SUNUCU: Evet sayın seyirciler bir Adnan Oktar’la Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Konuklarım Sayın Adnan Oktar ve Sayın Tarkan Yavaş Milli Değerleri Koruma Vakfımızın Başkanı, nasılsınız efendim?
TARKAN YAVAŞ: Teşekkür ederim hamd olsun siz nasılsınız?
SUNUCU: İyiyim teşekkür ederim, nasılsınız Adnan Bey?
ADNAN OKTAR: Ben de çok iyiyim, siz nasılsınız?
SUNUCU: İyiyim teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Sen çok nurlu, çok temiz ve çok efendi bir insansın, maşaAllah. Annen de öyle, annenle de az önce konuştum.
SUNUCU: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Çok çok tertemiz bir ailesiniz.
SUNUCU: O sizin güzelliğiniz.
ADNAN OKTAR: Tebrik ederim seni güzel yetiştirmişler. Allah senin gibi güzel insanların sayısını artırsın, güzel huylu insanların sayısını artırsın inşaAllah.
SUNUCU: Amin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: En önemli konu ne? Şehitlerimiz, ortalığın birbirine karışması, şimdi benim bu konuda nacizane bazı görüşlerim var. Birincisi bu haberlerin böyle panik ve sansasyon tarzında basında ve televizyonda yer alması tehlikeli. Yani bunun bu şekilde verilmemesi lazım, daha sakin daha kısa haberler şeklinde verilmesi lazım ve tekrarlı haberler müthiş sinir gerilimine sebep olur bunlar risklidir ve de örgütün propagandası olmuş olur. Yani örgüt o zaman “ne kadar büyük bir iş yapıyoruz” der gibi bir üsluba girer. Tokat’taki şehitlerimizin katillerinin iddia edilen Ergenekon Örgütü olduğunu düşünüyorum. Onu söyleyeyim. Direkt onların klasik yöntemleridir. Orada bütün vatandaşlarımız herkes her türlü ihbarı yapsın, katiller süratle yakalansın, hemen yakalanması gerekiyor. Ve bu konuda cesur davranması gerekiyor. Hemen de teşhir edilsin. Gereken önlemlerde süratle alınsın. Bakın Devlet Bahçeli beyefendi geçen gün dün mü, bugün mü herhalde bir açıklama yaptı. Kandil’den gelenler PKK propagandası yapmaya başladılar, diyor. İşte tam bizim dediğimiz bu, ben ne dedim ta o dönemde bunlar propaganda yapmaya geliyorlar, dedim ve PKK’ya en etkili yöntem karşı propaganda dedim, fikri mücadele çünkü bakın PKK’lı demek ne demektir biliyor musun, bir fikre inandırılmış insanlar yani onun dışında bir özelliği yok normal insan bunlar. Fakat PKK inancı bunlara enjekte edilmiş, eğitilmişler mesela 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl eğitilmişler. Şimdi buna karşı en akılcı çözüm ne olur? Yani o verilen eğitimin yanlışlığını ona aktarmak olur. Yani karşı propagandadır yani yapılacak çözüm budur. Ne yapılacak o zaman? PKK’nın en temel eğitimi Darwinizm, Darwinist propaganda, Stalinist Marksist propaganda. Buna karşı bilimsel karşı atak yapılması gerekiyor. Yani devletin bu konuda artık temkinli olmasına hiç gerek yok net tavır koyması lazım alenen ve açıkça anti komünist propagandaya geçmesi lazım devletin. TRT’de basın yolu ile de olur, her yönü ile ama özellikle TRT’de alenen ve açıkça hatta saatlerce de olabilir. Anti-komünist propaganda yapılması lazım. Anti-darwinist propaganda yapılması lazım, Hegel’in Marx’ın felsefesinin geçersizliğinin anlatılması lazım çünkü Marksizim bir dindir. Yani Güneydoğu’da PKK’nın bir dini var. Yani o dinin gereği olarak bunu yapıyorlar, onlar yani kendilerini ümmet gibi görüyor, bir inanç bu yani o dinin gereği olarak bunu yapıyor adam. Yani o dinde mesela öldürülmek onların inancına göre şehit olmak oluyor. Ve mutlaka kan akıtılması gerekiyor bu dine göre , toplu hareket edilmesi gerekiyor, toplu bağırılması gerekiyor, eylem yapılması yangın çıkarılması gerekiyor yani bu dinin birçok gereği var, onlar da Tabii bu dinin gereğini uyguluyorlar, bu iki dinin mücadelesi var, İslam diniyle Marksist dinin mücadelesi var. Marksist dinin geçersizliğini akılcı bir metotla anlatılması gerekiyor. Yoksa o din gittikçe gelişiyor. Said Nursi Hazretleri de diyor, bu taun veba diyor, ikna ve telkin gücüyle gittikçe tevessül eder gelişir diyor. Yani karşı atak yapılmazsa. Onun için bunun sivil toplum örgütlerinin kuruluşlarının yapabileceği bir şey gibi pek örünmüyor yani mesela tamam biz yapıyoruz ama ne dereceye kadar etkili olabilir. Yani çünkü Güneydoğu’ya girmek mümkün değil yani biz ne Siirt’e girebiliriz, ne Mardin’e gidebiliriz, değil mi orada bir propaganda çalışma yapmamız mümkün değil. Ama TRT’nin bunu yapma imkanı var. Geçen günler Darwinizmle ilgili kısa açıklamaları oldu, çok küçük birkaç dakikalık bir haber. Hemen bir reaksiyon başladı, eğer bu reaksiyona aldırılmaz devlet emin adımlarla bu dine karşı adım adım ilerlerse ve çalışma yaparsa bilimsel çalışma yaparsa konu kökünden hallolur. Yoksa ben mesela bugün duydum, hemen sınır ötesi operasyon yapılsın deniyor. Kaç defa sınır ötesi operasyon yapıldı, 100’ün üzerinde yapıldı ve hiçbir netice de alınmadı ve daha da geliştiler. Sınır ötesi operasyonu ile bunun alakası yok. Askeri operasyonla da bu işler hallolmaz. Tek çözüm bu dinin ortadan kaldırılmasıdır. Evet, bu dinin ortadan kaldırılması için de karşı propaganda yapılması lazım. Nasıl Peygamber Efendimiz zamanında müşrikler vardı (s.a.v.) zamanında değil mi? Müşriklerin din inancıyla ortadan kaldırdı. Yani müşrikler zorla kafasına basarak değil mi, asgari güçle hiza edilmedi müşrikler, eğitimle düzeltildiler. Şimdi burada da bu Marksist din, bu Stalinist din ancak eğitimle düzeltilebilir. Onun için de devlettin onu yapabilecek insanlara yardımcı olması lazım, devletin bir kere yetişmiş kadrosu var, profesörler, doçentler var yani rahatça konuşma yapacak insanlar var ama geri planda bizim destek vereceğimiz çok açıktır. Yani var gücümüzle destekleyeceğimiz açıktır. Ve fikren bu konu kökünden hallolur yani bunu anlamazlıktan gelip mesela çocuklara soruyorlar, çocuğum senin baban yok mu ailen yok mu, nasıl böyle yaramazlık yapıyorsun, polise taş atıyorsun ayıp değil mi? Küçük çocuklara geceli gündüzlü Marksist eğitim veriliyor sokaklarda, kahvehanelerde ve bunun çok önemli bir şey olduğu ta 7-8 yaşından itibaren onlar öğretiliyor. Dolayısıyla bunun babası yok mu anası yok mu, onlar yani böyle bir aile yapısı yani böyle bir mantıkla olay yürümüyor ki, o dine inandığı için bunu yapıyor, bakın bu çok büyük bir hata. Yani “Utanmıyor musunuz? Ayıp yapıyorsunuz, niye kan akıtıyorsunuz, sizin aileniz yok mu? İşte gidin annenizin yanına, inin dağdan, size anneniz çorba yapsın, sıcak bir çorba için değil mi gelin sizi evlendirelim, huzura ihtiyacınız var sizin...” yani bu deli kızdırır gibi bir şey etkisi yapar onlara yani çok anormal yapar. Yani bir Marksist ideolojinin özel tekniklerle eğitilmiş adamlara 10 yıl-20 yıl eğitilmiş adamlara bunu söylediğinde yani onu zıvanadan çıkarır bu. Başka kızdırmaktan başka bir işe yaramaz yani haşa benzetmek gibi olmasın, mesela bir müslümana desen ki sen namazını bırak, orucunu bırak, sen ne istiyorsan sana yapacağım desen bırakır mı? İnancının bırakmaz. Bu da sapkın bir din işte anormal bir inanç o da onu bırakmaz. Ancak inancını yok edersen bırakabilir, onun için eğitim olması gerekiyor. Daha hala çorba muhabbeti yapılırsa daha hala sınır ötesi operasyon denirse, bu çözülmez böyle dev bir konu anlatılıyorsa yok kabul ediliyor yok hükmünde kabul ediliyor yani karşı antidkomünist propaganda anti-darwinist propaganda yok hükmünde kabul edilirse örgütün komünist yapılanması yok hükmünde kabul edilirse ve bu kişilerin eğitim aldıkları, eğitim sonucu bu hale geldikleri yok hükmünde kabul edilirse ben artık ne diyeyim? Söyleyecek bir söz kalmıyor. Yani çok anormal bir durum olmuş oluyor. Değil mi? Yani dünyanın her yerinde bu eğitimle olur burada da eğitimle olacaktır ve gecikilmesi de çok çok çok yanlış olur. Bana sorun var mı?
SUNUCU: Evet Hocam, gelen sorularımızdan Darwinizm’le ilgili, “internette Darwincilerin bazı yazışmalarda Darwin’in Türk düşmanlığını inkar ettiklerini gördüm. İzninizle Darwin’in Türklere düşman olduğunu anlatan sözünü aktarmak istiyorum”, bunu Caddebostan’dan Derya Umutoğlu soruyor. “Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıdakı aşağı ırkların medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini yani (yok edileceğini) görüyorum." Hocam Darwin alenen Türk milletinin yakında Avrupalılar tarafından yok edileceğini öne sürüp bu işe gerçekleştirmesini umduğu Avrupalıları medenileşmiş yüksek ırklar olarak tarif etmekte, Türk milletine de kendince aşağı ırk yakıştırması yapmaktadır. Türk milletinin yok edilmesi hedefinin doğa kanunlarının bir gereği olduğunu ve medeniyetin de ilerleyişine de katkıda bulunacağını iddia ediyor. Hocam Darwin’in bu açık sözüne karşı evrimciler nasıl olurda evrimciler Türk düşmanlığını inkara kalkışırlar?” diye sormuş bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: “Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar”, bir kere medeni diyorlar kendi ırklarına, e tamam bütün dünyadaki herkes medenidir. Yaşam mücadelesi de bizim böyle bir mücadelemiz yok, biz bütün insanları seviyoruz yani biz savaş içinde değiliz. “Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir.” Türklere karşı kesin bir galibiyet bir boğuşma yok ki galibiyet olsun. Türkler barışsever, sevecen bir millettir herkese şefkat ve sevgiyle bakar ama eğer bedeni bir kuvvete geliyorsa yani Türkler bayağı kuvvetlidir onu söyleyeyim. “Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda”, yani 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi dönemlerini ve bu asrımızı kastediyor. “Çok sayıdaki aşağı ırkların” yani Türkler, zenciler ve Avustralya yerlileri ve zaten sayıyor sonra. “Medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini” yani buhar haline getireceğiz diyor, “yok edileceğini görüyorum." İşte Amerika’nın İngiltere’nin Fransa’nın milli devlet ideolojisidir bu kısaca yani Türklerin yok edilmesi, zencilerin yok edilmesi ama özellikle Türklerin yok edilmesi birinci hedeftir. Onun içinde bu Türkiye’de yaşanan kargaşanın kökeni budur. Yani devlet politikası olarak uygulanıyor, iddia edilen Ergenekon Örgütü de Türklüğün karşısında olan bir örgüt, bunu da açıkça söylüyor, Türk milletinin ve İslam’ın, İslamiyet’in karşısında olan bir örgüt, dokümanlar da bunu görüyoruz. İddia edilen Ergenekon Örgütü değil mi, iddianamesin tutanaklarında var bunlar. Türkler, Türk İslam Birliği’ni kurarak medeniyet meydana getirerek, yüksek medeniyet, sevgi şefkat meydana getirerek hem bu Darwin’in iddialarını geçersiz hale getirecek hem de bu oyunu tam anlamıyla kökünden bozacak, eğer bir 10 yıl daha bekleyebilirlerse bu arkadaşlar 10 yıl-15 yıl daha dediğimin doğru olduğunu görecekler, inşaAllah.
SUNUCU: Bir sorumuz daha var Hocam. Soralım isterseniz. “Sayın Hocam hayırlı akşamlar versin” Kocaeli’den Ahmet Akdağ, “bir köşe yazısında Ayetullah Hameney’in sözcüsü Ali Said-i aracılığla İslam aleminin Mehdi’nin zuhuruna hazırlanmaya çağırdığından bahsediliyordu. Ali Saidi Türkiye, Irak, Lübnan, Pakistan ve Afganistan güçlerini birleştirip El Mehdi El Muntazar’ın dönüşü ve kökten değişikliklere hazırlıklı olmalı, diyor. Hocam bu söz sizin tarif ettiğiniz Türk İslam Birliği’nin çevre ülkelerce de istendiğinin bir kanıtı bence, siz ne dersiniz?” diyor. Sayın izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Yani oradaki üslup zaten çok açık, Ayetullah Hameney’in sözcüsü Ali Said-i aracılığla yani Ayetullah Hameney’in açıklaması bu resmi açıklaması, Mehdi’nin zuhuruna hazırlanmaya çağırdığından bahsediliyordu yani zaten onlar Mehdi’nin zuhur ettiğini söylüyorlar. “Türkiye, Irak, Lübnan, Pakistan ve Afganistan güçlerini birleştirip El Mehdi El Muntazar’ın dönüşü”, dönüşü diye bir şey yok Mehdi bir yere gitmedi ki dönsün, Mehdi zaten zuhur etti yani “ve kökten değişikliklere hazırlıklı olmalı”, kökten değişiklikler işte Türk İslam Birliği’dir. Sevgi birliğidir gerçi İslam ordusu olacaktır yani çok güçlü büyük bir İslam ordusu olacaktır yani Said Nursi de diyor, milyonlarca efradı bulunan yani dünyanın en büyük askeri gücünü oluşturacaktır Türk İslam Birliği. Ama bu caydırıcı güç olarak duracaktır, hiçbir zaman için bu askeri güç kullanılmayacak. Bunu hadislerde görüyoruz, çünkü damla kan akmaz, uyuyan kişiyi de uyandırmaz diyor. Şimdi bir aslan düşünün değil mi dev bir aslan yanına bir tane keçi gelsin ne yapabilir? En fazla hoplayarak kaçacaktır, değil mi? Başka bir şey yapamaz. İşte Türk İslam Birliği’nin özelliği de budur. Türk İslam Birliği, bir aslanı düşünün, aslanın caydırıcılığı vardır. Değil mi aslan şöyle baksa bile o anlar ne demek istediğini ve yapmaz. Görünümü yeter zaten ama onlar anlamıyorsa şöyle bir bakışı yeter, kükremesine dahi gerek yok ki dişini göstermeye hiç gerek yok. Yani bu tarz olacaktır, inşaAllah. Yani zalimler haddini bilecektir. Yani PKK’ya niye burada böyle anarşi çıkarıyorsun falan demeyiz o zaman. O zaten pılısını pırtısını toplar gider yani öyle bir konu olmaz. Yani bakıp anlaması çok önemli.
TARKAN YAVAŞ: Dün Ahmedinejad’ın yabancı basında çıkan demeci vardı. Bugün Türk medyasında da yer aldı birçok gazetede Hocam inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad: “ABD Mehdi’nin gelişine ket vuruyor”. Ben kaç ay oldu bunu söyleyeli?
TARKAN YAVAŞ: Çok uzun zaman oldu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: En az 1 sene olmuştur, 1 seneden beri tekrarlıyorum, her röportajımda söylüyorum.
TARKAN YAVAŞ: Sürekli söylüyorsunuz zaten.
ADNAN OKTAR: Dün Irak’ı Mehdi için işgal ettiler yani Mehdi’nin çıkışını engellemek için dedim. Afganistan’ı da Mehdi’nin çıkışını engellemek için işgal ettiler dedim, aynısı. Şimdi İran’dan bana dört tane misafir gelecek. İran’daki bu Mehdilik konusundaki yüksek bir kurum var, devlet kurumu. Oranın dört ünlü büyük yöneticisi bugünlerde misafirim olarak geliyorlar. Bu Mehdi konusunu açıklığa kavuşturmak için tartışmak üzere gelecekler. Onları Tabii ben seviyorum, Ahmedinejad’a da zaman zaman haber gönderiyorum. Bu Mehdi konusunu gündeme getirmemesini ben eleştirmiştim geçenlerde eleştirdim, şimdi yine onu gündeme getirmiş. Çünkü Türkiye’ye geldi kapalı bir üslupla Mehdi’den bahsetti. Ben öyle yapmasın dedim öyle olmaz alenen ve açıkça söyleyecek dedim, çok net. Musevilere de söyledim. Mehdi’nin ve Mesih’in gelişini açık söyleyeceksiniz dedim, çok net söyleyeceksiniz dedim. Çünkü Mehdiyet demek sevgi, kardeşlik, barış, sağ duyu, insancıllık, merhamet, samimiyet, makul normal insan olmak demektir yani her şeyde normal insan tavrı göstermek. Mesela; bir yerde katliam varsa onu durdurmak. Çünkü normal bir insan ne yapar bir yerde insan öldürülüyorsa? Seyrediyorsa psikopattır bu insan, değil mi akıl hastasıdır, anormaldir veyahut ahlaksızdır. Ama gelip müdahale ediyorsa durduruyorsa bu normal bir insan davranışıdır, mesela insanlara hürriyet vermek, özgürlük vermek normal bir insan tavrıdır, ama baskı ve şiddet anormal insan tavrıdır. Mesela affedememek anormalliktir, affetmek normal harekettir, mesela yalan söylemek anormal bir harekettir, doğru söylemek normal harekettir. Mehdiyetin özelliği budur. Yani Ahmedinejad’ın Tabii düşündüğü Mehdi o tarz değil Tabii, o görünmeyen bir Mehdi’den bahsediyor. Şimdi onu bir düzelteceğiz o gelenlerle onu konuşacağız. Çünkü geçenlerde söyledi, “ışık şeklinde görünür”, Mehdi ışık şeklinde değil, olur mu öyle şey? Yani onların inancına göre ta Kerbela faciasından sonra 689’da kaybolan 12. İmam Mehdi olarak anıldığını hatırlatılıyor. Değil. O imam o zaman mağaraya girmiş kaybolmuş doğru orda Allahu alem vefat etmiştir, bir insan ne kadar yaşar, değil mi? Adetullah. Bu çok yanlış. Hz. Peygamberin soyundan ahir zamanda gelecek bir şahıstır, Peygamber Efendimiz onun medinede doğacağından söylüyor, normal insandır, annesinden babasından bahsediyor, çocukluktan itibaren yetişecektir çile çekecektir, aynı Peygamber Efendimiz gibi. Yoksa öyle İranlı kardeşlerimizin tarif ettiği tarzda değil, çünkü aslında biraz Ahmedinejad Hocamızın ve diğer kişilerin biraz da Cübbeli’nin izahlarından da bağdaşıyor, izahları. Bu çok çok yanlış, onlar daha da vahim hareketler yapıyorlar. Mesela diyor ki, “Mehdi” diyor İran kaynaklarında “avucunun içine bakar ve talebelerini görür ve dünyadaki bütün olayları görür” diyor. Bu nedir bu sizce avucunun içine sığan ne olabilir? Cep telefonu veyahut o nedir o bilgisayar gibi şeyler var ya ufak.
SUNUCU: Ipodlar.
ADNAN OKTAR: Ipod falan evet bunlar yahut mesela Mehdi’nin zuhurunda diyor İran kaynaklarında yine “insanlar oturur koltuklarına Mehdi onlara zuhur eder diyor ve Mehdi’nin dersini dinlerler” diyor. Şimdi Mehdi her gidip eve teker teker girip ayrı ayrı görüşmüyor Tabii ki. Demek ki televizyona çıkacak, televizyonda insanlara bunu anlatacak. Ama sen bir İranlı kardeşimize siz bunu sorcak olsanız o da Mehdi’nin ayrı ayrı evlere gideceğini zanneder, zuhur edeceğini hakikaten avucuna bakıp göreceğini zannediyor onlar yani alalen net bir şekilde Tabii. Halbuki değil yani anlaşılamayacak bir yönü yok bunun. Dolayısıyla binlerce sene mağarada da bekliyor değil öyle bir şey yok, öyle bir şekilde yaşamaz insan öyle. Yani verdikleri örnekler de yersiz. Yemek yemeden, içmeden mağaranın içerisinde beklemek öyle bir konu yok. Ben Ahmedinejad’ın bu konuyu anlamadığını da zannetmiyorum, Hamaneyn’de. Bunlar çok aklı başında insanlar. Fakat o Şii kardeşlerimize bunları anlatmamız Tabii ayrı bir konu olacak ayrıca anlatılması gerek ama sorun çıkaracaklarını zannetmiyorum. Çünkü Mehdi’nin bütün alametleri çıktı, yani o konuda bir kere mutabığız. Bütün alametler çıktı mı diyoruz çıktı diyorlar, bu yüzyılda gelecek mi gelecek diyorlar. Şimdi öyle görünmeyen ışık şeklinde olan bir Mehdi’yi bize gösteremezler. Ama insan olan bir Mehdi’yi aramadılar daha. Halbuki aradıklarında aynen tarif ettikleri şekilde bulacaklar. Ha aramaları gerekiyor mu? Yoo. Mehdi söke söke, eze eze İslam’ı hakim eder. Öyle bir konusu yoktur Mehdi’nin. Ne İran’a ihtiyacı var, ne Irak’a ihtiyacı vardır, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Yani kabul sorunu yoktur Mehdi’nin, yani gelin arkadaşlar beni kabul edin demeyecektir Mehdi. Hatta bilakis saklanır Mehdi ve reddeder ayrıca. Sen Mehdi’sin diyecekler, reddedecek. Öyle bir konusu yok. Said Nursi diyor; “her ne kadar az da olsa talebeleri” çok az, bir avuç talebesi olacaktır. Peygamberimiz “313 kişilerdir” diyor, değil mi? “Ehl-i Bedir sayısıncadırlar” diyor. Bir de “Talut’la nehri geçen Müslümanların sayısıncadırlar” diyor. Yani iki tane örnek vermiş Peygamberimiz. Dolayısıyla şimdi Şii kardeşlerimizdeki yanlışlığı da anlatmak çok önemli. Önümüzdeki günlerde de buna başlayacağız. Şimdi Cübbeli’nin konusunu halletik. Cübbeli’nin konuşacak pek bir hali kalmadı. Yalnız zannediyorlar ki ben Cübbeli’ye düşmanın veyahut ondan nefret ediyorum. Ben acıyorum, şefkat duyarım, o benim Müslüman kardeşim. Cahil, bilgisi eksik, yanlış kavrıyor, bir de cahil derken aşağılamak için söylemiyorum bunu. Hakikaten genel kültürü yok. Yani sosyal bilgilere sahip değil. Felsefe bilmez, biyoloji, antropoloji hakkında bilgisi yok, paleontoloji hakkında bilgisi yok, Darwinizm’i bilmez, varoluşçuluğu bilmez, Marksist felsefeyi bilmez. Yani bilse de çok sathi ve yüzeysel, çok çok az bildiği yerler var. Darwinizm konusunda hiç hiç bilgisi yok –ki dünyanın deccaliyetidir Darwinizm, en hayati konulardan bir tanesi. Deccaliyet yani direkt konu bu, yok bilgisi. Ama Kuran bilgisi var, mesela güzel ezber Kuran’ı var, Kuran ayetlerini ezberden biliyor. Hadis bilgisi var ama mağlup olan bir yapı içerisinde yani herkesin çok rahat mağlup edeceği, bir Marksistin, bir Darwinistin çok rahat mağlup edebileceği bir insan. Mesela çıkarsalar televizyona anında ezerler. Ama din konusunda konuşur hakikaten mesela böyle menkıbeler anlatır, başka şeyler anlatır, o konuda derya yani o doğru. Ama o şekilde yenileceği belli. Nitekim de geçenlerde Habertürk’e çıkarttılar, ikisi de yerlere yatıyor güleceğiz diye değil mi, sunanlar. O da anlamıyor yazık öyle bakıyor onlara. Onu sempatik buldukları için onu yani başarılı bir program var zannediyor, halbuki o gülmenin bir anlamı var. Toplum anlıyor o anlamıyor. Ben de o hallere düşmesini istemediğim için yardımcı olmak istiyorum. Yoksa ben garibandan ne alıp veremediğim var yani ben ne yapacağım onu ekarte edip yani alnım tavana mı değecek benim? Bu bir zafer değil ki benim için.
SUNUCU: Doğru söylüyorsunuz, doğruları göstermek istiyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ama onun etkisiyle birçok insan imanını kaybedebiliyor. Gökyüzünde kulakları 30 metre eşşekten bahsediyor, uçan eşşekten, Deccal’in eşşeğinden. Şimdi üniversite öğrencisine sen bunu anlattığında, ahir zamanda 30 metre kulağı olan eşşek havada uçacak dersen, hangi peygamber döneminde var bu yani? Kuran’ın ruhuyla, mantığıyla tamamen zıt bir şey, böyle bir imtihan var mı? Böyle imtihan ortamı olur mu? Mecburen açıklıyorum yani. Mesela Akdeniz’in suları çekilecek, donacak diyor, İtalya’da Adriyatik Denizi tamamen kuruyacak diyor. Çocuk gibi. Şimdi bunu anlatıyor, insanlar dinler ama içten içe Allah esirgesin dinini kaybeder, imanını kaybedebilir. Said Nursi diyor; birçok insanın imanını kaybetmesine vesile oluyor böyle insanlar, diyor. Haberi yok, o coşuyor, çok faydalı olduğunu zannediyor. Ben de yani o tahribatı durdurduğum kanaatindeyim. Şimdi İran’ın böyle bir hatası var. Ona yönelik çalışma yapacağız. Gelenler en üst düzey yönetciler, İran’dan gelecek olanlar. Yani İran bu kafayla bakarsa yenilir. Yani çünkü bak İranlı gençler de bağırıp, çağırıyorlar. İran’da mesela Darwinizm çok yaygın, Marksist düşünce çok yaygın. İran’ın bundan haberi yok yani yönetimin bundan haberi yok. Biz bunu inceliyoruz, bakıyoruz. İran’da bir kere anti-darwinist, anti-marksist çok iyi bir eğitim politikası yapılması gerekiyor. Orada da çok büyük bir tehlike var, İran içinde. Geleneksel bir İslam anlayışı var ama çok rahat yenilecek gibi. Bir Darwinistin, bir materyalistin karşısında çok rahat yenilebilirler. Özellikle bu tarz bir Mehdi açıklaması yani bu tarz izahlar, bir kere Mehdi haşa böyle ilahlaştırılmış gibi anlatılıyor. Yok yok Mehdi’de. Mesela Cübbeli’nin söylediğinde de mesela, tank mermisi, top mermisi etki etmeyecek Mehdi’ye diyor. Hangi peygambere kılıç etki etmedi, hangi? Mesela birçok peygamber şehit edildi. Nerede görülmüş böyle bir şey? Peygamberimiz (sav) değil mi, Cenab-ı Allah diyor; “senin nurundan yarattım dünyayı” diyor, kainatı. Onun dişi kırıldı, darbe alınca dişine değil mi? Olmaz olur mu? Yaralandı savaşta inşaAllah. Mesela Hz. Ali şehit edildi, Hz. Hüseyin şehit edildi, yani Hz. Osman şehit edildi. Mehdi de bir Allah’ın kulu. Velidir, ama gelmiş geçmiş en büyük velidir. Dolayısıyla İran’ın Mehdi konusunda yanlış olan sistemi doğruya oturursa yani konu tamamen bitmiş olacak. Çok net olacak çünkü Said Nursi bu konuyu çok mükemmel, gayet güzel açıklamış. Benden sonra gelecek diyor. Yerini de belirtiyor, İstanbul’da çıkacak diyor, Darwinizm’i, materyalizmi yok edecek diyor. “Dünyanın en büyük taunu budur” diyor. Dünyadaki en büyük fitne budur diyor Said Nursi. Ve bütün çöküntü ve İslam’a yapılan bütün saldırıların kökeninde “madiyyun tabiiyyun taunu” vardır diyor. Yani Darwinizm, Materyalizm vardır diyor. E doğru, bütün dünyada da bunu görüyoruz. Komünizmin, faşizmin, vahşi kapitalizmin kökeninde Darwinizm var. Bunu yıkacak diyor. Onun için İran’ın inşaAllah vakit kaybetmeden tam Said Nursi Hazretleri’nin açıkladığı ve Resulullah’ın hadislerde belirttiği doğru anlatımın üzerine olayı bina etmesi gerekiyor. Şii inancındaki yanlışlıkları önümüzdeki günlerde başlayacağız anlatmaya inşaAllah.
Tarkan Hocam var mı anlatacağın?
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah Hocam, bu yine en son Türkiye yükselen güç olarak basında yer alıyor bu son gelişmelerle. Dediğiniz gibi Türk-İslam Birliği’nin Türkiye’de, Türkiye’nin öncülüğünde bölgede görünüyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kaç yıl önce söyledim? 2 yıl önce söyledim. Dediklerim aynen çıkıyor değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Aynen çıkıyor ve Türkiye’nin bu kadar yükseleceğini ve bölgede olacağını hiç kimse söylemiyordu o dönemde.
ADNAN OKTAR: Herhangi bir sözümü geriye aldım mı şu ana kadar?
TARKAN YAVAŞ: Hiç almadınız maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Pardon yanlışlık oldu dedim mi?
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Ne dediysem çıkıyor değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah. Vize olayını söylemiştiniz, ülkelerin vizeleri tek tek kalkacak diye. Nitekim tek tek kalkmaya başladı.
ADNAN OKTAR: Başka var mı göstereceğin?
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah Hocam, iman hakikati uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Bakayım tamam, maşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah bir ayet söyleyecektim. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Allah ayetinde şöyle buyuruyor, Enam Suresi: “O gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz” diye buyuruyor Allah inşaAllah ayetinde. Bu filmde de böyle tohumlar inşaAllah yine Allah’ın dilemesiyle, rüzgarı vesile ederek Allah, etrafa saçılıyorlar ve toprakta çok kısa bir süre sonra hayat başlıyor.
ADNAN OKTAR: Ama bu tabii uzun aylar içinde çekilmiş fotoğrafların hızlandırılmış hali.
TARKAN YAVAŞ: Hızlandırılmış hali evet. Bizler bunu fark etmiyoruz ama böyle hızlı şekliyle muazzam bir hayat başlangıcı var. Allah tohumları inşaAllah vesile ediyor burada. Herbiri böyle kendi filizini yararak yukarıya doğru yükseliyorlar.
ADNAN OKTAR: Hepsinin üstünde çocuk temizliği var böyle değil mi? Çok nurlu ve temiz oluyorlar küçükken evet. Pırıl pırıl ve gıcır gıcırlar. Bunların tek bir hücresinde bile bütün bu bitkinin bütün özellikleri kodlu mesela en ufacık küçük yaprağın bir kenarında bile binlerce kromozomda yaprağın bütün özellikleri ve bitkinin bütün özellikleri kodlu. Mesela o yaprak daha fazla gelişemiyor tam o klasik kendi büyüklüğü neyse oraya geliyor ondan sonra duruyor. Mesela çeşitli ev bitkileri var değil mi onlara bakıyoruz hepsinin yaprağı belirlidir. Genişse o genişliğe geliyor çok daha fazla genişleyemiyor.Küçükse o küçük kalıyor o kadar yani hepsinde hücreler biliyor nerede duracağını. Mesela kaş hücrelerinde de mesela kaş tüylü çıkıyor geldikten sonra belirli bir noktaya geldikten sonra kaş dipten biliyor onu ondan sonra durduruyor uzatmıyor. Mesela kirpikler de öyle kirpikler normalde aşağı doğru saçak gibi sarkması lazım değil mi belirli bir uzunluğa ulaştıktan sonra, biliyor onu durduruyor. Ama saç öyle değil. Saç uzan uzana bildiğin kadar diyor o da istediği kadar gidiyor. Bitkilerde de hepsin böyle bir sistem var. Mesela insanlarda uzarken büyüme hormonu yoksa biz bayağı bir uzardık yani tabii.
TARKAN YAVAŞ: Hastalıklar var siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Allah gösteriyor. Allah’ın merhametinden inşaAllah, en olması gereken boyda bizim büyüklüğümüzü durduruyor, her şeyi yerli yerinde maşaAllah yapmış.
ADNAN OKTAR: O hastalıkta bile belli bir noktada da duruyor yani. Değil mi? 2,15 oluyor yahut 2,50 oluyor falan ama duruyor daha da gidecek gibi olamıyor, yani inşaAllah.
Bana sorun vardır tahmin ediyorum inşaAllah.
SUNUCU: Evet var. Yiğit Gürler yazmış Hocam. “Ben çabuk öfkelenen bir insanım önemli konularda bir hata eksiklik gördüğümde ya da insanların gevşek davrandıklarını gördüğümde çabuk sinirlenebiliyorum. Allah affetsin, nefsimi bu yönde eğitmeye çalışıyorum, acaba öfkemi yenme konusunda neler yapmam gerekir? Saygılar Hocam.”
ADNAN OKTAR: Bu tabii herkesin sorunudur yani toplumda genel bir sorundur, kardeşimize has bir şey değildir. Bir kere burada yapılacak şey şudur; kendinin nerede olduğunu bir görecek önce. Bana inanın şu kadarcık yerde yaşıyoruz, beynin içinde. Şu kadarcık yerde yaşıyoruz ve oraya gelen elektrik akımını o sinirlendiği adamları falan şunu bunu falan, elektrik akımı olarak Allah beynine getiriyor, orada onu görüyor. Yani filmde haksızlık yapan kovboya bazen sinirlenen insanlar oluyor ya kovboy film seyrederken, aynı onun konumuna düşer. O nasıl komikse orda kovboya sinirlenen insan değil mi? Biz dedemle bir kere sinemaya gitmiştik. Dedem bostonuyla adamlara talimat veriyordu böyle hoşuna gitti Osmanlı filmiydi böyle bir de vurdulu, kırdılı falan. Kendini koruması için kenara çekil falan gibisinden... Tabii böyle olaylar çoktur. Orada bakış açısı; bir kere hem aczini bilecek... Bir kere çok kısa yaşayacağız yani mesela 20 yaşında bir genç kız, İki 10 sene sonra 40 yaşında teyze olur. Bir iki 30 sene sonra da 60 yaşında anneanne olur. Yani dört 10 sene o kadar, 10 senelerde 1 yıl gibi geçiyor, tık tık tık tık tık Tabii yani. Tarkan’la biz tanıştığımızda çocuktular, 18 yaşında falandılar. Koskoca adam oldular daha yeni dün gibi. Böyle bir dünya da Allah’ın yarattığı aciz kullara öfkelenmek olmaz. Bir de şöyle düşünecek zaten o insan yüzyıl geriye götürülse, kendi de yüzyıl geriye götürülse, yeniden kaderi işlenmeye başlasa yine aynı olay olur. Bir daha yapacak onu yani hiçbir şekilde bir değişiklik olmaz. Mutlaka hayır vardır. Yani hayır olmayan hiçbir şey olmaz Müslümanda ama imansız da her şey şerdir. İçtiği su şer olur, adımı şer olur, konuşması şer olur sürekli şer içindedir. Müminde de sürekli hayır vardır, böyle bakacak bir de hoşgörülü ve güleryüzlü olmak lazım, samimi bakmak lazım olaylara bir de eğitmek lazım. Ama Tabii sürekli aksilik yapan bir insana karşı da Kuran şöyle söylüyor Cenab-ı Allah,aa“eğer söz dinleyeceklerse öğüt ver” diyor. Yani çok katı ise gitmiyorsa artık ona öğüt olmaz, o zaman yani yüz çevirin diyor Allah.
SUNUCU: Ben de bir anda parlayabilen bir insanım aslında bir anda öfkelenebilen bir insanım.
ADNAN OKTAR: İşte yapılacak şey o. Eğer ikna edilebiliyorsa toleranslı olmak lazım, anlatmak lazım uzun uzadıya. Ama hiç olmuyorsa ya o konulara girmemek lazım ya yüz çevirmek gerekiyor. Yani Kuran’ın bize emrettiği budur. Ani öfke çok tehlikelidir. Yani mesela Allah esirgesin ani tansiyonu çıkarabilir. Yaşlılarda özellikle çok tehlikeli olur. Çok ölüm vakası olur, mesela ani beyin kanamalarına sebep olabilir. Hatta Allah der bak “öfkenizle çatlayıp ölün” diyor Allah küfür için. Öfkenizle. Çünkü öfke öldürücü Kuran ona dikkat çekiyor. Tabii yani çok çok tehlikeli olur, bir tek beyin kanaması değil, kalp enfarktüsü de geçirebilir veya böbrek enfarktüsü de geçirebilir daha da zarar olabilir. Damar harabiyetlerine sebep olabilir. Mesela koroner yırtılmasına sebep olabilir. Ama hepsinden önemlisi haramdır tevekkülsüzlük. Ona çok dikkat etmek lazım yani aslında bu o kadar zor bir şey değil. İyi bir eğitimle, samimi arkadaşça dostça bir tavırla yatışabilir. Ama böyle kronik hastaysan akıl hastalığı tarzında adamlardan uzak durmak lazım. Yani onları düzelteceğim diye dolayısıyla ömür boyu düzeltemeyebilir. Tek çözüm uzak durmaktır. Var mı başka Tarkan anlatacağın bir şey?
TARKAN YAVAŞ: Hocam çok güzel çocuk resimleri var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
TARKAN YAVAŞ: Allah’ın Munis Sanatı’ndan.
ADNAN OKTAR: Severim ben onu, felaket tatlı o.
TARKAN YAVAŞ: Allah çok güzel yaratmış.
ADNAN OKTAR: Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerinin tecellisi. Bak bak şekerliğe bakın, gözleri de boncuk gibi maşaAllah, elhamdülillah. Yavaş yavaş yavaş bakalım şunlara, acayip şeker maşaAllah. Bu hiç evrimle olacak bir şey mi? MaşaAllah.
SUNUCU: Biblo gibiler.
ADNAN OKTAR: Bu şeyin oğlu değil mi? Bu kızı mı, oğlu mu ? Şu Angelina Jolie, nedir o?
SUNUCU: Angelina Jolie.
ADNAN OKTAR: Onun değil mi? Allah bunları küçükken de korunmaları için çok sevimli yaratıyor. Allah o koruma hissine tahrik edecek şeylerde diyor ki ; anneler çocukları dışarıdaki insanlardan bunları korusun diye.
SUNUCU: En günahsız varlıklar.
ADNAN OKTAR: Tabii , yani mesela abartılı bir masumiyetleri var. Çok şeker, gamzeler falan çok şeker. Bu da köfte gibi acayip sevimli maşaAllah. MaşaAllah baksana tipe, maşaAllah bir de poz vermiş, yatış da tam dinlenme pozisyonu, maşaAllah. Çorabın içine mi girmiş çocukcağız, ne yapmış öyle?
TARKAN YAVAŞ: Bu kadardı.
SUNUCU: Hocam bir sorumuz daha var, isterseniz soralım. Serkan Yaman soruyor; “Değerli Hocam; bazı evrimciler evrim maymunundan geldiğimizi iddia etmez. İnsanın evrimsel süreci ile maymunun evrimsel süreci eş zamanlı veya paralel olabilir diyor. Hocam, evrimciler uğradıkları ağır yenilgiden sonra yeni mantıksız iddialar ortaya atmaya başladılar. İnsanla maymun arasında yıllardır ara geçiş olduğunu iddia gettikleri çizimleri yapan sanki kendileri değil gibi 200 yıldır savundukları Darwin’in fikrine yok aslında böyle değil diyorlar. Baktılar bir çaresini bulamayacaklar insanları kandırmak için değişik yollar aramaya başladılar. Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz Hocam?” demiş Serkan bey.
ADNAN OKTAR: O dün onlara bir tane taymun mu vardı nerde o? Var mı öyle onun resmi sende?
TARKAN YAVAŞ: Var Hocam.
ADNAN OKTAR: O resimleri göster sen bir. Yani Darwinistler köşeye sıkıştılar ama ben rezalet çıkarıcaklarını tahmin etmiyordum. Yani halk Tabiiri ile şuan net çamura yatıyorlar direkt. Bir kere tesadüf biz demedik diyor yani tesadüf nerden çıkardınız diyor. Kardeşim ben size ne söyleyeyim, ne diyeyim yani? Şimdi sen diyorsun ki çamurlu su vardı diyorsun. Ee tamam, orada diyorsun karbon atomları, işte azot atomları şu, bu falan vardı. Bunlar tesadüfler sonucu bir araya geldiler diyorsun. Protein oldu diyorsun. Değil mi? Protein tesadüfen meydana gelemiyor, bilimsel olarak bu mümkün değil. Bir şekilde oldu diyorsun, sonra onlar biraraya geldiler diyorsun, proteinler. Evet şimdi bu mu ataları arkadaşların?
TARKAN YAVAŞ: Öyle iddia ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi Dawkins’in dedesi mi olmuş oluyor bu özetle? Başka ne var? Bir bakalım. Bu da Arnoldları onların herhalde. Başka, bir vardı ya kuyruklu muyruklu öyle bir şey vardı, göster bakalım onları. Kardeşim şimdi etmezler tutmazlar, ben ne diyeyim? Şimdi nedir şu? Kuyruklu şu eli meli böyle olan bir şey. Şimdi biz buna ne diyelim? Şimdi bu insan diyor tamam da insan ama yani bir mahluk yani. Hayır insan diyorsun ama böyle insan olur mu ?
TARKAN YAVAŞ: Bir türlü söyleyemiyorlar.
ADNAN OKTAR: Bir de buna maymun demeyin diyor. Peki bende dedim ki ; taymun diyelim dedim o zaman. Taymun efendim saymun öyle bir şey diyeceğiz. Yani böyle şeylerle bize vakit kaybettirmesinler. Belli ki böyle ilkel bir varlıktan, ilkel bir maymundan, böyle ilkel bir mahlûktan gittikçe tesadüfler sonucu evrimleştiklerini iddia ediyorlar. Proteinleri tesadüflerle açıklıyorlar. Amino asitlerin oluşmasını, proteinleri, proteinlerin bir araya gelmesini. Değil mi? Üstelik proteinler sağ elli ve sol elli diye ayrılıyor değil mi? Oradaki ayrımın da bir plan üzerine olması gerekiyor. Sonra proteinler bir araya gelirse toz olur sadece, protein tozu olur. Bunun hücre olması gerekiyor. Yani hücreyi nasıl açıklayacaklar? Hücre zarı olacak, çekirdek olacak değil mi? Kromozom var, koful var, mitokondri olacak… Bunların hepsi tesadüfler sonucu üst üste tesadüfler sonucu oluştu diyorlar. Sonra soruyoruz tesadüfen olur mu böyle bir şey diye. “Biz tesadüf demedik nereden çıkardın?” diyorlar. Yani çok sabırlı olmak lazım herhalde. Kardeşim bir şey ya tesadüftür ya da akıllı bir varlık yaratmıştır. Değil mi? Allah Allah üçüncü ihtimali de söylemediğine göre, üçüncü ihtimalden de bahsetmiyor. “Yok, biz öyle bir şey demedik’’ diyor. “Ayrıca biz insan maymundan geldi demedik’’ diyor. E kardeşim bu ne bu? Ha maymun ha taymun. Garibim, mahlûktan bahsediyorsun sen. “Daldan dala atlıyordu’’ diyorsun. “Meyve yiyordu, birbirini kovalıyordu’’ diyorsun. “Şen hareketler yapıyordu’’diyorsun. E biz bunu maymunda aynısıyla görüyoruz. “konuşma kabiliyeti yok, kafada çalışmıyordu o zaman’’ diyorsun “daldan dala hopluyordu’’diyorsun. Ben buna ne diyeyim? Peki, o zaman taymun diyoruz. Yani bu rezalete bir son vermeleri lazım… Çok ayıp yapıyorlar bu gurur yapılacak bir şey değil. Büyük bir kitlenin de mahvına sebep oluyorlar. Birçok insanı üzüntü ve belaya sevk ediyorlar. Devletimiz de bu olaya el koysun. Beklenilecek gibi değil. Güneydoğu sorununun çözümü budur. Bu safsatalarla güneydoğu gençliği eğitiliyor ve bunun sonucunda da Marksist, Leninist oluyorlar. Leninist olduğunda mutlaka terörist olması lazım, terörist nasıl olmayacak? Yani gerçek Leninizm’de mutlaka terör vardır. Öbür türlü Marksizmi, Leninizmi değiştirmek olur o. Bir adamlar da zaten onu kabul etmiyorlar. Yani gerçek Leninizm, Leninist düşüncede mutlaka terör vardır ve ihtilal vardır, kan dökmek vardır.
SUNUCU: Bir sorumuz daha var. Trabzon’dan Naz yazmış. “Adnan Hocam, siz ensest ilişki mağduru olan bazı gençlerin durumlarına bir çözüm yolu bulunması gerektiğini uzun zamandır dile getiriyorsunuz. Okan Bayülgen’in bir televizyon programında, ensest ilişki mağduru bir genç kızın konuşmalarına ve uzmanların görüşlerine yer verildi. Programa telefonla katılan bir izleyici, ağabeyi tarafından uğradığı cinsel tacizi izleyenlerle paylaştı. Yıllarca yaşadığı travmatik olayı kimseye anlatamadığını söyleyen izleyici maddi olanaksızlıklar nedeniyle profesyonel destek alamadığını belirtti. Hocam bu konuda umarım köklü bir çözüm bulunur. Hayırlı akşamlar.’’ Güzel bir konuya değinmiş aslında.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de ve dünyada çok büyük olaydır ve geniş zemindedir bu. Yani Adliye’ye intikal eden vakalar, 20’de 1’i bile değildir. Yani büyük bir bölümü Adliye’ye intikal etmiyor. Özellikle böyle; ateist, alkolik ailelerde daha yoğun olabiliyor bu tip özellikte tavırlar. Genç kızlar da hem babasına zarar gelmemesi hem ailesine hem de kendine zarar gelmemesi için bu rezalete ses çıkartmıyorlar. Ve bu kanayan yara şeklinde çok uzun süre devam ediyor. Hâlbuki bu tip bir eylemde bulunan baba, baba değildir. Babalık vasfını kaybetmiştir o anda. Artık ebedi onun babası olmaz o. Başka bir şey olmuştur o. Mutlaka ya o adamın evden gitmesi lazım ya da kızın o evden gitmesi lazım. İkisi bir arada yaşayamaz artık. Bu konuda devletin gerekirse kanun çıkartması lazım... Karakollarda genç kızlara bunu uzun uzun söyletmek de olmaz. Nasıl olmuştu hadi anlat bakalım! Vardı ya bir televizyon programı, bir adam vardı böyle sığır gibi bir herif, ismini vermeyeyim de “anlat bakalım nasıl olmuştu’’ diye millete anlattırıyordu bir aralar. E mahcup ediyorsun sen, söyletilir mi genç kıza kameraların önünde bilmem neyin önünde? Veyahut bu yazılı ifade de çok tehlikeli. Mahkemede isterse alır onu. Gizli olması lazım… Gizlice söyleyecek. Evrakta geçmemesi lazım... Savcı kendi kanaatiyle vicdani kanaatiyle gereken tedbiri alacak. Devletin kolluk kuvvetleri de yardımcı olacak. En çok güvenilir ailelerin yardım etmesi çok önemli. Onu himaye edecekler. “Nasıl oldu?’’ sorulmaz o. Öyle yaparsanız bu konular gizli kalır işte. Ama iyi yardımcı olur, destek olurlarsa bunlar çok rahat çabuk çözüme kavuşabilir. Çocuğunu zorla PKK’lı yapan aile, aile değildir. Çocuğuyla ensest ilişkiye girmeye kalkan aile, aile değildir.
SUNUCU: İslam devletinde yaşıyoruz aslında böyle şeylerin olması...
ADNAN OKTAR: Devlet tabii İslam değil de milletimiz İslam maşaAllah. Fakat devletimiz de İslam’a karşı saygılı tabii, laik devlet. Burada dikkat edilecek şey şu; kötülerden iyiler daima daha çoktur. Hep iyilerin yanına sığınacaklar. Ve Allah’a dua edecekler cesur olacak genç kız. Namusunu koruma konusunda tabii ki cesur olacak. Yani korku belasına baş eğme olmaz, iradesini kullanacak. Mesela bize şikâyetçi yapılan genç kızlardan bir tanesi, ensest ilişki kurbanıydı o kız. Kurban demeyeyim de çünkü kurban Allah için olur. Allah affetsin öyle demeyelim. Yani ensest ilişki mağduruydu. Bize de geldi işte; “ağabeyim ruhsatsız silah taşıyor’’dedi, bu kızcağıza tecavüz etmiş zamanında onu söylemişti. Biz mesela bunu bayağı koruyup kollamıştık. Karşı taraf zannediyorum belki de bunu ona karşı koz olarak kullanarak, bizim aleyhimizde gizli şahitlik yaptırdılar bu kızcağızı. Bakın biz onu koruyup kolladığımız halde, bakın ağabeysini işe aldığımız halde, yardımcı olduğumuz halde, satanist bir kız vardı bu ‘saxo’ denen kız o onun aklını çeldi anladığım kadarıyla. Çünkü iyi bir insandı o. O ‘saxo’ denen kız bu konuda ünlü yani rezalet bir tip. Ataköy’ün satanistlerinden çok cins bir tip... Bu kız kaçırma olaylarına falan da girmişti. Basına da yansımıştı, gazetelere resimleri çıktı, böyle cins bir tip. Mesela onu da aleyhimize şahit olarak kullandılar biliyorsunuz. Bugün bunu insanlar böyle şeylerde kullanabiliyorlar. Bu konuda çok kararlı ve atak olması gerekiyor bu tip insanların. Çevrenin de bu tip insanları çok iyi koruyup kollaması lazım. Kanunların kolaylaştırıcı olması gerekiyor. Ama bir genç kızın her ne pahasına olursa olsun buna boyun eğmemesi lazım. Babası rezil olacaksa olsun gerekirse yani önemli değil. Aile dağılacaksa dağılsın. Ailesi rezil olacak, babası rezil olacak diye susulmaz. Ama buna gerek kalmayacak tedbirlerin alınması lazım. Burada aileler yardımcı olabilir. Güzel, haysiyetli, aklı başında, dindar çok fazla aileler var. Değil mi? Akrabalar olabilir, tanıdıklar olabilir, onların şefkatli yaklaşmasıyla konu hallolabilir diye düşünüyorum inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir ara verelim mi? İnşaAllah Hocam. Sayın seyirciler reklamlardan sonra sizlerle birlikteyiz.
SUNUCU: Evet sayın seyirciler Adnan Oktar’la Başbaşa’ya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yayınlandığımız televizyon programlarını da söylemek istiyorum ben. Kocaeli Tv ve Mavi Karadeniz’de canlı olarak yayınlanıyoruz ayrıca www.harunyahya.tv internet sitemizden de canlı olarak izleyebilirsiniz. Sormak istediğiniz sorular varsa; ahirzamansohbetleri@hotmail.com sormak istedikleriniz yollayabilirsiniz. Ayrıca radyolardan da yayınımız var. Radyo Star 94.0Aksaray, Genç fm 93.3 Karaman, Emek radyo 101 Mardin, Enerji radyo 90.0 Ordu, Keyif fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 85.2 Kastamonu. Evet, Hocam kaldığımız yerden devam edelim.
ADNAN OKTAR: Yine aynı bu Güneydoğu sorununu söyleyeceğim. Güneydoğudaki kardeşlerimiz bir kere, ben her zaman söylüyorum onlar bizim canımız ciğerimiz, parçamız, etimiz, kemiğimiz onlar. Çok değerli ve muhterem insanlar. Fakat onlara karşı şöyle sinsi bir oyun oynanıyor; yani “biz sizlerle yapamayız! Kürt’ün Kürt’ten başka dostu yoktur” imajı vermeye çalışıyorlar. Böyle bir şey yok. Kürtler bizim parçamız, Allah’ın bizlere emanetidir. Lazlar da, Çerkezler de, Türkler de hepimiz bir milletiz, tek milletiz ve Türk milletiyiz. Hiç bu tarzda oyun oynıyanların oyunlarına gelmesinler. Mesela Diyarbakırspor maçında da, bir kısım kendini bilmezler çıktılar, Diyarbakırlı tertemiz kardeşlerimize akıl almaz iftiralarla çirkin sözler sarfettiler. Her yerde münasebetsiz çıkar, her yerde cahil çıkar, hiçbirine aldırış etmesinler. Genel çok önemlidir, genelinde Türkiye’deki bütün kardeşlerimiz tek bir milletiz ve birbirimizi biz çok seviyoruz. Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Laz hepimiz aynı dostlar ve kardeşler olarak bu memlekette yaşayan insanlarız ve biz çok güzel bir görev ile görevliyiz. Türk İslam Birliği ile görevliyiz. Mesela Selahattin Eyyubi’yi unutmak mümkün mü? Değil mi? Bediüzzaman’ın hizmetlerini unutmak mümkün mü? Onlar, Bediüzzaman’ın talebeleri, Selahattin Eyyubi’nin talebeleri, sakın böyle şeylerden alınmasınlar, müteesir de olmasınlar, gerilime de düşmesinler, bu oynanan oyundan da paniğe kapılmasınlar, mütedyin, sakin, itidalli, o dindar güzel ahlaklı yapılarını devam ettirsinler. Şu an biraz velveleye vermeye kalkıyorlar ortalığı, paniğe kaptırmaya çalışıyorlar, bu geçici bir oyun. Yani bu tip şeylerde soğuk kanlılık çok önemlidir. Basın ve televizyon da bunu böyle abartarak, sürekli vurguluyarak, böyle bir gerilim üslubuyla anlarmasın çünkü üç tane it kopuk bir yerede bir bomba patlatıyor, sanki Türkiye’nin her yerinde bomba patlatılmış gibi, havai fişek atıyor, herhangi bir şey yani alelade bir şey patlatıyor, o büyük bir olay haline getiriliyor Türkiye’de sanki böyle.... Türkiye’nin her yeri sakin. Böyle çok büyük bir devletiz biz. Büyük bir milletiz ve büyük bir coğrafyaya sahibiz. Orada mantar patlatır, öbürü bilmem torpil patlatır. Bununla ne devlet rahatsız olur yıkılır, ne millet rahatsız olur yıkılır, bunlardan hiçbir şey çıkmaz, boş işler bunlar. Biz bunun milyonlar misliyle karşılaştık millet olarak, vız geldi tırıs gitti yani. Değil mi? Çanakkale’yi işgal ettiler, İzmir’i işgal ettiler değil mi? Antep’i işgal ettiler, Antalya’yı işgal ettiler, her yeri işgal ettiler, yani elimizin tersi ile süpürüp attık. Bizim öyle bir konumuz yok. Ama kardeşlerimizi rencide edecek çok faaliyetler oluyor, sakın bundan alınmasınlar. İzmir’de de sanki böyle bir Kürt-Türk ayırımı varmış gibi... İzmir hepimizin. İzmir’de Boşnak da var, Laz da var, Arap da var, Çerkez de var herkes var. Hepimizin Türkiye. Sakın böyle bir oyuna gelmesinler. Tokat’taki olayın da süratle üzerine gidilmesi, vatandaşlarımız da yardımcı olsunlar. İddia edilen Ergenekon Örgütü de artık elini vicdanına koysun, şimdi itiraflar başladı, sözümü tutmaya başladılar o iyi oldu. Ben dedim ki, iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarına seslendim, örgütü ele verin, örgüt dağılsın, biz sizin hapislerde çürümeniz meraklısı değiliz dedim yani. Biz ne yapacağız onları hapiste çürümeye? Bizim böyle bir derdimiz yok. Örgütün dağılmasını istiyoruz biz. Yani milletin yakasından düşecekler. Çünkü hakimleri tehdit ediyor iddia edilen Ergenekon Örgütü, müsteşarları tehdit ediyor, hatta Başbakan’ı bile tehdit etmeye kalkmışlardı değil mi? Suikast yapacağız diye. Ben de o aralar uyardım, dedim bir siyasi parti liderine suikast yababilirler. Dikkatli olun dedim. Üç gün daha geçmeden rahmetli Yazıcıoğlu’nu şehit ettiler. Değil mi? Bu oyunlara karşı en güzel şey, devletini bilgilendirmedir. İyi bir istihbarat ağı oluşturulması lazım. Vatandaşlar çekiniyorlarsa, adını yazmadan, adresini yazmadan istediği gibi, internetten de olabilir, telefon ede ede, 155’e telefon ile de söyliyebilir. Ama Tabii en güzeli savcılara yazılı olarak sunulmasıdır. Mektup, posta, adi postayla atsın gitsin. Onu en güzel şekilde değerlendirirler. Bakın ben bu açıklamaları aylardan beri yapıyorum, bunun sayesinde binlerce ihbar geldi iddia edilen Ergenekon Örgütü ile ilgili. Daha önce ihbar gelmiyordu, binlerce ihbar geldi ve örgütün çökertilmesi daha hızlandı şu anda. Örgüt kendi içinde birbirini ele vermiyordu, örgüt kendi içinde birbirini ele versin dedik, ondan sonra kendilerini, birbirlerini içlerinde ele vermeye başladılar. Değil mi? O safatorik de geçen günler, o da çıktı bayağı bir şeyler açıkladı. Bunlar iyi. Yani güzel gelişmeler. Çünkü sonunda bütün devlet memurları rahat edecek, milletimiz rahat edecek, Türk İslam Birliği’nin önündeki engeller kalkmış olacak, bir nefes alacağız şöyle, yolumuz açılacak. Bakın, o Mehmetçiklerimizi öldüren, şehit edenler o kahpeler, profesyonel iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün elemanları. Bakın yakalandıklarında göreceksiniz. Yakında da yakalanır onlar, o çakallar. Direkt oyuna getiriliyorlar. Yani, ama mesela diyor ki falanca örgütün adamıyım diyor, ama taşaron. Yani örgütten para alıyorlar, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nden, şimdi efendim diyecek ben falanca örgütü bağlıyım diyecek ama iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yan kolu oluyor bunlar. Yani dalı budağı. Fakat Tokat’ta böyle adamlar yine var. Tokat’ta bunları dağlardan temizlemek lazım. Tokat çok güzel bir yer, benim memleketimdir Tokat, ne alaka, biz çocukluğumuzda onun dağalarında gezerdik Tokat’ın dumanlı yaylası, dağlarında koşuştururduk. Böyle it-kopuk yoktu o zamanlar, hiç kimse yoktu, sonradan oluştu bunlar. Dolayısıyla belirli bölgeler var, o komünistlerin yuvalandığı bölgeler, oralarda da özellikle fikri propagandanın yoğun yapılması, kültürel propagandanın yoğun yapılmasına, radyodan, televizyondan anti-komünist, anti-darwinist çalışma yapılması çok önemli. Ama gidip Tabii onları sopayla, değnekle oradan çıkarmak yani silahla, yani bu netice alınmaz bundan. Hapise girer çıkar adam yani yine devam eder veyahut bir şekilde yolunu bulur. Hiçbir şekilde polisiye çözüm, askeri çözüm netice getirmiyor ve hiçbir zaman için netice getirmedi. Yani bu tecrübe edilmiş bir şey. Ama bakın, benim bu dediğimi daha hiç yapmadılar. Kültürel propaganda, kültürel mücadele, kültürel savaş. Yani çünkü adamın beyninde yanlış bir inanç var. Bu gittiğinde adamı kazanacağız biz. Yani adamın bedeni de duracak, her şeyi duracak adam bizim insanımız olacak o kadar. Sadece kafasında bir parazit, elektrik var adamın, bunun yerine normal bir bilgi, düzgün bilgi girecek.
SUNUCU: Doğru bilgi girecek.
ADNAN OKTAR : Tabii, doğru bilgi girecek. Çünkü bunlara bu din çok güçlü verilmiş. Yani bu dinin uğrunda adamlar öldü istiyorlar. Yani Marksist dinin uğrunda ölmek istiyorlar, onu peygamber gibi görüyorlar Marksistler. Haşa tabii, ve o dinin birçok kuralları var. Yani yaşam şekli var, hatta onların özel adabı, edebi var, oturup kalkma şekli var, yeme içme şekilleri var, yani onlar tamamiyle bir dindir o. Yani sapkın ve batın bir dindir ve kökenini Darwinizm oluşturuyor. Darwinizm onların putudur. Bir kere putlarını kırdın mı, ibadet edecekleri bir yerleri kalmıyor zaten. Yani mabetlerini yıkmış oluyorsun, putlarını yıkmış oluyorsun. E bunu hiç yapmadılar daha, hiç yapılmadı. Geçen günler TRT’de birkaç satır bir şey anlattılar, bir velvele koparttılar gençler, üç-beş tane sevimli bir kızcağız var, dede var fötr şapkalı falan... Eğer TRT bundan çekinir de bir daha böyle bir program yapmazsa, bu komünistliğe verilmiş bir taviz olur ve Marksistlere verilmiş bir taviz olur. Devlet bu gibi şeylerde daha atak, daha karalı davranması lazım. Çünkü biz haklıyız ve doğruyuz...
TRT’de Darwin protestosu. Ne diyor anlamadım?
SUNUCU: “Kesk Ankara Şubesi Platformu üyeleri, TRT’ yi ana haber bülteninde bir haberde Evrim Teorisi’nin sahibi Charles Darwin ve teori karşıtı ifadelere yer vererek bilimsellikten uzak yayın yaptığı gerekçesiyle protesto etti.”
ADNAN OKTAR : Bak dedeyi görüyormusun, elleri havaya kaldırmış böyle, hiddete bak yani. Darwinizm ile ilgili tek bir kelime bilmez, dedeyle karşılaşsak. Mesela şu sevimli köfte burunlu kız da öyle, çok sevimli kerata. Çok şeker bir şey.
TARKAN YAVAŞ: Bir de direkt sizin isminiz vererek...
ADNAN OKTAR :TRT Adnan Hoca’nın çiftliği değildir. E zaten benim küçük bir çiftliğim var, istiyorlarsa oraya gelsinler, orada ağırlayayım ben. TRT’ye ne zaman çiftliğim dedik ya...TRT çiftlik olur mu? TRT bir bina. Çiftlik dediğin değil mi, ağaçlar olur bitkiler olur falan. Var benim ufak bir yer çiftliğim, orada ağırlayayım onları.
TARKAN YAVAŞ: Pankartların yüzda 90’ı hep sizin isminizle geçiyor Hocam.
ADNAN OKTAR : TRT Adnan Hoca’nın... Ben ne zaman benim çiftliğim dedim yani? İnşaAllah. Yani şimdi bak TRT’yi böyle, bu tip böyle demogoji ile köşeye sıkıştırmaya kalkıyorlar. TRT bu konuda çok kararlı olsun, bilim adamlarını çıkartsın, sürekli anti-darwinist konuları açıklasın. Çünkü karşımızda hurafe var. Bakın atomlar tesedüfen birleştiler diyor, protein yaptılar diyor. Yani devlet bunu nasıl kabul edebilir, bunu nasıl söyletebilir? Tesadüfen proteinin olmayacağı çok açık bilimsel bir gerçek değil mi? Hücreler koful, mitokondriler... Olacak iş mi şu? Yahut mesela kromozunun yapısı. Ya bir kromozonda 3-4 devlet kütüphanesi kadar bilgi kodlu, tek bir kromozonunu içerisinde. Bu tesadüfen olur mu böyle bir şey? Biz tesadüf demedik ki diyor. Ya kardeşim sen şaka mı yapıyorsun ya Allah Allah? E kim yaptı diyoruz o zaman, yani nasıl oldu diyoruz? Tesadüfen oldu diyor. Mucize oldu diyor. Peki mucizeyi kim yaptı diyoruz? Tesadüfler sonucu oldu diyor. E tesadüf diyorsunuz, ben demedim diyor. Şu Levent Kırca’nın programlarında var ya, deliriyor falan sonunda. O Associated Press diyemiyor, bir şey var bilmiyorum ama biliyor musun, sonra çıldırıyor falan böyle...
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Ya tabii biz oturup çıldıracak mıldıracak halimiz yok da yani tabii şefkatliyim ben ona karşı, benim kendi vatandaşlarım. Fakat bu arkadaşlarımız tabii örgütler, yani bir örgüt diyelim yönlendiriyor, yoksa o kartonlar martonlar bunların hepsi organize hareketler. Yani vatandaş kendi, yani ben evden çıkıp ya kartona şu yazıyı yazayım çıkayım demiyor. Telefon ile tek tek aranıyorlar, bakın diyorlar böyle bir eylem yapacağız gelin, kartonlar yazılar falan hepsi hazır, gelin şöyle konuşun diyor. Sorsak Darwinizm ile ilgili ne biliyorsun desek, Darwinizm’in D’sini bilmezler. E bağırıp çağıracağınıza gelin bir yerde toplanalım, bir otelde falan yemekli toplantı yapalım, sorun hepsini cevaplandırayım. Varsa anlatıcağınız, sizde yine anlatın dinliyelim, sokağa çıkıp bağırmayla olur mu böyle bir şey? Biz hiç, hatırlıyor musunuz elimize kartonları alıp dışarı çıkıp bağırdığımızı? Ne komik metodlar bunlar, yani ne alaka yani? Ben 350 milyon fosil var diye elime karton alıp... Akıl mı şimdi bu? E çıkarsın televizyonda anlatırsın, gazetede anlatırsın, kitap olarak anlatırsın. Toplanalım, konuşalım. Bağırma, Tarzan gibi bağırmayla bir şey çıkmaz değil mi? Onun için TRT sakın bunlarda geri adım atmasın, bilakis hızlandırsın adımlarını, kararlılık göstersin. Yani çünkü bizim devletimiz güçlü bir devlet, haklıyız, karşımızdaki demogoji yapıyor. Kardeşim 300 milyon fosil var diyoruz. TRT’nin biz götürüp önüne yığalım, kamyon hesabıyla getireyim fosilleri, göstersinler vatandaşlara. Marksist profesörleri getirsinler, yaş tayini yapılsın, halkın gözü önünde yapalım. Aleti edavatı da ben oraya getirteyim, tabii. Yahut üniversiteye hep birlikte gidelim, fosilleri de alıp. Yani yaş tayinini birlikte yapalım orada görsünler, tabii. Peki TRT, mesela desin, arkadaş, getirin bir tane, madem ara fosil var diyorsunuz, biz TRT olarak yayınlıyacağız. Getirin, koyun bakayım desin. E yok. Ama biz 300 milyonun üzerinde Yaratılış’ı ispat eden fosil getiririz. Yani istedikleri kadar, zebil gibi getireyim ben, tur hesabıyla getirttireyim. E peki bu gerçekleri, adamlar bağırıyor biz gerçekleri saklayalım ve eski Yunan’dan kalma, eski Mısır’dan kalma değil mi, feodal inançları, böyle sapkın putperest inançları halka anlatalım derse TRT... Eski Mısır’ın, eski Yunan’ın bu feodal inançlarını, bu putperest inancını, bu pagan dinini ya gidip TRT anlatacak, ya TRT susacak, ya doğruları anlatacak. Hangisini yapması gerekiyor? Doğruları anlatması gerekir. Susmak da olmaz. E sapkın bir şeyi de anlatamaz ki, yani yalan olan bir şeyi, halkın gözü önünde olan, açık olan bir şeyi anlatamaz. Marksistlerin kızması da önemli değil, ki organize hareketteler, arkasında Marksist’ler oluyor bu toplulukların. O genç kız, çocukcağız bir şey bilmez, o dede de yani. Herhalde eski solculardandır, eski tüfeklerdendir zanediyorum. Ama konuştuğumuzda, hiçbir şey bilmediklerini görüyoruz. Mesela Melih Aşık da geçen günler köşesinde esmiş, savurmuş. Gidin sorun isterseniz, yani deneyin, yani gidip röportaja gitsinler, Darwinizm ile ilgili 10 tane soru sorun. Mesela herhangi bir gazeteci yapabilir. Bir tanesine cevap veremez. Yok, bilgisi yok. Yani hangisine gitsek aynı şey. O cazgır bayan var. Türkleri de beğenmiyor, Kürtleri de beğenmiyor. Leş gibi kerata, paltosunu çıkartıyor millet kokusundan rahatsız oluyor, nereye gideceğini şaşırıyor. Oturuyor millete Fransız takılıyor böyle, yani böyle artistik hareketler yapıyor, kendini yani Türklerden de üstün görüyor. İşte plaja giden vatandaşları beğenmiyor, onları aşağılıyor, onlar işte orada kebap pişiriyorlarmış da bilmem ne falan. Sana ne, vatandaşım kebap da pişirir. Aslan hepsi yani. Gönlüne göre eğleniyor, kendi kültürü, görüşüne, zevkine göre hareket eder, sana ne yani. Her birinin ayrı kendi has bir sevimliliği var. Bir sefer de Güneydoğu’daki vatandaşlarımıza diyor, onlardan nefret ettiğin, anlardan böyle hoşlanmadığını, onların bir an önce ayrılması gerektiğini söylüyor. Kardeşim, bir de baktık bu da suç değilmiş ya. Allah Allah! Yani bölüsün demek, Kürt kardeşlerimiz bizden ayrılsın demek suç değilmiş. Yani bu, ben buna şaşırdım. Yani ben ilk defa, ben bunu bir suç biliyordum, değilmiş. Ne demek ya ? Onlar bizim canımız, ciğerimiz parçamız. Ya bizim kolumuzu koparmış gibi bir şey o, değil mi? Kolumuzu, bacağımızı kesmiş gibi bir şey. Böyle bir şeye asla müsaade etmeyiz. Bir de, yani gidenler bilir, görenler bilir. Çok çok nezih insanlar, çok efendi insanlar ve içli, derin insanlardır. Yani kibarlık, nezaket, hürmet, adap, edep çok çok mükemmeldir, Güneydoğulu insanlar ve acıyla pişmiş mütevazı insanlardır. Yani sevgiden, şefkatten, merhametten çok hoşlanan, çok insancıl insanlardır. E burada o kokmuş karı çıkmış, janti takılıyor, Fransız havası veriyor kendine, onunları güya kendi kafasına göre adam yerine koymuyor. Onların zaten sen kör tırnağı edemezsin yani. Değil mi? Yani onların yanında bir elini yüzünü yıka da gel deriz. Müsaade etmeyiz. İnşaAllah. O da ahkam kesiyor Darwinizm ile ilgili. Yani Darwinizm’in D’sini bilmez zaten. Aslında basının bu tiplerle bir röportaj yapması lazım. Ya kardeşim, sen anlatıyorsun diyalektik felsefeden bahsediyorsun, Darwinizm’den bahsediyorsun. Ben cahilim, kusura bakma, özür dilerim yani hem röportaj yapacağım hem biraz bilgilenmek istiyorum. Bana anlat bakalım deseler değil mi? Fosillerle ilgili bir bilgi sorsalar, yani fosiller nasıl elde ediliyor, nedir fosil değil mi? Neleri, hangisini tanıyor, hangi fosilleri tanıyor? Ondan sonra bir proteinin yapısını biliyor mu, molekül yapısını? Mesela bir proteinin molekül yapısının detaylarını, detaylarını bilmiyorsa bunun tesadüfen olup olamayacağını. Mesela kromozonun yapısını biliyor mu, kromozona nasıl bilgi kodlanıyor? Bunlar hakkında kısaca bir bilgi, soru sorabilir. Hiçbirine cevap veremeyeceklerdir. Sırf inat ve topluluk hırsıyla hareket ediyorlar. Yani topluluk psikolojisi Kominist’lerin kullandığı bir yöntemdir ve bunlara da oradan sirayet ediyor. Yani toplu bağırma. Çünkü toplu bağırmak, toplumu tabii rahatsız eder genellikle yani genelde bir korku da meydana getirebiliyor bir kısım insanlarda. Mesela 10 bin kişi toplanıp, topluca bağırdın mı, onu da televizyonlar verdi mi sanki bütün Türkiye o kanaatteymiş gibi bir imaj verebiliyor. Halbuki çok küçük bir topluluğun düşüncesi olmuş oluyor. Mesela buraya da toplanıp bağırdılar mı, eğer TRT bunu ciddiye alırsa bu çok büyük bir zaaf olur. Bilakis tehlikenin büyüklüğünü görüp, yahut TRT bunları çağırsın, hepsini, çok güzel, aferin, güzel söylüyorsunuz. Gelin oturun bakalım, salonu var TRT’nin, çok özür dilerim desin, sen ne biliyorsun anlat, yani aydınlat milletimizi.
SUNUCU: Darwinizm’i bana anlat.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii mikrofonu eline versin, anlat, Türk milleti öğrensin ne olduğunu yani değil mi? Hepsine teker teker, zır cahilliklerini bir ortaya koysunlar. Sonra da bilen bir kişi, bir iki kişiyi getirsinler, siz ne diyorsunuz deyip onların tek tek ağzına tıkıyacaklar verdikleri izahları konu bitecek. Değil mi? Yani orada bağıracağına gel TRT’nin içine, benim elimde imkan olsa hemen toplarım salonun içine, hoş geldiniz, sefa geldiniz, birer de çay ısmarlarız şöyle, çörek mörek falan. Güzel güzel anlattırırım yani. On saatlik program yaparım yani, anlatın. Anlattıkça cahillikleri, boşlukları ortaya çıkacaktır ve birbirleriyle çelişeceklerdir. Çünkü onun anlattığını o yalanlıyor, onun anlattığı o yalanlıyor. Daha ne dediğini de bilmiyorlar zaten. Bazen ne dediğinden de haberi olmuyor, unutuyorlar. Geçenlerde en ağababalarını çıkartmışlardı, bize Haber Türk’e getirmişlerdi. Birinci programda bir kere dümdüz oldular böyle, Isparta halısı gibi. Değil mi? Daha dokunmadan çöktüler. İkincide artık buhar oldular, sonra kendi aralarında toplantı yaptılar böyle şey yapıyorlar, onların karşısına ona göre birkaç kişi çıkartmışlar. Geçenlerde de anlattım, dikkatimi çekti böyle ben sesleri fazla rahatsız etmesin diye ses düğmesine bastım, şöyle sürekli bir hareket yapıyor böyle devamlı, böyle komik hareketler başlamış yani, sinirleri bozulmuş. Acayip hareket var, yani kendilerinden emin olanlar niye bağırsın ki, ben niye bağırmıyorum?
SUNUCU: Ama bozulmayacak gibi de değildi o gün.
ADNAN OKTAR : E darmakeşan oldular. Ya bir kere kendinden emin olan adam acayip sakindir. Yani değil mi? Mesela ben Lee Van Clif gibi geliyorum gayet sakin, koydum mu oturtturuyorum yani. Oturan adam bir daha da kalkamıyor. Süper sakinim ve bilimsel züppelik de yapmıyorum. Yani halkın çok rahat anlayacağı, çok sarih böyle halk diliyle konuşuyorum ve verdiğim çok kısa delillerle bile gümbür gümbür çöküyorlar. Yani böyle Latince, Fransızca falan böyle bir değil mi, artistik gösteri de yapmıyorum. Çünkü Darwinizm o kadar nettir ki sahteliği yani, ispat etmesi son derece kolaydır. Ama ben yine de sağlama alayım dedim, bakın 4 cilde kadar Yaratılış Atlası’nı hazırladık ki 7 cilt olacak o. Bir 7 cilt daha hazırlıyorum şimdi çünkü binlerce fotoğraf var elimizde. Yani benimle başları belada benim anladığım kadarıyla. Yani tuttuğum yerde çökertirim. TRT’nini önünde bağıracağına değil mi? Şimdi benim TRT’den istirhamım, bunların hepsini toplasın, varsa başkaları daha ekibinizden desinler, hepsini bir salona ve konuyu bu şekilde halletmek lazım, demin anlattığım tarzda. İnşaAllah.
Var mı anlatacağın şeyler?
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah. Hocam bir Mantis Karidesi var inşaAllah, çok sevimli bir canlı. Böyle kumların içinde yaşıyor, orada kendine bir yuva yapıyor. Böyle midyeleri vurarak kırıp içindekileri yiyebiliyor o şekilde. Böyle çok rengarenk, maşaAllah Allah çok güzel böyle...
ADNAN OKTAR: Bu patileri böyle mavi, sarı falan.
TARKAN YAVAŞ: Evet öyleymiş, çok hoş bir canlı. Şimdi böyle bir tehlike geldiğinde, ahtapot gibi bir tehlike geldiğinde hemen teyakkuza geçiyor. Önce böyle bir korkutmaya çalışıyor onu.
ADNAN OKTAR: Dayılanıyor.
TARKAN YAVAŞ: Evet. Ayağa kalkıyor, kendini gösteriyor böyle, sonra tabii ahtapot bundan çekinmeyince bu sefer çok değişik bir şey yapıyor, ahtapotun gözüne vuruyor.
ADNAN OKTAR: Biz çocukluğumuzda duyardık, vur gözünün üzerine diye falan böyle bir şey.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah. Evet. Hayvan ahtapotun en hassas bölgesinin yerinin gözü olduğunu sanki biliyormuş gibi, Allah’ın ilhamıyla gidiyor gözüne vuruyor sürekli.
ADNAN OKTAR: Ama vuruşu da iyi baksana bir şey yapamıyor.
TARKAN YAVAŞ: Sonra da ahtapot haliyle kaçınca böyle arkasından.
ADNAN OKTAR: Kovalıyor. Ama delikanlılığın gereği olarak yapıyor. Bunun gözüne böyle, bizim çocukluğumuzda, işte lise yıllarında biz, tekvando maçları olurdu. Bizim arkadaşlarımızın, onlara giderdik. Hayret ediyorum, mesela orada şey oluyor, mesela gözüne vur diyor, karaciğerine vur diyor, yani inanılır gibi değil. Böyle müsabaka olur mu ya? Yani şimdi aklıma geldi de, boks maçında da öyle, öldür onu değil mi, dağıt artık falan. Mesela adamlar vuruyor ve feci şekilde dövüyor, adamın beyni, beyin sarsıntısı geçiriyor, yani bakamayacak hale geliyor. 10, 9 ,8 ,7 ,6 geriye doğru gidiyor, aferin diyor, çok güzel dövdün diyor, tebrik ederim seni. Ama daha da mükemmeli, şöyle bir vurdun mu oturtturdun mu yere bir dümdüz, komaya sokarsan zaten nakavt. En büyük o oluyor, eller havada hopluyor. Yahu adamı sen bayıltmışsın, komaya sokmuşsun adamı, nasıl elin havaya kalkarda hoplayarak sevinirsin? Baktım, bütün alkışlıyor salon yani, helal olsun diyor yani, nasıl adamı dağıttın diyor. Allah vermesin yani rahatça ölebilir adam, yani çoğu da ölüyor zaten. Surata vurulur mu? Beyin sarsıntısı geçiriyor, abandone oluyor, çok çok tebrik ederim diyor, çok güzel bak saydırdın diyor. Yahut havlu atıyor, mesela feci şekilde dövüyorlar, artık onun yardımcısı antrenör acıyor, havlu atıyor artık, dağıtmasınlar adamı iyice. Alkışlar arasında tebrik ediliyor, birbirlerini öpüyorlar, çok şahane maç çıkarttın eline sağlık diyor. Bu tam anlamıyla vahşet, boks kesinlikle yasaklanması lazım. Öyle şey olmaz. İnanılır gibi değil, insan dövmek ne demek? Adam bayılıyor, nakavt, en beğenilen şey nakavt olmuş oluyor. Yani hepsini nakavtla kazandı, helal olsun diyorlar. Adamı komaya sokuyor yani. Bayılıyor adam, beyin sarsıntısı geçiriyor, ne kadar şahane dövdün yahu diyorlar. Ya bunun sevinilecek, beğenilecek neresi var bunun. Böyle spor olmaz. Bu rezalet yani. Sakatlayan, yaralayan spor olmaz. Bir de tekmeli falan var şimdi, bir şey daha, daha kapsamlı, ayağıyla vuruyor. Vur, dağıt, öldür. Alkışlıyorlar adamı. Mesela vurdu mu adam dümdüz yatıyor, tebrik ediyorlar. Nefis bir vuruştu diyor. Mesela adamın suratına vuruyor, adamın yüzü dağılıyor böyle terler havalara uçuşuyor, yani o anı yakalıyor fotoğrafla, tarihi an diyor, yani muazzam bir vuruş diyor, tebrik ederim bak diyor ne kadar şahane, tam diyor abarkütten diyor, işte bak sol kroşeyle diyor darmadağan etti diyor, eline sağlık diyor. Yani bilmiyorum, kabus mu görüyorum ben? Gözlerime inanamıyorum bu nasıl bir şey? İnsan dövülür mü? Değil mi, çok büyük bir vahşet. Şimdi ben yani bu konuda bir tedbir alınmasını devletimizden istirham ediyorum. Kamuoyunun da herhalde böyle düşüneceğini tahmin ediyorum, bilmiyorum. İnşaAllah.
Var mı başka anlatacağın?
TARKAN YAVAŞ: Var Hocam inşaAllah. Burada damarların oluşumu var inşaAllah Hocam. Bu, şu anda bunlar anne karnında hücreler.
ADNAN OKTAR: Dağınık hücreler.
TARKAN YAVAŞ: Dağınık hücreler ve birdenbire böyle damar hücreleri birleşmeye başlıyorlar ve damarları meydana getiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Bu Darwinistlere göre bu tesadüfen oluyor zamanla.
TARKAN YAVAŞ: Evet, bu tesadüfen oldu diye söylüyorlar. Halbuki son derece, çok önemli, bir araya gelerek bunlar böyle çok ince, hassas damarları meydana getiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Milimetrenin onda biri kadar, daha da ince.
TARKAN YAVAŞ: Evet, çok ince ve dünyanın çevresi 40 bin kilometre kadar uzunlukta, bir damar sistemini baştan başa meydana getiriyor bu hücreler ve birdenbire bir araya gelip birleşerek. Yani bunlar şuursuz aklı olmayan hücreler. Bir araya gelip böyle mükemmel bir yapıyı yapmayı nereden bilebilirler? Bir de böyle bir şey bilseler bile bunu nasıl başarabilirler? Gözleri yok, kulakları yok, hiçbir şey yok, muazzam bir Allah’ın yaratma sanatı burada, tecellisi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hücreler, dağılmış hücreler, başıboş hücreler. Adamlar hadi arkadaşlar diyor, başlıyorlar. İnce ince çok düzgün borular meydana getiriyorlar ve mesela kimi kalın boru yapıyor. Kardeşim sen kalın boru yapmayı nereden bilirsin? Yani ince olmasını nereden görüyorsun, inceden dal budak salmasını nereden biliyorsun. Mesela kalın damarlar var biliyorsunuz, daha ince damarları, mesela o hücre kalın damar gerektğinde kalın damar yapıyor yani kalın damarın ona bilgi olarak sunulması ve tam o çapta olması çok acayip. Mesela her insanın damarı aşağı yukarı birbirinin aynı oluyor. Mesela şah damarları vardır kalındır, değil mi? Mesela aort var mesela, daha güçlü damarlar. Daha ince yan damarlar var mesela atar damarlar var, hepsi ayrı. Mesela atar damarların ayrı bir elastiki özelliği oluyor, toplar damarın ayrı bir özelliği oluyor, damar baştan başa zaten bir sanat. Mesela ayak topuğunun altında adam, mesela 150 kiloluk adam oluyor, 100 kiloluk adam oluyor, bir de ağırlık taşıyor. Topuk yere değiyor, topuk kemiği ile yerin arasında et kısmı kalıyor, orada kılcal damarlar çok rahat görevini görüyor. Yani normalde o kadar hassas bir damarın darmakeşan olması lazım. Bastırdın mı ne olur öyle bir şeyde? Hayır ona da gerek yok mesela kolunu şuraya bile koymuş olsan, yani o incecik hassas kılcal damarların, bir de kan zaten kıvamlı bir madde, yani değil mi? Ve damarlar da son derece ince, bastırdın mı kanın gitmemesi lazım. Hiç dinlemiyor, gayet rahat gidiyor kan.
SUNUCU: Bizim sorularımız var. Urfa’dan Nezih Ulaş. “Sayın Hocam, hayırlı akşamlar.”
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar.
SUNUCU: “Kuran’da cehenneme giren kişilerin konuşmalarından, birbirlerine hitaplarından anladığım kadarıyla orda da kötü ahlaklarını, kibirli tavırlarına devam ediyorlar. Bu nasıl oluyor? Artık ahiretin ve Allah’ın varlığını net olarak aldıklarına göre pişman olmaları gerekmez mi? Aynı ahlak bozukluğunu sonsuza kadar sürdürmeye nasıl güçleri yetiyor?” diye bir soru iletilmiş.
ADNAN OKTAR: Ahirete gittiklerinde, yine aynı bu kafayla gidecekler, orayı da kendi kafalarına göre kapitalistlerin veyahut dindarların onlara bir oyun oynadığını, insan bilincine etki eden bir makine geliştirdiklerini ve dolayısıyla beyinlerini dondurduklarını ve onlara cehennem cennet diye hayat yaşattıklarını ve azap ettiklerini de iddia edebilirler. Yani bunların cinsliğinin, ilginçliğinin sonu yok. Ama bir şekilde ona bir teşhis koyacaklar ahirette. Kendine bir oyun oynandığını inanacaklar. Çünkü Allah diyor pişmanlıklarını gizlerler diyor görmek bile istemiyor göz ucuyla bakarlar diyor. Mesela “Rabbine söyle de” diyor “bize size verdiği nimetlerden versin”. “Rabbine söyle de”, yine alaycı ve yine mesafeli sürekli birbirleriyle kavga halindeler ahirette birbirlerini arıyorlar ve cehennemde de sürekli dövüşüyorlar. Orada da bir kovalama içerisinde buradaki fıtratlarının bozulmadığını Allah göstermiş oluyor. Buradaki kişilikleri aynen orada da devam ediyor. Çünkü ben okuldayken, akademideyken bir Maocu arkadaşım vardı. Dedim sen ölsen birden bire de dirilsen cennet, cehennem diye bölümler gösterilse ve bir kısmı mutlu yaşıyor bir kısmı da acı çekiyor. Burada Allah’ın varlığına inanır mısın inanmaz mısın? Bana güldü. Sen dedi neden olaya din gözüyle bakıyorsun, onun da bir diyalektik açıklaması olur dedi. Yani niye o gözle bakmıyorsun, diyalektik gözle bakmıyorsun din gözü ile bakıyorsun dedi. Yani mutlaka onun da bir bilimsel açıklaması olur dedi. İşte bu kafa ahirette de olacak demektir. Yani Allah orada gösteriyor. İnşaAllah.
SUNUCU: Bir sorumuz daha var. “Selamun Aleyküm Hocam. Elimizden geldiğince sizleri takip etmeye çalışıyoruz. Özellikle Avrupa ülkelerinde İslam’a yönelişin sebebi olarak Hz. İsa’nın zuhuru mümkün müdür? Diğer bir sorum Hz. Mehdi’nin önümüzdeki yıllarda hapis hayatı olacak mı?” Kenan Yavuz Yiğit yazmış.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam. Mesih geldiğinde Said Nursi diyor, “Mehdi siyasete girmeyecek” diyor, “siyaseti Mesih İsa’ya bırakacak” diyor. Yani dünya siyasetine girmeyecek diyor. Bana öyle geliyor ki dünyadaki siyasi liderlere talebeleri kanalıyla etki ediyor şu an öyle gibi görünüyor. Ama uzun bir süreçte sistemli bir faaliyet yapacağını Said Nursi’nin izahlarından anlıyoruz. Çünkü onun talebeleri de çok çok azdır diyor Hz. Mesih’in talebeleri. Askerce ve mektepce ilmi ve manevi ordulara nispeten bir minarenin yanında bir çocuk kadar dahi kalmazlar diyor. O kadar azdır sayısı diyor. Dünyadaki askerlere dünyadaki okullara ve ileri gelen insanlara etki edeceğine göre uzun ve sistemli bir faaliyet yapacağı anlaşılıyor. Dolayısıyla Allahu alem gelmiş de olabilir. Bilemiyorum doğrusunu Allah bilir. Ve özenle gizliyor olabilirler. Cünkü testis inançı çok yaygın Hıristiyanlarda bir de diyor ki, papanın da açıklaması var eğer diyorlar Hz. Mesih isa gerçekten gelse diyorlar ama bizim sistemimizi değiştirmeye kalkarlarsa biz ona uymayız diyorlar. Yani İsa dahi gelse biz sistemimizi değiştirmeyiz diyorlar. Yani bu çok büyük bir rezalet onun için Mesih’in işi kolay değil, vakit alacak gibi görünüyor. Fakat Mehdi dünyadaki bütün Deccaliyeti bütün azgınlığı kıracaktır. Mesih’in işi aslında kolay olacaktır. Çünkü Said Nursi de diyor tam Hıristiyanlarla Müslümanlar birleşme istidadındayken yani öyle bir hale getirecek ki Mehdi, Hıristiyanlarla Müslümanlar neredeyse birleşecekler. Yani Mesih olmasa dahi birleşecekler gibi olacak tam böyle bir ortamda diyor cismi beşerisiyle, beşeri cismiyle semavatta bulunan gökyüzünde bulunan Hz. İsa (a.s) gerçekten ölseydi diyor Said Nursi. Hani diyorlar bir kısmı öldü o gelmez onların da ağzına tıkaç olmuş oluyor. Değil mi ? Bakın diyor gerçekten ölseydi ve ahiretin en uzak köşesine gitseydi diyor ama böyle bir azim netice için onu yeryüzüne indirmek Cenab-ı Allah’ın gücünün haricinde değil diyor. Yani O’nun gücünün yeteceği bir şeydir. Vaadetmiştir elbette vaadini yapacaktır diyor. Mesih geldiği vakit İsa kendisi dahi kendisinin İsa olduğunu bilmez diyor. Yakın talebeleri havası ve seçkinler onu imanın nuruyla tanırlar diyor, nur imanla tanırlar. Dolayısıyla Mehdi ile de geldiğinde zaten Mehdi’yi bilir Mesih. Fakat yanına gelmez yani bir süre gelmeyecek yani Mehdi’yi kendi haline bırakacaktır. Mehdi doğal ortamda doğal mücadelesini verecektir. Mehdi’ye başlangıçta kimsede yardım etmeyecek aslında. Mehdi söke söke eze eze hakim olacaktır. Kimseye ihtiyacı yoktur. Neden ihtiyacı yoktur biliyor musunuz? Allah gücünü gösterecektir de onun için yani Cenab-ı Allah diyor ki yani şunu demek istiyor Cenab-ı Allah, ben sizin önemsiz gördüğünüz bir insanla ve önemsiz gördüğünüz grupla küfrün başını böyle ezerim diyor işte Allah, böyle ezeceğim diyor. Bunu gösterecek Allah. Nasıl bir spermden koskoca bir insan oluyor? Değil mi? Nasıl sıfır bir hacimden görünmeyen bir şeyden kainatı meydana getirdi Allah? Nasıl Hz. Musa küçük bir çocukken Firavun ordusunu tamamen perişan etti? Nemrut mesela o devrin şiddetli bir gücüyken Hz. İbrahim küçük daha çocuk değil mi? Koskoca Deccali, o devrin Firavununu nasıl yok ettiyse, Mehdi ile de bu Deccaliyet sistemi bu zulüm sistemi o küçük cemaatiyle, küçük topluluğuyla yerle bir edecek bütün insanların gözünün önünde. Fark ettikleri halde insanlar onun yanına yanaşmayacaklar. Yani hissedecekler bilinmeyen bir şey değildir. Fakat Mesih çok gizlidir, daha da gizlidir. Mehdi’nin hapisliği olabilir de olmayabilir de çünkü şöyle Mehdi’nin bir hapisliği var ama hangi dönemde olacağını ben bilmiyorum. Yani belki olmuştur belki olacaktır. Veya muhtelif hapislikleri de olabilir Mehdi’nin çünkü çile insanı olacak Mehdi. Muhtelif gözden kaybolmaları da var tek bir kere değil rivayette öyle. İran kaynaklarında onun için İranlılar oradan yanlış bir zehaba kapıldılar. Çünkü Mehdi’nin iki kere kaybolmasından bahsediyor Peygamberimiz. Onlar da oradan mağarada kaybolacak o zaman öyle bir şey yok. Yani hapisle kayboluyor veyahut kendi gizleniyor o şekilde kayboluyor. Yani gaybetül kübra, gaybetül suhra dedikleri şey budur. Çünkü Peygamberimiz açıklık getiriyor Hz. Yusuf’a benzer diyor. Ne yönden ya Resulullah? Zindan yönünden, diyor ama Hz. Yusuf kuyuda da kaldı, zindanda da kaldı çok çile çekti. Ve 7 yıl kaldı ve İran kaynaklarında da Şii kaynaklarında da Mehdi’nin çeşitli safhalarda olacağı yani zaman zaman insanlara görüneceği rivayetlerde var o yüzden olabilir de olmayabilir de. Yani onu tahakkuk ettiğinde Mehdi’yi biz gördüğümüzde anlayacağız. Ama şu an İran’ın devlet başkanı söylüyor Mehdi çıktı diyor. Yani bakın resmi 1400 seneden beri böyle bir şey denmiyordu hiçbir zaman için böyle bir şey söylenmemiştir. İlk defa söylüyor bunu İran bakın devletin lideri söylüyor bunu. Devletin başbakanı söylüyor manevi lideri Hameney söylüyor; Mehdi çıktı diyorlar. Bir bildikleri var ki söylüyorlar çünkü bütün alametleri çıktı. Baktığınızda başka vakit yok zaten Peygamber Efendimizin söylediği dünyanın ömrü için 7 bin yıl diyor bunu bir takvim olarak söylüyor 7 bin yıl. 5600 yılı geçmiştir diyor bundan kastı, Mehdi’nin vaktini belirlemek için söylüyor Peygamber Efendimiz. Hicri 1400 kalıyor. Biz 1430’dayız, 1400 ile 1500 arasında biteceği anlaşılıyor. Dünyaya bakıyoruz; bakın tv, radyolara bütün her yer kaynamıyor mu ? Obama ne diyor? Türkiye bölgenin lideri diyor. Kaddafi’ye gidiyorlar; Türkiye bölgenin lideri, İslam aleminin lideri. Mısır’a gidiyorlar öyle, Fas, Tunus, Cezair, Pakistan, Afganistan kardeşim demek ki bir şey olmuş, bir şey var. Yıllardan beri söylediğimizin teyidi işte bunlar. Dediklerimin doğru çıktığını görüyorsunuz. Bir de Peygamberimizin Mehdi’nin çıkışı ile ilgili alametlerinin, bakın istisnasız teker teker hepsi çıkmış. İnsanlar konsantre olamıyor. Bakın düşünün; bir insan düşünün diyor ki mesela bugünden itibaren 15 gün içerisindeki bütün gazete manşetlerini söylese size bir insan ve bütün çıkacak haberleri söylese ve 15 gün süreyle bütün gazete manşetleri ve olayları aynen o dediği gibi çıksa o insanın, bu nedir? Bu çok olağanüstü bir olay değil midir? Peygamber Efendimiz de aynısını yapmış. Bakın kendi vaktinden hicri 1430’a kadar bütün olayları söylemiş yani istisnasız tek bir tanesi sekmeden hepsi çıkmış anlatıyoruz. E olabilir diyorlar normal ne var bunda falan diyor. Bu çok büyük dünya çapında bir olay ve bir kere olacak olaylar.
Evet bitmiş vaktimiz.
SUNUCU: Artık kapanışa geldik efendim çok teşekkür ediyorum sohbetiniz için.