SUNUCU: Merhabalar kıymetli izleyenlerimiz, selamların en güzeli olan Allah’ın selamı hepimizin üzerine olsun inşaAllah. Bu güzel Pazar gününde, mübarek Kurban bayramında sizlerle birlikteyiz. Yine bir Adnan Oktar ile Baş Başa programımız başlıyor inşaAllah. Bugün bizleri hangi kanallardan izliyorsunuz onları öncelikle takdim etmek istiyorum sizlere, bugün birçok kanalımız var yine bizi izlediğiniz ve dinlediğiniz birçok radyomuz var. Kanal 35 ve Tv Kayseri’den bizi şu anda canlı olarak izliyorsunuz ve birçok yerel kanalımız var, onları da sizlere aktarmak istiyorum. Kanal 78 Karabük’den, ART Uşak, 21. Yüzyıl Radyo TV Fethiye, Sun TV Konya, Kanal 5 Gaziantep, Safa TV Tokat, Çağdaş TV Karaman, ART TV Amasya, Süper TV Tokat, Best TV Kahramanmaraş, MRT Osmaniye, Super TV İnegöl, CRT Ceyhan, Kanal 56 Siirt, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Karahisar TV, Kanal 10 Bursa, Kanal 47 Mardin, Destan TV Kütahya, Iğdır TV, Nrt Gaziantep, Kanal 55 Samsun, Hatay BRT, Tokat TV, KTV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Genç TV Karaman, Ort Osmaniye, Ahi TV Kırşehir, Kanal 54 Sakarya, Venüs TV Bilecik, İGRT Mersin, Özege Uşak, ORT TV Ordu, ERT Konya Ereğlisi, Elazığ Tv, BGRT Konya, Gelişim Tv Rize, Düzce TV, Kanal G Giresun, Ufuk Tv Malatya, Kanal 59 Tekirdağ, Seyran Tv Ankara, Elif Tv Kayseri, Erzincan Tv Tv Erzincan, Otağ Tv Adana, Tokat Gece Tv Tokat, Mercan Tv, Adıyaman Tv, Ntv Niğde, Alfa class Tv Samsun, Şah Tv Muğla, Söz Tv Diyarbakır, Sun Tv Mersin, Kuzey Tv Trabzon ve burada ismini zikredemediğimiz Anadolu’daki kanallarımız bizleri canlı olarak izliyorlar. Bunun dışında bizleri canlı olarak dinlediğiniz radyolar da var onları da buradan belirtmek istiyorum. Şu an bizleri Mavi Karadeniz FM 106.4’den, Bingöl Fm 102.0’dan, Adıyaman’ın sesi Radyosu Asır Fm 96.0’dan, Ilgın Fm Konya 97.4’den, Yıldız FM Tekirdağ 87.7, Genç FM Karaman 93.3, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Enerji Radyo Ordu 90.0, Keyif FM Nevşehir 92.7’den de canlı olarak bizleri her zaman olduğu gibi tüm yayınlarımızı dinleyebiliyorsunuz. www.haberhilal.com internet sitemizden yine www.diplomathaber.com internet sitemizden www.harunyahya.tv internet sitemizden de bizleri canlı olarak dinleyebiliyorsunuz. Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.
SUNUCU: Saymaktan yorulduk diyebiliriz maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
SUNUCU: Bu güzel Pazar gününde birçok izleyenimiz şu an ekran başında bizleri izliyorlar. Nasılsınız Hocam ?
ADNAN OKTAR: Allah’a çok şükür, elhamdülillah sizler de iyisiniz inşaAllah. Şöyle biraz soluklanın.
SUNUCU: Bu arada Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanımız Tarkan Yavaş Beyefendi de buradalar. Sizde hoş geldiniz efendim.
TARKAN YAVAŞ: Hoş bulduk teşekkür ederim.
SUNUCU: Sizler nasılsınız?
TARKAN YAVAŞ: Çok iyiyim hamdolsun teşekkür ederim.
SUNUCU: Allah iyilik versin. Evet Hocam Kurban Bayramının 3. günündeyiz, Rabbim tüm izleyenlerimizin kurbanlarını inşaAllah kabul eylesin, kestikleri kurbanlar onlara şahidlik etsin dilerim öbür dünyada. Bu güzel günde sizinle birlikte olmak çok daha güzel bir duygu gerçekten, Hocam neler söylemek istersiniz bu güzel günde, bu Kurban Bayramında? Kurbana dair belki birkaç cümle ile başlasak programımıza sizin ağzınızdan dökülen.
ADNAN OKTAR: Evet, Kurban Bayramında kardeşlerimiz özellikle fakirleri sevindirirlerse çok çok güzel olur, çok yerinde olur. Halen yine kurban kesebiliyorlar, biliyorsunuz bugün de ucuz kurbanlıklar yani durumu müsait olan kardeşlerimiz kesip fakir vatandaşlarımıza dağıtırlarsa çok çok güzel olur. Allah tekrarına erdirsin inşaAllah. Yurtdışındaki kardeşlerimiz için de, Türkiye’deki kardeşlerimiz için de bu mübarek bayram çok güzel. Kaynaşmaya, birbirimize sevgimize, muhabbetimize, Türk İslam Birliği’nin ruhunun gelişmesine bayramlar hep vesiledir. Allah güzelleştirsin, daha iyi hale getirsin, Allah tekrarına erdirsin inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Hocam nasıl başlayalım nasıl arzu edersiniz? Sorularımız var. Bu arada bizleri ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan yayınımıza sorular gönderebiliyorsunuz. Bizimle fikirlerinizi paylaşabiliyorsunuz ki çok güzel maillerimiz oluyor Hocam buna dair.
ADNAN OKTAR: Tamam bir tane oku.
SUNUCU: Hocam bugünün derinliğine ve bugünün güzelliğine dair bir maille başlayayım. “İyi yayınlar Hocam diyor bir izleyicimiz, derin düşünmenin bir metodu bir yöntemi var mıdır? Düşüncede derinleşmenin yollarını anlatabilir misiniz? Hürmetler” demiş. Alihan Kantarcı Kütahya’dan Hocam.
ADNAN OKTAR: Derin düşünmede bir kere ilk istenecek şey; Allah’tan müstakil akla sahip değiliz biz yani insan bunu bir kere bilecek, Allah’a karşı saygıyı tam oturtmak lazım. Allah dilemedikçe biz hiçbir şey dileyemeyiz. Allah konuşturmadıkça hiçbir şey konuşamayız. Tamamen her şey Allah’ın kontrolündedir. Kaderimizde olanı biz görürüz. Bir kere bunu bilecek kişi, bunu bildiğinde bir kere şirkten kurtulur, öbür türlü ben yapıyorum, ben ediyorum derse şirk olur, aklı da kapanır. Mesela şu anda da bizi konuşturan Allah, sizi de beni de konuşturan Allah. Tek kelime konuşamayız Allah istemezse. Güzel dua etmek lazım, akıllı dua etmek lazım. Yarabbi denilecek, bütün güç kuvvet senin elinde, varlığın açık, çok sarih, benim imanı mı hiç sarsılmaz çok güçlü derin, keskin bir imana çevir. Çok köklü hale getir ve hiç değişmesin, hiçbir şeyle sarsılmasın Yarabbi, diyecek. Yani şimdi bu nimeti aldı mı bir insan ondan geri hepsi tamamdır yani bütün mesele çok güçlü ve kararlı bir imanladır. Ondan sonra Allah korkusu da olur, Allah sevgisi de olur, bet bereket de olur, akıl fikir de gelir insana derinlik de gelir, tutku da gelir, her şey gelir, önce sarsılmaz kararlılıkla bir iman. Bunun için de çok sağlam bir vicdan gerekir, vicdanı çok güçlü olacak çünkü her gün bizi sarsacak olaylarla biz karşılaşırız. Zayıf varlıktır insan. Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “insan zayıf yaratıldı” diyor Allah. inşaAllah. Zayıf yaratıldı ne demek, her yönde zayıftır. Yani bedenen mesela bakın bir grip salgını var, herkes yataklara seriliyor, değil mi? Ciddi ölüm tehdidi de oluyor insanda işte ölüm tehlikesi de olmuş oluyor. Küçük bir virüs hiç görülmemiş bir virüs bir insanı rahatça öldürebiliyor yani güçlü deniyor sıhhatli dediğiniz adamı da yenilemez gayet rahatça devirir bir insanı. Bizim yapacağımız tam Allah’a teslim olmak mesela Seda Sayan hanımefendi bir demeç vermiş bugün gazetede gördüm giderken okudum. Ben diyor çocuk yapmayacağım diyor gerekçesi olarak da o 2012 ile ilgili bir film varmış herhalde onu seyretmiş, kıyametin yakın olduğunu düşünerek çocuk yapmaktan vazgeçmiş. Ama hakikaten doğru çünkü insanların şu anki torunlarının torunları kıyameti görecekler o kadar yakın kıyamet. Bakın torunlarının torunları net görecekler kıyameti. Dünya artık epridi ihtiyarladı artık son demlerini yaşıyor. Vicdanı sıkmamak, kendini bırakmak, aşkla Allah’ı sevmek, deli aşık olmak, sevgiye gönül vermek çok önemlidir. Allah’ı sevmek, Allah’a derin inanmak, Allah’ın delillerini iyi araştırmak lazım. Allah’ı sevmek için, çünkü Allah diyor ki: “İlim sahipleri diyor Allah’tan hakkı ile korkarlar” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. İlim sahibi ne demek? Bütün bilim dallarında araştırma yapan insan. Fizik, kimya, biyoloji, paleontoloji her dalda Allah’ın delillerine bakmak lazım. Allah’ın delillerine bakanın imanı derinleşir. Atomun yapısına bakacak, hücrenin yapısına bakacak, jeolojiyi inceleyecek, paleontolojiyi inceleyecek, astronomi ile ilgilenecek, gök bilimi ile uğraşacak değil mi uzaydaki cisimleri inceleyecek, sonsuzluğu düşünecek big bang’i düşünecek, maddenin ilk yaratılışını düşünecek bunların hepsini düşüne düşüne beyin müthiş gelişir ve bu da muazzam güçlü bir imana sebep olur ama tabii Allah tam teslimiyet gerekiyor.
SUNUCU: Gerçekten aslında dünyanın sorununa dönüp baktığımızda derin düşünmemekten geçiyor, yani insanlar belki de düşünmemek için birçok şeye sahipler hani gündelik birçok yapılan yayınlar olsun, birçok uğraşılar insanların derin düşünmekten alıkoyuyor Hocam . Derin düşünmedikçe de insanlar, boş yaşamak durumunda kalıyorlar hayatlarında çok farklı ufak tefek gayeler oluyor ki bu gayelerin en başında para geliyor Hocam yani burada paranın mahiyetini küçümsemek istemiyorum tabii ki önemli bir yeri var insan hayatında da insanların artık yapamadıkları bir şey kalmamış para için. Tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz herkes için söylemiyorum ama. Bugün mesala televizyondaki yarışmalara bakıyoruz Hocam para karşılığı olan yarışmalara, gerçekten insanın asla yapamayacağı şeyleri yapabiliyorlar, düşünemeyeceğimiz şeyleri yani yılanlarla, farelerle aynı ortamlarda yatıyorlar kalkıyorlar, ne bileyim insan tahahül edemiyor mesela evinde görse ödü patlar ama para sonucu insanlar çok farklı şeyler yapıyorlar. Yani ahlaki durumlarda bunların içine giriyor bunlardan da taviz veriliyor. Ama bu paranın hayatımızdaki yerini nasıl uzaklaştırabiliriz Hocam? Yani hayatımızda ilk planda olan bu parayı nasıl çıkarabiliriz hayatımızdan?
ADNAN OKTAR: Yok parayı çok kazanacağız da, meşru makul yönden kazanmak lazım yani, rezalete gerek yok. Yoksa para ne kadar çoksa o kadar iyi hizmet yapılıyor. O kadar fazla İslam’a hizmet yapılır, ama tabii bir kısım zenginler bol para elde ettiğinde önce çocuğuna bir yat alıyor, villa alıyor, kendine de yani o bitmiyor, amcasına alıyor, dayısına alıyor, onun arkası sonu gelmez. Bir arabası daha olsun diyor amcamın diyor, dayımın oğlunun da arabası olsun diyor onun önü sonu gelmez. Allah rızası için dağıtmak çok önemlidir, o zaman zaten ne enflasyon olur ne hayat pahalılığı olur, ne ekonomik kriz olur, hiçbir şey olmaz. Para tutulduğu için, mal tutulduğu için, kazanıyor tutuyor, kazanıyor tutuyor bu sefer kendi de kazanamayacak hale geliyor.
SUNUCU: Devri daim olmuyor Hocam , döndüremiyoruz parayı. Ve insanlar gerçekten zekat verme noktasını gerçekten ciddiye alsalar, herhalde dünyada fakir insan kalmaz. Herkes malının belli bir miktarını insanlara verebilse herhalde fakir insanımız kalmaz dünyada.
ADNAN OKTAR: Bir de ülkeleri kandırıp çok fazla silahlanmaya para harcatıyorlar. İrili ufaklı, küçük küçük birçok ülke var. Kendilerini zor geçindiriyorlar. Fakat muazzam silah alıyorlar. Mesela geçenlerde Aliyev, dünyanın parasını yatırdık silaha diyor. Eğer diyor Ermenistan çekilmezse silah kullanırız diyor. Gazeteler de manşet atmışlar, Ermenistan korktu. Kardeşim, şu söz kullanılacak söz mü? Bir ülkenin milli gururuyla oynamak o kadar tehlikelidir ki. Korkma öyle olmaz, böyle olur dedirtmek istiyorlar bu sefer. Böyle denir mi? Konuşulur mu böyle şey? Ermenistan korktu. O da korkmadığını göstermek durumunda kalacaktır o zaman, milli gururu rencide olduğu için. Böyle denmez. Sevgiyle yaklaşılır, şefkatle yaklaşılır. Sevgi, silahları yok eder, kanı yok eder, düşmanlığı yok eder. Azerbaycan’da izbandut gibi bir kadın var. Türkiye’ye de geldi. İnsan azmanı, böyle sığır gibi bir şey. İddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu, onu biliyorum. Her yerle savaşmayı istiyor. Yani Azerbaycan, Türkiye’yle arası açılsın, Ermenistan’la dost olmayalım, Gürcistan’la dost olmayacak, hiçbir yerle dost olmayacak. Ne istiyorsun? Kendi vatandaşlarına da öfkeli. Dindarları da ezsinler diyor Azerbaycan’da.
SUNUCU: Tam bir bölücülük.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne istiyorsun? Müthiş öfkeli, internette de orta parmağını yukarı kaldırmış bir resim çekilmiş, güya yüzüğünü göstertiyor, çok akılsız, çok çirkin de bir görünüm vermiş. Böyle tipleri, yani cazgır tipleri ortaya sürüyorlar. Kuran’da da bu vardır. Düğümlere üfüren kadınların şerrinden Allah’a sığınılır. Ahir zamanda bu düğümlere üfüren kadınlar türedi. Her yerde böyle kokoşlar, bağıran, çağıran, saldırgan… Dikkat ederseniz bunlar yüksek ses kullanırlar. Çok bağırırlar, ağzı bozuktur, alaycıdır, ters cevap verir, ukala tiplerdir. Böyle tipler de genellikle mazlum insanları yıldırabiliyor. Yani mazlum insanlar, hani şirret görüp fazla muhattap olmuyorlar, geri çekiliyorlar, onlar da sanki galipmiş gibi görünüyor o zaman.
SUNUCU: Meydanı boş buluyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, böyle şirret tiplere hiç prim vermemek lazım. Bunlarla muhatap olmamak lazım. Adam yerine de koymamak lazım. Mesela yine şirretlerden bir tanesi de Budizm propagandası yapmış bugün. Değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet, Budizmi övüyor, kendince Hindu dinine göre Budizm diyor daha evladır gibi söyleyip bir de Türkiye’de birçok insanın da Budizm’e kaydığı gibi bir laf etmiş.
ADNAN OKTAR: O, çünkü niye bunalıyor? Türkiye’de İslam hızla gelişince… Şimdi ateizmi geliştiremedi. Ne yapsın? Bari Budizm’i yerine koyalım diyor. Budizm’i Türkiye’de kim dinler Allah aşkına? Allah’a inanacak adam doğrudan Müslüman olur. Ne Hıristiyan olur, ne Musevi olur ne de Budist olur. Mis gibi İslamiyet varken adam niye gidip Budist olsun? Ama bazen öyle tipler oluyor - herkesi tenzih ederim de- züppeliğinden, mesela ya satanist oluyor, yahut budist oluyor, yahut hindu oluyor, yahut putperest oluyor. Amerika’da da var öyle tipler, puta tapıyorlar. Sırf gıcıklık olsun. Orijinal, marjinal artık neyse, cinslik yapsınlar, halkın dikkatini çeksinler. Aa falan diyecek insanlar, şaşıracak. Hepsini tenzih ederim de bir kısmı böyle, bu tarz. Bir kısmı da hakikatten saflığından, kafası çalışmadığından, bir kısmı cinliğinden yapıyor, insanları şaşırtmak için yapıyor. Çeşitli nedenleri var ama biz de bu oyunlara gelmeyiz. Mesela o şirret bayan da geçenlerde yine öyle başka yönlerden İslam’a saldırdı. Bir Darwinizm konusunda saldırdı, tutturamadı. Bir başka yönden saldırıyor, tutturamıyor. Bir Türkiye’yi bölmeye kalktı, Güneydoğu’daki vatandaşlarımıza hakaretamiz bir üslup kullanmaya kalktı, bizim canımız, ciğerimiz, aslanlarımız, o Güneydoğudaki yiğit kardeşlerimize. Güya beğenmiyor. Sen leş gibi adamsın, onlar tertemiz insan. Sen kimsin? Değil mi?
SUNUCU: Haddine mi düşmüş?
ADNAN OKTAR: Tabii, haddine mi düşmüş yani. Böyle tipler genellikle bazı medya çevrelerinde destekleniyor. Bunlar oradan şımarıyorlar. Yoksa halkımız bunlardan bilinçaltında hiç hoşlanmaz, değer de vermez, saygı da duymaz. Ama bunlar işte bir “Kara Klan” denen küçük bir ekip var, basın içerisinde. Bunlar birbirlerini destekliyorlar. Bunlar kendi aralarında karı koca hayatı yaşıyorlar. O, onun eşiyle oluyor. O, onun kızıyla oluyor. Yani bir ekip bunlar ve çarpık ilişkiler denilen bir sistem kurmuşlar. Birbirlerine para desteği de veriyorlar. Baronun takımı bunlar yani, klasik, hepsi birbirini tanır, hepsi birbiriyle akrabadır adeta. Bir masonik zincir bu. Ve hep milletin üstündedir bunlar genellikle. Hep milletimize akıl vermeye çalışır. Milletimize haşa değer vermeyen bir üslup içindedirler. Fakat bundan sonra bunların dilini nezaketiyle burmaya başladık. Bundan sonra terbiyesizlik yapamıyorlar. Çünkü bunların en büyük gücü Darwinizm’di. Dinlerini ellerinden aldıktan sonra mesele kalmadı. Bunlar cascavlak ortada kaldılar, inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, geçenlerde namazla ilgili çok güzel bir açıkamanız olmuştu. Namaz Allah’a olan coşkulu sevgi ve aşkın ifadesidir demiştiniz. Namazı Allah’a olan sevginin bir göstergesi olarak ifade etmiştiniz. Benim gibi pek çok insan bunu bu şekilde düşünmemiş olabilir. Farz olmasının dışında namaz bir gelenek, kimileri için haşa zor bir yükümlülük gibi görünüyor olabilir. Halbuki Allah’a sevginin bir ifadesi olarak insan namaz kılarsa şevki çok yüksek olur. Bu konuda beni aydınlattığınız için Allah razı olsun Hocam.” Kemal Yamanoğlu.
ADNAN OKTAR: Kemal’den de Allah razı olsun, maşaAllah.
SUNUCU: Çok güzel notlar almışlar gerçekten. Hocam münafıklardan bahsetmiş bir izleyicimiz. “Hocam, tarih boyunca Müslüman cemaatlerde hep münafık olmuş ancak ben hep akıl erdirememişimdir bu insanlara. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in döneminde onun şanlı mücadelesine şahit oldukları halde münafıklık yapan iki yüzlü dönekler olmuştur. Hz. Mehdi’nin başına gelen zorluklara şahit oldukları hangi koşullarda nasıl bir deccali sistemle mücadele ettiklerini gördükleri halde münafıklık yapan insanlar da olacaktır Hocam . Bence bu insanlar Allah’ın bir mucizesi. Münafıklar konusunda neler düşünüyorsunuz?” demiş Dilek kardeşimiz, Malatya’dan.
ADNAN OKTAR: Münafıklar, cehennemde en aşağı tabakada olan, Allah’ın en aşağılık gördüğü, hayvanlardan da aşağı gördüğü mahluklardır. Mehdi devrinde münafıklar olacaktır. Hatta medine sarsılır diyor, yani İstanbul sarsılır, yani İstanbul’da deprem olacağına da işaret ediyor bu rivayet. 3 defa sarsılır medine diyor. O dönemde, Mehdi cemaatinde, Mehdi’nin çevresinde, münafıkların hareketleneceği, yani zamanlamayı belirtmek için hadis onu belirtiyor. Münafıkları şöyle belirtiyor. Zannediyorum, Hz. Ali’den rivayet, hatırladığım kadarıyla. “Buğdaya musallat olmuş kurtlar gibidir” diyor. “Onlar Mehdi cemaatine musallat olurlar. Oradaki temiz buğdayları kemirmeye başlarlar. Mehdi onları temizler.” diyor, atar. “Yine musallat olurlar” diyor, “yine temizler, atar, yine temizler”. “En sonunda, halisane 313 kişi kalır” diyor, tertemiz. “Bunlar, has talebeleridir diyor, “Mehdi’nin” diyor. O devirde, bir münafık alimin de ortaya çıkacağından bahsediliyor, medinede, yani, İstanbul’da. Mehdi’ye karşı mücadele edecek azılı bir münafık ahir zaman alimi. Mehdi’nin varlığını hissettiğinde ona karşı, bütün imkanlarıyla, bütün gücüyle mücadele verecek şahıstan bahsediyor. Mehdi’nin de onu etkisiz hale getireceği rivayetlerde belirtiliyor. Münafıklarla ilgili Kuran’da çok fazla ayet vardır. Peygamber Efendimiz zamanında da (s.a.v.)’e karşı münafıklar ayrı bir mescid kurmuşlardı biliyorsunuz. Drar Mescidi diye bir mescid kurmuşlardı. Hatta, hayasız adamlar, Peygamber’i de çağırıyorlar, (s.a.v.)’i. Burada namaz kılın isterseniz diyorlar, inşaAllah. Tamamen ayrı bir örgütlenme, tamamen ayrı bir yapılanma. Cenab-ı Allah diyor Peygamber Efendimiz’e, hiçbir şekilde orada namaz durma diyor. İlk mescid esastır diyor, yani senin kurduğun yer esastır diyor. Bu da gösteriyor ki ahir zamanda yine münafıklar böyle din adına, Allah adına ortaya çıkacaklar. Mehdi’ye karşı, Hz. Mesih’e karşı bir mücadele verecekler. Ama başarısız olacaklar inşaAllah, rezil rüsva olacaklar. En azılı münafıklar, ahir zaman münafıklarıdır. Hz. Mesih’in cemaatindeki münafıklar ve Mehdi cemaatindeki münafıklar gelmiş geçmiş en azılı münafıklardandır. Yani dünya tarihinin en azılı münafıklarındandır. Resulullah devri zamanının münafıkları da öyle çok şiddetli münafıklardır. Her devirde münafıkları da Allah yaratır. Çünkü münafık, müminin değerini arttırır, mücadelenin değerini arttırır. Müslümanın şevkini, heyecanını arttırır. Çünkü münafıklarla mümin kıyaslanacaktır. Çünkü münafıklar aynı ortamda oluyorlar. Fakat münafık ahlaksızlık yapıyor, alçaklık yapıyor, kahpelik yapıyor. Fakat mümin de soyluluk, asillik, değil mi, böyle değerli tavırlar göstererek alabildiğince yükseliyor. Yani, kömürle elmas gibi farklılık meydana geliyor.
SUNUCU: Ama Hocam, onları ayırmak da ilk başta zor olsa gerek. Çünkü aynı Müslümanlar gibi davranıyorlar. Hani ayet-i kerimede de “Biz sizdeniz derler, daha sonra kendi şeytanlarının yanına gittiklerinde biz onlarla alay ettik derler” diye bir ayet-i kerime de var herhalde bu konuyla ilgili. Ayırt etmek de zor olsa gerek Hocam , aynı senin gibi, Müslüman gibi, Müslüman ahlakı gibi ahlaklanır şekilde gözüküyorlar insanların yanında.
ADNAN OKTAR: Münafığın, hatta sarığı, cübbesi de oluyor.
SUNUCU: Evet, yani o açıdan çok zor.
ADNAN OKTAR: Tabii, münafık renkten renge, şekilden şekile girer. “70 bin sarıklı münafık” diyor, 70 bin adet, “Deccal’e tabi olur” diyor, hadiste. Ahir zamanda, bakın, sarıklı, cübbeli 70 bin münafık. Alim görünümünde, profesör görünümünde, Darwinist, materyalist, veyahut sapkın, anormal veyahut işte iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu veyahut çeşitli istihbarat örgütlerine çalışan, yabancı istihbarat örgütlerine çalışan gizli mahluklar. Bunlar her zaman olacak yani. Kimi mason oluyor, kimi başka bir örgütün elemanı oluyor. Bunların asıl amacı rahat geçinmek, yemek içmek. Bu örgütler bunları besliyor, paralarını sağlıyorlar. Onlar da onlara hizmet etmiş oluyorlar. Ahir zamanda bunların daha da şiddetli olacağı, şerit olacağını hadislerde görüyoruz ama özellikle Mehdi cemaatinde münafıklarla ilgili çok fazla hadis-i şerif vardır. Harunyahya.org sitesine giren kardeşlerimiz oradaki hadis-i şerifleri incelerlerse çok kapsamlı bu konuları değerlendirebilirler, görebilirler.
SUNUCU: Evet Hocam . “Hocam iman etmeyen bir kişinin canının alınması nasıl oluyor? Hangi safhalardan geçerek ahirete gidiyor?” demiş bir kardeşimiz, Kadriye Sönmez Antakya’dan.
ADNAN OKTAR: İman etmeyen bir insan öldüğünde sırtına vurularak, yüzüne vurularak canı alınır. Canı çıkarken de dikenli bir çalının vücudundan çıkması gibi ızdırap içerisinde çıkar. Gelenler de ona çok korkunç surette görünürler. Yani her anı bir ızdırap, her anı bir acıdır. Her safhası içinden çıkılmaz zorluktur. Ahirette yüzüstü süründürerek Allah getirtiriyor onları, aşağılamak için. Gözleri mor, yani beyaz yok gözlerinde, düz mor, gök rengidir diyor gözleri diyor. Gözleri görmez de diyor zaten ve üstlerini toz kaplamıştır diyor Allah ayette. Ve kirli ve kara görünümdedirler diyor. Allah vermesin tabii yani müthiş bir perişanlık içerisindeler. Müminler de önlerinde ve sağ taraflarında bir ışık var. Yani o etraflarını görmeye çalışıyorlar. Çünkü ilk ortam biraz karanlık. Yani bütün müminler de, küfür de cehennemin kenarına getirilecek diyor çünkü ilk başlangıçta. Orada ışığa ihtiyaç var. Onun için Cenab-ı Allah müminlerin yanındaki bir sürücüyle beraber, onları götüren birisiyle beraber onları o yere getiriyor. Ön tarafta ve sağlarında ışık var. Zaten o ışık varsa tamam.
SUNUCU: Kurtuluş gelecektir.
ADNAN OKTAR: Tabii yani o “kuvvetle ümit ederler” diyor. Aydınlanmasını sağlıyor. Öbürler rezalet yani, yerde sürünerek gidiyorlar. Orada Allah, Cenab-ı Allah müminleri ayırıyor. “Sizler ayrılın” diyor. Onlar cennet kapılarından içeri giriyorlar, cennet kapıları kapanıyor. Küfür orada bırakılıyor, dizüstü orada bırakılıyorlar. Oradan da cehenneme alınıyorlar, cehennemin arazisinin içine sokuluyorlar. Ondan sonrası artık azap.
SUNUCU: Peki Hocam bu bahsettiğimiz kişiler, imansız kişilerden bahsediyoruz değil mi? Allah’a iman etmeyen. Bir de Hocam Allah’a imanları tam, ahirete, Peygamber Efendimiz’e imanları tam olan, fakat Allah’ın emirlerini yerine getiremeyen yani ibadette gevşeklik gösteren, işte belki Allah’ın haram kıldığı birçok şeyi yapan ama imanı tamam, sahih olan bir kişinin durumunu sormak istiyorum. Kuran’da bunlarla ilgili ne şekil ayetler var?
ADNAN OKTAR: Kuran’da, Kuran ayetlerine göre cehenneme girdin mi çıkış yok. Hadis-i şeriflerde Resulullah (s.a.v.) bu konuyu açıklamış yani küfür için hiçbir şekilde diyor cehennemden çıkış yoktur. Fakat La ilahe illallah, Muhammeden resulullah diyenler yani Allah’a iman etmiş fakat günahkar olanlar cehennemde bir süre kaldıktan sonra geri çıkarlar. Yani bu bütün ehli sünnet mezheplerinde böyledir. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi yani bizim itikadımızda da böyledir, inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam daha önce kıyametteki olayları açıklarken insanların kendilerinde olmayacaklarını, vücutlarını kontrol etme yetilerini kaybedeceklerini söylemiştiniz. Bunu biraz daha açıklayabilir misiniz? Dünyanın üzerindeki her şeyin yok oluşu ne kadar zamana yayılacak bir süreç olacak? İnsanlar buna ne kadar süre boyunca şahit olacaklar? Tam neler olacak acaba?” demiş. “Saygılarımla Sertel Yağızhan.”
ADNAN OKTAR: Kıyamet, Said Nursi’nin dediği tarihte Allah-u alem olacak, onu söyleyeyim. Yani 2120. Yani yaşayanlar görecekler. Hatta o zamanın gençleri, yani şu anda da torunlarımızın torunları bir yere yazsınlar. Bir beton üstüne olur, bir taş üstüne de yazsınlar yani 2120 kıyamet diye yazsınlar. Aynısını göreceklerdir. 2 yıl önce, kıyametten 2 yıl önce net dinsizlik yayılacak. Hatta hayvanlar gibi sokakta ilişkiye girerler diyor artık Resullulah (s.a.v.). Kabe yıkılır diyor. Kabe’nin arazisi kalıyor, dümdüz yıkacaklar Kabe’yi. Zaten şimdiden yıkmaya başladılar oraları biliyorsunuz. O da ayrı bir konu. Yani ama orada o binayı da bırakmayacaklar, Kabe’nin binasını, onu da yıkacaklar zamanı gelince. Hatta “Habeşli bir kölenin diyor, ince bacaklı bir kölenin yıktığını şu an görüyorum” diyor. Köle derken yani ince bacaklı bir kişinin yıktığını diyor. Yani onun bizzat bunu yönettiğini, başında olduğunu görüyorum diyor. Bu olaylar devam ederken diyecekler yani “2120’de hani kıyamet kopuyordu.” Mesela 2120’nin ortasına gelmişler, kıyamet yok. Hiç tahmin etmedikleri bir anda, ani bir sarsıntıyla, ani bir dünyaya vuruşla kıyamet başlıyor. Ayette “onu” diyor, “ikinci bir vuruş takip eder” diyor. Yani çift vuruş olacak dünyaya peş peşe. Bir birinci vuruş arkasından bir vuruş daha. Ondan sonra dönüş istikameti tersine dönecek dünyanın. İşte onunla beraber kıyamet başlıyor. O 2012’nin, o filmdeki sahnelerin aşağı yukarı aynısıdır. Yani çok güzel hazırlamışlar. Tıpkısının aynısı aşağı yukarı. Dağların erimesi o şekilde olacaktır. Doğru yani Kuran’ın ifadesine de uygundur. Kuran’a uygun hazırlamışlar oradaki izahları. Tereyağı gibi eriyecek her yer. Denizlerin kaynadığını, denizlerin yandığını görürsün diyor Cenab-ı Allah, magma her bulunduğu yerden, denizlerden çıkmaya başlayacak. Yani dağların erimesi bir yandan, bir yandan boğazlar kapanacak, geri açılacak. Yani insanları bu tabii çok şiddetli korkutacak. Bu korkunun şiddetiyle ayette Cenab-ı Allah “saçları bembeyaz olur” diyor Allah.
SUNUCU: Bir anda değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii. “Siz onları sarhoş zannedersiniz onlar sarhoş değillerdir” diyor. Yani mesela konuşmak istiyor ama derdini anlatamıyor. Mesela şunu yapalım, bunu yapalım diyecek ama hiç kimse derdini anlatamayacak, konuşamayacak. Yani korkunun şiddetinden, konuşma kabiliyetini kaybettiğinden değil. Konuşmayı biliyor ama korkunun şiddetinden konuşamıyor. O kontrolsüz hareketler, el-kol hareketleri, tamamen şuuru kapayan. Zannediyorum yani Allah-u alem, benim anladığım saatler içerisinde olay neticelenecek gibi görünüyor.
SUNUCU: Kısa bir zaman içerisinde.
ADNAN OKTAR: Tabii yani. Öyle o kadar olmayabilir yani.
TARKAN YAVAŞ: Bu tarih olarak da siz benziyor demiştiniz Hocam . 2012, 2120 orada da sayısal bir şey var demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet orada bir şaşırma olmuş anladığım kadarıyla 2012 derken, yani onu bir rakam benzerliğiyle yanlış yazmışlar anladığım kadarıyla, evet 2120’dir doğrusu inşaAllah.
SUNUCU: Ama Hocam bu Avrupa’nın da kıyametin, gerçekten yaklaştığını çok fazla farkettiğini görüyoruz yani Amerika’nın da. Buna dair ciddi filmler yapılıyor yani işte bir Kehanet diye bir film yapıldı. Peşinden bu 2012 yapıldı. Yani kıyametin yaklaştığını artık herkes istemese de farketmeye başladı herhalde.
ADNAN OKTAR: Benim hayret ettiğim de tam Kuran’a uygun açıklıyorlar. O mesela dağların erimesi sahnesi aynısı, hakikaten o şekildedir. Mesela denizlerin yanması aynısıdır. Ama benim dediklerimin doğru olduğunu şu ana kadar insanlar gördüler yani dediklerimde hiçbir sekme olmamıştır, yanlışlık da olmamıştır. Ne dediysem çıktı. Ama asıl netlik onlar için, kardeşlerimiz için netlik İslam’ın dünyaya hakimiyetiyle olacaktır ki bu yaşayan nesil, bizim neslimiz görecekler. Hem Mehdi’yi görecekler, hem Mesih’i görecekler, Mesih (a.s)’ı görecekler ve ondan sonrada kıyamete zaten Kuran ayeti, Cenab-ı Allah söylüyor; Mesih’in gelişi kıyamet alametidir. “O kıyamet için bir ilimdir” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bir alamettir. Geldi mi Mesih zaten kıyamet baş göze üzeredir. Yani artık ondan sonra binlerce sene yoktur.
SUNUCU: Tabii ki, büyük alametlerden.
ADNAN OKTAR: Büyük alamettir o yani hemen akabinde kıyametinin kopacağı alametler olarak belirtilir.
SUNUCU: Evet, ama kıyameti herhalde kalbinde zerre kadar iman olan kişi görmeyecek bu felaketleri?
ADNAN OKTAR: Yok iman edenlerin hepsi kıyametten önce, hatta Said Nursi Hazretleri’nin izahına göre 2 yıl öncesinde hepsinin canı alınıyor. Yani 2 yıl kadar tam dinsiz olan insanlar kalacaklar, imanlı hiç kimse kalmayacak. Kuran da tamamen kaldırılacak yani dünyada tek bir tane Kuran bulamazsın, tek bir ayet bulamayacaksınız. Ezberden Kuran da bilinmeyecek. Tamamen kalkmış olacak. Said Nursi bunu diyor, dünyanın diyor aklı hükmünde olan Kuran’ın ref edilmesiyle yani gökyüzüne alınmasıyla Kuran’ın, bu kıyametin en son alametidir, Kuran’ın gökyüzüne alınması. Ondan sonra aten süratle kıyamet kopuyor. Artık diyor dünya divane olur diyor. Aklını kaybeder diyor. Akılını kaybettiği için diyor izn-i İlahi’yle diyor başını diyor başka seyyarelere vurur diyor. Yani göktaşı çarpmasını kasdediyor. Kuran’da da iki kere üst üste olacağı belirtiliyor. “Onu ikinci bir sarsıntı takip eder” diyor. Bir birinci sarsıntı, bir ikinci sarsıntı. Birinci de şiddetli depremler başlıyor, ikinci de zaten dağılma başlıyor. Dünya ters yönde dönmeye başlıyor ama artık orada saatler konuşacak gibi görünüyor.
SUNUCU: Peki Hocam dünyada insanların hiçbir tanesi kalmadıktan sonra Allah-u Teala’nın yanında melekler kalacak. Meleklerin de ruhları alınacak mı yani? Allah-u Teala tek olarak kalacak biliyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet hepsinin, herkesin ruhu alınıyor.
SUNUCU: Azrail (a.s)’da dahil olmak üzere.
ADNAN OKTAR: Tabii hepsi, dahil evet. Hatta soruluyor Azrail (a.s)’a, o da dahildir, hepsi teker teker. Cenab-ı Allah’ın onlarla bir konuşması vardır. Bütün melekler en sona Azrail (a.s) kalıyor. En son da onun ruhu alınacak inşaAllah.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Sonra yeniden diriltiliş yapılıyor yani, tamamen yeniden yaratılıyor inşaAllah.
SUNUCU: Çok heybetli, çok gerçekten insanı etkileyen düşünmesi bile, konuşulması bile gerçekten çok etkili.
TARKAN YAVAŞ: Hocam, bugün Ertuğrul Özkök bir yazı yazmış Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili olarak. Bu Zaman Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın sinemayla ilgili bir kitabı olmuş. O kitabında Bediüzzaman Hazretlerinin sinemaya gittiğini okuyunca çok şaşırmış, heyecanlanmış. Onu sormuş kendisine. O da gerçekten bir öğrencisiyle Molla Süleyman birlikte beraber sinemaya gittiklerini ifade etmiş, söylemiş. Said Nursi’nin şöyle bir lafı olmuş Molla Süleyman’a: “Bak Süleyman, ben sinemaya başkalarının gittiği gibi gitmem. İbret için, dersler çıkarmak için film seyrederim” demiş. Sonra, filmden sonrada Süleyman’a ne anladığını sorunca: o pek bir şey söyleyememiş Allah-u alem. Said Nursi Hazretleri de şöyle söylemiş: “İşte dünya da aynen sinema perdesine benzeyen bir yerdir. Kendisi sabit olmadığı gibi, içindekiler de fani, hiç durmuyor akıp gidiyor. Onun için dünya hayatına hiç güvenme oğlum. Hayatlarımız izlediğimiz bu film kadar kısa ve geçicidir.” diye cevap vermiş Hocam .
ADNAN OKTAR: İlk başta ne diyor?
TARKAN YAVAŞ: “İşte dünya da aynen sinema perdesine benzeyen bir yerdir.” diyor.
ADNAN OKTAR: İşte dünya da aynen sinema perdesine benzeyen… Çok önemli bir konuyu açıklamış. İşte bak yıllardan beri anlattığımız konunun özeti. Görüntü beyinde olur diyoruz değil mi? Perde üstünde oluşuyor diyoruz. Ruh görüyor, dışarıda madde var ama maddenin aslını görmüyoruz. Görüntü bu, film seyrediyoruz diyoruz. Said Nursi aynısını söylemiş. İşte bak; işte dünya diyor değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet. “İşte dünya da aynen sinema perdesine benzeyen bir yerdir”.
ADNAN OKTAR: “Kendisi sabit olmadığı gibi” diyor değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet. “Kendisi sabit olmadığı gibi, içindekiler de fani. Hiç durmuyor, akıp gidiyor.”
ADNAN OKTAR: Bakın, içindekiler sabit olmadığı gibi” diyor. Yani tam bizim anlattığımızı anlatmış, tabii. Ertuğrul Özkök?
TARKAN YAVAŞ: Evet bugün köşe yazısında değinmiş.
SUNUCU: Bayram yazısı yazmış hatta.
ADNAN OKTAR: Nereden aklına gelmiş Ertuğrul Özkök’ün bu?
TARKAN YAVAŞ: Bu Hocam, Ekrem Dumanlı’nın sinemayla ilgili bir kitabını görmüş ve orada Said Nursi’nin sinemaya gittiğini okuyunca heyecanlanıp Ekrem Dumanlı’yı aramış. Bu bilgileri almış, köşesinde yayınlamış.
ADNAN OKTAR: Bak çok hayret edilecek şey. Mesela ben bunu bilmiyordum. Said Nursi’nin maddenin hakikatinin bu kadar özlü anlattığını da bilmiyordum. Kardeşlerimiz diyorlar ki Said Nursi vahdet-i vücud’a şiddetle karşı. Halbuki vahdet-i vücud’u övüyor Said Nursi. Vahdet-i vücud evliyasını övüyor. Ama bazı insanlar bunu yanlış anlayıp, vartaya düşer, hata yapar, dinsiz olabilirler, Allah’ı inkar edebilirler diyor. Yoksa, yani bu insanlar anormaldir, yanlıştır demiyor. Yani bunun harika bir şey olduğunu söylüyor, yani olağanüstü bir şey olduğunu söylüyor. Ama tam doğrusunu tarif etmek lazım. Tabii ben vahdet-i vücud düşüncesini ben savunmuyorum. Ama Said Nursi’nin burada, vahdeti vücud evliyasını beğenmeyen bir üslubu yok, yani onu beğeniyor. Fakat burada hataya düşülmemesi gerekir diyor. O çok önemli yani o kısmı iyi okusunlar, iyi baksınlar. Ama benim anladığım tabii vahdet-i vücutta bütün kainatı insanları diyor. Biz diyoruz ki madde vardır; fakat saydam olarak var. Siyah karanlıktır ve bilim bunu söylüyor, bilim adamları bunu söylüyor. Dindarı da söylüyor, dinsizi de bunu söylüyor, dışarıda madde var. Ama biz, beynimizin içerisinde onu renkli ve ışıklı olarak görüyoruz. Dışarıda koku yok, kokuyu biz alıyoruz. Dışarıda madde saydam, biz saydam olarak görmüyoruz bütün olarak blok olarak görüyoruz.
SUNUCU: Renkli görüyoruz evet.
ADNAN OKTAR: Tabii renkli görüyoruz.
TARKAN YAVAŞ: Aynı yazı içerisinde bir Said Nursi Hazretlerinin bir tefekkürü daha var Hocam, ona da değinmişler. Said Nursi Hazretleri şöyle söylüyor: “Bir zaman Eskişehir hapishanesinin penceresinde bir Cumhuriyet Bayramı’nda oturmuştum. Karşımdaki lise mektebinin büyük kızları onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı. Birden manevi bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü.”
ADNAN OKTAR: Bak, bu mesela çok büyük bir harika.
SUNUCU: Keramet Hocam. Evet, bir mucize.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani o hayatı, elli sene sonraki bak olay gözünün önünde film gibi görülüyor. Şimdi bu çok harika. Mehdi’yi tarif ederken de o filme bakarak söylüyor. 28 Şubat’ı anlatırken de o filme bakıyor. 71 olaylarını belirtirken de o filme bakarak söylüyor, Rusya’nın yıkılışında öyle söylemiştir. 81, 91, 2001, 2011, 2021’deki olayları da o perdeye, o filme bakarak söylemiştir. Bu çok harika. Ertuğrul Özkök’ü de bu konuda tebrik ediyorum, böyle bir şeye vesile olduğu için. Bayağı güzel.
TARKAN YAVAŞ: Evet. MaşaAllah.
SUNUCU: Gerçekten bayrama yarışır bir yazı olmuş. Evet Hocam, eklemek istediğiniz bir şey varsa? Bir ara vereceğiz ufak bir aramız var Hocam. Değerli izleyenlerimiz reklamların ardından sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Yeniden merhabalar kıymetli izleyenlerimiz. Reklamların ardından sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocamız çok güzel bilgiler veriyordu bizlere. Hocam, eklemek istediğiniz bir şey var mı? Sorulara devam mı edelim? Çünkü maşaAllah sorular akıyor yani. İzleyenlerimiz sağolsun düşüncelerini, fikirlerini hep paylaşmak istiyorlar. Size sormak istedikleri de var.
ADNAN OKTAR: Şimdi, İncil ve Tevrat tahrif olmuştur. Fakat tahrif olmamış çok fazla bölümleri de vardır. Yani, bir kısmı tahrif olmuş, ama hak olan doğru olan birçok yerleri vardır. Şimdi İncil’den bazı yerler okuyacağım size. Markos Bölümünde 13-9-15. Hz. İsa talebelerine diyor ki Havarilerine: “Ama siz kendinize dikkat edin” diyor Havarilerine. “İnsanlar sizi mahkemelere verecekler”. Mahkemelerde yargılanacaksınız diyor talebelerine. “Havralarda dövecekler”. Yani, o ibadethanelerde sizlere saldıracaklar. “Benden ötürü” yani benim ismimden ötürü “valilerin ve kralların önüne çıkarılacak, böylece onlara tanıklık edeceksiniz”. Yani ifadenizi alacaklar diyor, adliyelik olacaksınız diyor inşaAllah. “Sizi tutuklayıp mahkemeye verdiklerinde, ne söyleyeceğiz diye önceden kaygılanmayın”. Yani hakime nasıl ifade vereceğiz diye kaygılanmayın diyor. “O anda size ne esinlenirse onu söyleyin”. Allah size onu ilham edecek zaten diyor. “Çünkü konuşacak olan siz değil, Allah’tır” diyor. Allah sizi konuşturacak diyor inşaAllah. “Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek, ama sonuna kadar dayanan kurtulacak” diyor. Markos 13-13’te. Bak “benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek”. Yani imam olduğu için değil mi? Mesela Mehdi’den dolayı da insanlar, talebeleri çok eza görecekler. Mehdi’nin isminden dolayı, çok ezilecekler. İncil’de buna işaret ediyor bak: benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek. Mehdi talebelerinden de insanların bir çoğu nefret edecekler. Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır diyor, Markos bölümünde. “Allah yoluna yaraşır bir yaşam sürmek isteyenlerin hepsi zulüm görecek”. İncil’de. “Mesih’in adından ötürü hakarete uğrarsanız size ne mutlu” diyor. Yani Hz. İsa “benim ismimden dolayı” diyor eğer hakarete uğrarsanız size ne mutlu diyor. “Ama bir kimse Mesih’e inanan olduğu için acı çekerse utanç duymasın” diyor.
SUNUCU: Ulvi bir dava için acı çekmiş olacak.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa döneminde Müslümanlar tutuklanmışlar. “Öbür tutuklular da onları dinliyordu” diyor. “Birdenbire öyle şiddetli bir deprem oldu ki, tutuk evi temelden sarsıldı”. Yani Müslümanların tutuklu olduğu anda, birden deprem başlıyor, Hz. İsa’nın zamanında. “Bir anda bütün kapılar açıldı, herkesin zincirleri çözüldü, zindancı uyandı” diyor. Yani Müslümanları bırakıyorlar deprem olunca o devirde.
SUNUCU: Allahu Teala’nın izniyle.
ADNAN OKTAR: Yani bunları öyle bir ilave bilgi olarak açıkladım.
SUNUCU: Evet. Bu arada www.harunyahya.org sitemizde olan ‘Ne Demişti, Ne Oldu’ bölümünü ben buradan izleyicilerimize tekrar hatırlatmak istiyorum. Eğer orayı açar bakarlarsa, gerçekten Hocam ızın yıllar önce söylediği bugün nasıl gerçekleştiğini sizler de şahit olursunuz. Yine onunla ilgili bir mailimiz var. “Hocam her zaman olduğu gibi nurunuzla içimiz açılıyor maşaAllah. Siz geçenlerde bir röportajınızda Ürdün’de vizelerin kalkacağını, İslam ahlakının her yere yayılacağını anlatmıştınız. Zaman gazetesinde vize için ‘Sıra Ürdün’de’ başlıklı bir haber yayınlandı Hocam . Ne söylerseniz, bir iki gün içinde haber oluyor. www.harunyahya.org sitenizde ‘Ne Demişti, Ne Oldu’ bölümünde de makaleleriniz 685’e ulaşmış. Hayırlı yayınlar diliyorum.” demiş Eda Pekkaya, İzmir’den Hocam .
ADNAN OKTAR: Bakın işte, biz ne dedik iki yıl önce? Türk-İslam Birliği bağıra bağıra gelecek dedik. Cenabı Allah, insanlar istese de istemese de bunu gerçekleştirecek dedik. Şu an ne görüyoruz?
SUNUCU: Evet. Gerçekten her geçen gün.
ADNAN OKTAR: Neredeyse yolun yarısına geldik yani maşaAllah. Elhamdülillah.
TARKAN YAVAŞ: Hocam New York Times’da bir haber çıkmış bugün. ‘Türkiye İslami Rönesans Yaşıyor’ diye.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: “Türkiye’nin değişen diplomasisi başlıklı yorumda: Türkiye yaşadığı İslami Rönesansı başarıyla tamamlarsa, Ortadoğu’da üstün güç olarak yükselen İran’nın yerini alır.” demiş Hocam dergi.
ADNAN OKTAR: Bu ne demektir? Türkiye, işte Türk-İslam aleminin lideri oluyor inşaAllah. Demek ki dediklerimiz doğruymuş.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah. Elhamdülillah. Bir de İslam ahlakının dünyaya yayılışını da dergi teyit etmiş oldu.
SUNUCU: Yine gördüğümüz bazı alametlerden bir tanesi; ekonomik krizden bahsetmiştiniz Hocam . “Bu güzel program için Hocam a teşekkür etmek istiyorum. Hocam tüm dünyada yaşanan ekonomik kriz Dubai ekonomisini de tamamen çökertmiş. Sizin de belirttiğiniz gibi ekonomik kriz gittikçe artan bir ivme gösteriyor. Hocam her dediğinizi can kulağıyla dinliyorum. Çünkü hepsinin çıktığını görmek beni çok heyecanlandırıyor. MaşaAllah.” demiş Rıza Atak Rize’den.
ADNAN OKTAR: Evet Dubai’yi beton yığını haline getirdiler. Orada sadece zenginlerin var olması ihtimaline göre kurulmuş bir sistem vardı. Yani ora böyle zenginlerini adeta çırpan bir sistemdi. Zengin kalmayınca beton binalar mezarlık gibi, tabutluk gibi boş kaldı. Ve ekonomi de tam anlamıyla çöktü. Şimdi o çöküş daha da şiddetlenir çünkü; tarım yok üretim de yok. Sadece para almaya yönelik bir sistem vardı.
SUNUCU: Turizm cenneti gibiydi bir yerde.
ADNAN OKTAR: Evet. Parayı verecek adam da olmayınca, Dubai şu an bitti.
SUNUCU: Altın kaplamalı musluklar falan öyle orta halli insanların kaldıracakları şeyler değil.
ADNAN OKTAR: Tabii. O gökdelenler şimdi hiçbir işlerine yaramayacak inşaAllah.
SUNUCU: Bunun dışında Hocam geçen programımızda açıkladığınız bir, yine Said Nursi Hazretleri’nin bir bölüm okumuştunuz yazısından. Teşbihten bahsetmiştiniz. Teşbihle anlatılan alametlerden bahsetmiştiniz. Ben daha sonra, eve döndükten sonra görüştüğüm birçok kişi bundan çok etkilenmiş Hocam yani gerçekten onlar da işte; Deccal’in tek gözlü bir canavar olduğunu, işte bir yerde bağlı olduğunu falan biliyorlarmış. Ve işte Hz. Mehdi hakkında işte böyle meleklerin çıkıp da Hz. Mehdi’nin bu olduğuna şahitlik ettiklerini falan düşünen çok insan varmış. Bu benzetmelerle açıklanan bu alametlerden çok etkilenmiş insanlar Hocam . Bunu burada belirtmek istiyorum. Gerçekten hani tam da yerine oturdu kartlar kafamızda dediler. Yani düşününce hakikaten öyle olduğunu, olacağını biz de hani mantıken tahmin ettik ve çok memnun kaldık dediler. Bunu söylemek istedim Hocam .
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii mesela Cübbeli Deccal’in eşeğinden bahsediyor; gökyüzünde uçacak. Yani uçak kanadı büyüklüğünde Deccal’in eşeğinin kulakları olacak diyor. Eşek gökyüzünde uçacak diyor böyle, dört ayaklı eşek yani.
SUNUCU: Bu niye uçak olmasın? Evet.
ADNAN OKTAR: Deccal de üstünde. Yani apaçık ki uçak kastediliyor burada. Yani kulaklardan kastı bu. Gökyüzünde uçması da bu. Yani Cübbeli’nin bu konuyu anlaması gerekiyor artık. Tarif de ediyoruz. Bak Bediüzzaman gibi büyük bir alimden kaynak vererek anlatıyorum. Tahakkuk etmiş, müteşabih olduğu belli. Deccal diyor şu an Atlas Okyanusun’da bir ada da diyor. Zincirlenmiş vaziyette bekliyor diyor. Adam bin küsür seneden beri bekliyormuş Deccal. Bir iş de yaptığı yok. Halbuki Deccal dünyayı kasıp kavuruyor haberi yok. Drawinizm, materyalizm dünyayı yıktı. Üç yüz elli milyon insanı öldürdü. Bir milyarın üstünde insanı sakat bıraktı. Yüz milyonlarca öksüz, yetim, dul insan bıraktı. Ve binlerce şehir yerle bir oldu. Ve insanlar ateist, materyalist oldu. Bütün dünyayı materyalizm kapladı. Darwinizm resmi ideoloji olarak devletlerin büyük bölümünde resmen, zorla okutuluyor.
SUNUCU: Kabul edildi evet. Binlerce yıldır beklemiyor. Tam tersi binlerce yıldır hızla çalışıyor. Öyle diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Tabii. Zincirle oturup beklediği yok onun orada. Orada kastedilen müteşabih izahlardır. Yani Deccaliyet bir güç ki şeytanın etkisindedir. Şeytana bağlıdır. Şeytana da Cenab-ı Allah izin vermemiştir ona. Bir nevi manevi zincirle tutmuştur. Ama ahir zamanda bu manevi zinciri kopmuştur şeytanın. Ve insanları mahvetmiştir. Darwinizm ile, materyalizm ile kandırmıştır. İğfal etmiştir. Yani aldatıcı şeytan aldatmıştır. Yani insanları kandırırken Darwinizm’i, Materyalizm’i kullanması şeytanın bir silahıdır, yöntemidir. Ve bütün dünyayı istila etmiştir. Kastedilen budur.
SUNUCU: O zaman ki hadislerde Hocam uçak dense zaten çok anormal bir şey olurdu. Yani uçağın olmadığı bir devirde…
ADNAN OKTAR: Adam anlamaz yani onun için demiş. Mesela bakırdan kürsüsü var diyor. Yani eşeğin üstünde bakır olur mu? Metal olduğuna göre değil mi? Gökyüzün de uçtuğuna göre. Kulakları da yaklaşık bir uçak kanadı genişliğinde anlatılıyor hadislerde. Belli ki uçak kastediliyor. Bunun anlaşılmayacak ne yönü var yani?
SUNUCU: Evet. Bu açıklamalarınızla çok fazla kişi aydınlanmış Hocam. Teşekkür ediyoruz gerçekten. Bir mailde Hocam ibadetlerle ilgili bir yazı gelmiş. “Sayın Hocam geçen gün okuduğum bir habere göre dua ve ibadetlerin beyinde endorfin gibi hormon ve kimyasallar salgılattığı, kişiyi olumsuz duygulardan arındırarak sosyal dayanışmayı arttırdığı ortaya çıkmış. Vicdanı güçlendirmenin şiddete eğilimi azalttığı bilimsel olarak doğrulanmış. Değerli Hocam , siz önceki röportajlarınızda sevginin ancak Allah’a derin iman eden, vicdan sahibi insanlar arasında yaşanabileceğini belirtmiştiniz. Mümkünse bu konu ile ilgili görüşlerinizi yeniden duymak isterim. Çünkü çevremdeki birçok insanın bu anlayıştan uzak olduklarını görüyorum.” demiş Ekrem Aydoğan.
ADNAN OKTAR: Ekrem paşanın yazısına bir bakayım. Her insanın gönlünde, aklında, ruhunda vicdanın sesi vardır. Vicdanın sesi Allah’ın insanlara sunduğu ilhamdır. Yani Allah her insanla tek tek ilgilenir. Bir konuya karar vereceğimiz vakit Allah bize ilham eder. Doğrusunu ilham eder. Yani şu şekilde yap diye bize bildirir. Ama şeytanda aksini söyler. Senin çıkarınla o çatışır, onu yapma der şeytan. İnsanlar genellikle şeytanın dediğini dinliyorlar, bazı insanlar. Birçok insan da Allah’ın dediğini dinlerler. Yani vicdanlarına uyarlar. Vicdan denilen şey Allah’ın sesine kulak vermek ve ona itaat etmektir. Yani vicdan insanın kendi gücü değildir. Allah’ın ilham ettiği bilgiye denir vicdan diye. Yani mesela fakir bir amca oluyor değil mi? İnsanın elinde az bir imkanı oluyor amma onu mağdur etmemek için insan parasının büyük bir bölümünü ona verebiliyor. O parayı. Belki biraz kendisi mağdur olmuş oluyor ama o insanı da kurtarmış oluyor. Sokakta mesela bir kedi yavrusu bağırıyor, aç ölmek üzere. Ona biraz yiyecek veriyor, bir şey yapıyor. Onu yaşayacağı bir yere götürüyor. O işte vicdanının sesini dinliyor. Yani Allah’ın ona ilham ettiği bilgiyi uygulamış oluyor. Mesela affetmesi gerekiyor; normalde affetmek istemiyor, intikam almak istiyor, cezalandırmak istiyor. Allah “affet” diyor, ona ilham ediyor. İşte bu vicdanının sesidir. Vicdanın sesini dinlerse affeder. Ama şeytan da diyor ki: “intikam al, ez kafasını” diyor. Onlar da şeytanın sesini dinliyorlar. Mesela ya gidiyor, vuruyor kadıncağızı. Ya oradakileri kişileri öldürüyor, bir şeyler yapıyor, rezalet çıkartıyor. Kendi başını da belaya sokmuş oluyor. Onları da acıya gark etmiş oluyor. İnsanın yapacağı sürekli Allah’ın dediğini dinlemektir. Yani ne büyük konfor bakın. İnsanın içinde, her insanda Allah’tan gelen bilgi var, hazır bilgi. Ne konuşacağı, ne yapacağı hepsi belli. Sadece Allah’ın dediğini yapacak o kadar. Vicdanın sesi budur. Yani sağduyu dedikleri vicdanın sesi budur. Allah’ın ilhamına uymak. Allah’ın ilhamına uyanlar genellikle çıkarlarıyla çatıştığı için, yani maddi çıkarlarıyla çatıştığı için şeytanınkini dinliyorlar. Çünkü şeytan diyor ki: “bak” diyor mesela “sen eğer fakir adama para vermezsen daha zengin olursun daha iyi olursun” diyor. Mesela yolda yatan bir adama da araba çarpmış. Herkes çekip gidiyor. Şeytan diyor ki: “sen” diyor “şimdi bunu alıp götürürsen seni göz altına” alırlar.
SUNUCU: Başına iş açılır.
ADNAN OKTAR: “Başına iş açar, üstün, başın batacak” diyor. “Çek git işine bak” diyor. Cenab-ı Allah da diyor: “bu Allah’ın bir kulu bak sen de böyle bir durumda olabilirdin, seni bırakıp gitseler mesela arabalar. Sen ister misin? İstemezsin diyor Cenab-ı Allah.” “Sende ona acı ne olursa olsun git onu kurtar” diyor. Çünkü sana da böyle bir şey olsa her halükarda o insanların seni kurtarmasını istersin. Başı belaya girse de kurtarmasını istersin. Madem öyle düşünüyorsun sen de git onları kurtar diyor Cenab-ı Allah. Kişi onun arasında tereddütte kalıyor bazen. Ya şeytanın sesini ya Allah’ın sesini dinler. Allah’ın sesini dinleyen kurtulur. Şeytanın sesini dinleyen batar.
SUNUCU: Evet. Şeytanın dedikleri işte insanlara belki cazip geliyor birçok yönden.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Yani “kendisi için istediğini kardeşi için istemeyen zaten gerçekten iman etmiş olamaz” diye de herhalde bir hadisi şerif var Hocam . İnşaAllah hepimiz o duruma geliriz zamanla. Kendimiz için istediğimizi tüm dünya için isteriz.
ADNAN OKTAR: Evet. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet. “Hocam hayırlı günler.”
ADNAN OKTAR: Hayırlı günler.
SUNUCU: “Milliyet gazetesi “Köşkten Kuran sesleri gelirdi” başlıklı bir yazısında; Atatürk’ün hem Çankaya köşkünde, hem Dolmabahçe sarayında sık sık Kuran okuttuğuna dair diyanet işleri tarafından yayınlanan bir yazıya yer vermiş. Hocam sizin vesilenizle Atatürk’ün dindar kişiliğini daha iyi öğrenme imkanımız oldu. Bu haberle ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isterim.” demiş. Duygu Tanoğlu Muğla’dan Hocam .
ADNAN OKTAR: MaşaAllah işte daha Atatürk’ü yeni yeni tanımaya başladılar. Biz iki yıldan beri anlatıyoruz. Üç yıldan beri, on yıldan beri anlatıyoruz. Fakat insanlar bu gerçekleri daha yeni şaşkınlıkla öğreniyorlar. Hangi şey bu site Haber7 mi?
TARKAN YAVAŞ: Haber7’nin sitesinde Hocam.
ADNAN OKTAR: Nereden almış Haber7 bu haberi?
TARKAN YAVAŞ: Diyanet dergisinde yayınlanmış Hocam .
ADNAN OKTAR: Diyanet dergisinde maşaAllah. Diyaneti tebrik ederim. Haber7’yi de tebrik ederim.
SUNUCU: Sizin kitaplarınızın da Hocam bu konuda çok büyük yardım ve yararı insanlara. Her iki noktada da Atatürk’ü çok farklı anlattılar bizlere. Gerçekten onun için de ayrıca çok sağolun. Hocam devam edeyim mi? Okumak istediğiniz bir şey varsa?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii ben dinliyorum sizi.
SUNUCU: “Hayırlı pazarlar Hocam. Sitenizde dünyada dine dönüş haberlerini yayınladığınız bölümü ilgiyle takip ediyorum. Her geçen gün Dünya çapında İslam’ı kabul ederek Müslüman olanların sayısı artıyor. Son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre tüm dünyada her dört kişiden birinin Müslüman olduğu ortaya çıkmış. Nasr Suresi’nin ikinci ve üçüncü ayetlerinde yüce Rabbimiz: “ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde hemen Rabbini hamd ile tesbih et. Ve ondan mağfiret dile çünkü o tevbeleri çok kabul edendir” buyuruyor. Bende bu haberleri her okuduğumda Allah’a çok şükredip bağışlanma diliyorum. Bu gelişmeler hem çok şaşırtıcı hem de çok heyecan verici.” demiş Ceren Tüfekçi kardeşimiz. Siz burada açıklamıştınız o soruyu gerçekten çok güzel bir şekilde anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah, elhamdulillah. Bakın, “onun Mehdi’nin kumandanları insanların en hayırlısıdır” diyor. El kavlu’l muhtasar fi alametil Mehdiyy-il muntazar’da. “Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır.” diyor Ramuz el-Ehadis’de Mehdi talebeleri için. “Onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir.” Bakın kınayanın kınamasından çekinmiyorlar, demekki insanlar onları kınayacaklar Mehdi talebelerini, dedikodularını da yapacaklar. Demekki gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda aleyhte haberleri çıkacak. Bunu kim belirtiyor? Süneni İbni Mace’de, sahih hadis kitabında, Resulullah’ın hadisi bunu belirtiyor. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri “Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas, sadakat ve tesanüd (dayanışma) sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir (talebelerdir). Ne kadar az olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor Mehdi talebeleri için. Al-i İmran Suresi’nde ayet 104, “içinizden iyiye çağıran uygun olanı emreden kötü şeylerden men eden bir cemaat bulunsun.”. İşte bu ahir zamanın Mehdi cemaatidir. Bakın “içinizden iyiye çağıran”; iyilik yapın diyor, “uygun olanı emreden”; emril bir maruf, “kötü şeylerden men eden bir cemaat bulunsun. Başarıya erişip kurtulanlar işte onlardır”. “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirinin velisi dostları ve yardımcılarıdır. Bunlar iyiliği emreder kötülüğü men eder”. Diyorlar ki niçin sen tebliğ yapıyorsun? İşte Diyanet İşleri Başkanlığı var onlar gerekeni yapar sen niye yapıyorsun diyorlar. Cenab-ı Allah “mümin erkekler mümin kadınlar birbirinin velileri” diyor Allah. “Dostları yardımcılarıdır. Bunlar iyiliği emreden kötülükten meneder”. Bütün müminlere hitap ediyor cenabı Allah. Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönelik bir ayet değil bu. Bütün Müslümanlar. “Onlar Allah ve ahret gününe inanırlar. İyiliği emreder kötülükten menederler. Hayır işlerinde koşuşurlar. Onlar iyilerdendir”. Al-i İmran Suresi ayet 114. demin ki ayet Tevbe Suresi ayet 71. “Siz iyiliği emreden kötülükten meneden olduğunuzdan ve Allah’a inandığınızdan, insanların hayrı için meydana çıkarılmış en hayırlı bir milletsiniz” diyor Cenab-ı Allah. Yine Mehdi talebelerine de bakan bir ayettir. Al-i İmran Suresi, ayet 110. “Mehdi’nin yardımcıları Arap olmayacak diğer milletlerden olacak” diyor, Kıyamet alametlerinde. “Bu 313 kişi gece abit” yani alim geceleri faaliyet yaparlar diyor “gündüz kahraman niteliği taşımaktadırlar”. Korkusuz ve yiğitler. “Onun Mehdi’nin bayrağı altında hiçbir birliği mağlup edilmez”. Mehdi yenilemez. Yenemiyorlar. Ölüm Kıyamet ve Ahir zaman Alametlerinde. “Aralarında kadınlarında bulunduğu 314 kişilik bir grup oluşturur Mehdi talebeleri. Onlar her zalime ve cabbar oğlu cabbara galip gelirler”. Yani zalimlere cabbarlara komünist faşist , iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarına, zulüm yapanlara , kötülük yapanlara, galip gelirler diyor. “Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz aslan gece abittirler”. Mehdi de gece ortaya çıkar diyor rivayette. “Ne evvelkiler ne sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemeyecek”. Bakın ne evvelkiler diyor yani Peygamber Efendimiz o devirden itibaren Mehdi devrini esas alıyor. Mehdi’den evvelkiler diyor kim varsa ve ondan sonrakiler de diyor hiçbiri onlara fedakarlıkta yetişemez diyor.
SUNUCU: Evet. Çok büyük fedakarlıklar yapacağı burada açıkça belirtilmiş.
ADNAN OKTAR : Kitab-ül Han fil alameti Mehdi Ahir Zaman. “Kınayanın kınamasından dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir onlar” diyor. Demek ki Mehdi ve talebelerine internette, basında, gazetelerde, dergilerde, radyolarda, televizyonlarda kınama, dedikodu, iftira her şey olacak. Ama ondan korkmayacaklar diyor. Böyle mübarek bir İslam ahalisidir diyor. “Ümmetimden bir cemaat Mehdi cemaati Allah’ın emri tahakkuk edinceye kadar yani İslam hakim oluncaya kadar batıla galebe çalarak hak üzerinde devam edecek. Ve onları yardımcısız bırakanlar onlara zarar veremeyeceklerdir”. Yani ayrılanlar münafıklık yapanlar zarar veremeyeceklerdir. Hz. Muaviye Radyallahü Antt’an rivayet edilmiştir. “Ümmetimden bir taife Mehdi cemaati, herkes üzerine hakim olmadıkça” yani dünyaya hakim olmadıkça “kıyamet korkmaz”. Kıyamet alameti İslam’ın dünyaya hakimiyeti. “Onlar kendilerini terk edenlere aldırmazlar”. Münafıklara aldırmazlar . “Ve kendilerine yardım edenlere de aldırmazlar”. Yani, onu da Allah gönderiyor çünkü. O da ayrı bir güçtür demez. O da Allah’ın bir kulu olduğu vazifeli olduğunu bilir. Hz . Cabir Radyallahü Antt’an rivayet edilmiştir. “Bu iş” yani İslam’ın yayılması hakimiyet “onlardan ayrılanlara rağmen muzaffer olarak devam edecektir”. Münafıklara rağmen muzaffer olarak devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılanların ona zararı olmaz. Mehdi’ye zarar veremezler diyorlar. Ramuzun el Hadis 484.
SUNUCU : Bu kadar hadise rağmen nasıl kabul etmiyorlar değil mi? Birçok kimse Mehdi”yi kabul etmek istemiyor ama burada Kütüb-i Sitte’nin hadis-i şerifleri var ve bütün bunların hepsi sahih. Bunları kabul etmemek gerçekten körlük olur bir yerde.
ADNAN OKTAR: Hiç önemi yok. Çünkü o Mehdi cemaatini değerli hale getiren mühim bir zemindir. Ne kadar münafık çok olursa Mehdi cemaati o kadar değerli olur. Küfür ne kadar şiddetli ise Mehdi cemaati o kadar makbul olur. Yani küfrün şiddeti ile Müslümanların sevap oranı o kadar artıyor. Mesela yüz binlik şiddeti varsa yüz binlik de onların sevabı artar. Ama mesela şiddeti binlikse aldıkları sevap da binlik olur. Küfrün şiddeti müminler için nimettir. Allah’ın rızasını kazanmak için nimettir. Ne kadar şiddetli olursa o kadar kıymetlidir.
SUNUCU: O yüzden ahir zamanda yapılan tüm ibadetlerin sevaplarının çok daha fazla olacağı hadislerde belirtilmiş yine.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bakın Cenab-ı Allah, Muhammed Suresi ayet 31. “Andolsun biz sizi deneyeceğiz ki içinizden cihat edenleri; cehd edenleri, sabuır edenleri bilelim ve haberlerinizi açığa çıkaralım”. Yani size gösterelim sizi diyor Allah. “Muhakkak sizi biraz korku” işte İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün suikastları olabilir. Komünistlerin oyunları olabilir. Terör örgütlerinin oyunları olabilir. “Biraz açlık” ekonomik kriz olabilir. “Mallardan canlardan” mesela şimdi yeni hastalıklar gelişiyor, insanlar vefat ediyor. “Ürünlerden” mesela kıtlık olduğunda ürünlere de etki ediyor bu tabii ki; mesela yağmurlar yağmıyor ürünleri etkiliyor. Başka nedenler yahut tarım yapılamıyor. Ürünlere etki ediyor.
SUNUCU: Malları etkiliyor Hocam depremler, yağmurlar.
ADNAN OKTAR : Evet. Tabii. Yahut çöküyor adam yani sistem çöküyor. Adam araba bulamıyor. Traktörüne benzin bulamıyor. Tarım yapamıyor. Dolayısıyla ürünlere yansıyor bu. Yahut ürünlere afet musallat oluyor. Dolu vuruyor ürünlere ve yahut soğuk vuruyor. Değil mi? Don vuruyor ürünler azalıyor. “Ürünlerden biraz eksiltme gibi şeylerle deneriz. Buna sabredenlere müjdele.” diyor Allah. Bakara Suresi ayet 155. “Yoksa siz sizden önce geçenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” Daha önce ki sahabelerin daha önceki peygamberlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız diyor Allah.
Tarkan Hocam var mı senin anlatacağın bir şeyler? Var mı göstereceğin film bir şey?
TARKAN YAVAŞ :Estağfurullah Hocam. İman hakikatleri vardı uygun görürseniz. Bu sipele tetra balıkları diye balıklar var Hocam.
SUNUCU: Hocam gerçekten izleyicilerimiz bunları da çok dikkatle takip ediyorlar. Hocamızın tüm eserlerini de harunyahya.tv’den indirebilirsiniz. Buyurun.
TARKAN YAVAŞ: Hocam bu balıklar tetra balıkları üremeleri maşaAllah son derece değişik. Tetra balığı yumurtalarını suya bırakmıyor. Yakındaki yaprakların üzerine bırakıyor ve döllenme burada oluyor. Yavrular burada gelişerek büyüyerek su da hayatlarına devam ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi balık sudan erkek de ve dişi de aynı anda sıçrıyorlar yaprağın üzerine, suyun dışındaki yaprağın üzerine sıçrıyorlar. Oraya yumurtasını bırakıyor erkek de aynı anda spermini bırakıyor. Değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Orada döllenme meydana geliyor. Şu anda söylediğiniz gibi birlikte şu an görüldüğü gibi ikisi dişi ile erkek birlikte sıçramak durumundalar ve yaprağın üstüne aynı anda yapışıyorlar. Bu çok zor bir hareket.
ADNAN OKTAR: Aynı anda o yumurtasını bırakıyor o da spermini bırakıyor. Orada döllüyorlar.
TARKAN YAVAŞ: Döllenme oluyor. Evet ve bunu her sıçrayışta altı sekiz tane bırakıyorlar. Ve bunu ikiyüz yumurta olana kadar tekrarlıyorlar. Sürekli.
ADNAN OKTAR: Yaprağa yapıştırıyorlar onları teker teker.
TARKAN YAVAŞ: Evet yaprağın üstünde yumurtalar yapışık vaziyette kalıyorlar. Kalıyor. Bu iki yüz yumurtaya kadar çıktığında yeterli sayıya ulaştığında bırakıyorlar. Ve yumurtalar yaprağın üstünde kalıyor.
SUNUCU: Orada gelişiyorlar.
TARKAN YAVAŞ: Evet orada gelişiyorlar. Tabii burada bir detay daha var. Allah’ın bir sanatı daha var inşaAllah. Bu yumurtaları böyle kendi halinde bırakmıyorlar. Bu balıkların erkeği üç gün boyunca her on beş dakikada bir bunları kuyruğu ile su atarak bu şekilde suluyor.
ADNAN OKTAR: Kurumasınlar diye .
TARKAN YAVAŞ: Kurumalarını engellemek amacıyla üç gün boyunca hiçbir yere ayrılmıyor.
ADNAN OKTAR: Ve gelişsinler diye.
TARKAN YAVAŞ: Evet gelişmeleri için bu işlemi yapıyor, yumurtalar da 3 gün boyunca bu vesile ile gelişiyorlar. Böyle büyüyorlar, canlanıyorlar, yeterli seviyeye büyüklüğe geldiklerinde böyle su damlacığı gibi suya düşerek hayatlarına devam ediyorlar.
SUNUCU: Hocam gerçekten insan hayretle ve büyük bir şaşkınlıkla izliyor çok güzel.
ADNAN OKTAR: Şimdi bilim gelişmeden bilimsel çalışma yapılmadan bunun tespiti mümkün mü?
SUNUCU: İmkanı yok tabii ki.
ADNAN OKTAR: Dolayısı ile Kuran bilimi farz kılıyor ve ancak bilim adamları diyor Allah’tan hakkıyla korkar diyor Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım. Her türlü bilim dalındaki yapılan araştırma ile biz Allah’ın sanatını görebiliyoruz. Yani burada ne kadar çok teknoloji kullanılıyor. Ne kadar çok bilimsel çalışma sonucunda bu elde ediliyor. Bu film kolay bir şey değil. İşte bilimin ehemmiyetini Allah bize bu şekilde göstermiş oluyor.
SUNUCU: Bu tip hakikatleri gördükçe insanın imanını güçleniyor tabiî ki, tefekkürü artıyor çok önemli.
ADNAN OKTAR: Allah zaten imanınız öyle artar diyor Allah. Bu şekilde artacaktır diyor.
SUNUCU: Gerçekten çok güzel.
TARKAN YAVAŞ: Bir film daha göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Yani tabii bu bir yönü bu. Yani tabi Cenab-ı Allah’ın insanın içinde gösterdiği görüntüler vardır, kendi nefsinde olan harikalar vardır ama bir yönü de budur inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Burada da Hocam, insan anne rahminde insanın ellerinin nasıl şekillendiğini gösteriyor filmde.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli. Mesela bak bu da bilim olmadan elde edebilecek bir bilgi değil. Elektron mikroskop gerekiyor değil mi? Birçok teknik alet edevat gerekiyor bunları anlamak için. Dolayısı ile bilimle dinin iç içe olduğunu görüyoruz.
SUNUCU: Başka eklemek istediğiniz...
Evet Hocam, yine bir ayet-i kelime yazmış izleyenlerimiz, sizden açıklama beklemişler. Sizin ayet açıklamalarınızı çok dikkatlice izleyip ciddi bir şekilde not aldıklarını söylüyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım demiş bir izleyicimiz. “nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene sonra onun fücurunu (sınır tanımaz ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene andolsun onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu isyanla günahla bozulmalarla örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.” Şem Suresi 7 ve 10. ayetler Hocam . “Bu ayette geçen şekilde nefsi örtmek ve sarmak ne demektir Hocam? Nefsimizi Kuran’a en uygun olarak nasıl eğitebiliriz?” Ayhan Rumeli İzmir’den yazmış.
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah her insana vicdanında bir bilgi veriyor. Bir şeyin doğrusunu ona ilham ediyor. Demin anlattığım Allah ona ilhamla bu bilgiyi veriyor. Doğrusu budur diyor ama şeytani yönü insanın nefsi, ona bir sarıp örtme meydana getiriyor. Yani çeşitli bahaneler o sarıp örtme. İşte şu nedenle bunu yapıyorsun, mesela affetmemek, öfkelenmek... Haklıyım diyor mesela öfkemde veyahut çekip vuruyor adamı hiç pişman değilim diyor. Çünkü o nefsini sarıp örtmüş yani bahaneler bulmuş. Bana çünkü şunu yaptı diyor. Cenab-ı Allah da onu affetmesini söylüyor, merhamet söylüyor, şefkat söylüyor. Ama o onları dinlemiyor sadece intikam kısmını kabul ediyor. Allah’ın dediğini kabul etmiyor. İşte o sarıp örtme olmuş oluyor. Nefse ve ona fücurunu öğreten yani onun kötülüklerini ona gösteriyor yanlış olanı Allah ona gösteriyor onu da ilham ediyor Allah, bak bu yanlış diyor Cenab-ı Allah. Bak demiyor Cenab-ı Allah da şeytandan Allah’a sığınırım Allah affetsin. Yani anlamanız için söylüyorum, bunun kötü olduğunu söylüyor Allah. Doğrusu da budur diyor Cenab-ı Allah. İkisini de ben veriyorum diyor Cenab-ı Allah o arada insan işte Allah’ın sesini dinlemek durumunda. Bu kastedilen ayette.
SUNUCU: Bir kılıf uyduruyor belki günahlarından değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii herkes bir bahane bulur mesela demin dedim ya yolda adama çarpmışlar, yatıyor. Seni diyor tutuklarlar diyor. Veyahut mesela erken kalkması gerekiyor boşver diyor uykusuzsun sen diyor. Mesela kalkıp hayırlı bir şey yapabilecekken güzel bir şey yapabilecekken sonradan uykusunu telafi edebilecekken yok diyor boşver diyor senin sağlığın açısından uyku çok önemli diyor ve oradaki güzel ibadeti kaybetmiş oluyor. Veyahut sen açsın şu an diyor bir insan acil bir yere yetiştirilmesi gerekiyor insan sonra da yemek yiyebilir ama önce bir yemeğini ye diyor sonra götürürsün diyor. Adamın geç kalması sonucunda mesela sakat kalması mevzu bahis oluyor. Dolayısı ile o insana zarar vermiş oluyor tabii o da onun kaderinde oluyor ama tabii o ona vesile olmuş oluyor. Yani insanın kendini kandırması çok kolaydır. Mesela genç kızlar birisiyle evleneceği vakit bakıyor adam ahlaksız, tipinde de meymenet yok yani onun açısından ama parası bol diyor ki tipin ne önemi var diyor. Adamın zaten belki diyor bir şeye sinirlenmiştir geçici olarak böyledir. Halbuki yüzünden akıyor itlik adamın ahlakı bozuk. E onu düzeltiriz diyor ne olacak eğitirim ben diyor. E peki geriye ne kalıyor? Parası kalıyor. Mühim olan işte diyor bu parayla ben paraya da zaten tamah edecek insan değilim ben zaten diyor amaç onu kurtarmak zaten diyor. Anlaşıldı mı?
SUNUCU: Evet onu da ahlakını düzeltmek tek amaç.
ADNAN OKTAR: Yani net sahtekarlık yapıyor. Halbuki bütün derdi parasında. Adam parasını kaybediyor. Hani adamı eğitecektin sen? Hani kurtaracaktın? Alıp başını gidiyor. Çünkü onu ilgilendiren kısım para olmuş oluyor. Bu toplumda görülen çok acı gerçekler. Herkes bunu görür. Hatta ben birçok dindar bayanda da görüyorum. Mesela kocası dinsiz oluyor alenen söylüyorlar. Bazı şeyh efendilere soruyorlar, olsun diyor sen diyor onunla beraber ol diyor hiçbir şey olmaz. Belki Allah ona hidayet verecek diyor. E kardeşim ayette Müslüman erkek Müslüman kadınla evleniyor. Kuran ayeti var.
SUNUCU: Temiz erkekler ve temiz kadınlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah uzun uzun açıklıyor sen buna nasıl böyle fetva verebilirsin, değil mi? Öyle bir durum varsa fikren, ruhen, ahlaken, dinen anlaşamadıkları çok ortada. Niye mecbur olsun? Ama bakıyor parası var sana bakıyor mu diyor bazı şeyh efendiler para veriyor mu veriyor, evi var mı var e problem yok yavrum diyor. Yarın bir gün o düzelir diyor sen derdine düşme diyor. Ama parası yoksa dindar dahi olsa ona bir kolaylık göstermiyorlar. Burada bu tip çarpıklıkları tabii yukardan da bu tip kişileri bazen teşvik edebiliyorlar. Yani daha Türkçesi onların istediği gibi konuşuyor bazı şeyh efendiler yahut bazı Hoca efendiler. Yani nabza göre şerbet verme derler ya yani dini konuları tenzih ederim. Yahut Allah affetsin öyle demeyeyim yani o şahsın çıkarına göre bir açıklama yapıyor halbuki öyle olmaz hakka göre açıklama yapması lazım.
SUNUCU: Yani Hocam Kuran tahrip edilmeyecek Allah-u Teala’nın sözü var. Kuran’ın değişmeyeceğine dair ama Kuran ayetleri üzerinden çok farklı fetvalar, kendi düşüncelerine göre açıklamalar yapılabiliyor bazen.
ADNAN OKTAR: Hayır ben biliyorum, çok takva bir Hoca efendi yani çok ünlü bir Hoca efendi, kadıncağız ben biliyorum eşi son derece ahlaksız, dinsiz, ateist adam açıkça belli gitmiş sormuş şeyh efendiye ne dersiniz diye. O belli olmaz belki ilerde hidayet bulur demiş yani sen devam et. Ömrünün sonuna kadar adam öyle gitti ve öldü. Ondan sonra kadın adamdan kurtuldu yani adam kanser oldu ondan sonra kurtuldu. Bakın ona yıllarca dinsiz, ateist bir insanla beraber olma fetvası veriyor.
SUNUCU: Nikah bile sahih olmaz diye...
ADNAN OKTAR : Nikahı zaten düşer.
SUNUCU: Hukuka geçiyor.
ADNAN OKTAR : Mesela bunu bildiği halde burada sahtekarlık yapıyor. Sırf yani çıkar amaçlı. Halbuki iman etsin ondan sonra evlensin. Yani ne mecburiyeti var adamın? Yani nikahlı durabilir mi o durumda? Yani ateistle, dinsizle Müslüman bir kadın nasıl evli kalabilir? Tabii, yani hayır nikahı zaten düşer onun, açıkça belli onun nikahının olmayacağı. Bunu gördükleri bildikleri halde ona fetva veriyorlar. Ben bunu bizzat gördüğüm için söylüyorum. Yoksa bazı Hoca efendiler derken ben bir kişiyi kastediyorum. Öyle, öbürlerini tenzih ederim. Ama müthiş şaşırdım, hem de takva olmasıyla ünlü bir kişi bu. Takvayım diye kendini tanıtan bir kişi, yani çok şaşırtıcı olan bu. Gözümle gördüğüm, bizzat bildiğim bir olay yani.
SUNUCU: Geçekten çok şaşırtıcı.
Hocam bir ufak aramız daha var. Evet sevgili izleyenlerimiz, reklamların ardından sohbetimize devam edeceğiz inşaAllah, bir yere ayrılmayın.
Evet kıymetli izleyenlerimiz, reklamların ardından sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu güzel hafta sonunda ve kıymetli Kurban bayramında sizler bizleri izliyorsunuz ekran başında inşaAllah. Hocam ızdan çok güzel bilgiler almaya devam ediyoruz inşaAllah Hocam. Şirk konusunda Hocam bir soru vardı onunla ben başlamak istiyorum. “Şirki biraz anlatır mısınız?” diye bir izleyicimiz rica etmiş. Şirk konusunda biraz detaylı açıklama verir misiniz? Bugün günümüzün en hastalıklarından biri olan şirk konusunda biraz sizin bilgilerinizden yararlanalım Hocam.
ADNAN OKTAR: Şirk, Allah’a ortak koşmak. Ama bu yani insanların hiç ummadığı bazı olaylarda da kendini gösteriyor. Mesela bir şeyi yaparken ben yaptım demek, şirktir bu. Allah yaptı ben vesile oldum diyeceğiz. Yahut değil mi, bir yerden bir şey yardım geldi, ama Allah gönderdi diyeceğiz. Yani onu her şeyde Allah’ın hakimiyetini bilmesi lazım şahsın. Çünkü beyninin içindeki bir görüntüyü seyrediyor insan, bunu da Allah’ın yarattığı açık değil mi? Renkleri, sesleri, görüntüleri, yeme hissini, ona ait bütün bilgileri Allah verir. Dolayısıyla her şeyi Allah yaptığı için, her şeyin Allah’a yönelik izah edilmesi lazım, yani bunu da Allah yaptı her şeyi Allah meydana getirdi denmesi lazım. Aksi şirk olur. Ama tabii bu aslında karmaşık bir şey değil, çok kolay. Mesela ben şu an konuşuyorum, beni Allah konuşturuyor, siz soru soruyorsunuz Allah sorduruyor. Yani bunu bir kere tam kavrayan bir insan bunu doğal olarak, tabii olarak sürekli yapar. Yani kolayca yapar. İlk başlangıçta buna karar vermek çok önemlidir, iyi kavramak önemlidir. Bu tabii nikahta da, evlilikte de, hayatta da, eş seçiminde de her şeyde bu şekilde olması lazım. Her şeyin Allah rızası için, Allah’ın rızasının en çoğu aranarak yapılması lazım. Mesela boşanma da Allah rızası için boşanılması lazım. Yani bu tabii hani boş ol diyerek boşanmayı kastetmiyorum ben tabii, resmi nikahla boşanması lazım, resmi nikahla da alması lazım. Çünkü öbür türlü kadının bir güvencesi olmayabiliyor. Ama resmi nikahta hukuki bir güvencesi olmuş oluyor. O yüzden yani bir insan eşi eğer dinsizse, ateistse olay çıkartmadan, nezaketiyle o iman ettikten sonra seninle evleneyim ama dinsiz ve ateist olarak benim seninle evli olmam olmaz demesi lazım. Yani onun da onu zaten anlayışla karşılaması lazım eğer bir insanlığı varsa değil mi, makul bir insansa onu da o şekilde değerlendirmesi lazım. Çünkü iki inancın aynı olması gerektiğini Cenab-ı Allah bize söylüyor. Aksi durumda o evlilik olmaz. Yani resmi olarak boşanması gerekir.
Tarkan senin var mı anlatacağın bir şeyler ?
TARKAN YAVAŞ: Çok güzel bir iman hakikati vardı Hocam eğer uygun görürseniz onu anlatabilirim. Bu penguenlerle ilgili bir konu vardı.
SUNUCU. Hocam bir VTR. Evet VTR’miz varmış onu bir izleyelim Hocam.
VTR
Evet, değerli izleyenlerimiz de izlediler VTR’yi Hocam. Neler söylemek istersiniz? Çok güzel şeyler söylüyor gerçekten. Sizi az da olsa tanımanın vermiş olduğu heyecenla çok güzel şeyler anlatıyor aslında Cevat Babuna.
ADNAN OKTAR: Evet. Cevat Babuna, ama şu an bize muhalif olan, bizimle uğraşan, bizim ceza almamız için gece-gündüz Ankara’ya giden, üst bürokratlarla görüşen üç-beş aileden en başta olanı ve olayın başını çeken aile.
SUNUCU: Ne acıdır ki evet Hocam.
ADNAN OKTAR : Evet. Cevat Babuna. Mesela halk arasında diyorlar ki işte, aileler size karşı, işte beş aileden bir tanesi Cevat Babuna’dır. Yani başı, olayın başıdır. Şimdi de, bu da eşi. Semin Babuna, bakın o da ne diyor. Kendi el yazısıyla mahkemeye verdiği dilekçesi. Kendi el yazısıyla yazmış. Oku Oktar yüksek sesle. Oktar diyorum Tarkan.
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah. Bildiğiniz gibi 12 Kasım 1999 tarihinde Bilim Araştırma Vakfı (BAV) mensuplarının ve kızım Tuğba Babuna’nın aralarında bulunduğu 85 kişi Emniyet mensuplarınca gözaltına alındı. Bu tarihten sonra ise hem kızım hem de BAV camiasının mensuplarına yönelik çok çirkin iftiralar atılmaya başlandı. Üstelik ortada yüce yargımızın verdiği bir hüküm ve emniyet mensuplarımızın elinde suç unsuru olarak bulunan hiçbir delil ve kanıt olmamasına rağmen bu durumdan dolayı son derece müessir olduğumuzu belirtmek isterim. Sayın Adnan Oktar’ın Fahri Başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı uzun senelerdir Türkiye’ye büyük hizmetler veren çok saygın bir vakıf. Başta Sayın Adnan Oktar olmak üzere bu vakıfa mensup olan tüm insanlar son derece güzel ahlaklı, hasiyetli, milletine ve vatanına bağlı, sevecen, devletine karşı itaatte kusur etmeyen pırıl pırıl vatan evlatları. Hem benim evladım hem de bu camia mensuplarının Türkiye’nin geleceği için ahlak ve kültür olarak üstün vasıflara sahip çok önemli değerler olduğuna inanıyorum. Bu kişiler birçok gencimiz gibi bar köşelerinde hiçbir amacı ve ideali olmadan başıboş, ülküsüz, dininden bihaber, devletine ve kendi milletine karşı hiçbir sadakat beslemeyen kayıp insanlar olacaklarına Sayın Adnan Oktar’ın hayırlı ve tavsiyesi vesileleriyle ülkemizin gurur duyacağı insanlar haline gelmişlerdir. Atatürk’ün kendilerine bırakacağı mirastan ve vatan sevgisinden nedemek, vatan sevgisinin ne demek olduğundan bile habersizken bu topraklara gönülden bağlı, ecdadına karşı saygılı, Türkiye’nin ilerlemesi ve üniter yapısının korunması için candan bir çaba içerisine giren dünyaya örnek bir genç topluluğu oluşmuştur. Bu güne kadar haklarında hiçbir suç olmayan, hiçbir suç dahi olmayan hiçbir camia, her, her konuda bu kadar tahkir edici hakaretamiz ifadeler kullanıldığına şahit olmamıştım. Bu nedenle değerli Türk Kamuoyunu kızımın da aralarında bulunduğu güzel ahlaklı, ahlakları yüzlerine yansımış bu tertemiz insanlar konusunda vicdanlı ve sevecen olmaya davet ediyorum. Saygılarımla. Profesör Doktor Cevat Babuna’nın eşi Semin Babuna.
ADNAN OKTAR : Bakın, kendisi bunları söylüyor. O kısım altta mı kaldı yazı? Evet, bakın kendi el yazısı, imzasıyla bunları anlatmış. Hem beyan etti bunları hem anlatıyor, arkasından da 360 derece geri döndü. Yani 20 yıldan beri bizi tanıyor bu hanım, 20 yıldan beri iç içeyiz, Cevat Hoca bize gelir biz onlara gideriz, görüşürüz, ne olduysa oldu dışarıdan bu insanlara bir müdahale geldi tam anlamıyla terse döndüler. 20 yıl sonra. Devamlı arkadaşlarımız giderler evlerinde yemek yerler, onlar bize gelir böyle arkadaşlarımızla yemek yerler, yani son derece samimiyiz. Ben Cevat Babuna Hocayı her türlü konferansa gönderiyordum. Kıbrıs’taki konferansa da ben gönderdim, Rauf Denktaş Beyefendi ile ben tanıştırdım, Darwinizm ile ilgili belgeleri, izahları, fotoğrafları, belgeleri ben hazırlardım bizzat gönderirdim tarif ederdim, o da gider anlatırdı. Ama sonradan dış müdahaleyle bu hale geldiler. Yani diğer 3-5 aileyi de bu şekilde yönlendirip bu hale getirdiler. Kamuoyunda da insanlar duyunca zanediyorlarki bayağı bir şey var. Halbuki 3-5 kişi. Yüzlerce aile benim lehimde, arkadaşlarımın lehinde konuşuyor, yani 200-300 ailenin lehte konuşması varken 3-5 tane kandırılmış ailenin, ki kandırıldıklarını görüyorsunuz çünkü bu açıklamalar bu samimi açıklamaları, ilk açıklamaları. Sonradan tam ters dönmüşlerdir. Mesela Semin Babuna’nın yine, bakın bir başka mektubu yine; “Kime sorsanız bu gençleri takdir ettiğini, sevdiğini, desteklediğini söylüyor.” Diyor. “Kimsenin bu çocuklara, çocuklarla bir sıkıntısı yok. İnsanlar bu çocukları Türkiye’nin en iyi yerlerinde görmek istiyor ve onlardan büyük hizmetler bekliyorlar. Sayın Adnan Oktar’ı,” bakın “Sayın Adnan Oktar’ı böyle pırıl pırıl vatan evlatlarına güzel örnek olduğu için kutluyor, seviyor ve sayıyoruz.” Sayıyoruz diyor, ne oldu birden bire? Bakın yine kendi imzasıyla, resmi belgede, kendi eliyle götürmüş mahkemeye sunmuş, izah etmiş. Ve sonradan bu çizgiye geldi. Yani asıl samimi düşüncelerinin ne olduğunu kamuoyu burada görmüş olduyor.
SUNUCU: Bunlar gerçek samimi düşünceleri, gördükleri.
ADNAN OKTAR : Evet, mesela Yargıtay Ceza Dairesi Başkanlığı’na bizim mahkememizin savcısı itiraz etti ve itirazında şunları söylüyor bakın; “Sanıkların poliste alınıp mahkemede kabul etmedikleri ve”, işte şu kanun maddesine göre diyor, “ yargılanan sanıklar aleyhine delil bulunmadığı,” yani bu sanıklar aleyhine delil yok diyor, bizler için. Ben ve arkadaşlarım için. Aleyhlerinde bir delil yok diyor dosyada.
SUNUCU: Açıkça söylemiş.
ADNAN OKTAR : Evet, “bu haliyle bütün sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken mahkumiyetlerine karar verilmesi”, bu nedenle bozma istiyor, bir. İki; “İstanbul 2. Ağır Ceza Mehkemesi’nin”, işte falanca sayılı, numara ve tarihlerini veriyor, “bahisle 5 sanık hakkında beraat kararı verildiği,” bizim arkadaşlarımız vardı 5 kişi, ayn dava aynı dosya da, aynı deliller, hepsine beraat kararı verdiniz diyor mahkeme, 5 kişiye. “Hiçbir delil değişikliği olmadığı halde”, yani aynı dosya, aynı deliller olduğu halde diyor, “bu sanıklara mahkumiyet kararı verilmesi,” bu sefer diyor bunlara mahkumiyet kararı verdiniz diyor. Bu yüzden de itiraz ediyor savcı. Evet, birçok konuda itiraz etmiş, ben bir tanesini, son bir tanesini daha söyleyeyim. Bu kişiler diyor, 4422 sayılı kanunla yargılanıyorlardı diyor, bu bozuldu diyor, Yani 4422 kalktı bunun yerine 313 ‘ünce maddenin uygulanması gerekirken diyor, daha hafif olan madde uygulanması gerekirken, daha ağır olan 220 ’inci madde uygulanmıştır diyor. Bu yönden de diyor bozulmasını istiyorum diyor, ve birçok yönden, bizim işte daha önce de bizim size bildirdiğimiz birçok yönden, mesela bize savunma hakkı verilmedi, son savunma hakkı verilmedi. Bu yönden de bozulması gerekir. Ek savunma hakkı verilmedi, o yüzden bozulması gerekiyor. Hangi maddeden yargılanacağımız söylenmedi, bu da bir bozma nedeni. Avukatsız karar açıklandı, avukatlar olmadan, bu da bir bozma nedeni. Mesela bana bir yıl ilave ceza verdi mahkeme, onun gerekçesi yok. Bunun açıklanmaması da bir bozma nedeni. Yani buna ait çok çok fazla bozma nedenleri var. Yani şimdi anlatmaya kalksak sabaha kadar bitmez. Ama tabii biz mahkemeye saygı duyuyoruz, kararlarına da saygılıyız ama böyle bir hukuk bilgisi olarak ve gerçekler olarak bunları tabii kamuoyunun, vatandaşlarımızın bilmesinde fayda var çünkü bugün bizim karşılaştığımız şeylerle yarın başka insanlar karşılaşabiliyorlar, karşılaşabilirler, genel bilgi edinilmesinde fayda var inşaAllah. Mesela bakın, bir belge. Adil Serdar Saçan ile iddia edilen Ergenekon üyesi olduğu iddia edilen kişi arasındaki konuşma:
Adil Serdar Saçan diyor ki; “Bir şey söyleyeceğim. Kadıköy’de savcı var mı? Basın Savcısı tanıdık mı?” diyor. “Basın Savcısı değil de orada senin tanıdığın, bizim oradayken Zinnur Topçu var 1. Ağır Ceza Reisi orada şu anda.” “Zinnur hangisiydi ya ?” diyor. “ Ya biz gittik ya, biz Hicabi Bey falan ayrıldık ondan sonra o kaldı, kısa boylu.” “He.. şu Ağır Ceza’da mı?” “He...” diyor. “ O Ağır Ceza Reisi mi?” “Bu Ağır Cezanın Başkanı ya..” diyor. “Ha....” diyor. “Zinnur, orada git yanına git.” Adil Serdar Saçan diyor ki; “ Gideyim mi? Yardımcı olur mu? Tanır mı ?” diyor. “Tanımaz olur mu lan seni.” diyor. M.Y... Adil Serdar Saçan, “tamam, peki, ben bir gideyim bakayım ya...” diyor.
Şimdi burada Zinnur Topçu denen kişi yani hakim, bizim dört kere takipsizlik aldığımız bir dava var, son olarak bize yeniden bir daha bir şey daha hazırlamışlardı. 4 kere takipsizlik aldık, sağolsun bu Zinnur Topçu Beyefendi bozdu o takipsizlik kararını ve dava açıldı. Ama şimdi bu Adil Serdar Saçan’ın bu Zinnur Bey ile tanışma isteği ve aynı dönemde tam bizim kararın verilmesinden birkaç gün önce bunu söylüyor. Birkaç gün önce. Yani mahkeme Kadıköy Ağır Ceza’nın bu konuya baksından birkaç gün önce bu konuşma olıuyor ve arkasından da bizim dava bozuldu. Yani bunlar beni şaşırtıyor. Yani ben hakime saygı duyuyorum tabii, kararına da saygı duyuyorum, ben etki altında kalmıştır demiyorum ama bunlar da resmi tutanak. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne ait resmi tutanaklar. Yani ben bunları söylemek durumundayım. Evet. Evet, sonra da Zinnur Bey bu karardan sonra Yargıtay’a tayin oldu, terfi etti. Yargıtay’a tayin oldu. Yeni görevinde başarı diliyoruz. Allah yolunu açık etsin. Saygılar sunuyorum yani. İnşaAllah. Dün de yine bir belge daha göstermiştim. Adil Serdar Saçan’ın ajandasından alınmış, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tutanaklarının içerisinde bulunan bir kâğıt ama Adil Serdar Saçan’ın bizzat kendi bir yazdığı kâğıt. Orada ne diyor?
TARKAN YAVAŞ: Orada Hocam; bu Mustafa Akyol ile ilgili, Taha Akyol’un oğlu Mustafa Akyol ile ilgili… Telefon numaraları var, isimler var. Taha Akyol ile görüşme yapılmış. Daha sonrada not alınmış. ‘Mustafa Akyol hakkında gereken yapılacak’ şeklinde bir ibare vardı.
ADNAN OKTAR: Şimdi Taha Akyol, Adil Serdar Saçan’ı nereden tanır?
SUNUCU: Değil mi? Evet…
ADNAN OKTAR: Ve onunla telefon konuşması yaptığı görülüyor, oradan o anlaşılıyor. O telefon konuşmasının üzerine ki Mustafa Akyol, 15 yıl falan benim talebemdi. Yanımda kalan bir insandı. Onun alınması kararını kim veriyor? Çünkü savcılıktan böyle bir talep yok. Mahkemeden bir talep yok. Ama Adil Serdar Saçan’ın aldığı notta, onun alınması, alınacağı ve gereğinin yapılacağı belirtiliyor. Yani bu talimatı ona kim verdi? Taha Akyol’la görüşmeden sonra bu olay olduğuna göre, değil mi? Alınacak, sokaktan herhangi bir yerden alınacak ve gereği yapılacak. Bu gereği neydi? Nasıl yapılacak. Çünkü bize hep gereği yapıldı genelde. Sokakta yürürken alınıyorduk, gözaltına alınıyorduk, değil mi? İşkence gördük. Birçok olayla karşılaştık. Yani bu olaylar bu kadar keyfi mi oluyor? Bunun da araştırılması lazım. Yani bu çok acayip bir şey… Gereği yapılacak. Sokaktan alınacak gereği yapılacak. Taha Akyol telefonla görüşüyor, arkasından adam sokakta yürürken alınacak, gereği yapılacak. Kim talimat veriyor Taha Akyol’un telefonundan sonra bilmiyoruz. Ama ne hâkim ne savcıdan talimat yok, böyle bir talimat yok. Yani bütün bu olayların hepsisinin hesabının sorulması lazım, araştırılması lazım… Çok garip olaylar bunlar, çok şaşırtıcı. Ama ben tabii her zaman için mahkemelere saygı duyarım yani, çünkü adaletin kestiği parmak acımaz derler. Biz onlara karşı koruyucu bir tavır içerisindeyiz, saygı duyuyoruz. Ama bunlar da tabii bilinmesi gereken konular.
SUNUCU: Ama bugün bazı iddia edilen Ergenekon Örgütü dâhilinde bazı olayların gün yüzüne çıktığını ve gerçekten bazı insanların cezalandırıldığını veya bu konuda size yapılanların kendilerine uygulandığını görüyoruz yani, Allah’ın kaderi kısmeti bazı şeyleri görmemize vesile oluyor ama…
ADNAN OKTAR: Baksana ne diyor.. İddia edilen Ergenekon terör örgütü tutanaklarından… Akrabaların adını öğrenin. Bize yapılan, bize karşı yapılan faaliyetle ilgili bir şey bu. İddia edilen Ergenekon terör örgütü zaten beni birinci listeye almış mücadele etmek için. Bilim Araştırma Vakfı ve beni. Bakın bununla ilgili nasıl taktik veriyorlar; “akrabaların adını öğrenin, onların isimleri ile başlarını belaya sokan mektuplar gönderin.’’ Bize mahkeme de böyle açıldı zaten.
SUNUCU: Açıkça söylüyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Oraya buraya mektuplar gönderildi, “siz gönderdiniz’’dediler. Emniyette, işkenceyle bize kabul ettirdiler. Bakın ne diyor iddia edilen Ergenekon terör örgütü tutanaklarında; “onların isimleriyle başlarını belaya sokan mektuplar gönderin. Hatta kart gönderirseniz okunması daha kolay olur’’ diyor. Ve “kafanızı çalıştırın’’diyor. “İslam, din bizim için, bizim için derken aklına ne gelirse gelsin her şeyi kastediyorum zararlıdır’’diyor. İslamiyet zararlıymış haşa… “Çokça eğlence düzenleyin’’diyor. “İçkiyi zorlayın, din ve milliyetçilik duygusunun nasıl zayıflatılacağı, nasıl yok edileceği açıktır, bunları uygulayın’’diyor, “yapabiliyorsanız Osmanlı hayranlığını kırın, Türklerin üstün bir ulus olduğu safsatasını yıkın.’’ Haşa… “Özellikle cinsel konularda sınırları zorlayın.’’ Yani bizlere atılan iftiraların kökenini de buradan anlamış oluyoruz.
Yöntemler, taktikler… Mesela bizde toplamışlar üç beş tane genci gizli şahit diye. Satanist bir kız, saxo. Ünlü, biliniyor. Bütün millet biliyor. Gayri meşru ilişkileriyle bilinen bir insan. Bütün Ataköy’de tanıyorlar, satanist olarak da bilinir. Hırsızlığıyla da meşhur birisi, o bir. Bir de dazlak, kız lakaplı birisi var. Dazlak kafalı, abisinin cinayetine adı karışmış ve arkadaşlarımızdan birinin evini kurşunladı. Kaçtı Bodrum’a saklandı. Bodrum’da bir otelde kaldığına dair sahte bir belge düzenletmiş. Onu tespit ettirdik polise. Yani karman çorman bir adam yani, yanında arkadaşını vurdular geçende, yanında adam öldürdüler böyle cins bir tip. İkinci şahit bu. Birkaç tane daha genç kız var. O gariplerimi de kandırmışlar, korkutmuşlar. Zaten kızlarla dilekçe verdi. Çocuk; “polis baskısıyla, korkutarak bana ifade verdirttiler aleyhlerinde’’diyor ama akıl almaz çirkin şeyler söyletmişler. İşte yüzlerce kişiyle ilişkiye girdi, şunu yaptı, bunu yaptı… O çocukları da harcamışlar orada. Sırf bak kendi amaçlarına ulaşabilmek için. Ama savcı tabii bunların hiçbirine kanmadı, hepsine takipsizlik verdi.
TARKAN YAVAŞ: Bir de Hocam Estağfurullah. Sahte ihbar mektubu düzenlemişler genç kızın adından yine yazılıyormuş gibi. Savcı kriminal şubeye gönderip, ona bir araştırma yaptırdıktan sonra, bunun sahte olduğunu ve bir erkek tarafından ele alındığını ortaya çıkardı.
ADNAN OKTAR: Bakın, operasyonun başlatılması için böyle bir mektup yazıyorlar. Adam diyor ki; güya “bir barakada saklıyorlar’’diyor, ama kadın üslubuyla anlatıyor. “İşte işkence yapıyorlar’’diyor. “Dışarıya bırakmıyorlar, imdat beni kurtaran yok mu? “ falan filan böyle…”Perişan vaziyetteyim, Emniyet nerede? Devlet nerede? Beni kurtarın’’ diyor. Ona benzer bir şey yazmış, göndermiş. Tabii orada abartılı, münasebetsiz bir şey olduğu için savcı da şüphelenmiş. Emniyette incelendi, bir erkeğe ait olduğu anlaşıldı. Kalsiyum hapları vardı, onları uyuşturucu diye götürmüşler, uyuşturucu madde diye. Laboratuvarda incelediler, kalsiyum hapı, normal milletin içtiği gibi kalsiyum Sandoz gibi hap… Bu da ortaya çıktı. Yani her şeye yatkın bir zemin görülüyor.
SUNUCU: Evet, evet… Ellerinden geleni arklarına koymamışlar.
ADNAN OKTAR: Yani bizim nelerle uğraştığımızı insanlar bir bilse hayretler içinde kalırlar. Günümüzün nerdeyse yarısını bu konular alıyor. Mesela zamanında acıdık aldık bu kişileri. Biz ne bilelim? Yani insanlar belli olmuyor ki, yani ben onu bilsem; o satanist olanı alır mıyım? Muhatap olur muyum? Konuşur muyum? ‘Alır mıyım?’ derken talebe olarak kabul etmezdim, hiç görüşmezdim. Mesela öbürü, bir tanesi abisini bizim iş yerimize aldırtırdı, kendini zavallı gösterdi. Sonra dedi ki, ağabeyi ensest ilişkiye giriyormuş bununla. “Yanında silah taşıyor’’dedi, ruhsatsız silah taşıyor. Hemen apar topar işten çıkarttık. Bizim şirkette, kitap şirketinde çalışıyordu, hemen çıkarttık. Ailece düşman oldular bir anda.
Kardeşim sen şimdi; ‘ensest ilişkiye giriyor’ diyorsun, ‘silah taşıyor’ diyorsun, biz böyle adamı nasıl tutalım orada? Değil mi yani? Hala istiyorsan, elimizden geleni üç beş kuruş yardım edebiliriz yani ama öyle bir insanı tutamayız. Böyle çok sudan nedenlerle insanları da karşımıza diktiler. Bu satanist olan da öyle annesini… Onlara ifade verdirttiler. Her birine ayrı bir şey söyletmişler. Mesela; birine çetenin bir maddesini, çetenin bir maddesini birine, mesela; a,b,c,d,e,f,g’yi her birine ayrı ayrı söyletmişler. Birine a, birine b, birine c,birine d. A’yı b’yi ikisine birden söyletmemişler. Mesela; a,b,c’ yi ikinci kişiye söyletmemişler. Her birine bir tane görev vermişler ki, ifadeler karışmasın. Öyle olunca da tabii bir çete görünümü oluşmuş oluyor. Hadi gidin bakayım ifade vermeye. Şimdi bir daha bunlarla yeniden uğraşıyoruz şu an. 2001’den beri,1999’dan beri sürekli çete davası açılıyor. Sürekli beraat ediyoruz. Yine çete davası açılıyor, yine beraat ediyoruz. Mesela adam bir şahıs; karısını, yanında çalışan sekreterini şahit kılmış çete davası için... Şahide ihtiyaç var. Artık bakın duruma göre, kimi kapıcısını ayarlıyor, kimi komşusunun kızını topluyor. Yani hiç sorun değil. Döşenmiş işte, “şöyle yapar, böyle yapar’’ aklına ne gelirse yazmış gönderiyor. 1,5 yıl onunla uğraştık, davası sürdü, beraat ettik. Yine bir tane daha açtılar, yine beraat ettik. Yani garip bir sistem, garip bir çalışma karşımızda var. Yani garip bir sistem, garip bir çalışma karşımızda var. Bizde bunlarla geceli gündüzlü uğraşıyoruz. Mesela Taha Akyol’un olayı da öyle. Mesela biz Taha Akyol’a dava açmıştık. Dört ayrı mahkeme kararı ile kazandık. Yargıtay tasdik etti, konu bitti. Ceza alacaktı Taha Akyol. Oğluna demiş, Mustafa Akyol değil mi? Sana mı söylemişti Mustafa Akyol? Kime söylemişti?
TARKAN YAVAŞ: Evet. Bana da söylemişti, arkadaşlar vardı.
ADNAN OKTAR: Bunlara söylemiş: “babam bozduracak” demiş. Bak Yargıtay tasdik etmiş ama babam bozduracak demiş. Taha Akyol Ankara’ya gitti. Cemil Çiçek’le görüştü. Bir hafta sonra bozuldu. Benim Yargıtay’a saygım var. Hakimin kararına da saygım var. Ben onun etkisiyle oldu demiyorum ama bu insanı düşündürtüyor. Bu çok şaşırtıcı olaylar bunlar.
TARKAN YAVAŞ: Orada ki memurlar Hocam, o dönem orada ki memurlar da bizim avukatlarımıza; “biz böyle bir şey hiç görmedik bu kadar ilgi alaka olan bir dosya, bu kadar çabuk bir anda sonuç alan bir şey görmedik” diye söylemişti.
ADNAN OKTAR: Aslında Yargıtay’da ki, Yargıtay neydi o müdür müydü? Adalet Bakanı bana telefon etti diyen. Cemil Çiçek bana telefon etti diyen. İsmini verme de neydi adamın görevi?
TARKAN YAVAŞ: Genel sekreter.
ADNAN OKTAR: Genel sekreter evet. Bana telefon etti diyor Adalet Bakanı; ne olduğunu söyleyemem. Yani çok net konuştu benle diyor. Bu konuyla ilgili diyor. Açtı telefonla diyor, bir konuda talimat verdi bana diyor. Ama ben şimdi söylemem. Çünkü izin almadığım için. Yani insan bunları duyunca nasıl sessiz kalsın. Çok şaşırtıcı. Akıl almaz şaşırtıcı olaylar yani. Peş peşe peş peşe peş peşe, anlat anlat geceli gündüzlü bitecek gibi değil. Ama bu bizim tabii sevabımızı arttırır. İbadet oluyor bize. Heyecanımızı arttırır, şevkimizi arttırır. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar. Yani ben en sonunda Türk adaletinin en doğruyu yerine getireceğinden eminim. İnşaAllah. Allah sonunda hakkı meydana getiriyor. Velev ki zorluklarla karşılaşsak bile mutlaka sevap kazanıyoruz. Mutlaka Allah’ın rızasını kazanıyoruz inşaAllah. Mühim olan o. Biz zaten buraya çile çekmeye, zorluğa geldik. Kolaylığa gelmedik yani inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Hocam maşaAllah sizin bu akıl hastanesi zamanında da çok ciddi çileler çekmiştiniz. Ve o günlerde öyle hiç kıyaslanmayacak derecede zordu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Var mı onun filmi falan bir şeyi?
TARKAN YAVAŞ: Evet onunla ilgili bir film var. Onu yayınlayayım uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR: Varsa film bakalım. Evet... Bu bizim mekan, kaldığımız yer.
ADNAN OKTAR: Neyse bu kadar yeter, evet işte bizim 10 ay misafir olduğumuz köşk de burası.
SUNUCU: İnsan izlerken bile gerçekten tüyleri diken diken oluyor.
ADNAN OKTAR: Tam 10 ay kaldık biz burada yani benim bulunduğum dönemde de 7 kişi öldürdüler, sonra da sağlamsın hiçbir şeyin yok hadi git dediler, Allah razı olsun ona da teşekkür ediyoruz. Üstelik bir ceza almışken de değil, hiç ortada suç da yok, buna rağmen biz burada 10 ay kaldık, 7 ayda, 9 ayda şeyde hücre hapsinde kaldım. Sonunda beraat ettim eve geldim.
TARKAN YAVAŞ: Hocam oradaki olaylarla ilgili bir kitap vardı. Bakırköy Akıl Hastanesinin Gizli Tarihi diye, orada yaşayanların ifadeleri var. Birkaç tanesini okuyayım mı?
ADNAN OKTAR: Vaktimiz var mı? Vakit bitti. Yarın artık.
SUNUCU: Evet son bir dakikamız var diyebilirim.
Evet gerçekten ilginç bir kitap o da buradan, evet bugün bizi Hocam birçok kanaldan izlediler ben programımızı kapamadan önce kanalları tekrar bir saymak istiyorum. Değerli izleyenlerimiz bugün bizleri Kanal 35 ve Tv Kayseri’den izlediniz, bunun dışında Kanal 78 Karabük, ART Uşak, 21. Yüzyıl Radyo TV Fethiye, Sun TV Konya, Kanal 5 Gaziantep, Safa TV Tokat, Çağdaş TV Karaman, ART Amasya, Süper TV Tokat, Best TV Kahramanmaraş, MRT Osmaniye, Super TV İnegöl, CRT Ceyhan, Kanal 56 Siirt, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Karahisar TV, Kanal 10 Bursa, Kanal 47 Mardin, Destan TV Kütahya, Iğdır TV, Nrt Gaziantep, Kanal 55 Samsun, Hatay BRT, Tokat TV, KTV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Genç TV Karaman, Ort Osmaniye, Ahi TV Kırşehir, Kanal 54 Sakarya, Venüs TV Bilecik, İGRT Mersin, Özege Uşak, ORT TV Ordu, ERT Konya Ereğlisi, Elazığ Tv, BGRT Konya, Gelişim Tv Rize, Düzce TV, Kanal G Giresun, Ufuk Tv Malatya, Kanal 59 Tekirdağ, Seyran Tv Ankara, Elif Tv Kayseri, Erzincan Can Tv Erzincan, Otağ Tv Adana, Tokat Gece Tv, Mercan Tv Adıyaman, Ntv Niğde, Alfa class Tv Samsun, Şah Tv ,Söz Tv Diyarbakır, Sun Tv Mersin, Kuzey Tv Trabzon ve ismini burada zikredemediğimiz birçok Anadolu kanalından da bizleri izlediniz, canlı olarak bizi. Radyolarımız vardı inşaAllah yarın da bizi buradan canlı olarak dinleyebileceksiniz. Mavi Karadeniz FM 106.4, Bingöl Fm 102.0, Adıyaman’ın sesi Radyosu Asır Fm 96.0, Ilgın Fm Konya 97.4, Yıldız FM Tekirdağ 87.7, Genç FM Karaman 93.3, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Enerji Ordu 90.0, Keyif FM Nevşehir 92.7’den de bizleri canlı olarak dinlediniz, yarın inşaAllah 22 ile 24 saatleri arasında Adıyaman Asu Tv Ekin Tv ve Kral Karadeniz’den bizleri canlı olarak izleyebileceksiniz. Efendim çok teşekkür ediyoruz, ağzınıza sağlık bu güzel Kurban Bayramımızı daha da bir güzelleştirdiniz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, tekrarını nasip etsin inşaAllah.
SUNUCU: Verdiğiniz bilgiler için, size de teşekkür ediyoruz. Evet efendim bugünkü programımızın sonuna geldik inşaAllah bir dahaki Adnan Oktar ile Baş Başa programında görüşmek üzere Allah’a emanet olun, hayırlı günler diliyorum.