SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. “Bir Adnan Oktar ile Başbaşa” programına daha hoş geldiniz. Bu akşam Kanal Urfa ve Kral Karadeniz ekranlarından size sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyeceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerimizi size saymak istiyorum. Frekanslarımız: Marmara FM 105.2, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç FM 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR FM 96.0 Adıyaman, Ilgın FM 97.4 Konya, Güneydoğu Radyosu 99.6 Şanlıurfa. Bize ulaşabileceğiniz internet sitelerimiz ise; www.haberHilal.com, www.harunyahya.tv . Konuklarımız Sayın Adnan Oktar biraz sonra katılacaklar. Programa sizle başlamak istiyoruz. Bize bugün anlatmak istediğiniz neler var Oktar Bey?
OKTAR BABUNA: Bütün seyircilerimizi sevgiyle selamlıyoruz her zaman olduğu gibi. Darwinizm konusundan bahsedebiliriz çünkü bu son derece önemli Darwinizm konusu. Darwinizm bir pagan dini yani tesadüfü ilah edinmiş olan, bütün hayatın, canlılığın tesadüfen olduğunu iddia eden, köhnemiş böyle 19. yüzyıldan kalma; hatta daha doğrusu Sümerlerden kalma, Firavun döneminden böyle kalma iddiaları Charles Darwin o dönemin köhne bilim anlayışıyla mikroskobun olmadığı, genetik bilimin olmadığı, moleküler biyolojinin olmadığı önümüze getirdi. Kendisi bile inanmıyor zaten; çünkü söylüyor kitabında diyor ki; “ara geçiş formu yoktur” diyor, “bulamıyoruz” diyor. Ara geçiş formu yoksa... çünkü evrim bir türün diğer türe yavaş gelişmelerle dönüştüğünü iddia ediyor, yamuk yumuk böyle eciş bücüş ara geçiş formları olması lazım ve normal sabit türlerden çok daha fazla olması lazım. Biz fosillere bakıyoruz; türlerin birden bire eksiksiz, mükemmel çıktığını görüyoruz, hiç ara geçiş formu yok. Bunu Charles Darwin söylüyor. Bunu bütün günümüzün önde gelen paleontologları yani fosil bilimcileri söylüyor. Stephen Jay Gould söylüyor, Niles Eldredge söylüyor yani hepsi itiraf ediyorlar. Demek ki evrim yoktur. Şimdi evrimin temelinden başlayalım. Mesela evrim canlılığın tesadüfen olduğunu iddia ediyor. Tesadüfen bir hücre olacak evrimin iddiasına göre. Tesadüfen güya bu hücre milyonlarca mükemmel canlı türüne dönüşecekse o zaman o hücrenin, tesadüfen olacak hücrenin, ilk yapı taşları olan proteinlerin de tesadüfen olması gerekiyor. Evrimin mantığına göre olamaz da neden olamayacağını birazdan anlatacağım bu şekilde. Biliyorsunuz hücrelerin içerisinde protein molekülleri vardır. Proteinler ne yapar? Proteinler mesela bizim kaslarımızı meydana getirir. Hormon olarak görev yaparlar. Bakın burada göstereyim şöyle; çok özel yapıları vardır protein moleküllerinin. Mesela kaslarımızı meydana getiriyorlar, mesela enzimleri meydana getiriyorlar. Enzimler moleküler makineler, robot moleküller vücudumuzda. Reaksiyonları yani oluşan mesela biyokimyasal reaksiyonları milyonlarca kez hızlandırıyorlar. Şöyle bir örnek vereyim; eğer enzimler olmasaydı okuduğumuz bir cümleyi, 5 saniyede okuduğumuz bir cümleyi okumak milyonlarca yıl sürerdi. Pardon binlerce yıl sürerdi, o kadar hızlandırıyorlar bütün reaksiyonları. Hormon olarak görev yapıyorlar, tiroit hormonu var biliyorsunuz, insülin hormonu var, çeşitli görevleri var fakat proteinlerin çok özel yapıları var. Proteinler amino asitlerden oluşuyor. Amino asit zincirleri insan ve canlılarda protein yapısında kullanılan 20 çeşit amino asit var. Bunlardan 10 tanesi yaklaşık canlılarda sentezlenebiliyor, diğer 10 tanesini yiyeceklerle alıyoruz. Bizim vücudumuzda mesela 10 tanesi yapılıyor; bunlara temel amino asit deniyor. 10 tanesi dışarıdan alınıyor. Şimdi dolayısıyla amino asit zinciri olan bir proteinin, mesela 500 tane amino asidi var diyelim, bazen 1000 oluyor, bazen 100 oluyor, ortalama bir büyüklükte 500 amino asitlik bir protein zincirinde her bir amino asidin özel yeri var ve özel bir amino asit kullanılıyor yani özel bir dizilim var. Dolayısıyla her bir nokta için 20 tane alternatif var. 20 çeşit amino asit olduğu için 20 tane alternatif var. Dolayısıyla tabii bir proteinin onların iddia ettiği gibi tesadüfen oluşması için bakın şöyle bir ihtimal gerekiyor: 10 üzeri 950’de bir ihtimal. Yani bu aklın alacağı bir sayı değil. Bakın 950 tane sıfırdan oluşan bir sayı; 12 sıfırda bir trilyon yapar. 10 üzeri 950’de bir ihtimal demek şu anlama geliyor: Siz 10 üzeri 950 defa deneme-yanılma yapacaksınız. Yani biri oturacak, akıllı bir varlık olması gerekiyor deneme yanılma olması için çünkü bir bilinç gerekir. Bu ancak ya laboratuvar ortamında olur veya hücrenin içerisinde olabilecek bir şey. Laboratuvar ortamında biri oturacak, 500 tane amino asidi yan yana dizecek. Bakacak, “aa” diyecek, “bu benim aradığım protein değil”. Bunları ayıracak tekrar, yeni bir kombinasyon deneyecek. Fakat her bir kombinasyonu da hafızada tutması gerekiyor. Yani insanın hafızasının alabileceği bir sayı değil 10 üzeri 950’de bir ihtimal. Bilgisayarlar olacak, bilgisayarların hafızasına kaydedilecek. Her seferinde yeni bir kombinasyon deneyecek. 10 üzeri 950 defa deneyecek ki bir tane o proteini bulabilsin. Şimdi bu insanın da başarabileceği bir şey değil, hiçbir canlının yapabileceği bir şey değil. Çünkü 10 üzeri 950 tane reaksiyon, kainatın ömrü 14 milyar yıl olarak tahmin ediliyor Bing Bang’den itibaren 10 üzeri 17 saniye yapar bu. 10 üzeri 17 saniyeyi defalarca aşıyor. Yani kainatın, evrenin ömrü yetmiyor. Evrendeki atom sayısı 10 üzeri 80, 10 üzeri 950 molekülden bahsediyoruz biz; o da yetmiyor. Yani bütün yıldızları, galaksileri siz amino asit haline getirseniz yine yetmiyor o amino asitler böyle bir reaksiyonu meydana getirmeye. Dolayısıyla, bir de ayrıca matematik ve istatistikte 10 üzeri 50’de 1’den küçük ihtimaller imkansız kabul edilir. Bu, imkansız kere imkansız; 10 üzeri 950’de 1, bakın bu. Ben 10 üzeri 50’de 1’in imkansız olduğunu söyledim, matematik kuralı. 10 üzeri 950 demek ki imkansız kere imkansız oluyor, yani imkansız, tek bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimali. 10 üzeri 950’de bir ihtimal biz onu hesaplıyoruz ama bu sadece bilinçli bir mekanizma olduğunda. Çünkü demin anlattım size, bir kombinasyon yapacak, olmadı diyecek, başa dönecek, her seferinde farklı bir şey deneyecek. Bu bir deneme-yanılma ve bilinç gerektirir. Doğada bir bilinç var mı? Yok. Ayrıca amino asitleri siz bir araya bıraksanız bile hiç başlamıyorlar reaksiyona. Demek ki ne demek bu? Proteinlerin oluşma ihtimali 10 üzeri 950’de bir ihtimal de değil, sıfır ihtimal. Hiç yok. Reaksiyonlar hiç başlamıyor bile. Dahası da var bakın, proteinin olması için, bir proteinin olması için mutlaka başka proteinler gerekiyor. Yani protein tek başına amino asitleri yan yana bıraktığınızda olmuyor. Ancak hücrenin içerisinde sentezlenebiliyor proteinler. Hücrenin içerisinde çünkü çok özel fabrikalar var, özel düzenekler var ve enzimler var proteinleri sentezleyen, onlar da protein. Bakın 70 tane ayrı protein gerekiyor bir tane proteinin sentezlenmesi için ortalama. Yeterli mi bu? Hayır değil. DNA gerekiyor, DNA’da bu bilginin saklanması gerekiyor ki oradan kopyalayacaklar o 70 tane proteini, alacaklar onu götürüp fabrikada yapacaklar. Yeterli mi? Değil. Fabrika gerekiyor. O da proteinlerden yapılı. Bu yeterli mi? Yine yeterli değil. Enerji santralleri gerekiyor, mitokondriler, kofullar gerekiyor. Bu da yeterli değil. Siz bunların hepsini bir araya koysanız bile, şu ana kadar saydıklarımın, yine protein yapamıyorlar; çünkü son derece kontrollü bir ortam olması için akıllı, adeta akıllı bir hücrenin zarı gerekiyor, membranı gerekiyor. Ancak tam, mükemmel, eksiksiz bir hücrenin içerisinde proteinler sentezlenebiliyor. Yani dışarıda siz fabrikalarda, laboratuvarlarda dahi sentezleyemiyorsunuz. Özel hücre gerekiyor sentezleyebilmek için protein moleküllerini. Şimdi bu ihtimal demek ki yani sıfır ihtimal, yok, yani 10 üzeri 950’de bir bile değil, sıfır ihtimal. Ben şimdi size, şöyle yapalım seyircilerimize, bir proteinin nasıl sentezlendiğini, neden imkansız kere imkansız olduğunu bir filmle gösterelim. Bakın şöyle bir film var. Canlandırma tabii bu, bilgisayar canlandırmasıyla. Bakın proteinler hücre içerisinde nasıl sentezleniyor, hücre içerisinde nasıl bir alem var? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dedi ki: Bizim Rabbimiz...” bir dakika ayeti okuyayım tekrar, “...Bizim Rabbimiz her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir.” Taha Suresi, 50. Şimdi bakalım, bakın, hücrenin çekirdeğine girişi gösteriyor bu, bilgisayar animasyonu ile hücrenin içine girilebilir ve göz kamaştırıcı sistemin nasıl çalıştığını görebiliriz. Bakın hücrenin çekirdeğinde kapılar var. Bu kapılardan bilgisayar animasyonu ile çekirdeğin içine giriyoruz. DNA molekülü ile karşılaşıyoruz. DNA, helezon tarzında, böyle dönerek, dönen merdivenler gibi 2 tane zincirden oluşuyor. Bunlar birbirine bağlanmış. DNA açık bir halde bulunmuyor. Kendi üzerine katlanıyor. Ve bunlar kromozomları oluşturuyorlar. Ama defalarca katlanıyor. Şimdi bir proteinin oluşması için DNA’nın özel bir bölümü sentezlenecek. Bir milyon ansiklopedi sayfasına eşdeğer bilgi var insan DNA’sında. Dolayısıyla o 1 milyon sayfadan 1 tane sayfa bulunuyor. Ve fermuar gibi, bakın özel moleküller açıyor. Ve kopyalamaya başlıyorlar. Başka bir robot molekül geliyor, buradaki bilgileri taşıyıcı RNA denen bir moleküle iletmek üzere kopyalıyor. Bakın kopyalama gerçekleşti. Ne oluştu? RNA oluştu. DNA’daki şifrenin aynısını taşıyan, bu sefer RNA molekülü. Bunun yapısı farklı biraz DNA’dan. Bu RNA molekülü çekirdeğin dışarısına çıkartılıyor özel kapılardan, bakın kapıda bekleyen kapı bekçileri tanıyorlar onu, denetliyorlar içeri girip çıkanları; onu tanıdıkları için dışarıya bırakıyorlar. Şimdi RNA, bu DNA’dan kopyalanan RNA molekülü, hücre çekirdeğinin dışına geldi. Genetik bilgiyi iki parçalı özel bir moleküler fabrika olan ribozoma götürür. Protein fabrikasıdır ribozom. Bakın iki parça kapandı, şimdi RNA’yı kopyalamaya başlayacaklar. İşte kopyalanan RNA’dan protein molekülü oluşacak. Bakın her üç harften oluşan bir yapı; amino asitlere getiriliyor tek tek. Moleküler dizilimler çok özel amino asit dizilimi oluşturur RNA’daki kopyaya göre, bakın geliyor, amino asiti getiriyor, ondan sonra işi bitince ayrılıyor, ama amino asit diğer amino asitlere eklenerek dolayısıyla bir protein zinciri oluşturuluyor amino asitlerden. Fakat biliyoruz ki şifreye göre kopyalandığı için çok özel bir amino asit dizilimi var. Daha önce hesabını göstermiştim ben size, işte o çok özel şifreden protein sentezlenebiliyor. Bu da yeterli değil. Proteinin işlev görebilmesi için çok özel bir şekilde katlanması gerekiyor, bu da hücrenin içerisinde gerçekleştiriliyor. Bakın çömlek gibi çok özel yapıların içerisinde oluşan protein zinciri, polipeptit zinciri çok özel bir şekilde kendi üzerinde katlanıyor, ama bu rastgele katlama değil, burada ayrıca başka proteinler de görev alıyor. Son yıllarda keşfedildi bunlar; “şaperon proteini” denen proteinler, proteinin, ancak protein düz bir zincir değil özel olarak katlanılırsa çok özel bir şekilde işlev görebiliyor. İşte katlanan protein katlanma yerinden çıkıyor, bu sefer devreye başka proteinler giriyorlar, bunu alıp görev yaptığı yere götürüyorlar. Şimdi bu saydıklarımız, yani muhteşem bir sistem var burada değil mi? Özel fabrikalar var, DNA’nın şifresi var, bunlar kopyalanıyor, ama burada hiç hataya yer yok. Dolayısıyla yani tesadüfün t’si bile yok. Zaten tesadüf mutlaka bozgun ve karmaşa getirir. Buradaki; tabii Allah’ın yaratma sanatıyla karşılaşıyoruz. Charles Darwin döneminde bunların hiçbiri bilinmiyordu. Genetik bilimi yoktu, moleküler biyoloji yoktu, biyokimyanın b’si bilinmiyordu, doğru dürüst mikroskop yoktu. Hücre, hatta içi su dolu baloncuk zannediliyordu. Dolayısıyla öyle hiç kimsenin hiçbir şey bilmediği bir ortamda, böyle bir yalanı, iddiayı ortaya attı ve inananlar oldu. Fakat günümüzdeki bilimsel gelişmeler bize çok net olarak gösteriyor. Bakın bir tek proteinin tesadüfen oluşamadığını gördük. Bir tek protein tesadüfen oluşamıyorsa milyonlarca, trilyonlarca proteinin meydana getirdiği organizmalar hiç oluşamaz, değil mi? Daha en temel düzeyde Darwinizm olduğu gibi çöküyor, Allah’ın yarattığını ispatlıyor bize kesin olarak ispatlıyor. Yani dolayısıyla artık bir maymun kafatası alıp, insan kafatası alıp böyle spekülasyonlara girmeye, yok maymun mu insandan geldi, insan mı maymundan geldi tartışmalarına girmeye hiç gerek yok. Çünkü bir protein tesadüfen oluşamıyorsa bu bütün evrim teorisini yalanlar. Şundan dolayı yalanlar; eğer siz evrimin herhangi bir aşamasının imkansızlığını ispatlarsanız, proteinlerin oluşma aşamasının imkansızlığını biliyoruz biz imkansız olduğunu, bilimsel bir gerçek bu aklen, mantık da bunu gösteriyor. Dolayısıyla evrimin bütün diğer aşamalarını yanlışlamış olursunuz, yalanlamış olursunuz. Yani ondan sonra tabii türlerin birbirine dönüşmediği ortaya çıkar, değil mi? Bir protein tesadüfen oluşamıyorsa; milyar hesabıyla proteinin meydana getirdiği bir hücre tesadüfen hiç oluşamaz. Bu hücrelerin meydana getirdiği milyonlarca tür canlı hiç hiç hiç oluşamaz yani Darwinizm en temel aşamada çökmüş oluyor. Tam bir Pagan dini, batıl bir din. Bunu böyle yalan ortamında, yani bilimin olmadığı bir ortamda ta Sümerler’den beri var olan bir şey zaten, Eski Yunan’dan beri var olan iddialar bunlar. Firavun da, mesela Mısır’da Nil’in çamurlarından olduğunu iddia ediyor canlılığın tesadüfen. Aynı iddialar yani buna Charles Darwin bir iki ekleme yaptı böyle, babasından dedesinden aldığı yalanları biraz da rötuşlayıp böyle kitap haline getirdi. Dönemin masonları tarafından bu böyle lanse edildi, pohpohlandı, insanları inandırdılar, fakat şimdi bilimsel gelişmeler bize bunun böyle olamayacağını kesin olarak gösteriyor. Zaten bakın protein tesadüfen oluşamıyor ama biz, mesela evrimin olduğunu ispatlayacak tek delil, fosil kayıtlarıdır. Yani evrim olsaydı şöyle olabilirdi; Allah evrimle yaratabilirdi değil mi? Türleri yavaş yavaş diğer türlere dönüştürürdü; çünkü bu da bir mucize. Yani her aşamasının canlı kalması için mutlaka Allah’ın sonsuz aklıyla yaratmış olması gerekiyor. O zaman fosil kayıtları olurdu bunun. E tabii ki biz de evrimle yaratılışa inanırdık, yani Kuran’da da olurdu bu. Halbuki kesin olarak yok. Hele onların iddia ettiği şekilde tesadüf, yani tesadüf dini şeklinde hiç yok yani Darwinizm. Bilimsel gelişmeler bunu yalanlıyor. Fosil kayıtlarına bakıyoruz. Bakın bugün üç yüz milyon tane fosil var elimizde, kesin olarak bunun böyle olmadığını gösteriyor. Biraz önce söylediğim gibi türler, birden bire eksiksiz, mükemmel, tam olarak ortaya çıkıyorlar. Mesela, diyelim ki kartallar…
ADNAN OKTAR: Nasılsın maviş?
SUNUCU: Teşekkür ederim, siz nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Hoş geldin, sefa geldin. Bizlerini nurlandırdın, sen çok efendi, çok temiz yüzlü, nurlu bir insansın. Şimdi annenle de görüştüm, çok benziyorsun annene. Çok sevimli annen de senin gibi, maşaAllah.
Oktar nerede kaldın?
OKTAR BABUNA: Proteinlerin oluşmasının imkansızlığını anlattık Hocam. Hücrenin içinde nasıl sentezlendiğini, hem rakamsal olarak sıfır ihtimal olduğunu, hücrenin içerisindeki o muhteşem sentez sistemini gösterdik. Dolayısıyla da Charles Darwin döneminde bilinmiyordu bu gerçekler. Bilim bunu gösteriyor, en temel düzeyde çöküyor. Fosiller de yalanlıyor, onu bitirmiştik zaten Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam. Müslüman dünyası Darwinizm’in tehlikesini çok güç kavradılar, çok zor kavradılar. Mesela Mısır sosyalistlerin elindeydi, “Darwinizm tehlikesi mi var, nereden çıkarttınız?” diyor. Rejim onun için kurulmuş yani sosyalist rejim, komünist rejim kuruldu Nasır döneminde, o sebeple kuruldu. Irak’ta Stalinistler iktidara geldi Baas Partisi; “nereden çıkarıyorsunuz ya Darwinizm’i?” diyor. Peki o parti nasıl geldi başa? Partinin ideolojisi, devletin sistemi Darwinizmin üstüne kurulmuş haberleri yok. Suriye’de, orada da Müslümanlar “Darwinizm ne alaka falan nerden çıkarıyorsunuz bunu?” diyorlardı. Peki, o rejim nasıl kuruldu Baas Partisi, komünist parti nasıl kuruldu, Stalinist parti iktidara nasıl geldi değil mi Darwinizm yoksa. Dolayısıyla Amerika’daki rejimin, İngiltere’deki rejimlerin, Fransa’daki rejimlerin, Avrupa’daki bütün rejimlerin, İslam ülkelerindeki birçok ülkenin rejimlerinin altında temel yapı Darwinizm’dir. Onun yıkılmasından şu an dünya allak bullak ama tabii bunu gururlarına yediremiyorlar, yani “Darwinizm evet yıkıldı” diyemiyorlar, dedelerinin başında gözyaşı döküp “o ölmedi, o ölmedi” diyorlar ama yani bilimsel gerçekler apaçık ortada. Bir de karşımıza böyle utanma hissi biraz azalmış olarak çıkıyorlar ve bilim adına. Zaten sizi yok eden bilim, yani biz bilimle sizin karşınıza zaten çıkıyoruz; yanlışlığınızı bilimle anlatıyoruz. Kuran bize bilimi farz kılmış, Kuran’ın emri bilim. Biz yoksa proteinlerin yapısını bilim olmasa nasıl bileceğiz? Hücrenin yapısını nasıl bilecektik bilim olmasa? Genetik yapıyı, insanların genetik yapısını, kromozomların yapısını bilim olmasa nereden bileceğiz? Paleontoloji olmasa, üç yüz milyon fosili nasıl tespit edip nasıl çıkaracaktık, değil mi? Dolayısıyla bilim sizi yerle bir etti. Bilimi bir kere ağzınıza hiç almayın; çünkü bilim bir pagan dinini, bir putperest dini ortadan kaldırdı bilim. Bilim karanlıkları deler, Mısırlılardan kalma, eski Sümer’den kalma bir dindi Darwinizm. Eski Yunandan kalma bir dindi, sapkın bir din. Bilim bunu yerle bir etti. Kuran buna işaret eder, gerekli bilgiyi verir, bilime teşvik eder, bilimi yaratan da Allah’tır. Yani kayaların altına, kaya tabakalarına o fosilleri kim yerleştirdi? Allah yerleştiriyor. Kromozomları o kadar mükemmel ama yani müthiş bir mükemmellikte, yani dev bir devlet kütüphanesini düşünün, oradaki bilginin tamamı tek bir hücrenin içerisinde duruyor. Yani Londra’daki büyük kütüphaneyi düşünün, kütüphane küçültülüyor, küçültülüyor, küçültülüyor, bir santime düşüyor, daha da küçültülüyor, gözle görülmez bir şey oluyor, kütüphane onun içinde duruyor, böyle düşünün. Bir açıyoruz, yine kütüphane oluyor. Bu tesadüfen olur mu? Kardeşim bak bilim, sizin tepenize balyoz gibi indi ve beyninizi darmadağın etti. Allah diyor ayette; “küfrün” diyor, değil mi, “beynini dağıtır” diyor Allah, “hakkı batılın üzerine atarız” diyor Cenab-ı Allah, değil mi? Beynini dağıtır diyor. Onların fikir sistemini dağıtmış oldu.
Maviş uslu uslu dinliyorsun sen beni. Neler var soruların bakayım, sor.
SUNUCU: Böyle bir sorularımız gelmiş, ilkini okuyayım istiyorsanız. İsimsiz birinden gelmiş: “Adnan Oktar, Mahmut Ustaosmanoğlu’na hürmet gösteriyor. Peki, Cübbeli Ahmet Hoca, Adnan Oktar’ın dediği gibi bozuk yoldaysa, Mahmut Ustaosmanoğlu onu niye yanından uzaklaştırmıyor?
ADNAN OKTAR: Çok keskin bir giriş yapmış kardeşimiz. Ben Mahmut Hocaya saygı duyarım. Tabii o tarz konularda akıl vermek bizim haddimize değil. O gereğini düşünür neyse o şekilde değerlendirir ama bir insan cahil diye tabii yanından kovmaz Mahmut Hoca; onu eğitmeye çalışır, doğru yolu göstertir. Dolayısıyla yani biraz tabii ilginç bir soru. Fakat tabii Cübbeli’nin üslubu, anlatımında mutlaka hayır var; çünkü İslam’a istemese de hizmet ediyor. Çünkü bir kere bir zihniyetin tehlikesini ortaya koydu. Mesela bu zihniyet bilinmeyen bir zihniyetti, gizliydi. Mesela biz anlatsak; “sen hikaye mi anlatıyorsun bize?” diyeceklerdi, ama ortaya çıktı “ben buyum” dedi, kendini göstertti yani tehlikenin yönlerini göstertti. Mesela biz desek ki; “Alevi kardeşlerimize, Şiilere, Caferilere, Vahabilere kıtır kıtır kesmeden bahseden insanlar var, işte pırasa gibi doğramak isteyen insanlar var, onu teşvik eden insanlar var” desek insanlar bunu çok abartılı bulabilirler, “sen herhalde hayali bir şey söylüyorsun”, ama bak adam çıkıyor bağıra bağıra bunu söylüyor, gösteriyoruz. Mesela İslam’ın dünyaya hakimiyetini, bir Müslüman göğsünü gere gere büyük bir iştiyakla, sevinçle her zaman ister. Mesela Sahabeler İslam’ın dünyaya hakimiyeti için can atıyorlardı. Bütün güçleri ile gayret ettiler, ayrı, Allah nasip etmedi; belirli bölgede hakim oldu, ayrı mesele ama ta İspanya’ya kadar Müslümanlar yayıldılar. Yani bir Müslüman’ın İslam’ın dünya hakimiyetini istememesi, çok büyük bir anormalliktir ve haramdır. İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemesi de bir Müslüman için farzdır, Allah’ın emridir; çünkü sonunda zulüm kalkacak, acılar kalkacak, eşitsizlikler kalkacak, sosyal adalet gelecek değil mi, mutluluk gelecek, üzüntüler, acılar kalkacak, kan akmak kalkacak. Dolayısıyla iyilik, güzellik gelmiş olacak. Bunu ağzına almaması, yani bu konudan hiç bahsetmemesi talebelerinin dikkatini çekmesi lazım. Eğer dikkatlice izliyorlarsa, burada bir anormallik var, en azından onu uyarmaları lazım. Bir gün ortaya çıkacak, ben geri dönüşü imkansız bir şey demiyorum, diyecek “evet ben hata yaptım, şu ana kadar söylemedim ben bunu ama bu bir hataydı, ben bunu düzeltiyorum” diyecek ve açıkça söyleyecek; “İslam’ın dünya hakimiyeti için, Türk İslam-Birliği için hepimiz gayret edelim” demesi lazım. Bunu bekliyoruz, yoksa Mehdilik konusunda çok normal yorumlayabilir de öyle, kendi atabilir ileriki tarihlere de atabilir kendi kafasına göre. Hadislerle tam çelişiyor bu izahları ama diyebilir yani. Tamam, “Mehdi hiç yok” diyenler de var, saygı duyarım ben ama böyle iddialı ortaya çıkıp da İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsetmemesini ben çok şüpheli buluyorum, acayip buluyorum. Bir de çok çelişik konuşuyor, onları kaldırması lazım. Dürüst konuşacak yani yalanın ortaya çıkacağını tahmin edemeyecek kadar çocuksu ve saf. Mesela diyorum ki; “dünyanın ömrü 7000 bin yıl” diyorum, değil mi, açıkça söylüyoruz. O diyor ki: “Böyle bir hadis yok, böyle bir açıklama yok” diyor. Arkasından “böyle bir hadis var diyor”. Mesela ben şunu demedim diyor, arkasından bakıyorsun, dediğini ispat ediyoruz. Bunlara gerek yok, neyse o.
Mehdi ile ilgili yeni yeni bazı hadisler var: “Hz. Mehdi (a.s.), Hz İsa’nın kendisine iktida ettiği, namazda uyduğu kimsedir” diyor, evet. “Vaat edilmiş Hz. Mehdi bu ümmettendir, İsa bin Meryem’e imamlık yapacak olan da odur.” “Kıyam edecek olanın Hz. Mehdi olarak adlandırılmasının sebebi, gizli işlere hidayet edilmesi sebebi iledir” diyor. “Hz. Ali bin Ebu Talip (a.s.) şöyle buyurdu: ‘vaat edilmiş Mehdi bizden olacaktır’” yani seyit olacaktır, Peygamberin neslinden olacaktır. “Ve ahir zamanda zuhur edecektir.” “Hiçbir millet arasında ondan başka beklenen bir Mehdi yoktur.” Bakın, hiçbir millet arasında ondan başka beklenen bir Mehdi yoktur. Yani Musevilerin beklediği Mehdi de aynı, Müslümanların beklediği Mehdi de aynı inşaAllah. “Emir el-Müminin İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: ‘Eğer Kaimimiz Hz. Mehdi kıyam edecek olursa gök yağmurunu nazil buyurur’.” Yağmurlar çoklaşır diyor, şu anda da başladı yağmurlar.”Yeryüzü bitkilerini yeşertir. Kulların kalbinden kin ve düşmanlık silinir”; sevgi, barış ve kardeşlik düşüncesi yayılır. “Yırtıcı ve evcil hayvanlar birbirinden korkmazlar.”; yani barış, sevecenlik ortamı olur, diyor. Kaimimiz Hz. Mehdi (a.s.), İmam Bakır’dan bu rivayet, (a.s.) şöyle buyurmuştur. “Kaimimiz Hz. Mehdi (a.s.) kıyam edince elini kullarının başının üstüne koyar, böylece akıllarını bir araya toplar” diyor. Akıllanmalarına vesile olur, diyor. “Gelişimlerini kemale erdirir, Allah görüşlerini ve duyuşlarını güçlendirir.” Daha keskinleşiyor, dağınık olan yapı daha beyinlerinde daha toparlanıyor. “Öyle ki kendileriyle kaim Hz. Mehdi arasında hiçbir örtü, engel kalmaz. Onlarla konuşmak istediğinde duyarlar ve kendi mekanında olduğu halde onu görürler.” Bakın “o kendi evinde olur” diyor, “ama insanlar onu görürler” diyor. Bu nasıl olur sence? Televizyon. Evinde duruyor ama insanlar görüyor, değil mi? Bakın diyor ki; “onunla konuşmak istediğinde duyarlar,” yani radyo, televizyondan evet. Ve bak “kendi mekanında, kendi evinde olduğu halde onu görürler.” Oturduğu yerde insanlar görüyormuş bak, ahir zamanın bir mucizesi bu. “İmam-ı Sadık (a.s.) şöyle buyurmuştur: ‘Şüphesiz ki kaim Hz. Mehdi (a.s.) zamanında bir mümin doğuda olsa, batıda olan kardeşi kendisini görür’”; bak, Mehdi zamanında bir mümin doğuda olsa, batıda olan kardeşi kendisini görür, nasıl olabilir? Televizyon veyahut cep telefonları, değil mi? Evet. “Ha keza batıda olsa, doğuda olan kardeşi kendisini görür”, aynısı. “Onlar yeryüzünün doğu veya batısında mihrap veya yataklarında olduğu halde imamın sesini işitirler.” Radyoyu açıyorlar, yatakta yattığı halde dinliyorlar veyahut televizyondan seyrediyorlar ve sesini işitirler. “Bir tek ses onların hepsinin kulağına gider”, bak sadece konuşur o diyor, bütün dünyaya gider sesi diyor. “Ve hepsi ona doğru hareket ederler” yani onun çizgisinde hareket ederler. Bir de o devrin hızına da dikkat çekiliyor, uçak ve helikopter gibi hızlı araçlar, bak; “hepsi ona doğru hareket ederler, çok geçmeden göz açıp kapayıncaya kadar hepsi huzurlarına varırlar”. Ulaşımın o devirde süratli olacağına işaret ediyor. “Bu azametli toplantı rükun ve matkam arasında güneş doğmadan önce gerçekleşecektir” diyor. Mehdi zuhurunda etraftan insanlar onun yanına gelecekler diyor, ama süratle gelecekler diyor. “Necef’in arkasında Resulullah’ın beyaz zırhını giyecek ve zırhı giydikten sonra bedeni tıpkı Resulullah’ın bedeni gibi genişleyecek.” Cübbeli diyor, dar diyor Mehdi’nin bedeni. Bak genişleyecek diyor, Resulullah’ın bedeni nasıldı? Genişti, pehlivandı Peygamberimiz. Öyle düşük omuzlu, dar falan ince bir insan değildi. Geniş omuzlu, yapılı, aslan gibiydi. Bak ne diyor; “sonra bedeni tıpkı Resulullah’ın bedeni gibi genişleyecek”, Mehdi geniş çünkü “alnı geniş, yüzü de geniş” diyor Peygamberimiz. “Omuzları geniş, göğsü geniş, karnı geniş, uylukları geniş” diyor, “boydan boya yapılıdır” diyor, “ben-i İsrail’den bir recul gibidir” diyor. “Cennet ipeklerinden bir elbise zırhı örtecek.” Yalnız bu dünya ipeği değil kastettiği, yani parlak, temiz elbiseler giyecek, bu kastediliyor. Yoksa yani cennet ipeklerinden bir elbise, zırhı örtecek dediği yani onun manevi güzelliği vurgulanıyor. Yoksa cennetten gelmiş bir elbise değil. Yani onda o nuraniyet, o temizlik oluşacak. Yani ipek gibi kıyafetleri parlayacak, o anlamda. “İki gözünün arası parlayan siyah-beyaz bir ata binecek.” Bu nasıl bir at olabilir? Gözleri var iki tane, ışık yanıyor gözlerinden, gözlerinin iki tarafında ve süratle hareket eden bir vasıta, ışıklı. Uçak veyahut araba.
OKTAR BABUNA: Evet, farları yanan bir araba.
ADNAN OKTAR: Evet, araba, tabii. Evet, gözünün arası parlayan siyah-beyaz bir ata binecek. Araba olabilir, değil mi? Asrın araçları, hepsi. “Her memlekette olanlar, onun kendileriyle birlikte memleketlerinde olduğunu görecek.” Bir de bakacaklar, mesela Fransa’da ama onunla beraber, televizyonda görüyor; buna bakıyor. “Kaim Mehdi’nin ashabı gençtir” Talebeleri gençtir. “Ve içlerinde yaşlı yoktur. Ancak gözdeki sürme veya azıktaki tuz kadardır ve azıktaki en az şey tuzdur” diyor. Talebelerinin sayısı çok çok az. Bana gelen yazılarda hep Mehdilik’ten çok anlatmamı istiyorlar. Ben de onun için anlatıyorum inşaAllah. “Saat de ateşte kuru otun yanması kadar kısalmadan kıyamet kopmaz.” Mehdi devrinde vakit hızlanacak. Öyle bir şey hissediyor musunuz? Zaman çabuk geçiyor mu?
”Buna hak kazanan ceddine -yani Hz. Muhammed Aleyhisselam’a- çok benzeyen bir kimsedir.” Mehdi Resulullah’a benziyor. Yani heybeti de benziyor ama fizik olarak Hz. İsa Aleyhisselam’a benziyor. Ahlakı Peygamber Efendimize benziyor. “O” diyor Hz. Mehdi için, “Arapça’yı pek iyi konuşamaz.” Yani Arapça’yı o kadar bilmez diyor. Mehdi’nin bir özelliği, Arapça’yı o kadar bilmez, ümmi. “O, Arapça’yı pek iyi konuşamaz. Fakat ahlakı hususunda ondan farklı da olmaz.” Yani Arapça’sı yoktur diyor hadiste. Yani “Arapça’yı pek iyi konuşamaz. Fakat ahlakı hususunda ondan farklı da olmaz.” Ahlakı Peygamber Efendimizden farklı değildir diyor, benzer. “O, orta boylu erlerdendir.” Orta boyludur. “Mülkün dönemi onunla biter.” Yani dünya onunla biter. “Ve velayet onunla hatmeder.” Hateme veli, en son gelecek büyük veli inşaAllah.
Bedizüzzaman’ın bu yüzyılda geleceğini söyleyen büyük İslam alimleri: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Şeyh Nazım Kıbrısi, Şeyh Ali Haydar Efendi, Mehmet Zait Kotku, Nevşehirli Hacı Abdullah Efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Hazretleri, hepsi bunların Nakşi şeyhleridir, Şeyh Nimetullah Hoca Efendi, Şeyh Mahmut Sami Ramazanoğlu, Şeyh Mustafa İslam Karadağ, Şeyh Esseyid Hacı Osman Hulusi Efendi, Şeyh Hasan Burkay Hocaefendi, Şeyh Muhammed Raşid Erol Hazretleri.
Evet, sen sorularına sabırsızlanıyorsun.
SUNUCU: Evet, bayağı fazla soru var çünkü.
ADNAN OKTAR: Tamam, hadi bakayım sor biraz sorularından.
SUNUCU: “Sayın Hocam, sizin ve arkadaşlarınızın yıllardır yaptığınız ilmi çalışmaları takdirle takip ediyoruz. Allah sizden razı olsun. Darwinizm, komünizm, faşizm Müslümanları yıllarca perişan etti. Osmanlı’yı bu sistem yıktı. Ama anladığım kadarıyla Cübbeli Hoca’nın bu konulardan haberi yok. Bu da tabii ki belli çevrelerin çok işine geliyor ve masonların böyle insanların olmasına ihtiyacı oluyor. Çünkü Cübbeli geçen Pazarki programda ‘500 yıl İslam dünyaya hakim olmayacak’ diye açıklama yaptı. Bence bu çok vahim bir açıklama. Müslümanların şevkini kıracak böyle bir söz söylenmesi bence çirkin bir cesaret örneği. Bu konuda ne düşünüyorsunuz Hocam?” Mustafa Nida yazmış.
ADNAN OKTAR: Biz de anlatıyoruz, bakın bütün kardeşlerimiz de izah ediyorlar. Doğru, yani Müslümanları 500 yıl atalet içinde tutacağını iddia eden bir üslup Müslümana yakışmaz. Çünkü İslam’ın dünyaya bu yüzyılda hakim olmasının ona vereceği, topluma vereceği hiçbir zarar yok. Yani değil mi, kolu da kopmaz. Kolu da kopsa insan canını verir Allah rızası için, değil mi? Şehitliği kabul ediyor insan. Dinin bütün dünyaya hakim olmasını istememek, hiçbir mazeretle açıklanacak gibi değil. Hiçbir açıklamayla olacak gibi değil. Ben talebelerinin özellikle bu konuda, yani onu eleştirsinler biraz daha Türkçesi.
SUNUCU: Bir sorumuz daha var: “Sayın Adnan Hocam, Cübbeli’nin kıyamet konusunda söylediği sözlerin biri diğeriyle uyuşmuyor. Kitabına baktım; ‘gaybı ancak Allah bilir’ diyor, ama Haber Türk’teki programında ‘kıyamet 570 yıl sonra kopacak’ diyor. Yine Haber Türk’teki programında ‘Allah’ın Peygamberlere gaybı bildireceğini’ söylüyor. Hocam Cübbeli bu konuda biraz çelişkili konuşuyor mu?”
ADNAN OKTAR: Tabii, “gaybı kimse bilemez” dedi, “o yüzden” dedi, “kıyamet binmez” dedi. Sonra dedi ki; “Peygamberlere Allah gaybı bildirir” dedi. “570 yıl sonra da kıyamet kopacak, hadislerden çıkarıyorum ben bunu” dedi. Kardeşim daha önce gayb bilinemez, kıyametin vakti belli olamaz diyorsun. Sonra gayb Peygamberlere bildirilir diyorsun ki bu doğru ve 570 yıl sonra kıyamet kopacak diyorsun. 570 yılı sen nereden çıkarıyorsun, değil mi? Nereden çıkarıyorsun 570 yılı? Niye Suyuti’nin bu kadar açık hadislerini kabul edemiyorsun? Dünyanın 7000 yıl olduğunu biliyorsun. 5600 yılının da geçtiğini de biliyorsun. Hicri 1400-1500’ün arasında da başka vakit olmadığını da görüyorsun. Ki Said Nursi 1500’den sonrasında kıyametin beklendiğini ve 1545’te de inşaAllah kıyametin kopacağını söylüyor Allah’ın izniyle, Allah-u alem. Dolayısıyla tabii biz bunları anlatıyoruz, çevresindeki insanlar kavramaya başladılar, bizim için önemli olan o. Cübbeli’nin anlamaması beni hiç ilgilendirmez. Ben çevresindeki insanlar, yani Müslümanların anlamasının çok üstünde çok duruyorum. Çünkü Cübbeli köşeye sıkıştı, bu sefer Said Nursi’ye de çirkin sözler etmeye başladı. Şeyh Nazım Hazretleri’ne de çirkin sözler etmeye başladı. Milli Gazete’ye, Vakit gazetesine de garip sözler etmeye başladı. Yani bir köşeye sıkışmışlığın verdiği ruh haliyle tırmandırıcı bir üslup içerisinde. Bir kere Vakit gazetesi ehl-i sünnet bir gazetedir. Çok temiz, tertemiz insanlardır. Milli Gazete de ehl-i sünnet bir gazetedir. Ama Alevi kardeşlerimiz, Bektaşi kardeşlerimiz de benim başımın tacı, canım, ciğerim kardeşlerimdir. Onların çıkarttığı, mesela onların gidip televizyonlarında konuşuyorum. Mesela Alevilere hitap eden televizyonlar oluyor, daha çok Alevi ağırlıklı seyircisi olan televizyonlar var. İftihar ederim, hepsi benim canlarım onların. Ben ayrı gayrı kabul etmem. Komünist de olabilir, onlar da benim kardeşim, bu vatanın evlatlarıdır. Öyle düşünür, bugün öyle düşünür, yarın başka türlü düşünür. Öyle eğitildiler, Darwinist, materyalist eğitildiler, değil mi, bir kısım çevrelerce. Onlar da safihane, belki iyi niyetle, belki bilgisizlikten, eksik bilgiden yanlış yollara girmiş olabilirler. Dua ediyoruz inşaAllah, doğruları anlatıyoruz, zamanla inşaAllah düzeleceklerini umuyoruz.
SUNUCU: “Çok değerli Hocam, hayırlı akşamlar dilerim. Cübbeli Ahmet Hoca geçimini kitaplarının satışıyla sağladığını söylüyor. Son günlerde yeni bir kitap daha çıkardığını biliyoruz. Acaba bu son kitabının satışından ne kadar kazanmayı hedefliyor ve hangi ihtiyaçlarını karşılayacak merak ediyorum. Çünkü bildiğim kadarıyla kendisi yurtdışında seyahat etmeye, gezmeye çok meraklı. Hocam acaba Cübbeli bu kitabın satışından gelecek parayı daha önce gittiği Malta Adası’nda mı harcamayı düşünüyor?”
Bayağı sizinle ilgilenen biri galiba.
ADNAN OKTAR: Allahualem. Malta değil hakikaten gezmeye meraklı, işin doğrusu bu. Böyle lüks evlere, onlara da meraklı. Tamam olabilir, yani ben “niye yapıyor” demiyorum yani. Sadece o Malta olayı biraz anormaldi. Çünkü anlattıklarıyla yaptıkları uyuşmuyor. Ahir zamanda Buhari’de hadis var; “ahir zamanda bir kısım Hocalar çıkacak” diyor, “şunu yapmayın, bunu yapmayın diyecekler” diyor, “ama kendileri yapacaklar” diyor. Hatta onların cehennemde bu konuyu anlattıklarını belirtiyor. Yani inşaAllah cehenneme gitmez, Allah hidayetini artırsın. Her halükarda Müslüman kardeşimizdir fakat hakikaten mesela aşkla, şevkle kitabın satılmasını istiyor. Şu ahir zamanla ilgili bir, Mehdiyetle ilgili onun bir kitabı vardı, nerede? En altta, evet. Bunu ben, aslında bakın kitap ithafında açık açık söylüyor, direkt bana yönelik hazırlamış. “Ama Rabbim’e hamd olsun ki bugün bu sözleri ifaya muvaffak kılıyor. Harun Yahya müstear isimli Adnan Oktar, Hz. Mehdi hakkındaki hadisi şerifleri” diyor ve devam ediyor. “Kıyametin” diyor, “1500’de kopacağı hususunda hadis olduğunu ortaya atarak,” diyor “Resulullah (sav)’a iftira etmesi” diyor. Kardeşim sen Suyuti’den artık, Suyuti hadis imamı, nasıl iftira bu? 8 tane hadis var, Peygamberin sözü. Ben onu naklediyorum. Asıl iftira nasıl olur, bu hadisleri reddeden iftira etmiş olur, değil mi? İftirayı sen yapıyorsun, doğrusunu biz söylüyoruz, biz kaynak gösteriyoruz. Ve Suyuti gibi hadis imamından kaynak göstertiyorum ben ve İmam-ı Hanbel gibi mutlak müştehidi kaynak gösteriyorum. İmam-ı Hanbel diyor 5600 yıl geçmiştir diyor, hadis veriyor. “İftira etmesi, kendileri hakkında çalışma yaptığım diğer konular arasında bu konuyu öne almama sebep oldu” diyor. Ve o yüzden de bu kitabı hazırlamış anladığım kadarıyla. Fakat kitabın satılmasını ısrarla istiyor. Şimdi baktım kitaba, normal ehl-i sünnet şu mesela bu İmam-ı Şarani’nin. Şunu göstert. Piyasada satılan bu eser çok değerli ehl-i sünnet alimi olan İmam-ı Şarani’nin eserdir ki bütün ehli sünnet ulemasının kabul ettiği bir alimdir bu. Yani Cübbeli’nin anlattıklarının kat kat gelişmişi ve mükemmelini anlatıyor. Ve üstelik eksiltme ve ilave de yok Cübbeli’de olduğu gibi. Değiştirme de yapmamış, net almış hadisleri. Mesela “Kıyamet Alametleri” var, hiçbir değiştirme yoktur. Olduğu gibi net, derli toplu tam vermiştir. Peki, bu kitapların satışını sen teşvik edeceğine neden acaba oturup kendi kitabının satılmasını istiyorsun? Bir de değiştirmişsin değil mi? Mehdi’yi inceltmiş, burnunu uzatmış Mehdi’nin kendince. Koyu esmer hale getirmiş. “Rengi Arabidir” diyor. Arabi ne demektir? Araplar beyazdır. Güneş yanığı olurlar sadece. Beyaz tenli, yalnız güneş yanığı, tunç renkli. Yani kırmızıya çalar beyaz. Peygamber Efendimizin rengi Arabiydi. Şemail-i Şerif’te vardır. O şerh ediyor, açıklanıyor diyor ki: “Peygamberimizin rengi beyazdı, fakat güneş yanığıydı”. Yani pembe beyazdı. Kırmızıya çalar beyazdı. Bir anda koyu esmer ve zenci gibi yapmaya çalışıyor. Bunlar hep paniğin etkisiyle. Mehdi’nin geniş yapılı olduğu çok fazla rivayet var. Bir tane, iki tane, üç tane, dört tane değil. Yapılı bir insandır. Bak “Peygamberimize benzer” diyor. Peygamberimiz de yapılıydı. Geniş omuzlu ve iri vücutluydu. Yani kolları falan çok kalındı Peygamber Efendimiz (sav)’in. Göğsü de genişti değil mi? Pehlivan yapılıydı. Dolayısıyla zayıf değildi.
SUNUCU: Eğer lafınızı kesmiyorsam diğer sorulara girmeden önce kısa bir reklam aramız var.
Şimdi bir sorumuz daha var, sorulara geçiyorum hemen. “Cübbeli’ye Allah yolunda kendi evini verme konusunu gündeme getirildiğinde ‘henüz daha o makama ermedik’ diyor. Madem bu makam velilik makamıdır; o zaman niye Allah yolunda tasadduk için evini, malını, parasını verenler için ‘yapmayın’ diyor. Hz. Ebubekir her şeyini vermiyor mu? Niye birilerinin Allah rızası için kendi mallarını vermesi Cübbeli Hocayı tedirgin ediyor?”
ADNAN OKTAR: Cübbeli diyor: “birisinden malını istesem cemaati terk eder” diyor. Namazı, niyazı terk eder gibi ona benzer bir şeyler söylüyor. Ama tabii kendisinden istendiğinde “biz daha o makama erişemedik” diyor. Ama hakikaten Allah için malını, mülkünü veren, Allah için tasaddukta olan birisi olduğunda da ona da şiddetle karşı çıkıyor. Biraz anlamak güç tabii. Biz de anlamaya çalışıyoruz yani. Ama inşaAllah Allah hidayetini artırsın, aklını açsın, inşaAllah.
Şu kitapları gösterdim, buna devam edelim. Bakın bu Celaleddin Suyuti’nin çok güvenilir, muteber bir eseridir. Suyuti biliyorsunuz hadis imamıdır. Ahir zaman hadisleri buradadır. Buradan güvenerek bakabilirler, inceleyebilirler. Bu da İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri’nin, Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri’nin “Beklenen Mehdi’nin Alametleri; Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Muntazar”; bu da çok muteber bir eserdir. Ehl-i sünnet eseridir. Cübbeli’nin kitaplarından değil de böyle ehl-i sünnet eserlerinden, güvenilir eserlerden bu konuları öğrenmek en doğrusu olur. Bir de Cübbeli’nin yani bakış açısındaki eksiklikleri biliyorsunuz. Mesela bu da “Kıyamet Alametleri” Berzenci Hazretleri’nin demin gösterttim. Çok muteber ve kıymetli bir eserdir ve eski eserler bunlar biliyorsunuz, Türkçeye kazandırılmıştır. Böyle eserlerden doğruyu öğrenmek lazım. Cübbeli’nin de ehl-i sünnet kaynaklarını örnek göstertmesi, delil göstertmesi gerekir. Bakın bu kitaplara güvenemiyor. Ehl-i sünnet eserlerine güvenemiyor. Eğer samimiyse bunlara güvenip bu kitapları teşvik etmesi lazım. Bunları söylemeyip de “gelin benim kitabımı okuyun” diyorsa o bana biraz şüpheli gelir.
SUNUCU: Bir diğer sorumuz: “Değerli Hocam, Cübbeli birçok konuda konuşuyor, fikir yürütüyor. Ama bilgi eksikliği o kadar anlaşılıyor ki konuşmalarından, ben açıkçası Cübbeli’nin biyokimya, biyomatematik, mikrobiyoloji, moleküler genetik, arkeoloji, biyoloji, nanoteknoloji, paleontoloji gibi bilim dallarından haberi olduğunu hiç sanmıyorum. Siz ne dersiniz Hocam?”
ADNAN OKTAR: Cübbeli zaten diyor yani; “ben bilmem” diyor. Halbuki ahir zamanda İslam’ı dini anlatmak, iman hakikatleri anlatmakla olur. Yani insanların fıkıh bilgisi eksikliği yok. Gelin size fıkhı öğreteyim diyor. Eğer biz fıkıh öğreneceksek Ömer Nasuhi Bilmen’in “Tam İslam İlmihali” var, değil mi? Tam İslam İlmihali. Alır ilmihale bakar. İlmihalde en detaylı şekilde her türlü bilgi var. Başka ilmihaller de var ehl-i sünnet alimlerinin, satılan. Onlara teşvik edeceğine “gelin benden öğrenin” diyor. Bizim ondan öğreneceğimiz bir şey yok. Eğer fıkhi bir konu öğrenmek istiyorsak açıp ilmihalden bakar, öğreniriz. Kuran tefsiri konusunda da Elmalılı Hamdi’nin “Elmalı Tefsiri” vardır, meşhur. Alır oradan öğreniriz. Meal olarak bakmak istiyorsak mesela; Ali Bulaç’ın “Kuran-ı Kerim Meali” var. Gayet güzel, herkese tavsiye ederim. Alır oradan okuruz. Yani dolayısıyla Cübbeli’den bizim bu tarz konuları öğrenmeye pek ihtiyacımız yok. Ama asıl ihtiyaç toplumun; iman hakikatleridir. Yani Allah’ın varlığı, birliği, Darwinizm’in yok edilmesi, sapkın felsefelerin yok edilmesi. Ama hepsinin üstünde Allah’ın varlığına ait delillerinin insanlara anlatılması. Bu da bilimle olur. Saydıkları bilim dalları ve onun katlarcasını çok iyi bilmek, araştırma yapmak gerçek bilim adamının, gerçek alimin özelliğidir. Mesela eski fukuha alimleri her türlü ilimden bilgi sahibi oluyorlardı. Dar planda kalmış, internete girmeyen, televizyon seyretmeyen, kitap okumayan, gazete okumayan insanlar değillerdi; her şeyi biliyorlardı, geniş kültüre sahiplerdi. Hakikaten Cübbeli’nin genel kültürü yok. Yani bu gerçek. Bilim dalları hakkında da bilgisi yok. Dolayısıyla Darwinizm, materyalizm, din karşıtı felsefeler, din karşıtı cereyanlar; onlar hakkında da bir bilgisi yok. O yüzden de onlara karşı etkili mücadelesi olması beklenemez. Asıl konunun iman hakikatleri olduğunu bilmesi gerekiyor. Mesela benim eserlerim iman hakikatleri üzerinedir. Çünkü imanını kazanan insan, Allah’tan korkan, Allah’ı seven insana zaten her şeyi anlatabilirsin. O zaten kendi de bulur. Mesela ona namazı anlatmana da gerek yok. Gider ilmihali alır, Tam İlmihali değil mi? Tam İslam İlmihali’ni alır, okur. Büyük İslam İlmihali’ni alır, onu da okur. İlmihal bilgisi, en güvenilir olan odur. Yani işte falanca Hocadan öğrendim. Çelişkili bilgiler alabilir şahıs o zaman. Ama ilmihal bilgileri tam tasdik edilmiş bilgilerdir. Yani birçok ulema tarafından tasdik edilmiş. Mesela; Ömer Nasuhi Bilmen çok büyük alimdir. Cübbeli Ahmet onun tırnağının kenarı olamaz, değil mi? Yani kıyas edilemez. Böyle sağlam bir kaynak varken biz niye ondan öğrenelim, değil mi? Niye onlara teşvik etmiyor? Niye ehl-i sünnet kaynaklarına teşvik etmiyor da; “gelin ben size öğreteyim” diyor? Bunda da insan dolaylı olarak olaylara baktığında veyahut doğrudan baktığında biraz gariplik görüyor, şaşırtıcılık görüyor. Biz de bunu aktarıyoruz.
SUNUCU: Erzincan’dan bir gurup yazmış: “Saygıdeğer Hocam, Erzincan’da sizin eserlerinizi ve televizyon programlarınızı takip eden sekiz, on kişilik bir arkadaş gurubumuz oluştu. Hepimiz dinimizi bilen Müslümanlardık. Ancak hiçbirimiz Kuran ahlakını gereği gibi bilmiyor ve yaşamıyorduk. Sizin programlarınızın başlamasıyla hayatımız kökten değişti. Gerçekleri ve samimi imanı sizden öğrendik. Allah’ı gönülden sevmeyi, Allah için yaşamanın ne demek olduğunu, vicdan kullanmayı, Allah’tan korkmayı, dinin özündeki güzel ahlakı, sevginin kökenini, insan sevgisinin Allah sevgisinden ayrı bir şey olmadığını sizin vesileniz ile anladık. Bu yolda en çok etkilendiğimiz şey ise anlattıklarınızın dışında sizin yaşadığınız hal yani ahlakınıza birebir şahit olmaktı. Her gün, Allah sizi karşımıza çıkardığı için Allah’a hamd ediyoruz. Hocam, Allah sizden razı olsun. Allah’tan bu hayırlı programlarınızın devamını diliyoruz.”
Bir nevi teşekkür maili olmuş bu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İnşaAllah. Ama hepsine ben de selam ediyorum. Allah hepsine hidayet versin, ilimlerini, bilgilerini artırsın. Ama sorular genellikle hep bu Cübbeli üstüne. Başka soru soran yok mu?
SUNUCU: Evet, sitenizle ilgili bir-iki soru var galiba. “Hocam sitenizdeki makalelerinizden birinde gizli dinsizlik tehlikesine dikkat çeken yazınızı okudum. Gerçekten de toplumda dindarlar ve inanmayanların dışında bir de gizli dinsizler var. Bu kimseler sizin anlattığınız gibi dindarlık görünümü altında dinsizliğin tüm alametlerini yaşıyorlar. Ateistlerin, müşriklerin bakış açısıyla dünyaya bağlanıyorlar. Ahireti düşünmüyorlar. Değer yargıları, istekleri, idealleri inkar edenlerden farksız oluyor. Aralarındaki kavgaları, menfaat arayışları, egoistlikleri, adiliğe ve basitliğe olan eğilimleri dinsizlerden farklı olmuyor. Gerektiğinde Müslüman’ım diyorlar. Ancak Müslüman olduklarının anlaşılabileceği bir ahlak derinliği, çaba ya da davranışları olmuyor. Ve gerçekten de bu, Müslümanlar için önemli bir tehlike. Onlar da dinden uzaklaşmaya, dünyaya bağlanmaya, ahlak bozukluklarını meşru görmeye teşvik eden ve bu sinsi tehlikeyi bize biraz daha tarif eder misiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Tabii insanlarla konuştuğumuzda birçok insan Müslüman olduğunu veyahut olmadığını söylüyor. Dinsiz olduğunu söylüyor. Ama asıl olan; mesela bazen insanlar dinsiz olur ama yine de mülayim, insancıl bir yönü vardır. Yani dinin dolaylı yoldan etkisinde kalmıştır. Fakat dindar olsun, dinsiz olsun insanlarda zulüm eğilimi, gaddarlık, azgınlık çok kötüdür. Yani insanların nasiyesinden belli olur. Mesela senin yüzün çok nurlu ve temiz, belli ki senden insanlara bir zarar gelmez. İnsan anlıyor, hissediyor. Ama öyle insanlar var ki mesela at hırsızı gibi yani elinden yüzünden melanet akıyor, pislik ve bela akıyor. Yani her türlü melanetin geleceğini insan onda hissediyor, o negatif elektriği; Allah Müslümanlara bunu bir kolaylık olarak vermiştir. Mesela bakarsın, derler ya “bunun suratında meymenet yok” derler değil mi?
Son yarım saat ne zaman oluyor?
OKTAR BABUNA: 15 dk. sonra Hocam.
ADNAN OKTAR: Elşad da çok değerli bir kardeşimiz. Azerbaycan’lı o da, çok şevkli, Türk-İslam Birliğini savunan, Azerbaycan’la Türkiye’nin birleşmesini isteyen çok heyecanlı bir kardeşimiz. Azerbaycan’da çok güzel faaliyetler yapıyor. Bu yapacağı röportaj, burada yapılacak röportaj Azerbaycan’da da yayınlanacak. Onun için öyle kısa bir röportaj da yapmak istiyor. Ama biz yine konumuza devam edelim.
Mesela annenle de görüştüm, tertemiz, insan bakıp tam tipik anne klasik böyle tertemiz, mülayim. Ama sokağa çıktığımızda görüyoruz böyle mafya kılıklı, yani elinden yüzünden itlik akan, saldırgan, mesela bakışlarında meymenet yok, üslubunda meymenet yok. Mesela gönül alıcı bir söz söylesen ters cevap verir, her şeye kuşkuyla bakan. Kuran’da bu çok uzun anlatılır, “kulağı kesik” diyor Allah değil mi? Hep sürekli melanet düşünen, pislik düşünen, etrafındaki insanları potansiyel tehlike olarak sürekli görüp onlara karşı da saldırmaya her an böyle kuduz bir köpek gibi yani saldırmaya hazır çok insan tipiyle karşılaşıyoruz. O yüzden de insanlar gözleri hep yerde geziyor birçok insan. Yani kimse kimsenin yüzüne bakamıyor, selam veremiyor. O psikopatlara rastlama riskinden oluyor bu, mesela toplumun küçük bir bölümünü oluşturuyor ama, itin kopuğun nerede çıkacağı belli olmuyor. O riskten dolayı da insanlar sürekli teyakkuz halinde ve dikkatli davranıyorlar. Böyle tipleri toplum biraz eğitmeye çalışması lazım, yani teşvik edilmemesi lazım. Mesela küstahlık, kabalık, kabadayılık, yani kabadayılık yapan insan 60-70 kiloluk bir et yığını nihayet. Allah istese onun canını bir küçük pıhtıyla bir anda alıverir. Beynine mesela kan basıncını bir artırıyor, beynini parçalıyor Allah. Veyahut bir kanser hastalığı verir, canını alıverir. Veyahut hiç onlara gerek yok, sebepsiz de Allah canını alabilir. Ama bu insanlar genellikle böyle bir zorlukla, belayla karşılaşmadığı için daha pervasız, daha gençliklerine güvenerek daha azgın olabiliyorlar. Gençlik bir fitnedir. Mesela yaşlı olanlar daha bazen mülayim oluyor ama onlarda da bazen yaşlı böyle cadı kılıklı kadınlar çıkabiliyor, değil mi? Yaşlı mesela dedelerde de azgın ve saldırgan tipler çıkabiliyor. Onlara en iyisi işte hem güzel örnek olmak hem teşvik etmek. Ama böyle insanları toplumda tel’in etmek, aşağılamak lazım bir yönüyle. Yani mesela ahlaksızlık, kabadayılık, itlik böyle bir saygı duyulan bir olay olmaması lazım ve bunu teşvik eden diziler de olmaması lazım televizyonda. Mesela çakallığı bir mürüvvet gibi anlatan diziler görüyorum bazen ben televizyonda, saldırganlığı değil mi? Bu sefer de ona böyle atom forvet tipler özeniyorlar. Mesela sokakta bakıyorum o filmdeki adamın bir modeli, üslup aynı, konuşmalar aynı. Hakikaten yazık! Başlarını belaya da sokuyorlar bu sefer, değil mi? Kıyafet aynı, yemek yeme şekli aynı, bir de basitlik bu tabii, adi insanların özelliğidir. Adamın müstakil bir karakteri yok, kişiliği yok. Kişilik taklidi yapıyor, şahsiyet taklidi yapıyor. Halbuki insan çok mübarek ve muhterem bir varlık. Biz buraya Allah’ın tecellilerini sevmeye geldik. Mesela sen Allah’ın bir tecellisisin. Allah sende, değil mi, nur ismiyle tecelli ediyor, cemal ismiyle tecelli ediyor. Bu, toplum için mesela bir ideal insan anlayışını ortaya getiriyor. Yani kimseye zararı olmayan, saygılı, efendi, nezih insan. Ama bir de böyle it, kopuk ve çakal takımı var. Bunları dizilerle teşvik konusunda da mesela gerekirse kanun da çıkartılması lazım, mesela TRT’nin, değil mi, yayınlarında, diğer televizyon yayınlarında, bu tip programların engelleneceği bir çalışma yapılabilir. Hep böyle sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, temiz kalbi, iyi niyeti, candanlığı ifade eden diziler olabilir. Yani iyi niyetli, güzel ahlaklı olmak enayilik değildir. Enayilik itlik yapmaktır aslında, onlar sürünür asıl. Mesela bak köpekler, kurtlar çok hırslıdır; hep sürünürler, oradan oraya aşağılanırlar, kovulurlar değil mi, mesela hep ezik yaşarlar. Hep “it gibi sürünüyor” derler. Ama mesela ağaçlar Allah’a tevekkül eder, o oturduğu yerde Allah onu durduğu yerde besler, büyütür onu geliştirir, mesela gayet sağlıklı yaşıyorlar, hiçbir şey yapmasına gerek kalmıyor. Allah’a boyun eğmiş. Çünkü ayağı yok ki gidip rızkını arasın değil mi, dili yok ki “ben yiyecek istiyorum” desin, hiçbir şey diyemiyor. Allah ona durduk yere havadan veriyor, değil mi? Güneşle, havayla Allah onu besliyor. Yerden de su veriyor Allah ona, gayet mükemmel gıdasını alıyor. Mesela küçük çocuklar da annesine tam teslim oluyor, Allah’a tam teslim oluyor. Talep edecek durumu yok yiyecek, bir sıkıntısını söyleyecek bir durumu da yok. Tamamen kendisini bırakmış oluyor. Allah onun emrine annesini veriyor. Onu sütle besliyor en güzel şekilde, en güzel şekilde onu temizliyor, bakıyor, en iyi şekilde uyumasını sağlıyor. Allah’a boyun eğmiş çünkü. Ben mesela itlik yapanlara bakıyorum, hep sürünüyorlar.
SUNUCU: “Değerli Hocam, Hicri 1400 yılından beri geçtiğimiz 30 yılda Peygamber Efendimizin hadislerinde bildirilen Hz. Mehdi’nin geliş alametlerinin hepsi gerçekleşti. Ramazan ayında Güneş ve Ay tutulmaları oldu, çift kuyruklu Lulin kuyruklu yıldızı da ortaya çıktı, Afganistan işgal edildi, Kabe’de de kan akıtıldı, tozlu dumanlı bir fitne yaşandı, Şam ve Mısır melikleri öldürüldü, semadan bir el uzandı (uzayda insan eli biçiminde oluşan ve NASA tarafından saptanan görüntü). Daha burada saymadığım yüzlerce alamet, Peygamberimizin hadislerinde de belirtildiği şekliyle aynen gerçekleşti. Cübbeli Ahmet Hocanın dediği gibi Hz.Mehdi daha doğmadı, daha doğacak, büyüyecek yüzyıllar sonra gelecek denemez. Çünkü bu alametler ortaya çıktı bir kere. Siz ne düşünüyorsunuz Hocam?
ADNAN OKTAR: Cübbeli alametleri vermiş fakat oluştuğunu anlatmıyor. Mesala “Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olacak” diyor, tamam doğru, oldu. Niye olduğunu anlatmıyorsun? Kuyruklu yıldızdan bahsediyorsun, çift uçlu kuyruklu yıldızdan. İmam Rabbani de bahsediyor, e bu da çıktı. Bundan niye bahsetmiyorsun, değil mi? Mesela “binalar, zinalar artacak” diyor, binalar yükseldi, bulutlara değiyor neredeyse. Niye bunlardan bahsetmiyorsun? İslam aleminin perişan olacağı, bölüneceği ve çok fazla kan akacağı o dönemde belirtiliyor. Bu da oldu. “O dönemde halife olmayacak” diyor Peygamber Efendimiz, bu da oldu. “Ekonomik kriz olacak” diyor o dönemde, o da oldu. “İran’la Irak arasında savaş olacak” dedi, oldu. “Afganistan işgal edilecek” dedi, oldu. “Kabe’ye baskın olacak, Kabe’de kan akıtılacak”, onu almamış mesela işine gelmemiş onu, öyle kurnaz ki yani mesela çok ünlü alametler var, çok net mesela Kabe’de kan akıtılması ünlü Mehdi’nin çıkış alametlerindendir, onu almamış.
SUNUCU: Parantez içinde de bir şey vermiş; 11 Eylül 2001 tarihinde New York ve Washington şehirlerine yapılan saldırılar.
ADNAN OKTAR: Tabii, tozlu dumanlı bir fitneden bahsediyor mesela bak, bu da var. Bunların oluştuğunu söylemesi gerekirdi. Bunları söylemiyor. Ahir zamanın bütün alametleri çıktı ve ayrıca zaten kendisi daha önce söylüyordu; “Mehdi her an çıkabilir” diyordu. E ne oldu sana birden bire, hadisler mi değişti? Yani Mehdi daha önce çıkabilir dediğine göre demek ki alametleri görmüşsün ki demişsin sen. Alametleri görmeden bunu diyorsan yalan söylemişsin o zaman. Eğer doğru söylediysen ki doğru söylüyorsun o dönemde, “Mehdi her an çıkabilir”. E sonradan niye bu kadar çark ettin de 570 yıl ileriye atıyorsun, değil mi? Ve niye bu alametleri görmezden geliyorsun? Sen görmezden gelsen de insanlar okuyor bunu, araştırıyorlar. Bir de bu ehl-i sünnet eserlerinden hiç bahsetmemesi de biraz benim garibime gitti. Ben de ona karşı ısrarla tanıtacağım ehl-i sünnet eserlerini inşaAllah; çünkü tam kaynağıdır, orijinal kaynağı. Mesela bak şu eseri “Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri”, mesela bunu ısrarla tavsiye etmesi lazım, bunda dünyanın ömrü geçiyor çok detaylı, 8 tane hadis var. Kahraman Neşriyat kitap evinde satılıyor bu, oradan alabilirler, bizim piyasada da rahatça bulunabilecek bir eser. Bulamıyorlarsa internete girip bizim harunyahya.org’tan internetten ücretsiz de indirebilirler. Tabii bu kitaplar var aynısıyla. Tamam bir soru daha sor.
SUNUCU: “Adnan Hocam, anlattıklarınızdan çok fazla şey öğreniyoruz. Önceden bilgimiz olmayan çok önemli konularda gerçek ve özlü çok önemli bilgilere ulaşıyoruz. Hz. İsa ve Hz. Mehdi konusunda anlattıklarınız çok ilgimi çekiyor. Dünyada İslam’a yönelmesinden ve liderlerin İslam hakkında güzel konuşmalarından dolayı Hz. İsa’nın gelmiş olabileceğini söylemiştiniz. Ben şunu merak ediyorum; Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin ilk olarak buluşması nasıl olacak? Hz. İsa mı Hz. Mehdi’yi bulacak, onun yanına gelecek, nasıl olacak acaba?”
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi’nin Hz. İsa’yı tespiti çok güç ama Hz. İsa’nın Mehdi’yi tespiti çok kolaydır. Rahatça farkına varır, bilir çünkü zaten vahiyle hareket ediyor. Mesih gelmiş de olabilir, onu da söyleyeyim. Yani çünkü uzun süreli bir faaliyeti olacak, uzun süreli bir çalışması olacak ama bu önümüzdeki bu 10 yıl içerisinde bunu çok rahat anlayacaklar fakat Müslümanların hepsinin şu sözü söylemesi lazım. Desinler ki; “bu yüzyılda İslam’ın dünyaya hakim olmasını istiyoruz biz Allah’tan”. Bakın, “İslam’ın dünyaya hakim olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz. Biz gayret ediyoruz, edeceğiz. Cenab-ı Allah da nasip etsin” diyecekler. Bunu söylesinler, yani ayına kalmaz İslam hakim olur yani bütün Müslümanlar bunu söylerse.
SUNUCU: Ben bir soru daha sorayım o zaman. Cübbeli Hoca’dan sormuyorum.
ADNAN OKTAR: Sorma, sorma.
SUNUCU: “Hocam hadislerde bazı ahir zaman Hocalarının Deccale tabi olacağından bahsediyor. Günümüzde de bazı Hocalar haşa Mehdiyet’i bir hikaye zannediyorlar, halka da böyle anlatıyorlar. Mehdiyet’in gerçek olduğunu görünce dehşete kapıldılar. Mehdi’nin hakikaten çıktığını anlayınca da şimdi örtbas etmek istiyorlar. Onun şoku içindeler diye düşünüyorum. Sizin görüşleriniz nedir?”
ADNAN OKTAR: Bu çok önemli, doğru söylemiş kardeşimiz. Hakikaten bir kısım yobazlar, Mehdiyet’i halkın böyle beynine afyonlamak için kullanılan bir inanç yani inanılmaz ama hani var ya böyle yatırlara inanır insanlar, bir şeylere inanır, inanmaz ama inanır görünürler. Mehdiyet’i de öyle efsane gibi bir şey zannediyorlardı bir kısım yobazlar. Böyle zaten akıl almaz şekilde anlatmalarından da anlaşılıyor. İşte Deccal de gelir, Deccal de bir efsane gibi bir şeydir, zaten asla olmaz ama halka anlatılır. Alimler bunun gerçeğini bilir, olmadığını bilir -bazı sahtekar alimleri kastediyorum- ama halka bu, bu şekilde anlatılır zannediyorlardı. Bir de baktılar ki Mehdiyet hakikaten gerçekmiş, yani felç oldu, kanları dondu. Mesih’in gelmesini onlar hikaye gibi zannediyorlardı. Baktılar ki hakikaten geliyor Mesih, baktılar ki Deccal hakikaten çıkmış Deccaliyet. Bu sefer bütün sistemleri çöktü ve onun paniğini yaşıyor birçoğu. Yani onlar böyle halkın üzerinde bir ruhban sınıfı gibi yaşıyorlardı kendi kafalarına göre. Kendi aralarında onlar, profesyonel bir üslupları var bir kısmının. İşte milleti nasıl kandırır, nasıl ondan menfaat elde eder gibi konuşan bir sınıf türemişti. Hepsini tenzih ederim, bir kısmını kast ediyorum. Bunların oyunu tam anlamıyla tepe taklak oldu. Şu an felç vaziyetteler.
OKTAR BABUNA: İlan arası verilebilirmiş Hocam.
AZERİ SUNUCU: Selam hörmetli seyirciler. Müasil cemiyet ve İslam Birliği içinde her birinizi hoş gördük. Bugün biz her zaman olduğu gibi Bakü stüdyolarından değil, Türkiye’nin İstanbul şehrinden dünyanın en çok tanınmış sevilen ve bazıların daha doğrusu Darwinistlere korku salan bir şahsın yanından televizyonlarınıza konuk oluyoruz. Hem bu şahs size Harun Yahya olarak tanınan Adnan Oktar’dır. Harun Bey, sizinle yeniden görüşmemize çok memnun olduk. Ancak isterdik bu verilişin bazı kanallarda yayınlanacağını bir daha söylüyeyim inşaAllah. Metni ise Azerbaycan’ın en çok okunan internet sayfalarından olan İslam.com.az ve medyaform.az sayfa vasıtasıyla tanışmış olabilirsiniz.
Hürmetli Adnan Bey veyahut Harun Hocamız diyelim inşaAllah. Bizim ilk sorumuz; her zaman bu bayrak krizi, bayrak bühranı olduktan sonra size hep bütün canlı yayınlara Azerbaycan bayrağıyla, Türkiye bayrağıyla birlikte çıktığınızı gördük. Her gün de bunu müşahede edirik. Bunun anlamı nedir? Hangi mesajı inşaAllah vermek istiyorsunuz Hocam?
ADNAN OKTAR: Azerbaycan bizim parçamız, ruhumuz, kanımızdır ve Türk-İslam Birliği’nin oluşmasında ilk birleşeceğimiz Türk devleti, Azerbaycan’dır. İlk odur, Allah’ ın izniyle oradan başlıyoruz ve sıradan Allah’ın izniyle gideceğiz inşaAllah.
AZERİ SUNUCU: Ama Hocam bir de başka bir şey vardı; hep bize onları internet sitesiyle sordular. Mesela, diyelim ki başka kimse hiçbir zaman Azerbaycan’ın kendisinde bile Azerbaycan bayrağıyla veyahut da Türkiye bayrağı ile hiçbir zaman böyle canlı yayınlara veyahut da diğer programlara devamlı olarak çıkmadı. Hep mesela diyelim ki bayramlarda, daha doğrusu devletin mukaddes bildiği günlerde, öyle bayrağımızın resmi olurdu. Bunun başka, bu Türk-İslam Birliği’nden başka bir anlamı var mı? Yoksa sadece…
ADNAN OKTAR: Bayrak bizim için kutsaldır. Azerbaycan bayrağı da bizim için kutsaldır. Çünkü o da bizim bayrağımız, o da benim bayrağım inşaAllah. Biz Allah’ın izniyle o bayrak uğrunda mücadele de ederiz, gerekirse Allah uğrunda şehit oluruz. Tabii Türk bayrağı gibi o bizim için aziz ve kutsaldır. Aynıdır çünkü o da Türk bayrağı inşaAllah. Dolayısıyla Azeri kardeşlerimiz de Türk-İslam Birliği’nin şerefli, güzel, öncü simalarındandır. Yakın bir vakitte göreceksiniz; Azerbaycan ile Türkiye arasında ne pasaport kalacak ne şu kalacak-ne bu kalacak. Yolları açacağız. Tam anlamıyla Konya gibi, Erzincan gibi bir birleşme olacak inşaAllah.
AZERİ SUNUCU: İnşaAllah. Hocam bazen mesela bizde gazetelerde böyle bir röportajlar çıktı, müsabeler çıktı. Ama müsabelerde yazdılar ki acaba sanki Türkiye yeniden Osmanlıyı mı canlandırmak istiyor? Harun Bey bunu mu kast ediyor? Nazarda tutuyor?
ADNAN OKTAR: Her devlet müstakil. Mesela Azerbaycan devleti milli devlet olarak kalacaktır. Kendi inancı, kendi düşüncesine ona müdahale yok. Bu bir sevgi birliği, dostluk ve kardeşlik birliği olacaktır. Yani hürriyet esas olacaktır. Yani birisi birisine müdahale ediyorsa orada hürriyet yoktur. Herkesin inancına, dinine, mezhebine, itikadına, milli görüşüne saygı duyulacaktır.
AZERİ SUNUCU: Hocam peki burada mesela Avrupa Birliği, diyelim ki Hıristiyan toplulukları bir araya gelerek Avrupa Birliği’ni oluşturdular. Ve mesela Türkiye’nin oraya girmesi, daha önceleri de siz söylemiştiniz, artık sanki biraz gecikme durumunda veyahut da almak istemiyorlar. Şimdi Türk-İslam Birliği, Avrupa Birliği’ne alternatif mi yoksa yeni bir oluşum mu?
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği, Avrupa Birliği’ni kurtaracak bir oluşumdur aynı zamanda, dünyayı kurtaracak bir oluşumdur. Yani Türkiye girdiğini farz edelim. Yunanistan girdi ne oldu? Ekonomisi çöktü, sürünüyorlar, perişan duruma düştüler. Ekonomisi çöktü, iflas etti Yunanistan. Dolayısı ile Avrupa Birliği’ne girmek bir kurtuluş değil, yani hiçbir şey getirmez Türkiye’ye bu. Yani Türkiye fakirse gene fakir kalır. Ama zengin ve ihtişamlı olarak, Türk-İslam Birliği’nin lideri olarak geldiği zaman; “gelin bizim bünyemize” der. Türk-İslam Birliği olarak Avrupa Birliği’ni alır Türk-İslam Birliği’nin içerisine, “biz de sizin içinize girelim” der. O da onların içerisine dahil olur. Bu güzelliktir; çünkü o zaman zenginlik getiriyorsun, bereket getiriyorsun, maneviyat, sevinç, heyecan, değil mi, coşku getiriyorsun. Böyle bir birlikteliği Avrupa Birliği ister, ama “ben sana geleceğim, bana para ver, yemek ver, yiyecek ver, içecek ver, iş ver, beni eğit”; Avrupa Birliği bunu istemez.
AZERİ SUNUCU: Yani Türk-İslam Birliği’nde aynı olay olsa nasıl olur? Diyelim ki Türk-İslam Birliği’ne üye olacak bazı devletler fakirdir. Onlar da geldiği zaman Türkiye de aynı şeyi söyleyebilir. Bizim işte kendi işsizlerimizin sayısı fazladır, diğerlerinin sayısı fazladır, bunları aldığımız zaman bize sorun olmayacak mı?
ADNAN OKTAR: İşte bak Türk milletinin özelliği burada devreye giriyor. Delikanlı millettir Türk milleti. Asla böyle şeye tenezzül etmez. Şu kadar ekmek olur, arasına bir dilim peynir koyar; ama bunu demez, kimseye tamah etmez.
AZERİ SUNUCU: MaşaAllah. Hocam başka bir konuya girelim o zaman. Mesela birçok yerlerde okuduk, sizin kitaplarla ilgili olarak olarak “elmas hükmünde olan kitaplar” diye bahsediliyor. Bu elmas kitapları ne zaman yazmaya başladınız? Veyahut da bu kitapları gerçekten şu ana kadar araştırdığımız zaman İslam tarihinde bile öyle bir şahıs yoktur ki, mesela diyelim ki 300 kitap yazsın, ortaya çıkarsın. Aynı zamanda daha sonra yazdığınız kitaplar maşaAllah gerçekten bu biz haberleri seyrettiğimiz zaman, internet sitelerinden baktığımız zaman dünyayı artık deprem olarak, zelzele olarak salladı. Bunları nasıl başardınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Bunları yaratan tamamen Allah’tır. Allah kulunu vesile eder. Bazen bir çalıdan bile Allah tecelli eder, bazen kulundan tecelli eder. Biz Allah’ın tecellileriyiz, müminler olarak tecellileriyiz. Allah İslam’ın dünyaya hâkimiyetini kast edince, bunu murat edince, Türk-İslam Birliği’ni yaratmayı kast edince hiç ummadığın kullarını vesile eder. Hiç ummadığın olayları vesile eder. Bakın her yerde vizeler kalktı, bir. Şimdi diyorum pasaportlar kalkacak. Pasaport kalktı mı ne demektir biliyor musunuz? Sınır kapısı sonuna kadar açılıyor demektir.
AZERİ SUNUCU: Nüfus cüzdanıyla her yere gidebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Açtın mı zaten ne kalmış oluyor? “Türk-İslam Birliği nasıl olacak?’’ diyor. E olmuş oluyor o zaman işte, bitti o kadar.
AZERİ SUNUCU: O zaman sizin kitaplar bu Türk-İslam Birliği bir bünyesini oluşturdu mu, temelini?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Türk-İslam Birliği’ni engelleyen şey Darwinizm ve materyalizmdi, dinsizlik ve ateistlikti. Azerbaycan’da da iddia edilen Ergenekon örgütü, Türkiye’de de iddia edilen Ergenekon örgütü, Türki devletlerde de iddia edilen iddia edilen Ergenekon örgütünün zulmü yaygındı. Biz onların beynini parçaladık, beynini. Hukuki yönden de zaten şu an tm açmazlardalar. Dolayısıyla Türk-İslam Birliği’nin önünü tamamen açmış olduk.
AZERİ SUNUCU: Hocam peki bu Darwinizm diyelim ki biz onların beynini eğer patlattık ise, okullarda hala okutuluyor. Mesela Azerbaycan’da da okutuluyor, eski SSCB döneminden kalma diğer devletlerde de şu anda okullarda Darwinizm’le ilgili çalışmalar devam ediyor. Ayrıca Avrupa’da UNESCO bildiğiniz gibi 200 yıllık bir artık Darwinizm yılı ilan etti ölümüyle ilgili olarak. Peki, eğer bu dağıtıldıysa bu nasıl oluyor devam ediyor Hocam?
ADNAN OKTAR: Ben ilkokula gittiğimde halen de vardı ortaokulda. Eski Mısır’ın medeniyetini, o dönemde yaşananları anlatıyorlar, hala da anlatıyorlar, Firavun devrini anlatırlar; ama biz hiç etkilenmiyoruz. Mesela Eski Yunan’ı anlatıyorlar, hiç etkilenmiyoruz. Eski Sümerleri anlatıyorlar, hiç etkilenmiyoruz. Darwin’i anlatıyorlar, hiç etkilenmiyoruz. Mühim olan, onların mezarı hakkında bize bilgi veriyorlar şu an.
AZERİ SUNUCU: Yani o zaman “tarih oldu” diyorlar.
ADNAN OKTAR: Hah, “mezarının boyu şu kadar, eni bu kadar” diyorlar. Biz de diyoruz ki ne kadar ilginç diyoruz, ne kadar ilginç, hatta bir gidip gezip bakalım, nasıl bir şeymiş diyoruz.
AZERİ SUNUCU: Hocam inşaAllah Azerbaycan’a döndüğümüz zaman, Azerbaycan’ın ANS televizyonu var, özel olarak bir program sunulacak ilk defa olarak Darwinizm’le ilgili olarak. Şimdi orada sorulan sorulardan o arkadaşlar da rica ettiler, bazı sorular da geldi. Mesela diyorlar ki; “tamam okullarda okutuluyor bu, diyelim ki tarih olarak okutuluyor. Peki, bu Darwin’in ideolojisi ne gibi yanlışları var veyahut bize nasıl bir tehlike olabilir?” Bu günden sonra bile…
ADNAN OKTAR: Bakın Darwinizm’i ne bitirir biliyor musunuz? Bilim. Darwinizm bilimi gördü mü böyle aside düşmüş solucan gibi çırpınmaya başlar. Yani sülfürik aside düşmüş gibi böyle, yahut tuza düşmüş solucan gibi. Bilimi üstüne attın mı parçalanır. Mesela oturtursun Darwinist’i, “kardeşim” dersin, “bana bir proteinin molekülünü şöyle gel bir ortaya koy bakalım” dersin. “Ortaya koyalım, buyur anlat bakayım” dersin. “Nasıl oluyor bu protein?” Bakın bir proteinin olması için neye ihtiyaç var biliyor musunuz? Bir başka proteine ihtiyaç var. DNA’ya ihtiyaç var, değil mi? Hücreye ihtiyaç var. Bak olay bitmiş, yani mümkün değil bu olmadan. Yani en alt seviyede onların anlayabilmeleri için şunu söyle; bir proteinin olması için başka proteine ihtiyaç var. Bu ne demektir biliyor musunuz? Sıfır. Yani diyorlar ki işte; “1’in yanına 950 sıfır koyunca olacak’’ öyle bir konu da yok. 950 milyon sıfır koysa yine olmaz; çünkü başka proteine ihtiyaç var ve DNA’ya ihtiyaç var ve hücreye ihtiyaç var. Konu bitmiş.
AZERİ SUNUCU: Hocam peki bu ara fosil olarak, mesela biliyorsunuz Gürcistan’da, bizim komşu ülke olan Gürcistan’da öyle bir şeyin bulunduğunu söylediler bir ara. Daha sonra sizin sitenize baktık. Sabahsı gün, hemen onun olmadığını ispatladınız elhamdülillah. Diyelim bunlara gayret ediliyor, birkaç günden sonra yeni bir fosil olarak ortaya çıkarıyorlar, bunlar ara geçit formu. Ama siz de hemen diyelim ki bir makale yazıyorsunuz ki böyle bir fosil yoktur tam tersine öyle bir fosil getirene trilyonlarca para veririm. Ama şimdi onların bu gayreti nedendir Hocam? Bir de bunlar, diyelim ki şimdiye kadar belli olmayan hayvanlar vardır. Peki, diyelim olabilir mi ki herhangi bir fosil getirirler, şu anda bizim bilmediğimiz bir hayvan olmuş olabilir, onu fosil olarak sunabilirler ara geçit formu olarak?
ADNAN OKTAR: Her getirdikleri fosil mükemmel olacaktır. Bakın simetrik olacaktır yani iki tarafı birbirine eşit, düzgün ve altın oranla yaratılmış oluyor. Böyle ara fosil olmaz. Ara fosil olması için patoloji olması gerekiyor. Yani kaşı havada, gözü aşağıda, kulağı yukarıda, mesela burnu ensesinde, ensesi ayağının altında, karmakarışık bir şey olması lazım. Yani mutasyon darmakeşan eder. Eğer düzgün bir hayvan varsa bu yaratılışı ispat eden bir fosildir. Yani hiçbir şekilde ara fosil olmaz. Mesela dinozorlar, bakıyoruz mükemmel bir kemik yapısı, mükemmel bir yüz yapısı ve kas ve iskelet sisteminin de çok mükemmel olduğu genel çatıdan anlaşılıyor. Böyle ara fosil olmaz. Bunu kim diyor biliyor musunuz? Darwin’in kendisi söylüyor ve bütün bilim adamları söylüyor. Oku Oktar size bir yüksek sesle. Darwin’in bizzat kendi ağzından okusun bunu. Dedeleri söylüyor bunu, biz söylemiyoruz.
OKTAR BABUNA: Bulayım 1 dakika.
AZERİ SUNUCU: Hocam başka bir soru sarayım o zaman, Oktar Bey bulana kadar. Başka bir İslam âlimi denilen bir şahıs da insanın daha değişik mesela hurmadan yaratıldığını söyledi, iddia etti. Bazen de bunu herhangi bir hadise uydurmaya çalıştı. Bununla ilgili ne söyleyebilirsiniz? Gerçekten böyle bir şey, hadis var mı? Veyahut da insan şimdi maymundan değil de hurmadan yaratılmış olabilir mi? Efendimiz böyle bir şey söylemiş olabilir mi?
ADNAN OKTAR: İbn-i Miskeveyh eski Yunan’ın etkisinde kalmış, eski Sümerlerin etkisinde kalmış Pagan dinini savunan, kendine Müslümanım diyen cahil bir insandır.
AZERİ SUNUCU: İslam âlimi değil yani?
ADNAN OKTAR: Değil, adamın nüfus cüzdanında Müslüman yazabilir yani öyle Müslüman olmaz. Müslüman; Kuran’daki anlatılanlara inanana biz Müslüman diyoruz. Eğer eski Sümer dininden bir şeyler aldı da, “ben buna iman ediyorum” diyorsa, o eski Sümer dininin mürididir, oranın müminidir. Yani ona iman etmiştir o. Eski Sümer dinine mensup olduğunu söyleyebilir, o zaman Miskeveyh’in bu sözleri normal olmuş oluyor yani. Kendi dini odur, o dinin açıklamasını yapmış oluyor. Ama İslam dininde açıkça yaratılıştan bahsedilir, net yaratılış vardır. Dolayısıyla eski Mısır’daki safsataları bize, “din böyle diyor” diye ortaya koymaya kalkarlarsa bu çok samimiyetsizlik olur. Hz. Musa asasını attı, anında yılan oldu. Evrim falan geçirmedi. Hz. İsa çamurdan kuş biçimde bir şey yaptı, üfürmesiyle kuş birden bire uçtu. Normal kuş, yumurta yumurtluyor, normal hayvan. Fosillerin yapısına baktığımızda, 300 milyon fosili incelediğimizde tek bir tane ara fosil bulamıyoruz, ama bir tane. Aslında olabilirdi de, yani anormal bir şeye rastlanabilirdi, niçin rastlanmasın? Hiç yok. Yani tek bir tane yok.
AZERİ SUNUCU: Allah’ın bir hikmeti inşaAllah, çünkü öyle bir şey çıkarmamıştır.
ADNAN OKTAR: Çok normal, yani mutasyona uğrar mesela var ya öyle çarpık çurpuk oluyor. Böyle bir mahlûk bulunabilir bir tane. Tek bir tane yok.
AZERİ SUNUCU: Hocam peki tüm dinler yaratılışçılığı savunmasına rağmen, hepsi mesela Hz. Âdem’den yaratıldığını söylemesine rağmen peki neden diyelim ki onlar da sizinle birlikte hareket etmiyorlar?
ADNAN OKTAR: Deccaliyet kasıp kavurdu dünyayı. Yani bu konu Mehdiliğin oluşması için Allah tarafından oluşturuldu ve böyle büyük bir oyuna geldi insanlar. Şeytan insanlarla alay etti ve onları küçük düşürdü, mahcup etti. Yani akıl almaz bir şeye onları inandırttı. Dedi ki; “siz tesadüfler sonucu oldunuz” dedi. “Bilim adamısınız siz anlamıyor musunuz?” diyor şeytan. “Bak siz tesadüfler sonucu oldunuz” diyor. “Protein nasıl oldu ey şeytan?” diyorlar. “Tesadüfen oldu” diyor. “Ara fosil yok” diyorlar. “Olsun siz gene tesadüfen yaratıldınız” diyor. Ve buna koskoca dünyanın milyonlarca insanı çocuk gibi düştü ve burada Allah’ın gücünü gördüler. Bu mucizedir bu ve müthiş mahcup oldular ve küçük düştüler. Yani akıl almaz bir şeye inandırdı onları şeytan.
AZERİ SUNUCU: Hocam şeytanın kendisi Allah’ı inkâr etmemesine rağmen diğer insanlara Allah’ı inkar ettiriyor.
ADNAN OKTAR: Tabii oyun oynadı ve kandırdı. Mesela adam profesör, sakalı göbeğine geliyor böyle, inanmış. E kardeşim diyoruz tesadüfen olamaz. “O zaman uzaylılar yapmıştır” dediler. Şimdi de olay uzaylılara döndü.
AZERİ SUNUCU: Bu meşhur Dawkins olayı.
ADNAN OKTAR: Evet, Dawkins de. Adam bak köşeye sıkınca, baktı protein önüne kondu. Moleküle baktı, proteinin olması için başka proteine ihtiyaç var, hücreye ihtiyaç var.
AZERİ SUNUCU: Tesadüfen olması mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Evet, olması mümkün değil. O zaman diyor, düşünüyor, düşünüyor; “uzayda bir kısım üstün zekâlar olabilir” diyor, “onlar yapmıştır” diyor. Ya kardeşim bırak Allah aşkına, dede olmuşsun artık. Koskoca adam aklını başına al. Ne konuştuğundan haberin yok senin. Uzaylıyı kim yarattı? Değil mi? Yani belli bir köşeye sıkışıp bitecek. Yani eninde sonunda köşeye gideceksin.
AZERİ SUNUCU: Hocam bir de böyle bir şey vardı. Hz. Adem ile ilgili olarak, başladığımız için sormak istiyorum. Mesela Hz. Adem ilk olarak yaratıldı, meselam topraktan yaratıldı. Kuran Mucizeleri isimli kitapta da belirtmiştiniz bunu. Bu topraktan yaratıldıktan sonra, bizim, bugünkü bildiğimiz insan nasıl oldu? Bir de ayrıca, sizin birkaç defalar röportajlarınızda da söylediniz, ensest ilişki olayı. Şimdi bazıları öyle sorular sordu, peki Hz. Adem’in, bunu soran ateistlerdi, kendileri açık belirttiler, Adem’in çocukları, kız kardeş mi evlendi veyahut da bu aynı ilişki değil mi, nasıl oluyor peki bunlar?
ADNAN OKTAR: Şimdi, zina haram. Allah dediği için haram, yoksa helal olurdu. Domuz eti haram. Niye haram? Allah dediği için haram. Domuz etini yerdik biz Allah helal deseydi, değil mi? İçki haram. Niye haram? Allah dediği için haram. Ensest ilişki de haram, Allah dediği için haram. Yani bunu insanlar bilmiyordu ki, Allah deyince öğrendiler. Dolayısıyla yani helal-haram kavramı, Kuran’ın hükmüne göre olduğuna göre, o dönemde Allah helal kılmış, bir süre helal kılmıştır, sonra haram kılmıştır. Mesela şarap da Hıristiyanlıkta helal. Mesela içiyor adamlar, domuz eti de yerler, yiyiyorlar. Ama İslam dininde haram, yiyemiyor Müslümanlar da. Bir şeyin hükmünü Allah’ın kaldırması veyahut yeniden teşri etmesi, Allah’ın takdirindedir inşaAllah.
AZERİ SUNUCU: Hocam peki o Hz. Adem’in topraktan yaratılma olayı nasıl? Toprak olarak dolaştıklarını zannediyorlar.
ADNAN OKTAR: Hayır değil, bakın. Klasik şu porselen var ya, porselen mankenler, taştan yapılıyor. Kusursuz mükemmelde porselenden bir heykel yapmıştır Allah. “Gel buraya” dedi mi, “konuş dedi” mi konuşmuştur o kadar, bildiğin porselen. Şimdi buna Allah’ın ihtiyacı olduğundan değil, insanın hoşuna gitsin, meleklerin hoşuna gitsin diye yapılmıştır. Şimdi sen burada yoktun, burada var mıydın sen daha önce? Biraz önce yoktun.
AZERİ SUNUCU: Hayır, yoktum.
ADNAN OKTAR: Birden geldin burada oldun sen, nasıl oldun sen? Yaratıldın işte. Allah yarattı. “O her an bir yaratmadadır” diyor Allah. “O her an bir yaratmadadır.”
AZERİ SUNUCU: Evet Yasin Suresi, 81 (Kun fe yekun...)
ADNAN OKTAR:Tabii, sürekli.
AZERİ SUNUCU: Ol der derhal olur...
ADNAN OKTAR: Sürekli yaratılıyor insan. Yani biz öyle çivi gibi durmuyoruz. Sürekli yaratılıyoruz. İnşaAllah.
AZERİ SUNUCU: Hocam, bir de kıyamet ile ilgili böyle bir soru vardı. Efendimiz (s.a.v.), hiçbir zaman tarih vermediği halde, mesela Bediüzzaman Said Nursi’nin tarih verdiğini söylediler, daha sonra sizin tarih verdiğinizi söylediler. “Peki, bu tarih nereden çıkıyor?” diyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli de önce bunu bir reddetmişti. Oraya da, Azerbaycan’a da onun ünü, namı gitsin.
AZERİ SUNUCU: Zaten sizi dinleye, dinleye onu millet tanıdı. Bizde hiç kimse onu tanımıyordu. Gerçekten.
ADNAN OKTAR: Ama böyle tiplere de ihtiyaç var. Çünkü böyle tipleri bilmezlerse, düzgününü bilme ihtimali olmaz. Çünkü bunları hep biz hikayelerde duyardık, biz Cübbeli tipi insanları. Yani romanlarda okurduk, değil mi böyle efsanelerde falan, inanamazdık. Gözlerimize, değil mi, böyle bir gerçek olarak gelince, hayretler içinde gördük ki hakikaten varmış böyle insan ve böyle insanlar varmış. Yani anlatsak inanmaz ki insanlar. Dolayısıyla ahir zaman olaylarını da anlatırken Kuran’a dayandırıyoruz, hadise dayandırıyoruz. Kuran’da ne diyor Cenab-ı Allah, “gaybı hiç kimse bilmez” diyor Allah. Bir tek Allah bilir. Ama Allah açıklık getiriyor. Diyor ki; “bir de, benim elçilerime Ben bildirirsem, Peygamberlerime bildirirsem, onlar bilirler” diyor Allah’ın bildirmesiyle. Allah Peygamberine bildirmiş. “Dünyanın ömrü 7000 yıl” diyor. Yani, bir tarih vermiş, bir takvim, 7000 yıllık bir takvim, herhangi bir takvim. Mesela Hz. İbrahim’in doğumu da olabilir, Nuh’tan itibaren olabilir, bilemiyoruz 7000 yıllık bir takvim. Bunun diyor Peygamberimiz, 5600 yılı geçmiştir. Bunu kim söylüyor biliyor musunuz? İmam-ı Hambel naklediyor. Mutlak müştehid, mezhep imamı ve hadis imamı, bu söylüyor. 5600 yılı geçmiştir. Bak 7000 yıl vardır diyor İmam-ı Hambel, bunun 5600 yılı geçmiştir diyor. Çıkarttığımızda ne kalıyor? 1400 ile 1500. Zaten bakıyoruz, küfrün en azgın dönemindeyiz, yani ahir zamanı anlamamak için çocuk olmak lazım. Yani bunun daha beterini bir düşünün. Yani bütün dünyaya ateizm hakim olmuş.
AZERİ SUNUCU: Bunlar hepsi Peygamberimiz’in hadislerinden çıkarılan bir tarih, değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki Peygamber Efendimiz’in hadisi.
AZERİ SUNUCU: Evet. Hocam, daha sonra siz Cübbeli’den konuşmuşken oradan da bir soru gelmiş bize. Mesela diyor ki, Cübbeli mesela Şii’ler ile ilgili, onları keseceğini söyledi veyahut da Selefler’i keseceğini söyledi, Vahabiler’i keseceğini söyledi. Peki, Şii’lerin, ama kendisinin Mehdi konusunda farklı düşündüklerini söylüyorlar. Çünkü onlara göre, 12’inci imam 11’inci imamın oğludur, gayb olmuştur, daha sonra gelecektir diye. Bu konuda ne söylersiniz?
ADNAN OKTAR: Mehdi bir süre kaybolacaktır. Ama yani küfrün şiddetinden, mesela iddia edilen Ergenekon örgütü veyahut masonluğun baskısından dolayı yıllarca insanlardan gizlenecektir. Bir de hapsedilecektir. Zaten bak Şii kaynaktan veriyorum: diyor ki; “O, Hz. Yusuf’a benzer” diyor. “Ne yönden ya Resulullah?” diyorlar. “Hapis yönünden” diyor, “zindan yönünden”. “Zindan yönünden benzer” diyor. “O sizi görür” diyor, “çarşılarda gezer, ama siz onu göremezsiniz” diyor. Çünkü avamdan, normal bir insan zannedecekler. Yoksa böyle ışın gibi görünmeyen bir varlık anlamında değil. Ha, bunu Şii’ler nasıl kabul edecek, nasıl olacak? Ya siz ona hiç aklınızı takmayın. Allah öyle bir kabul ettirir ki, öyle bir kabul edecekler ki... Yani öyle hiçbir sorun çıkmaz.
ADNAN OKTAR: Ben Ahmedinejad’a da ben buradan haber gönderdim. Bakın, “Mehdi çıktı” dedim. Bana itimat etti, çıktı Birleşmiş Milletler konuşmalarında, değil mi, televizyona çıktı, “Mehdi gelmiştir” dedi. Gelecek demedi bak, Mehdi geldi dedi. Bana güvensin dedim, Mehdi geldi dedim. Mesih de gelmek üzere dedim, onu da söyledi. Yani Hamaney de çıktı, “Mehdi gelmiştir” dedi. Hürriyet Gazetesi sür-manşetten “Mehdi geliyor” diye haber yaptı. O haberi kim yaptırdı? Allah yaptırdı.
AZERİ SUNUCU: Ama peki diyelim ki, peki bazı gazeteler Hocam, o iddia edilen Ergenekon örgütü ile ilişkili bazı haberler yazdığı halde Mehdi’nin çıkışını neden böyle manşetten, sür-manşetten versin?
ADNAN OKTAR:Şimdi güya eleştirmiş oluyor. Yani bak böyle bir risk var, böyle bir durum var, hani dikkatli olun.
AZERİ SUNUCU: Yani mesajı verme anlamında diyor.
ADNAN OKTAR: Yani tabii. Yani duyuyorsunuz değil mi, gibisinden.
AZERİ SUNUCU: Hocam başka bir soru vardır. Dünyanın der her tarafında show tipli programlar daha çok yapılıyor televizyonlarda. Sizce bunun sebebi veyahutta sebepleri nelerdir? Başka onun arkasında bir soru var, Hocam zamanımız daraldığı için soruyorum arka arkaya. Hülya Avşar’ın sunduğu programa çıktınız. Kimsenin sormaya cesaret edemediği müstehcen sorular da sordu. Bu programın neden tam versiyonunu sitenize eklememişler? Bu, programdan memnun kalmamanızı mı gösteriyor?
ADNAN OKTAR: Hülya çok çılgındır. Yani hedef gözetmez, kim olduğuna bakmaz, o sorar. O, çok tatlı ve sevecen bir insandır. Onun çocuksuluğu, onun çılgınlığı içerisinde olan bir şeydir. Ona olgunlukla yaklaşmak lazım. Sevecenlikle yaklaşmak lazım. Onu bir tolore eden bir ruh ile değerlendirmek lazım. Dolayısıyla ben, sevdiğim bir insandır, halen de çok seviyorum yani şefkat duyuyorum.
AZERİ SUNUCU: O zaman peki, dünyanın her tarafında bu tür böyle sanatçılardan diyelim, şarkıcıların çıktığı programlar daha fazla yaygınlaştırılıyor. Bunun sizce arka planında bazı sebepler var mı?
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz. Yani bu Mehdiyeti asla engelleyecek bir şey değildir. Hatta Mehdiyet’i körüklüyen olaylardır bu. Mesela televole kültürü, Müslümanların azmini ve gayretini kat kat artırır. Şevkini artırır. Eğer onlar olmasa, Müslümanlarda bir meskenet olur. Öyle olaylar insanları heyecanlandırır ve terakki ve ilerleme hırsını artırır onların. Yani Darwinizm olmasa Mehdi çıkmaz. Komünizm olmasa Mehdi çıkmaz. İddia edilen Ergenekon örgütü olmasa Mehdi çıkmaz. Hilafet kalkmazsa Mehdi çıkmaz. Bir kere, “Mehdi’nin geldiği zaman halifelik olmayacak” diyor Peygamberimiz. “İran ile Irak arasında savaş olacak” diyor. “Irak işgal olacak, Afganistan işgal olacak” diyor. Yani bunu Allah ona söyletiyor, Peygamber Efendimiz’e ve onun dedikleri oluyor.
AZERİ SUNUCU: Hocam peki, Hz. İsa gelecek inşaAllah. Geldiği zaman buna herkes mesela inanıyor. Ama biz de biliyoruz şu, Kuran’ın içinde Azhab Suresi’nin 40 ayetinde belirtiliyor; Efendimiz (s.a.v.) Peygamberlerin sonuncusudur. Şimdi, Hz. İsa geldiğinde bir Peygamber olarak mı gelecek, yoksa Peygamberliği alınmış olarak mı gelecek?
ADNAN OKTAR: Peygamber, unvanı var ama yani kendisinin sorumlu olacağı vahyi alacaktır. Yani insanların sorumlu olacağı vahiy yok. Ama vahiy ile hareket eder. Mesela Mehdi’nin yüzünü mesh ediyor, “senin” diyor “cennette makamın budur” diyor, “cennetliksin sen inşaAllah” diyor ama inanmak farz değildir; çünkü inanmak için kitap inmesi gerekir. Herhangi bir kitap getirmiyecek, Kitab’a uyan olacak o. Zaten Mehdi’ye imamette uyuyor. Yani onun imamlığına tabi olmuş. Hatta Mehdi onu çekiyor, rica ediyor, siz geçin Efendim diyor. İsa hiçbir şekilde kabul etmiyor. Onu sırtından iterek, omuzundan iterek namaza geçirttiriyor. Mehdi yine utanıyor, yeniden dönüyor, gene İsa yeniden sırtından iterek namaza geçirttiriyor.
AZERİ SUNUCU: Hocam, Azerbaycan’da maşaAllah, açıkçasını söylememizde bir sakınca yoktur, tüm her tarafta, tüm mezheplerin, imamların, diğerlerin inananların dükkanlarında Azerice kitaplarınız vardır. Çok güzel, elhamdülillah. Hocam ama mesela bazı Müslüman olduğunu iddia eden bazı insanlar vardır, çoğu kitapları satmazlar ve sebep olarak bir şey söylediler ki Harun Yahya Mehdilik iddiasındadır. Ama biz sizin röportajlarınıza, sonra diğer konuşmalarınıza baktığımız zaman, kitaplarınızı okuduğumuz zaman böyle bir şeyin olmadığını gördük ve ayrıca siz söylediniz ki “biz Mehdi’nin öncüleriyiz” ve bir yemin ettiniz Hocam. Bunu lütfen açık söyler misiniz, bu konuyu ve en büyük yeminin olduğunu söylediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, lanetleşme en büyük yemindir. Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun ki ömrümün sonuna kadar, yani son nefesime kadar Mehdilik iddia etmeyeceğim. Asla, yemin ediyorum, Allah adına yemin ediyorum.
AZERİ SUNUCU: Bu kadar yeminden sonra kimse bir şey söyleyemez.
ADNAN OKTAR:Mümkün değil.
OKTAR BABUNA: Son bir dakikaya girdik Hocam inşaAllah. Çünkü sizin radyo programınız var. Amerika’ya bağlanacaksınız, Teksas üzerinden. “Republic Broad Casting” diye bir yayın kuruluşu üzerinden. Onu da izleyebilirler aslında seyircilerimiz. republicbroadcasting.org sitesine girerlerse… Teksas üzerinden yayın yapan büyük bir kuruluş. Bugün de Curn Issues Radio’dan sizin röportajınız yayınlanacak Amerika’da.
AZERİ SUNUCU: Hocam müthiş sorular vardı, ama bunların hepsini yetiştiremedik. Ama inşaAllah Hocam böyle, eğer mümkün olursa 2 ayda 3 ayda bir eğer böyle bir röportajı yayınlamak mümkün olursa inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Süper olur, süper olur. İnşaAllah.
AZERİ SUNUCU: Bizim gerçekten Azerbaycan’dan zaten röportajı izlediğimiz zaman müthiş...
ADNAN OKTAR: Evet. Bak bu mübarek bayrağı yine öpüyorum, yine alıp başıma koyuyorum. İnşaAllah.
AZERİ SUNUCU: Teşekkür ederiz. Zaten böyle öpüldüğü yerde, sizin fotoğraflarınız da bizim gazetelerde yayınlandı. Kural Gazetesinde basıldı inşaAllah. Size çok teşekkür ediyoruz, bize bu fırsatı verdiğiniz için inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.
AZERİ SUNUCU: Sizlerden Allah razı olsun inşaAllah. Allah çalışmalarınızın devamını ve inşaAllah cennette beraber olanlardan oluruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Amin, amin hepimize inşaAllah.
AZERİ SUNUCU: Çok teşekkür ediyoruz.