SUNUCU: Sayın seyirciler ‘Adnan Oktarile Başbaşa’ programına hepiniz hoş geldiniz. Programımız Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV’den canlı olarak başlamıştır. Hemen radyo kanallarımıza geçmek istiyorum. Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, Asr Fm 96.0 Adıyaman. Bunlar da bizi canlı olarak dinleyebileceğiniz, programımızı takip edebileceğiniz radyo kanalları. Yine www.haberhilal.com ve www.harunyahya.tvprogramı canlı olarak seyredebileceğiniz sitelerimiz. Yine soru ve görüşlerinizi bizlerle paylaşabileceğiniz e-posta adresimizi vermek istiyorum ben ahirzamansohbetleri@hotmail.com. Hocam, başlayalım programımıza.
ADNAN OKTAR: Evet, neler yapalım? Oktar Hocam sen ortalarda yoktun bir kere, anlat niye ortalarda yoktun sen?
OKTAR BABUNA: Ben grip geçirdim. Şimdi bir grip salgını var, domuz gribi deniyordu. Hem domuzun, hem insan, hem de kuş virüslerinden karışımlarından oluşan bir virüs. Yeni bir grip olduğu için tabii insanlar bağışıksız ve çok süratle yayılıyor bu nedenle. Biraz da ağır geçti, fakat hastalık da çok hayırlı. İnsana dünya hayatının geçiciliğini, Allah’a yakınlığını arttırıyor. Allah’ın dua etmesi için verdiği bir lütfu oluyor aslında. Hastalık istenmez ama, olduğunda çok hayırlı oluyor. Siz hatta kanser olduğumda bana, sen bunun hikmetlerini bigörürsün demiştiniz Hocam. Hakikaten 6-7 yıl süren bir tedavi olmuştu, çok hayırlı olmuştu. Bu da aynı şekilde insana Allah’ın bir hatırlatması oluyor. Biraz ağır geçti, halsizlik oldu, ateş oldu yüksek ateş oldu. Hatta ben küçük bir anımı müsaadenizle anlatmak istiyorum. Ateşim düşmüyordu benim 2. gün böyle parol gibi ilaçlar var, ateş düşürücü onlardan kullanıyordum. Buna rağmen düşmemişti. Gece 1 ya da 2 sularında kapı çaldı. Hocamız bir arkadaşını göndermiş inşaAllah. Özel bir karışım tarif etti, hakikaten alır almaz ateşim düştü. Ben bunu daha önce de yaşamıştım, kanser tedavisi görürken hücrelerim benim sıfıra düşüyordu kemik iliği nakli geçirmiştim ve en yüksek kemoterapiyi alıyordum, bir insanın alabileceği. Sizin de o zaman tarifleriniz olmuştu yine bu şekilde. Hatta doktor Amerika’da sormuştu sen ne yiyip, ne içiyorsun diye? Ertesi gün çünkü birden bire yirmi binin üzerine fırlamıştı yani sıfırdan. Yirmi bin çok büyük bir sayı tabii, akyuvarlar için.
SUNUCU: Evet geçmiş olsun.
OKTAR BABUNA: Yine o zaman bu sefer yine Hocamızın merhametine, şefkatine şahit olmuş oldum, Allah razı olsun. Her gün de takip etti inşaAllah. Ve geçti, 1 hafta süren işte ateşli bir dönem oldu. İnsanlara Hocamız daha önce tavsiye etmişti, ben de şunu tavsiye ediyorum. Bünyelerini hakikaten güçlü tutacak şekilde beslenmelerine dikkat etsinler. Proteinli, sebzeli, meyveli yiyeceklerle beslensinler. Böyle el sıkışma, öpüşme tarzı şeylerden şiddetle kaçınsınlar, çünkü çok süratle yayılabiliyor. Hasta olan biri, ilk bir gün mesela hasta olduğunu bilmiyor ama, hastalığını bulaştırabiliyor, rahatlıkla bulaştırabiliyor. Bu şekilde yayılabiliyor. Hasta olan da kesinlikle odasından çıkmasın, hatta aile bireyleriyle bile mümkün olduğunca temas etmeden yemeğini, yiyeceğini o şekilde alarak yayılmanın önüne geçilebilir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah şifa verdi maşaAllah. Evet inşaAllah.
SUNUCU: Hocam hasta olursak yandık o zaman. Temas yok, samimiyet yok, bir şey yok.
ADNAN OKTAR: O zaman yapılacak şey, işte odasına girecek 1 hafta -10 gün dünyadan kendini tecrit edecek. Tabii ki o da zor bir imtihan. Ama, hastalığın hiçbir alameti kalmayıncaya kadar, mesela Oktar ona çok dikkat etti. Öksürük şu bu falan kesilinceye kadar tecritte yaşadı adeta. Çok özen gösterdi. Tamamen iyileşince ortaya çıktı. Bazı kişiler hemen böyle tez canlı oluyorlar, hemen ortaya çıkmaya çalışıyorlar. Bir de bu hastalık geri dönme ihtimali olan bir hastalık. Zannediyor ki yani domuz gribini atlatınca bir daha olmaz zannediyor. Bir daha olabiliyor. Yani yeniden olabilir.
SUNUCU: Tekrarlama durumu var.
ADNAN OKTAR: Tabii, tekrarlayabiliyor yani defalarca tekrarlayabiliyor. Onun için böyle gribe yiğitlik olmaz. Soğuğa da yiğitlik olmaz, üstlerine kalın giyecekler. Değil mi üşütmeyecekler. En çok dikkat edilecek şey üşütmemektir, yani vücudu üşütmemek. Genellikle ya soğukta kalıyorlar, ya ceryan da kalıyorlar. Gömlekle mesela bu havada sokağa çıkıyor. Ne olacak diyor 10 dakika dışarıda beklerim, 15 dakika diyor. Orada hastalığı almış oluyor, yani vücut direnci düşüyor.
En önemli konumuz ne?
OKTAR BABUNA: Proteinlerin tesadüfen oluşamaması mı Hocam? Darwinizm?
ADNAN OKTAR: Darwinizm. Darwinizm peki ne meydana getiriyor Türkiye’de? Neler oluşturuyor?
OKTAR BABUNA: Sizin Hocam, çok kitabı var Hocamızın bu konuyla ilgili. ‘Darwinizmin İnsanlara Getirdiği Belalar’ diye, Darwinizm hangi topluma girerse bela getiriyor. Türkiye’deki bölücülüğün kökeninde Darwinizm var. Çünkü Darwinizm Hocamız daha önce defalarca anlattı ama, çatışma mantığını getiriyor. Çatışmanın felsefesi bu yani, sokaktaki bir insan Darwinizm’in ne anlama geldiğini bilmeyebilir. Ama bir ahlak anlayışı getiriyor Darwinizm. Allah’ı reddeden, Allah’ın varlığını inkar eden, insana hayvansın diyen, sen tesadüfen meydana geldin dolayısıyla hiçbir şeye karşı sorumluluğun yok diyen bir mantık veriyor. Bunu bilinçaltına yerleştiriyor ve çatışma mantığını getiriyor. Yani insan çatışan bir hayvandır, hayatta kalmak için mücadele etmek zorundadır. Güçlüyse ayakta kalır, zayıfsa yok olur gider. Bunu siz toplumlara uyarladığınız zaman, buna Sosyal Darwinizm deniyor. Tabii o zaman bölücülük meydana geliyor. Komünizme gidiyor doğal olarak, faşizmi meydana getiriyor, ırkçılığı meydana getiriyor, vahşi kapitalizmi meydana getiriyor. Anarşi ve terörü meydana getiriyor. Halbu ki dinde, merhamet, sevgi, şefkat vardır. İnsanları koruyup kollama vardır. “Bir masum insanı öldürmek” diyor Allah şeytandan Allah’a sığınırım “bütün insanları öldürmek gibidir” diyor. “Bir insanı da kurtarmak, bütün insanlığı kurtarmak gibidir” diyor. Dolayısıyla Darwinizm o kadar çarpık bir felsefe ki, hem de bilimsel olarak geçersizliği kanıtlanmış. Dolayısıyla bu mantığı siz tabii uyarlarsanız topluma tabii ki Komünizm oluyor. Çünkü Marx’ın iddiası bu zaten. Marks çatışmanın, tarihsel çatışmayı materyalizmin mutlak varlığını maddenin, maddenin çatışmayla ilerleyeceği mantığını Marksizme uyarlamıştı. Dolayısıyla sınıflar arası bir çatışma var demişti. İşçi sınıfı kapitalizmi yok edecek, sınıf bilincine ulaşacak, ahlaktan, din, milli değerlerden arınacak ve bununla komünist sistem meydana gelecek. Bunun içinde kan dökme, çatışma gerekir felsefesini yani çatışmanın, şiddetin ilerlemenin temeli olduğu iddia etmişti. Lenin bunları savundu. Dolayısıyla milyonlarca insan öldürüldü, 300 küsur milyon insan öldürüldü 20. yüzyılda.
ADNAN OKTAR: Evet şimdi. Televizyonda Mahir Kaynak Hocamızın kızı vardı demin televizyonda Haber Türk’te Deniz Ülke Arıboğan, Arıboğan evet. Bir de Mehmet Altan evet ikisi konuşuyorlardı. Güzel, yani ikisi de samimi insanlar ama, yani işin özüne hiçbir türlü inmiyorlar. Halbuki inananlarla, inanmayanların bir mücadelesi var yani Darwinist, materyalist, Marksist görüş, o inancı aldıktan sonra, o inancı yaşamak ister o. Yani o inancından vazgeçmez. Nasıl biz Müslüman oluyoruz, inancımız da kararlı oluyorsak, bizim de değil mi şehit olma inancımız var. Cihat inancımız var, cehd etmek yani gayret etmek. Onların da cihat inancı var, cehd etme gayret etme inancı var. Biz nasıl şehit olma inancımız varsa, ama onların tabii şehitliğinde ahiret yok. Ama onların inancına göre yine şehitlik kavramı var. Ve toplumun sonunda komünal topluma dönüşeceği inancı var, bütün toplumun. Ve hatta onlar bir tek bölgeyi değil bütün Türkiye’yi de hedef seçiyorlar. O yüzden bu konuyu bu gözle değerlendirmeyenler eninde sonunda bu gerçekle karşılaşacaklar. Bir kere Kürt kardeşlerimize, her ilde ve her yerde şefkat göstermemiz lazım. Mesela Güneydoğu kökenli olduğunu anlayınca iş vermemek, onları uzak tutmak çok büyük bir zulüm olur. Vicdana, akla hiç sığmaz. Çok büyük günah, ahlaka da yakışmaz ve vicdansızlıktır. Bir de Doğulu vatandaşlarımız, Güneydoğulu çok efendi, çok nezih, çalışkan, mazlum insanlar, mütevazi insanlar, güzel ahlaklı insanlardır. Bu çok ürkütücü Allah esirgesin, bunun bir kere olmaması lazım. İkincisi, böyle dışlayan bir üsluptan şiddetle kaçınmak lazım. Çünkü bu bir oyun, bu oyuna hiç kimsenin gelmemesi lazım. Biz kardeşiz. Kardeş kardeşini bağırına basar, çok sıcak davranır değil mi? Sakın ola ki böyle bir şey olmasın. Bu şehitlerimizin cenazesi, şehitlerimizin merasiminde ben anneler ağlamasınlar dedim. MaşaAllah hakikaten büyük bölümü ağlamadılar, tebrik ediyorum onları yani. Delikanlı aileler onlar maşaAllah, ağlamayacaklar. Çünkü bu bir şereftir, onurdur, çok güzel bir şey maşaAllah. Fakat, ben onu daha önce de söyledim, oradaki o katilleri o bölgede aramaları lazım. Oranın profesyonel katilleri onlar yani oradaki adamlar onlar. Bazı gazeteler çarpıtma yapıyorlar; yani dışarıdan geldiler, şuradan geldiler, buradan geldiler diye. Oradakileri korumak için söz söyleniyor olabilir, oradaki katilleri korumak için böyle yalan haber yayıyor olabilirler. Böyle bir olay yok, katiller oradalar. Yani belli olay. Oranın profesyonel katilleri, yıllardan beri bu imkanı, bu fırsatı kollayan adamlar. Orada dikkatli bir çalışma yapılırsa, istihbaratlı bir çalışma yapılırsa elleriyle koymuş gibi bulurlar onları. Tabii, bu da onlara bir ders olur. Bir daha münasebetsiz, kalleşçe bir hareket yapmazlar inşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam ben bir şey sormak istiyorum. Neden oradaki asıl suçluyu kolluyorlar, neden?
ADNAN OKTAR: Niye kolluyorlar? Çünkü, Marksist, Leninist düşüncede birbirini kollama vardır. Şimdi bazı Marksistler çıkıyor, PKK’yı ayıplıyorlar. İnanın oyun yapıyorlar öyle bir şey yok. Hiçbir Marksist PKK’ya tavır almaz, hemen hemen hiçbiri. Çok nadir olabilir. Yani nasıl Müslüman Müslümanı kolluyor, marksist de marksisti kollar. Yani biz nasıl, Şii, Caferi bize fark etmiyor onları kardeşimiz olarak görüyoruz. Onlar da fraksiyon farkını hiç fark etmez yani. Onlar da birbirlerini kollarlar. Ama, taktik olara karşı gibi davranırlar. Çünkü oraya yerleşmiş bir sol ve komünist bir örgütlenme var, orada bir komünist çete yapılanması var, Tokat bölgesinde. Ve dağlık arazi de bunlar, böyle romantik, Marksist düşünce içerisindeler. O Che havalarına giriyorlar, işte dağlarda falan dağlarda yatmak. Böyle askeri kıyafetler falan. Orada da bizim mazlum kuzularımızı öyle bir yakalayınca, orada kendi kafalarınca kalleşçe bir oyun yapıp, Marksist olduklarını daha çok hissetmiş oldular şu an. O onlarda Marksist, Leninist bir tatmin meydana getirmiş oluyor. Yani bir netice almış oluyor kendince. Onun için Marksistler onlara kesinlikle dokundurmazlar. Yani başka yerde diye şaşırtmaca veriyorlar. Dolayısıyla, istihbarat örgütleri, polis de başka yöne kayacak. Dolayısıyla oradaki o komünist yapılanmaya dokunulmamış olacak. Bütün olay orada. Orada eskiden beri en az bir 20 yıldan beri yaklaşık, hatta daha da eski olabilir. Arazide faaliyet yapan yapılanma var, Leninist. Onlara havale ederek yaptırıldığı anlaşılıyor. Yani üstlerine gidilirse, ki devletin istihbaratı mutlaka vardır onların içerisinde. Çok rahat yakalayabilirler.
OKTAR BABUNA: Hocam siz daha önce de söylemiştiniz. Hakikaten marksistlerin birbirini koruduğuna şey olarak, Avrupa ülkeleri de mesela koruyor bunları birçok sosyalist Avrupa ülkesi.
ADNAN OKTAR: Danimarka, Norveç, İsveç. Sosyalist, Darwinist, materyalist olanların tamamı koruyup, kolluyor. Hollanda, Almanya, İtalyan marksistler, Alman marksistler, Amerika’daki marksistler, diyalektik felsefeyi savunanlar, hepsi savunuyor. Bir de ayrıca da hayranlar. Gerilla mücadelesi yapan komünist dünyada pek kalmadı. Yani Leninist faaliyet yapan çok nadir yani dünyanın bazı yerlerinde var. Bunları o yönüyle çok başarılı buluyorlar ve hayranlıkla Avrupa izliyor ve bunların mutlaka kazanmasını istiyorlar. Halbuki Güneydoğu’daki vatandaşlarımız kazanacak ama Türk-İslam Birliği’ni kazanacaklar, dostluğu ve kardeşliği kazanacaklar. Komünist olmak bölgede küçük bir komünist devlet kurmaya kalkmak onların mahvolması demektir ve yani kitle katliamlarına yol açar bu Allah vermesin. İsrail’i de çatışmaya sokmaya niyetliler. İsrail de kendini korumak için onlarla çatışmaya girmek durumunda kalacak. Hem İsrail’e zarar verecekler, hem onlara zarar verecekler. Böyle karmaşık bir şey, plan güdüyorlar. Bu oyuna hiç kimsenin gelmemesi lazım. Yani özetle millet olarak birbirimizi çok sevmemiz gerekiyor. Darwinizme, materyalizme karşı eğitim çok önemli. Az da olsa mutlaka bilgi edinsinler. Kültürlerini artırsınlar, görgülerini artırsınlar. Az bir bilgi yeterli oluyor ama bence mesela şöyle kısa bilgiler, ne diyor? Komünizmin kurucusu Marx; "Eğer çelişme ve çatışma olmasaydı, var olan her şey, nasılsa öyle kalırdı" diyordu. Bakın "çelişme ve çatışma olmasaydı,” yani oradaki o çatışmayı zaten bir sıhhat alameti olarak görüyor adam yani kan döküldüğünde, orada olay çıktığında, Marksist, Leninist düşünceye göre yani toplumu ilerleten faydalı, güzel bir adım yapılmış oluyor onların düşüncesine göre. Yani bu inanç böyle. Bakın “her şey, nasılsa öyle kalırdı" diyor. Yani durağanlık ölüm olurdu o zaman diyor. Toplum durgunlaşır diyor. Çatışma bizi açar diyor. Mesela komünist lider Lenin “gelişme zıtların mücadelesidir” diyor. Yani Türkler ile Kürtler mesela. Bu bir gelişmedir diyor, çatışacak ki gelişsinler diyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün düşüncesi de bu işte. Yani bu çatışma. O zaman diyor, Türk ordusu hantallaşır, gücünü kaybeder diyor. Çatışacak, kan akacak ki diyor, onun gücünü devam ettirmesi mümkün olsun diyor. Böyle psikopat, şeytani bir inançları var. Mesela Lenin diyor ki; “Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz." Bakın; “Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman.” Şimdi halk ne yapıyor, gazeteler falan? Biz diyoruz ki; ey zalimler, ey ahlaksızlar, ey gözü dönmüşler bu çocukları niye şehit ettiniz diyoruz değil mi? Bakın diyor ki Lenin; “bu kişilerin” diyor “bu basit Marksist prensipleri” bu kadar kolay Marksist prensipleri, “dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz." Hayret ediyor. Yani bu çatışmada kan dökülmesinden daha kolay ne olabilir, diyor yani Lenin diyalektik felsefenin gereği değil mi bu diyor zaten kainat ta diyalektik olarak gelişmiyor mu diyor. Yani niye bunu olay haline getiriyorsunuz diyor. Olmaması mı gerekiyordu diyor, tabii olacak diyor. Yani normalliğinin üstünde duruyor. Bakın Lenin diyor ki; “terörü prensip olarak hiç reddetmedik ve hiçbir zaman da reddetmeyiz” diyor.
OKTAR BABUNA: Tam aleni söylüyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, Güneydoğu’daki halkın eğitimi Leninist eğitimdir. Bakın Lenin diyor ki; “polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak” bakın; polisler, askerler, asker diyor değil mi, askerleri öldürmek diyor. Şimdi ne yapıyor Güneydoğu’da da? Lenin’in dediğini yerine getiriyor. Marksist, Leninist, Stalinist. “Devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak, devletin hazinelerinden paraları almak... Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı,” PKK da biz buyuz diyor zaten. “İnsanları öldürerek, bombalayarak,” sokaklarda da bombalar patlatıyorlar ya, “ binaları havaya uçurarak” mesela binalara monotof kokteyli atıyorlar, yakıyorlar, “korku yaymak” şimdi korku yaydığını düşünmüyorlar mı adamlar? Herkes evine çekiliyor, dükkanlar kapatılıyor, “ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır.” Yani bunu yaptığımızda iktidara geliriz diyor. Ama bu yoksa diyor siz iktidarı unutun diyor. Şimdi PKK’nın da buna ihtiyacı var işte. İktidar olması için buna ihtiyacı var, kendi kafasına göre. Ve onun için de bunu yapıyor. Bunu yaparken yani Leninist eğitim verilirken, mesela şu kısımdan başlayarak anlatayım. Evet sende Darwin’le komünizm ve faşizmin bağlantısı var mı? Ha, evet var, burada var. Faşist lider Mussolini diyor ki; “imparatorluğun zayıflamasını evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına” bağlıyor. Eğer diyor savaştan kaçıyorsanız zaten gelişemezsiniz ki diyor. Kan dökülmüyorsa, adam öldürülmüyorsa nasıl gelişeceksiniz ki siz diyor Mussolini. Adam öldüreceksin ki diyor gelişsin diyor. Çünkü diyor evrim bunu gerektiriyor diyor, Darwin bunu böyle söylüyor diyor. Sen bilimle alay mı ediyorsun diyorlar, bilimle mi çelişiyorsun? Bu bilimin bir gereğidir diyor. Bak faşist lider Hitler; “uluslar ancak Darwin’in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler.” Bakın “uluslar ancak Darwin’in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler.” Yani savaşla gelişebilirler diyor. Darwinizm, Leninizmi getiriyor özetle. Yani Marksizm ve Leninizmi getirir. Devlet eliyle Darwinist propaganda yapılması çok vahim olur. Ama şöyle yapacak devlet. Okullarda Darwinizm çok kapsamlı anlatılması lazım. Marksist felsefe, faşist felsefe, bütün felsefeler çok kapsamlı anlatılması lazım. Ama buna karşılık Darwinizm’in safsata olduğuna dair bilimsel deliller, modern bilimin geliştirdiği bütün bilgiler gençliğe olduğu gibi aktarılmalı. Zaten Darwinizm’i öğrenen bir insan Darwinizm’in açmazını zaten kendi görür. Ama onun geçersizliğini anlatan bilimsel, modern bilimin gelişmesine bağlı izahlar konuyu kökünden halleder. O yüzden Darwinizm’in okutulmaması da çok risklidir. Darwinizm’in geçersizliğinin anlatılmaması da ondan daha da risklidir. Gerçeklerin mutlaka anlatılması gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Hocam sizin vesilenizle inşaAllah %99’a ulaştı Türkiye’de. Fakat o kalan %1 çok gürültü yaptığı için bir şey zannediliyor. Mesela TRT, defalarca değindiğiniz bu konuya gerçi ama, bir program yaptı, 5 dakika. Darwinizm’in geçersizliğini hakikaten çok net, bilimsel bir delille açıkladı. Delillerden bir tanesi o. Ondan sonra 40-50 kişi toplanıp bir yerde bir gösteri yaptıkları zaman böyle bir gürültü oluyor. Bazı bir kısım medya da destekliyor bunları böyle. Halbuki sayıları çok az. %99 kamuoyu yoklamaları gösterdi. Darwinizme inanmıyor zaten artık Türkiye’de inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bana proteinler hakkında bilgi vereceksin.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Var mı hazırlığın?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Proteinlerin, bir kere Hocamızın “Evrim Aldatmacası” kitabından daha detaylı bilgi alabilirler. Genlerle ilgili, DNA ile ilgili kitaplarından detaylı bilgi alabilirler. Proteinlerin çok özel bir yapıları var. Burada gördüğümüz üzere. Bir kere şunu söyleyeyim, proteinler amino asitlerden oluşan zincirler. Aminoasitler de çok küçük moleküller. İnsan vücudunda ve canlılarda 20 çeşit aminoasit var, 20 çeşit aminoasit var. Dolayısıyla her bir nokta için bir protein oluştuğunda 20 tane alternatif oluyor. Her nokta için. Mesela bir ortalama proteinin büyüklüğü ki insan vücudunda yaklaşık 100 bin çeşit protein var, doğada canlılarda, milyonlarca çeşit canlıda Allah trilyonlarca çeşit protein yaratmış. Bunlardan bir tanesini alıp baktığımız zaman biz, mesela 500 aminoasitlik bir protein molekülü diyelim. Her bir aminoasit noktasına 20 tane alternatif oluyor. Bu da yetmiyor. Aminoasitlerin birbirine çok özel bağlarla bağlanması gerekiyor. Bunlara peptit bağları deniliyor. Burada görüyoruz. İki tane aminoasit görüyorsunuz. Birazdan birbiriyle birleşecekler. Fakat doğada sadece proteinlerin oluşumunda bu bağlar kullanılıyor. Bunlara da peptit bağları deniliyor. Yani aminoasitler sadece ve sadece peptit bağlarıyla bağlandıklarında protein oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla bu bağlardan herhangi başka bir bağla bağlandıkları zaman protein olmuyor. İki tane olmazsa olmaz söyledim proteinle ilgili. Birincisi 20 tane aminoasit çok özel bir şekilde dizilecek, peptit bağlarıyla bağlanacaklar, artı bir de özel bir durum var. Bu da açıklanamıyor bilim adamları tarafından. Seçilen amino asitlerinin hepsinin sol elli olması gerekiyor. Bakın buraya baktığımız zaman görüyoruz. Sağ el ve sol el. Sağ el ve sol el birbirinin ayna simetrisidir. Ama üstüste koyduğumuz zaman bakın böyle farklı olarak görebilirsiniz. Buradaki resimde olduğu gibi. Aminoasitlerin sadece sol elli olanları yani sağ elli olanların aynı simetrisi sol elli olanlar seçiliyor proteinlere.
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar sen ne yap biliyor musun? Önce yabancı Darwinist bilim adamlarının protein hakkındaki izahları var. Onları sen bir oku. Teker teker oku. Var mı sen de o? Al buradan oku.
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Tesadüfen meydana gelemeyeceğine dair izahları.
ADNAN OKTAR: Evet, bu Michael denilen vatandaştan başla, biyokimyacı.
OKTAR BABUNA: Evet. Çok tanınmış bakın size darwinist olan bilim adamlarının, güya bilim adamı diyeceğim çünkü insan Darwinist ise aslında bilim adamı değildir. Ya Darwinist’tir ya bilim adamıdır. Çünkü bilim Darwinizm’i yalanlıyor zaten. Bakın darwinist bilim adamlarının itiraflarını okuyorum. Michael Pitman, tanınmış bir biyokimyacı bu Darwinist, diyor ki; “Bilindiği üzere evrende 10 üzeri 80 kadar atom var” Bütün kainattaki, galaksilerdeki, yıldızlardaki atom sayısı 10 üzeri 80 olarak tahmin ediliyor. “Ve Big Bang'in patlamasından bu yana 10 üzeri 17 saniye geçti. Yaşamın devam edebilmesi için de 2000 tane temel enzime ihtiyaç var.” Yaşam için 2000 tane temel robot molekül gerekiyor. Bunlara enzim deniliyor. “Bu enzimlerden bir tanesinin bile tesadüfen oluşması için 10 üzeri 20’den daha fazla bir olasılık gerekir.” 10 üzeri 20 demek 1 rakamının yanına 20 tane sıfırlı bir rakam. 12 sıfırda trilyon olur yani bu aklın sınırlarının ötesinde bir rakam. “Bütün hepsinin tesadüfen oluşması için ise 10 üzeri 40000 ihtimal de bir ihtimal oluşmalıdır.” Yani 1000’in yanına...
ADNAN OKTAR: 10 üzeri 40000, evet.
OKTAR BABUNA: Evet, 1 sayısının yanına 40000 sıfır bu. “Böyle bir ihtimalin oluşması için bütün evrenin organik bir çorba olduğunu düşünsek dahi bu imkansızdır.” Yani bir proteinin tesadüfen oluşması imkansızdır. Her şartta imkansız. Bakın başka biri, Amerikalı evrimci jeolog William Stokes, bu da tanınmış bir evrimci; “Eğer milyarlarca yıl boyunca, milyarlarca gezegenin yüzeyi gerekli aminoasitleri içeren sulu bir konsantre tabakayla dolu olsaydı bile yine (protein) oluşamazdı.” Yani bütün yıldızları, evrendeki galaksileri, aminoasitle doldursanız siz yine bir tane protein tesadüfen oluşamıyor. Evrimci yazar bakın Profesör Cemal Yıldırım, bir Türk evrimci, diyor ki; “yaşamın rastgele ortaya çıkamayacağını kanıtlamak için öne sürülen savlardan birisi de işe yarayabilecek bir enzimin oluşma olasılığının inanılmaz düşüklüğüdür. Tipik bir enzim 100 amino asitten oluşur. 20 tane amino asit bulunduğuna göre 20 üzeri 100 kombinasyon söz konusudur.” Dedim ya size her bir şey için 20 tane alternatif var. “Bu kadar kombinasyon içinde bir seferde şans eseri belli bir enzimin oluşma olasılığı 10 üzeri 130 da birdir.” Bakın bu sayının ismi yok.12 sıfır ile trilyon yapıyor 130 tane sıfır. İsmi yok zaten matematiksel olarak. “Yine göz ardı edinen nokta moleküllerin rastlantısal şans eseri olmadığı işlevsel enzimlerin sürekli oluştuğudur.” Burada özetle bunlar diyorlar ki bir protein tesadüfen oluşamaz. Trilyonlarca çeşit protein var bir tanesi bile tesadüfen oluşamaz. Fakat yine gidip Darwinizm’i savunuyorlar. Bu çok büyük bir çelişki.
ADNAN OKTAR: Ali Demirsoy ne diyor?
OKTAR BABUNA: Ali Demirsoy diyor ki bakın, bu da Türkiye’nin tanınmış evrimcilerinen “bir enzim ortalama 1000 amino asitten meydana gelmiştir.100 amino asitten meydana gelmiş bir enzimin 20 amino asitle verdiği kombinasyon 20 üzeri 100’dür. Tüm evrendeki atom sayısının 10 üzeri 80, evrenin oluşumundan bugüne kadar saniyenin sayısının 10 üzeri 16 olduğu düşünülürse, belirli bir dizilime sahip bir enzimin ortaya çıkma şansının ne kadar düşük olduğu anlaşılabilir. Bu durumda enzimler nasıl ortaya çıkmıştır?”
ADNAN OKTAR: Uzaylılar yaptı diyorlar şimdi değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Ona da cevap verelim mi Hocam? Bu bir kere şunu çok iyi biliyorlar Darwinistler; bir şey bir yerde imkansızsa her yerde imkansızdır.Yani dünyada imkansız olan olan bir şey matematiksel olarak uzayın her yerinde imkansızdır. Bunu çok iyi biliyorlar. Buna rağmen mesela bakın şimdi Dawkins’in bir ifadesi var...
ADNAN OKTAR: Şu profesör Prof. Chandra Wickramasinghe’ı da bir anlat.
OKTAR BABUNA: Peki. Chandra Wickramasinghe bu da tanınmış bir Darwinist California’dan New York Üniversitesi kimya profesörü ve DNA uzmanı Robert Shapiro, “sadece basit bir bakteride bulunan 2000 çeşit proteinin rastlantısal olarak meydana gelme ihtimalini hesaplamıştır. Elde edilen rakam, 10 üzeri 40.000'de 1 ihtimaldir.” Bakın 10 üzeri 40.000 defa deneme yapıyorsunuz siz bir tanesinde protein oluşabiliyor. Chandra Wickramasinghe bu rakam karşısında şu yorumu yapıyor diyorki: “Bu rakam yani 10 üzeri 40.000’de bir ihtimal Darwin'i ve tüm evrim teorisini gömmeye yeterlidir. Bu gezegenin ya da bir başkasının üzerinde hiçbir zaman hayatın doğabileceği bir ilkel çorba olmamıştır ve yaşamın başlangıcı rastlantısal olarak gerçekleşemeyeceğine göre, amaçlı bir aklın ürünüdür.” Yani yaratılmıştır diyor çok açık bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi bu konuyu biraz durduralım. Başka bir konuya geçelim. İnşaAllah.
SUNUCU: Ben o zaman size bir soru ile gelsem. “Hayırlı akşamlar Hocam. Hz.İsa’nın ölmediğini Allah’ın izni ile 2. kez yeryüzüne geleceğini Kuran’a dayanarak kitaplarınızda anlatıyorsunuz. Sanıyorum dünya çapında tanınan yazarlardan Dan Brown’da sizin kitaplarınızı okumuş olmalı ki bence Hz. İsa çarmıha gerilmedi diye yazmış. Hz.İsa’nın çarmıha gerilmediğini kanıtlayacak pek çok delil olduğunu, Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğuna inanmadığını söylüyor. Bu sözleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” demiş Umut Seymen İzmir’den .
ADNAN OKTAR: Akılcı değerlendiriyor. Tabiki Allah’ın oğlu değil. Birde çok çocuksu bir ifade bu.Yani hristiyan kardeşlerimiz milyonlarca insanın dinsiz olmasına sebep oluyorlar. Milyonlarca genç sırf bu yüzden Hıristiyanlıktan koptu ve ayrıldılar. Çünkü yani insan Allah olur mu? Yiyen, içen, uyuyan, doğal ihtiyaçları olan, Allah’a dua eden bir insan Allah olur mu? Allah’ın tecellisi diyebilir.Yani bütün insanlar Allah’ın tecellisidir. Ve Allah’ın peygamberi olduğu açık açık belli iken, bunu yetersiz görüp bakıyorlar peygamber demek yeterli değil ne yapalım. Bakın sevginin bazen böyle çok olumlusuz etkileri olabiliyor yani şeytani sevgiden Allah’a sığınmak lazım. Böyle sevgi olmaz. Bu sefer onu ilahlaştırıyor. Halbuki sevginin Allah için olması lazım, Allah’ın tecellisi olarak insan sevilir. Allah’ın tecellisi olarak sevmiş olsalardı bu tip bir konu hiçbir şekilde olmazdı. Ama inşaAllah Mehdi devrinde Hz. Mesih’in zamanında bu fitne de bu kargaşa da ortadan kalkacak. Tek Allah olduğu, Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olmadığı dolayısıyla ilah olmadığını bizzat kendisi anlatacak gelip. Ancak öyle yatışırlar zaten. Şimdi biz anlatsak da o kadar pek kanaatleri gelmez. Ama Mesih’in bizzat kendisi geleceği için kendisi anlatacağı için daha akılları yatışacak. İnşaAllah. Daha da rahatlayacaklar. Bu önümüzdeki yıllar olağanüstü olaylara gebe. Yani Türkiye’de süratla Türk İslam Birliği’ne doğru gidiyor. Gördünüz 2 yıl önce söylemiştim. Bütün Avrupa Amerika’da şu an bu konuşuluyor. Hasan Celal Güzel geçenlerde bir demeç vermiş. Sevdiğimiz değerli bir insan. Bu bir mucize diyor. Yani bu kadar süratla Türk-İslam Birliği’nin böyle gelişmesi ve aniden böle ortaya çıkması çok çok şaşırtıcı diyor. Çünkü hakikaten 150 yıldan beri yaklaşık uğraşılıyor. En az 100 yıldan beri uğraşılıyor. Türk-Birliği olsun İslam Birliği olsun hiçbir gelişme olmamıştı. Ama şimdi bu süratla gelişiyor. MaşaAllah. Ama bu tabii ırkçı bir birlik de değil. Bir din ırkçılığı da değildir. Yani dine dayalı bir din milliyetçiliği de değildir. Çünkü din milliyetçiliğinde de diğer dinlerden olanı insanlar insan yerine koymaz bazen yani sapkın yorumlanırsa.Yani bir Hıristiyanı insan olarak görmez bir Museviyi insan olarak görmez. Hatta kendi mezhebinden olmayanı insan olarak görmez. Kendi cemaatinden olmayanı insan olarak görmez böyle bir tehlike var. Bu da olmayacaktır. Herkese şevkatle sevgiyle bakan ateistlere de saygılı onlara da insan olarak değer veren, şefkat gösteren, Müslümanları zaten çok seven bağrına basan ama Hıristiyanları Musevileri de şefkatle koruyup kollayan bir yapıdır Türk-İslam Birliği. İnşaAllah. Bununda farkı da tabii Amerika’da Avrupa’da o yüzden şu an destekliyorlar. Normalde Amerika asla kabul etmez böyle bir şeyi. Ama Türkiye’nin öncülüğünde Türk-İslam Birlikteliği’ne ben varım diyor. Kabul ederim diyor. Ama bir mesela Afgan modelini kabul etmem diyor, İran modelini kabul etmem diyor ama Türkiye modeli çok güzel diyor, çünkü samimi şefkate dayalı, merhamete dayalı, modern hayatla içi içe değil mi, bilimi sanatı kucaklayan hoşgörülü, Peygamber Efendimizin ahlakını ve sünnetini esas alan, Kuran ahlakını esas alan bir yapı dolayısıyla bütün dünyada sevgi görüyor. Bakın bütün Fransız aydınları Kuran’ı övüyor şu an, değil mi? Eski Fransa başbakanları Haelan, Sarkozy dahil, Almanlar, İngilizler Tony Blair değil mi? Hepsinde bir İslama karşı sevgi var, Müslümanlara karşı sevgi var, işte bu Kuran’ın gerçeğini bilmelerinden kaynaklanıyor o yönden de çok güzel inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam siz açıkça çok vesile oldunuz yani sizin anlatımlarınızla ben çünkü Hocamızla birlikte şahit oldum, radyolarda ve televizyonlarda konuşmaları oluyor hatta şuna da şahit oldum. Mesela Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olmadığını, üçlemenin bu Hıristiyanlardaki üçleme inancının yanlış olduğunu Hocamız defalarca anlattı ve konuştuğu radyolarda Katoliklerle, Evanjeliklerle, Protestanlarla çok değişik Hıristiyan kanallarda konuştuğunu gördüm. Hiçbir itiraz gelmedi ve hakikaten o da hem hikmetindeki, anlatımındaki hikmetten hem de tabii bu şekilde barış kardeşlik olacağını söyleyince çok akılları yatıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Mutaffifin suresi 83. sure oradan bazı ayetler, “Asla” diyor Cenab-ı Allah, “hayır; onların kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur.” Şimdi bu ayet dikkatimi çekti, bakın kazandıkları, kazanıyorlar bol bol yiyip içiyorlar, kalpleri üzerinde pas tutmuştur, kalpleri üzerinde kolesterolden oluşan tabaka oluşuyor, kalp damarlarında değil mi tıkanma oluyor ve kalp enfarktüsünden birçok insan ölüyor. Ama bu mümin muttaki olanları ben tenzih ederim ama bu tarz olanlar, “hayır; onların kazandıkları,” diyor “kalpleri üzerinde pas tutmuştur.” Yani hayır yoldan gelmeyen, samimi yoldan gelmeyen yiyeceklerin, kazancın insana felaket getireceğine Kuran dikkat çekiyor. Mesela burada kolesterolün etkisine de Kuran dikkat çekmiş oluyor değil mi, kapalı bir üslupla dikkat çekiyor. Mesela yine aynı surenin 5. ayetinde “büyük bir günde, insanların” 6. ayet şeytandan Allah’a sığınırım, “İnsanların, alemlerin Rabbi için kalkacağı günde.” Tabii bu kıyamete de bakıyor ama aynı zamanda insanların kalplerinin açılacağı manevi dirilişe de bakan bir ayet. Yani İslam’ın hakimiyetine de dikkat çekiyor çünkü büyük bir günde, İslam’ın hakimiyetinin açıklandığı gün aynı zamanda ona da bakıyor. “İnsanların, alemlerin Rabbi için kalkacağı günde.” Yani bütün insanlığın imanla ayaklanacağı günde ona da bakan bir ayet, 5 ve 6, 5 ve 6. ayetler. Aynı zamanda değil mi, Risale-i Nur’un da serbest bırakıldığı tarihe de işaret ediyor, inşaAllah. Mesela Tekvir Suresi 3. ayet mesela “Dağlar, yürütüldüğü zaman,” diyor ayette “Vahşi-hayvanlar, toplandığı zaman,” deprem öncesinde vahşi hayvanlar bir araya gelip toplanıyorlar, bu bilinen bir şey, bak Kuran ona dikkat çekiyor, “Vahşi-hayvanlar, toplandığı zaman,” kıyametten önce vahşi hayvanlar yine bir araya toplanacaklar yani felaketi seziyor hayvanlar hepsi bir araya geliyor Allah’ın hikmeti, mesela büyük depremlerde de öyle biliyor hayvanlar, birçok hayvan biliyor.
SUNUCU: Evet malum oluyor onlara da Hocam değil mi sanki?
ADNAN OKTAR: Evet net biliyorlar, mesela güvercinler, kuşlar, kediler hepsi biliyor karıncalar hatta karıncaların tavrından depremi önceden tespit etmeye çalışan insanlar var, bazen de biliyorlar hakikaten. Nazirat Suresi bakın Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım, “Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun.” Bakın ta en derinden ölüm anında dinsizlerde acı ile ve en derinden canın böyle dikenli bir çalı gibi çıkması mevzu bahis, ayet ona işaret ediyor. Bak 2. ayette diyor ki, “Yumuşacık çekip alanlara,” bu da müminlerde oluyor. Hiç en ufak bir his duymuyor yani ruh alınırken ne bir rahatsızlık ne bir huzursuzluk duyuyor, gayet rahat alınıyor canı. “Yüzdükçe yüzerek gidenlere,” vefattan sonra ruhun yüzerek gittiğine işaret ediyor ayet yani bir yüzme tarzında. “O sarsıntının sarsacağı gün,” birinci darbe ilk kıyametteki ilk birinci darbe, büyük bir göktaşı çarpacak inşaAllah dünyaya, o birinci darbe. “Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek,” ikinci bir göktaşı daha çarpacak peş peşe ondan sonra kıyamet başlıyor, ayet ona dikkat çekiyor bakın. “O sarsıntının sarsacağı gün” 6. ayet, 7 “Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek, o gün yürekler dehşet içinde hoplayacak,” yani müthiş bir korku olacak diyor Allah. “Gözler zillet içinde düşecek” yani korkudan gözler devrikleşecek böyle anlamsız ve donuk hale gelecek. “Derler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz? Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?" bakın “çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı? Derler ki: "Şu durumda, zararına bir dönüştür bu." diyorlar yani eğer öyle bir şey olursa zararına bir dönüştür bu diyorlar. Aleyhlerinde olacağını biliyorlar tabii ki. Oysa bu, “yalnızca tek bir haykırıştır” diyor Allah tek bir ses yani insanlar dirilmeden önce bir ses duyacaklar bütün her yerde. “Bir de bakarsın ki, onlar, yerin üstündedirler.” Hepsi ayaktadırlar diyor birden ayağa kalkacaklar diyor Allah. Ve soruyorlar “bizi bu yattığımız yerden kim kaldırdı” diyorlar onun şaşkınlığı içinde yani toplum onu anlayamıyor, geçmişlerini hatırlamaya çalışıyorlar dünyayı hatırlıyorlar, çok kısa bir süre kaldık diyorlar ama çok kısa bir rüya gördüklerini zannediyorlar yani öğleden akşama kadar veyahut günün çok kısa, 1 saat kadar mesela kimi de diyor ki 1 saat kadar diyor ben yaşadım ben diyor, kimi de diyor göz açıp kapama vakti kadardı diyor çok azdı, o kadar da çıkaramıyor. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar? O büyük haberi mi?” Bu ayrıca kıyamete bakar ama hem de Mehdi’nin zuhuruna da bakan bir ayet. “Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar? Şu anda da soruyorlar Mehdi ne zaman çıkacak, Mesih ne zaman gelecek birçok kişi birbirine soruyor değil mi? “O büyük haberi mi?” diyor yani o büyük zuhurumu aynı zamanda. “Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler.” Kimi diyor ki işte Mehdi gelmiştir, kimi gelecektir, kimi geçmişte kalmıştır, kimi Mehdi yoktur diyor. “Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler.” diyor yani tartışma var. Halbuki Mehdi geldi ama bir kısmı gelecek diyor, bir kısmı geçmişte diyor. “Hayır; pek yakında bileceklerdir.”diyor Allah. “Yine hayır; pek yakında bileceklerdir.” 4 ve 5. Ayetler. Bakın iki kere tekrar varsa burada bir şey vardır. “Yine hayır; pek yakında bileceklerdir. Hayır; pek yakında bileceklerdir.” Bakın 4’te “hayır; pek yakında bileceklerdir,” 5’te “Yine hayır; pek yakında bileceklerdir. İki kere tekrar 4 ve 5. Said Nursi kaçta diyor kıyamet için?
OKTAR BABUNA: 1545 evet.
ADNAN OKTAR: 1545, 4, 5 ne oluyor?
OKTAR BABUNA: 45.
ADNAN OKTAR: İki kere tekrar. Bir şey anlatılıyor yani Kuran’ın gizli anlatımlarından bir tanesi bu, bir işarettir. 1545’e bakan işarettir inşaAllah. “Üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik.” Mesela bu Kuran’ın mucizesidir. Gökyüzünün 7 kat olduğu sonradan anlaşıldı. 20.yüzyılda anlaşıldı, daha önce bilinmiyordu, Kuran’ın bir mucizesi bu. “Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.” Yüzerek ve dalga dalga, dalgalar halinde geleceksiniz diyor Allah. Böyle deniz dalgaları gibi, ruhların geliş şekli. “O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.” Gökte de kapılar açılacak diyor onu da o zaman insanlar görecekler ne demek olduğunu. “Dağlar yürütülmüş, artık bir serap oluvermiştir.” Sanki bir görüntü olmuştur artık dağlar diyor. Dağlar kum gibi dağılmaya başlıyor fakat Allah bir seraba benzetiyor. Görüntü haline gelirler diyor, bir görüntü gibilerdir diyor ki zaten kainatta bir görüntüdür, beynimizin içinde yani dışarıda aslı vardır ama biz görüntüsü ile muhatap oluruz. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Mürselat Suresi. “Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun;” 1. ayet; bu peygamberlere bakıyor ama aynı zamanda da Mehdi ve İsa’ya bakıyor çünkü Mehdi önden geliyor, arkasından Hz. Mesih geliyor diyor. “Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun; derken kökünden” konuyu etkisiz hale getirenlere, savuranlara diyor Cenab-ı Allah ki, biz de ahir zamanda Darwinizmi kökünden koparttık. “Derken kökünden koparıp savuranlara” diyor Allah ayette, bir de savurup attık yani yıkıp savurup attık. Kuran aynı zamanda buna da bakıyor. “Yaydıkça yayanlara.” İslam’ı Kuran’ı yayıyoruz değil mi? İslam bütün dünyaya yayılıyor, Darwinizmin Materyalizmin geçersizliği bütün dünyaya anlatılıyor.”Böylelikle ayırdıkça ayıranlara” yani küfürle İslam’ın arasındaki farkı iyice vurgulayanlara, Allah onların üzerine yemin ediyor, işari manasını söylüyorum ben. “Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara;” Kuran’ı insanlara öğretenlere, biz mesela her yerde zikr bırakıyoruz, televizyonlardan, radyolardan değil mi, kitaplardan her yere zikr bırakıyoruz, Kuran’ı onlara anlatıp öğretiyoruz. “Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.” Yani Mehdi’nin zuhuru ki 7. ayet. 2017 de bakıyor aynı zamanda bak “Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.” Birinci anlamı kıyamettir, ikinci anlamı Mehdi’nin gelişidir. Evet, cennetten bahsediyor. “Meyvelerin gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça, kolaylaştırılmıştır”, diyor. Şimdi biz oturuyoruz meyve dalı burada dala işaret ettiğimizde dal sarkar yani meyvesi sarkar, alıp koparırsın, dal geri yerine doğru gider yani senin gidip dala uzanmana gerek yok yani elini uzatsan dal sarkar, bak ayet ona işaret ediyor diyor ki; “devşirilmeleri” yani alınmaları kolaylaştırılmıştır demiyor Allah bak “kolaylaştırdıkça kolaylaştırılmış” yani olağanüstü kolaylaştırılmıştır diyor. Sadece oturduğu yerde elini uzatması yetiyor inşaAllah. Ölüm anını anlatıyor Allah İnsan Suresi’nde, “Artık gerçekten kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.” İnsanların ölümden önce öleceğini bildiklerini anlatıyor Allah, açıklıyor. Yani her insan ölümünden önce öleceğini biliyor. “Artık gerçekten kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır. Ayaklar birbirine dolaştığında” ayak ölümün alametlerinden biri de ayak hislerinin karışmasıdır yani sağı sol, solu sağ birbirine karıştırır yani ayağı yokmuş hale gelir. Yani ayak bir blok haline geliyor yani aşağıda ayak hissi sanki bir sütun gibi yani ayağı yok orada. Kontrolden çıkıyor yani sağı sol, solu sağ gibi karışmış durumda, bir blok his vardır, sadece blok bir his ölüm öncesinde. Yani bu sonradan kollara hızlı hareket ediyor tabii. Sonra da kollarda kontrol kayboluyor yani sağ sol, sağ sol birbirine giriyor, bloklaşıyor. En sonunda da diyor, hançereye dayandığında can ağza doğru yukarıya doğru yani ayaktan vücuttan yukarıya doğru çekiliyor ağzına kadar yaklaşıyor, ağzından çıkar canı. Mesela bak, “O gün sevk yalnızca Rabbine’dir, fakat o ne doğrulamış ne de namaz kılmıştır” diyor Allah. Yani ne doğru diyorsunuz bak Allah’ın çok manidar buradaki ifade “fakat o ne doğrulamış” birinci derece bunu söylüyor Allah, bir kere doğrulamanın önemini söylüyor Allah. Yani “la ilahe illallah muhammeden resulullah” diyor bununla bir Müslüman oluyor, bunun affedilmesi umulur, bunu Allah birinci dereceden alıyor. Ama arkasından ne diyor ayette? “Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.” Arkasından da en önemli şeyi söylüyor; namaz kılmak. “Ancak o, yalanlamış ve” kabul etmediği gibi yalanlıyor, yalanlamak için uğraşıyor, din aleyhinde propaganda yapıyor ve yüz çeviriyor, Müslümanlardan da kaçıyor. “Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.” Bir de enaniyet kibirle hava atarak çalım satarak yakınlarının arkadaşlarının, ahbaplarının yakınlarının yanına gidiyor. Ayette diyor ki Cenab-ı Allah, “Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.” diyor yani buna müstahaksın diyor ama dahasına da müstahaksın diyor, “Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.” diyor Allah, iki kere tekrarlıyor ayet tabii burada bir şey var. “İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?” yani imtihan edilmeyeceğini mi sanıyorsunuz diyor Cenab-ı Allah. Evet kaç dakikamız var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: 4 dakika Hocam.
ADNAN OKTAR: 4 dakikamız var tamam. Ma’un Suresi, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, “Dini yalanlayanı gördün mü?” din aleyhinde propaganda yapan, Müslümanlar aleyhinde propaganda yapan, İslam’ı Kuran’ı savunanlara aleyhinde çalışma yapanlar. “İşte yetimi itip-kakan; yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.” Öyle gaddar ki yetime de zulmediyor, yoksulların doyurulmasını istemiyor, fakirlere yardımı da istemiyor. “İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, gösteriş yapmaktadırlar.” Müslümanlardan da var böyle bakıyorsun tam sarıklı, Cübbeli tam Müslüman görünümünde ama hem gaddar hem Müslümanlara karşı öfkeli, yetimlere karşı çok gaddar, yoksulu doyurmaya teşvik etmiyor, kendinin hayatını önemli görüyor, kendini rahat yaşatacak şekilde bir tavrı oluyor. “Ve ‘ufacık bir yardımı (veya zekatı) da engellemektedirler.” Yani Müslümanlara yardım edildiğinde de aralarında niye para topluyorsunuz, işte evini satıp parasını veriyorsun, arabasını satıp parasını veriyorsun, niye İslam’a Müslümanlara para veriyorsun tarzında, Müslümanların gayretini ve şevkini durdurmaya çalışanlara da Kuran işaret etmiş oluyor.
SUNUCU: Hocam bunlar kimdir nedir? Niye böyle yaparlar peki?
ADNAN OKTAR: Bunlar kaderde Allah’ın yönlendirdiği Allah’ın bu şekilde yarattığı imtihan için gerekli olan varlıklardır. Mesela Mehdi devrinde İstanbul’da Mehdi’ye karşı bir yobaz zuhur edecektir. Bu onun kaderi. Yani istese de istemese de yapar onu. Yani ki ister. Allah onu öyle yaratmıştır. O görevini yapacak. Vakti, saati gelir o, getirtir Allah İstanbul’a, hiç alakasız bir yerden alır getirtir. Hiç alakasız insanlara destek oldurtur. Allah onu ortaya çıkarır ona bir faaliyet yaptırır. Ve o mutlaka vazifesini yapar. Yani o, onun kaderindedir. Bir dakikamız varmış tamam peki o zaman. İlanlardan sonra konuşuruz.
SUNUCU: Kısa bir reklam arası, biz yine buradayız reklamlardan sonra.
Ve programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam buyrun devam edelim isterseniz.
ADNAN OKTAR: Senin soruların var gibi geliyor bana.
SUNUCU: Aslında evet sorularım da var. Ben hemen size bir tanesini sormak istiyorum. “Selamun Aleyküm Hocam” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
SUNUCU: Aleyküm Selam. “Ahir zaman Deccali bir şahıs mı? Yoksa bir fikir akımı mıdır? Şahıs ise şu an yaşıyor mu?” diye sormuş bir izleyicimiz. Sakarya’dan Yavuz Yiğit.
ADNAN OKTAR: Deccali şöyle bulsunlar. İslama, insanlığa en çok zarar veren şey ne şu an? Yani insanlara kan dökme hırsı veren, insanlardan sevgiyi alan kardeşlik hissini alan, derin duyguları alan, insanları, birçok insanı hayvanlaştıran, vahşileştiren düşünce nedir? Darwinizmdir. Komünizmin, faşizmin kökeninde ne var? Darwinizm var. O zama tabii olarak biz buluyoruz. Yani mesela gelseler deseler bize insanların temizlenmesine yarayan bir nesne var bir şey var. Bir de bakıyoruz ki su diye bir şey var. Yani yıkandığımızda temizliyor insanı. Değil mi? Arındırıyor, rahatlatıyor. E, biz suyu biz öyle anlarız. Mesela bir de ateşten bahsediyor. Belli yani ateş dediğin yakan, insanı yakan bir şeyle karşılaştığımızda da bu ateştir yani. Şu ateştir demeye gerek yok. Onun yanına gittiğimizde zaten görüyoruz ateşin ne olduğunu. E Deccaliyeti de onun bizi yakmasından anlıyoruz. Yani şu an toplumu yaka nedir? Toplumun canını yakan? Darwinizm. Said Nursi’de Darwinizm olduğunu belirtiyor. Yani Mehdi’nin mücadele edeceği sistemin de bu olduğu anlaşılıyor. Ona bağlı olarak her türlü terör, anarşi, kan dökme, komünist, faşist düşünceler, vahşi kapitalizmin tamamıdır Deccaliyet. Dolayısıyla bakan bir göz bunu çok rahat görüyor. Ama şahıs olarak bir Mesih Deccal çıkacaktır ahir zamanda. Hipnoz özellikleri olan ama bu o kadar etkili bir şahıs değil. O kadar önemli de olmayacak. Asıl kastedilen Deccal Darwinizm’dir. Dünyayı kasıp kavuran. Mesih Deccal onun devamı olarak, yani Darwinizmi, Materyalizmi açıklayamayınca işte uzaylılar, cinler, periler devreye girecek. O nevinden bir adam yani yine evrimi savunacak ama işte ben yaptım, ilk kromozomları ben meydana getirdim, ilk hücreyi ben meydana getirdim. Ondan sonra ortalık evrimle gelişti. İşte ben uzaydan geldim. Uzaydan bilmem ne galaksisinden gelen bir varlığım ben, olağanüstü yeteneklerim var… Böyle ipsiz sapsız, manyaklık yapacak bir tip. Dolayısıyla bunu Mesih etkisiz hale getirecek. Yani şarlatan cins bir tip olacak.
OKTAR BABUNA: Hocam bu Richard Dawkins de uzaylıların yaptığını söylemişti. Ama kendisi 96 yılında kendisini yalanlayan bir ifadesi var onu okuyalım mı? Uygun olur mu okumamız?
ADNAN OKTAR: Yani şimdi Dawkins deyince bir nokta koyacaksın. Uzaya olayı getirdiyse tamamdır zaten.
SUNUCU: Hocam ben bir sonraki soruma geçmek istiyorum. “Hayırlı akşamlar dilemiş izleyicimiz. Size de hayırlı akşamlar. Sayın Hocam 2 milyon Müslümanın yaşadığı Moskova’da sürekli yeni camiler inşa ediliyor. Kremlin’e sadece 3 km mesafede bulunan yeni inşa edilen merkez camiinde toplam 25 bin kişi namaz kılabilecek durumda inşaAllah. Devlet başkanı Dimitri Medvedev’in ziyaret ettiği Merkez Camii’nin 75 metre yükseklikteki minareleri Kremlin’den görülebilecekmiş Hocam. Dünya çapında Müslümanları sevindiren güzel haberler geliyor sürekli. Siz bu duruma ne diyorsunuz?” diye sormuş Elif Altuner, Rize’den.
ADNAN OKTAR: Bunların hepsi ahir zamanda İslamiyet’in bütün dünyayı kaplayacağının alametleri. Bak herkes sevmeye başladı. Putin de İslamı seviyor, Medvedev de seviyor, Fransızlar da seviyor. Ama hangi İslam’ı seviyorlar? Gerçek İslam’ı. Sevgi, barış, kardeşlik, dostluğa dayalı, kültürü, sanatı, estetiği, bilimi savunan ve özgürlüğü savunan gerçek İslam’ı savunuyorlar. Dolayısıyla asma, kesme, dövme, küfretme, kavgayı İslam’a mal etmeye çalışan terörist gerici düşünceyi değil. Yani bunlar İslam’a sonradan ilave edilmiş iftira izahlardır. İslam sevgi, huzur, rahatlık, neşe, bayram coşkusu, deli aşık ruhudur. Yani her yerin güzelleşmesi ve cennet ruhunun dünyaya gelmesidir. Budur İslam. Yani kardeşlik ruhuyla, o coşkuyla onu yaşamaktır. O olmadıktan sonra ona biz İslam demeyiz. İslam adına yalan söylüyor mesela kan dökenler, rezalet çıkaranlar, hatta şimdiden hazırlık yapanlar var. Şiileri, caferileri doğramak gibi çok çirkin üsluplar kullanıyorlar. Onlar hepsi bizim kardeşlerimiz. Irk ayrımına dayalı husumet de ahlaksızlıktır. Din ve mezhep ayrımına dayalı kin ve nefrette de yine ahlaksızlıktır. Yani Allah’ın kullarının hepsine şefkat duyulması lazım. İman edenleri Allah ahirette zaten yargılayacak. Hakedenler de neyse onun karşılığını alacaklar inşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam. Şimdi başka bir görüş bildireceğim size. “Adnan Hocam, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan Amerika gezisinde şunları söyledi: ‘Bizi Avrupa Birliğine istemiyorsanız söyleyin. Size muhtaç değiliz. Biz Doğu’ya bakarken Batıyı kaybetmeyiz. 360 dereceyle tüm dünyaya bakıyoruz. Türkiye gündem belirleyen ülkedir’ demiş. Hocam siz 2008 yılında bir röportajınızda şöyle demiştiniz: ‘Avrupa Birliği’ne şanla, şerefle, ihtişamla girelim. Türk-İslam Birliği’nin lideri olarak girelim. Yoksa Avrupa Birliği’ne girip onlardan para istemek, iş istemek Türk milletine yakışmaz. Yani bizi kurtarın der gibi bir tavır bize yakışmaz. Biz onları kurtarmaya gideriz. Biz onlara para veririz. Biz onlara ekonomik imkanlar sunarız. Ve lider olarak gireriz.’ Bu konuşmanızın lider olma yolunda ilerleyen Türkiye için gerçekleştiğine şahit oluyoruz değil mi Hocam?” demiş Abdurrahman Öner.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Doğru söylüyor, tabii. Müslümanlar onurludur. Türkler onurlu, haysiyetli, şerefli millettir. Kimseden bir şey istemez. Dağıtandır Türk milleti. Değil mi? Fedakarlık yapandır. Misafir ağırlayandır. Yani çıkarcı değildir Türk milleti. İnsanların iyi olması için, onların güzel olması için fedakarlık yapan bir millettir. Dolayısıyla Türklere Müslümanlara yakışacak bir tavır içinde olacağız tabii ki.
SUNUCU: Yine Kahramanmaraştan bir izleyicimiz şöyle bir fikrini paylaşmış bizimle. “Değerli Hocam, Azerbaycan İran’a yönelik vize uygulamasını kaldırmış. Ocaktan itibaren artık Azerbaycanlı vatandaşlar rahat rahat İran’a geçiş yapabilecekler. Ayrıca Bahreyn’de düzenlenen uluslararası İslami Bankacılık konferansına katılan Kazakistan, ülkemizde İslami bankacılığın geliştirilmesini istiyoruz mesajını verdi. Tüm bu gelişmeler bahsettiğiniz Türk İslam Birliği’nin hızla gelişmesinin bir kanıtıdır maşaAllah.” demiş Tarık Açıkgöz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak müjde yağıyor. Yani bu konuların söylenmediği bir gün var mı? Her yerde vizeler kalkıyor, her yerde kardeşlik bağı güçleniyor, her yerden Türk-İslam Birliği’nin bir haberi geliyor. İki yıl önce hemen hemen hiç konuşulmazken, şu an ana gündem bütün dünyada. MaşaAllah.
SUNUCU: Ve yine devam ediyorum. “Selamun aleyküm” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: Hale Hanım. “Muhterem Hocam, Müslümanlarla Musevileri birleştirici tavrınız örnek alınmaya başladı diye düşünüyorum. Hepimiz bir olan Allah’a inanıyoruz dolayısıyla dostuz. Bu dostluk örneği Danimarka’da da kendini gösterdi. İsviçre’de yapılan referandumda sandıktan minare yasağına evet çıkması üzerine, Danimarka’da benzeri bir yasakla karşılaşmamak için Müslümanlar ve Museviler olarak ortak bir platform oluşturdular. Bu platform Allah’a inananları bir araya getirecek ve din, vicdan özgürlüğüne karşı birlikta hareket etmeyi amaçlayacakmış.”
ADNAN OKTAR: İşte ne kadar güzel bakın. Ayrı ayrıyken mağlup olan diyor Said Nursi, Hıristiyanlık ve Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık diyor, birleştiklerinde diyor, galip olacak istidadındayken diyor. Yani Mehdi (a.s.) devrinde. Cism-i beşerisiyle semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.)’ın nuzulü,yani yeryüzüne inişi, kati olmakla beraber diyor, kesin olmakla beraber diyor. Yani mutlaka inecek diyor Hz. İsa (a.s.). Ve mutlaka İslam dünyaya hakim olacak inşaAllah. Ama Hıristiyanları Deccal olarak gösteren, Hıristiyanlara da Müslümanları Deccal olarak gösteren sistem de masonluktur. Asıl Deccal ordusu onlardır işte. Onlara karşı sevgiyle, barışla, kardeşlikle, sevecenlikle, ilimle, kültürle mücadele edeceğiz inşaAllah. Kırarak, yıkarak değil inşaAllah.
SUNUCU: Evet. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR : Aleykümselam.
SUNUCU: “Size, bugün ve her zaman başıma gelen bir kıssa anlatmak istiyorum. Sayın Hocam, insanlara ne zaman komünistlerden, Marksist hareketlerden, Darwin’den veya bu tür konulardan bahsetsem insanların çoğunun eksik bilgiye sahip olduğunu görüyorum ve bu konuda hep önyargılı bir tavırla karşılanıyorum. Sayın Hocam, ne zaman Allah’tan bahsetsem insanlar o an ilgili ama sonrasında hiç böyle bir sohbet etmemişiz gibi farklı bir tavırla hayatı yaşadığını sanıyorlar. Allah biliyor ki ben sizi çok seviyorum ve siz bana, imanıma kavuşmaya vesile oldunuz. Her zaman namaz için bir bahanem vardı ama sayenizde namazımı 5 vakit kılıyorum ve inanılmaz bir huzur içindeyim. Kendimi gerçek bir insan olarak görüyorum inşaAllah. Allah yar ve yardımcınız olsun” demiş Sayın Alemdar Yılmaz, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Alemdar’ın şaşıracağı bir şey yok. Mehdi (a.s.) öncesinde böyle bir ortam olacak, insanlar topluluklar halinde, böyle büyük heyecan ve galeyan dalgalar şeklinde İslam’a girecekler. İşte o zaman biz Allah’a hamd edeceğiz, Allah’a şükür edeceğiz, Allah’tan bize böyle bir nimet verdiği için çok razı olacağız inşaAllah. Mesela Asr Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Asr’a and olsun”, diyor Cenab-ı Allah, yemin ediyor. “Gerçekten insan ziyandadır.” Yani Darwinizme, materyalizme, komünizme, dinsizliğe düşen her insan ziyandadır diyor Allah. Ancak iman edip, samimi tavırlarda bulunanlar, yani “Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar”. Bu cümle bakın, “ancak iman edip salih amellerde bulunanlar”, 1979 yılını veriyor ebcedi, harf toplamı. Yani Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor. Bak,” iman edip salih amellerde bulunanlar”. Mehdi (a.s.) ve cemaatine bakıyor inşaAllah. “Birbirine hakkı tavsiye edenler.” Yani mesela biz birbirimize hakkı tavsiye ediyoruz, doğruyu anlatıyoruz. “Ve birbirine sabrı tavsiye edenler,” sabırlı olun diyoruz. Sabır niçin olur? Zor bir ortam vardır, dinsizler vardır, ateistler vardır, ters insanlar vardır, ters konuşma vardır, ona sabredilir. Yemek yemeye sabır edilmez. Değil mi? Eğlenceye sabır edilmez. Zorluğa sabır edilir. Dolayısıyla böyle bir devrin olacağına Allah Kuran’da dikkat çekiyor. Efendim... Nasr Suresi, işte kardeşimize mesela bu ayeti özellikle okumasını tavsiye ediyorum. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman,” demek ki bu ayrı bir vakit bu. Allah’ın yardımı ve fetih ayrı geliyor. Yani fetih bütün insanların dine girdiği dönem. “İnsanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,” demek ki bakın, insanların Allah’ın dinine dalga dalga girecekleri bir zaman gelecek. Topluluklar halinde, büyük topluluklar halinde ve peş peşe. Ebcedi kaç ediyor? 2016. Yani İslam’ın dünyaya inşaAllah hakimiyetinin başladığı tarih. Dalga dalga insanların dini girmeye başladığı tarihi veriyor, bakın. “Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde”, baksınlar harfleri toplasınlar, tam 2016 veriyor. İnşaAllah. Yani ebced bilenler bilirler. Ama Cenab-ı Allah diyor ki, “hemen Rabbini hamd ile tespih et” böyle bir durumda. Allah’a hamd et çünkü ben yapıyorum diyor Allah. Yani iman et demek, insanları imandan çıkartmak da Allah’ın gücündedir, iman ettirmek de Allah’ın gücündedir. Mesela Kevser Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik” diyor Cenab-ı Allah Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e, “Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu, asıl ebter olan sana kin duyandır.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e o devirde kin duyuyorlar, senin diyorlar, soyun kesik, senin soyun ilerlemeyecek diyorlar. Cenab-ı Allah, öyle bir şey yok senin soyun devam edecek diyor. Nasıl anlı-şanlı bitiyor? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan Hz. Mehdi (a.s.) ile bitiyor. Dünyanın sonu. Yani büyük çok şanlı bir bitiş var. “İşte sana Kevser’i verdik .” budur aynı zamanda işaret. Yani Mehdi (a.s.) ve talebeleri. İslam’ın dünyaya hakimiyeti. Ebcedi kaç? 1453. Hem İstanbul’un fethi tarihini veriyor, manevi fethini, hem de hicri olarak, bakın miladi 1453 ile İstanbul’un fethini veriyor, Fatih zamanını. 1453’te de tam dünya hakimiyeti devrini veriyor. Yani Mesih (a.s.)’ in ve Mehdi (a.s.)’nin en son, en şaşalı ve en güzel döneminin tarihidir 1453. Bak, “Şüphesiz, Biz sana Kevser'i verdik.” diyor Allah işte. O da gerçekleşmiş oluyor. Hani soyu kesikti Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in o zaman. Mehdi (a.s.) neyi o zaman? Ve dünyaya hakim etmiş Allah, torunu, Peygamber (s.a.v.)’in torunu dünyaya hakim oluyor. Evlatlarımdan diyor Mehdi (a.s.). Yani Peygamber (s.a.v.)’in evladı dünyaya hakim oluyor. Ve dolayısıyla Peygamber Efendimiz(s.a.v.) ‘e ebter, soyu kesik, diye kin duyanlara Allah böyle cevap vermiş oluyor. Ve bu ahir zamanda bu cevabı alacaklar işte. Az bir süre kaldı bu cevabı almalarına inşaAllah.
Sen soru sormak için sabırsızlanıyormuşsun gibi geliyor bana.
SUNUCU: Evet Hocam, bir tane var.
ADNAN OKTAR: Hadi bakalım...
SUNUCU: Şimdi, Ahmet Bey aslında bunu çok merak ediyormuş. “Adem ile Havva’dan insanlık nasıl üredi?” Ben de çok merak ediyorum bu konuyu.
ADNAN OKTAR : Evet. Adem ile Havva önce biliyorsunuz cennetteydiler, gayet rahatları yerindeydi. Şeytan onları ürküttü, korkuttu ve vesvese verdi. Yani onların soyunun devam edebilmesi için, yani sonsuza kadar yaşıyabilmesi için, işte yapmaları gereken bir şeyi onlara tavsiye etti, yasak bir meyva. Onun ne olduğunu bilmiyoruz, müteşabih olabilir bu. Bunu yaptıktan sonra, Allah diyor, “ayıp yerleri onlara göründü” diyor. Artık yani insan, insan aczi başlıyor. Değil mi? Allah onları dünyaya indiriyor. Zaten aczini gördüğünde Adem, yani insani aczini gördüğünde ağlamış yani olayın şiddetinden. Yani çok çok rahatsız olmuş. Ama o imtihan için ona gerekliydi. Adem’le Havva annemiz, ikisinin evliliğinden birçok evlatları oldu, birçok çocukları oldu. Helal haram Allah’ın demesine göredir. Yani o zamanlar kardeşlerin evlenmesi helaldi. Sonradan haram kılınmıştır. Soyların artması için, evet. İlk başta helaldi. Yani çirkinlik Allah’ın demesiyle olur. Mesela zina haramdır. Allah’ın demesiyle oluyor. Yoksa olmaz. Yani çirkini biz Allah’ın demesinden öğreniriz. Mesela şarap haram diyor Allah, çirkin diyor. Biz çirkin görüyoruz. Domuz eti yemeyin diyor Allah. Çirkin görüyoruz. Allah helal deseydi yerdik. Bilmeyiz yani. İnşaAllah. Onun için yani mesela şefkati, merhameti, sevgiyi bize fıtraten vermiştir Allah ama Kuran ayrıca onu vurgular. Yeniden onun üstünde bir vurgu yapar. Biz de o yönüyle güzeli doğruyu tam anlamış oluruz inşaAllah. Özetle kardeşler arası evlilikle Hz. Adem(a.s.)’in evlatları çoğalmıştır. Zenciler, işte Japonlar filan o kardeşlerin arası evililiklerden sonra yavaş yavaş... O genetik özellikler vardı Hz. Adem’de. Onlar sonra yavaş yavaş çıkmaya başlamıştır. Mesela önce mesela zenci bir çocuğu oluyor. Mesela ikisi de beyaz ama zenci, genlerinde var. Mesela Japon bir gözü çekik bir çocuğu oluyor Japon gibi yani Türk de.
SUNUCU: Çok enteresan değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah, tabii. Ama şöyle: bunun Allah örneğini de göstertiyor. Mesela normal Avrupalı bir tip oluyor, evleniyor, daha önceki babalarında çekik gözlülük, Japonluk olduğu için çocuk çekik gözlü oluyor. Yani... Yahut ikisinde de bak; anne de, baba da bembeyaz, normal beyaz insan Avrupalılar. Ama genlerinde zencilik oluyor bir kaç kuşak evvel. Çocuk simsiyah doğuyor. Genetik devam ettiği için. Hz. Adem (a.s.)’de de aynısıdır işte. Adem ve Havva’da da. Yani genlerinde var olan özellikler sonradan ortaya çıkmıştır inşaAllah.
SUNUCU: Anladım. Peki Hocam son konuyla ilgili bir sorum daha var. “Hz. Adem (a.s.) Allah’a yalvarmış onu affetmesi için.” Bildiğimiz kadarıyla da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in adını kullanarak yalvarmış ve Allah onu o şekilde affetmiş. Bu konuyla ilgili bize daha detaylı bilgi verseniz?
ADNAN OKTAR: İşte bakın daha Peygamberimiz (s.a.v.) doğmadan onun hakkında bilgisi var Hz. Adem’in. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) var o dönemde. Hz. Adem (a.s.)’in zamanında var. Yani daha Hz. Adem (a.s.)’in çamuru yoğurulurken Hz. Muhammed (s.a.v) çoktan görevde. Hz. Musa (a.s.) görevde. Çünkü zaman diye bir şey yok. Zaman izafi. Peygamber efendimiz de tabii Cenab-ı Allah’ın çok sevdiği bir peygamber olduğu için onun ismini, Allah’ın ona karşı sevgisini dile getirerek Allah’a dua ediyor. Tabii bu güzel. Makbul bir dua inşaAllah. Yani çünkü Allah’ın o tecellisini, o güzel tecellisini gündeme getirmiş oluyor. Hz. Muhammed de Allah’ın tecellisidir. Ama en güzel tecellisidir yani. Dünyadaki en güzel tecellisidir. O yüzden Allah’ın ona sevgisini bildiği için onu dile getirmesi çok güzel.
SUNUCU: Bir de cennetin kapısında Peygamber Efendimizin adı yazıyormuş.
ADNAN OKTAR: Tabii, her yerde olacak inşaAllah. O da bir sevgi. Zaten biz cennete gittiğimizde hemen ona, ilk önce ona sarılacağız. Onu seveceğiz. Tabii, Resulullah’ı seveceğiz. Bütün ümmet onu sevecek. Birçok bedeni olacak Peygamber Efendimizin. Ümmetin hepsi ona çok rahat sarılabilecekler. Tek bir bedenle zuhur etmeyecek. Birçok bedenle... Aynı Hz. Muhammed’dir hepsi, aynı şekildedir. Birçok yerde aynı anda olacaktır. Ümmet de hepsi onlar sevecektir, bağrına basacaktır. Hz. Musa’yı, Hz. İbrahim, İshak, Yakup, İsmail, Yusuf... Değil mi? Hepsini görecekler inşaAllah. Orada konuşulacak çok şey var. Yani bu bir zevk işte. Eğer öyle bunlar olmasa cennette insanlar yani sadece yemek içmekle mutlu olunmaz. Allah’ın tecellisi olduğu için, Allah’ı çok sevdiğimiz için, onlar da Allah’a çok hizmet ettikleri için oranın onlar şenliği, ışığı, güzelliğidir, rengidir, zenginliğidir peygamberler, veliler. Mesela Mehdi orada, Hz. İsa orada. İnsanlar muazzam heyecan duyacaklar ve sonsuza kadar sevilecek onlar. Eğer onlar, yani bunlar bu görevi yapmış olmasalardır normal insanlar olurdu yani. Mesela meleklerin fedakarlık yapma şeyleri yok. Yani çünkü aklın ihtiyarı kaldırılmış. Yani çünkü zorluğa girme özellikleri yok. Hiçbir konuda zorlanmıyorlar. Ne isteseler oluyor. Ne bileyim, mesela haset edecekleri bir ortamla karşılaşmıyorlar, sabretmeleri gereken bir ortamla karşılaşmıyorlar, korkacakları bir ortam olmuyor, gerilime düşecekleri bir ortam olmuyor, bunalacakları, yahut sıcaktan soğuktan etkilenmiyorlar. Dolayısıyla imtihan olmuyorlar. Ama Allah insanları imtihan etmiş ve hepsinden insan teker teker geçmiş. Yani böyle bir varlığa meleklerden çok fazla sevgi duyuluyor işte. Yani onlara coşkun bir sevgi duyuluyor, şiddetli bir sevgi duyuluyor. Sevgi onunla orantılı. Yani Allah’a hizmeti, Allah’a olan muhabbeti, Allah’ın onu beğenmesiyle orantılı oluyor. Dolayısıyla peygamberleri de ahirette çok fazla seveceğiz inşaAllah.
Oktar var mı senin anlatacağın bir şeyler?
OKTAR BABUNA: Arte Televizyon’u sizin röportajınızı yayınlamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne zaman?
OKTAR BABUNA: Bugünlerde.
ADNAN OKTAR: Dün değil evvelki gün yayınladı. Göreyim bakayım ne yayınladı. Arte nedir bu? Fransızların mı?
OKTAR BABUNA: Evet Fransız, Alman aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Fransız-Alman.
OKTAR BABUNA: Çok da yakışıklı çıkmışsınız maşaAllah. Deşifresi var bende aynı zamanda okuyabilirim Hocam.
ADNAN OKTAR: Oku bakayım. Ne diyor?
OKTAR BABUNA: “Harun Yahya arkadaşlarına ait olan bu evde gerçek bir TV stüdyosu oluşturmuş durumda. İletişim konusundaki danışmanlarının gözü önünde onun oluşturduğu sahne düzenine uyum sağlıyoruz. Burada bize evrenin ve insanlığın kökeni hakkında görüşlerini açıklıyor. Harun Yahya dünyanın yaşının 4.6 milyar yıl olduğunu düşünüyor. Ancak canlıların hiçbir zaman evrim geçirmediklerinden emin.” Sizin söylediklerinizi: “Evet, yani anti-christ düşünce deccaliyet olarak... yani deccal olarak belirtilen düşüncedir. Yani bunlar I. Dünya Harbi’nin ve II. Dünya Harbi’nin kökeninde materyalizmin, komünizmin, faşizmin, nazizmin kökeninde Darwinizm var. Mesela Darwinizm’in yanlış olduğunu söylüyor Kuran. Sonra ilk başta insanlar Darwinizm’in doğru olduğuna inandılar. Kuran’ın yanlış olduğuna inandılar. Ama sonra Kuran doğru çıktı. Yaratılışın var olduğu anlaşıldı ve canlıların evrim geçirmediği anlaşıldı.” Arte Televizyonu: “Harun Yahya yazdığı eserlerde teorisini detaylı olarak anlatıyor. Yirmi yılda üç yüz’den fazla eser yazdı. Bunlardan sonuncusu Yaratılış Atlası. Tüm dünyaya bu kitabından çok miktarda gönderdi. Önemle üzerinde durduğu nokta fosiller.” Devam ediyor Arte Televizyonu: “Çok eski fosilleri seçerek günümüzdeki türlerle karşılaştırıyor. Bu ona göre evrimin olmadığnı kanıtlamanın bir yolu.” Adnan Oktar, yani sizin: “On binlerce fotoğraf ve belge ile bunu ispat ettik. Şu an benim elimde yetmiş bin’e yakın fotoğraf var hayvanların, canlıların ve bitkilerin, böceklerin değişmediğine dair. İki yüz elli milyonun üzerinde ki, bu üç yüz milyona yaklaşıyor... Fosil yaratılışı ispat ediyor. Buna karşılık tek bir tane ara fosil yok. Yani bu konu zaten bitmiş.” Arte Televizyonu: “Çalışmalarınız bilimsel mi?” Siz Hocam inşaAllah: “Evet, evet. Benim otuz kişilik bilim adamlarından oluşan bir arkadaş grubum var. Profesörlerden, doçentlerden oluşan.” Arte Televizyonu: “Bu söylediklerinize inandırıcılık vermek, bilimsel açıdan doğruluğunu kanıtlamak amacıyla mı...?” Siz Hocam: “Yok yok, hiç alakası yok. Yani bu konu zaten bitmiş. Bunun için bilim adamı olmaya gerek yok ki. Bunu ilkokul çocuğu bile anlar. Ben hep vicdanlı insanım. Hep doğruyu, güzeli ararım. Doğru veya güzeli ararken sürekli bu gerçeklerle karşılaşıyorum.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bugün nereyle ben, hangi radyoyla konuştum? Yabancı bir radyoyla konuştum.
OKTAR BABUNA: Evet. Belçika radyosuyla, kanalıyla konuştunuz Hocam inşaAllah. Darwinizm’in geçersizliğini anlattınız Müslümanlara.
ADNAN OKTAR: Fransızca oldu değil mi röportaj?
OKTAR BABUNA: Fransızca oldu röportajınız, evet. Darwinizm’in geçersizliğini, Darwinizm’in getirdiği belaları ve ahir zamanda yaşadığımızı, Mehdi’nin vesilesiyle Türk İslam Birliği’nin kurulacağını, Türkler’in buna lider olacağını söylediniz. Çok hoşlarına gitti maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sık sık yabancı radyolarda hakikaten röportajlarımız oluyor, çok iyi oluyor. Yabancı televizyonlarla da röportajlarımız oluyor. Bütün dünya bu şekilde duymuş oluyor. Darwinistlere göz açtırmak yok. Gerçekleri görecekler, kabul edecekler, samimi olacaklar. Modern bilimin açıkça ortaya gösterdiği delilleri görmezden gelmek çok çirkin. Bilimi çarpıtmak da çok çirkin. Biz ne diyoruz? Darwinizm mevcut anlatımının on misli anlatılsın. Daha kapsamlı. Hatta Darwinizm özel ders olarak da okutulabilir. Yani felsefe dersinde özel bir bölüm olarak okutulsun. Ama istirhamımız bilimin gerçeklerinin de anlatılması. Yani bir sahte bilimle gerçek bilimin yanyana anlatılmasını istiyoruz. Darwinizm’in yalanları da anlatılsın, bilimin gerçekleri de anlatılsın. Yüz elli yıl insanların nasıl aldatıldığını gençlik öğrensin. Bütün insanlar bir öğrensin bunu. Bu çok önemli. Bunu yaparken de sadece bilimsel deliller kullanalım. Yani bilimin dışına çıkmayalım eğer samimiyseler.
Nedir bu gazete? Vakit. MaşaAllah Vakit yiğit bir gazete. Evet. Müslümanların düşüncelerini samimi olarak savunan iyi niyetli, o yüzden de bazen mağduriyetler yaşayan bir gazete. Ben birçok… sahibini tanıyorum, yazarları da tanıyorum. Güvenilir insanlar. Yani milliyetçiliklerinden kimse kuşku duymasın, vatan millet sevgilerinden kimse kuşku duymasın. İddia edilen Ergenekon Örgütü böyle vatanseverlerden pek hoşlanmaz ama ben onları çok seviyorum inşaAllah ve destekliyorum da inşaAllah. Saygım da büyük. Ne diyor? Evet. BAV Davası... Şöyle gösterelim. Kim? Sana gösterelim, evet. Evet, yarın çıkacak bir ilan hukukla ilgili. Biz hukukun Türkiye’de güzelleşmesini, iyileşmesini istiyoruz. Hukuka saygılıyız. Ama sahte hukuk adamlarına da karşıyız. Değil mi? Hukuk ayrıdır, sahte hukuk ayrıdır. Biz dürüst hukuk adamlarını seviyoruz, destekliyoruz, saygı duyuyoruz. Sahtekar hukuk adamlarına da saygı duymuyoruz. Onlara ve özellikle iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle bağlantılı olanlara karşı devletimizin tedbir almasını istiyoruz. İnşaAllah. Bakın, Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin bir içtihadı. “Sanık hakkında hükmolunacak temel ceza TCK 61. maddesinde belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak ve somut gerekçeler belirtilmek sureti ile belirtilmesi gerekirken” bakın çok önemli “hukuki dayanaktan yoksun ve somut olaya uygun olmayan takdiren ve teşdiden denilmek sureti ile temel cezasının belirlenmesi yasaya aykırı görülmüş olduğundan sayir yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına...” Bir kere bu yoksa biz bozuyoruz diyor. Bunu kim diyor? Yargıtay 11. Ceza Dairesi diyor . Şimdi bize verilen 2 yıl cezaya bir de biliyorsun 1 yıl daha ilave edildi. Ama benim mesela şahsıma yönelik olarak ben neden dolayı 1 yıl ilave ceza aldığımı bilmiyorum. Gerekçesi belirtilmemiş. İşte gerekçesi belirtilmemesi bozma nedeni. Kim yapıyor bunu? Yargıtay 11. Ceza Dairesi. Ben kendi mahkememin kararına saygı duyuyorum. Yargıtay’ın kararına da saygı duyuyorum. En iyisinin olacağını düşünüyorum ama hukuk bilgisi olarak bunu bilmemiz gerekiyor. Mesela diyor hükümden önce son sözün sanıklara verilmemesi bozma gerekçesidir. Bunu nereden anlıyoruz? Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 tarihli içtihadından anlıyoruz. Diyor ki, “katılmış olduğu taktirde duruşma mutlaka son söz sanığa verilerek bitirilecektir”. Son söz sanığın. “Ceza genel kurulunun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usül kuralı buyurucu nitelikte olup”, yani buyurucu bir kanundur diyor, “uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır”. Yani mutlak olarak yasaya aykırıdır diyor uygulanmaması. “Bu itibar ile direnme hükmünün öncelikle saptanan bu usulü yanılgı nedeni ile bozulmasına karar verilmelidir” diyor. Bizim davamızda yargılanan kişilere son söz verilmedi. Yani son ‘ne diyorsunuz?’ diye bir soru sorulmadı. Bu bozma nedenidir. Birçok bozma nedeni var . Bunlardan bir tanesidir. Evet sormaması tabii mahkemenin takdiri ona saygı duyuyoruz ama Yargıtay da bunun bir bozma nedeni olduğunu söylüyor bunu söylemek durumundayız. Tabii buna benzer birçok olaylar var. Bunları hukuk bilgisi ve tecrübe olarak insanlarımızın bilmesi gereken hususlar inşaAllah.
Soru mu soracaksın?
SUNUCU: Müsadeniz var mı? Burcu Hanım okuduğu bir ayeti bizlerle paylaşmak istemiş. “Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah’ın verdiği nimetleri saymaya kalkışırsanız onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir pek nankördür. İbrahim Suresi’nden. Hocam bu ayeti okuyunca Allah’ın ne kadar çok nimet yarattığını düşündüm. Yiyecekler, giyecekler, teknolojik aletler, yaşadığımız şehirler, detayları saymakla bitiremeyeceğimiz çok fazla nimet var. Ama buna rağmen bu nimetleri görmezlikten gelen insanların olması beni çok şaşırtıyor. Hocam bu insanlar ahirette nasıl hesap verecekler. Korkmuyorlar mı?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakayım. Burcu’ya aferin. Şeytandan Allah’a sığınırım. Size her istediğiniz şey verdi. Tabii her türlü yiyecek, mesela görme duyusu veriyor , duyma duyusu var, koklama duyusu var, dokunma , temiz hava alıyoruz, yiyecek de veriyor Allah. Eğer Allah’ın verdiği nimetleri saymaya kalkışırsanız onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz. O kadar çok nimet verdim diyor Allah. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir pek nankördür. Bütün bu nimetlerin tamamına tesadüf diyor, tesadüfen olmuştur diyor dolayısıyla ben Allah’a inanmam diyor. Allah’ da diyor ‘pek zalimdir, pek nankördür’ diyor. Ama bu imtihan olarak bu şekilde yaratılmıştır. Ta ilk devirlerden beri insanlarda böyle zalimlik nankörlük görülmüştür. İmtihan dünyası olduğu için normal ama ahir zamanda tam bir hakimiyet tam bir güzellik olacak inşaAllah.
Oktar Hocam, var mı anlatmak istediğin bir şey senin?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Bu protein ile ilgili bir şey ekleyebilir miyim? Bu proteinlerin imkansızlığını anlatmıştık. 10 üzeri 950 ‘de 1 ihtimal çıkıyor ama aslında bu da geçerli değil. Şundan dolayı geçerli değil; bu rakam hiç olmuyor. Bu rakam sadece bir şekilde olabiliyor yani bilinçli bir mekanizma olduğunda yani gizli bir el oturacak, laboratuar ortamında, çok kontrollü bir ortamda, amino asitleri peptit bağ ile yan yana dizecek, sadece sol ellileri alacak ve 10 üzeri 950 defa denediği zaman bir ihtimali oluyor. Doğada deneme yanılma mekanizması yok. Siz eğer amino asitleri doğada yan yana bırakırsanız, güneş ışınlarından ve doğal şartlardan hemen parçalanıyorlar. Amino asid de tesadüfen oluşmuyor. Hemen de parçalanıyor ve hiç protein yapmıyorlar. Bu reaksiyonlar hiç başlamıyor bile. Şimdi bazı insanlar şunda yanılıyorlar. Diyorlar ki, 10 üzeri 950’de 1 ihtimal. O zaman zamanda sınır olmasa sanki olabilir gibi. Hayır olmuyor. Çünkü protein sadece ve sadece bakın laboratuarlarda bile hala sentezlenemiyor. Çok kontrollü bir ortamda hücre ortamında sentezlenebiliyor. Bu son derece önemli. Doğada bu reaksiyonlar hiç başlamıyor bile.Yani imkansız, kesin olarak imkansız. Doğada zaman olmasa sonsuz zaman olsa bile imkansız. Hatta Dawkins, uzaylılardan bahsetti. Hocamız daha önce anlattı, siz defalarca vurguladınız. Uzaylıların getirip bıraktığını, halbuki Dawkins’in kendi itirafı var bakın diyor ki 96 yılında , proteinlerin ne dünyada ne uzayda tesadüfen oluşamayacağına dair bir itirafı var Dawkins’in. Diyor ki ‘ İncelediğimiz türden şanslı bir olay yani proteinlerin tesadüfen oluşumu o kadar korkunç derecede ihtimal dışı olacaktır ki, evrenin herhangi bir yerinde gerçekleşebilme ihtimali her yıl milyar kere milyar kere milyarda 1 kadar az olacaktır. Eğer bu yalnızca evrenin herhangi bir yerindeki tek bir gezegende gerçekleştiyse bu gezegenin bizim gezegenimiz olması gerekmektedir. Çünkü biz bu konuları burada konuşmaktayız. Biz burada konuşuyorsak evrim vardır gibi kısa döngü mantıklarla böyle, bu evrende de oluşamaz diyor zaten kendisi de kendi dediğini yalanlamış oluyor zaten.
ADNAN OKTAR: Sonunda da işi şimdi uzaylılara çevirdi değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak daldan dala atlıyor. Sıkıştığı için.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.Hocamız davet etti uzun süre. Dünya medyasına da yansıdı bu kesinlikle tartışmayı kabul etmiyor. Gidiyor ilkokul çocukları ile ortaokul çocukları ile hahamlarla, papazlarla, rahiplerle konuşuyor fakat mümkün değil gelmiyor. Hatta benden bile kaçtı. Hocamıza hiç gelmez de, benden bile radyo programında alenen kaçtı, sıkıştırdılar bağladılar, cevap vermedi televizyoncuları, kendi kanalının televizyoncuları araya girdi Hocamızla karşı karşıya getirmek için. Yani onun program yaptığı kendi kanalı, Kanal4 İngiltere’de. Ona rağmen kaçtı.
SUNUCU: Peki buna dair bir açıklama yapmıyor mu? Yani sorular geldiğinde neden kaçıyorsunuz şeklinde.
OKTAR BABUNA: Ben diyor Yaratılışçılarla konuşmam diyor halbuki rahiplerle konuşuyor hahamlarla konuşuyor.
ADNAN OKTAR: Çocuklarla konuşuyor, onlarla tartışıyor.
OKTAR BABUNA: Evet. Çünkü onlara karşı bir şeyleri yok ama Hocamıza karşı mümkün değil çıkması.
ADNAN OKTAR: Tabii yenilirse dünya’daki karizması sıfıra gitmiş olacak hiç olmazsa böyle görünmeden perde arkasında konuşunca yine böyle biraz devam ettireceğini zannediyor. Ama uzaylılara kadar konuyu getirmiş olması son noktaya geldiğini gösteriyor. Bundan sonrası onun kolay. Çünkü bir Yaratan var diyor ama bu uzaylılar diyor. Şimdi buna kimse inanmaz. Yani Yaratan’ı kabul ediyorsa, Bu Allah’tır. Böyle demagojiye kimse inanmaz. Yani tesadüfen olmayacağını kabul etti. Çünkü kromozonların yapısını da görüyor. Özellikle kromozonlar hiç anlatacakları gibi değil. Yani dev bir devlet kütüphanesi gibi kromozonlardaki bilgi, bir tane kromozondaki bilgi.Burdaki kitaplardaki harflerin dizilimini düşünün. Sırf buradaki başka kitaplardaki değil. Burdaki bir tane harfin bile yerinden oynamaması gerekiyor. Bu kadar düzgün. Burdaki yazıların tesadüfen meydana gelmesi mümkün mü? Kromozomun o zaman hiç imkansız oluyor işte. Çünkü devlet kütüphanesi kadar bilgi var onun içerisinde. Yani bakın bırakın, şu masanın üzerindeki yazılar çok az bir şey. Devlet kütüphanesinin 1.000’ de 1’i değil, 10.000’de 1’i değildir yani değil mi? Bunlar tesadüfen meydana gelemezler diyorlar. Kromozomda yani tam anlamıyla kitap gibi düzgün yani konulu olarak düzgün her şey, konulu yani mesela göz tam anlatıyor mesela sağ göz kromozomlarda tam anlatılmış. Kapağı şu kadar olacak, gözü şu kadar olacak, kenarı bu kadar olacak, çapı şu, göz yaşı bezi şöyle olacak. Mesela burundaki simetri en ince detaylarına kadar anlatılmıştır. Hatta yüzündeki ben, annesinden gelen ben o diyor mesela sağda kenarda sağda ve küçük boyutta olacaktır diyor. Mesela dudak boyutu, dişler kaç tane olacak, mesela ön dişin yerleşme yeri orda kromozonda yazılı, belli. Mesela ön dişin dudağın alt kısmında şu kadar genişlikte ve fazla uzamayan bir diş olacak diyor, orda yazıyor tabii kısa o kadar inşaAllah. Ve mesela boyu değil mi? Şu kadar boyda olacak diyor, parmak mafsalları şöyle olacak diyor. Kısa kısa. Bunlar tabii sayfalarca tutan bilgi ve kusursuz anlatılması gerekiyor, çok kusursuz anlatılmış bunun tesadüfen olmasının imkansız olduğunu bilince olağanüstü bilgi ve olağanüstü bir teknoloji gerekiyor diyor, olağanüstü bir düzgünlük var diyor. Nasıl olabilir diyor. Ne bileyim diyor daha önce evrene gelmiş, olağanüstü gelişmiş varlıklar yapmış olabilir diyor.
SUNUCU: Kendi de inanmıyor söylediklerine.
ADNAN OKTAR: Belli yani koskoca adam, çocuklanıyor belli yani kırmızı yanaklı böyle neşeli bir şey, cins bir şey, ne uzatıyorsun işte belli Yaratılış var. Ama bizim Türkiye’deki cahiller onun bin beteri. Daha acayip cahiller. Yani bu bir cahilse, bunlar milyon misli cahiller. Biz sabırla anlatmaya devam edeceğiz tabi. Sevgiyle, şefkatle, akılcı bir üslupla anlatmaya devam edeceğiz tabii inşaAllah.
Oktar Hocam başka var mı anlatmak istediğin bir şeyler?
OKTAR BABUNA: Çok güzel hayvan resimleri var ya da kromozom ile ilgili kısa bir filmimiz var.
ADNAN OKTAR: Kromozom bakayım tamam.
OKTAR BABUNA: Kromozomlar DNA’nın katlanmış hali. DNA 1 cm’nin 4 milyonda biri büyüklüğünde bir molekül. Kalınlığı DNA’nın son derece ince ancak elektron mikroskobu ile bile görüntülenmesi imkansız. Şimdi bakın: Kromozomdan kesit aldığınızda, bir kesit alıyorsunuz, ondan bir kesit daha alıyorsunuz, bakın DNA kaç defa kendi kendi üzerine katlanarak kromozomları meydana getiriyor. Burada proteinlerin üzerine sarılmış DNA zinciri. DNA bir zincirden oluşuyor.
ADNAN OKTAR: Bu zincirin uzunluğu ne kadar?
OKTAR BABUNA: Bu zincirin uzunluğu Hocam; toplam vücudumuzdakini hesap ettiğimizde 1metreyi buluyor ama 100 trilyon hücredeki…
ADNAN OKTAR: Evet… DNA zincirinin uzunluğu, bir tane DNA zincirinin uzunluğu ne kadar? İnsan genlerindeki DNA’nın toplam uzunluğu 1 metre değil mi toplamı?
OKTAR BABUNA: Evet 1 metre.
ADNAN OKTAR: İnceliği ne kadar?
OKTAR BABUNA: DNA’nın inceliği 1 cm.’nin 4 milyonda biri kadar.
ADNAN OKTAR: Bakın 1 cm.’nin 4 milyonda biri incelikte ve 1 metre boyunda.
OKTAR BABUNA: Bu kendi üzerinde katlana katlana kromozom haline geliyor. Burada çok büyük bir mucize var. Protein sentezleneceği zaman, bakın kaç defa katlanmış hep birlikte gördük.
ADNAN OKTAR: Daha kapsamlı filmi vardı bunun onu hazırla bir dahakine.
OKTAR BABUNA: Onu hazırlayayım tamam inşaAllah. Kapkaranlık ortamda 1 milyon ansiklopedi sayfası arasında yani 1000 cilt ansiklopedi arasında, bir tek sayfayı kopyalayan enzim yani robot molekül; gözü, kulağı, aklı olmadan kapkaranlık ortamda gidiyor eliyle koymuş gibi başka enzimler, robot moleküller tarafından açılıyor fermuarlı bölgesi kopyalıyor ve çıkıyor gidiyor. Yani bunu insana verseniz siz, akıllı bir varlık olarak insana; karanlık bir ortamda gözünü kapasanız, git 1 milyon sayfa arasından sadece şu sayfayı bul deseniz bulamaz. Gözü açık olarak aydınlık bir ortamda aylar sürer bulması. Bu sayfayı çünkü vereceksiniz eline, şu sayfayı bul diyeceksin. Arayacak o 1 milyon sayfa arasında. Aylar sürer…
ADNAN OKTAR: Yani devlet kütüphanesinde bir sayfanın saklandığını düşünün, devlet memuruna o sayfayı bul deseniz tek tek kontrol etmesi lazım.
OKTAR BABUNA: Bu çok büyük bir iman hakikati. Tesadüf değil, çok üstün bir aklın varlığını, tecellisini ortaya koyan bir şey. Hocamızın dediği gibi bu seviyeye gelince zaten söyleyebilecekleri hiçbir şey yok. Hiçbir seviyede de yok da zaten.
ADNAN OKTAR: Bir protein molekülünün bir araya gelebilmesi için zaten yine protein molekülüne ihtiyaç oluyor değil mi? Robot moleküle ihtiyaç var. Yani olay burada bitiyor zaten bakın. Protein meydana gelmesi için robot protein molekülüne ihtiyaç var. Bu da olmayacağına göre; sıfır ihtimal oluyor. En başta burada tıkanıyorlar. Burada konu bitmiş oluyor, bunun üzerine bitmiş oluyor.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Proteinlerin oluşamadığını yani evrimin bir aşamasının yanlışlığını kanıtlarsanız ki protein en temel aşaması, evrimin bütün aşamalarını yanlışlamış oluyorsunuz. Bütün teoriyi yanlışlamış oluyorsunuz. Ondan sonra artık protein tesadüfen oluşamıyorsa, doğadaki trilyonlarca proteinden oluşan organizmalar hiç oluşamaz. Bundan sonra bir maymun fosili ile insan kafatası alıp, tutup spekülasyona girmenin bir alemi yok zaten. Evrim en temel aşamada çöküyor. O da proteinlerin oluşma aşamasında. Bu da bilimsel bir gerçek.
ADNAN OKTAR: Evet bu Cübbeli’ye cevap kitabından herhangi bir sayfa açıp bir bakalım. İnşaAllah. Tekrar tekrar söyleyeyim benim bu garibanla bir alıp veremediğim yok. Burada bir zihniyet var ben onu eleştiriyorum. Evet ne diyor? Hz. Mehdi mücadelesine hicri 1400 yıllarında başlamıştır. Büyük ve değerli alimlerden, Muhterem Mahmut Efendi Hazretleri, onun Hocası Efendi Baba Ali Haydar Efendi, Nimetullah Hoca Efendi, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hekimoğlu İsmail, Ömer Okçu, Abdullah Gürbüz Hazretleri ve yüzlerce Ehli Sünnet alimleri- mürşit Hz. Mehdi (a.s)’nin hicri 1400 yılında gelecek demiştir. Hazreti Mehdi geldiğinde 313 kişilik küçük bir talebe grubu olacaktır. Bütün Müslüman cemaatlerinin en küçüğü olduğu halde en büyük etkiyi meydana getirecektir. En küçük cemaat en büyük etkiyi meydana getirecektir. Bu durum Allah’ın bir kanunudur. Cenab-ı Allah; 1mm büyüklüğünde bir incir çekirdeğinden 20-30 metrelik incir ağacı yapar, binlerce yaprak açtırır, binlerce meyve verdirir. Mehdi doğu tarafından çıkacak, karşısında dağlar bile dikilse onarlı ezip geçecek. O dağlarda kendisine yol bulacaktır. ((El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar)
‘’Gerçek şu ki onlar hileli düzenler kurdular, oysa onların düzenleri dağları yerinden oynatacak olsa’’ şeytandan Allah’a sığınırım’’ Allah katından onlara hazırlanmış düzen, bir karşılık vardır’’ diyor Allah. (İbrahim Suresi, 46)
Hazreti Mehdi insanlar Hakk’a dönünceye kadar fikri mücadelesine devam edecektir (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar) ‘’Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar onlarla mücadele edin.’’ (Bakara suresi / 193 ) Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakın ‘’yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar onlarla mücadele edin.’’ Yani dünya hakim oluncaya kadar. Yeryüzünde fitne kalmaması ne demektir? İslam’ın yeryüzüne hakim olması demektir. İşte Cübbeli bunu söylemiyor. Bir kısım alim, birçok alim bunu söylemiyor yani İslam’ın dünyaya bu yüzyılda hakim olması gerektiğini söyleyemiyorlar. Müslümanlar bunun üzerinde dursunlar. Yani niye söylemiyorsun? De ki; ‘’var gücümüzle biz gayret edelim, hakim olmasa dahil biz var gücümüzle İslam’ın dünyaya hakimiyetai için gayret etmemiz gerekir’’ demesi lazım. Bunu diyememesi çok büyük bir olaydır. Bakın Kuran ayetine göre de; şeytandan Allah’a sığınırım. “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar onlarla mücadele edin.’’ yani sürekli “Allah’ın dini hakim oluncaya kadar, bütün dünyaya gayret edin’’ diyor yani Türk İslam Birliği’nin oluşmasının gerekliliğinin farz olduğunu biz burada görüyoruz. Bunu söylemeyen kişilere ben alim demem. Hiç kimse de alim demesin. Yani Kuran’ı kabul edecek, fakat dünyaya hakim olmasını, Kuran ahlakının dünyada benimsenmesini istemeyecek. Böyle alim olur mu? Ve bunu yüzyıllar sonrasına bırakacak. “Böyle bir yüzyılda bunlar olmaz’’ diyecek. Bunu demiyorsa ona Müslüman alim diyemeyiz biz. Mesela Ali Haydar Efendi’nin İslam’ın bu yüzyılda hakim olacağına dair sözlerinin birçok şahidi var, yaşayan şahidi var bunlarda duyuyoruz. Nimetullah Hoca, internete girenler bunu görebilirler, İslam’ın bu yüzyılda dünyaya hakim olacağını söylüyor. Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, kendisine de gidip sorabilirler, internete de girip bakabilirler, İslam’ın bu yüzyılda hakim olacağını çok detaylı olarak söylüyor. Bizim internet sitemize girenler de; www.harunyahya.org sitesine girenler de bunu görebilirler. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin İslam’ın bu yüzyılda hakim olacağını öğrenmeleri için de yine Risalei Nur Külliyatına bakmaları yeterlidir. Hekimoğlu İsmail için de, Abdullah Gürbüz Hocamız için de ve diğer büyük alimler için de internet sitemize girerlerse delilleriyle açıkladığımızı görecekler inşaAllah.
SUNUCU: Ben bir daha internet siteleriniz bir söyleyebilir miyim bu arada; www.harunyahya.org- www.harunyahya.net ücretsiz indirebileceğiniz site adreslerimiz. Hocam buradan yine sizin bütün eserlerinize okuyucularımız, seyircilerimiz ücretsiz indirebiliyorlar değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
Kaç dakikamız var, bitiriyor muyuz?
OKTAR BABUNA: 3 dakikamız var Hocam. Güzel canlı resimlerimiz var.
SUNUCU: O zaman resimleri mi alıyoruz?
ADNAN OKTAR: Sen söyle ne söyleyeceksin?
SUNUCU: Yok ben sadece yarınki kanalları belirteceğim.
ADNAN OKTAR: Onları söyle ondan sonra yine devam edebiliriz.
SUNUCU: Yarın ki kanallarımız; Tempo TV ve Dem TV olmak üzere iki kanalda canlı olarak yine devam edecek. Ben tekrar bir radyo kanallarını da saymak istesem olur mu; Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.1 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, radyo 37 95.2 Kastamonu, Asr Fm 96.0 Adıyaman’da yine bizleri dinleyebileceğiniz radyo istasyonları.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, çok kısa olmak şartıyla anlatabilirsin...
Aman bu ne şekermiş öyle iki arkadaş. Başka? Ooo muhabbet ilerlemiş bayağı maşaAllah. O çok şeker o ceylan yavrusu, onu seviyor mu öyle ne yapıyor?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahbap çavuşlar, o da kedi ile birlikte sıcak diye yanına gitmiş demekki.
OKTAR BABUNA: Tavşanla kedi yavruları, köpek yavrusu hepsi birlikte Hocam.
SUNUCU: Arkadaşlar sanki…
ADNAN OKTAR: Kuzu süper maşaAllah. Oo bunlar da öğlen istirahatinde.
OKTAR BABUNA: Bu da bir ceylan yavrusu.
ADNAN OKTAR: Poz vermişler. Öbürünün şaşkın bakışlara bak sen tatlılığa. Arkadaşı o da şakalaşıyor.
OKTAR BABUNA: Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, çatışma mantığından bahsediliyor ama hayvanlar arasında bile büyük bir sevgi ve fedakarlık var maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Ne kadar güzel resimlerdi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Bugünkü sohbetimiz burada sona eriyor herhalde anladığım kadarıyla değil mi? İnşaAllah yarın görüşüyoruz.
SUNUCU: İnşaAllah görüşmek üzere diyoruz.
ADNAN OKTAR: Allah nasip ederse inşaAllah.