SUNUCU: Merhabalar kıymetli izleyenlerimiz, selamların en güzeli olan Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun. Efendim Türkiye’de masonluğu bitiren, Darwinizmi yerle bir eden bir kaleden sesleniyoruz yine sizlere bugün, Sayın Adnan Oktar Hocamızın yanından sesleniyoruz. Bugün bizleri Kanal 35’den ve Tv Kayseri’den izliyorsunuz. Bunun dışında birçok kanalımız var, onları da buradan sizlere saymak istiyorum. Mega Tv Gaziantep’ten bizleri izliyorsunuz şu anda, Mersin Tv, BGRT Konya’dan, Kanal 32 Isparta, Kanal 3 Afyon, Gelişim Tv Rize, İGRT Mersin, Kırşehir Tv, Ufuk Tv Malatya, Şah Tv Muğla, Güneş Tv Tokat, Sun Tv Mersin, Kanal G Giresun, Söz Tv Diyarbakır, Seylan Tv Ankara, Kanal 59 Tekirdağ, ÖzEge Tv Uşak, Güney Tv Hatay, Sun Tv Konya, ART Uşak, ORT Ordu, Kütahya Televizyonu, Kanal 72 Batman, Kanal 5 Gaziantep, 21.Yüzyıl Tv Muğla, Konya Tv, Best Tv Maraş, Kanal 56 Siirt, Hatay BRT, Tokat Gece Tv, Kanal 78 Karabük, Sefa Tv Tokat, Elif Tv Kayseri, ART Amasya, Süper Tv Tokat, Süper Tv İnegöl, MRT Osmaniye, CRT Ceyhan, Can Tv Erzincan, Kanal 19 Çorum, Karahisar Tv, Kanal 47 Mardin, Kanal 60 Tokat, Destan Tv Kütahya, Iğdır Tv, Can Tv Diyarbakır, Genç Tv Karaman, Trabzon Tv, ORT Osmaniye, Çağdaş Tv Karaman, Kanal 54 Sakarya, Kanal 10 Bursa, Kanal 55 Samsun, KTV Konya, Mercan Tv Adıyaman, Kanal Malatya, Ahi Tv Kırşehir, Güneydoğu Urfa Tv, Venüs Tv Bilecik, Gözede Tv Samsun, Kapadokya Tv ve Otağ Tv Adana’dan şu anda bizleri canlı olarak izliyorsunuz. Bunun dışında bizi dinlediğiniz bazı canlı radyolarımız da var; onları da buradan iletmek istiyorum. Şu anda bizleri Mavi Karadeniz Radyosu 106.4 frekansından canlı olarak dinleyebilirsiniz, Kozan FM Adana’dan 90.0 frekansından, Ergani Söz Radyo Diyarbakır 93.3 frekansından, Bingöl FM 102.0, Best FM Kahramanmaraş 91.5 frekansından, Amasya Radyo Gül 102.5 frekansından, Siverek Radyo Urfa, Renk Radyo Karaman, Adıyaman’ın Sesi Radyosu, ASR FM 96.0 frekansından da bizleri canlı olarak dinleyebilirsiniz. Bunun dışında bazı internet sitelerimiz de var, onları da söylemek istiyorum; www.haberhilal.com , www.haberdem.com , www.diplomathaber.com ve her zaman olduğu gibi www.harunyahya.tv ‘den de bizleri canlı olarak izleyebilirsiniz değerli izleyenlerimiz. Evet Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah, nefes alın size de maşaAllah.
SUNUCU: Programımızın dörtte birini kanalları saymakla geçirdik, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah hepsine selamet, sağlık, güzellik, hayır versin. Bütün milletimi çok seviyorum, onlar da beni çok seviyorlar gördüğüm kadarıyla, elhamdülillah. İnşaAllah güzel bir program olur, güzel şeyler konuşuruz.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam bu güzel hafta sonunda. Evet, Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanımız Tarkan Yavaş beyefendi de buradalar. Sizler de hoş geldiniz efendim.
TARKAN YAVAŞ: Hoş bulduk. Teşekkür ederim.
SUNUCU: Nasılsınız?
TARKAN YAVAŞ: Allah’a hamd olsun. Çok iyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?
SUNUCU: Allah iyilik versin. Hamd olsun, biz de iyiyiz yine bu güzel Pazar gününde. Hocam Türkiye’de masonluğu bitiren ve Darwinizmi yerle bir eden kale diye seslendim buradan size, özellikle isminizi o şekilde zikretmek istedim. Darwinizmi yerle bir etmenizin yanı sıra insanları bu kadar sevmeniz, tabi bunu artı bir parantez içinde belirtmek gerekiyor; Hocamızın insanlara olan sevgisi, şefkati, merhameti, insanlara olan bağlılığı ve aşkı her zaman burada zaten zikrediyoruz. Burada yerle bir ettiğimiz şeyler zaten yine insanlığın huzuru barışı ve mutluluğu içindir. Onu da tekrar belirtmek istiyorum Hocam.
Evet Hocam bugün bize neler anlatmak istersiniz, bu güzel hafta sonunda sizden ne kadar güzel şeyler dinleyeceğiz Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabi en baş sorunlar neler; Güneydoğu’daki sorun var, Güneydoğu’daki o canlarımız, güzel insanlarımız biliyorsunuz PKK tehdidi altında, huzursuz ve rahat değiller. Onların değerini çok iyi vurgulayan, onların asaletini, kadirşinaslığını, misafirperverliğini çok güzel vurgulayan, onlara coşkun sevgi gösteren güzel bir yapı gittikçe gelişecek inşaAllah. Türk İslam Birliği içerisinde o mübarek insanlar da, bütün vatanımız da, bütün Türk illeri de, bütün İslam alemi de huzur ve rahatlık içinde olacaklar. Bakın az kaldı diyorsam az kalmıştır. Neredeyse yarılandı yani altyapısı bitmek üzere. Evet, altyapı çok önemli, yani zemini çok önemlidir. Zemini çok güzel kuruluyor şu an, ama bir en az bir 10 yılımız daha var, inşaAllah. Ama bu 10 yılın, ileriki dönemler mesela 2012, 2014, yani bunlar çok heyecan verici yıllardır, 2017.
SUNUCU: Gitgide güzelleşecek inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabi gittikçe, tabi bunları hep görecekler inşaAllah. Zorludur, ama güzelliği de beraberdir. Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor, “yine her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor. İmtihan dünyasındayız, imtihanın gereği olarak bunlar oluyor inşaAllah. Senin güzel soruların oluyor. İstersen bir soru sor?
SUNUCU: Evet, sorularımız gerçekten çok. Bu arada, ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan da bizlere sorularınızı iletiyorsunuz. Hocam bir soru var; ruhla ilgili bir soru, dikkatimi çekti onu özellikle okumak istedim size, “merhaba Hocam nasılsınız?” .
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, çok iyiyim.
SUNUCU: “Hocam Allah gördüklerimizi ruhumuza izlettiriyor demiştiniz. Ruhun ırkı ve cinsiyeti olmadığını da geçen defaki röportajlarınızda dinlemiştik. Hz. Meryem’in ruhu ile Hz. İbrahim’in ruhu aynıdır diye söylediniz inşaAllah. Hocam peki acaba ruh bir midir? Yani siz o ruhtan konuşuyorsunuz, ben bu ruhtan duyuyorum. Aynı zamanda bu röportajı izleyen bütün okuyucularımız da o ruhtan mı bu röportajı dinliyorlar, Allahualem. Nasıl oluyor Hocam, hepimizin ruhu bir midir? Allah milyonlarca insanın hayatına bir ruh mu vermiştir, selamlar” demiş Ergin Aliyev kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o Ergin çok yaman o maşaAllah. Bakayım çok değerli kardeşimize. Ergin faal de maşaAllah, gördüğüm kadarıyla, çok dindar. Şimdi sunucu olarak yukarıda da bir Azeri kardeşimiz var, acayip sevimli bir şey çok yaman, bayağı zeki. İnşaAllah Allah nasip ederse o da bize yardımcı olacak bir süre sonra. Ruh Cenab-ı Allah’ındır. Cenab-ı Allah diyor “Biz ruhumuzdan üfledik” diyor. Değil mi, Hz. Adem’i önce porselen gibi bir insan heykeli yapıyor Cenab-ı Allah, sonra “ona ruhumuzdan üfledik” diyor Allah. Yani “ruh verdim ve kalktı” diyor. Şimdi Allah’ın orada tabi porselen yani pişmiş balçıktan bir heykele ihtiyacı olduğundan değil. Sırf güzellik olsun, hoşluk olsun, ben mesela demin burada yoktum, birdenbire Allah karşınızda yarattı. Siz de yoktunuz birdenbire yarattı. Yani önce bir porselenden oluşup, sonradan oluşmadık. Yani Allah’ın yaratmada öyle bir beklemeye yahut bir araya, vesileye hiç ihtiyacı yoktur. Ne toprağa ne suya hiçbir şeye ihtiyacı olmaz. Sırf güzellik olsun, süs olsun, işte sebep olsun gibisinden. Yani mesela o porselenin ayaklanması da, mesela heyecan verici olduğu için meleklere bir güzellik, cin alemine bir güzellik. Heyecan vermesi amaç bu. Tabi, yani özetle şunu söyleyeyim; bütün insanlar Allah’ın üfürdüğü ruhla yaşıyorlar, hepsi birbirinin aynıdır inşaAllah. Ruh olarak aynı, Allah’ın ruhunu taşırlar.
SUNUCU: Evet, daha sonra bizim yaptığımız amellerle mi şekilleniyor hayatımız? Yani ruhlarımız aynı fakat bizim işlediğimiz ameller, işte gerek isyankârlığımız, gerek işte Allah’a olan ibadetlerimizle mi biz şekil alıyoruz? Müslüman kimliğine bürünüyoruz veya bürünmüyoruz?
ADNAN OKTAR: Evet, eğer bu konuyu tam öğrenmek istiyorlarsa kardeşlerim ben şöyle anlatayım; çok samimi olsunlar, Allah’ı çok sevsinler, Kuran’a samimi bağlansınlar. Samimi olanlar Kuran’a bağlananların hepsi cennete gidecek, yani istisnasız. İyi olmak için gayret ettikten sonra, samimi olduktan sonra akıllarını hiç yormasınlar, bu dünyada da çok rahat ederler. Zorludur, imtihanlar vardır ama sonuçta çok rahat ederler. Canları alınırken son derece rahattırlar. Cennette alabildiğine rahattırlar. Ama Allah’ın Kendini bildiği gibi biz Allah’ı hiçbir zaman bilemeyeceğiz, yani sonsuza kadar bilemeyiz, bu mümkün değil.
SUNUCU: Gaybdır yani gaybı bilemiyoruz bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Hayır, Allah’ın verdiği bilginin dışında biz bilgiye sahip olamıyoruz zaten. Yani gösterdiği görüntünün dışında, duyurduğu sesin dışında, duyurduğu kokunun dışında, hissin dışında bir şey mümkün değil. Mesela Darwin Darwinizmi hazırlarken, yazarken bütün detaylarını Allah ona yaratır. Yani hiçbirini kendi yapmaz. Mesela insan zannediyor ki; Darwin düşündü işte, Galapagos Adası’na gitti. Halbuki daha o babasından doğmadan o adaya zaten gitmişti. Onun gemisini, kayığını hazırlayan Cenab-ı Allah, hepsini yapan Allah’tır. Oradaki kuşları hazırlayan, ona o şekilde yazıları yazdıran da Allah’tır. Onun kitabı, daha Hz. Adem’in çamuru hazırlanırken vardı onun kitabı. Yani onun için bütün kontrol Cenab-ı Allah’ın Katı’ndadır. Küfrü de Allah yaratır, İslam’ı da Allah yaratır. Her ikisini mücadele ettiren de Allah’tır. Ama Allah’ın sırrını anlamak istiyorum diyorsa insanlar anlayamazlar. Yani sonsuzluğu anlamak istiyorum diyorsa anlayamazlar. Yani mümkün değil, ama şunu anlayabilirler, iyiler mutlaka mutlu olurlar, rahat ederler. Yani biz bizi ilgilendiren yönüne olayın bakarsak çok rahat ederiz. Hani diyor ya “ben derin derin düşünüyorum” diyor, seni derin derin Allah düşündürüyor. “Düşünüyorum düşünüyorum, bulamıyorum” diyor, mesela “çözemiyorum” diyor “bazı konuları”, düşünüyor düşünüyor bulup çözemediğini, onu sana Allah yapıyor ve o sözü de sana Allah söyletir. Cenab-ı Allah ben buraya kadar sınırı diyor sana, bunu anlatmak istiyor. Bu kadar düşünebilirsin diyor Allah. Mesela ruh da, Cenab-ı Allah’ın Katı’ndan bir ilim, bir harika. Asla insanların bileceği gibi bir şey değil, “az bilgi verildi” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, ruhla ilgili. Ben mesela ne yapıyorum, geldim ben, örnek alsınlar, baktım renkli bir alem var beynimin içinde dünyayı seyrediyorum. Gül kokusu, karanfil kokusu duyuyorum, sertlik hissini duyuyorum değil mi? Tat var, işte portakalın tadı, limonun tadı hepsini biliyorum. Hemen anlıyorum ki Allah var, hemen yani hiç düşünmem. Belli yani, bakıyorum rengarenk pırıl pırıl balıklar yani burada çocuk olsa 5 yaşında, hemen anlar. Yani o kadar karışık bir şey değil. Kuran’a bakıyorum, Tevrat mesela burada Tevrat da var, İncil de var bakıyoruz. Yani bir insanın, normal bir insanın inanın, yani 5’er dakika incelemiş olsa, 5 dakika Kuran, 5 dakika İncil, 5 dakika Tevrat. Hemen anlar Kuran’ın hak olduğunu. 5 dakika fazla değil bakın. Üç kitabı da açın yan yana koyun, getirin yani normal, hiçbir dinden haberi olmayan bir insan, ama samimi bir insan. Bak hangisi doğru derseniz, hemen bu der. İsmini bilmese bile, elini koyar Kitabın üstüne bu Kitap doğru der. Yani o kadar karmaşık değildir iman. İmansızlık da özel yaratılır. Yani millet mesela bazen köpürüyor, kızıyorlar diyorlar niye böyle falan? Yani böyle bir şey yok. Eğer imtihan için onlar zaten görevli. Mesela geçen günler TRT’nin önüne çıktılar protesto ediyorlar. Böyle fötr şapkalı bir amca, güzelce bir genç kız, birkaç delikanlı falan. İşte benim ismimi yazmışlar kartonlara, işte “Adnan Hoca’nın Darwin protestosu” diye. Evet. TRT güya benim etkime girmiş gibi, böyle buna benzer bir üsluplar. Halbuki gerçek, bütün dünya için gerçektir. TRT için de gerçektir, Danıştay için de gerçektir, Yargıtay için de gerçektir, devlet içinde gerçektir, Amerika, Rusya için de gerçektir. Her yer için gerçektir yani, gerçeği benim savunuyor olmam sırf gerçeğin bana ait olduğunu göstermez ki. Yani değil mi, mesela ben diyorum ki, güneş var diyorum. Şimdi TRT dese ki “güneş var”. “Aa Adnan Hoca’nın etkisinde kaldın, nasıl güneş var” denir mi bu yani, şunun mantığı var mı? Tabi ki bütün dünya görüyor güneşi. Onlar da görüyor, ben de görüyorum. Benim demiş olmam, bir şeyi değiştirmez yani.
TARKAN YAVAŞ: Özellikle de sizin isminizi vurguluyorlar Hocam dediğiniz gibi. Şurada yazmışlar, pankartlarda.
ADNAN OKTAR: “TRT Adnan Hoca’nın çiftliği değildir”, bilmem ne. Evet.
SUNUCU: Yani güneş gibi görünen bir gerçek var şu anda. Herkes bunu görüyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayır TRT ne diyor? O Coelecanth mıdır nedir? Var mı onun, ver şunu anlatalım. Niye orada tutuyorsun madem böyle bir şeyin var? Bakın oradaki dedeye, ondan sonra oradaki o sevimli genç kızlara ve diğer kardeşlerimize. Aman aman aman. Bakın bu balığın orijinali. Coelecanth budur görüyorsunuz. Kaç milyon yıllık Tarkan Hocam bu.
TARKAN YAVAŞ: 354 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: 354 milyon yıllık balık. Haa diyorlarsa ya ne malum Hocam, böyle bir şeye. Eğer bu 354 milyon yıl çıkmazsa, ben onlara 354 milyar para vereceğim. Gelsinler, adres de vereyim. Alsınlar bu kaya parçasını da götürsünler, İstanbul Üniversitesi’ne mi götürüyorlar, yurtdışına da beraber gidebiliriz istiyorlarsa, inceletelim. Ama hepsinin kasketini o zaman emaneten alırım yani, eğer benim dediğim doğru çıkarsa. Yani bir günlüğüne teberrüken alırım. Hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Getir o keratanın görüntüsünü de gösterelim. Bakın burada görünüyor.
SUNUCU: Evet, aynı şekilde muhafaza etmiş gerçekten.
ADNAN OKTAR: Hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Kardeşim 354 milyon yıldan beri adam aynı adamsa, konu bitmiş. Evrim mevrim yok. TRT ne diyor? Evrimleşmemiş diyor, bu bilimsel bir gerçek diyor. Peki ne demesi gerekiyordu TRT’nin? Bak evrimleşmiş bu, maymuna dönüşmüş mü diyecekti balığa?
SUNUCU: Örtbas edebilirdi, hani hiç açıklamayabilirdi.
ADNAN OKTAR: Ne diyecekti yani, başka ne desin? TRT var olan bir şeyi söylüyor, olmayan bir şeyi söylemiyor ki. Aksi iddia edilecek bir şeyi de söylemiyor. Olay ortada.
SUNUCU: Olanı söylüyor.
ADNAN OKTAR: Tabi. Var olan bir şeyi söylüyor. Onun için benim çiftliğim değil tabi. Adnan Hoca’nın çiftliği değil. Biz de biliyoruz ayrıca orası çiftlik mi? TRT değil mi, yayın kuruluşu, yani çiftlikle ne alakası var? Ama küçük bir çiftliğimiz var, istiyorlarsa orada onları bir, ondan sonra misafir edebiliriz inşaAllah. Şimdi bakın, buradaki gençler, bu bayanlar, diğer kardeşlerimiz de; Darwinizm konusunda eğer istiyorlarsa herhangi bir yere onları toplayalım getirelim. Yani güzel yemekli bir toplantı da olabilir. İnanın Darwinizmin D’sini bilmezler yani, hiçbir konuda bilgileri yoktur. Yani benim anladığım anlamda yoktur bilgileri. Yani detaylı bir araştırmaları yoktur. Hep kulaktan duyma, sathi bilgiler, yüzeysel bilgiler. İşte ya Hürriyet Gazetesi’nde bir haber olmuştur; Marslılar atamız diye. Ne Mars’tan mı hayat geldi diyor geçen Hürriyet?
TARKAN YAVAŞ: Evet Mars’tan hayat geldi diyor evet.
ADNAN OKTAR: Bakın onlar daha da olayın çapını genişlettiler.
SUNUCU: Daha aslında acınası bir durum oldu evet.
ADNAN OKTAR: Evet, Mars’tan hayat geldi diyor. Dawkins ne diyor? Uzaydan geldi diyor. O adres de vermiyor. Evet, yakında cinler, periler de devreye girer. Onları da işte cinler getirdi diyecek.
SUNUCU: Yani Hocam Allah’tan geldiğini kabul etmek çok daha kolay değil mi? Niye bu kadar uğraşıyorlar? Niye bu kadar zorlanıyorlar aslında?
ADNAN OKTAR: Yani niye karıştırıyorlar bu konuyu? Şimdi oradaki arkadaşlarımıza sorsak; proteinlerin molekül yapısını biliyor musunuz desek? Bilmiyoruz diyecekler. Peki bir amino asidin, bakın proteinden vazgeçtim, bir aminoasidin tesadüfen meydana gelmesi mümkün mü, değil. Kardeşim proteinin hiç değil. Hadi bir tane protein vereyim onlara, bir yere koyalım. 4 metre ileride bir protein daha oluşsa, 2 km ötede bir protein daha oluşsa, biri sağ elli, biri sol elli olacak zaten yine olmuyor.
SUNUCU: Yine imkansız bir şey olacak.
ADNAN OKTAR: Tamam bütün dünyanın, Sibirya’daki protein, Afrika’daki proteinler, kendi aralarında anlaşıp bir araya gelseler, masanın üstüne toplansalar. Bir tabağın içinde toz oluştursa, ki yani bir tabak protein; yani sayısını açıklayamam, o kadar çok atomdan oluşacaktır ve molekülden oluşacaktır. Değil mi, ki o kadar çok dünyanın yerinden gelip toplandıklarını düşünelim, ki bu da mümkün değil. Yani dünyanın ayrı ayrı bölgelerinden oluşmaları da. Yani her safhası imkânsız, fakat biz oluştuğunu düşünüyoruz, gelsinler. E bir tabak protein tozu olur. O kardeşlerimiz de başlarına toplansınlar hepsi, o şapkalı dedeler, o sevimli genç kızlar hepsi toplansınlar. Toz durur da durur. Onlar bakar, onlar da. Onlardan ne zürafa çıkar, ne filler çıkar, ne insanlar çıkar, ne Paris’i Londra’yı, Türkiye’de değil mi? Diğer İzmir’i, İstanbul’u yapan insanlar çıkar. Ne limon, portakal ağaçları, ne domates, fasulye bilmem sebzeler... Yani bunların hiçbiri çıkmaz. Yani istediği kadar beklesinler, çıkmaz. Onun için bu konuda şu katılığı bir kere bırakacaklar. Yani şu 1800’lerden kalma katılığı bıraksınlar. Darwinizm öldü yani oturup bunun yaygarasını yapmak, şamatasını yapmak yersiz. Akılcı baksınlar olaya, samimi baksınlar. TRT’nin önünde bağırıp çağıracaklarına, gelsinler kitap verelim, okusunlar. Onlar da bize kitap getirsinler, Darwin’in kitaplarını. Yani tamamı var bende. Defalarca okudum, ama bir daha okuyayım yani fark etmez. Ama onlar da bir kerecik, benim şu eserlerimden bir kısmını tamamını da değil, şu Yaratılış Atlası’nın üçte birini okusalar yeter onlara.
SUNUCU: Hocam bir sayfa okusalar bile, çok etkileneceklerini tahmin ediyorum ben.
ADNAN OKTAR: Yani, aslında şöyle okumalarına da gerek yok. Şöyle sayfaları karıştırsalar yeter. Bir 10 sayfaya baksalar yeter. Bu inatçılık, çocuksu bir inatçılık. Artık bunu bıraksınlar. Akılcı baksınlar. Bakın biz diyoruz ki, 300 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil var şu an dünyada. Yani sırf Türkiye’de bile kamyon hesabıyla var, kamyon hesabıyla fosil. Her yer dolu. Gelsinler, bakın bizim evin bahçesinden eştin mi çıkıyor yani. Orada bile var ve değişmemiş. Hiçbir şekilde değişmiyorlar. Niye değişmiyor? Harika, hayret edici. Ben de şaşırıyorum, hayret edici yani. Değiştirebilirdi Allah yani çok makuldü bu. Değil mi yani, değiştirir Allah, gücü dahilinde. Yapmamış Allah. Olmayan bir şeyi nasıl illa oldu diyorsunuz? Bir de diyorum ki, canım ciğerim kardeşlerim diyorum, bana bir tane ara fosil getirin. Bakın ben getirdim ara fosili, o nedir altındaki sünger mi o?
TARKAN YAVAŞ: Evet sünger.
ADNAN OKTAR: Sünger olduğu için, orada küt diye ses çıkartmıyor. Masanın üstüne koyarsan değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet bayağı bir ses çıkarır, ağır.
ADNAN OKTAR: Bayağı bir ses çıkarır yani. Kaldırım taşı gibi yani. Biz öyle bir şey de demiyoruz. Yani nacizane ben şu kadar falan bir şey de olsa razıyım artık. Şu kadar küçük bir şey ya parmak kadar değil mi? Bize alın bir ara fosil getirin, bir görelim nasıl bir şeymiş. Var diyorlar, nerede, Avrupa’da diyorlar.
SUNUCU: Müzelerde.
ADNAN OKTAR: Avrupa’da müzelerde diyorlar. E müzeye gidiyoruz, depoda diyor. E kardeşim yani, depoya gidiyorsunuz depoda yok diyor adam.
SUNUCU: Depoya gidiyorsunuz, depoyu su bastı Hocam.
ADNAN OKTAR: Depoyu su bastı. Yani bu, 5 yaşındaki çocuk yapmaz şunları. Etmeyin, yapmayın yani.
TARKAN YAVAŞ: Resimlerini bir kere gösterip, çekme şeyi yapmışlar. Sizin katıldığınız programda.
ADNAN OKTAR: Geçen gün, evet Habertürk’te miydi o?
TARKAN YAVAŞ: Evet Habertürk’te.
ADNAN OKTAR: Gösterip, gösterip çekiyor. Kardeşim getir şunu kameranın önüne görelim bir şey yok.
SUNUCU: Sabit bir saniye dursa da görsek.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Hayır, tamam da yani şöyle bir konsantre olalım bir bakalım şöyle bir 2, 3 saniye ne kaybedersin?
SUNUCU: Çok değerli Hocam, 1 saniye görmek şansına sahipsiniz ancak.
ADNAN OKTAR: Çünkü bakıyor mükemmel hayvan. Ara fosil olacak durumu yok. Simetrik, altın oranla yaratılmış, kemik yapısı gayet düzgün. Değil mi, patoloji hiçbir şekilde yok. Nasıl ara fosil desin ona. O yüzden.
SUNUCU: O inat niye yani Hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. O yüzden artık böyle sinirli hareketler falan, sürekli rüzgârlanmalar. Viski içer gibi çay içmeler. Bu kadar kendini germeye, bu kadar azap çekmeye ne gerek var? O televizyonun sessiz düğmesine bastım, hareketlerine bakıyorum yani akıl alacak gibi değil. Sürekli şöyle yapıyor. Çayı alıyor tepesine dikiyor böyle, kovboy filmleri falan biliyorsunuz. O ne fondip mi bir şey diyorlar? Değil mi, tepesine bir anda dikiyor. Ondan sonra, baktım müthiş gerilmiş. Tabi ki gerçeğin ne olduğunu biliyorsun, fark etmişsin. Bir de doğru olmayanı, insanların değil mi kabul edemeyeceğini de anlamış. Onun gerilimi içerisinde, heyecanı içerisinde. Ben niye öyle darallanmıyorum? Niye bu kadar kendimden eminim acaba? Bir düşünemiyor mu bunu yani. Sen niye bu kadar kendinden emin değilsin? Niye bu kadar panik haldesin? Bu kadar perişanlığa ne gerek var? Bu kadar acınacak hallere düşmenin ne alemi var yani.
SUNUCU: Dünyalarını ve ahiretlerini mahvetmenin bir anlamı yok yani. Dünyada da huzur bulur insanlar değil mi gerçeğe inanınca, ahirette de huzur bulur.
ADNAN OKTAR: Hayır kardeşim, evrim olsa biz niye inkâr edelim? Yani ne zorumuz? Allah böyle yarattı deriz, konu biter bu kadar açık yani. Açarız fosilleri, bakın deriz Allah nasıl evrimle yaratmış? Teker teker fosilleri gösterir, Allah’ın sanatını anlatır. Allah öyle de yaratırdı yani, çok makul bir şeydi. Yok, olmayan bir şeyi niye ısrar edersiniz yani? Çok gururlular yani, gurur dedin mi... Bir de öyle bir şey ki, yani Allah öyle bir yerden yakalamış ki, Allah çok küçük düşürdü. Marksizmi mesela dev bir ev düşünün, koskocaman bir ev. En altına, en altına şöyle peçete kâğıdından temel yapmışlar, ev bunun üstünde, peçete kâğıdının üstünde, koskocaman ev. Biz peçeteye üfürdük, bütün ev tepelerine çöktü olduğu gibi. Yani Allah o kadar çürük bir sistem üstüne oturtturmuş ki bunları, ve ezmemiz için muazzam imkan vermiş. Biz de artık böyle tepe tepe eziyoruz yani öyle az buz değil. Yani inanılır gibi değil. Çok büyük bir mucize olmuş. 150 yıldan beri bütün insanlığı kandırmışlar. Marksizmi bunun üzerine kurmuşlar, faşizmi bunun üzerine kurmuşlar, kapitalizmi bunun üzerine kurmuşlar. Dünyadaki devletlerin yüzde 95’inin, resmi ideolojisi, resmi sistem Darwinizm üzerine kurulmuş. Dünya şok yaşıyor. Yani böyle bir oyuna nasıl geldiler? Yani şimdi o an bunun, şu bunalım onun bunalımı işte. İddia edilen Ergenekon Örgütü de Darwinizmin üzerine kurulmuş bir örgüttür. Masonluk da öyleydi. Hepsinde bir panik var. Önce beni susturmaya çalıştılar. İftiralar attılar, oyunlar oynadılar, işte suikastlar falan feşmekan biliyorsunuz, akıl almaz olaylar. Bana rüzgâr gibi geldi. Yani hiç etkilenmem, evvelAllah. Biyonik adam gibiyim. Yani gürül gürül ilerlerim, ben öyle şeylerden durmam. Toprağın altına koyarsın, yine sesim oradan gelir yani. Yani şehit etseler bile, Cenab-ı Allah’tan istirham ederim dönerim, yine devam ederim yani. Ruhum bırakmaz onları bu sefer. Yani yine görünürüm onlara. Yine yakalarını bırakmam inşaAllah, Allah’ın izniyle. Onun için, ki zaten milyonlarca Harun Yahya şu an dünyayı doldurdu. Sırf kitaplarım yeter. Şu Yaratılış Atlası’nın bulunduğu yer, bir ilde bir tane şu olsa, şu kitaptan, o il bitti demektir.
SUNUCU: Bakan gözler için gerçekten, tek sayfasında bile anlaşılması mümkün.
ADNAN OKTAR: Bitti, o kadar yani. Nasıl Kuran mesela, 3-5 tane Kuran vardı, yetiyordu. 3-5 İncil vardı değil mi o dönemde, yetiyordu. Dünyaya bütün yayıldı. Haşa benzetmek gibi olmasın bu da Kuran, Kuran ile tabi ki kıyaslamam. Fakat iman hakikatleri ve yaratılışı ispat açısından da bu kitaplardan 3-5 tane bile olmuş olsa bütün dünyaya yeter. Ama şu an milyonlarca Harun Yahya var ve milyonlarca da Yaratılış Atlası dünyayı kaplamış durumda. MaşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah ne kadar güzel. Allah gücünüze güç katsın inşaAllah Hocam. Dediğiniz gibi, az önce zikrettiğiniz gibi Hocam, hiçbiri aslında Darwinizmin ne olduğunu, Darwin’in kim olduğunu, Karl Marx’ın nasıl biri olduğunu bilmediklerinden, ben de eminim yani hayatlarına dair, yazılarına dair bir çok bilgileri olduğunu zannetmiyorum. Özellikle Darwin’in işte Türklere olan düşmanlığı işte Türklerin aşağı bir ırk olduğunu kitaplarında yazması ki, bunlar insanı Darwin’e karşı eğer bir Türksen, Türklüğe inanan, savunan bir kişi isen, ne şekilde insanı etkileyeceğinden eminim ben. Ama dediğiniz gibi kitapların belki 2-3 sayfası bile okunmamış olabilir, Darwin’in kitaplarının.
ADNAN OKTAR: O doğru, o Türklerle ilgili var mı Darwin’in izahları.
TARKAN YAVAŞ: Evet var. Ben de var Hocam dosya olarak.
SUNUCU: Hocam aşağı ırk olduğundan bahsediyor Türklerin, ben okudum bir kaç yaprak. Bir de beni çok etkiledi gerçekten.
ADNAN OKTAR: Oku o Türkler ile ilgili sözünü.
TARKAN YAVAŞ: “Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve halen de sağlamakta olduğunu gösterebilirim. Düşünün ki, çok değil birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı; ama artık bugün bu fikir bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen daha medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türkler’i tam bir yenilgiye uğratmışlardır. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıdaki aşağı ırkların medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum." (Francis Darwin Charles Darwin’in Hayatı ve Mektupları Cilt I, 1888. s. 285-286)
ADNAN OKTAR: Sen ver bakayım o dosyanı.
SUNUCU: Açıkça ifade etmiş orada Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki; “çok değil” diyor, “birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı.” Tabii ki Avrupa’yı Türkler adam ettiler. Temizliği öğrettiler, banyo yapmayı bile bilmiyorlardı biliyorsunuz. Yani söylemeyeyim de, şimdi milletin, insanları şey yapmayalım, biraz uygun olmayacak fakat değil mi?
SUNUCU: Hamam kültürü, banyo kültürü, sabun, evet evet.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey yoktu. Bunları Türkler’den öğrendiler. “...ama artık bugün bu fikir bize ne kadar gülünç geliyor.” Gül gülebildiğin kadar, gülmen serbest yani biz de sana güleriz. “Avrupa ırkları olarak bilinen daha medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türkler’i tam bir yenilgiye uğratmışlardır.” Yani Türkler medeni değil, biz daha medeniyiz diyor. Tam bir yenilgiye uğratmışlardır diyor. O 1. Dünya Harbi’ni falan kastediyor, o dönemleri kastediyor olabilir. Yani o dönemlerde böyle ezeceğiz Türkleri gibi bir mantık, yani ileride bunun zeminini hazırlıyor. Yani 1. Dünya Harbi’nin, 2. Dünya Harbi’nin zeminini hazırlayan üslup bunlar, tam faşist izahlar. Yani o zaman tabii hakikaten Türkler’in de, Osmanlı’nın gerileme çağı ve çöküş dönemi. Onun ortaya çıktığı dönem, gerileme ve çöküş dönemiydi. O onunla övünüyor. Bu da Osmanlı’yı çökertenin Darwinizm olduğunu buradan anlıyoruz. Darwinizmin Osmanlı’da nasıl bir tahribat yaptığını buradan açıkça görmek mümkün. “Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda,” çok da uzak olmayan, bu 1800, 1800-1900’ler arası olduğuna göre, 1900’lerle 2000’ler arasında da diyor “çok sayıda aşağı ırkların, medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini” yani Türkler’in Avrupalılar tarafından yok edileceğini, görüyorum diyor. Bu masonik bir idealdir, yani Türkler’in Türkiye’den çıkarılması. Bunun için de işte iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü kurmuşlardır, PKK’yı oluşturmuşlardır, komünist bazı örgütleri oluşturmuşlardır. Charles Darwin’in Hayatı ve Mektupları Cilt I, 1888’de herhalde basımı, sayfa 285-86. Evet.
SUNUCU: Evet onun yazdığı gibi olmadı, tam tersi inşaAllah Türk İslam Birliği diyoruz, bütün dünyayı kapsayacak bir güzellik.
ADNAN OKTAR: Şimdi Türkler’in ne olduğunu, Türk Milleti’nin ne olduğunu, ki zenciler için de aynı şeyi düşünüyor, zencilerin de ne olduğunu yakın bir gelecekte görecek. Türkler, Türk İslam Birliği’ni oluşturacaklar. Dünyada müthiş bir medeniyet ve kültür oluşacak. Şu an bu başladı. Bakın barışı, sevgiyi, güzelliği Türkiye organize ediyor şu an bütün bölgede. Bölgeyi yatıştıran, savaşları durduran, savaşların durmasına vesile olan Türkiye’dir şu an. Yoksa kan gövdeyi götürürdü şu ana kadar çoktan. Türkiye birçok hayra ve güzelliğe vesile olmuştur.
TARKAN YAVAŞ: Siz Batı için de çok önemli demiştiniz Türk İslam Birliği Hocam. Gerçekten de son yılarda Batı da bunu farketti. Sürekli Batı’nın da Türk İslam Birliği’ni destekleyen haberleri çıkıyor, Türkiye öncülüğünde.
SUNUCU: Evet, burada mesela Batı’ya dair bir yazı var yine. “Hocam Rusya’da yapılan bir ankette Allah’a inananların oranı, evrim teorisine inananlardan çok daha fazla çıkmış. Rusya’da sadece sizin kitaplarınıza izin verildiğini duymuştum. Sizin vesilenizle Rusya gibi bir ülkede yaratılışa inananlar hızla büyüyor maşaAllah. Allah sizden razı olsun Hocam. Hayırlı yayınlar” demiş Nurten Karakaşlı.
ADNAN OKTAR: Eskiden Rusya’da evrimcilerin gücü ve sayısı eziciydi. Yani en az %85, %90 oranındaydı. Şu an oran tersine dönmeye başladı maşaAllah. Üstad mason Selami Işındağ yayınlanmış olan “Evrim Yolu” adlı kitabında, bakın ne diyor bu üstad mason; “Buna dayanarak diyoruz ki, yaşamın ilk oluşması, bugün bilemediğimiz, bulamadığımız koşullarla, kristallerde başladı.” Tesadüfen, kristallerde başladı diyor kainatın ilk başlangıcı. Darwin’in aynı sözünü söylüyor. “Evrim yasasıyla canlılar doğdu ve yavaş yavaş yeryüzüne dağıldı. Evrim sonucu olarak bugünkü insan oluştu. Bilinci ve aklı ile hayvanlığın üstüne yükseldi.” Bu ilk işte bunları anlatanlar masonlardır. Dünyayı ikna edenler de masondur. Darwin’in dedesi de masondur. Darwin’in kendi de masondur ve bütün milleti böyle uyuttular, kandırdılar.
SUNUCU: Evet, bir ufak aramız var. Evet değerli izleyenlerimiz reklamlarımız var inşaAllah, reklamları izledikten sonra bizim sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bir yere ayrılmayın sakın.
Yeniden merhabalar değerli izleyenlerimiz, reklamlarımızın ardından sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam ruhla ilgili bir soru gelmiş. İlk bölümde onu konuştuk. İnsanların gayb alemini çok fazla bilemeyeceklerini, aslında bir noktada Allah’ın bize vermiş olduğu akıl neticesinde olayları anlayabildiğimizi, daha ilerisini düşünemeyeceğimizi söylediniz. Yani biz Hocam sorumluluklarımızı yerine getirelim, yani ne gerekiyorsa, Allah’ın bizden istediklerini yapalım, onun dışında belki o noktada çok fazla derin düşünmenin bize bir faydası olduğunu düşünmüyorum ben. Siz de öyle ifade ettiniz. Mesela Peygamber Efendimiz’e de sordukları zaman Hocam, “kader nedir, kaderi bize anlatır mısınız Ya Resulullah” dedikleri zaman, Peygamber Efendimiz de “kader dipsiz bir kuyudur, onu çok fazla incelemeyin, irdelemeyin” dediğini hatırlıyorum bir olayda. Hocam o konulara çok fazla biz kafamızı yormasak mı acaba? Daha çok sorumluluklarımızı ve ibadetlerimizi yerine getirmek noktasında hareket etsek diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Yok, yorsunlar yani onda bir sakınca yok ama...
SUNUCU: Sonuca ulaşamıyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, insanın öyle bir gücü yok. Çünkü Allah’ın verdiği bilginin dışında bir bilgiye ulaşamaz insan. Yani çeşmeden ne akar, su akar. Su da barajdan gelir. Başka bir şey de insana gelmez. Allah’ın verdiği bilgi dışında bilgiye insan, yani hür ve bağımsız olarak böyle bir gücü yok insanın. Yani mesela Marksist olan bir insan hür ve bağımsız düşündüğü için Marksist olmaz. Allah onu öyle yaratmıştır, kaderi öyledir. Yani sonsuz öncede de, sonsuz sonrada da o öyledir.
SUNUCU: Sizin bu şekildeki açıklamalarınız Hocam insanları gerçekten, izleyenlerimizi rahatlaşmış durumda. Burada bir tane mail geçti elime. “Hocam sizin röportajlarınızdan birinde kadere tabi olmanın çok büyük konfor olduğunu duymuştum. Bu bilgi beni çok rahatlattı. Başıma gelen tüm olayların benim kaderimde, daha ben doğmadan belli olduğunu bilmek Allah’a teslimiyetimi artırdı. Hocam sizin vesilenizle artık çok daha huzurluyum ve mutluyum” demiş, Hale Aygül.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Aygül’e buradan selam inşaAllah. Allah huzurunu artırsın, neşesini artırsın. Şu Darwin’e yönelik yine biraz daha gençlere bir şeyler anlatalım, inşaAllah. O dedelerime efendim, oradaki gençlere değil mi?
SUNUCU: Evet onunla da ilgili maillerimiz de var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki Darwin, Thomas Huxley’e mektubunda, 2 Haziran 1859’da, teorisi için, Darwin kendi teorisi için bakın ne diyor: “Bir çok kusur ve delikleri de olan bir hipotez parçası. Sorum şu; acaba bu paçavranın herhangi bir kıymeti var mı” diyor. Kendi hazırladığı teorisi için, bakın kendi ifadesi bak, Thomas Huxley’e mektubu. Bakın “Bir çok kusur ve delikleri olan bir hipotez paçavrası” diyor, hipotez paçavrası. “Sorum şu ki acaba” diyor “ bu paçavranın herhangi bir kıymeti var mı? Bir türün diğerine değişimine ilişkin hiçbir kanıt yoktur” diyor. Yani bunlar diyor ya kanıt vardır diyor. Darwin diyor ki; “Bir türün diğerine değişimine ilişkin hiçbir kayıt yoktur” diyor. Kendisi söylüyor Darwin’in. Bunlar kraldan fazla kralcı derler ya. Adam yok diyor, bunlar var diyorlar. “Tek bir türün değiştiğini kanıtlayamayız" diyor Darwin.
SUNUCU: Delil de yok ellerinde.
ADNAN OKTAR: Evet, yani kraldan fazla kralcı olmak çok acayip bir şey. Bakın ayrıca diyor ki; “neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde?”. Yani altın oran var, geometrik düzgünlük var, mükemmellik var, matematik bir düzgünlük var. Bu niye böyle diyor. “Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz?” Bizim bu söylediğimizi Darwin de söylüyor. Bakın 150 yıldan beri toprak didik didik arandı, her katman. Yani defter sayfaları nasıl kat kattır, her katman tek tek aranmıştır, defter sayfası katmanları gibi. Tek bir ara fosil bulunamamıştır. “Fakat niçin” diyor bak, “yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?”. Bu zaten teori başından bitmiş.
SUNUCU: Çökmüş evet.
ADNAN OKTAR: Bak çökmüş diyor, çok manidar. “Bazen” diyor “tamamen çöküntüye uğrayacağımdan korkuyorum” diyor. Allah söyletiyor size bakın. “Bazen tamamıyla çöküntüye uğrayacağımdan korkuyorum” diyor (Francis Darwin, Charles Darwin’in Hayatı ve Mektupları Cilt I, sayfa 413). Yine Darwin diyor ki; “bazen yakında tamamen yenilgiye uğrayacağımdan şüpheleniyorum”. E şüphesi de gerçekleşti işte. Geçmiş olsun.
SUNUCU: Gerçekleşti evet. Acziyetini ifade etmiş aslında Hocam açıkçası.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Francis Darwin Charles Darwin’in Hayatı ve Mektupları Cilt II, sayfa 152. Baksınlar, bakın diyor ki yine Darwin; “tamamen yanlış bir inancın içinde olduğumu düşünmeye başladım.” Bak biraz kafası çalışıyormuş demek ki. Diyor ki bakın; “Tamamen yanlış bir inancın içinde olduğumu düşünmeye başladım”. Francis Darwin Charles Darwin’in Hayatı ve Mektupları Cilt II, sayfa 117’de burada görebilirler o şapkalı dedem, oradaki o genç kız, diğer delikanlılar da, işte değil mi?
SUNUCU: Ekranlara daha önce konuşanlar da.
ADNAN OKTAR: Hepsi buradan görebilirler.
SUNUCU: Evet. Sizin yine sitelerinizden yararlanan izleyicilerimiz Hocam var. “Sizin www.kabatasdevri.com sitenizde eski Mısır’da elektrik kullanıldığını okudum. Hatta milattan önce 2000’li yıllarda Bağda’ta pil yapıldığına dair bulgular varmış Hocam. Bukadar eski bir tarihte dünyanın çeşitli bölgelerinde ileri teknolojiler kullanılması beni çok şaşırttı. Hocam, evrimciler tarihi de kendilerince güya evrime uygun hale getirmeye çalışıyorlar. Güya taş devri vesaire diyorlar. Ama sizin vesilenizle bu yalanlarda çürütüldü maşaAllah” demiş, Umut, İzmit’ten.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Pil yapmak o kadar zor bir şey değil. Değil mi basit olarak, değil mi limon suyundan falan feşmekan bilmem ne falan. Yani bakır ve çinkoya ihtiyaç var, asit ve baza ihtiyaç var. O kadar.
SUNUCU: Evet ama bahsettiği 2000’li yıllardan önce, milattan öncesinden bahsediyor Hocam. Öyle anlatılmadı bize tarih, yani bu şekilde anlatmadılar.
ADNAN OKTAR: Evet, onların izahları daha değişik tabi. Halbuki her devirde insanlar ilkel de yaşamıştır, modern ve kaliteli, güzel de yaşamışlardır. Hz.Adem’den itibaren, her zaman Kabataş yaşanmıştır, her zaman modern hayat da yaşanmıştır.
SUNUCU: Günümüzde bile vardır bu değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi, tabii ki. Yine günümüzde de var. Kabataş hayatı yaşayan insanlar var, Afrika’ya gidin. Hatta değil mi, Asya’da da bir çok yerde Kabataş hayatı yaşayan insanlar var. Ama aynı dünyada da modern hayat yaşayan insanlar da var.
SUNUCU: Evet. “Selamun aleyküm, hayırlı günler, Sayın Adnan Bey ve Tarkan Bey. Ben vakfınızı ve sizi tebrik ediyorum.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
TARKAN YAVAŞ: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Bu çalışma çok büyük bir başarı, Allah sizden razı olsun. Bu tür bir bakış açısına herkes sahip değil. Ben CD’lerinizi 10 yıldan beri izliyorum. Bakış açım çok değişti, Allah razı olsun. Bir de şu Cübbeli Ahmed de inşaAllah hemen değiştirir düşüncelerini. Bir de Hocam zamanın müceddidini tanımayan, cahiliye devrinin insanı gibi mi ölür?” diye sormuş, Necdet Badem.
ADNAN OKTAR: Evet öyle bir hadis var, yani “asrın imamını bilmeyen cahiliye ölümü gibi ölür” gibisinden. Bu Mehdi’ye işaret eden bir hadis benim gördüğüm. Mehdi anlaşılmayacak birisi olmayacak. Yani insanların anlamazlıktan geldiği bir insan olacak, anlaşılmazlığı diye bir konu olmayacak. Çünkü Allah Gafur ve Rahim’dir, merhamet sahibidir. Yani insanlara öyle bilmedikleri, yapamayacakları şeyleri, veyahut kavrayamayacakları şeyleri, düşünemeyecekleri şeyleri imtihan olarak sunmaz. Rahatça onların gücünün yeteceği imkanlarla Allah onları imtihan ediyor. O yüzden Mehdi’yi de biz anlayacağız. Yani kolayca anlayacağız, öyle karmaşık bir yönü olmayacaktır. Cübbeli garibanın teki, bizim Cübbeli ile bir alıp veremediğimiz yok. Fakat insanların imanına zarar verecek üslubu oluyor, farkında değil. Yani kapalı yetişmiş, yani dış dünyayı tanımıyor.
SUNUCU: Konserve hayatı gibi diyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Evet, çok çok kapalı yetişmiş. Televizyon seyretmez, gazete okumaz, felsefeyle ilgilenmemiş, bilimle ilgilenmemiş. Jeolojiyle ilgilenmiyor, paleontolojiyle ilgilenmiyor, yani değil mi, mikrobiyolojiyle ilgilenmiyor, birçok şey, hiçbir şeyden haberi yok. Kuran bilgisi var, yani güzel yani Kuran bilgisi var. Hadisler hakkında da bilgisi var. Ama Cenab-ı Allah bize bilimi farz kılmış, Kuran’ı biz açıklarken yaratılışı açıklarken değil mi, mutlaka bilime ihtiyacımız olacak şekilde bizi yaratmış Allah. Yani bakın, şuranın aydınlatılması bile bilimle oluyor. Yani her yerde bilim kendisini gösteriyor. Mesela Darwinizme karşı mücale de bilimle mücadeledir. Ama o tabii biraz kapalı yaşadığı için, dış dünyayı tanımadığı için bu tarz risklerin de pek farkında değil. Yani böyle bir tehlikenin de farkında değil. Dolayısıyla da çocuksu üslupları oluyor. Ve insanlara vereceği zararıda pek tahmin etmiyor. Mesela Deccal’in eşeğinin 30 metrelik kulaklarıyla gökyüzünde uçtuğunu söylemesi , Deccal de eşeğin üzerine binecek. İşte deccal Atlas okyanusunda mı ne bir yerde diyor, mağarada diyor, bin küsür yaşında diyor, zincirlere vurulmuş halde bekliyor diyor. Ve oradanda zincirinden çıkıyor, eşeğin üzerine biniyor. Gökyüzünde işte yüzlerce metre uzunluğunda eşeği var, kulakları otuz metrelik. Deccal aşağıya oradan bağırıyor, bütün dünya duyuyor Deccal’in sesini. Bütün gökyüzünü aynı anda melekler kaplıyor, herkes bağırıyor, “Mehdi aşağıdadır, falanca kişidir” diyorlar, ismiyle belirtiyorlar. Mehdi diyor ki; “ben Mehdi değilim” diyor. Yani çok karmaşık acayip bir şey anlatıyor.
SUNUCU: Masal gibi.
ADNAN OKTAR: Masal gibi bir şey anlatıyor. Hayır, kendi de inanmıyor belli, anlattığı insanlar da buna inanmazlar. Bunun müteşabih olduğunu çocuk olsa anlar, burada uçağı tarif ediyor Peygamberimiz. Ahir zamandaki teknolojiyi belirtiyor. Mesela diyor ki; insanlar avucunun içine bakar Mehdi’yi görür. Cep telefonlarını söylüyor, yani. Mesela insanlar oturduğu yerde diyor koltuklarında oturduğu yerde diyor Mehdiyi seyrederler evlerinde diyor, görürler diyor. Şimdi Mehdi, yani milyonlarca Mehdi oluşup herkesin evinin içine girip, yani aynı anda oluşmuyor, televizyonda görünecek anlamında bu. Yani bunu, bu kadar kolay bir şeyi bir insanın anlayamaması ne demek yani? Çocuk olsa anlar bunu, değil mi tarif etsen. Yok diyor, müteşabih değil diyor bu açık diyor. Bu açık anlamı üzerinedir diyor.
SUNUCU: İnsanlar da inanmıyor Hocam bu şekilde anlatılınca, Deccalin çıkacağına, Mehdi’nin çıkacağına inanmamaya başlıyor doğal olarak insanlar, çünkü inandırıcı değil.
ADNAN OKTAR: Tabii, “avam müminine zarar verirler” diyor Said Nursi. Tabii yani bu anlatımlarıyla, bu üslublarıyla avam mümine zarar verirler diyor. Bir kısmı da diyor, enaniyetlerinden ve kibirlerinden ve imanlarının zayıflığından dolayı da reddediyor bir kısmı da diyor. Halbuki diyor güzelce anlatılırsa diyor bunun bir mucize olduğu, bir hakikat olduğu hemen görülür diyor. Mesela Deccal göğe emreder diyor, Cübbeli’nin mantığında, mesela “gök yağmur yağdır” der diyor, yağmur yağdırmaya başlar gök diyor. “Yağmur dursun” der diyor Deccal yağmur durur. Halbuki şu an yağmuru teknolojik olarak istedikleri bölgede insanlar yağdırabiliyorlar değil mi? Göğe roket atılıyor, havada patlıyor. Gerekli kimyasal oluşumu meydana geldiği için istenen bölgeye yağmur yağdırılabiliyor, buna dikkat çekiliyor. Mesela ahir zamanda öküzsüz, sabansız tarlalar sürülecek diyor hadiste; traktör, makineli tarım, buna dikkat çekiliyor. Şimdi Cübbeli’ye göre öküzsüz sabansız; yani tarla birdenbire, bir de bakıyoruz tarla sürülmeye başlıyor. Gözümüzün önünde tarla böyle hep toprakları kalkmaya başlıyorlar ve tohumlar otomatik atılıyor. Yani böyle bir şey mümkün mü? Ve bu kadar açık işte; Peygamberimiz’in, Resulullah’ın geleceğin teknolojisini bildirmesi kadar normal ne olabilir? Peki yani teknolojiyi bildirmesi mucize değil midir zaten?
SUNUCU: Evet. O da büyük bir mucize değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani 1400 sene öncesinden ahir zamandaki teknolojiyi bu kadar detaylı anlatması onun peygamberliğinin apaçık delili değil mi? Bunu anlatsan hem insanların imanı otursa pekişse ki gerçek bu zaten, hurafevari anlatıp böyle bu şekilde insanların imanına zarar verince, bu değil mi bu müthiş bir tahribattır. Farkında değil, bir de övünüyor da “çok faydalı oluyorum” diyor, daha hala anlamış değil. Yani etrafındakiler de anlatmıyor herhalde konuyu. Geçenlerde öyle bir delikanlı ona anlatıyor, “Hocam” diyor işte, o anlatıyor diyor şu Mehdi’nin ismiyle ilgili konuyu anlatıyor . O dolaylı yoldan duyuyor, yani haberi yok. Daha hala 1500’de kıyamet kopmasından bahsediyor. Halbuki ümmetin galibane ömrü 1500’e kadar ve bunu ben söylemiyorum Peygamber söylüyor. Ümmetin ömrü 7000 yıldır diyor, yani dünyanın ömrü 7000 yıldır bunun 5600 yılı da geçmiştir diyor. Geriye 1400 kalıyor.
SUNUCU: Onu da geçirdik şu anda.
ADNAN OKTAR: 1400 ile 1500’ün arasında her şeyin olup biteceğini buradan anlıyoruz. Bundan hesap olmaz diyor, e kardeşim ne olur hesap olmaz da? Resulullah rakam verdiğine göre, iki tane rakam veriyor. Bir 7000, bir de 5600. Ne kasıtla verilir peki bu, hesap yapılmayacaksa? Değil mi, hesap yapın anlayın diye söylüyor Peygamber bunları, değil mi? Herhalde çocukluğundan itibaren böyle bir çocuksu bir dünyası var anladığım kadarıyla. Acıyorum da yani, kendine hadi zarar veriyor, etrafına da, etrafındaki insanlara da zarar vermek istyor. Ama etrafındaki insanlar uyanıklar yani, benim bu anlattıklarımı onlar dinliyorlar. Çünkü ben cübbeliahmet.com falan, öyle bir şeyler var değil mi, o sitelere giriş sayısının çok yüksekliğinden anlıyorum. Çünkü talebeleri hepsini biliyorlar ama herhalde onu rencide etmemek içinde ses çıkarmıyorlar. O da anlatıyor bir şeyler, fakat gerçeği insanların bilmemesi mümkün değil, tabi inşaAllah.
SUNUCU: Burada da Hocam, “Selam Hocam”.
ADNAN OKTAR: Selam.
SUNUCU: “Mehdiye 70 bin sarıklı din aliminin karşı geleceğinden bahsetmiştiniz. Bu karşı gelişi nasıl başlatacaklar, biz bu fitneden nasıl korunabiliriz?” demiş. “Allah sizden bizleri ayırmasın inşaAllah” demişler Hocam.
ADNAN OKTAR: “Ümmetimden” diyor, “70 bin sarıklı alim Deccal’e tabi olur”, Deccaliyet’e, Deccal’e tabi olur. Yani Darwinist, materyalist düşünceyi savunacaklar, fakat Müslümanlık adına ortaya çıkacaklar, veyahut hurafelerle ortaya çıkacaklar. Müslümanlara zarar verecekler, yahut bile bile kasten müslümanları fitneye düşürmeye kalkacaklar. Mesela bir kısmı müslümanları kendi içerisinde yok etmeye çalışacak, mesela Alevi, Sünni, işte Şii, Bektaşi birbirine düşürerek Müslümanları kendi içinde yok etmeye kalkacak. Mesela bir kısım Hristiyanlar da, cahil Hristiyanlar da müslümanlarla Hristiyanları birbirlerine düşürmeye çalışıyor. Hristiyanlar birkere kendileri her yerde eziliyorlar, mesela İtalya’da alay ediliyorlar, sokağa çıkamıyorlar, çok mustar durumdalar. Amerika’da da espiri unsuru oluyorlar. Kardeşim zaten canın yanıyor, Darwinizmi asla savunamıyorlar, gülüyor insanlar bunlara. Çünkü bir fosil getiriyorlar mesela 400 milyon yıllık, kaç yıllık bu diyor, en fazla diyorlar bunlar 6 bin yıllık. Dünyanın ömrü zaten 6 bin diyorlar. Granit olmuş 6 bin yıl olur mu, granite dönüşmüş artık yani 6 bin yıl olur mu? Hayır karbon metoduyla da anlaşılıyor, her metodla anlaşılıyor. Yani bilimi tamamen reddeden bir üslupları var. Ve dolayısı ile de eziliyorlar. Şu an Avrupa’da Darwinizmin ezilmesinin tek nedeni elhamdülillah benim. Allah beni vesile etti ve arkadaşlarımızı vesile etti. Ama vesile, gölge varlığız biz yapan, ezen Allah’tır. Yaratan da Allah’tır. Her şeyi Allah yaratır. Bakın bir avuç müslüman var, mesela onlar da eziliyorlar. Mesela minare yapmaya kalkıyorlar, “hayır kapatacaksınız minareyi, müsaade etmeyiz” diyorlar. Her yerde ezim ezim eziliyorlar. Okullardan atılıyorlar başı örtülü öğrenciler değil mi, girmeyeceksiniz diyorlar. Üniversitelerde mesela Darwinizmi eleştiren bir konuşma yapamıyor bir profesör, yaptın mı hemen kapıya koyuyorlar. Kardeşim bu kadar mustar durumdayken, müslümanları Deccal ordusu olarak göstermek ne kadar akılsızca bir hareket, müslümanlara da Hristiyanları Deccal ordusu olarak göstermek ne kadar büyük akılsız hareket.
SUNUCU : Kendimize zarar veriyoruz aslında.
ADNAN OKTAR : Tabii, kardeşim ittifak etsene, Musevilerle, Museviler Allah’ın birliğine inanıyorlar. Hristiyanların da Allah’ın birliğine inanmasını sağla, Allah’ın birliği konusunda bir itifak meydana gelsin önce değil mi? Ve bu konuda birbirimize tam bir destek olalım. Bir Darwinizm, materyalizm tamamen bir yok olsun, satanizm değil mi, vahşi kapitalizm. İnsanları ezen bütün sistemler, Masonluk bir etkisini yitirsin. Ondan sonra herkes kendi dinini samimi olarak yaşar. Yani müslüman müslümanlığını yaşar, Hristiyan Hristiyanlığını yaşar, Musevi Museviliğini yaşar. Kim cennete gidecek? Biz bilemeyiz ki, müslümanların hiçbiri çıkıp “ben cennete gideceğim” diyemez. Yani Allahualem, inşaAllah umuyoruz. Hristiyanların da tabi ki müslüman olmaları istenir yani umulur, ama şimdi Hristiyanlar için “kesinlikle cehenneme gidecekler” diyemeyiz. Şöyle diyebiliriz; Kuran’ı bildiği halde, hakkı bildiği halde reddediyorsa, bu bir günahtır. Ve cehennem tehlikesi vardır bu durumda, çünkü samimi anladıysa, Kuran’ı gördüyse nasıl reddedebilir bir insan hakkı anlamış. Ama görmediyse, bilmiyorsa bu ehl-i fetrettir. Ehl-i fetret olan insan, Allahualem sorumlu olmaz. Dolayısıyla namazını kılıyorsa, Allah’ın birliğine inanıyorsa, çünkü Hristiyanlıkta da namaz var. Allah’ın birliğine inanıyorsa, helale harama dikkate diyorsa, bu insanın cennete gitmesi umulur. Yani illa cehenneme gidecek diyemeyiz, çünkü ehl-i fetret Peygamber Efendimiz zamanında da vardı. Peygamberimiz (sav) ehl-i fetretti, Hz. İsa Mesih’in geldiği zaman da ehl-i fetretti, Hz. Mesih. Çünkü Tevrat bozulmuş, tahrif edilmiştir, onun zamanında gerçek Tevrat yoktu, tahrif olmuştu. O İncil’e tabi oldu sonradan, yani tahrif olmuş Tevrat’a göre hareket etmedi. Hz. İbrahim’in bakiye dinine göre hareket etti. Resulullah ne yaptı, o da Hz. İbrahim’in bakiye dinine göre hareket etti. Resulullah’a Kuran daha vahyolmadan vefaat etmiş olsaydı cehenneme mi gidecekti Peygamberimiz, değil. Yeni bir din gelmemişti. Neden cennete gider? Çünkü ehl-i fetret, çünkü güzel ahlaklı, Muhammedül emin, tertemiz insan, Hz. İbrahim’in dini bakiyesine uyuyor, cennete gider. Yani aynı gözle Hristiyanlara da bakmak lazım. Kuran’ı tanımıyorlarsa, bilmiyorlarsa, yani illa şöyledir böyledir gibi kesin hükümlerden kaçınmak lazım. Taktir Cenab-ı Allah’ın ama biz inancımıza göre hak din sahibiyiz, tabi ki biz kendi dinimizin hak olduğuna inanırız. Hristiyanlar da kendi dinlerinin hak olduğuna inanırlar, Museviler de hak olduğuna inanırlar. Bu çok normal, bizim onlarla bir mücadele içerisine girmemize gerek yok. Dinsizliğe karşı bir ittifak etmemiz lazım. Türk İslam Birliği kurulduğunda, oluştuğunda onlar kendi dinlerini yaşarlar, biz kendi dinimizi yaşarız. Herkes birbirinin dinine saygılı olur. Her inanca saygılı oluruz. Dolayısıyla da onlara karşı şefkat ve merhamet gösteririz ve saygı gösteririz. Kardeşim diyor onlara şefkat gösterilmiyor, onlara kardeşim diyemezsin diyor, dostum diyemezsin, arkadaş diyemezsin, merhamet edemezsin, peki kardeşim ne istiyorsunuz yani, ne yapılması gerekiyor, değil mi? Allah’ın kulu değil mi onlar? Resulullah zamanında onlar şefkat görmedi mi, saygı görmediler mi, sevgi görmediler mi, değil mi? Resulullah ile beraber yemek yiyorlar, Resulullah onların değil mi, cenazelerine gidiyor, yemeklerine gidiyor. Onlara değil mi, şefkat, merhamet gösteriyor; sahabe devri böyleydi. Siz nereden çıkartıyorsunuz bunu? Yani kardeş deyince aynı dindeniz anlamında demiyoruz ki biz onu. Mesela Allah’ın birliğine inanır, Allah’ın birliği konusunda kardeş oluruz. Vatandaşlık anlamında kardeş oluruz. İnsan olarak kardeş oluruz ama din kardeşliği yok tabi ki. Zaten desen de inanmaz ona din kardeşiyiz desen yani, değilsin din kardeşi. Yani kan kardeşi de değilsin; yani kan, ırk yönünden de bir kardeşlik yok, değil mi? Olan da var mesela, kan yönünden kardeş olduğumuz Türkler var Hristiyanlar, kan yönüyle kardeşiz, ırk yönüyle kardeşiz.
SUNUCU: Aslında Türk İslam Birliği’nde Hocam hepsi Müslüman olacak, yani tüm dünyaya İslam’ın hakim olacağını düşünürsek bir noktada aslında kardeşimiz diyebiliriz. Yani sonucunda inşaAllah O niyetle diyebiliriz.
ADNAN OKTAR : Evet o niyetle diyebiliriz, çok güzel MaşaAllah, Elhamdülillah. Çünkü az bir şey kaldı yani 10-20 yıl nedir insan hayatında? Yani 20-30 yıl içerisinde bu konu tamamıyla bitecek. Bütün dünya müslüman olacak. Şefkat göster, sevgi göster, bağrına bas yani ne kaybedersin?
SUNUCU : Müslüman olmasını engelleme değil mi hiç olmazsa?
ADNAN OKTAR :Tabi müslüman olmasını engelleme. Bir adama sen sürekli böyle uzak durursan, şefkat göstermezsen, kardeşim demezsen, dostum, arkadaşım demezsen adamın konumu ne olsun? Ne diyeceksin ey kişi mi diyelim yani ey zat, şahıs mı diyelim? Neredeyse onu da dedirtmeyecekler. Olur mu öyle şey?
SUNUCU: Sonra İslami terör oluyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabi, onun hayrına dua etmek lazım, Allah’tan iman dilemek lazım. O her an iman edebilir, o da her an imanını kaybedebilir. “Ben Müslümanım” deyip cennete gideceğinden emin olan adam her an imanını kaybedip cehenneme gidebilir. O kişi de her an hidayet bulabilir. Onun için hidayet umuduyla, doğruyu görmesi umuduyla sürekli şefkat gösterilmesi lazım. Her on saniye başı böyle bir ihtimal vardır; Müslüman olması ihtimalı vardır inşaAllah. Onun için böyle sevecen, şefkatle yaklaşan bir üslup içerisinde olmak lazım, değil mi?
SUNUCU : Evet. İzleyicilerimiz de gerçekten böyle düşünüyorlar ve de takdir ediyorlar. “Sayın Hocam, programınızda hahamlarla olan samimi diyaloğunuz, bir olan Yüce Rabbimiz’e inanan Müslümanlarla Musevileri birleştirici yaklaşımlarınız ailece çok hoşumuza gitti. Sizin vesile olduğunuz bu sıcak sevgi birlikteliği umarım dünya çapında yayılır” demiş, Fikret Kaleli.
ADNAN OKTAR : Mesela Musevilerden akıl almaz nefret eden insanlar var. Gariplerden ne istiyorsunuz? Yani kendi halinde insanlar, diyor ki; “Filistinlileri onlar katlediyor”. Kardeşim cezaevi katillerle dolu. Mesela biz Türkiye’deyiz adam Türk asıllı, şimdi bütün Türkiye katil mi oluyor o zaman? Kim yapıyorsa o katil olur. Odur zalim, suçun şahsiliği ilkesi vardır. Kim yapıyorsa o suçlu olur ne istersin elin garibanından, mazlum insandan. Allah’ın birliğine inanıyor, ahirete inanıyor, cennete, cehenneme inanıyor, bütün peygamberleri seviyor. Hatta buraya gelen Musevilerden bir kısmıyla biz konuştuğumuzda tabii ki İslam hak din diyor, hak Peygamber. Ama biz inancımıza göre Tevrat’ı muhafaza ile görevliyiz diyor, öyle inanmış, öyle inancı var. O yüzden biz Tevrat’a uyuyoruz diyor. Ama tabii ki Hz. Muhammed’in peygamber olduğu çok açık diyor. Kuran’ın da hak bir kitap olduğu çok açık diyor. İşte böyle söyleyen insanlar da var. Bir süre sonra belli ki İslam’ı tamamen kabul edecek, yani bunu söyleyen insan arkasından onu da söyler. Biraz sabırlı ve şefkatli olmak lazım. Ama bak kaç cihette birlik, beraberiz yani Allah’ın birliği, meleklere inanıyorlar, cinlere inanırlar, kadere inanıyorlar. Ahirete, kıyamete inanıyorlar. O kadar çok şeyde beraberiz ki. Böyle bir insan dururken sen gidiyorsun kapı komşusu, mesela hiç dinle alakası yok, dine karşı; ona karşı çok saygılı, sevecen. İşte Naci Bey, Memduh Bey falan böyle karşısında el ayak ovuşturmalar. Mesela onun müdürü oluyor, başı oluyor falan, saygıdan böyle titriyor adeta. Bu insanların sana suçu ne? Ne yaptı bunlar? Niye şefkatle bakmazsın? Ve hiçbir şekilde terörü kabul etmiyorlar, buraya gelen hahamlarla ben konuşuyorum, çok şefkatli, sevgi dolu insanlar. Yani şiddetle telin ediyorlar, asla kabul etmiyorlar. Dolayısıyla mazlumla haini mutlaka ayırt etmek lazım. Herkese aynı muamele olmaz, şefkat gösterilmesi lazım. Biz onları ta İspanya’dan alıp buraya getirdik ve en güzel şekilde ağırladık, yedirdik, içirdik, ev bark sahibi yaptık, huzur içinde yaşadılar. Müslüman terbiyesi bunu gerektirir, Müslüman ahlakı bunu gerektirir. Şefkat esastır. Öbür düşüncede bütün iman edenleri ortadan kaldırma düşüncesi var; bu çok şeytani bir düşünce, inşaAllah.
SUNUCU: Kesinlikle. Yani Kuran’da da zaten ayetlerde de böyle bir emir yok yani. Tam tersi onlara emrül maruf yapın, onlara şefkatli yaklaşın, onları güzel, hoş tutun diye ayet-i kerimeler var. Öldürmek, cihad çok farklı bir anlamda kullanılıyor Kuran-ı Kerim’de Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, kıtal ayrıdır; onlar kafayı kıtale taktılar yani. Cihad cehd etmek, ben şu an cihad ediyorum işte bak mesela bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya güzeli, doğruyu anlatıyorum. Bu cihat, cehd, gayrettir işte bu.
SUNUCU: Sadece kılıçla olmuyor cihad.
ADNAN OKTAR: Yani elime şimdi sopayı alıp dışarı mı çıkayım ben yani?
SUNUCU: Sopadan çok daha etkili olduğuna inanıyorum Hocam bu güzel konuşmaların gerçekten. Sopanın hiçbir amacı olmuyor yani.
ADNAN OKTAR: Sopa yıkıcı etki yapar; şefkat güzel oluşumlara, hayra vesile olur. Çünkü insan gururu olan, sevgiye açık olan bir varlıktır. Aşağılarsan, ezersen nefret ve kin meydana gelir. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü Güneydoğu’daki o tertemiz kardeşlerimi, tertemiz vatandaşlarımızı ezim ezim ezdiler. Amaç ne? Nefret etsinler; yani Türkiye’den nefret etsinler, Türk kardeşlerinden nefret etsinler ve ayrılmak istesinler. Amaçları buydu.
SUNUCU: Ve ortaya PKK çıktı Hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: Sonra da PKK’yı çıkarttılar. Onların yaptığı tahribatı şu an düzeltmeye çalışıyoruz.
SUNUCU: Kaç yıldır hem de Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii…
SUNUCU: “Adnan Hocam, İsviçre’de son durum; Müslümanlığın sayısı hızlı bir şekilde artmış. Bugün büyük bir internet sitesinde bu haberi gördüm ve şaşırdım. Hocam, İsviçre sonucun böyle olacağını bilse cami minareleri ile ilgili referandum yapmazdı herhalde değil mi?” demiş Pınar kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: İşte oradaki vatandaşların düşüncesizliği, hâlbuki orada eğer minareler yıkılırsa veyahut minarelere müsaade edilmezse, yarın öbür gün kiliselere de müsaade edilmeyecektir, havralara da müsaade edilmeyecektir. Arkasından birçok şeye müsaade edilmeyecektir ve çok büyük bir tehlikedir bu. Hâlbuki özgürlük esastır, demokrasi esastır. Mason locası da açık kalsın, camiler de olsun, efendim Marksistler de isterse gidip toplansınlar, konuşsunlar; her fikir anlatılsın. Baskı münafıklığı getirir arkasından, münafıklık da en rezil harekettir. Dinsizse adam açık açık söyler dinsiz olduğunu, bilirsin onun ne olduğunu. Ben Elhamdülillah Müslümanım deyip gelip de Müslümanların evine girerse bu adam daha mı iyi yani? Münafık olursa daha mı iyi? Dürüstçe söylüyor, Allah ona hidayet vermemiş. “Allah’ın hidayet vermediğine siz hidayet veremezsiniz” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Zorla hidayet olmaz ki. Allah hidayet vermiyorsa hidayet bulmamış demektir. Şefkat göstereceksin, kurtulması için dua edeceksin, gayret edeceksin.
SUNUCU: Evet. “İş yerinde dikkatimi çeken bazı davranışlar oluyor Hocam’’demiş, yine sizin bahsettiğiniz konu ile ilgili, insanlara şefkat ve merhamet göstermek, inşaAllah gittikçe yaygınlaşır Hocam. “Örneğin; bir kişi başka birinden bir şey isterken son derece nezaketsiz bir tavırla istiyor ya da hatasını herkesin içinde onu mahcup edecek şekilde yüzüne söylüyor. Sizin röportajlarınızda anlattıklarınızı düşündükçe bu tarz tavırlar hemen dikkatimi çekiyor. Hâlbuki son derece nezaketli olunabilir. Düz söylemek yerine daha gönül alıcı konuşulabilir. Nezaket ve ince düşünce tam olarak nasıl gerçekleşir? Bu konuda bizi biraz daha aydınlatabilir misiniz Hocam?’’ demiş, Sevinç Keseci İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Sevinç güzel şeyler anlatmış. Şimdi güzel ahlak zordur. İnsanlar kendilerine güzel ahlaklı davranılmasını istiyorlar ama güzel ahlakı karşı tarafa uygularken de zor olduğu için ondan kaçınıyorlar, garip bir açmaza giriyorlar. Yani hem ahlak bozukluğundan çok şiddetli şikâyetçiler ama kendileri de aynı zamanda ahlaksızlık yapıyorlar, yani ahlak eksikliği gösteriyorlar. Fakat karşı taraftan da ahlak bekliyorlar. Bu, bu şekilde olmaz. Tabi, karşı taraftan ahlak beklesin güzel de, ama kendisinin de güzel ahlak göstermesi lazım. Mesela; kendi egoist oluyor, karşı taraftakinin egoist olmasını istemiyor. Kendi vefasız oluyor, fakat kendisi değil mi, karşıdan vefa istiyor. Mesela yaşlı anneler oluyor, yaşlı babalar oluyor bakıma muhtaç, perişan oluyorlar, e tabi ki eğer din konusunda onunla mücadele etmiyorsa, din konusunda onunla savaşmıyorsa, dinine, imanına zarar vermiyorsa, o insanlara hizmet etmek, adeta köle gibi hizmet etmek Kuran’ın bir emridir. Ve çok muhteşem bir şeydir. Ama şimdi kendi annesine, babasına bakmayan bir insan bakıyoruz, başkasında olduğunda değil mi, mesela kendisine aynı şey yapıldığında çok şikâyetçi oluyor. Yani başkası ona vefasızlık gösterdiğinde, insanların vefasızlığından duvarları yumruklamaya başlıyor. Peki, senin vefasızlığına ne demek lazım? Sen bir kere Allah’a karşı vefasızsın. Allah’a sen değil mi, Kalu Bela’da söz vermişsin kul olacağına. Allah’ı varlığını gördüğün halde Allah’a karşı vefasızsın. Namaz kılmazsın, helale, harama dikkat etmezsin. Onun için kendi vefa bekleyen, kendisinin de vefalı olması gerekiyor.
SUNUCU: Zaten Hocam herhalde en büyük cihad, insanın kendisiyle yaptığı cihadmış, yani kendi nefsiyle yaptığı cihadmış. O yüzden insanın önce kendisini düzeltmesi lazım. Ve bu bence cihadların en zoru. İnsanın kendi ahlakını, kendi karakterini, kendi üslubunu tam Kuran ahlakına göre yapması çok da kolay olmasa gerek Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi eğer kendini mükemmel hale getirirse, mükemmel insanlar dünyayı çok güzel yönetirler. Dünyaya çok etkili güzel örnek olurlar ve çok çabuk netice alınır. Tabi yani insanları düzeltmeye çalışmak çok güzel ama kendini düzgün hale getirmiş bir insanın etrafını düzeltmesi çok güzel olur. Yani ‘’ben hatalıyım, kusurluyum, yanlışım ama sen devam et’’, biraz o zarar verir. Ama tabi ki insanlar bunu yanlış anlıyorlar, şöyle ki; insan yine de hatalı olabilir ama yine de tebliğ yapacak çünkü kendini örnek gösteremez. Ama insanlar onun örnek olmasını isterler, bu haklarıdır, normal. Ama kusurlu da olsa insan, hatalı da olsa, insanların iyi olması için gayret etmek durumundadır. Çünkü insan zaten kusurlu, onun için biz tövbe ediyoruz zaten.
SUNUCU: Kendimiz örnek değil de, sonuç olarak örnek Peygamber Efendimiz. Onu örnek göstereceğimiz için kendimizi örnek göstermemeliyiz bu durumda. Yine aynı buna benzer bir mail var Hocam, onu da okumak istiyorum. ‘’İnsanların; doğayı, hayvanları ve insanları yeteri kadar sevmemesininde bilgisayar ve televizyon oyunlarına olan düşkünlüğünün bir etkisi olabilir mi Hocam? Çünkü artık tamamen sanal bir dünyada yaşayan insanlar var. Televizyon ve bilgisayar başından kalkamıyorlar. Doğadaki bir güzellik bu insanları etkileyemiyor. Küçük bir kedi yavrusu veya köpek yavrusu sevemiyorlar. Sadece bilgisayar oyunları ve mesajlaşmalarla ilgileniyorlar gibi geliyor bana. Siz ne düşünüyorsunuz?’’, demiş Murat Velioğlu.
ADNAN OKTAR: Ama bilgisayarı da eğer iyi kullanırlarsa, interneti de Allah’ın her türlü güzelliğini görebilirler. Güzel insanlar, güzel hayvanlar, güzel bitkiler, güzel sözler, internet o açıdan bir anlamda cennet gibidir. Bir yönüyle de cehennem gibidir, cehenneme kapı açılır internetten, hem cennete kapı açılır. Eğer internetin içinde kendisini iyi eğitirse, dünyası da cennet gibi olur, ahreti de cennet gibi olur. Ama internetin cehennem kanalına girerse, dünyası da cehennem olur, ahreti de cehennem olur. Allah esirgesin bunu iyi değerlendirmesi lazım.
SUNUCU: Evet buradan izleyicilerimize tekrar hatırlatmak istiyorum harunyahya.org ve harunyahya.net sitelerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebiliyorsunuz. İnternetin nimetlerinden bir tanesi olarak buradan söyleyeyim. Aynı zamanda şu anda bizi internetten de izliyorlar Hocam, bu da bir nimet, internetin nimetlerinden biri diyelim.
TARKAN YAVAŞ: Siz Dabbe olarak söylemiştiniz bilgisayar için Hocam inşaAllah. Allah’ı hatırlatıcı özelliğini özellikle vurgulayarak.
ADNAN OKTAR: Evet çünkü tariflere göre topraktan mamulleniyor, değil mi? Alüminyumdan, demir, bakır, çinko, kobalt onları kullanıyorlar. Tamamen topraktan mamul. Allah’ı anıyor değil mi? Allah’ı anlatıyor insanlara, o yönü ile de mutabık. Ahir zamanda çıkması, o yönde de mutabık. Efendim gözü vardır, domuz gözü gibi diyor. İnsanları gören bir gözü de var, değil mi? Kamerası var, duyan bir yönü de var. Sesi alıyor başka yere iletebiliyor.
TARKAN YAVAŞ: Fil kulağı gibi demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Fil kulağı gibi, açılıp kapanması yönü ile de ona benziyor ve her eve girer diyor Resulullah. Girmediği hiçbir ev kalmaz diyor. Her eve girmiştir, değil mi? Göğe kadar diyor göğe uzanır diyor, yerin altına bile girer diyor. Her yönü ile mutabık işte inşaAllah.
SUNUCU: Yine teşbihle çok güzel anlattınız Hocam, bunu yine çok daha farklı anlatan kişiler de var Hocam Dabbe’yi.
ADNAN OKTAR: İşte Cübbeli’ye göre de Dabbet-ül Arz bir çıkacak topraktan böyle bir silkelenecek, bütün evler falan yıkılarak falan. Dev bir hayvan başı bulutlara değecek, bir adımda yaklaşık 800-900 km adım atıyor, bu mahluk. Yani bir adımda göklere çıkıyor ve her eve giriyor. Bu her eve girse zaten bütün evleri yıkar bu. Yani daha kafasını sokamadan daha yıkar yani. Bütün dünya hercümerç olur böyle bir şey. Bir de böyle bir şeyin yürüdüğünü düşünelim biz, yani o kadar dev bir varlık ki bu, değil mi depremler falan meydana gelir yani bütün araziler, denizler taşar yani bir yere girse.
SUNUCU: Evet, sizin anlattığınız gibi Hocam, tek bir düğme ile binlerce kilometre gidebiliyor hakikaten. Bir mail gönderiyorsunuz buradan mesela işte Çin’e gidebiliyor o mail yani burada anlatılan aslında bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Tarkan Hocamı da biraz konuşturalım. Tarkan bir şeyler anlatmak istiyordun. Sen de anlat bir şeyler hadi bakalım.
SUNUCU: Reklam arası verelim.
ADNAN OKTAR: Hadi tamam ilanlardan sonra diyorsunuz. Tamam peki.
SUNUCU: Evet değerli izleyenlerimiz, reklamların ardından Tarkan Bey’den de çok güzel efendim bilgiler, ilimler alacağız inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet kıymetli izleyenlerimiz, tanıtım kuşağının ardından sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocamızın çok güzel anlatımlarından istifade ettik. Programımızın arasından önce Tarkan Bey’e sözü vermiştik. Onun da çok güzel anlatacakları şeyler vardı. İsterseniz sizinle başlayalım.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah. Ben, uçan balıklar var inşaAllah Hocam, onları hem göstermek hem de anlatmak istiyorum. Çok güzel varlıklar maşaAllah, böyle yüzgeçlerini kanat gibi kullanıyorlar. Suyun üzerinde böyle 200 metreye kadar yol alabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Vay keratalar vay çok şekerler maşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Bu şekilde böyle suyun altında kendilerini bekleyen büyük balıklardan tehlikelerden de korunmuş oluyorlar. Allah onlara böyle bir özellik bahşetmiş. Bu şekilde görüldüğü gibi.
ADNAN OKTAR: Milyonlarca seneden beri de hep böyleler. Yani evrimciler de buna şimdi kanatlanıp uçuyor, balığın kuş olması lazım değil mi? Güvercin olmaları gerekiyordu.
TARKAN YAVAŞ: Evet böyle 3-5 metreye kadar da yükselebiliyorlar yukarıya doğru. Bir de böyle bir güzelliğin bir özelliğin evrimle oluşması mümkün değil. Yani suyun altında yaşayan bir varlığın, yukarıda bilmediği bir yerde.
ADNAN OKTAR: Bir alem değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Bir alemde kanat geliştirmeyi düşünmesi, onu geliştirebilmesi böyle bir şey mümkün değil. Bir de Hocam izin verirseniz normalde coelacanth balığı vardı biraz önce sizinde söylediğiniz, bahsettiğiniz eğer bu balıkların nesli tükenmiş olsaydı bugün belki de bunun fosillerini bulup diyeceklerdi ki; işte kanatlı balık gibi bir şey diyeceklerdi. Halbuki hiçbir zaman bunu iddia edemiyorlar şu an. Allah böyle canlıları farklı farklı yaratabiliyor. Hem kanatlı oluyor hem yüzgeçli oluyor. O da çok güzel Allah’ın yaratılışına, sanatına bir delil inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Varsa başka göstereceğin resim göster sonra Hocamız beni konuşturmadı falan deme.
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah Hocam. Bir de penguenler var Hocam, çok güzel doğada hayvanlar arasındaki bir fedakarlığa ve şefkate, merhamete çok güzel örnek. Penguenin dişisi bir tane yumurta yumurtluyor ve bunu erkeği kuluçkaya yatıyor ve bunu kış zamanında yapıyorlar kutuplarda. Son derece soğuk bir ortam, 120 kilometreye varan rüzgarda duruyorlar ve bunlar sırf erkekleri kuluçkaya yatıp o yumurtayı 4 ay boyunca hiç böyle başından ayrılmadan bekliyorlar. Evet, o arada da dişisi 100 kilometre uzağa kadar gidip onlara yemek bulmak için gidiyor. O da yemek bulmaya gidiyor ve 4 ay boyunca o bütün rüzgarlara rağmen hiçbir şekilde, o soğuya rağmen ayrılmıyorlar ve vücut kilolarının yarısını kaybediyorlar bu süre içinde ve yumurtayı terk etmiyorlar. Bir de kendi aralarında şöyle çok güzel dayanışmaları var, o rüzgardan ve soğuktan bir nebze korunabilmek için ara ara o en dışarıda duran penguenler içeriye geçiyorlar. Sürünün içine doğru, onlar dışa doğru geliyorlar. Böyle çok güzel bir dayanışma ve fedakârlık içinde 4 ay boyunca yavrusunu bekliyor, sonra yavrusu yumurtadan böyle çıktığında çok sevimli, anne geliyor ve kursağında biriktirdiği yiyecekleri ona vererek böyle onun da hayatta kalmasını sağlıyor. Bu da Allah’ın hayvanlar üstünde gösterdiği sevgi ve şefkatinde de bize çok güzel bir örneği oluyor.
SUNUCU: Gerçekten çok büyük bir fedakârlık örneği.
ADNAN OKTAR: Yani çok abartılı sevimliler yani çok. Allah’ın Rahman ve Rahim isminin tecellisi, hayvanların bunlara gösterdiği şefkat ve koruma açıklanacak gibi değil. Darwinistlerin hiç açıklayacağı gibi değil. Çünkü hayvanın normalde egoist, bencil olması lazım; son derece şefkatli, merhametli ve koruyucu oluyorlar. Kendi ölümü pahasına yavrularına bakıyorlar. Mesela tavuk bile, ben dedemle köyde kalırken görürdüm, hayvan kabarıyor böyle normal küçük tavuk müthiş kabarıyor yavruları ile beraber geziyor. Köpeğin üzerine atlıyor eğer tehlike olursa. Yani normalde köpek değil hepsinden kaçar hayvan. Mesela ne kedi yanaşabiliyor korkudan, yani akıl almaz bir cesaret geliyor üstüne ne köpek yanaşabiliyor. Onun şefkat ve koruma hissi çok şiddetli oluyor. Bu hayvanların da şefkat, koruma hissi çok çok güçlü oluyor ama Cenab-ı Allah bunları ne kadar tatlı yaratıp böyle gösteriyor.
SUNUCU: Yine Hocam böyle bir köy ortamında işte böyle kaz arkasında yavruları ile birlikte yoluna devam ediyor. Böyle aralarından benim kızım böyle geçti. Bir tane minik yavrusu geride kaldı yetişemedi onlara, öndeki sürü gitti. Bir müddet sonra anne fark etti bunu ve kesinlikle gitmiyor Hocam o tek yavrusunu alabilmek için dönüyor dönüyor dönüyor tekrar yavrusunun başına dönmeye çalışıyor. O yavruyu tekrar sürüye katmak için öyle bir mücadele verdi ki Hocam, hepimiz de gördük şahit olduk yani. Çok etkilendik.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, muazzam titiz oluyorlar öyle. Hakikaten mesela yavrusu herhangi bir şekilde ayrıldıktan sonra asla bırakmıyor. Yavru da onu bırakmıyor. O da ona çok titiz oluyor. Mesela koyunla kuzusu da öyle, ayırdın mı hayvan müthiş titiz oluyor onunla beraber olabilmek için. Yani yavrusundan ayrılma konusunda çok rahatsız oluyor. Şiddetli bir şefkat ve koruma hissi içerisinde oluyorlar, tabi bu gören göz için, akıllı bakan için.
SUNUCU: İbret gerçekten.
ADNAN OKTAR: Samimi Bir Dindar Atatürk bu kitabımın 3. baskısı oldu, bunu da tavsiye ederim. Atatürk’ün dindarlığı çok kapsamlı bu eser de anlatılıyor. Sana gösteretim, bak. Samimi Bir Dindar Atatürk, evet bunu tavsiye ederim. Atatürk’ün dindarlığı çok, delillere dayalı olarak, çok kapsamlı güzel ki; Atatürk’le ilgili en güzel eserleri hazırlayan da yine ben oldum Allah’a çok şükür.
SUNUCU: MaşaAllah, kitaplarınıza diyorum yetişmenin imkânı yok, maşaAllah çok güzel.
ADNAN OKTAR: Evet biraz ahir zamandan bahsedelim, inşaAllah. Hz. Mehdi’nin fiziksel özellikleri çıktı karşıma, ona bakayım. “O Mehdi güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür, yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur” (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar). “Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir” diyor yine Muhammed el-Kari el-Hanefi "Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi isimli eserde. “O (Mehdi), orta boylu ve güzel yüzlü bir gençtir. Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir”, Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib eserin uzun bir ismi var. “Mehdi benim çocuklarımdandır. Onun yüzü, parlak yıldız gibidir. Güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru ona azamet verir” (Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar). “Yüzünde parlak yıldız gibi bir renk vardır”, Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar isimli eserde. “Mehdi, gür sakallı, ön dişleri parlak, yüzü benli açık alınlıdır”, hadis bunların hepsi, “yüzünde bir ben olacaktır. Mehdi'nin omuzunda Peygamber Efendimiz (sav)'deki alamet bulunacaktır” (El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar,sayfa 41). “Mehdi'nin rengi arabidir”, yani kırmızıyla karışık beyaz. Genel görünümü; “Hz.Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir”, El-Kavlu'l Muhtasar isimli eserde. “Cismi, İsrail cismidir”, İsraillilere benzer diyor yine rivayette, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdi’de. “Mehdi sanki Beni İsrail'den bir şahıstır”, Kitab-ül Burhan yine orada. “O, heybetli bir şahıstır”, İkdüd dürer isimli eserde bu da. “Hz. Mehdi'nin bedeni İsrailidir, İsrailliler’e benzer. Hz. Mehdi, sanki Beni İsrail ricalindendir”, İbn Hacer’in eserinde bu da. “Orta boylu olacaktır” diyor, “Mehdi'nin adı Muhammed b. Abdullah'tır. O, orta boyludur”. Ama bunu daha önce açıklamıştım. Adı adıma benzer,adı adıma denktir diyor, yani ismi şudur şeklinde değil. “Adı adıma denk, adı adıma benzer”, diyor inşaAllah. “O orta boylu” diyor, “iri gövdelidir” diyor, Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal isimli bir eser. “O, alnı açık, karnı büyük, iki uyluk arası açık bir şahıstır”, diyor Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi isimli eser. “İki uyluk arası açıktır”, diyor yani “uylukları da geniştir”, diyor. “Hz. Mehdi, Hz. Hasan'ın soyundandır” diyor ama bir rivayette de “Hz. Hüseyin soyundandır” diyor. Daha çok olan Hz. Hüseyin soyudur. Buradaki rivayette de “Hz. Hasan soyundandır” diyor. Yani muhtelif rivayetler var fakat seyyiddir, mühim olan seyyiddir. “Bacakları aralıklıdır yani yürürken dışarı doğru basar ayrıca da uylukları da geniştir” diyor, ona da bakıyor o. “Onun, alnı geniştir. Yeryüzünü adaletle dolduracak ve malı bol bir şekilde dağıtacaktır.O, alnı açık, karnı büyük, iki uyluk arası açıktır” diyor rivayette, yine yani karnı geniştir. Efendim, “onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır”, Tırmizi, sahih Hadis kitabıdır evet, Büyük Hadis Külliyatı Rudani 5.cilt, sayfa 365. “O, açık alınlı, küçük burunludur”, diyor Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci söylüyor bunu, küçük burunlu. “O açık alınlı ve ince burunludur”, Ahmed, b. Hanbel, Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi, Süneni Ebu Davud bu da biliyorsunuz Sahih Hadis kitabıdır, Kütüb-i Sitte’dir, evet. “O, açık alınlı, küçük burunludur”, diyor, “Kaşı kavislidir, Hz. Mehdi'nin kaşları araları açıktır”, diyor yani kaşları yüksektir tarzında.
SUNUCU: Rivayetler hep aynı Hocam hiçbir farklılık yok rivayetler arasında.
ADNAN OKTAR: “Dişleri parlak olacaktır”, diyor. Evet bunlar böyle, şimdi biraz da şu Cübbeli’ye Cevap kitabından da biraz bakayım. Bismillah herhangi bir sayfa açıyorum. “Abdullah b. Mes'ud (r.a)'den rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Ehl-i beytimden ismi ismime benzer’, bakın bu dediğimin doğruluğunu gösterir, yani ismi ismime denk, müsavi “bir kişi, (hz. Mehdi (a.s.)) iş başına geçecektir. Asım diyor ki: Ebû Salih, Ebû Hüreyre'nin şöyle dediğini bize aktardı: "dünyanın bir günlük ömrü kalmış olsa bile” ki, zaten Hicri 1400 kalıyor, 7000’den, dünyanın ömrü 7000 yıldır diyor öyle değil mi? 5600 yılı geçmiştir diyor, çıkarttığımızda 1400 kalıyor. O hadisin de cevabı bak “dünyanın bir günlük ömrü kalmış olsa bile”, o zaman zaten 1400’e göre bakmış olsak bitmiş oluyor. O işte 1400’ün küsüratı olarak 1500’e kadar devam edecek diyor.
SUNUCU: Belki de o bir günü yaşıyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet o bir günü yaşıyoruz evet, “dünyanın bir günlük ömrü kalmış olsa bile, o kimsenin Hz. Mehdi’nin (a.s.) başa geçmesi için Allah o günü uzatır”. Biraz daha dünyanın ömrü uzayacak diyor, Ebu Davud ve Tırmizi sahih hadis kitapları. “Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadis-i şeriflerin sahih olmadığını iddia eden bazı insanlar görüyorum. Bunlar bu sözleri cahilliklerinden söylüyorlar. Sünen-i Davud, Sünen-i Tırmizi, Sünen-i İbni Mace, Sahih-i Müslim gibi sahih hadis kitaplarına baksınlar. Ben sadece sahih hadis kitabı Sünen-i Tirmizi'den bir tane Hadis-i şerif örneği verdim. Ayrıca diğer...” diyor ve devam ediyor arkadaşımız. Güzel, şimdi bir sayfa daha açıyorum. Sen aç bir sayfa ver bakalım inşaAllah. Bismillah.
SUNUCU: Evet buyurun Hocam, Mevlüt Yüksektanır.
ADNAN OKTAR: Mevlüt Yüksektanır, evet. “İbni Mace, İbni Huzeyme, Ebu Avane Hakim ve Ebu Naim ve Ebu İmame’den tahriç ettiler. Dedi ki; Resulullah (sav) bize hitap etti. Deccal’i anarak şöyle buyurdu. Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak için öne geçtiği sıra, bir de bakarlar ki İsa, İbni Meryem (as) sabah vaktinde inmiştir”. Bak Mehdi de sabah geliyor İstanbul’a, Mesih de sabah geliyor, çok manidar. “Bu imam Hz. Mehdi (as), Hz. İsa (as)’yı öne geçirmek için arka arka geri çekilir”, geri geri çekiliyor “siz efendim” diyor, “buyurun namaza” diyor. “Hz. İsa (as) onun omuzlarına elini koyar”, iki omuzuna elini koyuyor. “ve ona der ki; sen öne geç namazı kıldır, zira kamet senin için getirilmiştir. Bunun üzerine imamları Mehdi onlara namazı kıldırır” (Celalettin Suyuti’nin tasvihinden hadisler, Ahir zaman Mehdisinin Alametleri). Henüz Hz. Mehdi (as)’nin Hz. İsa’ya namaz kıldırması olayı olmamıştır. Önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde Hz. Mehdi (as)’nin zuhurundan sonra bu büyük tarihe olay vuku bulacaktır. Bu büyük olayın arkasından İslam bütün dünyaya hakim olacaktır”, diyor. Elhamdülillah göreceğiz inşaAllah.
Evet 29 dakika falan mı var? Başka biraz da hukuktan anlatalım.
SUNUCU: Evet Hocam, hukuki sorularımız da gelmiş zaten.
ADNAN OKTAR: Soru olmadan da anlatırız ama, sorulursa daha da iyi anlatırız inşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam sizin davalarınızla ilgili birkaç mail var. Onları okuyabilirim isterseniz. “İyi akşamlar, iyi günler Adnan Hocam. 99 yılında size ve arkadaşlarınıza yapılan polis operasyonundan sonra Fatih Altaylı köşesinde bir yazı yazmıştı. Bu yazıda herkesi size ve BAV üyelerine karşı şikayetçi olmaya çağırıyordu. Daha hakim önüne çıkmadan basında yer alan bu ve benzeri yazılar nedeniyle acaba bazı çevreler, aileler bu durumdan olumsuz yönde etkilenmiş olabilirler mi? Hocam ayrıca henüz hakkınızda bir karar çıkmadan bu tür haberler yapılması mahkemeye baskı oluşturmuş değil midir?”
ADNAN OKTAR: Zaten orada amaç yargıyı etkilemek oluyor o tip izahlarda genelinde öyle bir amaç oluyor. Mesela yine duyuyoruz Yargıtay’da bazı kişiler evet, o zaman “Adnancılar’dan şikayetçi olun” bakın daha olay yok, önce tutuklanıyoruz sonra şikayetçi aranıyor.
SUNUCU: Burada da teşvik var Hocam açık bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Bakın daha yani olay yok, önce tutuklanıyoruz, sonra şikayetçi aranıyor.
SUNUCU: Burada da teşvik var Hocam açık bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet. Fatih Altaylı sağolsun, böyle ilginç çıkışları olur. Huma Babuna kardeşimiz, bu Oktar’ın kardeşi, geçen günler annemle konuştum diyor telefonda, Semin Babuna ile ilgili ki, bizi biliyorsunuz ne kadar övüyor, ne kadar göklere çıkarıyor. Saygısını, sevgisini, güvenini, çok uzun uzun ifade etmiş. Bir çok dilekçe vermiş mahkemelere. Geçen gün konuştum telefonda diyor, hakikaten Yargıtay’da gidip kulis yapıyormuş, yani kendisi itiraf etmiş, söylemiş. “Evet ben, etkilemek için işte uğraşıyorum” gibisinden. Ben Yargıtay’ın öyle şeylerden etkileneceğini zannetmiyorum. Ama hakikaten baskı yaptıklarını Yargıtay’a, bir çok kişinin baskı yaptığını duyuyoruz. Ama Yargıtay bu tip izahlardan etkilenmez diye inanıyoruz. Tabi biz mahkemelere güveniyoruz, inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Mektubu da vardı, uygun görürseniz gösterebilirim Hocam Semin Babuna’nın.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet, şuradan başla oku bakayım biraz.
TARKAN YAVAŞ: “Sayın Adnan Oktar’ın fahri başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı uzun senelerdir Türkiye’ye büyük hizmetler veren çok saygın bir vakıf. Başta Sayın Adnan Oktar olmak üzere, bu vakfa mensup olan tüm insanlar son derece güzel ahlaklı, haysiyetli, milletine ve vatanına bağlı, sevecen, devletine karşı itaatte kusur etmeyen pırıl pırıl vatan evlatları. Hem benim evladım, hem de bu camia mensuplarının Türkiye’nin geleceği için ahlak ve kültür olarak üstün vasıflara sahip çok önemli değerler olduğuna inanıyorum”.
ADNAN OKTAR: Tamam, bu kadar yeterli. İmzasını da göster altında.
TARKAN YAVAŞ: Saygılarımla, Profesör Doktor Cevat Babuna’nın eşi, Semin Babuna.
SUNUCU: Evet, açıkça imzalı bir yazı.
ADNAN OKTAR: Buyrun, e kardeşim, senin samimi kanaatin bu, ne oturup o zaman gidersin çete davaları açarsın? Niye gidersin oralarda buralarda aleyhimizde kulis yaparsın, konuşursun? Neyse niyetin samimi onu yapman lazım, dürüst davranman lazım. Cevat Hoca da, mesela bizleri göklere çıkartıyor, anlatırken görürsün, filmini seyrettiniz geçenlerde, öve öve bitiremiyor. Efendim, Türkan Akyüzalp, o da bizimle ilgili şikayetçi olan bayan. O da, yani artık bakın, güvenli bulup bizim evimize geldi kızıyla beraber yerleştiler. Yani dışarıdaki riskten, tehlikeden kaçınmak için. Göklere çıkarıyor, acayip övüyor. Aylarca kaldım diyor, içlerinde diyor. Yani saygısı, sevgisi çok büyük. Sonradan ne olduysa oldu, iddia edilen Ergenekon Örgütü devreye girdikten sonra, bu aileleri zehirlediler.
SUNUCU: İstikrarları bozuldu.
ADNAN OKTAR: Bambaşka insanlar oldular. Ama onların haberi bile yoktur benim kanaatim. Yani onları böyle etkileyen, bu sivil unsurların kim olduğundan haberleri bile yoktur. Nitekim onlara mahkemede yanaşan İstanbul milletvekili Emin Şirin, sürekli mahkemelerde bunlarla beraber, mecliste sürekli önergeler veriyor bizimle ilgili, soru önergeleri veriyor. Yani muazzam bir faaliyet içerisinde. Sonra baktık bu şahıs, iddia edilen Ergenekon Örgütü lobi sorumlusu olarak gözaltına alındı. Ve halen de davası devam ediyor. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarına yine baktığımızda bu kişinin, bu konularda görevli olduğu şeklinde ve mecliste de soru önergeleri verdirildiği şeklinde iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bunu kendi amaçları doğrultusunda yönlendirdiği şeklinde bilgiler var. Ama tabi biz bunu mahkeme sonuçlanınca anlayacağız. Tam doğrusunu o zaman anlarız. Bu şu anki iddialar. Yani burada bulunan evraklar. İddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında rastladığımız bilgiler bunlar. Bunlar tabi eğer bu mahkeme sonuçlarında iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bütün olayları ortaya çıkarsa, bize yapılan oyunların da tamamı ortaya çıkmış olacak. Yani çok netleşmiş olacak. Var mı öyle başka yargı ile ilgili soru soran?
TARKAN YAVAŞ: Bu Türkan Akyüzalp’in mektubu vardı Hocam, biraz önce bahsettiğiniz, övücü olarak Bilim Araştırma Vakfı üyelerine...
ADNAN OKTAR: Bakın ne diyor, “ben” diyor, “kızımla birlikte” diyor. Evet, onu oku.
TARKAN YAVAŞ: “Kızımla gözaltına alındığı gece bulunduğu evde, kendi evimizin güvenli olmaması sebebiyle kızımla birlikte ben de, uzun süre misafir olarak kaldım” diyor. “Bu süre içinde tanıdığım kişilerin, üstün ahlaklı, vicdanlı, milli ve manevi değerlerine bağlı, kültürlü, yüksek tahsil ve terbiyeli iyi aile çocukları olduklarını gördüm. Saygılarla, Türkan Akyüzalp”.
ADNAN OKTAR: Bitti yani, Türkan Akyüzalp, Ebru Akyüzalp’in annesi diyor. E kardeşim şimdi niye çeteyle suçluyorsun bizi? Niye evimizde kaldın o zaman aylarca, değil mi? Niye bize güveniyorsun o zaman niye bu kadar övüyorsun? Demek ki kanına girmişler, bir şeyler demişler sana, sen de allak bullak olmuşsun.
SUNUCU: Nasıl bu kadar değişebildiniz değil mi? “Adnan Hocam, davanızla ilgili konunun sizin lehinizde sonuçlanması için size dua ediyor ve destekliyoruz. Benim merak ettiğim şu an Yargıtay’da sizin aleyhinize baskı yapan gruplar, kişiler var mı? Bazı amaçlar peşinde olan birkaç aileden söz etmiştiniz. Acaba bu kişilerin Yargıtay’a herhangi bir baskısı oluyor olabilir mi?”, demiş, Kemal Gürpınar.
ADNAN OKTAR: Yargıtay öyle şeylerden etkilenmez. Bunu herkes duydu bunu Türkiye’de duymayan kalmadı. Hakikaten Yargıtay’a bir baskı yapıldığını herkes biliyor. Yani baksana ta oralara kadar, arkadaşlarımızın kulağına kadar gittiğine göre, bu bilinen bir şey. Geçenlerde de onların avukatı dedi, işte “Yargıtay cezayı onaylayacak ben biliyorum” dedi, değil mi kendi kafasına göre. Hürriyet’te kendince öyle bir manşet atmıştı. Bu manşetler bile bir baskıdır. Yani bunlar şeydir, evet.
SUNUCU: Saadettin Tantan ile ilgili de bir yazı var Hocam. Müsadenizle onu da okuyayım.
ADNAN OKTAR: Okuyalım evet.
SUNUCU: “Sayın Hocam, daha önceki röportajlarınızda Saadettin Tantan’ın İçişleri Bakanı olduğu dönemde, 99 yılında “bazı vakıfları kendi yerlerinde imha edeceğiz” dediği sözünden bahsetmiştiniz. Bu söz benim çok dikkatimi çekmişti. Hocam acaba Tantan neyi kastetmiş olabilir?”, demiş.
ADNAN OKTAR: Ben hakikaten birgün televizyon seyrediyordum, Tantan çıktı. “Bir kısım” dedi, “vakıf yöneticilerini” dedi, “kendi mekanlarında imha edeceğiz” dedi. Allah Allah, acaba dedim benden mi bahsediyor falan dedim böyle. Yani hakikaten de içime bir kuşku düştü. Bir süre sonra, bir operasyon oldu, kısa bir süre sonra. Bu sözünün arkasından kısa bir süre sonra operasyon oldu. Operasyonda böyle uzaylı gibi polisler geldi, uzay kıyafeti giymiş gibi. Kafasında böyle çelikten, ön tarafından cam, kafasında üzerinde de böyle zırh, yani PKK ile çatışmaya gidenlerde bile öyle bir şey olmuyor. Yani ben sizin kardeşinizim, telefon etseniz yani atlar arabaya gelirim. Zaten yani yerim belli, mekanım belli. Yazar insanım ben, değil mi? Yani karıncayı dahi incitmem. Bu kadar teşkilata ne gerek var, bu kadar şeye? Böyle bir anda evin içi öyle polislerle doldu. Fakat asıl olan şu, operasyondan bir gün önce, eve polisler geldi, aşağıya kapıya. Dediler ki, “aşağıda” dediler “bir olay olmuş” dediler. “Siz bunu tespit edebildiniz mi” dediler, “bahçede veya evin içinde çeşitli yerde, şu aşağı kısımlarda kameralar var mı” dediler. “Yani bir olay olduğunda tespit imkanı var mı” dediler. Biz dedik kamera var ama sadece bahçenin dışını gözledik, öyle bir şey yok dedik. İnanmadılar, “biz bakacağız” dediler. Ta evin yukarısına kadar çıktılar. “Bu videoya alınıyor mu” dediler, yani burada bir olay olsa, görüntü olsa falan. Yok dedik öyle bir şey dedik. İyice bir kanaatlerini getirmeye çalıştık. Ama dedik biz elimizden geleni yardımcı olalım, araziyi gezdiler bir tanıdılar, bütün araziye baktılar, incelediler. Sonra gittiler, biz de polise yardımcı olmanın huşusuyla, sevinci içerisinde böyle hani iyi vatandaş olarak sevinçle yardım ettik. Hatta çay ısmarlayalım dedik, çay da içersiniz, ısmarlayalım demedik de, çay da verelim istiyorsanız dedik.
SUNUCU: Alt yapı hazırlanıyormuş oysaki.
ADNAN OKTAR: Haberimiz yok. O gün operasyon yapıldığı gün, aşağı ağaçlar ve köşe başlarını böyle otomatik silahlı ama bu lazerli otomatik silahlı polisler doldurmuş. Yani benim aşağıya ineceğimi yani haşa bir anlamda kaçacağımı düşünerek oradan. Ve en kuytu köşelere yerleşmişler. Bir de bu polisler daha önce, bu gelen polisler, olay oldu diyen, arazi keşfine gelen polisler dediler ki, “ya dediler böyle bir arazide de insan tek başına yaşıyorsa, burası riskli bir yer, burada ruhsatsız silah dahi olabilir” demiş arkadaşa. Yani herhalde espri yapmıştır dedim, çok münasebetsiz bir laf yani, ruhsatsız silah, bizim silahla külahla ne işimiz olur? Bizim içimizde, o zaman Tantan da söylüyordu, iki tane adamımız var falan gibi söylemiş, orada durarak bize bilgi geldi. Yani ajan provokatör yerleştirmişler aramıza.
SUNUCU: Münafık diyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: Münafık evet. Biliyorum yani kim olduklarını da biliyorum onların. Ta başından beri biliyordum, onlar kendilerini uyanık zannediyor ama, ben onlardan daha uyanığım. Yani başından beri biliyorum ben onları. İki tane ajan provokatör. Hatta operasyondan bir gün önce, o şahıslar emniyete girmişler zaten, basına yansımıştı. Emniyete gitmişler, bir gün önce operasyondan. Yani herhalde son talimatlar alınacak. Ben onları böyle bir şaşırtmaca olarak dedim ki, ben bir şey olsa, bir durum olsa buradan aşağıdan giderim dedim. Yani şuradan, aşağıdan giderim dedim, yani biliyorum öyle bir şeylik yapacaklarını. Halbuki ben kanuna, hukuka saygılı bir insanım yani öyle münasebetsiz bir şey yapmam ben. Polis geldi dediler arkadaşlar. E tamam dedik. Niye gelmiyorlar dedim. Bilmiyorum bekliyorlar dediler.
SUNUCU: Kaçmanızı bekliyorlar.
ADNAN OKTAR : Kapının başında bekliyorlar, yani kamerayla görüyoruz hepsini, bir sürü silahlı polis. 1.5 saat gelmediler içeriye. Yani o silahlı, külahlı dediklerim 1.5 saat sonra geldiler, gelmiyorlar. Otur bekle bekle bekle bizim çocuklarla beraber bekliyoruz biz, üstümüzü başımızı giyindik artık yolculuk hazırlığı, ben poşet moşet hazırladım biliyorum yani Emniyete... Hırka mırka da aldık yanımıza böyle soğuk olmasın gibisinden. Son hazırlıklarımızı yaptık, gelmiyorlar. Aşağıdan kaçacağımı düşünüyorlardı herhalde. Yalnız aşağıdan kaçsaydım, bir de o ruhsatsız silah lafı neyin nesi? Yani acaba arazide bir ruhsatsız silah mı çıkacaktı? Yahut benim elimde bir ruhsatsız silah mı olacaktı orada? Ben polislere ateş mi edecektim acaba? Polisler kendilerini mi koruyacaklardı orada? Bilemiyorum yani, ne olacağını yani bilemiyoruz. Ama bir şeyler olacağı anlaşılıyor orada.
SUNUCU: Senaryo yazılmıştı yani kendilerince.
ADNAN OKTAR : Ben polis olsaydı -canım ciğerim benim onlar, benim kardeşim diye- bağrıma basar sarılırım ben polise ne diyeceğim yani, değil mi? Bizim silahla ne işimiz olur? Nitekim orada bizim komşunun köpeğini falan vurdular ondan sonra, sonra geldiler. Böyle uzaylı gibi, ama ben güler yüz gösterdim, saygı gösterdim ama tabi çok gergin polisler, acayip sinirli, zor yatıştırdık böyle. İşte falanca nerede, feşmekanca nerede? Yahu dedik, beraber arıyalım dedik, biz kanuna hukuka saygılı insanlarız birlikte ararız dedik. Ama Tantan’ın, bu mekanlarını, kendi mekanlarında bir kısım vakıf mensuplarını imha edeceğiz sözünü ben anlayamadım. Şimdi imha deyince, hukuki imha da akla geliyor, ama bir insanı buharlaştırmak da akla geliyor. Yani hangi anlamda söylediğini bilmiyorum. Ama biz hüsnü zan ediyoruz çünkü bir İçişleri Bakanı’dır bu, adalet insanıdır, hukuki anlamda imha edicekti herhalde, imha olacaktık. Yani en azından ona gayret edicekti herhalde anladığım kadarıyla. Mesela bakıyoruz İddia Edilen Ergenekon Örgütü yazışmalarına, diyorlar ki, biz diyorlar Tantan’a herhangi bir şey söylesek rahatça o görevi yapar o diyorlar. İddia Edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında var. Yani bir şey söylediğimizde o onu yerine getirir o kişi diyorlar. Tabi Tantan onlara uyar mı uymaz mı bilmiyoruz, yani bunlar mahkeme sonuçlanınca belli olacak, neyin nesi olduğunu bilmiyoruz olayın. Yani ben o yüzden tenzih ediyorum kendisini. Ama tabiki vatandaş olarak da insan kuşkulanmaktan kendi alamıyor. Onun arkasından ben gözaltınındayken, PKK’dan daha tehlikeli, Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli. Bakın İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yeni bir bomba, Adnan Hoca Apo kadar tehlikeli. Kardeşim yani insaf et. Apo’ya karşı Darwinist, materyalist çalışmayı sen mi yapıyorsun, ben mi yapıyorum? Antikomünist çalışma hiç yaptın mı hayatında? Anti-Darwinist çalışma yaptın mı hiç hayatında? İslam’ı, Kuran’ı yaymak için bir faaliyet yaptın mı? Biz yapıyoruz. Apo’ya karşı çözüm ne, bizim faaliyetlerimiz. Şöyle de bari, de ki; Apo bir tehlikedir ama Apo için en büyük tehlike Adnan Hoca’dır desene.
SUNUCU: Sahi cümle yanlış kurulmuş aslında Hocam.
ADNAN OKTAR : Cümleyi yanlış kurmuşlar. Bunu deyince tabi bu, basında infial meydana getirmiş oldu. Zaten tutuklama gerekçesi meydana geldi. İçişleri Bakanı böyle diyorsa bitmiştir zaten. Yani tutukanman gerekiyor demektir. Basının da desteği ile, yoksa normalde biz tutuksuz yargılanacaktık, tutuklu yargılandık bu ifadelerden dolayı, evet. Onun için teşekkür ediyorum Tantan’a da, yani bizi tutuklanmamıza vesile olduğu için. Çünkü bir hayır vardır, belki dışarda olsak bir suikaste uğrayacaktık, bir şey olacaktı. Devletimiz bizi korudu, hakikaten de o dönemde çok büyük olaylar oldu dışarıda. Bu Hizbullah operasyonları oldu, şunlar bunlar oldu, ortalık kan gövdeyi götürdü o dönemde. Allah bizi orada muhafaza etti orada, küçük bir kulübenin içerisinde, bir hayır vardır. Yanlız, tabi Tantan bu fikirlere nerden ulaştı, bu fikri ona kim aşıladı, kim onu böyle teşvik etti onu bilmiyoruz. Çünkü kendini muhafazakar tanıttı, o yüzden millet, insanlar ona oy verdi o zamanlar. Muhafazakar diye, biz de oy vermiştik o zaman ona, bilmiyorduk biz olayın yönünü ve herkese de tavsiye ettik. Bu çok dindar insan, bu iyi, buna oy verelim dedik. Olay bambaşkaymış, yani olayın kökeni bambaşkaymış. Ama bir hayır vardır, yine şefkat duyuyoruz, yine insanımızdır. Allah hidayet versin, dua ediyoruz, inşaAllah doğru yolu bulur. Ama bak parti kurdu, milletimiz ona 0,0’lı oy vererek ona haddini bildirmiş oldu. Kendini çok büyük, tepelerde görüyordu böyle. Çıkıyor televizyonlara, üst perdeden, bağırıp çağıran, operasyon, operasyon. Kardeşim bu millet operasyonla mı düzelir? Bir hata varsa operasyonla mı sadece bu işi halledecek? Sevgi, şefkat, merhamet, bilgi, kültür nerede, değil mi? Bizim milletimiz şefkatten hoşlanır, bilgiden hoşlanır, güzel tavırlardan hoşlanır, güzel şeylerden bahsetsene. Noktasında aşağı, noktasında yukarı, şu noktasında şöyle, bu noktasında böyle, hep üst perdeden ve çok öfkeli bir üslubu var, yani müthiş öfkeli. Şefkatle yaklaş, Kuran’ın, Kuran ahlakı’nın yayılması için gayret et. Siyasisin, yapamıyorsan, bunu yapan sivil toplum kuruluşları var, onları destekle değil mi? E sen Apo’ya karşı ne mücadele vermişsin? Fikri bir mücadelen var mı? Darwinizmle tabi, sen çık Darwinizm’i anlat, Darwinizm’in geçersizliğini anlat, materyalizm’in geçersizliğini anlat. Operasyon, operasyon, operasyonun sonucunda da hiçbir netice alamıyorsun işte böyle oluyorsun.
SUNUCU: Yani bu mantık zaten Hocam mason bir mantığı mihenk taşı yine Masonizm yani Darwinizm fikrinden gelen bir yaklaşım değil mi bu operasyonlar, işte katletmek, öldürmek. O fikir zaten oradan geliyor Hocam, başlangıç noktası.
ADNAN OKTAR : Hayır, yani devlet tabi ki kendisini korur gerekirse. Yani devlet kendine saldırı olursa, devlet kendisini korur. Bu meşru hakkıdır, meşru savunmasıdır. Ama tabi sizin dediğiniz o değil kastettiğiniz.
SUNUCU: Fikir olarak söylüyorum.
ADNAN OKTAR : Yani genel bir fikir olarak, evet. Fikri mücadele önemlidir diyorsunuz, evet. Ama kendisinin bir fikri mücadelesi yokken, fikri mücadele yapanlara oturup tavır alması çok acayip. Mason kelimesini ağzına alamıyor. Tapınak Şövalyeleri diyor, tapınak ayakta diyor, kardeşim desene eğer delikanlı adamsın sen değil mi, çık masonluk de. Diyemiyor, değil mi? Ben masonluğa karşıyım desene sen. Kim anlar senin Tapınak Şövalyeleri, biz açıkladık sonra Tapınak Şövalyeleri’ni. Ben bir kitap yazdım Tapınak Şövalyeleri ile ilgili, yani masonluk kastediliyor diye. Diyemiyor, çünkü onu iktidara, yani o bakanlık görevine kimlerin getirdiğini, kimlerin onu desteklediğini o çok iyi biliyor ve görevi bittikten sonra da ona böyle alıp bir kenara kimlerin koyduğunu da çok iyi biliyor ve o hınçla neler söylediğini de biz çok iyi biliyoruz. Ama biz zamanı gelince biz de konuşuruz tabi, yani ben olayların zeminini su gibi ezberden biliyorum. Ama benim de beklediğim yerler var tabiki. Yani en azından şu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün davasının bitmesini bekliyoruz.
SUNUCU: Sonuçlanması önemli.
ADNAN OKTAR: Evet, sonuçlanmasını bekliyorum. Ona göre bizim birçok açıklayacağımız çok şey var. Onun için eğer Tantan hizmet yapmak istiyorsa Darwinizm’e karşı mücadele versin, İslam’ın hakikatlerini anlatsın, sevgiden şefkatten bahsetsin değil mi, sosyal adaletten, sevecenlikten bahsetsin, operasyonla konu hallolmuş olsaydı, çoktan hallolurdu şu ana kadar ve o da bu hallere gelmezdi. 0,0’lı durumlara gelmezdi. Kendini çok akıllı zanediyor ama milletimizin onu nasıl gördüğünü de kendisinin de artık görmesi gerekiyor, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, bu parti kurma olayı da biraz şey yani, biraz böyle sevilen, belki biraz sevildiğini düşünen insanlar hepsi teker teker parti kurmaya başladılar. Bu da garip bir olay olsa gerek.
ADNAN OKTAR : Hayır kursun, vatandaş serbesttir, yani kurabilir de yani kendini test etti, yani insanlar ona nasıl bakıyor, işte gördü. Yani milletimiz o şekilde bakıyor. Ama milletimizin bana nasıl baktığını da kendisi şu an görüyor. Bak, kaç kanalda birden şu an yayındayız?
SUNUCU: Hocam, yani yaklaşık 70.
ADNAN OKTAR : En az 60.
SUNUCU: 60-70’e yakın kanalımız var.
ADNAN OKTAR : 70, 70 kanal.
SUNUCU: Yaklaşık, 10 tane radyomuz var, bir çok internet kanalımız var. Ve ismini zikretmediğimiz Anadolu’da bazı kanallarımız da var şu anda.
ADNAN OKTAR : Bütün Anadolu, bütün Türkiye, bütün vatandaşlar beni canı gibi severler. Ülkücüler de, dindarlar da hepsi, bütün, hepsi benim canım, ciğerimdir. Orta Anadolu, Trakya, İzmir değil mi, Antalya, Güneydoğu, Karadeniz hep benim aslanlarımla dolu inşaAllah. Çünkü ben sevgiyi savunuyorum. Sevecenliği ve akılcılığı, makullüğü savunuyorum. Ben operasyonla moperasyonla ortaya çıkmıyorum ve delikanlıca hiç çekinmeden açıkça söylerim ben masonluğa karşıyım diyorum ve masonların beline darbeyi indiriyorum. Nasıl, kültürle, bilimle. Masonluğa sen karşıysan niye Tapınak Şövalyesi diye lafı yuvarlıyorsun. Çık de ki, değil mi, masonlar Darwinist, materyalist ve ateist de, niye diyemiyorsun? Diyemezsin çünkü, çünkü yani.
SUNUCU: Yani o masonluktan korkma halini Hocam maşaAllah sizin sayenizde Türkiye aştı diyebiliriz aslında yani.
ADNAN OKTAR : Birçok insan tir tir titriyordu masonluk deyince. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ünden de acayip korkuyorlardı, ben dedim üç kuşak sülaleri gelsin dedim yani, onar onar, yüzer yüzer ve yine söylüyorum ben. Haysiyetsiz, şerefsiz, karaktersiz, çok aşağılık mahluklar. Katil ordusudur iddia edilen Ergenekon Örgütü. Bak çıt yok, yani kimse bana niye bunu böyle diyorsun demiyorlar. Şu ana kadar tek bir öksürük dahi duymadım. Çünkü dediğim doğru, çünkü bildiğim bilgileri de çok iyi biliyorlar. Hakikaten karaktersizler. Ama tabi bizim kastettiğimiz, mahkemenin sonuçlanması sonucunda meydana gelen, bu örgütün böyle itleri var, yani asıl böyle katilleri var, biz bunları kastediyoruz inşaAllah. Yani yargılama safhasındaki ben bir insana bir şey söylemem. Çünkü belli değil durumu daha, ona bir şey demem, inşaAllah.
SUNUCU: Evet, yani Hocam bazı canlı yayınlarda bir çok insanın izlediği bir çok programda da ben şahit oluyorum yani, masonlardan bahsederken işte, artık çok fazla bir önemleri kalmadı, işte her şeyleri ortaya döküldü, toplantılarının yerleri biliniyor vesaire gibi böyle basite alınarak konuşulabiliyor ki, bundan bir 10-15-20 yıl öncesine çok farklıydı olay yani.
ADNAN OKTAR : Türkiye’yi pençelerine almışlardı. Her şeyi pençelerine almışlardı. Şu an iyice garibanlaştılar, çünkü felsefelerini çökerttim. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün dinini yıktık. Nedir, bu Darwinizm. Yıkan kim, Cenab-ı Allah. Kimi vesile ediyor, gölge varlıkları, şu naciz zavallı kullarını. Değil mi, aciz kullarını vesile ediyor Allah. Bütün güç ve kudret Allah’ın elindedir. MaşaAllah. Elhamdülillah.
Tarkan, var mı yine bir anlatacağın iman hakikati. Son dakikalar.
SUNUCU: Evet programın sonuna doğru yaklaştık Hocam.
ADNAN OKTAR : O zaman sen, bu kanalları oku.
SUNUCU: Kanallarımız var tekrar Hocam okuyacağımız. Çok teşekkür ediyoruz size.
ADNAN OKTAR : Ben de teşekkür ediyorum, Allah razı olsun.
SUNUCU: Bu güzel hafta sonunda bize böyle güzel bir gün yaşattınız. Sizlere de çok çok teşekkür ediyoruz.
TARKAN YAVAŞ: Ben de çok teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Ağzınıza, yüreğinize sağlık. Evet değerli izleyenlerimiz, programımızın sonuna geldik.Bugün bizleri bir çok kanalda izlediniz, onları tekrar size buradan saymak istiyorum. Bugün bizleri Kanal 35 ve TV Kayseri’den izlediniz. Bunun dışında Mega TV. Gaziantep, Mersin TV, BGRT Konya, Kanal 32 Isparta, Kanal 3 Afyon, Gelişim TV Rize, İGRT Mersin, Kırşehir TV, Ufuk TV Malatya, Şah TV Muğla, Güneş TV Tokat, Sun TV Mersin, Kanal G Giresun, Söz TV Diyarbakır, Seylan TV Ankara, Kanal 59 Tekirdağ, Özege TV Uşak, Güney TV Hatay, Sun TV Konya, ART Uşak, ORT Ordu, Kütahya Televizyonu, Kanal 72 Batman, Kanal 5 Gaziantep, 21. Yüzyıl TV Muğla, Konya TV, Best TV Maraş, Kanal 56 Siirt, Hatay BRT, Tokat Gece TV, Kanal 78 Karabük, Sefa TV. Tokat, Elif TV Kayseri, ART Amasya, Süper TV Tokat, Süper TV İnegöl, MRT Osmaniye, CRT Ceyhan, Can TV Erzincan, Kanal 19 Çorum, Kütahya Iğdır TV, Karahisar TV, Kanal 47 Mardin, Kanal 60 Tokat, Destan TV Kütahya, Can TV Diyarbakır, Genç TV Karaman, Trabzon TV, ORT Osmaniya, Çağdaş TV Karaman, Kanal 54 Sakarya, Kanal 10 Bursa, Kanal 55 Samsun, KTV Konya, Mercan TV Adıyaman, Kanal Malatya, Ahi TV Kırşehir, Güneydoğu Urfa TV, Venüs TV Bilecik, Gözde TV Samsun, Kapadokya TV, Otağ TV Adana’dan bu gün bizleri canlı olarak izlediniz. Bunun dışında radyolarımız vardı, yarın da inşaAllah yayında olucaklar. Mavi Karadeniz Radyo 106.4 frekansından, Kozan FM Adana 90.0, Ergani Söz Radyo Diyarbakır 93.3, Bingöl FM 102.0, Best FM Kahraman Maraş 91.5, Amasya Radyo Gül 102.5, Siverek Radyo Urfa, Renk Radyo Karaman, Adıyamanın sesi Radyosu ASR FM 96.0 frekansından bizleri canlı olarak dinlediniz efendim. Yarın akşam Adıyaman ASU TV ve Kral Karadeniz’den 22.00 ve 24.00 saatleri arasında bizleri tekrar canlı olarak izleyebilir ve dinleyebilirsiniz. Bugünlük bizden bu kadar. Allah’a emanet olun efendim.