SUNUCU: İyi akşamlar sevgili seyirciler ve dinleyiciler. Samsun AKS TV, Gaziantep Olay TV ve TV Kayseri’den ortak olarak yayın yaptığımız “Adnan Oktar ile Başbaşa” programına hoş geldiniz. Bizi uydudan izleyemeyen izleyicilerimiz için www.haberhilal.com ve www.harunyahya.tv‘den bizi canlı olarak izleyebilirler. Bizi dinleyebileceğiniz radyo frekanslarını veriyorum: Mavi Karadeniz 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç FM 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR FM 96.0 Adıyaman. Soru ve görüşlerinizi bize iletmek için de ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bize yazabilirsiniz. Saygıdeğer konuklarımız Sayın Adnan Oktar hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Sayın Oktar Babuna siz de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hocam nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, sizler nasılsınız? O güzel nurunla böyle bizim içimizi açıyorsun maşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkür ederim. Hocam nasıl başlamak istiyorsanız o şekilde başlayalım.
ADNAN OKTAR: Bugün Oktar da bir şeyler sorsun isterseniz. Sor bakalım bir şeyler Oktar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “İyi akşamlar Adnan Hocam ve değerli konuklar, benim sorum Cübbeli ile ilgili. Kendisini Haber Türk’teki programda izledim. 500 yıl İslam hakim olmayacak diyor. Yani 500 sene mason hakimiyetini kabul etmiş oluyor. Bu sözleriyle de insanlara boş yere İslam’ın hakim olmasını beklemeyin mesajını vermiş oluyor. Hocam, Cübbeli bu sözleri neye dayanarak söylüyor olabilir?” Ahmet Gülsencer, Bilecik.
ADNAN OKTAR: 570 yıl sonra mı kıyamet kopacak diyor? Hani kıyamet hesaplanamıyordu, vakti? Cübbeli “ben hesaplarım” diyor ama “sen hesaplayamazsın” diyor anladığım kadarıyla, değil mi? Demek ki bilinebiliyormuş Allah’ın izniyle, Allah’ın dilemesiyle; çünkü gayb Allah’ın Peygamberlerine bildirdiği bir bilgidir. Allah Kuran’da bildiriyor gaybı velilere de gerekirse Cenab-ı Allah, Peygamberlerine bildirdiğini açıkça söylüyor Cenab-ı Allah. Veliler de Peygamberlerden alarak naklediyorlar inşaAllah. Tabii çok vahim iddiası yani “yüzlerce yıl İslam hakim olmayacak” demesi çok ürkütücü, yani mesela bu yüzyıl için söyleyemiyor; “İslam hakim olacak” diyemiyor. Yani ne mahsuru var İslam’ın hakim olmasının? Biz gayret edelim de, hayır İslam’ın hakim olması için var gücümüzle gayret edelim, Allah hakim etmezse etmez. Ama “biz geceli gündüzlü İslam’ın dünyaya hakimiyeti için gayret etmekle mükellefiz” demesi gerekiyor. Bunu onlarca yıl, yüzlerce yıl söylese bir insan ibadettir. Bunu söyleyecek ama bunu söyleyemiyor. Allah ona bunu nasip etmiyor. Ben duymadım yani konuşmalarında, üslubunda yani hangi konuları konuştuğunu görüyorsunuz televizyonlarda; ama bu konuya girmiyor. Bir de şimdi yüzlerce yıl ileriye attı İslam’ın dünya hakimiyetini. E dünyada bir mason hakimiyeti var, yani bundan yakasını kurtaran çok az ülke var. Yani Türkiye etkisinde değil, bazı ülkeler etkisinde değil ama birçoğu masonluğun ağır baskısı altında. Dolayısıyla Müslümanların şevkini, heyecanını, gayretini böyle bir ifade ile kırmaya kalkmak hem günah hem de çok ayıp yani çok çirkin. Bilakis tam tersine Müslümanları şevke getirecek bir konuşma yapması lazım. Geçen gün konuşmasında “ben zaten diyorum” diyor, “İslam dünyaya hakim olacak diyorum” diyor. Ne zaman için diyorsun, yüzlerce sene olacak diyorsun değil mi? Yani orada kendince kurnazlık yapıyor; “yüzlerce sene sonra İslam hakim olacak” demek ayrıdır, “bu yüzyılda İslam hakim olacak, inşaAllah bunun için gayret edelim” demek ayrıdır. Bunu diyemiyor. Talebeleri, öğrencileri bu konuyu çok önemli görsünler. Bu çok vahim bir hata, vahim bir anormallik. Bunu ehemmiyetsiz görürlerse onlar da sorumlu olurlar. Yani bunun üstüne çok ciddi bir şekilde gitmeleri lazım. Kuran’a göre İslam dünyaya hakim olacak inşaAllah. Mümin bunu aramakla, düşünmekle mükelleftir.
Var mı başka sorun?
OKTAR BABUNA: Var Hocam. “Cübbeli Ahmet ‘müritlerimin malını istesem cemaati terk eder’ demiş. Cübbeli bunun için müritlerini suçlayacağına kendini suçlasa daha iyi eder. Demek ki kendi hayatıyla öyle bir güven oluşturamamış. Müritleri onu emanet ehli görmüyor belli ki. Kendi vermeyen dahası da vermek bir yana malı mülkü artan insanın başkasından malını istemesi, karşısındakinde şüphe oluşturmaz mı? Bir düşünsün önce.” Recep Eker.
ADNAN OKTAR: Kendisi niye vermiyor dediniz mi, “biz daha o makama ulaşamadık” diyor. Yani onu velayet makamı olarak, yüksek bir makam olarak göstertiyor. Peki diyor; “Adnan Hoca’nın talebeleri niye evlerini veriyorlar, malını veriyorlar?” diyor. Madem velayet makamı, madem yükseklik, madem sen o kemalete erişememişsin. Onlar erişmiş demek ki o kemalate, o velayet mertebesine erişmişler ki malını mülkünü verecek hale gelmişler, değil mi? Sen de o makama gel, Allah’tan dua et. “Biz o makama gelemedik, başkası versin ama ben veremem; çünkü ben o makama ulaşamadım”; yani bu çok garip, çok çok yanlış. Bir kere o makama ulaşamadığın değil, nefisle ilgili bir şey. Demek ki nefsini yenemiyor, tabii. Dünyaya bağlanmaktan kurtulması gerekiyor. Aklını başına alması gerekiyor. Çünkü malını mülkünü verenleri kınayınca, bu sözle ikisini karşılaştırdığımızda çok anormal bir durum oluyor. “Ben o mertebeye henüz ulaşamadım” diyor, “bu velayet mertebesidir, malını mülkünü vermek, evini vermek, yüksek ahlak gerektiren, derin iman gerektiren bir şeydir” diyor. “Ben buna ulaşamadım, Adnan Hoca’nın talebeleri bunu yapıyor” diyor. “Nasıl yaparlar? Bunu yapmamaları lazım, yanlış yapıyorlar” diyor. Kardeşim velayet mertebesi demiyor musun sen onu? Zaten sen demesen bile bu velayet mertebesidir çünkü Hz. Ebubekir bütün malını mülkünü Allah yolunda verdi. Hz. Osman malını mülkünü verdi, Hz. Ömer verdi değil mi? Bir sahabe ahlakı, Peygamber ahlakıdır bu. Dolayısıyla Allah hidayet versin, aklını açsın. Ne diyeyim, inşaAllah.
Var mı senin sorun?
SUNUCU: Var Hocam; “Peygamberimizden şöyle nakledilmiştir: ‘Allah her yüz senenin başında şu ümmetin dinini bidatten ayıracak, yenileyecek ilim sahibi bir zatı gönderir.’ (Sünen-i Ebu Davud, 5/100) ‘İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi'nin yanında toplanacaklardır.’ (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, s.108) Hz. Mehdi yüzyıl başında Hicri 1400’de zuhur ettikten sonra az kişi ona bağlanacaktır. Hemen tanınmayacaktır. Uzun yıllar süren bir mücadele dönemi olacak. 50-60 yaşlarında anlaşılmaya başlayacaktır. Dolayısıyla herkes tarafından kabulüne bir 10 sene kadar daha var gözükmektedir Allah’ın izniyle. Kıymetli büyük müceddidler Geylani, İmam Rabbani, Said Nursi Hazretleri, Ali Haydar Efendi de olgunluk yaşlarında anlaşılmışlar. Bundan önce, genç yaşlarından itibaren yıllarca çok önemli hizmetler yapmışlardır. Üstat Hazretleri de ‘belki nuru imanın dikkatiyle o eşhası ahir zaman Hz. Mehdi ve Hz. İsa tanınabilir’ demiştir. Gerçekten de başlangıçta hiçbir hizmet yapmadan Mehdi’nin belli olması diye bir konu olmaz. Geçmiş müceddidlerin de icraatları, uygulamaları imanın nuru ile anlaşılmıştır. Hocam, Peygamberimizin pek çok ayrıntılı tarifine rağmen Hz. Mehdi’nin ilk zamanlarında az kişi tarafından tanınması çok manidardır, bu konuda neler söyleyeceksiniz?” Mehmet Taştan yazmış.
ADNAN OKTAR: Bizim okuyucular da maşaAllah, dinleyiciler çok yamanlar, hepsi alem maşaAllah. Doğru söylüyor tabii, mesela Ali Haydar Efendi başlangıçta genç bir alimdi, kimse bilmiyordu. İcraatleri ile, yetiştirdiği öğrencileriyle, eserleriyle sonradan onun büyük bir müceddid olduğu anlaşıldı. Said Nursi de başlangıçta genç bir alimdi. Başlangıçta anlaşılmamıştı; sonradan yetiştirdiği talebeleri, eserleri, kitapları ve onun etkisi ile asrın müceddidi olduğu anlaşıldı. İmam Rabbani de öyle, Abdulkadir Geylani de öyle, o da olgunluk çağında anlaşılmıştır onlar, 50 yaşında, 60 yaşında değil mi? Böyle ileri yaşlarda, bazen daha da ileri yaşlarda önemli yönleri iyice ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Mehdi’nin de ilk, birinci vazifesi iman hakikatleri üzerinde çalışma yapıyor. Dolayısıyla başlangıçta hemen anlaşılması mümkün değil. Said Nursi diyor; “belki imanın nuru ile” diyor, “o eşhası ahir zaman tanınabilir” diyor. Mehdi dünya çapında faaliyet yapacak, kitaplar çıkaracak, insanlarla konuşacak, tebliğ yapacak; en son aşamada insanların dikkatini çekecek ki Hz. Yusuf gibi olduğu belirtiliyor, değil mi? Gizleneceği belirtiliyor, hapiste kalacağı belirtiliyor. Demek ki bir çile devrinden geçecek, çile döneminden geçecek, ondan sonra Mehdi anlaşılacak.
SUNUCU: Hocam Cübbeli ile ilgili çok kısa bir VTR var. Eğer izlemek isterseniz şu anda hazır.
ADNAN OKTAR: Tamam bakayım.
VTR
CÜBBELİ: Biz bedduacı değiliz. Lanetçilik bize yakışmaz. Lanetçilik bize yakışmaz. (Cübbeli’nin 15.09.2009 tarihinde Arifan Radyo’da yaptığı konuşmasından)
İkimizden hangisi yalancıysa Allah ona lanet etsin. İkimizden hangisi yalan konuşuyorsa Allah onu helak etsin. Tamam mı? Sonra ben hasta masta olurum da bu sefer bak demesin sonra…
ADNAN OKTAR: Bak kurnazlığı görüyor musun? Bak hem “lanet etmeyin” diyor hem de arkasından lanet ediyor. Bu sefer de “Allah bana bela verirse sakın” diyor, yani “Allah ona bela verdi demeyin” diyor. Yani bu nasıl bir mantık bu, ya çocuk gibi, akıl alacak gibi değil, bu nasıl bir düşünce yani böyle? Şimdi Mehdi’yi de anlatmış kitabında “Hz. Mehdi muhakkak gelecek fakat bu yüzyılda değil”. Bu kitabın da satışı konusunda çok ısrarlı, talebelerine söylüyor. Ben de onun için tanıtımını yapıyorum ki kitap daha satılsın diye. Yalnız kitaptan kazanacağı parayı ne yapacak o çok önemli, eğer ev alacaksa, gidip yurt dışında neydi, Malta’ya da gidip orada paraları yiyecekse biz o zaman bu işe yanaşmayız. Ama Allah rızası için bedava kitap alıp dağıtacaksa, değil mi, hizmet hayır yapacaksa tamam alalım ve faydalı olsun. Ama bizim paramızla zenginleşecek ve köşe dönecekse villalar, havuzlu evler falan alacaksa değil mi, Malta’larda gidip böyle keyif zevk yapacaksa o zaman biz kitabı almayız, onu söyleyeyim. O konuda bir kere söz verecek, değil mi? Paranın nereye gideceğini söyleyecek. Şimdi Mehdi konusunda tedirgin olmuş ya bak diyor ki; birden bire Mehdi’yi zenci hale getirmiş. “Rengi çok esmer olacaktır.” Nereden çıkartıyorsun bunu? Yani esmer ayrıdır, çok esmer, değil mi, zenci gibi koyu denilir. Halbuki Peygamberimiz; “rengi Arabidir” diyor. Peygamberimizin rengi de Arabidir. Arabi ne demek? Araplar beyazdır. Pembe beyazdır yani güneş yanığı beyazdır. Yani kırmızıya çalar beyazdır. Yani Peygamberimiz koyu esmer değildir, tabii. Dolayısıyla bak mesela “ince yapılı ve zayıf olacaktır” diyor. Tamamen olayları değiştirmiş panik olmuş herhalde. Halbuki Mehdi’nin ana özelliğidir yani “omuzları geniş” diyor Peygamberimiz, “bedeni geniş, bazı geniştir” diyor, “Ben-i İsrail’den bir recul gibidir” diyor yani heybetli ve acar, diyor. “Karnı geniştir” diyor. “Uylukları geniştir” diyor, “alnı geniştir” diyor. Boydan boya geniş bir insan ve heybetli ve acar olduğunu da ayrıca çok fazla hadiste belirtiliyor Ben-i İsrail gibi olduğu. Yani böyle kendince çocuksu reaksiyon göstertmiş anladığım kadarıyla. Mesela “burnu uzun” diyor, burnu küçük halbuki Hz. Mehdi’nin, ortası çıkık bu doğru; hafif bir çıkıklık vardır orta kısmında ama hafif, rivayette de “hafif çıkık” diyor. “Ucu ince olacak” diyor, halbuki burnu incedir yani kibar, ince demek kibar demektir. Kibar, küçük bir burnu olacaktır, inşaAllah. Evet, mesela çıkış alametlerini vermiş: “Çıkışından önceki Ramazan’da gökler ve yerler yaratılalı beri hiç olmamış bir hadise zuhur edecek, Ramazan’ın ilk gecesi Ay tutulacak, Ramazan’ın ortasında Güneş tutulacak.” E bu oldu, 81’de oldu. Ramazan’ın değil mi, Ramazan’ın başında Ay ve Güneş tutulmaları oldu 15 gün arayla. İkinci sene gene tekrar etti. Niye görmezden geliyorsun? Anlamazlıktan geliyor. Peki nasıl olması lazım? Ay tutulması, işte oldu. Oluyor, kabul etmiyor. Peki nasıl olması gerekiyor yani? Mesela “doğu cihetinde iki dişli bir boynuz, iki başlı bir sütun doğacaktır” diyor. Bu kuyruklu yıldız da çıktı, Lulin kuyruklu yıldızı, değil mi, iki ucu da parlak. Bütün insanlar gördüler. Batıdan doğuya gidiyor. İmam Rabbani bunu açıklıyor; “batıdan doğuya gidecektir” diyor, “iki ucu parlaktır” diyor, “boynuz biçimindedir” diyor. Aynı o şekilde. Biz fotoğraflarını da yayınladık. Boynuz biçiminde bu yıldız çıktı. Batıdan ve çok parlak olacak diyor İmam Rabbani, bu da çok parlak. “Münevver bir boynuzlu yıldız” diyor. Münevver yani parlak, bu da çıkmıştır. Mesela yere batma olayı, bu şeydeki, Irak ordusunun yani o bir ordu çölde kaybolması olayı var, onu almamış gerçi kısmen almış. Efendim, birçok şeyi almamış tabii. Mesela o bizim bu kitapta çok kapsamlı olarak aldığımız hadislerin epey bir bölümünü almamış. Çok fazladır Mehdi’nin zuhurundaki şeyler. Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) Bu Yüzyılda Gelecek, Adem Yakup’un. Benim bildiğim çok ucuz, piyasada rahatça bulabilecekleri bir eser ama yayın evinden isteyebilir arkadaşlarımız, ama internetten indirsinler ücretsiz.
OKTAR BABUNA: CubbeliahmetHoca.org ve harunyahya.org sitelerine girerlerse bu eserlere ulaşabilirler.
ADNAN OKTAR: Ama satın almak istiyorlarsa Güneş Yayıncılık satıyormuş, Güneş Yayıncılık’tan alabilirler, inşaAllah. Bu da Cübbeli Hoca ama bak o konuda bize söz verecek, bu kazancıyla değil mi, gidip köşe dönmek yok, ev almak, havuzlu evler almak, Malta’da keyif, zevk yapmak yok. Jet-ski ile falan gezmek yok. O şartla göstertiyorum kitabını. Evet, çünkü bu kitap zaten satılırsa, anlaşılırsa zaten insanlar Mehdi’yi tam olarak anlamış oluyorlar. Yani kendince bunu engelleyeceğini zannediyor. Halbuki Mehdiliği çok iyi anlatmış olur. Zaten her yerde olan hadisler ama değiştirmiş biraz, nasıl değiştirdiğini de insanlar görürler. Yani değiştirmeyi tespit etmeleri için bu kitabı alsınlar, bu kitabı da alsınlar. Bir de kitapların orijinallerini de gösterebilirim. Orijinallerine de baksınlar. Yani o panikle neler yapmak istediğini daha iyi anlayacaklardır, değil mi? “Rengi çok esmer olacak bir kere Mehdi’nin”, bir anda zenci gibi göstertmesi çok acayip bir şey. Bir de zayıf diyor. Halbuki Peygamberimiz özellikle “Ben-i İsrail gibidir” diyor; heybetli ve acar diyor. Defalarca söylüyor; “alnı geniş, göğsü geniş”, değil mi, “omuzları geniştir” diyor. Çok fazla rivayet var, hadis var. “Üzerinde iki beyaz aba bulunacaktır” diyor. Şimdi oradan da bunaldı biraz. Şimdi bir rivayette de hakikaten de bir Şii rivayeti ama üstündeki kıyafetin ipek olduğu belirtiliyor. Ben sanki ipek, ben giyiyorum demiyorum, suni ipek de giyilir niçin giyilmesin yani değil mi? Has ipek olursa belki o dediği şeye girebilir ki o da bazı şartlarda giyilebiliyor yani saf ipek. Ama suni ipek giyilir, niye giyilmesin? İnşaAllah. Şimdi burada onun yapmak istediği, anladığım kadarıyla Mehdi konusunu biraz yüzyıllar sonrasına atabilmek ve İslam’ın hakimiyeti konusunu da mümkün mertebe durdurmak. Bu yüzyılda İslam mutlaka hakim olacak. Yani bütün Müslüman alemi kararlı. Cübbeli’nin sözüyle Müslüman alemi bu konuda durmaz. Her yerde Türk-İslam Birliği ile ilgili çok geniş atılımlar oldu. Yani bu zaten çok güçlü bir süreç ve akış. Bunu ne Cübbeli durdurur ne cübbesiz kişiler durdurabilir. Hiç kimsenin durduracağı bir şey değildir. Ama bakın talebelerinin dikkatini çekiyorum; İslam’ın hakimiyetini yüzyıllar sonrasına atıyor. Bu çok büyük bir suçtur Allah Katı’nda, çok büyük bir günahtır. Yani Müslümanların şevkini, heyecanını kırmaya kalkması, böyle bir ümitsizliği Müslümanlara vermeye kalkması ve bunu da sanki ibadet gibi göstertmesi, yani İslam’ın hakim olmamasını ibadet gibi göstertiyor. Çok anormal bir şey bu. Masonlar hakim olunca oluyor, komünistler hakim olunca oluyor, Müslüman hakim olunca olmuyor. Ve yüzyıllarca bekleyecekmiş Müslümanlar. Zaten perişan durumda Müslümanlar, yani daha yüzyıllarca niye beklesinler? Son derece şartlar müsait, ilimin, fennin geliştiği bir ortam var, Darwinizm yerle bir olmuş, putlar yıkılmış, değil mi? İman hakikatleri bütün dünyayı sarmış. Dünyada müthiş bir imani heyecan var. E? Cübbeli dedi, o zaman biz İslam’ın hakimiyetini durduralım, vazgeçelim, dünyada İslam’ın hakimiyeti için gayret etmeyelim. Cübbeli yüzyıllar sonra olacak diyor diyelim. Ondan sonra evden camiye, camiden eve. Böyle şey olur mu? Aklını başına alacak Cübbeli. Ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Ne yaptığından haberi yok. İslam dünyaya hakim olduğunda bütün zulüm durur mesela 100-150 kişi bir günde öldürülüyor. Berlusconi’nin veyahut bir başkasının herhangi bir rahatsızlığı oluyor dünya, yer yerinden oynuyor, değil mi? Ufacık bir şey bile, yani yüzüne bir şeyin çarpması bile çok büyük olay oluyor. Ama Müslümanlar her gün tavuk boğazlanır gibi boğazlanıyor, yüzlerce, binlerce Müslüman şehit ediliyor. Kimsenin umrunda değil. Cübbeli de Malta’da jet-ski ile tur atıyor o arada. Biz de var gücümüzle o orada keyif yaparken Allah’ın dinini yaymakla uğraşıyoruz, İslam’ı yaymakla uğraşıyoruz. Yani biz de paraları alıp kendimize ev alıp, köşk alıp, biz de onun gibi Malta’da keyfe mi gidelim, gezmeye mi gidelim? Hafta 8, gün 9 gezmede adam. Ben 30 yıldan beri bir kere tatile çıkmış değilim. Elime beş kuruş geçse hemen anında Allah rızası için, İslam için harcıyorum.
OKTAR BABUNA: Bir gün bile, biz de şahidiz Hocam, yani bir gün bile tatil yapmadınız yani hiç.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, ki evlenmedim ki yani vaktimi, dakikamı, saniyemi almasın diye. Yani bütün günümü, geceyi, gündüzü İslam’ın hakimiyeti için gayret etmekle, iman hakikatlerini yaymakla uğraşıyorum. Yani yarım saatimin bile boşa geçmemesi için son derece özen gösteriyorum. Adam son derece geniş, baksana. Bir de bize akıl veriyordu, kıyametin vakti belli olmaz diye. Tamam, doğru belli olmaz ama Allah Peygamberine bildirirse bilinir. Nitekim belli olmaz diyordu, sonra kendin çıktın “570 yıl sonra kıyamet kopacak” dedin, değil mi? Biz ne diyoruz; 2120’de kopacak diyoruz. Neye dayandırıyoruz? Suyuti’nin naklettiği sahih hadislere dayandırıyoruz. 8 tane hadisi reddediyor, 8 tane. Çok net hadis var, hiç ağzına dahi almıyor. Kardeşim ümmetin ömrü 7000 yıl yazmıyor mu hadiste? Yazıyor. 5600 yılı geçti demiyor mu? 7000’den 5600’ü çıkartırsan 1400 kalmıyor mu? 1400’den 1500’e kadar bir vakit olduğu anlaşılıyor ümmetin galibane ömrü. 1500’den sonra da kıyamet bekleniyor. Said Nursi de “1545’te, Hicri 1545’te kıyamet kopacak” diyor inşaAllah. Allahualem diyerek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu Hocam dediğiniz gibi bir İslam Birliği’nin de bütün alametleri gerçekleşiyor. Siz Allah razı olsun niyet edip böyle bir davaya başladıktan sonra her söyledikleriniz de teker teker çıkıyor böyle basında da; herkes de şahit oluyor buna. Mesela bu tip haberler var: “82. il Suriye’den”.
ADNAN OKTAR: Suriye Türkiye’ye evet aldığı toprakları geri verdi, değil mi? MaşaAllah mesela bu da bir gelişme.
OKTAR BABUNA: “İş adamları: Bütün vizeler kaldırılmalı.” Siz bunu aylardır söylüyorsunuz, hatta yıl hesabıyla söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bak 2 yıl önce söylediğim sözü iş adamları daha yeni söylüyorlar.
OKTAR BABUNA: Söylemiştiniz “Türkiye doğal lider” diye.
ADNAN OKTAR: Bakın “Türkiye artık Arap dünyası’nın doğal lideri” diyor, Vahap Munyar, kim ise o arkadaş.
OKTAR BABUNA: Hürriyet.
ADNAN OKTAR: Hürriyet gazetesinde. Evet, başka var mı?
OKTAR BABUNA: “Altı devlet bir milletiz, ortak kültürümüz her sorunu aşar” Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan hepsi “Altı devlet bir milletiz,” tam dediğiniz gibi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aynı benim sözlerim, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yani ne dediyseniz aynısıyla oluyor Hocam inşaAllah. “Osmanlı İmparatorluğu yeniden canlanıyor mu?” bir başka haberde.
ADNAN OKTAR: Başka var mı?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. “Türkiye asrın büyük aktörü” bunu Bill Clinton söylüyor. “Clinton Türkiye’nin 21. yüzyıla damgasını vuracağını belirtiyor.” Tam söyledikleriniz sizin Hocam. Harfi, kelimesi kelimesine. “Vize uygulaması komşularımızın hepsiyle kalkmalı”, Ömer Faruk Günel söylemiş. Bir de “Hastaneye borcu olana af geliyor” bunu da söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet hastaneye borçları olanlar affedilsin, onlar değil mi, onlardan para alınmaz demiştim. Onu da halletmişler maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah zaten 700’ü geçti artık sizin söyledikleriniz Hocam. Ne söylemişti, ne oldu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’a şükür hakikaten ne desem oluyor. Elhamdülillah, Allah’a çok şükür. Var mı başka göstereceğin bir şey?
OKTAR BABUNA: İman hakikatleri var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Göster göreyim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Mantis ıstakozu diye bir deniz canlısı var Hocam inşaAllah. Bunun gözü, gözleri. Çok özel bir göz yapısı var bunun. Biz insanda 3 tane renk için hücre varken, sinir hücresi, bunda 16 tane var ve enine bantlar halinde gördüğünüz gibi. Çok keskin ve net görebiliyor. İnsanın gözünden daha gelişmiş bir göz yapısı aslında. Ve avını böyle çaprazlama belirleyebiliyor. Fakat bunun bir özelliği daha var. Bunun böyle kalkülden, kireçten oluşmuş bir tokmağı var. O tokmağı mermi etkisi yapıyor böyle ve yengeçlerin ve salyangozların o üzerindeki zırhı parçalıyor ve parçalayarak avını yakalayabiliyor. Bakın şimdi birazdan göreceğiz inşaAllah. Bu göz yapısı çok gelişmiş bir göz yapısı. Dediğim gibi insanda 3 sinir hücresi renkle ilgiliyken bakın böyle bantlar şeklinde, tam bir şekilde, keskin bir şekilde görebiliyor. 16 tane renge ait değişik sinir hücresi var. Avını belirledi, şimdi onun üzerine gidecek. Bakın bir bardağın içerisine girdi, suyun altında yengeç. Şimdi olay mahaline gidiyor.
ADNAN OKTAR: Ama bayağı sevimli bir şey.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah rengarenk. Bakın bu gördüğünüz tokmak şeklinde yapı, bunu çok şiddetli bir çarpma ile çarpıyor ve gördüğünüz gibi bardağı tam anlamıyla parçalıyor. Aynı şekilde yengecin ve salyangozların üzerindeki zırhı da parçalayabiliyor. 22 milimetrelik, 22 kalibrelik mermi etkisi meydana getiriyormuş bu tokmağıyla.
ADNAN OKTAR: Bonavena gibi bir şeymiş, tutuyor maşaAllah.
OKTAR BABUNA: O şekilde avını yakalıyor, bugün camı parça parça etti tek bir vuruşla, bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet, bu Cübbeli 8 tane hadisi kabul etmiyor derken yani hadisin varlığının farkında fakat anlamazdan geliyor. Yoksa tabii ki farkında, biliyor. Geçenlerde de söylemişti. Ama “5600 yıl geçmiştir” diyor ve bunu İmam-ı Hanbel, bakın mezhep imamı bu bildiriyor. Yani herhangi bir insan değil, 5600 yılı 7000’den çıkartmak güç mü, bunu hiç söyleyemiyor. Talebelerin sorması lazım; “Hocam bak burada açık hadis var, bunu İmam-ı Hanbel naklediyor, değil mi? 7000’den 5600 çıkarılırsa 1400 kalıyor, buradaki izah çok açık” demeleri lazım. Mesela bir başka rivayette de bunun 6000’i geçmiştir diyor, 6000’i yılı açıklamak için de Peygamberimiz gene bir açıklama yapıyor; yani 6000’den kasıt 5600 yıl, 5600 yıl geçmiştir diyor. Dolayısıyla Cübbeli’nin bu konuda çok samimi ve akılcı yaklaşması lazım. Dünyada Darwinizm, materyalizm yerle bir oldu. Yani 2000-3000 radyoda, televizyonda, gazetede haber çıktı şu ana kadar yani Darwinizm’in nasıl can çekiştiği, nasıl perişan olduğuyla ilgili, değil mi? Sürekli biz onlarla karşı karşıyayız ve göğüs göğse mücadele içerisindeyiz. Cübbeli nelerle uğraşıyor, biz nelerle uğraşıyoruz. Bari Müslümanların şevkini kıracak şeyler yapma. Hızını, gayretini durdurmaya çalışma. Hayır, bizi etkilemez ama belki bilmeyen insanlar olabilir, cahil insanlar olabilir. “Yüzyıllarca İslam hakim olmayacakmış, biz evimizde oturalım” diyebilirler. Yani adam gayret edebilecekken, şevk gösterebilecekken şevkini, gayretini niçin kırıyorsun? Yüzyıllar sonrasına erteliyorsun, değil mi? Evet.
OKTAR BABUNA: Hocam siz 30 senedir tek bir gün tatiliniz yok hakikaten ama Allah ona karşılık böyle bir etki meydana getiriyor. Sizin oturduğunuz yerden Hocam, bütün dünya gündemini de maşaAllah etkileyebiliyorsunuz. Bakın, bu Ahmedinejad yeni bir açıklama yapmış. “Atom bombasına ihtiyacımız yok” diye. Tüm insanlığı tehdit eden kitle imha silahlarının yok edilmesini istediklerini söyledi Danimarka’daki bir konuşmasında. İran cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad tüm insanlığı tehdit eden kitle imha silahlarının yok edilmesini istediklerini söylemiş maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela ona da ben daha önce söylemiştim. Yani bu şekilde konuşmaları yönünde. Önce Ahmedinejad “İsrail’i yerle bir edeceğiz” diyordu, sonra ondan tamamen vazgeçti. Atom bombasının da haram olduğunu zaten biliyorlardı, ama artık her şeyin sevgiyle, barışla ve kardeşlikle çözüleceğini söylemeye başladı. Çünkü Mehdi kan dökmez. Kan dökmediği gibi insanlara sevgiyi, barışı, kardeşliği anlatacak ve onları ona teşvik edecek inşaAllah. Cübbeli şimdi sıkışınca bir de şeyde diyor; “ben” diyor, “onun gibi deli değilim” diyor, “deli olsam” diyor, “işte ona cevap verirdim ama” diyor, “deli değilim” diyor. Benim deli olduğum kanaatinde. Ben de teşekkür ediyorum. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah, 54. surenin 9. ayetinde: “Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı”, şeytandan Allah’a sığınırım. “Böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: ‘delidir’ dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'” O devrin dinsizleri, ateistleri, yobazları onu baskı altına almışlar ve engellemeye çalışıyorlar. Yani onun hakimiyet, İslam’ın yayılma isteğini durdurmaya çalışıyorlar. 44. surenin 14. ayetinde “sonra ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir." 15. surenin 6. ayetinde “Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş bir delisin," dediler.” Peygamber Efendimize de bak deli diyorlar. 7. surenin 184. ayetinde “sahiplerinde” yani Peygamber Efendimizde -Peygamber Efendimiz onların sahibiydi- sahiplerinde ki sahibi zamana da bakıyor, Mehdi’ye de bakan bir ayet. Çünkü Mehdi’nin bir lakabı da “sahib-i zaman”dır. “Sahiplerinde delilikten hiçbir şey olmadığını düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir”diyor. Tebliğcidir diyor, deli değildir o diyor Cenab-ı Allah. 81’e 22: “Sizin sahibiniz bir deli değildir.” Aynı zaman da sahib-i zamana da bakan bir ayet. Yani sahib-i zaman bir deli değildir. 68. surenin 51. ayeti: “O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. Yani nefretle gözleri bakıyor, üslupları da öyle. "O, gerçekten bir delidir diyorlar” diyor Allah ayette. 23. surenin 70. ayetinde: “Yahut: "Onda bir delilik var mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.” Mesela ben İslam dünyaya hakim olsun diyorum, Darwinizm’i yerle bir ettik diyoruz, gayret ediyoruz; adam deli olduğum kanaatinde. Böyle bir deli, ben Allah’ın delisiyim yani Hakkın delisiyim, değil mi? Deli aşığım ben yani. Keşke o da bu aklı alabilse de, bu ruhu kavrayabilse. Allah bütün Peygamberlere bu tarzda iftira atıldığını söylüyor Cenab-ı Allah. Ben de Peygamberler yolunda giden, Resullullahın ümmetinden bir insanım. Bana da böyle iftira atılıyorsa ben iftihar ederim. Yani bu, Peygamberlerin bir özelliği olarak Allah onu belirtmiş.
OKTAR BABUNA: Atıldı size de nitekim Hocam. 10 ay en azılı delilerle o şekilde iftira atıldı. Ondan sonra da rapor verip iftira olduğunu da devlet kanıtlamış oldu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Genel Kurmay Başkanlığı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı’nın verdiği rapor. Ruhen ve bedenen tam sağlıklıdır diye rapor verdiler, değil mi? Bak orada sağlam raporu. Ayrıca İhtisas Üst Kurulu’nda da değil mi, Adli Tıp İhtisas Üst Kurulunda da o delilik raporu bozulmuş oldu.
OKTAR BABUNA: Size de bu Peygamberlere atılan iftiralardan atılmış oldu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamberlere atılan iftiraların bana atılmış olması, iftihar edeceğim bir şey. Ne kadar büyük bir nimet ki, Kuran’da ne kadar çok ayet var bakın. Yine 23. surenin 25. ayeti: “O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir,” diyorlar. “Onu belli bir süre gözetleyin." Takip edin izleyin, o devrin insanlarının emniyet güçleri artık neyse onu izliyorlar, takip ediyorlar. 51. surenin 39. ayetinde de: “Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi” Firavun ve Hz. Musa’ya diyor ki: "Bu ya bir büyücü veya bir delidir, dedi.” Şimdi bize de aynı iftiralar atılıyor. Elhamdülillah, elhamdülillah biz iftihar ederiz. 34. surenin 46. ayetinde: “Sizin sahibiniz” yani Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’i kastediyor. ”Peygamberde –sizin sahibiniz olan Peygamberde- hiçbir delilik yoktur” diyor Allah. “O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır." Dolayısıyla Cübbeli’nin bu sözleri bizi rahatsız etmez, bilakis iftihar ederiz; çünkü Peygamberlere atılan iftirayı o da bana atmış oluyor. Allah onun vesilesiyle o iftirayı meydana getiriyor. Ben ona hidayet diliyorum, Allah aklını fikrini artırsın, değil mi, yolunu açsın. Ben ona beddua da etmiyorum onun beddua ettiği gibi inşaAllah. Böyle samimiyetsiz üsluptan da vazgeçecek. Önce diyor ki “beddua etmek doğru değildir”, arkasından beddua ediyor. “Şiilere ben hiçbir şey demedim” diyor, arkasından diyor ki; Şiiler, Vahabiler, Aleviler hepsini kıtır kıtır efendim pırasa gibi doğranması gerekiyor diyor, değil mi? Cübbeli’nin izahlarında bunu görüyoruz yani “Mehdi hepsini doğrayacak” diyor. “Ne yapacakmış” diyor talebelerine de onu söyletiyor, oradaki çocuklara yazık günah değil mi? Onlara da o öfkeyi öğretiyor, onlara da o nefreti öğretiyor. Tabii, yani o anlama gelmez mi o? Yani pırasa gibi doğramak ne demektir, müthiş bir öfke değil midir bu? Çok çirkin yani ne yaptığından haberi yok. Büyük fitne çıkartıyor, Müslümanlar zaten bir avuç dünyada. Bir avuç Vahabi var, bir avuç Şii var, bir avuç da Sünni var. Ancak Müslümanlar yaşayabiliyor. Camileri kapattırılıyor, minareleri yıkılıyor, başörtüleri çıkarılıyor. Zaten zor şartlarda yaşıyorlar. Bir de bunları kendi içinde kırmaya kalkmak, birbirine düşürüp pırasa gibi doğratmaya kalkmak, değil mi, ne kadar korkunç bir şey. Allah’tan korksun. Aklını başına alsın. Bilakis “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyenler, zincir gibi birbirlerini saracaklar. Kurşunla kaynatılmış binalar gibi olacaklar, birbirlerine destek olacaklar, yardımcı olacaklar.
Evet, Oktar var mı göstereceğin film bir şeyler?
OKTAR BABUNA: Hocam bir haber daha. Mısır da yakında vizeyi kaldıracakmış. Gül’den Abdullah Gül’den Mısır liderine vizeyi kaldıralım teklifi inşaAllah. O da Allah izin verirse inşaAllah kalkacak.
ADNAN OKTAR: Şimdi ikinci aşamasında pasaportlar kalkacak. Cübbeli’nin yüzyıllar sonra olacak dediği Türk-İslam Birliği bu yüzyılda olacak Allah’ın izniyle. Bak adım adım gelişiyor. Evet, Furkan Suresi 52: “Öyleyse kafirlere itaat etme” Yani, iddia edilen Ergenekon örgütüne, değil mi, ve işte ateist olanlara, ondan sonra masonlara itaat etme. “Onlara Kuran'la büyük bir cihat ver.” Gayret et, İslam’ı yay, tebliğ et diyor Allah. Ebcedi ayetin tamamının 1979 yılını veriyor, Mehdi’nin çıkış tarihini veriyor. Açsın baksınlar, hesap etsinler, Furkan Suresi 52. 56. ayet: “Biz seni yalnızca bir müjdeci“ yani dünya hakimiyetini müjdeleyen değil mi “ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” Bu da 1981 yılını veriyor ebcedi, hesap bilenler açsın hesaplasınlar. Tam, ayetin bütün hesapları inşaAllah. “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” 1956 yılında da aynı zamanda Risale-i Nur Külliyatı biliyorsunuz serbest bırakılmıştı. Said Nursi Hazretlerine de bir yönüyle bakıyor inşaAllah. Risale-i Nur Külliyatına da bakıyor inşaAllah işari manası. Ama tabii asıl anlamı, Peygamber Efendimize bakıyor; “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” Cennetle müjdeliyor, İslam’ın dünya hakimiyetiyle müjdeliyor Peygamber Efendimiz değil mi ve uyarıyor bizleri ve cehennemle de korkutuyor, helallere haramlara dikkat edin diyor, Peygamber Efendimiz. Ve uygulayın diyor.
Evet. Ne, bir şey mi göstereceksin?
OKTAR BABUNA: Hocam bir iman hakikati. Bir orkidenin içinde tohum var. Bu tohumu arıya nasıl yüklediğini gösterecek inşaAllah. Ufak arılar, bir kol var orada, ufak arılar bu kolu harekete geçiremiyor. Bunun için büyük bir arı gerekiyor. Zaten tohum da büyükçe bir şey taşınması için, arının biraz büyükçe olması gerekiyor. Bakın bu ufak arı. Nitekim bir büyük arı geliyor, bakın şimdi büyük arı o kolu harekete geçirdiğinde çiçeğin üzerindeki, hop şeyi aldı tohumu aldı inşaAllah. Ve bunu götürüyor. Poleni başka çiçeklere götürüyor.
ADNAN OKTAR: Çok şahane çiçekmiş, kuş gibi.
OKTAR BABUNA: Yani tam ona göre uygun yaratılmış maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Şuara Suresi, 34: “Firavun, çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu çok bilen bir büyücüdür." Hz. Musa’ya ."Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyuruyorsunuz? Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder, bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler." Bakın uzman, bilgin büyücüler. O devrin işte Darwinistler'i. Uzman yani büyü etkisi yapıyor anlattıkları çünkü tekrarlarla büyü meydana geliyor. Yani bir şeyi sürekli tekrar ederek büyü etkisi meydana getirmek mümkün oluyor insanlarda telkin olarak. Onlarda da böyle bir yön var. "Uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler. Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi. Ve insanlara da: ‘Siz de toplanıyor musunuz? dendi.’” Yani topluluklara karşı, topluluğun önünde Darwinistleri mat etmenin önemine de Kuran dikkat çekiyor. Biz de mesela çıktık Habertürk’te adamları değil mi, paspas gibi dümdüz yaptık. Yani o gün, yerle bir oldular Türkiye’de. Tam anlamıyla bittiler. Ve ondan sonra zaten karşımıza çıkacak bir halleri kalmadı. Ondan sonra dikkat edin sessizliğe büründüler. Yani bir garibanlaştılar ondan sonra. Daha once, büyük dağları biz yarattık havasındaydılar. Türkiye’deki neticenin alınmasında Allah’ın bizi vesile etmesi çok büyük bir nimettir. Ama bizler tabii gölge varlığız. Allah her hangi bir insanı da vesile edebilir, bizi vesile etmiştir inşaAllah. "Umarız ki, eğer galip gelirlerse biz de büyücülere uyarız." diyorlar oradaki insanlar. “Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.” Şimdi Allah rızası olmayınca dünya çıkarı oluyor tabii. Mümin, Allah rızası için hareket ediyor, bunlar da para karşılığı yapıyorlar. Parayı dünyevi amaçla kullanacaklar. “Evet dedi, üstelik şüphesiz en yakın kılınanlardan olacaksınız.” Yani, eğer onlara böyle yancılık yapar, yaltakcılık yaparsa, mesela bir kısım Müslümanlar da küfre, masonlara, ahlaksızlara yaltaklık, yancılık yapıp onların adamı konumuna giriyorlar. Ve onlar onları mesela gerekirse kendi kanallarına çıkartıp konuşturabiliyorlar, kendi adamları haline getiriyorlar, kendi direktiflerini ona istedikleri gibi söyletebiliyorlar, istedikleri gibi Darwinist, metaryalist veyahut İslam alehtarı herhangi bir sözü söyletebiliyorlar. Dünyanın her yerinde var bu, bir tek belirli bir ülkede değil. Yani bunu yalaka tabir ediyoruz böyle tipleri, yani yaranmak için onlara yanaşan tipler. Mesela özel konuşuyorlar ikna ediyorlar, para veriyor, konuşuyor, anlatıyor. “Biz seni koruyacağız, sen de bizi kolla” diyorlar. “Biz dinsiziz” diyorlar, “sen de dindar biliniyorsun ama böyle bir ittifakımız olursa dayanışma içerisinde birçok menfaatimiz olur” deyip anlaşıyorlar. “Şayet biz galip gelirsek bize bir ücret var gerçekten değil mi, dediler.” Yani böyle sahtekarlar demek ki parayla iş görüyorlar. “Evet dedi, üstelik şüphesiz en yakın kılınanlardan olacaksınız.” İşte bu çok önemli demin söylediğim, yani ayrıca bu da bir avantaj olmuş oluyor, mesela böyle aşağılık adamlarla ittifak haline geçip onların adamı konumunda oluyor. Mesela sıkıştığında onu koruyor, kolluyor. Müslümanlara karşı ittifak ediyorlar böyle münafıklar, böyle ateist dinsizlerle masonlar ittifak ederek Müslümanlara karşı bir cephe, bir tavır oluşturabiliyor. Dünyanın her tarafında var bu. “Musa onlara dedi ki; atacağınızı atın, onlar da iplerini ve asalarını atıverdiler.” Biz de dedik ki Darwinistlere atın atacağınızı, onlar da iplerini, asalarını attılar. “Onlar da iplerini ve asalarını atıverdiler ve Firavun’un üstünlüğü adına” Firavun’u ilahlaştırmışlar, onlar da mesela Darwinizmi ilahlaştırıyorlar, Darwin’i ilahlaştırıyorlar. “Hiç tartışmasız üstün olanlar gerçekten bizleriz dediler.” Bunlar da mesela kendilerinin çok üstün olduğunu iddia ediyorlardı. İşte ilimde, fende çok ileri gittiklerini iddia ediyorlardı. “Böylelikle Musa asasını bırakıverdi, bir de ne görsünler, o uydurmakta olduklarını yutuveriyor.” Bizim anlattıklarımız, bizim gösterttiğimiz fosiller, belgeler, deliller onların bütün uydurduklarını yuttu ve yok etti. “Anında büyücüler secdeye kapandılar.” Yani hemen iman ediyorlar. “Alemlerin Rabbine iman ettik dediler.” Yani birçok insan hakikaten bu devirde, bu Darwin’in safsatalarını bizim yıkmamızdan sonra çok fazla insan iman etti, maşaAllah. “Musa’nın ve Harun’un Rabbine, Firavun dedi ki; O’na ben size izin vermeden önce mi inandınız? Gerçek şu ki; O size büyüyü öğreten büyüğünüzdür.” İşte bak Darwinist diktatörlüğün o zamanki gücü. Yani inançlı adama inancını söyletmiyor. Mesela Darwinist olduğunu zorla söyletiyorlar biliyorsunuz şu an. İmtihanda soruluyor, adam Darwinizmi kabul ettiğini yazmazsa sınıfını geçemiyor, dünyanın birçok yerinde bu böyle. Yani imtihan sorusunda dayatma şeklinde, üniversitelerde dayatma şeklinde. Ben Allah’a inanıyorum dediğinde okuldan atılıyorlar. Bakın, “dedi ki; O’na ben size izin vermeden önce mi inandınız?” Yani devletin tekelinde oluyor iman edip etmemek. Dünyanın birçok yerinde böyle Çin’de, Rusya’da. Rusya sonradan biraz düzeldi ama Çin halen öyle. “Gerçek şu ki; O size büyüyü öğreten büyüğünüzdür.” O size öğretti diyor, bu büyüyü diyor. “Öyleyse yakında bileceksiniz, şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim.” İddia edilen Ergenekon örgütü değil mi, eziyet ve işkenceyle insanları inançlarından vazgeçirtmeye çalışıyor. “Ve hepinizi asıp, sallandıracağım.” İddia edilen Ergenekon örgütünün dilinde ana şarkı, ana konu budur; asıp sallandırmak değil mi? Nereye dönsen asmadan, kesmeden bahsediyorlar. Adını sorsan “asma” diyor, soyadını sorsan “kesme” diyor adam, tabii. “Hiç zararı yok dediler” diyor müminler de “çünkü biz gerçekten Rabbimize döneceğiz”. Tamam, şehit edersin bizi diyorlar, biz de Cenab-ı Allah’ın yanına gideriz, ne güzel diyorlar. “Doğrusu biz iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.” Allah inşaAllah günahlarımızı bağışlar diyor.
OKTAR BABUNA: Hocam bu din adamları konusuna değinmiştiniz de, son günlerde çıkan haberlerde çok net bir şekilde iddia edilen Ergenekon örgütünün görevlileri özel olarak cemaatlerin içerisine, dindarların arasına soktuğu, hatta böyle birinin ismi de geçti. İfadesinde de söylüyor. Mesela diyor ki; Müslüm Gündüz, Haydar Baş, Mahmut...
ADNAN OKTAR: Neyse onları karıştırma.
OKTAR BABUNA: Aralarını bozmak üzere görevlendirildim, diyor.
ADNAN OKTAR: Mahmut Hocayı biz, ben seviyorum Mahmut Hocayı, bayağı da saygı duyuyorum. Bizim, Cübbeliyi de, ben onu bir Müslüman olarak görüyorum, o beni Müslüman olarak görmüyor ama ben onu Müslüman olarak görüyorum. Tabii söylüyor yazısında, konuşmasında öyle bir şeyler söylüyor. Yani hiçbir şeye onu şey yapmıyorum diyor. Hiçbir görüş içerisinde kabul etmiyorum diyor, ona benzer bir izah yapmış, o ne demekse yani? Kendince bir teşhis koymuş ama yani Müslüman olduğuma dair de bir inancı yok. Ama neyin ne olduğumuzu da söylemiyor yani. Böyle kendine göre o öfkeden artık dili de döndü hemen, konuştuğundan da haberi yok. Halbuki bir Müslüman’a değil mi Müslüman olarak hitap ederim ben, kardeşim olarak ve ben onu Müslüman olarak görüyorum. “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyen insan Müslümandır. Enaniyetini ezmemiz, böyle anormal fikirlerini ezmemiz bizi dinden mi çıkartır? Onun demesiyle ben dinden mi çıkacağım yani? Çok çok anormal yani üslubu, son zamanlarda da ayrıca kendini adeta böyle kaybedercesine bir üslubu var. Aklını inşaAllah başına çevirir, Allah akıl fikir verir inşaAllah.
Var mı anlatacağın başka?
OKTAR BABUNA: Var Hocam. Bir tane yengeç var, kıskacını tabanca gibi kullanıyor. Bunun avları karidesler. Karidesi avlamak için çok özel yöntem kullanacak; kıskacını tıpkı bir tabanca gibi silaha dönüştürüyor böyle, bakın şimdi birazdan göreceğiz inşaAllah. Karidesi avlayacak, bakın kurdu, tabancanın horozu kurulur gibi ve müthiş bir şekilde patlatıyor bunu. Bakın ağır çekimde tekrar gösterecek ve sersemletiyor karidesi ve hemen yakalıyor. Ve bu çok büyük bir ısı meydana getiriyormuş ve büyük bir darbe gücü meydana getiriyor, bakın ağır çekimde görüldüğü gibi. Bu su dalgası tıpkı bir mermi gibi etki meydana getiriyor ve bu dalganın içerisinde, su kabarcığının içerisinde büyük de bir ısı oluşuyormuş, çok yüksek ısıda.
ADNAN OKTAR: Ama çok acayip, hayret edilecek bir şey.
OKTAR BABUNA: Onu nişanlıyor, kuruyor, patlattığı zaman sersemletiyor ve yakalıyor avını, Allah’ın dilemesiyle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, ne diyor Said Nursi Hazretleri Barla Lahikası sayfa 162’de; “O ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dündarı, yardımcı kuvveti ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi, önde giden bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Yani Mehdi’yi böyle övüyor Said Nursi Hazretleri maşaAllah.
Evet, Mektubat sayfa 53 ve 54’te, “alemi semavatta -gökler aleminde- cismi beşerisiyle -insani cismiyle, bedeniyle- bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o dini hak cereyanının, hak dinin başına geçeceğini”, yani Hıristiyan alemini Müslüman yapıp onların başına geçeceğini “bir muhbiri sadık doğru haber aktaran Peygamberimiz, bir kadir-i külli şeyh -her şeye muktedir olan- Yüce Allah’ın vaadine istinat ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş haktır, madem kadir-i külli şeyh -her şeye muktedir olan- Yüce Allah vaat etmiş elbette yapacaktır” diyor, Hz. İsa Aleyhisselam inecektir diyor inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikte olacağız.
Sevgili seyirciler ve dinleyiciler, kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikteyiz. Hocam devam etmeden önce bir ayrıntıyı belirtmek istiyorum. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Sayın Adnan Oktar’ın eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Ben hem Cübbeli’nin çevresindeki insanlara hem de diğer kardeşlerime şu ölçüyü çok önemli olarak bildiriyorum: İslam’ın dünyaya hakimiyetini bir Müslüman, bulunduğu ortamda bütün gayretlerini kullanarak en kısa sürede oluşması için istemelidir. Bu Kuran’a göre farzdır. Eğer yüzyıllar sonrasına atıyorsa bir insan bunu ve yüzyıllar sonrasına, atma demeyeyim de Allah affetsin, erteliyorsa bu kişiye itaat edilmez. Yani bu kişi alim değildir. Burada bir anormallik vardır, bunu mutlaka görsünler. Yani bunu eğer normal karşılıyorlarsa bize yazsınlar. Yani neden dolayı normal kaşıladıklarını, ama yani anormal de karşılıyorlarsa bunu da bize bildirsinler. Yani yüzyıllarca İslam hakim olmıyacak demek ne demek? Çok anormal bir söz bu. Yani Müslümanlığın perişanlığını istemek demektir bu, ezilmelerini istemek demektir, mağlubiyetini istemek demektir. Yani çünkü karşı bir atak yoksa İslam’ın dünyaya hakim olması için, var gücümüzle gayret etmiyorsak, bu ne demek olur bu? Buradaki anormalliği bir görmeleri lazım bir, ikincisi Cübbeli ve bazı bu tarz alimler asrın putu olan Darwinizm ve materyalizme karşı bir mücadele vermiyorlar. Ya bu da çok vahim bir eksikliktir. Ya insanların dinsiz olmasına bu ideoloji sebep olmuyor mu? Buna karşı ilmi metotlarla, kültürel çalışmalarla mutlaka engel olunması gerekiyor. Üçüncüsü, hiçbir zaman oluşmayacağı belli olan, hurafevari Mehdi beklentisi, hurafevari Dabbet-ül Arz beklentisi, hurafevari Deccal beklentisi İslam’a çok büyük zarar verir. İnsanların dinden çıkmasına sebep olurlar ve çok büyük tahribat meydana getiriyor bu. Yani milyonlarca insanın dinsiz olmasına sebep oluyorlar, haberleri olsun. Bu çok vahim bir eksikliktir. Said Nursi Hazretleri bu konuyu çok güzel açıklamıştır, izah etmiştir. Müteşabih olan hadisleri, zahiri anlamı üzerinden aldığınızda hurafe meydan gelir ve çok anormal bir durum meydana gelir. Ya gökyüzünde 300-400 metrelik bir eşeğin uçması ve kulakları da 30’ar metre iki tarafa açmış, havada uçuyor, üzerinde de Deccal, bir gözü kör ve aşağıya doğru bağırıyor ve bütün dünya duyuyor sesini, bağırdığında. Yani bunu anlattığımızda, aklı başında bir insan buna iman edebilir mi? Kuran’ın neresinde böyle bir açıklama var? Kuran’da nerede böyle bir mantık olmuş, hangi Peygamber döneminde böyle bir şey var? Burada Müslümanlara karşı zarar verme var ve aynı zamanda iman edecek insanların da iman etmesine engelleme var. Buradaki büyük hatayı görsünler. Mehdi hakikaten çıkacak, Deccal hakikaten çıkacak, Dabbet-ül Arz hakikaten çıkacak ama müteşabih olduğu için, müteşabih halinin açılımının izah edilmesi gerekiyor. O halleri ile çıkacaklardır. Yani Deccal’in mesela eşeğinin uçak olduğu çok açık, aşikar belli oluyor. Yani sesini yer-gök ehli herkes duyacak diyor, şark-garp ehli herkes duyacak. Belli ki radyoda konuşacak, değil mi? Televizyonda da konuşacak, her yerde insanlar bunu duyacaklar. Mesela Mehdi’nin de sesi her yerden duyulacak diyor, görüntüsü her yerde görülecek. Rivayetlerde insanlar diyor, evlerinde oturdukları yerde Mehdi’yi görecekler diyor. Şimdi Mehdi’nin birçok insan bedeni şeklinde, insanların evlerine zuhur etmesi şeklinde değildir bu. Yani Mehdi milyonlarca eve, evin içinde görüntü olarak zuhur edecek bedeniyle, insanlarla konuşacak anlamıyla değil, televizyonda görüleceğini anlatmış oluyor burada. Ama bunu hurafeye çevirip Mehdi bedenen insanların evine girecek derseniz, dine çok büyük zarar vermiş olursunuz. Yani büyük tahribat meydana gelir. Mesela gökyüzünün meleklerle dolu olması Kuran’a göre bu mümkün değil. Meleklerle doluyor fakat melekler aleminde görülür bu. Dolayısıyla gözle görülmez. Yani açıkça, bir melek gökyüzünden bağırmaz. Yani bu falanca Mehdi’dir diye. O zaman aklın ihtiyari kalkar bir, ikincisi Kuran’ın bütün anlatımlarında bu konu kabul edilmemiş, böyle bir olay yok. Peygamberlere teklif ediliyor çünkü küfür teklif ediyor; “bir melek gelmeli değil miydi?” diyorlar yanlarında, değil mi? “O şahit etmeli değil miydi?” diyorlar, ona yakın izahlar var, mealen. Dolayısıyla Kuran’la da çok ciddi çelişen bir izah bu. Ayrıca, melek böyle bir şey dediğinde zaten insanların iman etmesi farz olur. Mehdi nasıl “ben Mehdi değilim” desin? Sahih eserlerde Mehdi’nin, Mehdiliğini reddedeceği var, değil mi? Yani, “melek sen yalan söylüyorsun” diyebilir mi Mehdi? Üstelik Cübbeli 7 milyar meleğin gökyüzünü dolduracağını söylüyor, yani insan sayısınca. Herkese kendi dilinden söyleyecek diyor. Yani bunun olmayacağı belli. Burada aklı başında ve vicdanlı düşünsünler, bu çok büyük tahribat meydana getirir. Yani mesela bir sesiyle şehirleri, binaları yıkıyor demek, yani tek Allah’ı andığında bütün binalar çökecek demek ve buna inanmak çok acayip bir durum olur ve dine zarar verirler yine. Belli ki Allah’ı anarak kaleleri çökertecek. Yani Darwinizm, materyalizmi çökerterek, fikri planda çalışma yaparak, Allah’ı anarak, Allah’ın büyüklüğünü anlatarak, fikir kaleleri düşünce kaleleri düşecek, bu anlama geliyor. Bunu anlamazlıktan gelmek çok büyük hata olur. Yani işte top mermisi, tank mermisi Mehdi’ye etki etmeyecek; Bu adetullahta hiç olmayan bir şey bu. Yani bütün Peygamberlere mesela kılıç darbesi geliyor, şehit oluyorlar. Peygamberimiz’in dişine darbe geldi, dişi kırıldı. Yani böyle akıl almaz, hurafevari yorumlar yaparak yani zahir anlamları üzerinden değerlendirmek çok çok büyük hata olur. Said Nursi Hazretleri bunu 5. Şua’da çok detayı ile anlatmıştır, izah etmiştir. Yani aklın yolu da bunu göstertiyor, Kuran’ın tarifi de bunu göstertiyor. Bu olaylarda akılcı olacaklar. Yoksa ciddi şekilde dine zarar verebilirler.
Evet, var mı senin anlatacağın bir şey?
OKTAR BABUNA: Hem soru var, hem iman hakikati var. Nasıl uygun görürseniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İman hakikati anlat. İman hakikati anlat.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam. Salyangozların içine bazı kurtçuklar girip, beynini ele geçiriyorlar Hocam inşaAllah. Ve böyle bu şekilde neslini devam ettirtiyor. Bu antenlerinin içlerine yerleşiyor, onu renkli hale getiriyorlar bu yapılarıyla. Böylece kuşların ilgisini çekebilecek duruma getiriyor. Beynini ele geçirdikleri için de salyangoz güvenliğini bir tarafa bırakıp kabuğundan çıkarak, güneşin alnında o sıcak ortamda ortaya çıkıyor. Tam kendisini kuşların avlayabileceği şekilde; çünkü tamamen beyin kontrolünü kaybediyor bu içindeki kurtçuk larvalarının gelişmesiyle. Bu renkli antenleri de kuşlar için çok ilgi çekici bir yapı oluşturuyor. Bu nedenle kuş gelip onu, sadece o bölgesini yiyecek Hocam inşaAllah. O bölgesini yediğinde de, bakın şimdi geliyor kuş birazdan, kaptı onu hakikaten, sadece o antenli kısmını yiyiyor, öldürmüyor aslında salyangozu. Salyangozun hayatı devam ediyor bundan sonra. Fakat o bölgedeki larvaları yani minik bebeklerini aldığı için kurtçuğun, bu sefer kuşun vücudunda larvalar gelişiyor. O da ara konak olmuş oluyor. O larvalar da onun vücudunu daha sonra terk ediyorlar ve böylece dairesel bir döngü ile hayatını sürdürebiliyor kurtçuklar Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim onlar tam klasik yancı.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, tam o şekilde.
ADNAN OKTAR: Tam eşkıya onlar. Gariplerime baksana; bir onlara bir onlara falan. Davetsiz misafir yani. Allah onu tabii hikmetle, hayırla yaratıyor inşaAllah. Bizi düşündürmek için yaratıyor Cenab-ı Allah.
Bir de ayrıca Cübbeli bu kitabında böyle orijinal bir açıklaması yok, mevcut zaten dışarıda satılan, mesela Kıyamet Alametleri, Berzenci Hazretleri’nin Kıyamet Alametleri kitabı, çok daha kapsamlı Cübbeli’nin eserinden. Onlardan alıntı almış, çok çok kısa, ufak ufak alıntılar almış. Yoksa yani kapsamlı öğrenmek isteyenler mesela Pamuk Yayınları’ndan çıkan, Arif Pamuk’un çıkarttığı eserlerden bir tanesi, Kıyamet Alametleri var, onu alsınlar. Mesela çok klasik ve önemli bir eserdir, Berzenci Hazretleri’nin. Gerçi Cübbeli onu da beğenmiyor, ona da akıl veriyor, o da yanlış demişti. Suyuti’yi de beğenmiyor, o da yanlış söylemiştir diyor. Üstad Bediüzzaman’ı da yani pek, zaten okumaya dahi gerek duymamış yani adam. O o tarz, o kafada. Ama bana dediler diyor, işte 30 noktada Ehl-i Sünnete uygun olmadığını söylediler diyor ama incelemek lazım diyor. Yani bu, çok samimiyetsizce, Üstad’ı kendi kafasınca bir kenara koymak için bir yöntem uyguluyor. Ama kendini çok kurnaz zanediyor. Kurnaz falan değil aslında, yani sadece samimiyetsiz bir üslup ile bunu yapıyor, onu söyleyebiliriz. Üstad’ın o, tırnağı olamaz, Bediüzzaman’ın tırnağı olamaz yani. Yani 70 sene gayret etse, bir ona bir o kadar daha Allah ona imkan vermiş olsa inşaAllah, bir ömür vermiş olsa, yine onun ne ilmine ne irfanına... Said Nursi’nin değil mi? Milyonda biri bile olamaz inşaAllah. Dolayısıyla bu enaniyeti, bu büyüklük hissini bırakacak. Çok çok yanlış. Suyuti; “ümmetin ömrü hicri 1500’e kadardır” diyor, yani 1500’den sonra kıyamet beklenecek diyor, eserinde yazıyor. Burada tabii hata etmiştir diyor, bu kitabında. Kardeşim sen bir, efendim bir enseni yıka şöyle, bir elini yüzünü yıka bir kendine gel. Suyuti kim sen kimsin yani, değil mi? Yani buna bir şey olmuş benim anlayamadığım. Yani değil mi? Böyle artık insan şaşırıyor. Suyuti bunu söylerken hadise dayandırarak söylüyor, 8 tane hadis var bu konuda. Eserlerindeki hadislere dayandırıyor ve ümmetin ömrü de 7000 yıl dediğine göre Peygamberimiz, 5600 yılı geçmiş dediğine göre, e hesap ediyor oradan söylüyor. 1400 ile 1500 arası bir vakit olduğuna göre, hadise dayandırarak bunu söyleyince nasıl hata yağmış oluyor o? Yani neye göre yanlış olmuş oluyor? Yok diyor, burada hata yapmıştır diyor. E doğrusunu sen söyle o zaman. Kabul etmiyorsun. Yani o zaman hadisi kabul etmiyorsun sen. Çünkü 8 tane hadis var. Mesela ümmetin ömrünün 5600 yılı geçmiştir dediğine göre, bunu İmam-ı Hambel diyor. İmam-ı Hambel’i de beğenmiyor anladığım kadarıyla. E, o zaman kardeşim sen ne olmuş oluyorsun yani? Yani burada bir gariplik var, orada talebeleri bunu görsün, şaşılacak bir durum var. Eğer yanlış düşünüyorsam bana söylesinler, adresimiz var yazsınlar. Yani bu harikulade acayip bir durum değil mi yani? Çok şaşırtıcı bir durum değil mi? Berzenci yanlış söylüyor diyor, Elmalı Hamdi yanlış söylüyor diyor, Said Nursi yanlış söylüyor diyor, Suyuti yanlış söylüyor, yani herkes yanlış söylüyor. E bir tek ben doğru söylüyorum diyor. Bu nasıl oluyor bu? Ümmetin ömrünün 7000 yıl olması çok meşhur, yani dünya tarihinin, 7000 yıl yani, şu ana kadarki şey, gördüğümüz bilgi, aldığımız bilgi bu. Ehl-i Sünnet kaynaklarında, insanlık tarihi 7000 yıl olarak alınıyor. İnşaAllah. Bir takvim olarak verilmiş, 7000 yıl. 5600 yılı geçti dediğine göre, yani ben oradaki onların aklı başında talebeleri, hepsi aklı başında insanlar. Ben onlara soruyorum, bunun anlamı nedir, bizim bunu nasıl anlamamız gerekiyor o zaman? Yani bu başka türlü nasıl yorumlanabilir? Bir de bunu savunmayan Ehl-i Sünnet alimi yok. Bu hadislerin 7000 yılı reddeden hadis yok, hadisleri reddeden kimse yok. Bütün ulema bunu savunuyor. Dolayısıyla Ali Haydar Efendi de bu hadisleri bildiği için, dünyanın sonunun geldiğini bildiği için, Mehdi’nin de çıkacağını bildiği için halife bırakmamıştır. “Gelininden korktu da onun için bırakmadı” diyor. Kardeşim, yani bu ev kavgasıyla böyle büyük, dev bir mücahit, ömrünü Allah yoluna koymuş böyle bir cesaret adamı ki Hz. Ali gibi yiğit olan bir insan, gelininden korkup çekinip, damadından korkup çekinip, davasının mühim bir eylemini, çok mühim bir eylemini durdurur mu? Binlerce, yani çok eski bir tarikattir Nakşibendilik ve hep silsileyle gelmiştir. Birdenbire orada duruyorsa ve hiç olmamış mesela o silsileye kadar olmamış, orada durduruyorsa bir fevkaladelik vardır. Demek ki o tarikatın artık görevi bitmiş. Artık görev Mehdi’ye tevdi edilmiş. Ve nitekim hilafeti o Mehdi’ye tevdi etmiştir çünkü tarikatların görevi bitmiştir. Yani mesela Adıyaman’daki Menzil Şeyhi Muhammed Raşit Erol Hazretleri niçin halife bırakmamıştır? Mehdi’ye bırakmıştır ve bunu söylemiştir yani bunu ifade etmiştir. Birçok ulema bunu bu şekilde belirtmiştir. Bilinen bir husutur bu. Ve ayrıca mezhepleri de kaldıracak Mehdi aynı zamanda. Sırf şeyi değil, tarikatları değil, mezhepler de kalkıyor çünkü Resullullah dönemine dönülüyor. Yani eğer bu konuda da eğer ben yanlış biliyorsam bana söylesinler. Yani hepsi doğru bu anlattıklarımın. Cübbeli’nin işine gelmeyen noktalar olabilir. Yani adamın birçok menfaatiyle çatışıyor olabilir ama gerçeği, doğrusu bu. Dolayısıyla Ali Haydar Efendi Kaddesallahu sirruhubu şekilde göstermesi yani böyle korkak, ürkek bir insan olarak göstermesi de ayrı bir ayıp ve çirkinliktir. Ve çok büyük günahtır. Yani vefat etmiş bir insanı, bu şekilde nitelemesi, bu şekilde yani ufacık bir şeyden bile çekinen bir insan olarak göstertmesi ki son derece yiğit, cesaret dolu bir insandır yani babayiğit, tam bir Osmanlı efendisidir Ali Haydar Efendi. Çok büyük alimdir. Hiç kimseden korkmamıştır. Bir tek Allah’tan korkar. Ne alaka damadından, gelininden korkacak. Onlar diyecekler ki sakın öyle bir şey yapma. Ha o zaman ben de vazgeçeyim diyecek; olur mu öyle şey?
OKTAR BABUNA: Siz daha önce açıkladınız da zaten; bütün yaşayan alimler de hepsi kabul ediyor. Şeyh Nazım, Şeyh Nazım’ın damadı konuşmuş en son. Şeyh Adnan Kabbani, o da söylüyor; “çıktı” diyor hatta yani Hz. Mehdi.
ADNAN OKTAR: Bak Şeyh Nazım’ın mesela iki büklüm oluyor, elini öpüyor. “Büyük Alim” diyor, “kutupsunuz” diyor. Arkasından diyor ki; “kadınlara elini öptürüyor” diyor. “Ehl-i sünnete uymuyor orada” diyor. Ya kardeşim adam gibi bir üslup kullan sen, ne konuşuyorsun, ne yapıyorsun sen? Bir kere karşındaki insan çok çok değerli ve büyük bir insan, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri. Bir de pir-i fani. Dünyadan geçmiş, yani çok yaşlı. İnsan hürmeten bir bayan onun elini öpüyorsa, babasının da elini öpüyor o, değil mi? Büyüğünün elini öpmek bir gelenektir yani. Ve pir-i fani artık yani. Bilmiyorum siz gördünüz mü son halini? Pir-i fani bir insan. Dolayısıyla ehl-i sünnete uymuyor diye insanların kafasında şüphe izdifam vermeye kalkmak çok çirkin olur. Bir de Şeyh Nazım Efendi Hazretlerinin talebeleri, bir şahıs çıkmış herhalde münafık diyorlar, birisi diyorlar. Onun aleyhine konuşuyormuş herhalde Şeyh Nazım Hazretleri’nin. Onlar da onunla ilgili yazılar yazıyorlar yahut konuşuyorlar. Bence hiç muhatap olmalarına gerek yok çünkü Şeyh Nazım Hazretlerini Allah’ın izniyle dağlar deviremez yani. Son derece değerli ve çok büyük bir alimdir. Oradan buradan iki tane kıytırık adamın çıkıp, iki laf söylemesiyle Şeyh Nazım Hazretlerine hiçbir şey olmaz. Yani öyle insanlara tenezzül etmesinler. Ağızlarına dahi almasınlar. Muhatap da olmasınlar. Adam yerine de koymasınlar. Ben tedirginliklerini çok gereksiz görüyorum. Şeyh Nazım Hazretleri başımızın tacı. Son derece değer verdiğim çok efendi bir insan. Mazlum, barışçıl, sevecen, insancıl, genel kültürü son derece güçlü, Türk-İslam Birliği’ni savunan bir insandır. Anarşiye, teröre şiddetle karşıdır. Kargaşaya şiddetle karşıdır. Yani devlet içerisinde böyle bir anarşi olsun, kargaşa olsun, işte devlet millet çatışması olsun gibi şeylere karşı şiddetle tavır alan bir insandır. Barış insanıdır. Sevgi insanıdır. Böyle mübarek, muhterem bir insana tabii ki oradan buradan insanlar çıkar, çeşitli sözler söylerler. Onun ahlakı herkesin gözü önünde. Çok mükemmeldir. Cübbeli’nin sözü de, o insanların sözü de hiçbir önemi yok. Bediüzzaman hakkında da Cübbeli’nin sözünün hiçbir önemi yok. Fakat biz etrafındaki insanlara şefkat duyduğumuz için iyilik, güzellik olsun, Allah rızası için biz bunları anlatıyoruz. Ben de etkilendiklerini görüyorum talebelerinin. Anladıklarını görüyorum. Ama tehlikenin büyüklüğünü daha hızlı görmeleri lazım. Mesela Cübbeli’nin bu telaşını da çok iyi görmeleri lazım. Mesela bu kitabı çıkarırken bu kadar kendini kaybetmesi, bak benim aleyhimde de burada hakaretamiz ifadeler de kullanmış, bu kadar panik olması onların dikkatini çeksin, değil mi? Artık Müslüman olmadığımı söyleyecek kadar kendini kaybetmiş. Tabii yani o kadar kendini kaybetti. Burada bir gariplik görsünler. Yani orijinal bir insan, değişik bir insan. Ben onun iyi olmasını istiyorum. Doğru yola girse, doğru hareketler yapsa çok faydalı olabilir. Ama bu çizgisiyle çok ciddi zarar veriyor Müslümanlara, İslam’a zarar veriyor. Yani bunu kendileri de görmesi gerekiyor. Ama ben yanlış düşünüyorsam bana söylesinler yani. Hayır, ben açığım eleştiriye de açığım, konuşmaya da açığım. Ama yani Suyuti’yi beğenmeyen bir insan, hadise dayandırdığı halde beğenmiyorum diyor ve bunu kitabına yazıyor. Görüşünü beğenmiyor ve onu alim olarak görmüyor. Yani, çünkü eğer beğenmiyorsan, diğer hadislerini niye alıyorsun o zaman, diğer izahlarını niye alıyorsun? Diğer alimlerden niye alıyorsun o zaman, değil mi? Suyuti hadis alimidir, hadise dayandırarak söylüyor. Yani kendi indi mütalaası olarak söylemiyor bunu, değil mi? Yani işine geleni alıp gelmeyeni alma, öyle bir şey olmaz. Alim olarak görüyorsan ona güveneceksin ehl-i sünnet alimine ve Suyuti çok büyük bir alimdir. Yani Cübbeli kim ki Suyuti’yi eleştiriyor? Buradaki fevkaladeliği görmeleri lazım. Bediüzzaman’ı eleştiriyor, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni, e kardeşim senden başka dünyada iyi adam yok mu? Önüne geleni eleştiriyor. Yani eleştirme değil de, artık saygı sınırlarını da aşan bir üslup kullanıyor yani, garip bir üslup kullanıyor. Fakat burada en vahimi, İslam’ın dünyaya hakimiyeti konusunda Müslümanların şevkini durdurması, heyecanını durdurması ve bunun için gayret etmesidir. Bu çok büyük bir tehlikedir. Bu yüzyılda İslam hakim olmayacak, bir dahaki yüzyıl orada da hakim olmayacak. E, ne yapacağız? Bekleyeceğiz! Bu çok garip; eğer bunu göremeyen varsa şaşarım yani, çok hayretler içinde kalırım. Onun için herkes bu konuda uyansın, değil mi, toparlansın; İslam’ın dünyaya hakimiyeti için var gücüyle herkes gayret etsin. Ne kadar güzel bak Allah yolumuzu açtı, her türlü alamet oluştu. Mehdi’nin bütün alametleri oluştuğu halde anlamazdan geliyor. Mesela kitabına almış; bir kısmını almış, bir kısmını almamış. Mehdi’yi zenci gibi göstertmeye kalkıyor. İşte burnu çok uzundur diyor, pek uzun da değil ona benzer bir şeyler. Yani bir garip haller gelmiş ona, değil mi? E kardeşim sen hadi buraya yazdın, adam merak edip bakmaz mı kaynağına bunun? Satılıyor. İmam Şarani’nin mesela “Ölüm Kıyamet Ahiret” kitabı var. Türkçeye çevrilmiş olarak satılıyor dışarıda. Orada açık açık yazıyor Mehdi’nin alametleri. Nasıl gizleyeceksin? Suyuti’nin eserleri satılıyor, tercüme edilmiş olarak, Türkçeye çevrilmiş, herkesin anlayacağı gibi satılıyor. Efendim, “Kıyamet Alametleri” var Pamuk Yayınları’nın o Berzenci Hazretlerinin eseri; orada da çok açık anlatılmış. Adam sana niye inansın? Sen kimsin de sana inansın? Ehl-i sünnet alimlerinin eserleri ortada, onlara inanırlar. “En doğrusunu ben anlattım ilk defa” diyor. Kardeşim bunu yapacağına desene: “ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarını alın, okuyun” desin. Yani bu tamam, bu güzel. Ama hiçbirini okumasına gerek yok, ben size anlatacağım işin doğrusunu diyor. İlk defa anlatıyorum size diyor, size kurtuluş yolunu gösterttim diyor. Yani bu çok acayip. Berzenci senden kat kat mükemmel izah etmiş. Kıyaslanmayacak şekilde, ilaveler de yok sendeki gibi, eksiltme de yapmamış değil mi, değiştirmemiş de. Olduğu gibi nakletmiş. Ama o da diyor bak; “ümmetin ömrü Hicri 1500’e kadar” diyor. Tabii, Berzenci çok büyük bir alimdir ve seyittir. Ama tabii Cübbeli’ye göre bunlar …, bir enaniyet kaplamış anladığım kadarıyla o vatandaşı inşaAllah. Etrafındakiler en azından sorularla bir yönlendirsin, yani gözlerinde o şekilde büyütüp böyle garip konuma sokarlarsa onu da yakarlar Allah esirgesin, ahiretini yakarlar, değil mi? Onun enaniyetini, kibirini kıracak şekilde ona akılcı olarak bu konuları izah etsinler. Bir de ben yarın, bu konuda çok fazla ehl-i sünnet eseri var dışarıda satılan. O eserlerden de biraz liste vereyim, kardeşlerimiz daha ziyade o eserleri alsınlar. Cübbeli’nin yani bu tarz eserlerine de ihtiyaç yok. Gerçi mesela İmam Berzenci beyanına göre diyor, evet aldığı yerler, ehl-i sünnet kaynaklarından çoğunu almış ama çok fazla değiştirme de yapmış, eksiltme yapmış, ilaveler yapmış onlar çok önemli. Saf kaynaktan istifade en güzelidir. Hatta ben özellikle de benim ilk fırsatta tavsiye ettiğim Kıyamet Alametleri’dir Pamuk Yayınlarının. Hem ucuz hem çok kapsamlıdır. Cübbeli’yle kıyas olmaz Berzenci. Alsın onu okusunlar. Eksiltme olmamış eser çok önemlidir, ilave olmamış eser çok önemlidir değil mi? Bir de ne kadar çocukça bir hareket yani, biz bunu yazdı diye ha diyeceğiz Mehdi, biz Arabi renk deyince pembeye çalan, kırmızıyla karışık beyaz, ya diyeceğiz tamamen koyu esmermiş, zenci gibiymiş Mehdi diyeceğiz biz. Bak zayıf diyor Mehdi diyor. Bir anda zayıflattı! Bütün ehl-i sünnet kaynaklarının hepsinde Mehdi’nin geniş olduğundan bahsediliyor, boydan boya geniş diyor. Bir anda zayıflattı. Yani o bir yerlerden kurtarmaya çalışıyor kendince. İşi inada bindirdi çocuk gibi. Biz de diyeceğiz, onun yalan söylediği bir konuda ona inanacağız, diyeceğiz; ha biz yanlış bilmişiz. Kardeşim ben böyle bir şey duyduğumda, böyle konular anlattığında şahıs, ilgili ehl-i sünnet eserleri satılıyor zaten Türkçeye çevrilmiş olarak, gidip ona bakar. Sana niye baksın? Sen niye senet olasın yani, değil mi? Orijinal kaynak varken sen niye senet olasın?
OKTAR BABUNA: Ortaya çıkacağı da çok açık yani kısa zamanda.
ADNAN OKTAR: Tabii. Üstelik yani kitabın satılmasını da yani halisane istemek ayrıdır; çünkü ben diyor bunlardan geçimimi sağlıyorum diyor. Mesela ben hiçbir kitabımdan para almıyorum. Hiçbir şekilde almam, yani aklımın ucundan dahi geçmez. O diyor ki; ben bununla geçiniyorum diyor. Şimdi geçinmeden kasıt nedir? Malta adasına gidip gezme, turistik gezi geçinme ise biz o zaman o işe yanaşmayız. Yani senden kitap almayız, öyle bir şeye yanaşmayız, seni zenginleştirecek bir şeye girmeyiz. Yani gidip kendine havuzlu villalar alacaksan yeni ona da girmeyiz değil mi? Ama Allah yolunda harcayacağım diyorsan bize onu bir göstert, o zaman tamam. O zaman yani en azından, fakat kitabında da değiştirmeler yapmışsın, yani bunu nasıl okuyalım o zaman? Çünkü orada dürüst davranacak, olduğu gibi alması lazım, ilave yapmaması lazım. Neyse o, yani orijinal olduğu gibi almasını aslında istemek biraz şey oluyor; çünkü bir kere kafayı taktığı için ona biraz bunu ikna etmek zor. Fakat şimdi şu an yok değil mi burada “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları’nın. Yarın neyse o zaman onları yarın ben göstereyim, piyasada satılan eserler, onlardan bakabilir kardeşlerimiz.
Ne var anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Hocam, bu sizin söyledikleriniz hepsi birer birer çıkıyor. Bu küresel ısınma yok demiştiniz. Siz dedikten sonra arka arkaya açıklamalar gelmeye başladı.
ADNAN OKTAR: Benim iki üç sene önce söylediğim, bak daha yeni kabul ettiler. Bak küresel ısınma yalan dedim, oyun oynuyorlar dedim. Olur mu, bilimsel bir gerçek dediler, iki yıl direndiler, sonunda benim sözüme geldiler.
OKTAR BABUNA: Şu an küresel ısınma var diyen kalmadı zaten inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Ne zaman yalan söyleseler boğazlarına tıkıyorum yani inşaAllah.
Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Hocam, bu çok sevimli ve komik bir canlı var meercat’ler diye. Bunlar yuvada nöbet tutuyorlar Hocam. Nöbet tutarken de ayakta uyuyorlar. Bakın şimdi bunlar ayakta, düşman gelmesin diye nöbetçiler hepsi. Fakat,
ADNAN OKTAR: Ohooo, bunlardan nöbetçi olursa artık yani.
OKTAR BABUNA: Ayakta sallanıyor.
ADNAN OKTAR: Gidin yatağınıza yatın keratalar, niye orada bekliyorsunuz? Felaket sevimli. Hani dedeler olur ya böyle koltukta uyur kalırlar falan. Hayvancağız kaç saat nöbet bekledi kim bilir?
Başka ne var göstereceğin?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Bu, şimdi tabii uçakları insanların icat ettiği akla gelebilir. Fakat bu milyonlarca yıl önce Allah özel tohumlar var, bakın bu Güney Amerika’daki yağmurlu bölgelerde. Bunların tam dibine düşmemesi gerekiyor. Nitekim öyle güzel yaratılmış ki, o kadar güzel tasarlanmış ki bu tohumlar, tıpkı bir planör gibi özel kanat yerleştirilmiş; bakın şimdi göreceğiz. Fakat o kadar milimetrik ve mükemmel ki çünkü bu kanadın tasarımında en ufak bir değişiklik olsa kesinlikle bu şekilde uçamaz; havada döner, taklalar atar, olduğu yere çakılabilir. Mükemmel bir şekilde uçacak şekilde tasarlanmış, planör şeklinde.
ADNAN OKTAR: Ama hakikaten çok şahane gidiyor, çok dengeli.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Çizime bakın seyircilerimiz, izleyicilerimiz iyi dikkat ederlerse mükemmel şekilde böyle, tam milimetresi milimetresine yani uzunluğu, genişliği, o yaptığı kavisler; çünkü bunlar uçarken hava akımı meydana getiriyorlar. Bu hava akımından istifade edecek şekilde yaratılmış. Nitekim ağaçtan uzak yerlere uçarak etrafa bu şekilde tohumlar ulaşabiliyor. Üzerinde tohum taşıyor.
ADNAN OKTAR: Çocukken biz uçurtma yapardık. Onun bile menzili belliydi yani böyle. Bu daha mükemmel inşaAllah, kıyas olmaz.
OKTAR BABUNA: Çok uzun mesafe uçabiliyorlar böyle. Tabii milyonlarca yıldır bu şekilde uçak çok önceden yaratılmış. Aynı şekilde helikopterin de mesela insanların biliyorsunuz helikopter 20. yüzyılda tasarlandı, insanlar tarafından üretildi. Fakat milyonlarca yıldır, şimdi bakın bunlar da helikopter tohumları. Pervaneleri o kadar güzel tasarlanmış, yaratılmış ki, tasarlanmış Allah affetsin, Allah tarafından yaratılmış. Bakın helikopter gibi uçuyor bu da.
ADNAN OKTAR: Hakikaten helikopter pervanesini çok andırıyor maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet. Bu da uzağa bu şekilde uçarak gidiyor, ağacın tohumları etrafa serpiliyor bu şekilde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sonra da ağaç onlardan ürüyor maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet. Bakın burada iyice detaylı olarak göründü. Ki orada hava akımı hiç yokmuş, o ağacın bulunduğu bölgede. Yani rüzgar olmadan uçuyorlar değişik mesafelere. Bu da aynı şekilde MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Bediüzzaman Ahir Zamanı Anlatıyor” diye bir kitap. Bu ne? Bu da “Hz. İsa ve Hz. Mehdi Gerçeği” Adem Yakup’un değil mi? Bu da güzel. Tasdik-i Gaybi, sayfa 138; “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri Risale-i Nur Küllüyatı’nın yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir, o tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Bak, ta ahir zamanda yani Hicri 1400’den sonra, yani Hicri 1400-1500 arasını söylüyor Said Nursi. Hayatın geniş dairesinde yani dünya çapında, asıl sahipleri Risale-i Nur Küllüyatı’nın asıl sahipleri Mehdi ve talebeleridir diyor. Yani Mehdi ve şakirtleri, talebeleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, “Mehdi benden sonra gelecek” diyor, o daireyi genişletir; mevcut olan daireyi daha geniş hale getirecek diyor. O tohumlar sümbüllenir yani o talebelerin yaptığı çalışmalarla meydana gelen yapı tohum hükmündedir diyor. Sonra genişler, sümbüllenir, açar çiçek gibi. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz. Ben vefat etmiş olacağım o zaman diyor, Mehdi vazifedeyken diyor ama mezarımdan seyredeceğim diyor ve Allah’a şükredeceğim diyor inşaAllah. Mesela yine Tasdik-i Gaybi, sayfa 156’da; “hem bu üç vezaif görevin birden, bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması, birbirini cerh etmemesi, birbirine engel olmaması, zarar vermemesi pek uzak adeta kabil görünmüyor.” Yani Mehdi’nin bu üç vazifesi diyanet, siyaset ve saltanat alemindeki bu üç vazifesi. “Birden, bir şahısta yahut cemaatte” yani kendinde ve yahut cemaatinde veyahut herhangi bir cemaatte, “bu zamanda” Said Nursi kendi zamanını söylüyor yani Hicri 1300’ler, “bu zamanda bulunması ve mükemmel olması, birbirine cerh etmemesi, birbirine engel olmaması, zarar vermemesi pek uzak adeta kabil-i mümkün görünmüyor”. Mehdi diyor benim zamanımda gelmesi mümkün değil diyor ve üç vazifeyi birden yapması mümkün görünmüyor diyor. “Ta ahir zamanda” benden sonra diyor Hicri 1400’de ahir zamanda, “Al-i Beyt-i Nebevi’nin cemaat-i nuraniyesini, Peygamberimizin soyunun nurani cemaatini temsil eden, seyit olan Hz. Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide” yani Mehdi’nin meydana getireceği o cemaatte, “ancak içtima edebilir” bu üç vazife birden ancak toplanabilir diyor. Üçünü birden ancak o yapabilir diyor. Benim zamanımda bu olmaz diyor. Bu anlaşılmaz bir şey değil ama işte Nur talebeleri kardeşlerim içinde de Cübbeli Ahmet aklında insanlar oluyor; onlara da bu konuları çok anlatmak zor oluyor. Defalarca anlattım ama yine de anlamakta zorluk çekiyorlar. Ben de anlatıyorum.
Evet, var mı Oktar başka anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, sizin bu maşaAllah Darwinizm’e karşı çok etkili mücadeleniz bütün yalanları arka arka özür dilemeye başladılar. Ardi diye 94 yılında bulunan bir fosili bakın tam bundan 15 sene sonra insanın atası diye yutturmaya kalktılar. Bu solda bulunan kemik parçaları, leğen kemiği lime limeydi bunun böyle tuz gibiydi. Bunu böyle kendileri hayali bir şekilde bir araya getirip güya ayağa kalkmış gibi böyle bir sahte bir çizim meydana getirdiler. Siz bunun hemen akabinde Hocam.
ADNAN OKTAR: Hayır ayağa kalksa ne olur? Goriller zaten ayakta gidiyor, maymunlar hep ayakta gidiyor. Maymunun ayakta gitmesi normal bir şey, şaşacak ne var bunda?
OKTAR BABUNA: Siz bunun, bu yalanın çıktığı günlerde hemen açıklama yaptınız; bütün dünya medyasına da bu şekilde sitelerinizde ve şeylerinizde bunu bir Bonabo maymununun tıpa tıp aynısı olduğunu söylediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yapısı Bonabo’yla aynı inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bakın Hocam inşaAllah hemen geçtiğimiz günlerde bu ünlü New Scientist dergisinde Amerikan Scientist dergisinde bir yeni makale çıktı. Dünyanın en ünlü paleontologlarından Tim Wyatt diye otorite kabul ettikleri, Amerika’dan Johns Hopkins Üniversitesi’nden biri açıklama yaptı. Şöyle diyor bu Ardi için; “Ardi Pitakus Ramidus’un, Australopitekusların atası olduğu çıkarımını yeterli derecede haklı çıkaracak görünürde hiçbir özellik bulunmamaktadır.” İlk günler hepsi alkışlıyorlardı bunu insanın atası diye. Sizin açıklamanızın hemen akabinde özür dilediler Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet ben Oktar’ı o Arapların kanalı Al Jazeera‘ye çıkarttım; adamları bir çizdi Oktar o gün, ondan sonra hepsi süt liman oldular, konu bitti bütün dünya çapında, değil mi, konu kapandı.
OKTAR BABUNA: Aynı şekilde biri daha var, William Jungers diye. O da Anatomik Bölümler Şefi, Amerika’daki Stony Brook Üniversitesinden. Bakın diyor ki; “bu kişilerin Ardi hakkında söyledikleri şeylerin bazılarının yalnızca etki uyandırmak için olabileceğini düşünüyorum.” Bunların hepsi Darwinist, eskiden bunları 50-60 yıl yutturuyorlardı, böyle müzelere koyuyorlardı fakat Hocamızın etkili mücadelesi, günler içerisinde özür dilemeye başladılar. Büyük bir sessizlik başladı. Yeni iddialar artık böyle yeni kayıp halka bulundu haberlerinin ardı arkası kesildi inşaAllah. Hatta en son Richard Dawkins; “evet tesadüf değildir, bir akıl vardır, o da uzaylılar” diye açıklama yaptı. En son geldikleri nokta da bu şekilde.
ADNAN OKTAR: İşte Cübbeli tarzı Hocaları aramalarının sebebi, bu tarz konulara onlar hiç girmiyor. Ve dolayısıyla onlar dünyada etkenliklerini bütün gücüyle sürdürebiliyorlar. Çünkü Darwinist-materyalist sistem, Birinci Dünya Harbinin ve İkinci Dünya Harbinin çıkışına sebep oldu. Osmanlı’nın yıkılmasına sebep oldu, komünizmin, faşizmin, emperyalizmin, vahşi kapitalizmin doğmasına sebep oldu. Fakat böyle gariban görünümlü Hocaların hiçbir etkisi de olmadığı için, yani böyle bir vuruş güçleri olmadığı için ki zaten görüyorsunuz durumunu; dolayısıyla böyle tipleri destekliyorlar. Yani böyle Darwinizm’i yıkan, komünizmi yıkan, faşizmi yıkan kişilere karşı da bunları da kullanmak istiyorlar. Onlar da zaten dünden gönüllü oluyorlar ama buna rağmen Allah’ın izniyle biz göğsümüzü gere gere, başarılı bir şekilde hepsini ilmen çökertiyoruz. Habertürk’ün bu tip insanları desteklemesinin kökeninde de bu var. Çünkü adam karışmıyor; Darwinizm’e karışmıyor, komünizme karışmıyor, faşizme karışmıyor; çünkü kültürü yetersiz, bilgisi yetersiz, yani yetersiz derken yok yani Darwinizm’i anlatacak bir felsefi bilgiye hiç sahip değil. Yani ne biyolojiden anlar, ne antropolojiden anlar, ne jeoloji hakkında bir bilgisi var, ne paleontoloji hakkında bilgisi var. Boş yani çok az bilgisi var, yani dini konularda biraz, Kuran hakkında bilgisi var, hadis bilgisi kendi kafasına göre çocuk gibi değiştiriyor. Yani artık acınacak durumlara geliyor, yani belli ki biz ona bakıp aslından göreceğiz. Ne gerek orada yalan söylüyorsun, ne gerek örtmeye kalkıyorsun? Yani hadi üç-beş kişiyi kandırdın diyelim, yüzlerce- binlerce insanı nasıl kandıracaksın, olacak iş mi bu? Dolayısıyla onun yaptığı hataları sürekli uyaracağız, anlatacağız. Ama tabii bunu daha düzgün bir hale getirmek lazım, sistemli hale getirmek lazım, konuşmalarını da izleyip orada yaptığı hataları anlatmak gerekiyor. Ama tabii bizim gene ona Müslüman olarak şefkat duyuyoruz. Yani benim hiçbir zaman, her ne yaparsa yapsın, bir öfkem, kinim, nefretim olmaz. Yani benim hakkı savunmanın dışında bir tavrım da olmaz. Fakat hem kendine hem etrafına zarar verdiği için uyarmak durumunda kalıyorum. Çünkü çok değerli insanlar, tertemiz insanlar niçin yanlış yönlendirilsinler? Niçin manen zarar görecekleri bir ortama girsinler? Onun için biz mümin olarak görevimizi yapmakla mükellefiz tabii.
Ne var Oktar başka anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Sevimli hayvanlar var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Göreyim bakayım. Ne şeker adam bu, şu patilere bak sen patilere, bunu kucağa alıp gezdirmek lazım böyle. O dili ben kırt diye ısırırım o dili ben. Allah’ın Rahman Rahim isminin tecellisi bak hepsinde müthiş şefkati tahrik edecek özellikler var dikkat edersen. Şunun şekerliğine, şunun efendiliğine bak sen rengarenk. Hay maşaAllah maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Tavus kuşunu düşünmek beni teorimden soğuttu” diyordu Darwin.
ADNAN OKTAR: Darwin, evet. Buna Darwin açıklık getiremiyor. Yani hiçbir konuya açıklık getiremiyor, buna da açıklık getiremiyor. “Teorimden soğudum” diyor. Bu niye bu kadar süslü olsun diyor, niye bu kadar simetrik, düzgün olsun gibi düşüncesi var. Ah severim ben onun o koca gözlerini onun. Saçlara bak sen şunun, maşaAllah. Boyanmış gibi, acayip güzel. Ne anlatıyor acaba o küçücük canıyla? Cik cik cik. Hoppala, istirahata geçmiş ama sırtüstü, keyfi tam yerinde, maşaAllah. Şimdi insan şunu ne yapar şimdi bir eline geçse bu? Tam böyle burnu ısırmalık. Mazlumluğuna bak şunun, şekerliğine şunun. Yani insan bunları severken ne yapacağını şaşırıyor, yani bir de çok narinler de, insan mecbur oluyor böyle yavaş sevmeye. İnsan o zaman da rahatlamıyor. Pozlara bak sen şunun. Ekip, öğlen gezisine çıkmışlar herhalde. Gagalar da plastikten yapılmış gibi, patiler, gagalar. Hayret bu kadar tatlı olmaları, maşaAllah. Yeni çıkmış herhalde yumurtadan, kabuğuna bakıyor. Bunlar da aşırı derecede tatlı oluyorlar, Allah’ın hikmeti. Çok masum ve tertemizler. Biz evde oturuyorduk bir misafirle, bir sincap geldi; evin su oluğu var, su oluğunun üzerine oturmuş, böyle akıllı akıllı etrafa bakınıyor. Arkadaş acayip şaşırdı, “aa” dedi, “sincap” dedi böyle. Geçen sene mi, evet geçen seneydi, böyle bir deli sincap dadanmıştı, adam acayip samimi, evin içine giriyor, evden çıkarttık yine oralarda geziniyor. Benim yatağıma doğru geliyormuş, zor durdurdular yani meraklı böyle. Sünerek oradan bakıyormuş öyle. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir kuş girmişti, sizin giren bir kuş vardı siz konuşurken.
ADNAN OKTAR: Ona ben hayret ettim, hakikaten Allah’ın hikmeti. Kıştı, her yer kapalı, yani hava sızmayacak şekilde kapalı. Zaten ev yani, nereden girebilir ki? İçeri bir kuş girdi, bütün pencereleri kontrol ettik, yani gireceği hiçbir yer yok, yani mümkün değil. Yani evde acaba göz görmedik gizli bir açıklık falan, her yeri kontrol ettik, yok. Uçtu falan, tavana çıktı hayvan, tavan kısmına, orada bu sefer yok oldu. Ya dedik, ölür mölür bir şey olur hayvana, acaba bir şey mi oldu dedik. Tavanı boydan boya kontrol ettik oluğu, zaten saklanacağı gizleneceği öyle hiçbir yer yok, dümdüz oluk. Yani tavan, üst oluk kısmı. Oraya da baktık. Oluk derken, şöyle bir çıkıntı var, o kadar, yani göremediğimiz yerde. Yok oldu hayvan. Yani çok acayip bir şey, yani nereden girdiği de belli değil, nereden çıktığı da belli değil. Mesela bu çok çok şaşırtıcı. Hayret verici bir şey.
O kuş olayı da evin camına kuş çarpmıştı, iki üç kere. Ben dedim herhalde içeri girmek istiyor dedim. Ama normalde bize kuş çarptığında ölüyor. Geniş, yüksek cam var. Hızla gelip çarptığında ölüyorlar. Bu iki kere çarptı. Ben üçüncü kere çarpmasın diye kapıyı açtırttım. İçeriye girdi, böyle tin tin tin tin hoplayarak geldi, gel gel gel gel dedim böyle içeri geldi geldi geldi, tam sırtıma doğru geldi. Tepemin üzerine çıktı ama hiç fark edilmiyor. Saçımın üzerine geldi oturdu buraya. Acayip şeker bir şey, duruyor öyle kafamda. Sonra gene “hadi sen çık dışarıya” falan dedim. Geri geri geri gitmeye başladı. Orada ekmek vermek istediler, ben dedim yemez o dedim, ekmek için gelmemiştir o dedim. Hakikaten yemedi ekmeği. Sonra poposuna şöyle hafif hafif vura vura zorla uçurtturdum, gitmiyordu. Ama ev de kalabalıktı, en az 10 kişi vardı. “Cennette de böyle olacak inşaAllah” dedim. Cik dedi böyle bir kere öttü. “Elhamdülillah” dedim, böyle Allah’a hamdettim. O zaman da bir kere daha cik diye öttü. Ya hayvanın bir kere, iki kere cama çarpması çok acaip, fakat yabani hayvan yani, inanılır gibi değil, içeriye girdi, normalde ki bazen kuş giriyor hayvan deli gibi oradan oraya, oradan oraya kaçıyor, yani çok vahşi hareketler yapıyor. Öyle bir şey olmadı, hayvan geldi geldi geldi, kalabalık ev; o kadar insanın arasından, şöyle L şeklinde sedir vardı. Atlaya atlaya geldi geldi geldi, tam kafamın üzerine geldi. Yani sanki böyle ağaç yaprağı konmuş gibi, o kadar hafif. Hiç hissedilecek gibi değil, çok şeker bir şeydi böyle süslü. Sonra kapıya kadar çıkarttım, poposuna şöyle vurdum, çünkü gitmiyor. Öyle gönderdim, maşaAllah. O mesela benim çok şaşırdığım olaylardan bir tanesi.
Evet, iki dakikamız kalmış.
SUNUCU: Hocam, yarınki programı; Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV’den “Adnan Oktar ile Başbaşa” programını 22:00 ve 24:00 saatleri arasında izleyebilirsiniz. Dinleyebileceğiniz radyo istasyonları; Mavi Karadeniz 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç FM 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR FM 96.0 Adıyaman. Hocam çok teşekkür ederim, vermiş olduğunuz bilgiler için, Sayın Oktar Babuna size de.
ADNAN OKTAR: Ben de size teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: Allah milletimize hepsine hidayet versin, mutluluk, sevinç versin. İnşaAllah Türk-İslam Birliği’ni görmekle Allah bizi şereflendirsin. Bu yüzyıl İslam’ın yüzyılı. Bediüzzaman da bunu söylüyor, Nimetullah Hoca da söylüyor, bütün ulema bunu söylüyor. Hadis-i şerifler de bunu söylüyor. İnşaAllah gerçekleşecek, hep birlikte göreceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: EvvelAllah, inşaAllah.