SUNUCU: İyi akşamlar değerli izleyiciler, hepinizin Kurban Bayramı’nı kutlar, hayırlı bayramlar dilerim efendim. Kral Karadeniz Tv ve Kanal Urfa’dan canlı olarak yayınladığımız adnan oktar ile Baş Başa programına hoşgeldiniz efendim. Programımızı aynı zamanda sayacağım radyo programlarından da takip edebilirsiniz. Ilgın Fm, Konya, 97.4; Yıldız Fm, Tekirdağ, 87.7; Genç Fm, Karaman, 93.3; Mavi Karadeniz Radyo, 106.4; Radyo 37, Kastamonu, 95.2; Radyo Star, Aksaray, 94; Emek Radyo, Mardin, 101; Radyo Enerji, Ordu, 90; Keyif Fm, Nevşehir, 92.7. Bugün yine hepbirlikte bu güzel bayram akşamında keyifli 2 saat geçireceğiz diye düşünüyorum. Stüdyomuzda bizlerle birlikte Sayın Hocamız Adnan Oktar buradalar, merhabalar Hocam, hoş geldiniz, hayırlı bayramlar dilerim.
ADNAN OKTAR: Merhabalar, hoş geldiniz, Allah tekrarına erdirsin, inşaAllah.
SUNUCU: Amin, bizlerle birlikte aynı zamanda Tarkan Yavaş buradalar, Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı, hoş geldiniz siz de efendim, iyi bayramlar diliyorum.
TARKAN YAVAŞ: Hoş bulduk, teşekkür ederim, size de iyi bayramlar.
SUNUCU: Çok sağolun, Hocam, bize ulaşabilecekleri e-posta adreslerini de izleyicilerimizin, onlara iletmek istiyorum. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere görüş ve sorularınızı iletebilirsiniz. Adnan Hocamız da sizlere değerli yorumlarını iletecek. Zaten elimizde birçok e-posta birikmiş vaziyette ama değerli Hocam öncesinde bir yorum yapmak ister mi yoksa başlayalım mı Hocam? Nasıl istersiniz?
ADNAN OKTAR: Başlayalım, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. “Değerli Hocam, İran’da idam cezasına çarptırılması beklenen ateist bir kadın, Türkiye’de pasaportu olmadığı için tutuklandı. Türkiye’nin bu kişiyi ülkesine iade etmesi durumunda idam edilmesi bekleniyor. Sizce ne yapılması gerekir?” Nevin Dağlar sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Aman, aman, aman, yani, Nigar kardeşimiz, o da bir Allah’ın kulu, onun inançlarına da saygı duymak lazım. Allah ona hidayet vermemiş. Bir zaman gelir, Allah hidayet verir. İmanla şereflenir. Aman sakın, eğer İran’da böyle bir olay olacaksa hiçbir şekilde İran’a kardeşimizin gönderilmemesi gerekir. Ama ben Sayın Ahmedinejad’ın böyle bir olaya tevessül edeceğini hiç zannetmiyorum, ama hiç zannetmiyorum, inşaAllah. Olacak iş değil, çok, çok, çok mantıksız. Çünkü insanlar inancında özgürdür, iman eder veya etmez. Allah Kuran’da belirtiyor. İman etmeyen insanlar da vardır, iman edenler de vardır. İman etmeyenler de yine Peygamber Efendimiz (sav)’in ümmetidir. Fakat icabet etmemiştir. Bu kardeşimiz de cehaletinden, bilgisizliğinden olabilir, tecrübesizliğinden olabilir. Belki ateist cereyanların, moda cereyanların etkisinde kalmış olabilir. O şekilde düşünmüş olabilir. Bugün böyledir, başka bir gün, imanlı, çok akıllı, değerli, bilgili bir insan haline gelir. Şu anda da insan olarak bizim için değerlidir. O da Allah’ın bir kulu. Allah vermesin, öyle bir şeye sakın müsaade edilmesin. Eğer öyle bir şey olacaksa ki zannetmiyorum öyle bir şey olacağını, çünkü İran aleyhine bir propaganda da olabilir bu. Ama yine de biz yetkililerle de görüşürüz, inşaAllah konuşuruz. Fakat kardeşimizi hiçbir şekilde şu an ihtiyaten bırakmamak lazım, yabancı bir ülkeye de vermemek lazım. Çünkü yabancı bir ülkenin de ne yapacağını biz bilemeyiz. Onlar da ani karar alıp İran’a iade edebilir. Hakikaten de belki bir kanun boşluğu vardır, bir şey vardır, bir sıkıntı olabilir Allah esirgesin. En azından gereksiz korku yaşatılabilir arkadaşımıza. Onun için ben derim ki hiçbir şekilde İran’a teslim edilmesin, yurtdışına da bırakılmasın. Bu konu da konuşulup halledilir. Bu çok rahat halledilecek bir şey. Aceleye getirilmemesi lazım diyorum, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam, evet inşaAllah sağduyulu bir şekilde davranılır. Diğer sorumuzla devam edelim müsaadenizle. “Cübbeli geçen gün bir radyo konuşmasında yine ümmetin ömrünün 1500 sene olmasıyla ilgili hadisleri dolaylı olarak reddetti. Hocam, önce hadis yok dedi. Sonra var dedi. Şimdi kabul etmiyor, kıyamete çok var diyor. Oysa hadislere göre kıyamet çok yakın inşaAllah. Niye bu kadar çelişkili açıklamalar yapıyor acaba? Hadisleri bilmemesi mümkün değil, önceden bilmiyorsa bile siz defalarca okudunuz Hocam.” Hayrettin, Urfa’dan göndermiş.
ADNAN OKTAR: Urfa’nın aslanı demek ki Hayrettin kardeşimiz, bütün Urfalılar’a da buradan selam ediyorum, bütün kardeşlerime. Cübbeli’nin anlamaması güç. Zannediyorum anlıyor fakat anlamazlıktan geliyor olabilir. Çünkü kıyamet alametlerini Peygamber Efendimiz (sav) detay detay niçin anlattı? Niçin alimlerimiz, ehl-i sünnet alimleri sayfalarca ahir zaman alametlerini kitaplarına aldılar. O zaman hiçbir anlamı kalmamış oluyor, o kafaya göre, o mantığa göre. Onların çok büyük anlamları var, mesajları var ve kıyameti belirlemede önemli bilgidir. Cenab-ı Allah, gaybı, ben bilirim diyor Cenab-ı Allah. Ama ben gaybı kimseye bildirmeyeceğim demiyor ki Allah ayette. Kıyamet de bir gayb bilgisidir ama onun hiç kimseye bildirilmeyecek diye bir hükmü yok. Cenab-ı Allah, isterse bir kuluna gaybı bildirebilir, gayb bilgilerini bildirebilir. Yani yarın ne olacağını biz bilemeyiz, nerede öleceğimizi bilemeyiz. Ama Cenab-ı Allah bildirirse bilebilir. Elçiler, Peygamberler bilirler. Onun için Peygamber Efendimiz (sav)’e ahir zamanda olacak bütün olayları Cenab-ı Allah bildirmiştir. Mesela Hz. Mesih’in inişi için Cenab-ı Allah ayette ne diyor? “O, kıyamet için bir alamettir” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. Peki, niçin bildiriyor Allah onu? “Kıyamet için bir alamettir”. Hiçbir anlamı yoksa Allah onu öyle söyler mi? Halk arasında bilinir; mesela bina ve zina artacak, binalar yükselecek, klasiktir. Hiçbir anlamı yoksa Resulullah (sav) bunu niçin söylesin? Mesela dünyanın ömrü 7 bin yıl diyor Peygamberimiz (sav), 5600 yılı geçmiştir diyor. Bu boş yere söylenmiş bir söz mü? Bir anlamı var bunun. 7 binden 5600’ü çıkarttığımızda 1400 kalır. Demek ki 1400 ile 1500 arasında ümmetin galibane ömrü var. Ama kıyamet tarihi değil bu. Kıyamet, ayrı kıyametin tarihi. Yani, insanlarda bir imansızlık cereyanı başlayacak. Hicri 1506-1507’lere kadar İslam galibane devam ediyor. Açık galibane, 1506-1507’lerden sonra gittikçe gerilemeye başlıyor. 1543 yılına kadar devam edecek diyor Said Nursi bu gerileme. 1543’ten sonra da tam dinsizlik hakim olacak diyor. 2 yıl kadar tam dinsizliğin hakim olduğu bir dönem olacak diyor. 1545 gibi de diyor Allah’ın izniyle kıyamet kopacak diyor. Bunu söylerken tabii çok fazla hadise dayandırıyor. Birçok izaha dayandırıyor. Resulullah (sav)’ın izahlarına dayandırıyor. Mesela kıyamete 1 milyon sene var diyemeyiz ki biz veyahut kıyamet şu anda kopmaz da diyemeyiz. Şu an kıyamet kopabilir, şu an, yarın da kopabilir, 1545’te de kopabilir, inşaAllah. Ama bu zannı galible bir bilgi, vakti gelince insanlar bunu görecekler. Ama mesela bakın Mehdi’nin zamanını bildiriyor Said Nursi doğru çıkıyor. Hicri 1400’de çıkacak dedi Mehdi, galibane 30-40 yıllık bir faaliyeti olacak diyor, imani, Kurani çalışma yapacak, darwinizmi, materyalizmi bitirecek bir faaliyet yapacak diyor 30-40 senesinin ilk yılları böyledir diyor. Sonra saltanat ve siyaset alanındaki faaliyetleri vardır diyor. Said Nursi’nin dediğinin aynısının çıktığını görüyoruz. Mehdi’nin geldiği görülüyor. Yani bütün alametleri ile görülüyor. Hadislerdeki alametlerden de açıkca görülüyor. Yani Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ramazan ayında 15 gün ara ile ay ve güneş tutulması, Kabe baskını değil mi? Afganistan’ın işgali...
TARKAN YAVAŞ: İran-Irak savaşı.
ADNAN OKTAR: İran-Irak savaşı gibi 150’nin üzerinde alamet zuhur etti. Demek ki doğruymuş. Peki Mehdi’nin gelişini biliyorsa, 1971’deki olayları söylemiş aynısıyla çıkmış mı? 81’i söylemiş aynısı ile çıkmış. 28 Şubat’ı bildiriyor. 60 sene öncesinden bildiriyor 28 Şubat’ta olacak olayları. Değil mi? 60-70 sene öncesinden ve aynısı dediği gibi çıkmış mı, çıkmış. 91, 2001 ne diyorsa çıkmış. 2011,2021 diğer dedikleri de çıkmış. Mezarının yıkılacağını söylemiş, çıkmış. Öleceği tarihi bildirmiş, Rusya’nın yıkılacağı tarihi söylüyor. Dediklerinin bütün hepsi çıkmış. Beklerseler onun da doğru olduğunu görecekler.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Müsaadenizle devam ediyorum.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: “Geçenlerde kitapçılarda gezerken Burak Özdemir’in Indigo Mehdi isimli son kitabını gördüm. Bildiğim kadarı ile önceki kitabı dine ve mukaddesata aykırı saygısız sözlerinden dolayı davalık olmuş ve basında yer almıştı. Yeni kitabını incelediğimde de din hakkında önceki kitabındaki gibi münasebetsiz ve saygıya uygun olmayan çok sayıda bölümlerin yer aldığını evrimin ve reenkarnasyonun savunulduğunu gördüm. Indigo kelimesi güya insan evriminin bir sonraki aşaması anlamına geliyor. Yazarın alaycı ve saygıya aykırı bir şekilde Mehdiyet ve dinden bahsederken aynı zamanda evrimi savunması hakkında ne düşünüyorsunuz Hocam? Bir de bu kitabın Doğan grubunun kitapçıları olan D&R’ların vitrinlerinde en ön bölümde sergilenmesi dikkatimi çekti. Sizin evrimi çökerten bir kitabınıza bile yer vermeyen Doğan grubunun bu tarz kitapları ön plana çıkarması maksatlı olabilir mi Hocam? İyi akşamlar, iyi yayınlar.”Salih Pala göndermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Salih Pala kardeşimiz bu konuda düşüncelerini açıklamış biz de kendi düşüncelerimizi açıklayalım. Burak Özdemir yaklaşık 15 sene kadar benim talebemdi. 15 yıl kadar, kızkardeşi de öyle. Yani bana çok yakın ve samimi idi. Kızkardeşini de tanırım, kendini de tanırım. O da 15 yıl kadar yanımda kaldı. Değil mi? Kız kardeşi de.
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Çok zekiler iki kardeş ikisi de. İkisi de çok kararlı anti-darwinist idiler. Darwinizm’in geçersizliğini çok iyi bilirler, ezberden bilirler. Yani ara fosiller olmadığını, fosil sahtekarlıklarını, yaratılışı ispat eden fosillerin iki yüz elli milyonun üzerinde olduğunu hepsini çok iyi bilirler. Fakat bizden ayrılan arkadaşlarımız genellikle hemen bir muhalif tavır içine girerler. Yani çocuksu bir reaksiyon. Yani o bir nevi yaptığı hizmeti; ki hakikaten o konuda çok bilgi sahibiydi o zamanlar, yaptığı hizmeti geri almak isteyen bir ruhun, bir psikolojinin etkisiyle oluyor bu. Yani bu tarz olaylara biz çok rastladık. Kız kardeşi Banu da çok muhafazakar, dindar bir insandı. On beş yıl falan arkadaşımdı yani beraber aynı ortamlarda sohbet eder, konuşurduk. O da antidarwinist, antimateryalisttir. Bu biraz çocuksu reaksiyondan kaynaklanıyor. Yani yaptığı hizmeti geri alma ruhundan kaynaklanıyor. Yani hani ben yıllarca antidarwinist, materyalist oldum şimdi yaptığım hizmeti tersine toplamak istiyorum şu an der gibi. Her halükarda bu reaksiyonlar yine bize hizmet etmiş oluyor. Çünkü o kitabı okuyan insanlar her halükarda dini, İslam’ı, Kuran’ı araştırmak ihtiyacını duyarlar. Yani dedikleri nedir? Bir bakalım, araştıralım. Yani düşünmeye iter insanları. İtince de gerçeklerle karşılaşacaklardır. Yoksa bizim insanımız tabii ki öyle garip inançlara inanmaz. Ama onu okuyan insanlar ilk adımı atmış oluyorlar otomatik olarak yani.
SUNUCU: Bu konuda araştırma yapmak için.
ADNAN OKTAR: Tabii araştırmaya girmiş oluyor. Mesela bir satanist bile şeytanı araştırırken Kuran’a gelir. Kuran’da şeytana bakar ve oradan da dolayısıyla Müslüman olur. Şimdi bu eserlerle de her halükarda yine bize hizmet etmiş oluyorlar. Bilinç altından atamamaktan kaynaklanan bir tavır oluyor bu. Yani o inançları, o düşünceleri tabii atması da mümkün değil. Doğru olduğunun da mutlaka farkında. Fakat bir toparlama yapmak isterken yine hizmet etmiş oluyor özetle bu. Mesela Mustafa Akyol da, Taha Akyol’un oğlu, o da öyleydi. Yani yıllarca antidarwinistti. Konferanslara katılırdı. Amerika’daki konferanslara gitti. Yurtdışında konferanslara gitti. Radyo, televizyona çıktı antidarwinist uzun uzun konuşmalar yaptı. O da bilir fosillerin geçersizliğini, darwinistlerin sahtekarlıklarını, evrimin olmadığını çok iyi bilir. Ama o da yine çocuksu bir reaksiyondan biraz. Biraz da çevresinin baskısıyla. Bir de şu var Burak Özdemir’in bulunduğu çevrede, onun bulunduğu çevrede hep Darwinist insanlar. Şimdi onların arasında rahat yaşayabilmek için; hani bakın biz de sizdeniz yani biz geçmişte antidarwinisttik belki kulağınıza gelebilir ama işin doğrusu öyle değil. Biz pişman olduk, nadim olduk biz de sizin gibi olduk. Dolayısıyla bizi dışlamayın, “biz de Darwinistiz” mesajı vermek gibi de oluyor bu. Yani bir çok anlamı var bunun. Mesela Etiler’de bir cafede otururken arkadaşlarıyla uyum sağlayacak bir durumda olmuş oluyor böyle bir durumda. Ama her halükarda yine Darwinizm’in aleyhine olmuş oluyorlar. Çünkü mesela şimdi diyor ki Mustafa Akyol: “ilk başlangıçta Allah yarattı ama sonra evrimle gelişti.” Şimdi sen onu dediğinde zaten insanlar; onu yapan Allah onu da yapar diye düşünür. Yani Allah’ın niye evrime ihtiyacı olsun? Yani ilk yaratılışı yapıyorsa, hücreyi yapıyorsa değil mi? Yani niye ondan sonra dünyayı yaratıyorsa her şeyi zamanı, mekanı, ruhu yaratan güç, cinleri, melekleri, cenneti, cehennemi yaratan bir güç, cennet vildanlarını, gılmanları, hurileri değil mi? Cinleri, Melekleri ve bütün diğer varlıkları da yaratan Cenab-ı Allah niçin detaylarını, diğerlerini yapamasın? Niye arkasını getiremesin?
SUNUCU: Niye düzeltmeye ihtiyaç duysun?
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bir matbaa bile değil mi? Üç sayfayı basıyorsa bir matbaa belli ki bütün sayfaları basar yani. Allah da o kadar kısmını yaptıysa hepsini yapar. Yani en kolay bir mantıkta insanlar bunu anlayabilirler. Dolayısıyla yine hizmet etmiş oluyorlar. Yani geriye alma gibi bir konu olmaz. Benden ayrılan arkadaşlar genellikle hep böyle bir toparlanma ruhuna giriyorlar. Bazıları mesela iftira atıyorlar, bir kısmı aleyhimize şahitlik ediyor. Kimi bir şeyler yapıyor. Yani buna benzer böyle çocuksu reaksiyonlar oluyor. Bunlar hiç önemli değil. Mesela bak iddia edilen ergenekon örgütü tutanaklarından bir belge bu. Belgenin şeyi…
SUNUCU: Kopyası.
ADNAN OKTAR: Evet gösterteyim. Sen mi zoom yapacaksın? Tamam göster o zaman. Bu Adil Serdar Saçan beyefendinin not defterindeki yazı. Kendi el yazısı. İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü tutanakları içerisinde. Kendi el yazısı. Bakın orada Taha Akyol yazıyor üstte ve Mustafa Akyol. Ama telefonları vermeyelim o yanlış olur. Evet. Bakın ne diyor? Şu telefonları katlayayım öyle göstereyim. Evet. Ne yazıyor orada?
SUNUCU: “Mustafa Akyol alınacak gereği yapılacak”.
ADNAN OKTAR: Yani bizim dönemimizin klasik bir uygulamalarından bir tanesi. Zannediyorum Taha Bey devreye girmiş. Ondan sonra rica üzerine. Belki de girmedi devreye bilemiyoruz. Ama “Mustafa Akyol alınacak gereği yapılacak”. Ne anlarsanız anlayın. Yani bizim o dönemlerde karşılaştığımız olaylardan herhangi bir tanesi ve Adil Serdar Saçan’ın kendi el yazısı. Not defterine not düşmüş. Bizim evimize de gelmişti son şeyde. Yine elini kolunu sallayarak. Bakan değişmişti o zaman Tantan’ı almışlardı. Yine eve baskına geldi. Bizzat kendisi geldi. Yok kendi gelmedi arkadaşları geldi telefona verdiler; müdürümüz sizinle görüşmek istiyor diye. Böyle ilginç kendine göre kendi yine şeylerinden kendi üslubundan. Ama Bakan sağ olsun o yerine gelen Bakan, olaylara daha akılcı bakan bir insandı. Demiş yani operasyonu baştan sona videoya alacaksınız. Ben hocayı da göreceğim. Evi de göreceğim. Ne yaptığınızı, ne ettiğinizi göreceğim demiş. Hakikaten sürekli videoya alıyorlardı bütün operasyonu. Çok nezaketli davrandılar. Evi hallaç pamuğu gibi attılar, her yeri aradılar. Tutanak tuttular: “hiçbir suç ve suç unsuruna rastlanmamıştır” dediler. Hadi bize müsaade çekti gittiler. Her zaman olduğu gibi. Her zaman aklanıyoruz. Gecenin üçünde aniden bir geliyorlar; hiçbir şey yok yine. O devirde de öyle. Kaç eve birden aynı anda baskın oldu değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Kırk sekiz tane.
ADNAN OKTAR: Kırk sekiz eve aynı anda baskın yaptılar.
TARKAN YAVAŞ: Gece saat üç buçukta.
ADNAN OKTAR: Gece baskın yaptılar.
TARKAN YAVAŞ: Saat üçte o sıralarda.
ADNAN OKTAR: Bakın tek bir tane suç ve suç unsuruna rastlanmadı. Bir tane. Hani sizin iddialarınız, hani sizin izahlarınız. İstanbul’da her hangi bir semte siz gidin kırk tane eve, kırk beş eve baskın yapın. Bakın neler çıkar?
TARKAN YAVAŞ: Bir de kameralarla gelmişlerdi, gazetecilerle.
ADNAN OKTAR: Bu bizim temizliğimizi, masumluğumuzu gösteren ayrı bir delildir. Hiçbir şey bulamadan gittiler, hiç. Mesela bu geldiğinde de yine hiçbir şey bulamadan gitmişlerdi. Yani bunlar ilginç olaylar. Tabii ara ara aklımıza geldikçe söylüyoruz. Böyle yüzlerce, binlerce olayla karşılaştık. Bir tane, iki tane, on tane değil.
TARKAN YAVAŞ: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Mahkememizin savcısı da mütaalasında hiçbir suç unsuru olmadığını defalarca belirtti. Bizim dosyamızda böyle bir şey olmadığını...
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Evet Hocam bir sonraki soru ile devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet devam edelim.
SUNUCU: “Hocam Filipinler’in en güneyindeki Mindanao Adasında yaşayan Moro Müslümanları diktatörlük yıllarında uzun yıllar acı ve ağır zulümlere maruz kalmışlardır. Halen de bu bölgede çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu sivil halk zulüm görmekte. Mindanau Müslümanları dünyanın en mütevazi Müslümanları olarak biliniyorlar. Ayrıca Hocam Türkiye’yi çok seviyorlar.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: “Son derece samimi insanlar ve en büyük umutlarından birisi Türkiye’nin İslam dünyasına sahip çıkması ve Türkiye’nin önderliğinde bir Türk İslam Birliği’nin çatısı altında buluşmak. Zor şartlar altında yaşayan ve Türkiye’yi çok seven, ülkemize dua eden bu samimi kardeşlerimize ne söylemek istersiniz?” Gülşen Ak sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Onların güzel canlarını ben severin. Onlar çok gönülleri rahat etsin. Allah’ın izniyle Mehdi’nin manevi kolu her yeri, sardı. Dünyanın her yerini. Kurtuluşları çok yakın. Barışçıl, sevgi dolu, kendilerini eğiten, kültürlü bilgili sanata estetiğe çok yatkın, sevecen Müslüman olarak sabırlı olsunlar, birbirlerini çok sevsinler, mezhep ayrılıklarından kaçınsınlar, cemaat tarikat ayrılıklarından kaynaklanan böyle muhalif tavırlardan kaçınsınlar, sonucunda çok şahane olacak zaten sonuna geldiler yani en fazla bir 10 yıl kaldı, bununla bitiyor artık Allah’ın izniyle, inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Hocam bugün bir haber vardı, Birleşik Arap Emirliklerinde İttihat gazetesinde “Yepyeni Bir Türkiye Doğuyor” diye hem Doğu’da hem Batı’daki ilişkilerini geliştirip inşaAllah bir Türk İslam Birliği’ne doğru gidişi müjdeliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bütün gazeteler, her yer bunu bağırıyor. Bütün Avrupa’da, her yerde. Bakın ben 2 yıl önce söyledim Türk İslam Birliği geliyor dedim. O zaman nereden çıkarttın dediler böyle bu unutulmuş gitmiş eski bir fikir dediler. Sen nereden bunu aklına geldi falan yani ilginç karşılıyorlardı. Bakın şimdi doğrudan gerçek oldu, tabii maşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Bir de Hocam vizelerin peşi sıra kalkmasıyla artık yurtdışına gidenler Avrupa’dan ziyade Fas, Tunus, Suriye gibi vizenin kalktığı Türk İslam Coğrafyasına gidiyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. Bende tavsiye ederim, bir birinden güzel kendi vatanlarımız, kendi ülkelerimiz buralar hep maşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Şunu da Hocam göstermek istiyorum, birçok gayrimüslim ülkede Müslümanlar bayram namazı için camileri doldurup taşırmışlar, inşaallah. Bu da Atina’da Statta Namaz kılınmış. Moskova’da da camiye sığmamış cemaat böyle sokaklara taşmışlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah.
TARKAN YAVAŞ: Moskova’daki camiyi de Hocam, ciddi şekilde büyütüyorlar, geliştiriyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, nasıl oluyor diyorlar Türk İslam birliği nasıl oluyor işte oluyor böyle oluyor. Bunun adına Türk İslam Birliği derler. Yani öyle bir cisim değildir Türk İslam Birliği, bütün milletin birbirini sevmesi kardeş olması, ahbap olması, yabancılığın kalkması, vizeler kalktı mı pasaportlar kalktı mı, bağrına basıyorsan kardeşini işte Türk İslam Birliği oluşmuştur.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah, Hocam siz daha önce söylemiştiniz Rusya’nın da Türk İslam Birliği’ni desteklediğinin de bir göstergesi olmuş olabilir.
ADNAN OKTAR: Tabii Putin de bunu istiyor, maşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam bir sorumuz daha var, devam edelim isterseniz. “Muhterem Hocam Said Nursi Hazretleri’nin bir sözünü aktarmak istiyorum “Belki nuru imanın dikkatiyle o eşhası ahir zaman yani ahir zamanın mühim şahısları Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) tanınabilir, Hz. Mehdi, Hz. İsa sadece derin iman sahibi bazı müminlerin dikkatleri ile tanınabilecektir.” Sözler, sayfa 343-344’den. Hocam Allah bizlere Kuran ayetleri ve peygamberimizin hadisleri ile Hz. İsa’nın gelişini müjdeliyor. Hz. İsa zuhur ettiğinde ve insanlar onun geldiğini bildikleri vakit, kimler ona yakın kılınanlar olacak. Kendisinin yakınında olmak, tanışabilme ve sohbetinde bulunma şerefine kimler erişebilecek?” Muhammed sormuş Ankara’dan Hocam.
ADNAN OKTAR: Muhammed kardeşimiz şimdi Mehdi’nin konumundan daha kritiktir, Hz. Mesih’in görevi. Çünkü Mehdi’nin doğrudan İslam alemine yönelik bir faaliyeti var. Tabii Musevi ve Hıristiyanlara yönelik faaliyetleri de var ama Hz. Mesih teslis inancını ortadan kaldıracak ve tek Allah inancını savunacak. Şimdi Hıristiyanlıkta teslis inancı çok oturmuş durumda hatta papalardan bir tanesi diyor ki; kardinallerden birisi mi tam hatırlamıyorum, Hz. Mesih gelse dahi diyor yani gerçekten kendisi gelse bile biz bu inancımızı, bu sistemimizi değiştirmeyiz diyor. Yani bu çok vahim bir durum işte onun için kendini uzun süre gizleyecektir Hz. Mesih. Yani şu andaki faaliyeti gizli olacaktır yani yıllarca öyle gizli faaliyet yapacaktır. Devlet yöneticilerine, üst yöneticilere yönelik, İsrail’li bir kısım insanlara yönelik, ünlü bir kısım Musevilere yönelik, bir kısım Evanjeliklere, Katoliklere, Ortodokslara yönelik devam ettirecektir. Uzun bir süreç o ve en sonunda Hz. Mehdi alenen ve açıkça bir destek verecektir. Alenen görünür halde insanlar göreceklerdir inşaAllah.
SUNUCU: Devam edelim arzu ederseniz. “Allah’ın selamı aslan Hocam Adnan Oktar ve talebelerinin üzerine olsun inşaAllah. Sayın Hocam ben sizin sitenizden çok sayıda eserlerinizi indirdim ve şu an birkaç tanıdığım ve yeni tanıştığım arkadaşa 2 DVD olarak eserlerinizi kopyalayarak gönderiyorum. Hocam daha ne yapabilirim? Lütfen bana bir yol gösterin inşaAllah.” Ali Değirmencioğlu İstanbul’dan göndermiş. Arzu ederseniz ilk önce ben biraz bilgi vereyim Hocam. Kendileri bütün eserleri www.harunyahya.net ve www.harunyahya.org’dan ücretsiz olarak indirebilirler. Ama Hocamızın da ekleyeceği bir bilgi vardır mutlaka.
ADNAN OKTAR: En önemli şey gereksiz korkuyu ortadan kaldırmak yani Müslümanlarda en büyük sorun korkudur. Yani Müslümanın en çok karşılaştığı sorun odur. Hatta bu korkudan dolayı eskiden beri yani mesela 60-70-80-100 yıldan beri kendini ezmeye devam ettiler. Müslümanlar birbirini kollayamıyorlar mesela sola şirin görünmek için Müslüman Müslümanı ezer genelinde. Mesela hiç gereği yokken eğer bir memursa onun aleyhine davranabiliyor bazıları. Mesela normal yetkisi var normal bir karar verebilecek, normal bir netice alacakken, Müslümanın aleyhinde netice aldığında soldan, ateistlerden, masonlardan tabii takdir görüyor. Onun için dikkat ederseniz basında da görürsünüz böyle ünlü sağcılara, bir kısım ünlü sağcılara, bazı sağcı politikacılara Müslümanların aleyhinde demeç verdirilir. Yani özel olarak demeç verdirilir. O demeçten sonra ona karşı daha bir saygı ve sevgi oluşur. Bunu bildikleri için mesela Cübbeli’yi çıkartıyorlar benim aleyhimde konuşturuyorlar onu. O konuştuğunda ona karşı bir sevgi oluşuyor yani aferin ne güzel söyledin diyorlar. Mesala diyor ki, Mehdi yüzyıllar sonra gelecek diyor, kıyamet çok yüzyıllar sonra belki binlerce yıl sonra diyor. Böyle deyince insanlar rahatlıyor, Mesela Adnan Oktar’ın çevresindeki insanlar dağılsınlar diyor, zaten aynı şeyi söylüyor adam dağılsın istiyor. Şimdi dindar bir ağızdan, dindar görünen bir ağızdan bunu duyduklarında daha etkili olmuş oluyor. Mesela siyasilere de; bazı siyasilere sorarlar dikkat edin, mesela bir Müslüman es kaza bir hapse düşse, hemen onun aleyhinde çok galiz ifadede bulunan politikacılara rastlayabilirsiniz tabii şirinlik gösterir. Abdurrahman Dilipak Hocamız var mesela çok değerli bir insandır, birçok yerde ben Müslüman bilinen bazı kişilerin, onu koruyup kollamadığını hatta aleyhinde davrandıklarını bilirim. Mehmet Kutlular Hocamız var, Yeni Asya’daki Nur talebelerinin bir ağabeğidir, gazetenin de yöneticisi. Tabii o ağabeyliği de kabul etmiyordur ama ağabey, değerli bir insan. Mesela onu da öyle koruyup kollamazlar. Birçok yerde, birçok kişinin yani yıllar sonra haklılığı anlaşılıyor yıllar sonra. O dönemde bir kısım insan mesela korkudan veya çekindikleri için veya başkalarına şirin görünmek için onun aleyhinde tavır alabiliyorlardı. Ama yıllar sonra haksızlığı ortaya çıktı. Said Nursi’ye de böyle yapmışlardı. 30 yıl ezim ezim ezdi, mesela Namık Gedik’in Said Nursi’yi 30 yıl ezmesinin kökeninde karşı tarafa şirin görünme düşüncesi yatıyor gibi görünüyor. Birçok Müslüman kardeşimde ben bunu görüyorum. Yani birbirlerini samimi olarak insanların koruyup kollaması lazım. Yani sol da olsa koruyup kollaması lazım. Mesela bak o ateist kızcağız. Bu niçin idam edilsin? Yani rezalet bu. Olur mu öyle bir şey? Yani insan bunu ağzına bile almaz, sözü bile ürpertici. Yani sana ne, çocuk ateist de olabilir, başka bir inanca da girebilir, samimi kanaati ve değişir zaman içerisinde değişebilir de. Veyahut sosyal komünist de olabilir. Yahut konuşulursa onunla, aklı başında bir ortam olsa hemen dindar olur o çocuk. Yani onu dehşete kaptırmak, sürekli başında böyle demoklesin kılıcı gibi bir korkuyu tepesinde tutmak hiç doğru olmaz. Mesela sağda da bir insan haklı ise korumak lazım. Solda da bir insan haklı ise korumak lazım. Yani insana yaranmak için etrafa yaranmak için bunlar çirkin şeyler, çok küçük düşürücü. İnsanlara şirin görünmek için böyle garip hareketler yapmak, adalete uygun olmayan hareketler yapmak yakışmıyor. Ben küçük görüyorum gözümde öyle insanları yani saygı duymuyorum öyle insanlara.
SUNUCU: Evet Hocam. “Sayın Hocam sizin anlatımlarınızdan biliyoruz ki Peygamber Efendimiz (sav) kıyamet alametlerini hadisler ile bildirmiş ve şimdiye kadar da birçok rivayet gerçekleşmiştir. Yine Peygamberimiz (sav) dünyanın ömrünü bildirdiği 8 tane hadisi ile de kıyamet vakti için Allah’ın ona bildirdiği süreyi yaklaşık olarak bildirmiştir. Ayrıca Yüce Rabbimiz Kuran’da Hz. İsa’nın gelişi için “o kıyamet için bir alamettir” diye bildiriyor. Hocam bazı kişiler kıyametin vakti ile ilgili açıklama yapılamaz diyor. Ama Allah kıyamet ile ilgili bilgileri hem Kuran’da bildirmiş hem de Peygamber Efendimiz (sav)’e kıyamet ile ilgili bilgiler vahy etmiştir. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” Aylin Mehmetoğlu Ankara’dan bildirmiş, sormuş.
ADNAN OKTAR: Mesela ehl-i sünnet inancında bunu açıkça görürüz. Hz. Mehdi’nin çıkışı kıyamet alametidir. Büyük kıyamet alametleri. Mesela Hz. Mesih’in inişi Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, bütün mezheplerde kesin, nettir. Kıyamet alametidir. Büyük kıyamet alametlerindendir. Deccalin çıkışı, bunları görmezlikten; o zaman büyük alamet niye bildiriyor Peygamber (sav)? Bunun bir anlamı yoksa, vakti belirleyici değilse bunlar, o zaman niçin ehl-i sünnet uleması alametleri titizlikle eserlerinde açıkladılar? Niçin Resulullah (sav) bu kadar detaylı anlattı? Demek ki bu alametler çıktığında kıyamet artık baş göz üzerine yani en fazla bir yüzyıl, birkaç yüzyıl içerisinde kıyamet kopacak demektir. Bu anlama geliyor. Yoksa mesela “Hz. İsa’nın çıkışı kıyamet için bir alamettir” diyecek ayet ama sonra bir milyon sene de dünyanın ömrü olacak. O zaman kıyamet alameti olur mu? Yani hemen olacak anlamında söyleniyor. Hemen akabinde olacak demektir. O yüzden bu konuda Müslümanların ve düşünen insanın, araştıran insanın samimi olması gerekir. Mesih’in inişini Allah kıyamet alameti olarak belirtiyor. Geldi mi artık baş göz üzerinedir kıyamet. Nitekim de Resulullah (sav) netleştirecek izahlarda bulunmuştur. 7000 yıl diyor, 5600 yılı geçmiştir. 1400 ile 1500 arasında. Yani Cübbeli’nin reddetmesi mühim değil talebeleri zaten okuyor. Siz internete girmeyin dese bile onlar internete giriyorlar zaten. Çünkü bir çocuk var karşısında, delikanlı. Kısa sakallı bir çocuk, genç delikanlı. Cübbeli’yle konuşuyorlar ama çocuk zehir gibi maşaAllah. Her şeyi öğrenmiş, okumuş. Hocam mesela şöyle dedi diyor, böyle dedi diyor. Demek ki okuyup, araştırıyor. Cübbeli daha hala rüya aleminde yaşıyor. Hala diyor ki 1500’de kıyamet kopacak dedi diyor. Halbuki çocuk zehir gibi biliyor öyle olmadığını. Said Nursi 1545 diyor. 1545 yani 2120 inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Müsaadenizle bir soru daha alalım Hocam. “Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun. Muhterem Hocam ben üniversite talebesiyim. Nurunuzu farketmemek ve sizden etkilenmemek mümkün değil. Allah sizden razı olsun. Size sorum şu olacak. Bir mecliste bana Hz. Mehdi’nin tasavvuf dersi alması gerekecek ve ondan sonra yani irşad olduktan sonra vazifesine başlayacak denmişti. Bu mevzuya izahınız nedir? İkincisi ise Hz. Mehdi bir tarikata mensup olacak mıdır? Hayırlı akşamlar.” Ali Uğur Musa Ak sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi ile ilgili rivayetlerde hiçbir yere bir bağı olmayacağı, bir biat bağı olmayacağı hadislerde belirtilmiştir. Dolayısıyla Mehdi’nin hiçbir tarikatla bağlantısı yoktur çünkü bütün tarikatlar ona bağlanacaktır. Yani bütün tarikatların üstündedir. Yani bütün tarikatların mürşididir Mehdi. Dolayısıyla bir mürşide bağlanması değil mürşidler ona bağlanacaktır. Bütün ulema, evliya, seyyidler ona iltihak edip ona bağlanacaklardır. Dolayısıyla nübüvvet yolu, velayet yolu denen yollar vardır değil mi? Velayetin en yüksek velayet mertebesindedir yani bütün meşaiyin üstündedir. Yani Abdulkadir Geylani’nin, İmam Rabbani’nin, Said Nursi Hazretleri’nin mürşidi konumundadır. Said Nursi diyor; ben onun pişdar bir neferiyim diyor. Öncü bir askeriyim diyor o acip şahsın. Hiçbir cihette diyor onun gibi olamam diyor. Dolayısıyla Şah-ı Nakşibend ve onun bütün talebeleri, Abdulkadir Geylani ve onun bütün talebeleri, bütün mürşidler, bütün ulema Mehdi’ye bağlıdırlar. Mehdi hiç kimseye bağlı değildir. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, ağzınıza sağlık. Devam ediyorum diğer sorumuzla. “Hocam sizi çok seviyor ve beğenerek izliyorum. İnsanlar Allah’ın büyüklüğünü bildiği ve inandığı halde sanki bir uyku veya sersemlik halinde. Mehdi’nin gelme nedenlerinden biri de bu olabilir mi Hocam? İnsanları heyecanlandıracak, şevklendirecek, yol gösterecek bir İslam liderine ihtiyacı mı var İslam aleminin?” Yılmaz Kargan sormuş.
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki yani Allah Mehdi’yi vesile edecek yani İslam aleminin ihtiyacı olan o elektriği, o canlanmayı verecek. İslam alemi dev bir makine gibi düşünün fakat elektriği yok. Mehdi bu elektriği verdiğinde birden o makine hareketlenmeye başlayacak ve canlanacak. Yani bünyenin içinde kan gibidir Mehdi. Yahut bir cihaz için bir elektrik gibidir. Birden canlandırır ve İslam alemini de birden canlandıracaktır. Mesela ben gidiyorum çocuklarla bazen duyuyorum; işte falanca, grup, falanca cemaat, falanca topluluk ne diyorsunuz Türk-İslam Birliği için, olur mu artık 2000’li yıllarda böyle şeyler, artık bunlar geçmiş, bunları bırakın gibi düşünüyorlar idi. Ama baktılar ki derinden ve zaptedilmez bir güç Türk-İslam Birliği’ni sürekli geliştiriyor. Kendileri de şaşırdılar. Bakıyorum gazetelerinde evet diyorlar Türk-İslam Birliği gelişmeye başladı. Hakikaten oluyor diyorlar. Daha önce siz olmayacak diyordunuz. Kapı kapı gezip herkese olur mu böyle şey diyordunuz, değil mi? Ümit kesmiştiniz. Ben Nur talebelerinden de ümit kesen çok kişi gördüm, diğer cemaatlerden de çok ümit kesen insanlar gördüm, ki Said Nursi açık açık İttihad-ı İslam’dan bahsettiği halde. Yani bu yüzyılda İttihad-ı İslam olacak diyor yani İslam Birliği olacak diyor, cumhuriyetler birleşecek, İslam cumhuriyetleri, cumhuriyetler halinde ama ayrı ayrı cumhuriyetler halinde, müstakil devletler halinde bir topluluk oluşturacaklar. Bu Türk-İslam Birliği. Aynen dediği gibi bakın Said Nursi Hazretleri’nin bu kerametidir aynı zamanda. Resulullah (sav)’ın mucizesi, Bediüzzaman’ın da kerametidir. Aynen çıkmıştır, çıkıyor. Hani ümit kesenlerin nefesleri hiç duyulmuyor artık. Evet.
SUNUCU: Evet Hocam inşaAllah. “Selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Hocam daha önceki programlarınızda varlığını hisseden, Allah’ın kendisine ruhundan üflediği insanların cennetlik olmayı umabileceğini söylemiştiniz. Cehennemliklerin de ölülerden farksız olmadıklarını Kuran’da geçen ‘gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler’ ayetinin muhkem ayet olduğunu ve bu insanları bu şekilde değerlendirebileceğimizi söylemiştiniz. Hocam ben hissediyorum, görüyorum, duyuyorum inşaAllah, iman ediyorum. Ama sizin anlattığınız ahlakla kıyaslayınca imanımın zayıf olduğunu görüyorum. Çok hata yapıyorum, bunlar için tevbe edip düzelmeyi umuyorum. Ama her seferinde aynı hatalara ve tevekkülsüzlüklere düşüyorum. Allah’ın benden buğz etme ihtimalini düşünüp, üzülüyorum. Sizden tavsiyelerinizi bekliyorum inşaAllah.” Derya yollamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Derya Hanım kardeşimiz üzüntüyü bir kere kaldıracak. Allah üzüntüyü haram kılmıştır, müminlere açık ayet var. Bakın şeytandan Allah’a sığınırım: “üzülmeyin,” farz, muhkem ayet, “gevşemeyin,” farz, muhkem, emir, “inanıyorsanız” diyor Allah, “eğer inanıyorsanız mutlaka galip gelecek olanlar sizlersiniz” diyor Allah. Onun için Müslümanın üzülmesi, gevşemesi diye bir konu olmaz ama imtihan dünyası olduğu için mesela giderken küt diye kafasını duvara vurur, birdenbire yani Allah benim kafamı niye duvara vurdu der, haşa. Bu sefer vesveseye düşer. Veyahut mesela çocuğu oluyor, küçük çocuk oluyor, daha doğmadan ölüyor veya doğduktan birkaç saat sonra ölüyor, oradan bir vesveseye düşer. Ama Allah sonsuz sayıda delille varlığını gösterir. Ama bazı delillerle de onun delalete düşebileceği kapıyı da açar Allah insanlara. Mesela hastalıklar, bu tip olaylar, kayıplar gibi hikmetli, hayırlı olan ama insanların göremediği, hikmetini bilemediği olaylar meydana getirir. Onun için insanların bayağı bir bölümü, büyük bir bölümü tereddüt içinde bocalarlar. Yani Allah var mı, yok mu? Allah var mı, yok mu? Hep böyle bir tereddüt içindeler. Mesela delillere bakar, net var Allah. Ama mesela bir mide krampı tutuyor bu sefer Allah’tan şüphe ediyor. Halbuki onu meydana getiren Allah, kasten meydana getirir onu, özellikle meydana getirir. Mesela bir yakını trafik kazası geçiriyor, ölüyor, hemen imanını kaybediyor. Veya bu sefer rüyasında Peygamber Efendimiz (sav)’i görüyor farz edelim. O ölümün sonucu onun şehit olduğunu söylüyor, yeniden imanına kavuşuyor. Halbuki Allah’a bir kere iman edilir, bir daha da asla bırakılmaz. İmtihanın özelliği budur. Bakın mesela Mesih gelecek şimdi, geçmişini hatırlamıyor o güzeller güzeli. Kalkacak, şöyle bir etrafına bakınacak. Yepyeni bir alem, dünya ve “ben neyim?” diyecek. Etrafındakilere sorup kısaca bilgi alacak. İşte bu dünyadasın, ama sen herhalde geçmişini unutmuş bir insansın. Geçmişini bir şekilde unutmuşsun. Bir kaza sonucu geçmişini unutmuş zannedecekler Mesih’i. Dinler vardır, Allah vardır. Ona anlatacaklar. İncil’i, Kuran’ı verecekler Mesih’e. Mesih bir bakacak; Allah var. Delillere bakacak. Bir kere karar veriyor. Bitti. Çelik gibi bir iman. Çelik böyle. Gözleri zaten ateş gibidir diyor rivayette. Müthiş zeki bir kere. İmana karar veriyor. Tevrat’a bakar, İncil’e bakar on beş dakika sürmez. On beş dakika sürmez “Tamam” diyor. “Kuran hak” diyor. Bitti. O kadar. İman etti mi üç kuşak evveli gelse bir daha onu asla vazgeçiremez. İstediğin kadar tehdit et. Ne yaparsan yap. Ne hastalık ne korku. Hiçbir şeyden vazgeçmez. Mesela bak Yahya’yı şehit ettiler onun zamanında değil mi? Yardımcısını şehit ettiler. İmanı daha da artar. Mesela talebelerine olmadık olaylar oldu. Talebelerinin imanı zayıftı işte gökten bize sofra indir dediler. Değil mi? Onlardaki iman zafiyetini sezdi diyor Allah hallerinden, ayette inşaAllah. Cenab-ı Allah diyor. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Mesih onlara; Allah diyor onu yapar ama Cenab-ı Allah yapar ama hiç kimseye vermediğim azabı da size veririm, diyor. Eğer bir anormalliğiniz olursa diyor değil mi ayette. Mealen yaklaşık olarak. Onun için bir kere sağlam, kesin, net iman ettikten sonra artık bir daha Allah bırakılmaz. İmtihan oluyoruz. İmtihan olmaya geldim diyorsun. Olayla karşılaşınca gevşiyor. Mesela bakıyor televoleci bir arkadaşı var gidiyor ona imreniyor. Kardeşim bir kere adam sürünüyor zaten. Ot gibi yaşıyor sen neresine özeniyorsun onun? Bir arkadaşın zengin oluyor bir şeyleri oluyor. Paralar kazanıyor. İyi tamam zengin oldu tamam. Ne yapar bu adam? Dört tabak pilav yedi üstüne etler koyarak. Kolesterolü yükselir. Tansiyonu yükselir. Senden yirmi sene önce ölür adam. Veya hasta olur hayat kalitesi gider adamın başka bir şey olmaz. Çok geniş bir evi var. O evi ısıtmak için dünyanın parasını verecek. Işıklandırmak için dünyanın parasını verecek. Bir odanın bir bölümünde oturacak adam nihayetinde. Mesela burası da geniş bir yer ama bakın şu kadarcık yerde oturuyoruz. Niye karşılarda oturamıyoruz. Birbirimizi rahat görebilmek için değil mi? Yakından görüşebilmek için. Dünyada hırs yapılacak hiçbir şey yok. O hırstan dolayı da imanlarını kaybediyorlar. Niye ben fakirim? Bir hayır var ona sabredeceksin. Bugün fakir olursun yarın zengin olursun. Bakın Peygamber Efendimiz için Cenab-ı Allah, Sallallahü Aleyhe Vesellem için şeytandan Allah’a sığınırım bak diyor ki Allah; “seni bir fakir bulup zengin etmedim mi?” “Hiçbir şey bilmez iken sana” diyor “İslam’ı öğrettim” diyor. İslam’la şereflendin diyor ki Hz. İbrahim bakiye diniyle yaşıyordu Muhammed (sav). Yine mümindi ama Allah onu İslam’la şereflendirdi. Müslümanlıkla şereflendirdi. Ama bir fakirlik dönemi var Resulullah (sav)’ın. Çocukken ne çileler çekti o küçük canı ile değil mi? O dünya tatlısı. Yolculuklara çıkıyor o güneş altında o çocuk haliyle. Bir sürü it kopuk var çakallar var cahil insan var. Kanun hukuk diye bir şey yok zaten çocukları gömüyorlardı. Tozlu topraklı ortam. Gül yetiştiriyordu. Mesela onları satıyordu o tatlı canıyla. Ne çileler çekti ne zorluklar çekti. Ama Allah sonunda onu zengin etti. Ama fakirdi başlangıçta. Hiçbir şekilde Allah’ı bırakmadı. Resulullah (sav). Her zaman seviyordu, her zaman severek O’nun güzel ruhunu aldı.
SUNUCU : İnşaAllah Hocam. Kısa bir aramız olacak. Tekrar birlikte olacağız inşaAllah kısa bir süre sonra.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah.
SUNUCU : Tekrar iyi akşamlar diliyoruz değerli izleyiciler. Adnan Oktar ile Baş Başa programına devam ediyoruz inşaAllah. Hocam biliyorsunuz maillerimiz gelmeye devam ediyor. Maillerimizle mi devam edelim istersiniz?
ADNAN OKTAR : Devam edelim.
SUNUCU: “Hocam geçen gün gazetede 23 yıl boyunca komada kalan bir kişinin aslında 23 yıl boyunca şuurunun yerinde olduğu ve şu anda da bazı hareketlerle kendini ifade edebildiği yazıyordu. Bazı kişiler uzun zaman komada kalan kişilerin fişinin çekilmesinden bahsediyor. Bu durumda olduğu gibi ya o kişinin şuuru yerinde ise? Sizin bu konuda fikrinizi alabilir miyim?” Fikret Güçlüsoy göndermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben böyle bir olayla bizzat karşılaştım zaten. Amerika’da bir arkadaşımın babası böyle bitkisel hayata girmişti. Ailesine doktorlar sormuş fişini çekelim mi ? Bu artık bitti demişler yani koma halinde bundan bir şey çıkmaz beyin ölümü de gerçekleşti. Fişini çekelim demişler. Bana sordu. Aman ha dedim. Sakın ha sakın öyle bir şeye muvafakat verme dedim. Tabii çocuklarından bir tanesi bile kabul etmeyince olmuyor. Kabul etmedi. On beş gün sonra adam ayağa kalktı. Türkiye’ye geldi.
SUNUCU: MaşaAllah maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii.
TARKAN YAVAŞ : Oktar’la da öyle bir şey olmuştu Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Öyle bir hastaneye sevki söz konusu idi. O hastanede de o tür bir uygulama varmış. Yani hastane isterse o fişi kendi çekebiliyormuş kendi kurulunun aldığı bir kararla. Siz öyle bir hastaneye gitmesinin uygun olmayacağını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet kabul etmedim öyle bir hastanedeki tedavisini. Kabul etmedim. Olur mu öyle şey? Haram olur. Yani normal, eceliyle Allah onun canını alır, ölür o zaman tamam. Ama fişini çekerek o şekilde olmaz. Yani o Kuran’a uygun bir hareket değil. Evet haram olur o. Adam canlı yaşıyor. Yani fişini çekmek ne demek? Yani nefes alan bir adamın başına naylon torba geçirmek gibi bir şey oluyor fişini çekmek. Haram olur onun için öyle bir şey olduğunda kardeşlerimiz hiçbir şekilde kabul etmesin. İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Dünyanın da en ünlü kanser hastanesiydi. O hastane inşaAllah. MD Anderson Teksas’ta.
ADNAN OKTAR: Ben hakikaten o dönemde orada kalmasını kabul etmemiştim.
SUNUCU : Buna rağmen bu şekilde bir davranış içindeler. Allah razı olsun Hocam. “Selamun aleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR : Aleyküm selam.
SUNUCU: “Darwinizim ile mücadelenize 2000 yılında, lise yıllarında Ordu’da ekibinizin vermiş olduğu bir konferans sayesinde şahit oldum. Evrim Aldatmacası adlı kitabınızı alıp defalarca okudum. Sizin kitabınız evrimin sahtekarlığını ispatlamak için tam bir fırsat ve iyi bir kaynaktı. Ancak bir sorun vardı. Ben kekemeydim. Bu hastalığım Allah’a şükür azaldı. Ancak yine de takılmalarım var. Karşımdaki insana bilgilerimi aktarmaya çalışıyorum. Dilim döndüğünce. Sabrediyorum, dua ediyorum. Bu konuda da sizin tavsiyelerinizi ve dualarınızı heyecanla bekliyorum.” Adem Yeni, İstanbul’dan göndermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Adem kardeş, biliyorsunuz kekemeliğin çözümü var. Tedavisi yapılıyor. O şahıslar bununla ilgili geçenlerde televizyonda geçenlerde bir açıklama da yapmışlardı. Bu kuruma müracaat ederse kısa süre içerisinde tedavisini yapabiliyorlar. Onun için de çok güzel bir şey. İnşaAllah.
SUNUCU : İnşaAllah Hocam. Buradan da kendisine bu öneriyi iletiyoruz. “İyi akşamlar Adnan Hocam, Siz yargıda hakimlerin ve savcıların dava dosyalarına yetişemediğini dile getirmiştiniz. Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin de hakim ve savcı sayısının bir an önce arttırılması gerektiğini söyledi. Röportajlarda dile getirdiğiniz üzere davanızda yeni göreve gelen bayan Yargıtay hakimi; Bilim ve Araştırma Vakfı davasının dosya hacmine bakınca; dosya yüz klasör olduğuna göre bunda bir suç unsuru vardır, demiş. Oysa yüz klasörün doksan dokuzu sizin gönderdiğiniz klasörlerden oluşan ve masumiyetinizi içeren delillerden oluşuyormuş. Bunu duyunca çok şaşırdım. Eldeki somut delilleri incelemeden bir kanaate ve hükme varmanın hukuken ne kadar doğru olduğu merak ediyorum.” Burcu Halimoğlu Rize’den göndermiş.
ADNAN OKTAR : Evet bu doğru. Hatta bunu bir hukuk profesörünün yanında bu bayan söylüyor. Yargıtay hakimi bayan. Diyor; yüz klasör olduğuna göre suç unsuru kesindir, vardır. O yüzden diyor aldıkları ceza ve ona yapılan ilave de yetersiz diyor. Bir yıl ilave almışlardı. O da yetersiz. Daha da fazla arttırmak lazım diyor. Çünkü bu kadar dosya da olduğuna göre; ama daha sayfasını açmamış bilmiyor.
SUNUCU : Dosyaları hiç incelememiş.
ADNAN OKTAR: Daha sayfasını açmamış bilmiyor. Yani yargıda ciddi bir reform yapılması gerektiğini de bu ortaya koyuyor. Bu durum ortaya koyuyor. Mesela çok vahim. Açıklama da çok vahim. Değil mi? Onun için yeni Adalet Bakanımızın inşaAllah bu konuda başarılı olmasını diliyoruz. Adalet reformu son derece hayati. Ayrıca yargıdaki Ergenekon yapılanmasının çözülmesi daha da hayati. Çok daha önemli. Çünkü polis her yere girebiliyor. Ancak yargıya müdahale çok zor. Ne telefonlarını dinleyebiliyorlar. Ne teknik takip yapılabiliniyor, yani çok çok zor. O yüzden bu konuda kolaylaştırıcı kanun çıkarılması lazım. Yani bu çok hayati. Rahatça yargılanabilmeleri gerekiyor hakimlerin, hatta yargıtay üyelerinin de çok rahat yargılanmaları gerekiyor. Ancak böyle hukuk tam anlamıyla sıhhatli hale gelebilir. Öbür türlü bu yara sürekli devam edecektir. Yani güvenilir hukuk için, yargı mensuplarının rahatça yargılanabilmeleri gerekiyor. Hukukun kontrolünün dışına çıkmış gibi görünen bir yargı, veyahut kısmen yargının bir kısmı diyelim, yargıyı zedeler. Bu olmaz, yani mutlaka polisin kontrol edebileceği, müfettişlerin kontrol edebileceği, devletin kontrol edebileceği bir sisteme dönüşmesi lazım. Yani kendi içinde kapalı kutu olursa, bu hakimler devletine götürür sistemi. Hakimler devletine de dönerse sistem, Türkiye’nin bir daha kurtuluşu olmaz, Allah esirgesin. Bu herkesi batırır. Çok tehlikeli olur. Tabii, inşaAllah.
SUNUCU: Müsadenizle bir soru daha aktarayım. Dinazorların evrime ayak uyduramadığı için yok olduğu doğru mudur? Baybars Yıldırım göndermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Çok cahilce o tarz iddialar oluyor, halbuki o hayvanların yok olma nedenleri ya bitki örtüsünde bir değişiklik oluyor, hayvanlar yiyecek bulamıyorlar. Veyahut bir hastalık cinsi, sadece onlara etki eden bir hastalık cinsi gelişiyor. Nasıl domuz gribi var, nasıl kuş gribi var, sadece o hayvanlarda etkili olan mesela bir mikrop türü hepsinin ölmesine sebep olabiliyor. Veyahut iklim değişikliği, mesela yanardağların patlaması, değil mi? Veya...
SUNUCU: Bir felaket.
ADNAN OKTAR: Evet, bir felaket o hayvanların topluca yok olmasına neden olabiliyor. Dolayısıyla evrimle devrimle falan alakası yok. Çok cahilce iddialar olur bu iddialar.
SUNUCU: Evet Hocam. “Evrimcilere göre en son ortaya çıkan canlı insandır. Bu da evrimin kanıtıdır. Oysa ilk başlarda çıksaydı evrim olmazdı görüşüne katılıyor musunuz?” Enes Cebe göndermiş.
ADNAN OKTAR: Bir kere evrim diye bir olay yok. Yani olsa bunun delili olur. Üç yüz milyona yakın yaratılışı ispat eden fosil varken, artık darwinistlerin konuşacak takati kalmadı. Yani konuşacakları hiçbir şey yok. Bir tane, iki tane, on tane yani sırf bu yeterlidir.
SUNUCU: O yüzden de zaten karşınıza da çıkmıyorlar.
ADNAN OKTAR: Yani bunun üzerine ilaveye gerek yoktur. Yani üç yüz milyon çok yüksek bir sayı. Peki diyoruz kardeşim sizin fikirlerinizi savunduğunuz deliliniz var mı? Bir tane, tek bir tane. “O da yok” diyorlar. “Ama olabilir, birgün bulunur”. Kardeşim “birgün bulunabilir” ile bilim olur mu? Biz senin karşına üç yüz milyon delil koyuyoruz. Sen de karşımıza tek bir tane delil bulamıyorsun. Diyorsun ki, birgün delil bulunabilir. Bu bilim düşmanlığı olur. Bilim karşıtlığı olur. Bu safsatadır, başka bir şey değil.
TARKAN YAVAŞ: En sonda uzaydan geldiler diye bir şey çıkardılar.
ADNAN OKTAR: Tabii şu anda uzaylılara döndüler değil mi, Dawkins “uzaylılar yarattı bizi” demeye başladı şimdi de.
TARKAN YAVAŞ: Evet, bir röportajı var, uygun görürseniz onu gösterebilirim.
ADNAN OKTAR: Biraz sonra bakarız inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Peki.
SUNUCU: “Hocama, talebelerine, sunucu hanıma Allah’ın selamı olsun”. Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
TARKAN YAVAŞ: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Hocam ister yönetimi olsun, isterse halkı, Azeriler Türk İslam Birliği’nin tez bir zamanda gerçekleşmesi icun neye gayret etmeli ve neye dikkat etmelidirler? Azeri kardeşlerde bütün Türk İslam Birliği’ni gönülden isteyenlere selamlar. Kardeş Malofof.”
ADNAN OKTAR: Malofof kardeşin çok dikkat edeceği bir şey var; iddia edilen ergenekon örgütü Azerbaycan’da da çok güçlü olarak faaliyetlerine devam ediyorlar. Ve iddia edilen vrgenekon örgütü hiçbir şekilde Türk İslam Birliği’ni istemiyor. İslam kelimesini zaten hiç kabul etmiyorlar. Komünist bir örgütlenme bu ve Türklük aleminin de birleşmesini istemiyorlar. Onların şeytani amaçları var, sadece kavga olsun, gerilim olsun, kargaşa olsun istiyorlar. Hatta bir izbandut gibi bir hanım gelmişti bir ara, hatta internette de resmi var orta parmağını yukarı doğru kaldırmış böyle saygısız bir üslupla. Pis bir resim çektirmiş. Mesela o bayan klasik ergenekon örgütünün mensubudur. Yani ergenekon mensubudur o bayan. Ve hiçbir şekilde Türk İslam Birliği’nin oluşmasını istemez ve istemiyor. İslam karşıtıdır ve komünisttir, eski komünistlerdendir. Komünist olmasına bir şey demiyoruz ama Türk İslam Birliği’nin oluşmasına karşı şiddetli mukabele eden bir insan. Bir de Türk milliyetçiliğinden dem vuruyor bu. Bir bakıyorsun bazen Müslümanlıktan bir parça bir şeyler söylüyor. Gayri meşru yaşantısıyla dikkat çeken bir insan. Ve etrafındakilere de böyle töhmet altında bırakacak karşı ataklar yaparak, bağırıp çağırarak şamata yaparak bastırmaya çalışan bir kişi. Böyle kişilere karşı çok dikkatli olsun kardeşlerimiz. Türk İslam Birliği’nde İslam mukaddestir. Kuran ahlakı esastır. Kuran ahlakı olmadan Türk İslam Birliği olmaz. Neyine birleşeceksin o zaman? Yani Allah inancı yoksa, Allah sevgisi yoksa, Allah korkusu yoksa ve Darwinist, materyalist düşünce varsa, orada zaten birleşmenin bir anlamı yok. Adam haşa, Türk milletini zaten maymun olarak görüyor, maymun türü olarak görüyor. Ve haşa ve haşa maymunların birleşmesi, bir maymun topluluğu olarak değerlendiriyor. Maymunların komünal hayatı olarak. İlkel varlıkların komünal hayatı olarak görüyor. Bu adam Türk İslam Birliği’ni ister mi? Böyle kişilere karşı kesin tavır alıp İslam Birliği’ni, Türk Birliği’ni candan savunan insanlarla ittifak etmek lazım. Bunu yaparken Ermenilerle biz dost olacağız, Ortadokslarla dost olacağız, İsraille dost olacağız, Rusya bizim kardeşimizdir, Litvanya bizim kardeşimizdir, Ukrayna bizim kardeşimizdir, hepsini içine alacağız. Türk İslam Birliği demek, şefkat, merhamet, sevgi demektir. Yani egoistlik, bencillik, saldırganlık, itlik, kopukluk, bu bizim karşı olduğumuz konular bunlar. Rusya’da çığ gibi İslam hayranlığı yayılıyor. Mesela Medvedev’de olsun, Putin’de olsun İslam’a karşı bir sevgileri olduğunu açıkça gösteriyor bu insanlar. Ama Hıristiyanları biz kollamıyorsak, Ermenileri kollamıyorsak, İsrail’i, Musevileri kollamıyorsak, bu ne biçim Türk İslam Birliği bu? Şefkat yok, merhamet yok, egoistlik var, bencillik var, saldırganlık var; buna komünistlik denir, buna zulüm denir. Buna iddia edilen ergenekon örgütünün kafası denir. Biz bu kafaya karşıyız. Dolayısıyla bir avuç toprağa sıkıştırılmış kalmış, biz Ermeni kardeşlerimizi oradan çıkaracağız. Diyor ki, “Ermeniler Hocalı Katliamı’nı yaptı”, kardeşim katliam yapmayan ülke mi var? Rusya, onun yüz mislini, bin mislini yapmadı mı bu katliamın? Rusya ile Azerbaycan şu an dost değil mi? Her yönde ittifak etmiyorlar mı? Ki güzel, doğru. İntikamını almaya mı kalkıyorlar şu an? Geçmiş, geçmişte kalmış. Biz affedeceğiz.
SUNUCU: Varsa bile...
ADNAN OKTAR: Varsa bile, hayır var doğru ama affediyoruz biz. Yani biz kindar değiliz. Yıllarca Sovyet esaretinde kalmadı mı Azerbaycan? Bayrağı, milli bağımsızlığı yasaklanmadı mı? Ermeniler için ne dediniz?
SUNUCU: Eğer o varsa bile Ermenilere karşı bir soykırım iddiası olarak, eğer gerçek ise bile, yine affedici bir tavırla karşılıklı bir birliğin devamının olması.
ADNAN OKTAR: Hayır, Ermeniler soykırım yaptı canım, doğru. Yani Hocalı’da katliam yaptılar. Ama bunu Ermeni yapmıyor. Bunu profesyonel katiller yapıyor. Ermeni dediğin insan, kilisede Allah’a dua eder, mukaddesatına önem verir, Allah’tan korkar, şefkat dolu, merhamet dolu insanlardır. Biz Osmanlı döneminde niye Ermeni Paşalara Mehmetçiği teslim ettik peki o zaman? Madem güvenilmezmişler? Niye Millet-i Sadıka dedik? Çünkü sadık millet de onun için. Ermeni Paşalara Mehmetçiği teslim etmemizin nedeni ne? Güvenilir insanlar da onun için, tertemiz insanlar. Ermeni cinayet işlemez, profesyonel katiller, oradaki alçaklar, iddia edilen Ergenekon örgütü mensubu Ermeniler var. Yani ne olduğu da belli değil onların, Ermeni mi ne milletten olduğu belli değil. Bunlar mason derneğine üye, yüksek derecede masonlar veyahut alçak derecede masonların kontrolünde olan eşkiya güruhu. Dolayısıyla bunun Ermenilere mal edilmesi çok yanlış olur. Gidin bir Ermeni anneye, sen cinayet işler misin diye, bak yapar mı? Ermeni bir amcaya gidin sorun, adamın kül gibi olur rengi. Asla istemez böyle bir şeyi. Bütün Ermenileri karşısına alıyor adamlar. Onlar bizim canımız ciğerimiz, oyuna getirilmişlerdir. Mesela onlara bizim elçilerimizi de, Türk elçilerini de şehit ettirdiler. Ama Ermeni yazıyor pasaportunda, mason adamlar. Ateist, komünist adamlar. İddia edilen örgenekon örgütünün bir kolu. Nasıl PKK bir koluysa, onlar da bir kolu. Bunlar bu cinayeti işlemiştir. Ermeniler bizim vatanımızda iç içe yaşadı kardeşlerimiz, biz aynı mahallede yaşadık. Son derece mukaddesatına dikkatli, özenli tertemiz insanlardır. Bir avuç ülkede oraya sıkışıp kaldılar. Yani intikam almak, alınmaya kalkılırsa kimse kimseyle dost olamaz ki o zaman, ne Yunanlılarla dost olabiliriz, ne Bulgaristan’la, ne Suriye’yle. Suriye’yle nasıl dost oluyoruz biz? Suriye Hafız Esad döneminde muazzam katliam yaptı. Ama o devirde kaldı o geçmiş artık. Oğlu tertemiz insan, tertemiz delikanlı. Eee biz de desek ki şimdi Suriye’den intikam alma vakti. Şimdi münasebetsizlik olur bu. Bu Kuran’a uygun olmaz, Kuran ahlakına uygun olmaz. Suriye bizim canımız, Irak da bizim canımız. Yani ordaki bir avuç katilin suçunu biz Irak halkına yüklemeyiz. Bir avuç Ermeni yazan, nüfus cüzdanında Ermeni yazan insan yüzünden biz Ermeni halkını suçlamayız. Onlar bizim kardeşimiz, dolayısıyla birbirimize düşürmeye çalışanlara karşı çok uyanık olsunlar. Ermenistan’la biz dost olacağız, kardeşiz, onları o küçük ülkelerinden çıkaracağız, açacağız sınırları. Gürcistan da öyle, Türkistan, Azerbaycan, hepsi bize ait yerler, bizim kardeşlerimiz. Gürcüler geldi, geçenlerde geldiler, aynı bizim kardeşimiz, tip, uslup, konuşma, Anadolu’dan sanki Konya’dan gelmişler öyle. O karanlık izbe yerlerde, orada sıkışıp kaldı o insanlar, gariplerim, Ermeniler. Yani bu çektikleri çile yetmiyormuş gibi daha hala üstlerine gitmek. Niçin olsun böyle bir şey? Onun için o, sığır gibi bir hanım var, iddia edilen ergenekon örgütü üyesi, böyle insan azmanı, sakın onun etkisi altında kalmasınlar. Orta parmağını ortaya kaldırıp resim çektirmiş geçenlerde internette gördüm. Tam klasik çakal ve komünist, onun etkisinde kalmasınlar. Sevecen, sevgi dolu olsunlar. Zaten Türk İslam Birliği’nin özü budur. Sevgi, barış, kardeşlik, affetme, affedicilik. Cenab-ı Allah ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım “Affı tut, iyiliği emret, kötülerden yüz çevir” Af yoksa kimse kimseyle görüşemez. Hiç kimse kimseyle dost olamaz, olur mu hiç öyle şey. Af sevginin adeta kökeninde bir temizleyici unsurdur. Yani sevenleri birbirine kavuşturur. Sevginin önündeki engelleri kaldırır af. Af olmadı mı herkes birbirine düşman olur Allah esirgesin. Tabii İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Devam ediyorum müsadenizle. “Merhaba bu akşam muhterem Harun Yahya Deccal hakkında bilgi verirse memnun olurum, saygılarımla”. Kastamonu’dan Araç Emrullah Gemicioğlu yollamış.
ADNAN OKTAR : Cübbeli diyor ki; Atlas Okyanusu’nun ortasında 1000 küsür yaşında şu an deccal bekliyor diyor, bir gözü kör, pörtlek bekliyor diyor. Zincire bağlı bekliyormuş 1000 yıldan beri adam orda aç susuz bekliyormuş. Böyle bir şey yok. O müteşabihtir o hadis, yani bizim burda anlayacağımız şudur. Gözü kör, gerçekten de bir mesih deccalin gözü kör olacaktır, o ayrı. Mesih deccalin. İleride harika gösterecek bir şahıs gelecektir. Mesela “alnında da kafirun, kfr harfi yazar” diyor. O, o anlamda değil, yani adamın yüzüne baktın mıydı kafir olduğunu, nasıl biz bir kriminal tipi yüzüne bakar bakmaz anlıyorsak, ahlaksızlığı yüzünden akacak adamın, o anlamda. Yoksa alnında yazılı olacak anlamında değildir. Ama müteşabihtir bu, değil mi? Mesela adam bakıyoruz adam gangsterdir bu adam diyoruz, belli hakikaten suratından itlik akıyor. Hakikaten de öyle çıkıyor. Nasiyesine vurur insanın, bir de nurlu tertemiz bir insan diyoruz bu masum, terbiyeli, efendi birine benziyor diyoruz, hakikaten öyle çıkıyor. Allah insanların yüzüne vurur. Bunu belirtiyor hadis. Müteşabihtir. 1000 yıldan beri zincirle duran Deccaliyet evrim düşüncesi ve darwinizmdir ve ahir zamanda bütün şiddetiyle ortaya çıkmıştır. Zincirinden kurtulmuştur. Yoksa İbni Miskeveyhler zamanında da deccaliyet vardı. Yine darwinizm vardı. Hz. Musa devrinde firavunla mücadele eden Hz. Musa ilk neyi gösterdi? Yaratılışı ispat etti. Asayı attı, asa bir anda yılana dönüştü. Firavunun evrimle ilgili bütün inançlarını yok etti, bir anda. Hz. İsa ne yaptı? O devirde yine evrim düşüncesi çok yaygındı Roma döneminde. “Çamurdan kuş biçiminde bir şey yap” dedi Cenab-ı Allah, üfür dedi bir anda kuş normal uçtu gitti. Hani evrim vardı dedi Hz.İsa (a.s.) yani manen değil mi? Bir anda evrimin olmadığını ispat etti. Budur olay. Biz de şu an 300 milyon fosili bunların kafasından aşağıya boca ettik, havadan böyle yağmur gibi, altında kaldılar şimdi. 300 milyon fosilin altında iniltileri geliyor, enkaz altında kaldılar. Daha hala o enkazın altından bağırıyorlar evrim var diye. O fosiller ağzına burnuna giriyor artık, gözlerinin içine giriyor, kulaklarına kadar girdi. Daha hala anlamazdan geliyorlar. İstedikleri kadar anlamazlıktan gelsinler bizim Türk halkı anladı, milletimiz anladı. Bakın rakam veriyorum %99 Allah’a kesin iman ediyor, yapılan son anket. % 99 darwinizme inanmıyor Türkiye. Avrupa’da, dünyadaki en yüksek oran, helal olsun benim milletime, hepsi aslandır, bak %99 dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir oran.
SUNUCU: Sizin katkılarınız da bu konuda yadsınamaz.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah, evvelAllah.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Buraya sızıntısını bile getiremezler. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: “Selamünaleykum Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “İsa Mesih’in fiziksel özellikleri nelerdir?” Erkan Aka sormuş.
ADNAN OKTAR: Hz. Mesih’i müthiş yakışıklı görecekler. Böyle bakan bir kalacak şöyle bir, nefesi kesilip kalacak, yani o nura, o bakışlarındaki güzelliğe, o keskinliğe. İnce bellidir Mesih. Mehdi boydan boya geniştir, yani karnı da geniştir, göğsü de geniştir, alnı da geniştir, bütün vücudu geniş, çok yapılı bir insandır Mehdi. Beni İsrailden bir recul gibidir diyor Peygamberimiz (sav). Beni İsrail gibi yani heybetli ve acardır diyor. İsraillilere benzer diyor görünüşü, dış görünüşü. Hz. Davud soyundan aynı zamanda onun da etkisiyle Allahualem yani, genetik özellik olarak Cenab-ı Allah devam ettirmiş onu. Çünkü Hz. Ali’nin soyu Hz. Davud’a da dayanıyor. Peygamber Efendimiz (sav)’in soyundan gelen bir kimse biliyorsunuz Hz. Mehdi. Fakat Hz. İsa da Davud Soyundan gelir. Hz. Mehdi’yle, Mesih her ikisi de Davud soyundan geliyorlar. Onun için birbirlerine benzerler, yani Peygamberimiz (sav) de diyor. Birbirlerine benzerler, fizik olarak dış görünümleri birbirlerine benzeyecek, geldiğinde göreceksiniz inşaAllah. Bayağı andıracaklar baktın mı, genetik aynı soydan geldikleri için. Gri gözlüdür Hz. Mesih, geniş omuzludur, atletik yapılıdır. Fakat 2003 veya 2004’te de gelmiş olabilir, o ihtimal de var. O zaman tabii biraz yaşı da ileri olmuş oluyor. İnşaAllah. Uzun saçlıdır, saçları omuzlarına kadar gelir, şu yanaklarda, şuralarda kısa fakat sırtta uzun, daha uzun inşaAllah perçem olarak, kısadır sakalı fazla değil, düzgün kibar bir sakalı var. Kahve rengiyle, açık kahve ile altın sarısı karışımı saçları, ortadan ayrılmıştır saçı. Islaklık değmediği halde, su değmediği halde ıslak gibi görünür saçı, bakan saçını kurutmamış zannedecektir, yani böyle yeni banyodan çıkmış da ıslak gibi. Çok nurludur yüzü ve pembe beyaz, dişleri son derece düzgün, gözleri ateş gibidir diyor, rivayete göre ateş gibi yani çok keskin akıllı olduğu için, gözünden böyle akıl akar. Ve asla hata yapmaz. Hem ahkamda, hem ismette masumdur. Vahiyle haraket ediyor, mutlaka doğru söyler, ve son derecede imanlı. O işte bu uzay iddiasıyla işte Darwinistler yeni çamura yatmaya başladılar ya uzaylılar yarattı diye. Ona benzer anormal bir inanç ortaya atacaklar. İşte Allah uzaylılardı gibisinden haşa. Bende uzaylıların lideriyim gibi de herhalde bir psikopatı çıkaracaklar anladığım kadarıyla, milleti son kandırmak için darwinistlerin artık son çözümü yani ben Allah’ım diye ortaya çıkacak haşa. İlk işte kromozomları ben yarattım, ilk hücreyi ben yarattım, işte uzaydan ben attım, uçan daireyle beni buraya getirdiler, yalanın şeyi mi yok adam da atacak böyle o tip. Ondan sonra benim yaratma gücüm de var diyecek, göstereyim isterseniz size diyecek, işte ölü babanı diriltebilirim, Mesih benim diyecek, halüsinasyon gösterecek, yani böyle hipnozla, halüsinasyon yani insanlar ayıkken uyuyacaklar yani insanları uyutacak, derin transa geçecek insan farkına varmayacak insanlar uyuduğunun. Mesela “babanı çağır” diyor, kalkıyor babası geliyor, “anneni çağır” diyor annesi kalkıp geliyor. “Oğlum’’ diyor “sen buna uy, doğru söylüyor’’ diyor. Birçok insan sapıtacak, yani ileriki yıllarda. Ama bu küçük lokal bir olaydır. Var ya sihirbazlar, sahtekârlar, hemen anında dağıtacaktır Mesih de. “Yalan söylüyorsun, sahtekârlık yapıyorsun’’ diyecek. “Hadi göster bakayım, bir halüsinasyon göster bakayım’’ diyecek; bir de bakacak adama hipnoz yapamıyor, gücünü kaybedecek. Mucize gösteriyor işte Mesih. Özelliği budur. Ama asıl işi bitirecek olan, işi demeyeyim de Allah affetsin, bu küfrü bitirecek olan Mehdi’dir. Mehdi tamamen silip süpürecek ortalığı. “Hıristiyanlıkla, Müslümanlık’’diyor Said Nursi; ‘’tam yerleşme istidadındayken’’ yani artık Hıristiyanlar tereddüt ediyor artık olay olup bitmiş. ‘’Cismi beşerisiyle’’diyor, ‘’semavatta bulunan’’diyor, Hz. İsa (a.s) diyor. ‘’Hakikatten ölseydi’’ diyor ve ‘’ahiretin en uzak köşesine gitseydi’’ diyor, ‘’yine Allah ona ceset giydirip gönderecek’’ diyor. Hani var ya iddia edenler öldü diyorlar Hz. İsa, onlara cevap veriyor; ‘’ölse dahi gelecek’’diyor. Ahiretin en uzak köşesi, yani o yalan söyleyenleri tekzip etmek için böyle net cevap veriyor. Hani diyorlar ya; ayette var, öldü diyorlar. Hâlbuki Allah; ‘’teveffa’’ yani vefat ettireceğim seni uyku halinde. Çünkü uykuda da Allah bizi öldürüyor, ‘’vefat ettiriyorum’’diyor, ayet var. Hz. Mesih de uyku halinde çekilmiştir gökyüzüne, yani diri olarak çekilmemiştir gökyüzüne, çünkü başka bir âleme alınıyor. Aklın ihtiyarının kalkmaması için bir ihtimal Cenab-ı Allah bir hikmetle onu uyur halde almıştır. Zaten uykudan uyanır gibi kalkacak geldiğinde de, kalkacak ‘’ben neredeyim?’’diyecek, ‘’siz kimsiniz’?’diyecek etrafındakilere. Onlar da tarif edecek;’’sen Müslümanlığı andıran Hıristiyan bir cemaat içindesin, biz seni de bilmiyoruz, bir Allah’ın kulusun, herhalde geçmişini unutmuşsun’’diyecekler. Ona Kuran’ı öğretecekler, hadisi gösterecekler, Peygamberimiz (sav)’in izahlarını, Tevrat’ı ve İncil’i gösterecekler ama çok keskin akıllıdır o. Mesela bir kere bakmada Peygamberler ezbere alırlar, yani Kuran’ı ezberden bilecek Hz. Mesih. Peygamberimiz (sav) de hafızdı biliyorsunuz. Hz. Musa da hafızdı o da Tevrat’ı ezberden biliyordu. Peygamberler hafız olurlar genelde, hepsi hafızdır. Yani ezber güçleri çok yüksek oluyor, mesela Kuran’a bakar bu sayfaya şöyle hepsini ezberden bilir. Bir daha ömür boyunca unutmaz. Mesih’in özelliğidir o. Bütün Kuran’ı su gibi ezberden bilecek. Kuran’ın hak olduğunu kabul edecek. Bütün Hıristiyan âlemini de Müslüman edecek inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, ağzınıza sağlık. ‘’Hocam insanların ölüm anının bir geçiş olduğunu daha önceden söylemiştiniz. Hocam, bu geçiş ölmeden önce hissedilecek mi? Yoksa kişi tamamen dünya ile bağlantısını kaybettikten sonra mı oluşacak? Ölen kişinin yanındaki insanlar böyle bir geçiş olduğunu fark edebilecekler mi?’’ Mustafa Kaleli sormuş.
ADNAN OKTAR: Bazen konuşurken ölür, canlı mesela hastanede oluyor, konuşuyor ama ölür farkına varmazlar. Ama genelinde de normal gözünü kapatıp, yani öldü denildikten sonra o olay oluşur. Ama bazı vakalarda da konuşurken ölür, sen onu canlı zannedersin ama o, üçüncü, ikinci benle konuşmaya başlar. “Nasılsın?” dersin.’’ İyiyim teşekkür ederim’’der. Hâlbuki çoktan ölmüştür. Hani rüyada insanlar konuşur ya, rüyada konuşan insanlar oluyor gece değil mi? “Ne var bir şey mi var?” diyorsun. ‘’Bir şey yok’’ diyor rüyasında, sıkıntıdaysan…’’Yok, sıkıntım yok’’diyor, sadece ‘’bugün Mersin’e gitmiştik ya, orada şu an bahçedeki şeyleri düzenliyorum’’diyor uykuda, haberi yok. Tavsiye etmem de mesela insanlara, konuşursa da normal konuşur insan, yani “bir şey istiyor musun?”. ‘’Yok, teşekkür ederim’’diyor. Mesela konuşur. Yani bildiğin normal konuşur. Hipnozda bu çok daha net oluyor. Derin hipnoza giriyor insan. “Aç gözünü” diyorsun, açıyor. “Gel, otur’’ diyorsun. Televizyonda da göstertiyor adam; ‘’Nasılsınız efendim’’diyor, uyuyor ama derin uyku halinde. ‘’Teşekkür ederim. Siz nasılsınız? Allah razı olsun’’diyor. ‘’Nasıl gidiyor işler? ’’diyor. ‘’Çok iyi, ticarete gidiyoruz işte.’’ Siz’’ diyor mesela, ‘’Edison’sunuz biliyorsunuz, elektriği siz icat etmiştiniz.’’ ‘’ Evet, doğru’’diyor, ‘’ben Edison’um, elektriği ben icat ettim’’diyor. İkna ile oluyor, telkin ediyorlar. Bütün insanlar yerlere yatıyor gülecek. Samimi inanıyor Edison olduğuna. Anlatıyor yani “nasıl yaptınız efendim, anlatın’’ diyor, anlatıyor adam. Daha önce telkin verilen şekilde aynısını yapıyor, bilmiyor. Uyandırılınca, ‘’sen bunların dedin’’ deniliyor, hayretler içinde kalıyor, şaşırıyor. İşte bu tarzda ikinci bende yaşayanları insanlar fark etmiyor. Öldüğünü de bilemezsiniz. Mesela ölüm evvelinde çok insanlarda yüzünde üslubunda değişiklik olur. Konuşmalarında değişiklik olur, mesela bizim kardeşimiz de vefatından önce her gün tanıdığı, bildiği kardeşimiz, her gün gördüğü kardeşimiz yüz yüze geliyor, konuşuyor, ‘’nasılsın’’diyor, konuşuyorlar. İçeriye gidiyor, o kardeşi aramaya devam etmiş nerede diye. Daha yeni konuştuk, yüzüme baktı diyor benim, göz göze geldik diyor. Çok iyi bildiği bir arkadaşı, onu arıyor içeride. Bu gösteriyor ki daha önce öldü. Buna benzer birçok olayı var, mesela yüzündeki ifade, üslup, konuşması… Hatta bana dedi; ‘’Hocam benim bundan sonra yapacak bir görevim kalmadı’’dedi ‘’ben ne yapayım bundan sonra?’’dedi. Çok acayip bir söz, bizim çocukların hiç konuşmayacağı bir söz bu. Değil mi? Bir Müslümanın nasıl görevi biter? Kuran okursun, kitap okursun, araştırma yaparsın, bir insan nasıl görevim bitti der?
TARKAN YAVAŞ: Çok hareketli biriydi, çok faaldi.
ADNAN OKTAR: Ben de anlayamadım, şaşırdım. Merdivenlerden indi; ‘’Hocam’’ dedi, ‘’ben bir şey söyleyeceğim’’dedi bu şekilde bir konuşma yaptı. ‘’Benim görevim kalmadı, ne yapayım ben?’’dedi. Ben biraz anlayamadım üslubunu, işte ne yapacaksın, anlattım yani. Ama bunu diyecek bir insan değil. Zaten hemen kısa süre sonra da vefat etti. Bu canının alındığını göstertiyor bu üsluplar. Yani daha önceden çünkü makul olan şeyler değil yani bu konuşmalar. Yani ‘’benim görevim bitti’’ne demek? Değil mi? Kim söyler bizden, hiç kimse söylemez öyle bir şey.
TARKAN YAVAŞ: Kimse söylemez.
ADNAN OKTAR: Bir Müslümanın söyleyeceği söz de değil, belli ki şuuru kapanmış. Bu tarzda çok vaka vardır, yani siz onu normal yaşıyor zannedersiniz, konuşur, oturur ama çoktan Azrail ( a.s) ile beraber gitmiştir o. Başka bir âleme geçmiştir ama bedeni kalır. Mesela bazen öyle eğlenen, din, iman, İslam’ın aleyhinde konuşan insanlar oluyor. Siz onu yaşıyor zannedersiniz mesela birden alır onu Allah arkasından, Azrail (a.s) kafasından, tutar saçlarından çektiği gibi cehennemin içine düşürür, birden… Fakat orada siz onun konuştuğunu zannedersiniz, devam ediyor yaşıyor zannedersiniz. O çoktan cehennemin içine alınır. Aniden alınır. Ama o, hatta şımarıklığına devam eder. Siz de zannedersiniz adam yaşıyor. Böyle de çok vaka vardır, aniden cehenneme alınanlar vardır. Arkasından aniden çekilip alınır. Haberi bile olmaz. Yani bunun dışında da normal gözünü kapatıp vefat edenler de var ama çoğu vaka da önceden biliyorlar yani. Birçok kişi önceden söyler değil mi? Mesela rüya gördüğünü vefat edeceğini bildiğini, hatta önceden gider herkesle helalleşirler, çok insan vardır değil mi?
SUNUCU: Evet çok hem de…
ADNAN OKTAR: Mesela sapasağlam iken gidip helalleşiyor. ‘’Hakkınızı helal edin’’diyor, kimse de bir anlam göremiyor, ‘’ne oldu, bir şey mi oldu?’’diyorlar. Vefat etme öncesi bir hazırlık oluyor. Onunla ilgili, tabii bir kitap da çıkarabiliriz. Mesela buna ait çok vakalar vardır, yüzlerce, binlerce vaka vardır. Bunları bir araya getirip bir kitap da hazırlanabilir. Ama müminlerin canının alınışı aniden birdenbire ortalık netleşir. Yani şahıs birdenbire başka bir âleme geçer. Onun hafif şaşkınlığıyla iken, Azrail (a.s) genelde heyet halinde gelirler meleklerle beraber, çok çok güzel bir insan suretinde gelir Azrail (a.s) ve çok nezaketli bir üslup kullanır ama almaya geldiklerinde zaten o ölmüş oluyor o anda zaten. Yani sormaz seni,’’ öleceksin ne diyorsun?’’ demez zaten ölmüş oluyor o anda o. Ama onun heyecanını, tedirginliğini duymaz. Onun güzelliğinden, üslubunun güzelliğinden dolayı güvende olduğunu bilir o kadar. Zaten ‘’süzülerek gidenlere’’diyor Allah ayette. Böyle süzülerek gibi gitme var inşaAlllah.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Müsaadenizle bir soru daha ileteyim size. ‘’Sevgili Hocama, Tarkan Bey’e ve sunucu kardeşime hayırlı akşamlar dilerim.’’ Hayırlı akşamlar sizlere de.
TARKAN YAVAŞ: Hayırlı akşamlar.
SUNUCU: ‘’Hocam bugün Allah karşıma Hz. Mehdi ( a.s) ile ilgili daha önce görmediğim çok güzel bir hadis çıkardı. ‘Hz. Mehdi ( a.s) Peygamberimiz (s.a.v.)’in adımlarını izleyecek. Kendisine görünmeden ona yardımcı olacak bir melek olacak, bitkiyi canlandıracak ve zayıfa yardıncı olacak. Şeyh Muhiddin Arabi Füttühatül Makiye Bölüm 366.’ Hocam bu hadisi açıklar mısınız? Bir de hadisin 2. cümlesinde bitkiyi canlandıracak ve zayıfa yardımcı olacak ifadesi Hz. Mehdi (a.s.)’nin çevresine sürekli şevk ve heyecan vermesi, cesaretlendirmesi insanların imanındaki zaafiyeti gidermesi olarak yorumlanabilir mi?” Merve kardeşimiz sormuş.
ADNAN OKTAR: Evet, bütün dünyada bir manevi elektrik meydana getirecek. Yani zaten din ile dinsizin savaşı bir psikolojik savaştır, başka bir şey yoktur. Dinsizlik psikolojik baskıyla dini geriletir, karşı atatkta da heyecen, şevk ve iman yerlebir eder karşı tarafı. Mehdi (a.s.) bu elektriği verecek olan kişidir yani bu elektriği dünyaya dağıtacak kişidir ki bütün feyzler bereketler dünyaya Mehdi (a.s.) kanalıyla yayılır. Yani bir trafo gibidir o. Yani elektrik, dünyaya elektrik dağıtan bir trafo gibi. Allah onu vesile eder. Bütün feyz ve bereket onun kanalıyla dünyaya yayılır.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Devam ediyorum müsadenizle. “Sayın Hocam, bir zamanlar Patani, İslam Krallığı’nın yönetimi altında barış ve huzur içinde hayatlarını sürdüren Patanili Müslümanlar, toprakları Budist Tayland Ordusu tarafından işgal edildikten sonra acı dolu günler yaşamaya başladılar. 5 milyon Müslümanın yaşadığı Patani’de toplama kamplarında tutulan yüzlerce genç kıza askerler tarafından tecavüz ediliyor, alimler katlediliyor, camiler ateşe veriliyor, göz altına alınan insanlardan bir daha haber alınamıyordu. Taylandlı askerlerin Patanililer’e yönelik gerçekleştirdikleri saldırılarda özellikle alimleri ve cami imamlarını hedef seçiyorlar. 2004 yılından beri Tayland Yönetimi tarafından sıkı yönetim uygulanan Patani’de son 5 yılda 3.500’den fazla Patanili, Budist askerler tarafından şehit edildi. Şimdi Tayland işgalinin başlamasıyla beraber insanların katledilmesi sonucunda çok sayıda dul kadın ve yetim çocuk maalesef ortada kaldı. 30.000 kadın ve erkek zindanlarda tutuluyor. Tayland Hükümeti, Patanili Müslümanlarının sayısını en aza indirme amacıyla bölgeye sürekli olarak Budistleri yerleştiriyor. Hocam bu zulüme dur demek için ne yapmak gerekiyor?” Seçil Şenocak, İzmir’den sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Seçil kardeşimize şu müjdeyi vereyim, bu ahir zamanda zaten bunlar olacak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği olaylardır. Müslümanlar zulmen zindanlara konacaktır ve Mehdi (a.s.) zindanları boşaltacaktır. Mehdi (a.s.)’nin bir özelliği de zindan boşaltıcı olmasıdır. Bütün zindanları boşaltacak bütün Müslümanları özgür hale getirecektir. Zindanda kalan hiçbir Müslüman kalmayacaktır dünyada. Patani’deki kardeşlerimiz birbirlerini çok sevsinler, birbirlerine çok bağlansınlar. Dünyanın birçok yerinde Müslümanlara böyle büyük zulümler var, baskılar var. Mehdi (a.s.) çıkışı öncesinde bu tip olaylar olacak. Televoleciler orada burada eğlenirken, yancılık yaparken, şamata şengülle milleti eğlendirmeye çalışırken bakın Patani’de kardeşlerimiz nasıl acı ve ızdırap içerisindeler, nasıl zorluklar içerisindeler. O Patanili genç kızlarımıza Tayland Ordusu’nun bir kısım zalimleri her türlü ahlaksızlığı uyguluyorlar. Bunu takip ediyoruz, uzun süreden beri haberimiz olan bir konu. Fakat tek çözüm darwinizmi, materyalizmi yıkmak, Müslümanların birbirine sevgiyle bağlanmasını sağlamak, taşkınlıklardan kaçınmak, barışçıl, sevecen yöntemlerle İslam’ı yaymaktır. İnşaAllah çok güzel netice alacağız. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah,
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
SUNUCU: Devam ediyorum. “Geçenlerde Dem TV’de oldukça ilginç bir iddia ortaya atılmış ve katılımcı Darwinistlerden bir tanesi kabarık fosil olmadığı iddiasında bulunmuş. Bu iddia oldukça şaşırtıcıdır çünkü dünyada hangi paleontoloğa sorulursa sorulsun bu iddiayı oldukça gülünç bulacaktır. Dünyada katmanların arasında çıkan düz fosiller olduğu gibi üç boyutlu fosil, “3D fossils” adı verilen üçboyutlu fosiller bulunmaktadır. Söz konusu iddiayı ortaya atan kişi istediği müzeye gitsin trilobitlerin, balıkların, dinazorların, kafataslarının, kaplumbağaların, tavşanların fosillerini görecektir. Darwinistlerin bu denli çıkmazda kalıp herkes tarafından yalanlanacak böyle saçma iddialarda bulunmalarının gerçek nedeni ne olabilir?” Akın sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Darwinizm’in asıl kökeninde ciddi bir cahillik, oradan buradan duymaya dayalı düşünceler ve ilkel basit mantık kurmak yatıyor. Yani mesela ne? Evet çamurdan protein olur mu? Olur. Orada da hücre olur mu? Olur. Hücreler çoğalır kaş, göz çıkar, kulağı, burnu çıkar adam olur. Paris şehrini de yapar, İstanbul’u da yapar, ne var bunda gayet kolay gibi düşünüyorlar. Yani sati düşünmenin en yoğunluğunu yaşıyorlar. Basit sıradan düşünme, ilkel düşünmeden kaynaklanıyor. Darwinistler, yani dinazor fosillerinden mesela bir tane tepelerine düşse herhalde hastanelik olurlar. Üç boyutlu koskoca değil mi kemikleri var hayvanların duruyor. Onlar kağıt gibi fosil istiyorlar böyle dümdüz. O tarz da var, fakat üç boyutlu da çok fazla fosil vardır. Bizim getirdiğimiz fosiller de gerçek fosildir. Müzelerde sergilenen fosillerin de büyük bölümü üç boyutlu fosildir. Bundan haberlerinin olmaması cahilliklerinin, bir cahil vardır, zırcahil vardır, zırzırcahil vardır. Bunlar zırzırcahil artık, bunu göstertiyor. Yani müze fotoğraflarına herhangi bir yerde baksalar, görseler hemen anlayacaklar. Onu dahi görmememişler, bu kadar ilkel düşünüyorlar. Kökeninde cehalet var. Mesela bizim köşe yazarlarımız da zaman zaman ahkam keserler darwinizm konusunda, darwinizmin d’sini bilmezler. Nereden biliyorsun desen, işte ortaokulda okumuştur birkaç sayfa, bir gün hayat mecmuasının birkaç sayfasında okumuştur, bir gün Hürriyet gazetesinin bir köşesinde okumuştur, al sana darwinist. Hem de çok koyu savunuyorlar. Mesela Melih Aşık geçen günler kendi kafasına göre bir şeyler anlatıyor. Bu...
TARKAN YAVAŞ: TRT’de çıkan haber ile ilgili. TRT, biliyorsunuz Hocam geçen gün bu coelacanth balığının bulunması ile ilgili bir haber yayınlamıştı. Bu habere göre coelacanth balığı ara geçiş formu olarak biliniyordu, iddia ediliyordu evrimciler tarafından, çok uzun yıllar. Ama 1938 yılında bu balığın canlısı yakalandı ve bakıldı ki gerçek balık, hiç böyle ara geçiş formuyla hiçbir ilgisi olmayan gerçek bildiğimiz bir balık. Şimdi geçenlerde TRT 1’de bir haber vardı, Japonyalı balıkçılar Endonezya açıklarında bu balığa tekrar rastlamışlar. Denizin 160 metre derinliğinde ve bayağı uzun bir zaman kameraya almışlar, onu gösteriyorlar. TRT 1 de bunu çok yerinde olarak, işte diyor evrimcilerin, bu balık Darwin’i bitirdi diyor.
SUNUCU: Çürütüldü tekrar.
TARKAN YAVAŞ: Evet, tekrar çürütüldüğünü bir daha vurguluyor. Bugün Hocamızın da söylediği gibi Melih Aşık’ın köşesinde bir yazı vardı, bu bulguyu o yeterli görmüyor ya da kendince uygun görmüyor, o kendi üslubuyla anlatmış. Halbuki son derece açık bir delil daha ortaya konmuş oldu.
ADNAN OKTAR : Şimdi Melih Aşık’ın cehaletini şuradan görüyoruz, sanki tek delil buymuş gibi, yani zaten 300 milyonun üzerinde Yaratılışı ispat eden fosil var. O sadece bir tanesi burada bahsi geçen, sadece bir tanesidir. Dolayısıyla proteinlerin yapısını bilmez. Mesela bir protein tesadüfen meydana gelir mi gelmez mi bunu bilmiyordur Melih Aşık, sorsanız bilmiyorum diyecektir. Veya da olur der. Halbuki olmaz yani bir protein tesadüfen asla meydana gelemez. Mesela tek bir tane ara fosil yok, sorsan bunu da bilmez. Ara fosil var zanediyorlar. Yani o çizimlere bakıyorlar.
SUNUCU: İnandırıcı geliyor.
ADNAN OKTAR: Evet, elinde baltalarla adamlar işte, kıllı tüylü adamlar falan böyle bir şeyler yapmışlar, onları gerçek zannediyorlar. Yani dünyada çok fazla ressam var, resim çizmek de çok kolay, ama böyle bir olay yok. Yani tamamen tahminlere dayalı izahlar. Ama burada dev olan delil 300 milyonun üzerindeki fosildir. Bu konuyu tamamen bitiriyor, Yaratılışı ispat eden fosil var. Mesela, evet bu da bir şey... Anlat sen.
TARKAN YAVAŞ: Estağfirullah. Sizin söylediğiniz gibi yine bu da bir sahte çizim. Evrimciler tarafından yapılmış. Haeckel isimli, Ernest Haeckel isimli sözde bir bilim adamı vardı Darwin zamanında yaşayan, onun arkadaşı hükmünde. O da böyle evrime delil olmadığı için o kendince böyle embriyoları mesela çeşitli hayvan ve insan embriyolarını böyle kendince çizmiş. Olduğu halinden çok farklı halde çizmiş ve bunu evrime delil olarak gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Bakın hepsini virgül gibi aynı, birbirine aynı çizmiş görüyormusunuz?
TARKAN YAVAŞ: Evet bu benzerliğe delil olarak.
ADNAN OKTAR: Mesela bir balık, semender, kaplumbağa, tavuk, tavşan, insan hepsi birbirinin aynı gibi gösteriyor. Altta gerçek embriyolar var.
SUNUCU: Embriyolar var evet.
ADNAN OKTAR: Bakın, hiçbiri birbiriyle alakası yok alttakiler. Mesela balık altta görüyorsunuz, semender hiç alakası yok, kaplumbağanın hiç alakası yok, tavuk tamamen ayrı, tavşan tamamen ayrı, insan tamamen ayrı.
TARKAN YAVAŞ: Evet bambaşka, zaten daha sonra bu Science dergisi de, yine evrimci bilinen bir dergi bilimsel olarak, evrimci olarak bilinen bir dergi, o da açıklıyor bunun bir evrim sahtekarlığı olduğunu. Sonra da diyorlar, kendileri direkt açıklıyorlar, yani bunu hala bazı cahil evrimciler savunuyor halbuki o zaman hem dergi açıklıyor, sonra gidiyorlar Haeckel’a da soruyorlar yani bu nasıl oluyor diye, o da diyor ki evet diyor sahtekarlık yaptım ama diyor herkes yapıyor kim yapmıyor ki diye bir cevap veriyor.
ADNAN OKTAR: Böyle köşe yazarları var, bunların zaten okumaya vakitleri olmuyor. Çünkü diğer gazetelerdeki dedikoduları okuyorlar, işte politik demeçleri okuyorlar. Kissinger ne dedi, işte şu ne dedi bu ne dedi falan. Boş işlerle vakit kaybettikleri için gerçek bilimsel araştırmaya vakitleri de olmuyor. Onun için Melih Aşık da öyle, mesela ortaokul, lisede onu bir öğrenmiştir öyle gidiyor, o kafada gidiyor. Yani mesela şu gerçeğin, bundan haberi yoktur. Mesela bundan haberi yoktur. Ona göre şu üstteki sahte çizimler bilimsel bir gerçektir. Halbuki gerçeği bu, ortada. Yani net. Mesela sorsanız 300 milyon fosil var Yaratılışı ispat eden biliyor musunuz deseniz, haberim yok diyecektir.
SUNUCU: Aksini ispat eden hiçbir örnek yok.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ara fosil var mı desen; mesela o geçenlerde o tombul bayağı neşeli “uuu zibil” diyor. İyi peki dedem madem zibil niye bir tanesini alıp getirmiyorsun? Getir şu masanın üzerine koy, ufacık bir parça getir koy. Niye hayali konuşuyorsunuz? Hiçbir şekilde ara fosil yok, tek bir tane bile yok. Ara fosil diye gösterdikleri varlıklar hep çok mükemmel, düzgün, simetrik üstelik altın oranlı. Yani böyle geometrik düzgünlükte, mükemmel varlıklar. Yani öyle mutasyon artığı, mutasyon bozuğu anormal bir varlığa rastlayamıyorlar. Yani böyle bir varlık ve ondan gelişmiş canlılar, yani onun benzeri canlılara rastlanamıyor. Böyle bir olay yok. Dolayısıyla dünyanın her tarafında şu an can çekişiyorlar. Mısır’da toplandılar ne yapacağız Harun Yahya’ya karşı, işte bütün İslam ülkelerinde fikirleri yayıldı, artık Yaratılış İslam ülkelerini kapladı durduramıyoruz ne yapacağız falan diyorlar. Ne yapacaksın? Uslu uslu dinleyeceksin, saygıyla doğru olanı kabul edeceksin, yanlışdan da vazgeçeceksin.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Devam ediyorum müsadenizle.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: “Hocam daha önce bir programınızda Bakırköy Akıl Hastanesi ile ilgili resimler göstermiştiniz. Hepsi çok ibretlik görüntülerdi. Böyle bir ortamda insanın 10 ay değil bir saat bile yaşaması mümkün değil. Sizin sabrınız ve Allah’a bağlılığınız tüm Müslümanlara örnek olmalı bence. Yaşadığınız bu olaydan bizim sizin samimiyetinize olan güvenimizi daha da arttırıyor değerli Hocam.” Nezihe Gülce, Edirne’dengöndermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O da tabii Allah’ın bize bir imtihanı idi. Bana bir imtihanıydı, o imtihanı da Allah’a çok şükür güzellikle geçirdik. Ama hakikaten, neden cinayet işlemiş akıl hastalarının içerisine beni götürüp bıraktılar ben bunu anlayabilmiş değilim. Yani orada birçok bölüm var. Açık bölümler var, yani tedavi görmüş akıl hastaları var, niye akut, saldırgan, cinayet işleyen akıl hastalarının içine beni bıraktılar bunu ben çözemedim. Ve neden 10 ay tutulmam gerekti ve üstelik hiçbir suçum yokken. Yani hakkımda bir hüküm yok, mahkeme kararı yok, yani bir şey yok yani. Hayır mesela suç işleyen kişiler oluyor ama mahkeme kararıyla bir yıl akıl hastanesinde tutuluyor. Ben suç da işlemedim. Yani böyle bir hüküm de yok. Buna rağmen 10 ay tuttular. Ama ben kimseden tabii şikayetçi değilim, ama başka insanların bununla karşılaşmaması için tedbir alınması gerekir tabii. Yani ben kendi adıma bir şey demiyorum.
SUNUCU: Evet, değerli izleyicilerimiz bu sorularımızı aktarıyoruz Hocamıza. Siz de bize sorularınızı iletebilirsiniz. Görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bildiğiniz gibi tekrar hatırlatmak istiyorum. Ve diğer sorumuza devam etmek istiyorum Hocam. “Hocam bazı evrimciler insanın hastalıklarını ve acizliklerini evrime delil olarak gösterme peşindeler. Bunları, haşa, kusurlu Yaratılış olarak isimlendirmişler. Ben sizin bir yazınızda okumuştum, Allah mükemmellikleri de acizlikleri de özel olarak yaratır diye söylemişsiniz orada. Bunu anlayamıyorlar mı Hocam, yoksa özellikle mi gerçekleri çarpıtıyorlar?” Gürkan sormuş.
ADNAN OKTAR: Gürkan kardeşe benim tavsiyem şu, yani ben mesela ben burada varlığımı, şurada varlığımı ispat etmek için sesimi delil olarak kullanmam. Zaten görünüyor, malum yani ortadayım. Darwinizmin ispat edilmesinde de fosiller esastır. Koyarsın fosilleri ortaya konu biter. Yani böyle işte insanın gözü niye seğiriyor, demek ki evrim var, yani bunlar laf değil. Yani senin bilemediğin nedenlerden seğirir. Yani o insanın aczi olarak Allah yaratır, imtihan olarak yaratır değil mi? Her türlü hastalık, mesela kanser hastalığını da Allah imtihan olarak yaratıyor ve insanın ölmesi için de bir sebep gerekiyor, insanlar sonsuz yaşamayacağına göre, Allah’ın yarattığı sebeplerden bir tanesi ve kanserin oluşması da bir mucizedir aslında. Yani bir hücrenin o şekilde bir akıl göstermesi, diğer hücreleri yok etmeye başlaması, vücudun diğer kısımlarına sirayet etmesi, oraları tek tek parçalaması da bir mucizedir. Allah’ın ölüm için bir sebep meydana getirmesi gibi o sebeplerden bir sebep. Dolayısıyla darwinizmi çökertmek için dolaylı izahlar değil de net izahla biz konuyu bitiriyoruz. Fosilleri ortaya koyup konuyu bitiriyoruz. Ara fosil yok, Yaratılışı ispat eden 300 milyon fosil var konu bitmiştir.
TARKAN YAVAŞ : MaşaAllah.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık Hocam. Bu akşamki programımızın sonuna geldik. Yarın tekrar programımız devam edecek. Kanal 35 ve TV Kayseri’den takip edebilirsiniz. Şimdilik hepinize iyi akşamlar diliyoruz, tekrar iyi bayramlar.
Makaleler
Devamı ...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...