyebilirim aslında ama gerek yok.
SUNUCU: İsterseniz söylersiniz, bizim için sorun yok. Siz anti-darwinist olduğunuz için mi acaba size bu komplolar?
ADNAN OKTAR: İslam’ı yayıyorum, masonluğa şiddetle karşıydım.
SUNUCU: Yani siz Özal masondu mu demek istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, hayır, o anlamda değil.
SUNUCU: Neden size peki Darwinizm...?
ADNAN OKTAR: O adamlar bastırınca yani, sermaye, çevresi güçlü insanlar, o da öyle bir söz söylemiş o dönemde, bu işi bitirin diye. İstanbul Emniyeti’ni aramış. Bu işi bitirin demiş. Emniyet de işi bitirin deyince tabii Emniyet Müdürü siz gidin de bu işi yapın demez yani.
SUNUCU: Tamam, peki, neden işi bitirin demiş? Neden size karşıydı? Yani Özal dindar bir kişilik olarak bilinir. Sizce Darwinist miydi? Neden size karşı olabilir?
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu sağ o kadar Türkiye’de güçlü olmaz. Ben onu daha önce de söylemiştim. Sol daha da şeydir sağa karşı bazen daha toleranslıdır. Zannedildiği gibi olmuyor. Mesela Adnan Menderes döneminde de öyleydi. Mesela Üstad Bediüzzaman’ı ezim ezim ezmiştir o dönemin hükümeti. Mesela Namık Gedik, İçişleri Bakanı idi. Urfa’ya girmesini, kendi memleketi artık yani kardeşleri Urfa’ya girmesini istememiştir. Hatta artık can çekişiyor Said Nursi Hazretleri son ölüm döşeğinde, kendi vatanımda, ben burada ölmek istiyorum diyor, Allah rızası için bırakın diyor. Ben fani bir ihtiyarım, zaten konuşacak, yürüyecek mecalim yok diyor, ağır hastayım diyor. Hayır diyor Namık Gedik, hemen orayı terkedecek diyor. Efendim diyor Emniyet Müdürü, araba bulamıyoruz diyor, şu an araba kalmadı diyor. O zaman diyor çöp arabasıyla gönderin diyor. Said Nursi de diyor ki kendi sonunu söyledi diyor. Efendimiz diyorlar sizi çöp arabasıyla götürmemiz söylendi. Said Nursi de diyor ki kendi sonunu söyledi diyor. Nitekim, hemen arkasından, Bediüzzaman’ın vefatından sonra darbe oldu biliyorsunuz. Namık Gedik intihar etti. Cesedini acil yetiştirmek için çöp arabasıyla götürdüler. Said Nursi’nin aynen dediği gibi olmuştur. Ki yani Said Nursi için düşündüğünü Allah ona nasip etti, yani o şekilde meydana getirdi. Mesela Özal orada tavır koyabilirdi. Çünkü demokratik bir ülke, istediğini yapar isteyenler, istediği gibi faaliyet yapabilir diyebilirdi. Yani, bu işi bitirin, daha hala bu işi bitiremediniz mi gibisinden böyle sert bir üslupla konuşmuş anladığım kadarıyla. Onlar da gereğini yaptılar ama tekrar diyorum, bunu yapın demez Emniyet Müdürü.
SUNUCU: Peki, siz dediniz ki sağ bu ülkede güçlü olmamıştır dediniz. Aslında baktığımızda hep sağ hükümetler daha ağırlıklı olarak yani hükümet, şu anda da mesela sağcı bir hükümet var. Size karşılar mıydı? Siz de sağcı olarak bilinirsiniz. Hangi noktada ayrılıyordunuz?
ADNAN OKTAR: Diyorlar ki bu hükümet sizi kolluyor. Böyle bir şey yok. Defalarca benim bulunduğum eve polis baskın yaptı. Yani eskiden bizim polis baskını yapıldığında çok büyük olay olurdu. Ankara’ya bu faksla bildirilirdi. İçişleri Bakanlığı’ndan izin alınırdı. Çünkü basına yansıyan bir olay. Şimdi öyle değil. Çok rahat. Elini, kolunu sallayarak gelip gidiyorlar. Öyle bir konu olmuyor. İki satır yazı yazan birisi rahatça bir gözaltı meydana getirttirebiliyor. Veyahut bizi Emniyet’e götürttürebiliyor. Yani böyle bir ortam var. Ama ben bu Tayyip Bey’in suçudur demiyorum. Yani böyle bir konu, tenzih ederim. İyi niyetinden eminim ben onun, samimi olduğundan da eminim. Samimi olduğundan da eminim. Mesela bize işkence yapan polis Serdal Akça değil mi o yargılanıyor şu an.
TARKAN YAVAŞ: Evet yargılanıyorlar.
ADNAN OKTAR: İki bin küsur yıldan.
TARKAN YAVAŞ: Evet işkenceden.
ADNAN OKTAR: Mesela ona yetki veriyorlar bizimle ilgili, benimle ilgili fezleke hazırlatıyorlar ve benim çete mensubu olduğum, çete lideri olduğumla ilgili adam uzun uzun döşenmiş, yazmış. Ve onun yazdığı fezleke savcı tarafından görüldü ve savcı bana takipsizlik verdi, dört defa üst üste. Fakat Adil Serdar Saçan şeyi arıyor, neresiydi bizim, Kadıköy evet, Kadıköy’deki bir arkadaşını arıyor diyor ki; “oradaki hakimlerden bir tanıdığın var mı?” Adam da diyor ki; var diyor. Ama bu iddia edilen Ergenekon Örgütü yazışmalarında var bu. Neydi o adamın ismi?
TARKAN YAVAŞ: Zinnur Topçu.
ADNAN OKTAR: “Abi” diyor, “ben Zinnur Topçu’yu tanıyorum” diyor. Ha falan diyor böyle konuşmalar geçiyor. “Yani bizim bir işimiz var orada” diyor. Yani bizim dava oraya gideceği için. Senin tanıdığın bir hakim var mı diyor? Yani o bizim davamızı takipsizlik almasını bozdurmak istiyor. Takipsizliği bozdurmak istiyor. Nitekim takipsizlik bozuldu Kadıköy’de ve Zinnur Bey’e düştü, hakim Zinnur Bey’e düştü ve bozuldu ve hakkımızda dava açıldı. Bakın bizimle ilgili çete iddiasıyla biz dava açıyoruz şahsa, iki bin küsur yargılanıyor, seneyle yargılanıyor. Bu kişiye diyorlar ki bu kişiyle ilgili fezleke hazırla diyorlar. Görevli sensin diyorlar ve adam sonuna kadar benim çete lideri olduğumu söylüyor. Bütün böyle, mesela trikalsiyum fosfat, bu kemikleri güçlendirmek için verilen hap, trikalsiyum fosfat, onu uyuşturucu madde olarak şeye vermişler, dosyaya koymuşlar yani bulunduğu evde uyuşturucu var diye. O da incelendi, bu trikalsiyum fosfat dediler. Daha hala inanmıyor şu an diyormuş ki; o trikalsiyum fosfat değil. Gençleri onunla etkiliyor diyormuş. O aslında gizli bir uyuşturucu diyormuş bir şahıs oradaki. Yani böyle ilginç olaylar var şaşırtıcı.
TARKAN YAVAŞ: Bu yalancı ihbar mektubu oluşturmuşlar Hocam, savcı onu ispatlamış, kriminal şubeye göndererek ispatlamıştı.
ADNAN OKTAR: Mesela şikayetçi olan kız çocuğu, buna akıl almaz sözler söyletmişler. İşte şu kadar kişiyle yattığını, yüzlerce kişiyle yattığını, gece gündüz ilişkiye girdiğini, bunları söyletmişler. Kıza sorduk, “polis söyletti” diyor. Yani açıkça da ismini veriyor. O söyletti diyor.
SUNUCU: Bu yeni olan bir olay mı?
ADNAN OKTAR: Yeni olan, yeni. Dava devam ediyor daha.
SUNUCU: Hala size karşı bir komplo sürdürüldüğünü iddia ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi bak polis söylettirdi diyor yani polis söylettirdi diyor. Öbür çocuğa da onu söylettirmişler. Yüzlerce kişiyle ilişkiye girdiğini söylettirmişler, bir genç kızı bu kadar aşağılamak olur mu? Bu kadar sırf bize zarar verebilmek için akıl almaz sözler söylettirmişler bide iki tane de abisinin cinayetine adı karışmış bir tip var böyle dazlak kafalı falan psikopat bir tip bizim evlerimizi kurşunladı, gitti Bodrum’da otelde kalıyorum diye sahte kâğıt almış öyle kendini kurtardı sonra polis onu tespit etti ki Bodrum’a gitmemiş adam hiç alakası yokmuş öylece o zamanlar gözaltına alınmaktan kurtulmuştu, böyle bir oyunla böyle cins bir tip var bir bunu gizli şahit olarak kullanmışlar. Eğer ki bir kız arkadaşın kaçırılmasında görev almıştı bu şahıs. Yine aynı kız arkadaşımızın kaçırılmasında görev alan bu başka satanist bir kız var, onu da bu işin içine sokmuşlar, ki okulunda adı Sakso diye geçiyor çok azılı psikopat biliniyor. Yani herkesle yatıp kalkan bir tip olarak biliniyor. Sakso değin bütün herkes tanır, yani hırsız olarak da biliniyor, meşhur bilinen bir tip. Böyle cins bir kriminal bir tipi, onu da gizli şahit olarak yazmışlar. Şimdi bunların kaybedeceği bir şey yok bunlar psikopat adam bunu mesela bir olay olsa bir şey olsa adam iftihar eder yani hayasız utanmaz adamlar. Böyle cins tipleri karşımıza çıkarıyorlar. Bunları da şahit yazmışlar bu iki tane gariban kız bunları da şu şekilde yazmışlar. Şu kadar kişiyle ilişkiye girdi, şöyle yaptı böyle yaptı diyerekten. Bir de her birine mesela çete davasının oluşması için a,b,c,d,e,f maddeleri gerekiyorsa birine a’yı söyletmişler, birine b, birine c, birine e, birine d, birine f söylettirmişler ayrı ayrı her birine bir tane. Hukuken çetenin oluşması için her gerekli her şeyi birine söyletmişler, tabii mahkemenin eline geçince bu çete yazmış oluyor orada, o harflerden. Dolayısıyla hepsinden biz beraat ettik, kızların iddiaları cihetinden beraat ettik fakat onların iddiaları yani çete ile ilgili iddiaları cihetinden dava açıldı. Normalde ondan da takipsizlik almıştık ama Adil Serdar Saçan’ın yazışması var, telefon konuşması var. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün dökümanlarında var. Burada diyor açık açık çok uzun bir konuşma, Zinnur Topçu ile ilgili uzun uzun konuşmalar. Abi sen tanıyor musun? diyor, ben onu çok iyi tanıyorum diyor, karşısındaki iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu kişi konuştuğu kişi de. 2 kişi aralarında yani bizden birini tanıyor musun gibi konuşuyor ona benzer. O da Zinnur Topçu’yu tanıyorum diyor, ben tabii Zinnur Topçu iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubudur demiyorum ve onların talimatı ile bunu yapmıştır da demiyorum, ben sadece konuşmayı bildiriyorum yani o hakim kendi kanaati ile kararını vermiştir, ben ona saygı duyarım ben ona bir şey demiyorum.
SUNUCU: Peki bu konuşmalar iddianamede var mı şu anda? Siz bunu nerelerden biliyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tutanakları zaten açık o.
SUNUCU: Yani oradan biliyorsunuz önceden biliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır normal şu an var, vatandaşın alabileceği bir şey. İddianameleri alabiliyoruz.
TARKAN YAVAŞ: Hepsi basına yansıdı.
ADNAN OKTAR: Basına yansıyan şeyler zaten biliniyor.
SUNUCU: Peki aslında o kadar karışık şeyler anlattınız ki kafam karıştı yani neden hala sizin üstünüze bu kadar oynanıyor, ben bunu merak ediyorum. Yani Özal zamanından beri diyorsunuz, bana hep komplolar vardı diyorsunuz polis tarafından, emniyet tarafından.
ADNAN OKTAR: Bizim akıl hastanesi faslımızda Özal zamanındaydı zaten yani hatta benim avukatım gelmişti ben dedim herhalde Özal hükümetine dedim böyle çok şey arıyorlar yani böyle birisinin içeri hapse girmesini istiyorlar dedim, şimdi yaşlı Hocalar var dedim onlar olmaz dedim yani onların tutuklanması yakışık almaz ama ben gencim dedim ben gider yatarım, beni tutuklasınlar dedim, bir mahsuru yok dedim.
SUNUCU: Neden ama yani?
ADNAN OKTAR: Yani ortalık yatışacaksa yani o zamanda hükümetin çok üstüne gidiyorlardı işte dindarları destekliyorsun, şöyle böyledir gibisinden yani böyle bir olay aranıyordu gergindi ortam. Ben de o zamanlar avukatıma söyledim yani tutuklayacaklarsa beni hiç rahatsız olmam dedim, hakimleri tenzih ederim de, yani öyle komplo yapmak istiyorlarsa oyun oynamak istiyorlarsa, tutuklatacak bir girişimde bulunuyorlarsa, ben hazırım çok rahat da yatarım ben dedim yani durumum müsait benim dedim. Zaten hakime bizim avukat, ünlü bir avukat şu anda da ünlü ismini vermem. Hakimle gitti konuştuğunda benim durumla ilgili, hakim hiçbir şekilde tahliye talep etmeyin demiş, niçin efendim demiş, şimdi söyleyemeyeceğim bir şey söylemiş yani, olmaz demiş. Yani hukuken pek açıklayamayacağımız biz izahta bulunmuş. Yani avukattan izin alırsam söyleyebilirim yani inşaAllah. Ama yani hayret edilecek bir cevap.
SUNUCU: Anladım. Peki sizin Özal zamanında akıl hastanesinde yattım dediniz, hala az önce dediniz ki bir itirafçı var yalan söylettiler kıza zorla dediniz. Bu hükümet döneminde de hala devam ediyor bu, işte benim merak ettiğimde siz de sağ görüşlü birisi olarak biliniyorsunuz, şu andaki hükümet de sağ görüşlü, hangi noktada ayrılıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hükümetin zannedildiği kadar öyle güçlü bir yapısı olmuyor hükümetlerin yani ben onu anlatmak istiyorum. Yani Adnan Menderes bir şey yapamıyordu. Özal da bir şey yapamıyordu. Yani şimdiki hükümetin de öyle yani yetkisini kullanıp üsten bir faaliyeti olmuyor. Yani Darwinizm yıkıldı ama ben bunu söke söke, eze eze Allah’ın izniyle gücümle yaptım ben. Hükümetin burada etkisi sıfırdır.
SUNUCU: Ama Özal zamanında Özal beni zaten içeri attırdı dediniz.
ADNAN OKTAR: Özal yani Cumhurbaşkanı, Başbakandı o zaman ama istese tabii bu olaylar başka türlü olabilirdi. Mesela diyebilirdi bu çocuğa bu komployu kim yaptı, bu kokaini kim evine koydu, kim yiyeceğine emniyette bu kokaini yerleştirdi diyebilirdi. Ama Özal kendine yapılan suikastı bile soruşturamıyordu, çekindiği için.
SUNUCU: Yargıdan mı çekiniyordu?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nden çekiniyordu yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün o olayı yaptığını biliyordu çünkü yani bütün aşamaları onların yaptığını biliyordu, kendine de suikast yapıldı kendisi çıt çıkartamadı, hiçbir şey demedi. Ecevit de bir şey diyememişti iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı yani hiçbiri bir şey diyemedi. Süleyman Demirel de bir şey diyemedi, onun zamanında da vardı iddia edilen Ergenekon Örgütü. Ve hepsi biliyorlardı iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün vasfını, yapısını. Ben 10 yıl önce yazdım kitabımda iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü, isim vererek yazdım. Bakın iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün adı daha ortaya çıkmadan 10 yıl önce kitabımda çok kapsamlı izah etmiştim. Böyle bir tehlike var dedim ve gazetelerde de tam manşetten komünist derin devlet çetesi diye ilanlar verdim. Yani tedbir alsın diye devlet. Ama en sonunda Tayyip Erdoğan Beyefendinin hükümetine nasip oldu. Tebrik ediyorum o yönüyle. Cesaretinden dolayı, gayretinden dolayı tebrik ediyorum. Ama halen bize yapılan oyunlar, sürmanşet, bütün hızıyla devam ediyor, hem basında, hem dışarıda.
TARKAN YAVAŞ: Özal’ın ölümünde de ailesinin bile hala ciddi şüpheleri vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela bak onu da inceleyemediler, Özal, halbuki Özal’ın mezarı açılıp yiyeceğine ne katıldığı tespit edilebilir. Yani neyle zehirlendiği tespit edilebilir. Mesela bu da yapılmadı. Şimdi mesela Özal isteseydi o kokaini tespit ettirirdi. Akıl hastanesinde bu çocuğun ne işi var diyebilirdi. On ay azılı delilerin arasına niçin bu çocuğu bıraktınız diyebilirdi. Yani birçok şey diyebilirdi. Bu işi bitirin dendiğinde arkasından kokain komplosu yapılınca ben size bunu demedim, bu nedir, bunu niçin yaptınız diyebilirdi ama ben tabii burada emniyet müdürünün de parmağı vardır demiyorum. Özal’ın da bu konu ile ilgisi yok rahmetlinin ben çok severim ayrıca tekrar söylüyoum.
SUNUCU: Kimin var, peki?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yani net. Bu deli cesaretini ancak onlar gösterebilir.
SUNUCU: Peki siz Ergenekon ile ilgili kitap yazdım, isim verdim dediniz. O isimler arasında şu anda hala içeride olmayan var mı?
ADNAN OKTAR: Hayır şahısların isimlerini vermedim. Örgütün yapısını anlattım. Yani şunlar şunlardan oluşuyor demedim. O zaman ben bilmiyordum kimlerden oluştuğunu yani kısmen biliyordum.
SUNUCU: Peki Ergenekon’un çöktüğüne inanıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: “Adnan Hocanın ağına düşürdüğü gençleri kokain partileri ile uyuşturucu...” Bakın o günkü Sabah manşetten veriyor görüyor musunuz. Sürmanşet. Yani ana sayfadan 8 sütuna manşet veriyor. “Adnan Hocanın ağına düşürdüğü gençleri kokain partileri ile uyuşturucu alıştırdığı...” Kokain partileri. İlk defa biz bu ismi o zaman duymuştuk. Kokain lafını. O zaman anladık bir oyun oynanacağını. İki gün sonra da komplo yapıldı, haberden iki gün sonra. Yahut bir gün sonra mı?
TARKAN YAVAŞ: Evet Anadolu baskısında çıktı. Hemen ertesi gün...
ADNAN OKTAR: Ertesi gün evet ertesi gün komplo yapıldı. Yani kapaktan... önce bir Türkiye hazırlandı ve olay. Ama bak “Adnan Hoca kokainman” deniyor, Hürriyet verdi bak görüyorsunuz. Adnan Hoca kokainman. 06.03.1993. “Adnan Hocanın kokainmanlığı belgelendi.”
SUNUCU: Belgelendi diyor.
ADNAN OKTAR: Sabah’ta. Görüyor musunuz, tabii.
TARKAN YAVAŞ: Beraatimizle ilgili ama tek bir haber çıkmamış.
ADNAN OKTAR: Beraat ile ilgili altta tek satır bir yazı çıkartmadılar. Sadece bu. Bir de yıllarca böyle devam ettiler. Yani işte bu psikolojik savaştır. Psikolojik mücadeledir. Yani tabii bunu Sabah gazetesi, Hürriyet psikolojik savaş olsun diye yapmamıştır ama onlara bu yanlış haberleri verenler ve teşvik edenler bu psikolojik savaşın elemanları. Yani bu basını aldatmışlar gördüğüm kadarı ile.
SUNUCU: Basını aldatan Ergenekon mu yine?
ADNAN OKTAR: Yani bu haberi iddia edilen Ergenekon Örgütü sunmuştur fakat onlar onu bilmiyordur. Haberleri olmadan onlara alet olmuşlar gibi görünüyor.
SUNUCU: Yani baskı altında olabilir mi basın?
ADNAN OKTAR: Yani bilerek yaptıklarını zannetmiyorum ama baskı altında mı değil mi onları tarih gösterecek tabii. Ama hiçbir şey ifade edemem. Bilmiyorum çünkü. Tahminle bir şey söyleyemem. Ama bilerek yapmaları akıl alacak değil.
TARKAN YAVAŞ: Hocam bu 99 yılındaki operasyondan sonra, Tuncay Özkan bizim o Emniyetteki ifadeleri “gizli” ibaresi ile yayınlamıştı Kanal D’de ve gazetelerde de yayınlandı. Bayağı o dönemde onları yayınlamak yasaktı.
ADNAN OKTAR: Tabii. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üyesi olarak tutuklu olan her ikisi de.
TARKAN YAVAŞ: Evet her ikisi de tutuklu. Ve o dönemde Adil Serdar Saçan’ın aldığı o gayri kanuni ifadeleri, günü gününe servis etmişti ona. Biz bile kendi ifadelerimizi görmeden, televizyonlarda hem de “gizli” ibaresi ile yayınlanıyordu bu ifadeler.
ADNAN OKTAR: Tabii gazetelerde anında ertesi gün yayınlanıyordu. Yani bizim ifademizin normalde mahkemede belli olması gerekiyor. Emniyette çekilen gizli video film de yayınlandı hemen Kanal D’de ve diğer televizyonlara servis edildi. Bu da ancak mahkemeye sunulan gizli bir belge. Şimdi bizi günlerce hazırladılar. Sen şunu yaptın, sen şunu yaptın. Herkese iş bölümü yaptırdılar. İfadelerimizi ezberlettiler, yazarak da ezberlettiler. Sonra götürdüler bir kameranın önüne oturttular. Gizli kamerayla çekildiğimizi zaten biliyoruz çünkü birden kibarlaştılar çay ısmarladılar falan. Yani olağanüstü bir olay var belli. Daha önceki üslubu konuşmaları falan son derece ağzı bozuk ve son derece çirkin bir üslup kullanan adam, birden kibarlaştı orada, belli ki gizli kameraya alınıyor. Biz de tabii tam istedikleri gibi konuştuk. Ne istiyorlarsa... Hiç tanımadığım, bilmediğim kişilerle, onlarla da beraber oldum dedim. Çete lideriyim dedim, hepsini ben yapıyorum dedim. Yazarken de öyle. Yani bütün istediklerini yazdık. Ben nasıl olsa dedim savcının önünde reddederim. Konu biter zannediyorduk. Meğer öyle değilmiş. Yani onların öyle olmadığını ispat etmek gerekiyormuş. Bak yüzlerce klasör savunma yaptık, yine cevaplarını vermek mümkün olmuyor yani çok zor.
TARKAN YAVAŞ: Hocam tutuklama nedeni olarak da zaten o yayınlar gösterildi. Toplumda infial oluşturulması tutuklama nedeni olarak gösterilmişti. Tek sebep olarak o dönemde.
ADNAN OKTAR: Ben hakimin önüne çıktım. Hakim “ne diyorsun bu iddialara?” dedi. “Çok özür dilerim efendim iddialardan bir tane söyleyebilir misiniz?” dedim. Hakim güldü. “Doğru söylüyorsun” dedi. “Ama tutuklamak mecburiyetindeyim” dedi. “İnfial var” dedi. Kibar bir beyefendiydi. “Hiç önemli değil efendim” dedim. Ben yani “tutuklayabilirsiniz tabii” dedim. Yine, iki üç kere söyledi. “Tutuklamak zorundayım” diye. “Hiç önemli değil. Gayet normal. Buyurun. İstediğiniz gibi tutuklayabilirsiniz” dedim. Yani benim itiraz edeceğimi, şaşıracağımı sandı. Ben öyle bir şey yok dedim.
TARKAN YAVAŞ: Sonradan da Hocam o belgeler, o bizim ifadeler, yasak olarak aldığı ifadeler de hem Tuncay Özkan’ın hem de Adil Serdar Saçan’ın kendi depolarında yakalandı. Onlardan da ayrıca yargılanıyorlar. Yani kesinlikle Emniyetten çıkması yasak olan ifadelerin kendi şahsi depolarında çıktı. Bundan da ayrı bir dava açıldı onlar hakkında.
SUNUCU: Pekala Ergenekon’da su anda içeride olan herhangi biriyle başka böyle bir durumunuz oldu mu? Size karşı olmalarından dolayı içeri girmeleri durumu oldu mu?
ADNAN OKTAR: Çoğu oradaki iddia edilen Ergenekon Örgütü davasında tutuklu olanların birçoğu zaten bize karşı mücadeleye ant içmiş insanlar yani. İddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında yazıyor. Yani mücadelede birinci hedef olarak göstertiliyorum, ben ve arkadaşlarım.
TARKAN YAVAŞ: Emin Şirin.
ADNAN OKTAR: Emin Şirin gerçi iddia edilen Ergenekon Örgütü lobiden tutuklandı. Sonra bırakıldı o. Yani şu an durumunun ne olduğunu bilmiyorum.
TARKAN YAVAŞ: Şu anda tutuksuz yargılanıyor.
ADNAN OKTAR: Şu anda tutuksuz yargılanıyor. İddia edilen Ergenekon lobi. Bütün mahkemelere geliyordu o zaman ve bizimle ilgili hükümete sürekli soru önergesi veriyordu. Sonradan iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yazışmalarında Emin Şirin’e böyle bir görev verildiği yani soru önergesi vermesi ve bu olayları takip etmesi... lobi sorumlusu olarak böyle bir görev verildiğine dair dokümanlarda yazılar var. Ama tabii bilemiyoruz yani. Mahkeme sonuçlanınca bunlar tam ortaya çıkar. Netleşir. Şu an bilmiyoruz.
TARKAN YAVAŞ: Bu Ümit Sayın’ın da yazışmalarında, msn yazışmalarında, ki o da iddia edilen Ergenekon terör Örgütü’nün tutuklusu olarak ta şu anda Silivri’de ceza evinde. O da diyor ki; benim diyor, masonluğa en önemli yakınlığım diyor, Adnan Oktar’a karşı olmamdır. Yani masonluğa ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne yakınlığını, Adnan Oktar’a karşı yaptığı faaliyetlerle ispatladığını açıkça yazmış bunları.
ADNAN OKTAR: Evet bu kendi yazışmalarında var bu tip bir ifade. Çok fazla kişi şu an iddia edilen Ergenekon Örgütü tutuklusu, kişi. Bana karşı mücadelede görev almış durumdalar. Ve şu an içerdeler.
TARKAN YAVAŞ: Şu Ataman Yıldırım var Hocam. O da size karşı bizim Vakfımıza karşı aleyhe propaganda yapılsın diye onlarca internet sitesi hazırlamış. Bunlarda iddianamede yer aldı. Hatta Ergenekon iddianamesinin bir klasörü sırf bizim verdiğimiz dilekçeler bizim anlattığımız olaylar ile ilgili bir klasör var orada.
SUNUCU: Pekala Ergenekon Örgütü aslında AKP hükümeti zamanında çıktı. Ve siz diyorsunuz ki bir klasör bizimle ilgili iddianamede yer alıyor diyorsunuz. Yani AKP hükümeti beni desteklemiyor dediniz az önce. Böyle iddialar çıkıyor. Bunu yalanlıyorum dediniz ama. Acaba bu noktada neden size bu kadar yapıldığı için bu örgüte böyle yönelindi?
ADNAN OKTAR: Örgütün çökmesinin nedeni metafiziktir. Yani AKP hükümeti ile alakası yok. Hz. Hızır’ın bu konuda görev almasıdır ve tepmez devrilmez bir örgüt kendi içinden vurulmuştur. Kendi içinden çökertilmiştir. Yani eğer çökertilebilinecek gibi olsaydı çok önceki hükümetler döneminde çökertilirdi. Böyle bir şey yok. Ama hükümetin cesur tutumundan dolayı tebrik ediyorum o ayrı. Fakat içeriden gelen bilgiler olağanüstü. Ve çok şaşırtıcıdır. Yani her noktadan bilgi geliyor sürekli. Ve hiçbir yere tutunamıyorlar. Yani çorap söküğü gibi sökülüyorlar. Asıl Darwinizm’e darbe vurmamızla örgütün dini çöktü. Örgütün kendine olan inancı kalmadı. Örgüt kendi kendini parçalıyor şu an. Yani kanserleşti örgüt. Kendi vücuduna saldırıyor şu an örgüt. Çünkü kendi içindeki dinini yok ettik. Darwinizm’i yok ettik. Hatta bir yüksek rütbeli bir memur biz dedi camia olarak Darwinistiz dedi. Açık açık söyledi. Bizim faaliyetlerimizin başladığı dönemde. Ama cayır cayır sökünce bunları bacakları ayrıldı ve yere düştüler. Ondan sonra da kendi içinde çözülme başladı. Kendi içindeki çözülmeden dolayı örgüt çöküyor. Yoksa dış müdahale ile çözülmüş değil.
SUNUCU: Yani sizinle alakalı değil diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü zaten İslam’ı yok etmeye karar vermiş bir örgüt. Mehdiyet’e ve Hz. Mesih’in gelişine karşı kurulmuş evanjelik masonlar tarafından ve Müslüman masonlar tarafından kurulmuş bir örgütlenmedir. Türk milletini ve Türk milliyetçiliğini ortadan kaldırmak, İslamiyet’i ortadan kaldırmak, mukaddesatı yıkmak, dinleri birbirine düşürmek için örgütlenmiş bir yapıdır. Bakın son yazışmalarda da görüyorsunuz. Hıristiyan din adamlarını da katletmek, Alevi vatandaşlarımız, Alevi dedeleri katletmek için de hazırlık yaptıkları ortaya çıktı. Yani burada amaç dindir. Mesela dindar Aleviler, dindar Hıristiyanlar, dindar Müslümanlar yani Allah’a inanan kim varsa onları çökertmek için kurulmuş şeytani bir örgütlenmedir. Ve kendilerinin masonik bir örgütlenme olduğunu kendileri zaten kabul ediyorlar. Bayraklarında mason işaretleri var. Pergel iletki kullanıyorlar. İsrail’e yaranmak için İsrail bayrağının sembolünü almışlar. Yani her tarafa bir şey… Mesela milliyetçilere yaranmak için “kurt başını” almışlar. Tam oyuncu, düzenbaz ve sahtekar adamlardan oluşuyor iddia edilen Ergenekon Örgütü. Yani yargılananları tenzih ederim fakat çok kahpe ve kalleş bir örgüttür. Yüz binlerce vatandaşımızı insanımızı bakanları, milletvekillerini katletmiştir. Mesela bana dokuz defa suikast yaptılar. Dokuzunda da elhamdüriAllah bir şey olmadı. Evin önünde de bizim Ortaköy’de ki evin önünde de kurşun sıktılar. Allah yine korudu. Elhamdülilllah. Yani kader böyle. Allah istemese hiçbir şey yapamazlar. Allah isterse her şey olur. Onun için şu an ki başarısızlıklarının ve çökmelerinin ana nedeni metafizik bilgileridir. Normal üstü olaylardır. Onlar bundan zaten dehşete kapıldılar. Taa bunu 1999 yılında gördüler. Bir binada Kuran yaktılar. Ve masonik ayinde Kuran’a karşı böyle saygısız üsluplar kullandılar. O gün oların karşılaştıkları olağanüstü olaylar oldu. Taa o günden beri korku ve panik bunlarda devam ediyor ve çözülme devam ediyor.
SUNUCU: Sizinle aslında uğraşan mı diyelim daha doğru olur. Bu zamana kadar hep sizinle davalık olan size işkence yapan herkes Ergenekon’dan içeride.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Herkes diyemeyeceğim aslında. Bilmiyorum. Daha var mı böyle isimler?
ADNAN OKTAR: Var tabii ki.
TARKAN YAVAŞ: Tantan vardı. O dönemde İçişleri Bakanı’ydı.
ADNAN OKTAR: Sadettin Tantan o dönemde İçişleri Bakanı’ydı. Benim PKK’dan ve Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli olduğumu söylüyordu. Ki PKK’yı kuranlar iddia edilen Ergenekon Örgütü’dür. Abdullah Öcalan’da yine iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün bir mensubudur. Bu herkesçe biliniyor. Yani Tantan’ın orada vermek istediği mesajın ne olduğunu ben tam anlamadım.
SUNUCU: Nasıl herkesçe biliniyor? Yani iddianame de geçiyor mu böyle bir şey? Abdullah Öcalan?
ADNAN OKTAR : Tabii ki, tabii ki. Bilinen bir şey. Çok meşhur bir konu. Yani zaten genel yapısı olarak da örgütün, çatışmacı bir örgüt. Yani Stalinist düşüncede olduğu için, Türk ordusuyla Kürt kardeşlerimizin bir mücadele içerisine girmesini istediler ve onlara muazzam işkenceler uyguladılar Doğu’da, iddia edilen Ergenekon Örgütü. Yani milletten, Türk milletinden onları soğutmak için. Ki onlar da bizim milletimizin bir ferdi, onlar da Türk’tür bana göre.
SUNUCU: Ama şimdi nasıl onların hepsini bir tutabiliriz? Mustafa Balbay’ı, Abdullah Öcalan’la bir tutabilir misiniz? Yani ne gibi bir bağ var acaba aralarında?
ADNAN OKTAR: Mustafa Balbay’ın konumu henüz belli değil, yargılanıyor.
SUNUCU: Yani örnek olarak söylüyorum, görüş olarak Mustafa Balbay’ın görüşü uyuyor mu yani?
ADNAN OKTAR: Şu açıdan diyelim, Mustafa Balbay’ı tenzih ederim de şöyle diyelim...
SUNUCU: Yok örnek, isim verdim.
ADNAN OKTAR: Evet, iddia edilen Ergenekon Örgütü zaten her kılığa giren, bukelemun gibi bir örgüttür, bukelemun örgüttür. Yani Müslüman ile Müslüman görünür, milliyetçiyle milliyetçi görünür, Stalinist’se Stalinist, Mao’cuyla Mao’cu. PKK’lı ile PKK’lı olur. Yani çok sahtekar ve alçak bir örgüttür. Hıristiyan yapılanması var mesela onların; gider klisede toplantı yaparlar. Katoliklerle kol kola gösterirler kendilerini ama gider Katolikleri katlederler. Hıristiyanları gider katlederler, milliyetçileri gider katlederler, Müslümanları gider katlederler. Masonlarla iç içedirler, giderler masonları da katlediyorlar. Yani tam bir psikopat yapılanmadır. Gözü kara ve böyle iğrenç bir sapıklık içerisinde bir örgütlenmedir. Mesela klisede gidip şarap içiyorlar, aynı anda mason locasındalar, aynı anda da camide toplantı yapıyorlar. Yani böyle cins ve anormal mahluklar.
SUNUCU: Peki daha isim var mı yakalanacak olan, Ergenekon’dan içeri girecek olan? Hani isim istemiyorum, var mı böyle birisi?
ADNAN OKTAR: Daha iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yargı ayağı çökertilmedi. Yargı ayağı dimdik ayakta. Yargı ayağı çökertilecek, ama onlar, yargı ayağının çökertilmesi için de, yargının teknik takip yapılabilmesi gerekiyor. Ve telefonlarının dinlenmesi gerekiyor. Şimdi buna muazzam direniyorlar bazı çevreler. Yani hakim dinlenemez, hakim teknik takibe alınamaz. E peki cinayet işledi diyelim bir hakim, nasıl tespit edilecek? Yok dinleyemezsin, nasıl dinlenemez yani, Cumhurbaşkanı’nı yargılıyorsun, Başbakan’ı yargılıyorsun, Kuvvet komutanları, generalleri yargılıyorsun, hatta hapse koyuyorsun, değil mi? Yani ne özelliği var hakimin, o da devletin bir memuru. Niçin teknik takibe alınamasın, niçin telefonu dinlenemesin? Bizim on yıl telefonlarımızı dinlediler. Ben hiçbir şekilde şikayetçi olmadım. On yıl, geceli gündüzlü yani. Yani aklımın ucundan bile geçmez, devlet tabii dinlesin.
SUNUCU: Nereden biliyorsunuz, nasıl tespit ettiniz dinlendiğinizi?
ADNAN OKTAR: Mahkeme dosyalarında sordular.
SUNUCU: Var mı?
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU: Öyle mi? Şu anda bayağı gündemde olan bir konu. Siz de dinlendiniz yani.
ADNAN OKTAR: Yani öyle ucu bucağı yok yani bizim dinlenmemizin. Mesela normal 15 gün dinleme müsadesi var, farzedelim 2 ay dinliyorlar. Öyle yani ve dinlemeyi normalde saklamamaları gerekiyor, en önemlisi bu. Yani süresini tam bilmiyorum da ne kadar olduğunu, o konu net değil. Fakat şu net, dinlenme yapıldıktan sonra eğer bir operasyon yapılmadıysa, hukuki olarak kullanılmadıysa o dinlemenin imha edilmesi gerekiyor. Dinlemeyi imha etmemişler, biriktirmişler, bekletmişler, duruyor. Yani mesela bu çok acayip bir şey. Yani madem suç var, operasyon yap. Yahut işlem yap, yahut mahkemeye ver, delil olarak sun, vermemişler, muhafaza etmişler. Mesela bu anormal bir şey. Ama yani süresi konusunda tam emin değilim, fakat öbürü tam, yani dediğim gibi.
SUNUCU: Az önce dediniz ki, Ergenekon’un...
ADNAN OKTAR: Mesela Orakoğlu diyor Öcalan Ergenekon üyesi. Orakoğlu bu konularda uzman olan bir kimsedir. Devletin üst rütbeli bir memuru. Ve bu konuda görevli bir insan, yani istihbarat daire başkanı. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış bir kimse, Bülent Orakoğlu. O diyor; Öcalan, Ergenekon üyesi. Neye göre diyor, kendi kafasına göre demiyor.
SUNUCU: Peki şu anda kim var içeride Öcalan ile aynı görüşte olan dedim az önce, yani PKK’lı olarak kimi söyleyebiliriz?
ADNAN OKTAR: Şimdi, iddia edilen Ergenekon Örgütü bir kere Stalinist ve komünist bir örgütlenme. Abdullah Öcalan’ın özelliği nedir? Stalinist ve komünist olmasıdır. Zaten aynı dine mensuplar, aynı inanca mensuplar, bitti zaten. Yani geriye ne kalıyor? Aynı inançtalar zaten.
SUNUCU: Tamam, içeride şu anda olanlardan bize bir örnek verebilir misiniz? Kim, hangisi örgüt üyesi.
ADNAN OKTAR: İçeridekileri ben tenzih ediyorum. Ben onlarla ilgili bir şey söylemem.
SUNUCU: Ama zaten Öcalan, PKK bunun başı dediniz. O zaman içeridekilerin de Öcalan’ın üyesi olması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Hayır hayır, Öcalan iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kurduğu yan bir kuruluştur, yan bir örgüttür. Birçok terör örgütü kurmuştur iddia edilen Ergenekon Örgütü, onlardan bir tanesidir PKK. Yani PKK’ya onlar önem vermiyorlar o kadar. Ve bunları da örgütleyen masonluktur. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü örgütleyen masonluktur. İddia edilen Ergenekon Örgütü de PKK’yı ve bir kısım terör örgütlerini oluşturmuştur. Mesela dini görünümlü de terör örgütleri oluşturmuşlardır. Din adına gibi görünen, aynıdır yani aynı elemanlar, hatta şaşırıyorlar aynı masada birlikte yemek yiyorlar, bir tarafta din adına kurulmuş bir terör örgütü, bir tarafta Stalinist terör örgütü lideri veya eylemcileri birlikte yemek yiyorlar.
SUNUCU: Yani bu neyi gösteriyor?
ADNAN OKTAR: İç içe olduklarını gösteriyor. Yani masonluğun hepsini örgütlediği ve birbirinden ayrı bir yapılarının olmadığını, Stalinist, Marksist, terörist yapılanma içerisinde oldukları, fakat her şekle girdikleri, bukalemun özellikleri gösterdiklerini anlıyoruz. Bakın Ortodoks ile Ortodoks oluyorlar, Müslüman ile Müslüman oluyorlar, mason ile mason oluyorlar, milliyetçi ile milliyetçi oluyorlar. Yani her renge giriyorlar. Buna aldanmamak lazım. Yani o örgüt yapısı gereği olarak, mesela Metin Uca’yla ilgili geçen gün bir haber vardı.
TARKAN YAVAŞ: Evet, ordudan istifa etmiş bir üst düzey yine bir komutanla ilgili. Ona da eşi ve kızıyla ilgili şantaj yapmışlar, Metin Uca da olayın içinde. Ve o sebepten ötürü de yine bulunan bu CD’lerde bir yine Ergenekon tutuklusu olan birinin yazıhanesinde bulunmuş bu CD’ler, o vesileyle de baskı altına almışlar. Bayağı bir tehdit de etmişler.
ADNAN OKTAR: Metin Uca’nın bağlantısı ne burada?
TARKAN YAVAŞ: Şöyle bir ifade var; iki tane bayan ismi var. Bir tanesi Dilek, bir tane daha bayan ismi var. Diyor ki, Metin Uca diyor onlardan da iyi iş çıkardı diyor. Böyle bir ifade var.
ADNAN OKTAR: Onlardan daha iyi iş çıkardı, yani daha iyi hizmet etti anlamında.
TARKAN YAVAŞ: Evet, daha iyi hizmet etti, bu istifa eden komutanla da, onun eşi ve kızıyla da bağlantıya girmiş yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kullandığı bir kişi olarak orada geçiyor.
SUNUCU: Metin Uca mı?
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama biz bilmiyoruz tabii, bu yargılanınca ortaya çıkacak, evet bilmiyoruz.
TARKAN YAVAŞ: Evet, o CD’de o şekilde ifadeler var.
ADNAN OKTAR: Evet, oradaki ifadeler öyle. Ama tabii yargılama aşamasının sonucunda bu anlaşılır. Biz şu an bir şey diyemeyiz, evet.
SUNUCU: Peki, o zaman bu konuya biraz daha değinelim. Reklam verelim, reklam arası verelim. Kısa bir aranın ardından tekrar birlikteyiz.
Dem Özel devam ediyor değerli izleyenler. Konuklarım Sayın Adnan Oktar ve Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Tarkan Yavaş. Evet, sorularınız varsa Dem yazıp, boşluk bırakıyorsunuz. Mesajınızı yazarak, 3929’a yolluyorsunuz.
Evet Ergenekon’da kalmıştık.
ADNAN OKTAR: Evet, demin konuştuğum konunun belgesini şu an, oradan belgesinden okuyorum; Adil Serdar Saçan, bu Ergenekon dosyasında resmi tutanak, “Bir şey söyleyeceğim” diyor Adil Serdar Saçan telefonda. “Kadıköy’de savcı var mı? Basın savcısı tanıdık mı?”, “Basın savcısı değil de, orada senin tanıdığın bizim oradayken Zinnur Topçu var, 1. Ağır Ceza Reisi, orada şu anda”, “Zinnur hangisiydi ya?” diyor, “Ya biz gittik ya, Hicabi Bey falan ayrıldık, ondan sonra o kaldı kısa boylu”, “Hee şu Ağır Ceza’da mı?”, “Hee” diyor. “Bir Ağır Ceza Reisi mi?”, “Bir Ağır Ceza’nın başkanı ya” diyor. “Haa” diyor, “Zinnur orada, git yanına git” diyor. “Gideyim de yardımcı olur mu, tanır mı?, “Tanımaz olur mu lan seni?” diyor telefonda. “Tamam peki, ben bir gideyim de bakayım ya” diyor telefon konuşmasında. Yani ben tabii Zinnur Bey onun etkisinde kalmıştır, olay onunla ilgilidir demiyorum. Fakat ilginç bulduğum için belgeyi söylüyorum yani. Yine iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün gizli tutanaklarından; bakın taktik sunuyor, yani bize karşı yapılacak faaliyetler için. “Onların isimleriyle başlarını belaya sokan mektuplar gönderin. Yani bizim ismimizle oraya buraya mektup gönderilmesini tavsiye ediyor. Bakın, taktik sunuyor yani bizim, bize karşı yapılacak faaliyetler için. Onları isimle, isimleriyle başlarını belaya sokan mektuplar gönderin. Yani bizim ismimizle oraya buraya mektup gönderilmesini tavsiye ediyor. Hatta kart gönderirseniz okunması daha kolay olur. Yapabiliyorsanız diyor Osmanlı hayranlığını kırın. Türklerin üstün bir ulus olduğu safsatasını yıkın. Bakın Türklerin üstün bir ulus olduğu safsatasını yıkın... Ben ne yapıyorum? Türk İslam Birliği’ni savunuyorum, adamların düşüncesi de bu. Özellikle cinsel konularda sınırları zorlayın. Yani cinselliği de kullanın diyor. Her türlü yani iftira atmada, oyun oynamada her şeyde. Kafanızı çalıştırın, din yani İslamiyet, bizim için, bizim için derken aklına ne gelirse gelsin her şeyi kastediyorum, zararlıdır diyor. İşte iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kafası bu. Tutanak bu yani, resmi tutanaklar. Mesela Taha Akyol, o zamanlar biz Taha Akyol’a karşı bir davayı kazanmıştık, defalarca davayı kazandık ayrıca Yargıtay da onadı. Bir gün, oğlu o zamanlar bizimle beraberdi yani 10 küsur sene mi ne beraberdik değil mi onunla?
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Mustafa Akyol ile.
TARKAN YAVAŞ: Evet. O kadar oldu.
ADNAN OKTAR: Bizim arkadaşımızdı.
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: O dedi babam dedi bozduracağını söyledi dedi davayı dedi. Ankara’ya gidecek dedi. Gitsin dedik, biz gayet rahattık. Gitmiş Cemil Çiçek ile görüşmüş, bir hafta sonu içinde dava bozuldu. Yargıtay’ın kararı bozuldu, bir haftanın içerisinde, yani net kazandığımız şeydi. Tabii ben Yargıtay’ı da tenzih ediyorum, Cemil Çiçek’i de tenzih ediyorum, yani onun talimatıyla bunu yaptı demiyorum ama garip geldiği için söylüyorum.
SUNUCU: Ama aslında bundan bu çıkıyor yani görüşüp de...
ADNAN OKTAR : Şaşırtıcı yani. Şaşırtıcı. Bilemeyiz arkasında neler olup bittiğini. Fakat Taha Akyol 10 yıldan beri benimle uğraşan bir insandır, mücadele eden bir insandır.
SUNUCU: Yani size önce yardım etti, sonra sizinle...
ADNAN OKTAR : Hayır, hiçbir zaman yardım etmedi.
SUNUCU: Yardım etmedi mi? Dava bozuldu dediniz. Taha Akyol konuştu dediniz.
ADNAN OKTAR : Hayır, Taha Akyol’a karşı biz dava kazandık yani ceza aldı Taha Akyol.
SUNUCU: Anladım.
ADNAN OKTAR: Ve Yargıtay onadı, fakat ben bunu bozduracağım demiş oğluna, o da bize söylemişti. Sonra gitti... Bir hafta sonra, Ankara’ya gitti, bir hafta sonra dava bozuldu. Ama bilemiyoruz tabii nedir ne değildir. Onu tarih belirleyecek yani bizim herhangi bir iddiamız yok yani şu nedendir demiyoruz. Taha Akyol da Aydın Doğan’ın en sıkı adamlarındandır. Aydın Doğan’ın Hürriyet’i zaten adeta bize çalışır yani nerede aleyhte haber varsa bir bakın Hürriyet’tedir. Bizim davamız normalde zamanaşımı aldı, bitmişti. Hürriyet Gazetesi’nde bir gün sürmanşet kapaktan bir haber, “Adnan Hoca Yandı”. Biz de niye yandık acaba dedik, bilemiyoruz. Meğerim haber almışlar bunlar, birkaç gün, 3 gün öncesinden haber almışlar benim davamın bozulacağını ve yeniden yargılanacağımızı haber almışlar. Şimdi yandı demek için bir kere bozulacağını önceden biliyorlar, bir. Bozulduktan sonra ceza alacağımdan eminler, iki. Ceza aldıktan sonra Yargıtay’da onanacağından eminler, üç. Ve ayrıca herhalde yanmam için, çünkü normalde benim cezaevinde yatacak bir konumum yok, çünkü daha önce de yatmıştım, yatmam için cezanın bir de artırılması gerekiyor, bir de artırılacağından eminler, dört. Böyle bir konum var gibi. Nitekim tam anlamıyla olaylar öyle gelişti. Geldi mahkemeye, ceza aldık, ceza artırıldı, Yargıtay’a geldi Yargıtay’da ne olduğunu bilmiyoruz şu an devam ediyor. Ama Rezzan Aydınoğlu’na göre, Aydın Doğan’ın da avukatı, Fatih Altaylı’nın da avukatı. Aydın Doğan’ın epey bir süre avukatlığını yaptı değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR : Fakat şu an Fatih Altaylı’nın avukatı.
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Rezzan Aydınoğlu. O New Humanist’e demeç verdi ceza alacak diye. Yani kadın gayet emin yani.
TARKAN YAVAŞ: Ekim ayında bir de.
ADNAN OKTAR: Evet, evet ceza alacak dedi, böyle bir kehanette bulundu. Fakat işin garip yanı Cemil Çiçek ile Taha Akyol aynı büroda daha önce avukatlık yapmışlar birlikte yıllarca. Yedikleri içtikleri ayrı gitmemiş, yatmalı kalkmalı yani o kadar samimiler, yani aileler de tanışıyor bayağı samimiler. Yani Cemil Çiçek Taha Akyol’un beraberlikleri çok eskiye dayalı bir şey. Taha Akyol da bize çok ciddi karşı olan bir insan. O da Aydın Doğan ile iç içe olan bir insan. Şimdi bütün bu bağlantılar olunca insan tabii ki haklı olarak tedirgin oluyor. Mesela bize ceza veren hakimlerin ataması Cemil Çiçek tarafından yapılmıştı o dönemde. Ama tabii ben bunların hepsinin rastlantı olduğunu düşünüyorum. Yani ayrıca Cemil Çiçek de bakandır o istediği kişiyi atar, istediğini yapar, ona da bir şey demiyorum. Ama beni şaşırtan birçok olay var bunların içerisinde, hayret ettiğim olaylar var, yani hayret ettiğim bağlantılar var, yahut tedirgin olduğum bağlantılar var, o yüzden açıklıyorum. Yoksa yani mahkeme bu kişilerin etkiside kalmış yahut işte Cemil Çiçek’in etkisinde kalmış da ceza vermiştir demem, demiyorum, yani öyle bir şeyim yok. Yani ben mahkemeye her zaman saygı duyarım. Verdikleri kararlara da saygı duyarım. Fakat bu bağlantılar tabii düşündürücü, yani onu söylüyorum, yani düşünmeme neden oluyor.
SUNUCU: Peki Sabah Gazetesi’nin yazdığı haberden bahsettik. Hürriyet Gazetesi’nde çıkan haberlerden, Aydın Doğan’ın size karşı olduğundan bahsettik. Peki herhangi bir yargıya başvurdunuz mu bununla ilgili?
ADNAN OKTAR : Yargı, yani o kadar sıhhatli bir netice alamıyoruz yargıdan. Yani mesela ben açtığım davaların hepsini kaybederim genellikle. Bana açılan davaları da herkes kazanır genellikle. Yani bu bilinir eskiden beri, hatta bakın Ebru Şimşek davasını da net tapu gibi kazandım. Yani davayı kadın kaybetti. Ben iftiraya uğradığımı ispat ettim, daha önce de anlatmıştım. Tavanlar karşılaştırıldı, asmolen tavan ve kirişli tavan. Bayanın bulunduğu evde kirişli tavan var, benim bulunduğum evde asmolen, düz tavan var ve buna ait daha yüzlerce delil sunduk mahkemeye ve beraat ettim ben. Flimler karşılaştırıldı, flimde ne ben varım ne silahlı adamlar var, yani tamamen iftira olduğu anlaşıldı. Ağır Ceza Mahkemesi beni beraat ettirdi, fakat gerekçeli kararda Ağır Ceza Mahkemesi diyor ki, Fatih Altaylı ve Ebru Şişek’in diyor birbirlerini tamamlayan ifadeleri diyor, yani birbirlerini teyit eden diyor ifadeleri diyor, hani iki tarafta doğru söylüyor diyor, ifadeleri diyor göz önüne alınarak diyor ve cezada gerekçe olarak gösterdi Ağır Ceza Mahkemesi. Hem beraat verdi hem gerekçe olarak gösterdi. Ama saygı duyuyorum, ben sadece hukuken anlayamadığım için öğrenmek kastıyla soruyorum, yani şaşırtıcı bulduğum için. Ayrıca bayan beraat etmem rağmen bana tazminat açtı, o tazminat davasını da kazandı. Yani ben bu sanki bu, böyle bir suç işlemişim gibi tazminata mahkum oldum. Ama ona da saygı duyuyorum, teşekkür ediyorum, hakimlere de teşekkür ediyorum, yani yargıya da teşekkür ediyorum. Ama hukuku kavramak istiyorum, anlamak istiyorum yani nasıl oluyor diye öğrenmek için soruyorum.
SUNUCU: Yargı da sizin üzerinize oynuyor diyorsunuz yani?
ADNAN OKTAR: Öyle demiyorum. Ben her zaman yargıdan yanayım.
SUNUCU: Ama hep davalarım bozuluyor dediniz.
ADNAN OKTAR: Yani, demek öyle görüyorlar yani öyle olması gerekiyor diye düşünüyor olabilirler bir şey diyemiyorum ama yeni mesela ben kokain iftirası yapıldığında müracaat edeyim dedim, ama bu sefer ton hesabıyla çıkarabilirler evden kokaini. Yani yapmadım. Bunu çözün desem, yani mesela beni niye akıl hastanesine koydunuz desem, karşılığının ne olacağını bilmiyorum. Yani altta kalmazlar bazı şahıslar böyle konularda. Böyle şeylere en iyisi susmaktı o zamanlar. Daha yeni Türkiye’de demokrasi oturmaya başladı. Daha yeni hakkımızı savunabilecek hale geldik. Böyle ne haddime benim televizyona çıkıp konuşayım, yani mümkün mü?
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Anında kapıdan alırlardı eskiden olsa yani. Sokağa çıkamıyorduk daha, selamunaleyküm hadi gidiyoruz. Eski Renault’lar vardı, beyaz küçük polis arabaları böyle, ömrümüz oralarda geçti bizim. Orhan Gencebay’ın şarkılarını dinleyerek giderdik ikide birde Gayrettepe’ye. Yani çocuklar beni bulamadı mıydı ikinci adresim gibiydi benim Emniyet. Hocamız yoksa evde diyorlardı, hemen gidip Gayrettepe’de bakıyorlardı bana yani. Yani öyle dönemlerden geçtik biz. Ama şu an Allah’a çok şükür tabii bir demokrasi anlayışı daha hakim. Ama yine de elini kolunu sallayan istediği gibi operasyon da yapıyor, istediği gibi gözaltına da alıyorlar, yani her şey oluyor yine yani öyle bir şeylik yok fark eden yani ciddi anlamda bir olay yok. Ama eskiye nazaran tabii kıyas olmaz.
SUNUCU: Yargı, yürütme, yasama size karşı, aslında siz bana karşılar onlar yaptılar demiyorsunuz ama söylemlerinizden ben bunu çıkardım. Yani siz, tüm kurumların size karşı olduğunu düşünüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ben öyledir demem. Ben her zaman hukuku savunurum, yani öyle ise öyle olması gerekmiştir. Bir hayır vardır, o şekilde oluyordur. Yani, ama tabii ki yani ben bu halden hoşnutum demem. Ama saygı duyarım. Yani ben burada bir gayrimeşruluk var demem.
SUNUCU: Onların size karşı olduğunu düşünürsek yani davalarınızı kazanamadığınızdan bahsettiniz, hep kaybediyorum dediniz. Peki siz kimden yanasınız, kimden tarafsınız?
ADNAN OKTAR: Ben Allah’tan yanayım, Kuran’dan yanayım, milletimden yanayım, Türk İslam Birliği’nden yanayım, bütün milletimden yanayım. Yani Said Nursi de yani ezim ezim ezilmiştir. 30 yıl hapiste yatmıştır, sürgünden sürgüne uğramıştır, kendi vatanına kendi şehrine sokulmamıştır, her yerden sürgün edilmiştir ama o Türkiye aşığıydı vatan aşığıydı yani dava adamları bu tarz olaylarla karşılaşır bu son derece normaldir yani. Yani bunda şaşacak bir şey yok.
SUNUCU : Peki şu anda gerçekten demokrasi olduğuna inanıyormusunuz? Yeni yeni geldi demokrasi dediniz.
ADNAN OKTAR : Tabii bir aşamasındayız, bir aşamasındayız yani. Ama bundan sonra...
SUNUCU: Bu başlangıç mı?
ADNAN OKTAR : Tabii başlangıç dedim, bayağı bir yol aldık ama daha da iyi olacak inşaAllah.
SUNUCU: Peki şimdi hakkınızı aramayı düşünüyor musunuz demokrasi başlangıcıysa?
ADNAN OKTAR: Şimdi, geçmiş olsun diyeceklerdir, ne diyeceğiz yani, mesela desek ki; ben, o zaman bana yapılan kokain komplosunu araştırın desem, kaç yıl geçti derler sen nerdeydin şu ana kadar diyeceklerdir. Yani, o apayrı yani Meclisin olaya el koyması gerekir. O çok zor olacak iş değil yani, onun üstüne bir bardak su iç derler ya, geçmiş olsun diyecekler. On ay yattık akıl hastanesinde tamam, ölüm riski içinde yaşadık, o da geçmiş olsun. Daha önce de yattım. Boş yere yattım, dokuz ay yattım cezaevinde. Onda da geçmiş olsun yani. Sonra beraat ettim, dokuz ay yatıp, ondan da beraat etmiştim, “Türk kavmindenim, İslam milletidenim” sözünden dolayı dokuz ay hücre hapsinde kaldım, on ayda akıl hastanesinde kaldım. Normalde akıl hastanesinde kalmam için benim yargılanıp hüküm giymem gerekiyordu. Hiçbir hüküm yokken, yani üzerimde hiçbir atılmış suç yokken on ay akıl hastanesinde yatırdılar, resmi olarak. Yani bu mesela gayri kanuni bir şey. Ne diyeyim, ne yapayım?
SUNUCU : Ama şimdi hakkınızı arayabilirsiniz, yani bu bir, sizin söylediğinize göre işkence varsa, bu bir insanlık suçudur ve bu zamanaşımına uğramaz. Şu anda bunu dava olarak açsanız incelenir.
ADNAN OKTAR: Onun davasını arkadaşlarımız açtılar.
SUNUCU: Şu anda açıldı yani.
ADNAN OKTAR: Açıldı. Arkadaşlarımız davacılar. On altı kişi Adli Tıp raporu var, işkence gördüklerine dair. On altı kişi.
TARKAN YAVAŞ: İki bin seneyle yargılanıyorlar.
ADNAN OKTAR: İki bin seneyle yargılanıyorlar. Adil Serdar Saçan, Serdal Akça, birçok polis memuru yargılanıyorlar.
SUNUCU: Biraz da izleyici sorularına dönecek olursak. Aslında yine bir izleyicimiz tepki göstermiş. İzleyici tepkilerini hiç dikkate almıyorsunuz demiş bize. Ama bunu defalarca açıkladık. Biz karşıt görüşlere her zaman yer veren bir kanalız dedik. Az once söylemiştim birazdan bu konuya değinelim diye. Aslında bizim kanalımızda evrimde tartışıldı. Burada yaratılışçılığı da tartışıyoruz. Evrim de tartışılan bir program yapıldı ve sizin bununla ilgili bir açıklamanız oldu. İsterseniz bununla ilgili biraz konuşalım.
ADNAN OKTAR: Tamam konuşalım.
SUNUCU: Sizin açıklamanızı izleyicilerime okuyayım ben. “14 Kasım 2009 tarihinde Dem Tv kanlındaki Düşünce Kervanı isimli proğramda evrim teorisine ait çeşitli açıklamalar yer aldı. Programın yapımcıları ve proğrama katılanlar Darwinizm’in son dönemlerde aldığı büyük darbe karşısında ciddi bir panik içerisinde olacaklar ki çözümü 150 yıldır tekrarlanan hikayeleri yinelemekte bulmuşlardı. Programın ilginç özelliği katılımcıların tamamının Darwinist olmasıydı, ikinci dikkat çekici özellik ise kesinlikle telefonla katılımın yasaklanmış oluşuydu” demişsiniz. Aslında telefonla katılım yasaklanmış değilldi. Yani telefon numaralarımız altta sürekli dönüyordu ve yayına bağlanmak isteyen herkes bağlanıyordu. Buna kesinlikle katılmıyoruz aslında. Çünkü o gün programda Darwinist düşünce tartışıldı evet, herkes Darwinist düşünceyi savunuyordu, fakat Darwin’in doğumunun 200. yıldönümü olması nedeniyle yapılmıştı o program ve Darwin’in düşünceleri tartışılıyordu. Şu anda mesela Yaratılışçılığı tartıştık. Siz Yaratılışçılığı savundunuz. Yani hani karşıt görüşe yer verilmedi demişsiniz ama aslında biz her yönde yayın yapıyoruz. Öyle değil mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi onu şöyle açıklayayım. Ben programı aslında baştan sona seyretmedim işin doğrusu, kısa bir seyretmem oldu. Şöyle hilal biçiminde bir ahşap bir süslü bir şey vardı. 4-5 tane de bey vardı konuşuyorlardı. Ama demode geçmiş izahlarla klasik anlatımlardan vardı. Telefonla katılıp katılanlar olmadığını da bilmiyorum yani fark etmedim. Var mıydı?
SUNUCU: Telefonla katılım vardı tabii. Yani aslında yaratılışçılığı savunup telefona bağlanmak istemeyen rejiye soru bırakan kişiler olmuş benim arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre. Bunlar yayına bağlanmak istememişler kendi istekleriyle.
ADNAN OKTAR: Yaratılışı savunan kişiler olmuş?
SUNUCU: Evet. Savunup da yayına bağlanmak istemiyorlar.
ADNAN OKTAR: Niçin yayına bağlanmak istemiyorlar?
SUNUCU: İşte rejiye soru bırakıyorlar biz yayına bağlanmayalım ama siz sorularımızı iletin diyenler olmuş. Yine de bunlara cevap verildi programda aslında. Hani biz aslında görüş bırakmaktan çok programa katılıp karşılıklı konuşmayı tercih ettiğimiz için yayına bağlamak istedik ama Yaratılışçılığı savunanlar yayına bağlanmak istemedi. Herhalde karşılıklı konuşmak istemediler. Yani biz kesinlikle kapalı değiliz. Telefonlar her zaman yayınlarda alınıyor.
ADNAN OKTAR: Yok ben Dem Tv’ye çok saygı duyuyorum. Bir kere öyle bir şeyi kimse iddia etmesin.
SUNUCU: Yok hakaret ettiniz demiyoruz zaten bu yazı üzerine konuşuyoruz. Hakaret yok.
ADNAN OKTAR: Ama karşı görüş ben duymadım yani öyle bir anlatan.
SUNUCU: Karşı görüş yoktu evet.
ADNAN OKTAR: Anlatan biri yoktu.
SUNUCU: Evrim tartışıldı. Evrim konusu paylaşıldı. Benim demek istediğim karşıt görüş şöyle olmadı. Tartışma programı olmadığı için iki karşıt görüşü almak...
ADNAN OKTAR: Anladım evet, yani talep eden olsaydı konuştururduk diyorsunuz. Evet doğru, olur, olabilir. O konu da ben katılıyorum. Dem Tv’nin zaten öyle antidemokratik bir tavrı yok. Yani onu hiç kimse iddia edemez.
SUNUCU: Yok yani evrim tartışıldı işte bu hafta da Yaratılışçılığı tartışıyoruz. Her konu aslında bizde açık.
TARKAN YAVAŞ: Bizim, özür dilerim bizim arkadaşlarımız aramış orayı. Onlar uygun soru olursa biz ancak sorabiliriz gibi söylemişler, ama bağlamamışlar.
SUNUCU: Yok hayır öyle bir şey.
ADNAN OKTAR : Haa. Bak bak bak işin doğrusu. Şimdi bak çok önemli bu. Bir daha tekrar et bakayım.
TARKAN YAVAŞ: Bizim arkadaşlarımız aramışlar, bağlanmak istemişler, onlar da bağlamamışlar, ama uygun soru olursa iletiriz gibi söylemişler.
ADNAN OKTAR: Hımm, o zaman...
SUNUCU: Hayır şöyle olmuş ben aslında orda çalışan birisi olarak, size karşıt görüş olarak söylemiyorum ama, tabii ki de yayına bağlanmak isteyenler olmuş fakat rejiden sizi yayına alalım, siz kendiniz sorun demişler. Yaratılışçılığı savunan arkadaşlar yayına bağlanmak istememişler. Yani biz soruyu bırakalım siz sorun, biz telefonla katılmayalım, konuşmayalım demek istemişler. Sizin dediğiniz sanıyorum bununla alakalı olsa gerek yayına bağlanmamak kesinlikle olmaz.
TARKAN YAVAŞ: Telefonla yayına bağlamamışlar, bizim bildiğimiz öyle.
SUNUCU: Çok büyük yanlışlık olmuş o zaman, yine böyle bir program yaptığımızda mutlaka bağlamak isteriz.
ADNAN OKTAR: Ama şöyle söyleyeyim özetle Dem Tv böyle bir şeyi normalde yapmaz. O güne mahsus bir aksilik olmuş olabilir. Teknik bir aksama olmuş anladığım kadarıyla, pek yapacak bir kanal değil, yani hakikaten demokratik olduğunuzu gösteriyorsunuz zaten. Her türlü fikre, her türlü düşünceye açıksınız. Ama o gün eskaza öyle bir şey olmuş olabilir. O Dem Tv’nin genel yapısını göstermez. Ama benim anladığım bu Tarkan’ın dediği doğru.
SUNUCU: Bana inanmıyorsunuz yani.
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Sen çok sevimlisin sen. Ama sana şu yönden inanıyorum, Dem Tv’nin genel olarak böyle bir politikası yok.
SUNUCU: Yok tabii ki.
ADNAN OKTAR: Genel olarak, ama o gün bir aksilik olmuş gibi görünüyor. Çünkü bizim çocuklar kurtturlar, yani böyle bir konuyu hiç boş bırakmazlar. Anında müdahale ederler. Telefonla boş bırakılması mümkün değil. Yani imkansız. Mutlaka aramışlardır. Fakat onlar belki programın akışını bozmamak için, çünkü çok tartışan çok konuşan kişi vardı, vakit alır diye belki uygun olduğunda biz bağlantıyı sağlarız demiş olabilirler. Olabilir bu acayip bir şey değil. Çünkü 6 kişi konuşuyorsa çok zordur. Bir de Yaratılışı savunan bir insan olduğunda, süre yarı yarıya düşer öyle bir şeyde. Tek taraflı Darwinizm anlatmak istiyorsa anlatsın. Ama ikinci bir programda Yaratılışı savunanlar çıkarılır o zaman.
SUNUCU: Biz aslında karşılıklı da çıkarabiliriz. Bizim öyle bir düşüncemiz yok, aman karşılıklı çıkarmayalım tartışma programı olmasın veya tartıştıralım reyting kaygımız yok bizim. Eğer böyle bir şey varsa gerçekten yayına bağlamamışlarsa, isterseniz yine bir program yapalım ve telefonla bağlantı olsun veya evrimi tartışan, evrim karşıtı birisi sizden veya herhangi biri konuk olsun.
ADNAN OKTAR: Bakın Dem Tv’nin ben sol eğilimli olduğunu biliyorum, fakat müthiş seviyorum ben Dem Tv çalışanlarını, seni de çok seviyorum. Beyefendi de çok efendi insan, arkadaşlarınız diğer yanınızda gelen arkadaşınız çok efendiler. Tam demokrat olduğunuza inanıyorum ama bazı programlarda bir aksama olabilir. Yanlış anlaşılma olur ama bu genel yapısını göstermez. Sizi genel olarak o yönde haklı buluyorum yani böyle bir şeyden çekineceğinize inanmıyorum. Tartışma olsun bir program inşaAllah yine hazırlarsınız, Yaratılışı savunanlar da yine telefonla katılırlar ama o gün hakikaten...
SUNUCU: Yani konuk da alabilir aslında yani mesela geçen hafta ondan önceki hafta evrim tartışıldı işte bu hafta yaratılışcılığı tartışıyoruz. Yani her yöne aslında biz hitap etmek istiyoruz.
ADNAN OKTAR: Hayır zaten bizimle konuşurken bunu zaten gösteriyorsunuz siz, bu zaten bunun ispatıdır. Yani fikre açık olduğunuzun ispatıdır. Tamam biz Yaratılışı anlattık sizde orada Darwinizm’i anlatmıssınız. Yani bir şey yok orada ama o gün, programın yapısı müsait olmamış olabilir çünkü tek kişi konuşmadı hakikaten yaratılışı savunan yani...
SUNUCU: Yoktu çünkü programda. Yani Darwinizm’in ikiyüzüncü yıl dönümü olması konu buydu ve evrim kitabını yazan birileri işte evrimi tanımlayan birileri vardı. Bu yüzden karşıt görüş alınmadı. Ama telefonla bağlantı kesinlikle vardı yani benim bildiğim kadarıyla ve ben de izledim, evdeydim izledim ama yayına bağlanan da oldu. Ve bu sorular da mesela ara fosil sorulmuş sanıyorum evrim denince zaten direk ara fosil, mutasyon, apantistin savunma sistemine yararlı olduğu gibi konular sorulmuş telefonla ve bunlar da yanıtlandı. Aslında telefona bağlanılmadı.
ADNAN OKTAR: Beni biliyorsunuz, ben böyle bir programı boş bırakır mıyım? Yani toz duman ederim ve oradakilerin hepsine çatır çatır cevap veririm ki nitekim sonradan programdan hepsini cevapladım. Ve hepsi dümdüz oldu o cevaplarla tamamını mat ettim ben hepsi bitti. O gün, telefondaki arkadaşın bir teknik hatası olabilir yani bu insani bir şey ben onu ayıplamam. Zaten söylüyorsunuz şu an getirin tartışalım diyorsunuz. Bu zaten yeterlidir. Yani o konuda bir anlaşalım; ben sizin demokrat olduğunuza inanıyorum, böyle bir program hazırlayacağınıza da inanıyorum ama o gün böyle bir aksilik olduğu net. Yani tabii.
SUNUCU: Yani yanlış anlama diyelim çünkü böyle bir şey olacağına kesinlikle inanmıyorum. Kanaldan aldığım bilgi de bu yönde, bağlanmak istemedikleri benim bildiğim.
ADNAN OKTAR: Yani siz böyle bir şeyi asla yapmazsınız, bir yanlış anlaşılma olmuş yani karşılıklı bir yanlış anlaşılma olmuş. Ama beni bilirsin yani böyle bir Darwinist toplantı olacak da, ben orayı boş bırakacağım.
SUNUCU: Peki böyle bir program yapalım o zaman.
ADNAN OKTAR: Çok güzel olur tabii.
SUNUCU: Böyle bir program yapalım o zaman sizden söz alalım.
ADNAN OKTAR: Çok güzel olur tabii, olur.
SUNUCU: Yani görüşlerinizi iletemediyseniz veya sizinle aynı fikirleri sunan böyle bir program yapalım ve tartışalım.
ADNAN OKTAR: Yani Su Tv’nin sahibi, o da öyle bir teklif yaptı. Hocam dedi sizi tartıştıralım. Tamam ben olacağım, Oktar olacak, doktorumuz olacak, üç kişi biziz. Bir de tatışmacı olacak yani o kişiye en az yarı yarıya hak vermemiz lazım, en az yani diyorum çünkü yoksa ayıp olur.
SUNUCU: Tabii kesinlikle aynı süreler yani bir moderatörle.
ADNAN OKTAR: Şimdi iki saatlik programın 1 saatini o şahsa ayırmış olacağız. Ben de dedim ki öyle olacağına çıkarsın bir saatlik program yapsın Darwinizm’i direkt anlatsın. Biz de cayır cayır cevaplarını verelim bir dahaki programa.
SUNUCU: Yani ayrı ayrı programlara.
ADNAN OKTAR: Ayrı ayrı olsun.
SUNUCU: İşte o gün de benim bildiğim kadarıyla programa yayına karşılıklı olmasın diye bağlanmak istememişler.
ADNAN OKTAR: Olabilir yani bu makul yani mesela adamlar anlatıyorlar yani beyefendiler diyelim ben rahat anlatmak istiyorum diyebilir bu onun hakkıdır.
SUNUCU: Tabii tartışma ortamından hoşlanmıyor olabilir yani karşıt görüşlerden.
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani bu acayip, ayıp bir şey değil bu çok makul. Ben ayıplamadım da ayrıca. Darwinizm’i anlatmak istiyor gürül gürül anlatır. Bir de hatta bir daha cevap hakkı da vermeyebilir ama sizin öyle bir özelliğiniz yok. Cevap hakkı tabii ki verirsiniz. Nitekim de konuşuyoruz da. Ben de olsam mesela ben istemem burada bu şekilde yarı yarıya vaktimizi almasını istemem. Anlatır karşı taraf tamamını anlatır biz de cevabını veririz. Veyahut biz anlatırız önce onlar cevabını verirler. Çünkü bu anlatanlar için de çok zordur, hakikaten o gün oraya biz müdahale etsek, telefon etsek, siz açmış olsaydınız yani Dem Tv o gün bizim cevaplarımızı yayınlamış olsaydı, programın en az yüzde yetmişi biz alırdık. Bu ne demek? Bu o zaman karşıdaki insanların anlatımını bir anlamda ciddi anlamda durdurmak demektir. Halbuki ne varsa anlatmak istiyorlar, bildiğini aktarmak istiyor. Aktarsın işte anlatmış rahat. Yani ben ayıplamıyorum bir şey demiyorum o konuda.
SUNUCU: Yok ben de diyorum ki yanlış anlama olduğuna inanıyorum ve bunu düzeltmek açısından tekrar böyle bir şey yapalım yani karşı karşıya gelmek istemeseniz bile yarı yarıya durum olur ben istemem dediniz.
ADNAN OKTAR: Çok çok iyi olur.
SUNUCU: En azından böyle bir program yapılır o proram öbür hafta tartışılır, böyle bir şey yapabiliriz.
ADNAN OKTAR: Çok çok özür diliyorum yani beyefendileri de ben tenzih ederim ama karşımda böyle boş şeyler anlatan biri olduğunda dinlemek o kadar zor oluyor ki bana.
SUNUCU: Ama o düşünceyi savunanlar da var aslında yani evrimi savunanlar da var. Onlara da yönelik bir programdır.
ADNAN OKTAR: Hayır haklı ona bir şey demiyorum olabilir ama...
SUNUCU: Siz savunmadığınız için belki size hani hoş gelmedi ama...
ADNAN OKTAR: Hayır yüzyıl önce ispat edilmiş bir bitmiş konu yani mesela şu geçen anlattıklarımız apandisitle ilgili yahut kuyruk sokumu kemiği. Bütün kasların o bölgedeki kasların tutunma noktası o kemik. Ne gereği var diyor. Peki kas nereye tutunsun havaya boşluğa mı tutanacak yani? İlla ki bir yere tutunması gerekiyor. Ayrıca dış darbelere karşı vücudu koruyan bir özelliği var ve bu meşhur bir konu. Yok diyor boş konudur. Şimdi ben onu dinlerken ona harcadığım vakte yazık diye düşünüyorum. Ama anlatsın mesela geniş geniş iki saat üç saat anlatsın, ben onu seri olarak cevaplamak isterim.
SUNUCU: Karşılıklı mı? Yoksa seri olarak nasıl?
ADNAN OKTAR: Şöyle; bir müstakil program olsun, onlar bütün anlatacaklarını anlatsınlar, tamamen bir deşarj olsunlar rahatlasınlar, içlerinde ne varsa döksünler. Ben onları seri olarak kısa, özlü ve net cevaplarla bitiririm. Yani konu biter ve net karşılıklarını veririm. Yani hiç demogojiye falan da girmem. Mesela o gün dediler ki ara fosiller var dediler. E mübarek kardeşlerim, mübarek canlarım bir tane fosili ne diye küt diye masanın üzerine koymuyorsunuz? Biz de şöyle bir susup kalsak değil mi? Getir Hocam söz vermiştin, bütün Türkiye’nin önünde değil mi ayıp oluyor parayı bekliyoruz deseler. Ben de şu 10 trilyonu tak diye masanın üstüne koysam. Tek bir tane ara fosil yok yani bu çok sıkıcı oluyor ara fosil var programları ben diyorum ki Yaratılışı ispat eden fosil var diyorum. Ne yapıyorum? Küt diye masanın üstüne koyuyorum, bir tane daha koyuyorum, bir tane daha, ben kamyon hesabıyla getireyim diyorum. Bir tane değil kamyon hesabı tırla getireyim, ama siz de bana bir tanecik şöyle şu kadarcık da olabilir sabun parçası kadar da olabilir, bir tane fosil getirin diyorum. E yok.
SUNUCU: Aslında bilimin her geçen gün ilerlediğinden bahsedildi programda yani bunlar 150 yıldır safsatalardan bahsediyorlar demişsiniz. Yüz elli yıl öncesine gidildiğinde bilimin çok fazla gelişmemiş olduğu görülüyor bugün, her gün yeni bir şey katıldığından bahsettiler.
ADNAN OKTAR: Ne güzel zaten bilime dayandırıyoruz.
SUNUCU: Ve bilimsel araştırmalara baktığımızda yeni şeyler bulunuyor ve bunların ne kadarını biliyoruz bunlardan bahsedildi aslında öyle değil mi?
ADNAN OKTAR: Keşke öyle olsaydı, keşke biz aydınlansaydık...
SUNUCU: Ben kendi düşüncelerimi söylemedim. Programda olan...
ADNAN OKTAR: Yani hepsi geçersizliği ispat edilmiş konuları anlattılar teker teker. Mesela bademcikler, bademcikler vücut savunmasında son derece önemli organlar yani körelmiş organ değil.
SUNUCU: Ama alındığında da yaşama devam edebildiğinden bahsetti.
ADNAN OKTAR: Yok çok rahatsız oluyor insanlar alındığında yani aldıranlar hiç memnun değiller. Sorun bakayım bir tane memnun olan var mı? Yani genellikle vucüt direncini çok ciddi şekilde artıran vucüt sacunmasını güçlendiren çok önemli organlar ve alınması... Hatta peygamber Efendimizin de hadisi var o zamanda alıyorlarmış yani bir şekilde alıyorlarmış, alınmasın diyor yani bademcikler için. Yani son derece önemli organlardır. O şekilde vucüt kendini savunabiliyor ve vücut direnci ancak o şekilde artabiliyor.
TARKAN YAVAŞ: Apandiks de o şekilde dediğiniz gibi, o da vucüt direnci...
ADNAN OKTAR: Tabii hem mukus salgılıyor yani hem de faydalı bakteriler var içerisinde sindirimde kullanılıyor yani iki yönden de faydalı ve önemli.
SUNUCU: Yani apandiks alındığında da mesela orada ondan bahsedildi. Apandiksin savunma sistemine yararlı olduğu söylendi yani sizin tarafınızdan yani sizi görüşünüzü savunanlar tarafından ama programda herhangi bir yaşam tehlikesi olmadığından bahsedildi.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi bir gözünüde adamın alırsan yaşıyor, dişlerini söksen de yaşıyor ama kalitesiz yaşıyor. Bir kolunu kessen de yaşar bir insanın yani ama kalitesiz yaşar o kaliteli yaşamasını sağlıyor insanın.
SUNUCU: Peki hangi düşünce size safsata olarak geldi bunun dışında?
ADNAN OKTAR: En belirgin olan ara fosil var demeleri yani o beni artık müthiş şaşırtıyor. Çok çok şaşırtıcı. Ara fosil diye gösterdikleri hep mükemmel, kusursuz, çok düzgün, simetrik, altın oranla yaratılmış, boydan boya bütün kemik yapısı mükemmel canlılardan bahsediyorlar. Bu nasıl ara fosil oluyor böyle? Sadece soyu tükenmiş bir varlık. Ara fosil dediğin yamru yumru olur böyle yani hilkat garibesi denilen gudubet varlıklara denir ara fosil diye. Yani muazzam bozma yapar mutasyonlar ve asimetrik bozma yapar, simetrik bozma yapmaz. Bunların iddiasına göre, sağ gözü böyle yeşil çok anlamlı bir yeşil gözü yaratıyorsa öbür tarafı da yine yeşil ve çok anlamlı güzel bir göz yaratıyor kör tesadüfler, mutasyonlar. Mesela sağ kulağı yaptıysa, aynen bir tane de mutasyonlar sonucu sol kulağı da yapıyor. Yani aynı mükemmellikte örs-çekiç-üzengi kemikleri ve sesi beyinde duyabileceğimiz sisteme varıncaya kadar mükemmel yapıyor. Bu nasıl mutasyonmuş? Hem kör mutasyon oluyor, hem tesadüf oluyor ve tamamen tesadüflerle işliyor bu sistem ve aynı zamanda hem altın oran kullanıyor, hem simetriyi kullanıyor mutasyon.
SUNUCU: Peki ara fosilin böyle eciş bücüş olması gerekiyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU: Yani bir değişimden dolayı değil mi aslında?
ADNAN OKTAR: Bakın mesela bir el mutasyona uğrasa bu el uğrasa baş parmak altıya ayrılır, bir tanesi uzar böyle acayip şekle girer. Tırnağın gelir elin şu üstünde gelişir, şurada gelişir tırnak. Şu parmak mesela yana doğru bükülür. Garip şeyler olur, mutasyon bozar. Ama iki el de simetrik, birbirinin aynıysa, tırnaklar aynı yerde son derece düzgün çıkıyorsa, kemik mafsalları falan son derece düzgünse, kas sistemi de tamamen düzgünse burada mutasyondan bahsedilemez. Burada mükemmel bir teknik düzgünlük vardır ve bir akıl vardır. Biz burada yaratılışı ancak iddia edebiliriz. Başka bir şey söyleyemeyiz.
TARKAN YAVAŞ: Bir de bu sahte çizimler vardı Ernst Haeckel’in. Çok eskiden kendisini dahi itiraf etmiş olduğu
ADNAN OKTAR: Var mı sende? Yok?
TARKAN YAVAŞ: Şu an şeyini bulamadım ama konu olarak.
ADNAN OKTAR: Mesela adam hepsini şöyle virgül şeklinde çizmiş kendi eliyle virgül tarzında. “Hepsi bak birbirinin aynı” diyor. Adama diyorlar; “kardeşim yalan söylüyorsun” diyorlar. “E kardeşim herkes yalan söylüyor, ne var ki?” diyor “yani suç mu yalan söylemek?” diyor. Böyle bilim adamı olur mu? Rezalet. Biz geçen gün televizyonda gösterdik üstte.
TARKAN YAVAŞ: Çeşitli hayvanların ve insanların embriyolarını dizmiş, bu embriyoları da kendine göre şekillendirmiş, kendince de bunların birbirine benzediğini gösteriyor ve birbirine benzeyen embriyolar diyor bu evrim sürecinin de bir göstergesidir diyor kendine göre. Halbuki altta da bugünkü gerçek embriyoları var o hayvanların ve insanın. Hepsinde oynamalar yaptığı açıkça belli oluyor.
ADNAN OKTAR: Bak oynama değil, alakası yok yani tam anlamıyla bozmuş. Hepsini virgül şekline sokmuş, sıradan. Halbuki altta gerçekten de bakıyoruz, hiç alakası yok.
TARKAN YAVAŞ: Bir de bu Science dergisi de evrimi savunan bir dergi. Bunu açıkça yazmıştı o da bunun bir evrim sahtekarlığı olduğunu.
ADNAN OKTAR: Sahte olduğunu bak, bilim dergisi, Darwinist bilim dergisi bunun bir sahtekarlık olduğunu söylüyor. Arkadaşlarımız, Hocalarımız çıktılar bu bilimsel bir gerçektir diye anlatıyorlar. Şimdi bunu dinlemek çok zor olur. Yani yine anlatsınlar da yani bütün dünya alem biliyor yani bir tek biz değil, bütün dünya alem biliyor. Nasıl oluyor oradaki muhterem zevat bunu duymuyor? Ben hayret ediyorum.
TARKAN YAVAŞ: Bir de o sahtekarlığı yapan kişi de çıkıp, tamam ben yapıyorum ama herkes yapıyor diye bir açıklama yapmıştı.
ADNAN OKTAR: Tarkan şimdi söyledim. Teyit eder manada söylüyorsun, evet.
SUNUCU: Kim dediniz?
TARKAN YAVAŞ: Earnst Haeckel diye Darwin’in arkadaşı olan sözde bir bilim adamı var o dönemde. Böyle bir açıklama yapıyor, yani önce iddia ediyor, sonra sahtekarlığı ortaya çıkınca da Hocamızın söylediği gibi “ben evet böyle bir şey yaptım ama bunu herkes yapıyor bu tarz sahtekarlıklar” diye bir savunma yapmıştı.
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu şimdi bizim Hocalarımız benim kanaatim farkında, ya ben okuyamadıklarına inanmıyorum. Yani benim kitaplarımdan herhangi bir tanesini alsalar, Yaratılış Atlası’nın birinci cildini, şöyle üçer sayfa dörder sayfa atlayarak resimlerine bile baksalar anlarlar. “Bu çocuklar niye kitap okumuyorlar?” diyor. Allah Allah ya kardeşim biz on dört cilt Yaratılış Atlası hazırlıyoruz. Kitap okumadan bu nasıl hazırlanır? Yani bütün dünyadaki bilimsel gelişmeleri, en son bilimsel gelişmeleri, elektron mikroskopla tespit edilen görüntüleri, mikrobiyolojideki görüntüleri, genetik bilmindeki görüntüleri, hepsini bilgileri hepsini tek tek tetkik ediyoruz. Ve bir kurul olarak da ayrıca tetkik ediyoruz. Ve onlar bana özet olarak geliyorlar. Ben yorumlarını yapıp bağlantılarını kuruyorum. Benim işim kolay. Ve kitap haline getiriyoruz. Dolayısıyla demode olmuş, çoktan çürütülmüş fikirlerin yerine hayır dese ki şu Dawkins’in fikirlerini ortaya atsalar gene bir şey demem. Çünkü Dawkins şu an uçmaya başladı, “uzaylılar bizi yarattı” demeye başladı. Mesela böyle bir şeyler deseler ben onları dinlerim yine, çünkü yeni düşünce bunlar.
TARKAN YAVAŞ: Onunla ilgili bir film var, vaktimiz varsa yayınlayalım.
ADNAN OKTAR: Nedir?
TARKAN YAVAŞ: Sizin söylediğiniz gibi bu en son uzaylılara dayandırıyor söylediği şeyleri. İlk başta Yaratılışı reddedip sonra da kabul etmek zorunda kalıyor.
ADNAN OKTAR: Tam ilgili yere getir sen. “Neden özellikle kim yarattı diyorsunuz?” diye soruyor. “Peki öyleyse nasıl yaratıldılar”.
TARKAN YAVAŞ: Daha baştan alayım.
ADNAN OKTAR: Yok yok şimdi elleme. “Neden özellikle kim yarattı diye soruyorsunuz? Peki öyleyse nasıl yaratıldılar?” Ne diyor? “Çok yavaş bir süreç ile.” Peki nasıl başladı? “Nasıl başladığını hiç kimse bilmiyor.” diyor, evet.
SUNUCU: Peki isterseniz bunu haftaya detaylı olarak tartışalım. Bugünlük programımızın süresini aştık. Son olarak söylemek istedikleriniz neler?
ADNAN OKTAR: Ben Dawkins’e iyi sıhhatte olsunlar diyorum.
Ben bütün Alevi kardeşlerimi çok seviyorum, hepsinin gönlü müsterih olsun. Onlar benim canlarım, onlar benim kardeşlerim. Dem Tv’nin de samimi ve candan olduğuna çok canı gönülden inanıyorum, size çok saygı duyuyorum ben. Gönlünüz çok rahat olsun. Tabii tartışacağız, konuşacağız, her türlü fikre karşı benim saygım var. İnşaAllah her şey çok güzel olacak. Sonuç hepimizin istediği olacak. Güzel, hayırlı bayramlar diliyorum bütün kardeşlerime, Alevi kardeşlerime, Sünni kardeşlerime de herkese saygılar sunuyorum, selamlar ediyorum inşaAllah.
SUNUCU: Peki çok teşekkür ediyorum programımıza katıldığınız için.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Dem Özel burada sona eriyor sayın seyirciler. Haftaya görüşünceye dek hoşçakalın.