SUNUCU: İyi akşamlar değerli izleyiciler. TV Kayseri, Samsun AKS, Gaziantep Olay ve Kanal S’den ortak olarak yayınladığımız “Adnan Oktar’la Başbaşa” programına başlıyoruz. Hepiniz ekranlarınızın başına hoş geldiniz efendim. Çok keyifli iki saat geçireceğiz diye düşünüyorum. Sizlerle canlı olarak yayınladığımız radyo kanallarını paylaşmak istiyorum bizi takip edebileceğiniz; Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç FM 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu. Ayrıca bizi canlı olarak takip edebileceğiniz internet adresleri; www.haberhilal.com ve her zamanki gibi www.harunyahya.tv’den de bizleri takip edebilirsiniz. Stüdyomuzda bizlerle birlikte Sayın Hocamız Adnan Oktar buradalar. Hoş geldiniz efendim.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Sağ olun, nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, sizler nasılsınız?
SUNUCU: Sağ olun, çok teşekkür ederim. Aynı zamanda Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Sayın Tarkan Yavaş da bizlerle birlikteler. Siz de hoş geldiniz efendim.
TARKAN YAVAŞ: Hoşbulduk, teşekkür ederim.
SUNUCU: Nasılsınız?
TARKAN YAVAŞ: Çok iyiyim hamdolsun, siz nasılsınız?
SUNUCU: Çok sağolun, çok teşekkür ederiz. Bizlere ulaştırabileceğiniz soru ve görüşleriniz için e-posta adresimizi de tekrar hatırlatmak istiyorum: ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere tüm soru ve görüşlerinizi iletebilirsiniz. Adnan Hocamızın da güzel yanıtlarını sizler de dinleyebilirsiniz. Burada da birçok sorumuz birikmiş vaziyetteler. Hocam nasıl başlamayı uygun görürsünüz, bir soru mu alalım yoksa sizin bir yorumunuz olacaktır herhalde?
ADNAN OKTAR: Evet, önce yeni çıkan bir kitabım var, onu tanıtayım.
SUNUCU: Çok güzel, harika. Hayırlı olsun.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Allah etkisini artırsın inşaAllah. “Türk İslam Birliği’ne Çağrı” evet, tavsiye ederim çok güzel bir eser. Ücretle alamayan kardeşlerimiz internetten ücretsiz indirebilirler.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, Allah razı olsun.
SUNUCU: Hayırlı olsun inşaAllah. Bütün Türk milletine de, bütün dünyaya da inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Allah daha birçok yeni eser nasip etsin, var sırada çok fazla kitap var daha inşaAllah.
SUNUCU: Allah güç kuvvet versin. Bir soru ile başlamak ister misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU: “Selamünaleyküm”.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Hayırlı akşamlar değerli Hocam, evrim safsatası için yapmış olduğunuz çalışmalardan dolayı size müteşekkirim” demiş. “Artık aklı başında hiç kimse bu masallara inanmıyor. İlkokula giden kardeşim bile; madem evrim var, şu anda neden maymunlar insana dönüşmüyor, diye soruyor. Evrimi savunanlara sormak istediğim bir şey var; niçin biz insanlar daha gelişmiş canlılar haline dönüşmüyoruz, mesela neden uçamıyoruz? Selam ve dua ile” Ayşegül Göksel İstanbul’dan göndermiş, Hocam. Esprili bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet, Ayşegül sevimli bir üslupla hakikaten güzel konuları anlatmış ama Darwinizm dünyada ve Türkiye’de de gözü kara bir ideolojidir ve çok ciddidir konumu. Yani Türkiye’deki istikrarsızlığın kökeninde Darwinizm vardır. Yani ekonomik, sosyal birçok açıdan bunların tamamında, tabii hepsinin kökeninde Darwinizm vardır. Buna bir kısım Müslümanlar zamanında ehemmiyet vermediler. Mesela Suriye’de Stalinist iktidar döneminde “nerede Darwinizm var?” diyorlardı, yani “Darwinizm nereden çıkarttınız?” Hâlbuki iktidar olmuş Darwinizm, yani Stalinist iktidar meydana gelmiş, haberleri yok. Yani Irak’ta da “nereden çıkarıyorsunuz?” diyorlardı böyle şeyi. Saddam Stalinist’ti. Baas partisi iktidardı ve partinin bütün ideolojisi Darwinizm’e dayanıyordu. Libya’da da öyleydiler. Fas, Tunus, Cezayir, Mısır Nasır dönemi değil mi hep sosyalist, komünist kökenli iktidarlar bu anormal teoriden etkilenerek kurulmuş oldu. Doğu’da da halen devam eden PKK terörünün arkasında Darwinizm var. Biz bunu sürekli ısrarla anlatıyoruz, umarım inşaAllah bir süre sonra tam farkına varacaklar. Yani yoksa mesela ben birçok açıklama duyuyorum televizyonda çözüm olarak. Mesela kimisi diyor; “sınır ötesi operasyon yapılsın”, kimileri işte “hükümet iktidardan ayrılsın, yeni bir hükümet kurulsun, bu bir şey yapar diye”. Halbuki daha önce de hükümetler vardı. Yine aynı operasyonlar yapılıyordu, yani yıllardan beri devam ediyor bu ve sürekli şehitler oldu.
SUNUCU: Çözüm bu değil hükümetin değişmesi.
ADNAN OKTAR: Tabiive her hükümet döneminde de hükümetten sorumlu tuttular şehitlerden, “bakın” dediler “bu iktidar döneminde bu şehitler bu kadar çoğaldı” değil mi? Hep o şekilde açıklandı. Turgut Özal döneminde öyle oldu, Mesut Yılmaz döneminde öyle oldu, Ecevit döneminde hep öyle oldu. Yani sürekli aynı iddia gündeme geldi ve her seferinde hükümetlerin beceriksizliğine bu vurgu yapılarak açıklandı. Yani sanki hükümet becerikli olsa, yani başarılı olsa konu bitecek. Yani başarılı olması da iyi operasyon yapılmaması olarak düşünüyorlar olabilirler yahut sınır ötesi operasyona zamanında izin verilmemesi ile ilgili zannediyorlar. Halbuki karşılarında gerilla eğitimi almış, komünist gerilla eğitiminin bütün safhalarından geçmiş tecrübeli adamlar var. Dolayısıyla gerilla savaşına karşı düzenli ordularla hemen hemen hiçbir yerde başarılı olunamamıştır. Yani çünkü gerilla savaşı, savaş taktiği açısından daha avantajlıdır. Yani nizami orduya göre onlar çok çok daha avantajlı olur. Mesela çok az sayıda insanla çok büyük sayıdaki orduya zayiat verebiliyorlar ama burada sanki konu buymuş gibi, konuyu döndürüp dolaştırıp bu noktaya getirmek çok büyük hata olur. Karşımızda bir din var yani Marksist din var, Güneydoğu’da bu yayılmış.
SUNUCU: O dini tamamen çökertmeden de bir şeyin çözülmesi gibi bir şey söz konusu olamaz.
ADNAN OKTAR: Tabii çok güzel, tabii. Önce o dini ortadan kaldırmak lazım. O din kalktı mı o dinin ibadetleri de ortadan kalkmış olacak. Bu dinin ibadetlerinden bir tanesi de insan öldürmektir, bombalamaktır yani Marksizm, Leninizm insanlara bunu emreder. Yani “ayıp değil mi?”, “vicdansızlar, alçaklar” mesela gazete başlıkları işte “kahpeler yine ortalığı karıştırdılar”. Kardeşim adam zaten Marksist, Leninist ve Darwinist yani o inancının gereğini yapıyor o zaten. Yani dininin ritüelini uyguluyor adam ve devam eder yani. Senin “alçak” demenle o vazgeçer mi ondan? Yani istediğin kadar ağzına ne gelirse dolu dolu ağzından ne çıkarsa çıksın yine devam eder. Mesela sokakta bağırmak, nümayiş yapmak, slogan atmak, öfkeyi vurgulamak ya onları daha coşturur, daha azgınlaştırır, daha kararlı hale getirir ve kitleleri de bir süre sonra bunlar yıldırabilir bu tip hareketler; bunlar çözüm değildir. Adamın dinini vurup, dinini ortadan kaldırmak varken ve onları hak dine çevirmek varken ve gayet makul, normal insanlar haline getirmek varken bunu yapmayıp başka türlü bir yöntem uygulamak hiçbir şekilde netice vermez. Mesela Türk-Kürt ayrımını körükleyen bir çalışma oluyor mesela bazı illerde sanki böyle Türk-Kürt kavgası varmış gibi bir imaj veriliyor. Bu, doğrudan o örgüte yarar. Mesela farz edelim onların herhangi aleyhine bir konuşma yapılması yahut slogan atılması, bağırıp çağırılması yahut o insanlara değil mi saldırılması, onların dövülmesi sövülmesi her ne olursa olsun bu onlara yarar ve onları birbirine daha çok bağlar örgütü.
SUNUCU: Çünkü ortalığı karıştırmış oldular yani.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii, daha kenetlenip daha kararlı olmalarına sebep olur çünkü ortada bir din var, inanç var, o inancın zaten bir gereği yani o inançlarına göre zaten onlara saldırılacak diye düşünüyor onlar. Ama Darwinizm’i ortadan kaldırırsan yani bütün yerdeki onları bağlayan bağı, ayaklarını koparmış oluyorsunuz, beyni dağılmış oluyor. Dolayısıyla din ortadan kalkınca yani batıl dinleri ortadan kalkınca geriye zaten bir şey kalmıyor. Adamın mücadele edecek gücü kalmaz, silah sıkacak gücü kalmaz, bağırıp çağıracak gücü kalmaz, onu bağırttıran silahla, değil mi, insanlara saldırmasına sebep olan, kan dökmesine sebep olan o dinin kalkması ile bunun hemen son bulacağı da bellidir. Ama sıfır hükmünde ve yok hükmünde kabul ediliyor şu an Darwinizm ve materyalizm ve komünizm. Mesela bütün açıklığı ile bağırıyoruz, diyoruz ki; “bu bir Stalinist, komünist ayaklanma, komünist taktikler uygulanıyor”. Adamlar açıkça söylüyor Ho Şi Min yöntemler uyguladıklarını ve dünyanın her tarafındaki komünistler bunlara gelip ders veriyorlar, eğitim veriyorlar yani pratik gerilla harekatı olarak, gerilla yöntemleri olarak heyecanla Avrupa tarafından izleniyor. Ve Leninist bir uygulama olarak bir laboratuar gibi görüyorlar. Buna karşı kaybedilen her gün, çok büyük bir zarar olmuş oluyor. Devlet son derece cesur olsun. Bakın geçenlerde o TRT’nin önündeki protesto yani çünkü biliyorlar ki Darwinizm yıkılınca her şey bitecek. Onun için oradaki insanları da kandırmışlar, mesela ellerine karton vermişler; “gidin orada bağırıp çağırın” diyorlar. Yani onun neye mal olacağını, mesela TRT’yi veyahut devletin kurumlarını gerçekleri açıklamaktan alıkoymanın nasıl zarar vereceğini düşünemiyorlar. TRT çıksa mesela sürekli Darwinizm propagandası yapsa, materyalist propaganda yapsa ki yapıyordu yani yakın zamana kadar yapıyordu, yine de yapıyor yani çok ender, nadir hatta bu ilk defa TRT’nin yaptığı bir anlatım bu. Hiç tarihinde yok TRT’nin, ilk defa bir cesaret gösterdiler, ilk defa bir atağa geçtiler ve anında karşı taraf hemen yıldırma hareketine girdiler. Burada devletin hiçbir şekilde yılmayıp atağına devam etmesi lazım, ilmi atağa; çünkü gerçek anlatılıyor burada yalan söylenmiyor ki yalan ortadan kaldırılıyor. Yani bir proteinin tesadüfen meydana gelemediğini söylemek bilimin bir gereğidir. Yani aksi çok anormal bir şey değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet, çok doğru Hocam. Burada da sık sık sizin adınızı, eserleri geçiriyorlar Hocam bu tür protestolarda.
ADNAN OKTAR: “TRT Adnan Hoca’nın çiftliği değildir”. Sanki ben dedim ki; TRT benim çiftliğimdir, dedim. Onlar da “yok değildir” diyorlar, sanki böyle bir tartışma varmış gibi.
SUNUCU: Terbiyesizlik yani gerçekten.
ADNAN OKTAR: Cahillik. Ondan sonra bir de nasıl organize olduklarını gösteriyor. Mesela kim organize eden bunları?
TARKAN YAVAŞ: Bu Üniversite Konseyi Birliği diye ismi altında böyle bir oluşum Hocam.
ADNAN OKTAR: Başka resimler var mı?
TARKAN YAVAŞ: Bu, daha önceki resimler var Hocam, yine aynı konseyin üyeleri bunlar da. Bu TÜBİTAK, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, TÜBİTAK olayında da böyle bir gösteri vardı. Orada “TÜBİTAK’ta Harun Yahya’lar istemiyoruz” diye pankart açmışlardı.
ADNAN OKTAR: Bakın hep cahil cühela çocukları toplamışlar, hiçbiri Darwinizm’in d’sini dahi bilmezler. Onları orada bağırttırıyorlar, bilmem ne yapıyorlar fakat hakikaten de TRT de bir daha bu konuyu ele almıyor o zaman. Böyle bir şey olmaz, TRT bilimi samimi olarak savunmakla mükelleftir. Gerçekleri açıklamakla mükelleftir. Yani fosilleri nasıl gizleyebilir TRT? Proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğine değil mi, ara fosil olmadığını, evrimin bir safsata olduğunu bunların hepsini açıklaması gerekir; çünkü bunlar bilimsel bir gerçek. Başka ne var resimler bunlardan?
TARKAN YAVAŞ: Daha önce de böyle yine bir şey vardı Hocam, bir başka örnek hep bu tarz sizin Yaratılış Atlası’nızı hatta o gün koymuşlardı.
ADNAN OKTAR: Yani sendeki resimlerin hepsi bunlar mı? Eğitim-Sen diyor bak, Eğitim-Sen nedir o?
TARKAN YAVAŞ: Bu da Eğitim-Sen’in yaptığı bir protesto idi Hocam. Yine Yaratılış Atlası’nı koyarak “gericilik değil, bilim kazanacak” diye böyle bir protesto yapmışlardı.
ADNAN OKTAR: E tamam doğru, gericilik değil bilim kazanacak, nasıl olur bu, şimdi gericilik nedir? Eğer sen Eski Yunan’dan kalma mitolojik izahları savunuyorsan, Eski Mısır efsanelerini savunuyorsan değil mi?
SUNUCU: Gerçek gericilik budur aslında.
ADNAN OKTAR: Yok hayır, gericilik bu zaten başka gericilik yok. Bilim kazanacak; zaten bilim şu an kazandığı için Darwinizm yerle bir oldu. Bilim zaten kazandı, kazanacak değil kazandı bilim. Bilim ne yaptı bize? Paleontoloji, değil mi, milyonlarca fosil ortaya getirdi. Proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini ortaya çıkarttı. Kromozomların yapısının olağanüstülüğünü ortaya çıkarttı. Başka neler var bununla ilgili sende?
TARKAN YAVAŞ: Hocam resimleri hızlıca geçeyim.
ADNAN OKTAR: Bir dakika dur bakayım. KESK, nedir bu KESK?
TARKAN YAVAŞ: Bu da sendika Hocam.
ADNAN OKTAR: Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu herhalde.
TARKAN YAVAŞ: Evet, öyle zannediyorum.
ADNAN OKTAR: Bakın yani ne kadar köklü ve kararlı bir, hani diyorlar ki; “ya nerede Darwinizm, risk, tehlike?” Bakın KESK bunu resmi olarak destekliyor böyle bir şeyi yani anti Darwinist çalışmanın durdurulmasını KESK kendine iş ediniyor, değil mi? Yani bu çok önemli bir şey; bakın bütün sol dernekler, sendikalar, şunlar bunlar Darwinizm’e sahip çıkıyorlar. Diyorlar ki; “Darwinizm nerede?” Buyurun işte burada, tabii. İşte bu sahip çıkmaya karşı onları bilime davet etmek, gerçek bilime davet etmek ve akılcı düşünmeye davet etme, her aklı başında insanın bir görevidir inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Darwinizm’i bir din olarak yok etmekle her şeyin çözülebileceğini bahsettiğiniz gibi bir izleyicimiz de benzer bir soru sormuş; “Muhterem Hocam, Tokat’taki olay sizi bir daha haklı çıkardı. Siz Darwinizm’e inanan Leninist insanlar oldukça terörün sona eremeyeceğini söylemiştiniz. Ve yine 7 gencecik askerimiz şehit oldu. Hocam Darwinizm’in gerçek yüzünün ortaya çıkması için bizler neler yapmalıyız?” demiş Ömer Yılmaz.
ADNAN OKTAR: Birbirlerine Darwinizm ile ilgili bilgileri aktarsınlar internette. İnternette köşeler açsınlar. Anti-Darwinist siteler oluştursunlar. Orada kendi aralarında gruplar, bilimsel çalışma grupları oluştursunlar. Bu, kültür meselesidir yani bilgi meselesidir. Karşımızda cehalet var mesela şimdi şu dede çıkmış orada bağırıyor. Darwinizmle ilgili ne bilir o? Hiçbir şey bilmez. Getirin burada konuşturun, bilmez. Neye bağırdığından da haberi yok. Mesela şu sevimli genç kız da öyle, köfte gibi kerata çıkmış oraya bağırıyor, yani sorsan Hayat Bilgisi kitabından öğrendikleri vardır bir parça, bir parça işte Hürriyet gazetesinin kıyısından, köşesinden bir şeyler okumuştur. Çok sathi bilgileri var. Yani gerçeği her öğrenen insan Darwinizm’in bir aldatmaca olduğunu hemen anlıyor. Sende proteinlerin yapısıyla ilgili bir film var mı ya da bir şey var mı?
TARKAN YAVAŞ: Var evet. Önce proteinlerle ilgili, DNA ile ilgili resimler var, onları göstereceğim uygunsa?
ADNAN OKTAR: Tamam, bakayım.
TARKAN YAVAŞ: Evet, DNA ile ilgili, burada Hocam biliyorsunuz DNA’nın, bizim vücudumuzun bilgi bankası. Hücrede yer alıyor, çekirdeğin içinde bir molekül. 1 milimetrenin yüzbinde biri büyüklüğünde. Ancak içinde muazzam bir bilgi var. DNA sarmalı dediğimiz zincir, dört harften oluşuyor ve toplamında 3 milyar harf var DNA zincirinde, bu bütün şeyi oluşturan, zinciri, bilgi bankasını oluşturan zincirde. Bu da yaklaşık 1 milyon ansiklopedi sayfasına eşdeğer bir bilgi. Ve Allah bu bilgiyi milimetrenin yüzbinde birinde büyüklüğünde bir molekülün içine yerleştirmiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi Darwinistler diyorlar ki; “bu tesadüfen oldu” diyorlar. Bunun bilimle alakası nedir? Bu bir rezalet değil mi bu, bilim rezaleti değil mi? Nasıl tesadüf olur böyle bir şey? Ağa babaları da çıktılar şimdi; “uzaylılar yapıyor” demeye başladılar. Onlar farkında. Fakat böyle işte Pakistan, Türkiye gibi böyle Asya’da kalan daha uç ülkelerde bir kısım insanlar daha olaylara yüzeysel bakabiliyorlar. Yani mesela Güneydoğu’daki insanlar, oraya ulaşım çok zor; kitap götürülemiyor, bilgi götürülemiyor. Televizyon olsa tahrip ediyorlar adamlar. Halk orada bilgilenmesini sağlamanın, çok çok, halkın bilgilenmesini sağlamak çok güç, değil mi? Ama buna rağmen biz Türkiye’de Allah’a çok şükür yüzde 99 netice aldık. Yani Darwinizm’i yüzde 99 yenip, yüzde1’lik kısım kaldı şimdi karşımızda. Şu bağırıp çağıranlar yüzde 1’lik kısım. Şimdi Allah’ın izniyle onları da eğiteceğiz. Yani yaptığımız çalışma o inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Hocam dediğim gibi bir tane DNA’da tam bir milyon sayfalık bilgi var, bir hücrede. Dolayısıyla bütün vücudumuzda 100 trilyon hücre olduğunu düşünürsek vücudumuzda 100 triyon x 1 milyon ansiklopedi sayfası bilgi olmuş oluyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu tesadüfen olur mu böyle bir şey? Tesadüfler sonucu olacak bir şey mi şu?
TARKAN YAVAŞ: Bu da çok büyük devlet kütüphanelerinin bile çok çok üstünde bir bilgiye denk.
ADNAN OKTAR: Yani bu kütüphanedeki bilgiden daha çok bilgi, bir kromozomun içinde kodlu.
TARKAN YAVAŞ: Evet, evet çok fazla.
ADNAN OKTAR: Yani elle yapmaya, yazmaya kalksalar bir insan ömrü yetmez yani inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Hocam burada da şu anda bir hücredeki proteinin nasıl meydana geldiği ile ilgili bir belgesel. Hücrenin içinde yine çekirdeğinde ve çekirdeğinin içinde DNA’da protein meydana gelmesi için ilk aşama başlıyor. Burada ilk başta DNA sarmalını göreceğiz, zincirini. Şu görünen sarmal DNA sarmalı. Bütün vücudumuzun şifresi buraya kodlanmış. Burada çok önemli olaylar meydana geliyor. Burada moleküller devreye giriyor. Örneğin bir molekül, burada robot molekül diyoruz bunlara, gelip bu DNA sarmalında ilgili bölümü, nerenin eğer kopyası çekilip orası üretilecekse o bölümü geliyor burada filmde görüldüğü gibi açıyor. Önce o sarmalı bir açıyor. Diğer başka bir robot molekül geliyor buraya. O robot molekül de bu açılan bölümü, o sayfayı kopyalıyor. Kopyalama işini yapıyor ve bunu taşıyacak olan RNA’ya teslim ediyor. Kopyalama işini, buradaki bilgi kopyalama işi bittikten sonra bu filmdeki gibi RNA onu alıyor ve hücrenin çekirdeğinin dışına çıkartıyor. Tabii dışına çıkartırken de böyle çekirdeğin giriş ve çıkışı kontrol eden kapıları var. Yani girmesine izin verdiği, vermediği olaylar var. O RNA çekirdekten çıktıktan sonra, o bilgiyle beraber, bunu üretecek fabrika olan ribozoma gidiyor. Ribozomun içine yerleşiyor. Ribozom da bu bilgiyi kendisi yine vücudun içinde topladığı yapı taşları amino asitlerle okuyarak bunları bir protein zinciri haline getiriyor, o bilgiyi. Yani burada böyle bir işlemden geçiriyor, bilgiyi tek tek okuyor o kodları, şifreleri okuyor ve aminoasitlerin dizilimiyle vücudun o an ihtiyacı olan proteini üretiyor. Tabii burada çok muazzam olaylar oluyor. Yani bunları düşündüğü zaman insan, bu olay karanlık bir ortamda oluyor ve bir milyon sayfa ansiklopedi sayfası bilginin içerisinden ilgili bölüm alınarak meydana getiriliyor. Sonra ribozomda bu protein üretildikten sonra, ihtiyaç duyulan protein üretildikten sonra, yine ribozomun içerisinde varil şeklinde böyle daha değişik bir ortamda üç boyutlu hale getiriliyor. Yani son aşamada burada bu sarmal katlanarak üç boyutlu bir hale geliyor. Yani o protein kullanıma hazır hale getirilmiş oluyor. Daha sonra bir başka robot molekül gelerek hazırlanmış bu proteini ilgili bölüme götürmek için alıp yoluna devam ediyor. Çok muazzam olaylar oluyor ve bu olaylar meydana gelirken tam 70 tane robot molekül var bunları meydana getiren. Hepsi birbirleriyle yardımlaşan, biri alan, okuyan. Bunların bir tanesi bile olmasa ve birbirleriyle bağlantıda hareket etmese böyle bir sistemin olması mümkün değil ve bunu karanlıkta yapıyor.
SUNUCU: Ve bunu tesadüfi bir şey olarak görmek imkansız. Allah akıl fikir versin.
TARKAN YAVAŞ: Evet, evet imkansız kere imkansız bir şey.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi biz buna tesadüf deyince adamlar diyorlar ki; “tamam bak bilim yaptın sen” diyorlar. “Bak bu tesadüfen oluyor” dersen “bilim adamı dediğin böyle olur” diyor. Biz de diyoruz ki; “kardeşim bu tesadüfe benzemiyor”. Yani olağanüstü bir yapı var. Yani bilgisayardan, değil mi, herhangi teknik bir aletten kıyaslanamayacak derecede üstün ve karmaşık, çok planlı yani matematik düzgünlüğün mükemmel seyrettiği muazzam bir sistem var. “Bu tesadüf olamaz” diyoruz. O zaman “siz bilimle alakanız olmadığını söylemek durumundasınız” diyor. Kardeşim biz de sana diyoruz ki; yani “senin bilimle alakan yok”. Gerçek bilim adamı gerçekçidir, akılcıdır. Bunun tesadüfe benzemediği belli. Nitekim Avrupa’daki bütün Darwinistler uzaylılardan, işte uzaydan gelen bir kısım değil mi varlıkların bunları yaptığını söylemeye başladılar. Yani bu da ayrı bir rezalet. Çocuk gibi yani. Koskoca insan; uzaylı gelecek de kromozom yapacak, bilmem ne yapacak. “Allah” dememek için yani şu yaptıklarına bakın. Akıl almaz izahlar. Uzaylıyı kim yaratıyor peki o zaman? Onun kromozomlarını kim yaratıyor? Onun hücrelerini kim yaratıyor. Yani nereye kadar götüreceksiniz bu yalanları? Mesela KESK olayın içerisine girmiş. KESK üyesi insanların yüzde 90’ı Darwin’e inanmıyordur. Tabii, tabii bizim vatandaşlarımız. Mehmet amca, Ahmet amca, kardeşlerimiz tabii. Fakat sendika içerisinde örgütlenince zannediyor ki bütün oradaki insanlar hepsi aynı şeyi savunuyor. Mesela almış dedeyi oraya götürmüşler, onu da bağırttırıyorlar. Adam neyi savunduğunu da bilmiyordur. “Şubeler platformu üyeleri.” Mesela sevimli genç kız da öyle. Neyi savunduğundan bile haberi yoktur. “Git bağır orada, konuş” demişlerdir, gidip konuşmuştur. Tabii mesela isterse anket yapın yani KESK üyelerinin evlerine gitsinler. Kaç tane orada Darwinizm’i kabul eden bir insan bulacaklar? Çok çok nadirdir. Genellikle hepsi Allah’ın yarattığına inanırlar yani yaratılışa inanan insanlar.
TARKAN YAVAŞ: Hocam siz daha iyi bilirsiniz. Evrensel, Birgün gibi gazetelerde de böyle sürekli Darwin düşmanlığı, TRT’ye protesto gibi sürekli haberler çıkmakta, mütemadiyen özellikle sizin çalışmalarınızla ilgili.
SUNUCU: Arzu ederseniz Hocam, Dawkins’in uzaylılar yarattı dediği video da şu anda hazır. İzleyebiliriz isterseniz.
ADNAN OKTAR: Bakayım şu, onu da göstersinler evet. Ağa babaları, en ileri gelen takımından, baş patronları inşaAllah.
VTR SUNUCU: Peki yeri ve göğü kim yarattı?
RICHARD DAWKINS: Neden özellikle kim yarattı diye soruyorsunuz?
VTR SUNUCU: Peki, öyleyse nasıl yaratıldılar?
RICHARD DAWKINS: Çok yavaş bir süreç ile. Nasıl başladığını hiç kimse bilmiyor, ne çeşit bir olay olması gerektiğini biliyoruz.
VTR SUNUCU: Neymiş o olay?
RICHARD DAWKINS: Bu, kendini kendini kopyalama kabiliyeti olan ilk molekülün ortaya çıkmasıyla oldu.
VTR SUNUCU: Peki o nasıl olmuş?
RICHARD DAWKINS: Size söyledim, bilmiyoruz.
VTR SUNUCU: Yani, nasıl başladığı hakkında hiçbir bilginiz yok mu?
RICHARD DAWKINS: Hayır, hayır, hiç kimse gibi, ben de bilmiyorum.
VTR SUNUCU: Peki, akıllı tasarımın genetik ve evrim konusundaki bazı sorunlara cevap olabileceği olasılığı hakkında ne düşünüyorsunuz?
RICHARD DAWKINS: Olay şu şekilde gerçekleşmiş olabilir, şu şekilde olabilir; bundan çok uzun zaman önce evrenin herhangi bir yerinde bir medeniyet, Darwin’in teorisinde öne sürdüğüne uygun olarak çok ileri teknoloji sahibi olacak şekilde evrimleşmiş olabilir ve bir hayat formu dizayn edip dünyamızdaki yaşamın tohumlarını atmış olabilirler. Bu bir olasılıktır. Bu ilgi çekici bir olasılıktır. Ben aynı zamanda buna ait kanıtlara ulaşılabileceğini zannediyorum. Eğer detaylara bakarsak bio-kimya ve moleküler biyolojinin detayları incelendiğinde bunu yapan tasarımcıya ait bir imza bulabilirsiniz.
FONDAKİ SES: Bir saniye…! Richard Dawkins akıllı tasarımın akla uygun olduğunu düşündüğünü söylüyor.
RICHARD DAWKINS: Ve, bu tasarımcı çok üstün bir akla sahip ve evrenin başka bir yerinden bir varlık olabilir.
VTR SUNUCU: Ne, ne?
RICHARD DAWKINS: Ama bu üstün akla sahip varlığın kendisi de açıklanabilir bir şekilde, ortaya çıkmış olmalıdır. Varlık sahnesine, bir anda, kendiliğinden sıçramış olamaz. Benim ifade etmek istediğim budur.
VTR SUNUCU: Yani kutsal kitaplardaki Tanrı kavramına inanmıyorsunuz.
RICHARD DAWKINS: Elbette bence bu hiç hoş olmayan bir olasılık.
SUNUCU: Evet, konuşmalardan da duyduğumuz kadarıyla uzaylılara gelmeye çalışıyor konu olarak. Bir imza var her şeyin içinde, bir gösterge var diyor ama “Allah“ diyemiyor işte. Dedirtmiyor bir şekilde. Allah yardımcısı olsun.
ADNAN OKTAR: Evet, ama eninde sonunda diyeceği anlaşılıyor. Peşindeyiz. İnşaAllah.
SUNUCU: Bir soru ile devam edelim isterseniz. “Merhaba ben Reşadiye’den Tuğba Yaş. Şehit ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu vatan kolay kazanılmadı, kolay feda edilmeyecek. bu vatanı bırakmayacağız” demiş.
ADNAN OKTAR: Aslanım benim, aslanım. Koçyiğit maşaAllah. Zaten bu vatanın kaderi, Türk-İslam Birliği’nin lideri olmasıdır.
SUNUCU: Son kitabınızda da bahsettiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Evet. Orada o kahpe katliamı yapanlar oranın eski klasik komünistleri. Onu söyleyeyim. Yani uzaklarda aramasınlar. Hemen oralardadır onlar. Yani oraya yakın. Eskiden beri orada kamp kuran, zaman zaman cinayet işleyen bir komünist bir çete var o bölgede.
ADNAN OKTAR: Biliniyor bunlar, yani eskiden beri biliniyor; polis de biliyordur, devlet de biliyordur. Öyle bilinmeyecek bir şey değil onlar. Hatta orada kamp çalışmaları yaptıkları, şu bu herkes tarafından biliniyor. Bunların marifeti, puslu havayı seviyor bunlar. Böyle puslu hava olunca benim mazlum aslanlarım, koçyiğitlerim tabii çocuklar Tokat’tayız işte hemşerilerimizin içinde çok rahatlar orada, bir teyakkuz da yok. Sis de kapatınca onları taramışlar anladığım kadarıyla. Bu kahpelik ve kalleşlik yani. Ve onu şimdi bu komünist eylem olarak tabii kendi aralarında iftihar ediyordur onlar muazzam bir şey yaptık gibisinden. Korkudan da üstlenemiyorlar. İddia edilen Ergenekon örgütü bunlara bunu yaptırmıştır, ihale etmiştir. Yani net öyle. Bunlar da bunu yapmış. Şimdi bülbül gibi şakıyacakları için yakalansalar; çünkü iddia edilen Ergenekon örgütünün ismini verecekler, “onlar yaptırdı” diyecekler. İddia edilen Ergenekon örgütü de; “aman sakın adımızı vermeyin, örgüt olarak da üstlenmeyin, bu böyle kim vurduya gitsin” gibisinden bunları tembihlemiş anladığım kadarıyla. Oradaki klasik komünistleri yani daha önce adam öldüren, yol kesen, bombalama faaliyeti yapan bir ekip var orada.
ADNAN OKTAR: Gitsinler, elleri ile koymuş gibi orada onları bulabilirler ben söyleyeyim. Yani uzaktan gelen birileri değildir onlar. Oranın adamı onlar. Yakınlarda yani uzakta aramasınlar. Alıp, toplayıp, götürüp orada güzel onlara bu konuyu anlattırmak lazım. Güzel değil tabii yani nezaketiyle söylerler, artık söyletirler. Bilmem nasıl söyleyecekler, bilmiyorum ben yani. Bana göre tabii güzellikle söyletmeleri lazım ama söylerler. Fakat yani bunu böyle hani bir devletin zaafı, hükümetin zaafı gibi göstertmeleri ayıp bu, vicdansızlık. Her hükümet döneminde büyük miktarda askerlerimiz şehit edildi, her hükümet döneminde. Yani bunu AKP’nin başarısızlığına bunu vermek çok anormal bir hareket olur, samimiyetsiz olur. Yani ben AKP’yi “her yönde başarılıdır, işte süperdir” demiyorum. AKP demeyeyim de Ak Parti. Yani tabii benim de eleştirdiğim yönleri var. Ama genelde iyi niyetliler benim gördüğüm kadarıyla yani Özellikle Tayyip Bey iyi niyetli. Anadolu delikanlısı. Olumlu öneriler getirmek lazım, olumlu. Yıkıcı değil. Gerilim yani süper tehlikeli bir şey. Zaten komünistlerin istediği bu. İddia edilen Ergenekon örgütünün istediği bu. Dış güçlerin istediği bu. Yani gerilimle bu konu hallolmaz. Çünkü gerilim. Ne yapsın hükümet? İstifa mı etsin yani ne yapacağız? Yani bu tam bir karmaşa değil midir öyle bir şey? Yani hükümet ne desin? “Ben zaaf içindeyim, beceremiyorum bu işi hakikaten, doğru. İktidara geldim ben, götüremiyorum” bunu mu desin?
SUNUCU: Bunu desin, ortalık iyice karışsın.
ADNAN OKTAR: E tabii, yani her hükümet döneminde bu oldu mu olmadı mı? Oldu. Her zaman bombalama, anarşi oldu ve şehit cenazelerinin ben hiç durduğunu görmedim şu ana kadar. Dolayısıyla “Tayyip Bey’in beceriksizliği bu” diye ortaya çıkılmasını ben samimi bulmuyorum işin doğrusu. Yani bu biraz garip duruyor, acayip duruyor. İddia edilen Ergenekon örgütüne yönelik faaliyetlerinde bir kere hükümete tam destek olunması lazım. Yani bu aralar bir durgunluk var gibi çünkü benim dikkatimi çekti; iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı hükümete daha güçlü destek olunması gerekiyor. Yani değil mi bir durgunluk oluştu? Benim dikkatimi çekiyor. Vatandaşın desteği çok önemlidir. Yani bir de hükümeti indirmekle bu işler hallolmaz. Yani şimdi başka bir hükümet gelmiş olsa ne değişecek? Yani anti Darwinist çalışma yapmadıktan sonra, anti komünist kültürel çalışma yapmadıktan sonra, TRT’de gürül gürül bu konular anlatılmadıktan sonra hiçbir şey değişmez söyleyeyim. Yani daha iyi sınır operasyonu; zaten sınır operasyonu gerekiyorsa bizim ordumuz zaten bu konuda acz içinde değil ki yani gereğini yapar. Yani hükümetten izin alamıyor diye bir konu yok ki. Yani ordu karar verecek de hükümet de diyecek ki; “gitmeyin”. Öyle bir şey olmaz zaten yani hükümet de makuldür, bizim ordumuz da çok makul insanlardır. Ama bunun çözüm olmadığını biliyor onlar, o yüzden yapılmıyor. Hiçbir şekilde çözüm değil. Dağı taşı bombalamayla bir şey olmaz ki. Boş araziyi bombala, olmaz, çünkü adamlar dağılıyor, kayboluyorlar; oraya buraya gidiyorlar. Bir de bunları fikren bombalamak varken, değil mi? Kültürel yönden bombalamak varken. Bombayla o konuyu halletmeye kalkarsak netice alamayız, alınamadı. Bakın bir kere de benim şu dediğimi bir yapsınlar. Ve konu bitecek, kökünden hallolacak diyorum, yani net hallolur. Ama mesela KESK çıkıp da böyle işte “anti Darwinist çalışmalara müsaade etmeyiz” ve dolayısıyla da “antikomünist, anti Leninist, anti Stalinist çalışmalara müsaade etmeyiz” mantığını koyarsa bu olmaz.
SUNUCU: Kaç yıldan beri, daha bir kere bir haber yapılmış, onun bile önüne geçiyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. TRT yıllardan beri Darwinist çalışma yapıyor, anlatıyor. Biz elimize kartonlar alıp çıktık mı ortaya? “TRT işte falanca kişinin çiftliği değildir” dedik mi? Fikir özgürlüğü var, anlatsın TRT. Biz yani Darwinizm’i çok kapsamlı anlatsın. Ama onun karşıtını da çok kapsamlı anlatsın. Ama bu yoksa, bu aldatmaca olur o zaman. Yani Coelancanth belli ki Darwinizm’i alabora eden delillerden bir tanesidir. Ama, 300 milyondan 300 milyon delilden sadece 1 tanesi. Bakın 300 milyon delilden sadece 1 tanesi. Biz daha saydıracağız, diğer delilleri de saydıracağız. Mesela TRT’nin felsefeyle ilgili programları olsun. Komünizmi anlatsın, Faşizmi anlatsın değil mi? Darwinizmi anlatsın. Ama müsaade etsinler de bir de Darwinizmin geçersizliğine dair deliller, bilimsel deliller anlatılsın. Gördünüz, kromozomun yapısını gösterdi. Yani bu, tesadüfe benziyor mu bu? Adam bak çıktı görüyorsunuz, adam orada anlatıyor. Ne diyor? “Uzaylılar yapabilir ancak bunu” diyor. “Olacak iş değil diyor bu, tesadüfen olmaz” diyor. Hangi evrimciyle rastlarsak rastlayalım, hangisiyle karşılaşırsak karşılaşalım aynı şeyi söylüyorlar. Uzaylı muhabbetine başladılar şu an. Biz bunları sıkıştırmadan önce bunlar uzaylıları ağızlarına almıyorlardı. Kardeşim dedik, siz çatır çatır yalan söylüyorsunuz dedik. Nasıl oluyor bu dedik? Yani kromozomun yapısından sizin haberiniz var mı dedik?
SUNUCU: Sonra konu uzaylıya geldi bir anda.
ADNAN OKTAR: Tabii. Üstlerine gidince “pardon” dediler yani “özür dileriz”, “hakikaten o zaman dediler uzaylılar yapmış olabilir” dediler. Şimdi bak biraz daha üstlerine gidince ilmi olarak, şimdi biz diyoruz; “uzaylıları kim yarattı?” diyoruz. Şimdi bu elma yanaklı Dawkins’e onu soracağız. Kimse kalkıp sormuyor; “ya kardeşim sen olağanüstü adamdan bahsediyorsun, olağanüstü beyinden bahsediyorsun. Onu kim yarattı?” diyemiyorlar. Daha bak o soruya gitmedi. O tip sorular oldu mu kafasını havaya dikiyor, böyle düşünüyor. 10 saniye, 15 saniye, 20 saniye cevap yok.
SUNUCU: Ve o bilim adamı oluyor. Bilimsel davranmış oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Çok özür dilerim” diyor, ondan sonra “kamerayı kapatabilir misiniz?” diyor. Aklına gelmiyor, yok; cevabı yok çünkü. Biz kamera falan kapattırmıyoruz, bak canlı yayında cayır cayır konuşuyoruz. En ağa babaları gelsin tartışalım, konuşalım yani inşaAllah.
SUNUCU: Her zaman da çağırıyorsunuz zaten ve gelmiyorlar her zamanki gibi.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah. Böyle lime lime ederiz yani inşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah. İnşaAllah. Müsaadenizle bir soru daha alalım Hocam. “Selamünaleyküm.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Hayırlı geceler Hocama ve herkese. Benim öğrenmek istediğim, Hz. Mehdi’yi yakın arkadaşları imani nurundan tanırlar. Onu uzaktan, yani evinden görenler de imani nurundan tanıyanlar onun talebesi olabilir mi inşaAllah? Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize ve üzerimize olsun inşaAllah. Dua ile iyi geceler.” Yani onu uzaktan izleyen kişiler de, onun imani nurunu anlayabilirler mi diye sormuş? Ali Gül sormuş.
ADNAN OKTAR: Aslında eğer akılcı bakarsak, samimi bakarsak ahir zamanda Mehdiyetin, İslamın dünyaya hakimiyetinin ve Mehdi’nin fark edilmemesi bence çok güç. Yani samimi bir insanın fark etmemesi gibi bir konu olmaz, fark eder. Ama Mehdi’yi fark edince, gelip eline sarılıp işte “Ey Mehdi”, ondan sonra “emrindeyim”. Yani bizim böyle karakterimiz ve kişiliğimiz olmaz. Mesela ben Mehdi’yi bulsam, böyle bir şey yapmam. Ne yaparım? Mesela Mehdi ne yapacak diyor Said Nursi: “Darwinizm’i, materyalizm’i darmadağın edecek” diyor. İşte ben de öncüsü olarak darmadağın ediyorum. Kuran’dan anlatıyorum, İslam’ı anlatıyorum. Şimdi ben Mehdi’nin yanına gitsem, ne yapacağım zaten? Gene bunu yapacağım, bu çalışmaları yapacağım. Mehdi ne diyebilir bana? “Daha fazla gayretli ol” diyebilir. Ben de daha fazla gayretli olmak istiyorum. Dolayısıyla yani, dünya sevgisinden vazgeçmek, Allah korkusunu artırmak, imanı artırmak, samimi olmak; bunlar yeterlidir. Bir de tabii, Ehl-i Beyt’e karşı sevgi duymak, Mehdi’ye karşı muhabbet duymak, hepsinin üstünde Allah’a, Resullullah’a karşı sevgi duymak, kalplerin sevgiyle, coşkuyla dolması bunlar çok mühim ve önemli ibadetlerdir tabii ki. Yani kalpler, kafa bomboş olmaz çünkü Mehdi Allah’ın tecellisi, Resullullah Allah’ın tecellisidir. Biz Resullulah’ı seviyoruz, niye seviyoruz? Allah’ın tecellisi olarak seviyoruz. Hz. İbrahim’i Allah’ın tecellisi olarak seviyoruz. Mehdi’yi de Allah’ın tecellisi olarak seveceğiz. Yoksa, yani böyle hani gidip yanına diz üstü oturup ellerimizi dizimizin üstüne koyup yani o şekilde bir şey olmaz.
SUNUCU: “Nurunu tanımak, hem yan yanayken görüp tanınabilir, hem de uzaktan atıyorum televizyondan görüldüğü zaman da mesela, o nur görülebilir, tanınabilir mi acaba?” diye soruyor aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Benim kanaatim, yani samimi bir insanın anlamaması mümkün değil.
SUNUCU: Bence de, yani onu dile getirmek…
ADNAN OKTAR: Anlamaması mümkün değil ama anlayınca tabii yerden yere atması gerekmez kendini. Böyle yani olağanüstü bir durum yok. Mesela ben Hz. İsa’yı görsem, ben ne yaparım? Bağrıma basarım, severim yani. Ne yaparım, yanaklarını sıkarım ondan sonra, “ne emrin va”r derim? Yani “emret, ben senin kölenim” derim. Başka diyeceğim ne olabilir? Ama ben ona zaten zemin hazırlıyorum. Diyorum ki; bak “gelecek” diyorum, “gelmek üzere, az vakti kaldı” diyorum. Bütün şemailini anlatıyorum, güzelliklerini anlatıyorum, onun karşılaşacağı bütün engelleri temizliyorum. Yani onun geleceği evin hizmetçisiyim. Her yeri temizliyoruz değil mi? Tozu, toprağı kaldırıyoruz, yoldaki engelleri kaldırıyoruz. Misafiri ağırlamak üzere hazırlık yapıyoruz inşaAllah. Geldiğinde işte odur yani. Halini hatırını sorarız. Emrinde olduğumuzu söyleriz, odur. Ama hiçbir şey yapmayıp da böyle, kenarda bekleyip ondan sonra hani Hz. İsa’nın beni kurtarmasını değil mi bekleyemem ben. Çünkü ben zaten Kuran’a sarılıyorum, hadis-i şerifler ortada, Allah’ın emirleri ortada ben onu yerine getiriyorum. Hz. İsa da geldiğinde zaten Kuran’ı savunacak, Resullullah’ın sünnetine uyacak, aynı şeyi yapacağız. Ama tabii ki ona karşı sevgi çok önemli bir konudur, Hz. İsa’ya karşı sevgi. Yani alelade bir sevgi değildir bu, şiddetli bir sevgidir. Ama seven, sevdiğinin hizmetçisidir, değil mi? Mesela ben egoist, bencillik yapıp kendi işimde gücümde olabilirdim. Ben mesela evlenmedim Allah rızası için. Bütün hayatımın bütün yönlerini İslam’a, Kuran’a ayırabilmek için evlenmedim. Mesela hiç malım mülküm de yok. Ne elime geçerse Allah rızası, İslam için harcıyorum. Hapse giriyorum, iftiralara uğruyorum ama yılmıyorum. Mesela Darwinizmle uğraşmak kolay iş değildir. Bakın kimleri karşımıza alıyoruz? KESK’i, teski bilmem nesi aklına gelen herkes karşımızda oluyor. Adamlar da diyor ki, bir kısım Müslümanlar da, ya diyorlar “siz nereden çıkarıyorsunuz? Darwinizm var mı ki zaten? Maymundan olmuş olsaydık zaten maymunlar etrafı sarardı”. İşte böyle ipe sapa gelmez, böyle mantıklarla. Kardeşim sen onu derken senin iflahını kestiler, farkına varmıyorsun sen. Osmanlı’yı yıktılar ve sen bu hallere geldin. Darwinizm seni bu hale getirdi. “Nerede Darwinizm var” diyor? Sen göçmüşsün, toprağın altından bağırıyorsun; “nerede Darwinizm var?” diye. Senin tepene onu kim göçürdü?
SUNUCU: O bölücülüğü kim dünyaya yerleştirdi?
ADNAN OKTAR: Tabii. PKK nasıl inim inim inletiyor ortalığı? Yani PKK’nın ideolojisi nereden kaynaklanıyor? Bunlar ne ile eğitiliyorlar? Ben dedim ki bak; o Kandil tarafından adamlar getirdiler. Dedim bak bunları öğretmen olarak getiriyorlar dedim. Daha ilk kafile gelir gelmez eğitime başladı. Geri kalanı.. Hayır şimdi Kandil’den adamların gelip gelmemesi ile alakası yok. Gelmese de zaten içeride adamları var onları eğitecek adamı. Öyle bir sorunları yok ki yani. Hani geldin mi daha fazla artmış oluyor o kadar, başka bir farkı yok. Onlar olmasa da, eğitim yapıyor onlar zaten. Ama Darwinist, Marksist, Stalinist, Leninist eğitim yapılıyor. Küçük çocuklara varıncaya kadar, oradaki 12-13 yaşındaki çocuklara varıncaya kadar bunlar anlatılıyor. Bir kısım insanlar da çıkıyor; “yavrum sizin eviniz yok mu? Anneniz, babanız sizi bekliyor. Ayıp değil mi? Babalarınıza söylüyorlar, yavrunuzu niye bırakıyorsunuz?” Babası zaten onun eğitimini almış adam, değil mi? Yani çok nadirdir, yani o tip olayların dışında olan. Yani çocuğun tevafuken gittiği olaylar. Yani tabii ki bilgisi dahilinde olur ailelerin. Yani bilgisi dahilinde olmaz olur mu? Adam gece geç vakitlere kadar dışarıda yani. Yani, öyle bir olay da eğer insan çocuğu yoksa, zaten garanti olayın içindedir. Yani bir kavga varsa, gürültü varsa sokakta, çocuk evde değilse ne oluyordur o zaman? Belli ki olayın içindedir yani. İnşaAllah. Bir de bunlar yani çocukları durdurmak, polise taş atması yani tamam bu anormal bir hareket ama asıl çocukların kafasının içindeki taşların temizlenmesi gerekiyor. Tabii. O taşla o çocuk, kalbindeki öfkeyi ve hıncı da atmış oluyor, yani onu vurgulamış oluyor. Yani o çocuğun kalbindeki öfke ve hıncın kaldırılması çok önemli; o eğitimin, yanlış eğitimin düzeltilmesi çok önemli. Yani Allah’tan korkan, Allah’ı seven, anti Darwinist, anti materyalist bir genç olsa polise nasıl taş atsın? Ödü kopar Allah’tan yani, müthiş korkar Allah’tan. Attıkları taşlar şu kadar, adamı öldürür bu atılan taşlar. Yani mermi atmaktan farkı yok ki bunun, yani dokuz milimetrelik silah mermisi gibi bir şey bu yani. Koskoca, üç kilogramlık taş, bir insanın kafasını yarar, ne olur bir insan?
SUNUCU: Ölebilir, kesinlikle yani.
ADNAN OKTAR: Beyin kanamasından ölür, rahatça ölebilir.
SUNUCU: Öldürmeyi göze alarak bir hareket yapmış oluyor.
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla burada, yani bu çocukları ayıplamakla; “gidin çorbanızı için, anneniz size yemek yaptı, eve gidin, soğukta ne işiniz var?”; bunlar yani çok kızdırıcı olur, çok yanlış olur, böyle olmaz. Konunun kökeninde eğitim olduğu çok açık. Sokakta millet durup dururken PKK’lı mı oluyor? Eğitim olmadan PKK’lı olunur mu? Yani sokakta adam geziyor mesela, farz edelim Diyarbakır’da, birden adam kendinin PKK’lı olduğunu hissediyor. Olur mu böyle şey? Bunlar uzun eğitimle elde edilen şeyler. Çözümü nedir? Yine karşı eğitimdir. Yani adam zehri verdiyse, sen de, zehri onun kanından boşaltman gerekmiyor mu? Ve yerine onun, değil mi, nurla onun takviye edilmesi lazım, ışıkla, sevgiyle takviye edilmesi lazım. O zaman sevgi dolu bir insan, Allah’tan korkan bir insan polise taş atmak değil, polise şefkat duyar, sevgi duyar, yardımcı olur, değil mi? Yani tamir edici olur. Bu öfkenin kökenini, bu Marksist, Leninist öfkenin kökenini ortadan kaldırmak lazım. Onun için de Darwinist eğitime son verilip, anti-Darwinist, gerçek bilimle ortaya çıkılması lazım.
SUNUCU: Ve oraya eğitimin de çoğaltılması lazım, yani dediğiniz gibi başta da eğitim de az, oraya ulaşabilen eğitim de az bir miktarda, onun da artırılması lazım.
ADNAN OKTAR: Tabii, kahvehanelerde, evlerde, her yerde şu an Marksist eğitim var Güneydoğu’da. Yani, biz yıllardan beri bunu söylüyoruz. Ağızlarına dahi almıyor birçok insan. Geçenlerde Genel Kurmay Başkanımız onun komünist hareket olduğunu söylemişti. Çok nadir insan ağzına alıyor, yani bu gerçeklerden kaçmakla bu iş olmaz ki, değil mi? Bir de biz Darwinizm anlatılmasın demiyoruz ki? Zaten Darwinizm yetersiz anlatılıyor Türkiye’de. Yani biz şikayetçiyiz bu konudan.
SUNUCU: Anlatılsın her şekliyle ama insanlar yine şaçma olduğunu da görsünler yani.
ADNAN OKTAR: Hayır, çok kapsamlı anlatılsın ki, zaten zırva nasıl anlaşılacak? Yani bir kere bizim üstümüzden bir yük almış olacaklar, çünkü biz, Darwinizm zırvasını anlatmak için Darwinizm’i anlatmak durumunda kalıyoruz. Önce anlatıyoruz, sonra da yanlışlığını anlatıyoruz. Yani devlet bu anormal düşünceyi bir anlatsın insanlara; insanlar, ne menem şeydir bu, nasıl bir anormalliktir bir görsünler. Hatta bizim karşıtını anlatmamıza bile gerek yok. Darwinizm tam anlatılmış olsa, zaten olay anlaşılır, tabii.
SUNUCU: Zaten her şey bir şekilde ortaya çıkmış olacak, inşaAllah. Hocam, müsaadenizle bir soru daha alalım. “Hocam merhaba, nasılsınız?”
ADNAN OKTAR: Merhaba.
SUNUCU: “Hocam Allah, Rahman Suresi’nin ilk üç ayetinde buyuruyor ki bir, Rahman olan Allah; iki, Kuran’ı öğretti; üç, insanı yarattı. Hocam dikkat edilirse Allah, ilk olarak Rahman Kuran’ı öğretti diyor, sonra insanı yarattı diyor. Hocam bu ayeti biraz açıklayabilir misiniz? Burada Allah, maddenin ardındaki sır ve zamansızlığa dikkat çekmiş olabilir Allahualem. Selamlar” Azerbaycan’dan Ergin Aliyev göndermiş.
ADNAN OKTAR: Ergin yaman maşaAllah. Yine ona selam söylüyoruz, o koç böyle ortalığı inletiyor maşaAllah. Çok gayretli, çok imanlı bir kardeşimiz, Allah hidayetini artırsın. Tabii, yani mesela Kuran’ı insanlar zannediyor ki Peygamber Efendimiz geldiği zaman Kuran inzal oldu, daha önce Kuran yoktu, Allah o anda Kuran’ı yarattı zannediyorlar. Halbuki Kuran daha kainat yaratılmadan vardı Kuran. Yani sonsuz önce de Kuran vardı ama sonsuz önce de Hz. Muhammed de vardı. Tabii, yani Allah an içerisinde hepsini yaratıp bitirmiştir. Bunu anlatmak için Kuran bunu anlatıyor. Mesela Cenab-ı Allah kainatın yaratılışını anlatıyor; “önce kainatta hiçbir şey yoktu” diyor Cenab-ı Allah, değil mi? “Yokluktan yarattık” diyor. İşte bak bu “yokluktan yarattım” dediği zaman da, daha yokluk safhasında, yani o zaman Kuran vardı. Yani daha hiç ortada bir şey yokken Kuran vardı, madde daha oluşmamışken. Tevrat da vardı, İncil de vardı, Zebur da vardı, onlar hep zaman içerisinde dünyaya sunuldu ve insanlığa sunuldu. Mesela peygamberler de, zaten Peygamberimiz vardı; zamanı gelince dünyaya sunulmuştur. Yani orada Allah onu tecelli ettirmiş oluyor.
SUNUCU: Onlara ihtiyaç duyulduğu zamanda mı?
ADNAN OKTAR: Aslında ihtiyaç duyulmayı da yaratan Allah’tır. Şimdi mesela Mehdi’ye ihtiyaç duyulacak bir ortam meydana getirmiştir Allah. Mesela Allah önce Darwinizm’i yaratıyor, Stalinizm’i yaratıyor, terörü ve anarşiyi de Allah yaratır, hepsini Allah yaratır. Bu bir zemin hazırlığıdır, yani Cenab-ı Allah’ın yarattığı bir zemin hazırlığıdır. Anarşide, terörde şehit olan insanlar, Cenab-ı Allah’ın şehitler mertebesine ulaşmış oluyorlar. Yani Allah’ın şehit istemesi vardır. Mesela cennetin içine Allah insan istiyor, cennete insan gerekiyor. Cehennemin içine de insan gerekiyor, cehenneme özel insan yaratıyor Allah, sırf cehennem için. Yani bir kere Allah; “benim sözüm bu” diyor, “bu bir yerine gelecek” diyor. Yani “bütün cehennemi” diyor, “dolduracağım” diyor Cenab-ı Allah. Yani hatta soruluyor cehenneme; “doldun mu?” O daha da istiyor, daha istiyor yani, devamını istiyor yani, böyledir. Şehitler mertebesi de sürekli insan ister. Mesela Hz. İsa’nın şu an gökyüzündeki makamında Cenab-ı Allah onun yerini hazır etmiş. O zaten illaki orada duracak. Hz. İsa daha göğe alınmadan Cenab-ı Allah’ın Katı’nda o zaten gökte. Yani o yerdeyken daha gökte. Yani daha kainat yaratılmadan Hz. İsa gökteydi zaten. Yani Cenab-ı Allah her an bir iştedir. Mesela Cenab-ı Allah’ın Katı’nda hem şu an gökte, hem yerde, hem Mehdi’yle beraber namaz kılıyor, hem cenaze namazı şu an Hz. İsa (A.S.) kılınıyor Cenab-ı Allah’ın katında ve şu an gömüldü. Şu an kıyamet koptu Cenab-ı Allah’ın katında, insanlar cennete cehenneme ayrıldılar, bölükler halinde sevkediliyorlar ve halen de cennette insanlar yaşıyor. Zaten Kuran’da cehennem, mesela Ebu Leheb’in hayatını anlatıyor Allah. Adam daha sağ Ebu Leheb, Cenab-ı Allah cehennemde neler yaptığını anlatıyor o anda. “İki elin kurusun” diyor Allah, “kurudu ya” diyor, değil mi? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Karısı da odun hamalı “diyor. Yani bu tip evliliklere de Allah Kuran’da dikkat çekmiş oluyor. Yani Allah rızası için olmayan evlilikte, mesela bazen kocası dinsiz oluyor, kadın dindar oluyor; “olsun” diyor, “ben evlenirim onunla” diyor. Allah da işte bak ona örnek veriyor. Yani çünkü suçta ittifak halindeler. Anormallikte ittifak halindeler çünkü dinsizliği birlikte yaşamış oluyorlar ama kendini dindar olarak kabul ediyor güya. Aynı oldukları için Allah diyor yani; “kişi sevdiğiyle beraberdir” diyor “ahrette”. Madem seviyor, o da onunla beraber olmuş oluyor. Onun için orada da, yani hayatta iken de daima insan Allah’ın rızasını arayarak sevmesi lazım. Tabii, mesela bizim mesela bir ateiste de bir şefkat duyarız ama bu bir, yani imani sevgi ayrıdır. Allah rızası için yani, iman kardeşliği sevgisi ayrıdır, bir Allah’ın yarattığı kul olarak sevmek ayrıdır. Allah’ın bir tecellisi olarak sevmek ayrıdır. Yani sevgi çeşit çeşittir. Mesela biz Hıristiyanları Allah’ın yarattığı bir kul olarak severiz ama müminleri Müslüman kardeşimiz olarak severiz. Onları da Allah’ın kulu olarak severiz. Mesela bir ateiste de biz gene şefkat duyarız, kurtarmaya çalışırız. Yani ona karşı böyle bir hani nefret ve kinle yaklaşmayız. Kurtarma azminde oluruz. Onun iyi olmasını isteriz yani. Kuran’a tabi olmasını, güzel ahlaklı olmasını isteriz. Uğraşmamız da o yüzden oluyor yani. Anlatmamız da o yüzden oluyor inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. İzin verirseniz bir soru iletiyorum. “Hocam iyi akşamlar.”
ADNAN OKTAR: İyi akşamlar.
SUNUCU: “Türk ulusu olarak zor günler geçirdiğimiz bu günlerde Marksist düşünceyle mücadele etmek için bahsettiğiniz eğitim süreci sizce nasıl işlemelidir? Kendi yaşam koşullarını iyileştirmeyi değil, ülkeyi kaosa sürüklemek isteyen bu oluşumların Türk-İslam Birliği’nin üzerinde tehdit oluşturması nasıl önlenebilir? Değerli fikirlerinizi paylaşmanızı rica ediyorum. Saygılarımla.” Sanırım öncelikle kitabımızı okuyabilirler bir yanıt olarak bu soruya, değil mi? Diye düşünüyorum. Nilay Konuk İstanbul’dan sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, güzel. Nilay Hanım’dan bizim istirhamımız, ona tavsiyemiz tabii benim eserlerimi okumaları. Çok çok etkili çünkü, yani bakın bunları bu kadar hoplatmasını biraz düşünsün, değil mi? Dawkins’i, şunu bunu filan. Dün de yeni bir kanalda daha benim röportajım yayınlandı. Nerede? Neydi o?
En önemli şeylerden bir tanesi, azimli ve ısrarlı ve kararlı olmak. Yani çocuk bile, değil mi, eğitilirken ilkokuldan geçiyor, ortaokuldan geçiyor, liseden geçiyor ama uzun bir eğitim döneminden geçiyor. Bizim de insanlarımıza bu konuları anlatırken ‘işte bir kere anlattık, benden sakıt oldu görev, ben görevimi yaptım’ denmez. Israrla anlatım çok önemlidir. Yani birinde anlamasa, birinde anlayacaktır. Yani biraz sabırlı olmak lazım. Mesela biz Allah’a çok şükür bakın 71’lerde %30 iken Darwinizm’e inananların sayısı o zamanlar çok şeydi, yüksekti; %70’lerde falandı Darwinizm’e inananlar. İnanmayanlar da %30 falan gibiydi. Şu an %99 Darwinizm’e inanmayanın sayısı var. Ama işte azmederek, kararlı bir çalışmayla bu oluyor, Allah vesile ediyor. Biz de deseydik işte devekuşu gibi, değil mi, başımızı kuma soksak desek ki; “memlekette Darwinizm mi var? Nereden çıktı bu?” falan deseydik, kim bilir ne hale gelecekti memleket? Yani ortam ne hale gelecekti?
SUNUCU: Tabii, inanmayıp bir şey yapmadan durmanın da bir anlamı yok.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bizim anti-Darwinist çalışmamız Türkiye’de sağın da güçlenmesine çok sebep oldu Allah’a çok şükür. Yani sağ muazzam bilimsel temele oturmuş oldu. Eskiden sağı ezmek çok kolaydı insanlar için. Yani sağ kendini güç muhafaza edebiliyordu. Yani sol acayip tazyik yapabiliyordu yani. Sol çok atak, hatta biraz çok pervasız bir üslubu vardı. Ama sol şu an -yani sol derken komünist, Leninist, Stalinist, Darwinist kesimi kastediyorum; yoksa tabii ılımlı solun pek o işlerle alakası olmaz- şiddetli yenilgi aldıktan sonra sağ rahat etti Türkiye’de. Şu an mesela en güçlü harekettir Türkiye’de sağ. Yani sağ partiler muazzam bir güç kazandı Türkiye’de. Ama karşıt düşünceyi yok ettik. Yani dolayısıyla çok rahat hareket edebiliyor şu an sağ yani ve halkın desteğini çok rahat alabiliyorlar o zaman. Yani tabii yani çünkü halk dindar oluyor, daha dindar oluyor, daha şey oluyor. O zaman sağın, yani mukaddesatçı düşüncenin önemine daha çok taraftar oluyor ve var gücüyle Türk-İslam Birliği’ni istiyor, değil mi? İslam ahlakının yayılmasını istiyor, şefkatin, merhametin esas olmasını istiyor, anarşi ve teröre karşı tavır alıyor. Yoksa PKK hareketi şu ana kadar yani bitirirdi olayı Allah esirgesin.
SUNUCU: Allah korusun.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah vermesin. Yani bu şiddetli direnç, ilmi zeminde yapılan çalışmaların semeresidir yani inşaAllah aynı zamanda.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Kısa bir aradan sonra programımıza devam edeceğiz inşaAllah.
Tekrar iyi akşamlar diliyoruz değerli izleyiciler. “Adnan Oktar’la Başbaşa” programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam tekrar merhabalar.
ADNAN OKTAR: Merhabalar.
SUNUCU: Sorumuzla mı devam etmek istersiniz? Yoksa sizin bize iletmek istediğiniz bir şey olur mu Hocam?
ADNAN OKTAR: Bir soru alabiliriz inşaAllah.
SUNUCU: Tabii ki. “Selamünaleyküm Adnan Hoca.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Ben Azerbaycan’dan yazıyorum. Sizi ailece çok seviyoruz. Allah sizi ve ekibinizi korusun. Siz biz gençlere Allah’ın bir lütfusunuz. Türk-İslam Birliği’nin kurulmasını çok istiyorum. Hz. Mehdi ve Hz. İsa’yı çocukluktan bekliyorum. İnşaAllah Rabbim o günleri görmeyi bana ve aileme de nasip eder. İyi yayınlar.” Günel Miri göndermiş.
ADNAN OKTAR: Güner...?
SUNUCU: Günel Miri.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Azerbaycan’da çok güzel bir topluluk oluştu. Çok fazla. Yani Türk-İslam Birliği’ni savunan. Kendi aralarında böyle internet grupları oluşturmuşlar, yazışıyorlar, böyle arkadaşlık grupları oluşturmuşlar. MaşaAllah beni de çok seviyorlar. Allah muvaffak etsin, Allah şevklerini arttırsın. Gayet güzel bir zamandayız. Hz. Mesih’i görmeleri inşaAllah yaklaştı. Hz. Mehdi’nin zuhuru yaklaştı. Ama bunlar çok kısa bir süre devam edecek. Yani bu gün yaşayanlar bile, mesela şu an 20 yaşında olanlar, 90 yaşına kadar yaşadıklarını düşünelim, İslam’ın hem hakimiyet dönemini hem de gerileme dönemini görecekler. Yani bir süre sonra da, yaşlarının sonuna doğru da, mesela 90 yaşına, 95 yaşına kadar yaşayan insanlar İslam’ın gerileme dönemi de görmüş olacaklar. Bak benim söylediğim gerçeği de görmüş olacaklar. Tabii. Onların çocukları da kıyameti görecekler. Yani kıyamet o kadar yakın inşaAllah. “Dünyadan bir gün bile kalsa” diyor Cenab-ı Allah, “o günü uzatır” diyor, değil mi? “Evlatlarımdan Hz. Mehdi’nin zuhuruyla, değil mi, bir güzellik, bir iyilik olacak” şeklinde Peygamber Efendimiz’in hadis-i şerifleri var.
Bu yarınki gazete. Ne gazetesi? Vakit gazetesi. Vakit her zaman söylüyoruz aslandır. “BAV Davasında Bozma Gerekçeleri” diye efendim bir hukuk ilanı yayınlamışlar. Bu 10. ilan evet ayrı ayrı, yani her biri ayrı konuyu işliyor. Efendim diyor ki; “dini inançların mahkumiyet sebebi olarak gösterilmesi bozma gerekçesidir.” Yani dini inançlarından dolayı bir insan mahkum edilemez ama mesela Osmanlı döneminde, daha önceki dönemlerde, yani laik sistem olmadan önce şeyhülislamın fetvasıyla bir insan hakkında dini inancıyla ilgili suçlama yapıp ceza verilebiliyordu. Ama biz laik cumhuriyetteyiz, Atatürkçü cumhuriyetteyiz, dolayısıyla mahkemelerin böyle bir yetkisi yok. Nitekim mesela diyor ki; “anayasamızın 24. maddesi; ‘kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz’”. Bakın anayasayla teminat altına alınmış. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararı var: 26.5.1986 tarih sayılı içtihadı diyor ki; “anayasanın 24. maddesinde din ve vicdan hürriyeti düzenlenmiştir”. Deminki açıklama, “kişinin dini inancını din sayıp saymama yetkisi devlete, onun herhangi bir organına tanınmamıştır”. Yani dinle ilgili devlet bir yorum yapamaz diyor; “yani bu dine uygun, şu dine uygun değildir yahut namazı şöyle kılıyorsunuz, orucu böyle ediyorsunuz, o yüzden size mahkumiyet veriyorum” diyemez diyor.
SUNUCU: Laik olmasının bir gereği.
ADNAN OKTAR: Evet, diyemez yani. Diyemez diyor kanun. “Devlete ve onun herhangi bir organına tanımamıştır, kişinin dini inancı beğenilir veya beğenilmez, yerinde görülür veya görülmez ama bu inanç kesin olarak anayasanın güvencesi altındadır” diyor. Fakat bizim mahkememiz de sağ olsunlar, Allah razı olsun, bizim namazı iki vakit mi, üç vakit mi kıldığımızı iddia ederek, ceza gerekçesi olarak mahkeme kararında böyle bir açıklama var ki bu bize poliste zorla söyletildi. Yani ben kendimi bildim bileli, lise yıllarımdan beri beş vakit namaz kılarım ben. Ve benim bütün kitaplarımda namazın beş vakit olduğu geçer. Yani kitaplarımda en az yüz yerde vurgu yapmışımdır, yüz ayrı kitabımda. Biz bunu mahkemeye de sunduk, her yere, bütün hayatımı gören herkes bilir yani namaz beş vakittir. Sünnet ve Kuran ayetleri sabittir. Bunun zaten bir tartışılacak yönü yok, oruç sabittir, zekat sabittir, hepsi bellidir ehlisünnet inancına göre.
SUNUCU: Öyle bile olsa bu konu dava edilemez zaten yani.
ADNAN OKTAR: Evet, bunu da bize bir mahkumiyet gerekçesi olarak mahkeme bunu sundu, ellerine sağlık, Allah razı olsun, ben bir şey demiyorum, yani öyle düşünüyorlarsa ben ona saygı duyarım. Ama benim böyle bir inancım yok, böyle bir tavrım yok. Ayrıca anayasaya uygun değil, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına uygun değil. Biz de bu yüzden itiraz ettik. Ama “mahkeme niye böyle karar verdi?” demiyorum. Saygı duyuyorum, bir şey demiyorum.
TARKAN YAVAŞ: Sizin eserlerinizle ilgili mütalaalar var Hocam, İlahiyat Fakültesi Hocalarının verdiği, uygun görürseniz birkaç tanesini okuyabilirim.
ADNAN OKTAR: Oku bakayım.
TARKAN YAVAŞ: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayrettin Karaman.
ADNAN OKTAR: Çok değerli, büyük bir alimdir Hayrettin Karaman Hocamız. Evet, onun benim kitaplarımla ilgili yorumu, resmi açıklaması evet.
TARKAN YAVAŞ: “Kuran ve sünneti rehber olarak kabul ediyor. Bu iki kaynağın ve bilimin ışığında İslami gerçekleri çağdaş bir üslup içinde belli bir hedef kitleye sunmaya çalışıyor. İslami gerçeklere zıt düşen ideoloji, düşünce ve teoriler içinden özellikle maddeci ve Darwinci düşünceyi çürütmeye özen gösteriyor. Çoğunu gördüğüm kitaplarında kendisini ilim ve akide bakımından İslam’ın dışına itecek bir söz ve fikre rastlamadım.“
Bir diğer Hocamız Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mevlüt Güngör: “Bilim, ahlak, bazı konular Kuran açısından ele alınmış. Konu ile ilgili ayetlerden istifade edilerek bütünlük içerisinde okuyucuya aktarılmıştır. Bu kitaplarda genel olarak İslam anlayışına ve ehlisünnet düşüncesine herhangi bir aykırılık söz konusu olmadığı gibi, müellif bu kitaplarla Kuran’ın bütün Müslümanlardan istediği ‘iyiliği tavsiye etmek, kötülüğü engellemek’ prensibini kendi sorumluluğu çevresinden yerine getirmeye çalışmıştır.”
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Akdemir: “Harun Yahya imzalı eserlerin tamamının ülkemizde hoşgörü ve sevginin gelişmesi ve İslam’ın inanç ve ahlak esaslarının dindarlar nezdinde pekiştirilmesi amacı güttüğü izlenimini edinmiş bulunuyorum. Söz konusu kitapların İslam’a indi bir muhteva getirme amacı güttüğünü iddia etmenin isabetsiz bir tespit olacağı kanısındayım”.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kırbaçoğlu: “Bu eserler dinsizlik, nihilizm, antirasyonel din anlayışı ve genel olarak görülen ahlaki dejenerasyon karşısında topluma karşı duyulan sorumluluk bilinciyle ortaya konmuştur. Geleneksel kulaktan duyma bilgiler yerine, İslam’ın temel kaynağı Kuran’ı göstermesi, ilke olarak son derece olumlu bir gelişmedir. Yine Kuran’ı referans gösteren bu eserlerden ikisinin ahlaka vurgu yapması son derece isabetlidir. Bir ilahiyatçı olarak bu eserlerde yer alan görüş ve yorumların dinin özüne, temel ilke ve amaçlarına aykırı olmadığını rahatlıkla ifade edebilirim”.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayraktar: “Yazarın hiçbir eserinde İslam dışı ve İslam’ın temel kaynakları olan Kuran ve sünnete aykırı hiçbir fikre rastlanmamıştır. Aksine, geleneksel Türk-İslam anlayışımız korunmuştur. Milli ve dini örf ve adetlerimize ters düşen hiçbir bilgi görülmemiştir”.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Yaşar Kandemir: “Adı geçen kitaplarda Kuran-ı Kerim çerçevesinde ve Kuran’dan iktibas edilen ayetlerin ışığında dini konuların incelendiği düzgün bir Türkçe ile yapılan ayet tercümelerinin aslına uygun olduğu görülmektedir. Ayetler hakkında yapılan yorumların kişisel ve keyfi olmadığı, bunların ehlisünnet görüşüne uygun tefsirlerde ve diğer dini eserlerde ortaya konan yorumlarla uyum içinde olduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarak bu eserlerin İslam’ın esaslarına ve Kuran’ın ruhuna uygun öğütler içerdiği, dine ve Kuran’a aykırı bir yönünün bulunmadığı kanaatinde olduğumu bilgilerinize sunarım”.
ADNAN OKTAR: Bakın bu profesörlerin bir kısmı, hepsi ilahiyat profesörleri. Bunların hepsi benim ehlisünnete tam uygun eserler yazdığımı, fikirlerimin ehlisünnete uygun olduğunu söylüyor. Ama şimdi emniyette bütün arkadaşlarımıza elektrik verdiler, işkence yapılıyor, gözlerimiz kapalı, ellerimiz kelepçeli, böyle bir ortamda ölüm tehdidiyle “sen bunları söyleyeceksin” deyince, nasıl aksini söyleyelim? Kim olsa aynısını söyler. Yanımızda da avukat da yok. Ama mahkeme, yanımda avukat olmadığı halde, işkenceyle alınan ifadeyi geçerli saydı ve bunu delil olarak kullandı. İşte namazları üç vakit kılıyorlar diye bunu bir ceza gerekçesi olarak gösterdi. Biz de bunu Yargıtay’da bir itiraz sebebi olarak ele aldık. Ama biz bunu söylerken anayasaya dayandırdık ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu yönde aldığı kararlar var. Bir bozma nedeni bu. Bozma nedeni olarak başvurduk çünkü benim böyle bir inancım yok, bana bu zorla söyletildi. Savcı zaten, cumhuriyet savcısı, kendi mahkememizin savcısı “dosyada” dedi, “bu şahıslar aleyhine hiçbir delil yok” dedi bizleri kastederek. Fakat “delil olarak sunulan” dedi, “polis ifadeleri de yanlarında avukat olmadan alınmıştır ve işkenceyle alınmıştır, kanunen bu geçersizdir” dedi. Mahkemeye “siz de bunu daha önce kabul etmiştiniz” dedi. “Dolayısıyla ben bu kişilerin beraatını istiyorum” dedi ve ayrıca “bu çocukların, bu kişilerin arkadaşlarına da siz beraat vermiştiniz” dedi mahkemeye, “aynı suç, aynı iddialardan, aynı delillerden beraat vermiştiniz, bunlara da beraat verin” dedi. Biz de buna dayanarak tabii bozma istedik mahkemeden, bunu yayınlamış arkadaşlar.
SUNUCU: MaşaAllah, hayırlı olsun. Hak yerini bulmuş.
ADNAN OKTAR: Evet. “Sanıklara davadan istifa eden avukatların yerine, müdafi tayin etme hakkı tanınmamış olması bozma nedenidir.” Bize son savunma hakkı verilmeyince, ek savunma hakkı verilmeyince, bir de sanıklara son söz sorulmayınca avukatlarım istifa ettiler. Fakat yerine avukat tayin edilmedi. Avukat tayin edilmeden mahkeme cezayı açıkladı. Bu da Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay Ceza Dairelerin bozma nedeni olduğunu belirtiyor. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 6.3.2008 tarihinde içtihadı şöyle; “Talebi aranmaksızın zorunlu müdafi tayini sağlanıp müdafi huzuruyla hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmek suretiyle…”. Yani “daha avukat tayini yapılmadan” diyor. “Yargılamaya devam edilip, yazılı şekilde karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması yasaya aykırı olduğundan bozulmasına’’ diyor. Daha önce bozmuş Yargıtay bu tarz davaları. Biz de aynı konumda olduğumuz için bunu bir bozma nedeni olarak mahkemeye sunduk. Tabii mahkemenin kararına saygı duyuyoruz; verdiği karara ama bunu da bir vatandaş olarak.
SUNUCU: Neticede bu son bozulma da bir mahkeme kararı, ona da saygı göstereceğiz tabii ki…
ADNAN OKTAR: Evet, bir de “BAV davasında lehe kanun uygulanmamıştır” diyor. “5237 sayılı TCK’nın 7. Maddesi; suçun işlediğin zaman yürürlükte bulunan yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasaların hükümleri farklı ise failin lehine olan yasa uygulanır ve infaz olunur.’’ Bu şekilde, kanun maddesi bu. “BAV davası sürerken 2005 yılında ceza kanunu değişmiştir. Eski kanunda çete suçunu düzenleyen 313. madde yerine yeni kanunda bu suç 220. maddede yeniden tanımlanmıştır. BAV mensuplarına isnat edilen eski TCK 313. madde ile daha sonra yürürlüğe giren yeni TCK 220. madde kıyaslandığında, 313. maddenin lehe olduğu anlaşılmaktadır. Ancak BAV davasında lehe olan 313. madde değil de, aleyhte olan TCK 220. maddesi uygulanmıştır. BAV davasında lehe yasanın uygulanmaması bozma nedeni oluşturmaktadır. Ancak elbette takdir yüce mahkemenindir.’’ diyor. Böyle bir müracaatta bulunmuşlar. Tabii ki takdir yüce mahkemenin, kendi mahkememize de saygı duyuyoruz, kararına da saygı duyuyoruz. Ama Yargıtay’a da saygı duyuyoruz; o da çünkü bir üst mahkeme olmuş oluyor. Kanun da açık olduğu için, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları olduğu için bu konuda, bu konuda bir itirazımız var ama takdir mahkemenindir. Her iki karara da yani verilen karara da, Yargıtay’ın da vereceği karara da saygı duyuyoruz. Yarınki Vakit gazetesinde bu geniş olarak yer alıyor. Yani böyle çok çok fazla sayıda bozma nedeni var. Biz anlatmaya kalksak sabaha kadar devam eder fakat tabii her zaman hukuka saygılıyız, mahkemenin kararlarına saygılıyız.
SUNUCU: MaşaAllah. Hayırlısı olsun. ‘’Selamünaleyküm Hocam’’.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Ben Diyarbakır’dan Bilal, 17 yaşındayım. Eserlerinizi takip ediyor ve çok beğeniyorum. Allah sizden ve ekibinizden razı olsun. İnsanların sizin tabirinizle ‘taymunlardan’ geldiğini iddia etmek ancak apaçık bir alçalmak talebi olabilir. Soruma gelince; Allah’ın izniyle yeryüzüne İslam Birliği hâkim olması için ve Darwinizm gibi sapık düşüncelerin önlenmesine vesile olmak için biz gençlere düşen görevler hakkında bizi aydınlatır mısınız? İnşaAllah. Selam ve dua ile…’’ demiş.
ADNAN OKTAR: Önce şu taymunu bir görelim. Göster bakalım şu taymunu. Çünkü maymun dedirtmiyorlar diyorlar ki; “bizim atalarımız maymundur biz demedik’’ diyorlar, “öyle bir şey yok, bir garip mahluktur” diyorlar yani “öyle anormal bir mahluktu.’’ Hayali bir sıralama vardı ya, gerçi bu da o atalarıymış da. Mesela bak ben şuna “taymun” adını koydum, şu baştakine. Onların atalarıymış ama “buna maymun diyemezsin sen’’ diyorlar. Ne diyeceğim diyorum? “İnsanın atası diyeceksin’’ diyorlar. E kardeşim bu insan değil, şimdi konuşmayı bilmiyor. Şuuru kapalı, daldan dala atlıyor, acayip sesler çıkarıyor, onu bunu tırmalıyor, yırtıyor yani kuyruğunu ayrı dallara doluyor, yani benim bildiğim klasik maymun. Ama illaki “maymun deme’’ diyorsanız ben de size saygımdan dolayı ben de buna “taymun” diyorum. Ama yani bu bilimsel bir izah değil. Biz taymundan, maymundan falan gelmedik. Yani insan başlangıçta da insandı, sonunda da insandır. Buna ait hiçbir kanıt yok. Hiçbir fosil yok. Bulunan maymun kafatasları, goril kafatasları efendim gibon kafatasları var ama bunlar maymun türlerine ait kafatasları. İnsan kafatasları bulunduğunda tam normal, Homo sapiens tabir ettiğimiz normal klasik insan kafataslarıdır. Dolayısıyla bu tip bir aldatmacaya kapıyı kapatıyoruz. Yani demagoji yapmamaları için de ben bu konuyu böyle açıkça söylüyorum. Bir de Darwinistler tesadüfü kabul etmemeleri var. Bu çok büyük bir rezalet...
SUNUCU: Hem her şeyi tesadüfle açıklayıp, hem de…
ADNAN OKTAR: Arkasından da “nereden çıkarttınız tesadüfü kardeşim, biz tesadüf mü dedik’’ diyorlar. Yani öyle bir demagoji ki dünyada görülmemiş bir demagoji. Tabii ki tesadüf, mesela diyoruz; kardeşim karbon atomu var, hidrojen atomu var; atomlar suyun içinde geziniyorlar. Şimdi bunlar bir araya gelecekler, yani senin iddiana göre, protein yapacaklar ki bilimsel olarak mümkün değil olması. Bunlar bir araya geldi, bu nasıl oldu diyoruz? “E tesadüfler sonucu oldu tabii ki ‘’diyor. Peki, o proteinler sonra bir araya gelip bir hücre meydana getirdi diyorsunuz? Bu nasıl oldu? “Bu da tesadüfler sonucu oldu’’. Ama biz akıl var, yakın var diyoruz yani. Bu normalde olan bir şey değil. Bu nasıl olabilir? “Mucize olarak oldu’’ diyor. Kardeşim mucize oldu da, yani neyle oldu diyoruz? Mucizeyi kim yaptı diyoruz? “E tesadüf yaptı” diyor. Yani tesadüf olduğunu mu söylüyorsunuz diyoruz? “Yok, biz tesadüf zaten demedik’’ diyor. Kardeşim yani çelik gibi sinir gerekiyor insana.
SUNUCU: Allah size sabır veriyor.
ADNAN OKTAR: Çok kötü bir espri şekli yani. Yenildik desenize şuna, yani uzatmaya ne gerek var? Arkasından da bu sefer çok sıkışınca da; o elma yanağı gördünüz “uzaylılar yaptı’’ demeye başladılar. İşte tek çözüm bol okumak, araştırmak, Darwinizm’in devlet tarafından öğretilmesini teşvik etmek; çünkü ne saçma, ne zırvadır bir insanlar öğrensin. Darwnizm’i öğretmemeleri çok büyük bir felaket olur, yani hata olur. Bütün kapsamıyla öğretilmeli, öğretildikçe zaten anormalliği anlaşılacaktır. Bizim anlatmamıza bile gerek kalmayacaktır. Ama tabii ki bizim de anlatacağımız bir şeyler olacaktır yani inşaAllah. Yani özellikle şu saklanan fosilleri bir ortaya çıkartacaklar. Resimleri bir yayınlayacaklar, değil mi? Protein molekülünü ortaya koyacaklar, kromozomları ortaya koyacaklar. Hücrenin yapısını anlatacaklar. Bir hücrenin tesadüfen meydana gelemeyeceğini, kromozomun tesadüfen meydana gelemeyeceğini bir gençlik görsün. İnsanlarımız bir görsün, değil mi? Darwin’in nasıl olayı anlattığını da görmeleri lazım. Çünkü Darwin’in “ara fosil yok’’ dediğini kimse bilmiyor. Darwin yeteri kadar anlatılmadığı için Darwin’in zaten kendi kendini çürüten izahları var. Kendi kendini çürütüyor adam. Bunları anlatmaları lazım. Mesela diyor ki Darwin; “bütün katmanlar didik didik arandı’’ diyor, “dünyanın bütün katmanları’’ kendi zamanında da, ondan önceki dönemde de arandı “on binlerce işçi aradı; hiçbir şekilde ara fosil bulunamıyor, yok’’ diyor. “Bu, benim teorimin sonu demektir’’ diyor.
TARKAN YAVAŞ: O alıntısını ben okuyabilirim Hocam.
ADNAN OKTAR: Oku bakayım.
TARKAN YAVAŞ: “Türden türe değişen, basitten komplekse dönüşen bir organizma yoktur, organ da yoktur. Buna dair tek bir tane bile ara fosil yoktur. Bunu tüm Darwinistler çok iyi bilmektedir. Bunu Darwin de çok iyi bilmektedir. Türlerin Kökeni kitabında bunu açıkça itiraf etmiştir; ‘eğer gerçekten türler...’
ADNAN OKTAR: Darwin bunu söylüyor değil mi, şimdi Darwin’in orijinal konuşması?
TARKAN YAVAŞ: “Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı; fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi değerlendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır. Belki de bu, benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.” (Charles Darwin, sayfa 172-280, The Origin of Species) diye bir kitabı.
ADNAN OKTAR:Bunlar birçok şeyi anlatmıyorlar. Yani Darwinizm bütün açıklığıyla anlatılsın. Ne kadar berbat ve mantıksız, ne kadar ilkel eski bir pagan dini ortaya çıkmış olacak bu şekilde. Eski Yunan’da aynısı var. Eski Mısır’da aynısı var. Sümer dinlerinde bu aynı şekildedir Darwin’in izahları. Bir kısım “Müslümanım” diyen bazı alimler de bunu savunmuşlardır. Ve tamamen yalana dayalı ve ilkel pagan inançlarına dayalı bir safsatadır. Eski Sümerlerin, Eski Mısır, Eski Yunanlıların inançları birbirlerinin aynı. E, kardeşim gericilik değil de ne bu, değil mi? Yani bu gericilik de değil de bu artık çok safsatanın içinde boğulmak oluyor artık, değil mi? Çünkü insan gericilik derken geride kalan kültürde güzel olan yönler de olabilir yani güzel olan düşünceler de olabilir ama bu safsata.
SUNUCU: Zaten devam ettirenlerin hatası gibi. Çünkü bir iddası da kalmamış bu söylemleriyle aslında. Yani Darwin’in kendisinin. Kendi kendini eleştirerek.
TARKAN YAVAŞ: Diğer evrimciler de, bugünün evrimcileri de aslında bu iddiaları yalanlıyorlar. Kendileri de söylüyorlar “ara fosil yok” diye. Bugünün modern biliminin evrimcileri de, kendileri de aslında itirafları var ara geçiş formu olmadığına dair.
SUNUCU: Ve bunun kendilerinin bugüne kadar savundukları şeyi yok ettiğini de açıkça itiraf ediyorlar.
TARKAN YAVAŞ: Yok ettiğini de açıkça itiraf ediyorlar tabii.
ADNAN OKTAR: Mesela. Marks, Das Kapital’i Darwin’e ithaf ediyor, kitabı, yazdığı kitabı. Kitabın Almanca baskısına kendi el yazısıyla şöyle yazıyor; “Charles Darwin’e gerçek hayranı olan Karl Marks’tan”. Mesela Marks gene diyor ki; “Darwin’in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor.” Adamın yani bütün kitapları...
SUNUCU: Faşizmin temelini oluşturuyor.
ADNAN OKTAR: Tabii faşizmin, komünizmin ve bu sapkın inançların temelini oluşturuyor ve adam; “bunun üzerine dayandırdım ben” diyor. Bakın “tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor.” E zaten Marksizm’in de temeli olmuş oluyor açıklamalar. Mesela Troçki; “Darwin’in buluşu tüm organik madde alanında diyalektiğin büyük zaferi oldu.” Yani bu pagan dininin büyük bir zafer olduğu kanaatinde. 1800’lerde Troçki’lerin zamanı, Marks’ın zamanı bilim çok kısırdı. Yani bilimsel araştırmalar çok kısırdı. Uydurma mikroskoplar, uydurma alet edavat, çok ilkel araştırma imkanları vardı. O dönemde cehaletten istifade ederek bunlar böyle sarmalı, gelişmeli bir yalan sistemi geliştirmişler ve bunu o devrin cahil insanlarına yutturdular yani kabul ettirdiler. Ama bizim zamanımızda yani 2009’larda zehir gibi gençlik var. Yani cin gibiler; internet okuyorlar, her şeyi araştırıyorlar. Elektron mikroskop var, biyomatematik, biyogenetik, mikrobiyolojide muazzam gelişmeler oldu. Paleontolojide muazzam gelişmeler oldu. Artık yani öyle çoluk çocuğu kandırmak zannetikleri kadar kolay değil. Ki nitekim bak Fransa’da geçenlerde gazetede yayınlandı, Fransız gazetelerinde yana yakıla anlatıyorlar diyor; “Harun Yahya’nın kitaplarını okuyan öğrenciler” diyor, “Hocalarıyla alay ediyorlar” diyor. Hocaları anlatıyormuş çocuklar da kurnaz kurnaz Hocalarının gözüne bakıp gülüyorlarmış böyle anlattıklarına. Çünkü diyor ki mesela Hocası “çocuklar” diyor, “her yer ara fosil dolu” diyor. Hocam diyor; “mesela bir tane rica edebilir miyiz, hangisi?” diyor. Adam morarıyor kalıyor. Yok, değil mi? Oturup dinozorları bu sefer ara fosil diye vermeye kalkıyorlar. Yani tam mükemmel, gelişmiş, kusursuz canlıları. Halbuki mutasyona uğramış canlılar yani anormal bir bozulmaya uğrarlar. Yani çok muazzam bozulmaya uğrarlar.
TARKAN YAVAŞ: Onunla ilgili fotoğraflar var Hocam. Göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Bakayım. Mesela en az böyle. Mutasyonun hışmına uğrayan bir insan en az bu şekilde bozulmaya başlar. Mesela aslan, tabii bu şey olarak bilgisayarla elde edilmiş görüntüler. En az bu tarzdadır. Yani çok çok daha şiddetli patoloji meydana gelir. Mesela burnu sırtında çıkar, gözü kulağının arkasında çıkabilir, kulağı ensesinde çıkar. Yani mutasyon muazzam bozucu bir yapıdır. Evet, bayağı da komik olmuşlar.
SUNUCU: Hele ki yani “maymundan geliyor” diye bir açıklama varsa arada gerçekten çok farklı tipte fosillerin bulunmuş olması gerekiyordu.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın bunların dediği sistemde, mutasyonlar sağda yaptığı bir şeyi solda da yapıyor. Yani simetriye çok dikkat eden bir mutasyon sistemi var. Mesela göz bebeğini yaptıysa bir tarafta...
SUNUCU: Böyle bir mutasyon olamaz ama yani.
ADNAN OKTAR: Evet, öbür tarafta da göz bebeğini muntazam yapıyor. Mesela kulağın örs kemiğini yaptıysa sağ tarafta, öbür kulakta da bir örs kemiği yapıyor aynı düzgünlükte ve aynı simetride. Sağ elle, sol eli aynı ayarda yapıyor. Parmakları bilmem neyi falan. Bu nasıl mutasyondur böyle kör mutasyon bu kadar düzgün işler yapabilsin? Ve bu kadar simetrik ve altın oranı kullanarak yapsın!
SUNUCU: “Tesadüfi mutasyon” diyorlar herhalde.
ADNAN OKTAR: Hayır mutasyona uğrayan canlılar görüyoruz biz, yani darmakeşan oluyorlar. Yani suni olarak da yapıldığında veyahut doğal olarak mutasyona uğradıklarında muazzam sakatlıklar oluyor. Çocuk mesela doğuyor, iki başlı çocuklar doğuyor, değil mi, hemen ölüyorlar. Yani çok garip görünümleri oluyor ve bunlar yaşamıyor, devam ettirmiyorlar soyunu. O yüzden fosil kalıntılarında bu tip bir şeye rastlanmıyor. Hep mükemmel ve düzgün bir yapı var, her safhasında. Mesela balık 200 milyon yıl önce neyse, 300 milyon yıl önce neyse 300 milyon yıl sonra da aynı, milimi milimine aynı oluyor. Kurbağaya bakıyoruz aynı, kediye bakıyoruz aynı, aslanda, kaplanda hepsinde aynı. Bu konuda fosiller ana delil oluşturmuş oluyor. Bizim böyle bunların karşısına binlerce fotoğrafla karşılarına çıkacağımızı hiç tahmin etmediler. MaşaAllah.
SUNUCU: Bir sorumuzla devam edelim isterseniz Hocam. “Selamünaleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Her birimiz bir Müslüman kardeşimizin ya da facebook gibi sitelerde bir insanın deccali sistemi anlamasına vesile olsak inşaAllah çok etkili olmaz mı? Selam ve dua ile Allah’a emanet olun.” Diyarbakır’dan Bilal Yavuz göndermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bilal, aslanım benim maşaAllah. Bilal Habeşi’nin ismini almış.
SUNUCU: Ne güzel yöntemler önermiş değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah tabii. Facebook’ta ve diğer yerlerde de öyle. İnternette yani 5 kişi, 3 kişiye bile etkili olmuş olsalar, mesela 20-30 tane arkadaş edinmiş olsa kendisine çok büyük hizmet olur tabii. Hem zevkli hem hoşuna gider hem yeni insanlarla tanışır hem de bu güzel bilgileri aktarır, kısa ve öz olarak fazla, değil mi, detaylandırmadan özet olarak özellikle aktarırsa çok başarılı, güzel bir netice almış olur inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama böyle muazzam çalışmalar var, yani Güney Afrika’ya bakıyoruz bir ekip oluşturmuşlar. Mesela Rusya’da o kadar çok ki, her şehirde bir Harun Yahya ekibi oluşturmuşlar. Çin’de mesela komünist Çin artık yani adamlar asıp kesiyorlar, öyle bir ortamda bile kaç tane grup oluşmuş komünist Çin’de, Harun Yahya ekipleri.
SUNUCU: Ne kadar güzel.
ADNAN OKTAR: Gençler kendi aralarında oluşturmuşlar.
SUNUCU: Azerbaycan da dediniz zaten.
ADNAN OKTAR: Azerbaycan kale zaten. MaşaAllah. Azerbaycan boydan boya kale.
SUNUCU: MaşaAllah, ne kadar güzel.
ADNAN OKTAR: Okul duvarlarına falan spreyle “Harun Yahya” yazmışlar çocuklar böyle, onların fotoğraflarını gönderdiler. Tabii okullara tabii böyle Harun Yahya yazsınlar demiyorum da ama yani güzel faaliyetler. Özellikle internette kendi aralarında oluşturdukları gruplar çok çok güzel.
SUNUCU: Çok güzel Hocam. “Hayırlı akşamlar. Benim sizlere sorum uzaylılar hakkında. İnsan ve cinler harici yaşayan başka varlıklar var mı? Uzaylılar gibi mesela, mesela bunları da o gruba dahil edebilir miyiz? Hayırlı geceler” dilemiş, Levent Kılıçaslan.
ADNAN OKTAR: Kimsenin şevkini kırmak istemiyorum da uzaylıların, aslında uzaylı denilen şeyler tam cinni takımı. Yani cindir onlar, gelip böyle arada sırada bir gezip, evlere de girer onlar, öyle havada da gezerler. Mesela metal görünümünde geliyor, birdenbire ışığa dönüşüyorlar, onların klasik özelliğidir. Bir anda garip bir koku oluşturuyorlar, mesela mazot kokusu gibi böyle değişik bir şey oluşturuyorlar. Bir anda ışığa dönüşebiliyorlar, başka boyuta geçiyorlar bir anda; yani bu klasik cinlerin özelliğidir. Evlerde de vardır fakat yani ilgilenen kişi olmadıktan sonra pek muhatap olmazlar onlar yani o konuyla.
SUNUCU: Işık, ışıkla ilgili bir şeyleri var mı?
ADNAN OKTAR: Cin tabii ışığa dönüşebilir. Akrebe dönüşebilir, akrep görünümü, kedi görünümü alabilir. Ama genellikle fazla cinleri yormak da doğru değil, yani faydalı bir şey öğrenilecekse, önemli bir bilgi elde edilecekse cinlere müracat etmek lazım. Mesela geçenlerde bir arkadaşımın bir şeyi kaybolmuştu, dün söyledi, bugün pek vaktim olmadı, şimdi mecburen cine soracağız, o çünkü bulamadı. Daha önce de mesela kaybolduğunda sorduk, defalarca bulduk.
SUNUCU: Buldunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii, doğru söylüyor, mesela öyle şey olduğunda doğru söylüyor yahut bir fevkalede bir olay olduğunda, önemli bir olay olduğunda, onunla ilgili bir soru sorduğumuzda net, kapsamlı, çok detaylı cevap veriyor. Bugün inşaAllah vaktim olursa onlara bir soru sorayım, öğreneceğim.
SUNUCU: Kayıplar bulunsun.
ADNAN OKTAR: Tabii, çünkü küçük bir şey oluyor ama insanlar rahatsız oluyor mesela bir şeyini kaybettiğinde. Onu değil mi, biraz tedirgin edebiliyor ama bulunduğunda seviniyor. Tabii sık sık değil de, mesela insanın bazen sevdiklerini sevindirmek için böyle cinlere müracat etmesinde fayda var. Ama beni ne hikmetse çok seviyor cinler. Yani çağıranlar da bilirler, yani dünyanın neresinde olursa olsun, isterse çağırsınlar, çağıranlar sorsunlar cinlere, beni sorsunlar, çok güzel konuşuyorlar. Yani çok hüsnü zanları var, acayip seviyorlar maşaAllah. Ama Müslüman cinleri kastediyorum tabii. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hayırlı yayınlar çok değerli Hocam. Tokat Reşadiye’de şehit olan evlatlarımızla ilgili geçen gün yaptığınız konuşmayı dinlemiştim. Hocam, şehitlerimizin inşaAllah cennete gideceğini, şehitlerin arkasından ağlanmaması gerektiğini ve ağlanmamasının doğru olacağını söylemiştiniz ve şehitlerimizin kanının yerde kalmayacağını da eklemiştiniz. Hocam, sizden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Meral Akşener’in de bir kanalda konuşmasını dinlerken dikkatimi çekti. Şehitlerimizle ilgili ‘karşı tarafı sevindirmemek için ağlamayacağım’ dedi. Ayrıca bir haberde okuduğuma göre de; ‘dinimizde bize müjdelenen şehitlerin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonra cennete girecekleridir. İnşaAllah kanları yerde kalmaz. Kalleşlik bu, Türkiye büyük bir devlettir, gereği yapılacaktır’ diye konuşmuş. Hocam, şehit ailelerinden biri de ağlamayacağını belirtti. Sizin konuşmanızın ardından Sayın Meral Akşener’in de aynı konuyu vurgulaması ve şehit ailesinin bu şekilde konuşması Türk Milleti olarak aynı değerleri paylaştığımızın bir kanıtı. Siz ne düşünüyorsunuz?” Figen Gülaçar Tokat’tan göndermiş, merkezinden konunun.
ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah. Meral Akşener delikanlı kardeşimizdir. Delikanlı hanımdır evet. Kanları yerde kalmaz derken tabii oradaki o zalimler, o psikopatlar mutlaka yakalanacaklar ve kanunların uygun, ilgili maddelerine göre cezalarını alacaklardır. Söylüyorum yani oralardadır onlar, fazla uzakta olan bir şey değil. Yani oranın mahalli komünistleri epeyden beri böyle kan dökmedikleri için puslu hava olunca onu hemen kalleşçe değerlendirmişler. Evet, olay o. İddia edilen Ergenekon örgütü bunlara belki bir ay evvelinden, birkaç ay evvelinden bu işi söylemiştir. Onlar da mevsim itibariyle böyle bir ortamı beklediler anladığım kadarıyla. O bizim aslanlarımızı, yiğitlerimizi şehit ettiler. Allah rahmet eylesin inşaAllah. Ahirette cennetin onlar çiçekleri. İnşaAllah. Bayağı sevinecekler şehit olduklarına inşaAllah çünkü şehitler mutlaka cennete gidiyorlar. Yani öyle bir güzellik var elhamdülillah. Orada normal bir ara aşamaları var onların, yani doğrudan cennete alınmıyorlar. Bir yeni bir hayat şekline daha giriyorlar, yani dünya gibi hayat şekline giriyorlar, kendilerine yeni gelecek arkadaşlarını da bekliyorlar. Yani başka yeni gelecek olanları bekliyorlar. Yemeleri, içmeleri her şeyleri çok yerinde oluyor. Yani dünyadan çok daha kaliteli bir ortamda Allah onları orada biraz daha eğitiyor. Yani bir eksiği, kusuru varsa, bir şeyi varsa onlar da tamamen gideriliyor. Oradan doğrudan cennete alınıyorlar. Yani o yönden çok büyük bir avantaj ve bir nimettir inşaAllah. Yani çünkü dünyada olan insanların, Allah esirgesin, doğrudan cehenneme gitme ihtimalleri oluyor, ama şehit için öyle bir konu yok inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Ağzınıza sağlık. Bugünkü programımızın da sonuna geldik. Yarın bizleri Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV’den yine canlı olarak takip edebilirsiniz. Yarın akşam görüşmek dileği ile hayırlı akşamlar diliyoruz efendim.