ALİ SADUN ENGİN: İyi akşamlar efendim. Adnan Oktar ile Baş Başa isimli programımıza hoş geldiniz. Bu gece Mavi Karadeniz ve Kocaeli Tv ile birlikte ortak yayın yapıyoruz ve bu akşam çok özel misafirlerimiz var. Aynı zamanda sizlere Ilgın Fm Konya’dan 97.4 frekansından, Yıldız Fm Tekirdağ 87.7 frekansından, Genç Fm Karaman’dan 93.3’den, Mavi Karadeniz Radyo 106.4’den, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94., Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Enerji Ordu 90.0, Keyif Fm Nevşehir 92.7 kanallarından bizi takip etmeniz mümkün olacak. İlk önce misafirlerimizi tanıtarak programımıza başlayalım. Bu gece İsrail’den haham misafirlerimiz var. Beyefendi Haham Hollander. Welcome Mr. Hollander.
HAHAM HOLLANDER: Thank you very much.
ALİ SADUN ENGİN: Sağ tarafımızda oturan Haham Abrahamson. Welcome Mr. Abrahamson.
HAHAM ABRAHAMSON: Thank you.
ALİ SADUN ENGİN: Ve yanımda oturan da Haham Leuber. Welcome.
HAHAM LEUBER: Welcome.
ADNAN OKTAR: Bir dua etmek istiyor herhalde değil mi?
ALİ SADUN ENGİN: Evet. Bugünkü programımıza Mr. Hollander, Haham Hollander bir dua yaparak başlamak istiyor. Yes please.
RABBI HOLLANDER: I have written a short pray for the success of this meeting.
ALİ SADUN ENGİN: Bu programın başarısı için kısa bir dua yazmışlar.
HAHAM HOLLANDER: May it please you, Oh! God, that you bless this meeting, that we shall not make mistakes, that we shall continue and increase the understanding, harmony and love between us, that participants of this meeting, and succeed in finding the ways of increasing the understanding, harmony and love between of our people.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALİ SADUN ENGİN: MaşaAllah. Bu dua şu şekilde. Bu bir başarı, muvaffakiyet duası. Yarabbi diye başladı. Bu toplantımızı kutsa ve burada inşaAllah hiçbir hata yapmayız. Ve topluluklarımız, milletlerimiz arasındaki anlayışı ve dayanışmayı ve sevgiyi arttır Yarabbi diyor kendisi. Ve bu toplantıya katılanlara bunları bulma yollarında yollar göster, yeni yollar bulmada yollar göster diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
ALİ SADUN ENGİN: Aramızdaki dayanışmayı ve halklarımız arasındaki sevgiyi artırma yollarını bize göster şeklinde bir dua yaptı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İnşaAllah, inşaAllah.
RABBI HOLLANDER: I would like to give you a present before we begin. This is from Jerusalem about seven Noah’s laws.
ALİ SADUN ENGİN: Toplantımıza başlamadan önce size bir hediye vermek istiyorum diyor. Bu 7 Nuh kanununun açıklandığı bir cd.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
RABBI HOLLANDER: And a book Arabic and English to the nations. This is our duties to the world. Here it is in French.
ALİ SADUN ENGİN: Arapça ve İngilizce. Toplumlara bir .. bunlar ve fransızca kitap.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, maşaAllah. Musevi kardeşlerimiz inanç olarak Müslüman kardeşlerimizi, Allah’a çok şükür, elhamdülillah mümin olarak kabul ediyorlar. Şöyle; Nuh-i kabul ediyorlar yani Nuh, Ben-i Nuh olarak kabul ediyorlar. Dolayısıyla iman kardeşi olarak görüyorlar. Bu çok güzel mesela Allah esirgesin bir kısım Hıristiyan inancında Müslümanlar biliyorsunuz haşa kafir olarak kabul görülüyor. Ama Musevilerde farklı olarak Müslümanları mümin ve inançlı olarak görüyorlar. Yedi yasası var biliyorsunuz Ben-i Nuh olmanın. Bunlar işte adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, putlara tapmayacaksın gibi zaten Müslümanlarca da kabul edilen inançlar. O yönüyle de inşaAllah güzel bir birlikteliğimiz var. Onlar da inşaAllah Hz. İbrahim’in soyundan gelen bir topluluk, peygamber soyudur. O yönüyle de inşaAllah Allah’ın bizlere bir emanetidir. Ehl-i Kitap’a karşı sevgi dolu olmak, şefkatli olmak, onları koruyup kollamak Resulullah (sav)’ın sünnetidir, Peygamber Efendimiz (sav) de o şekilde davranıyordu. Bizler de onlara karşı şefkat ve sevgi duyuyoruz. İnşaAllah Türk-İslam Birliği döneminde her devlet bağımsız olacak. İsrail devleti de olacaktır, Suriye devleti olacaktır, Irak devleti olacaktır, hepsi bağımsız olacaktır ama bir kardeşlik bağı ile manevi bağ ile birbirlerini çok sevip birlikte olacaklardır. MaşaAllah. İnşaAllah Filistin ile İsrail arasındaki o rahatsızlıklar da tamamen gidecek, öyle güzel bir çağa gidiyoruz. Filistin de özgür ve huzurla yaşayacak. İsrail de huzurlu ve rahat yaşayacak. Bütün bölge bir kardeşlik, barış içerisinde olacak inşaAllah. Hıristiyanlık da inşaAllah bu tutumundan vazgeçecek, Müslümanları onlar da inşaAllah kardeşleri olarak görecekler. Onlar da onlara sevgiyle bakacaklar. Böylece kıyamete yakın olan bu dönem inşaAllah güzel, mutlu, huzurlu, barış içinde, silahların tamamen kaldırıldığı, kanın akmadığı, olayların çıkmadığı, insanların canının yanmadığı güzel bir hayata dönüşecek inşaAllah.
RABBI HOLLANDER: Insha’Allah.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar olarak biz de her inanca saygı duymakla mükellefiz. Hıristiyanlara kendi inancı içerisinde saygı duyarız. Onlar gider kiliselerinde ibadetlerini yaparlar. Musevilere çok saygı duyarız, şefkatle bakarız. Onlar kendi sinagoglarına gider, ibadetlerini yaparlar. Fakat burada şeytanın oyun oynaması çok önemli. Çünkü bir kısım Hıristiyanlar, Müslümanları deccal ordusu olarak görüyorlar. Bir kısım Müslümanlar da yine Hıristiyanları deccal ordusu gibi görüyor veyahut aynı şekilde Musevilerle Müslümanlar arasını yahut Musevilerle Hıristiyanların arasını açmaya kalkıyorlar. Bu çok tehlikelidir. Bu şekilde ağır ithamlarda bulunmak, bilakis biz Allah’a kulluk edeceğiz, takdir Cenab-ı Allah’ın. Ahirette Allah bizim için en güzel hükmü verecektir. Biz bu dünyada kardeşçe, barış içinde yaşamakla mükellefiz. Yine isimleriyle tanıtarak konuşmaları için sıra verirsin inşaAllah. Önce Beyefendi’den başlayalım, sonra devam ederiz.
ALİ SADUN ENGİN: So please, now we would like to listen to you dear Hollander. What do you want to say about today, this meeting, about what ADNAN OKTAR has explained to you?
RABBI HOLLANDER: First of all to begin with I would like to thank Mr. Oktar for his most excellent hospitality, and for enabling our previous meetings which were so valuable to us, and for and explicitly for this meeting, which gives us an opportunity to respond publicly to his love for us, and declare publicly our love for him and for all people whom he represents. In particular we wish to express our thanks to the very diligent helpers of Mr. Oktar. Without their willing efforts on our behalf, our meetings could not take place. I would like to say a bit about what this is all about from out point of view. We have been asked how do Rabbis, Members of the Nascent Sanhedrin in Jerusalem, come to make such statements? Well the truth is it is perfectly natural.
ALİ SADUN ENGİN: Mr. Hollander, may I translate a little bit? Başlamak için diyor herkese teşekkür etmek istiyorum, özellikle size çok teşekkür etmek istiyorum. Muhteşem bir konukseverliğiniz var, bizleri mükemmel ağırlıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALİ SADUN ENGİN: Ve böyle bir toplantı yaparak, bizim size olan sevgimizi ve sizin bize olan sevginizi bütün topluma ilan edecek bir fırsatı bize vermiş oluyorsunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
ALİ SADUN ENGİN: Yardımcılarınıza çok teşekkür etmek istiyoruz, bizimle çok ilgileniyorlar. Ve bundan sonra da, nasıl oluyor da biz Sanhedrin’den buraya, nasıl oluyor da insanlar düşünüyor olabilir, bunu açıklamak istiyorum, nasıl oluyor da biz buraya geldik, bu noktaya kadar geldik.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah. Evet buyurun.
ALİ SADUN ENGİN: Yes please go on.
RABBI HOLLANDER: We have met Mr.Oktar, we heard about him before. Mr. Oktar is a philosopher, and a lover of humanity. Consequently he is a lover of truth, because every lover of humanity is a person who abhors war, who loves peace and harmony, which can exist only if the relationships between peoples are based upon truth.Go ahead, translate.
ALİ SADUN ENGİN: Şunu söylemek istiyorum, sayın ADNAN OKTAR her şeyden önce felsefe yapan birisi ve insanlığa aşık birisi. Ve en büyük amacı insanlara barışı getirmek. Bunun dışında, gerçeği ve hakkı seviyor kendisi ve kendisi bu şekilde savaşlardan nefret ediyor. Ve aynı zamanda da barışı ve dayanışmayı seviyor. Ve bu da sadece insanlar arasında hakkı ayakta tutarak mümkün olabiliyor. Bu şekilde bu ilişkiler yürüyor diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, doğru, güzel.
RABBI HOLLANDER: Now the Sanhedrin that we represent also has a has a major purpose of bringing peace and harmony. We are dedicated to this effort. Our tools for doing this are derived from the Holy Torah, given to Humanity by God, the Creator. In a sense, the Holy Torah is analogous to a User Manual to the Great and intricate machine, this world in which we all live.
ALİ SADUN ENGİN: Sanhedrin de bu şekilde en büyük amacı barışı ve dayanışmayı ortaya getirmek. Ve bunun için bütün çabalarımız, bütün gayretimiz bunun için. Ve biz bunları, bütün bu motivasyonumuzu Tevrat’dan alıyoruz. Ve Tevrat insanlığa Allah tarafından gönderilen bir kitap. Bu, bu şekliyle, Tevrat bir anlamda insanlığın kullanım el kitabı gibi, bir benzetme yapıyor. Bu şekilde inşaAllah. Yes please go on.
ADNAN OKTAR: Evet buyurun.
RABBI HOLLANDER: Mr. Oktar has, in his diligent studies, discovered the value of studying the Holy Torah for himself, for understanding the Creation, and for understanding Humanity. He has published an important book The Wisdom and Sound Advice from the Torah, and in his quest for peace he has published another book Islam Against Terror. It is a sign of the inherent goodness of Humanity that so many of these books have been downloaded from the internet, have been read by so many millions of people.
ALİ SADUN ENGİN: Sizin yapmış olduğunuz çalışmalar çok değerli çalışmalar. Ve bu çalışmalar milyonlarca insan tarafından internetten indiriliyor ve bu özellikle teröre karşı yapmış olduğunuz bu çalışmalar, bunun anlaşılması ile ilgili bu çalışmalar çok etkili oluyor ve bu da insanlığın iyi günlere doğru yönlendiğinin bir göstergesi olmuş oluyor.
So meanwhile I would like to give the word a little bit to Mr. Abrahamson. Could you comment on the issue a little bit?
RABBI ABRAHAMSON: I have been from Sanhedrin. I am an orthodox Chassidic Jew from Israil. And I work as a historian or a kind of consultant to the court, in Jerusalem that Abraham is talking about. Mostly people here know me from my endless discussions about the similarities between the Islam and Jewish customs. I enjoy talking about the Hadiths, Tabari, Ibn Hisham and Waqidi, and talking about the kings of Himyar as I much as I enjoy talking about the Midrash Rabbah, the Midreshei Geulah, Rambam, Tosefos or the Shulchan Aruch. I’d like very much to talk about the common prior customs between Islam and Judaism, about the similarities in architecture between the masjid and the synagogue, between the similarities of the calender of the Jewish holidays and the customs. But it is clear to me that there is more than just the similarities that they obviously go back to a common root and a common faith.
ALİ SADUN ENGİN: “Ben Ortodoks Hasedik bir museviyim” diyor, “tarihçiyim” diyor kendileri. Ve özellikle insanlar beni sonu gelmeyen İslam ve Musevilik üzerindeki benzerlikler, ortak noktaları üzerindeki yaptığım tartışmalardan beni çok iyi tanırlar. Ben hadisleri çok severim. Namaz ve dua konusundaki, İslam ve Musevilik arasındaki benzerlikleri çok severim. Mescid ve sinagoglar arasındaki mimari benzerlikleri araştırırım ve bunları çok severim. Ve bu benzerliklerden daha fazla olarak da ortak bir inancımızın olduğunu geçmişte biliyorum ve bunu anlatıyorum insanlara.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii her din kendi inancının doğru olduğunu savunmakla mükelleftir. Zaten öbür türlü Musevi Musevi olamaz, Müslüman Müslüman olamaz, Hıristiyan da Hıristiyan olamaz. Ama her inanca saygı son derece önemlidir. Yani o kişilerin ibadetlerine saygı göstermek, inançlarına saygı göstermek, onları Allah’ın bir kulu olarak şefkatle koruyup kollamak Müslümanın görevidir. Ama tabii Cenab-ı Allah herkes için bir yol meydana getirmiştir, Cenab-ı Allah’ın takdiri budur ama biz inşaAllah şefkatten, merhametten, sevgiden hiçbir zaman için ayrılmadan, şeytanın oyununa gelmeden, dostane, kardeşçe bu dünyada yaşamakla mükellefiz inşaAllah.
RABBI ABRAHAMSON: So when talking about our common heritage in our Jewish literature, we are tought that there is such a thing as a common faith, a fundamental religion which all men are born into. And this is a basic faith which is obligated on all mankind. In the past we have called it by different names, yireh shomaym which means the people who have fear of heaven, ger toshav or bnai noah, the children of Noah, or during Hellenistic times in Greek it was called theosebia, and according to school of Rabbi Benamozegh, this fundamental faith is also called by the name Islam.
ALİ SADUN ENGİN: Ortak bir mirastan bahsediyoruz burada. Tüm insanların ortak bir dini var, doğduğu andan itibaren bunların hepsi ortak bir dine bağlı. Geçmişte bunu değişik isimlerle adlandırıyorduk ve bu ortak ve bunu Benamozegh isimli Musevi kişinin açıklaması bu. Bu ortak inanca sahip tüm insanlık.
RABBI ABRAHAMSON: In the Torah, everywhere the word "Kenite" which means the children of Jethro, is translated to Arameic. The word used is Salamai or Muslamai. Some have suggested that this refers to the great numbers of non-Jewish believers who came to sacrifice the Qurban Shlamim in Jeruslam together with the Jews. Salamai, Musalamai, Muslimi. This could be a clear indication in our literature that Islam is an ancient religion, dating back to the time of the second temple or even earlier. And if Islam's roots, the root of Islam are the same as what we call "bnei noah", then for us it is much older. This is the religion of Noah, this is the religion of Adam himself.
ALİ SADUN ENGİN: “Aslında İslamiyet bizim bildiğimizden çok daha eski bir din” diyor. Çeşitli kelimelerle Musevilikte bu adlandırılıyor, Salamay, Muslamay şeklinde. Ve bunlar da tabii Müslüman olarak çok benzer bir kelime oluşturuyor ve bu tarih ikinci tapınak zamanına kadar, gerilere kadar dayanıyor.
RABBI ABRAHAMSON: The closeness of Islam and Judaism has always been understood by Biblical Scholars up until recent years. The close relationship with Jews, the ten lost tribes, the Arabs and Rachabites all this was assumed to be true. With the advent of German revisionists like Welhausen and Buchler, and others, this began to change. They introduced ideas that Islam had something to do with worshipping the Moon, rocks of some astreoid that fell. But devout Jews know that this is not true. It is a fact of Jewish Law that we believe that Muslims are perfect monotheists. They worship the same God that we do.
ALİ SADUN ENGİN: Zamanında biz zaten İslam ve Museviliğin çok yakın olduğunu biliyoruz. Ancak bir takım Alman revizyonistler, filozofik olarak Müslümanların tek Allah’a taptığı inancını değiştirmeye çalıştılar. Oysa biz bunlara inanmıyoruz. Müslümanlar bizim gibi tek Tanrılı bir dine inanıyorlar ve biz kesin olarak onların Müslüman olarak tek bir Allah’a taptığını biliyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
RABBI LEUBER: İbranice dua ediyor.
RABBI ABRAHAMSON: Amen.
ALİ SADUN ENGİN: İbranice dua etti kendisi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALİ SADUN ENGİN: Suyunu içmeden önce hep dua ediyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Evet Musevilerin öyle güzel bir özelliği var. Meyvelerde, her meyvede ayrı bir dua ediyorlar. Ben daha önce de geldiklerinde gördüm. Çok çok güzel, maşaAllah. Allah’ın nimetlerine her seferinde hamd ediyorlar. Bizler gibi maşaAllah. Biz nasıl besmeleyle başlıyoruz, onlar da öyle Allah’a hamd ederek, Allah’ın nimeti olduğunu belirterek özel duaları var. Allah’ımız bir, aynı Peygamberlere inanıyoruz, Meleklere inanıyorlar maşaAllah, ahiret inançları var. Ama tabii bir farklılığımız var. Onu Allah ahirette takdir edecektir. Fakat biz bu dünyada birbirimizi savunmakla, birbirimize destek olmakla mükellefiz. Çünkü ateizme, darwinizme ve materyalizme karşı inananların birlikte hareket etmesi çok önemli. Allah’a inananların birbirlerini desteklemeleri çok önemli. Çünkü karşımızda ateistlik var, çok büyük bir tehlike bu. Tabii onları da ezerek değil de şefkatle, sevgiyle, bilimle ve akılla ikna etmeye çalışacağız, inşaAllah. Tabii hiç kimseyi böyle ezerek, canını yakarak ikna etmek olmaz. İslam’da dinde zorlama yok, açık Kuran ayeti var. Daima şefkatle, sevgiyle, muhabbetle, inşaAllah.
ALİ SADUN ENGİN: Dilerseniz Leuber Bey’e hiç söz vermemiştik, ona da söz verelim.
ADNAN OKTAR: Tamam ama İngilizcesi açısından mı konuşmak istemedi biraz?
ALİ SADUN ENGİN: Evet konuşmak istememişti, İngilizcesi biraz zayıf.
ADNAN OKTAR: Ama yine de birkaç kelime konuşabilir. İsterse tabii.
ALİ SADUN ENGİN: We can have a couple of words from you, at least your feelings. If you wish. Your feelings about what you hear.
RABBI LEUBER: I feel very happy that Jews and Muslims know how to work together and how to talk in the very crucial way. The problems of the new world, the high technical of the modern and this problems, we shall solve together an a way of tranquility and in a way of peace.
ALİ SADUN ENGİN: Çok mutluyum. Çok memnunum diyor. Müslümanlar ve Museviler zaten bir şekilde problemlerin üstesinden gelecek diyor. Biz birlikte çalışmayı, birlikte dayanışma halinde olmayı biliyoruz diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Yani Musevileri yeryüzünden kaldırmak, işte İsrail’i yerle bir etmek, düşünceler, akla, vicdana, imana, Kuran’a çok zıt ve zalimane inançlardır. Hitler bu deliliği, bu psikopatlığı zamanında yaptı. Mazlum birçok Musevinin biliyorsunuz fırınlarda yakarak veya zehirleyerek, gaz odalarında zehirleyerek, birçoğunun haksız yere zulme uğramasına ve vefat etmesine sebep oldu. Bu çok büyük bir zulümdür. Biz, inşaAllah, Türk-İslam Birliği döneminde onlara coşkun bir sevgiyle, şefkatle yaklaşacağız inşaAllah, koruyup kollayacağız. Bu Peygamber neslinin inşaAllah kıyamete kadar devam etmesi, onların mutlu olması için gayret edeceğiz, inşaAllah. Herkes kendi inancı içerisinde gayret edecek. Daha önce de söyledim. Takdir Cenab-ı Allah’ındır sonunda inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aynı şekilde Hıristiyanlar için de yani Hıristiyan düşmanlığı da çok akılsızca, çok vicdansızca bir harekettir. Onlar da Allah’ın kullarıdır, onlar da Ehl-i Kitap’tır. Onlara karşı da şefkatle, sevgiyle, merhametle, koruyup kollamakla yaklaşmak Müslümanın görevidir çünkü Peygamber Efendimiz (sav) zamanında böyleydi. Ehl-i Kitap son derece rahat ediyordu Resulullah (sav)’ın zamanında, Asr-ı Saadet’te. Yine bu dönemde de inşaAllah son derece rahat edecekler, hayatlarını en güzel şekilde geçirmeleri için Müslümanlar el birliğiyle gayret içinde olacaklardır, inşaAllah.
ALİ SADUN ENGİN: Hocam dilerseniz bir reklam arası verelim. Ondan sonra konuşmamıza devam ederiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet sayın seyirciler, Mavi Karadeniz ve Kocaeli Tv’deki programımız tüm hızıyla devam ediyor. Biraz önce misafirlerimiz vardı. Onları yolcu ettik.
ADNAN OKTAR: Ben Musevileri karşı düşmanlığı da Hıristiyanlara karşı düşmanlığı da çok acı buluyorum. Çünkü her halükarda Allah’a inanan insanlar, Peygamberlere inanan insanlar, Meleklere inanıyorlar. Bula bula Allah’a inanan insanları düşman olarak bulması bir kısım insanların çok çok acıdır. Resulullah (sav) zamanında, onlara şefkat gösteriliyordu, sevgi gösteriliyordu, korunup kollanıyorlardı. Güvenle gidecekleri yerlere kadar götürülüyorlardı. Sonradan çıktı bu anormal hareketler, yani Musevi düşmanlığı, Hıristiyan düşmanlığı. Günahtır, yazıktır, çok çok anormal bir hareket. Herkes kendi dinine göre; Müslümanlar kendi dinini yaşayacaktır, onlar kendi dinini yaşarlar. Takdir Allah’ın, Allah ahirette değerlendirir, neyse onların durumu. Hatta başka inançta olan insanlar da komünist de olsa, mason da olsa zulmetmek, ezmek, acı çektirmek çok büyük bir zulümdür yahut nefret etmek, yaşayamayacak hale getirmek. Adamlar mesela geliyorlar, bir yere gidiyorlar, buradan çıkın, başka yere gidiyor, buradan da çıkın. Nereye gitsinler? Uzaya gidecek halleri yok ya. Değil mi? Bu Allah’ın kulları yani, şefkat göstertilmesi lazım. Ben, bunu tabii vurgulamayı önemli bir konu olarak görüyorum, önemli bir mevzu olarak görüyorum, inşaAllah. Bu arada, senin bir nurun artmış, elinin, yüzünün, daha sevimli olmuşsun, daha güzel olmuşsun, maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkürler, teşekkürler, sağolunuz.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah Hocam, gelen misafirler de sizi çok seviyorlar. MaşaAllah size karşı da çok saygılı ve sevgi dolular.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, giderken de çok sevgi gösterdiler, maşaAllah. Hepsi yüksek tahsilliler, hepsinin meslekleri var. Kimi mühendis, kimi böyle yüksek görevde olan insanlar. Ama aynı zamanda hahamlık da yapıyorlar. Güzel, yani Müslümanın zaten böyle olması lazım. Yani hem yüksek tahsil yapmış olması, genel kültürü çok olması, aynı zamanda din adamıysa onunla ilgili görevini yerine getirmesi gerekir. Makul, güzel olan da budur, inşaAllah.
SUNUCU: Tarkan Bey’in dediği gibi size sevgileri hakikatten çok fazla, programı ben de izledim, gerçekten size hem çok saygı duyuyorlar, hem de çok gönülden bir bağlılıkları var, maşaAllah. Bunda tabii ki, şüphesiz ki sizin yaklaşımlarınız çok etkili, sizin pozitif yaklaşımlarınız, sizin barışçıl, kardeşçil yaklaşımlarınız çok önemli. Hiç bu insanlara veya diğer din mensuplarına bu zamana kadar bu şekilde yaklaşılmamış. Değil mi?
ADNAN OKTAR: Bu inanılır gibi değil. Niçin öldürülsün bu tertemiz insanlar, bu mazlum insanlar. Allah onların adını koymuş. Ehli kitap diyor. Allah, olacak bunlar diyor, var bunlar diyor. Hıristiyanlar var diyor, Museviler var diyor. Kuran diyor bunu, Cenab-ı Allah diyor. Olmayan bir insan topluluğu değil ki, var olan bir insan topluluğu. Resulullah (sav) zamanında da var. Dolayısıyla Türk İslam Birliği topluluğu içinde birinci sınıf insan konumunda olacaklardır Müslümanlar, Museviler ve Hıristiyanlar, hepsine şefkatle davranılacaktır. Niçin zulmedilsin, niçin ezilmeye kalkılsın, oradan oraya sürülsünler, oradan oraya acı çeksinler? Hiç kimseye bunun yapılması doğru değil. Mesela, bak sürgün deyince Said Nursi aklıma geldi, Bediüzzaman Hazretleri o mübarek. Şimdi bu olayın üstü kapatılmış, ben bu olayın üzerine gideceğim. Şimdi yaşlı bir insanı 30 yıl hapiste tutmak çok büyük bir olaydır. Ve sürekli sürgün dehşetli bir olay. O, mütevazi ve mazlum olduğu için o konunun üzerini örtmüş o. Yani, bu konuyu fazla gündeme getirmek istememiş. Bir ibadet konusu olduğu için, sevap kazandığı için gündeme getirmemiş. Ama bu unutulacak bir konu da değil. Bu zulüm ruhunun kalkması çok önemli. Mesela Urfa’ya gidiyor. Vefat edecek artık, ağır hasta. Oradan çıkacaksın diyorlar. Kendi vatanı, kendi kardeşleri, niçin çıksın? Ve nereye gitsin? Gideceği yeri söyleyin. Çünkü Ankara’ya geliyor, Ankara’ya da giremezsin diyorlar. Kapıyı tutuyorlar, Ankara’nın girişini, buraya da girmeyeceksin diyorlar. Kardeşim, kim söyleyecek peki bunu? Nereye gitmesi gerekiyor yani? Oraya gitme, buraya gitme, çok anormal bir şey bu. Hapse sokuyorlar; barakanın içerisine, tahta barakanın içerisinde soğuk, kış kıyamet, soba yok bir şey yok, yaşlı insan. Mesela emniyette; aylarca insan tutulur mu emniyette? Bu takva bir insan değil mi? Abdest alacak, yıkanacak. Temizliğine çok titiz bir insan. Karakolda ne yapılabilir? Karakol ortamında, karakolun suyuyla ne yapılabilir, değil mi? Yani bu tip şeyler hep unutulup geçtiği için bu tip sistemler devam etmiş. Bu tip mantıklar devam etmiş. Bunların şiddetle üstüne gidilmesi gerekiyor. Yani örtülecek, kapatılacak bir konu değil inşaAllah.
SUNUCU: Evet Said Nursi Hazretlerinin Mehdiyet dönemine ilişkin, kıyamet gününe ilişkin bu yöndeki vermiş olduğu bir takım açıklamalar, yapmış olduğu bir takım açıklamalar Said Nursi Hazretlerine olan bir cephe oluşmasına sebep oldu değil mi efendim? Size de aynı şekilde, Said Nursi Hazretleri’ne de aynı şekilde; ki kaldı ki öğrencileri de dahil olmak üzere hiç bu konuda konuşmuyorlar, bahsetmiyorlar. Çok ilginç durumlar da yaşanıyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Mehdi konusu ne hikmetse hakikaten çok örtbas edilen bir konu. Said Nursi Hazretleri bunu yüzlerce sayfa açıklamış. Bakın on sayfa değil, yirmi sayfa değil yüzlerce sayfa açıklıyor. Hepsini taktik olarak söyledi diyorlar. Öyle bir şey yok diyorlar. Yani aslında kendisiydi. Mesela sorarsın bir insana Mehdi misin? Ben Mehdi değilim der konu kapanır. Yüzlerce sayfa niçin yalan söylesin? Hadislerle, detaylar vererek yalan söylenir mi? Ahir zamanda diyor İslam dünyaya hakim olacak. İttihad-i İslam olacak diyor. Hazreti Mesih inecek, Hıristiyanlar da Müslüman olacaklar diyor ve dünyada herkes İslamiyeti yaşayacak diyor. Böyle bir döneme geçeceğiz diyor. Böyle bir yalana niçin girsin? Niçin yalan söylemeye ihtiyaç duysun? Mehdi zamanında diyor mesela bütün seyyidler iltihak edecek Mehdi’ye, bütün İslam ülkelerinde ne kadar alim, ulema varsa onu destekleyecek diyor. Böyle bir yalana niye gerek duysun? Yani söyler ben Mehdi değilim der konu biter.
SUNUCU: Tabii bir de ne kazancı olabilir ki böyle bir yalandan ötürü, ne çıkarı olabilir ki?
ADNAN OKTAR: Böyle kapsamlı bir yalan söylediğini iddia etmek çok büyük bir zulümdür. O zaman insanlar demez mi, yüzlerce sayfa yalan söylüyorsa, kitabın diğer kısımlarını da yalan söylemediği ne malum derlerse ne diyeceğiz? Onlarda mı taktik yani? Said Nursi diyor: “benim bütün sözlerim kitaplarımda” diyor. “Buradan alacaksınız” diyor. Bu durumu da bildiği için Said Nursi diyor ki: “gerçek sahipleri” diyor, “Mehdi ve şakirtleri gelir” diyor. Gerçek sahipleri... Bakın hiç kimseyi gerçek sahipleri olarak görmüyor. Sadece Mehdi ve talebelerini gerçek sahibi olarak görüyor. Bir de diyor ki: “onu hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Yani Risale-i Nur Külliyatı’nı geniş çapta Mehdi kullanacak diyor. Neşr ve tatbik edecek. Açık söylüyor Risale-i Nur diyor. Buradan da anlaşılıyor ki diyor, ahir zamanda gelecek o zat diyor Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor. O zat; şahs-ı manevi demiyor, şahıs. Yani ahir zaman o kadar harika ki ben şaşkınlık içinde, hayretler içinde kalıyorum. Yani Mehdi’nin bütün alametleri çıkıyor, biri çıkıyor diyor ki yüzyıllar sonra gelecek diyor. Kardeşim Kabe bir daha mı yeniden basılacak? Bir daha mı kuyruklu yıldız çıkacak? Bir daha kuyruklu yıldız bin beş yüz, bin altı yüz sene sonra falan çıkacak bir dahaki seferki kuyruklu yıldız, Lulin değil mi? Halley gerçi yetmiş altı senede bir geçiyor evet. Peki Afganistan bir daha işgal olacak. Fırat’ın suyu bir daha kesilecek. Binalar bir daha yükselecek. Binalar zaten yükselmiş yükseleceği kadar değil mi? Zina artacak diyor. Daha nasıl artsın zina?
SUNUCU: Daha ne kadar artsın?
TARKAN YAVAŞ: Savaşlar artacak diyor.
ADNAN OKTAR: Savaşlar, İran-Irak arasındaki savaş bir daha mı olacak?
TARKAN YAVAŞ: İşgaller var. Azerbaycan’ın işgali.
ADNAN OKTAR: Tabii. Cübbeli çıkıyor Deccal’in eşeği olacak diyor. İşte otuz metrelik kulağı olacak diyor. Bir kulağı otuz metre. Bir kulağı otuz metre. Burada açıkça uçak tarif ediliyor tabii ki. Eşek havada uçar mı yani? İnsaf artık yani. Ben ne diyeceğimi şaşırıyorum böyle insanlara. Deccal’in eşeği diyor gökte uçacak diyor koskoca eşek. Ondan sonra bakırdan da kürsüsü olacak diyor. Gökyüzünde uçacakmış. Bir kulağı otuz metre, bir kulağı otuz metre eşek.
SUNUCU: Allah korusun aklımız uçar.
ADNAN OKTAR: Hayır burada yani mükemmel bir teşbih olduğu belli değil mi? Bir vasıta olarak eşek. O zaman insanların anlaması için Resulullah (sav) mükemmel bir teşbihte bulunmuş. Yani işte şu kadar arşın. Yani bir kanat, bir uçağın kanat boyunu veriyor yaklaşık. O kadar diyor “kulağı uzundur” diyor. Eşeğin iki tarafta değil mi kulakları? Tamam. “Ve dostlarını içine bindirir” diyor. İçine bindirir dostlarını değil mi? “Düşmanlarını ateşin başına atar”. Yani onlara zulmeder, acı çektirir, hapse attırır. Bu tarz açıklıyor. Yani tabii bunları anlattıkça bir kısım insanlar açılıyorlar. Aslında Cübbeli’nin talebeleri çok yaman, çok zeki çocuklar. Yani çok araştırmacı, internete giren, konuları araştıran. Cübbeli kendi aleminde yaşıyor. Yani onlara interneti yasaklayınca, onlar internete girmeyecek zannediyor. Girmez olur mu? Giriyor internete. Zaten Cübbeli’nin programları internette. Zaten mecburen girecek internete. Nasıl girmeyecek yani? Radyo dinlemeyin, televizyon seyretmeyin. Yani mümkün mü bu? İllaki seyrediyor, dinliyorlar. En azından birbirlerine anlatırlar.
SUNUCU: Tabii. Bu da bir çelişki değil mi? Hem programlarını internete koyup, hem de kendi talebelerine internete girmeyin, izlemeyin demek çelişkili bir şey değil mi?
ADNAN OKTAR: Herhalde şunu demek istiyor; hiçbir yere girmeyin sadece benim anlattıklarımı dinleyin diyor. Ama bir saplantısı var. Mesela bir konuyu anlatıyorum, en başta yanlış anlamış sürekli o şekilde gidiyor. Anlıyorum ki hiç araştırmıyor. Yani, bir parça araştırması olsa öyle olur. “Hicri 1500’de kıyamet kopacak dedi” diyor. Ya kardeşim etme, muhterem kardeşim kaç defa söylenir bu. Said Nursi Hazretleri 1545 diyor. Hicri 1500, ümmetin artık zayıf düştüğü, galibane mücadelenin yavaşladığı dönemi gösteriyor 1506. 1506, 1507’ler. Ama gittikçe zayıflayacaktır, gittikçe zayıflayacaktır, gittikçe zayıflayacaktır. 1542’ye kadar. 1542’den 45’e kadar tam ateist, dinsiz bir sistem. Yani her türlü rezilliğin, ahlaksızlığın yaşandığı bir sistem olacaktır. 1545’de belki de saat 15:45’de belli de olmaz. Yani tam şöyle ikindiden biraz sonra, belki de o anda başlayacak kıyamet, akşama kadar da devam edecek. Onun biliyorsunuz Müslümanlar, İstanbul için söylüyorum bunu yalnız. İstanbul için söylüyorum. Onun için akşam namazı süratli kılınır biliyorsunuz, kıyametin o ana geleceği düşünüldüğü için. Kıyametten önce akşam namazı kılınır ki, yani kıyamete rast gelmesin gibisinden. Yani böyle bir rivayet var ama bu İstanbul’la ilgilidir. Çünkü dünyanın her yerinde ikindi var. Yani her an ikindi var. Çünkü biz öğleni yaşarken, başka bir yerde ikindi oluyor. Değil mi sabahı yaşarken başka yerde ikindi olur. Dolayısıyla merkezi hükümet, merkezi saltanat civarında olan diyor. Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde tasavvur edilmiş diyor Said Nursi. Halbuki en son olarak biliyorsun İstanbul’du. İslam aleminin merkezi, merkezi saltanat. Gerçi kaldırıldı sonra ama, hükmen manen kalmış oldu. Tabi, fiilen kalktı ama, manevi hatırası olarak kalmış oldu. Dolayısıyla bütün ahir zaman hadisatı İstanbul’dadır. Mehdi’nin çıkışı, sufyaniyet yani darwinist, materyalist düşüncenin Osmanlı içindeki hakimiyeti burada olmuştur. İstanbul’da olmuştur. Osmanlı burada yıkılmıştır. Ve bundan sonra gelişmeler mesela Mesih’in inişi, Mesih’in gelişi; gerçi o aynı zamanda Kudüs’e de gelecektir Mesih. Kudüs inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Kutsal emanetler burada.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Mehdi, Musevilere Tevrat’ın aslıyla inşaAllah hükmedecek. Yani onları doğrudan Müslüman yapmayacak, fakat onların Tevrat’ın gerçeğine uymasını sağlayacak. Ama Mesih zamanında, Hz.İsa zamanında hepsi Müslüman oluyor. Ama, ne kadar süre biliyor musunuz? Yani çok çok kısa. Senelerle sayılı, çok az bir sene. Sembolik olarak dünyaya hakim oluyor aslında İslam. Çok az. Çünkü mesela Osmanlı döneminde olmuş yüzlerce sene sürmüş. Daha önce olmuş, yüzlerce sene sürüyor. Ama bu dönemde, Allah dünyanın artık işi bittiği için, dünya görevini yerine getirdiği için, gücünü göstermek için Allah sembolik olarak son kere hakim ediyor. Yoksa normalde insanlar iman etmiyorlar. Hz. İbrahim zamanında çok az insan iman ediyor. Çok çok, bir avuç. Bir avuç demeyeyim Allah affetsin de bir hane halkı kadar az. Değil mi? Diğer Peygamberler zamanında da Hz. İsa (as)’da 12 kişi var iman eden. Ama bu sefer bütün dünya iman ediyor. Ama kısa bir süre. Bu da Allah’ın bir harikası. Sonra gittikçe bozulma, bozulma, bozulma, bozulma. Sonra tam böyle kıyamet kopmayacak zannettikleri bir anda, dehşetli bir çarpmayla şöyle bir gidip gelecekler. Ayette diyor “onu ikinci bir çarpma takip eder” diyor. Bir süre sonra, yani ondan bir süre sonra, ikinci bir bindirme daha olacak. Bu filmin, 2012’yle ilgili filmin gösterime başlamasını Allah meydana getirdi. Allah böyle kıyamet koparacağım diyor insanlara. Filmi Allah hazırladı. İnsanlar da zannediyor yani film şirketi hazırladı, oradaki insanlar hazırladı. Allah onları sebep etti. Filmi Allah hazırladı. Allah gösteriyor. Herkes şimdi parasıyla gidip seyrediyorlar. İşte böyle kıyameti koparacağım diyor Allah. Hazırlanın diyor. Vakti yakın olduğu için bakın. Dünya tarihinde ilk defa böyle bir film seyrediyorlar, dünya tarihinde. Çünkü vakti geldi. Vakti geldiği için de bütün dünya bunu öğreniyor kıyametin nasıl olacağını. Ki orjinaline çok uygun anlatımlar, çok uygundur. Yani Kuran’daki izahlara çok uygun. Aşağı yukarı aynıdır. Fakat 2012’de öyle bir rakam hatası yapmışlar 2120’dir. 2120’de kıyamet kopuyor inşaAllah. 2012’de insanlığın bilincinde değişme olacak. Yani beyin yapısında, düşünce yapısında çok köklü bir değişme olacak. Buna da hakikaten insanlar şaşıracaklar. Kafaları açılacak. Şimdi insanların epey bir bölümünün üstünde yoğun bir gaflet var. Yani dışarı çıkıp bakarsanız, birçok insanda bunu görürsünüz. Adeta uyur gibi ayakta.
SUNUCU: Değil mi boş bakışlar?
ADNAN OKTAR: Değil mi rüyada gibi böyle, çok dikkatlice bakıyorum hakikaten ruhu alınmış gibi. Yani onu ilgilendiren hiçbir şey yok. Gayesizce, mesela mağazalara bakıyorum gayesizce mağazaların içine giriyor sanki ölü. Yani gözünde insanın şuur, dikkat, bir keskinlik olur. Bunu çok nadir insanda görüyorum. Bu işte ahir zamanın bir özelliği. Yani adeta Ashab-ı Kehf gibi uyuyor insanlık. Allah Ashab-ı Kehf gibi insanları bu uykudan uyandıracak. Bu 2012’dedir işte Ashab-ı Kehf’in uyanışı. Bütün dünya uyanacaklar. Birden yani o kafaların içindeki o perde kalkmış olacak, manevi perde. Ondan sonra her şeyi çok keskin görmeye başlayacaklar. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Sizin bir de bir açıklamanız vardı. Orada çok önemli bir noktaydı aslında. Kıyamet öncesi yaşanacak o son dönemde, o insanların kontrolden çıkacakları dönemde şöyle bir cümle kurmuştunuz. “Gerçekten inananlar, Müslümanlar zaten o dönemi yaşamayacaklar ve görmeyecekler” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Görecekler mezarlarından görüyorlar. Şöyle, mezar deyince tabii insanlar hep böyle bildiğimiz klasik mezarlarda yatıyor zannediyorlar. Halbuki bakın, insanların, bulunduğu evler bir çok mesela spor tesisleri var eski mezarlıktı. Yani, apartmanlar veyahut eğlence yerlerinin hepsi eski mezarlıktır oralar. Onların hepsi kaldırılıyor. Yani mezarlıktan kasıt o değildir. Allah’ın kastettiği yerdir. Yoksa mesela yanarak ölenler oluyor veyahut mesela buhar oluyor adam kemiği kalmıyor. Zaten kemikler erir yani kısa süre sonra. 100 yıl, 150-200 yıl sonra birçoğu erir toprak olur, hiç kalmaz. Mesela kuyruk sokumu kemiği kalır diyorlar ama, o da kalmaz. Yani hiçbir mezarda gitseniz bulamazsınız öyle bir şeyi. Hiçbir şey kalmaz. Allah’ın kastettiği yerlere mezar denir. Yere mezar denir. Oradan kalkacaklar. Kalktıklarında da zaten şaşırıyorlar. Bakın ilk sordukları, onları uyurken uyandırdıkları için şaşkınlar. Bakın “bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyorlar. Yani o uyandırmanın şaşkınlığının içinde onlar. Sonra bu mekanı, bulundukları mekanı anlamaya çalışıyorlar. Sonra dünyayı hatırlıyorlar, dünyayı biliyorlar. “Ne kadar kaldınız?” diye soruluyor. “Bir günün bir vakti kadar” diyorlar. Mesela öğlenden, akşama kadar olabilir diyor. Mesela bir kısmı diyor ki; 1 saat kadar zannediyorum diyor kaldık diyor. Bir kısmı diyor ki; “göz açıp kapama vakti kadar, çok kısa kaldık biz” diyor. Tam hatırlayamıyorlar. Yani çeşitli kanaatler var, zaman izafi olduğu için. Zaman izafi olduğu için yani, oradaki hepsinin kanaati samimi kanaati olmuş oluyor. Uykudan uyanır gibi kalkacaklar. “O gün çağrıcıya uyarlar” diyor. Birisi çağırıyor, birisi çağıracak. Çağırıcı diye birisi var. Yani bir Melek muhtemelen çağırıcı. Bu tarafa gelin diyor, bağırıyor veya buna benzer bir şey. Bütün halk o tarafa doğru hareket etmeye başlıyorlar. “Bir noktaya doğru hepsi koşmaya başlar” diyor Allah ayette. Tek bir noktaya kadar. Tek bir noktaya doğru. Yalnız müminlerin üzerleri nurdan bir elbise yani ışık gibi bir elbiseyle kaplı yani diğer insanların ehli küfrün tam klasik çıplaktır fakat başları derdine düştükleri için ve çirkin ve kirli kalktıkları içinde cinsellikle ilgili hiçbir şey akıllarına gelecek gibi olmaz yani olayın dehşetinden dolayı yani sıkıntının dehşetinden dolayı onun için hiçbir şey ifade etmez cinsellik, hiç, halbuki aynı özellikte olduğu halde hiçbir şey ifade etmez, çünkü tozlu, kirli kara ve çok berbat bir şekilde uyandırılıyorlar. Gözleri mor renkte yani ışık beyazı yok, komple mordur gözleri yani siyah ve tozlu ve kirli bir görünümle kaldı ve çok çirkin kaldırılacaklar. Yani böyle ürkütücü bir görünüm ama tam anlamıyla çıplak olarak, müminler bir nurdan elbise ile kaplar biz onu ahirette göreceğiz yani üstleri kapalı fakat önemli özelliklerden bir tanesi ön kısımlarında bir ışık var yani ön taraflarını aydınlatan bir de sağ taraflarını aydınlatan bir ışık var. Bu onların müminlik alameti, Müslümanlık alameti olacak. Bir de onların yanında bir mihmandarları var onların sürücüleri onları götüren onlara yardımcı olan birisi var, o da onların bir konforu güzelliğidir yani ne yapacakları nasıl hareket edeceklerini onlara sürekli bildiriyor yani araziyi tanıtıyor yeri tanıtıyor. Ama her insan her Müslüman mutlaka cehennemin kenarına getirtilecektir. Herkes yani mümin olsun olmasın herkes getirilecektir. Ama Allah müminleri gösterdikten sonra; Cehennemi bir yakından görüyorlar çünkü Kuran’da tarif edilen bir yer olduğu için görmemeleri olmaz, Allah onun için, anlamanız için söylüyorum emek vermiş değil mi? Bir özen gösterilmiş orada. Ama bakın Allah’ın emeğe ve özene ihtiyacı yoktur, insanların anlaması için söylüyorum ve Kuran’da bu kadar detaylı belirtilen bir yerin mutlaka görülmesi gerekiyor o yüzden göreceklerdir. Ama oradan hepsi müminler Cennete alınıyorlar ve Cennetin kapıları kapanıyor ama kapı denilince insanların hep aklına metal kapılar aklına gelir, öyle değil, belki ışıktan kapılar, belki hiç bilmediğimiz bir maddeden bir kapı. Veyahut doğrudan geçecekler ama sadece onların geçebileceği mesela onlar duvardan belki geçecek doğrudan geçecekler ama o bir kapı olmuş olacak. Ama küfrün geçemeyeceği gibi bir kapı olmuş oluyor orası. Fakat sadece müminlerin geçebileceği gibi yani çok şaşırtıcı bir netice ile karşılaşabiliriz onun için böyle geniş söylüyorum. Ne olduğu belli değil orada göreceğiz. Ama müminlerin çok hoşuna giden yani tahayyül ettikleri en zevk aldıkları şeylerin olduğu yerdir Cennet. Ama mesela Cennetin altında köşkler var diyorsun insanların en aklına gelen en kaliteli Amerika’da yapılan köşkleri düşünüyorlar ya da Fransa’da herhalde öyledir diyorlar, öyle değil. Ahşap malzeme tuğla falan yok Cennette yani mükemmel malzeme vardır ama insanların bildiği gibi bir malzeme değildir. Mesela köşkler saydam içi görünüyor, Cennet köşklerinin yani içinden dışı dışından içi görünüyor. Ama insanların isteğine bağlı oluyor ama isterse görünmez hale geliyor. Mesela çok fazla bedenli insan, binlerce bedeni oluyor. Mesela hangi bedeni nerede mesela arkadaşlarına sorup insanlar öğreniyor. Mesela bir bedeni bir yerde, bir bedeni bir yerde, bir bedeni Peygamberlerle sohbet ediyor, bir bedeni yemek yiyor, bir bedeni eşi ile beraber, bir bedeni diğer bedeni ile eşinin diğer bedeni ile beraber oluyor mesela kadın da çok çoğalabiliyor, erkek de çoğalabiliyor. Mesela kadın istediği kadar güzel kadın görünümüne girebiliyor, erkek de istediği güzel erkek görünümüne girebiliyor. Yani eşlerin çoğalmasında bir sınır yok, istediği kadar. Yani aklından geçmesi yetiyor, derhal oluşuyor. Said Nursi diyor: “ışık en hızlı sürat bilinir ama ışık yüksek sürat değildir” diyor. “Hayal sürati vardır” diyor “Cennette”. Mesela milyonlarca kilometre öteye sırf düşündüğün an anında orada oluyorsun. Mesela şimdi buradan güneşe gitmek veya aya gitmek ışık hızı ile gitsen bile çok muazzam vakit alıyor. Ahirette böyle değil, anında istediğin yerde oluyorsun inşaAllah. Ama bu dünyada Allah bolca delil veriyor ki anlamazlıktan gelmeyelim diye. Mesela bakın şu an ışıkla Allah burayı aydınlatıyor, dışarıda ışık var mı? Yok. Nasıl aydınlatıyor? Beynimizin içinde, bilmiyoruz Allah’ın özel bir ilmiyle yani ışığın şu ana kadar açıklaması yapılmadı. Yani bir dalga olduğu biliniyor ama ışık asıl biz pırıl pırıl ışığı görüyoruz değil mi? Buna da ışık deniyor, bunun ne olduğu açıklanamadı şu ana kadar, sadece beynin yorumu deniyor o kadar. Mesela sesin dalga olduğu biliniyor ama sesin algılanış şekli hakkında bir bilgi yok, ne olduğu bilinmiyor. Yani bilimsel olarak bunun açıklaması olmuyor. Sesin teknik özelliği biliniyor sadece, sesin ne olduğunu şu ana kadar kimse açıklayamadı. Mesela tat da öyle, tadın ne olduğu teknik olarak açıklanıyor ama tadın ne olduğu bilinmiyor. Yani hiçbir bilimsel açıklama yok, bununla ilgili. Çünkü insanın beyninin dışına çıkması gerekiyor bunun için. Yine kurtulmaz yani ruh içinde ruh olması gerekiyor, yine kurtulmaz. Hiçbir şekilde olmaz kurtulmaz demeyeyim de Allah affetsin yine çözemez. Bu Allah’ın sırrıdır. Ama Allah’ın kanunlarını öğrenmeye imkanımız var tabii yani her türlü Allah bilimi bize emrediyor, bilim Allah’ın kanunlarını öğrenmemizi sağlıyor. Yani Allah’ın kanunlarını öğrenme sanatıdır zaten bilim.
SUNUCU: Bu saydamlığın sebebi dış dünyadaki her şeyin bir karanlıktan ibaret ve saydamlıktan ibaret olmasının sebebi insanların bu dünyaya bağlılığını, bağımlılığını engellemek için temelinde bu mu var?
ADNAN OKTAR: Bilim adamları diyor korku ile diyor insan duyularının sınırlarını anladılar diyor. Yani dehşete kapıldılar diyor, anladılar diyor. Gerçek bilim adamları felç oluyorlar bunu öğrenince fark edince ama böyle yüzeysel Dawkins gibi elma yanak işte kiraz kulak diyelim tipler, pür neşe bunlar yani neşeli. Akıllıya her gün bayram derler ya, adama her gün bayram böyle süper neşeli bir tip dolayısıyla derin düşünmüyor, mesela aminoasitler nasıl oldu diyorsun veya proteinler nasıl oldu? Kromozomlar nasıl oldu, o böyle şöyle bir bakıyor, uzaylılar yapmıştır diyor.
SUNUCU: En son açıklaması da oydu.
ADNAN OKTAR: Yani evet böyle bir mantık karşısındayız. Artık çocuklanınca yapacak hiçbir şeyi olmuyor yani orada bilim de duruyor mantık da duruyor, hiç bir şey yapamaz. Adam ben çocuğum diyor, adam 60 yaşında çocuk.
SUNUCU: Bu arada bu konular son dönemde çok konuşulur oldu, Mehdiyet dönemi, Hz. Mehdi’nin zuhur edişine dair tartışmalar yapılıyor, gelecek, gelmeyecek, kıyamet kopacak kopmayacak bir sürü tartışma ve hakikaten hiçbir dönemde bu kadar tartışılmamıştı. Bu kadar dile getirilmemişti bu konu. Bu da tabii bu dönemin, Mehdiyet döneminin alametlerinden değil mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli sağ olsun. Konuyu muazzam gündem yaptı. Ben mesela bir anlatıyorsam bin anlatmama sebep oldu ve bütün Türkiye’de ve İslam aleminde çok iyi kavranmasını sağladı. O yönü ile tebrik ediyorum. Teşekkür ediyorum. Bir de eski zihniyetin yanlışlığını anlamış oldu insanlar yani eşeğin 30 metrelik kulakları ile gökyüzünde uçtuğunu iddia eden bir mantıkla olayın gerçeğini anlatan mantığı fark etmiş oldular. Bediüzzaman rahmetli bu konuları açıklamamış olsaydı kim bilir ne olacaktı?
SUNUCU: Bu arada izleyicilerimizden de size sorular var. Dilerseniz onlardan da yöneltmek isterim izniniz olursa. Bu arada hemen de hatırlatmak istiyorum; Adıyaman Asr Radyo 96 frekansından da izleyicilerimiz bizi dilerlerse dinleyebilirler efendim diğer radyolarımızdan olduğu gibi bu radyomuzu da son olarak eklemek istedim. Evet “Selamun aleyküm” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: Aleyküm selam. Gebze’den bir izleyicimiz, “hocam domuz gribinin mutasyona uğradığı basında sık sık dile getiriliyor. Bu mikrop bundan 100 sene önce nasıldı? Yeryüzünde var mıydı? Yoksa Allah bunu sonradan mı yaratmıştır. İşin aslını bize anlatırsanız sevinirim” demişler.
ADNAN OKTAR: Evet Adıyaman’daki bütün kardeşlerime selam ediyorum. Radyodan bizi dinleyen kardeşlerimize hepsini çok seviyorum, Allah bütün milletimize sağlık sıhhat versin. Domuz gribi de kuş gribi de ahir zamanda görev alacak iki taifedir. Ve bunu Peygamber Efendimiz (sav) Buhari’de sahih hadis kitabı olan Buhari’de belirtmiştir. Yani kimsenin itiraz edeceği gibi değil, bunu geçenlerde Hülya Avşar’ın programında yine Ömer Çelakıl gündeme getirmişti. Ömer bizim siteleri takip ediyor anladığım kadarıyla. Fakat ana konuyu vurgulamadı. Halbuki bunun asıl özelliği; sürekli grip salgınları olmuştur, ahir zamanda Mehdi’yi belirleyici yönü var bu çok önemli, bunun söylenmesi gerekiyordu. Buhari’de, sahih hadis kitaplarında bu konu vurgulanıyor. Mehdi’nin çıkış alametidir ve hatta Peygamberimiz (sav) detay veriyor ve hayvanlardan kaynaklandığını belirtiyor. Ve Mehdi’nin çıkış alametlerinin son alametlerindendir. Ve birçok can alacaktır ve nitekim de görüyoruz, sürekli devam ediyor. Ama ben sayın Bakanımdan istirham etmiştim daha hala bize öyle bir cevap gelmedi. Yan etkileri nedir dedik bir araştırdık, yine kardeşlerimiz bize internette göndermeye devam etsinler. Yani aşı olan arkadaşlarımızda herhangi bir alerji oldu mu? Herhangi bir rahatsızlık oldu mu? Mesela baygınlık geçirdiler mi? Eklem ağrıları oluştu mu? Veyahut yatağa düşecek derecede rahatsızlık oluştu mu? Bunu mutlaka bize bildirsinler, bu bir vatandaşlık görevi. Biz de vatandaşlarımıza bunu aktarabilelim. Eğer ciddi bir reaksiyon oluşmuyorsa tabii aşının mutlaka yapılması lazım. Ama ölecek insan her halükarda ölür. O sebeptir yani. Allah can almak istedi mi can alır yani onun hiçbir çözümü olmaz. O olmaz başka bir yerden Cenab-ı Allah canı alır. Ama işte yapılacak şeyler geçenlerde de saydık, vicdanen rahat olmak için yeniden söylüyorum. Kolestrol açısından et yenmiyor tamam işte kırmızı et yenmez, tavuk eti yeniyor, balık eti yeniyor. Ama bu aşamada eğer ciddi bir kalp rahatsızlığı yoksa kardeşlerimizin mutlaka eti yüksek yemeleri gerekir. Et alımı önemli yani vücut direncini sağlar. Ve sebze veyahut meyve yani vücut PH’ı açısından son derece önemli. Yani sırf et yenmesi mesela vücudu zehirler. Hastalığa zemin hazırlar. Üzüntü ve sıkıntıdan kaçınmak. Hasta olan kardeşlerimizin de hiçbir şekilde dışarıya çıkmamaları. Mesela bizim Oktar grip, düzeldi ama yine alametleri devam ettiği için hiçbir şekilde dışarıya çıkmasını istemiyoruz. Çıkmıyor. Ne zaman çıkar? Hiçbir alamet kalmadığında. Çünkü bakın bu hastalığın tekrarlama özelliği vardır. Şimdi domuz gribi atlattım diye bir konu yok. Yeniden domuz gribi olur şahıs. Yani iyileştim dersin burun akıntısı devam ediyor, hapşırması devam ediyor yine çıkıyor. Ama ana rahatsızlıklar bitmiş oluyor. Geçmiş değil. Geçme nasıl olur biliyor musunuz ? Hiçbir alamet kalmaz buna denir geçme. Geçti ama şu alametleri kaldı. Kardeşim tehlikeli bu. Öksürüyorum; Allah esirgesin zatürre başlamış olabilir.
SUNUCU : Allah korusun.
ADNAN OKTAR: Zaten zatürreden ölünüyor. Ölüm sebeplerinden en önemlisi budur. Öksürmenin de kalmaması lazım. Mesela onda o aşamasında gerekiyorsa antibiyotik kullanılması lazım. Yani zatürreye karşı etkili antibiyotik kullanılması lazım. Bütün bunlar kesildikten sonra tamamı ile atlatırsın çıkarsın. Çok tez canlılar. Özellikle gençler bir parça iyi oldu mu hemen sıkılıyorlar evden fırlayıp dışarı çıkıyorlar. Yüzlerce, binlerce insanın vefatına sebep olabilirsiniz. Bunu yapanlara sesleniyorum. Yüzlerce binlerce insanın vefatına sebep olabilirsiniz. Çünkü bende hiçbir hastalık yok geçti diyecek, adam da ona sarılacak konuşacak yahut yanında duracak hastalığı o da alacak. Olmaz. Buna titizlikle dikkat edecekler. Bu haram olur aksi. Yani insanların ölümüne sebep olmak haramdır. Özen gösterecekler.
SUNUCU: Bir de alınan önlemler sizce yeterli mi? Mesela okullarda bir takım dezenfekte işlemleri yapılıyor. Tatil ediliyor birkaç gün ama sonrasında o çocuklar yine o ortamlara geri dönüyor. Buna ilişkin ne diyebilirsiniz?
ADNAN OKTAR : Bakın aslında iyi niyetle yapılıyor doğru ama inanın hiçbir alakası yok bununla yani hiç. Yani okula gitmiyor çocuk ama sokağa çıkıyor. Daha fazla insana bulaştırır yani. Okulda yine belirli bir sınıfa bulaştıracaktır en fazla. Hadi okula bulaştırdığını düşünelim. Orada herkese bulaştırıyor sokağa çıkınca. Yok kasaba gidiyor bakkala, manava... Zincirleme, çünkü mesela bir manava girdiğini düşünelim. Orada hapşırsa birkaç kişi mikrobu alsa o oradan evine gidecek. Zincirleme yani bu ağaç dalları gibi gelişir. Dolayısıyla bu bir çözüm değil. Mesela bir yeri silmek. Otobüsün mesela tutulacak yerlerini siliyorlar. Silersin, yarım saat sonra, on dakika sonra adam gider orada eliyle tutar, hapşırır yine oradaki mikrop oturur. Çünkü kullandıkları madde sürekli antiseptik özellik kullanan bir madde değil. Özelliğini muhafaza eden bir madde değil. Geçici etki yapan bir madde dolayısıyla nereye bulaşacağı da belli olmaz onun. Geçenlerde memurların üzerine falan da sıkıyorlardı. Onların aletlerine bilgisayarlarına falan sıkıyorlardı.
SUNUCU: Bir de mesela maske uygulaması var. Engellediği mi zannediliyor acaba? Maske takıldığı zaman kurtulacak gibi falan mı düşünülüyor acaba?
ADNAN OKTAR. Kurtulmaz. Bir kere gözleri açık. Gözünden çok rahat girer. Hapşırdı mı adam, o zerrecikler gözünün üstüne geldiğinde yani iğne ucunun ucunun en ucunun onda biri kadar olsa veya tek bir tane virüs gözüne gelmiş olsa o almış olur orada. Birde kumaşın arasından çok rahat geçer ayrıca. Yani o maske ilginç durmasını sağlar hem burnunu ısıtır o maske sadece…
SUNUCU: Psikolojisini rahatlatır o kişinin değil mi?
ADNAN OKTAR : Evet. Değil. Ama en önemlisi bünyeyi güçlü tutmak. Uykuya dikkat etmek. Yiyeceklerine dikkat etmek, bol sebze, meyve. Özellikle meyve vücut direncini arttırır. Et yiyecek. Bir de kalabalık ortamlara mümkün mertebe girmeyecek. Özellikle vücudu hassas olanlar, astımı olanlar, kanser tedavisi görenlerin bence dışarı çıkarılmaması gerekir. Yani dışarıya, kalabalığa hiçbir şekilde girmemesi lazım. Steril ortamlarda en azından bu hastalığın gücü azalıncaya kadar. Cenab-ı Allah’ın bir takdiri. Mesela Aralık, Ocak ayında da devam edecek diyorlar. O belli de olmaz. Öyle bir olay yok. Böyle muazzam tırmanışa da geçebilir. Çok muazzam bir tırmanışa da geçebilir. Tamamen Allah’ın emrindedir virüsler. Yarabbi diyorlar sen ne dersen biz onu yaparız diyorlar. Virüs kendi başına değildir. Kimin vücuduna gireceğini ne zaman gireceği nasıl netice alacağı ve sonunda nasıl vefat edecekse nasıl vefat edeceği, sağlık kazanacaksa nasıl sağlık kazanacağı hepsi Allah’ın Katında bir Kitap’ta yazılı ve asla değişmez.
SUNUCU : Evet İstanbul’dan bir başka izleyicimiz de “selamun aleyküm” demişler. Aleyküm selam diyoruz. “Sayın Adnan Oktar siz dediniz ki Yecüc ve Mecüc I. ve II. Dünya Savaşları’ydı. Hadislerde ise Mesih İsa’nın yecüc ve mecüc’ün şerrinden ümmeti kurtarma için dua edeceği bildirilmiş. Kastedilen dua 1400 senesinden itibaren ki bir tarihte olmayacak mı? Acaba dua gerçekleşmiş olabilir mi?”
ADNAN OKTAR: Yecüc ve Mecüc tabii I. Dünya, II. Dünya Harbi’dir. Orada kastedilen zulüm, kan dökülmesi. Bakın diyor ki “her bir tepeden akın ederler” diyor. İtalyan tankları İtalyan askerleri Alman askerlerin her bir tepeden akın ettiler ve Müslüman ülkelerinde muazzam bir katliam yaptılar. Ve görülmemiş bir şeydi bu. 350 milyon kişi ve her gördükleri yerde ne buluyorlarsa yiyorlar. Değil mi? Her yerin sularını kurutuyorlar. Yani yakıp yıkarak tahrik ederek hareket ediyorlar. Yecüc ve Mecüc’ün tariflerine tam uygundur ve bunlara karşı çelik ve bakır kullanılması zaten olayı çok net gösteriyor. I. Dünya Harbi’nde, II. Dünya Harbi’nde savunma sanayiinde kullanılan madde demir ve bakırdı. Kuran’da da demir ve bakırdan bahsediliyor. Ve ondan sonraki safhada da nerde olduklarının tespiti mümkün değil mi? Bir bakıyor bir yerde görüyor, bir bakıyor bir yerde görüyor, bir bakıyor bir yerde görüyor. Gerçi bu Mehdi’ye bakan bir ayettir. Zükarneyn kıssası Mehdi dönemine bakar. Ama Yecüc ve Mecüc tarifi tam I. Dünya Harbi ve II. Dünya Harbi’ne bakıyor. Bir de vakit yok.Yani kıyamet. Bakın torunlarımızın torunları kıyameti görecek. Şu an yaşayan gençler de İslam’ın hakimiyetini, tamamen hakimiyetini ve gerileme döneminin başlangıcını da görebilecekler. Gerileme dönemi... Mesela 90 yaşına kadar yaşayanlar şu an mesela 20 yaşında olanlar 90 yaşına kadar yaşarsa İslam’ın gerileme dönemini dahi görecek. Bak hem hakimiyet dönemini hem gerileme dönemini. Ondan sonra da onun çocukları da onun çocukları da yani torun diyelim yani şu an kişilerin torunun torunları kıyameti görecekler. Yani şu an 20 yaşında ise evet torunun torunu olmuş oluyor. Gençken torunun torunu gençken torunun torunu kıyameti görmüş olacaklar. Tabii.
SUNUCU : Evet bir başka izleyicimiz de demişler ki; “Hocam bilindiği üzere İsviçre’de referandum vardı. Minareli camiler hakkında. Artık minareli camiler yasak. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?” demişler.
ADNAN OKTAR: Minare yasak, internet serbest, kitap serbest. Şimdi bunları minare yıkmaz. Bunları kitap yıkar internet yıkar. Yani darwinist-materyalist düşünceyi, ateizmi yıkan yollar sonuna kadar açık. O yolları da hiçbir şekilde tıkayamazlar ve kapayamazlar. Yani ne interneti kaldırabilirler. Ne kitabı kaldırabilirler. Ne de insanlar konuşmalarını kaldırabilirler. Dolayısıyla darwinizm yıkılacak. Minare korkusu İslamiyet’in dünyaya hakimiyetini anlatacakları içindir. Yani çünkü minareyi gördü müydü Allah aklına geliyor o yüzden, başka bir nedeni yok. Her halükarda Müslüman kendini onlara hatırlatacaktır. Onlar internete girdiklerinde mutlaka Allah’ın ismiyle karşılaşacaklar. Ve o da hiç tedirgin olacak bir şey değil, isterse nerede yasaklarsa yasaklasınlar İslam’ın dünyaya hakimiyetini asla durduramazlar.
SUNUCU: Tabii bu konuda sizin yurt dışındaki çalışmalarınızın payı oldukça büyük.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Her yerden zafer haberleri geliyor Allah’a şükür.
TARKAN YAVAŞ: Bugün de Ürdün ile vizeyi kaldırmışız karşılıklı olarak Hocam.
ADNAN OKTAR: Bütün Avrupa bunun farkında, yani zaten şu panik Türk İslam Birliği geliyor paniği, başka birşey yok. Ya minareyi, 4 tane minareyi sen engellesen ne olur engellemesen ne olur yani değil mi? Zaten hani derler ya atı alan Üsküdar’ı geçmiş diye, süratle ilerliyor İslam elhamdülillah. Müslümanlar süratle ilerliyorlar ve konu da bitmek üzere neredeyse. Yani bu öyle başedilebilecek, durdurulabilecek bir şey değil çünkü insanlar akıllı, büyük bir aldatmacayla aldatıldıklarını anladılar. Darwinizmin yalan olduğunu anladılar. Kuran’ın, İslam’ın da hak olduğunu anladılar, Kuran’ın bilimi farz kıldığını gördüler. Gerçek bilimin Kuran’da olduğunu gördüler. Sevginin, merhametin, şefkatin Kuran’da olduğunu gördüler, ahiretin varlığını anladılar, Allah’ın varlığını anladılar artık bundan sonra dünyayı kimse durduramaz. İnşaAllah. Bu yarınki gazete mi? Milli Gazete, Milli Gazete aslandır. Milli Gazete’yi herkese tavsiye ederim. Yarın BAV Davasında bozma gerekçeleri 7.’si. Yedi değil yetmiş tane de var da biz... Arkadaşlar bir kısmını böyle yayınlamışlar. Görebiliyor musun? BAV Davasında evet, yarın Milli Gazete alan kardeşlerimiz bu konuları daha iyi görebilirler. “Haksız çıkar iddiasını çürüten, savunma kanıtlarının toplanmaması bozma gerekçesidir” diyor. Hakikaten bizim davamızda, savunmada, savunma kanıtlarının toplanması olayı olmadı. Yani savunmayı bu yönden yapamadık. Bunu mahkemenin yapması gerekiyordu. Evet, bu bir bozma nedeni. “Sanıklar hakkında önyargılı ve husumetli bir...”, neyse ona bir şey demeyelim. “Yürürlükten kaldırılan yasanın muadilinin tayininde hataya düşülmesi bozma gerekçesidir” diyor. Mesela ne diyor? Bakın bunu ben demiyorum, Prof. Dr. Doğan Sayaslan, Prof. Dr. Emin Artuk, Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Doç. Dr. Ali Hakan Evik ve çok fazla sayıda profesör, hukuk profesörü bunu savunuyor ben demiyorum. Evet ne diyorlar? “4422 sayılı kanunun yürürlükte iken genel madde TCK.’nın 313. maddesi idi. Hal böyle olunca 4422 sayılı kanun ilga edildiğinde uygulanacak olan kanun maddesi 765 sayılı TCK‘nın 313. maddesi olacaktır. Çünkü o zaman yürürlükte olan madde 313. madde idi” diyor ama tabii bizde tersi oldu evet.
SUNUCU: Farklı oldu ve de çok ilginçtir ki bir kısım 313. maddeden yargılandı, bir kısım daha ağırlaştırılmış olan...
ADNAN OKTAR: Evet 220’den.
SUNUCU: 220’den.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Zaten diyor “4422 sayılı kanunun 220. maddenin muadili değildir” diyor. Çünkü “4422 sayılı kanun özel bir kanundur” diyor, bunun en az 50 tane doçent ve profesör savunuyor ve bu konuda da Yargıtay içtahatları var, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları var. Bizim davamızda da karşılaştığımız bir durum. Yani 4422’den bozulduğunda 313’ten yargılanacağımıza 220’den yargılandık. Ama tabii biz mahkemenin kararına yine saygı duyuyoruz. Her konuda saygı duyuyoruz. Mesela savunma kanıtlarının toplanmaması mesela, o çok ilginç bir şey. Evet bunu uzun uzun anlatmayayım da fakat bu da mahkemede oluşmadı.
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah ama saygı duyuyoruz.
TARKAN YAVAŞ: Hiçbir aşamasında savunma yapamamıştık siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ek savunma olmadı, avukat tayini yapılmadı. Ondan sonra, başka neler vardı?
TARKAN YAVAŞ: Bu işkence ile alınan ifadeler gerekçe gösterilerek bir hüküm oluşturuldu. Halbuki, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, hem işkence ile alınan ifadeler hem de yanımızda avukat olmadan alınan ifadeler geçerli sayılmıyor kanuna göre.
ADNAN OKTAR: Bunu ama bizim mahkemenin savcısı söylüyor bunu biz söylemiyoruz. Kendi mahkememizin savcısı söyledi. Yani “bu kişiler” dedi “yanlarında avukat olmadan ve işkence ile ifadeleri alınmıştır. Dolayısıyla bu ifadeler geçersizdir.” dedi. Ve “daha önce de hepsine beraat verdiniz” dedi bu arkadaşlarına aynı dava, aynı kanunlar. Aynı dosyadan beraat kararı verdiniz, “bu kişilere de beraat kararı vermeniz gerekir” dedi. Değil mi? Aslında çok fazla açıklaması var savcının. Yani bu 313 konusunu da açıklıyor savcı. Yani “4422’den bozulduğunda” diyor, “karşılığı 313’tür” diyor savcı. Ama “siz 220’den yargıladınız” diyor. “Bu yüzden ben itiraz ediyorum” diyor. Yani Yargıtay açısından itiraz ediyorum diyor. 220’den yapmamanız gerekiyordu. 313’ten yargılamanız gerekiyordu diyor. Zaten son ana kadar da bize hangi maddeden yargılandığımız söylenmedi. Bu da bir bozma nedeni.
TARKAN YAVAŞ: Bir de bu işkence ile alınmış ifadeler sonucunda, işkence davası var bizim de müdahil olduğumuz. O da bekletici mesele yapılması gerekirdi. Çünkü direk sonucu etkileyen bir mesele. O da bekletici mesele yapılmadı.
ADNAN OKTAR: Bu da Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararı, bu da bizim kendi düşüncemiz değil.
SUNUCU: O konuya ilişkin çok ilginç de bir gelişme var. Size işkence yapmakla suçlanan şahıs, aynı zamanda sizin hakkınızda fezleke hazırlamakla görevlendirilen şahıs.
ADNAN OKTAR: Serdal Akça.
SUNUCU: Evet, isim olarak hatırlayamadım. Ama çok ilginç bir durum değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani hayret, emniyette yüzlerce polis varken bizim şikayetçi olduğumuz ve 2 bin yıl hapis cezasıyla yargılanan kişilerden bir tanesini emniyet tayin ediyor. Bu kişilerle ilgili fezleke hazırla diyor. O da tabii çete aşağı, çete yukarı, çete aşağı, çete yukarı zaten dediğinde kendi davasına belki faydalı olacağını düşünmüş olabilir. Bu da tabii çok şaşırtıcı.
TARKAN YAVAŞ: Evet.
SUNUCU: Şimdi çete demişken de tabii, o konuya da biraz değinmek istiyorum. Şimdi herhangi bir durumu kabul ettiğinizde, o maddeleri kabul ettiğinizde bir de tek tek onları olmadığınıza dair, onlara ait olmadığınıza, o eylemleri yapmadığınıza dair kanıtlamanız gerekiyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi biz onu bilmiyorduk. Yani ben herşeyi, aslında hukuku biz sonradan öğrendik, emniyette öğrendik. Ben rahat rahat polis ne dediyse hepsini yazdım. Tamam dedim yani siz istediğinizi söyleyin, ben ne istiyorsanız sizin dediğinizi söyleyeceğim, sorun yok dedim. Zaten o yüzden arkadaşlarıma da söylettiler bana, söyle onlar da aynı şeyi yapsın; ben dedim arkadaşlarıma, ne diyorlarsa yapalım dedim. İşkence görmenize acı çekmenize gerek yok dedim. Buna rağmen yine işkence yaptılar çocuklara. 16 kişiyi sakat bıraktılar.
TARKAN YAVAŞ: Evet, raporları var hepsinin.
ADNAN OKTAR: Şu an Adli Tıp’ta değil mi? Adli Tıp’tan alınmış rapolar var 16 tane.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah. Çeşitli devlet hastanelerinden.
ADNAN OKTAR: Canım bu da kaderdeymiş. Müslüman tabii acıyla da imtihan olacak, zorlukla da imtihan olacak yani biz şikayetçi olduğumuz bir konu değil de ama bilinmesinde fayda var. Yani özetle çok garip ve şaşırtıcı olaylarla karşılaşıyoruz. Ama bunları teker teker öğreniyoruz. Yani emniyette avukatım söylemişti mesela. Dedi ki hocam dedi sen bunları anlatmışsın ama dedi, ben de hepsini dedim söylüyorum dedim ne mahsuru var ki dedim, zaten ben savcının karşısına gideceğim, hakimin karşısına gideceğim yani bunların hepsinin işkenceyle söyletildiğini söyleceğim dedim yani bu kolay. Niçin bunu şey yapıyorsun dedim avukata. Hocam öyle değil dedi. Sen dedi bunların her dediğini, hepsini ispat edeceksin tek tek dedi. Yani bunların olmadığını ispat edeceksin dedi. Dedik artık tamam, haydi bakalım. Yani bakın 10 yıldan beri uğraşıyoruz ispat etmek için. Çünkü o kadar çok şey söylettiler ki bize emniyette her birini ayrı ayrı delil, her birine bilir kişi, her birine ayrı ispat, her birine şahit bulmak durumunda kaldık. Buna rağmen ancak daha yeni dengeleyebildik yani. Hangi birine uğraşalım?
TARKAN YAVAŞ: Bir de hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Karşı tarafın bu iddialarla ilgili tek bir delili olmamasına rağmen.
ADNAN OKTAR: Bakın savcı söylüyor. Yani devletin savcısı, kendi mahkememizin savcısı. Kendisi söylüyor. Sanıklar aleyhinde diyor tek bir tane delil yok diyor bakın, bir tane. Hiç yok diyor delil. Boş diyor dava dosyası.
SUNUCU: Peki bu bile tek başına, ki bir sürü madde var, davanın düşmesi için bozulması için gerekçe.
ADNAN OKTAR: Gerekçe. Tabii bu Yargıtay Ceza Genel Kurul kararına göre böyle bir durum var. Ama takdir yüce mahkemenin tabii biz mahkemeye saygılı olmak durumundayız. Teşekkür ediyoruz. Sağolsunlar, varolsunlar, ellerine sağlık diyoruz. Başka bir şey demiyoruz.
SUNUCU: Bir de tabii hiç başvuru olmadan temyize gitme durumu var. Değil mi?
ADNAN OKTAR: O tabii Cumhuriyet tarihinde ilk o. MaşaAllah.
SUNUCU: İlk defa öyle bir şeyi sizden duymuştum ve kalmıştım. Yani nasıl öyle bir şey olabilir diye. Hakikatten çok enteresan bir durum...
ADNAN OKTAR: Onu her duyan çok şaşırıyor. Çok profesörlere gösterdik, eski Yargıtay üyelerine gösterdik, gözlerine inanamıyorlar “aman Allah’ım böyle bir şey nasıl olur’’ diyorlar.
SUNUCU: Çok garip.
ADNAN OKTAR: Yani hiçbir müracaat eden yok. Yargıtay kendisi karar verip bozmuş. Teşekkür ediyoruz onlara da. Ellerine sağlık, demek ki öyle olması gerekiyor öyle oldu yani İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Evet izniniz olursa izleyici sorularımıza da devam etmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tabii estağfirullah, buyrun...
SUNUCU: ‘’Selamlar Hocam’’
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: Aleyküm selam. “Son 30 yıldır artan bir ivmeyle Kur’an-ı Kerim’de bir mucize gözlemlemekteyiz. Bugün Kur’an’da bahsi geçen pek çok olayın benzerlerini neredeyse bire bir yaşıyoruz. 99 yılında meydana gelen büyük depremin 99 Zelzele Suresi ile benzerliğinden bahsetmiştiniz. Sizin fark ettiğiniz fakat bugüne kadar açıklamadığınız Yüce Allah’ın ayetlerinin günümüze işaret edebileceği daha başka ayetler mevcut mudur?’’
ADNAN OKTAR: Söyleyeyim birkaç tane inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah tabii ki.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Mesela; Felak suresi, İnşirah suresi, Casiye suresi. En sondan başlayayım. Son Nas suresi ile bitiyor Kuran. 114. suredir. 2120 miydi Kıyamet?
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Herhalde 2114’lerde hannaslar, azgınlar çok yoğun olacaklar. 114. sure bakın 2114’e bakan İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rahman Rahim Olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. Deki; “İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine. İnsanların gerçek İlahına. Sinsice kalplere şüphe düşürüp duran vesvesecinin şerrinden’’. Deccalin, deccaliyetin en hâkim olduğu en şiddetli döneme bakıyor aynı zamanda, ki bu deccalin bir özelliğidir. Bütün insanların kalplerine vesvese verecektir, şüphe verecektir. “Ki o insanların göğüslerine vesvese verir’’ o dönemde Müslüman olacaktır inşaAllah, fakat müminlerin kalplerine vesvese verecektir. “Ki o insanların göğüslerine vesvese verir, gerek cinlerden gerek insanlardan’’ yani gerek insan şeytanlardan; şeytanların hâkimiyetine de Kuran işaret diyor ahir zamanda ve insani şeytanların da hâkimiyetine Kuran işaret ediyor Nas suresi’nde. Rahman Rahim Olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. Deki; ‘’Sabahın Rabbine sığınırım, yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden’’. Kıyamet de zaten karanlık bastırdığı akşam döneminde, ikindi ve akşam arasında devam edecektir ve karanlıkta da devam edecektir inşaAllah İstanbul açısından diyorum inşaAllah. “Düğümlere üfleyen kadınların şerrinden’’ işte bak burada konu tam açıklanıyor bakın. Ahir zamanda dünyanın her tarafında kokoş hâkimiyeti vardır. Kadın kokoşlar. Böyle orta yaşta mesela 40-50 arasında oluyorlar. Böyle oksit sarı saçlı, kartal tırnaklı, azgın saldırgan, kirli, pis kokan, ağızlarında sevgi namına tek bir kelime olmayan, sürekli nefret, bağırtı ve kart sesli böyle… Azgın, din düşmanı kadınlar. Toplum bunları bilir, böyle tipler bunlara şirret denir. Çok özür dilerim kaşar denir hatta. Kaşar ve şirret. Bunlar o kadar şedittir ki bunların bir tanesi bir mahalleye yeter. Onların kendi lakapları da oluyor zaten, haşmetinden, azametinden geçilmiyor bunların enaniyetinden. Asrımızda bunlar çok çoğalmıştır. Bunlar bakın ‘’düğümlere’’yani düğümlenen bir şey, neyse mesela farz edelim insanların, ne var Türkiye’de mesela? Anarşi var, pahalılık var değil mi? Zorluklar var. Bu bir düğümdür. Ona üfürüyor. Yani onun üzerine gidiyor, o konuları karıştırıyor, onları kurcalıyor ve insanların başlarını belaya sokuyor. Bakın “üfüren kadınların şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden’’. Ahir zamanda hâkim olan zaten haset. Mesela ben dün, Pazar günü bir yere gittim, yani çarşıya gittim. Herhalde Ferrari bir araba, tam milletin burnunun içine soktu arabayı böyle. Amaç ne biliyor musun? Millet haset etsin.
SUNUCU: Gösteriş olsun.
ADNAN OKTAR: Gösteriş olsun. ‘’Vay vay’’ desinler veya adamlar rahatsız olsun ondan. Yoksa hani beğensinler, hoşlarına gitsin, mutlu olsunlar diye değil. Çünkü indiğindeki azametinden de anlaşılıyor. Ahir zaman hep böyle, birçoğunun, karşı tarafı haset ettirmekten zevk alan bir özellik taşımasıdır, ahir zaman özelliklerinden bir tanesi. Nedir? İki dakika var. Bir de şu sureyi okuyayım o zaman. Kureyş Suresi’nde de, Şeytandan Allah’ sığınırım. Rahman Rahim Olan Allah’ın adıyla. “Kureyş’i bir araya getirip anlaştırdığı...’’. Ahir zamanda seyyidler cemaati Mehdi’ye iltihak edecek diyor mu Said Nursi?
TARKAN YAVAŞ: Evet söylüyor.
ADNAN OKTAR: “Sayısı milyonları bulacak’’ diyor değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Ayet ne diyor? Ahir zamana bakan ayetlerdendir bunlar aynı zamanda. “Kureyş’i bir araya getirip anlaştırdı’’ Kureyş nedir? Peygamber Efendimiz (sav)’in kavmi. Kureyş, değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani seyyidler…
TARKAN YAVAŞ: Evet…
ADNAN OKTAR: Bak seyyidleri bir araya getirip anlaştırdığı… Her yerde seyyidler toplantısı yapılıyor mu?
TARKAN YAVAŞ: Evet yapılıyor.
ADNAN OKTAR: “Yaz ve kış yolculuğunda onları ısındırıp, yakınlaştırdığı için’’ birbirlerine sevgi sunuluyor değil mi? Ki İslam’ın kışını da gördük ve yazını da görüyoruz şu an inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: ‘’Şu evin Rabbine kulluk etsinler’’ yani İslam’a, Kuran’a hizmet etsinler, İslam’ın hâkimiyetine hizmet etsinler değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kureyş Suresi’nin bir işareti de budur.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Felak Suresi de, haset eden insanların ahir zamanda çoğalacağı ve bu haset yüzünden terör ve anarşinin başlayacağı, kargaşanın başlayacağı, intiharların başlayacağını da ayet işaret etmiş oluyor inşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkür ederiz efendim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık. Bu arada Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Sayın Tarkan Yavaş’a da çok teşekkür ediyoruz efendim. Programımıza katıldınız.
TARKAN YAVAŞ: Rica ederim.
SUNUCU: Evet programımızı kapatmadan önce radyolarımızı bir kez daha saymak istiyorum izniniz olursa. Evet Ilgın fm Konya 97.4, Yıldız fm Tekirdağ 87.7, Genç fm Karaman 93.3, Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94, Emek Radyo Mardin 101, Radyo Enerji Ordu 90, Keyif fm Nevşehir 92.7 ve son olarak da 96 frekansındaki Adıyaman ATR fm’den bizleri dinleyebildiniz efendim. Ne yazık ki diyorum, maaleseften sonra.
ADNAN OKTAR: Hayır var diyelim.
SUNUCU: Evet hayır var diyelim. Programımızın sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar mutlu yarınlar diliyorum hoşçakalınız.