SUNUCU: İyi akşamlar değerli izleyiciler, Kocaeli Tv ve Mavi Karadeniz’den ortak olarak yayınladığımız Adnan Oktar ile Başbaşa programında sizlerin sorduğu sorularla ve güncel konularımızla tekrar birlikteyiz. Ekranlarınızın başına hoş geldiniz. Ayrıca sizlerle canlı olarak yayınladığımız radyo istasyonlarını paylaşmak istiyorum. Mavi Karadeniz 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm 96.0 Adıyaman. Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Sen de hoş geldin sevimli.
SUNUCU: Hoş bulduk. Nasılsınız, iyisiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, Allah’a çok şükür. Seni de böyle nurlu canlı gördük daha da hoşumuza gitti.
SUNUCU: Allah razı olsun. Hoş geldiniz Oktar bey, nasılsınız?
OKTAR BABUNA: Hoşbulduk siz de hoşgeldiniz. Çok iyiyim çok şükür, Allah’a şükür.
SUNUCU: Nasıl başlayalım Hocam.
ADNAN OKTAR: Soru sor istersen.
SUNUCU: Soru sorayım isterseniz, güzel sorularımız var bugün. “Sevgili Hocam, Rauf Dikbaş Urfa’dan yazmış bunu. Kuran okurken açtığım sayfada gördüğüm ayet bana Mehdiliğe, İslam ahlakının tüm dünyaya yayılmasına direnen insanları düşündürdü, Tevbe Suresi 32 ve 33. ayetlerde Rabbimiz şöyle buyuruyor.” “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.” Kim ne kadar direnirse dirensin, ne yaparsa yapsın Allah nurunu tamamlayacak, İslam ahlakını Türk İslam Birliği çatısı altında tüm dünyaya hakim kılacak. Mehdi’yi de bizlere tanıtıp Müslümanları onun manevi gücü altında toplayacaktır. İnşaAllah buna yürekten inanıyorum, yazdığım ayet ile ilgili düşüncelerinizi söylerseniz çok memnun olurum Hocam” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Rauf kardeş çok güzel söylemiş. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar.” Yani İslam dünyaya hakim olmayacak, boş yere böyle bir çaba içine girmeyin, işte evinizi de satmayın, para da vermeyin, hiçbir şey de yapmayın. Evinizde oturun, camiden eve, evden camiye gidin, değil mi? Bu işleri 500 sene sonra düşünürsünüz, diyorsa bir insan değil mi, Müslümanların şevkini kırmaya kalkıyorsa, azmini kırmaya kalkıyorsa bu anormal bir harekettir, Kuran aynı zamanda bunlara işaret ediyor. “Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Allah nurunu tamamlamıştır, parlatacak inşaAllah. Tam anlamıyla yani sosyal yönü ile kültürel yönü ile her yönü ile inşaAllah, nurunu tamamlayacak. “Müşrikler istemese de,” müşrikler Allah’a şirk koşanlar, Allah’ın gücüne inanamayanlar, Allah’ın bu yüzyılda İslam’ın hakim edemeyeceğine samimi kanaati gelenler. Mesela bu bir şirktir, Allah’a inanmıyor, sebeplere inanıyor. Sebepleri şirk koşuyor. Diyor bizi Amerika bırakmaz, işte Rusya bırakmaz. Çin bırakmaz. Bizim işte gücümüz yok. Buna benzer üsluplarla müşrik kafası ile Müslümanların mücadele azmini kırmaya çalışan tipler oluyor. Mesela 300 yıl sonra yahut 500 yıl sonra İslam belki hakim olabilir gibisinden Müslümanları oyalayan, onların azmini durdurmaya çalışan faaliyetler olacaktır ama Cenabı Allah bak diyor ki; “O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için” yani dünyada tek din kalacak şekilde, dünyanın köşesine bucağına her yere İslam’ı hakim edecek şekilde “elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.” İşte bu ahir zamanda Mehdi devrinde gerçekleşecek inşaAllah. Ne diyor müşrikler istemese de Allah’a şirk koşanlar, Allah’ın gücüne inanamayanlar, İslam’ın dünyaya hakimiyetini bir türlü ağzına alamayan bir kısım müşrikler istemese de Allah ben bu hakimiyeti gerçekleştireceğim diyor. Kuran buna işaret ediyor inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Mert Erdemli sormuş. “Adnan Hocam daha önceki röportajlarınızda Emniyette tutulduğunuz dönemde size ve arkadaşlarınıza işkence yapıldığını açıklamıştınız. Hatta aralarında hanımlarında bulunduğu 16 arkadaşınız bu işkenceler sonucunda sakatlandıkları için resmi rapor almışlar. Saygıdeğer Hocam bunu duyduğum zaman tüylerim ürperdi. Ancak Bakara Suresinin 214. ayeti şöyle; “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.” Bu ayeti okuduğumda Allah’ın sizleri imtihan ettiğini ancak yardımın da pek yakın olduğunu düşündüm. Allah yolunuzu açık etsin Hocam” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, kardeşlerimiz çok şuurlular, elhamdülillah maşaAllah. Bakara Suresi 214. ayeti şeytandan Allah’a sığınırım.“Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden” yani sahabelerin karşılaştığı, peygamberlerin karşılaştığı büyük olaylar, büyük zorluklar başınıza gelmeden “cennete gireceğinizi mi sandınız? diyor Allah. “Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki,” yani mesela ahir zamanda da masonu komünisti, dinsizi, imansızı, müşriki, Ergenekoncu Hocalar, değil mi Ergenekona satılmış para karşılığı hizmet veren din adamı görünümlü sahtekarlar, hepsi müminlere karşı bir saldırı içinde olacaklar, fakat inşaAllah Müslümanlar büyük bir dirayetle sabırla iradeyle gayret edip Türk İslam Birliğini oluşturuncaya kadar bu güzel faaliyetlerine devam edecekler inşaAllah. “Elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.” Bu da ahir zamanda ki bu devri veriyor tarihi ebcedi Kuran tabi, yani asrımızı bugünü veriyor bu ayı, bu yılı veriyor inşaAllah.
SUNUCU: Devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet devam edelim.
SUNUCU: Hayırlı günler Hocam, siz konuşurken dünyada zulüm gören Müslümanları çok sahiplendiğinizi hissediyorum. Muhakkak ki bu güçlü koruma hissiniz sizin imanınızdan ve güzel ahlakınızdan kaynaklanıyor. Bende bu yönlerden size benzemek ve dünyada zayıf kalan Müslümanları tam anlamıyla savunmak isterim. Bu konuda yol gösterebilir misiniz? Selim Türkoğlu Kocaeli’den sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: En başta sevgiyi kalbine oturtması lazım, çok samimi olacak, kendini sıkmayacak, Allah’a kendini teslim edecek, Allah’tan korkacak, Kuran’ı en az birkaç kere okusun. Ondan sonra peygamber Efendimizin yoluna ehli sünnet itikadına tam ram olacak, tam bağlanacak, onun dışında felsefenin ezilmesi çok önemlidir. Şimdi Hz. İbrahim ne yaptı; geldi putları kırdı, Resulullah ne yaptı; putları kırdı. Hz. Musa ne yaptı; putu kırdı. Ahir zamanın putu ne; darwinizm, materyalizm. O zaman ilk görevimiz nedir? Putları kırmak, putu kırmak. Darwinizm putunu kırmak, var gücü ile ilim baltası ile onu yerle bir edecek. Bunun için nurani silahlara ihtiyaç var onu da benim kitaplarımda eserlerimde internet sitemizden istifade ederek elde edebilirler. Onunla da o güzel vazifeyi yerine getirmiş olurlar. Putlar kırıldı mı zaten tevhit inancının yolu sonuna kadar açılmış oluyor. İstediğimiz gibi o zaman hareket ederiz. Tabi bölücü olmamak, Müslümanları parçalara ayırmamak işte Şii, Alevi, Sünni diye ayırmamak çünkü hepsi la ilahe illallah muhammeden resulullah diyorlar, hepsine sevgi göstermek, hepsini dost ve kardeşimiz olarak bağrımıza basmak son derece önemli, aksi şeytana hizmet olmuş olur. Allah esirgesin. Zaten bir avuç Müslüman var dünyada mesela İran, Suudi Arabistan, Suriye, Irak zaten bir avucuz. Ama fitne çıkaranlar bunları birbirine düşürmeye çalışıyorlar. Suriye’yi Irak’a, Irak’ı Suriye’ye, İran Türkiye, Türkiye’yi İran’a, Suudi Arabistan’la Irak’ın arasını açık birbirleri ile savaştırmak istiyorlar, bu masonik oyunlardır. İddia edilen Ergenekon örgütünün elemanları arada gerilim meydana getirip, Müslüman ülkeleri birbirine düşürmek istiyorlar. Kimse bu oyuna gelmesin la ilahe illallah muhammeden resulullah diyen herkes bizim kardeşimizdir. Hepsini bağrımıza basarız inşaAllah.
SUNUCU: “Sevgili Hocam, maşaAllah İslam çığ gibi büyüyor, tüm dünyada güzel ahlaka İslam’a hızlı bir yöneliş var, İsrail’de Yahudi bir genç kız tüm dinleri araştırmış ve araştırması sonucunda İslam’ı seçmiş. Müslümanların ibadet yeri olan camiye gittiğimde kalbimdeki ve aklımdaki tüm ağırlıklarım gitti. Yerine huzur ve sevinç geldiği için İslam dinini seçtim diye belirtmiş. Fert fert Allah insanların kalbini İslam’a imana yöneltiyor, demiş maşaAllah.” Kamil Dereli Rize’den.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Karadeniz’in aslanı demek ki, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bugün de böyle bir haber çıktı; haham Kuran’ı öptü diye. Haham Froman, bir cami yakılmış İsrail’de, oraya giderek Kuran’ı öpmüş ve Müslümanlarla birlikte bu şeyi kınamış yapılan hareketi. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Buraya gelmişti Froman değil mi? Bizim evet sevdiğimiz bir muhterem insan, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Türk İslam Birliğini sonuna kadar destekliyordu.
ADNAN OKTAR: Evet Türk İslam Birliğini de savunuyor maşaAllah. Başka neler var?
SUNUCU: Yelda hanım yazmış. “Değerli Hocam röportajlarınızı yakından takip ediyorum ve güzel ahlaktan ve eşler arasında olması gereken gerçek sevgiden ve gözde oluşan derin anlamdan bahsettiğinizde çok heyecanlanıyorum. Bahsettiğiniz sevgi duyarlılığını kazanmak için Kuran okuyorum ve Allah’ın büyüklüğünü detaylı olarak düşünüyorum. Acaba bu konuda başka bir tavsiyeniz olur mu?
ADNAN OKTAR: Her yerde Allah’ın tecellisi olarak bakan insan her yerde Allah’ın güzel tecellisini görür. Allah aşkı ile bakan Allah aşkının şiddetini bütün ruhunda hisseder. Şiddetle ondan zevk alır ve mutlu olur. Allah’ın tecellisi olarak bakmayan insanlardan korkar, bitkilerden korkar, gökyüzünden korkar, yerden, denizden korkar her şey ona itici ve ürkütücü gelir. Ama Allah’ın tecellisi olarak baktığında Allah kalbine bir nur verir. Tarif edilmez bir heyecan, tarif edilmez bir zevk duyar. Onun için Allah’a tam teslim olup canı gönülden Allah’ı severek sevgiyle şefkatle Allah’ın tecellisi olarak, Allah’ın yarattıklarına bakmak hem ibadettir hem güzelliktir inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. “Hayırlı yayınlar demiş. Saffet Çağlayan Fatih’ten. Cübbeli konuşmalarında Adnan Hocanın talebelerinin Allah yolunda paralarını harcadıklarını söylüyor. Bunu gereksiz görüyor, kendi cemaatindeki kişilerden de evini parasını istediğinde bir daha cemaate gelmeyeceklerini söylüyor. Bu aradaki fark bizi gerçekten şaşırttı. Siz ne düşünüyorsunuz Hocam,” demiş.
ADNAN OKTAR: Evet benim arkadaşlarımı evlerini satıp Allah yolunda harcamakla suçluyor fakat onun yani rahatsızlığını yaşıyor gördüğüm kadarıyla ama diyor benim cemaatimde insanlardan evini istesek diyor, cemaati bırakır dini imanı bırakır diyor. Ben öyle bir insan olduğunu zannetmiyorum cemaatinde fakat onun bakış açısının çarpıklığından kaynaklanıyor. Oradaki değerli insanları gözünde küçük görüyor, garip görüyor. Ve değersiz görüyor gördüğüm kadarıyla, ben öyle bir insan göremiyorum o toplulukta, tertemiz insanlar, onlara iftira ediyor ve çok çirkin bir üslup kullanıyor. Dolayısıyla Allah yolunda bir insan malını da verir, mülkünü verir. Hz. Ebubekir Efendimiz bütün malını verdi Allah yolunda. Hz. Ömer’de değil mi bağlarını bahçelerini sattı Allah yolunda verdi. Bu Müslüman özelliğidir. Değil mi? İncil’de de vardır. Hatta İncil’e baktığımızda o zamanki müminlerin de evlerini, tarlalarını satıp Allah yolunda harcadıklarını görüyoruz. Sahabenin de aynı şeyi yaptığını görüyoruz. Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Osman da bağını bahçesini malını mülkünü satıp Allah yolunda harcamıştır, kullanmıştır. Bu müslüman özelliğidir. Bunu anormal olarak göstermesi Cübbeli’nin kendi anormal düşüncesinin bir yansıması olmuş oluyor. Burada müslümanca bir tavır var; Resulullah’ın sahabelerinin yaptığı bir tavır var. Hz. İsa döneminde de olan da bir tavır var. Ayrıca Hz. Mehdi’nin talebelerinin de aynı şekilde olacaktır. Onların evleri sırtlarındadır diyor. Evleri olmayacak Hz. Mehdi’nin talebelerinin, Allah yolunda harcayacaklar, malını mülkünü her şeyini harcayacaklar. Yani şahsi malları olmayacak inşaAllah. Olduğunda da Allah yolunda kullanacaklar. Biz de Mehdi öncüsüyüz, Mehdi talebeleriyiz bizde de aynı tecelliler olur ve iftihar ederiz. Bunu suç gibi göstertmesi Cübbeli’nin Kuran’ı, sünneti iyi bilmemesinden veyahut iyi özümsememesinden kaynaklanıyor olabilir.
SUNUCU: Evet Hocam, Yozgat’tan Halim Uslu. “Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde Hz. Mehdi’nin ismi için adı adıma uyar, adı adıma denk düşer şeklinde bildiriyor. Peygamberimizin Mahmut, Ahmet, Mustafa diye isimleri olmasına rağmen, Cübbeli sadece Muhammed ismini esas alıyor ve Peygamberimizin diğer isimlerini yok hükmünde kabul ediyor. Ben Cübbeli’nin bu tutumunu samimiyetsiz buluyorum, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” demiş.
ADNAN OKTAR: O benim de dikkatimi çekti. Ahmedi Mahmudi Muhammed Mustafa’dır Peygamber Efendimiz (s.a.v) in ismi, Peygamberimiz “adı adıma uygun düşer, denk düşer” diyor ama hangi isminin olduğunu söylemiyor. Ahmet de olabilir, Mahmut da, Muhammed de, Mustafa da olabilir. Ama o ısrarla Muhammed diyor, ki yani benim dediğimle çelişsin dolayısıyla benim dediğimin yanlış olarak etrafa empoze edebilsin. Burada da yine çelişkiye düşüyor hataya düşüyor. Bir kere Resulullah (s.a.v) babasının adı da babamın adına uygun düşer diyor. Adı adıma uygun düşer diyor, ben onu daha önce de söylemiştim. Peygamber Efendimiz (s.a.v) soyu Adnani’dir. Beni Adnan’dır. Onu da çarpıtmaya çalışıyor. İlk baştaki ata neyse insanın soy ismi odur. İlk atası bilinen atası Adnan’dır. Hz. Adnan’dır Beni Adnan ondan gelmiştir ve Adnani soyudur, bunu herkes bilir. Yeni yeni başka dedeler mesela ara safhadaki dedelerin isimlerini söylüyor. Dikkati dağıtmaya çalışıyor. Halbuki ilk baştaki dede esas olduğuna göre Beni Adnan olduğu belli. Dolayısıyla soyadı Adnan’dır peygamber Efendimizin (s.a.v) yani asrımızda olsaydı muhterem Adnan şeklinde hitap edilecekti. Mesela Hz. Ali’nin de yazdığı eserlerde peygamber Efendimize Mustafa Adnan peygamber diye hitap ediyor. Hz. Ali’nin yani o devirde yazdığı eserlerde bakın, Mustafa Adnan diye hitap ediyor. Dolayısıyla soyadı Adnan’dır. Babasının da soyadı Adnan olmuş oluyor dolayısıyla babası muhteremle karşılaşmış olsak ona da muhterem Adnan diyebiliriz. Kendine de Adnan diyebiliriz. Yani çünkü ben onu daha önce örnek vermiştim. Mesela Sayın Tayyip Erdoğan’a karşı değil mi, Erdoğan deniyor. Başbakan Erdoğan deniyor. Başbakan Tayyip demiyoruz, bu uygun düşmez, Erdoğan diyoruz. Eğer o zamanda da peygamber Efendimize Hz. Ali böyle hitap ettiğine göre asrımızda da olmuş olsa yine aynı ona o şekilde hitap olacaktı. Muhterem Adnan babasına da muhterem Adnan diye hitap edilecekti. Tayyip Erdoğan beyefendinin babasına da şu an Sayın Erdoğan diyorlar. Nasılsınız Erdoğan diyorlar, ismiyle hitap edilmiyor. Dolayısıyla babasıyla kendisinin ismi de Adnan olduğu için Peygamber Efendimiz bunu sır olarak saklamıştır. “Adı adıma uygun düşer, babasının adı da babamın adına uygun düşer” yani aynıdır. O da Adnan’dır, o da Adnan’dır, o anlamda söylemiştir. Çünkü 4 isim olduğuna göre Ahmet, Mahmut, Muhammet, Mustafa öyle olsaydı Peygamberimiz açıkça söylerdi. İsmi Ahmet derdi veya Mahmut ya Muhammet ya Mustafa net olarak söylerdi. Söylemediğine göre uygun düşer dediğine göre demek ki peygamber Efendimiz orada bir sır, ahir zamanda belli olacak bir sırdan bahsetmiş. Ve dolayısıyla Cübbeli de bu konudan sarsıldığı için, aklına gelmediği için hayretler içinde kaldı, yani böyle bir şeyi fark edememiş olmak ki çok aşikar tam net karşılığı olmuş oluyor ve tartışılacak gibi olmuyor bu, yani çünkü Peygamberimiz net olarak bize muhterem Adnan diye hitap edilecek olmuş olsaydı. Babasına da muhterem Adnan diye hitap edilecekti. Tam olmuş oluyor ve 4 isimden kaynaklanan çelişki de olmuyor. Ahmet Mahmut Muhammed Mustafa hangisidir denecek gibi bir durum da olmuyor. Çok net. Babasının ismi de çok net olmuş oluyor. Dolayısıyla işine gelmediği için bir debelenme içerisinde çırpınıyor kendince. İşte tabi senin adın Adnan o yüzden de böyle diyerek kendini ima ediyorsun diyebilir. Şeyh Nazım Kıbrısi hazretlerinin bir vekili var, Şeyh Adnan hazretleri ben dün konuşmasını dinledim. O da bu yüzyılda Mehdi’nin geleceğini söylüyor, Cübbeli gerçi çok rahatsız olacak bundan ama hadis vererek çok detaylı olarak anlatıyor Şeyh Nazım Kıbrısi hazretlerinin böyle değerli vekillerinden bir tanesi yani Şeyh efendi o da. Mehdi diyor bu yüzyılda gelecek gelmiştir diyor. Ve 1400 ile 1500 arasında her şey bitecek diyor. Çok net konuşuyor. Şimdi Şeyh Adnan işte dese Mehdi’den kastın bunu mu kast ediyorsun bu da olmaz. Yani milyonlarca Adnan var, dolayısıyla bunun isminin benzer olmasının bir kişinin Mehdilik iddia etmesi için yeterli değildir. Zaten Mehdilik iddia edilmez, Mehdi eze eze söke söke başarılı olan insanın adıdır. Mehdi’nin hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Böyle Ergenkoncu it kopuklara, Ergenekonun satın alınmış Hocalarına, Ergenekona hizmet eden sahtekarlara hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Yani gidip hani beni Mehdi kabul eder misiniz diye ortaya çıkacak bir insan yok. Mehdi’ye insanlar yalvaracaktır. Hatta tehdit edecek, zorlayacaklardır. Zorla kabul edecektir liderliği. Mehdi Allah’tan bir rahmet olarak gönderiliyor insanlara. İnsanlar, “o insanlara muhtaç değildir” diyor Peygamberimiz, “insanlar ona muhtaçtır” diyor. Cübbeli’nin bu hadisten haberi olmadığı için bu konuda biraz bozuk bir üslubu var. Ama zamanla onun da eğitileceğini düşünüyorum ama en son o eğitilecek gibi geliyor yani. Çevresi eğitiliyor, çevresindeki gençler dinliyorlar. Okuyorlar yani çok kültürlü insanlar. Çoğu üniversite öğrencisidir yahut üniversite mezunudur. Hep uyanık gençler ama o girdiği yerden bir türlü çıkmadığı için, orada da hiçbir şey okumuyor, televizyon da seyretmiyor anladığım kadarıyla. Gazete de okumuyor, okuyanlara da siz de okumayın diyor ama gençler dinlemez onu. Sen internete girme deyince o, ha doğru söylüyorsun girmeyeceğim demez. Müslüman ilim Çin’de dahi olsa gider arar. Peygamberimizin hadisi var sallallahu aleyhi ve sellemin. Niye ilimden korksun, bilgiden korksun müslüman. Öyle olsa okula gitmezler, üniversiteye gitmezler o çocuklar, değil mi? Yani oradaki öğretmenleri dinlemez, ilkokul, ortaokul, liseye, üniversiteye hiçbir yere gitmezler. Hepsi okuyor hemen hemen. Dolayısıyla onun sözü dinlenecek gibi değil. Yani mesela bak Risale-i Nur’dan daha haberi yok. Asrın müceddidi, çok büyük bir alim, ya insan 5-10 sayfa olsun okur. Haberi yok. Yani bütün Risale-i Nur Külliyatı’nı normalde okuması lazım. Değil mi İmam Gazali’nin İhya’sını, İmam Rabbani’nin Mektubatı’nı, bunlar temel eserlerdir, nasıl okumazsın? Ama hiçbir şey okumuyor. Ne biyolojiden haberi var, ne felsefeden haberi var. O gün gördün, soruyorlar şu kitabı okudun mu diye. Yok okumadım diyor. Şunu diyor, onu da okumadım diyor. Kuran’ı sen nasıl açıklayacaksın o zaman. Kuran bize ilmi emrediyor. Biyolojiyi bileceksin, astronomiyi bileceksin değil mi, jeolojiyi bileceksin, paleontolojiyi bileceksin, felsefeleri, yanlış dinleri bileceksin, sapkın dinleri bileceksin ki onlara karşı mücadele edebilesin. Hiçbir şeyden haberi yok. Kuran bilgisi var doğru, Kuran’ı biliyor. Hadis de kısmen biliyor. Ama Kuran’ı açıklamak için diğer bilgilere de ihtiyaç var. Kuran’ın emri bu. Allah gidip gezmezler mi, görmezler mi diyor, değil mi? Gökteki alametleri, kendinizde olan alametleri Allah inceleyin diyor. Bu ilimle, bilimle olur. Bilim olmadan nasıl inceleyeceksin, değil mi? Kromozomların incelenmesi, atomun yapısının incelenmesi, hücrenin incelenmesi bunlar hep bilimle oluyor. Fosillerin incelenmesi, dolayısıyla geleneksel ve içine kapanık bir yapısı olduğu için rahatça karşı tarafa yani marksistlerin, darwinistlerin çok rahat ezeceği bir müslüman modeli. Dolayısıyla Habertürk de onu ortaya çıkartıp siz de böyle olun demeye getiriyor yani rahatça ezilebilecek, darwinistlerle hiçbir şekilde tartışmaya giremeyecek, materyalistlerle, komünistlerle tartışmaya giremeyecek, girdiğinde de hemen ezilecek hatta komik duruma düşecek, onlara eğlence unsuru olacak bir insan modelini sanki ortaya sunuyorlarmış gibi bir görünüm veriyorlar. Biz de bu oyuna gelmeyeceğimizi ve böyle tiplerle de müslümanlığa onların değil mi bakış açısında insanlarda bir fluluk meydana getirmeleri ihtimaline karşı elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Rasim sormuş, Samsun’dan. “Sayın Hocam, ben uzun zamandır İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olacağını biliyor ve inanıyorum. Fakat dünyadaki güç sahibi kesimleri düşündükçe bunun nasıl olacağını bir türlü kafamda canlandıramıyorum. Artık biliyorum ki güç sahibi sandığımız kişiler, ülkeler, tüm dünya her an Allah’ın kontrolü altında. Allah nasıl dilerse o olur. Peygamber Efendimiz ile Bedir Savaşı’nda beraber olan azhab 313 kişi değil miydi? Sonrasında Allah müslümanları nasıl güç sahibi kıldı, onlara iktidar verdi? Sayın Hocam, dini ifadeleri ayrı tutarak söylüyorum, bize bu gerçekleri unutturup incir çekirdeğini doldurmayan konularla bazı Hoca görünümlü kişiler insanlarımızı sürekli oyalayıp durdular. Allah’ın gücünü, kadrini anlatacakları yerde boş konuları gündem haline getirdiler. Siz ne düşünüyorsunuz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor kardeşimiz tabi. Oturup milleti eğlendiren böyle şaklabanlık yapan, soytarılık yapan, dini sanki haşa bir eğlence unsuru gibi gösteren tipler türedi. Dinin ve İslam’ın aleyhinde saygıya uygun olmayan sözlerle insanları güldüren böyle ortalık soytarıları müslümanları mahçup ediyor yani Müslümanlığı sanki böyle haşa eğlence unsuru gibi göstertmeye kalkanların bir gövde gösterisi var. Buna karşı da biz tabi elimizden geldiği kadar doğruyu, hakkı anlatmaya çalışıyoruz. Ama tabii bu ahir zaman özelliğidir. Peygamber Efendimiz; “Yetmiş bin sarıklı” diyor, sarıklı, cübbeli alim, “deccale uyacaklar” yani deccale tabi olacaklar. İddia edilen Ergenekon örgütünün, masonların, komünistlerin çizgisinde onlara az bir değer karşılığında veya çok değer karşılığında hizmet edecekler, satılacaklar dolayısıyla İslam’ı sinsice içten kemirmeye başlayacaklar, güya kendi kafalarına göre. Fakat Mehdi’nin balyoz gibi gücünün karşısında yerle bir olacaklar. Biz bunu inşaAllah önümüzdeki günlerde göreceğiz, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Veysel sormuş Hocam. “Hocam bazı evrimciler insanın hastalıklarını ve acizliklerini evrime delil olarak gösterme peşindeler. Ben sizin bir yazınızda okumuştum. Allah mükemmellikleri ve acizlikleri özel olarak yaratır diye söylemiştiniz orada. Bunu anlayamıyorlar mı Hocam yoksa özellikle mi gerçekleri çarptırıyorlar?”
ADNAN OKTAR: Başka türlü imtihan olmaz ki yani. Acı yoksa, rahatsızlıklar yoksa, mesela küçük bir çocuk ölebilir, birisine araba çarpabilir. Öbür türlü biz melek gibi olmuş oluruz. Cenab-ı Allah onu yeterli görmemiş yani melekleri yeterli görmemiş. Böyle kendini sanki bağımsız gibi gören ruhları yani iyi, kötüyü ayırt edebilen ruhları dünyaya Allah göndermiş. Allah’ın en beğendiği insandır. Yani insanın mükemmelliği Allah’ın en beğendiği görünümdür. Onun için de Allah’ın en sevdiği peygamberlerdir, velilerdir. Mesela Mehdi, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Resullullah, Hamza, bunlar “cennet ehlinin seyyidleriyiz” diyor Peygamber Efendimiz (sav). Yani Allah onları seviyor, onlardan hoşnut oluyor yani meleklerden daha çok seviyor. Çünkü onlar acıyı görüyor, zorluğu görüyor. Bir kere vefa gösterebiliyor. Mesela meleğin vefa gösterme ihtiyacı yok çünkü zaten vefaya mecbur. Sadakat gösterme ihtiyacı yok. Acıya tahammül ihtiyacı yok çünkü acı çekmiyor. Yani bütün yüksek hasletlerin yüzde 90’ı, yüzde 95’i insandadır. Onun için meleklerden çok çok üstün olabiliyor insan. Allah’ın da en sevdiği işte halifem dediği varlıklardır insanlar. Mesela Allah yiğitlik gösterdiğinde çok beğeniyor mesela cesaret gösterdiğinde. Allah için mesela gidip şehit oluyor, gözünü daldan, budaktan esirgemiyor, Allah çok beğeniyor onu. Allah için gidiyor hapse yatıyor mesela, 5 yıl, 10 yıl, 15 yıl yatıyor, Allah çok beğeniyor. Çünkü o tam bir aşk ifadesi. Allah’a karşı aşkının, muhabbetinin en belirgin ifadesi olmuş oluyor. Çünkü dünyada bile böyledir değil mi, insan sevdiği için bazen kendini arabanın önüne atıyorlar, çocuğunu kurtarmak için bazı anneler. O çok yüksek bir ahlaktır. Mesela insan sevdiği için gider acı çeker, zorluklara katlanır. Üşür ama onu üşütmez, değil mi? Aç kalır, onu tok tutar, kendine eziyet veren bir şey de olsa onu kabul eder ama sevdiğine yaptırtmaz bunu. Bu karşısındaki kişinin ona aşk ile bağlanmasını sağlar. Ama egoist olsa, mesela parası var, evleniyor, karısına beş kuruş vermek istemiyor, değil mi, her şeyi kendi üzerine yapmak istiyor. Burada ona güven anlamı çıkıyor mu? Güvenmiyor, güvenmeyince onu bilmez mi sevmediğini, anlar yani. Ama mesela güven insana mahsus bir özellik, güveni ortaya koyduğunda kadın anlıyor ki onu hakikaten seviyor. Mesela malını, mülkünü onun üstüne yapıyor, mesela bir ürkütücü bir şey oluyor, o kendini öne atıyor, ona getirttirmiyor onu, değil mi, mesela değil mi kolu ağırsa bile, bacağı ağrıyor, gidip çalışıyor, karısını çalıştırtmıyor, ona acıdığı için, ona karşı şefkatinden. Bu bir yiğitlik, fedakarlıktır. Allah işte bunu çok beğeniyor. Bu aşkın kökenidir, sevginin kökeni. Mesela sevdiği, mesela karısı ağır bir söz söylüyor, onu alttan alıyor mesela güzel bir cevap veriyor. Bu bir sabırdır. Adam çekip vuruyor mesela öbürü, değil mi? Hatta 30, 35 yerden birden bıçaklıyor, kendimi kaybettim efendim, ne yaptığımı bilmiyordum diyor. Ama mümin onun kötü tavrına karşı çok iyi bir karşılık veriyor. O hayretler içinde kalıyor, onu kat kat daha fazla seviyor o zaman. Sevgi emek gerektiren, özen gerektiren, böyle mimar gibi tek, tek, tek tuğlalarını dizeceksin değil mi, harcını çok iyi katacaksın. Özen gösterdiğinde o cennet zevkine ulaşabilir insan. Yoksa al karşına eti, 60 kiloluk eti, o sana bakar, sen ona bakarsın yani adam onu maymun gibi görür, o da onu maymun gibi görür. Olmaz o zaman, orada sevgi falan hiçbir şey olmaz. Kadın dediğin karaciğeri, bağırsakları olan, akciğeri olan, kan dolaşan içinde, etten, kemikten bir varlık. Allah’ın tecellisi olduğu için biz ona aşkla, muhabbet duyoruz. Allah’ın varlığına olan aşkı onda yaşamış oluyoruz. Yoksa etle, kemikle bizim ne işimiz olur yani. Et, kemik bizim neyi doyacak.. Allah et, kemik görüntüsünde tecelli ediyor. O yüzden biz onu çok seviyoruz. Mesela onun bir sözü oluyor, onu affetmek, bir tavır oluyor mesela diyor ki beni affeder misin diyor. Allah affedicidir diyor ben ne haddime diyor, tabii ki seni affederim diyor. Bakın önündeki bir engeli daha kaldırıyor. Sevginin önünde yüzlerce engel vardır, onları aşmak ancak aşk ehlinin yapabileceği bir güçtür, imkandır. Allah çok fazla engel koyar araya ki bir insan bir kadından soğuması an meselesidir, kadının da erkekten soğuması an meselesidir. Küçücük bir şeyden bile soğuyabilir. Hemen nefrete dönüşebilir. Ama mümin aklıyla onların hepsini ortadan kaldırıyor işte, imanıyla. Teker teker söker. Yoksa mesela çok itici bulur kadın, kızdırır kadını mesela bir anormal, gıcık hareket yapar, onu atamaz içinden kadın o zaman. Ama mümin onu ortadan kaldıracak güzel ahlakı Kuran’ın içerisinde çok rahat buluyor, onu yaşıyor, dolayısıyla aralarında sıfır engel oluyor kadınla, mümin erkeğin arasında. Onun için Allah ayette diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “mümin erkekler mümin kadınlara, mümin kadınlar mümin erkeklere” diyor, değil mi? “Namaz kılan erkekler ve namaz kılan kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar.” Mesela karısının insan oruç tuttuğunu görmesi ona karşı çok müthiş sevgisini artırır, namaz kıldığını görmesi çok sevgisini artırır. Ama mesela kocası var, adam Allah’tan haberi bile yok. Sen diyor mesela inancın ne diyor? Ya mesela -haşa- boş ver diyor. Kadın nefret eder o zaman. Yani o kadar akılsız ve egoistse, Allah’ı anlayamayacak, Allah’ın ona o kadar fedakâr, fedakar demeyeyim de Allah affetsin, Allah’ın ona o kadar gösterttiği nimete, o kadar ilgiye, alakaya, sevgiye karşı küstahça bir tavır göstertirse bir insan, mesela ters tavırlar göstertirse, ahlaksızlık yaparsa, adilik yaparsa, kadın onu sevemez, saygı da duyamaz. Özellikle de Allah’a inanamıyorsa, yani Allah’ı fark edemeyen adam da ne akıl bulsun ki o zaman mümin kadın? Allah’ı fark edemeyen onu nasıl fark edecek? Değil mi? Allah’a teşekkür edemeyen, ona nasıl teşekkür etsin? Allah’a vefa gösteremeyen, ona nasıl vefa göstertsin? Değil mi yani her şey kökten bitmiş oluyor. O yüzden “müşrik erkekler, müşrik kadınlara” diyor Allah, “müşrik kadınlar müşrik erkeklere.” Eğer öyle bir konumdaysa onlarla da onlarla beraber oluyorlar. Allah olmazlar demiyor, onlar onlarla olsun diyor, siz de, mümin kadın da mümin erkekle olsun diyor Allah.
SUNUCU: Hocam ben internet sitelerini hatırlatmak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam.
SUNUCU: Bizi canlı olarak izleyebileceğiniz televizyon adreslerimiz. www.haberhilal.com ve www.harunyahya.tv. Ayrıca eserlerimizi ücretsiz indirebilmek için harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerini ziyaret edebilirsiniz. Buyrun Hocam.
OKTAR BABUNA: Sizinle ilgili bazı haberler çıktı bazı Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne haberi bu? “Harun Yahya Hedef Küçülttü.” Ne hedefi diyor?
OKTAR BABUNA: Hedef tabii aslında o anlamda değil de, ilkokul, ilköğretim merkezlerinde sizin filmleriniz gösterilmiş. Bazı hocalar bundan da rahatsız olmuşlar biraz böyle. Haber yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Evet, canım istediği kitap niçin olmasın, herhangi bir kitap, herhangi bir roman, herhangi bir eser nasıl tavsiye ediliyorsa, okutuluyorsa, her konudan konuşabilir yani öğretmen şunu konuşmayacak, bunu konuşmayacak diye bir sınır yok ki. Darwinizmi de anlatır, materyalizmi de anlatır ama buna karşı böyle cevap verenler de var der. Yani zaten söylenmese de çocuk onu internetten görecek, okuyacak. Dolayısıyla yani niye şuradan bahsettin, niye buradan bahsettin olmaz. Darwinistler vardır, Darwin vardır. Bunu anlatacak. Ama bunun karşıtı da vardır. Buna cevap verenler vardır, cevap verenler de şu cevabı veriyor diye bunu anlatması lazım inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Var mı başka bir şey?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Bu sizin söylediğinizi teyit eden şekilde basında da haberler çıktı, yargıya karşı, Ergenekonun yargıya müdahalesi ile ilgili. Mesela şöyle bir şey var. “Kent Otel Toplantılarında Yargıya Sızma Girişimi” diye. Bu toplantılarda yargı mensuplarını içine alacak şekilde toplantılar düzenlenmiş.
ADNAN OKTAR: Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Şehit dosyaları. Evet bu 33 şehit dosyası açılmış Ergenekonda daha önce 33 askerin şehit edildiği. Oradaki yaralanan askerleri de şahit, tanıkları kullanarak o dosyayı Ergenekonda kullanmaya başlamışlar, iddia edilen Ergenekon örgütünün yaptığına dair.
ADNAN OKTAR: Bu Tokat’taki olay da öyle. O da iddia edilen Ergenekon örgütünün, bu da iddia edilen Ergenekon örgütünün. Yani asker şehit etmek, Pkk’ya destekçi olmak, Pkk’nın başarılı olması için gayret etmek iddia edilen Ergenekon örgütünün vasfı, özelliği. Yani böyle bir kahpe ve kalleş örgüt ben dünya tarihinde görmedim ben böyle yani. Bu kadar eli kanlı, böyle psikopat, ne idiğü belirsiz, ne istediği belli olmayan, solcuları da gözden çıkartmışlar, onlara da saldırıyorlar, sağcılara da. Kardeşim ne istiyorsun sen, zorun nedir yani? Askerlerimizi de şehit ediyorlar, polislerimizi de şehit ediyorlar, teröristleri de gerekirse yok ediyorlar. Yani çok acayip bir sistem bu, çok garip, yani tek dertleri kan dökmek. Yani tam şeytanın takımı. Onlar diyor ya şeytana tapıyoruz diyorlar. Tam dediklerini yapmış oluyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah Hocam. Bazı haberleri de bazı gazetelere servis yapmışlar. Onunla ilgili de haber vardı bugün. “Ergenekon’dan Hürriyet’e Servis” diye.
ADNAN OKTAR: Nedir o, nasıl bir şey?
OKTAR BABUNA: Bu Levent Ersöz var, tutuklusu Ergenekonun. Onun görevlendirdiği birisi, din adamları arasına girerek kayıt yapmış. Bu Mustafa Sungur Ağabey ile toplantı yapmışlar Ak Parti milletvekilleri. Bunu gizlice çekip, görüntüleri de Hürriyet’e servis yapmışlar o dönemde.
ADNAN OKTAR: Mustafa Sungur Ağabey bizim Sungur Ağabey?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Ne güzel. Öyle nurani, efendi bir insanla toplantı yapıyorlarsa onlar için ne büyük şeref, ne büyük güzellik. Ak Partililer yaptıysa tebrik ediyorum onları. Helal olsun, ne güzel. Ne var onda yani? Çok mübarek, müberra, tertemiz bir insan. Said Nursi Hazretleri’nin sır katiplerindendir, vekillerindendir, velidir yani çok alim, fedakar, mücahit, değerli bir çile, dava adamıdır. Ne büyük iftihar vesilesi ve şeref. Evet tabii. Ben DGM’de iken, yargılanıyordum 1986’da, sevk zincirlerle falan getirdiler, annem bana böyle bir tepeden tırnağa bakıyordu böyle, çık çık çık, çık falan. Tecrübesiz, bizim çocuklar da tecrübesiz o zamanlar. Bizim çocuklar da böyle gözleri fal taşı gibi açılmış bakıyorlardı. O zaman daha küçükler onlar da. Mustafa Sungur Ağabey geldi, çok yüksek bir sesle, “ne mutlu sana” dedi, ama bayağı yüksek sesle: “mazi de” yani geçmiş de, gelecek de, “müstakbel de seni alkışlıyor” dedi. Var gücüyle, böyle çok yüksek sesle. “Ne mutlu sana” dedi yeniden. Benim acayip hoşuma gitti böyle. Zincir de kolumda sarılıydı böyle. Bana çok güzel bir hediye olmuştu o zamanlar. MaşaAllah, ağzına sağlık. Allah konuşturdu Hocamızı. Dolayısıyla tabi milletvekilleriyle de konuşur, müdürle de konuşur, bakanla da konuşur, değerli bir insan yani niye konuşmasın? Muhalefetle de konuşur yani herkesle konuşan bir insan. Ak Partililerle konuşmak yasak mı? Yani Mhp ile de konuşur. Ne bileyim Saadet Partisi ile de konuşur. O sosyal bir insan, herkesle konuşur, ne var bunda yani? Gayet güzel.
OKTAR BABUNA: Özel görevlendirdikleri kişileri dindarların arasına sokarak bu şekilde bir çalışma yapmışlar…
ADNAN OKTAR: Nedir, nasıl bir şeymiş o?
OKTAR BABUNA: Bu görevlendirdikleri birisini güya dindarmış gibi..
ADNAN OKTAR: Tamam, haberin devamını getir bakayım yok mu devamı? Bu kadar?
OKTAR BABUNA: Evet. Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinin yazısının Hürriyet gazetesinin de kullanıldığı ortaya çıktı diyor.
ADNAN OKTAR: Bu tip haberleri alıp Hürriyet gazetesine veriyormuş.
OKTAR BABUNA: Evet servis yapmışlar. Milliyet’e servis yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Doğruysa acayip tabii. Ama doğru olup olmadığını bilmiyoruz tabi.
OKTAR BABUNA: Ayrıca Yargıtay, Danıştay üyeleri ve emekli askerler katılıyormuş toplantılarına. Mustafa Balbay’ın açıklamalarından bu da ortaya çıkan bir gerçek.
ADNAN OKTAR: Nerede?
OKTAR BABUNA: Kent Otel’de yapılan 'Ehl-i Dil' grubu toplantılarına Yargıtay, Danıştay üyeleri ve emekli askerler de katılıyormuş.
ADNAN OKTAR: Yargıtay? 20 kadar Yargıtay mı, doğru mu bu?
OKTAR BABUNA: Evet, 20 kadar Yargıtay ve Danıştay üyesi ve 5…
ADNAN OKTAR: Yargıtay zaten kaç kişi ki?
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah. Bu sadece bunun açıklamaları tabii. Mustafa Balbay’ın açıklamaları.
ADNAN OKTAR: Eğer böyleyse çok vahim. Çok, çok vahim yani.
OKTAR BABUNA: Bunlar sizin aylardır vurguladığınız konulardı. Özellikle yargı içindeki..
ADNAN OKTAR: Yani Yargıtay’dan 20 kişi katılıyorsa çok çok vahim. Kimler olduğu belli mi?
OKTAR BABUNA: Değil, isimler belli değil.
ADNAN OKTAR: Evet, ama netleşince anlaşılır tabii. Mahkeme safhasını beklemek lazım. Mahkeme sonuçlandığında hepsi ortaya çıkar inşaAllah.
Var mı başka göstereceğin Oktar?
OKTAR BABUNA: Bir de şu vardı. “Medya Ergenekonun Üssü” diye eski bir savcı olan Gültekin Avcı açıklama yapmış. Medya ayağı, Ergenekonun özellikle medya ayağının çok önemli olduğu bir..
ADNAN OKTAR: Onu ben söylüyorum zaten. Medyada, Yargıtay’da ve Emniyet’te iddia edilen Ergenekon örgütünün yapılanması çok güçlü ve şiddetli olarak devam ediyor. Ona karşı tabi devletin hemen gerekli atağı yapıp netice alması çok önemli ama bir bildikleri vardır belki ya da sırayla gidiyorlardır. Ama tabi bu çok büyük bir tehlike.
OKTAR BABUNA: Hala daha savundukları Ergenekonu, onu da söylemiş..
ADNAN OKTAR: Evet, özellikle yargı içerisinde, Yargıtay’daki Ergenekon mensupları, mahkemelerdeki Ergenekon mensupları yani iddia edilen Ergenekon mensupları çok vahim ve ciddi bir tehlikedir. Çünkü yargıyı da esaret altına almaya kalkan bir düşünce oluyor. Hemen karşı atağın yapılması lazım ama vatandaşlarımızın işte ihbar mekanizması çok önemli. Vatandaşlarımız çok cesur davransınlar, akılcı davransınlar, bildikleri her türlü bilgiyi savcılarımıza mutlaka göndersinler. Özellikle ilgili savcılıklara değil mi? DGM Savcılıklarına, Ağır Ceza Savcılıklarına gönderecekler ki devlet kendini koruyabilsin. Vatandaş desteği çok önemli inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Siz bunları söylemeye başladıktan sonra hakikaten o şekilde ihbar mektupları gitmeye başladı bayağı.
ADNAN OKTAR: Evet bayağı çok fazla ihbar mektubu gitmiş.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah hemen akabinde oldu maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela dedim ki iddia edilen Ergenekon örgütü mensupları kendi içlerinde ihbar etsinler örgütü dedim çünkü bu hepsi için bir kolaylık. Yani yargılananlara da bir kolaylık, bir nimet. Kendi içlerinde birbirlerini ihbar etmeye başladılar, bu çok iyi. Çünkü iddia edilen Ergenekon örgütü hepsinin başına bela. Yani subayın da başına bela, Yargıtay’ın da başına bela, Danıştay’ın da başına bela, hepsinin başına bela. Süleyman Demirel’i tehdit ediyorlardı, Demirel bir şey yapamadı o dönemlerde. Turgut Özal bir şey yapamadı rahmetli, çekiniyordu. Ecevit, rahmetli çekiniyordu, o da bir şey yapamadı. Ama Tayyip Erdoğan Beyefendi maşaAllah delikanlıymış. Helal olsun yani ben bu yönüyle çok takdir ediyorum. Diğer yönlerini eleştiren insanlara ben bir şey diyemem. Ama bu yönünde haklı ve bu yönünün de desteklenmesi gerekiyor.
Oktar var mı anlatacağın?
OKTAR BABUNA: İman hakikatleri var uygun görürseniz ya da resimler var canlıların.
ADNAN OKTAR: Ne resimler var?
OKTAR BABUNA: Güzel canlıların.
ADNAN OKTAR: Göster göreyim.
Yerim ben bunları. Acayip sevimli maşaAllah. Keyif içinde, bunu böyle patilerini tutup sevmek lazım.
OKTAR BABUNA: Annesinin yanında.
ADNAN OKTAR: Bakışa bak bakışa keratanın.
ADNAN OKTAR: Şap diye burnundan öpmek lazım bunu, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bu kadar Hocam. Süslü hayvanlar var aslında onu göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
Severim ben onun güzel gözlerini, çok şeker bir şey. Hoppala, o da poz vermiş.
OKTAR BABUNA: Bu da uyuyor böyle.
ADNAN OKTAR: Hazret dinlenme modunda. MaşaAllah. Çok süslü.
ADNAN OKTAR: Bu nasıl bir şey böyle. Bu ne böyle kerata.
OKTAR BABUNA: Boyanmış gibi Hocam doğal haliyle, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Süper tatlı maşaAllah. Bunlar da mantarlar, çok kibarlar. MaşaAllah çok güzel bir nizamla uçuyorlar. Çok süslü, güzel hayvanlar maşaAllah. Hoppala iki ahbap çavuş.
OKTAR BABUNA: Çiçekler, altın oranla siz daha iyi bilirsiniz, yaratılmışlar maşaAllah. Kuş tüyleri Hocam böyle çok güzel.
ADNAN OKTAR: Hayret yani o renkler. Allah’ın öyle o kadar hoş... Baksana, lacivertin en güzel tonları, yeşilin en güzel tonları, sarının, kırmızının en güzel tonları. Boyanmış gibi, elle boyanmış gibi maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Birbirlerini besliyor, yavrularını.
ADNAN OKTAR: Annesi balık mı getirmiş?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu bayağı yakışıklıymış maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da böyle bir deniz canlısı, bu şekilde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Severim ben onu. O tepesindeki tüyler çok şeker. Hoppala, tam kadrolar. MaşaAllah, renklerin mükemmelliği çok şahane. Geri gel bakayım. MaşaAllah, gözü nasıl dinlendiriyor. Hem altın oran var, hem simetrik, hem mükemmel renkler kullanılmış. Elhamdülillah, Cenab-ı Allah’ın şaheserleri bunlar. Cennette bunlar bir de akıllı ve metalik parlaklıkta ve çok yetenekli, çok çok daha güzel olacaklar. Yani kıyas kabul olmayacak derecede güzel olacaklar inşaAllah. Çağırdın mı gelirler cennette. Ayette de var. Cennetin özelliğidir, cennet kuşları, cennet hayvanları, her türlü hayvan türü olacak. Her türlü bitki türü var, her türlü meyve var. Bir de bizim bilmediklerimiz var, ilave. Allah çift, çift yarattım diyor ayrıca. Bir de benzerleri var. Mesela portakalsa onun benzeri var, üzüm, onun benzeri var. Ağaçlar canlı mesela gel diyorsun geliyorlar. Hareket eder, ağaç köküyle beraber geliyor inşaAllah. Ama bizim bildiğimiz toprak olmayacak, tabii bu tarz değil toprak. Yepyeni bir yaratılışla, Allah yaratmışızdır diyor. Yepyeni, her şey yeni. Yani fizik kanunları yeni, hücrenin yapısı yeni, tamamen yeni kanunlara göre Allah yaratıyor. Yani alışılmışın dışında.
SUNUCU: Hocam kısa bir reklam aramız var. Değerli izleyicilerimiz reklamlardan sonra tekrar birlikteyiz.
Evet değerli izleyicilerimiz tekrar birlikteyiz. Tek bir şey hatırlatmak istiyorum. Bize soru ve görüşlerinizi bildirmek için ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine soru ve görüşlerinizi bildirebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as)’ın bu yüzyılda geleceğini söyleyen büyük İslam alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri vardır başta. Çok net, sarih olarak bu yüzyılda Mehdi’nin geleceğini belirtmiştir. Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri defalarca konuşmalarında Mehdi’nin bu yüzyılda geleceğini belirtmiştir ve tarih vererek, çok net ifadelerle konuşmuştur. Vekilleri şeyh efendiler de, Şeyh Adnan var, Şeyh Adnan Hazretleri, o, diğer vekilleri de, hepsi, de aynı şekilde, onlar da şeyh efendilerdir, onlar da Mehdi’nin bu yüzyılda geldiğini ve önümüzdeki günlerde inşaAllah onunla tanışmak şerefine erişeceğimizi belirtmişlerdir. Efendi Baba Şeyh Ali Haydar Efendi Hazretleri (ks), o da hilafet vermemiştir yani tarikatı kendinde kesmiştir. Herhangi bir kişiye vekalet vermemiştir çünkü Mehdi’ye bırakmıştır vekaleti, halifeliği. Yani birçok tarikat bu şekildedir. Bütün Nakşi ve Kadiri tarikatları hepsi artık halife bırakmıyorlar. Çünkü Mehdi geldi diyorlar artık. Bununla, Mehdi’yle sonlandığı için, bütün tarikatların, hepsinin başı olduğu için yani tarikat derken, tarikatların üstündedir Mehdi’nin konumu. Tarikatları kaldıran yapısı vardır Mehdi’nin. O yüzden Ali Haydar Efendi hilafet vermeyip ona devretmiştir, Mehdi’ye devretmiştir hilafeti. Diğer şeyh efendiler, mesela Adıyaman’da Şeyh Menzil, Menzil tarikatı, Şeyh Muhammed Raşit Erol Hazretleri de öyle, halife bırakmamıştır. Yani yerine şu kişi benim halifemdir şeklinde bırakmamıştır, vekillerle devam ediyor şu an. Dolayısıyla o da Mehdi’ye bırakmıştır. Mehdi’nin bu yüzyılda geleceğini etrafındaki kişilere söylemiştir. Mesela Şeyh Mehmet Zait Kotku Hazretlerinin de o şekilde ifadeleri var. Bütün müritleri, talebeleri bilirler. Şeyh Nevşehirli Hacı Abdullah Baba Hazretleri’nin bundaki beyanlarını internette görebilirsiniz. Mehmet Zait Kotku Hazretlerini yine internete girenler görebilirler. Yani isimlerini ararlarsa internette girebilirler. Bizim internet sitelerimizin dışında, kendi talebelerinin açtığı internet sitelerinden görebilirler. Şeyh Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Hazretleri (ks) var, o da bu yüzyılda Mehdi’nin geleceğini söylüyor. Mehdi’nin bu yüzyılda gelmiş olduğunu söylüyor. Onu da internetten bakıp görebilirler. Şeyh Nimetullah Hoca efendi Hazretleri var ki Mahmut Hocamızın da çok sevdiği, Cübbeli Ahmet’in de elini eteğini öptüğü bir insandır, çok saygı gösterttiği bir insandır. O da Mehdi’nin bu yüzyılda geleceğini söylüyor. Şeyh Mahmut Sami Ramazanoğlu hazretleri internetten girin bakın ismiyle o da aynı şeyi söylüyor. Şeyh Mustafa İhsan Karadağ Turabi hazretleri o da, Şeyh Esseyid Hacı Osman Turafi hazretleri, Şeyh Hasan Burkay hazretleri, Şeyh Muhammed Erol Efendi hazretleri hepsi… İnternete girip kardeşlerimiz araştırma yaparlarsa kendi talebelerinin izahlarından da bunu anlarlar. Atatürk’ümüz de bunu söylemiştir. Bu yüzyıl İslam’ın yüzyılıdır, Türk aleminin lider olacağı yüzyıldır. Türk İslam aleminin lider olacağı yüzyıldır.
ADNAN OKTAR: Atatürk’’ Türk Birliğini görüyorum’’diyor değil mi? Ve bunun mutlaka gerçekleşeceğini belirtiyor. İslam Birliğini de ilerde olacak bir hakikat olarak belirtmiştir Atatürk. Yani Türk İslam Birliği’nin mutlaka kendisinden sonra oluşacağını belirtmiştir. Hatta onunla ilgili bir vasiyeti vardır, bir vasiyet bırakmıştır daha açılmamıştır. 1980’lerde açılacağı söyleniyordu vasiyetin açılmadı yeniden ertelendi ama vasiyeti bizzat görenler söylüyor, vasiyetinde Mehdi’den de bahsediyor, ahir zamandan da, Türk Birliğinden de bahsediyor, Türkiye’nin bütün dünyaya lider olacağından bahsediyor inşaAllah. Türkiye liderdir inşaAllah bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Zaten dikkatlice bakanlar bunu görür, her yerde vizeler kalkıyor, her yerde bağlantılar oluyor, Türk devletlerinin İslam ülkeleriyle zaten Türk devletlerinin hepsi İslam ülkesi genellikle ordaki tabi Hıristiyanlar Museviler onlar da bizim kardeşimizdir, onlar da Allah’ın bize emanetidir. Onlara sevgiyle, şefkatle bakıyoruz. İnkâr edilecek bir konum yok çünkü Peygamber Efendimiz sav hadisi şeriflerinde 8 tane hadisi şerif var, Suyuti’nin eserlerinde de bunu görebilirsiniz. Mesela şu eser, Celaleddin Suyuti’den hadisler “Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri’’ bunu dışarıdan satın alabilirler, bu ünlü bir eserdir. Celaleddin Suyuti’nin tasnifinden hadisler. Ali Bin Hüsamettin El Muttaki hazretlerinin müellifi Bin Hüseyin el Muttaki hazretleridir. O da bu eserler çok açık açıklıyor bu konuyu. Hatime, dünyanın ömrü… Bakın diyor ki ‘’ İbni Asaki diyor ki; kim din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse Allah-u Teâlâ onun için gündüzleri oruçla geceleri de ibadetle geçirmişçesine bu dünyanın 7000 yıllık ömrü medetince sevap yazar.’’ Dünyanın ömrü 7000 yıl, bak hadis bu. Cübbeli burada hiç boş yere örtbas etmeye kalkmasın. İbni Ali diyor ki. Ben raviz hisselerini geçerek anlatıyorum. ‘’Dünyanın ömrü ahiret günlerinden 7 gündür. Allah-u Teâlâ buyurdu ki; senin Rabbi’nin yanındaki 1 gün sizin saydığınız 1000 yıl gibidir.’’ Yani 7000 yıl, değil mi?
OKTAR BABUNA: 7000 yıl evet.
ADNAN OKTAR: İbni Ebu Dünya; ‘’Dünya ahiret haftalarından bir haftadır.’’ Yani 7000 yıldır. Çünkü bin yıl bir gün gibi ayet var, şeytandan Allah’a sığınırım “senin Rabbi’nin yanındaki bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.’’ Bu ayete uygun olarak; dünya ahiret haftalarından bir haftadır. Yani 7000 yıl. İbni Ebu Hatem tefsirinde İbni Abbas’dan rivayet etti, dedi ki; ‘’dünya ahiret haftalarından bir hafta olup, 7000 senedir. Bunun 6000’i geçmiştir.’’ Bu 6000’e açıklık getiriyor Ahmet İbni Hanbel yine hadisle; ‘’o da Vehb’den rivayet etti, dünyadan 5600 yılı geçmiştir.’’ Bak burada 6000 yıl diyor. 6000’e açıklık getiriyor, 5600’ü geçmiştir. 5600’ü 7000’den çıkarırsak ne kalıyor? 1400. Biz kaçtayız?
OKTAR BABUNA: 1430’dayız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O zaman ümmetin icabet ömrü en fazla Hicri 1500’e kadar değil mi? Said Nursi ne diyor? Hicri 1500’den sonra artık gerileme başlayacak diyor. 1545 gibi kıyamet kopacak diyor. Cübbeli ne diyor, kıyamet tarihini biz bilemeyiz, söyleyemeyiz diyor. Peki, bu bir gayb bilgisi. Gayb bilgisini Allah elçilerine bildiriyor mu? Bildiriyor. Peygamberimiz Peygamber mi? Peygamber… Allah’ın ona gayb bilgisini bildirmesinden daha normal ne olabilir. Değil mi? Kendisi bunu açıklıyor zaten’’ Allah Peygamberlere gaybı bildirir’’ diyor değil mi? Ayet var. Gaybı bildirdiğine göre, kendi de ‘’570 yıl’’ mı kaldı diyor? Kardeşim sen tarih bildiriyorsun ya, kıyamete 570 yıl kaldı diyorsun. Biz tarih verince hadise dayalı olarak ki çok fazla hadise dayandırıyoruz, o hadise de dayandırmıyor. Bakın Suyuti’den ben kaynak veriyorum, hesap açık. 7000’den 5600’ü çıkarıyoruz 1400 kalıyor. 1400 ile 1500 arasında olduğu anlaşılıyor ümmetin icabet ömrü. O söyleyince hata olmuyor, bak o değilmi, 570 yıl diye net tarih veriyor, 570 yıl sonra kıyamet kopacak diyor. Biz de diyoruz ki 2120’de kopacak. Bunu Said Nursi söylüyor. Nereden alarak söylüyor? Bizzat Resulullah’tan alarak söylüyor. Resulullah açık açık söylemiş; ‘’Ümmetin ömrü 7000 yıl’’diyor, değil mi? 5600’ü geçtiğine göre, e tamam çok net. Sen neye göre yapıyorsun? Ortada bir bilgi yok. ‘’Yok diyor Suyuti hata yapmıştır’’diyor. Kardeşim sen kimsin Suyuti’yi oturup eleştiriyorsun? Hadi Suyuti hata yaptı diyelim ki böyle bir şey mümkün değil çok büyük bir âlimdir. Resulullah da mı haşa hata yaptı? Değil mi? 7000 yıl diyor, 5600 yılı çıkartıyoruz 1400 kalıyor. Çok net… Bundan hesap olmaz diyor, ne oluyor hesap değil de bu ne bu? Bir de o kendi yaptığın hesabı sen nasıl yapabiliyorsun peki? Bunda hesap olmazsa, Peygamberin hadislerinden hesap çıkmıyorsa sen hesabı nereden çıkarıyorsun? 570 yıl sonra kıyamet kopacak diyorsun. Orada amaç şu; bu yüzyılda İslam hâkim olmayacak bunu söylemek istiyor. Kardeşim canım ciğerim, Mehdi gelmeyecek diyorsun, tamam saygım var öyle inancın olabilir, İsa’da gelmeyecek diyorsun bu yüzyılda ona da saygımız var. Peki İslam dünyaya bu yüzyılda hâkim olacak niye diyemiyorsun? Muhterem kardeşim niye diyemiyorsun? Ağzından şu iki kelime çıksın ya, ölmezsin bir şey olmaz korkma değil mi? Bak diyecek ki; ‘Muhterem kardeşlerim, muhterem cemaat. Mübarek İslam dini bu yüzyılda dünyaya hâkim olacak inşaAllah. Bunu umuyoruz, gayret edelim, şevk edelim bu Allah’ın emridir, bunu yerine getireceğiz’ demesi lazım. Bunu diyemiyor. Dili lal oldu, dili tutuldu. Ve bunu bakın yıllardan beri söyleyemiyor. Bir türlü söyleyemiyor. Söyle bir şey olmayacak korkma, dilin tutulmaz bir şey olmaz. Ama tabi bunu dediğinde yani konu bitmiş oluyor. Talebeleri bunun üzerinde dursunlar. Ben talebelerini çok seviyorum. Çok değerli. Mahmut Hoca benim çok değer verdiğim bir insandır. Yani ben onun yanında herhangi bir insanım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Çok çok değerli, muhterem, mübarek bir insan ve talebeleri de öyle tertemiz insanlar. Mesela Mahmut Hoca diyebilir mi ki, bu yüzyılda İslam dünyaya hâkim olamaz, gayret etmenize gerek yok. Değil mi, İslam’ın dünyaya hâkim olması için Müslüman’ın gayret etmesine gerek yok, 570 yıl daha beklemeniz gerekiyor der mi? Kardeşim şimdi bir hâkim olsun, inanmıyorsan bir de o zaman hakim olur. Değil mi? Bu yüzyılda hâkim olmasının ne mahsuru var? Talebeleri bunun üzerinde çok dursunlar. Israrla onu köşeye sıkıştırsınlar, desinler; ‘’Hocam Kuran baştan sona İslam’ın hâkimiyetinden bahsediyor, Cenabı Allah, bu Kuran’ı uygulansın diye bize bildirdi. Niye çekiniyorsun bundan? Niye İslam’ın hâkimiyetinden bahsedemiyorsun?’’desinler. Bir da Allah yolunda mal harcamaya kafayı çok takmış. ‘’Arkadaşlarınız evlerini satıyorlar, arabalarını satıyorlar, Allah yolunda harcıyorlar’’diyor.
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Hz.Ebu Bekir bütün malını harcamadı mı? Ömer, Osman bütün malını harcamadı mı? Tarlalarını sattılar, evlerini sattılar, bağlarını bahçelerini sattılar Allah yolunda harcamadılar mı?
OKTAR BABUNA: EvvelAllah.
ADNAN OKTAR: Feda olsun. Tabi ki harcayacağız. Yani Cübbeli’ye mi soracağız bunu yaparken? Allah Allah. Ona verelim de gitsin yurtdışında tatilde harcasın mı yani? Tabi ki Allah yolunda kitap alacağız, hediye edeceğiz, dağıtacağız. Biz Allah için kazanıyoruz tabi ki yapacağız inşaAllah. Ona mı soracağız yani? Niye evinizi satıyorsunuz da Allah yolunda harcıyorsunuz’’ diyor. Kardeşim bir kere bizim evimiz zaten yok ki satalım yani varsa da satarız Allah yolunda feda olsun ne yapacağız bir evi ne işimize yarar? Bütün dünya zaten yok olup gidecek ne yapalım evin meraklısı mıyız biz yani, Allah için feda olsun. Diyor; arkadaşlarıma söylesem evlerimi istesem diyor, dinden imandan çıkarlar diyor, cemaate gelmezler diyor. Kardeşim nasıl konuşuyorsun sen müslümanlar hakkında tertemiz insanlar hakkında, bakın cemaatindeki insanlara karşı saygısız üslubuna bak onları, yani onları aşağılamaya kalkan çirkin bir üslup kullanıyor. Küçük düşürücü bir uslüp kullanıyor. Onlar Allah yoluna başını koymuş insanlar adam evinin peşinde mi, derdinde mi? Sabahtan akşama kadar Allah için yaşayan insanlar. Adam feda olsun der, niçin öyle bir şey desin? Müslümana öyle şey söylenir mi? Değil mi, İncil’de de o zaman bakın İncil’de de görürsünüz o zamanki müslümanlar malını mülkünü satıp Allah yolunda harcıyorlardı. Ashab-ı Kehf evini- barkını , anasını- babasını hepsini bırakıp mağaraya çekilmedi mi? Resulullah zamanında gençler yaşı küçük daha 16-17 yaşlarında gençler evlerinden kaçıp Resulullah’ın yanına gelmediler mi? Ağızlarını burunlarını kırdı aileleri, işkence yaptılar yine de bırakmadılar Resulullah’ı sebataycısı, iti-kopuğu, ırz düşmanı, efendim ensest ilişkiye giren bir ailesi ile it-kopuk takımındansa, ahlaksızsa, iddia edilen Ergenekon mensubu ise, sebataycıysa, masonsa çoçuk onların inancına niye tabi olmak mecburiyetinde kalsın ne mecburiyeti var yani o ahlaksızlık yapan aileye niye katlansın? Tabii ki çekip gider, tabii ki güveneceği arkaraşlarının yanına gelir. Ashab-ı Kehf niye geldiler mağaraya o zaman yani ne amaçla geldiler bir araya evini -barkını bırakıp gitti işte değil mi, Ashab-ı Kehf zaten Mehdi’nin talebelerini anlatıyor, ahir zamanı anlatıyor. Bizde Mehdi talebesi sayılırız inşaAllah, onun öncüleriyiz feda olsun malımız-mülkümüz canımız Allah yolunda, biz malın meraklısı değiliz yani ne yapacağız? Ne yapacağız malı-mülkü yani, iki günlük dünya. Durup durup: malı-mülkü niye harcıyorsunuz? Getirip sana verelim sen de git havuzda yüz. Jetski ile tur at, sen jetskiyle orada gezerken biz burada Allah’ın dinini anlatıyoruz, Kuran’ı, değil mi? Darwinistlerle göğüs göğüse ilmi mücadele veriyoruz. Marksistlerle göğüs-göğüse ilmi mücadele veriyoruz değil mi? Efendim masonlarla mücadele halindeyiz, darwinizm’in “d” si yok adamda, Darwinistlerin bütün cephelerde yani fikri ilim cephesinde, kültür cephesindeki tek muhatabı biziz, açın bakın Marksist dergileri, kitaplara bakın akşam-sabah Adnan Hoca Adnan Hoca başka muhatapları yok. İftihar ederim Allah benim elime verdi onları, Allah’a hamd olsun. Sevgiyle, şevkatle, ilimle, fenle, bilgiyle, nurla inşaAllah yerle bir edeceğiz inşaAllah. Ama Darwinistler de onlar da bizim vatandaşımız ben onlara karşı bir kin öfke nefret duymuyorum. Sadece yalnış bilgileri var, ilim yönünden onları mat ederim o kadar. Ama kalbimde onlara karşı bir nefret yok, ben komünistlere karşı onlara karşı da ben çok şefkatliyim, merhametle bakıyorum yani ben onlara karşı öyle ezilsinler şunu olsun bu olsun işte hapse düşsün benim öyle bir derdim yok. Masonlar da bu vatanın evlatları ben onların hidayet bulmasını iyi olmasını istiyorum. Hele Alevi kardeşlerime, o benim canlarıma Şiilere, Caferilere böyle pırasa gibi kesilecekler bilmem ne, falan sözleri çok çok ağır sözler Cübbeli’nin bu sözlerini geri alması lazım çok ağır bir söz bu ve dehşet verici bir ifade bu Allah vermesin. La ilahe illAllah Muhammeden resulullah diye değil mi, aşkla yanan insanlar bunlar, niçin pırasa gibi kesilsin ya, velev ki ateist bile olsa sana ne Allah onları ateist yapmış, kesip biçme ile ne işin var, Allah müşrikleri bile diyor; Allah alın güven içinde bir yerden bir yere götürün diyor Allah, can, mal, ırz güvenliklerini koruyun diyor Allah. Müslümanlara bunu farz kılmış değil ki öldürmek, değil ki değil mi ? Azap etmek. Böyle bir şey yok müslümanlıkta, şevkat, sevgi ve akılcılık vardır, ilim ve kültür vardır. Ha bire bana aileler geldi diyor, ailelerin kim olduğunu araştırdın mı? Bir bak, bir sor bakalım adamlar neyin nesi senin inancında mı, düşüncende mi, kafanda mı? Toplamış başına üç beş tane kokonayı, kokoşu onlardan herhalde aldı bir şeyler anladığım kadarıyla onların hakkının vermeye çalışıyor. Şimde biz lafla sözle yıkılmayız, yani bana öyle beşer beşer, onar onar, yüzer yüzer gelsinler ben daha da coşarım, daha da kanım canım yerine gelir. Yani ben öyle kenarlardan köşelerden böyle hani rüzgarlardan falan etkilenecek birisi değilim. Dolayısıyla ona tavsiye edenlere, ricacı olanlara şöyle bir baksın yani bunlar nedir, neyin nesidir diye bakması gerekiyor. Ona gelenler bir kere ondan nefret eden adamlar, yani kelimenin tam anlamıyla nefret eden adamlar ve onun hakkında da çok ağır konuşan adamlar, ama müslümanı müslümana düşürmek için gittiler onun kapısında, ona biraz bir şeyler sunmuşlar anladığım kadarıyla o da, onlara elinden geldiğince hakkını vermeye çalışıyor gibi görünüyor. Bu hem ayıptır hem çok günahtır, bu çok yalnıştır. Ben onu müslüman kardeşim olarak görüyorum, ona bir sözüm yok ama zihniyeti çok tahrip edici, ya zaten müslümanlar bir avuç kardeşim sen Şii’ler İran’ı yok edersen, İran karıştı diyorladı, Allah karışıklıklarını daha arttırsın diyor. Ya kardeşim İran yıkılırsa onun yerine bir komünist bir rejim geldiğini düşünün, masonik bir rejim geldiğini düşün, daha mı hoşuna gidecek Türkiye değil mi bütün bölgeye karşı saldırgan bir sistem meydana gelirse daha ne istiyorsun tertemiz , kendi halinde insanlar niye yıkılsın orada birçok mal, can gidecek, insanlar gidecek tertemiz insanlar Şii kardeşlerimiz değil mi? Caferi kardeşlerimiz Allah aşıkları onlar, Mehdi aşıkları ne istiyorsun, yıkılsın diye, milyonlarca efradı olan bir ülkeye böyle beddua edilir mi? Allah daha da karışıklığını artırsın, ya karışıklık ne demektir? Kan demektir, yıkım demektir. Allah vermesin orada çoluk -çocuk var, kadınlar var, insanlar var, bir de ne suçu var bunların müslüman olmanın dışında ne yapmış bu insanlar? Büyük bölümü de ehl-i sünnettir. Yani ne fark eder ehl-i sünnet olsun, Şii olsun hepsi bizim kardeşimiz. Vahhabileri de sıraya koymuş geriye kim kalıyor? Vahhabileri kıtır kıtır doğranacak pırasa gibi, Şiileri de doğrayacaksın bizleri de doğrayacaksın haliyle doğra babam doğra ateistler zaten sıradan gitmiş oluyor, Hıristiyan, Museviler de gitmiş oluyor. Geriye kim kalıyor? Yani bu ne yapıyorsun sen, ne konuştuğundah haberin var mı? Bir de sayıklar gibi konuşuyor ben böyle bir şey demedim diyor. Kardeşim filmin var koymuşsun internet sitende yayınlıyorsun ya. Filminden aldık gösterdik değil mi? Yok ben öyle bir şey demedim diyor. O zaman biz rüya gördük. Yayınlıyoruz televizyonda kendi internet sitende var açık açık söylüyorsun. Allah hidayet versin Allah aklını fikrini artırsın.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, siz detaylı olarak açıklamıştınız Hocam ama kendisi zaten hep çelişkili konuşuyor. Mesela 96 de Mehdi her an çıkabilir diyor sonra çıkmayacak demeye başladı.
ADNAN OKTAR: İlk başlarda 96 da diyor Mehdi her an çıkabilir. Hani Mehdi gelmemişti hani 570 yıl sonra gelecekti. Demek ki şartları oluşmuş Mehdi’nin alametlerini görmüşsün ki, her an çıkabilir diyorsun, yani bugün şu saatte bile çıkabilir diyor Mehdi için. Sonra ne olduysa oldu. Heralde birilerini mi gördü, birilerinden mi şüphelendi anlayamadım tam kanaati de gelmedi , nevri döndü kendini kaybetti. Kitap yazmış bu kitabında niye ilanını yapmıyor diye arkadaşlarına da kızıyor, niye reklamını tanıtımını niye yapmıyorsunuz diyor. Reklam demiyeyim de Allah affetsin. Ben yapayım bari ilanını da içi rahatlasın. Mehdi muhakkak gelecek fakat bu yüzyılda değil diyor. 570 yıl sonra 500 yıl sonra gelecek diyor. Bu kitabını Cübbeli Hocanın tavsiye ediyorum çünkü zaten hadisler benim yazdığım hadisler, zaten bunu okuyan Mehdi’nin gelecegine ve Mehdi’nin varlığına kesin kanaati gelir. Çünkü burada saydığı alametler zaten oluşmuş haberi yok. 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmasından bahsediyor. Kardeşim bu 81 de 82 de oluştu ya, haberi yok daha hala bekliyor. Yani ona göre 500 yıl sonra Kabe yeniden işgal edilecek , ki bir kere işgal edildiğinden bahsediyor hadis. Bir kere. Ki tarih boyunca ilk defa olmuştur bu. 1400 seneden beri. Yani haccın engelleneceği tarzda ilk defa olmuştur. Fıratın suyunun kesilmesi, barajla kesildi. Fırat’ın havzası kurudu. Herkes de bunu yazdı, gazeteler yazdı. Bu bir kere olan olaydan bahsediyor Peygamberimiz. İlk oluşunu kastediyor ikinci değil. İlk oluşu oldu. Bu 500 yıl sonra bir daha olacak diyor. Kuyruklu yıldızın çıkışı, ki Lulin kuyruklı yıldızı bin küsur yılda bir geliyor. Yani onun dediği tarihte gelmesi mümkün değil. İki uçlu kuyruklu yıldız. O da çıktı. Batıdan doğuya giden yıldız yani onun dediği tarihte çıkması bir daha mümkün değil. Halley kuyruklu yıldızı da çıktı.
OKTAR BABUNA: Onun da mümkün değil bir daha çıkması.
ADNAN OKTAR: Yok o çıkar. 76 yılda bir çıkıyor. Ama Lulin çıkamaz bir daha. Afganistan işgal oldu. Irak yeniden bir daha işgal olacak onun dediğine göre. Binalar bir daha uzayacak. Kardeşim binalar zaten uzamış, yükselmiş. Gökleri deliyor. Fitne, fesat olacak diyor Peygamberimiz. 350 milyon insan öldürüldü birinci dünya harbinde, ikinci dünya harbinde. Darwinizm her yeri kapladı. Dinsizlik, ateistlik her yeri sardı. Peki bunun üzerine daha ne olsun yani? Değil mi? Yani ne olmasını bekliyorsun daha? Gökyüzünde diyor işte 300 metre boyunda bilmem kaç 30 metre kulakları geniş olan Deccal çıkacak eşek, havada uçacak diyor. Güneşli havada, planör gibi, zeplin gibi gezecek diyor. Deccal de üstünden bağıracak diyor. La havle.. Kardeşim burada açıkça uçak tarif edilmiyor mu? Ve oradan konuşur diyor zaten, bağlantı kurar diyor yerle bağlantı kurar diyor. Uçağın özelliğidir bu. Değil mi? Havada uçması, sürati. Havada göz açıp kapayıncaya kadar bir yere gidecek diyor. Yani tam uçak sürati belirtiliyor. Yani ahir zaman teknolojisi anlatılmıştır. Telefon, radyo, telgraf hepsini anlatmış Peygamber Efendimiz. Ama halkın anlayacağı tarzda anlatmış. Yani müteşabih bir üslubla anlatmış. Telefon mesela diyor ki avucuna bakar dünyanın her yerini görür diyor. Ipod’a, telefona dikkat çekiyor. İnsanlar oturduğu yerden Mehdi’yi görürler diyor. Bu nedir? Televizyonda görecekler, konuşacak demek. Geceleri Mehdi ortaya çıkar diyor. Konuşur diyor. Mesela buradaki hadislerdeki anlattığı her şey tahakkuk etmiş. Ondan haberi yok. İmam Rabbani, Mehdi çıktığı vakit benim haberim olur diyor. Alim olarak olur. Çünkü alametleri oluşur, onun için olur. Orada sayılan alametler. Bunların hiçbiri olmadığına göre, İmam Rabbani de diyor 25 yıl geçti, 30 yıl geçti değil mi? Neyse artık. Çıkmamış diyor. Çıkmadığına göre diyor alamet tamam. Çünkü daha çıkar çıkmaz daha o yüzyıl başında Mehdi’nin alametlerinin başlaması gerekiyor. Bir ateş çıkması gerekiyor büyük bir ateş. Ki İstanbul’da bu zuhur etmiştir. Ve bütün alametler olmuştur. En son alametler çıktıktan sonra Mehdi ortaya çıkıyor. Bakın bir küçük alametleri var, bir büyük alametleri. Büyük alametleri, Mehdi’nin çıkış yüzyılında başlıyor. Mehdinin çıktığı yüzyılda bütün alametler peşpeşe 1980 yılından itibaren, muntazam teker teker çıktı hepsi. İmam Rabbani onu görmüş olsa, e der mi Mehdi geldi der. Alametleri çıktı der. Her yüzyıl başında bir müceddid gelecek diyor hadiste. Bunu delil olarak vermiş. Tamam. Doğru. İmam Rabbani geldiği vakit Abdülkadir Geylani geldiği yüzyılda daha genç çocuk. Müceddid anlaşılıyor mu? Anlaşılmıyor. Ne zaman anlaşılıyor? 40-50 yıl geçtikten sonra. Eserleri çıkıyor, vekilleri çıkıyor. Talebeleri dünyaya yayılıyor. Etkisi netleşiyor. Ha diyorlar bu yüzyılın müceddidi buymuş diyorlar. Başlangıcında anlaşılmaz. Buna göre çıkar çıkmaz anlaşılıyor. Said Nursi ilk çıktığında anlaşıldı mı? Ne zaman anladık? Ta vefatına yakın anladık. O yüzyılın müceddidi olduğunu. Eserleri tamamlandı. Değil mi? Kitapların etkisini gördük, o zaman dedik bu yüzyılın müceddidi budur. Bunun usulü budur. Yani Mehdi de çıkar, icraatını yapar, gittikçe anlaşılır, gittikçe anlaşılır artık son dönemlerine doğru ha diyeceğiz Allah’ın izniyle ahir zamanın Mehdisi bu. Mesihle beraber namaz kılıyor. E, dünyaya da İslamı hakim etti. Allahualem bu o diyeceğiz. Başlangıçta anlaşılır mı? Said Nursi Hazretleri diyor başlangıçta bidaeten kendisi dahi kendisini bilmez diyor. Yani kendisi dahi bilmez diyor kendisini. İmanın nuruyla diyor yakın talebeleri diyor,belki tanırlar diyor. İcraatlarından anlaşılıyor, son dönemlerine doğru anlaşılır. Dolayısıyla çıkar çıkmaz Mehdiyi anlamak diye bir konu yok. Ama ona göre tabi efsanevi bir Mehdi anlayışı var. Yani hiçbir zaman için çıkmayacak bir Mehdi tarifi var. Yani 500 yıl sonra da çıkmayacak gibi bir tarifi var. Yani gök meleklerle doluyor, ki melekler geldiğinde Allah göz açtırılmaz diyor. Kıyamet dönemindedir o. Küfre Allah gösteriyor melekleri. Ondan sonra da göz açtırılmıyor. Melek geldiğinde. Ve Peygamberlere de kafirler diyorlar. Senin başının üstünde bir melek olup senin Peygamber olduğunu söylemesi gerekmez miydi diyorlar. Yani kafirlerin talebi bu. Kafirler Peygamberlerden talep ediyor. Ve hiçbir zaman için Peygamberlerde böyle bir şey olmamıştır. Hep bir melek olmasını istemişlerdir. Allah bunu kabul etmemiştir. Allah bu olacak diyor fakat kıyamet vaktinde olacak. O zamanda göz açtırılmayacak diyor Allah. Dolayısıyla Cübbeli gökyüzünde 7 milyar meleğin olacağını ve hepsinin Mehdi’yi işaret edeceğini söylemesi cehaletinden, Kuran’a uygun bir söz değil bu. Melek dolu heryer. Şu anda da melek var. Benim iki tarafımda melek var şu an. Seninde iki tarafında melek var ama görmüyoruz. Görünmeyen meleklerden bahsediyor Cenab-ı Allah. Cebrail, Mikail, Azrail, İsrafil Aleyhisselam Mehdinin yanındalar. Sürekli birlikteler. Görünmez. O zaman Mehdinin de aklının ihtiyarı kalkar o zaman. Değil mi? Yani imtihanın sırrı kalkar o zaman. Daha önce onu görmeden imtihan olan insanlar ne olacak o zaman? Melek görmeden, değil mi? İmtihanın bir anlamı kalmıyor ki o zaman. Böyle bir şey olursa. Başının üstünde melek var görünüyor mesela. Bu Mehdidir diyor. Sürekli Mehdinin yanında geziyor. Bu durumda Mehdi nasıl ben Mehdi değilim desin. Hadislerde Mehdi, Mehdiliğini reddecek diyor. Değil mi? Mesela kitabında, burda Mehdinin diyor mesela iki beyaz kıyafeti olacak, iki parçadan oluşan beyaz kıyafeti olacak. Yani ben bunu ceket pantolon olarak da alabilirim. Ne yapacak o zaman Cübbeli? Ben de giyiyorum mesela ceket beyaz. Kendisi yazmış. Mehdinin diyor beyaz iki parçadan oluşan kıyafeti olacak diyor. Ceket, pantolonu akla getiriyor bu değil mi? Yazmış kitabında, ama tabi beyaz kıyafet milyonlarca insan giyer. Bütün Suudi Arabistan’da da her yerde de giyer. Bunu söyledin mi işte en kendini ima ediyorsun diyor. Kardeşim ya söyleyemeyeceğiz bunu ya sen kendin yazmayacaksın. Ya gizleyeceğiz, ya söyleyeceğiz ikisinden biri. E, söyleyince de sen kendini ima ediyorsun diyor.
OKTAR BABUNA: Ayrıca yemin de ettiniz ben iddia etmeyeceğim hayatımın sonuna kadar böyle bir şeyi...
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere insan dinden çıkar. Nasıl diyebilir bir müslüman? Ben Mehdiyim ne demek? Ben cennetliğim diyorsun. Yani ben günahsızım, cennetliğim benim ibadet etmeme de gerek yok. Yani değil mi? Böyle bir şey için vahiy gerekir, Kuran’da açık hüküm gerekir. Mesela Allah Peygamberlere açık hükümle bildiriyor. O zaman tamam. Ama Mehdi veya herhangi bir kul kendisinin nereye ne olacağını bilemez. Ömrünün sonuna kadar bilemiyor. Hatta Mesih yüzünü mesh ediyor ve diyor ki senin cennetteki makamın şu diyor. Buna rağmen inanması farz değildir. Ona hüsnü zan eder sadece. Çünkü Kuran’da açık hüküm gerekir öyle bir şeyde. Dolayısıyla hiçkimse açıkça Mehdiyim diyemez. Ama bunun kitabında açıkça Mehdilik iddia etmek var. Mesela diyor ki bir şahıs geliyor Mehdi benim diyor. Öbürü de diyor ki hayır benim Mehdi. O zaman ispat et bakalım der diyor. İşte oradan demek kafası geliyor, sonra havadaki kuşa işaret edecek diyor. Kuş düşecek işte ağacı dikecek ağaç yeşerecek diyor. Hadislerin müteşabih olduğunu bilmiyor. Halbuki ağaç yani kuru bir ağacı diker. O yeşerir. Yani bir insanı alır, kuru boş bir insanı alır. Onu eğitir, o yeşillenir, yaprak verir, meyva verir. Yani kaliteli iyi bir insana dönüşür anlamında.Yani mesela tasavvufta da, mesela insana ney denir. Boş bir şey gibi, yani ağaç parçası gibi görülür tasavvufta. Bu ona işaret edilen bir konu. Yoksa, yani o şekilde, hadi bakalım bana ispat et Mehdi olduğunu. Olur mu öyle şey? Yani o zaman zaten, yani farz olmuş oluyor, onun Mehdiliğine inanılması. Halbuki Mehdi, yani Mehdi olarak inanılması farz, farziyeti diye bir konu yok.. Mehdi’yi biz mübarek bir Müslüman kardeşimiz olarak bileceğiz. İslam aleminin başına geçmiş, ona liderlik etmiş muhterem bir insan ve hüsnü zan edeceğiz. Dolayısıyla kendini ispat etmek mecburiyeti yok. Hadi bakalım, yarışmayla olur mu? Bir tanesi geliyor, o zaman bana bir göster bakalım diyor, harikalar göstermeye başlıyor, yani aklın ihtiyarini alacak şeyler yapmaya başlıyor. Gökyüzü meleklerle dolacak, bir tekbir getiriyor binalar yıkılıyor, tank top mermisi etki etmiyor ve böyle, insanların inanamıyacağı bir Mehdilik anlayışı ortaya koyup, insanların dinden imandan çıkmasına da vesile oluyor. Ya buna kim inanabilir böyle bir şeye. Çünkü Kuran’a taban tabana zıt bir şeyden bahsediyor. Taban tabana demiyeyim de, Allah affetsin taban deyince ayak tabanı akla gelir. Yani zıt Kuran’a zıt bir üsluptan bahsediyor. Ama bunları anlatsak tabi çok uzun sürer. En iyisi onun kitabını alsın okusun kardeşlerimiz. Bir daha göstereyim, içi rahatlasın. Bu, evet. Ama tabi o kitabın içindeki konulara cevap öğrenmek isteyen kardeşlerimiz de şu kitabı alıp okurlarsa mükemmel cevabını alacaklardır. Ne diyoruz, Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelecek. Cübbeli ne demiş, Hz. Mehdi muhakkak gelecek fakat bu yüzyılda değil. Biraz beklerse 10-15 yıl, Cübbeli’ye ben bu kitabı böyle getireceğim, değil mi? Artık iç cebine oturup koyacak bu kitabı. Biz de diyceğiz yani, hani gelmeyecekti. Çünkü inkar edilecek gibi de değil yani. Kıvıracak demeyeyim de yani, Allah affetsin öyle demeyeyim, yani yalan söyleyeceği gibi de değil çünkü net yazmış bak, bu yüzyılda değil diyor. Zaten benim ismimi de vererek açık açık söylemiş. O zaman biz onunla karşılaşacağız. Ben bu kitabı elime alacağım böyle.. Onun karşısına geleceğim, tabi Allah ömür verirse inşaAllah ona da, bana da, o zaman alıp iç cebine koyacak bu kitabı, gidip evde okur o zaman.
OKTAR BABUNA: Hocam, bir şey daha var, bu mesela 7000 yılı konusunu da kabul ediyor aslında. Haber Turk’teki bir açıklamasında, açıklıyor. Hatta hesap yapıyor, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, siz anlatmıştınız daha önce, o hesaba göre 7000 yıl çıkıyor. Sadece bu hadis yoktur diyor, ayet yoktur diyor bu konuda...
ADNAN OKTAR : O aslında bu kadar paniğe kapılıp... Niçin bunu yapsın? Çünkü Türkiye’de Mehdiliği açık açık ilan eden, onbinlerce taraftarı olan o kadar çok insan var ki. Çok net, sarih söylüyorlar. Ya da çıkar onlara bir kitap yazardı. Beni çok ciddi buluyor bu konuda. Yani benim kanaatim benimle ilgili çok ciddi hüsnü zanı var, tam kanaati gelmiş. Bu paniğin başka bir açıklaması yok. Bu kadar panik olacak ne var. Bir de herhalde o kokoşlara da söz vermiş anladığım kadarıyla, o sözü de yerine getirememenin ızdırabı içinde. Haber Türk’e bir daha çıkarttılar, bu bir ihtimal o meşhur yaşlı avukat teyze devrede, bizim klasik kokoşlar devredeler. Ona gittiler herhalde helva, lokum falan, bir de biraz ufak tefek zarfta da bir şey sundular herhalde, o onun hakkını verememenin ızdırabı içerisinde. Boş yere çırpınmasın, Mehdi geldi. Asla kurtulamaz bundan yani. Mehdi geldi, Türk İslam Birliği de bu yüzyılda dünyaya hakim olacak... Türkiye süper devlet olacak.. Avrupa Birliğini biz kendi bünyemize alacağız. Rusya’yı da, İsrail’i de efendim.. Ermenistan’ı da hepsini Türk İslam Birliğinin içine alacağız .. Ne terör, ne anarşi kalacak, ne PKK kalacak, hepsi toz-duman olacak inşaAllah. Ne Irak’da ızdırap çekenler olacak, ne Filistin’de, ne Guantanamo’da.. Guantanamo’yı, orayı inşaAllah böyle açık hava lokantası haline getireceğiz. Öyle bir konu kalmayacak yani, inşaAllah. Ve son serece mutlu güzel bir hayata kavuşacak kardeşlerimiz. Müslümanların ezildiği yeter. Bundan sonra hakimiyet Allah’ın izniyle. Medeni, modern, tertemiz, demokratik, sevgi dolu, insancıl, barışçıl. Teknolojide, bilimde çağlar üstü muazzam bir noktaya geleceğiz inşaAllah. Medeniyet neymiş, kültür neymiş, bilim neymiş dünyaya göstereceğiz Allah’ın izniyle. Cübbeli boş yere oturup böyle kanat çırpmaya çalışmasın.
OKTAR BABUNA: Bu, siz anlatmıştınız daha önce, size geliyor kendine hüsnü zannı olacak şekilde bir konuşma yapıyor sizinle.
ADNAN OKTAR : Bana, evet gelmişti. Bu..., kimin evine? Bir arkadaşın evine. Neyse ismini vermeyeyim... Bir eve gelmişti, orada iki cümle, iki kısım aklımda kaldı, yani bütün detayları... Biri dedi ki, Sultan Ahmet Cami’nden, oğlum Ahmet diye Peygamberimiz’in bağırdığını, ona benzer bir söz söyledi. Ben ne demek istediğini anladım. Yani sözü döndürüp, dolaştırıp buralara getirdi. Hocam dedim, biz dedim Mehdi konusunda aradığımızı bulduk dedim. Allah’a çok şükür dedim, yani biz Mehdi’yi bulduk dedim. Bayağı keyiflendi, acayip rahatladı. O benim Mehdilik iddia edeceğimden kuşkulanıp, çok rahatsızdı böyle. Ama öyle deyince, bütün yayları gevşedi böyle huzurlu hale gelmişti. Sonra o tutuklandı işte. Sonra cezaevinden haber göndermişti bir kaç defa, beni burada çok eziyorlar, Hocamız bizi kurtarsın. Biz de tabi ricacı olduk. Yani böyle, hani böyle bir şey varsa gibisinden.. Ama baktık öyle bir şey de yok, aslı da yok, yani normal cezaevi koşulları, öyle bir şey zaten çok güç. Sonra oraya da benim yanıma baş haham gönderdiler diyor. Baş hahamın cezaevinde ne işi var.. Bir tane Türkiye’de baş haham var, o da görevinde adam. Ben hiç hapse girdiğini görmedim onun. Değil mi? Yani sen duydun mu öyle bir şey? Yok, basında duyardık yani. Bana geldi diyor, Kuran’dan Yahudiler ile ilgili ayetleri okuma bana dedi diyor, seni baş müftü mü, baş vaiz mi yapayım dedi diyor. Yani Said Nursi’ye özeniyor. Said Nursiye öyle bir teklif gelmişti ya o zamanlar, yani ona benzer. İşte sana Amerika’da ev alayım, İsrail’de de bilmem, imkanlar sunalım, şu kadar para verelim. Yani milyarlarca liralık bir teklif ile buna gelmişler. Tek istedikleri Kuran’dan Yahudiler ile ilgili kısımları okumaması, bana bunu istediler diyor, ben okurum diyor. Kardeşim senin okumana ne gerek var zaten. Sırf sen mi, tabi oku Allah affetsin öyle demeyeyim de, zaten gece-gündüz Müslümanlar okumuyor mu Kuran’dan o ayetleri. Yani sen okumayınca biz bilmeyecek miyiz? Yani Türkiye, dünya, İslam alemi o ayetleri bilmeyecek mi ayrıca. Yahudilerle ilgili de Hıristiyanlar’la ilgili de bilgi var Kuran’da. Ehl-i Kitap’tırlar ve biz onlara şefkat duyuyoruz. İyi olmalarını, Müslüman olmalarını, diliyoruz Allah’tan dua ediyoruz onlara inşaAllah, hidayet bulsunlar. Ama Mehdi devrinde, onlara İncil’in aslıyla, Hıristiyanlara, Museviler’e de Tevrat’ın aslıyla hükmedecek Mehdi inşaAllah. Onları da Allah o yönden kurtaracak inşaAllah. Mesih geldiğinde de hepsi Müslüman oluyor. Yani 500 yıl daha çile çekmeyecekler. 500 yıl daha Müslümanlar sürünmeyecek. Bu yüzyılda bitiyor bu inşaAllah, bu çile bu acı bitecek Allah’ın izniyle. Mutlu, sevinçli, güzel bir zamana gireceğiz inşaAllah.
Evet, Cübbeli bizim vaktimizi bayağı alıyor ama çok faydalı da oluyor. Şu kitabı bir daha göstereyim. Cübbeli’nin kitabını tavsiye ettik ama bu kitap çok çok önemli. Yani her türlü bilgi içinde var, 720 sayfa. Bir de ucuz da yani. 3. hamur kağıt, herkese tavsiye ederim. Benim anlattığım her türlü konu, çok detaylı, çok delillere dayandıran, Ehl-i Sünnet kaynaklarından istifade edilerek hazırlandı. Çok beğeneceklerini umuyorum kardeşlerimizin. Adem Yakup ismiyle çıktı. Güneş Yayıncılık’tan. Güneş Yayıncılık’tan evet.
Bir de bu ne gazetesi, bir de gazete de var. Efendim... Milli Gazete’ye benziyor. Milli Gazete aslandır. Milli Gazete adı gibi Milli’dir. Çok, tertemiz kardeşlerimizin halisane, muhlisane çıkarttıkları bir gazetedir. BAV Davasında Bozma Gerekçeleri 6, diye bir ilan, yarınki gazetede var. Evet... ilgilenen kardeşlerimiz oradan okusunlar. Hukuk ile ilgili tecrübe edinirler, bilgi edinirler. Evet mesela, ne diyor? Savunma kanıtlarının gerekçesiz olarak reddedilmesi bozma gerekçesidir diyor. Evet, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçe olarak yazılır diyor Anayasamızın 141 ve 3 maddesi. Ayrıca bu Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda da bozma nedeni.
ADNAN OKTAR : Savunma kanıtlarının gerekçesiz olarak reddedilmesi, bozma gerekçesi. Bu, birçok şey var, bir tanesini, örnek olarak verdim.
OKTAR BABUNA: cubbeliahmetHoca.org sitesine girerelerse çok detaylı bilgi, cevaplar ve Cübbeliye Cevap Kitabını da ücresiz olarak indirebilirler.
ADNAN OKTAR : Evet, cubbeliahmetHoca.org. Cübbeli Ahmet Hoca mesela diyor ki, koskoca, büyük mürşit, büyük alim ki asrın kutbudur Ali Haydar Efendi, gelininden diyor çekindiği için damadından, halifeliği vermedi diyor. Onlardan çekinmiş. O bir tek Allah’tan korkar, niye çekinsin ki gelininden, damadından yani bu ev kavgasıyla olacak bir şey mi? Yani bu kadar mı sıradan düşünecek bir insan, sığ insan. Ali Haydar Efendi cesaret sembolü, Hz. Ali gibidir. Yani tam delikanlı ve yiğit bir insandır. Damadından ne çekinecek, gelininden ne çekinecek. O yüzden davasını durdurur mu? Mehdi’ye bırakmıştır hilafeti. Mehdide bütün manevi güzellikler toplanacaktır, bütün mezhepleri kaldıracaktır, bütün tarikatları kaldırıyor. Çünkü bütün, bunların hiçbirine gerek yok, kalmıyor, Nübüvvet Yolu, Peygamber Efendimiz’in zamanı gibi olacak, Asr-ı Saadet gibi olacak.. İnşaAllah. Dolayısıyla hiçbirisine gerek kalmaz. Onun için hepsi hilafeti Hz. Mehdi’ye vermişlerdir.
SUNUCU: İnşaAllah. Sonuna geldik Hocam bu güzel sohbetimizin. Kapatalım isterseniz. Son sözlerinizi söyleyin.
ADNAN OKTAR : Evet son sözlerimiz, Mehdi devrinde mezhep de kalmıyor, tarikat da kalmıyor, Asr-ı Saadet gibi oluyor, sevgi, barış ve kardeşlik içersinde demokratik, huzurlu, ultra modern, son derece güzel bir yaşantımız olacak, inşaAllah.
SUNUCU: Amin, inşaAllah. Evet değerli izleyiciler, bu güzel sohbetimizin sonuna geldik. Yarın tekrar saat 22.30’da Gaziantep Olay TV, Samsun Aks TV, TV Kayseri’de tekrar birlikte olmak dileği ile, Allah’ın selamı üzerinize olsun, iyi akşamlar diliyorum.