SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Bu hafta yine sizlerle birlikteyiz. Konuklarım Sayın Adnan Oktar ve Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Tarkan Yavaş bizimle birlikte. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederim. Efendim öncelikle sizle ilgili bir haberden başlamak istiyorum. TRT’de evrim karşıtı haberler yayınlandı ve bunun altında sizin imzanızın olduğu söylentileri dolaşıyor bir süredir. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz? Siz mi bu haberlere öncü oldunuz? Zaten sizin görüşleriniz biliniyor.
ADNAN OKTAR: Evet geçen günler.
TARKAN YAVAŞ: Evet geçen gün bu TRT 1’de Coelacanth balığının ara geçiş formu olmadığına dair bir haber çıkmıştı. Bunu da tabii ki Hocamızın daha önce kendi sitelerinde ve eserlerinde bildirdiği bir gerçekti. Tamamen bilimsel bulgulara dayanan bir haberdi. Onun üzerine birçok internet sitesinde, özellikle Oda TV’nin internet sitesinde bu yayınlandı, böyle bir şey olduğunu ve birtakım Marksist kökenli gruplar bunun TRT tarafından tekzip edilmesini istediler. Bunu da böyle haber yapmışlar. Bugün de KESK şöyle bir protesto gibi bir şey yapmış kendince.
ADNAN OKTAR: O nedir? KESK nedir?
SUNUCU: KESK Ankara Şubeler Platformu, Oran’daki TRT Genel Müdürlüğü’nün önünde toplanarak TRT’yi protesto etmiş; Darwin ve evrim karşıtı haberlere yer verdiği için.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi bak buradaki gençleri toplasanız hiçbirinin Darwin’in evrim teorisi konusunda bilgisi yoktur. Yani organize eden büyükleri vardır, ağabeyleri vardır. Hadi, bak pankart da falan da hazırlanmış. O da baskısı da yapılmış. Hadi gidin orada bir bağırın, çağırın bir şeyler söyleyin. Fosiller hakkında bir soru sorsan, bilgi sıfırdır. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi konusunu sorsan sıfırdır. Amberler hakkında bilgisi yoktur. Sahte fosillerle ilgili bilgisi yoktur. Ara fosil olmağını, değil mi, bilmez. Nereden bilir? Hürriyet gazetesinde bir köşe yazarından okumuştur. Meydan Larousse’un bir sayfasından okumuştur. Derme çatma bilgilerle hareket ediyorlar. Yani insanların birçoğunda öyle bir heyecana getirme, yani onları böyle bir ayaklandırma ve galeyana getirme çok kolay oluyor. Yani her hangi bir bilgiye dayalı olmuyor. “Ben bir şeye karşıyım” diyor, ondan sonra bağırıp çağırmaya başlıyorlar. Halbuki bu tarz bir olay olacağına, bunlar toplansınlar bir salona gelsinler. Bu gençleri de getirsinler karşımıza, konuşalım. Yani nasıl aldatıldıklarını, 150 yıldan beri dünyanın nasıl oyuna getirildiğini, nasıl tesadüflerle yaratılışın anlatıldığını anlatalım. TRT çıkıp dese ki; “bütün kainat, canlılar her şey tesadüfen oldu ve bir şuursuz güç her şeyi yapıyor; insanları yapıyor, bitkileri yapıyor, meyveleri yapıyor.” Gençler bir herhalde “oh” diyecekler, hoşlarına gidecek. Peki bu yalanı millete anlattığında, insanlar bundan çok rahatsız olmaz mı? Göz göre göre insanlara yalan söylemek, çok acı ve kötü bir şey değil mi? TRT’nin doğruyu bilime dayalı olarak söylemesi, balığın bulunduğunu göstertiyor, balık da değişmemiş, değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet. Bir de Hocam sizin dediğiniz gibi, en açık örneklerinden biri gerçekleşmiş oldu. Yani, canlı balığı yakalamış balıkçılar. Yani evrimcilerin yıllardır ara geçiş formu diye iddia ettikleri balığı, bugün balıkçılar canlı halini yakalıyor ve bakıyorlar ki bildiğimiz bir balık türü. Yani bugünkü kemikli balıklar sınıfına giren tam bir balık. O yüzden dediğiniz gibi, yani bu kadar aleni bir delile karşı bu iddialar atılıyor, bu laflar söyleniyor. Tamamen bilimdışı uygulamalar.
ADNAN OKTAR: Şimdi, yeni ciddi anormallikler başladı. Dawkins’in de başını çektiği Avrupa’da da var. “Merih’ten hayat geldi” demeye başladılar. Bir kısmı daha önce biliyorsunuz uzaydan, yer belirtmiyorlardı. Hürriyet de, iyi sıhhatli olsunlar, “Merih’ten hayat geldi” demeye başladı. Bir kısmı, işte bilinmeyen varlıkların bunu yaptığını iddia ediyor. Burada çok samimi olmaları lazım. Darwinistler duvara toslamıştır artık. Şimdi bakın, ilk anormalliğe bakın, şaşırtıcı anormalliğe bakın. Tesadüf konusundan müthiş utanıyorlar çünkü Darwinistler biliyorsunuz her şeyi tesadüfle açıklarlar. “Yok biz” diyorlar “tesadüf demiyoruz” diyorlar. “Peki ne diyorsunuz?” diyoruz. “Şimdi anlatalım. Biraz oturun konuşalım şöyle” diyorlar. “Tesadüf nedir önce onu bir anlatalım” diyor. Uzun böyle 4 saatlik demogojinin sonucunda bir de gene bakıyoruz ki, gene tesadüfü savunuyorlar. Yani kardeşim bizim vaktimizi niye alıyorsunuz? Yani niye kendinizi kandırıyorsunuz? Tesadüf işte, yani tesadüf. Ya bir şey şuurludur ya tesadüftür, değil mi? İkinci, üçüncü, dördüncü bir ihtimal olmadığına göre, bu konuyu uzatmanın alemi ne? Demogojiyle milleti kandırmaya kalkmanın alemi ne? Ara fosil yok. Tek bir tane yok. Yok “var” diyorlar. E kardeşim, canım ciğerim diyorum al getir şu masanın üstüne koyalım bir yere. Ben gideyim yani beraber gidelim. Ben yol masraflarını ben vereceğim. Hangi, nerede sen İngiltere’deysen İngiltere’de bir şey, bir yolunu bulur gideriz. Hep birlikte bir bakalım neredeymiş? Yok. Milleti kandırmanın, yalan söylemenin bir alemi yok. 150 yıl insanlık aldatılmıştır, kandırılmıştır. “Özür dileriz” diyecekler, vazgeçecekler bu kadar. Eski alışkanlıklarıyla, bağırtı çağırtıyla. Bağırtıyla bilim olur mu? Topla 400 kişiyi; anormal sesler çıkartmaya başlasınlar, bağırsınlar çağırsınlar. Bu bilim midir yani? Bilim ispatlı olur. Getirsinler fosilleri TRT’nin önüne koysunlar. Biz getirip koyarız yani, kamyonla getiririz yani, milyonlarca yıldan beri hiç değişmeyen aynı kalmış hayvanlara ait fosilleri, getirir TRT’nin önüne koyabiliriz. Ama onlar bir tane getiremezler. Pankartlarla, bağırıp çağırmayla olmaz. Yani adam toplamak kolay, getirirsin, bağırttırırsın. Yani, “belirli bir sesi sürekli tekrar edeceksiniz” dersiniz yani. Bu, bilim mi bu? Bunun adına şamata derler. Şamatayla bilim olmaz. Bir proteinin tesadüfen meydana gelip gelmediğini soruyoruz, gelebilir mi diyoruz? “Gelemez” diyor. Ara fosil var mı diyoruz? “Yok” diyor. Tesadüfen mi olmuştu? “Evet, tesadüfen olmuştur” diyor. Bu bilim olur mu? Bitmiş işte uzatmanızın ne alemi var yani? Burada son derece dürüst davranmaları lazım. Olabilir, insan yani birçok felsefi inanç, felsefi düşünce zamanla yıkılmıştır, yok olmuştur. Yani her felsefe illa gidecek diye bir şey yok yani. Her felsefenin bir ölüm noktası vardır. Bak bir doğuş yeri vardır, bir de ölüm noktası vardır. 2009’larda biz mezar taşını diktik tepelerine yani konu bitti. Darwinizmin ölümü bitti yani 2009 yılında. İnşaAllah. Yani bir felsefe kıyamete kadar yaşayacak diye bir konu yok ki. Tarih içinde ne felsefeler çıkmıştır. Hepsi yaşamış, hayatını devam ettirmiş, ölmüştür. Yaşamış, hayatını devam ettirmiş, ölmüştür. Bu da doğmuştur, yaşamıştır ve ölmüştür. Başında ağıt yakmanın, toparlanıp böyle bağırıp çağırmanın alemi yok. Yok “dedem ölmedi” diye bağırıyorlar. Dedeniz öldü, fikri de öldü, hepsi bitti yani konu kapandı. Eğer karşımıza geçeceklerse, geleceklerse mutlaka bilimle gelsinler, delille gelsinler. Bunun dışında konuşmak, sadece demogoji olur. Başka bir şey olmaz.
SUNUCU: Evet. Aslında herkesin farklı düşüncesi var. Onlar da Darwin’in ağıtını yakmıyorlar belki ama düşüncelerini savunuyorlar.
Bu arada hemen hatırlatalım. Bize mesaj yollamak istiyorsanız “dem” yazıp boşluk bırakıyorsunuz, mesajınızı yazarak 3929’a yolluyorsunuz. Efendim peki bu TRT’deki haberlerin sizin imzanızla çıktığı doğru mu?
ADNAN OKTAR: Benim imzamı göremedim ama. Hangi anlamda?
SUNUCU: Yani sizin öncülüğünüzde çıktığı söylentileri var.
ADNAN OKTAR: Bakın ben diyorum. Ben evimdeyim ama fikrim iktidar dedim ben. Daha önce de söyledim. Beni her yerde görürsünüz siz. Bütün Anadolu’da, bütün köylerde, kasabalarda her yerdeyim ben. Benim fikrim her yerde.
TARKAN YAVAŞ: Dünyada da gözüküyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Dünyada da, Amerika’da da, Fransa’da, İngiltere’de her yerdeyim.
TARKAN YAVAŞ: Türk-İslam Birliği müthiş ilerliyor.
ADNAN OKTAR: Tabii Kazakistan’da, Özbekistan’da, Suriye’de, Mısır’da. Mısır’da da geçenlerde toplantı yaptılar; “ne yapacağız, işte bu Harun Yahya olayına karşı” diye Darwinistler ağıt toplantısı yaptılar, “vah vah ne olacak halimiz” gibisinden. Ne yapacaksın işte bir felsefenin ölümünü kabul edeceksin. Daha önce nasıl metanetle karşıladıysanız diğer felsefelerin ölümünü, bu felsefenin ölümünü de metanetle karşılayacaksınız. Yani bilim, Darwinizmi yok etti, yıktı. Bilimin karşısında duramadılar. Yalanı tepeler bilim. Sahtekarlığı tepeler bilim. Yani bilimin karşısında duramazlar.
TARKAN YAVAŞ: Yine Hocam bu Amerika’da birçok hem dergide hem de böyle Dışişleri Bakanı ya da dış düzey yöneticilerinin açıklamaları hep böyle inşaAllah Türkiye’nin ileride çok büyük bir görev üstleneceğini, şu andan itibaren de buna devam ettirdiğini birçok kaynakta, belgede yazıyor Hocam inşaAllah. Bir de şöyle söylüyorlar:” Osmanlı yıkıldıktan sonra barış sağlanamadı. Ancak Türkiye’nin girişimleriyle bu barış tekrar sağlanır” diye herkes kabul ediyor artık bunu.
SUNUCU: Peki burada Afganistan’da rol alması gerektiğinden bahsediliyor Türkiye’nin. Biliyorsunuz hafta içinde de Obama, Afganistan stratejisini açıkladı ve asker gönderme, ek asker konuşlandırma kararı aldı. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Doğru. Yani çok daha fazla Türk askeri gitmesi gerekir ama…
SUNUCU:Türkiye asker göndermeyeceğini açıkladı.
ADNAN OKTAR: Yok göndersin. Bence mesela…
SUNUCU: Göndermeli mi?
ADNAN OKTAR: Bir tümen dahi gidebilir ama tabii o Hükümetin bileceği iş, askerin bileceği iş. Ama bana sorsalar ben öyle derim bir tümen. Ama hepsinin çekilmesi lazım; Amerika’nın, İngiltere’nin şunun bunun hepsinin çekilmesi lazım çünkü hiç gereği yok onların. Türkiye bu işi tam anlamıyla bitirir ve hallolur. Amerika, İngiltere orada durduğu müddetçe orada ne terör durur, ne anarşi durur, ne bombalamalar, ne kan akma durur. Her türlü olay, her türlü rezalet olur söyleyeyim. Tek çözüm, onların oradan gidip Türk askerinin oraya yerleşmesidir. Türk askeri yerleşti mi, düğün bayram olur. Gider sarılırlar askerimize, konu da biter yani ne bombalama, ne şu, ne bu hayat tam normal haline döner. İsterse denesinler. Hemen biter. Ama orada Amerikan askeri bulunduğu müddetçe, İngiliz ve diğer yabancı askerler bulunduğu müddetçe kan oluk oluk akar söyleyeyim. Türk askerinin gitmesinin de hiçbir faydası olmaz, hiç faydası olmaz.
SUNUCU: Sadece Türk askeri mi bulunmalı mı diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Sadece Türk askeri bulunması lazım.
SUNUCU: Bir faydası olur mu?
ADNAN OKTAR: Kökten bitirir konuyu yani konu kapanır. Yani iş biter.
TARKAN YAVAŞ: Osmanlı zamanda siz söylemiştiniz Hocam bu İsrail’de 10 tane Osmanlı neferi oradaki bütün barışı sağlıyorlarmış, sırf onlar.
ADNAN OKTAR: Tabii ki 10 asker 1 çavuşla koskoca İsrail, Filistin yönetiliyordu Osmanlı döneminde.
TARKAN YAVAŞ: Orada zaten Türk askeri nereye gitse, hangi bölgeye gitse müthiş sevgiyle, saygıyla karşılanıyor. Orada bulunması zaten önemli. Amerika da fark etmiş Hocam bu gerçeği. Şimdi sürekli “Osmanlı’dan sonra barış sağlamak için Türkiye” diye sürekli bunu Newsweek gibi büyük dergilerde...
ADNAN OKTAR: “Osmanlı’nın parçalanmasına ABD ağlıyor”. Tabii Türkiye çekilince bütün dünya kan gölüne döndü. Eğer Türkiye yeniden devreye girerse, Türk-İslam Birliği oluşursa damla kan akmaz, damla. Yani bir kişinin burnu dahi kanamaz. Hiçbir şey olmaz. Herkes mutlu, huzurlu, neşeli, rahat olur, bereket, bolluk olur. Türk-İslam Birliği tek çözümdür, ABD sonunda bak sözüme geldi. Yıllardan beri anlattığımı daha yeni kabul ediyor Amerika. Ben ne dedim; hepsi kabul edecek demedim mi? İngiltere de kabul edecek, Amerika da kabul edecek, Rusya da kabul edecek dedim. Bak hepsi kabul ettiler, hepsi istiyor şu an. Önce direnmişlerdi, şiddetle karşı çıkıyorlardı. Şu an hepsi istiyor.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah. Hocam siz Müslümanlara yönelik orada bir önyargı vardı yanlış bir inançtan kaynaklanan. Hıristiyan evanjelistlerin özellikle Müslümanlara bir bakış açısı vardı, onları haşa deccal gibi görüyorlardı. Hocamız o konunun gerçeğini anlatarak o olayı, oradaki oyunu bozdu. Ondan sonra Hocam Hıristiyanların bu yaklaşımı daha da arttı, bu olaydan sonra.
ADNAN OKTAR: Hıristiyanlarda öyle bir inanç var. Deccal barışçıllıkla gelecek, ekonomiyi elinde tutacak, dünya ekonomisini elinde tutacak ve işte Hıristiyanlara, her yere hakim olacak diye inanıyorlar. Halbuki kasdedilen burada masonluktur. Masonluk barışla ortaya çıkmış, komünizm ve faşizmi ortaya sürmüş, Darwinizmi ortaya sürmüştür ve bütün dünyayı kana boğmuştur. 350 milyon insanı katletmiştir. Bir milyarın üstünde insanı sakat bırakmıştır. Bir o kadar insanı dul, yetim, öksüz bırakmıştır. Binlerce, on binlerce şehri ve kasabayı yerle bir etmiştir. Sanatı, estetiği, güzelliği yok etmiş, insanların elinden mutluluğu ve sevinci almıştır, sevgiyi almıştır. Deccaliyet görevini yapmıştır. Şimdi tamir safhasıdır, şimdi Mehdiyet ve Hz. Mesih’in zamanıdır. Yani Deccal yaptı yapacağını. 350 milyon daha, yani dünyayı mı kurutmasını bekliyorlardı? Geriye insan kalmıyor ki zaten, 350 milyon, değil mi, bir 350 daha, bir 350 daha bunu mu istiyorlar? Konu bitti zaten. Deccal çıkmıştır. Deccal Darwinizmdir, faşizmdir, komünizmdir, Marksist düşüncedir ve bunların hepsinin üstünde de masonluktur, bunları yöneten masonluktur. Ve dünyadaki ekonomiyi, dünyadaki zenginlikleri kontrol eden güç de masonluktur dünyada. Yani İncil’in izahına da tam uygundur bu. Bunu yeni fark ettiler ve burada da bu oyuna geldiklerini anladılar. Daha önce Müslümanları deccal ordusu zannediyorlardı, o yüzden Irak’a saldırdılar, o yüzden Afganistan’a girdiler. Şu an hata yaptıklarını anladılar, geri çekilmek için hazırlık yapıyorlar ve Türkiye’ye bütün bölgeyi devretmek için de bir hazırlık içindeler.
SUNUCU: Peki Türk-İslam Birliği’nin dünyaya yayılacağından bahsediyorsunuz sürekli. Peki, bu biraz zor değil mi? Yani bir sürü ırk var, millet var. Bunlar Türk ırkı altında toplanabilir mi sizce?
ADNAN OKTAR: Kesinlikle böyle bir şey yok. Yani Türk-İslam Birliği ırka şiddetle karşı olan, ırkçılığa şiddetle karşı olan bir düşüncedir.
SUNUCU: Türk olarak baktığımızda?
ADNAN OKTAR: Hayır lider olduğu için Türkiye ve Türkler o şekilde söylüyoruz yani başka türlü nasıl söylenebilir? Mesela Türkiye’de bir manevi lider vardır, mesela Mustafa Kemal Atatürk, değil mi? Atatürkçülük diyoruz. Bu ırkçılık anlamına gelen bir şey değildir. Atatürk, bak Ata, Türk. Türk’ün atası, değil mi? Bunun gibi yani Türk-İslam Birliği. İslam alemini yöneten bir güç var, bir topluluk var, bir kavim var. Bunun adı o. Yoksa üstünlük anlamında değil.
SUNUCU: Yani Türk olacak mı, diğer ırklar da Türk olacak mı?
ADNAN OKTAR: Bakın Ermeni, Kürt, Laz, Çerkez, Abaza, efendim Arap, aklına gelen her şey, değil mi, İranlılar yani Pers ırkı diyelim yani. Hepsi Allah’ın kullarıdır ve bunlar hep birbirine eşittirler. Üstünlük ancak takvayladır. Hatta Peygamber Efendimiz’in hadisi var (sav), “Arap’ın Acem’e, Acem’in Arap’a üstünlüğü yoktur” diyor. “Üstünlük ancak takvayladır” diyor. Üstünlük ancak takva iledir. Dolayısıyla ırk İslam’da kesinlikle yoktur ama takva üstünlüğü vardır. Bak “Allah Katı’nda en iyi olanınız” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “en iyi olanınız en takva olanınızdır” diyor. Yani en güzel ahlaklı olan en takva olandır. Türkler de bu konuda hem cesur, hem karakterli, hem sabırlı, hem iradeli, hem cefakeş, çilekeş, fedakar ruhlu oldukları için Allah onlara bir liderlik vermiş. Bu görülüyor şu an. Bu liderin adıyla bu birliği anmış oluyoruz. Türk-İslam Birliği diyoruz, konu bu.
SUNUCU: Yani Türkler sadece öncü olacak diyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU: İşte Kürtüydü, Ermenisiydi bunlar…
ADNAN OKTAR: Hepsi, hepsi onlar bizim…
SUNUCU: Türk olarak kabul edecekler mi kendilerini bunu merak ettim.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır öyle bir iddia yok. Mesela Ermeni “ben Ermeniyim” der. O bizim canımız, ciğerimiz, kardeşimiz yani. Ermeni yani, Allah onu, “Biz sizi kavim kavim yarattık” diyor. Yani bu onun için bir onurdur. Yani anormal bir şey değil ki bu. Mesela bir Ortodoks “ben Ortodoksum” diyecek. Musevi “ben Museviyim” diyecek. Ve hepsi kendini, kendi dinini, kendi inancını güzel görme hakkına sahiptir. Mesela buraya Musevi arkadaşlar geliyor, hahamlar, mesela diyor ki; “benim inancım haktır” diyor, Hıristiyan geliyor; “benim inancım haktır” diyor. Biz de diyoruz ki; “Müslümanlık, biz Müslümanız bizim dinimiz haktır.” Ama kardeşiz, dostuz. “Niye kardeşiz diyorsun?” diyorlar bazı aklı evveller. Kardeşim peki ne söylenir, yani kardeş denmez de ne diyeyim? Arkadaş desem, “arkadaş da değil” diyor. Dost, “dost da değil.” O zaman düşmanım, nefret ettiğim adam, bunu mu diyeyim yani? Ne kadar akılsızca bir ifade bu. Allah’ın kullarına, ehl-i kitap olan insanlara, mazlum insanlara, kimseye bir zarı-zoru olmayan insanlara Resullullah nasıl şefkat, sevgi göstertti, muhabbet göstertti. Biz Osmanlı döneminde nasıl ta İspanya’dan aldık o mazlumları buraya getirdik, Musevileri yerleştirdik, baktık, besledik, koruduk değil mi? Ben ne diyeceğim adamlar geldiğinde buraya, o insanlar geldiğinde? Ey şahıs falan mı diyeyim? Tabii ki kardeşim, arkadaşım, dostum. Yani ne yapmış bana da ben ona kardeşim demeyeyim? Ha “din kardeşimiz”, o anlamda din kardeşi değiliz tabii ki. Ama insanlık kardeşiyiz, dostluk kardeşiyiz, arkadaşız değil mi? Vatan kardeşiyiz inşaAllah. Yani kan anlamında bir kardeş değiliz tabii ki, ben şimdi size “kardeşim” desem, kardeş değiliz biz sizle, kan anlamında değiliz ama vatan sathındaki bütün insanlar bizim kardeşimizdir. O anlamda “kardeşim” derim, niçin demiyim yani? Ne demem gerekiyor başka yani, değil mi? “Dost da değiller” diyor. Şimdi tamam ayet var ama “dostlar edinmeyin” şeklinde değil o ayet. Kendinize veli edinmeyin, yönetici edinmeyin diyor. Tabii ki yani, mesela bir Hıristiyan başbakan olamaz, dindar bir Hıristiyan çünkü kendi aklına göre, kendi inancına göre yönetmek isteyecektir Müslüman ahaliyi. Bir Müslüman da bunu istemez, “istemeyin” diyor bunu Allah.
SUNUCU: Ama demokrasilerde böyle bir şey yoktur, yani kendi düşüncesini, dini bir kere laiklik varsa ayırmak gerekmiyor mu?
ADNAN OKTAR: Şimdi ben mesela Hıristiyan birisi olsa yönetici olarak kabul etmem.
SUNUCU: Neden?
ADNAN OKTAR: Gider oyumu başka partiye veririm, niye ona vereyim, vermiyorum. Yani demokrasi değil mi, seçim hakkı bana ait değil mi?
SUNUCU: Tabii ki.
ADNAN OKTAR: E, tamam başka partiye veririm. Aynı şekilde onların da hakkıdır. O da mesela kendi ülkesinde Müslüman birisini başına geçirmeyebilir. Yani bu son derece doğal hakkıdır çünkü Müslüman kendi inancına göre yönetecektir, doğal olarak da onun inancıyla çatışacağı için ona oy vermez, gider başkasına oy verir. Yani bu ayıplanacak, şaşılacak bir şey değil ki. Yani her insan kendi inancını rahat ve samimi yaşamak ister. Buna göre de bir ortam oluşmasını ister.
SUNUCU: İşte asıl sorun da burada değil mi yani? Her insan kendi inancını özgürce yaşaması için bu işlerin hiç devlet işlerine karışmaması gerekiyor ki bir sürü bu ülkede Ermenisi var, işte Alevisi var, bunlar da kendilerini istediği gibi ibadetlerini yapabilmeleri için bir demokrasi olması gerekmiyor mu? Yani tek Müslüman olan birisi bir Sünniliği mesela dayatırsa Alevisi, Ermenisi bu demokrasi olmuyor o zaman öyle değil mi?
ADNAN OKTAR: Ben Alevilere senden daha düşkünüm. Sen o konuda çok rahat ol.
SUNUCU: Yok, hayır savunmak için söylemiyorum. Kimseyi ayrım yaparak söylemedim.
ADNAN OKTAR: Yok, Alevileri ben çok seviyorum. Onların inançlarıyla çatışmak da çok hem ayıp olur, hem günah olur hem de vicdana uygun olmaz. Dayatma zaten insanlık onuruna, haysiyetine yakışmaz. Mesela cem evi kurmak istiyor. “Buyur” kardeşim dersin. Ne demek, bunu sormaya dahi gerek yok. Tabii ki kuracaktır.
SUNUCU: Yani kuruluyor ama yasal statüde olmuyor mesela. Bu sizce bir geri kalma olmuyor mu?
ADNAN OKTAR: Ben devletin başında değilim. Ben vatandaşım.
SUNUCU: Hayır, sizin düşüncenizi soruyorum ben.
ADNAN OKTAR: Ben asla kabul etmem. Benim vatandaşım, kardeşlerim, arkadaşlarım rahat olduğunda hoşuma gider. Mesela Bektaşi, istediği gibi kendi inancını yaşasın. Ben o zaman mutlu olurum. Alevi, istediği gibi inancını yaşasın. O zaman mutlu olurum. Ben Alevinin üzerinde baskıyı gördüğümde, ben ondan 10 misli daha fazla rahatsız oluyorum. Mesela ben, solculara baskı yapıldığında onların rahatsız olduğunun inanın 10 misli daha fazla rahatsız oluyorum. Çok çok rahatsız olurum. Hiç hoşlanmam. Yani “oh ne iyi oluyor” demem. Ben gördüğümde çok rahatsız oluyorum. Mesela bugün dahi o tip olaylar gördüğümde çok rahatsız oldum, televizyonda. Ben herkesin rahat ve huzurlu olmasını isterim ve inancını samimi yaşamasını isterim. Dayatma o kadar kızdırıcı bir şeydir ki, o kadar aşağılayıcı bir şeydir ki, çok kötü bir şeydir. Fakat önemli olan insanların birbirine zarar vermemesidir yani hakaret etmeyecek, fiili bir saldırıda bulunmayacak. Onun dışında kuşlar gibi özgür olsunlar. Tabii ki rahat olacaklar.
SUNUCU: Yani benim demek istediğim, tek bir düşünce savunulduğu zaman aslında biraz diğerleri önemsenmemiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, mesela Sünni başbakan olur, Alevilere müthiş bir özgürlük olur. Hiç onun farkına bile varmaz. Mesela Hıristiyanlar alabildiğine rahattırlar, gider kilisesinde ibadetini yapar yani Peygamber Efendimizin modeli budur. İslam’da zaten tam demokrasi vardır. İnanca müdahale çok onur kırıcı bir şeydir. Çok kötüdür. Dinin kabul ettiği bir şey değildir. Cenab- Allah çünkü birçok inancın olduğunu söylüyor zaten Kuran’da Cenab-ı Allah, değil mi? Sahabiler var, Hıristiyanlar var, Museviler var, müşrikler var. Bakın müşriklerin can güvenliğini korumakla mükellef Müslümanlar. Yani bir yerden bir yere giderken kendi canını tehlikeye atıp onları korumakla mükellef, yani puta tapan insanları. Çünkü mazlum, kendi halinde, kendi inancında, samimi inancı o adamın, Allah onu öyle yaratmış. Allah müşrikler olacak diyor zaten, var. Yani oturup onlarla bizim bir mücadeleye girmemiz ancak fikri olabilir, düşünceyle olabilir. Ama mesela bir Alevi de özgürce kendi fikirlerini anlatır, düşüncesini anlatır ki çok güzel yönleri var Aleviliğin. Her fikrin güzel yönleri olur. Yani bir fikir komple çirkin olmaz. İçinde güzel birçok yönü olabilir.
SUNUCU: Peki, Afganistan konusundan geldik aslında buralara. Siz birçok yabancı liderle görüştüğünüzü söylemiştiniz. Obama’yla da görüşüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Onun danışmanlarıyla görüşüyorum.
SUNUCU: Fikirlerinizi iletiyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bu Afganistan konusunda görüştünüz mü?
ADNAN OKTAR: Fikirlerimizi ilettik tabii.
SUNUCU: Peki.
TARKAN YAVAŞ: Geçen günlerde zaten bu “Dünyanın en etkili 500 Müslümanı” şeklinde bir yayın vardı, kitap yayınlandı. Orada Hocamızın ismi de yer alıyordu. Daha sonra Reuters, dünyanın en büyük haber ajanslarından bir tanesi, yapmış olduğu ankette, o ankette Hocamız birinci olarak çıktı. Yani dünyada en etkili Müslüman olarak çıktı. Ben hatta size şunu göstereyim: Burada, “bu kitap yayınlanırken Harun Yahya müstear ismiyle yazan Adnan Oktar, yaratılışçılıkla ilgili sözcü olarak uluslararası ün kazandı. Fakat etkisini İslam hakkındaki çok sayıdaki geniş çapta dağıtılan yayınları ve çocuklar için hazırlanan kitapları ile topladı” diye bir haber geçmişlerdi. Daha sonra da işte bu dediğim gibi Reuters’da yaklaşık 2 milyon kişinin oy verdiği ankette; bu soruya oy verenlerin %41’i Adnan Oktar, %2’si Harun Yahya cevabı vererek Sayın Adnan Oktar’ı en etkili Müslüman olarak duyurdular. Bu çok ciddi bir anket, 2 milyon kişi katılmış. Şu anda Hocamızın biraz önce söylediği “ben buradayım ama fikrim iktidarda” dediği cümlesinin de teyidi şeklindedir.
SUNUCU: Peki, %2’si Harun Yahya demiş. Neden bu mahlası kullanıyorsunuz? Bir, anlamı nedir? Onu öğrenebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Harun biliyorsunuz Hz. Musa’nın yardımcısıydı, Yahya da Hz. İsa’nın yardımcısıydı. Ben de Resulullah’ın, Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in böyle naçizane bir yardımcısı olmak dileğiyle, o ismi almıştım o zaman, Harun Yahya ismini.
SUNUCU: Gerçek isminiz Adnan Oktar, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Mahlas olarak kullanıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
SUNUCU: Peki, hafta içinde konuşulan bir diğer konu da vardı, siz de izlemişsinizdir. İsviçre’de minare yasağı konusuydu. Minarelerin, yeni minare yapımlarına yasak getirildi. Sizce bu düşünce özgürlüğüne veya inanç özgürlüğüne ne derecede etki ediyor?
ADNAN OKTAR: Çok aleni tabii ki, mesela kilise istediği gibi insanlar kursun, havra da kursunlar, camiler de kursunlar, minaresini de yükseltir ama yani eğer riskli görürse yani minareyi herhangi bir işte hukuki yönden bir müracaat varsa falan bunlar ayrı mesele, vatandaş hakkına yönelik bir şey varsa tamam. Ama bunların dışında çok özgür olması lazım. Ve böyle bir yasaklama da ters etki yapar. Ama zaten böyle bir şey İslam’ın dünyaya hakimiyetini çok körükleyen mühim bir uyarıcıydı bu.
SUNUCU: Korkuldu mu yani diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Korku değil, Müslümanlarda bir gerilim ve heyecan meydana getirdi çünkü bu oradaki insanların dine bakışlarını gösterdi, İslam’a bakışlarını gösterdi. İslam’a karşı içlerinde bir öfke olduğu hissediliyor. O zaman Müslümanların üzerine düşen görev nedir? İslam’ı hızla dünyaya yaymak, şefkatle ve sevgiyle yaklaşmak, onlara İslam’ı daha çok sevdirecek, daha mülayim bir üslup kullanmak. Bu mesajı biz almış olduk. Yani Cenab-ı Allah’ın insanlara verdiği mesajdır bu. Ama zannediyorum, onlar da biraz pişman oldular gibi görünüyor. Kararı yeniden kaldıracaklar anladığım kadarıyla.
TARKAN YAVAŞ: Evet Hocam, bir de Türkiye’den de yardım istemişler bu konunun hallolması için. Çünkü bayağı dediğiniz gibi rahatsız olmuşlar. Dışişleri Bakanları seviyesinde görüşme olmuştu bu konuyla ilgili.
ADNAN OKTAR: Evet, İslam’ın dünyada sevilen bir din olması, hızla yayılması insanları tedirgin ediyor. Ama bu tedirginliği Müslümanların kaldırması çok önemli, çünkü İslamiyet eşittir sevgi, şefkat, merhamet ve affedicilik olduğunu çok iyi vurgulamaları lazım. İslam’ın şiddetle özdeş hale getirilmesi çok yanlış bir şey olur, hem günah hem haram, hem de çok çirkin. Çünkü şiddetin ilacıdır Kuran, İslam. Şiddeti çözen bir sistemdir İslamiyet. Şiddetin kaynağı gibi göstertilmesi çok büyük bir fitne ve büyük bir tehlikedir.
SUNUCU: Aslında yeni minare yapımına burada yasak getirdi İsviçre, yani, minareler yıkılsın durumu yapmadılar ve bu referandumdu, halka soruldu ve kabul edildi minarenin yasaklanması. Sizce İsviçre bu durumda milli iradeye göre mi hareket etti yoksa hukuksal boyutuna göre mi? Yani hukuksal boyutuna göre hareket etmişse yanlış oluyor din ve vicdan özgürlüğü olduğu için ama milli iradeye göre hareket ettiyse ve bir referandum var ortada ve bu kabul edildi. Sizce hangisi milli irade mi, hukuk mu?
ADNAN OKTAR: Ama şuursuz bir milli irade var. Mesela Türkiye’de dense ki işte kiliseler kaldırılsın mı? yahut başka bir ülke diyelim Türkiye demeyelim de, kiliseler kaldırılsın mı? %90 evet çıksa, bu normal bir hareket mi, çok anormal bir hareket. Yani yapanlar da anormal hareket etmiş olurlar. Böyle bir şeyin referanduma götürülmesi bir kere yakışıksız, yani galeyana getirilmiş bir halk topluluğunu kısa bir bilgilendirmeden sonra, yönlendirdikten sonra; “ne diyorsunuz, hadi bakayım söyleyin” deyip olumsuz kararlar aldırmak, makul bir şey değil. Yani o zaman bunun arkasından çok acayip şeyler çıkar. İslam ülkelerinde de aynı yönde referandumlar yapıldığını düşünün. Çok garip neticeler çıkabilir ve insanların birbirine sevgisini, birbirine toleransını, arkadaşlığını ve kardeşlik inancını ortadan kaldıracak gelişmelere sebep olabilir. Ve çok tehlikeli bir model yaptıkları model ki biz görgülü, bilgili insanlar olarak biliyoruz onları, kültürlü, düşünen insanlar olarak biliyoruz. Çok ham hareket etmişlerdir. Çok çocukça ve ilkel bir tavır koymuşlardır, bunu hemen düzeltmeleri lazım.
SUNUCU: Yani milli iradeye uymamalıydı İsviçre diyorsunuz, tamamen hukuki boyutu olmalıydı.
ADNAN OKTAR: Tabii ki orada akıl ve mantık ve dünya hukukunu esas almaları gerekirdi. Yani insanlık hukukunu, bütün dünyanın barış hukukunu esas almaları gerekiyordu. Yani şimdi Hitler çıkıp “ben iktidar oldum milli iradeyle, iş bitmiştir” diyemez. Yani bir de dünya hukuku vardır. Yani bir psikopatı iktidara getirdilerse dünya bunu kabul edecek diye bir şey yok. Yani dünyanın birleşip böyle bir psikopatlığı etkisiz hale getirmesi gerekir.
SUNUCU: Peki Türkiye bundan sonra nasıl bir tavır takınır sizce ya da takınmalı?
ADNAN OKTAR: Türkiye zaten iyi bir tavır takındı. Paralarını Türkler çeksinler, Türk bankalarına yatırsınlar dedi. Zaten asıl İsviçre’nin paniği o yani yoksa başka bir şey onları etkilemez. Para gidecek diye dehşete kapıldılar. Yani bunu hiç hesaplamadılar. Burada da işte bakın biraz da kuş gibi düşünüyorlar. Yani değil mi? Bir şeyi cama attın mı, cam da kırılır. Yani onun bir tepkisi vardır. Oradan sekip geri gelmez insana o. İllaki bir şey olacaktı. Cam kırılmış tepelerine dökülmüştür tabii ki. Şimdi paranın telaşına düştüler, parayı nasıl kurtarırız derdindeler. Bu çok çirkin yani her aşaması çok çirkin yaptıklarının. Bir an önce bu hamlıklarına, cahilliklerine bir son vermeleri lazım.
SUNUCU: Peki hükümetin bu çağrısına uyan olur mu sizce, paralarını çeker mi orda yatırımcılar?
ADNAN OKTAR: Tabii çekerler, başlamıştır. Zaten onun için panik olmuşlardır.
SUNUCU: Bu durum diplomatik ilişkilerde bir sorun yaratır mı sizce?
ADNAN OKTAR: Türkiye olgun ülkedir yani olgun devlettir. Ağırbaşlı devlettir böyle ani heyecanla hareket etmez Türkiye. Yani böyle Osmanlı’dan gelen bir dem almış, oturmuş bir devlet terbiyesi vardır. Dolayısıyla böyle tecrübesiz, zayıf hareketler Türkiye’den beklenmez.
TARKAN YAVAŞ: Hocam bu olay aynı zamanda birçok yerde, özellikle İsviçre’de, Hıristiyanlarla Müslümanların da yakınlaşmasına sebep olmuş. Bu İsviçre’de Basel şehrinde Elisabeth Kilisesinde bir kilise papazıyla bir Türk imam birlikte Kuran’dan sureler ve İncil’den ilahiler okuyarak dua etmişler Hocam bu olay üstüne.
ADNAN OKTAR: Hayır Hıristiyanlar da tehlikenin farkına vardılar çünkü bugün minare, yarın kilisenin çanı değil mi? Öbürsü gün sinagogun borusu, yani bu zincirleme gider, arka arkaya gider. Onlar tehlikeyi başlangıçta sezip durdurmak istiyorlar gördüğüm kadarıyla çünkü bir tek Müslümanlara karşı kalmaz bu eylem. Yani Hıristiyan, “biz çan da duymak istemiyoruz” derler yarın bir gün, değil mi? “Kiliseler de bizi rahatsız ediyor” diyebilirler. Halbuki her fikre, her inanca saygılı olmaları lazım.
SUNUCU: Peki bir soru var izleyici sorusu. ”Adnan Bey Yahudi hahamlarla diyalog içinde. Türk-Musevi cemaati bu konuda ne görüşteler, sizce memnunlar mı?”
ADNAN OKTAR: Türk-Musevi cemaati, dindar olan kesim tabii ki memnundur ama dindar olmayan kesim yani bu konuda görüş belirtmesi zaten pek bir şey ifade etmiyor çünkü Tevrat’a dayandırmıyorlar inançlarını. Kendi mütalaası, şahsi kanaati oluyor, onun pek bir değeri olmaz; bizim için de, İsrail’deki Museviler için de, dindar Museviler için de hiçbir şekilde değeri yoktur, anlamı kalmaz. Çünkü biz inancı esas alan bir yaklaşım içerisindeyiz. Mesela buraya gelen Musevilerle ben çok samimiyim. Çok seviyoruz, karşılıklı bir muhabbetimiz var ama inançtan kaynaklanan bir sevgi bu. Çünkü onlar da aynı Allah’ı seviyor, ben de aynı Allah’ı seviyorum. Aynı değil mi, peygamberlere karşı sevgi duyuyoruz. Ben Davud, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf hepsini seviyorum. Onlar da seviyorlar. Onlar da ahirete inanıyor ben de inanıyorum. İnanç beraberliği var birçok yönde. O yönüyle ben onlara karşı sevgi duyuyorum. Onlar da o yönüyle bana karşı sevgi duyuyorlar.
SUNUCU: Bir tane de izleyicimiz az önce İslam’ın çok şiddet içermediğinden bahsettiniz ya, şey demiş: “Haçlı seferleri, din savaşları, Hendek, Uhud savaşları, Arap çölleri adım başı mezardı. Hitler döneminden daha çok katliam vardı.” Yani buradaki din savaşlarının Hitler’den daha şiddetli olduğundan bahsediyor, karşıt bir görüş.
ADNAN OKTAR: Hendek, Uhud onları söylüyor evet. Onların hepsi savunma savaşlarıdır. Hendek adı üstünde, Peygamber Efendimiz hendek açtırmıştır. Hendekle savunma yapmıştır yani Müslümanlar hendeğin bu tarafında kalmışlardır, karşı tarafın saldırısını önlemek için hendek oluşturulmuştur. O arkadaşın evine de birisi saldırsa herhalde kendini savunacaktır. Yani “gel beni öldür” demez, değil mi? Gücü yettiği kadar, imkanı olduğu kadar nefsi savunma içerisine girer. Oradaki olay da nefsi savunmadır. Yani bir saldırı savaşı değildir yani. O konuda bilgisi olmadığı için arkadaşımız zannediyorum öyle sathi bir görüşle olaya bakmış. Ayrıca Haçlı seferleri de Tapınak Şövalyelerinin organize ettiği, masonların organize ettiği kanlı bir Müslüman katliamı hareketidir.
SUNUCU: Haçlı seferleri mi?
ADNAN OKTAR: Tabii Haçlı seferleri, Tapınak Şövalyeleri tarafından organize edilmiştir. Sapık bir tarikattır. Her yönü ile sapık bir tarikattır ve klasik mason örgütlenmesidir ve çok sayıda Müslümanın şehit edilmesine sebep olmuştur. Ve Müslümanlar mağdur olmuştur burada. Dolayısıyla tamam orada mezarlar var ama Müslüman mezarlarıdır onlar.
TARKAN YAVAŞ: Kudüs geri alındığında da, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Selahattin Eyyubi Hazretleri hiçbir Hıristiyan’a dokunmamıştır, Musevi’ye orada inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela İstanbul da fethedildiğinde Hıristiyanlar, Museviler son derece rahattılar, hatta onlar kendileri istediler, yani İstanbul’un alınmasını onlar kendileri istediler.
SUNUCU: “Adnan Oktar ordumuza halk olarak ferdi olarak nasıl destek olunacağı konusunda tavsiyesi var mı?” demiş bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah ordumuz bizim aslandır, Said Nursi Hazretleri “kahraman ordu” diyor ve “imanlı millet” diyor. Said Nursi’nin, Resulullah’ın da övdüğü bir biliyorsunuz ordudur Türk ordusu. “İstanbul’u fetheden asker ne güzel asker” demiştir ve Türk ordusunu övmüştür Resulullah (s.a.v.), çok fazla hadis vardır. Mehdi’nin de yardımcısıdır Türk ordusu inşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin oluşmasında en büyük etkenlerden bir tanesidir, disipliniyle, efendiliğiyle, mazlumluğuyla, şefkatiyle bütün dünyada sevilir. Afganistan’da adım başı sarılıp bağırlarına basıyorlar. Niçin? İmanlı, güzel huylu, şefkatli, merhametli. Irak’ta en çok sevilen gene Türk askerleridir. Nereye gitseler her yerde seviliyorlar maşaAllah.
SUNUCU: Peki sizin Ergenekon ile ilgili söylemleriniz biliniyor, önceki günlerde de, bu hafta içinde 3 eski komutana darbe günlükleri ile ilgili tebligat gönderildi, sorgulamaya çağırıldı. Bununla ilgili ne söyleyeceksiniz, darbe planları ile ilgili?
ADNAN OKTAR: Şimdi tabii hukuki süreç tamamlanmadan, ispatlanmadan, delillendirmeden işte paşaları darbeci ilan etmem ben. Ama bir iddia var tabii, hukuki süreci beklemek lazım, hukuki süreçte mahkûm olurlar da, Yargıtay da onarsa o zaman tabii ayıplarız. Yani çünkü darbe kötü bir şey, demokrasiyi sekteye uğratan bir şey, ben darbelere her zaman karşıyım. Yani çünkü çok mağdur oldu insanlar 12 Eylül’de de, 12 Mart’ta da ben o dönemlerde gözlerimle gördüm olayları. Ben solun ezilmesinden de çok rahatsız oldum, ülkücü kesimin ezilmesinden de çok rahatsız oldum. Hepsi bizim kardeşimiz yani böyle bir şeyin olmasına gerek yok, demokrasi içerisinde rahatça çözüm olabilir yani ama tabii o an artık kader, Cenab-ı Allah’ın takdiri, o şekilde oldu ama bundan sonra olmaması çok önemli. Eğer doğruysa tabii çok vahim ve çok kötü, çok çok kötü. Çünkü doğrudan çıkara dayalı bir avuç azınlığın, çıkara dayalı bir şey olmuş oluyor bu. Çok vahim ama gönlümüz ister ki inşaAllah aslı yoktur. Ama aslı varsa rezalet.
SUNUCU: Ergenekon’un aslında bu darbe günlükleri ile başladığı söylentileri var ortada yani eğer böyle bir şey de varsa ilk önce onların sorgulanmaları gerekmiyor muydu? Neden bu zamana kadar kalındı? Geç değil mi yani?
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm mahkemeler ve savcılar gayretliler yani öyle bir ayırım da yapmıyorlar. Orgeneralleri bile tutukladılar yani öyle bir çekindikleri falan yok değil mi, öyle temkinli bir hareket yapmıyorlar. Yani net delil olduktan sonra beklemiyorlar ama bazen de böyle taktik olarak bekleyebilir. Yani bu tip olaylar yani dışarıda daha çok delil oluşması için, onları tenzih ediyorum onlar için demiyorum da, daha çok bilgi edinilebilmek için bazen dokunmayabilirler de, yani bırakırlar 1 yıl, 2 yıl, 3 yıl bırakabilirler yani netleşinceye kadar; çünkü Allah akıllarını kapatıyor, şuursuzlaşıyorlar gene suç işliyorlar gene rezalet çıkarıyorlar, bunlar oluşuyor. Fakat iddia edilen Ergenekon örgütünün en vahim yönü, gayrimeşruluktan hiç kaçınmamaları yani böyle hem zalim, hem psikopat, hem kan dökücü, hem her türü ahlaksızlığa yatkın bir yapıları var. Mesela bakın gayrimeşru hayat yaşayan kadınları yani müptezel kadınları, inananlara karşı, Türk milliyetçilerine karşı silah olarak kullandıkları, onlara mahkeme açılması ve dava açılması için kullandıkları yeni ortaya çıktı. Mesela bu çok büyük bir rezalet. Ve mücadele etmek istedikleri kişilerin adına oraya buraya mektup gönderdikleri, hakaret mektupları gönderdikleri ortaya çıktı iddia edilen Ergenekon örgütünün. Mesela bu da çok anormal bir rezillik ve bol miktarda buna ait delil var; nasıl yaptıkları, nasıl faaliyet yaptıklarına dair. Bu tabii çok büyük bir zulüm.
TARKAN YAVAŞ: Hocam bugün de bu söylediğinizle ilgili bir haber vardı.
ADNAN OKTAR: “Cemaat evlerine silah koymam için 800 bin TL teklif ettiler”. Mesela bak tam bir rezalet, yani dindar gördükleri kişilerin evlerine veyahut milliyetçilerin evlerine, Türk milliyetçilerinin evlerine silah koymak yahut uyuşturucu koymak, kokain koymak. Daha önceden tecrübeleri var çünkü mesela bana da biliyorsunuz Emniyette yiyeceğime, içeceğime kokain koymuşlardı. Yani böyle gözü dönmüş ve psikopat adamlar.
SUNUCU: Bu Zaman gazetesinin haberi sanıyorum, özel haberi mi acaba başka bir yerde var mı?
TARKAN YAVAŞ: Bu zaten iddia edilen Ergenekon örgütü dosyalarından, arşivlerinden gelen haberler. Bir de burada önemli olan, Hocamızın da söylediği gibi, bazı kişileri önce içeriye sokup istedikleri neresiyse oraya birini işe sokup ya da içlerine sokup sonra istedikleri oradaki komployu yaptırabiliyorlar. Mesela bir başka haberde gene burada ‘ETÖ’nün devşirmeleri’ diyor, burada da birçok üst düzey kuruma kendi adamlarını soktukları yönünde bir iddia var. Bu da dosyalarda yer aldı. Mesela TÜBİTAK’a, RTÜK’e, Türk Telekom falan gibi çok önemli kurumlara sokmuşlar ve bu şekilde de hareket ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Yani böyle özellikle gayrimeşru kadınları, yani çok özür dilerim, fahişeleri kullandıklarını iddia edilen Ergenekon örgütü tutanaklarından görüyoruz. Birçok kişiye iftira atmada, onları mağdur durumda bırakmada bu kadınları kullandıklarını görüyoruz. Ayrıca suç unsuru maddeleri evlere bıraktıkları ve bırakmak istedikleri ve bunu yaptıkları ve bu kişiler adına oraya buraya mektup gönderdikleri artık netleşti. Yani çok açık, bununla ilgili çok fazla belge var. Bu çok büyük bir zulüm. Bunun mağdurlarının yeniden bir daha değerlendirilerek tespit edilmesi lazım ve ona göre de önlem alınması lazım. Ve mesela bunların bir kısım hâkimleri takibe aldıkları, bunların özel hayatlarını video filme aldıkları, kızlarını – çocuklarını video filme aldıklarını, onların bir kısmının uygunsuz görüntülerini sakladıkları ve bu hâkimlere şantaj yaparak karşıt oldukları, düşman oldukları kişilere hüküm verilmesi için, ceza verilmesi için bu hâkimleri tehdit ettikleri gene belgelerle ortaya çıktı. Yani bu kadar rezalet çıkaran bir örgütü ekarte etmek, etkisiz hale getirmek devletin şu an bir numaralı görevidir. En büyük devletin şu anki görevi budur. Ve hükümeti de bu yönüyle, yani başka yönüyle belki insanlar desteklemeyebilir, bu normal, ben bir şey demiyorum; ama bu yönüyle hükümetin sonuna kadar desteklenmesi lazım. Çünkü bu milli bir sorun, hatta uluslar arası bir sorun. Kazakistan’a da zarar verdi bu iddia edilen Ergenekon örgütü, Azerbaycan’a da çok büyük zarar verdi, Türkî devletlere de çok büyük zarar verdi, onun için, Suriye’ye zarar verdi, Irak’a zarar verdi, her yerde kan döken psikopat bir örgüt. Ne istediği de belli değil. Yani Türkçülüğü kullanıyor Türkçülüğe karşı, İslamiyet’i kullanıyor İslamiyet’e düşman, Hıristiyanlığı kullanıyor Hıristiyanlığa düşman, Museviliği kullanıyor Museviliğe düşman. Yani böyle psikopat bir örgüt… Komünistliği kullanıyor komünistliğe de düşman. Yani tam deli bir örgütlenme yani ben böyle psikopat bir örgüt duymadım şu ana kadar, yani bu kadar şeytanî ve bu kadar deli bir örgüt dünyada yoktur. Bu kadar ne idüğü belirsiz, ne istediği belli olmayan bir örgüt.
SUNUCU: Siz Mehdi döneminde her şeyin, Mehdi’nin geldiğini söylediniz zaten ama ortaya çıktığında her şeyin, çok güzel olacağından bahsettiniz. Peki, Ergenekon’un akıbeti ne olacak Mehdi geldiğinde?
ADNAN OKTAR: Ergenekon… Said Nursi Hazretleri Mehdi devrinde Ergenekon örgütünün yok olacağını 60 sene öncesinden belirtmiş.
SUNUCU: Nasıl yok olacak?
ADNAN OKTAR: Çok açık izah etmiş; “üç devre-i istibdat devresi vardır” diyor, “üç istibdat devresi” diyor. “Bir en azgın olduğu devre vardır” diyor, “bir orta safhası vardır, bir durumu muhafaza etme safhası var, bir de yıkılma safhası var. Kahraman ordu ve imanlı millet Kuran’ın ışığıyla hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. “Masonların” diyor “muavenetini alacak” diyor, “masonların yardımını, desteğini alacaklar” diyor ve “kadın hakları adı altında örgütlenmiş bir kısım kadın örgütlerinin de desteğini alacaklar, Türkçülüğü de kullanacaklar, muhakkaten ve geçici olarak” diyor, “Türklüğü ve Türkçülüğü de muhakkaten kullanarak çok büyük tahribat meydana getirecekler” diyor. “Münafıkane bir örgüttür” diyor; münafıkane yani içi dışı belli olmayan, ne idüğü belirsiz bir örgütlenme olduğunu belirtiyor Said Nursi. Son devresinin verdiği tarihe uyuyor, yani verdiği tarihler bu tarihlerdir yıkılış devri.
SUNUCU: Şu an yıkılış safhasında?
ADNAN OKTAR: Evet, yıkılış safhasında.
SUNUCU: Ne zaman biter?
ADNAN OKTAR: 2011 – 2021. Yani tamamen biteceği.
SUNUCU: Arasında?
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
SUNUCU: Peki. İzleyici sorularımız var tabii her zaman olduğu gibi. Çok var ama ben aralarından seçmek zorunda kalıyorum. Mehdiden bahsetmişken “Alevilerin Mehdi döneminde nasıl bir hizmeti olacak?” demiş bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Aleviler Mehdi aşığıdır. Mehdi dedin mi Alevinin kanı kaynar. Bütün Şiilerde, Caferilerde biliyorsunuz Mehdilik çok hayati bir konudur. Aşkla, şevkle bağırlarına basacaklar. 1400 yıldan beri bekliyorlardı, Allah o sevinçlerini, o neşelerini onlara en şiddetli şekilde göstertecek ve bu güzel bayramı hep birlikte yaşayacaklar inşaAllah. Sünniler, Aleviler hepsi birlikte inşaAllah.
SUNUCU: Yani nasıl bir değişiklik olacak Alevilerde?
ADNAN OKTAR: Özgürlük, alabildiğine özgürlük. Yani Mehdiyet eşittir özgürlük, sevinç, rahatlık, bereket, bolluk, kardeşlik ve arkadaşlık demektir. Yani insanların iyi bildiği, güzel bildiği her şeyin sonuna kadar uygulanmasıdır Mehdiyet. Kötü olan her şeyin de sonuna kadar yok edilmesidir. Çirkin olan, insanların canını yakan her şeyin yok edilmesi, iyi olan her şeyin de ihya edilip güzelleştirilmesi demektir.
SUNUCU: “Hz İsa Aleyhisselam’ın fiziksel özelliklerini çok detaylı tarif ediyorsunuz” demiş. “Acaba sahip olduğunuz özel bir ilminiz var mı, çok merak ediyorum?” demiş.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi ben nasıl söyleyeyim? Bende özel ilimler var demem tabii ki. Ama Cenab-ı Allah bilgi olarak, okuma şeklinde yahut bilen insanlardan istifade etmek şeklinde bana bilgi veriyor tabii ki Cenab-ı Allah. Ben de bunları insanlara aktarıyorum.
SUNUCU: Yani herhangi bir yerden?
ADNAN OKTAR: Yani orada kastettiği arkadaşımızın herhalde vahiy gibi veyahut ilham gibi böyle olağanüstü bilgiyi kastediyor.
SUNUCU: Olağanüstü bilgi sanıyorum…
ADNAN OKTAR: Yok ben öyle bir özelliğim yok, yani ama olağanüstü bilgileri olan insanlarla görüşüyorum ama onu söyleyeyim.
SUNUCU: Yani bilgileri oradan aldığınızı mı söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
SUNUCU: Bilindik kişiler mi?
ADNAN OKTAR: Bilinen, bilinmeyen.
SUNUCU: Peki… Siz daha önceden cinleriniz olduğundan bahsetmiştiniz.
ADNAN OKTAR: Doğru, evet.
SUNUCU: Bununla ilgili tabii bir sürü soru geliyor. “Cinlerin de insanlarda olduğu gibi dünyaya bağlılıkları var mı?”
ADNAN OKTAR: Cinler çocuk gibiler, yani onları eğitmek çok vakit alan bir şey. Ama Allah’a şükür hayret edilecek şekilde Kuran’a çok muhabbetleri var. Kuran’dan müthiş zevk alıyorlar, Kuran dinlemekten çok zevk alıyorlar. İyi eğitilirlerse, yani böyle stres altında olmazlarsa, çok yorulmazlarsa, çünkü yaklaşık bir saat sonra falan çok yorulmaya başlıyorlar, ondan sonra güçleri kayboluyor ve samimi soru sorulursa yani gerçekten ihtiyaç olan soru olursa çok düzgün, net cevap veriyorlar hakikaten. Ama yorulurlarsa bir şuur bulanıklığı başlıyor, ondan sonra çekilmez oluyorlar yani.
SUNUCU: Yani mala ve dünyaya bağlılıkları var mı demiş ama… Herhangi bir etkileri var mı demek istiyor.
ADNAN OKTAR: Yok öyle bir şeyleri yok, onların öyle bir şeyleri yok. Çünkü onlara zaten su yetiyor onlara bir bardak su. Öyle bir ihtiyaçları yok.
SUNUCU: Yok diyorsunuz. Peki, “İran’ın nükleer silahlanmayla ilgili açıklamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: İran zaten nükleer silah yapmıştır yani atom bombası vardır. Birçok ülkenin var, Türkiye’nin de var atom bombası. Yani bu kadar telaşlanacakları bir şey yok ki. İran yani aklı başında insanlar, ne yapacağını, ne edeceğini bilen insanlar, Allah’tan korkan insanlar. İsrail’i atom bombasıyla yok edeceklerini falan düşünüyorlar Amerikalılar, İngilizler falan… Biraz çocuksu Amerikalılar ve İngilizler; ben görüşüyorum onlarla, konuşuyorum da. Böyle çabuk kuşkulanabilen çabuk da yatışabilen insanlar ama çok çabuk da böyle panik olup buna biraz da kovboy ruhuyla karşılık vermek isteyen insanlar. İran Mehdi’yi bekiyor ve geçenlerde en yüksek ağızlardan bu açıklandı ki “Mehdi geldi” diye. Yani Hamaney de söyledi değil mi açıkça, Hürriyet de sür manşetten söyledi. İran’dan bir anormallik beklemesin dünya, ama atom bombası zaten İran’ın vardır yani, hem de bol miktarda vardır. O konuda bu kuşkunun kalkması gerekiyor. Rusya’nın var atom bombası kimse çekinmiyor. İsrail’in de var kimse bundan çekinmiyor. Pakistan’ın var, Hindistan’ın var, Çin’in var; Çin’de zibil gibi atom bombası var eğer çekineceklerse asıl onlardan mesela Kore’nin var, Kore’ye niye güçleri yetmiyor? Yani bir de Kore patlattı atom bombasını; “bakın, gelin görün” dedi “bombayı da patlatıyorum ve yine yapacağım” dedi. Amerika süklüm püklüm oldu, garibanlaştı, çocuk gibi sesler çıkartmaya başladı yani önce tabiri caizse dayılanıyordu böyle Kore’ye değil mi, işte “asarım, keserim, şöyle yaparım” falan dedi. Kore; “bak senin gözünün önünde bombayı patlatıyorum” dedi. “Ne yapıyorsan da yap” dedi yani alayın gelsin gibisinden söyledi ve gümbür gümbür de atom bombasını patlattı. Amerika’dan tıs yok, çıt yok. Amerika biraz da güce göre hareket ediyor, burada ayıp yapıyorlar çok çok ayıp yapıyorlar. Kore’ye çıtı çıkmadığına göre konu bitmiştir. Orada ki eğer karizma açısından değerlendiriyorsa karizması zaten dümdüz çizilmiş oluyor. Eğer karizma açısından değerlendiriyorsa Çin yani ton hesabı ile atom bombası var adamlarda, öyle zibil gibi atom bombası var ve roketlere yerleştirilmiş olarak. Yani isteseler New York’u da vururlar, efendim Amerika’nın herhangi bir eyaletini çok rahat vurabilecek güce sahip şu an Çin, yani zibil gibi atom bombası var. Özellikle Rusya’nın yani dünyayı 20 kere ortadan kaldıracak atom bombası var. Bütün bu riskler göz önünde bulundurulduğunda Amerika’nın asıl bunlardan çekinmesi lazım çünkü ateist ülkeler bunlar. E o da hiç olmazsa onların inancına göre ehl-i Kitap olmuş oluyor Müslümanlar, Allah’tan korkan insanlar. Bu kadar korku artık paranoya tarzı bir şey bu, çok abartılı yani buradaki kabadayılık çok gereksiz ve küçük düşürücü oluyor Amerika için.
TARKAN YAVAŞ: Bir de İran bir açıklama yapmıştı Hocam sizin izahlarınızdan sonra. “Atom bombası kullanmak haramdır” diye en üst düzeyde yetkilileri açıklama yapmıştı.
ADNAN OKTAR: Evet söyleyin demiştik, söylediler; ama Amerika’yı pek doyurmadı o izah.
SUNUCU: Peki kısa bir ara verelim o zaman. Reklamlardan sonra tekrar birlikteyiz.
DEM Özel devam ediyor değerli izleyenler. Konuklarım Sayın Adnan Oktar ve Tarkan Yavaş bizimle birlikte. Evet, devam edecek olursak aslında bir davanız var, bundan biraz bahsedelim istiyorum. Oktar Babuna bu hafta bizimle birlikte değil, biraz rahatsızmış sanıyorum ancak onun ailesi ile süren bir davanız var? Bu dava ne oldu, bundan biraz bahsedebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Türkan Akyüzalp ve Semin Babuna, her ikisi de bizim aleyhimizde davalar açan, sonra bu işte çete davasını açtırtan, aleyhimizde birçok oraya buraya tanıklık yapan ve hatta halen de devam eden kişiler. Ama bu kişiler bizim daha önce, ben 20 yıldan beri tanıyorum Semin Hanımı, Cevat Babuna’yı da 20 yıldan beri tanırım, her zaman dostuz, gelir gideriz, yani böyle bir konu yoktu. Türkan Akyüzalp de bizim evimizde kaldı, bakın evimizde kaldı, kızıyla beraber evimizde kaldılar yani o kadar yakın olduğumuz insanlar. Aylarca beraber olduğumuz insanlar; ama yani aynı sofrada yemek yediğimiz halde, aynı ortamda kaldığımız halde sonradan 360 derece ters dönüp aleyhimizde konuşmaya başladılar. Daha önceleri bizleri öven, bizlere saygılarını, sevgilerini çok coşkun dile getiren, hatta aleyhimize açılan davalarda da mahkemelere bu konuda şahidlik yapan, dilekçeler veren, bizi savunan insanlarken iddia edilen Ergenekon örgütünün elemanları bu kişileri aldattılar, kandırdılar, tam tersine çevirdiler. Ama onlar farkında bile değil kendilerine yanaşan kişilerin iddia edilen Ergenekon örgütü mensubu olduklarından da haberleri yok.
SUNUCU: Yani ilişkileri var mı diyorsunuz Ergenekon örgütüyle?
ADNAN OKTAR: Mesela Emin Şirin.
TARKAN YAVAŞ: Emin Şirin vardı Hocam, onları bizzat bizim mahkememizin olduğu gün, Emin Şirin hepsini bizzat toplayıp mahkememizin duruşmasına getirmişti.
ADNAN OKTAR: Emin Şirin tabii iddia edilen Ergenekon mensubu demiyorum; ama Emin Şirin iddia edilen Ergenekon örgütü lobi sorumlusu olarak gözaltına alındı ve halen de davası devam ediyor bu kişinin ve bütün olayların hep içindeydiler, ailece bunlarla beraberlerdi. Emin Şirinle Semin Babuna, Türkan Akyüzalp hep birlikte hareket ediyorlardı. Hatta Adil Serdar Saçan’la sürekli görüşme halindeler, sürekli bağlantıları vardı değil mi, tutuklanmadan önce?
TARKAN YAVAŞ: Evet, demin bahsettiğiniz konuyla ilgili olarak Hocam, bu dediğiniz gibi Hocam Türkan Akyüzalp’in mahkemeye bir dilekçesi olmuştu. Dediğiniz gibi böyle.
ADNAN OKTAR: Evet, oku onu.
TARKAN YAVAŞ: Okuyayım.
Kızım Ebru Akyüzalp bir süre önce misafir olarak kaldığı eve yapılan bir polis baskın sırasında gözaltına alınmıştır.
Bilindiği gibi, kızım 1,5 yıl önce Serkan Ciminli’nin katledilmesi olayında yaralanmıştır. Bu olaylardan sonra tehditler almasına rağmen, adaletin yerine gelmesine yardımcı olmak için tüm gördüklerini anlatması sebebiyle kızımın hayatı tehlikededir.
Bu nedenle kızımın gözaltına alındığı gece bulunduğu evde, kendi evimizin güvenli olmaması sebebiyle, kızımla birlikte ben de uzun süre misafir olarak kaldım.
ADNAN OKTAR: Bakın bizim evimizde kalıyor, güvendikleri için. Bakın kendi evini güvenli görmüyor, fakat bizim evimizi güvenli görüyor, bizim evimizde kalıyorlar. Evet…
TARKAN YAVAŞ: Bu süre içinde tanıdığım kişilerin üstün ahlaklı, vicdanlı, milli ve manevi değerlerine bağlı, kültürlü, yüksek tahsilli ve terbiyeli, iyi aile çocukları olduklarını gördüm. Kızımın herhangi bir şekilde ailemizden tecrid edilmesi veya istismarı söz konusu olmamıştır. Bilgilerinize arz ederim. Saygılarımla, Türkan Akyüzalp, Ebru Akyüzalp’in annesi.
SUNUCU: 99 yılında değil mi?
ADNAN OKTAR: 99 yılında evet. Şimdi de tam tersine döndü. Bakın daha önce kendi evini güvenli görmeyip yanımıza gelen, bizi bu kadar seven insan, tam tersine dönüp bu sefer de bizim çete mensubu olduğumuzu iddia ederek hakkımızda dava açtı.
TARKAN YAVAŞ: Bir de Hocam hakaretler de oldu. Siz daha iyi bilirsiniz, bizim arkadaşlarımıza hakaretleri oldu hatta bunların bir tanesinde de ceza aldı bir arkadaşımıza bu olaylar esnasında hakaret ettiği için. Aldığı ceza da onandı, o şekilde yani hakaret etme derecesine vardırdı olayı.
ADNAN OKTAR: Türkan Akyüzalp de evet, yaptığı suçtan dolayı da mahkeme ceza verdi, bu ceza da onandı. Evet, var mı başka göstereceğin?
TARKAN YAVAŞ: Aynı zamanda, var inşaAllah. Semin Babuna’nın da söylediğiniz gibi Hocam mektubu var.
SUNUCU: Semin Babuna kim oluyor?
TARKAN YAVAŞ: Semin Babuna da Oktar Babuna’nın annesi, Cevat Babuna’nın eşi.
ADNAN OKTAR: O ne diyor? Evet, bakın kendi el yazısı ile mahkemeye sunduğu yazısı.
TARKAN YAVAŞ: Evet birçok dilekçesi var Hocam, bu mesela bir dilekçesi.
ADNAN OKTAR: Oku onu, sen oku.
TARKAN YAVAŞ: Tabii.
Bildiğiniz gibi 12 Kasım 1999 tarihinde Bilim Araştırma Vakfı mensuplarına ve kızım Tuba Babuna’nın aralarında bulunduğu 85 kişi emniyetçe gözaltına alındı. Bu tarihten sonra hem kızım hem de BAV camiasına yapılan, BAV camiasına yönelik çok çirkin emniyet mensuplarının elinde suç unsuru olarak bulunan hiçbir delil ve kanıt olmamasına rağmen bu durumdan dolayı son derece müteessir olduğumu belirtmek isterim.
Sayın Adnan Oktar’ın fahri başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı uzun senelerce Türkiye’ye büyük hizmetler veren çok saygın bir vakıf. Başta Sayın Adnan Oktar olmak üzere bu vakıfta mensup olan tüm insanlar son derece güzel ahlaklı, haysiyetli, milletine ve vatanına bağlı, sevecen, devletine karşı itaatte kusur etmeyen pırıl pırıl vatan evlaları.
Hem benim evladım hem de bu camia mensuplarının Türkiye’nin geleceği için ahlak ve kültür olarak üstün vasıflara sahip, çok etkili olduğuna inanıyorum. Bu kişiler birçok genç gibi bar köşelerinde hiçbir amacı ve ideali olmadan başı boş, hiçbir sorumluluk almadan dininden bihaber, devletine ve kendi milletine karşı hiçbir sadakat benimsemeyen kayıp insanlar olacaklarına Sayın Adnan Oktar’ın hayırlı tavsiyeleri, vesilesi ile ülkemizin gurur duyacağı insanlar haline gelmişlerdir. Atatürk’ün kendilerine bırakacağı mirastan ve vatan sevgisinden, vatan sevgisinin ne demek olduğundan bile habersizken bu topraklara gönülden bağlı, ecdadına karşı saygılı, Türkiye’nin ilerlemesi ve üniter yapısının korunması için bir çaba içerisine giren, dünyaya örnek bir genç topluluğu olmuşlardır. Böylesine büyük bir hizmeti alkışlamak gerekirken böyle bir haksız uygulama kampanyasını başlatanların vicdanında uzun vadede büyük bir yara açılacağına inanıyorum. Bugüne kadar hakkında hiçbir suç delili olmayan, hem basında bu kadar tahkir edici, hakaretamiz ifadeler kullanıldığına şahit olmamıştım. Bu nedenle değerli Türk kamuoyunu, kızımın da aralarında bulunduğu güzel ahlakları yüzlerine yansımış bu tertemiz insanlar konusunda vicdanlı ve sevecen olmaya davet ediyorum. Saygılarımla, Prof. Dr. Cevat Babuna’nın eşi; Semin Babuna.
ADNAN OKTAR: Onun mektubunu sen büyütemiyor musun? Burada gösteremiyor musun ekranda?
TARKAN YAVAŞ: Büyütebilirim.
SUNUCU: El yazısı ile olduğu için pek okunamıyor sanırım.
TARKAN YAVAŞ: Şu kadar büyütebiliyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam, mesela bak bu kendi el yazısı ile.
SUNUCU: Peki yıl 99 övgüler var, yıl 2009 hakaretler; neden? Bu farklılık neden?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütü bize karşı en etkili çalışmayı, ailelere karşı yaklaşımı ile elde edeceğini biliyordu. İftirayı attılar çünkü, gayrimeşru kadın kullanma olayını yaptılar, bizim adımıza oraya buraya mektup gönderme işini de yaptılar. Geriye sadece aileler kalmıştı. Ailelerden de uygun ve müsait olanları kandırdılar, onların da bundan haberi olduğunu zannetmiyorum. Yani böyle sivil elemanlar bunları yönlendirdiler benim anladığım ki aldığımız bilgi o yönde fakat bunların haberi yok onların iddia edilen Ergenekon örgütünden haberi yok onların tahmin ediyorum. Ve sonra da aleyhimize döndüler, olay bu. Yani şu anda da var güçleri ile bu yönde bir gayretleri var ki 20 yıldan beri ben Cevat Hocayı tanırım. Bütün konferanslarına onu gönderen benim. Ne konuşacağını ona anlatan da benim. Nasıl anlatması gerektiğini gösteren de benim. Darwinizmle ilgili bütün konferanslarını biz organize ettik, orada ne anlatacağını da biz gösterdik ki yani defalarca da evimize geldi Cevat Babuna. Ben onların evine gittim. Yani hepsini tanırım. Bütün çocuklarının hepsini tanırım, ailesini de tanıyorum. Bakın 20 yıl az değil yani.
SUNUCU: Peki siz Ergenekon’la ilişkileri olduğundan bahsettiniz. Aslında bir ihbar niteliğinde oldu bu. Yani Ergenekon’a yardım etmiş olmuyorlar mı bu durumda?
ADNAN OKTAR: Bilerek olsa yardım etmiş olur. Mesela o Emin Şirin’i bilmiyorlardı. İddia edilen Ergenekon örgütünün…
SUNUCU: O çağırdı dediniz?
ADNAN OKTAR: …lobi sorumlusu olarak adam gözaltına alındı. İçiçeydiler zaten sürekli beraberdiler. Yani gece gündüz berberdiler.
SUNUCU: Emin Şirin’le?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii.
SUNUCU: Yani o zaman işte bir bağlantı oluyor burada, bu noktada.
ADNAN OKTAR: Emin Şirin şimdi bakkala da gider, kasaba da gidiyordur.
SUNUCU: Ama size karşı bir davada rol oynuyor. Sizin söylediğiniz kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Bu yönde eğer bir suç varsa tabii bu konuda inceleme yapılması lazım, araştırma yapılması lazım. Ben aslında şöyle söyleyeyim: Biz bu konuda 3 klasör dosya verdik. Ben olayı pek fazla açmak istemiyorum yani olay kovuşturma aşamasında olduğu için. Ama ben bu kişileri iddia edilen Ergenekon örgütünün elemanıdır demiyorum ama bu kişilere iddia edilen Ergenekon örgütünün elemanları yanaştılar. Bu açık herkes tarafından biliniyor ve Adil Serdar Saçan’la da bağlantıları var, görüşmeleri var.
TARKAN YAVAŞ: Evet onun defterinde gene bu ele geçirilen iddia edilen Ergenekon örgütü kapsamında yapılan aramalarda ele geçirilen defterinde Adil Serdar Saçan’ın, Semin Babuna’nın ismi var. Yani geçiyor onların da ismi. Birlikteliği biliniyor.
ADNAN OKTAR: O şey, şu belge var mı Taha Akyol ile ilgili? Yayınlayabiliyorsanız yayınlayın.
TARKAN YAVAŞ: Var Hocam bakayım tamam.
ADNAN OKTAR: Yoksa ben göstereyim.
TARKAN YAVAŞ: Yok var. Onu bulabilirim.
ADNAN OKTAR: Sen bulana kadar biz göstersek daha iyi olabilir.
SUNUCU: Ne belgesi dediniz?
ADNAN OKTAR: Görünüyor mu? Bu, Adil Serdar Saçan’ın, evet telefonu gözükmesin.
TARKAN YAVAŞ: Şuradan gösteriyorum Hocam. Telefonları da şöyle çekeyim.
ADNAN OKTAR: Telefonları kaldır yukarıya, evet.
TARKAN YAVAŞ: Şu, sağda yazıyor.
ADNAN OKTAR: Bakın “Mustafa Akyol alınacak. Gereği yapılacak” diyor ve Taha Akyol’un ismini yazmış, telefon numarasını almış. Altına Mustafa Akyol, Mustafa Akyol 15 yıl benim yanımda bulunan talebemdi. Mustafa Akyol, Taha Akyol’un oğlu. Bakın Taha Akyol ile Adil Serdar Saçan arasında nasıl bir bağlantı varsa bilemiyoruz? Diyor ki; “Mustafa Akyol alınacak” ama hukuki değil yani çünkü bir savcı talimatı yok, mahkeme talimatı yok. Herhangi bir şekilde alınacak. Daha önce de böyle keyfi uygulamalar vardı. Bakın “Mustafa Akyol alınacak”, dikkat edin “gereği yapılacak”.
SUNUCU: Siz nereden ulaştınız bu bilgiye?
ADNAN OKTAR: Bu, iddia edilen Ergenekon örgütü iddianamedeki tutanaklardan.
SUNUCU: Peki şu andaki durum nedir davada?
ADNAN OKTAR: Yargıtay aşamasında işte. Yani Yargıtay da şu an ya inceliyor. Onların avukatı Rezzan Aydınoğlu’nun ifadesine göre, o açıklama yapmış zaten, demeç vermiş New Humanist’e; “Ceza alacak, biz biliyoruz” gibisinden. Ondan sonra zaman da vermiş yani. Daha önce de biliyorsunuz Hürriyet’in öyle bir açıklaması olmuştu; “Adnan Hoca yandı” diye sürmanşetten vermişti. 2 gün öncesinden Yargıtay’ın kararını öğrenmişlerdi. Yargıtay’ın bakın ne resmi internet sitesinde bir açıklama var ne öyle alınmış bir karar var daha mahkemenin kararı belli değilken, 2 gün öncesinden Hürriyet “Adnan Hoca yandı” diye başlık verdi. Sonra da bakın ‘yandı’nın anlamı ne biliyor musunuz? Yani hem “dava bozulacak” diyor hem “mahkemeye gidecek ceza alacak”. “Ceza da almakla kalmayacak” diyor, “ceza da artırılacak” çünkü benim yanmam için hapis yatmam gerekiyor. Normalde ben yattığım için hapis yatmayacaktım. Ancak ceza artımıyla hapis yatabilecek konuma geldim. Ayrıca Yargıtay da onayacak ki ben yanabileyim onların dediğine göre. O nasıl yanmaysa ayrıca, yani benim ateşim onların hepsini yakar yani inşaAllah. Mesela “Adnan Hoca şimdi yandı” diyor. Hürriyet’te birinci haberdi bu, sürmanşetten verdi Hürriyet. Bakın 2 gün önceden verdiği haber Hürriyet’in bu.
SUNUCU: Davadan 2 gün önce?
ADNAN OKTAR: Evet, 2 gün önce yani daha netice almamış mahkeme. Belli değil, 2 gün öncesinden.
TARKAN YAVAŞ: Daha Yargıtay ilamı yayınlanmadan.
ADNAN OKTAR: Ve teşhisleri tam doğru çıktı, Aydın Bey’in istihbaratını tebrik ediyorum. Ondan sonra Taha Akyol’un da istihbaratını tebrik ediyorum inşaAllah. Yani bu nasıl iştir mesela biz Taha Akyol’la ilgili Taha Akyol’a dava açmıştık. 4 kere davayı kazandık üst üste, Yargıtay’a gitti. Yargıtay da onadı, konu bitti. Oğluna demiş, bu Mustafa Akyol’a. Bizimle o zaman görüşüyordu Mustafa Akyol. “Babam dedi ki“ dedi, “’bu dava düşecek, ben bunu halledeceğim, Ankara’ya gidiyorum bunun için’ şeklinde konuştu” dedi. Taha Akyol Ankara’ya gitti, Cemil Çiçek ile görüştü, 1 hafta sonra dava düştü. Yargıtay’ın kararını bozdular. Ama tabii ben Yargıtay’ı tenzih ederim. Yani ondan etkilendi de yaptı demiyorum ben, ama Yargıtay genel sekreterinin konuşmaları içler acısı yani çok vahim; “benimle Cemil Çiçek konuştu telefonda” diyor, “ bir talimat verdi bana” diyor. Talimat: “… ….” yani, ben izin almadığım için söylemiyorum. “Talimat verdi bana” diyor Yargıtay genel sekreteri. Ve 1 hafta sonra, hiç tarihte görülmemiştir 1 haftanın içerisinde böyle bir şey olması, yani Yargıtay’da en az 1 yıl kalır böyle bir şey olsa ki çok zordur, Yargıtay böyle bir davayı zaten kabul etmez en başta, hemen geri gönderirler normalde. Çünkü çok açık bir şey olarak görürler, gönderirler. Ama ben tabii saygı duyuyorum kararlarına, takdir onların. Öyle olması gerekiyorsa öyle olmuştur. Ben ona bir şey demiyorum. Bir gayrimeşruluk olduğunu da iddia etmiyorum. Fakat sadece ilginç geliyor bana yani 1 haftanın içerisinde nasıl böyle bir şey olmuştur? Taha Akyol’un oğlunun açıklaması, daha Yargıtay’a gitmeden açıklaması oldu; “babam Ankara’ya gidip bunu bozduracak” dedi. Gitti, bir hafta sonra bozdurdu ve konu bitti. Yani bozuldu, müracaat etti bozdurdu demeyeyim de yani bozuldu yani inşaAllah.
SUNUCU: Yani bu da yargı üzerindeki baskıyı ortaya koyuyor aslında değil mi?
ADNAN OKTAR: Ben tabii tenzih ediyorum, takdir milletimizin, ben Yargıtay’dakileri tenzih ediyorum. Öyle bir baskıyla bunu yaptılar demiyorum ama Yargıtay genel sekreterinin izahı, zehir zemberek yalnız yani çok net konuştu o. “Bana telefon etti” dedi Cemil Çiçek, Cemil Çiçek’e de sorulduğunda yemin-billah ediyor, “benim hiç alakam yok” diyor. Taman biz de inanıyoruz, ne diyelim yani? Mesela bize buradaki davanın oluşması safhalarında, daha önceki safhalarda da, kimlerdi o toplantıya katılanlar? İki Bakan var...
TARKAN YAVAŞ: Cevat Babuna,
ADNAN OKTAR: İki bakan var ama onların isimlerini vermeyeceğiz zaten, biri eski bir İçişleri Bakanı, bir Bakan, ondan sonra…
ADNAN OKTAR: Cevat Babuna… Yakın akrabası Sabahattin Zaim, Prof. Dr. Sabahattin Zaim rahmetli, bir de o. Birlikte toplantı yapıyorlar, aldıkları karar çok vahim benimle ilgili, bir şeyler konuşmuşlar anladığım kadarıyla, arkadaşlarımızla ilgili bir şeyler konuşmuşlar; arkasından bu süreçler başladı, bu olaylar başladı. Cemil Çiçek’le bir toplantıları oluyor ayrıca, Cevat Babuna, Cemil Çiçek, Sabahattin Zaim’in bulunduğu bir toplantı yapılıyor ayrıca. Cemil Çiçek de Bakan o zaman, Adalet Bakanıydı. Sonra olaylar birden güllük- gülistanlık olmaya başladı, böyle ilginç güzel olaylar gelişti. Hukuki güzel olaylar neticeler gelişmeye başladı. Yani biz hayır görüyoruz tabii, bir güzellik görüyoruz. Yani ben onların etkisiyle, bu toplantıların etkisiyle bunlar oldu demiyorum ama bu rastlantılar çok şaşırtıcı, hayret verici. Tabii takdir milletimizin, ben bir yorumda bulunmuyorum ama şaşırtıcı buluyorum.
SUNUCU: Peki yargıdaki baskıdan bahsettik, aslında siz çok güzel açıkladınız. Yargıdaki baskı uzun süredir aslında gündemde ve tele-kulak iddiaları var biliyorsunuz. Siz bunlarla ilgili neler söyleyeceksiniz, siz dinleniyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Benim 79’dan itibaren sürekli bir polis takibim oldu, sürekli dinlendim. Hepsinde temiz ve suç unsuru olmayan bir netice alındı. Ama buna rağmen devam etti, benim hiçbir rahatsızlığım yok, her zaman dinlenir telefonlarım.
SUNUCU: Şu anda dinleniyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani, çok benim alıştığım, sıradan hayatın normal akışı o yani, benim şaşırdığım bir olay değil. Yani teknik takip her zaman olmuştur, defalarca da evimize de geldiler ama hep temiz ve hep güvenli ve hep güzel bir ortamla karşılaştılar. Hep tutanaklarda “suç ve suç unsuruna rastlanmamıştır” şeklinde izahları var. Her mahkemeden de beraat ettim şu ana kadar, benim hakkımda açılan her mahkemede, tamamından beraat ettim ama bol bol gittik hapis yattık. Gözaltına alındık; feda olsun, helal hoş olsun, bizim onlardan bir şikayetimiz yok. Telefonlarımı da istedikleri gibi dinleyebilirler, teknik takiplerine de saygı duyarım hatta güvenliğim açısından da iyi de olur, hayır olur. Ben yani bir şey demiyorum.
SUNUCU: Peki bunu kanıtladınız mı; dinlendiğinizi?
ADNAN OKTAR: Belgeler var zaten. Hayır, şimdi normalde dinleme yapıldıktan sonra, 15 gün dinleme yapılıyor değil mi bildiğim kadarıyla?
TARKAN YAVAŞ: 10 gün.
ADNAN OKTAR: 10 gün dinleme yapılıyor. 10 veya 15 gün uzatmayalım. Eğer bir suç unsuru yoksa o kaybediliyor değil mi? Tahrip edilmesi gerekiyor kanunen. Bizde bir güzellik yapmışlar; hatıra olarak saklamışlar yıllardan beri yani, böyle muazzam bir arşiv var. Mahkemeye de sundular ellerine sağlık ama hiçbir şey yok yani.
SUNUCU: Peki siz herhangi bir dava açtınız mı bununla ilgili, hakkınızı savundunuz mu?
ADNAN OKTAR: Ne haddimize yani...
SUNUCU: Neden? Yıllardır dinlendiğinizden bahsediyorsunuz. 15 gün izni var diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Mesela ben yiyeceğime, içeceğime kokain konduğunda dava açayım dedim, düşündük. Dediler; ya şimdi avukatlar “bu sefer ton hesabıyla evde çıkartırlar” dediler. Yani çok daha büyük başını belaya sokarlar, en iyisi bu kadarla bitirelim dediler yani. Çünkü karşımızda iddia edilen Ergenekon örgütü var. Yani şimdi diyecek adam işte “bu sefer arabasında çuval hesabıyla çıktı” diyecek. Yani onu yapan onu yapamaz mı yani? Hiçbir şey diyemedik çünkü şikayet edeceğim, kimi kime şikayet edecektim o dönemde ben yani? Adam yani değil mi, tamam şikayet edilecek kişiler de var ama edilemeyecek kişiler de var. Karmaşıktı ortalık; kimin ne olduğu belli değildi. Yani hepsini tenzih ederim, tabii yani büyük bölümü iyi insanlar.
SUNUCU: Şimdi bu durum böyle mi? Değişmedi mi sizce?
ADNAN OKTAR: Şu an değişti tabii yani, ama daha yargıda temizlenmiş değil. Yargıda iddia edilen Ergenekon örgütü bütün şiddetiyle devam ediyor ve bütün gücüyle devam ediyor çünkü yargıda telefon dinlemesi imkanı yok, bir kere yani iyi siper almış durumda iddia edilen Ergenekon örgütü bu konuda. Tabii hakimlerin hepsini tenzih ederim. Bağlantısı olanları kastediyorum, teknik takip yapılamıyor. Ne yapacaksın başka o zaman? Cumhurbaşkanı bile dinleniyor, Başbakan bile dinleniyor. Teknik takip yapılıyor, mahkemeye verilebiliyor ama bir Yargıtay mensubunu mahkemeye vermek mümkün değil. Verilemiyor, isterseniz deneyin hiçbir şey olmaz yani...
SUNUCU: Bir şey değişmez diyorsunuz...
ADNAN OKTAR: Evet ama o dönemde ben hakikaten güvenemiyordum yani oradaki memurları ben tenzih ederim fakat iddia edilen Ergenekon örgütü yapılanmasından dolayı biz müracaatta bulunamıyorduk. Çünkü müracaatta bulunsam bin misli ile karşılık alma ihtimalimiz vardı. Mesela akıl hastanesinde yapılan işkenceleri de şikayet edemedik. Ne diye şikayet edeceksin? Adam yani bu kadar kapsamlı, devlet içine çöreklenmiş bir yapıya benim tek başıma bir hukuki mücadele veremeyeceğim gün gibi aşikardı o dönemde. Nitekim daha yeni ortalık rahatladı. Ama şu an bile iddia edilen Ergenekon örgütünün ciddi olarak üstüne gidilmiyor. Yani benim anladığım anlamda gidilmiyor. Mesela yargıda bir çekinme var gibi görünüyor halbuki açıkça telefonların dinlenmesi lazım ve kanun çıkartılıp dinlenmesi lazım. Kanun çıkarılıp açıkça teknik takibe alınması lazım. Bir bağırtı çağırtı oldu, hemen ortalık süt liman oldu. Böyle olmaması gerekiyordu yani Orgeneral bile tutuklanıyor da, yani bir hakim niçin takip edilemesin? Mesela hakim cinayet işledi diyelim, bunu nasıl tespit edeceğiz biz? Teknik takip yok, telefon dinlemesi de yok, ev araması yapamıyorsun, o zaman her türlü suçu işlemek o kişi için, kimse onu yapan, serbest hale gelmiş oluyor ve bunun tesbiti mümkün olmuyor. Bütün hakimleri tenzih ederim ama suç işleyen hakimlerin çıktığını da görüyoruz. Onun için bu hakimlerin ve Yargıtay hakimlerinin özellikle rahatça dinlenebilmeleri, teknik takibe alınmaları, ev araması yapılabilmesinin mümkün olması gerekiyor. Böyle olmadığı müddetçe iddia edilen Ergenekon örgütü elini kolunu sallayarak bu insanların, bu temiz insanların içerisinde faaliyet yapabilir. Ki bakın birçok hakimi gizli kameraya aldıkları ve onlara şantaj yaptıkları bugün iddia edilen Ergenekon örgütü dosyalarında görebiliyoruz. Mesela kızını videoya almış, mesela bizim bölümümüz yani bize bakan Yargıtay’ın ilgili bölümünde mühim bir şahsın kızını videoya almışlar uygunsuz vaziyette. Şimdi diyorlar; “o kişi bizim kontrolümüzde” diyorlar. İddia edilen Ergenekon örgütünde en birinci sırada hedefi benim ve Bilim Araştırma Vakfı, şimdi bu durumda bizim tedirgin olmamamız mümkün mü? Yani “bak kızının filmi elimizde mevcut” diyor iddia edilen Ergenekon örgütü, bize bakacak bölümdeki kişiyi kastediyor. Biz de tedirgin oluyoruz tabii haklı olarak. Onun için bir an önce bunların neticelenmesini istiyoruz.
SUNUCU: Ergenekon’un yeteri kadar üzerine gidilemediğinden bahsettiniz. Dediniz “telefonlar dinlenmeli” dediniz. Bunun dışında neler yapılmalı, bu dava biraz daha hızlı seyir etmesi gerekmiyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabii bir ağır gidiyor, yani polisin de hızlanması lazım, savcıların da tabii savcılara bir şey demiyoruz, yargıya karşı benim saygım var, onlara bir şey söylemiyorum ama yani vatandaşın da çok iyi destek sağlaması gerekiyor ve olağanüstü hızlanması lazım. Yani yargıda ve bazı yerlerde hız kesilirse zaten iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı bir şey yapılamaz ki o zaman, zaten onların güvendiği, kaleler olarak gördükleri yerler buralar. Emniyet içinde de var iddia edilen Ergenekon örgütü mensupları, yani hükümetin çok daha cesur, kararlı hareket etmesi lazım. Daha atak mesela bir ara operasyonları hızlandırmışlardı, mesela güzel gidiyordu. Basında bir kısım koro var, iddia edilen Ergenekon örgütünün beslemeleri yani, iddia edilen Ergenekon örgütü bunları maaşa bağlamış, adam o maaş karşılığında iddia edilen Ergenekon örgütünü alenen savunuyor. Veyahut tehdit etmişler, mesela kızına, kızının ırzına geçmişler, videoya almışlar; “lehte, konuşacaksın” diyorlar konuşuyor, onların lehinde konuşuyor. Veyahut bir siyasi konum oluyor; “sana suikast yaparız” diyorlar, “indiririz seni, ensendeyiz biz” diyorlar, yani “senin ensende yaşıyoruz biz zaten” diyorlar, “bir aleyhte konuş, seni aşağı indiririz” diyorlar. O tip kişiler de zaten tamamen korkmuş, pısmış vaziyetteler ve dolayısıyla çok cesur ve atak, kararlı hareket edilmesi lazım. Yani ben tutuklu olanları tenzih ediyorum fakat çok kahpe, çok aşağılık, çok şerefsiz bir örgüttür iddia edilen Ergenekon örgütü. Yani kalleş bir örgüttür ve tehdite dayalıdır. Mesela “sizi asarız, keseriz” hep bunların edebiyatı budur. Bakın dikkat edin hep bunların ağızında asma, kesme vardır ve bir kısım insanları ya yavaşlatıyorlar, ya cesaretlerini kırabiliyorlar. Halbuki bu onların cesaretini daha da artırması gerekir. Ama ben Başbakanı tenzih ederim, Başbakan delikanlıdır yani tabiri caizse, yani çekinen bir insan değildir. İçişleri Bakanımızı da tenzih ediyorum yani, ama çok daha atak ve kararlı hareket edilmesi lazım. Çünkü bir tek Türkiye’nin değil bütün bölgenin başının belası bu örgüt. Yani Suriye’nin de başının belası, Irak’ın da başının belası, Amerika’nın da başının belası, her yere bir pisliktir bunlar. Yani her yerde kan döken bir örgüt ve bütün devlet memurlarının büyük bölümü de bunlardan mutazarrır, çok rahatsızlar. Mesela genel müdürleri gidip tehdit ediyorlar, müsteşarları gidip tehdit ediyorlar ve kendi kontrollerine almak istiyorlar, bir kısmını da kontrollerine almışlardı. Nitekim de görüyorsunuz, mesela adam kelli-felli adam, yani normal bir insan gibi görünüyor, asla yapmaz zanediyorsunuz, aile babası; iddia edilen Ergenekon örgütünün bir numaralı adamı çıkıyor adam. Niye? Ya karısıyla ilgili uygunsuz bir şey elde etmiş oluyorlar, ya canını tehlike içerisinde göstertiyorlar veyahut buna benzer bir şeyler, yani adamlar da bildiği için bunların ne psikopat olduğunu. Bir de kendilerini acayip göstertiyorlar. İşte “şu kadar milyon destekçimiz” var diyorlar. İşte “şuralarda şuralarda örgütlüyüz” diyorlar, yani tepmez-devrilmez bir güç gibi gösteriyorlar kendilerini. Bu safatoriklerin bir kısmını da korkutup kandırdılar. Halbuki bunlar it gibi korkak, çok aşağılık adamlar, yani üflesen giderler ve yani pamuk ipliği gibidir bunlar. Üstlerine gitmedikleri için, bir kısım insanlar, bunlar hayat buldular. Hükümet üzerlerine gidiyor ama hükümete bu konuda daha çok destek olunması lazım ve basının içerisinde cazgırlık yapanlardan da hiç etkilenmemek lazım çünkü besleme onlar, para karşılığı bunu yapıyorlar zaten. Yani o, onların onlardan bir farkı yok. Sadece onları savunma görevini almışlar o kadar. Parasını da alıyor adam, risk de görmüyor bunda, çünkü direkt organik bağlantıdan kaçınıyorlar. Sadece bir kurye götürüyor parasını veriyor bunların farz edelim, o tarz bir yapılanma içindeler.
SUNUCU: Emniyet içinde de şu an daha hala olduğundan bahsettiniz az önce değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii.
SUNUCU. Peki bu operasyon yapılabilir mi sizce, emniyet içinde bir Ergenekon operasyonu yapılabilir mi?
ADNAN OKTAR: Çok rahat yapılır tabii. Yani aslında çok kararlı gidiyor hükümet, gidiyordu bir bildikleri de vardır belki ona da bir şey demiyorum. Ama ben biraz tez canlıyım yani çünkü bir an önce bunun neticelenmesi gerekiyor. Daha hala pervasızlıklarına devam ediyorlar, daha hala o züppe üslupları üzerlerinde, yani burunları daha hala kırılmış değil. Basındaki iddia edilen Ergenekon örgütünün üzerine mesela hiç gidilmedi. Baron göğsünü gere gere geziyor mesela. Adam, bir numaralı elemanıdır iddia edilen Ergenekon örgütünün. Adam süper pervasız, anormal rahat yani. Halbuki üzerine gidilmiş olsa çok çok güzel olur ve Türk Milleti de bütün gücüyle destekler. Ama Milletimizin desteğinin daha da artması gerekiyor.
SUNUCU: Bir kaos ortamı yaratır mı sizce bu emniyette veya yargı içindeki operasyon?
ADNAN OKTAR: E tabii usturuplu gidiyor da olabilirler yani, temkinli gidiyor da olabilirler, ben takdir onların tabii. Ama bende olsa yani bir gecede bitiririm yani. Bana bir imkan vermiş olsalar tek bir gecede konu biter. Yani en kabadayısı, en afedersin bilmem şeyi gelsin işte feriştahı mı derler nedir yani, gelsin hiç takmam, dinlemem. Çünkü bütün milletimizin, Türk Milleti’nin geleceğini karartmaya kararlı bir yapı var burada. Yani hayat-memat meselesi yani ya Türk Milleti yaşayacak ya yok olacak. Bu yani, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkmayı amaçlayan, yerle bir etmeyi amaçlayan bir düşünce. Bir de utanmadan Atatürk’ün resmini kullanıyorlar, ismini kullanıyorlar. Kendi toplantılarında Atatürk hakkında akıl almaz sözler eden bu adamlar ki tutanaklarda bu görülüyor, iddia edilen Ergenekon örgütü tutanaklarında bu görülüyor, cumhuriyete karşı yıkma konusunda kesin kararlı olan bu adamlar, dışarıya karşı sanki milliyetçiliği savunan bir üslup içerisinde görünüyorlar. Halbuki Türkiye’yi yirminin üzerinde fazla, yirmiden fazla eyalete ayırmak konusunda karalı bunlar ve PKK’yı kuran örgüt bular. PKK’yı örgütleyen ve Mehmetçik’imizin değil mi, 30 binin üzerinde vatandaşımızın ve Mehmetçik’in şehit olmasına sebep olan bir örgütü kuran bir yapıdır iddia edilen Ergenekon örgütü.
SUNUCU: Peki bu örgütte kim var bu PKK ile ilişkili, şu anda içeride bulunan?
ADNAN OKTAR: E şimdi mahkeme safhasında, nasıl söyleyeyim?
SUNUCU: Ama şu anda zaten tutuklandılar, içerideler ve yani dava sürüyor ama şüpheli konumundalar.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi hüküm giymeden söyleyemeyiz ki, nasıl söyleyeyim? Yani zaten ama PKK’nın kendi elemanları söylüyor zaten şu an, yani yöneticileri doğru diyorlar bizim, yani PKK ile iddia edilen Ergenekon örgütünün bağı var diyorlar.
TARKAN YAVAŞ: Evet bu.
ADNAN OKTAR: Bakın, buyurun.
TARKAN YAVAŞ: Osman Öcalan’ın geçen bir röportajı vardı. Tam dediğiniz gibi Hocam. Direkt söylüyorlar burada bizim ...
ADNAN OKTAR: Bakın “örgütün bir kanadı ile Ergenekon ortak iş yaptı”, bir kanadıyla değil bütün kanatlarıyla iş yaptı.
SUNUCU: Evet burada mesela Yalçın Küçük’ten bahsediliyor.
ADNAN OKTAR: Yalçın Küçük ne yapmış?
SUNUCU: “Yalçın Küçük Apo’ya Lenin’in yerine geç derdi. Doğu Perinçek de PKK’nın siyasi kolu olmak istedi, Apo ona güvenmedi”, diyor.
ADNAN OKTAR: “Yalçın Küçük Apo’ya Lenin’in yerine geç” dedi. Lenin ölmüştü, Yalçın Küçük’e bir şey mi oldu ne? Lenin’in öldüğünden haberi yok mu?
SUNUCU: Yalçın Küçük zaten şu anda serbest.
ADNAN OKTAR: E tamam da…
SUNUCU: Bu hangi gazetede acaba?
TARKAN YAVAŞ: Bu Türkiye Gazetesi.
SUNUCU: Yani taraflı bir haber olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Doğu Perinçek de PKK’nın siyasi kanadı....
TARKAN YAVAŞ: Yoo, birkaç yerde daha çıktı; böyle açıklandı Osman Öcalan’ın açıklamaları. Bağlantıları da açıklamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ha, bu Osman Öcalan’ın açıklaması.
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Yalçın Küçük Apo’ya Lenin’in yerine, yani Leninist mi ol, ne demek istemiş acaba?
TARKAN YAVAŞ: Evet yani lider ol anlamında siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Hayır Lenin ol, ama o Stalinisttir Apo. Leninist değil Stalinisttir. Al birini vur ötekine, farkları yok tabii de. Fakat tabii dedi mi demedi mi bilemeyiz. Bunu Osman Öcalan söylüyor, Yalçın Küçük yani böyle bir şey deyip demediğini tabii kendisi açıklayabilir. Ama Osman Öcalan’ın açıklaması bu: “Yalçın Küçük Apo’ya Lenin’in yerine geç dendi”.
SUNUCU: Yani Yalçık Küçük Ergenekon’dan göz altına alındı ve serbest bırakıldı, demek ki böyle bir şey söylemediğini,
ADNAN OKTAR: Ama böyle bir şey dese bile zaten bu tutuklanması için yeterli bir sebep olmaz. Ki reddeti, ha evet reddetmiş olabilir, yani böyle bir ifadeyi kabul etmez zaten. Tabii etse tutuklanır zannediyorum, değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Yok, evet.
SUNUCU: Yani bir suç olarak değil ama hani Ergenekon’da bağlantılı diyorsak bunu reddetmiş olacak.
ADNAN OKTAR: Yani daha Türkçesi tabii onun kendi ifadesine de başvurulması gerekir. Ama Osman Öcalan’ın böyle bir ifadesi var. Evet. “Doğu Perinçek de PKK’nın siyasi kolu olmak istedi, Apo ona güvenmedi.” Tabii bunları bilemeyiz, yani şahısların kendi ifadeleri de olması lazım. Yani “evet böyle dedim” derse tamam, ama reddediyorsa biri böyle diyor, biri böyle diyor o zaman ona bir şey diyemeyiz.
SUNUCU: Ama bunun dışında, içeride olan kişiler de var değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Veli Küçük var, yani isim olarak örnek olarak veriyorum ben. Mustafa Balbay var bu basından.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Yani bunlarla ne kadar alakalı acaba?
ADNAN OKTAR: Mahkeme titiz çalışıyor gördüğüm kadarıyla, devlet de titiz çalışıyor, yakında ortaya dökerler. Ama ben biraz daha sürat istiyorum. Ama yargı aşamasını geçmek çok önemli. Yani yargının her şeyi delillendirmesi, netleştirmesi ve Yargıtay’ın da onaması konumunda biz açık bir beyanda bulunabiliriz. Onun dışında bu yakışık almaz. Yani mesela Osman Öcalan öyle diyor ama bu kişiler de aksini savunabilir. “Biz böyle bir şey demedik” diyebilirler, o zaman biz bir şey diyemeyiz.
SUNUCU: Evet aslında Ergenekon başladığından beri hep belli aralıklarla operasyonlar yapıldı değil mi? Şemdin Sakık’ın...
ADNAN OKTAR: Bakın “Ergenekon; PKK, Hizbullah ve DHKP-C’yi kullanıyor” diyor. Bunu kim diyor? Şemdin Sakık diyor, evet.
TARKAN YAVAŞ; Şemdin Sakık diyor.
ADNAN OKTAR: Ya bunlar hep mahkeme sürecinde anlaşılacak olaylardır. Yani, inşaAllah. Ama süratlenmesi herkesin hayrına olur. İnşaAllah.
SUNUCU: Peki sizce, yani yavaş işlediğinden bahsettik operasyonların, operasyonlar devam ederse sırada kim olur sizce? Yani bir kurum olarak veya kişi olarak aklınızda biri var mı?
ADNAN OKTAR: Bir kere basının hükümeti, devleti bu konuda desteklemesi gerekiyor. Basında bir kısım kalemşörler Baron’un beslemesi konumundalar ve iddia edilen Ergenekon örgütünü alenen savunuyorlar. Bir kere buna son verilmeleri lazım. Eğer bu vatanı ve milleti seviyorlarsa para karşılığı…
SUNUCU: Hangi taraf bunlar, hangi taraf? Basında Ergenekon’u savunan dediniz.
ADNAN OKTAR: Yani hangi gazeteler, hangi gazeteciler mi?
SUNUCU: Hangi grup?
ADNAN OKTAR: Söyler miyim hiç? Söylemem tabii ki de.
SUNUCU: Söylemiyor musunuz? Peki.
TARKAN YAVAŞ: Yine Hocam Ergenekon’un 2. iddianamesinden iddialar diye yazıyor: “Savcılar 2. iddianamede terör örgütü PKK ile Ergenekon’u ilişkilendiriyor. Gizli tanık ifadeleri, savcıların elindeki delillerin önemli bölümünü oluşturuyor.”
ADNAN OKTAR: Yani savcılara tam destek olunması lazım. Savcıları yıpratmaktan kaçınmak gerekiyor. Polise çok iyi destek olunması lazım. Hükümete bu yönüyle destek olunması lazım. Yani hükümete insanlar tabii birçok yönüyle karşı olabilir ama hak olan, doğru olan bir yönde destek olmamaları vatanseverliğe yakışmaz. Çünkü bunun sonucunda hepimiz rahat edeceğiz, bütün millet rahat edecek, Türkiye’nin gelişmesini engelleyen bir yapıydı bu. Onun ortadan kalkması Türkiye’nin refahı, bolluğu, güzelliğidir inşaAllah. Ama illaki yıkılacak diyorum iddia edilen Ergenekon örgütü, göreceksiniz. İnşaAllah.
SUNUCU: Peki, süremiz kısıtlı tabii ki, bu haftanın da sonuna geldik, son olarak söylemek istedikleriniz neler? Bunları alalım.
ADNAN OKTAR: Son olarak, ben milletimi çok seviyorum. Sonuçlar çok çok güzel olacak. Alevisi, Sünnisi, Kürdü, Lazıyla, Çerkeziyle hepimiz bir bütünüz, kardeşiz. Gönülleri çok rahat olsun, 10 yıl sonrasını düşünsünler, şu anı o kadar kafalarını takmasınlar yani. 10 yıl sonra bayram, düğün ortamı olacak ve çok sevinecekler inşaAllah.
SUNUCU: Neler olacak 10 yıl sonra?
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği’nin ihtişamını görecekler inşaAllah.
SUNUCU: Türk-İslam Birliği ile olacak diyorsunuz. Peki, çok teşekkür ediyoruz yayınımıza katıldığınız için.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
SUNUCU: DEM Özel burada sona eriyor değerli izleyenler. Haftaya görüşünceye dek hoşça kalın.