SUNUCU: Selamların en güzeli olan Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun kıymetli izleyenlerimiz. Aklınıza ve kalbinize hitap edecek bir “Adnan Oktar ile Başbaşa” programında daha sizlerle birlikteyiz. Bu güzel hafta sonu da inşaAllah bizleri izliyorsunuz ve çok güzel istifadeler edeceğiz bugün yine sevgili Hocamızın konuşmalarından. Bugün bizi 70’i aşkın kanaldan izliyorsunuz. Ben öncelikle onları sıralamak istiyorum sizlere. Bugün bizleri Kanal 35 ve TV Kayseri’den izliyorsunuz. Onun dışında; Güney TV Hatay’dan, Elif TV Kayseri’den, Sun TV Konya, ART Uşak, ORT Ordu, Kanal 5 Gaziantep, 21.Yüzyıl TV Fethiye, Konya TV, Best TV Maraş, Kanal 56 Siirt, Hatay BRT, Tokat Gece TV, Kanal 78 Karabük, Sefa TV Tokat, ART Amasya, İGRT Mersin, Süper TV Tokat, MRT Osmaniye, CRT Ceyhan, Can TV Erzincan, Kanal 19 Çorum, Karahisar TV, Kanal 47 Mardin, Kanal 60 Tokat, Destan TV Kütahya, Iğdır TV, Can TV Diyarbakır, Genç TV Karaman, Trabzon TV, ORT Osmaniye, Çağdaş TV Karaman, Kanal 54 Sakarya, Kanal 55 Samsun, KTV Konya, Kanal Malatya, Ahi TV Kırşehir, Venüs TV Bilecik, Gözde TV Samsun, Kapadokya TV, Özege TV Uşak, Otağ TV Adana, Güneydoğu Urfa TV, Mega TV Gaziantep, Mersin TV, BGRT Konya, Kanal 3 Afyon, Gelişim TV Rize, Kırşehir TV, Ufuk TV Malatya, Şah TV Muğla, Sun TV Mersin, Kanal G Giresun, Söz TV Diyarbakır, Seyran TV Ankara, Kanal 59 Tekirdağ’dan bizleri canlı olarak izliyorsunuz. Bizleri izleyemediğiniz zaman dinlediğiniz radyo kanallarımız var. Şu anda birçok yerde arabalarda, birçok alanda bizleri dinlediğinizi de biliyoruz. Kanallarımızı da buradan sizlere aktarmak istiyorum; Mavi Karadeniz FM 106.4’ten bizleri dinliyorsunuz şu anda, Yıldız FM 87.7 frekansındanTekirdağ’dan, Körfez Radyo 104.4 Hatay’dan, Kafkas FM 95.5 Kars’tan, Adıyaman’ın Sesi Radyosu ASR FM 96.0’dan, Amasya Radyo Gül 102.5’ten, Kent FM 90.0’dan, Iğdır FM 93.0’dan, Ergani Söz Radyo 93.3 Diyarbakır’dan, Bingöl FM 102.0’dan, Kahramanmaraş Best FM’den, Kozan FM 90.0 Adana’dan, Radyo Star 94.0 Aksaray’dan, Emek Radyo Mardin 101.0 frekansından, Genç FM 93.3. Karaman’dan, Siverek Radyo Urfa’dan, Renk Radyo Karaman, Keyif FM 92.7 Nevşehir’den, Enerji Radyo 90.0 Ordu’dan, Radyo Star 94.0 Aksaray’dan, Radyo 37 Kastamonu 95.2 frekanslarından da bizleri canlı olarak dinleyebilirsiniz. Bunun dışında da internet sitelerimiz var; www.haberhilal.com, sitesinden www.diplomathaber.com sitesinden ve her zaman olduğu gibi www.harunyahya.tv sitelerinden bizleri canlı olarak izleyebilirsiniz değerli izleyenlerimiz.
Hocam hoş geldiniz programımıza.
ADNAN OKTAR: Efendim sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederim. Sizler de hoş geldiniz. Sayın doktorum.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk sağ olun. Hocam bugün birçok kanal ve birçok radyo bizi inşaAllah dinliyor, izliyor. Bu güzel günde, bu güzel hafta sonunda Hocam, buyurun sizin güzel konuşmalarınızdan istifade etmek istiyoruz hepimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, güzel Türkiye’mizin güzel insanlarının her yerde bizi dinliyor olması, görüyor olması büyük sevinç tabii, Allah’ın lütfu, ahir zamanda bu büyük bir nimet, yani biz 1979-80’lerde böyle bir şey olacak dense “acaba nasıl olacak?” derdik, değil mi yahut hiç aklımıza dahi gelmeyebilirdi. Cenab-ı Allah, İslam’ın dünyaya hakimiyetini murat edince sebep üstüne sebep meydana getiriyor, Türk-İslam Birliği’ni kim savunuyorsa Allah onların yolunu açıyor, kapılarını açıyor inşaAllah, Türk-İslam Birliği olduğunda ferahlık, huzur, neşe, sevinç her yeri kaplayacak, kısa bir süre de olmuş olsa bu çok büyük bir nimet, değil mi? Cenab-ı Allah’ın bir lütfu, Resulullah (s.a.v.)’in soyuna da bir güzellik olarak, bir nimet olarak inşaAllah bu sonuç oluşacak. Muhammed Mehdi’nin inşaAllah zuhuru ile Resulullah (s.a.v.)’in soyunun kesik olmadığını, o zamanın Ebu Cehil’lerine verilmiş bir cevaptı, şu anın Ebu Cehil’leri de bunu görecekler inşaAllah, İslam anlı şanlı dünyaya hakim olacak inşaAllah. Hz. Mesih’in gelişi ile de Hıristiyanların o yanlış inancı, üçleme inancı, da inşaAllah ortadan kalkacak o çünkü çok büyük bir azap, çok büyük bir elem konusudur yani dünyanın en büyük belalarından birisidir. Üçleme inanılır gibi değil yani Allah vermesin, koskoca insanlar ki yani mazlumlar da, yazık acıyorum da Hz. İsa’nın Allah olmadığı belli, değil mi, yiyor, içiyor, uyuyor doğal ihtiyaçları var, Allah’a dua ediyor. Allah’ın birliğinden bahsediyor, nasıl Allah olsun değil mi? Haşa, çok aşırı sevgi bazen böyle insanların yanlış yollara gitmesine sebep olabiliyor. İnşaAllah Hz. Mesih’in gelişi ile bu yanlışlık düzeltilecek. Yoksa “Mehdi’nin anlatmasıyla istidat meydana gelecek” diyor Said Nursi Hazretleri yani “tam İslamiyet’e inkılap etme istidadındayken” diyor yani tereddüt edecekler; çünkü “Mesih geldi gelecek, geldi gelecek” denecek, o yüzden Mesih’i bekleyecekler, o gelince de konu hallolmuş olacak kökünden inşaAllah. Bugün de, dün de, evvelsi gün de İranlı misafirlerimiz vardı; yani “molla” tabir edilen din adamları vardı. Böyle sarıklı cübbeli geldiler, oturdular, konuşmaları da burada videoya aldık. Sonra inşaAllah yayınlarız, internette de yayınlarız, onlar da aşkla şevkle hem Mehdi’yi hem Mesih’i bekliyorlar. Aramızdaki sevgi bağını güçlendirmemiz lazım, eğer ayrılık noktası aramaya kalkarsak insanlara varıncaya kadar ayrılık noktası bulunur. Yani hiç kimse hiç kimse ile konuşamayacak hale gelir, öyle şey olmaz hepimiz Allah’ın kuluyuz. Bir kere “La ilahe illallah” kardeşliği var, değil mi? Bir de “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” kardeşliği var. Bu mümin, Müslüman olan kardeşlerimizde olan kardeşliğimiz ama “La ilahe illallah” diyenlerle de bizim “La ilahe illallah” kardeşliğimiz vardır ve olacaktır. Yani Musevilerden olsun, Hıristiyanlardan olsun, değil mi Allah’ın birliğini savunan, ahirete inanan kim varsa cennete, cehenneme, meleklere inanan kim varsa onlar da bizim “La ilahe illallah” yönünden kardeşimizdir. Ayrılık gayrılık olmaz. Özellikle Alevi-Bektaşi ayrımı yapmak çok çok vahimdir.
OKTAR BABUNA: Söylediğiniz gibi önemli bir gelişme oldu Hocam. Bu İsviçre’de referanduma götüren parti var, Halk partisi. Onun koyu Hıristiyan olarak bilinen bir tane milletvekili aslında 2 senedir Müslüman olduğunu açıklayıp ilan etti ve “ben Müslümanım” dedi ve istifa etti partisinden.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hayret.
OKTAR BABUNA: Daniel Streich isimli.
ADNAN OKTAR: İlk defa duyuyorum maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da referanduma götüren parti, minare yasağını İsviçre’deki partinin milletvekili.
ADNAN OKTAR: Hem Müslümanların yapacağı tabii böyle hep sevgi, şefkat, mülayimet; çünkü insanların sevgiye muhtaç olduğu çok açık. Her yerde suratı asık insanlar, kavgacı insanlar, mezhep ayrımı kavgaları, tarikat ayrımı, din ayrımı kavgaları çok çok yanlış. Hepimiz Allah’ın kuluyuz, biz Allah’a ibadet ederiz. Allah ahirette takdir eder bizi, durumumuza göre ona göre ayırır. “Müslümanız” dememiz de bizi kurtarmaz yani öyle bir garantimiz yok ki bizim, değil mi? Son nefeste belli olacak yani. Hıristiyanların da son nefeste ne olacağını biz bilemeyiz, belki ölümünde mesela bakın buyurun adam Müslüman olmuş haberimiz yok.
OKTAR BABUNA: 2 senedir saklıyormuş ayrıca.
ADNAN OKTAR: Tabii, kayıtsız şartsız “hepsi kafirdir” demekle, işte “dinsizdir” demek veyahut “hiçbir şekilde bunlar hidayet bulmaz” demek çok çok yanlış olur. Fetret devri gibi bir devirdeyiz zaten yani Kuran’ı anlamamış olabilir, Kuran ona ulaşmamış olabilir, değil mi? O da o zaman bir nevi fetret ehli olmuş oluyor. Daha önce söylemiştim; Resulullah (s.a.v.) eğer Kuran ona nazil olmadan vefat etmiş olsaydı gene cennete gidecekti. Çünkü Hz. İbrahim’in dini bakiyesi ile yaşıyordu, Cenab-ı Allah ondan da razı çünkü fetret ehli olmuş oluyor. Şimdi Ehl-i Kitap da bir nevi fetret ehlidir; Kuran’ı anlamadıysa, Kuran ona ulaşmadıysa bir nevi fetret ehli hükmünde olabilir. Veyahut son nefeste Müslüman olur inşaAllah, yahut yakın bir vakitte Müslüman olur veyahut Müslüman olması umulur. Her zaman hüsnü zanla bakmak lazım. Ayırıcı, bölücü olmaktan şiddetle kaçınmak lazım. Her konuda azami ittifak edici konuları bularak sevgiyi esas almak lazım.
OKTAR BABUNA: Buraya gelen Sanhedrin hahamları da Hocam hem Kuran’ı hak kitap olarak kabul ettiklerini söylemişlerdi, Hz. Muhammed’i hak peygamber olarak. Hatta namaz kılanlar olmuştu burada gelenlerden cemaatle birlikte camide.
ADNAN OKTAR: Ben ona hayret ettim, tabii ki “Peygamber” diyor Peygamber Efendimiz için. Tabii ki “hak dindir” diyor, “Allah’ın birliğine inanıyorsunuz, her yönden hak din olduğu belli” diyor. “Ama biz benim inancıma göre ben Tevrat’ı muhafaza ile mükellefim” diyor, “Tevrat’a uymakla mükellefim ve Hz. Musa’nın şeriatına tabiyim” diyor. Tabii normalde bizim inancımıza göre her halükarda Kuran’ı anladığına göre Müslüman olması gerekir. Ama onun inancı da öyle, Allah hidayet versin, ama hak din olduğunu da kabul ediyor. Tabii “Lailahe illallah” diyor, “Muhammeden Resulullah” diyor, “Muhammed O’nun Resulüdür” diyor, ama icabet etmemiş, inşaAllah o da olur.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam bununla ilgili maillerimiz de var. Bir tanesini izninizle okumak istiyorum: “Hocam sitenizde Yahudi ve Hıristiyanların namaza benzer şekilde ibadet ettiklerini gösteren videolar seyrettim. Allah’a iman eden tüm inananların samimi kalple ibadet etmelerini görmek çok hoşuma gitti. Hocam bu görüntüler hakkında siz ne düşünüyorsunuz?” demiş Ceyda Yıldız.
ADNAN OKTAR: İşte Kuran’ın bir mucizesi bu. Cenab-ı Allah diyor; “daha önceki ümmetler de namaz kılıyorlardı” diyor. Hz. İsa da, Musa da yani her hak dinde namazın olduğunu ve bozulmadan dinlerin bir süre devam ettiğini; fakat bir süre sonra bozulduğunu görüyoruz. Orada da namazları alenen görülüyor yani kıyam var, rüku var, secde var yani Allah’ı anarak kılıyorlar, değil mi? Belli ki Hz. İbrahim’in dininde de vardı, her zaman vardı. İslam dinlerinin hepsinin aynı olduğunu anlıyoruz yani çok değişik bazen farklılıklar olabiliyor. O Cenab-ı Allah’ın takdiri; mesela o cumartesi yasağı gibi veyahut işte başka helaller haramlarla ilgili bazı yasaklarda değişiklik olabiliyor ama ana yapısı hep aynı ve hiç değişmemiş maşaAllah.
SUNUCU: Yani Hocam bütün dinler İslam üzerine gelmiş diyebilir miyiz tahrif olmadan önce?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii hepsi İslam dini zaten yani istisnasız Hz. Adem’den itibaren tamamı İslam dini ve birbirinin hep aynıdır. Çok küçük farklılıklar olur yani bazen helallerde haramlarda, şeriatın yapısında bazı değişiklikler oluyor. Ama ana çatı hep aynı.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah, bir şey unutuldu Hocam inşaAllah, haberhilal.com sitesinden de izleniyor yayınımız.
SUNUCU: haberhilal.com, diplomathaber.com ve harunyahya.tv’den izleniyoruz Hocam inşaAllah. Hocam, Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bazı sorular var Hocam, okuyayım izninizle. “Hocam merhabalar, ben sizden çok seferdir duyuyorum; ‘Hz. İsa gelmiş olabilir ve başta dünya liderlerinin görüşleri olmak üzere birçok önemli olaya gizli bir şekilde yön veriyor olabilir’ demiştiniz. Acaba Hz. İsa geldiyse talebeleri aracılığıyla bu faaliyetleri yapıyor olabilir mi? Eğer bu şekildeyse talebeleri Hz. İsa’nın İsa olduğunu bilecek mi? Yoksa sadece samimi, inançlı biri olarak görüp ona tabi mi olacaklar?” demiş Nevbahar Altındağ, Hocam.
ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretleri orada manidar bir ifadede bulunuyor diyor ki; “seçkin talebeleri” diyor. “Havası ve yakın talebeleri” diyor, “belki” diyor “onu imanın nuru ile tanırlar” diyor. İmanın nuru ile bakın talebeleri demiyor, “seçkin talebeleri ve havası onu imanın nuru ile tanırlar” diyor. Demek ki çok az bir grup onu tanıyacak ve doğrudan talebelerine de Mesih’in bağlantısı olmayabilir. Yani asıl havas talebeleri ile diğer talebeleri ile bağlantısı kuruyor olabilir. O zaman daha da titiz bir gizeme olduğu anlaşılıyor, bu mümkün. Muhtemelen Mehdi’den de haberdardır. Yani çok zor haberinin olmaması çok zor; fakat vahiy ile hareket ettiği için ne zaman ortaya çıkacağını Cenab-ı Allah ona bildirir yani ilham eder kalbine. Ondan sonra ortaya çıkar ama zannediyorum en az bir 10 yıl sonra ortaya çıkacaktır inşaAllah. Belirgin olacaktır; 10 veya 15 yıl sonra inşaAllah.
SUNUCU: Evet, inşaAllah Hocam. “Hocam hayırlı günler, cehennemde Allah’ın verdiği cezaların ve acıların yanında sıkıntılı ve belalı, sadece kötü ahlakın hakim olduğu zorlu bir sosyal yaşam biçimi de var mı? Bu konuyu açıklarsanız sevinirim” demiş Serten Kemerci, Hocam.
ADNAN OKTAR: Cehennem tabaka tabaka yani her yer birbirinin aynı değildir. Nasıl cennet farklı ise cennet de tabaka tabakaysa insanlar da ahirette suçunun şiddetine göre ayrı ayrıdır. Mesela bazı yerler cehennemin mesela üst tabakaları daha hafiftir. Oradaki azap daha azdır. Orada da ama her halükarda bir karanlık, kirlilik, cehennem mahalleleri, kavga, gürültü, monotonluk ve sıkıcılık hakimdir. Onlar cennetle kıyasladıkça daha çok azap çekecek ekiptir onlar. Yani cennete bakıp bakıp ızdırapları artıyor onların. Yani kıyasla acıları artıyor onların ama münafıklar ve azılı kafirlerin çok şiddetlidir onların çektiği azap yani onlar her gün ateşe sunuluyorlar, çok şiddetli azap çekmelerine rağmen gene Allah; “çok dayanıklıdırlar” diyor azaba. Yani hiçbir şekilde etkilenmiyorlar yani ne kadar yapılırsa yapılsın, ateşe sokulursa sokulsun, gene aynı azgınlığı ile çıkıyor ateşin içinden. Mesela “yüzünün derileri, eti dökülür” diyor Cenab-ı Allah, kafatası çıkıyor ateşin şiddetinden, yeniden Allah yüzünü etle örtüyor; yine aynı kafada, değişmiyor üslubu. Allah; “sonsuza kadar değişmez” diyor. Özel yaratılmış yani.
SUNUCU: İnatları devam ediyor Hocam diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: İnatçı evet, özel yaratılmış Cenab-ı Allah’ın böyle yarattığı mahluklar, garip mahluklar. Fakat onu gören müminler cennetin kıymetini çok daha iyi anlıyorlar. Yani burada asıl müminlere yönelik bir ders var. O anlamaz zaten o adam, anlamadığını belli ediyor da, “göz ucu ile bakar” diyor Cenab-ı Allah yani pişmanlığını gizliyor yani öyle bir şeye ihtiyaç duymuyor. Yani mesela birisi “sen hata yaptın” dediğinde; “yok” diyor “ben hata yapmadım” diyor, “doğru yaptım” diyor. Yani meydan okuyan bir tavrı var. Sonsuza kadar da böyle olacaktır ama bir kısmı “bizi geri gönder” diyorlar Cenab-ı Allah’a, yani öyle söyleyenler de var ama Allah diyor; “geri gelseler gene aynı şeyi yaparlar” diyor.
SUNUCU: Bir şans daha istiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir imkan daha, şansı kullanmıyoruz biliyorsunuz inşaAllah. Bir imkan daha. Halbuki fıtratı aynı duruyor, aynı adam, zaten ona 50-60 yıl vakit verilmiş. 50-60 değil birkaç saat bile bir insana yeter. 3-5 saat bile yeter değil mi? Anlayacak adama yeter, anlamıyorsa geri gelse defalarca gelse gene aynı tavrı gösterecektir inşaAllah.
SUNUCU: Bir şey değişmez. Bu bugündü Hocam, Türk-İslam Birliği’nin gelmesini istemeyen, işte bunu saklayan insanların durumu bir yerde de daha önce de konuştuk, belki hani münafıklık alametlerine giriyor olabilir. Çünkü ortada bariz bir gerçek var, bununla ilgili de bir soru var Hocam: “Sayın Hocam ve yanındakilere hayırlı günler diliyorum. Resulullah (s.a.v.)’in bildirdiği ahir zaman alametleri son yıllarda ardı ardına gerçekleşiyor. Hz. İsa ve Hz. Mehdi’yi görebileceğimiz dönemdeyiz, bu çok büyük bir müjde. Allah’ın izni ile Sayın Hocam en güzel şekilde İslam alemini yıllardır müjdeliyor. Gayb bilgisine sahip Peygamberimizin bu mucizesini bir mümin olarak bizim de müjdelememiz, her fırsatta çevremize anlatmamız gerekir. Buna rağmen içinde bulunduğumuz ahir zamanı gereği gibi anlatmayan, hatta konuyu örten bazı insanlar, bazı Hocalar var. Son zamanlarda çok dikkat çekiyorlar. Onların bunu yapmasındaki amaç ne olabilir?” Hocam demiş, Metin Bodur.
ADNAN OKTAR: Allah arada kıyas meydana gelsin diye onu özel yaratıyor. Mesela İslam’ın bu yüzyılda dünyaya hakimiyetinden adamlar bahsedemiyorlar. Yani hayır münafık bile olsa dikkati çekmemek için söyleyebilir. Ama Allah söyletmiyor yani dilleri kilitleniyor. O cümleyi kullanamıyorlar yani, “İslam bu yüzyıl dünyaya hakim olabilir de”, demiyor bak. “Olacak zaten” diyemiyor da, “olabilir de” diyemiyor. Yani o konuyu hiç konuşamıyorlar. Bunlara da alim diyorlar insanlar. Sen hem Kuran’ı savunuyorsun, hem Kuran’ın üzerine ilim yapmışsın, ömrünü vermişsin ama dünyaya hakimiyetini istemiyorsun ve ağzına dahi almak istemiyorsun böyle bir konuyu. Böyle insanlara ben alim demem, kimse de alim demesin. Çünkü alimse, inandığı kitabı değil mi, Kuran’ı savunması ve dünyaya hakimiyetini istemesi gerekir. Ve bunu en mühim temennilerden biri olarak temenni etmesi lazım, istemesi ve ayrıca gayret etmesi lazım. İslam’ın bu yüzyılda dünya hakimiyeti için her türlü imkanın olduğunu biz görüyoruz. Neden korkuyorsun sen alimsin, Müslüman adamsın? Yani İslam’ın dünyaya hakimiyeti senin ne zararına olabilir? Hangi menfaatinle çatışıyor? Hayır, zaten çatışsa da Müslümanın zaten öyle bir konusu olmaz yani. Çatışması diye bir konu olmaz, çünkü bütün dünya menfaati onun üstüne kuruludur; çünkü Allah’ın rızası onun üstüne kuruludur. Ama diyelim münafık veyahut hasta ve çıkar gözüyle bakıyor. Hangi çıkarınla çatışıyor senin? Allah dillerini kilitledi, basiretlerini kapattı, ferasetlerini kapattı; tam panik haldeler. Bir kısmı cehaletinden, bir kısmı münafıklığından, bir kısmı gafletinden yani. Mesela bak, Cübbeli’nin yaptığı, cahilliğinden. Televizyon seyretmez, efendim gazete okumaz, “internete girmeyin” diyor. Herhalde Habertürk’e çıkacakmış bu akşam saat 22.00’da. Şimdi onu da niçin yaptıklarını ben, tam anlayamadım. Yani muhtemelen, bazı hedefler var. Mesela birincisi, daha önceki konumunu düzeltmeye çalışacaklar bence, yani o alaycı üslubu kaldıracaklar ve ona saygı duyduklarını gösterecekler muhtemelen. Yani onu kurtaracak bir şey yapmak istiyor olabilirler. Yani herhalde saygıyla dinleyecekler. Onu hani alimdir, ne söylerse biz dinleriz gibi. Halbuki Fatih Altaylı’nın onun anlatacağı fıkhi konulara ihtiyacı olduğunu ben hiç zannetmiyorum. Yani Fatih Altaylı interneti dinlemek caiz midir değil midir? İşte yemek yerken sağ el ile mi yenir, sol el ile mi yenir? Fatih Altaylı’nın böyle bir konuya ihtiyacı olduğunu zannetmiyorum. Öbür vatandaşın hiç olduğunu zannetmiyorum, yani değil mi? Yani öğrenecekse Diyanet’in görevlileri var, çağırır bir profesör veyahut Diyanet görevlisi çok detaylı anlatır. Veyahut bir ekip, heyet halinde çağırırlar ki bu çok daha da güvenilir olur, değil mi? Hayrettin Karaman gibi böyle çok değerli alimler var, bir çok alim var. Onları çağırırlar, çok detaylı, kapsamlı halkı aydınlatılır eğer konu din dersi vermekse. Din ile fıkıhla ilgili bilgi vermekse, değil mi bunu yaparlar. İkincisi, dikkat çekmek için olabilir. Yani belki programa ilgiyi artırmak için olabilir. Yani ama aslında bir yönü bu. Ama asıl kurtarmaya yönelik olacak benim kanaatim. Yani iadeyi itibar gibi bir şey yapacaklar anladığım kadarıyla. Muhtemelen gene Mehdi konusunu gündeme getirtecekler, Mehdi’nin gelmeyeceğini söyletecekler. Kıyametin çok uzun vakitte olduğunu söyleyecekler. Ama ben, bunları soracaklarına asıl şunları sorsalar daha iyi olur diye düşünüyorum: mesela Şiileri, Alevileri, Caferileri Mehdi’nin pırasa gibi doğramasından bahsediyor Cübbeli kendi yani, açık açık izahı var. İslam fıkhında, İslam ahlakında Müslüman’ı öyle pırasa gibi doğramak var mı? Çünkü bunların hepsi “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyor bu insanlar. Aleviler de, Bektaşiler de, değil mi, Caferiler, Şiiler hepsi “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyorlar. E kendisi diyor “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyen herkes cennete girer diyor, değil mi? Pırasa gibi doğranması ile ilgili hiçbir hüküm yok Kuran’da.
SUNUCU: Evet çelişiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Bunu neye göre söyledin?” demeleri lazım 1. Yani bunu merak etmeleri lazım. Tabii yine takdir onların da, yani ben olsam, vatandaş olarak sorarım. 2. İslam’ın bu yüzyılda hakimiyetini neden hiçbir şekilde ağzına almıyor? Yani mesela “Kuran bu yüzyılda dünyaya hakim olsun” demesi lazım. Hatta “bu hafta, bu aylarda, bu yılda hakim olması için gayret edelim” demesi lazım. Neden bundan şiddetle kaçınıyor, değil mi? Yani biz Allah için yaşamıyoruz mu? Kuran için yaşamıyoruz mu? İslam’ın dünyaya hakimiyetinden daha tabii ne olabilir yani? Bizim bunu istememizden daha tabii ne olabilir? Bizim hayat sebebimiz çünkü Kuran zaten, değil mi iman? Allah hayat sebebimiz bizim. Tabii ki dünyaya bir an önce hakim olmasını isteriz biz. “Neden bundan bahsetmiyorsun ve neden bunu istemiyorsun?” demeleri lazım. Bir de başka konular da var yani sorsak bayağı bir konu var. Mesela şu deccalin eşeğini bize bir anlat desin mesela, değil mi? “Eşek ayakları sarkarak gökyüzünde 80 metrelik ayaklarıyla, 30 metrelik kulaklarıyla gökyüzünde deccal uçacak” diyor, “deccalın eşeği”. “Güneşli havada, üstünde de deccal oturacak, aşağıya bağıracak” diyor. “Bütün yerden halk duyacak” diyor deccalin sesini. Bir kısmı deccale uyacak, bir kısmı uymayacak diyor. “O arada da melekler gökyüzünü kaplayacak” diyor. Bütün melekler, “falanca kişi Mehdi’dir diye Mehdi’yi gösterecekler” diyor. Ve herkese kendi lisanından İngilizce, Almanca, Sırpça, Hırvatça her dilden. Ne kadar insan? 10 milyar mı insan var?
OKTAR BABUNA: 7 milyar insan var.
ADNAN OKTAR: 7 mi 10 mu? 7. Peki son olarak öyle mi?
OKTAR BABUNA: Belki de artmış olabilir.
ADNAN OKTAR: Yok 7, doğru söylüyorsun. 7 milyar melek gökyüzünde bağırıyor. Mesela bunu sorabilir, çok hayret edilecek bir şey bu yani bunu anlatabilir. Mesela “Akdeniz’in suyu cam gibi donacak” diyor; çok ilginç bir şey bu. Toplumun çok dikkatini çeker, nasıl donacak bunu anlatabilir. “Adriyatik Denizi tamamen kuruyacak ve İtalyanlar bunun farkına varmayacak” diyor. Ki Arnavutluk falan hepsi farkına varmaması lazım, civar ülkelerin de farkına varmaması gerekiyor, değil mi? Adriyatik Denizi’ne kenarı olan bütün ülkelerinin farkına varmaması gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Bütün dünyaya, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Yani “bütün millet denizin kenarında yaşıyor, nasıl farkına varmayacaklar Hocam?” diye bir sorması lazım. Yani bunlar çok dikkat çekecek sorular. Mesela “altın sütunlar fışkıracak” diyor, “100 metrelik, 150 metrelik ve 5 metre, 6 metre çapında som altından bahçelerden altınlar fışkıracak” diyor. Fatih Altaylı çok zeki insan benim gördüğüm, yani çok merak etmesi lazım, bunları sorması lazım “bu nasıl oluyor Hocam” diye, değil mi? Vatandaş olarak herkes merak ediyor, bunları bir açıklaması lazım. “Sonra bir tekbirle Roma’nın, tekbir getirecek” diyor, “Allah’ı anacak ‘Allahu Ekber’ diyecek” diyor, “Roma’da ne kadar bina varsa yerle bir olacak” diyor. Yani “atom bombası etkisi yapacak” diyor. Çoluk çocuk, kadın, orada ne kadar insan mazlum, masum varsa Müslümanlar da dahil, o enkazın altında kalmış olacaklar. Yani bir bunu sorması gerekiyor. Mesela “Mehdi’ye” diyor, “tank mermisi, top mermisi etki etmez” diyor. Yani bu nasıl oluyor mesela? “Bunu da bize bir açıklayın” denilebilir. Yani buna benzer çok fazla sorular var, ilginç sorular var. Ama orada, işte sakız çiğnemek caiz midir değil midir? İşte gazozu içmek nasıl olacaktır, değil mi gazozun içinde şu var mı bu var mı, yani böyle konular değil de. Bunlar hayati konulardır, asıl bunları sormaları gerekir, benim kanaatim, gibi geliyor bana. Yani gene öyle coşarak, yerlere yatarak herhalde gülmeyecekler anladığım kadarıyla bu sefer. Hani ona saygı duyduklarını gösterecekler anladığım kadarıyla. Bu güzel eğer böyle bir şey yaparlarsa, bunda bir şey yok. Ama o da tabii, onları güldürmeye çalışmazsa ve dini ve Kuran’ı kullanarak böyle garip ve yanlış bir üslup kullanmazsa, çünkü din ile şaka olmaz. Kurani konularla şaka olmaz, uhrevi konularla şaka olmaz. Ve hafife alan bir dil de kullanılmaz. Mümin, Allah’tan içi şiddetle titreyerek korkar, saygıyla korkar. Ve cehennemin kenarında gibi çok dikkatli ve itinalı bir dil kullanır. Öyle pervasız, son derece rahat bir dil kullanmaz. Hatta saygıya uygun olmayan bir dil kullanmaz, çok fazla öyle bir üslubu var biliyorsunuz. Bir de Müslümanları mahcup eden bir üslup hiç kullanmaz, değil mi? “Müslümanlar evini istesen” diyor, “bir daha cemaate gelmez”. İşte, “namazda” diyor “eğer telefon çalarsa” diyor, “safta namazı bırakır, oynamaya başlar” diyor. Müslüman bu kadar mı iradesiz, aklı zayıf ve bu kadar mı kişiliksiz? Böyle bir Müslüman olur mu? Nerede görülmüş böyle, yani telefonun müziğinden etkilenip namazda oynayan hangi Müslüman var? Nerede görülmüş böyle bir şey, yani namazını bırakıp, namazını bozup dans eden kim nerede görülmüş böyle bir şey, değil mi? Yani bu Müslümanları mahcup etmeye yönelik bir söz gibi görünüyor.
SUNUCU: Yani Kuran okusa uykusu gelir şeklinde.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela “Kuran okuyun” diyor, “uykunuz gelir” diyor. “Allah’ı anın, uykunuz geliyor!” Kuran bizi dinçleştirir, açar uykumuzu, değil mi? Kalbimize şifa bizim, şevkimizi artırır. Kuran insanı uyutan bir kitap değildir. Kuran insanları canlandıran değil mi, insanlara hayat veren bir kitaptır. Mesela bunları sorabilirler. Yani asıl bunları önemli olarak görüyorum. Ama tabii gene kendileri bilirler yani. Fakat ben vatandaş olarak görüşlerimi bildireyim inşaAllah.
SUNUCU: Hocam deccalın bu şekilde açıklanması, işte böyle hiç olmayacak şeylerin bu şekilde ifade edilmesi bazı insanların işine geliyor tabii ki. Çünkü bunların imkansız olduğunu tahmin ediyorlar yani az önce ifade ettiğiniz gibi bir anda altın sütunların çıkması, deccalın böyle bir eşek üzerinde olması bunlar imkansız olduğu için, böyle bir devir gelmeyecek, böyle bir şey olmayacak fikrini insanlara yerleştirmeye çalışıyorlar bence. O yüzden bu konuları hiç irdelemiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Aslında çok gizli bir, sezdirmeden el altından bir oyun oynanıyor. Yani çünkü bu anlatımına göre İslam’ın dünyaya hakimiyeti mümkün değil, yani imkansız. Ve ayrıca böyle bir anlatıma da makul bir insanın iman etmesi imkansız gibi görünüyor. Dolayısıyla iman etmeyen insanlar oluşmasına ve gizlice iman etmeyen insanlar oluşmasına sebep olacak çok gizli bir tehlike bu. Yani deccalin sesinin her yerden duyulması, uçağın olduğu çok açık değil mi? 30 metrelik kulakları olan, gökte uçan bir cisim nedir, değil mi? Ve gökle yer arasında bağlantı kuruluyor. Mesela deccalin sesi uçakla, değil mi telsizle, telefonla rahatça bağlantı kurulabiliyor yer ile. Demek ki deccalin böyle bir gücü olacak. Yani ki şu an zaten bu tahakkuk etmiş oldu. Mesela hiç gelmeyecek bir Mehdi tarifi var. Bu Şiilikte de var yani Şii kardeşlerimizde de bu var. Bunu önümüzdeki günlerde anlatacağım, bunları izah edeceğim. Hatta bunu bildikleri için de, “geliş vakti asla bilinemez” diyorlar. E kardeşim asla bilinemezse alametleri niye bildirmiş Peygamber Efendimiz?
SUNUCU: Değil mi? Doğru söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yani bir küçük alametleri var ve bir de büyük alametleri var Mehdi’nin.
SUNUCU: Açık açık görünüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani aleni alametleri vardır. Küçük alametlerinin hepsi zuhur etmiş, büyük alametlerin de tamamı zuhur etmiş. Peki sayfalarca fukuha, alimler bu büyük alametleri, Mehdi’nin çıkış alametlerini niye yazdı o zaman? Niye Peygamber Efendimiz; “dünyanın ömrü 7000 yıldır” dedi. Ve neden “bunun 5600 yılı geçmiştir” dedi? Said Nursi niye “1400’de çıkacak” diyor “Mehdi”. “Benden bir yüzyıl sonra çıkacak” niçin diyor? Bunlarla ilgili yüzlerce hadis, binlerce hadis yani nedir o zaman? Buhari, İbn-i Mace, Müslim, Tirmizi, Süne-i Davud, Süne-i Nesihi bu hadislerle dolu. Hz. Mesih’in gelişi, Hz. Mesih’in gelişi de bir kıyamet alametidir, değil mi? Mehdi’nin çıkışı da bir kıyamet alametidir. Mehdi’nin çıkış alametleri vardır. Yani bunu, öyle bir Mehdi tarifi yapılıyor ki, Mehdi’nin çıkması da imkansız, ne zaman geleceği de belli değil. Çıkışı da imkansız.
SUNUCU: Öyle bir insan olması imkansız zaten Hocam, değil mi?
ADNAN OKTAR: Öyle bir insan olması da imkansız. Yani, hem 313 tane talebesi olacak hem öyle bir güç ki tank atış yapıyor, tank etki etmiyor. Ama buna rağmen onu hapse sokuyorlar. Sen öyle bir insanı, tank mermisi etki etmeyen bir insanı hapse nasıl sokacaksın? Bir tekbirde binaları yıkıyorsa, bir tekbirde hapishanenin binaları yıkılır, emniyet binaları da yıkılır, her yer yıkılır yani konu biter, değil mi? Bütün melekler gökyüzünden bağırıyorsa, Müslümanlar niçin itaat etmesin meleklere?
SUNUCU: Evet çok açık o zaman, itiraf etmek zorundalar.
ADNAN OKTAR: Yani tabii “bu Mehdi’dir” diyorsa, Mehdi nasıl onları yalanlasın? “Bütün melekler yalan söylüyor” diyecek Mehdi, “ben Mehdi değilim” diyecek, olur mu öyle şey? Yani melek vahiyle hareket ediyor, Allah’tan alıyor emri. Yani meleği nasıl yalanlayabiliriz biz? Melek dedin mi bitti konu zaten inşaAllah. Onun için burada muazzam çelişik, yani birbirinden akıl almaz derecede çelişen, şiddetli çelişen ve asla gelmesi mümkün olmayan bir Mehdi tarifi var. Bu, Müslümanlığa yapılmış bir zarardır. Yani bir hatta kötülüktür yani çok yanlış bir harekettir bu. Bediüzzaman rahmetli bu konuyu mükemmel izah etmiş ve bu tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmış. Eğer o izah etmeseydi çok çok daha zor olabilirdi. Onun için diyor; “Risale-i Nur Külliyatını” diyor “Mehdi hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Yani Risale-i Nur’a dayandıracak birçok konuyu izah edecek diyor. “Ve gerçek sahibidir” diyor “Risale-i Nur’un Mehdi”. “Benden bir yüzyıl sonra gelecek” diyor. “Hiçbir cihette o acip şahıs gibi olamam” diyor. “Onun piştar, öncü bir neferiyim, ona ortam hazırlıyorum ben” diyor. “Ben kışta geldim, o baharda gelecek” diyor. “Talebeleri ile beraber ve benden bir yüzyıl sonra gelecek” diyor. Gene de anlamayanlar için daha da net tarih vermiş; Hicri 1400’de geleceğini söylüyor.
SUNUCU: Evet, açık açık söylemiş.
ADNAN OKTAR: Net söylemiş 1400 yıl sonra. Ayrıca da ebcedlerden de veriyor; “eğer” diyor işte “şeddeli lamlar sayılmazsa bundan bir yüzyıl sonra gelecek”. İşte “Mehdi zamanına işaret eder bu ayet” diyor. Çok çok fazladır. Mesela Şam’da Emevi Camii’nde yaptığı hitapta da 1980 yılına işaret etmiştir. 80,90, 2000 yıllarına işaret etmiştir ve Mehdi’nin çıkacağına, Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir edeceğine. Kendisi de Darwinizm’e hiç girmemiştir; Mehdi’nin yıkacağını bildiği için Mehdi’ye bırakmıştır Said Nursi Hazretleri. Ve çok açıktır. Birinci görev olarak “sarahaten açık” diyor. “Maddiyun tabiyyun taunu” diyor “beşer içinde intişal etmesi ile her şeyden evvel” diyor, “felsefeyi tam susturacak tarzda beşere ders vermektir” diyor birinci vazifesi. “Bu vazifeyi yapmak için vakit ve hal müsaade etmez” diyor, “bizzat kendisi yapmaya” diyor “araştırmaya”. “Ondan evvel” diyor, “bir taifenin uzun tasdikatı ile hazırladıkları eserleri kendinin hazır bir programı alacak” diyor. Yani materyalizmi ve Darwinizm’i eleştiren hazır kitaplar, fotoğraflar, belgeler ona gelecek; o da ondan hazır bir eser programlayacak. Onunla o birinci görevini tam yapmış olacak diyor. “İstinat ettiği kuvvet ve manevi ordusu” diyor. “Yalnız ihlas, sadakat ve tesanüt” yani tesanüt -ittifak etmek-, ihlas -samimiyet, “ihlas, sadakat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtlerdir. Her ne kadar az olsalar” diyor Said Nursi, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Şimdi o devirdeyiz. Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı tabii anlamazlıktan geliyorlar. Ben mesela özel görüşmelerimde “doğru” diyorlar, “Mehdi çıkacak” diyorlar. Geçenlerde de gene ağabeylerinden birisiyle görüştüm, ağabey sayılır yani diyebiliriz. Yani ünlü bir yazar kardeşimiz; “tabii ki” diyor, “Mehdi gelecek” diyor. “Çok açık” diyor. Diğer yine ağabeylerle konuşmuştuk. Bizim eve gelmişlerdi biliyorsunuz. Toplu olarak geldiler yani hepsi yani ittifak halindeler; “evet” diyor yani. “ bir Mehdi gelecek, bunun inkarı mümkün değil” dediler. Falan işte yani onları fazla şey yapmayayım da.
OKTAR BABUNA: Sizin sitenizde görüntüleri de var hatta konuşmaları.
ADNAN OKTAR: Sungur ağabeye de dedim. Sungur ağabeyi dediler işte; “ölmek üzere, vefat etmek üzere, sen hemen git” dediler, “bir helallik alın” dediler. Yaşı da Üstadın aynı yaşta dediler, muhtemelen aynı yaşta vefat edebilir gibi bir inanç oluşmuş. Sungur ağabeyin yanına gittim. “Ağabey” dedim, “sen görevlisin” dedim ve “sen yaşayacaksın” dedim, “öyle bir şey yok” dedim. Ondan sonra “aklına da hiçbir şey olmaz senin” dedim; şeker hastası olduğu için aklına da zarar geldi demişler yani şuuru gitti, dengesi bozuldu. “Senin aklına da bir şey olmaz” dedim, “veli adamlara bir şey olmaz” dedim. “Aklın da, fikrin de her şeyin yerinde” dedim. Birden dirildi Mübarek. Rusya’ya da tebliğe gitti, oraya buraya gidiyor şimdi, acayip hareketlendi. Yani bize anlattıklarında haşa böyle aklı gitmiş ve ölmek üzere olan bir insan şeyinde idi. Hakikaten de gittiğimde bitkindi. Yani çok çok bitkindi. Söyledi; “ben bu sene ölürüm herhalde” dedi. Ben dedim “ağabey” dedim, şöyle dikkatlice bakıp “sen ölmeyeceksin” dedim. Ve “sen görevini yapacaksın, sen görevlisin” dedim.” İnşaAllah ahir zamanda İslam dünyaya hakim olacak” dedim, “sen de göreceksin” dedim. Ve “Mehdi’yi de göreceksin” dedim. Sonra bütün talebelerinin içinde dedi ki; “evet” dedi, “Üstad bana söyledi” dedi. İlk defa söylüyor bakın, bu çok önemli bir şey, ilk defa söylüyor “sen göreceksin dedi” dedi. Sungur ağabeyden biz bunu hiç duymamıştık. Yani hep “Üstad” der, yani Üstad’ın zamanına dikkat çekerdi. Ama orada açıkça söyledi; “sen göreceksin dedi, Sungur göreceksin dedi” dedi. Seyit Salih Özcan ağabeye gittik; onun yine sır katiplerinden, talebelerinden. O da; “olur mu?” dedi, “Mehdi Üstad mıdır yani, Hocam gelmiş midir?” dedik, “olur mu?”dedi. “Üstad çok açık söyledi” dedi. “Hatta benim alnıma böyle vurdu dedi şakadan; Keçeli Keçeli ben görmedim, sen göreceksin dedi“ dedi. Mehdi gelecek inşaAllah.
SUNUCU: Müjdelemiş ne kadar güzel.
ADNAN OKTAR: Geçenlerde de kardeşler, bizim çocuklar gitmişlerdi. “Hocanıza söyleyin” demiş, “Mehdi geldi” demiş. “Bakın özellikle söylüyorum” demiş. “Onu özellikle Hocanıza belirtin” demiş. “Mehdi geldi” demiş.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Evet, o şekilde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi, kardeşler gitmişlerdi. Ki o da görevli Allah-u alem, o da görecek İslam’ın dünyaya hakimiyetini, Mehdi’nin zuhurunu görecekler. Sungur ağabey de görecek, o da görecek. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam zaten Mehdi’yi kabul etmemek, yani Risale-i Nur Külliyatını baştan sona kabul etmemek gibi bir anlama gelir; çünkü içerisinde sizin anlattığınız şekilde çok açıklayıcı ifadeler var.
ADNAN OKTAR: Yani yüzlerce sayfa açıklıyor. “Mehdiliğe gelen bir kitaptır” diyor. Yani “Mehdilik için hazırlanan bir kitaptır” diyor, “Allah beni vesile etti” diyor. Ve “ilhamla yazdım ben bu kitabı” diyor.
SUNUCU: Evet, çoğu zaten hapishanelerde yazılmış.
ADNAN OKTAR: Tabii, evet. Ve “asıl sahibi” diyor, “Mehdi ve şakirtleridir” diyor. Yani açık söylüyor Said Nursi ve “Mehdi” diyor “bunu hazır bir programı olarak kullanacak” diyor, Risale-i Nur külliyatını. Yüzlerce sayfa açıklıyor Mehdi’nin nasıl görev yapacağını, İslam’ın o devirde hakim olacağını, “milyonlar fedakar seyitler iltihak edecekler” diyor. “İslam orduları olacak o dönemde” diyor, değil mi? “Siyaset ve saltanat aleminde, diyanet aleminde her konuda görevi vardır” diyor “büyük Mehdi’nin”. Onu, bir kısım ağabeyler akıllarına sığdıramadıkları için bölümlere ayırmışlar onu. Said Nursi bakın diyor “tamamını yapacak” diyor Said Nursi. Akıllarına yatmamış, bölümlerine ayırmışlar; diyanet Mehdisi ayrıdır diyor, siyaset Mehdisi ayrı, saltanat Mehdisi ayrıdır; ayrı ayrı yani 3’e ayırmışlar akılları yatmayınca. Kardeşim Said Nursi anlatıyor, açık açık söylüyor. “Gelen daha önceki Mehdiler” diyor, “her biri” diyor “bir cihetle ya diyanet ya saltanat veya siyaset aleminde Mehdilik yapmışlardır ve bir cihetle yapmışlardır”. “Ve bu sebeple” diyor, “ahir zamanın büyük Mehdisi unvanını alamamışlardır” diyor. “Ahir zamanda gelecek o eşhas, o şahıs” diyor, “bütün bu görevleri diyanet, saltanat ve siyaset alemindeki görevlerinin hepsini aynı anda yapacak ve bütün cihetleriyle yapacak” diyor.Çok net izah ediyor. Anlamazdan gelmenin ne alemi var?
OKTAR BABUNA: Kendisinin seyit olmadığını söylüyor.
ADNAN OKTAR: Evet. “Ben seyit değilim” diyor. “Ben Kürt’üm” diyor yani. Bir de diyor ki; “ayrıca hadis var” diyor, “seyit olmayanın ben seyitim demesi haramdır” diyor. “Olanın da ben seyit değilim diye reddetmesi haramdır” diyor. Buna rağmen “yok” diyorlar, “Said Nursi orada yalan söylüyor, yüzlerce sayfa yalan söyledi” diyorlar. “O aslında bize, kulağımıza fısıldadı, söyledi diyor; ‘ben Mehdiyim’ dedi” diyor, “yüzlerce sayfa yalan söyledi” diyor. Yahu neden yalan söylesin alim bir insan, Allah’tan korkan, 30 yıl hapis yatan bir insan? Yani Allah’tan başka hiç kimseden korkmadığını açıkça gösterten bir insan kimden çekiniyor? Hayır bir de Mehdiyim dememe yani “Mehdi değilim” demek bu kadar mı güç? Hepsini anlatır, der ki; “ben Mehdi değilim” der. Bir kelimedir. Yüzlerce sayfa niçin yalan söylesin? Ve bu kadar usta yalan söylenebilir mi? Bir de o zaman onları yalan kabul ediyorsanız bütün Risale-i Nur’u yalan kabul edeceksiniz o zaman? Tabii öyle yüzlerce sayfa yalan söylemeye istidadı var görüyorsanız, tamamını yalan olarak görebilirsiniz o zaman. Apaçık doğru olduğu görülmüyor mu? Dedikleri birer birer çıkmadı mı? 71’deki olayları önceden söyledi çıktı, “eğer” diyor “şimdi tohumları, mahsulleri ıslah olmazsa 71’in tokatları şiddetli olacak” diyor. Aynısıyla çıktı. 81’i söyledi çıktı, 28 Şubat’ı söyledi, çıktı. Bütün olayları söyledi, ne zaman vefat edeceğini söyledi, çıktı. Rusya’nın yıkılacağını söyledi, çıktı. Mezarının yıkılacağını söyledi, çıktı. Her şeye inanıyorsunuz da, ona niye inanmıyorsunuz?
SUNUCU: Evet, içinden cımbızla çekmek, inanılan kısımlar çok yanlış olur.
ADNAN OKTAR: Hayır cımbızla çıkacak gibi de değil yani. Yüzlerce sayfa. Said Nursi onun için bu konuyu o kadar sağlama bağlamış ki, defalarca anlatmış ki böyle olayı anlamazlıktan gelmesinler diye ve bunu bildiği için de diyor ki: “gerçek sahipleri” diyor, “Mehdi ve şakirtleri” diyor. Bakın gerçek sahipleri Mehdi ve şakirtleri. Yani Risale-i Nur’dan gerçek anlamda anlayacak onlardır, gerçek sahipleri de onlardır diyor. Bunu kimse inkar edemez. Yani bu, “hayır böyle değildir” diyen kimse de çıkmadı şu ana kadar. Dolaylı yoldan söylüyorlar, işte falanca ağabeyin kulağına eğildi, söyledi diyorlar. Said Nursi bunu asla kabul etmiyor; “ben gizli olarak bir şey söylemem” diyor. “Varsa hepsi Risale-i Nur’dadır” diyor. Açıktır diyor yani, böyle bir taktiği bildiği için Said Nursi Hazretleri, bunun yolunu da kapatmış.
SUNUCU: Evet, sözle zaten çok şey söylememiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Her ne diyorsam” diyor, “külliyatla muhatap olan, benle muhatap olur zaten” diyor. Kendisiyle görüşmek isteyenler oluyor da öyle diyor. “Benle görüşmek istiyorsanız, Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyun” diyor. “O zaman benle muhatap olmuş olursunuz” diyor.
SUNUCU: Hocam bir ufak aramız varmış. Bir tanıtım kuşağımız varmış, onu izleyelim inşaAllah, sohbetimize devam edelim. Değerli izleyenlerimiz, tanıtım kuşağının ardından biz buradayız inşaAllah.
Yeniden merhaba değerli izleyenlerimiz, tanıtım kuşağının ardından sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah. Az önce sizin göstermiş olduğunuz haber ile ilgili bir yazı var. Onu okumak istiyorum izninizle. “Çok saygı değer Adnan Hocam. Siz ‘samimi olan ve normal bir şuura sahip olan bir insan İncil, Tevrat ve Kuran’ı okusa çok değil beş dakika içinde Kuran’ın Hak Kitap olduğunu anlar’ demiştiniz. Hocam tıpkı sizin dediğiniz gibi İsviçre’de minare yasağını referanduma götüren Halk Partisi milletvekili, koyu bir Hıristiyan olmasıyla tanınan Daniel Streich aslında 2 yıl önce Müslüman olduğunu fakat tepkilerden çekinip açıklamadığını söyledi. ‘Hıristiyanlıkta bulamadığım birçok sorunun mantıklı cevabını İslam’da buldum’ dedi. Hocam ayrıca siz ‘birçok Hıristiyan, Müslüman olup da çevresine açıklamıyor olabilir’ demiştiniz. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Tabii ki Hıristiyanlara da, Musevi kardeşlerimize de şefkatle yaklaşmak lazım. Onlara karşı böyle öfkeyle yaklaşanlar, dinin gelişmesini istemeyen insanlar gibi geliyor bana veyahut cahilliklerinden yapıyorlardır. Çok çok fazladır hem Musevilerden hem Hıristiyanlardan Müslüman olup gizleyen Türkiye’de de çok fazla vatandaşımız var. Benim bizzat görüştüğüm ve bildiklerimi saysam şaşırırsınız, bizzat bildiğim. Hakikaten gizliyorlar çünkü çok şiddetli baskı oluyor etraflarından. Tabii buna rağmen açıklamaları gerekir, yani çekinmemeleri gerekir ama işte insan fıtratı bazen bunu kaldırmayabiliyor. Gizleyerek daha rahat yaşayacağını düşünüyor yahut kendini muhafaza edebileceğini düşünüyorlar. Ama İslam’ın dünyaya hakimiyetinin hız kazandığını da görmek açısından bunlar çok önemli delil. Ben size bir iddia edilen Ergenekon örgütüyle ilgili bir belge okuyayım. Şimdi bizlere açılan davaların nasıl açıldığını da buradan daha iyi kavramış olur dinleyicilerimiz. Şimdi polisin izleme tutanağı, iletişim tespit tutanağı, iddia edilen Ergenekon örgütü dosyasından aldık. Adil Serdar Saçan M kod adlı kişiyle konuşuyor. M diyor ki, Mu aslında Mu diyelim. M. U. MU: “iyiyim, çay içiyorum buyur.” Adil Serdar Saçan: “Sağol abi ben şeydeyim” diyor. MU: “Nerdesin?” diyor. “Mus” diyelim evet. Veyahut bir mahsuru yok, Mustafa denilen bir şahısla konuşuyor yani adamı gizlemeye gerek yok. Mustafa isimli bir şahıs. “Nerdesin?” diyor, “dışarıdayım” diyor. Adil Serdar Saçan: “Adnancılardan gelen giden var mı yanına?” diyor. Adil Serdar Saçan: “Adnan’la ilgili elimde bir sürü belge var” diyor. Adil Serdar Saçan “ondan sonra bu işkence davalarında, bu bize açtıkları işkence davasında” diyor. Bu kullanılmak üzere bu belgeyi söylüyor, yani bize karşı. “Terbiyesizlik yapıyorlar” diyor bize dava açtığımız için. Yani işkenceye karşı, işkence yaptıkları için dava açtık, bin küsur sene ile bunlara dava açıldı biliyorsunuz, Adil Serdar Saçan ve arkadaşlarına. Bu açtığımız davanın terbiyesizlik olduğunu söylüyor, açmamamız gerekiyormuş. Yani hem işkence yapılacak hem de ses çıkarmayacağız.
SUNUCU: Hem de susacaksınız.
ADNAN OKTAR: Evet. “Eğer bu şekilde devam ederlerse” diyor. Mustafa denilen şahıs da “hee” diyor. Adil Serdar Saçan “basına verecek” basına verecek ve soruşturma açtıracak. Elindeki belgeler, resimler, benim kadınlarla ilişkilerimi güya filme almış, aldırmış yani birçok kadınla ilişkimi tespit etmiş. Basına verecekmiş bunu yani bu filmleri, fotoğrafları ve soruşturma açtıracak. “Şikayetçi olup diye bunların gözünü korkutmamız lazım. Ama öyle bir söylemeliyiz ki” diyor. Ulan varsa daha ne bekliyorsun elinde öyle bir kasedin, şeyin varsa değil mi? Götür, ver. Niye oturup atıyorsun yani. Atış serbest tabii. Mustafa diyor ki; “hıı” diyor. Adil Serdar Saçan: “anladın mı?” diyor. M “evet” diyor. Mustafa yani “evet” diyor. Adil Serdar Saçan: “onun bizzat de ki onu ben tanıyorum de. Bir takım şeyler anlattı de. Tamam mı? Burada şimdi terbiyem el vermiyor de.” Yani öyle bir film var ki diyor yani ben kadınlarla ilişki halindeymişim, adam açıklayamayacak! Bakın ne diyor: “Ben burada şimdi terbiyem el vermiyor de. Ondan sonra ee şey yapacak de. Onları basına verecek ve aynı zamanda dava ee savcılara suç duyurusunda bulunacak de.” Yani beni korkutacaklarmış gelip. Elimizde bantlar var…
SUNUCU: Şantaj yapacaklar.
ADNAN OKTAR: Sen bu mahkemeden vazgeçin, bu işkence davasından. Yoksa biteceksiniz diyecekmiş ve savcılığa vereceğim diyor belgeleri yani dava açacağız yoksa diyor. Adil Serdar Saçan “hııh” diyor. Onlara, M diyor ki; “onlara tak diye varır” diyor haber, hemen diyor. “Hı, tamam” diyor. Adil Serdar Saçan “Adnan ile ilgili elinde bir sürü belge var de” diyor yeniden. “Her şeyi anlatacak de çıkıp” Adil Serdar Saçan. Ondan sonra, “bu Adnan’ın korkması lazım abi tamam mı?” diyor Adil Serdar Saçan telefonda. “Tamam” diyor. “Eyvallah abi” diyor. “Tamam” diyor. “Ya davayı alsınlar, bu işi kapattırayım diyeyim” diyor. Yani siz eğer bu davayı alırsanız ben de bu fotoğrafları vermeyi, basına vermeyi ve dava açtırmayı kapatayım diyor. “Evet, aksi takdirde bunlar en az bir 10 sene daha alacaklar de” diyor. Bir 10 sene daha hapis. Şimdi bize açılan davaların hangi sistemde yürüdüğünü görüyor musunuz?
SUNUCU: Evet Hocam, çok açık.
ADNAN OKTAR: Yani nasıl kolay dava açmak bak. Bir 10 yıl daha hapis yattıracak dava açacak güce sahip olduğuna kanaati var devletin Emniyet Müdürü’nün. Ki o zaman operasyonu yapan kişi ve onun operasyonu sayesinde bizim hakkımızda dava açıldı biliyorsunuz, 3 yıl hapis cezası aldım. 3 yıl değil mi, bir 2 yıl aldım, 1 yıl da ilave etti mahkeme. Onun da niye olduğunu bilmiyoruz. Yani açıklamamış mahkeme. Teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun, ellerine sağlık. Bakın; “evet aksi takdirde bunlar en az bir 10 sene daha alacaklar de” diyor. “Tamam” diyor adam. “Kafaya takmış çünkü de” diyor. Yani bakın gerekirse iftira atmanın ne kadar kolay olacağı, yani kadın-kız olaylarının nasıl rahatça temin edilebileceği, değil mi ve olayın hangi boyutlar ve bir de 10 yıl hapis cezası, yani “bunu rahatça yaptırabiliriz de” diyor. Bu yazışmalardan kısa bir süre sonra bizim hakkımızda 4 tane genç kız çıkarttılar ve cinsel içerikli iddialar ortaya attırdılar bu çocuklara. İşte 100 kişiyle ilişkiye girdik, şöyle oldu, böyle oldu. Ben gece, gündüz onlarla ilişkiye giriyormuşum, bilmem ne, böyle hiperseksüel gibi anlatmışlar ve bununla ilgili bana dava açıldı şu an. Kısa süre sonra yani şu konuşmadan kısa süre sonra. Açanlar da Oktar’ın annesi, ondan sonra Türkan Akyüzalp, Emel Tezyapar. Ve Adil Serdar Saçan’la da iç içe bunlar. Yani sürekli görüşüyorlar telefonla, birlikteler, beraberler. Onlarla telefon konuşmaları, onlar da var elimizde. Yani polis tutanaklarında var konuşmaları. Zaten görüşüyorlar yani inkar etmiyorlar. Fakat yani dava açtırmanın bu kadar kolay olması Türkiye’de ve insanları bu kadar töhmet altında bırakmanın bu kadar kolay olması çok çok şaşırtıcı. Çok hayret verici yani mesela Haber Türk’te Fatih Altaylı da sürmanşetten verdi haberi. Yani değil mi, mesela böyle diyormuş. Buna rağmen savcılık takipsizlik verdi. Bunların bütün iddialarından, iddialar cihetinden, yani cinsellikle ilgili bütün iddiaların hepsinden takipsizlik verdi. Ama tabii çok ustaca bir dilekçe yapısı oluşturmuşlar. Her birine ayrı bir çetenin ayrı bir iddiasını yaptırtmışlar. Mesela birine bir iddia, birine bir iddia, birine bir iddia yani çetede gerekli olan neler varsa her birine ayrı ayrı onu tanzim ettirmişler. Bu yüzden mahkeme de davayı açtı. Ama bu davanın açılması da biraz ilginç. Çünkü biz burada normalde savcı takipsizlik verdi, konuyu kapattı. Çete yönünden de kapattı. Çete yönünden de takipsizlik verdi, dört kere takipsizlik verdi. Takipsizlik aldığı Kadıköy’e gitti, yani Kadıköy bakıyor bizim davalarımıza. Kadıköy I. Ağır Ceza’ya gitti. Bakın Kadıköy’e gitmeden önce Adil Serdar Saçan’ın telefon konuşmasını söylüyorum şimdi.
OKTAR BABUNA: Bu da iddia edilen Ergenekon’un tutanaklarından yani.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon, evet resmi devlet tutanağı bunlar. Yani iddia edilen Ergenekon örgütü dosyasına bakanlar görebilirler. Bakın bizim takipsizlik kararına mahkemenin itirazından 2 gün önceki konuşma. Adil Serdar Saçan: “Bir şey söyleyeceğim, Kadıköy’de savcı var mı, basın savcısı, tanıdık mı?” Bizim dosyanın oraya gittiğini biliyor, takipsizlik aldık çünkü biz. Eğer mahkeme reddederse çünkü yeniden dava açılacak. “Basın savcısı değil de orada senin tanıdığın bizim oradayken Zinnur Topçu var, I. Ağır Ceza reisi, orada şu anda.” Yani bizim davamızı bozan hakim bu. Takipsizliği bozdu, dava açtı. İnşaAllah. Hayır, teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Ben bunun etkisi altında kaldı da açtı demiyorum. Ben sadece evrakta bunlar yazıyor, şaşırdığım için söylüyorum. “Zinnur hangisiydi ya” diyor. “Ya biz gittik ya, biz Hicabi Bey falan ayrıldık, ondan sonra da o kaldı, kısa boylu.” “Hee, şu Ağır Ceza’da mı?” “He” diyor. “I. Ağır Ceza’nın reisi mi?” diyor Adil Serdar Saçan, MY: “I. Ağır Ceza’nın Başkanı ya” diyor. Adil Serdar Saçan “haa” diyor. MY: “Zinnur orada, git yanına git.” Adil Serdar Saçan: “Gideyim de yardımcı olur mu, tanır mı?” “Tanımaz olur mu lan seni” diyor. Zaten iç içeler, görüşüyorlar, arkadaşı, tanımaz olur mu, şaşırıyor. “Tanımaz olur mu lan seni” diyor. Çünkü daha önce görüşmüşler. Zaten açıklıyor, diyor ki: “ya biz gittik ya” diyor bak hatırlatıyor ona. Hafızasını ona yeniden açtırmaya çalışıyor. “Biz Hicabi Bey falan ayrıldık” diyor. “Birlikte gitmiştik ya” diyor. “Ondan sonra o kaldı kısa boylu” diyor, hatırlatıyor. “Zinnur orada git yanına git”. “Gideyim de yardımcı olur mu, tanır mı?” “Tanımaz olur mu lan seni” diyor. “Tamam peki ben bir gideyim, bakayım ya” diyor. İki gün sonra da bizim davayı, takipsizliğimizi bozdu mahkeme. Hayır, teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun, biz hakimimize güveniyoruz. Zinnur Bey’in biz etki altında kaldığına inanmıyoruz ama şaşırtıcı bunlar yani bilgi edinilmesi açısından önemli.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Sizin hüküm aldığınız davada da işkence altında fezlekeyi hazırlayan zaten Adil Serdar Saçan. İddianame de o fezlekenin aynısı şeklinde yani dava da onun üzerine kurulu.
ADNAN OKTAR: Haa bu iddianameyi hazırlayan bu kişiler, bu şeyleri, bu 4 şahidin olayında ifadeyi alan, fezlekeyi hazırlayan da Adil Serdar Saçan’ın yardımcısı ve bize işkence yapan ve bu yüzden dava açılan kişi Serdal Akça.
OKTAR BABUNA: Evet, Serdal Akça yargılanıyor şu anda.
ADNAN OKTAR: Bu, o kişiye de Adil Serdar Saçan’ın bu samimi arkadaşına, yardımcısına, bize işkence yapan ve bu yüzden dava açılan kişiye de fezlekesini hazırlattılar. Bu telefon konuşmalarını da göz önünde bulundurduğunuzda.
SUNUCU: Ortaya çıkan tablo ilginç.
ADNAN OKTAR: Bir de şaşırtıcı oluyor yani, evet.
OKTAR BABUNA: Serdal Akça da beni tehdit ettiği için ayrıca bir dava açıldı ona, kız kardeşlerim o davada müşteki olduğu için.
ADNAN OKTAR: Evet, yani nereye baksak böyle ilginç olaylarla karşılaşıyoruz. Allah selamet versin yani.
SUNUCU: Evet. Hocam Allah haklının, doğrunun her zaman yanındadır inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani Yargıtay’a gidiyor dosya. Daha öncede söylemiştim ya, klasörlere bakmış kadın hakim. 100 klasör, kaç yıl ceza? 3 yıl. “Az” demiş, “çok az, daha da fazla olması gerekir”.
SUNUCU: Klasör göre ceza Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Peki klasöre baktınız mı? Yok. Klasörlerin 99 klasörü savunmaya ait. Yani savunma delilleri ve çok sağlam deliller. Bir klasörde suçlama var. O da işkence altında alınan polis ifadeleriyle ilgili suçlamalar. Yani ne söyleyeyim? Yani mesela o kişinin sorumluluğunda oluyor olay da, yani o karar verecek oluyor. Onun yönetiminde karar verilecek oluyor. Böyle bir ortam var. İncelemeden nasıl böyle bir şey söylersin? Bunu bize söyleyen, hukuk profesörü. Onun yanında söylüyor zaten, inkar etmiyor kadın. Yani söylediğini inkar etmiyor. Yani bu bir önyargı değil mi? Daha görmeden, bilmeden bu kadar klasör yani bir vatandaşa böyle bir hukuk uygulaması olur mu? Onun için hukukta çok esaslı bir değişiklik yapılması, Avrupa standartlarında hukukun düzenlenmesi çok önemlidir.
OKTAR BABUNA: Yargıtay savcısı da söylemişti; “yani dosya boş, ama benim de çoluğum çocuğum var” şeklinde bir ifadesi olmuştu.
ADNAN OKTAR: Yani mesela o da çok şaşırtıcı. Kız arkadaşlarımız evine gitmişlerdi savcının, Yargıtay savcısının. “Dosya boş” demiş, “biliyorum ben, gördüm, inceledim” demiş, “aylarca baktım, inceledim ve 313. madde” demiş, “ayrıca oradan da düştü dava” demiş. “Ama üzerime baskı olursa” demiş, “çoluğum çocuğum var, ben bir şey yapamam, kusura bakmayın” demiş. Nitekim de gelir gelmez bir kaç saatin içerisinde davaya “evet ceza verilsin” diye hüküm verdi.
OKTAR BABUNA: 200 klasöre.
ADNAN OKTAR: Tabii, 200 klasör dosya var. 1,5 saatin içerisinde, “evet” dedi “bu iki yıl cezayı hak ettiler, 1 yıl da ilave var, onu da hak ettiler” dedi, “bu ceza onansın” dedi. Ya belki çok yeteneklidir, yani bizim bilemediğimiz özellikleri vardır. Yani biz Allah razı olsun yani, biz hani etki altında kalmıştır, üstten bir baskı gelmiştir demiyoruz, bizim böyle bir iddiamız yok. Ama 1,5 saat içerisinde 200 klasörü incelemesi, olağanüstü bir yetenek, o yönden teşekkür ediyorum, takdir ediyorum yani. Yoksa başka bir iddiamız yok bizim. İnşaAllah. Yani hükmüne de bir şey demiyoruz, teşekkür ediyoruz. İnşaAllah.
Evet, soru mu sormayı düşünüyorsunuz?
SUNUCU: Hocam siz bilirsiniz. Siz nasıl uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR: Sorun, tamam inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, gündemdeki eski yerini kaybetse de hala Guantanamo’da tutulan Müslüman esirlere yapılan zulüm devam ediyor. Bugün de gazetelerde Amerika’nın 8 yıldır Guantanamo’nun tuttuğu bir Kuveytliyi ülkesine gönderdiği haberi vardı. Bir insan 8 yıl boyunca yabacı bir ükede işkence görüyor, zulüm görüyor ve sonra da kimlik ile ilgili bir yanlışlık olduğu söylenerek serbest bırakılıyor. Hocam, bütün dünyanın gözleri önünde yaklaşık 10 yıldır böyle bir zulüm yapılırken dünya gerekli etkili sesi niçin çıkaramıyor? Özellikle Müslüman ülkelerin burada suçsuz yere işkence gören Müslümanları koruması gerekmez mi? Guantanamo’da vatandaşı olan bu ülkeler bu konuda bir çağrınız var mıdır Hocam?” Saffet Bey demiş.
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği olsa Guantanamo diye bir konu olur mu?
SUNUCU: İmkanı var mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Mümkün değil yani. Yani tahayyül dahi edemezler öyle bir şeyi, yani aklından dahi geçiremezler. Ama Müslümanları parça parça ettikleri için “yüzyıllarca İslam hakim olmayacak” diyor alim denilen bazı kişileri görüyorsunuz. “Mehdi yüzyıllar sonra çıkacak” diyor yahut “geçmiştir Mehdi” diyor, “gelip geçmiştir, konu bitmiştir” diyor. Bir kısmı “hiç yoktur” diyor. İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsetmekten şiddetle kaçınan birçok alim var, bir çok kişi var. E böyle bir ortamda Müslümanları da tabii karşı taraf ezim ezim eziyor. Halbuki tabii herkes İslam Birliği’ni, Türk-İslam Birliği’ni savunsa, birlik ve beraberliği savunmuş olsa, sırf ağızlarında olsa bunu söyleseler, haftasına İslam hakim olur, haftasına. Yani bak sadece şunu, evinde oturduğu yerde diyecek ki vatandaş; “arkadaş ben Türk-İslam Birliği’ni istiyorum” diyecek. Mesela Cübbeli diyecek ki; “evet ben bu yüzyılda, bugünlerde, bu aylarda İslam’ın dünyaya hakim olacağına inanıyorum, olabileceğine, gayret edin” dese. Mesela başka cemaatlerde de bazı Nur talebesi kardeşlerimiz de; “evet, Üstad’ın dediği doğru Mehdi çıkacak, İslam dünyaya hakim olacak, İttihad-i İslam Said Nursi’nin dediği doğrudur, İttihad-i İslam gerçekleşecek, ‘en gür seda İslam’ın sedası olacak’ diyor Said Nursi, bu sözü doğru, bu oluşacak” deseler, herkes bunu ittifakla söylese, haftasına İslam hakim olur.
SUNUCU: İçlerine büyük bir korku salınır bir kere.
ADNAN OKTAR: Söyleyemiyorlar. Yani birçok insan söyleyemiyor. Ya bir kelime, yani hadi inanmadan, inanmasa dahi söylese bile etkili olur yani. Yani inanmasa dahi söylese. Bu kadar yani, bunu söyleyecek. Mesela karşılaşıyoruz, “ya olur mu İslam hakim ya bundan sonra, 20. yüzyılda olacak şey mi?” diyor. Hem de tarikat mensubu oluyor veyahut cemaat mensubu; inanılır gibi değil. “Zaten geldi-geçti diyor Mehdilik, İslamiyet. Artık bundan sona kıyamet vakti” diyor, “kıyameti bekliyoruz”. Kıyamet ne zaman olur? “Binlerce yıl sonradır” diyor, “kim bilir ne zaman olacak?” diyor.
SUNUCU: “Böyle yaşayacağız” diyor.
ADNAN OKTAR: Yani evet, yani “sistem gidiyor böyle” diyor. Guantanamo’da adamlar, Afganistan’da, Irak’ta her yerde eziliyor. Yani Guantanamo’da gene adamlar yiyip-içiyor, oturup-kalkıyorlar bir de, Afganistan’da, Irak’ta direkt işkence yaparak öldürüyorlar adamları, bağırta bağırta, bombalayarak öldürüyorlar. Bu daha da vahim yani. Oradaki hiç olmazsa sağ onlar adamlar. Yahut şehit ediyorlar diyelim, Allah affetsin öyle demeyelim de, şehit ediyorlar. Böyle bir durumda, yani İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsetmeyen insanların sorumluluğunun nasıl olacağını bir düşünün. Ya sırf onun sözü bile dünyayı titretir yani.
SUNUCU: Tabii çok etkili bir silah olur Hocam, tabii ki yani, söz...
ADNAN OKTAR: İnanılır gibi değil söyleyememeleri. Yani bazı cemaatler var, mesela şimdi isim vererek söylemek istemiyorum da, bizim çocuklar görüşüyorlar falan, yani adamların hiç ümitleri yok yani bir kısmının. Bu nasıl Müslümanlık böyle?
SUNUCU: Kendi aralarında yaşamayı düşünüyorlar böyle ufak topluluklar halinde.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani evlenmiş işte rahat, çoluk-çocuk, işini de kurmuş, gayet sistem düzgün. Şimdi adama iş çıkacak, Mehdi çıkacak, İsa gelecek falan, bütün sistemi bozulacak.
SUNUCU: Rahatı bozulacak.
ADNAN OKTAR: Tabii. Akşamları mesela toplanıyorlar, çay içiyor, sohbet ediyor, işte Üstad’tan bahsediyorlar veyahut başka bir alimin hayatından bahsediyorlar veyahut biraz Kuran okuyorlar. Ondan sonra uyumaya başlıyorlar, kafaları düşüyor bir kısmının, hepsini tenzih ederim. Zaten uyumak moda yani gördüğüm kadarıyla bazı yerlerde. Rehavet basıyor adamlara yani. Böyle şey olur mu? Yani yer-gök kan dolmuş, yani bütün dünya inliyor artık, ortalık birbirine karışmış. Böyle bir ortamda rehavetin alemi var mı, bu tip hareketler yapılır mı? Ve şu sözü söylemenizde ne mahsur var; “İslam dünyaya hakim olacak” diyeceksin. “İslam dünyaya hakim olacak”, dört kelime. Ya dilin mi kopar şunu söylesen? “Bu yüzyılda hakim olacak” diyecek, o kadar. “Bakalım” diyor, yani çok uzun. Ama bu yüzyılda diyecek ama bak. “Bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olacak”, yani altı kelime. Şunu söyletmek çok önemli. Bunu bütün İslam alemi aynı gün söylese, bakın inanın haftasına, ayına İslam dünyaya hakim olur. Konu biter, yani bütün dünyayı titretir bu, muazzam bir şey bu yani.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, ayrıca da bütün alametleri var zaten şu anda.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak ben onu daha önce de söyledim. Şimdi o yanlış anlaşılıyor. Bütün herkes uyusa, sırf Mehdi, o 313 kişi ile dünyaya İslam’ı söke söke, eze eze hakim edecek. Yani onun kurtuluşu yok yani. O illaki olacak yani. Küfrün hiçbir şekilde kurtuluşu yoktur. Yani uyuyan da olabilir, bayılan olabilir, reddeden olabilir, “yüzyıllar sonra Mehdi gelecek” diyen olabilir, “geçmiş” diyenler olabilir, “hiç gelmeyecek” diyenler hiç fark etmez. Yani Mehdi’nin böyle özel olarak insanların yardımına ihtiyacı yok, yani bu hadislerde açık-açık belirtilmiş.
SUNUCU: Evet, Allah’ın yardımıyla inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, “Allah sana yeter” diyor ayette Peygamber Efendimiz için de Cenab-ı Allah, Mehdi’ye de hitap eden bir ayettir bu. “Allah kuluna kafi değil mi?” diyor Allah. Bak, tek başına Resullullah bütün dünyaya İslam’ı yaydı, değil mi? Allah O’na tek başına yetti Cenab-ı Allah. Şimdi Mehdi için de öyledir inşaAllah. Şimdi bak, Enam Suresi’ni okuyordum. Baktım 134, “Hiç şüphesiz size vadedilen mutlaka gelecektir.” Tabii bu kıyamete bakıyor ama aynı zamanda Mehdi’ye bakan bir ayet; çünkü vadedilmiş, mutlaka gelecektir. “Ve siz bizi aciz bırakacak değilsiniz” diyor Allah. Yani uyuyan da olsa, yatan da olsa, ilgilenmeyen de olsa Beni aciz bırakamazsınız diyor Allah. Ben dediğimi yaparım diyor Allah, inşaAllah.
Bu 134’üncü ayet. Enam Suresi 135: “De ki: "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz Ben de yapıyorum.” Yani uyuyan uyusun, yatan yatsın, inkar eden inkar edebilir, değil mi ne yapıyorsa yapsın. Ben de yapacağımı yapıyorum diyor. “Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz.” diyor. Ebcedi 1993 yılını veriyor. Bakın diyor ki: “Bu yurdun (dünyanın) sonu”, yani dünyanın hakimi kimdir, “kimindir bilip öğreneceksiniz” diyor. Yakın bir zamanda öğreneceksiniz. “Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir” diyor Allah. Yani komünist, faşist, zalim olanlar, iddia edilen Ergenekon Örgütü ve ona yardım edenler, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün gizli elemenı olan bazı Hocalar, Masonlar’dan maaş alan bazı sahtekar din alimleri, gizlice localarda, oralarda din ve İslam aleyhine konuşup milleti güldüren sahtekarlar, değil mi? O cezaevinde veyahut başka yerlerde özel eğitimden geçmiş iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu bazı Hocalar, bunların engellemesi ile, bunların konuşmasıyla İslam’ın dünyaya hakimiyeti engellenemeyecek inşaAllah. Bak, Cenab-ı Allah meydan okuyor Cenab-ı Allah değil mi? Yahut öyle demeyeyim Cenab-ı Allah’ın ihtiyacı yok, fakat Allah tehdit ediyor diyeyim. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Bu yurdun (dünyanın) sonu” yani dünya hakimiyeti “...kimindir, bilip-öğreneceksiniz.” Bakın ayet, tam bu ayet, “Bu yurdun (dünyanın) sonu kimindir” ayeti 1993 yılını veriyor.
SUNUCU: Hocam, özellikle ayet açıklamalarınızı çok dikkatle izleyenlerimiz gerçekten çok farklı şeyler duyduklarını söylüyorlar. Yani biz bu ayetleri belki zamanında okuduk ama hiç böyle düşünmedik, hiç böyle yorumlamadık. Belki bazı tefsir alimlerinden daha farklı, daha belirli bir düzeyde dinledik; ama şu sizin anlattıklarınız çok etkili oluyor Hocam, ağzınıza sağlık. Yine Kuran-ı Kerim’den bir ayet yazmış bir izleyicimiz. “Allah iyi günler versin Hocam. Kuran’dan bir ayet yazdım. Şeytandan Allah’a sığınırım, ‘Gerçekten Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanını ise dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.’ Nisa Suresi 48. ayette Allah şirkin çok büyük bir günah olduğunu bildiriyor. Hocam gizli şirk ne demektir, biraz açıklayabilir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Şirki anlamak için maddeyi de iyi anlamak gerekiyor. Mesela ben sizinle şimdi görüşüyorum. Beynimde Allah sizi yaratıyor. Dışarıda sizin cisminiz var mı? Dışarıda sizin cisminizi görsem saydam, dolayısıyla göremem. Bir de karanlık dışarısı zaten hiç göremem. Bir de renk de yok. Renk değil mi, ışık ve cismin üç boyutlu yani saydam olmayan görüntüsü beyinde oluşuyor, Allah yaratıyor. Bütün güç, kudret Allah’ın elinde. Dolayısıyla mesela ben şimdi konuşurken desem ki; “güzel konuştum”. Değil, Allah güzel konuşturdu. Mesela siz soru sordunuz. Güzel soru sordunuz, değil. Allah güzel soru sordurdu. Yani bunu iman edip aklımızda sürekli bileceğiz. Yani sokakta da, dışarıda da benlik duygusu olmaması lazım. Yani “ben yaptım, ben ettim” en büyük şirk bu, şu an dünyada hakim olan budur. Ama klasik şirk de var tabii, direk puta tapıyorlar. Mesela insanı putlaştırıyorlar, insana tapıyorlar. Mesela Hz. İsa’yı Allah diye ona tapıyorlar. Mesela bu bir şirktir. Hz. İsa’nın Allah olmadığı belli. Yani yazık günah değil mi? Birçok insanı da azaba sürüklemiş oluyorlar. Mesela Amerika’da, İngiltere’de, Avrupa’da büyük bir kitle dinsiz oldu o yüzden yani Hz. İsa’ya Allah dedikleri için. Mesela “Peygamber” demiş olsalardı çok fazla insan iman edebilirdi. Çok çok daha fazla Hıristiyan olurdu. Yani çok çok mantıksız gördükleri için iman edemiyorlar, etmiyorlar. Ama şirkin tabii puta tapma şeklinde olanı da var. Ama Afganistan’da orada, burada var. Fakat onlar yani işin doğrusu o kadar Müslümanların asıl hedefi olmuyor şu an; çünkü Avrupa’nın, Amerika’nın şirkten kurtulması çok önemli. Oralar kurtulursa, onlar otomatik oraya bağlı zaten hemen onlar da düşer. Çok kolay olur inşaAllah. Evet, bakın Kuran’dan yine size bir ayet okuyayım. Yine Araf Suresi açtığım sure. 61- “O” diyor, “Ey kavmim bende bir şaşırmışlık ve sapmışlık yoktur.” Hz. Nuh diyor; bakın, “bende bir şaşırmışlık ve sapmışlık yoktur ama ben Alemlerin Rabbi’nden bir elçiyim” dedi. Mehdi için de şaşırmışlık ve sapmışlık iddiasında bulunacak insanlar. O yüzden talebeleri 313 kişidir. Yoksa öyle Cübbeli’nin dediği gibi ortam olacak da, Mehdi’ye 313 kişi tabi olacak. Cübbeli’nin cemaati bile on binleri buluyor. Bakın Mehdi şu an geldi ve talebelerinin sayısı şu an az ve 313 kişi. Tabii, ama bakın onun diğer cemaati on binleri buluyor talebeleri veya yüz binleri buluyor, değil mi? 313 kişi olmanın sebebi nedir? Şaşırmışlık ve sapmışlık iddiasıdır. İftiradan dolayıdır 313 kişi olmalarının sebebi. “Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum.” Mehdi de neyi tebliğ edecek? Kuran’ı tebliğ edecek ve sünneti tebliğ edecek, anlatacak. “Ayrıca size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah’tan biliyorum”. “Sizin bilmediklerinizi biliyorum” diyor. Mehdi de ledün ilmine sahiptir. İnsanların bilmediği bilgilere yani Kuran’ın bilmedikleri yorumlarını, hadislerin bilmedikleri yorumlarını, ilmin bilmedikleri noktalarını insanlara açıklayacaktır. Yani Darwinizm’in, materyalizmin kilit noktalarını ve kilit çökertilme noktalarını açıklayacaktır. Yani kilit açmazlarını ve kilit çökertilme noktalarını açıklayacaktır; çünkü felsefeyi yıkmak Mehdi’nin birinci görevidir Said Nursi’nin izahlarına göre. “Sizin bilmediklerinizi ben Allah’tan biliyorum.” Bakın, “ben Allah’tan biliyorum”, bakın şirkten kaçınan bir ifadedir bu, görüyor musunuz? “Ben biliyorum” demiyor. Ben Allah’tan biliyorum. Allah’ın bildirmesiyle biliyorum. “Sakınıp rahmete kavuşmanız için” yani helallere, haramlara dikkat edip Allah’ın rahmetine kavuşmanız için istiyorum. Benim amacım bu diyor. “İçinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığıyla bir zikir gelmesine mi şaştınız?” Yani Allah’ın dinini anlatmama mı şaştınız? İçinizden bir adamım ben diyor. İçinizden bir kişiyim. “İçinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam” sözünün ebcedi, bu ayetin ebcedi 2011 yılını veriyor. Bak, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam; Mehdi’ye baktığını görüyoruz, 2011, değil mi? İçinizden yani Türkiye’den, kendi kavmimizden, kendi içimizden insanları uyaran, bakın hata yapmayın, İslam dünyaya hakim olacak, Kuran dünyaya hakim olacak diyor, helallere, haramlara dikkat edin diyor ve cehennemle korkutuyor. Bak Allah’ın helakından çekinin, kıyamet yakın diyor, kıyametle korkutacaktır, kıyametin yakınlığıyla korkutacaktır Mehdi. “Sizi uyarıp korkutacak bir adam”; 2011, “aracılığıyla bir zikir gelmesine mi şaştınız?” Yani Allah’ın sözlerinin anlatılmasına mı şaştınız? O zaman da tabii bir Kitap gelmiş oluyor, gene Allah’ın sözleri o Nuh zamanında, buna mı şaşırdınız diyor Nuh? “O’nu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık.” Yani Mehdi’yi de yalanlayacak insanlar. O da kendi talebeleri ile, o 313 kişi ile bütün dünyayı Allah’ın izniyle kurtaracak. Dünya şu an felsefe bataklığında boğuldu. Yani Darwinist, materyalist bataklıkta boğuldular. Onları o bataklıktan kurtaracak inşaAllah. Nuh’un gemisi gibidir Mehdi’nin cemaati. O’na iltihak eden Allah’ın izniyle kurtulur. Yani İslam’ın dünyaya hakimiyetine de vesile olur. Şu an bütün dünya Mehdi’ye ister-istemez iltihak ediyor. Yani mesela o şahsın Müslüman olması, mesela ünlü birisi blogcu Müslüman oldu diyor, istese de istemese de Mehdi’nin talebesi oldu şu an. Tabii, ister-istemez, yani fark etmez. Haberinde bile olmayabilir. Ama belki haberi de vardır, yani belki Mehdi’nin bir şekilde talebelerinden veya sözlerinden etkilenmiştir. Ama kontrol edin, inanın mutlaka Mehdi’nin ışığı gelmiştir ona. Yani isterseniz gidin sorun. Yani bir şekilde mutlaka ulaşmıştır. İnsanlar istemeseler de Mehdi’nin öyle bütün dünyayı aydınlatma özelliği vardır. Yani bütün hidayetler, bütün feyzler kutup olduğu için onun kanalıyla bütün dünyaya yayılır. Yani bir güneş düşünün, Allah’tan gelen ve o da bir ayna olduğunu düşünün, orada insanların yüzlerce-binlerce ayna olduğunu düşünün. O aynalardan ondan ona, ondan ona, ondan ona yansıtma şeklinde Allah’ın feyzleri, bereketleri, rahmeti bütün dünyaya yayılıyor. Ama Mehdi ayna gibidir, Allah’tan gelen feyzleri Allah onu kullanıyor. Nokta-i istinaddır o, yani kutup olduğu için, ilmihal kitaplarda da yazar bakın, yani o asrın kutbu kimse, onun kanalıyla feyzler yayılır. Ama gelmiş-geçmiş en büyük velidir Mehdi, şu ana kadar gelmiş-geçmiş. Yani bu Ehl-i Sünnet ulemasının, herkesin ittifakla bildiği bir konudur, değil mi? Mehdi’nin zuhuru, yani binlerce seneden beri bekleniyor. Hz. İbrahim devrinde, Nuh devrinde, her devirde beklenmiş. Musa devrinde.
SUNUCU: Bir de bütün Peygamberlerden bir özellik sanki taşırcasına bir anlatımı var değil mi Mehdi için. Yani onların hayatlarından bazı kesitler yaşamış hayatında.
ADNAN OKTAR: Rivayetlerde zaten Peygamberlerin özeti gibi anlatılıyor. Yani Nuh’tan da vardır bir özellik diyor, İbrahim’e de benzer diyor, Yusuf’a benzer, İsa’ya benzer, Musa’ya benzer diyor. Her benzerliği de Resullullah ayrı ayrı belirtiyor. Mesela Yusuf’a ne yönden benzer diyorlar, zindan yönüyle benzer diyor. Mesela Hz. İbrahim’e benzer yönünü ayrı anlatıyor, İsa’ya benzeyen yönünü ayrı belirtiyor. Hz. İsa’ya da simayen de benziyor diyor Peygamber Efendimiz. Yani simaen de benzer diyor, ahlaken de benzer diyor. Mesih ile ikisi benzerler diyor. Tabii ama mesela Hz. Musa’ya gaybet yönüyle benzer diyor, insanlardan gizlenecektir diyor. Hayatı tehlike altında olacak ve gizlenecektir diyor. Yusuf’a zindan yönüyle benzer diyor, hapiste kalacaktır diyor, hapsedilecektir diyor ve iftira yönüyle de benzeyeceğini anlıyoruz. Aslında Kuran’da Yusuf Kıssası, Hz. Musa ile ilgili kıssalar, Zülkarneyn Kıssası, Ashab-ı Kehf hep Mehdi’den bahseder. Yani Mehdi çok büyük bir olaydır aslında. Kuran’da çok kapsamlı anlatılır. Yani Kuran’ın bütününde çok kapsamlı anlatılır. Bakın ebcedlerde de dikkat ederseniz nereye baksak ahir zamana baktığını görüyoruz. Yani Kehf Suresi zaten doğrudan Mehdi’yi anlatan bir suredir. Bunu hadislerde Peygamber Efendimiz söylüyor. Yani “ahir zamanda Mehdi devrinde Ashab-ı Kehf kalkar” diyor, “Mehdi’nin yardımcısı olur”. Yani Kehf Suresi’yle bağlantıyı açıklamak için bunu söylüyor Peygamber Efendimiz. Yani Mehdi talebeleri Ashab-ı Kehf gibi olacaklardır. Evlerinden ayrılacaklardır, ailelerinden ayrılacaklardır. Hayatın bütün yönlerinden çekileceklerdir. Bütün sosyal yönlerinden çekilip kendilerini Allah’a adayacaklardır; bunu anlatıyor. Kehf gençlerinin özelliği neydi? Hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmişlerdi. Evlenmiyorlar, bir yani mesela mesleği varsa mesleğini yapmıyor. Evi varsa evini satıyor. Eğer evi dinsiz imansızsa, Allah’sız Kitap’sızsa ailesi, onlardan ayrılıyorlar. Veyahut masonsa mesela yahut asrımızda ne var? “İddia edilen Ergenekon örgütü” mensubu olabilir yahut Sabetaycı olabiliyor veyahut gayrimeşru insanlar oluyor. O şekilde ayrılacaklar ve Mehdi’nin yanına gelecekler. Kuran buna işaret ediyor. Yusuf Suresi baştan sona Mehdiyet’i anlatır inşaAllah. Yani bir gün inşaAllah bakın beraber inceleyelim. Bakacaksınız Zülkarneyn, Hızır Kıssası, efendim, Hz. İbrahim’in üslubu, yaşadıkları hep Mehdi’yle iç içedir. Çok benzerdir inşaAllah.
SUNUCU: Kıyamet öncesi Hocam son kurtarıcı diyebiliriz Mehdi için, değil mi? Kıyamet öncesi artık.
ADNAN OKTAR: Evet, kurtarılmaya vesile oluyor. Allah kurtarmasına vesile ediyor çünkü her zaman bir imam Kuran’da vardır yani. Her zaman kavimlerin bir lideri olmuştur. Hiç boş bırakılmamıştır. Hatta ayette diyor Allah: “İmamlarıyla çağırılacaklar” diyor. Yani ahir zamanda da imam, Mehdi’dir inşaAllah. Mesih’in inişiyle Mesih de imama tabi oluyor. Mehdi’ye tabi olacaktır. İmam Mehdi’ye tabi olacaktır. Çok şaşırtıcı ve hayret vericidir. Mesela bu kadar güç şartlara rağmen Allah mesela küçük bir incir çekirdeğinden koskoca bir hakimiyet meydana getirecek. Tabii, ki Mehdi çok ezilen, çok üstüne gidilen bir insan olacaktır. Hatta Resulullah’ın gözleri yaşarıyor anlatırken, Mehdi’nin çekeceği çileyi anlatırken. “Benim” diyor, “ehl-i beytim çok bela, çok mihnet görecek” diyor, “çok eziyet görecekler” diyor. Ki Hz. Hüseyin’den başladı biliyorsunuz. Ta oradan başladı. Tabii, inşaAllah. Allah onlara cennet yurdunu esas aldığı için dünyada onlara rahatlık yok. Yani o anlamda rahatlık yok. Dünyevi bir şey yok. Yani Mehdi’nin de yani dünyevi bir rahatlığı yoktur. Onların rahatlığı ahirette. Yusuf için de, Yusuf mesela ne diyor tahta geçer geçmez? “Ya Rabbi” diyor. “Bana ahireti nasip et” diyor. Ahirette güzellikler; onu istiyor, ahireti istiyor. Dünya çünkü çok kısa ve hiçbir şey yok yani. Sadece tanıtım içindir burası. Yani çok büyük bir parçanın çok küçük bir numunesi vardır tanıtım için. Hani var ya böyle parfüm satarlar böyle tanıtım için kağıdın üstüne hafif bir koku sürerler. Onun gibidir yani. Tanıtım için olan bir yerdir. İnsanlar burayı o yüzden burayı esas zannediyorlar ve çok büyük hata yapıyorlar. Bütün benlikleriyle sarılıyorlar. Allah da kök söktürüyor tabii, perişan ediyor. Hastalıklar, belalar, dertlerle değil mi? Perişan ediyor ve çok acz içinde yaşıyorlar. Buna rağmen bütün güçle dünyaya sarılıyorlar. Halbuki o gelen belalar dünyadan sıyrılın, bana yönelin diyor Cenab-ı Allah. “Ben burayı acz içinde yarattım” diyor. Ama buna rağmen bela da gelse, hastalık da gelse dünyaya karşı muazzam bir sevgi oluyor insanlarda. Ama bu da bir imtihanın gereğidir. Yani çünkü Mehdiyet’in fark edilmesi, Mesihiyet’in fark edilmesi için böyle bir zemine ihtiyaç vardı. Allah bu zemini yarattı.
SUNUCU: Böyle davranınca Hocam hem dünyayı hem ahireti kaybetiyoruz neredeyse, değil mi? Yani dünyada dünyayı da bulamıyoruz tam olarak. Bu sefer ahireti kaybetme noktasına da gidebiliyoruz.
ADNAN OKTAR: Bakın dikkat edin. Yani bütün dünya sürünme modundadır eğer dikkatlice bakarsanız. Yani insanların hepsi hemen hemen sürünürler. Yani bu düşüncede olan, bu mantıkta olan herkes sürünür. Allah’a tam teslim olanlar huzur ve neşe içindeler, sevinç içindeler. Onun için Allah Asr’a yemin ediyor. İnsanlar, şeytandan Allah’a sığınırım: “İnsanlar ziyandadır. Ancak hakkı ve sabrı tavsiye edenler ve salih amellerde bulunanlar müstesna.” diyor Allah. Ki bunlar da Mehdi cemaatidir, halis Müslümanlardır ve Mehdi’ye uyan nurani Müslüman topluluğudur ve inanan topluluktur yani inşaAllah.
SUNUCU: Peygamber Efendimiz zamanında da Hocam, yani İslam’ın hakim olacağına inanmıyordu birçok insan. Yani bugüne dönüp baktığımızda hani nasıl Türk-İslam Birliği’nin hakim olacağına işte imkansız gözüyle bakmaya çalışan insanlar varsa o günde de vardı yani. İki üç kişiyle İslam başladı, nasıl işte bunu dünyaya yayacağız falan diye çok büyük şüpheler vardı ve dünyaya hakim oldu. O dönem evrensel olduğunu İslam ispatladı.
ADNAN OKTAR: Tabii, o zaman Müslümanlar dışarı çıkamıyorlardı. Gençler Peygamber Efendimizin yanına ailelerinden kopup gelmişlerdi. Ailelerinden koptular diye çocukları perişan etmişlerdi. Ağızlarını, burunlarını kırdılar sahabelerin. Muazzam işkence yaptılar o çocuklara; “Ailenizden niye ayrılıyorsunuz? Ailenizden ayrılınır mı? İnsan anasını babasını bırakır mı?” diye. E, müşrik anası babası, putperest. Tabii ki kurtuluşun neredeyse oraya gidecek adam. Yani annesi, babası Allah değil ki? Yani hak bir yönse o anasının babasının yanında durabilir bir insan, değil mi? Allah’ın rahmeti neredeyse, Allah’ın bereketi neredeyse insan o tarafa doğru gider. İnsanları ilahlaştırmak çok yanlış. Ahir zamanda insanları ilahlaştırıyorlar. Yani mesela aile eğer hak yoldaysa, Kuran yolundaysa, samimiyse, Müslümansa aile olarak kabul edilir. Yani küfr içindeyse, Allah’a isyan ediyorsa orada Müslüman bir gencin mecburen kalması diye bir konu olmaz. Hiçbir mecburiyeti yok. Allah’a itaat konusunda eğer muhalifseler zaten ayet var; “itaat etmeyin” diyor Allah. Ama onun dışında annenin, babanın eli ayağı öpülür yani. Müslüman muttakiyse, temizse, samimiyse veyahut inancına müdahale etmiyorsa tamamdır. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir ufak aramız varmış yine müsade ederseniz. Sayın izleyenlerimiz bir tanıtım aramız var. Ondan sonra inşaAllah sohbetimize devam edeceğiz.
SUNUCU: Yeniden merhabalar kıymetli izleyenlerimiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu arada ahirzamansohbetleri@hotmail.com adreslerinden bize soru ve görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Yine hatırlatmak istiyorum. www.HarunYahya.org ve www.HarunYahya.net sitelerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz inşaAllah.
Evet Hocam. Sorumuz var. Okuyayım ben. Evrimle ilgili bir soru var Hocam elimde. “Allah iyi bir gün nasip etsin Hocam”.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: “Bugün kelebeklerin kanatlarındaki soğutma sistemi ile ilgili yeni bir bilgi öğrendim. Kelebeklerin kanatlarında uçarken sürtünme ile büyük miktarda ısı oluşuyor ve bu ısının acil olarak soğutulması gerekiyor. Aksi takdirde kelebeğin hayatını sürdürebilmesi mümkün değil. Bunun çözümü, kanın kanatlardaki çok ince film benzeri dokuların içinden geçirilmesiyle oluyor. Böylece kelebeklerin vücudunda oluşan ısı giderilmiş oluyor. Hocam, kelebeklerin bu özelliklerini bilim adamları aşırı derecede ısınan bilgisayar çiplerinin soğutulmasında kullanacaklarmış. Kelebeklerdeki bu mükemmel özellik Allah’ın onları ilk yarattığı andan itibaren var. Aksi durumda kelebeklerin yaşaması mümkün olamazdı. Hocam gerçekten merak ediyorum; evrimci bilim adamları böylesine mükemmel bir kanat yapısına nasıl bir açıklama getirebilirler?” demiş. Tarık Alyılmaz, Iğdır’dan Hocam.
ADNAN OKTAR: Evrimciler hangi konuya açıklık getiriyor ki ona getirsinler zaten. Her konuda yamulmuş durumdalar. Yani olay ta protein safhasında bitiyor zaten. Bakın günlerden beri söylüyorum. Bir proteinin oluşması için yine bir başka proteine ihtiyaç var. Yani hücreye ihtiyaç var, DNA’ya ihtiyaç var ve 70’e yakın protein türüne ihtiyaç var bir proteinin oluşabilmesi için. Yani yüzde yüz imkasız proteinin oluşması. Bu ne demektir? Yaratılışın dışında hiçbir yol yok. Onun için “uzaylılar yaptı” demeye başladılar. E, buradan başladıktan sonra zaten ondan sonra her safhasında imkansızlık var. Yani kofullar, mitokondri, değil mi, hücre zarı, golgi cisimciği; bunların hiçbiri öyle o tarzda olacak gibi değil. Yani oluşmalarının mucizenin dışında açıklaması yok. Ama “evrimciler diretiyor” diyorlar. O zaman da, Firavun devrinde de diretiyorlardı. Yani diretme bir konu değil ki. O zaman da Nil’in çamurlarından oluyor diyorlardı, kestirip atıyorlardı. O zaman kendileri, onlar da bilimsel izah yapıyordu kendi kafalarına göre. Onlar da çünkü “bilgin büyücülerini getirin” diyor zaten. Bilgin, yani o devrin bilginlerini getiriyorlar Hz. Musa’nın yanına zaten. Fakat büyücü yani Darwinistler de ne yapıyor şu an? Büyücülük yapıyorlar. Yani insanlara hipnoz etkisi yapıyorlar. Bilimsel görünümlü sözler, çizimler, değil mi, abuk-subuk izahlarla insanları etkiliyorlar ve dolayısıyla yanıltıyorlar. Bu da aynı şekilde büyü etkisi yapıyor insanlara. Hz. Musa da ne yaptı? Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın yaratmasıyla asasını atınca, asa birden yılana dönüştü, canlı normal yılan oldu ve Yaratılışı ispat etmiş oldu. Onların binlerce yıldan beri savunduğu teorilerini, evrim teorisini yok etmiş oldu orada, tek bir hareketle. Hz. İsa da çamurdan kuş biçiminde bir şey yaptı üfürdü, Allah’ın dilemesiyle o da kuş oldu uçtu, yani normal kuş, yumurtlayan bildiğimiz kuş oldu, ani. Ve onların da yine evrim teorisini orada Hz. İsa yerle bir etmiş oldu. Oktar var mı anlatacakların?
OKTAR BABUNA: Evet. Estağfirullah Hocam. Bu inatçılar arasında da çok büyük çözülme var aslında. Mesela Antony Flew, dünyanın en ünlü ateistiydi.
ADNAN OKTAR: Oku, adamın kendi dediklerini oku, yani o kaynağından oku.
OKTAR BABUNA: Evet. Evrimci itiraflar var, arageçiş formlarının olmadığı ile ilgili, mutasyonun olmadığı ile ilgili, ateizm ile ilgili. Müsaade ederseniz bir ateizmden bahsedeyim eğer uygunsa Hocam inşaAllah.
Mesela Richard Dawkins diyor ki; “Darwin, entellektüel anlamda tatmin olmuş bir ateist olmayı mümkün kılmıştır”. Yani Darwinizm’i savunulma sebebi tamamen ateizmi destekliyor olması, sözde ateizmi destekliyor olması. Bundan sonra diyor ki; “özellikle oluşturulmuş bir çeşit evrimi koruma lobisi var”. Richard Dawkins söylüyor bunu, “bunların büyük bir çoğunluğunu ateistler oluşturuyor”. Hocamızın söylediği, yani dünyada bir Darwinist diktatörlük var evrimi korumak adına çıkmış olan. Dünyadaki devletlerin %95’i tarafından korunuyor, resmi ideoloji olarak korunuyor. Mesela sırf Richard Dawkins değil, Amerikan Ateizmi Geliştirme Birliği Başkanı Charles Smith var. Bakın diyor ki; “evrim ateizmdir”. Çok açık, yani Darwin kendisi de söylüyor bunu. “İnançsızlık her tarafımı sardı” diyor, “yavaş yavaş sardı” diyor. İnanılmaz itirafları var, hatta karısı bayağı bir nefret ediyor Charles Darwin’den, bu inançsızlığından dolayı. Daha dindar bir insan ve mektuplarında, birazdan onu da okuyabilirim, inanılmaz itirafları var. Mesela diyor ki; “bazen tamamıyla çöküntüye uğrayacağımdan korkuyorum” (Francis Darwin, Charles Darwin’in Hayatı ve Mektupları). “Bazen, yakında tamamen yenilgiye uğrayacağımdan şüpheleniyorum. Tamamen yanlış bir inancın içinde olduğumu düşünmeye başladım”, Charles Darwin söylüyor bunu. Yani o biliyor aslında evrimin geçersizliğini, tabii uydurma bir teori meydana getirdiğini. “Zorlandığım nokta, neden bazı tırtılların oldukça güzel ve sanatkar bir şekilde renkli olduklarıdır. “
ADNAN OKTAR: Sanatkar bir şekilde renkli olmalarına şaşırıyor değil mi tırtılların?
OKTAR BABUNA: Evet, şaşırıyor. “Sadece fiziksel şartlar için böylesine parlak renklerin olmasını zorlukla anlayabiliyorum.” Yani doğal şartlarıyla mümkün değil demek istiyor herhalde.
ADNAN OKTAR: Bak hem simetrik, hem altın oran var, nefis renkler kullanılmış; fakat simetrik düzgünlükte de mükemmellik var. Yani göz alıcı bir hoşluk var, metalik parlaklık oluşmuş. Mesela altın tarzı bir parlaklık var. Eğer dikkatlice bakacak olursak böceklerde de mesela altını andıran yeşil renktedir birçok böceğin sırtları değil mi, pırıl pırıl parlar.
OKTAR BABUNA: Evet. “Sık sık üzerime soğuk bir ürperti geliyor ve kendi kendime bütün hayatımı bir fanteziye adayıp adamadığımı soruyorum.” Charles Darwin.
ADNAN OKTAR: Yani boş bir işle uğraşıp uğraşmadığını. Tabii bak vicdanen anlamış demek ki. Anlaşılmayacak gibi değil.
OKTAR BABUNA: Hatta diyor ki; “bana kitabımı soruyorsun, sana söyleyebileceğim tek şey intihar etmeye hazır olduğum. Kitabın çok makul bir şekilde kaleme alındığını düşünüyordum, fakat şimdi tekrar yazılması gerektiğini anladım”. İntiharı düşünüyor.
ADNAN OKTAR: İntiharı düşünüyor, işte bak böyle bir sağlıksız beynin yazdığı kitaptan milyonlarca insan etkilendi; 1. Dünya Harbi’ni çıkardılar, 2. Dünya Harbi’ni çıkarttılar, 350 milyon insanın kanına girdi adam.
OKTAR BABUNA: Bu fosilin oluşumu ile ilgili bir film var Hocam, onu gösterelim mi, uygun olur mu?
Burada bir çizim olarak hazırlanmış bu. İlk olarak, tabii ilk aşama bir canlının ölmesi. Öldükten sonra bakın şu aşamalar gelişiyor. Eğer öldükten sonra, uzun süre toprakta kalırsa tabii, diğer canlılar tarafından hem çürümeye uğruyor hem de diğer canlılar tarafından parçalanıyor. Bunun için hızlıca gömülmesi lazım, fosil haline gelebilmesi için bir canlının. Bu da şu şekilde gerçekleşiyor, bakın diğer canlılar geldi. Eğer akarsulara ve nehirlere yakın bir yerde ölmüşse, üzerine bakın onların suyundan çökeltiler geliyor. Bu çökeltilerin içerisinde, bu çamur çökeltilerin içerisindeki mineraller, bakın suyun içerisindeki mineraller zamanla onun vücuduna yerleşiyor, bu ölü canlının. Vücuduna yerleşiyor ve mineraller dolayısıyla sertleşmeye başlıyor. Bu iki şekilde oluyor; ya tamamen çürüyor yerini mineraller alıyor ve onun yerini dolduruyor ya da yapısını koruyor, yine mineraller tarafından ve sertleşiyor ve milyonlarca yıl bu şekilde muhafaza ediliyor toprak altında. Bu kayaların içerisinde, hatta kayalaşıyor. Tortullar sertleşiyor, bir zaman geliyor bir şekilde açığa çıkıyor bu; ya kayanın içerisinde açığa çıkıyor ya da fosil avcıları geliyor bunu bularak fosil haline... Sergileniyor bunlar.
ADNAN OKTAR: Şu kromozomların meydan gelmesini göstersene onu.
OKTAR BABUNA: Göstereyim Hocam inşaAllah.
SUNUCU: Hocam onunla ilgili bir mail daha var, onu okuyabilirim isterseniz.
SUNUCU: Sevgili Hocam, okuduğum bir bilgiye göre yan yana dizilen 10 kılcal damar ancak insanın saçının bir teli kalınlığında oluyormuş. Yüce Rabbimiz mükemmel bir sistemle kusursuz ve eksiksiz olarak vücudumuzu yaratmış. Tesadüflerin dokuları besleyen bu kadar ince damarları hatasız olarak vücudun her yerinde oluşturması kesinlikle imkansız. Anlayamıyorum, evrime inanan insanlar bu kadar açık gerçekleri nasıl fark edemiyorlar?”, Tunç Yankıhan yazmış.
ADNAN OKTAR: İşte milyarlarca, trilyonlarca böyle harika var. Fakat insan iman etmeye karar verirse çok rahat iman edebilir ama iman etmek istemiyorsa ne kadar deliller gelirse gelsin, Allah hidayet vermemişse anlayamıyor.
ADNAN OKTAR: Nedir bu Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Bu hücrenin bölünmesindeki mucize Hocam inşaAllah. Bu bir hücre çekirdeği, bakın hücre çekirdeği bölüneceği zaman kromozomlar normalde gözükmüyor, birden bire belirginleşmeye başlıyor. Kromozom da DNA’nın katlanmış hali. Defalarca kendi üzerinde katlanarak, bakın kromozomlar görünür hale geliyorlar.
ADNAN OKTAR: O katlanmasıyla ilgili bir filim vardı, yok mu o sende?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Bundan sonra göstersek... Bölünmesi için bakın iki tane ayrı kutup oluşuyor böyle protein yapısında görüyorsunuz. Bunlar birden bire hareket ederek hücrenin iki tarafına geçiyorlar. Burada bilinmiyen bir sebepten dolayı hücre zarı eriyor. Bakın bu da çok önemli bir mucize şeklinde. Aralarında oluşan ince lifcikler, kromozomların üzerine giderek yapışıyorlar gördüğünüz gibi. O iki tane, iki tarafındaki olan kutuplardaki ince iplikçikler ve onların hem itmesiyle hem de çekmesiyle kromozomlar önce orta hatta geliyor ve her biri iki tane çift kromozom ikiye ayrılıyor. Bakın, hücrenin zarı da uzamaya başlıyor, oval hale geliyor önce. Burada tabii muazzam bir nizam ve intizam var. Yani bu olmazsa hücrenin bölünmesi kesinlikle söz konusu değil. Kromozomları birbirinden ayırıyorlar, hücre zarı gördüğünüz gibi iki ayrı hücre zarı şeklinde kromozomları birbirinden ayırıyor ve hücre ikiye bölünüyor. Yani bu iki tane kutubu meydana getiren protein yapılarının oluşması o iplikçiklerin oluşup tam olması gerektiği yere, kromozomlara gidiyorlar, birbirlerini iterek ve çekerek hücrenin zarını uzatıyor, hücrenin zarı tam erimesi gereken zamanda eriyor ve hücre bölünebiliyor bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Bölünüp, bir de şekil alıp ayrı zar oluşturması, böyle bir karar alması, olağan üstü bir akıl gerekiyor bunun için...
SUNUCU: Hocam yine ben bir mail okuyayım bu konu ile ilgili.
SUNUCU: “Hocam, sitenizde okudum.” Hocam siteleriniz bu arada gerçekten çok faydalı, Allah razı olsun diyoruz buradan tekrar tüm izleyenlerimin adına ben tekrar yeniliyorum. Okuyan insanlar gerçekten çok büyük faydalar görüyorlar. “Hocam, sitenizde okudum, dünyada aynı anda 100 milyonlarca telefon görüşmesi yapılabilir. Buna karşın tek bir insan beyninin içinde aynı anda bir katrilyon haberleşme yapılabiliyormuş. Tek bir an içerisinde bir katrilyon haberleşme yapılabilmesi ve hayatımız boyunca yaşadığımız her an bu katrilyonlarca bilginin hatasız, kusursuz peşpeşe devam etmesi Yüce Rabbimiz’in yaratmasının mükemmelliğinden. Hocam, siz evrim olduğunu söyleyen insanların aslında neredeyse tamamının çok cahil olduğunu, tamamen bilgisizlikten, kulak dolgunluğu bir takım köhne bilgilerin etkisiyle evrimi savunduklarını izah etmiştiniz. Gerçekten insan bedeninde meydana gelen bu mükemmel sistemi bilen hiçkimse bunların tesadüf eseri olduğunu dile getiremez diye düşünüyorum.” demiş Hekim Karaoğlu, Hocam.
ADNAN OKTAR: Hekim kardeş de diğer kardeşlerimiz de nereye baksalar bir mükemmellik görecekler. Nereye baksalar müthiş bir intizam görecekler. Her yerde Allah’ın varlığını göreceklerdir. Hidayet ehli için bu büyük bir zevktir, bir nimettir.
Araf Suresi, 66. “Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz”, yani akıl hastasısın sen diyorlar. Aklında bir bozukluk var senin diyorlar. “Ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." Hem delisin hem de yalancısın sen diyorlar. O devrin basını, o devrin işte insanları. Hud (a.s.) diyor ki: “Ey kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizliği' yoktur”. Ben deli değilim diyor. Benim aklım yerinde diyor. “Ama ben gerçekten alemlerin Rabbinden bir elçiyim", tebliğciyim diyor ben. "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum”, yani Allah’ın hükümlerini size anlatıyorum diyor. “Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm", ben güvenilir bir insanım ve öğütçüyüm ben diyor. "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum”, yani Allah’ın hükümlerini size anlatıyorum, sözünün ebcedi 2029 yılını veriyor. Tabii bak delilikle itham ediyorlar, “ben” diyor, “sadece tebliğciyim” diyor. Ve “size Rabbimin risaletini”, yani Allah’ın hükümlerini “bildiriyorum” diyor, bunun ebcedi 2029. Delilik iddiası genellikle hep Allah’ın tebliğcilerine yapılmıştır. Yani, mesela Bediüzzaman Hazretleri’ne de yapılmıştır. Biyorsunuz akıl hastanesine koydular, o da tabii ki Peygamber değil ama Peygamberlerin yolunda hareket eden bir veli insandı. Onların da karşılaştığı bir şeydir.
Evet. Bakayım.
OKTAR BABUNA: Kromozomlar, bakın görüyorsunuz burada, böyle kalın bir katlanmış bir yapısı var. Bakın kesitini aldığımızda bunun, DNA parçalarını görüyorsunuz. Bir daha kesit alınıyor, bakın altından ne çıktı böyle. DNA tekrar kendi üzerinde sarmal halinde sarılmış, sarılmış, sarılmış telefon kablosu gibi. Bir kesit daha alıyorsunuz, bakın kaç kat katlanmış. Bir kesit daha alıyorsunuz, proteinlerin üzerine sarılmış. Bir kesit daha alıyorsunuz, o zaman işte DNA’nın o helezonik yapısı meydana geliyor. DNA’yı açtığınızda, 1 santimetrenin 4 milyonda biri kalınlığında DNA. O kadar ince ki, yani gözle kesinlikle görmeye imkan yok. Elektron mikroskobu ile bile çok güç görülebiliyor. Tam bir DNA molekülünü açtığınız zaman, bir hücrenin içerisini, bir insan hücresinin içerisindeki, bir metreyi buluyor. İçinde 1 milyon ansiklopedi sayfasına eşdeğer bilgi var. Bu bin cilt, her biri bin sayfalık ansiklopedi yapar. Yani dünyanın en büyük ansiklopedisi mesela İngiliz Britannica Ansiklopedisi 25 cilt, 25 bin sayfa falan. Bakın 1 milyon sayfayı Allah, bir santimetrenin 4 milyonda biri inceliğindeki bir moleküle yerleştirmiş. 1 gramdaki DNA’nın miktarının bilgisine bakıyorlar; 200 trilyon kitap ediyor bu. Yani bakın şöyle, insanlık tarihi boyunca yazılmış olan bütün kitapları toplasanız, bütün kitapları ama, el yazması kitapları da, Hz. Adem’in döneminden itibaren, milyar hesabıyladır. 200 trilyon kitap 1 gram DNA molekülünün içerisinde. İnsan vücudunda 100 trilyon hücre var, 100 trilyon hücre çarpı 1 milyon, 100 bin katrilyon sayfa yapar. 100 katrilyon cilt kitap demektir bu.
ADNAN OKTAR: İnsanın içerisinde saklı değil mi bu kadar bilgi?
OKTAR BABUNA: Evet, bu kadar bilgi, yani aklın alacağı bir şey değil bu ve buna tesadüf demeleri tabii, bu da bir mucize, Allah’ın bir mucizesi.
ADNAN OKTAR: Bunu açıklayacaklar ahirette. İnşaAllah.
Bakın Kehf Suresini açtım. Kehf Suresi çok kapsamlı olarak Hz. Mehdi’den bahseder demiştim. Bakın diyor ki, Kehf Suresi 61, “Böylece, ikisi” Hz. Musa ile genç yardımcısı, ama ahir zamana bakan yönüyle Hz. İsa ve Hz. Mehdi, “İki denizin birleştiği yere ulaşınca”, iki deniz nerede birleşiyor? İstanbul’da birleşiyor, değil mi? Ebcedi kaç? 1984, Mehdi’nin ilk yılları, ilk çıkış yılları. Daha talebelerinin sayısının çok az olduğu yıla işaret ediyor. Zaten “ikisi” diyor burada da inşaAllah. “Derken, katımızdan”, 65. ayette, “kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” Bakın, derken diyor. “Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz”, Allah veriyor ilimi, kendi değil. Ben öğrendim, ben alimim demiyor. “Kullarımızdan bir kulu buldular.” Ahir zamanda bu tabii Hızır’a bakmakla beraber, ahir zamana bakan yönüyle Mehdi’ye bakıyor. Çünkü bakın, “Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz “, Mehdi’ye rahmet verilmiştir. “ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz” , özel ilim verildiği hadislerde belirtiliyor, Mehdi’ye. Yani, Allah onu bir gecede ıslah eder diyor. Özel ilimlerle donatılacağı belirtiliyor.
ADNAN OKTAR: ”Kullarımızdan bir kulu buldular”, ebcedi 2010 yılını veriyor. Yani ayetin tamamı, 65, baksınlar, tam 2010 yılı. MaşaAllah. Gerçekten bir bakın yine Kehf Suresi’nde, “Gerçekten biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik.” Ebcedi kaç biliyor musunuz? 2017. Açıp baksınlar, yani harf bilenler, bakın “Gerçekten biz ona”, yani Mehdi’ye bakıyor bu inşaAllah, “yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik.” Zülkarneyn’den bahseden ayet, Mehdi’ye bakıyor aynı zamanda, ebcedi de 2017’dir. Bakın, “Dedi ki: Rabbim beni kendisine sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı güç ve imkan daha hayırlıdır. Madem öyle, bana güçde yardım edin de sizinle onlar arasına sapasağlam bir engel kılayım.” Yani bana insan yardımında bulunun, destekçi olun, faaliyetlerime devam edeyim diyor. 1987 yılını veriyor. Miladi 1987, ebcedi. Yine Mehdi’ye bakıyor. İnşaAllah. Tam ahir zamana bakıyor, tabii. Yani doludur Kehf Suresi böyle. Çok harikadır yani, inşaAllah.
SUNUCU: Evet, o zaman olayları anlatmakla birlikte Hocam hep Mehdi’ye bakan ayetler aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani tabii asıl anlamı o devre bakıyor, o şeye. Ama ikinci anlamı Mehdi’ye baktığını anlıyoruz. Yani ebcedlerinin ve verdiği tarihlerle nettir yani hepsinde. Tek tarih veriyor, hep ahir zamanı veriyor.
ADNAN OKTAR: Nedir bu Oktar?
OKTAR BABUNA: Hocam çok sevimli bir kedi. Kediyi gıdıklıyorlar.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah bunları cennette de böyle müminleri sevindiren, eğlendiren güzellikler olarak yaratacak inşaAllah. Akıllı olacaklar, konuşacaklar ahirette, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de sevimli ördek yavruları var, onları da göstereyim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA: Şimdi ördekler ilk defa yuvadan çıkıyorlar. Uçma teşebbüsündeler.
ADNAN OKTAR: O annesi değil mi önden atlayan?
OKTAR BABUNA: Evet annesi. Bunlar şimdi yavrular, onu takip edecekler ama uçmayı bilmiyorlar. Biraz böyle yarı uçma, yarı düşme şeklinde aşağıya inecekler. Şimdi annesi çağırıyor onları. Hadi gelin diyor.
ADNAN OKTAR: Ha bağırıyor annesi, evet.
OKTAR BABUNA: Oradan, şimdi ilk hareketler, uçacaklar. Bir tanesi cesaret edip atlıyor, yere düşüyor. Ama çok, o kadar yumuşak ki.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmuyor Allah’ın hikmeti, mucize yani. Hiçbirine bir şey olmuyor, evet.
OKTAR BABUNA: Hepsi bu şekilde mi aşağıya atlar bakın şimdi ağır çekimle gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Baş parmak kadar kanatları da...
OKTAR BABUNA: Evet. Oradan, yere. Yaylanıyorlar ama vücut yapıları da öyle yaratılmış ki maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok elastiki vücutları, hiçbir şey olmuyor, evet.
OKTAR BABUNA: Yani bir insan bebeği oradan düşse tabii parçası kalmazdı yani Allah saklasın.
ADNAN OKTAR: Cesaretleri de müthiş. Suya atlar gibi atlıyorlar.
OKTAR BABUNA: Ondan sonra da yüzmeyi öğrenecekler, biraz sonra. Şimdi ekip bekliyor tamamlanıyor. Hepsi gelince...
OKTAR BABUNA: Evet. Yalnız hepsinin de cesaret etmesi bir mucize, tabii o yükseklikten.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Severim onu. Çok güzel anneleri de maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hadi bakalım diyor, yanına topluyor onları şimdi.
ADNAN OKTAR: Hepsinde Allah altın oran kullanıyor. Hepsinde simetri var. Hepsi mükemmel. Tüylerinde bile bütün özellikleri kodlu, kromozomlarında. Değil mi? Bütün vücut özellikleri değil mi? Milyonlarca bilgi kodlu.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Ve ilk yüzme dersi... MaşaAllah.
SUNUCU: Onların hayatına baktığımızda, onlar bile daimi bir şeyler öğrenmek içindeler dimi, öğretilmeye çalışılıyor ve öğreniyorlar. Bugün insana baktığımızda insan öğrenmeden nasıl yaşayabiliyor. Bir şeyler öğrenmeye çalışmadan nasıl hayatını geçirebiliyor, çok bomboş bir hayat oluyor o zaman gerçekten.
OKTAR BABUNA: Şimdi canlılar siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Allah’ın ilhamıyla haraket ediyorlar. Arı mesela doğar doğmaz başlıyorlar böyle petek yapmaya mükemmel düzgünlükte, altıgen, üç derecelik bir açıyla yapıyorlar bal dökülmesin diye, her biri başka bir yerden başlıyor ortada mükemmel olarak birleştirebiliyor. Örümceğe bakıyorsunuz dünyanın en sağlam iplikçiğini doğduğu andan itibaren yapmaya başlayabiliyor. Hepsi Allah’ın ilhamıyla haraket ediyorlar belli ki. Yaratılışın mükemmel birer delili tabii olmuş oluyor bu. Tabii gören gözler için ve milyonlarca canlıda böyle bu, bilmediğimiz neler var daha ne özellikler var canlılarda. Ultrasonik sistemleri kullanıyorlar, uçuşları harika. Sineklerin uçmasına bakıyorsunuz akıl alacağı gibi değil. Her birinde çok büyük bir yaratılış delili var tabii inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu kitaplarımdan da tavsiye ederim, bunlar yeni baskısı. Bir hayli talep var bu kitaplarıma, Samimi Bir Dindar Atatürk, bu kitabımı tavsiye ederim. Bu ay basıldı bunlar. Bu da öyle, Atatürk’ün Vatan ve Millet Sevgisi, isimli kitap, bunu da tavsiye ederim. İnternetten de indirebilirler ücretsiz olarak. Atatürk ve Gençlik, bu da yine yeni baskısı, bunu da tavsiye ederim. Yani şu ana kadar basılmış Atatürk’le ilgili en güzel eserleri hazırlayan benim.
SUNUCU: Elinize yüreğinize sağlık.
OKTAR BABUNA: Bir de Hocam siz, Atatürk’ü yanlış tanıtmaya çalışıyorlardı, o imajı tamamen ortadan kaldırdınız. Ne kadar dindar Müslüman olduğunu, Kuran’a ne kadar bağlı olduğunu delilleriyle ortaya koymuş oldunuz.
ADNAN OKTAR: Atatürk’ün dindarlığı o kadar bilinmiyordu tabii Allah’a olan imanı, Peygamberimize sevgisi bilinmiyordu. Bunları da bütün toplum öğrenmiş oldu.
Evet bugünkü televizyon kanallarını, o sevgili kardeşlerimizi, o mübarek vatandaşlarımızı değil mi, bir şöyle kucaklayalım kardeşlerimizi, onları bir sayın.
SUNUCU: Evet Hocam, Hatay’dan Ankara’ya, Ankara’dan Tekirdağ’a maşaAllah Türkiye’nin dört yanından bugün bizi izlediler, Allah hepsinden razı olsun, burdan tekrar ben iletim. Bugün bizleri Kanal 35 ve TV Kayseri’den izlediniz. Güney TV Hatay’dan izlediniz. Elif TV Kayseri, Sun TV Konya, ART Uşak, ORT Ordu, Kanal 5 Gaziantep, 21.Yüzyıl TV Fethiye, Konya Tv, Best TV Maraş, Kanal 56 Siirt, Hatay BRT, Tokat Gece Tv, Kanal 78 Karabük, Sefa TV Tokat,ART Amasya, İGRT Mesin, Süper TV Tokat, MRT Osmaniye, CRT Ceyhan, Can TV Erzincan, Kanal 19 Çorum, Karahisar Tv, Kanal 47 Mardin, Kanal 60 Tokat, Destan TV Kütahya, Iğdır Tv, Can TV Diyarbakır, Genç TV Karaman, Trabzon Tv, ORT Osmaniye, Çağdaş TV Karaman, Kanal 54 Sakarya, Kanal 55 Samsun, KTV Konya, Kanal Malatya, Ahi TV Kırşehir, Venüs TV Bilecik, Gözde TV Samsun, Kapadokya Tv, Özege TV Uşak, Otağ TV Adana, Güneydoğu Urfa Tv, Mega TV Gaziantep, Mersin Tv, BGRT Konya, Kanal 3 Afyon, Gelişim TV Rize, Kırşehir TV, Ufuk TV Malatya, Şah TV Muğla, Tun TV Mersin, Kanal G Giresun, Söz TV Diyarbakır, Seyran TV Ankara, Kanal 59 Tekirdağ’dan bizleri bugün canlı olarak izledi değerli izleyenlerimiz, birde radyo kanallarım var Hocam onlarıda müsadenizle saymak isterim. Birçok radyo kanalından da bizleri canlı olarak dinledi değerli dinleyenlerimiz, Mavi Karadeniz FM 106.4 frekansından, Yıldız FM 87.7 Tekirdağ, Körfez Radyo 104.4 Hatay, Kafkas FM 95.5 Kars, Adıyamanın Sesi Radyosu Asır FM 96.0, Amasya Radyo Gül 102.5, Kent FM 90.0, Iğdır FM 93.0, Ergani Söz Radyo 93.3 Diyarbakır, Bingöl FM 102.0, Kahramanmaraş Best FM, Kozan FM 90.0, Adana Radyo Star 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Genç FM 93.3 Karaman, Siverek Radyo Urfa, Renk Radyo Karaman, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Radyo Star 94.0 Aksaray, Radyo 37 Kastamonu 95.2 frekansından bizleri canlı olarak dinlediniz. Bunun dışında internet sitelerimiz vardı. Haberhilal.com’dan, diplomathaber.com’dan ve harunyahya.tv’den de bizleri canlı olarak izledi değerli izleyenlerimiz. Bunun dışında sevgili izleyenlerimiz yarın saat 22:00 ve 24:00 arasında Kral Karadeniz’den, Adıyaman Asu’dan ve Ekin TV’den Adnan Oktar ile Baş Başa programını izleyebileceksiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bütün Anadolu’yu bir gezdik. Ben özellikle böyle duymak istiyorum. Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siirt, İzmir, efendim Amasya, Tokat, Turhal, Karadeniz’in bütün illeri, Trakya’daki bütün güzel şehirlerimiz ve duydukça Antalya’nın oranın buranın isimlerini de duydukça içim açılıyor, çok hoşuma gidiyor. Vatandaşlarımızla kucaklaşmış gibi oluyorum. MaşaAllah Allah daha sayılarını artırsın, şevklerini artırsın, bereket versin Allah, uzun ömür versin, derin iman nasip etsin, Allah aşkı nasip etsin, Türk İslam Birliği yolunda hepsine gayret etmeyi Allah nasip etsin, Allah basiretlerini, ferasetlerini güzelleştirsin, derinleştirsin inşaAllah. Benim milletim çok mübarektir, çok güzel huyludur. Bir de şu kitabı tanıtırsan, Ehli Sünnetin Önemi, bu kitabımızda önemli eserlerden inşaAllah tavsiye ederim. Bütün kitaplar güzel ama bu da önemli.
OKTAR BABUNA: Harunyahya.org ve net sitelerinden.
ADNAN OKTAR: Burdan da ücretsiz olarak indirebilirler.
SUNUCU: Evet maillerimize baktığımız zamanda Hocam gerçekten Türkiye’nin dört bir yanından çok güzel mailler geliyor, çok güzel izlenimler geliyor. Dikkatli bir şekilde dinliyorlar değerli izleyenlerimiz. Evet Hocam yani hiç olmadı çocuğumuza, çocuğumuz olmadı, komşumuza inşaAllah Türk İslam Birliği için hazırlık yapalım, kendimiz bir şeyler anlatalım, kendimiz etrafımıza ufak da olsa ışık olmaya çalışalım bu konuda.
ADNAN OKTAR: Bak diyeceklerki bu yüzyılda, bu yıllarda Türk İslam Birliği Allah’ın izniyle oluşmak üzere ve oluşacak diyecekler. Başka bir şey yapmasalar bile sırf şunu söyleseler, kısa sürede bunun oluştuğunu görecekler. Aksini iddia edenleride alim olarak görmesinler, onları önemli olarak görmesinler, onlar herhangi bir insan alim değil. Alim olan Kuran’ı savunur, sünneti savunur, Peygamber Efendimizin bu güzel ahlakının, Kuran’ın bize tarif ettiği bu muhteşem hayatının güzelliğinin dünyaya hakim olmasını ister. Yani, ve bunun için gece gündüz aşkla, şevkle gayret eder, bunu istemiyorsa insan çok anormal bir durum. Yani değil mi? Amerika’da hapisanelerde Müslümanların durumu ortada, Irak’taki, Afganistan’daki, diğer yerlerdeki zulmü görüyorlar. Türk İslam Birliği demek bunların anında yok olması demektir. Bu kabus sona eriyor Allah’ın izniyle. Işıklı, aydınlık, mübarek günler inşaAllah çok yakında milletimizin huzurunda olacak Allah’ın dilemesiyle. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam ağzınıza sağlık.
ADNAN OKTAR: Sizlerin de ağzına sağlık, nurlandırdınız bizi Allah razı olsun.
SUNUCU: Çok teşekkür ediyoruz. Sizlere de verdiğiniz güzel bilgiler için.