SUNUCU: Dem Özel programından iyi akşamlar sayın seyirciler bu haftaki konuklarım yine Sayın Adnan Oktar ve Oktar Babuna, sorularınız varsa eğer Dem yazıp boşluk bırakıp mesajınızı yazarak 3929’a yollayabilirsiniz. Canlı yayında cevaplayalım. Efendim hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederim, öncelikle sizin için hafta içi sizinle ilgili yazılan bir haberle başlamak istiyorum ben, buna rast geldim cevap vermek istersiniz diye düşündüm. “Harun Yahya hedef küçülttü” başlığı ile verilmiş haber, Kadıköy’de bir ilköğretim okulunda görev yapan bir öğretmenin evrim karşıtı bir öğrencilere belgesel izlettirdiği anlaşılmış, bunu sizin aracılığınız ile yaptığı söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Bu suçu nasıl işlemiş bu öğretmen, derhal açığa aldırmak lazım ve tazminat davası açıp sürüm sürüm süründürmek lazım hatta bence sürgün yapmak lazım(!)
SUNUCU: Şimdi ilköğretimde din dersinde izlettiriliyor bu ve sonuçta böyle bir prosedür yok yani, evrim karşıtı veya evrim yanlısı bir ders anlatma gibi bir lüksü olmayan bir öğretmen, böyle bir belgesel izletiyor ve bu da haber yapılmış bununla ilgili neler söylemek istersiniz.
ADNAN OKTAR: Ama dini anlatıyorsa zaten yaratılışı anlatmış olmuyor mu? Din eşittir yaratılış zaten evrim teorisine karşı bir derstir, din dersi. Evrim teorisini yerle bir eden bir derstir. Allah yarattı diyorsa bir şeyi değil mi? İnsanları Allah yarattı diyorsa zaten evrim teorisini kaldırmış oluyorsun dolayısıyla sadece dini kaynaklardan değil, bilimsel kaynaklardan da yaratılışı bir öğretmenin ispat etmesi onun bilimselliğinin akılcılığının, makul bilim seviyesinin bir gereğidir. Kaynak olarak da, illa Marx’ı yahut Darwin’i kullanamayacağına göre, Adnan Oktar’ı da bilimsel bir kaynak olarak değerlendirecektir. Gayet normal, veyahut bu konuda bilimsel açıklama yapan başka biri varsa onu da değerlendirecektir. Fakat başka açıklama yapan olmadığına göre tek kaynaksa tek kaynağı değerlendirir bu da ehemmiyetli bir konu yani neden sadece sırf Kuran’la anlatmak mecburiyetinde olsun. Kuran zaten bilimi teşvik ediyor, bilimi emrediyor. Yaratılışı Kuran bize anlatıyor ama araştırın ve öğrenin diyor, ilk yaratılışı, değil mi kaya tabakalarından bilimsel araştırmaların verdiği delillerden eğer tespit ediyorsak, ki etmişiz. Biz bunu gençliğe tabii ki sunacağız. Dolayısıyla öğretmenin yaptığı çok doğru ve yerinde bir hareket, ama darwinist dünya diktatörlüğü bu tip olaylarda müthiş şamata meydana getirir, kazan kaldırılır, nasıl anlatıyorsun der ama Darwin’in kitaplarını dağıtsa modern din adamı çok azim insan diye takdir görür, bir kere hiçbir yasaklama olmaması lazım din derslerinde. Din de ayrıca felsefe ile de anlatılır, bütün dinler anlatılır. Marksizm anlatsın, faşizm anlatsın, Museviliği anlatsın, hıristiyanlığı anlatsın, İslamiyeti anlatsın, darwinizmi anlatsın ve onun zıddını anlatsın. Genel kültür denen olay budur. Tek yanlı eğitim komünist ülkelerde olur yahut faşist yönetimlerde olur, faşist düşünce sadece kendi görüşünü dikte ettirir başka görüşleri kabul etmez. Hitler biliyorsunuz bütün kitapları yaktırıyordu, başka kitap kabul etmiyordu kendi kafası vardı. Şimdi aynı kafadan kurtulamayan insanlar işte kitapların okullara girmesi yasaklansın, kitaplar yakılsın, parçalansın, işte öğütme fabrikalarında atılsın öğütülsünler mantığı ile yaklaşıyorlar. Kitaptan, bilgiden, bilimden gerçeklerden korkma devirleri artık kapanmıştır neden çünkü artık internet devrindeyiz. İlkokul çocukları mükemmel interneti kullanıyorlar, öğretmeni anlatmasa o çocuk sanki Harun Yahya sitelerine girmeyecek mi? O kitapları okumayacak mı? Zaten alasını okuyor ve çok kapsamlı öğreniyor, okulundan bilgi alıyorsa evinde de internetten bilgi alıyor. İnternetten aldığı bilgi okuldan aldığı bilgiden kat kat fazla oluyor. Dolayısıyla orada öğretmeni mağdur etmeye yönelik basının yaptığı atak çok boştur ve samimiyetsizdir. Yakışık alan bir tavır değil.
SUNUCU: Peki bunun yanı sıra darwinizmin de öğretilmesini onaylıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Demin ne dedim? Darwinizm öğretilsin dedim.
SUNUCU: Yani ilköğretimde.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Yani ilkokul çocukları cin gibi, yani 20 yaşındaki adamın aklı var çocuklarda. Bayağı zekiler, çocuktur bir şey bilmez diye bir şey yok ve çocuğa eğer dini öğretmezsen çocuğun ruhu boşlukta kalır, dünyayı kabus gibi görür, babasının annesinin bir gün öleceğini ve yok olacağını düşünen bir çocuk ruh hastası olur. Kendisinin bir gün öleceğini düşünen çocuk ruh hastası olur, yok olacağını düşünen bir çocuk, ama annesiyle babasıyla cennette kavuşacağını ve onunla olacağını bilen bir çocuk, ruhen ve bedenen çok sağlıklı ve zinde olur. Öbür türlü yıkım meydana getirir, bazen annesini kaybeden çocuklar oluyor, babasını kaybeden çocuklar oluyor, dehşet verici bir sonuçtur onun için, bir daha babam asla gelmeyecek, yokluk oldu, boşluk oldu dersen bu çocuk için yıkımdır. Kendisinin de bir gün öyle olacağını düşünürse bu da onun için dehşet vericidir. Dolayısıyla bizleri Allah yaratmıştır, ahirette birlikte olacağız, cennette birlikte olacağız dendiğinde, babana en kısa zamanda sen de kavuşacaksın dendiğinde o çocuğun ruhu rahatlık içinde olur, sevgisi devam eder ve içinde bir yıkım meydana gelmez. Dolayısıyla din ruhun gıdasıdır, insanların zinde, neşeli, sıhhatli olmasını sağlayan ruhi bir ilaçtır aynı zamanda, Allah bizi dinle sağlıklı olacak şekilde yaratmıştır. Din gittiğinde insanların sağlığı bozuluyor, toplumların sağlığı bozulur, bakın dışarıya, insanların ne kadar mutsuz olduğunu göreceksiniz, bu din eğitiminin yeterli yapılmamasından kaynaklanıyor. Din insana neşe verir, sevinç verir. Yaşama hırsı, yaşama heyecanı verir. Öbür türlü insanlarda ümitsizlik, yes, korku ve tevekkülsüzlük gelişir. Bunun sonucunda da ruhen ve bedenen çökme olur hatta sosyal çökme de olur. Mesela ekonomik krizin kökeninde de yine ateist düşüncenin galip atakları vardır. Darwinist düşüncenin atakları vardır. Bunu bilim adamları söylüyor, ekonomik krizin kökeni budur diye. Darwinizmden kaynaklıyor şeklinde açıklamaları var.
SUNUCU: Nasıl bir etkisi oluyor sizce ?
ADNAN OKTAR: İnsanları boş vermişliğe itiyor yani televole kültürüne itiyor. Herkes kendini kurtarmanın peşinde oluyor. Yani vatan, millet, din, iman gibi böyle yüksek düşünceler insanlar için daha unutulması gereken olaylar olarak kalıyor. Yardımseverlik, fedakarlık, vatana, millete faydalı olma düşüncesi ortadan kalkıyor. Daha egoist ve bencil kendini düşünen bir düşünce meydana geliyor, yapı meydana geliyor. Bunun sonucunda da ekonomide de gelişme olmuyor, tarımda da gelişme olmuyor herkes kendini kurtarmanın peşinde oluyor. Dolayısıyla insanlar paralarını çekiyorlar, kendi içine kapanıyorlar, kimseye güvenemedikleri için para bloke oluyor, sadece kendini canlı tutma, ailesini canlı tutma düşüncesi oluyor. O zaman da toplum gittikçe ekonomik yönden çöküşe doğru gidiyor.
SUNUCU: Ekonomi üzerindeki etkisi sadece boş vermişlik mi oluyor?
ADNAN OKTAR: Çok fazla, yani bir kere rekabet hırsını meydana getiriyor. Gelecek düşüncesi insanlarda yok oluyor çünkü ölüp gideceğim nasıl olsa diyor. Boşluk olacağım ben. Hiçbir anlamı yok benim için hayatın diyor. Ben sadece günümü gün edeyim düşüncesinde oluyor. Dolayısıyla rakiplerini ezme kafasında oluyor. Halbuki rakiplerinin ezmesi ile değil rakiplerinin de güçlenmesi ile ekonomi güçlenir. Yani ezen ezene olan bir sistemde o onu eziyor o onu eziyor sonunda ikisi de sıfıra gidiyorlar. Yani değil mi, iki artı birbirine vurdu mu ikisi de eksiye dönüşüyor bu sefer. Darwinizmin düşüncesi de budur zaten. Çatışmayı tavsiye eder, çatışmayı teşvik eder ve çatışmayı bilimsel bir gerçek olarak göstertir. Bunun sonucunda da toplumda dejenerasyon ve bozulma meydana geliyor. Birinci dünya harbi, ikinci dünya harbinin kökeninde de bu vardı. Çatışma mantığı vardır. Darwinizmin dünyadaki etkisi sırf faşizm ile kendini göstermedi, komünizm ile de gösterdi, vahşi kapitalizmde de gösterdi. Her yerde gösterdi ve dünyayı mutsuzluğa, neşesizliğe ve ümitsizliğe sürüklediler. Şu an toplumda kimsenin kimseye güveni yok dünyada. Herkes birbirinden korkuyor, herkes birbirinden çekiniyor. Suni olarak neşelenmeye çalışıyorlar. İntiharlar arttı. Uyuşturucu çok şiddetli gelişti. Liselere kadar uyuşturucu geldi ve bunu durduramıyorlar da. Amerika’da Avrupa’da her yerde böyle. Daha 14 yaşında 15 yaşında çocuklar uyuşturucu müptelası. Dolayısıyla darwinizm dünyada müthiş bir tahribat meydana getirdi. Bunu din dersleri ile de olur. Felsefe dersleri ile de olur, tamir etmenin yolu gençlere bilimin gerçeklerini göstermektir. Yani sahte bilimin yalanların yerini bilim ile bilimin gerçekten gösterttiği net deliller ile hakikati ortaya koymakla olur.
SUNUCU: Siz böyle bir talimat veriyor musunuz. İlkokullarda öğretilsin böyle bir öneriniz oluyor mu ya da?
ADNAN OKTAR: İlkokul değil daha 7 yaşında bile öğretilmesi lazım tabii ki, ama ilkokul öğretmenleri gitsin kitaplarımı okullarda dağıtsın demiyorum. İlkokul çocukları, ortaokul ve lise gençleri internete girsinler Harun Yahya sitelerine baksınlar. Bilgi alsınlar. Düşüncelerini geliştirsinler. Ben bunu tavsiye ediyorum.
SUNUCU: Az önce dediniz ki ekonomik sistemin nedeni Darwinizm dediniz.
ADNAN OKTAR: Çöküşünün.
SUNUCU: Çöküşünün nedeni ve 1. Dünya Savaşında da 2. Dünya Savaşında da bu oldu dediniz. Bugün gazetelerde bir haber vardı. İran askerlerinin Irak topraklarına girdiği ve bunun nedeninin petrol olduğu. Burada peki sizce bir savaş söz konusu olabilir. Bunun nedeni Darwinizm mi, İran’ın böyle bir durumu var mı sizce, yani her şeyi darwinizme bağlayabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: İran Irak ile dosttur. Daha önce Saddam psikopattı. Darwinist, komünist ve stalinistti. Stalinizmin etkisi ile azgın bir saldırganlık içindeydi. Darwinistti ve gözü dönmüş bir katildi. Bütün Müslüman ülkelere saldırgan bir politika izliyordu. İran’a da saldırmıştı biliyorsunuz. Kuveyt’e de saldırmıştı. Fakat onun vefatından sonra şu an ortalık süt liman. Öyle bir şey yok. İran’ın da Irak’a saldırması olayı tamamen bir provakasyon oyundur. Aslı astarı yok. İran son derece aklı başında insanlardan oluşur. Yönetimi de çok makul insanlardır. Savaşa da şiddetle karşıdırlar. Savunmaya hazırlanan insanlardır. Savaşı hiçbir zaman için onlar kabul etmezler.
SUNUCU: Yani bir petrol arayışı var ve petrolden dolayı çoğu yerde Amerika’nın Irak’a girmesinin sebebi , en büyük sebeplerinden biri de yani bu petrol arayışı, pazar arayışı. Savaşların nedeninin genelde bunlardan çıktığını biliyoruz.
ADNAN OKTAR: Amerika değil. Amerika darwinist felsefe üzerine kuruludur devlet. Amerikan devletinin resmi ideolojisi darwinizm üzerine kuruludur.
SUNUCU: Yani bir pazar arayışı yoktu diyorsunuz. Bir petrol için girmedi. Ekonomik sistem için girmedi. Darwinizm için girdi.
ADNAN OKTAR: Darwinizm zaten saydıklarınızı teşvik eder. Darwinizm’de ezen ezene kafası vardır. Git der sen güçlüsün pençele, onları darmadağın et, öldür ve elindeki petrolü al der, darwinizm, ve sen bu şekilde yaşamını devam ettir der. Darwinizmin dediği budur. Söke söke alacaksın der. Git, parçala, öldür yok et, bombala, sen güçlüsün güçlü zayıfı yok et der. Onlar zayıf sen güçlüsün. Onlar doğal seleksiyona uğrayacaklar. Sen de daha gelişip semireceksin der. Dolayısı ile Darwinizmin uygulamasını yapıyor Amerika orada.
SUNUCU: Yani, peki o zaman. Peki o zaman. Peki başka bir konuya geçecek olursak bugün biliyorsunuz DTP nin kapatılmasının ardından sine-i Millet kararı alan DTP milletvekilleri istifalarından vazgeçtiler. Siz bu kararı nasıl yorumluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Güzel demokrasilerde çare tükenmez. Süleyman Demirel’in bir sözü vardır. Değil mi meşru zeminde çare tükenmez. Hükümetler gelir hükümetler gider ama demokrasi devam eder diyor Demirel, değil mi.
SUNUCU: Mecliste olmalılar diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Olsunlar tabii ben demokrasiyi savunan, demokratik mücadele veren her insana karşı saygılıyım. Yani şiddeti esas almayan, şiddeti bir politika olarak kullanmayan herkese saygılıyımdır ben. Komünist, mason, stalinist fark etmez. Onların hepsi benim vatandaşımdır. Ben onlara karşı içimde kin, öfke duymam. Yani çünkü fikir ile karşına çıkıyor. Dürüstçe söylüyor. Benim fikrim budur, düşüncem budur diyor. Anlatır. Vatandaş istediği gibi anlatır ama karşı tarafın da anlatma özgürlüğü olması lazım. Eğer bu yoksa o zaman olmaz. O zaman ona demokrasi denmez. O başka bir şey olur o zaman. Karşılıklı, insancıl, medeni ortamda, demokratik usullerde, her türlü fikir ve düşünce karşılıklı olarak birbirine aktarılabilir.
SUNUCU: DTP nin kapatılması yanlıştı diyor musunuz peki ?
ADNAN OKTAR: Şimdi kanunlarımız böyle olduğuna göre, kimse çıkıp da bu Türkiye’de ki kanunlara aykırıdır demedi. DTPliler de buna dahil benim bildiğim. Çünkü anayasaya….
SUNUCU: Kanunlara aykırı mıdır diye sormuyorum, hani sizin düşünceniz, kapatılmalı mı, kapatılmamalı mı?
ADNAN OKTAR: Ben özgürlükçüyüm yani bana kalırsa yani, ben yasaklamacı değilim. Hiçbir konuda, hiçbir düşünce için yasaklamayı ben kabul etmem. Yasaklama fikirlerin gelişmesini, düşüncenin gelişmesini engeller. Özgür ortamda, samimi ortamda gerçeklerin anlatılması gerekir. Ki mesela Kuran’a baktığımızda müşriklerden bahseder, putperestlerden bahseder, musevilerden, hıristiyanlardan bahseder, sabilerden bahseder, değil mi kalbinde şüphe olanlardan bahseder, değil mi? Her türlü insan olacaktır, bu ortamda fikir anlatılır. Yani hizaya getirilmiş toplumda zaten fikir olmaz.
SUNUCU: Bir izleyicimizin sorusu var, ona bakıyorum da deminden beri, az önce konuştuğumuz konuyla ilgili, “Irak’ta Saddam mı olmasını istersiniz yoksa Amerika Birleşik Devletleri mi? Böyle bir tercihiniz olsa hangisini tercih ederdiniz?”
ADNAN OKTAR: Irak’ta ben Mehdi’nin olmasını tercih ederim. Ne Saddam ne Amerika.
SUNUCU: Mehdi’nin nasıl bir yol izleyeceğini düşünüyorsunuz, daha farklı?
ADNAN OKTAR: Mehdi oraları cennete çevirecek, tam anlamıyla dünya cenneti olacak adeta. Bolluk, bereket, güzellik, sevgi, huzur damla kan akmayacak, uyuyan kişiyi uyandırılmayacak, havadaki kuşlar, denizdeki balıklar bile memnun olacak diyor Peygamber Efendimiz (sav). Tam bir sevinç ve kardeşlik ortamı olacak. Iraklılar bizim canımız, ciğerimiz, kardeşlerimiz. Tertemiz insanlar ve çile ehli. Yani bir beladan diğer belaya hangi şey, yani kırk katır mı kırk satır mı der gibi bir şey bu yani, hangi belayı istersin? Olur mu öyle şey? Yani her ikisi de olmaz. Sevginin, aşkın, muhabbetin kaynağı olan, yansıtıcısı olan Hz. İmam Mehdi’dir, oranın, oraların, her yerin manevi sahibi inşaAllah.
SUNUCU: Burada aslında sorulmak istenen herhalde hangisini daha ılımlı görüyorsunuz diye, Amerika Birleşik Devletleri mi, Saddam mı?
ADNAN OKTAR: Şer, ehven-i şer gibisinden. Yani iki katilden hangisini seçersin? Benim böyle bir seçimim olamaz.
SUNUCU: Yani şu an Mehdi yok yani.
ADNAN OKTAR: Hayır ikisi de yanlış yolda, Amerika çok büyük hata yapmıştır Mehdi oradan çıkacak diye, orada sel gibi kan akıtmıştır. Cahil Protestanların, bir kısım cahil Protestanların, mason olan Protestanların oyununa gelmiştir Bush ve onu yönlendirmişlerdir, Mehdi buradan çıkacak, engel ol. Mehdi kan akıtacak demişler buna. O da orada sel gibi kan akıttı ve bunu durdurmaya çalıştı kendince, halbuki Mehdi oradan çıkmayacak. Mehdi’nin çıkış yeri orası değil. Mehdi İstanbul’dan çıkacak, İstanbul’a da hiçbir şey yapamazlar. Yani bütün dünya bir araya gelse hiçbir şey yapamazlar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Söylediğinizin aynısını Ahmedinejad da söylemişti zaten, bu da haber oldu hatta.
ADNAN OKTAR: “Mehdi gelecek, ABD bırakmıyor.” Öyle bir şey olmaz, onu da yanlış söylemiş. Mehdi ABD’yi, Rusya’yı, Çin’i, hiç kimseyi kaba tabirle takmaz yani. Öyle bir konu olmaz, ezer geçer. Yani tank gibi ezer, geçer. Öyle bir şey yoktur. Allah’ın desteğinde, Allah’ın yardımını almış bir insandır Mehdi. Mehdi’yi hiç kimse durduramaz. Amerika Allah’ın gücüyle ayakta duruyor, Amerika kim ki yani. Amerika’yı Allah bizim zihinlerimizde Allah yaratıyor. İstese Amerika’yı bütün insanlara unutturur, o kıtayı da yok eder, hafızamızdan kaybolur. Yani Amerika diye bir kıtayı hatırlayamazsın istese. Yani bir anda bütün dünyaya unutturur yok olur Amerika bir anda. Amerika’ya bütün gücü veren Allah’tır.
SUNUCU: Peki deminki konuya dönecek olursak, siz DTP’lilerin mecliste olması gerektiğini söylemiştiniz. Biliyorsunuz bir demokratik açılım süreci var. DTP varken demokratik açılım sürecinde yol alınamadığından bahsedildi. Bu tartışmalar oldu, şimdi DTP kapatıldı. Bundan sonraki süreçte sizce neler olur?
ADNAN OKTAR: Eğer benim Güneydoğu’daki vatandaşlarıma özgürlükten bahsediyorlarsa yani bu bir lütuf değildir zaten bütün milletimin hakkıdır. Yani bu tartışmaya açılacak, acabası olacak bir konu değildir ki yani. Özgürlüğü kasdediliyorsa zaten özgür olmaları gerekir. Ama bunun dışında bir şeyin kastedildiğini de düşünemiyorum. AKP hükümetinin de, Ak Parti hükümetinin de ben bu konuda samimi olduğunu düşünüyorum yani böyle bir niçin oyuna gelmek istesin yani niçin Türkiye’yi bölmek istesin, ne çıkarı olur böyle bir şeyden? Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi Anadolu delikanlısıdır yani mazlum bir insan. Bundan ne çıkarı olacak yani yaşı başı da ilerlemiş. Yani bu ne maddi, ne manevi zevk alacağı bir konu değil ki, niçin vatanın parçalanmasını istesin, bölünmesini istesin? Değil mi insan bir düşünür yani bunda ne çıkarı olabilir? Hiçbir çıkarı yok, dolayısıyla bu tip suçlamalar bence doğru değil. Ama Güneydoğu’daki politika da tabii yanlış. Ben hükümetin bu yöndeki politikasını da eleştiriyorum. Çünkü Güneydoğu’da komünist ayaklanma var, stalinist ayaklanma var. Buna karşı fikri mücadele yapılması gerekiyor. Askeri çözüm hiçbir şekilde çözüm değildir. Yani mesela Vietnam’da da bu aynı şekilde oldu. Amerika ha bire bombaladı havadan, hiçbir şekilde de netice alamadı. Bombalamayla, tankla, topla olmaz. Fikir bombardımanı gerekiyor. Havadan kitap yağdıracaksın, belge yağdıracaksın, bilgi yağdırılacak. Televizyonlar, radyolar bunu anlatacak. Bu PKK’yı felç eder yani konuyu bitirir. Ama bu konuda tabii çok dirayetli ve kararlı bir politika izlenmesi gerekiyor. Bir de Güneydoğu’daki insanlarımızın sevgiye, saygıya ve şefkate ihtiyacı var. Geliyorlar burada mesela iş yerine girmek istiyor, Mardin doğumlu, yok, iş yok diyor. Mesela bu çok büyük ahlaksızlıktır. Yani çok çok büyük bir ahlaksızlıktır, müthiş bir zulümdür. O benim kardeşim değil mi? Adem ile Havva’dan gelmedik mi biz? Ne suçu var, tertemiz benim vatandaşımın? Ben şimdi Mardin doğumlu olsaydım, ben bir işe giremeyecek miyim yani, ne demek bu? Böyle oyunlara karşı çok güçlü tedbir alınması lazım. Mesela bunun suç olması gerekir, bu tip bir hareketin ve böyle insanların deşifre edilmesi lazım. Çok ayıptır ve vicdansızlıktır. İddia edilen Ergenekon örgütü Güneydoğu’da muazzam zulüm yaptı.Bizim vatandaşlarımıza akıl almaz işkenceler yaptı ve bunu da sanki Türk ordusu, Türk polisi yapıyormuş izlenimi verdirdiler onlara. Ve böylece devlete karşı onları soğutturdular, epey bir bölümünü. Ve onları PKK’dan başka kurtuluş yok mantığına sürüklediler. Bu da iddia edilen Ergenekon örgütünün bir oyunuydu. Çünkü iddia edilen Ergenekon örgütü kurdu PKK’yı. Ve daha hala vatana sadık olmaları da iddia edilen Ergenekon örgütünü kudurtuyor adeta, kızdırıyor. Daha beter zulüm yapmaya başlıyorlar. Yani, bir an önce gidin ayrılın yoksa canınızı yakacağız mantığı veriyolar. Bu oyuna karşı çok dikkatli olunması lazım. İddia edilen Ergenekon örgütünün üstüne milletçe çok şiddetli, hızlı gitmemiz gerekiyor. Özellikle yargıda çok güçlü bir yapılanmaları var. Yani orada bir sessizlik sürüyor hala. Yani orada bir tıkanma görülüyor. Mesela telefon dinlenmelerine karşı bir şamata yapıldı. Sanki geri adım atılmış gibi bir üslup var. Telefon dinlemeler daha kapsamlı hale getirilmesi lazım. Benim telefonlerım dinleniyor ve dinlensin. Ne korkuyor yani insanlar niçin korkuyor? Suç işleyen korksun. Değil mi? Ben telefonumu vereyim, numarasını da vereyim, dinlesinler. Ben çekinmiyorum. Telefon dinleme olmadan devlet nasıl tespit yapsın?Yani bir hakim mesela rüşvet aldıysa, Ergenekon örgütüyle bağlantıdaysa ve faaliyet yapıyorsa, telefonunu dinleyemiyorsun, teknik takip de yasak. Peki, nasıl tespit edeceksin bunu? Evinde arama da yapamıyorsun. O zaman elini kolunu sallayarak istediği gibi çalışmayı yapabilir. Yargı, devletin en hayati noktasıdır. Yargının düzenlenmesi bir numaralı konudur. Yargı polisin kontrolüne kapalıysa, yargının kontrolüne kapalıysa çok çok vahim olur bu. O zaman hakimler devleti meydana gelir. Çok tehlikeli gelişmeler olur o zaman. Yargı en şeffaf olması gereken kurumdur. En şeffaf olması gereken kurumdur. Rahatça dava açılabilmeli, rahatça polis arama yapabilmeli, telefonları rahatça dinleyebilmeli, teknik takip yapabilmeli. Hakim diyecek, gelin, arayın üstümü, bakın istediğiniz gibi diyecek. Olur mu öyle şey? Arama yapamıyorsun, üst araması yapılamıyor, ev araması yapılamıyor, telefon takibi yok, dava açılamıyor. Bu, nedir bu? Ve en güçlü yapılanma da yargı içerisinde şu an iddia edilen Ergenekon örgütünün. Ve bunun rahatsızlığını şu an yaşıyor Türkiye.
SUNUCU: Egenekon, devlet güdümünde o zaman, sizin dediğinize göre. Çünkü kamu çalışanlarından alıyor gücünü. Yargıda var diyorsunuz, Emniyette var diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yani devletin kurumlarında bir kişi suç işlediğinde bunu devlet mi yapmış olur? O, şahsi suçudur. Olur mu öyle şey?
SUNUCU: Devlet yapmış olmuyor ama böyle kurumlarda var diyorsanız sonuçta devlet güvencesi altında olan kurumlar ve şu anda herhangi bir işlem yapılmıyor.
ADNAN OKTAR: Yapıyorlar fakat yetersiz. Ben onların daha cesur ve daha atak, kararlı olmalarını istiyorum. Yoksa yapılmıyor diye bir şey yok. Ama mesela ufacık, daha ellerine dokunduklarında bas bas bağırmaya başlıyorlar. Aman aman telefonlarımızı dinlemeyin, evimize de girmeyin, arama da yapmayın. Kardeşim ne korkuyorsun? Suçsuzsan ne güzel aklanırsın işte. Güven duyulacak, alnından öpülecek, saygı göreceksin. Ne korkuyorsun? Gelsin beni polis arasın. Kaç defa geldiler evlerimize, arama yaptılar. Her seferinde aklandık. Niye gizlisi saklısı olsun. Şeffaf olmak lazım.
SUNUCU: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, eski, ifadeye çağırıldı Ergenekon’dan. Bu iyi bir gelişme diyebiliyor musunuz? Yargıdan birisi bu da.
ADNAN OKTAR: Bunun ne mahsuru var. Vatandaş olarak gitsin göğsünü gere gere gitsin desin devlet beni çağırdı, ifademi verdim, tertemiz olduğum anlaşıldı, aklandım der. Döner çıkar gelir. Alnından öperiz. Bu kadar basit. Niçin korkuluyor? Yargı hakim önüne çıkmayacak, savcının soruşturmasına tabii olmayacak, polis onu araştıramayacak, dinleyemeyecek evini arayamayacak, üst araması yapamayacak, dava açamayacak. Böyle hayat olur mu? Böyle bir ortam olur mu? Yargıya zarar vermiş oluruz bu durumda. Yargı alabildiğine şeffaf olsun, alabildiğine rahat olsun. Ama şartlarını iyileştirelim, maaşlarını daha da artıralım, lojmanlarını artıralım, sayısını. Değil mi? İmkanları daha güzel olsun, daha modern, daha iyi şartlarda yaşasınlar. Amenna. Çünkü önemli, büyük kurum. Ama bu olay çok anormal. Yani bu yasaklama olayı çok acayip. Özellikle bu konuda yaygara yapılması çok acayip. Yaygaraya devletin hiçbir şekilde prim vermemesi lazım, hiçbir şekilde. Nasıl özgür olacağız o zaman, nasıl demokrasi olacak? Demokrasi demek şeffaflık demektir. Kapalı kutu meydana getiririsen sen nasıl şeffaflık olacak?
OKTAR BABUNA: Siz daha önce de açıklamıştınız zaten, mesela tehdit altında o iddia edilen örgüte hizmet eden hakimler de var. Mesela filancanın filmini çekmişler, kızını videoya almışlar. Onların da kurtulması için böyle bir şey zaten…
ADNAN OKTAR: Mesela bak bizim davamıza bakan 8. Yargıtay’da önemli bir şahsın kızını uygunsuz vaziyette videoya almışlar ve adam, diyorlar ki bizim kontrolümüzde diyor adam, polis tutanaklarında. Ve düğününe gidiyor. Adam göğsünü gere gere, sabıkalı, komünist adam, iddia edilen Ergenekon örgütünün önemli adamlarından birisi, merhaba arkadaş diyor, ben geldim diyor. Adam nasıl çıkarsın onu oradan? Yani çünkü tek başına devletin bir memuru bu. Bunun arkasında kim var? Değil mi? Oraya girdiğinde devletin ona yardımcı olması lazım. Arkadaş bak buraya adam geldi, bu psikopat, bu riskli bir insan. Ne diyorsun bunun hakkında demesi lazım? En ufak bir memnuniyetsizlik ifadesi gördüğünde alıp dışarı çıkarmaları lazım. Devletin çok iyi güvence vermesi lazım. Mesela hakimlerin polis korumasında olması gerekiyor. Devletin özel koruma onlara tahsis etmesi gerekiyor. Adam elini kolunu sallayarak gelince, bizzat kızını tehdit eden adam karşısına geliyor. Ne yapsın adam? Bu çok acayip bir durum olmuş oluyor. Dolaylı yoldan, mesela bakan da zannediyor ki, bu da iddia edilen Ergenekon örgütünün bir elemanı zannediyor o hakimi de bu sefer. Acayip bir durum olmuş oluyor. Yalnız bırakılmaması lazım. Özellikle böyle kilit konumda olan insanlara koruma verilmesi lazım. Tek de değil, mesela bir hakime üç koruma verilmesi gerekir ki böyle tatsız olaylar olmasın.
SUNUCU: Biliyorsunuz birçok dava Ergenekon’la birleştirildi. İşte Susurluk davasıydı, Danıştay davası. Susurluk davasının baş aktörlerinden Abdullah Çatlı’nın Ergenekon’la bağlantısı neydi sizce?
ADNAN OKTAR: Onu mahkemeler tespit eder, savcı tespit eder. Devletin araştırmasıyla bu tespit edilebilir. Ben bilmeden herhangi bir insan hakkında görüş bildirirsem bu günah olur. Onun hakkını ahirette açıklayamam o zaman.
SUNUCU: Yorum yapmıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bilemem ben.
SUNUCU: Peki, davayla ilgili konuşalım o zaman. Susurluk davasının Ergenekon’la bağlantısı nedir?
ADNAN OKTAR: Ben hakim olsam, yani devletin yetkilisi olsam size açıklamada bulunabilirim. Araştırır, soruşturur, mesela derim, bir hafta, 10 gün sonra size bilgi vereceğim derim. Ama hiçbir bilgim olmadan açıklama yaparsam bu doğru olmaz.
SUNUCU: Bir taraftan Ergenekon PKK’yı fişeklemiştir diyorsunuz. Bir tarafta da Susurluk var. Ben aslında bu iki çatışmayı size sormak istedim.
ADNAN OKTAR: Bu devletin çok rahat tespit edebileceği bir olaydır. Araştırma yaparsa, incelerse, yani süratlendirilmesi gerekiyor. Benim mesela imkanım olsa benim kanaatim ben bir haftada neticelendiririm. Öyle bir konu olmaz. Bir hafta bile sürmez. Yıldırım hızıyla neticelendiririm. O kadar karmaşık bir şey görmüyorum ben.
SUNUCU: Peki, faili meçhul cinayetlerle ilgili ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Onlarda da öyle, elimde imkan olsa anında hallederim, anında çözerim. Ama yüzbinlerce var. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil.
SUNUCU: Yani bir sürü var. Bunu da PKK’nın üstüne, Ergenekon’un üstüne yıkabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Onları biraz Oktar anlatsın size. Ne diyorsun Oktar? Sen de biraz görüş belirt.
OKTAR BABUNA: Tabii yani, bu, binlerce ölüm gerçekleşti. Sık sık da gazetelerde, medyada haberler çıkıyor bu konuda, hatta bağlantılarıyla ilgili. Çok gaddar, çok zalimane bir örgüt. Asıl Hocamız daha önce de belirtmişti. Hapiste olanları tenzih ederiz, onlar yargılanınca karar verilecek hakikatten. Ama asıl büyük kısmı dışarda olan ve halka büyük ölçüde zulmettiler. Geçmişe bakıldığında zaten birçok olayla bağlantısı olduğu görülüyor. Bu ülkede başbakanlar öldürüldü, bakanlara suikast yapıldı, milletvekilleri öldürüldü, çok önde gelen gazeteciler öldürüldü. Hem sağdan hem soldan öldürdüler. Hem ülkücüleri öldürdüler, hem solcuları öldürdüler. Bir araya getirip kapıştırdılar. Yani ortada Osmanlı’nın son döneminden itibaren, 2. Mahmut döneminden itibaren örgütlenmiş, hakikatten devletin bütün kademelerine sızmış, yani, devletin tabii, o da çok önemli, kişiler suçlu olur, suçlar kişiseldir. Bütün devlet kurumlarını suçlu hale getirmez tabii ki, devleti suçlu hale getirmez. Ama bütün devlet kurumlarına sızmış çok büyük çaplı bir örgütle karşı karşıyayız. Masonların güdümünde olan hakikatten, çünkü kayıtlarına da baktığınızda iddia edilen Ergenekon’un dosyalarındaki kayıtlara, telefon konuşmalarında bunu açık açık, aleni söylüyorlar, yani masonlukla olan bağlantılarını. İçlerinde mason olanlar var. Onların güdümünde olduğunu ortaya koyanlar var. Tabii ki yani çok büyük ölçüde insan öldürdüler ve hazırlığı içindelermiş. Bakın mühimmatlar yayınlanıyor sağda solda, silahlar yakalanıyor lav silahları yakalanıyor, el bombaları yakalanıyor, mermiler, silahlar. Bu da çok az bir kısmı. Çok büyük katliam yapmaya hazırlanmışlar, bu da kayıtlarda var. Milyonlarca insanı hakikaten yok etmeye, Türkiye’yi bölmeye hazırlanmış olan planları ele geçiriliyor biliyorsunuz, birçok şeyde son zamanlarda yine haberler çıktı bu konuda nasıl bir planlama içerisinde oldukları, bir örgüt. Bu çok açık artık aslında ama, bunun tabii hukuki olarak delillendirilmesi, ondan sonra o delillerle, o gerekçelerle suçluların cezalandırılması gerekiyor. Allah’ın izniyle de bu başladı hakikaten. Çünkü bunda çok önemli bir konu var. Bunun olmasının aslında en önemli sebebi, bunların fikriyatının çökertilmesi. Yani, darwinizm, materyalizmin belinin kırılması bu olayları tetikledi, başlattı. Yani olayları derken, Ergenekonun çöküşünü hazırladı. Bu Darwinizmin çöküşüyle, Materyalizmin çöküşü Hocamızın yaptığı faaliyetlerle kırılma noktasına geldi ve onun üzerine bu operasyonlar başladı inşaAllah. Ve Allah’ın izniyle sonuçlanacak ve böyle bir örgüt de kalmayacak inşaAllah, bu tehlikeden kurtulacak.
ADNAN OKTAR: Faili meçhul cinayetlerin felsefesini ortaya atan Lenin’dir. Yani Lenin’in tavsiyesidir siyasi cinayet, Marksist düşünceden kaynaklanır. Karl Marks’ın, Lenin’in, Stalin’in ortaya attığı düşüncedir. Daha Türkçesi şeytani bir yapıdır ve en kökeninde de Masonlara dayanır. Masonluk zaten cinayetlerini kendi yapmaz, mutlaka taşeron örgütlere yaptırır. Mesela Pkk gibi, iddia edilen Ergenekon örgütü gibi, veyahut komünist bazı örgütler gibi örgütlere yaptırır ve bu şekilde kan döktürerek yolunda ilerler. Dolayısıyla, sadece iddia edilen Ergenekon örgütünün vasfı değildir kan dökmek. Pkk da ilk kendini kabul ettirirken biliyorsunuz muazzam kan dökerek, vatandaşların kanını dökerek yol aldı. Şiddet, Leninizmin şartıdır yani, olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla, Güneydoğu’da bir komünist devlet oluşturmak istedikleri için, iddia edilen Ergenekon örgütü faili meçhul cinayetleri tırmandırmaya başladı. Ki yüz binlerce vatandaşımız faili meçhulde şehit edildi. Birçok bakanımız, milletvekilimiz. Bu gelenekleri dikkat ederseniz son zamanlarda biraz durdu. Yani o kadar faili meçhul yapamıyorlar şu an. Bir tek bu Tokat’ta yapılan, askerlerimize yapılan saldırıyı, oradaki askerlerimizin şehit edilmesi olayını yine iddia edilen Ergenekon örgütü tezgahladı. Fakat bunun dışında yani sivillere yönelik yaptıkları faili meçhullerde çok ciddi azalma oldu. Eskiden hafta 8, gün 9 biliyorsunuz bir vatandaşımızı şehit ediyorlardı. Şu an o durdu. Fakat tabii buna aldanıp işte durdu diye rehavete kapılmak değil, iddia edilen Ergenekon örgütünü tamamen kazıyıncaya kadar üzerine şiddetle gitmek gerekir. Bu yani, yılanın kuyruğunu kesmiş oldu operasyon, yılanın başı duruyor. Yılanın başı, basın içerisinde, üniversitelerde bir kısım profesörler iddia edilen Ergenekon örgütünün beynini oluşturuyor. Üniversite profesörleri, hatta bazı tıp doktorları da var. Tıp profesörleri var, iddia edilen Ergenekon örgütünün 70 yaşında, 80 yaşında iddia edilen Ergenekon örgütünün beyinlerinden, gizli yöneticilerinden. Böyle psikopat tipler. Yani, bunlar gözlerden kaçıyorlar. Aynı zamanda yargı içerisinde de örgütlüler. Yargı içerisinde aşağı yukarı yani % 90 duruyorlar diyebilirim. Yani % 90-95. Polis içerisinde de duruyorlar, fakat sadece tırstılar yani halk tabiiriyle korktular. Şu an durağanlaştılar, sakinleştiler. Fakat geri çekilme durumunda onları rahatça ortaya çıkaracak konumdalar. Sonuna kadar gidilmesi gerekiyor ama vatandaşlarımızın da hükümete en azından bu konuda tam anlamıyla destek olmaları lazım. Yani gerek bilgi vererek, gerek ihbarda bulunarak devleti desteklemeleri lazım. Ne diyordu?
OKTAR BABUNA: Kayıtlara geçiyor, Kent Otel toplantılarında yargıçlar gelmiş Hocam inşaAllah. “20 kadar Yargıtay ve Danıştay üyesi de Kent Otel’de yapılan ‘Ehl-i Dil’ grubunun da toplantılarına katılmış” diye Mustafa Balbay ifade verdi mahkemede.
ADNAN OKTAR: Mesela 20 tane Yargıtay üyesi. Bu çok vahimdir. Mesela kimler olduğu da belli değil. Bunların hepsinin araştırılması, incelenmesi ve neticelendirilmesi gerekiyor. Yani suç unsuru taşıyanlar varsa ona göre tezyiye edilmesi gerekir, ona göre karşılığını verilmesi gerekir. Dolayısıyla suskun politika olmaz, bu konuda ben biraz hafif bir durağanlık gördüm yani, eski hızda bir azalma gördüm. Bu, bilmiyorum yani eğer savcılarımıza tabii benim saygım büyük. Bir bildikleri varsa bir mesele yok. Ama, yani vatandaşımızın da milletimizin de manevi desteği tabii çok önemli bu konuda.
SUNUCU: Bir izleyicimizin bir sorusu var, az önce faili meçhullerle ilgili konuşmuştuk. “Abdi İpekçi şöyle söylemiştir: ‘Bir ülkede faili meçhul cinayet işleniyorsa, ya bu cinayetleri devlet işliyor, ya da devlet iflas etmiştir ve akibetini de kendisi öldürülmüştür.’ Ne dersiniz?”
ADNAN OKTAR: Bizim devletimiz mazlumdur. Binlerce yıllık geleneği olan bir devlettir. Devlet asil ve aklı başında, devletin bir suçu yok. Devletin içine it kopuk her zaman girer. Çakallar her zaman girer. Yani ahlaksızı girer, sapığı girer, o devlete leke sürdürmez. Onların devletten ayıklanması gerekiyor. Fakat, Abdi İpekçi’yi, Uğur Mumcu’yu şehit edenlerin, ki tertemiz vatan evlatlarıydı. İddia edilen Ergenekon örgütü içerisinde olduğu bilindiği halde, iddia edilen Ergenekon örgütünü şiddetle savunan solcu arkadaşlar var. Ben hayret ediyorum. Hem solculuktan dem vuruyor, hem solu savunuyor, hem de solcuları kıyma yapan paramparça eden, işkenceyle öldüren psikopatları, iddia edilen Ergenekon örgütünün elemanlarını var güçleriyle savunuyorlar. Aman aman ellemeyin iddia edilen Ergenekon örgütüne. Kardeşim o zaman sen cinayet şebekesini kolluyorsun. O zaman o cinayetlerde senin de parmağın olmuş oluyor o zaman. Yani, bir katili bir insan savunuyorsa, o da o cinayeti iştirak etmiş olur. Uğur Mumcu’nun ne suçu vardı? Kendi halinde bir yazardı, kendi halinde bir insandı. Ki Atatürkçü, milliyetçi bir insandı. Kahpece, kalleşçe arabasının altına bomba koydular, değil mi? Tabii şehit ettiler. Yani çok mazlum bir insandı Uğur Mumcu, kendi halinde bir insandı ve dürüst bir insan. Ama bakın solcu bildiğimiz, hayret ediyorum inanılır gibi değil. İddia edilen Ergenekon örgütünün bu cinayetleri işlediğini bildiği halde, hayret edilecek kişiler, iddia edilen Ergenekon örgütünü savunuyorlar. Yani o zaman az geldi cinayetler yani, devamını istiyor. Yani olur mu diyor mesela yüz bin, 1 milyon olması lazım, 2 milyon olması gerekir anlamında olmuş oluyor bu hareket o zaman. Senin kendi yakınını öldürmüş artık yani, sen deli misin? Böyle bir şey desteklenir mi? Ya korkuyorlar tehdit altındalar, ya akıllarına bir zarar geldi, ya bizim bilemediğimiz böyle esrarengiz güçlerin etkisi altındalar bilmiyorum yani.
SUNUCU: Abdi İpekçi demişken, Abdi İpekçi cinayetini işleyen Mehmet Ali Ağca da bir ara kendini Mehdi ilan etmişti. Hatırlıyorsanız?
ADNAN OKTAR: Mesih.
SUNUCU: Mesih ilan etmişti. Ne diyorsunuz bununla ilgili?
ADNAN OKTAR: Şimdi Abdi İpekçi’nin cinayetinde, ben Mehmet Ali Ağca’nın o olayın içinde olduğunu zannetmiyorum. Yani onun üzerine yıktılar olayı benim kanaatim. Çünkü Abdi İpekçi’yi bence Baron öldürttü. Baron. Çünkü, Baron ondan sonra palazlandı ve Türkiye’de büyük bir güç haline geldi. Baronun karşısındaki güçtü o. O çocuğun üstüne yıktılar benim kanaatim.
SUNUCU: Kullanıldı diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Kullanıldı tabii onun üstüne yıktılar.
SUNUCU: Peki kendini Mesih ilan etmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Canım, Türkiye’de çok kendini Mesih ilan eden var. Çok Mehdilik iddia eden var. Yani ben şefkatle bakarım yani, her bu tarzda konuşan insanla şevkat ile bakarım. Çünkü bir insan, mesela ben Mehdiyim diyorsa, ben buna dinsiz demem. Yani şöyle, aklı başındaysa, şuuru açıksa, yani manevi cezbe halinde değilse, manevi sarhoşluk halinde değilse bu adam dinden çıkar. Dinden çıkar. Ama manevi sarhoşluk halindeyse, cezbe halindeyse, kendinde değilse, onu söyleyen insan dinsiz olmaz. Yani fıkhen böyledir, bunu herkes bilir.
SUNUCU: Biz izleyicimiz sormuş: “Bu hafta Cübbeli Ahmet Hoca, Adnan Hoca Mehdi değil dedi. Ne diyecek?” demiş.
ADNAN OKTAR: Cübbeli bir kısım insanlar tarafından benim kanaatim kullanılıyor, garibanın teki normalde öyle bir şey demez. Fakat bunu kullananlar da çok saftorikler, hakikaten etkili olacak zannettiler. Bu garibanı getirdiler benim önüme sürdüler. Yani, fikren böyle elimde kalır, yani öyle yani, acıyacağım bir insan. Oturtuyorlar, yani sanki ciddi bir vakaymış gibi o da kitap yazdım diyor Mehdiliğe karşı diyor. Senin yazdığın kitabın, çok çok kapsamlı olan Ehl-i Sünnet Alimleri zaten yazmışlar. Yani sen ilk defa vahiy mi aldın da, yani yeni yeni vahiyler mi alıyorsun? Yeni bilgiler mi ediniyorsun da ortaya çıkıyorsun? Ben işte bu konuya açıklık getirdim, konu bitti, artık etrafımdakiler dağılacaklar yani benim etrafımdakilerin dağılması konusuna çok takmış vaziyette. Bana diyor bir kısım vatandaşlar geldi, bir kısım kokoşlar evine gelmişler anladığım kadarıyla. İşte şeker, lokum falan bir de küçük bir zarf artık içine ne katlandı, konduysa… O böyle şeylerden de hoşlanıyor zaten. Bunu bir anlamda kafalamışlar yani bir şey yap da anlat, bu konuyu bitir. Bu da kendini böyle kahraman, ucuz kahraman olarak ortaya çıktı bir şey yapacağını zannediyor. Binlerce sen, bin küsur senedir bilinen hadisleri bize yeniden oturup anlatıyor bir de değiştirerek anlatıyor. Mehdi’yi zenci gibi göstertiyor, ‘’koyu esmer’’ diyor. Hâlbuki ‘’Arabi’dir rengi’’diyor Peygamber Efendimiz. Yani benden şüphelendi ya, benimki kırmızıya çalan beyaz benim tenim. Normalde ben esmer statüsündeyim. Şimdi benden çıkartmak için panik oldu, çocuk gibi aklı biraz çocuk şeyinde mantığında. Önce bir koyu esmer hale getirdi, burnunu uzattı Mehdi’nin. O yetmedi zayıflattı ‘’çok zayıftır Mehdi’’diyor. Hâlbuki rivayetlerde Mehdi boydan boya geniş. ‘’Alnı geniştir’’ diyor ‘’yüzü geniştir’’diyor ‘’omuzları geniştir’’diyor ‘’karnı geniştir, uylukları geniştir’’ diyor. Boydan boya geniş bir insandan bahsediyor ve ayrıca çok fazla hadiste de ‘’heybetli ve acardır’’ diyor. ‘’Beni İsrail’den bir recul gibidir’’ diyor. ‘’Heybetli ve acar’’ yani İsrail’liler gibi gösterişli ve şeydir heybetlidir görünümü diyor. Oturup zayıflattı, üç dört beden daha kendince küçültüyor böyle bir şeyler yapıyor. Saf biraz böyle bir üslupla benim arkadaşlarımın etkileneceğini, yahut benim etkileneceğimi düşünüyor. Şu kitabı bastırmış. Bunu ‘’aman benim kitabımı çok çok tanıtın’’etrafta diyor. Ben de bir şartla dedim tanıtacağım, ama gidip Suriye’de mi bir eğlence yerinde gazino gibi bir yerde bir eğlenmişti o, kadınların falan oynadığı bir yermiş, sonra dedi ki; ‘’benim geldiğim yerde o program tamam kadınları falan oynatıyorlar ama dedi ben seyrettiğim folklor oyunlarını ben seyrettim, kadınların oynamasını seyretmedim’’ diyor. Gazinoya götürmüşler bunu bir eğlence yerine götürmüşler. Şeyde de, Malta’da da her yer kadın kız dolu, o da jet ski üzerinde büyük bir neşe ile gidiyor ki yanında bulunduğu da mesela oradaki badyguard sayılır yanındaki genç kız yanındaki. O da soyunmuş onunla beraber denize giriyorlar pür neşe. Ki hadiste diyor “ahir zamanda âlimler gelecek, halka diyecekler ki’’ diyor ‘’siz şunu yapmayın, bunu yapmayın, bu haramdır bunlardan kaçının’’diyecekler ‘’fakat bizzat kendileri yapacaklar’’diyor Buhari’de bu... Ben de bu hadisi hatırlattım inşaAllah. Fakat o eğlence yerlerine yeniden gitmeyecekse, paraları yine öyle Müslümanlardan topladığı paraları Malta’da orada burada harcamayacaksa değil mi? Kendine böyle lüks villalar almayacaksa kitabını tanıtacağım, bana o konuda söz verecek ama şimdi ihtiyattan tanıtayım kitabını yine. Çok meraklı. Bu kitabın çok yıkıcı etki yapacağını düşünüyor. Çok saf hâlbuki burada Mehdi konusu anlatılıyor. İnsanlar merakını daha çok cezbeder bu Mehdi’yi daha iyi öğrenecekler ve kaynağına inecektir insanlar. Sen ‘’Mehdi zayıf ‘’deyince senin sözüne inanır mı insanlar? Ehl- i sünnet kaynakları var. Dün de göstertmiştim bugün burada o kitaplar yok.
SUNUCU: Siz aslında biraz da söylediklerinin yanlış olduğunu göstermek için tanıtıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii yani bunu görsünler.
OKTAR BABUNA: Ben demin Ergenekon’u anlatırken iddia edilen Ergenekon terör örgütü onu düzelteyim. İddia ediliyor yani şu anda Türkiye’de ve süreç devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Şu Cübbeli’nin kitabını gösterelim de bugün garibim sevinsin biraz. Bir de benim stilimi de almış. Altın yaldızlarla yazıyor. Stil olarak aynısını taklit ediyor kendince. İnternet sitesini de benim stilimde oluşturmuş. Yani ne görse taklit ediyor kendince. Hayır, iyi güzel faydalı şeyleri taklit etsin falan da, yani bu kadar çocuksu olmasına ben inanamıyorum. Bu insanlar bu hadisleri incelediğinde merak... mesela diyor ki “on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olacak’’ diyor hadiste. Peki, bunun olup olmadığını insanlar merak etmez mi? Bunu akledemiyor. Hâlbuki Ramazan ayında 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları oldu 1981’de oldu, bir daha tekrar etti 1982’de oldu. İki sene üst üste oldu. Mesela “bir kuyruklu yıldız çıkacak’’diyor. Kuyruklu yıldız çıktı. Bunu anlatıyoruz fakat buna bilgi çok dolaylı gidiyor. Mesela garibanın teki dedim. Birisi de ona “sana gariban’’dedi diyor oda bana ‘’garip ‘’dedi diyor. Yani bilgi çok kısıtlı gidiyor. Okumuyor, araştırmıyor, incelemiyor da. Mesela bu 7000 yıl il ilgili hadisi de bir türlü anlatamadım. Defalarca anlattım yine anlamıyor. Bir ara ‘’7000 yıl ile ilgili hadis yok’’dedi Habertürk’de. Sonra çıktı ‘’evet var’’dedi. Sonra ‘’bundan hesap çıkmaz’’dedi. Hâlbuki açık açık söyleniyor 7000 yıllık tarih veriliyor bunun 5600’ü geçmiştir deniliyor, geriye 1400 kalıyor. 1400 ile 1500 arasında her şeyin olup bitmesi gerekiyor. O çok sıkıldı, bunaldığı için bütün bu hadisleri inkâr eder konuma geldi. Ya görmezden geliyor ya anlamazdan geliyor. Bir de herhalde verdiği sözün hakkını verememenin de bunaltısı içerisinde. Herhalde o her konuda aşmış, geçmiş anladığım kadarıyla bu sefer sert kayaya çarptı. O da ona sıkıntı yaptı. Şimdi hadisleri değiştirmeye kalktı onu da beceremedi. Geçenlerde videoda anlatıyor ‘’hapishaneye diyor Baş Haham geldi’’diyor buna teklif etmiş işte baş vaizlik teklif etmiş, Amerika’da ev teklif etmiş, İsrail’de sana çok güzel evler alacağım, zengin olursun, şu kadar işte milyarların olur o kadar çok para teklif etmiş ama yani benim anladığım böyle multi milyarder yapacak bir şey teklifi yapmış. Bir kere Baş Haham’ın cezaevinde ne işi var? ‘’Hapiste benimle aynı koğuşa geldi ‘’diyor. Baş Haham görevinin başında adam bir tane başa haham var ve ben onun hapse girdiğini duymadım. Bilmiyorum siz duydunuz mu Baş Haham’ın hapse girdiğini? Yani öyle olsa basına yansımaz mı öyle bir şey? Bir tek ondan Baş Haham’ın istediği tek şu şeymiş; diyor ki Kuran’dan Musevilerle ilgili ayetleri okumayacaksın dedi diyor. ‘’Arkadaş ben okurum’’diyor. Kardeşim herkesin Müslümanların evinde Kuran yok mu? Musevilerle ilgili ayetleri zaten okuyor Müslümanlar, yani sen okumayınca Müslümanlar onu öğrenmeyecek mi? Tam çocuk mantığı gibi. Yani sen onu okumazsan biz onu öğrenemeyeceğiz. O okuduğunda öğreneceğiz. Herkesin evinde olduğuna göre değil mi? 1400 yıldan beri Kuran ortada olduğuna göre herkes o ayetleri okuyor zaten biliniyor. Yani bunu okumaman için adam sana niye bu kadar büyük tekliflerde bulunsun? Bir de Baş Haham nasıl seni baş vaizliğe, baş müftülüğe tayin ettirsin? Bu Başbakan mı? Nasıl adamın gücü yetsin böyle bir şeye? Bir de o Baş Haham kimmiş? Onu da bir söylese de anlasak? Bunu hiç soruşturmuyorlar etrafındaki insanlar. Kimdir bu ismini söyle diyemiyorlar değil mi? Yani adamı çıkarsın televizyona bir görelim kimmiş bu adam.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi zaten çok büyük bir olay olur, basına hemen yansır böyle bir şey inşaAllah.
SUNUCU: Peki Fatih Altaylı ile hep program yapmalarına ne diyorsunuz? Size karşı bir ittifak mı kuruluyor acaba burda Cübbeli Ahmet Hoca ve Fatih Altaylı tarafından?
ADNAN OKTAR: Güya. Yani Fatih Altaylı herhalde son çare olarak bir kısım aileler de onu düşündüler anladığım kadarıyla. Fatih Altaylı, aslında seveceğini zannetmiyorum ben onun tam zıddıdır Cübbeli. Tam tam zıddıdır. Zaten üslubundan, saygı anlayışından, tavrından anlaşılıyor. Baştan sona kadar ince ince ona bir şeyler yapıyor fakat bu da onun farkına varmıyor. O da çok başarılı olduğu kanaatinde, çok etkili olduğu kanaatinde, bir eğlence unsuru gibi şu an fakat bunu fark edemiyor o.
SUNUCU: Dalga geçiyor diyorsunuz Fatih Altaylı?
ADNAN OKTAR: Yani bir nevi onu andırıyor. Dalga geçiyor demeyelim de o biraz belki yakışık alan bir söz olmaz, ağır olur. Fakat espri unsuru olarak görüyor, eğlenilen bir insan yani kendisine neşe veren bir varlık gibi görüyor. Bunun da o farkında değil…
Baron’un Abdi İpekçi’yi öldürttüğü iddiası yaygındı bilinen bir şey, dolayısıyla bir tek benim söylediğim bir söz değil bu, bütün toplumda bilinen bir söz ben bunu tekrar ettim. İlk defa harika bir şey söylemiyorum yani. Orijinal bir şey söylemiyorum, bilinen bir şey yani bunun üzerine gidilmesi gerekir bunu söylüyorum inşaAllah.
SUNUCU: Peki bu sizin iddianız oluyor zaten.
ADNAN OKTAR: Tabii, ben toplumdan, oradan buradan duyduklarımı söylüyorum yani toplumda yaygın olarak konuşuluyor bu. Her yerde sitelerde internet sitelerinde her yerde duyuluyor bilinen bir şey. Yoksa benim bu konuda elimde adli bir delil yok tabii ama yapar adam çünkü olayların gelişmesi öyle görülüyor. O devirde çünkü sıfırdı Baron ve birden bire yükseldi ve gelişti. Yani onun, o insanın devreden çıkmasından sonra gelişti. Çünkü başlangıçta o onu engelliyordu o yüzden. İnşaAllah
SUNUCU: Peki izleyicilerimizn Cübbeli Ahmet Hoca’yla ilgili bir sürü sorusu var tabii. Mehdiyetle ilgili çıkardığı kitabı okudu mu demiş izleyicimiz, az önce gösterdiniz zaten.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii okudum baştan sona kadar okudum.
SUNUCU : Eleştirdiğiniz yönleri sadece fiziksel olarak mı?
ADNAN OKTAR: Zaten kafayı taktığı yer orası onun, sadece oraları değiştirmiş. Kurnazlık yapıyor, aslında çok kurnaz ama şark kurnazı, böyle yani detayları pek düşünemiyor, yani orda yakalanacağını tahmin edemiyor. Halbuki mesela Pamuk Yayınlarından Arif Pamuk’un çıkarttığı Kıyamet Alametleri vardır. Berzenci Hazretlerinin piyasada çok miktarda satılan bir kitap ve çok kapsamlı ve çok önemli bir eserdir, kilit eserdir. O kitaplardan almış zaten o bu bilgileri. Mesela Suyutinin El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet'i Mehdi'il Muntazar vardır Haceri Mekki Hazretlerinin. O kitaplardan aldığı, ordan topladığı, derlediği bilgiler. Zaten bu kitapların orjinali şu an satılıyor piyasada zaten, var. Niye bu kitapları tavsiye etmiyorsun da ordan toparladığın bir kitabı tavsiye ediyorsun. Çünkü burda değiştirme var da onun için. Eğer kendine güveniyorsan alırsın Suyutinin eserini, öbür eseride alırsın, bunların hepsi mesela şunu Suyutiden aldım, şunuda burdan aldım, olduğu gibi nakledersin. Zaten yorum yapan bir yönü de yok, yorum yapacak bir bilgisi de yok. Dolayısıyla burda tek yaptığı değiştirmek olmuş. Bir de alametlerin oluşup oluşmadığını da anlatmıyor, bu da çok samimiyetsiz. Kuyruklu yıldız çıktığı halde niçin söylemiyorsun, Lulin kuyruklu yıldızı çıktı ve bin küsur senede bir çıkıyor. Bakın İslamın dünyaya hakimiyetinden şiddetle kaçınıyor, onu ağzına alamıyor. Halbuki bir Müslümanın, mesela bir marksist dünyanın marksist olması için gayret eder, bütün amacı bütün dünyanın marksist olmasıdır. Bir mason bütün dünyanın mason olması için gayret eder. Aynı zamanda bir Müslüman da bütün dünyanın Müslüman olması için gayret eder. İslam ahlakının dünyaya hakim olması için gayret eder. Ve bu onun üslubuna yerleşir, Müslüman der ki biz bu yüzyılda, bu günlerde, bu aylarda İslamı dünyaya hakim edelim der. İslam ahlakı her yere yayılsın der, demesi lazım. Bunu demiyorsa, diyemiyorsa bunda bir anormallik vardır. Bakın bunu demediği gibi yüzyıllar sonrasına atıyor. Yani yüzyıllar sonra diyor İslam dünyaya hakim olacak diyor. Mesela bu çok garip. Niçin bu yüzyılda değil. Velev ki yüzyıllar sonra olduğunu düşünelim, dediğinin doğru olduğunu kabul edelim, bu yüzyılda hakim olmasının ne mahsuru var? Bu yüzyılda da hakim olsun. Bunu diyemiyor çünkü, bu yüzyılda İslam hakim olsun derse bana yardım ettiğini düşünecek. Yani benim Mehdi olduğuma dair Allahualem benim gördüğüm öyle bir takıntısı var gibi görünüyor. Ben yemin ediyorum diyorum yani Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun. Hiçbir şekilde Mehdilik iddia etmeyeceğim ömrüm boyunca diyorum.
SUNUCU : Benzediğinizi söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Allahualem kanaati gelmiş benim... bu panik normal değil. Bunun için özel kitap çıkartıyor, sırf bu konu için, bunun için cd hazırlamış. Yani çok kapsamlı cd’ler hazırlamış ve panik halde anlatıyor. Kardeşim niye telaşlanıyorsun, tamam ben zaten iddia etmiyorum, sakin ol. Ama de ki bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olacak de. Hakim olması için gayret edelim de. Niye yüzyıllar sonrasına ertelemeye çalşıyorsun, niye bu panik, niye bu karmaşa yani, niye heyecanlanıyorsun? Bir Müslüman için zaten farzdır bulunduğu her yüzyılda İslamın dünyaya hakimiyeti için gayret etmekle mükelleftir. Fakat bu vatandaş bunu söyleyemiyor. Bakın talebeleri bundan şüphelensin, burada bir acayiplik var. Öbürü saygı duyuyorum yüzyıllar sonra diyebilir, bin yıl sonra gelecek diyebilir Mehdi, bu normal, geçmiş de diyebilir. Veyahut hiç gelmeyecek de diyebilir, bunlar çok normal. Ama İslamın dünyaya hakimiyetinin bu yüzyılda olmasını istememesi işte bu çok çok acayip, çok anormal. Bunun üstünde dursun talebeleri.
SUNUCU : Peki devam edeceğiz ama önce kısa bir aramız var reklamlardan sonra birlikteyiz.
SUNUCU : DEM Özel devam ediyor değerli izleyenler konuklarım Sayın Adnan Oktar ve Oktar Babuna. Soru ve görüşleriniz için dem yazıp boşluk bırakıyorsunuz mesajınızı yazarak 3929’a yolluyorsunuz.
Evet reklamdan önce Cübbeli Ahmet Hocadan bahsediyorduk. İsterseniz bu konuya tekrar geçmeden önce bir vtr izleyelim sizinle ilgili söylediği sözleri izleyelim Cübbeli Ahmet Hocanın sonra tekrar konuşalım.
ADNAN OKTAR: Evet, bu vtr de herhalde Cübbeli diyor işte Adnan Hoca yetmişbin alimin kanı akıtılsın, işte değil mi kan çıkmayacak demişti kandan bahsetti diyor, öyle tek kelime konuşmadığımı şimdi vtr yi seyrettiğinizde göreceksiniz. Cübbeli’de böyle sıradan yalanlar artık mutat hale geldi, artık alıştığımız için çok makul görüyorum, bu yalanlarından bir tanesi de bu. Şimdi ispat ediyorum yalanının ne olduğunu göreceksiniz.
SUNUCU : Peki izleyelim.
(CÜBBELİ VTR)
Cübbeli Ahmet Hoca : Dün de hadis uydurdu sakallı cübbeli şey, sarıklı cübbeli diyor yetmişbin alimi diyor Hz. Mehdi kesecek diyor. Ondan sonra da diyorki, öbür hadisleride okuyor ne kadar çelişki, bir dakikada iki çelişki, diyor ki Mehdi uyuyanı bile uyandırmayacak burnundan kan akmayacak, kimsenin burnu kanamayacak diyor. Birkaç dakika geçiyor öbür rivayeti okuyor. Türkçe hep türkçe okuyor, arapça desen hiç okuyamıyor, ordaki rivayettede diyor ki, efendim Ahmedi Hanbeli müstedinde, Ahmedi Hanbeli müstedinde böyle bir şey varsa kim getirirse buyursun, ben her şeye razıyım. Yetmişbin sarıklı, cübbeli kesecek, hani burun kanatmayacaktı. Medinenin alimi o zaman karşı gelecek Mehdi’ye.
ADNAN OKTAR: Bakın hadis, “ümmetimden başı sarıklı yetmişbin alim kişi deccale tabii olacaklardır.” İmam Ahmet İbni Hanbel Müstedinde belirtiyor. Sarıklı, cübbeli yetmişbin kişi deccale tabii oluyor. Yani deccal taraftarı oluyor, Müslümanların İslamın dünyaya hakimiyetine karşı tavır alıyorlar. Deccalin ordusuna, deccalin adamlarına, deccalin düşüncesindeki kişilere yandaş olup, onlara yalakalık yapıp, onlara yancılık yaparak, onlardan çıkar sağlayarak, veyahut onlardan bir şeyler umarak onlarla ittifak haline geçeceklerini hadislerden anlıyoruz. “Hz.Mehdi’nin düşmanları ehli içtihat alimlerinin mukaliyetleri olacak, çünkü onlar yani başı sarıklı deccale tabii olan bazı sahte alimler Hz. Mehdi’nin imamlarının, mezheplerinin tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklar. Fakat karşı da gelemeyecekler güçleri yetmeyecek. İlim kılıncından çekindikleri için ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler diyor sonunda, O’nun açık düşmanları fukua olacak, cahil bir kısım Hocalar, çünkü halk arasında imtiyazları kalmayacak, halk onların değersizliğini, adiliğini, basitliğini görecek diyor. Hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Bu imamın gelişiyle alimlerin hükümlerindeki anlaşmazlıklar da giderilecek. Şayet elindeki ilim kılıncı olmasaydı, fakihler, bir kısım cahil Hocalar O’nun ölümüne fetva verirlerdi. Yani ıspanak gibi doğrayın, pırasa gibi doğrayın gibi ona fetva vereceklerdi diyor. Yani bir kısım cahil Hocalar. “Lakin Allah onu ilim kılıncı ve cömertliğiyle hakim kılacak, ondan hem korkacaklar, hem de bir şeyler umacaklar.” Yani yine de çıkar sağlayabilir miyiz, çünkü yancı karakterli ve yalaka oldukları için, ordan burdan mutlaka bir şeyler elde ettikleri için, ondan da bir menfaat çıkacağını zannedecekler ama, tabii Mehdi onları etkisiz hale getiriyor, yanına yanaştırmıyor. “Çıkarcı kişilikleriyle ondan maddi menfaat umacaklar, kalben O’ndan nefret edecekler. Fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler.” Kıyamet Alametleri genişletilmiş 10. Baskı sayfa 187, bunu Muhyiddin Arabi Hazretleri söylüyor, bu konuyu. Hayrettir olaylar aynısıyla hadisi şeriflerde belirtildiği gibi gelişiyor, ahir zamanla ilgili yüzlerce hadisi şerifin aynısıyla çıkması çok büyük bir mucize, en imansız insan bile böyle bir durumda Allah’ın dilemesiyle iman eder. SubhanAllah, maşaAllah diyor. Selamun aleyküm Harun Yahya Hocama ayrıca selam ederim diyor, Murat Gültekin İzmir’den. MaşaAllah. Şimdi burda vtr’yi dinledik, burda ben kandan bahsediyor muyum? Herhangi bir şekilde, hani burnu kanamayacaktı diyor, yetmişbin kişiyi kesecek, asacak dedi diyor. Yani öyle bir hayal dünyasında da garip gelişmeler oluyor demek ki. Alenen yalan söylüyor, yalan söylediğini de isbat ettim, gösterttim.Taylasanlı sarıklı cübbeli 70 bin kişinin deccale tabii olacağı ayrıca Müslim’de de var. Orda da bakabilirler. Et’tac Ali Nasif El Hüseyni.Cilt 5, sayfasını da belirtiyorum 627.Yani bunlar başı sarıklı, cübbeli olduğu halde ya iddia edilen Ergenekon örgütününü mensubu olacaklar, ya Masonların kontrolünde olacaklar. Darwinist, komünist oldukları halde, kendilerini Müslüman gibi tanıtacaklar. Yahut iddia edilen Ergenekon örgütünün militanı, elemanı oldukları halde, kendilerini Müslüman gibi gösterecekler. Müslümanları birbirlerine kırdırmaya çalışacaklar. Müslümanları, Müslüman ülkeleri biribirine kırdırmaya çalışacaklar. Müslümanları birbirine kırdırmaya çalışacaklar. Böyle adamlar çıkacak ve dolayısıyla da Mehdi’ye karşı da mücadele edecekler. Mesela, konuşmasının son kısmında diyor, Medine’den bir alim çıkacak, Mehdi’ye karşı mücadele edecek diyor, değil mi? Bu Medine işte İstanbul’dur. Peygamber Efendimiz onu belirtiyor. Hangi, Medine ya Resul Allah, diyorlar. İstanbul’dur, diyor. İstanbul’da Mehdi’ye karşı çıkacak bir yobazdan bahsediyor, Peygamber Efendimiz, ahir zamanda. Mehdi’ye karşı mücadele edecek. Niye ise, bu konuyu da biraz anlamazlıktan geliyor. Halbuki bunlar çok açık hadisler, çok açık izahlar. Bir de bu taylasanlı, sarıklı, cübbeli yetmişbin kişinin, deccala tabii olması konusundan neden tedirgin oludu, rahatsız oldu onu da anlayamadım. Çünkü bu geniş bir hadis, bütün dünyadaki deccal taraftarı olan sarıklı, cübbelileri kast ediyor. Bu da ayrı bir konu. Ama burada bakın yalan söylediğini açıkça gösterdim. Başka yalanları da var, onların VTR’leri de var mı? Varsa onları da seyredelim.
(CÜBBELİ FATİH ALTAYLI VTR)
SUNUCU: Evet buradaki çelişkileri gördük biraz da..
ADNAN OKTAR: Aman Allahım.. Çocuk gibi, inanılır gibi değil. Bak birinde hadis yok diyor, öbüründe hadis var diyor ve arapçasından söylüyor. Peki niye yalan söylüyorsun? Çünkü 7000 yıl denince benim sözüme gelmiş olacak. Bu sefer de, 7000 yıl, bundan hesap çıkmaz dedi. Halbuki, İmam-ı Hambel, mezhep imamıdır ve mutlak müştehiddir, hem de aynı zamanda hadis imamıdır. O, onun naklettiği hadiste 5600 yılı geçmiştir, diyor Peygamber Efendimiz. Yani, tam tapu gibi delil, net. Çünkü İmam-ı Hambel söylüyor bunu, yani Cübbeli onun tırnağı edemez. 7000’den 5600’ü çıkartma konusunda da, pek yanaşmıyor. Bundan hesap çıkmaz, diyor. Peki neden hesap çıkıyor? Bak kendi hesap yaptı ama, 570 yıl sonra diyor, kıyamet kopacak diyor. Önce dedi ki, kıyametin vakti tespit edilemez dedi. Sonra çıktı televizyona, 570 yıl sonra kıyamet kopacak dedi. Kardeşim, bir başka türlü konuşuyorsun, bir başka türlü konuşuyorsun. Bak, burada da görüyorsunuz. Bir öyle konuşuyor, bir böyle konuşuyor. Yani sürekli sözünü değiştiriyor. Paniğin verdiği bir durum bu. Yani panikten ne konuşacağını şaşırdı, yani daha dün ne söylediğini de unutuyor. Konuştuklarını da unutuyor, birbirine karıştırdı hepsini.
SUNUCU: Neden bu kadar panikte sizce?
ADNAN OKTAR: Benim kanaatim, bu Mehdilik olayından. Herhalde bu çocukluğundan, küçükken Mehdi olacağını düşünmüş olabilir. Son ana kadar da onu düşündü, sonra diyor ki, benim diyor işte kafama stent taktılar, kalbime stent taktılar, benden Mehdi olmaz diyor. Arkadaşları soruyorlarmış, “sen Mehdi misin?” diyorlarmış. Ben de Mehdi olamam,bir gerekeçe olarak sağlık nedenlerini göstertiyor, “ben zaten bitmişim” diyor. Her yerim kurumuş diyor, damarlarım kurumuş .. bir şey, bir yerlerim donmuş diyor. Şeker hastasıyım diyor, işte olabilir insanlık hali tabii, bunlar normal de.. Fakat, yani “ben, hadislerde uygun bir yapım yok.” Hadislere göre, mesela seyyid olması gerekir, seyyid değildir Cübbeli Ahmet. “Birçok yönüm benzemiyor dolayısıyla benim alakam yok” diyeceğine sağlık nedenlerinden dolayı olmaz diyor, sanki sağlığı müasait olsa olacak hatta bu sıkıntısından dolayı bu sefer Said Nursi ‘yi de etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Çünkü Said Nursi de bu yüzyılda çıkacak diyor ya, bu sefer ona da el attı. Bu sefer ona da diyor ki, 30 konuda ehl-i sünnete uygun olmayan izahları olduğu söyleniyor, diyor. Çok da kurnaz . Bak ben söylüyorum demiyor bana böyle söylediler ama araştırmak lazım diyor. Dolayısıyla Said Nursi ‘yi de şüpheli, muğlak bir alim konumuna getiriyor. Yani böyle güvenilmez bir konuma getiriyor. Said Nursi’nin yaptığı emekler, yaptığı gayretler değil mi dünya çapında göz önünde. Said Nursi kim, sen kimsin değil mi? Tırnağı edemezsin sen Said Nursi’nin. Onun büyüklüğüne bakın, O’nun gücüne bakın , yetiştirdiği talebelere bakın, dünyadaki etkisine bakın, bir de sen kendi etkine bak. Ehl-i sünnetin göz bebeğidir Said Nursi yani son derece takva ve titiz bir insan. Sonra Şeyh Nazım Kıbrısi’ye de kafayı taktı bu sefer. O da bu yüzyılda diyor bakın hangi alim bu yüzyılda gelecek diyorsa, onu bir yönden çürütmeye kalkıyor. O da diyor kadınlara elini öptürüyor diyor. Yani ehli sünnete uygun değil tavrı diyor. Bilmiyorum gördünüz mü Şeyh Nazım’ı? Piri fani ve çok yaşlı bir insan. Çok tatlı bir insan ama tam anlamıyla bir piri fani. Yani 80 küsur yaşında. Böyle bir insanın elini öpmüş olması bir insanın şereftir onurdur. Yani ne var bunda, değil mi? Nefsi toprak olmuş artık o insan piri fani olmuş bir insana böyle bir şey söylenir mi? Güya insanınların gözünde küçük düşürmeye çalışıyor halbuki biz daha çok seviyoruz Şeyh Nazım Hocayı böyle dedikçe, Said Nursi’yi daha çok seviyoruz. Risale-i Nur Külliyatını okumamış.Yani normal olarak bir alim bir bilgin, araştırmacı bir insanın, bu asrın müceddidini bilmemesi Said Nursi’yi bilmemesi çok büyük bir cahilliktir. Ama cahilliği bununla sınırlı değil ki. Paleontolojiden haberi yok, darwinizminden haberi yok, felsefeden haberi yok, yani hiçbir konuda modern bilimlerin hiçbirinde bilgisi yok. Zaten söylüyor ya, kemik yaşı filan diyorlar bunlar palavradır diyor, işte bu kadar bunun konuşacağı. Ama neye göre palavra, neye gore yanlıştır bunu anlatamıyor. Çık paleontolojiden bahset, arkeolojinin bize verdiği bilgilerden bahset. Mikrobiolojinin bize verdiği bilgilerden bahset. Ama bomboş . Yani bir tek Kur’an’ı çocukluğunda ezberlemiş herhalde anladığım kadarı ile biraz Kur’an bilgisi var. Hadis bilgisi de var ama kendi kafasına göre yorumlayacağı şekilde gördünüz zaten önce 7000 yılla ilgili hadis yoktur diyor sonra vardır diyor. Duyduğunu da anlamıyor mesela kan dökecek diyor Mehdi, halbuki ben bilakis kan dökmeyeceğini zaten söyledim vtr’yi de gördünüz hiçbir şekilde öyle bir sözüm yok.Yani duyduğunu da hatırlayamıyor gibi bir uslubu var. Yani çok garip bir çizgiye girdi. Yanlız onun kitaplarını tavsiye ettik, benim ona yazdığım kitapları da tavsiye edelim bizim hakkımız o artık değil mi? Bakın Cübbeli’ye Cevap. Bu da ucuz piyasada satılan bir eser. Yayınevinden de isteyebilirler. Harunyahya.org adresinden isteyebilirler bunu ve internetten de indirebilirler.
ADNAN OKTAR: Evet. Bir de şu eser var. Burda da çok kapsamlı bütün ehli sünnet alimlerinin eserlerinden istifade edilerek şii kaynaklardan da istifade ettik. Çünkü şii kaynaklar da Mehdi konusunda çok doyurucu bilgiler taşıyorlar. Ordan da bilgiler var. Çok güzel bir eser. Tavsiye ederim. 720 sayfa.
SUNUCU: Bu Cübbeliye Cevap kitabında ne konusuna cevap verdiniz? Şöylediği her şeye mi?
ADNAN OKTAR: Evet yani mantık bozuklukları, anlatımındaki bozuklukların hepsine cevap veriyoruz. Mesela herhangi bir sayfasını açalım. Mesela burda Said Nursi’nin bu konudaki anlatımları var. Herhangi bir sayfa açıyoruz yine aynı şekilde Cübbelinin izahlarına cevaplar var. Çok güzel bir eser yani çok önemli ve detaylı bilgiler var. Bir de doyurucu akıcı bir üslupla anlatılmış , bir de çok ucuz eserler bayağı ucuz. İmalat fiyatına satılıyor. Rahatça elde edebilirler ama gücü yetmeyen kardeşlerimiz internetten bedava indirebilirler.
SUNUCU : Peki neden bu kadar çelişiyorsunuz, ben bir de bunu öğrenmek istiyorum, yani aslında dinden bahsedilen iki düşünce tabiî ki de farklılıklar olabilir ama bu çelişki neden ?
ADNAN OKTAR: Ben aslında normalde buna bir şey demezdim ama bunun arkasındaki gücü ben eziyorum aslında fikren, bu garibanın teki bunu öne sürenleri eziyorum ben, bir de buna güvenmeleri beni çok şaşırttı, böyle bir garibana yani bunu sanki böyle ciddi bir güçmüş gibi benim karşıma çıkarttılar. Fatih Altaylı’nın iftiharla Türk halkına sunduğu bir kişi. Yani ve…
SUNUCU: Arkasında kim var diyorsunuz ?
ADNAN OKTAR: Onları söylersek şimdi çok olay gelişir, inşaAllah, zaten kendisi de söylüyor eve geldiler diyor toplandık oturduk diyor, gelenler de boş gelmez zaten boş gelmediklerini de biliyoruz. Bunun gönlünü yapmışlar anladığım kadarıyla bayağı bir vaatte de bulunmuşlar, Habertürk’e çıkartmaları yani inanılır gibi değil peş peşe böyle, değil mi ? Fatih Altaylı ile de taban tabana zıt yani birçok yönden taban tabana zıt yani asla fikren anlaşamayacağı bir insan, ki yıllardan beri onun mücadelesini veriyor zaten Fatih Altaylı. Yani o tarz düşünceye karşı kesin tavır almış bir insan. Dolayısıyla orda bir gariplik var. Mesela normalde benim cevap hakkım var, değil mi? Yani normalde beni de çıkartıp cevabını da verdirttirmeleri lazım, akıllarının ucundan dahi geçmez.
SUNUCU : Sizin böyle bir talebiniz oldu mu?
ADNAN OKTAR: Şimdi gidip, Sayın Fatih Altaylı ben cevap vermek istiyorum demedim tabii. Onların kendisi nezaketen böyle bir teklifte bulunması gerekir. Değil mi? Yani biz bak bunu konuşturduk sen ne diyorsun demeleri lazım, adam oraya çıkıyor bir şeyler anlatıyor kendi kafasına, tek yanlı izah ediyor. Bunun cevabının verilmesi gerekir, ama tabii biz onun cevabını bütün vatandaşlarımıza en kapsamlı şekilde ulaştırmaya çalışıyoruz. Yani onun oraya çıkması olayı değiştirtmez. Ama bir kısım vatandaşların bir kısım kokoşların kokonaların buna güvenmesi inanılır gibi değil, yani hem komiğime gidiyor hem de acıyorum da, yani çok şaşırtıcı bir durum, yani şimdi 1000 küsür senelik hadisleri değiştirilerek nereye varacaksın sen ? Mehdi’yi bir anda koyu esmer hale getirtmeye kalkıyor bir anda zayıflatmaya kalkıyor. O kadar çok hadis var ki, hangi birini sen kapatacaksın hadislerin? Yani mesela İmam-ı Şarani’nin Ölüm Kıyamet Ahiret isimli eseri var, çok kapsamlıdır orda Mehdi konusu çok kapsamlı ele alınır, Deccal konusu da çok kapsamlı ele alınır. Berzenci’nin Kıyamet Alametleri kitabı var ki, asrın müceddidi, o da yanılıyor diyor, Berzenci de yanılıyor diyor, Suyuti de yanılmıştır diyor. Kardeşim sen kimsin? Said Nursi’yi beğenmiyor, Şeyh Nazım’ı beğenmiyor, beğendiği adam yok gibi bir şey beğendiği kişi yok gibi bir şey yani. Gazeteleri, şimdi de ona taktı Milli gazeteyi beğenmiyor, ehli sünnete uygun değil diyor, Vakit gazetesini beğenmiyor, Yeni Şafak’ı beğenmiyor onlar da diyor ehli sünnete uygun değillerdir diyor. Ehli sünnete uygun kimse kalmadı diyor bir tek benim diyor bir tek ben kaldım diyor. Ya kardeşim bir de arkasından da, Şiilerin Alevilerin vahabilerin pırasa gibi doğranmasından bahsediyor. Biz sevgi insanıyız, Kuran’da sevgi vardır, peygamber Efendimizin izahlarında sevgi vardır. Aleviler Allah aşığıdır, Hz. Ali aşıkları, Mehdi aşıkları. La ilahe illallah Muhammeden ResullAllah diyen insanlar. Niçin pırısa gibi doğransınlar, Şiiler son derece takva insanlar caferiler, vahabiler, son derece takva insanlardır. Niçin pırasa gibi doğransınlar? Böyle bir nesil yetiştirilir mi? Ordaki gençler de koro halinde pırasa gibi doğrayacak diye onlar da ona tescilde bulunuyorlar. Hocam ne biçim konuşuyorsun demiyorlar ya, Müslüman Müslümanı doğrar mı Allah’tan kork nasıl bir söz diyemiyorlar. O da çok garip ama zannediyorum artık toparlanıyorlar gibi çünkü ben internet girişlerinden anladım, 10 misli falan artmış. Yani muazzam bir artış var, çünkü daha önce o kadar değildi, şu son Habertürk’ den sonra yani akıl almaz bir artış oldu. Acaba bir bozukluk mu var dedik bir yanlışlık mı var dedik, hani bu ileti olaylarında falan, bir şeylik falan, baktık öyle bir şey yok. Hakikaten 10 misli artmış. MaşaAllah.
SUNUCU : Etkili olmuş demek ki. Peki bir izleyicimiz, Adnan Hoca Cübbeli cemaatinden kimseyle görüşür mü? Ya da bağlantısı var mı diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Ben bizzat Mahmut Hocayı çok severim çok sayarım çok asil ve efendi insandır başka da onlardan alim olan büyük Hocaları var, onlara da çok değer veririm çok saygı duyarım. Talebeleri de çok mazlum tertemiz insanlardır yani onlar bir suçu dahi yok yani bir hataları yok. İslam’ın dünyaya hakim olmasını hepsi isterler ama bunun üslubunda bunu göremiyoruz. Yani 7000 yılla ilgili hadisi hiçbiri reddetmez. Yani 5600 yıl geçmiştir diyor İmam-ı Hanbel ne diyorsunuz desek ne diyorsunuz derler yani İmam-ı Hanbel söylüyorsa doğrudur derler ama bu, bambaşka bir çizgiye girdi bir şeyler oldu buna. Yani bir gün beyaz diyor bir gün kara diyor görüyorsunuz. Tamamen çelişik, var mı başka vtrleri bunun böyle? Birkaç tane daha vardı, onlara da bir bakalım.
(Cübbeli Ahmet Hoca VTR)
OKTAR BABUNA : Zaman gazetesinde bu Risale-i Nur’la ilgili iddialarına cevap vermişler.
ADNAN OKTAR: Yani kimsenin onun sözüne itibar etmez, neyine cevap vereceğiz. Yani oturup onunla muhatap olmalarına da gerek yok onların. Şimdi bu baş haham kimdir ? Bir kere Cübbeli bunu bir açıklasın, bir kere bizim bildiğimiz Türkiye’de bir baş haham var başka da baş haham yok onunda ben hapse girdiğini hiç duymadım. Bir de Kuran’daki ayetleri Musevilerle ilgili ayetleri her gün Müslümanlar okuyor. Yani bu okumadığında Türkiye’de Müslümanlar Musevilerle ilgili ayetleri okuyamıyorlar mı? Yani bunun tekelinde mi bu? Yani Cübbeli okumazsa bizim okumamız yasak mı? Herkes okuyor zaten herkes biliyor. Niçin Kuran ayetlerinin okunmaması karşılığında ona, böyle akıl almaz bir servet teklif etsinler? Bir de cezaevine giren o baş haham kim? Yani bunları bir açıklığa kavuşturursa bir zahmet biz de aydınlanmış oluruz.
ADNAN OKTAR: Yani, hayır dese ki akıl almaz mesela sadece zor sadece ona mahsus bir şey olsa yine bir derece hani bu mantığı olabilir böyle bu tip sözün. Ama Kuran’da olan ve her zaman herkesin okuduğu ayetleri özellikle sen okuma ve sana akıl almaz servet ve imkanlar vereceğim diyor ve Türkiye’de de başbakan gibiymiş bu başhaham neyse, seni merkez vaizi yapacağım diyor, yani bu Said Nursi’ ye teklif edilmiş daha önce buna benzer bir teklif vardı. Said Nursi ben bunu reddettim diyordu. Zannediyorum ona özendi, öyle taraftarlarına şirin görünmek için böyle bir üslup geliştirmiş olabilir, yani çocuk gibi bunların böyle ortaya konmasındaki mantığını da kavramak da çok zor anlamak da çok zor.
SUNUCU : Hadislerden bahsediyor Cübbeli Ahmed Hoca değil mi? Siz de hadislerden bahsediyorsunuz. Neden bu kadar yorumlarda değişiklik oluyor hadislerde?
ADNAN OKTAR: Hayır yorum.. zaten direkt yok diyor önce, sonra var diyor sonra da bundan hesap çıkmaz diyor. Yani böyle bir mantıkla ne yapılabilir?
SUNUCU : Ama Cübbeli Ahmed Hocanın var dediği de yok dediği de sizinle alakalı değil, siz farklı bir şey söylüyorsunuz o da farklı.
ADNAN OKTAR: Yok yok aynı hadisler 7000 yılla ilgili hadisler. Yani Suyuti’de vardır. Suyuti’nin eserlerinde vardır. 8 tane hadis var. Var mı o sende Oktar?Evet şu eserde. Bu piyasada satılan bir eser. Kahraman neşriyatın eserlerinden. Burada açık belirtiliyor. Reddedeceği gibi değil. Dünyanın ömrü bakın şu bölüm. Evet. Bu açık , yani sarih. Net hadistir yani ve çok güvenilir kaynaklardan naklediliyor. Bir de bunu savunan, Ehl-i Sünnet alimlerinin tamamı savunuyorlar. Yani bunun aksini savunan Ehl-i Sünnet alimi yok.
ADNAN OKTAR: Said Nursi dahil, Elmalı Hamdi dahil, Taberi dahil, Berzenci dahil, bütün İslam alimleri savunuyorlar.
OKTAR BABUNA: Var dedikten sonra da hesabını da ayrıca yapıyor programda, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, söylüyor, şu kadar yıl şu, toplama 7000 yıl eder diye böyle ayrı ayrı...
ADNAN OKTAR: Tabii..7000 yılı önce reddetti, sonra kabul kabul etti. Fakat şu 5600 yıl hadisini düşünmek istemiyor. Çünkü 5600 yıl tam, netleştiriyor olayı. 7000’den 5600’ü çıkınca 1400 kalıyor. 1400 ile 1500 arasında, öyle olunca Mehdi’nin bu yüzyılda gelmiş olmasını kabul etmesi gerekecek. Onu kabul etmemek için, yanına gelen o ailelerin, o bazı kokoş ve haygonoşların sözlerine karşı mahçup olmamak için, onu bir şekle oturtmak istiyor, bir mantığa oturtmak istiyor. Yani, hani ben dediğimi yaparım, siz bana müracaat ettiniz, kolay ben bu işi bir şekle sokacağım ama bana müsaade edin gibi bir mantıkla yaklaştı anladığım kadarıyla. Onu da halledemediği için, çok sıkıntılı şu aralar. Yani debelendikçe daha da batıyor, debelendikçe daha da batıyor. Bir kere çok vahim bir suçtur, yani bir Müslümanın İslam’ın dünyaya hakimiyetini istememesi, bu yüzyılda. Her yüzyılda istemesi gerekir ve bunu açık açık her seferinde söylemesi lazım. Hiçbir şekilde söylemiyor ve söyleyemiyor da. Ama inşaAllah bir gün söyler, umuyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Zaten Hocam, bütün alametleriyle de oluyor. Bu yine bir ülkeyle daha vize kalkıyormuş. Her gün bir yeni bir gelişme oluyor inşaAllah. Gelecek hafta yapılacak resmi ziyaret sırasında iki ülkenin uygulanan vizeyi karşılıklı kaldıracağı belirtildi. Azerbaycan Dış İşleri Bakanı.
ADNAN OKTAR: Ben bunu 2 yıl önce söylemiş miydim?
OKTAR BABUNA: Söylemiştiniz Hocam...
ADNAN OKTAR: Söylemiştim. Demek ki bak bütün vizeler kalkacak önden dedim. Şimdi de diyorum ki, pasaportlar kalkacak bir süre sonra. Bütün ülkelere, İslam ülkelerine ve Türki Devletler’le olan bağlantıda pasaport mecburiyeti kalkacak. Teker, teker. Ve bunu da göreceksiniz. Bunun arkasından da Türk İslam Birliği geliyor inşaAllah. Yani benim söyleyip de geriye aldığım hiçbir sözüm olmadı.
SUNUCU: Bir izleyicimiz sormuş, Mehdi beyaz mı giyecek hep demiş?
ADNAN OKTAR: Hadis, Cübbeli’nini kendisi söylüyor. Kitabında var. Bu Cübbeli’nin kitabında, iki parçadan oluşan diyor beyaz kıyafeti vardır diyor. Ben de dedim, bir ceket bir pantolondan ibarettir, olabilir. Ahir zamanda yani.
SUNUCU: Sizin gibi.
ADNAN OKTAR: Benim gibi ve milyonlarca insan gibi.
SUNUCU: Hz. İsa (a.s.)’nın fiziksel özelliklerini görmüş gibi tarif ediyorsunuz, özel bir ilminiz mi var?
ADNAN OKTAR: Benim, hadislerden istifade etmem var. Ulemanın eserlerinden istifade ediyorum. Yani ben kaynakta sadece tek bir yerle kalmıyorum yani. Mesela Şii kaynaklardan da alıyorum, Caferi kaynaklardan da alıyorum. Çünkü çok güvenilir kaynaklardır onlar da. Çünkü Ehl-i Sünnet inancıyla mutabıktır, yani birbirini tamamlayan izahlardır.
SUNUCU: Adnan Hoca’nın Doğu’ya ziyaretleri olacak mı demiş?
ADNAN OKTAR: En çok istediğim şeylerden bir tanesi. Mardin, Urfa, Siirt. Oraya böyle Kürt çadırlarını kuracağız inşaAllah. Kuzu çevireceğiz. Ondan sonra onlar Kürtçe şarkılar söyleyecek kardeşlerimiz, halay çekicekler. Birlikte yiyip-içip eğleneceğiz. Birlikte namaz kılacağız. Sohbet edeceğiz. Kürtler çok şahane insanlardır. Efendilikleri, misafirpeverlikleri, saygıları. Ama nefes kesecek şekildedir saygıları. Çok nezih insanlar ve çok temizdirler. Dürüst ve efendidirler, çok izzet-i nefislerine düşkündürler. Yani bütün Anadolu halkı gibi, benim bütün milletim gibi, pırlanta gibidirler. MaşaAllah.
SUNUCU: Neden gitmediniz bu zamana kadar? Herhangi bir nedeni var mı? Fırsat mı olmadı?
ADNAN OKTAR: Şimdi.. Siirt’e gitsek, ancak bizi herhalde bir PKK’lılar bir tevkif eder önce. Sonra oradan Kandil’e sorguya götürürler. Beni bir de orada tutuklarlar artık.
SUNUCU: Peki gidemediyseniz ne zaman gitmeyi düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği oluştuğunda tabiiki de, inşaAllah.
SUNUCU: El Kaide ve Usame Bin Ladin ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: El Kaide ve Usame Bin Ladin. Şiddet içeren, kan dökmeyi hedefleyen her düşünce Anti-Mehdi hareketlerdir. Ve yani Deccali hareketlerdir. Mehdi, kan dökmeyecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, burnu dahi kanamayacak diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onun zamanında. Şefkat ve merhamet insanıdır Mehdi. Mehdi zıddı hareketlerdir. Anti-Mehdi hareketlerdir. Ama Usame Bin Ladin, bence sembolik bir isim, böyle biri de yok, göreceksiniz. Yani ara ara öyle ismini çıkartıyorlar, gündeme getiriyorlar. Öyle bir şey olsa, elleriyle koymuş gibi bulurlar, öyle bir konu yok. Sadece Müslümanların aleyhinde böyle gözü dönmüş, kan dökücü böyle adam imajını muhafaza için böyle sembolik bir ismi ortaya attılar ve o ismi kullanıyorlar. Başka bir konu yok.
SUNUCU: Bunu düşündükleri için mi bulmuyorlar acaba?
ADNAN OKTAR: Tabi..tabii.. Onu bulurlarsa zaten hikaye, film bitmiş oluyor. Filmin heyecan ile devam etmesi için ona ihtiyaç var, kan dökülmesi için, Müslüman kanı dökülmesi için gerekçe gerekiyor, öyle kan dökücü adamlar gerekiyor. Dolayısıyla kovboylar da gelip, kan dökücülere karşı mücadele etmesi gerekiyor. Film böyle devam ediyor şu an.
SUNUCU: Bir de Darwin ile ilgili bir soru var, ona da geleceğim ama önce UNESCO, biliyorsunuz Darwin Yılı ilan etti 2009’u. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz. Ölüm yıldönümü, 200’üncü ölüm yıldönümü olması dolayısıyla?
ADNAN OKTAR: Ne güzel bak, ölüm yıldönümü. Ne kadar güzel bir teşhis. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Darwin öldü diyoruz, fikirleri öldü, biz de onun yıldönümünü kutluyoruz.
SUNUCU: Darwinizm değil ama Darwin’in...
ADNAN OKTAR: Oktar, sen hiç konuşmuyorsun.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Bu söylediğiniz başka şeyler de gerçekleşiyor hep maşaAllah. Onlarla ilgili bir, göstereyim mi Hocam? Kısaca bu mesela aile içindeki ensest ilişkileri, şiddetleri özellikle söylemiştiniz çocuklara yapılan. Hatta Hocamız şunu söylemişti. Yani illa bunu bu şekilde açıklamak değil de, devlete başvurup, sığınıp, taciz olduğunu belirtmeden, yani sadece, ben ailemden rahatsızım, bana uygun davranmıyorlar demesi şeklinde yapılabilir diye.
ADNAN OKTAR: Mesela, geçen gün bir genç kız çıktı, aile içi şiddetten bahsetti ve devlete sığındı ve çocuk koruma altına alındı. Bu kadar. Asla kabul etmesinler. Yani ensest, çok büyük bir ahlaksızlıktır, öyle bir baba olmaz. O baba değildir artık, yani o ebedi olarak babası olamaz onun. O konu bitmiştir, yani kıyamete kadar babası olamaz.
OKTAR BABUNA: Siz bu konuyu gündeme getirdikten sonra da, özellikle arka-arkaya bu şekilde şikayetler ve haberler çıkmaya başladı.
ADNAN OKTAR: Bak, 9 yaşındaki kızını taciz ediyor, müthiş rezalet. Bir de aile kutsaldır, dokunmayın diyorlar. Güzel ahlaklı aile kutsaldır. Ahlaksız adam ile kutsal olmaz. Ahlaksız anne-baba kutsal olmaz. Onlar, klasik ahlaksızdır ve o ailenin içinde durulmaz. Hemen çıkılması lazım, devletin de yardımcı olması gerekir.
OKTAR BABUNA: Burada mesela, babası ve iki amcası tecavüz etti, başka bir haber. Bu evet, ensest konulu bir konferans. Dünya çocuğa yönelik cinsel istismarı önleme günü İstanbul Üniversitesinde öyle bir konferans düzenliyorlarmış. Bu şekilde çok çirkin şiddet olayları...
ADNAN OKTAR: Aferin, bak güzel, 14 yaşındaki kız çocuğu, kendisine ve kardeşine porno baskısı yapan babasını mektupla Çankaya’ya şikayet edip tutuklattı, diyor. İşte bu kadar. Yani, genç kızlar sahipsiz değil. Devlete sığınsınlar, milletimizin çok güzel insanları var. Milyonlarca tertemiz insanımız var. Tertemiz aileler var. Gitsin sığınsınlar, mutlaka korunurlar. Böyle ahlaksızlığa sakın tahammül etmesinler.
OKTAR BABUNA: Siz ayrıca şey söylemiştiniz, tarıma önem verilmesi konusunu. Aynı şeyi siz söyledikten sonra Başbakan Tayyip Erdoğan da, tarıma daha fazla yatırım yapmak şart diye.
ADNAN OKTAR: Ben onu 2 yıl önce söylemiştim değil mi? Defalarca söyledim.
OKTAR BABUNA: Bu da İslam Birliği ile ilgili yine bir haber. Vizesiz geçiş alımı, Suriye’den Türkiye’ye geçişi 3 katına çıkardı diyor. Suriye’nin tasarrufları için artık gözde adres artık Türkiye. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. E ne dediysek o. Değil mi? Bak, 2 yıl önce ne söylediysem çıkıyor. Allah’a çok şükür, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ne kadar karşı çıksalar da, reddetseler de Türk İslam Birliği çatır-çatır gerçekleşiyor maşaAllah. Allah’ın izniyle.
SUNUCU: Peki, izleyicilerimizin sorularına dönecek olursak. Vize açılımıyla bitirelim. Darwinizm ile Mehdiyet’in bağlantısı var mı?
ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretleri, darwinizmi, materyalizmi Mehdi bitirecek diyor, özetle. Zaten kendisi, hiç Darwinizme girmemiştir Said Nursi. Tek kelime ağzına almamıştır, bu konuyu. Doğrudan Mehdi’ye bırakmıştır. Mehdi diyor, bütün dünyada diyor, yerle bir edecek diyor Darwinizm ve materyalizmi. Birinci görevi budur diyor. İkinci, üçüncü görevlerini anlatıyor, fakat asıl görevi budur. Ama diyor, insaların gözünde bu ehemmiyetsiz görünecektir diyor. Yani, iman hakikatlerini yayacaktır, Darwinizm, materyalizmi çökertecektir. Fakat bunu ehemmiyetsiz görürler diyor. Diğer konuları ehemmiyetli göreceklerdir diyor. Saltanat ve siyaset alemindeki faaliyetlerini önemli göreceklerdir diyor. O yüzden geldiği vakit kendisi dahi kendini bilmez diyor. Yakın talebeleri onu imanın nuruyla tanıyacaklar diyor, Mehdi’yi.
SUNUCU: Peki Mehdi neyi bekliyor, görünmek için?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin öyle bir şeyi yok ki, olmaz yani. Öyle bir konusu olmaz. Mehdi (a..s.) sadece İslam’ı anlatır, yayar. Kader içersinde Allah onu, o hale getirecek olayları meydana getiriyor. O, Allah’ın yarattığı bir mucizedir. Yani ben, iktidar olayım diye uğraşmaz Mehdi ve şiddetle kaçınır bundan zaten. Allah onu, o kaderin içerisinde, o olayların içerisine götürüyor. Doğal olarak akacaktır.
SUNUCU: Yani, ben Mehdi’yim demeyecek.
ADNAN OKTAR: Demez. Hiçbir zaman için demeyecek.
SUNUCU: Fikirlerini yayacak.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Öyle mi? Peki. Kuran’ı Türkçe okuyabilir miyiz, demiş bir izleyicimiz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki.. Zaten biz Türk’üz, Kuran’ı Türkçe okuyacağız. Arapça niye okumuyor diyor Cübbeli. Benim Milletim Arapça anlamaz, Türkçe biliyor, Türkçe okuyorum.
SUNUCU: Cübbeli Ahmet Hoca ile yüzyüze görüştünüz mü, diye sormuş bir izleyici?
ADNAN OKTAR: Çok. Bize gelmişti. Defalarca geldi..
SUNUCU: Şu an görüşmüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Şu an görüşmüyorum, evet.
SUNUCU: Yani bir kırgınlık mı var?
ADNAN OKTAR: Kırgınlık değil de, yaptığı tahribatı engellemeye çalışıyorum. Çünkü bir kere İran ile ve Suudi Arabistan ile, Suriye ile, hatta Azerbaycan ile -ki orada da Alevi kardeşlerimiz var- mücadeleyi esas alan, onların kıtır-kıtır kesilmesini tavsiye eden bir ruhu var. Bu çok büyük bir tahribat ve fitnedir bu. Arkasından İslam dünyaya bu yüzyılda hakim olmayacak diyor, bir fitne de bu. Yani bu çok büyük bir zarar. Bak, birleşmeyi istemediği gibi, bölünmeyi ve parçalanmayı İslam aleminin, bölünmesini ve parçalanmasını istiyor ve birbirlerine düşmelerini istiyor. Mesela İran karışmış diyorlar, diyor, Allah karışıklıklarını daha da artırsın diyor. Var mı onun VTR’si. Ona da bir bakalım. Mesela bu çok vahim bir şey. Niye İran karışsın? Tertemiz kardeşlerimiz, Müslüman kardeşlerimiz.
SUNUCU: Süremizin aslında sonuna yaklaştık, isterseniz onu haftaya saklayalım. Evet.. Ben sizin son sözlerinizi alayım.
ADNAN OKTAR: Son sözlerim, sizleri çok seviyorum. Bütün milletimi çok seviyorum. Alevi kardeşlerimi, Bektaşi, Sünni kardeşlerimi, hepsini çok seviyorum. Hepsi pırıl pırıl tertemiz insanlar. Güneydoğu’daki kardeşlerim, Karadeniz’deki kardeşlerim, Antalya, İzmir, Trakya hepsini çok severim. İç Anadolu, Tokat, Turhal. Tertemiz insanlar. Türk İslam Birliği mutlaka olacak. Bakın, her söylediğim çıktı, bunun da olduğunu göreceksiniz. Hadislerde bu açık ve net. Birbirimize sevgi ile bağlanalım. Sağcıyla, solcuyla... hepsi kardeşimizdir. Solculara karşı da benim bir öfkem yok. Onları da çok seviyorum ben, onların zannettiği gibi değil. Çok şefkat duyuyorum. Gönülleri çok müsterih ve rahat olsun inşaAllah.
SUNUCU: Peki, çok teşekkür ediyoruz yayınımıza katıldığınız için.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
SUNUCU: DEM Özel burada sona eriyor değerli izleyenler. Haftaya görüşünceye dek hoşçakalın.