SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, Bir Adnan Oktar’la Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Bu akşam sizlere Adıyaman Asu, Kral Karadeniz ve Ekin Tv ekranlarından ulaşacağız. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyoları ve internet kanallarını hemen aktarmak istiyorum size, Radyolarımız Mavi Karadeniz 106.4,Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya, Güneydoğu radyosu 99.6 Şanlıurfa. Hemen internet sitelerimizi size bildirmek istiyorum, www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv . Hocam nasıl başlamak istersiniz, sorularımız var veya sizin söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
ADNAN OKTAR: Efendim önden bir soru soralım istersen, hazır soruların vardır senin.
SUNUCU: Tabii ki, hemen izleyicilerimizden gelen bir soru ile başlamak istiyorum ben. Hocama doktor Oktar Beye ve sunucu kardeşime hayırlı akşamlar dilerim diye başlayan bir mesajımız var, “Hocam bazen zorluklarla karşılaştığım vakit hemen sizin Allah yolunda çektiğiniz zorlukları karşılaştığınız eziyetleri ve bunları anlatırken ne kadar keyif alarak, Allah için çile çekmekten zevk alarak anlattığınızı düşünüyorum. Sizin karşılaştığınız şeyleri düşündüğümde kendi yaşadığım bazı zorluklar tabii ki çok küçük kalıyor. Hocam özellikle akıl hastanesi döneminde yaşadıklarınız namaz kılmakta zorlanacak kadar ayağınızdan sizi zincirlemeleri, şiddetli akıl hastaları ile aynı ortamda tutulmuş olması beni çok etkiledi. Bunlar kadar çok etkilendiğim konu da bütün bu zorlukları anlatırken Allah’a olan sevginizden ötürü müthiş bir keyif almanız, hep güzellikle anlatmanız, en şiddetli zorluktan bile keyif almayı böyle bir ruh halini nasıl elde ediyorsunuz” demiş. Hülya Ceyhun.
ADNAN OKTAR: Çünkü neden, Cenab-ı Allah bütün her şeyi bizim beynimizde şu kalemin ucu kadar yerde yaratıyor. Çünkü gözümüzden değil mi, gelen ışık ışınları kimyasal enerji elektrik enerjisine dönüşüyor ve beyne gidiyor. Beyinde de biz görüntüleri görüyoruz. Beyindeki görüntüyü yaratan kim Allah. Niçin yaratır, bizim ona sevgimizi sınamak istiyor Allah. Bize göstermek istiyor. Bir insan gerçekten seviyorsa sevdiğinin uğrunda Allah rızası için mutlaka acı çeker. Mesela ters bir sözü olur, onu affeder. Yanlış bir sözü olur onu refüze etmez, mahcup etmez bu sevgiyi geliştirir. Bir kusuru olur onu örter, o da sevgiyi geliştirir yani mesela kusurunu yüzüne söylerse o karşılıklı sevgiyi kırar, azaltır. Yani sevgi bir sanattır, onu muhafaza etmek çok büyük sanatçı olmak lazım. Sevgiyi inşa etmek mimar gibi inşa edeceksin, tuğla tuğla, geliştirecek ama o yükseldikçe de görüntü güzelleşir, yani bir insanın sevgisini kazanmak kolay değildir ama gerçek sevgiyi kazandığında da görüntünün etkiliciliği insanın ruhunu kaplamaya başlar. Başka ne olacaksın fedakar olacaksın. Zor olanları kendi üstüne alacaksın kolayı ona sunacaksın. Başka ne olacak, vefalı olacak, hiçbir şekilde onu unutmayacaksın, mesela hastalığında da sağlığında da ne bileyim çok kötü duruma düşebilir, orada da vefalı olacaksın. Vefa insanda muazzam muhabbet meydana getirir. Mesela 20 sene geçmiş ama vefalı yani 20 seneden beri unutmamış mutlaka ondan yana bu müthiş heyecan meydana getirir. Sevgi birse yüz olur, müthiş gelişir. Sadakat, her ne pahasına olursa olsun sadakat sevgiyi muazzam körükler. Egoist olmamak, bencil olmamak, sevgiyi müthiş geliştiren bir şeydir. Yoksa durduk yere ete kemiğe sevgi olması için deli olması lazım insanın, yani ben bu eti çok seviyorum, ben bu kemiği çok seviyorum. O zaman kasabın önüne dizilir adam bakar. Öyle şey olmaz. Manevi derinliği ile mesela kültürüyle, lafını sözünü bilmesiyle de çok etkili olur insan, güzel konuşması, yüzünde tabii ifade insanı çok etkiler, yapmacık olmaması. Ben dizi filmlere bakıyorum dizilere bakıyorum, veyahut bazen gençlere bakıyorum bu programlarda yüzünde kendi değil yapmacık, gözler yapmacık, üslup yapmacık, iltifatlar yapmacık bu olmaz, tam anlamıyla kendi olması lazım ki Allah onun gözünden, ruhundan bir güzelliği doğal olarak dışarıya yansıtsın Cenab-ı Allah. Yani doğal halini göstersin. Bir insanın doğal hali dışarıya yansımıyorsa bu çok sıkıntı verir, çok rahatsızlık verir. Onun için insanlar hep böyle samimi olan arkadaşı ile görüşmek ister dikkat ederseniz. Her insanın bir iki tane samimi arkadaşı vardır. Halbuki her insanın binlerce samimi olan arkadaşı olması lazım. Ama çağımızda bir insanın ya bir tane oluyor ya iki tane veya hiç olmuyor. Bu çok ürküntü verici bir şey, sırdaş olabildiği ya bir kişi olabilir ya iki kişi halbuki Allah “müminleri sırdaş edinmemizi söylüyor” müminler öyle güvenilir oluyorlar ki, onbinlerce Müslümana güvenebiliyorsun, yani gerçek Müslüman ahlakının yaygın olduğu ortamda, herkes dostun ve sırdaşın oluyor çünkü Allah’tan korkuyorlar. Böyle bir toplum modelini özlemek çok önemlidir. Herkesin Allah’tan korktuğu herkesin güvenilir olduğu bir ortam bunların tamamını uyguladığımızda Kuran ahlakını uyguladığımızda dünya bir nevi cennete dönmüş oluyor inşaAllah.
SUNUCU: Şimdi siz bütün müminlerin gerçek inanan müminlerin çok olduğu güzel bir ortamdan bahsettiniz, bununla ilgili bir sorumuz daha vardı. Ben hemen onu size iletmek istiyorum bulup. Evet, “Hocam siz söyledikten sonra sokakta insanların yüzlerine dikkat ediyorum. Gerçekten de dediğiniz gibi insanlar mutsuz ve donuk ifadeli bir yüz ile geziyorlar. Sizin de daha önce bahsettiğiniz gibi Hz. Mehdi’nin tanınmasıyla tüm bunların farklı olacağını düşünmek beni çok heyecanlandırıyor. Osmanlı zamanında sokaklarda özellikle Ramazan aylarında eğlenceler düzenlenir, tanıyan tanımayan herkes birbiri ile selamlaşır, sohbet edermiş. Sokaklar ise tertemizmiş, benim gözümde böyle bir ortam canlanıyor, bu şekilde mi olacak Hocam” diye sormuş. Yasemin Kırımlı İzmir’den.
ADNAN OKTAR: İnsanın insandan korkması dünyadaki en büyük azaplardan bir tanesidir. En büyük azaplardan bir tanesi, şimdi toplum da insanlar sokakta hemen hemen herkes birbirinden korkuyor. Yani bu çok dehşet verici bir şey yani çok kötü, yani herkes birbirinden son derece emin olacak çok güven duyacak dışarıdaki insan, güven konusu olacak mesela tenha bir sokakta üç-beş kişi gördü mü insan güven içinde olduğunu bilmesi lazım. Üç-beş kişi gördüğünde güvensiz olduğuna kanaati geliyor insanın değil mi mesela bir geçitten geçiyor mesela bir kişi varsa çok büyük bir tehlike olmuş oluyor, iki taraf da karşı tarafta korkuyor, o da korkuyor. Acaba o ona ne yapacak, o da ona ne yapacak diye korkuyor. Hayır kadın dahi olsa korkuyor, kadın acaba psikopat çıkar mı bir şey yapar mı, kadın zaten onun her türlü anormallik yapabileceğini düşünüyor. Onun için önce toplumdaki güzelliğin oluşması için Allah bize bir kolaylık, bir kılavuz vermiş, Kuran ahlakı. Bunun teşvik edilmesi durumunda topluma tam olarak uygulanması durumunda bir kere en büyük belalardan biri olan, korku üzerimizden kalkar. İnsanların birbirinden korkması kalkar. Çünkü insanlar şimdi öyle bir hale geldiler ki, depremden korkuyor, virüsten korkuyor, domuz gribinden, kuş gribinden korkuyor, kanserden korkuyor, sarılıktan korkuyor başka hastalıklardan korkuyor. Veyahut herhangi bir gıdanın zehirlemesinden korkuyor, ayağı kayıp düşmekten korkuyor, araba çarpmasından korkuyor değil mi? Ama bunların hepsinden de üstünde insanlardan korkuyor. Yani sokağa çıktığında, değil mi, birçok genç kız sokağa tek başına çıkamıyor, mecburen çıkamıyorlar veya bir yere gönlünce gidip oturup istirahat edemiyor değil mi sohbet edemiyor. İşte bu İslam ahlakının olmamasından kaynaklanıyor. Halbuki vatan satı evin içi olmuş oluyor o zaman, bütün vatan bütün dünya evin odası olmuş olur o zaman yani annesi, babası, kardeşleri ile beraber evin odasında oturuyor olmaktan daha da güvenlidir. Bütün dünya güvenlidir gider sokakta yatarsın. Battaniye alır yazın sokakta çimlerin üzerinde yatarsın sana kimse karışamaz. Değil mi? Mesela bir bayan gider lokantada istediği gibi yemeğini yer veya tek başına istediği gibi gezer gider. İşte bu Mehdi döneminde olacak. Hadislerde de bu açıkça şerh edilmiş diyor; “tek başına bir kadın mesela Şam’a kadar gider,” diyor veya hacca gider yanında kimse olmadığı halde diyor, değil mi, ama şu an bu mümkün olmuyor, çok çok zor, o ahlakın önemine önem verilmesi çok önemli yani bunu sanki çok sıradan bir konuymuş gibi görüyorlar. Halbuki toplumun bir numaralı konusudur yani, ana konusudur bu, en büyük ihtiyaçtır bu, çünkü bir insan psikolojik baskı altındaysa bedenen de sağlığı bozulur. Yani en iyi yiyecekleri yese, en iyi gıdalarla beslense, uykusuna da dikkat etse, her türlü hastalık gelir o insana. Yani stresli bir toplumda yaşayan bir insan için her türlü hastalık kapıdadır. Yani kapıya mesela sokağa çıkıyor bir an da taş yağmuru, polisi taşlıyorlar bilmem ne. Mesela adamın hiç ummadığı bir yere molotof kokteyli atıyorlar. Molotof kokteyli ne demek, ev kundaklamadır yani taammüden cinayete değil mi tam anlamıyla teşebbüs etme tam teşebbüs.
OKTAR BABUNA: Böyle bir kız öldü zaten otobüse attıkları molotof kokteyliyle.
ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin. İnşaAllah şehit oldu o kardeşimiz de. Çünkü yanarak ölüm şehadettir. Bir de böyle dine karşı olanlar mesela böyle Pkk’nın her saldırısında vefat eden kardeşlerimiz, vefat da demeyeyim, hepsi şehit olurlar. Çünkü bir imansız saldırısı var orada, değil mi çünkü bir Müslüman evladına bu yapılmaz. Onun için yani sağlık bakanlığı kuruluyor, başka bakanlıklar kuruluyor mesela halkın hıfzı sıhha kuruluyor halk için, halkın ruh sağlığı çok önemlidir. Yani hepsinin üzerindedir, ruh sağlığı, yani korkudan sapsarı insanlar dışarıda gezerken, bütün milletin gözü yerde önce bunun bakanlığının kurulması lazım. Toplum huzuru bakanlığı kurulması lazım değil mi? Toplum güvenliği bakanlığı kurulması lazım. Toplum bi kere stresten bir kurtulsun. Bir insanların bir sinirleri gevşesin. Rahatça eğlenebilsinler mesela bak Pazar günü yine İstinye’ye gittim baktım yol boyunca da baktım insanlara, yani sapsarı insanlar yani bütün gözler yerde, neşesizler, esnafa bakıyorum onlar da neşesiz. Sordum mu işte ekonomik sorun varda onun için, kardeşim bırakın bunu bu ne alakası var bunun. Bir insan yarım ekmekle peynir yer ama mutlu olur yani huzur ayrı bir şeydir. Bol parası olmak huzurlu olmasını getirmiyor ki, oraya mesela İstinye’ye adam Ferrari’siyle de geliyor ama mutlu değil adam, çünkü bazen hatta bazı yerlerde görüyorum, adam arabasının amacı karşıdakinin haset edip kıskanması, onun duyduğu azaptan mutlu olmak üzere kurulu adamın sistemi yani, o haset edip kıskanacak canı yanacak, o da ondan mutlu oluyor yani. Yani hani ne güzel araba böyle adamın içi açılsın hoşuna gitsin diye bir arabayı göstermek vardır, bir de adamı aşağılamak için, canını yakmak için yapmak için ayrıdır. Bir kısmı bu amaçla yapıyor, bir kısmı hakikaten öyle alıyor mesela o da çok yanlış öyle bir şey alınmaz, nihayet teneke yığını yani demirden tenekeden bakırdan deriden oluşmuş bir kütle, onun içindeki de ölüp gidecek o araba da bir süre sonra hurda olacak ve dünyada hiçbir şey kalmayacak. Yani ona tamah edip bu kadar etkilenmenin bu kadar değil mi derin teessüre kapılmanın bir alemi yok. Allah onun için bir ayette şeytandan Allah’a sığınırım, “onların malları ve çocukları seni imrendirmesin” diyor Allah ayette. Değil mi peygamber efendimiz, yani ve müminlere de bir işaret vardır. Gerçek mutluluk gerçek dostluktadır. Tam samimi olmak lazım. Yani samimi olmak ne demek? Vicdanını hiç baskı yapmamak, vicdanının sesini dinlemek. İnsanlar kötü diye onlara da karşı da böyle kötü olma kararı almak da çok korkunç bir şey. Bu da şeytanın bir oyunu. Diyor ki şeytan; bak insanlar kötü, sen kötü olmazsan kendini koruyamazsın. O zaman karşıdaki adam da diyor ki bak diyor bu adam kötü, ben de eğer kötü olmazsam kendimi koruyamam. Şeytanın toplumu aldatması bu. Kötüye karşı biz ne yapacağız, ya yüz çevireceğiz uzak duracağız veyahut kötüye iyilikle karşılık vereceğiz. Kötüye kötülükle olmaz. Yani, adam kaşar, o ondan on misli daha kaşar oluyor. O adam ağzını bozuyor, o on misli daha fazla ağzını bozuyor. O da o zaman ne yapıyor, o da yüz misli ağzını bozuyor. O da bin misli sonra da cinayete gidiyor olay. Yani bir rezalete gidiyor, ikisi de helak oluyor Allah esirgesin. Biri hapishaneye, biri mezara gidiyor. O yüzden toplumun huzuru esastır. Bunun da tek çözümü Kuran ahlakıdır. İnşaAllah.
SUNUCU: Hemen başka bir sorumuza geçelim o zaman. “Saygıdeğer Hocam öncelikle şahsım, ailem ve tüm çevrem adına en derin saygılarımı sunar, hikmetli sohbetinizin üzerimizden eksik olmamasını dilerim. Hocam dikkat ettiğim üzere vizeler kalkacak dediniz kalktı, sosyal marketler açılacak dediniz açıldı. Türkiye lider olacak dediniz, siz dedikten sonra her gün gazetelerde ‘Lider Türkiye’ diye başlıklar görüyoruz. Hocam bu nasıl oluyor? Siz hadislerden olduğunu söylüyorsunuz, fakat benim merak ettiğim hadisleri nasıl bu kadar net yorumluyorsunuz? Allah sizi başımızdan eksik etmesin, Allah yar ve yardımcınız olsun.” demiş Cemal Gürses Adana’dan.
ADNAN OKTAR: Hadisler o kadar açık ki, ben yorumlasam da yorumlamasam da çok sarih oluyor. Fakat yani çok abartılı derecede saf olursa bir insan yorumlayamaz. Yani mesela ahir zamanla ilgili alametler, radyoyu, televizyonu anlatan izahlar var. Mesela Mehdi’nin sesinin bütün dünyanın duyması, belli ki bir insan da böyle gür bir ses olamaz. Bütün dünyaya duyurabilecek bir ses, gök gürültüsü bile olsa belirli bir menzili var. Bir insanın ne kadar sesi olabilir bütün dünyaya duyurabilir. Bunun radyoya, televizyona baktığını zaten çocuk olsa anlar zaten tahakkuk etmiş bu. Gökyüzünde mesela Cübbeli’nin dediği eşek uçması. 300 metrelik eşek ayakları aşağı sarkmış olarak, kulakları 30 metre iki taraf, yani şu olacak iş mi? Hangi Peygamber döneminde olmuş? Ama uçak de, tamam bu tam uyuyor, uçak desen. Çünkü gözleri de parlıyor diyor değil mi, ışığı var uçağın. Bu da tamam. Gökyüzünde metalden, ayrıca bakır metalinden bahsediyor, eşekte bakır ne arar hayvan da değil mi? Eşek etten kemikten oluşur. Kürsüsü vardır diyor, demek ki koltuğu var oturulacak yer olduğuna göre bu detaylar nedir? Belli ki uçak. Ve müthiş bir süratten bahsediliyor, göz açıp kapayıncaya kadar diyor, çok uzak mesafeleri kateder diyor değil mi. Ve aşağıyla konuşabiliyor, insanlarla konuşabiliyor, sesi her yerde duyuluyor. Bu nedir radyo, telefon, telsizle konuşacak bu. Yani bunun anlaşılmaz bir yönü yok. Ama bunu böyle çok garip mitolojik bir varlık gibi anlatmaya kalkarsak bu samimiyetsiz olur tabii.
Evet biraz yeni hadisler var onları okuyayım. Mehdi’nin lakaplarından yeni bulduğum Heybetullah Allah’ın heybeti, heybetli deniyor biliyorsunuz. Mehdi Heybetullah lakabıdır. Elhücced, delil. Evet, Allah’ın delilidir Mehdi. Halefi Salih, en güzel ve en doğru halife, lakaplarından. Evet. Abdullah bin Fazl-ı Haşimi Hazretleri hakkında İmam-ı Sadık (a.s) şöyle söylediğini nakletti: “Bu işin sahibinin kesinlikle örtüldüğü bir dönem olacaktır.” Gizlendiği bir dönem olacaktır Mehdi’nin. Ahlaksız insanların, zalimlerin, iddia edilen Ergenekon örgütünün, masonların, komünistlerin şerrinden ve zararından çekilmek için Mehdi gizlenecektir. Yani halk içinde görünmeyecektir bir süre.” Ve sadakatsiz olan herkes, onun hakkında şüpheye düşecektir.” Bakın sadakatsiz yani Allah’a, insanlara karşı sadakatsiz olan herkes onun hakkında şüpheye düşecektir. Yani anormal bir insan olarak göreceklerdir. Allame Bakır Şerif El Kureyşi’nin eserinde. Ebu Salih Sahibi El Fitan adlı eserinde Hz. Müminlerin Emiri (s.a.v) nakletmiştir: “Hz. Mehdi (a.s) görünüm, dış görünüm, ahlak, huy ve üstün faziletiyle Allah’ın elçisi (s.a.v)’e benzeyecektir.” Görünüm yani onun gibi heybetli, Peygamber Efendimiz pehlivan yapılıydı, genişti. Omuzları genişti, kolları da kalındı değil mi. Boydan boya geniş bir insandı, güçlü bir görünümü vardı maşaAllah. Allah’ın aslanı Resulullah (s.a.v) Efendimiz, pehlivandı da biliyorsunuz Peygamberimiz. Tabii. Yenmediği bir kişi kalmadı. Hatta oranın ünlü pehlivanı vardı, eğer beni yenersen dedi işte artık onun künyesiyle o zaman herhalde hitap ediyor, ben iman edeceğim dedi. Peygamberimiz aldı onu vurdu sırtüstü böyle, tuş etti böyle. Bu olmadı dedi, ben boş bulundum falan dedi adam yani böyle olmadı dedi. Bir kere, bir daha, ondan sonra. Ondan sonra iman etti.
OKTAR BABUNA: Peygamber Efendimizin yaşı da 40’ın üzerinde o sırada maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii maşaAllah maşaAllah. Öyle zayıf, naif bir insan değildi. Hz. Ali de öyleydi. Yapılı, geniş omuzlu, Hayber kalesinin kapısını söktü kalkan olarak kullandı. Tabii. Bir daha kaldır demişler Ali’ye, kaldıramamış ikinci şeyde. O andaki heyecanla kaldırdım demiş. Yani o savaşın heyecanıyla, o andaki adrenalinle kaldırmış. Ama ikinci kere kaldır deyince kaldıramamış. Müthiş babayiğitti. Hz. Mehdi de onun evlatlarındandır, hem Resulullah’a o yönüyle benzer, hem Hz. Ali’ye benzer. O da geniştir, geniş yapılı, öyle ince naif değildir yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz bir hadiste de geçiyor kuvveti Hocam. Ağacı bile tuttuğunda söker şeklinde bir hadis maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. “Ahlak, huy ve üstün faziletiyle.” Yani ahlakı onun Peygamber Efendimiz gibi şakacı, sevecen, affedici, merhametli, akılcı, makul düşünen, egoistlik bencillikten uzak, hikmetli konuşan değerli bir insan olacak. Üstün faziletleriyle Allah’ın elçisi (s.a.v)’e pek benzeyecektir. El Melayim El Fitan bölüm 79. “Zamanın imamının, kuşatıcı, özü kapsayan bilgisi, en bilgili kişi olduğu ve tüm ilimlerde ehil olduğu belirlenmiş bir gerçektir. Çünkü büyük babası Allah’ın elçisi (s.a.v) varisidir.” Büyük babası şeyde tabii varisidir. Bak en bilgili kişi oluyor. Bütün ilimlerde ehil olduğu, yani genel kültürü güzel olacak Mehdi’nin, hikmet üzere. “Peygamberlere özgü akıl hazinesinin velisidir.” Bakın Peygamberlere özgü akıl hazinesi yani çok akıllı peygamberler gibi, fakat velidir diyor. En büyük veli. “Mugayre Nazari der ki: Hz. Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali’den sordum: Mehdi hangi özelliğinden tanınacak? O şu cevabı verdi. Helal olan ile, haram olanı teşhis etmesinden ve onun insanlara ihtiyacı olmamasına rağmen, insanların ona ihtiyaç duyacağı gerçeğinden.” Hani diyor ya Cübbeli gidecek işte beni Mehdi kabul edin, beni Mehdiliğimi anlamaya çalışın diyecek diyor. Böyle bir şey yok. Mehdi’nin hiç kimseye ihtiyacı yok, Mehdi’nin insanlara ihtiyacı yok. İnsanların Mehdi’ye ihtiyacı var onu belirtiyor. “İmam Muhammed Bakir Hazretleri dedi ki: Onun cevheri şudur ki; hakimiyet bizim en gencimiz ve en etkileyici güzellikte olanımızdadır. Yüce Allah ona ilim verecek, mirasçı kılacak ve onu yalnız bırakmayacaktır. Allah onun yardımcısı ve destekçisi olacaktır.” İktib dürer, sayfa 109. Mehdi’nin özellikleri olarak, bak hakimiyet bizim en gencimiz, en etkileyici güzellikte olanımızdır. Yüce Allah ona ilim verecek, mirasçı kılacak ve onu yalnız bırakmayacaktır. Cebrail, Mikail, İsrafil hepsi yanındalar inşaAllah. Tabii. Ve binlerce melekle desteklenecek inşaAllah. “Mehdi’nin mükemmel ilminden ve başarılarından söz edilirken şöyle aktarılmıştır: Ortaya çıktığında anlattığı hususları Museviler ile Tevrat’ın esasına göre tartışacak ve delillendirecektir.” Tevrat’ın esasını bilecek diyor Mehdi. Ve Musevilerle tartışacak, onlarla görüşecek, bağlantıda olacakmış Musevilerle. Ve delillendirecek diyor, yani bakın doğrusu budur Tevrat’a göre böyle hareket etmeniz gerekir diyecek. “Bunun sonucunda büyük bir kısmı Musevilerin Müslüman olacaktır diyor.” İnşaAllah. Bir hadis daha okuyayım. “Mehdi Hazretleri Tevrat’ı ve diğer kitapları Antakya’da bir mağaradan çıkaracak. Tevrat ehline Musevilere Tevrat ile, Hıristiyanlara İncil ehline İncil ile, Zebur ehline Zebur ile, Kuran ehline Müslümanlara Kuran ile emredecektir. Yeryüzünün üzerinde ve altında bulunan tüm hazineler onun için bir araya getirilecektir.” Çünkü cinlere de tam hakim olacaktır Mehdi, cinler kanalıyla yer altındaki bütün hazinelerin yerini öğrenecek inşaAllah. Ama vakti gelince. “Sonra şöyle diyecek diyor: Ey insanlar! Dostluklarınızı bozduğunuz, yeryüzünde kan akıttığınız,” bakın uğrunda diyor uğrunda, dostluklarınızı bozduğunuz, yeryüzünde kan akıttığınız ve Allah’ın haram kıldığı işler yaptığınız bu malları, bu eşyaları dünya malını sizlere şu an zibil gibi dağıtıyorum diyor.” Fisebilillah. Yani boş yere kendinizi böyle helak ettiniz diyor, boş yere birbirinizi kırıp geçirdiniz diyor. Kastettiğimiz bu değil miydi diyor, bunun için değil miydi can yaktınız diyor. Ben şimdi sizi mala boğacağım diyor. İnşaAllah. “…Şimdiye dek hiç dağıtılmadığı kadar ve ihsan edilmediği kadar müthiş zenginlik oluşacaktır diyor. Kemalüddin Biharul Envar’dan.
Evet şimdi, Oktar var mı senin anlatacağın bir şey?
OKTAR BABUNA: Hocam güzel sevimli canlılar var. Eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA: Ahtapot var hipnotize eden ahtapot, bir balık daha doğrusu. Bu balık, üzerindeki pigment hücrelerini kasları yoluyla değiştirirerek, değişik desenler meydana getiriyor ve avını hipnotize ediyor. Şimdi burada görülecek, bakın gördüğünüz gibi renk dalgalandırmaları meydana getiriyor, yüzünün üzerinde. Ve bunun avları üzerinde hipotize edici etkisi meydana geliyormuş ve avını bu şekilde yakalıyor.
ADNAN OKTAR: Herifin eşgali de zaten bozuk. Hayvanlar onu görünce dağılıyorlardır.
OKTAR BABUNA: Bakın burada kilitlendi bakışlarıyla. Bu dalgalanmalar, renk dalgalanmaları ki pigment taşıyan hücreleri maşaAllah. Bakın burada da gördüğünüz gibi desenleri değiştiriyor bu şekilde hareket ettiriyor. Ve bakışları kitleniyor avının. Avını bu şekilde yakalayıp hipnotize ederek yakalıyor. Bu da hücreleri, minik kas hücreleriyle pigmentlerin yoğunluğunu arttırıp azaltarak değişik renkler ve desenler meydana getirebiliyor. Ve yakaladı avını bu şekilde. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi afiyet olsun diyemeyeceğim çünkü hayvanı darmekeşan etti.
Evet. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Burada renkli canlılar var çok güzel. MaşaAllah Allah’ın renk sanatı.
ADNAN OKTAR: Vay kerata vay. Şunun tatlılığına bak sen. Şu siyah bir geri gel bakayım. Gagadaki kırmızılığın tatlı güzelliğine bak. Çok güzel uymuş siyahla beraber maşaAllah. Çok nefis acaip güzel maşaAllah. Şimdi öbürüne geç. Renkler değil mi, turkuazı mavinin en güzel tonları böyle maşaAllah. Vay kerata vay. MaşaAllah. MaşaAllah. Tepelerindeki renkler çok şahane, ara geçişleri falan değil mi. Özel yağlı boyayla boyanmış gibi maşaAllah maşaAllah. Herifte eşgal diye bir şey yok. MaşaAllah bunlar da, gagaları falan çok acayip süslü. Çok güzel, sırtları falan. Bunu burnundan öpmek lazım, maşaAllah. Bunda da kırmızı çok güzel gitmiş rengi. MaşaAllah çok çok güzel maşaAllah. Bir de bunlarda altın oran var. Müthiş simetri var. Darwin ben bunu anlayamıyorum diyor. Neye anlayacaksın, Allah yaratmış da onun için. Değil mi, o tesadüfen nasıl oluyor ben bunu anlayamıyorum diyor.
SUNUCU: Tesadüf değildir ki, Allah kendisi bunu düşünerek, özel olarak yaratmıştır.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah, tabii ki. Devam et. Bu da çilli mi bu, nedir bu böyle? Bu gagalarını temizliyor herhalde. Başka? Başka geç bakalım yine. Ah severim ben onu, çok tatlıymış maşaAllah. Kuyruğu falan çok ihtişamlı maşaAllah. Herif uzay aracı gibi, bu ne böyle? Çok sevimli, bayağı süslü maşaAllah. Afrasından, tafrasından geçilmiyordur bunun, değil mi? Var mı başka bir şeyler? Bu da çok düzgün maşaAllah. MaşaAllah, şahane, çok güzel görünüyor. Ah severim ben onun güzelliğini. MaşaAllah. Ne diyor Darwin, tepem mi atıyor diyor bu tavus kuşlarını düşündükçe, ne diyor, bir şey diyor?
OKTAR BABUNA: Teorimden soğutuyor beni diyor, tavus kuşunu düşünmek.
ADNAN OKTAR: Teorisinden soğutuyor. Sıfırın altına kadar gitmiş. Daha çok soğur teorisinden. Tamam peki, şimdilik bu kadar yeter. Var mı başka göstereceğin?
OKTAR BABUNA: Var Hocam. İki tane canlının çok güzel, sevimli şakalaşmaları var. Onu göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Bakayım. Bak küçücük canıyla hayvancağıza rahatlık vermiyor. O herifi enerji boğmuş artık yani. Bak hayvanı delirtecek. Tamam geç, başka ne var?
OKTAR BABUNA: Hocam kamuflaj yapan canlılar var aslında. Burada bir ahtapot, kamuflaj yapmış ahtapot, hiç ayırt edilemiyor içinde bulunduğu bitkilerden. Aynı şekilde bir balık var. Bu da yani böyle şu anda.
SUNUCU: Balık nerede?
OKTAR BABUNA: Minik balıklar var bakın içerisinde. Okla gösterebilirim bunlar. Son derece benziyor, o şekilde renkleri ve desenleri. Bu bir baykuş. Bulunduğu ağacın tam şeyinde.
ADNAN OKTAR: Tam araziye geçmiş bu adam, bu nasılmış?
OKTAR BABUNA: Gözlerinden anlaşılabiliyor maşaAlllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama hayret yani tam uyum sağlamış.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah. Yine bu da diğer bir baykuş. Bu da tam ağaca..
ADNAN OKTAR: Allah, Allah hayret. Bu tam arazi, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. MaşaAllah. Bu bir dağ keçisi.
ADNAN OKTAR: Kayalarla aynı renk değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet kayalarla aynı renge ve desene sahip, orada duruyor. Bu da çok zor ayırt etmesi maşaAllah. Bu da yanı şekilde bir deniz atı. Bulunduğu ortama o kadar uyum sağlamış ki, hakikaten ayırt etmesi son derece zor. Yine deniz atları, bulunduğu ortamda duruyorlar.
ADNAN OKTAR: Renkler şahane ama.
OKTAR BABUNA: Bu Geko ismi verilen bir canlı. Tıpkı bir yaprak deseni gibi, yaprak şeklini almış, üzerinde yine kamuflaj. Gecko.
ADNAN OKTAR: Biz ona keko diyelim. Tamam başka ne var?
OKTAR BABUNA: Bu da aynı şekilde, kertenkele.
ADNAN OKTAR: Uzay filmi gibi bu nedir böyle?
OKTAR BABUNA: Kertenkele. Bulunduğu ortama uyum sağlıyor. Bu mantis denilen bir canlı. Bu da tıpkı dalların üzerinde..
ADNAN OKTAR: Ama bu hayret, hakikaten bunu otların arasında insan görse ayırt edemez, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da bir mürekkep balığı. Bu da bulunduğu ortama uymuş tam maşaAllah. Aynı şekilde bir yaprak şeklini almış bir canlı yine. Yaprağa benziyor. Bir örümcek buradaki canlı. Bu da dala devamı gibi gözüküyor. Ağ örmüş.
ADNAN OKTAR: Nerede bu örümcek?
OKTAR BABUNA: Burada Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O örümcek mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Allah, Allah nasıl oluyor öyle bir şey? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da bir pisi balığı. Bakın hem aşağı da, hem yukarıda var. Ortama bu şekilde kamufle etmiş kendini. Aşağıda çakıl taşlarının arasında da bu deseni almış. İkisinde de.
ADNAN OKTAR: Ama bunları keşke film olarak hazırlasaydın daha iyi olurdu böyle kumların arasına girerken değil mi o rengi alış safhaları. O şekilde yapalım bir daha.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam.
SUNUCU: Hocam müsadeniz olursa ben hemen bir hatırlatma yapmak istiyorum izleyicilerimize. Soru ve görüşleriniz için ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan sorularınızı bize ulaştırabilirsiniz. Ayrıca www.harunyahya.com ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Evet Hocam bir soru daha mı sorayım size?
ADNAN OKTAR: Şu Mehdi ile ilgili yeni hadisler var, onları okuyayım inşaAllah. “Mehdi Hazretleri’nin varlığı bir nimettir.” Yani onun şahsı bir nimettir diyor. “Onun yönetimi bir başka nimettir” diyor. Şerhi't-Tecrid Tusi sayfa 389. Bir kişi kör olup,” yani manevi kör olup, “ondan yararlanmasa bile, Mehdi Hazretleri güneş gibi herkese fayda sağlar. Yüce Allah’ın buyurduğu gibi: ‘Kim burada (dünyada) kör ise, ahirette de kördür. Yol bakımından daha şaşkın ve sapıktır.’ (İsra Suresi, 72)” Tabii buradaki körlük manevi körlük yoksa amalık çok yüksek bir fazilettir dünyada. Yani amaların aldığı sevap, normal gözü görenlerle çok farklı. Mesela biz bir sevap alıyorsak, onlar on sevap alırlar. Mesela biz bir namazdan yüz sevap alıyorsak, onlar bin sevap alırlar. Yani amalık çok makbul bir imtihandır. Allah onların bu güzel imtihanlarını en güzel şekilde başarmaları için Allah onları bereketli kılsın, yollarını açsın, hepsini tebrik ediyorum, Allah’ın öyle güzel bir imtihanla onları imtihan ettiği için. Buradaki körlükten kasıt ta manevi körlüktür. Yani kalp gözünün kör olması, güzelliği görememesi, nuru görememesi, güzel ahlakı, sevgiyi görememesi. “Allah’ın en üstün akıl sahibi olduğuna imanımız olduğu gibi.” Mehdi için, “onun tüm işlerinin de hikmetli olduğundan kesinlikle emin olmalıyız.” Yani Mehdi’nin bütün işleri hikmetlidir diyor. “Detayında gizlenen hikmetin farkında olmasak bile böyle yapmalıyız.” Yani detayında da hikmetler vardır diyor, siz bilemezsiniz diyor, ona sadece uymanız gerekir diyor. “Hikmetinin nedeni Hızır Peygamber Hazretleri’nin gemiye hasar vermesi, duvarın inşa edilmesi gibi yaptığı işlerin arasındaki hikmetler gibi ortaya çıkmasının ardından anlaşılacaktır.” Yani olayın tahakkukundan sonra hikmeti anlaşılır diyor. Aynı Hızır (a.s.) gibidir. “Zahirine bakıp Mehdi’den şüpheye düşmeyin diyor,” inşaAllah. “Hz. Musa (a.s.) Hazretleri’ne onunla yolları ayrılana dek aşikar olmamıştır.” Yani kendini açıkça belli etmemiştir diyor. “Ey Fazlın oğlu, bu Allah’ın bir işidir. Bu gaybetin sırrı ve hikmeti, Allah’ın sırlarından ve hikmetlerinden biridir.” Yani Mehdi’nin gaybeti. Biliyorsunuz Hz. Musa sabredemedi mübarek. Üç kere böyle bir konu oldu. Hz. Hızır dedi ki; “benim yaptıklarıma, uygulamalarıma sen sabredemezsin,” dedi başlangıçta. “Yok” dedi o, “beni sabreden bulacaksın inşaAllah, hiçbir işinde sana müdahale etmeyeceğim” dedi. Yani karşı görüş bildirmeyeceğim dedi. Ama Hızır da dedi ki; “eğer ben bir şey yaptığımda sabredersen ve hikmetini ben açıklayıncaya kadar sormazsan seninle devam edeceğim” dedi. “Ama aksi olursa devam etmeyeceğim” dedi. Gitti bir gemiyi, alt tahtalarını kırdı ve gemiyi batırdı. Gemi dipte denize oturdu. Yani sahilde –ki muhtemelen İstanbul’da oldu bu olay. Yani çünkü karşı tarafta diyor. Bu taraf o zaman, Anadolu tarafında onlar, benim anladığım, karşı tarafta diyor zalim bir kral vardı diyor. Böyle daha ileri yerlerde, daha ileri bölgelerde, o devirde. Her sağlam gemiyi ele geçiriyor diyor. Onun için diyor ben bunu kasten böyle hasta, sakat gösterttim ki bu fakirlerin gemisini ele geçirmesinler diye diyor. Mesela Hz. Musa’nın itiraz ettiği konulardan birisi bu. Mesela duvar yapıyor, duvarcı ustasıdır aynı zamanda Hızır (a.s). Çok güzel duvar yapar inşaAllah. Niye para almadan yaptın diyor. O duvarın altında diyor, iki yetime ait diyor, hazineler vardı diyor. Biz istedik ki diyor, onlar yetişkin çağına gelinceye kadar kimse onlara dokunmasın, ama onlar yetişkinlik çağına gelince o malları alsınlar diyor. Tabii burada o iki yetimden kasıt aynı zamanda Mehdi ve Hz. İsa’ya işarettir inşaAllah. Yeryüzündeki hazineleri çıkaracaklarını işaret ediyor Kuran. Bir şeyi odur. Üçüncü işareti de Hızır’ın Mehdi’ye yardımcı olacağı. Görünmedik şekilde Hızır’a yardımcı olacaktır ve Hz. İsa (a.s)’a da yardımcı olacaktır. Hadis bunlara da bakıyor inşaAllah. “Taylesanlı yetmiş bin alim Hz. Mehdi’ye karşı Deccal’e destek verecektir.” “Resullullah buyurdu; Deccal isfahan yahudilerinden çıkacaktır. Onunla beraber başlarında sarıklı yetmiş bin yahudi vardır.” Müsned 3.cilt, 224. “Yine Enes (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Resullulah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘İsfahan yahudilerinden taylesanlı yetmiş bin kişi Deccal’in ardından gider.’” Müslim Fiten 124. “Resullulah (s.a.v.)ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi Deccal’e tabii olacaktır.” Bak “Resullulah (s.a.v.)ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi Deccal’e tabii olacaktır.” Abdurrezzak Musannef’inde, 11.Cildin, 393. sayfasında. Suyuti, “yuvarlak taylesan” yani sarkıtmadan sarığın sarılması böyle şapka gibi sarığın sarılması. Taylesan sarık demektir. Yani sarıkta herhangi bir sarkma olmaksızın şapka tarzında sarığın sarılması “yahudi kıyafeti olsa bile Resul-u Ekrem’in daha farklı tipte taylesan giydiğini ileri sürmektedir.” Resullulah da iki omuzunun arkasından sarkıtıyor. Bazı rivayetlerde önden diyor ama doğru olan arkadan sarkıtılmasıdır. “Görünüşünü ispat etmek için de işte El Ehadülfisan Fi fazl-ı Taylesan adlı risalede yazmıştır diyor. Ayrıca risale yazmış bu konuda. Ama burada Abdurrezzak Musannef’inde açık açık geçiyor, bak; “Resullulah (s.a.v.)ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi Deccal’e tabii olacaktır.” Musevilerden de deccale tabii olanlar olacaktır, Hıristiyanlardan da tabii olacak olanlar vardır. Ama Musevilerden de Mehdi’ye tabii olanlar çok büyük bir yekündür. Hıristiyanlardan milyonlarca Hıristiyan Mehdi’ye tabii olacaktır. Yüz milyonlarca Müslümanlarda yine Mehdi’ye tabii olacaktır. Hatta Kuran’da o Musevilere de işaret edilir. Yani Mehdi’ye tabii olacak Musevilere Beni İsrail’den, Beni İsrail kavminden bir topluluk diyor: ‘’ Adaletle iş görürler‘’ diyor; Allah, ayette. Bir topluluk, adaletle iş gören bir topluluk vardır, diyor; Allah. İşte bu gizli topluluk, gizli Müslüman, Museviler bunlar. Yani Kuran’a tabii olmuş Museviler, inşaAllah. ‘’ Adaletle iş görürler’’ diyor. Her devirde olacağına Kuran işaret etmiş oluyor, inşaAllah. Tamam şimdi soru soralım.
SUNUCU: Hocam hayırlı bir yayın olmasını diliyorum. Vakit gazetesinde Hollanda’nın dindar subay aradığına dair bir haber okudum. Haberin içeriğinde bazı gazetelerde namaz kılan bir askerin resminin konulduğu ilanlar verildiğini ve bu batılı orduların dindar personel aradığına dair ifadeler yer alıyordu. Hocam, kanaatimce sizin faaliyetlerinizin büyük etkisi var. Vesilenizle İslam Ahlak’ına yöneliş çok arttı. Daha öncede yurt dışındaki hapishanelerde Kur’an dağıtıldığına ve İslam Dini’ni seçenlerin sayısının hergün daha çok yükseldiğine dair yazılar çıkmıştı. Hocam tüm ailece sizi çok seviyoruz ve gönülden destekliyoruz. Allah sizden razı olsun demiş, Ahmet Akkoyunlu Malatya’dan.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Malatya’nın yiğidi, Malatya’nın aslanı, selam ediyoruz kardeşimize. Her yerden böyle güzellik haberleri geliyor tabii yabancı ülkeler de İslam’ın değerini, kıymetini, önemini anladılar. Artık kendi ordularında din subayları yetiştiriyorlar. İmamlar görevlendiriyorlar değil mi ? Onlara dini eğitim veriyorlar. Rusya’da da bu böyle, Amerika’da da böyle, Fransa da öyle, Hollanda da böyle bu çok güzel gelişmeler maşaAllah. Yine bir hadis söyleyeyim mi. Yahya Bin Fender, hatta Musa Bin Cafer (as) ‘’İkindi namazından sonra ellerini kaldırır.’’ Musa Bin Cafer (a.s), aleyhi rıdvan da diyebiliriz. ‘’Namazından sonra ellerini kaldırır ve dua eder. Ona kimin için dua ettiğini soruyorum, O şöyle der; Muhammed (s.a.v.) ailesinden, El Mehdi için ve devam etti. Geniş karınlıdır.’’ Karnı geniştir, zayıf değil Mehdi, bakın bu kaçıncı yirmi tane hadis var belki. ... Bacakları çok enerjiktir.’’ Hareketlidir, oradan oraya gider, oradan oraya gider. ‘’Omuzları geniştir.’’ Dar bir insan değil, ince bir insan değil. ‘’Omuzları geniştir. Onun gecesi Allah’a boyun eğerek ve secde ederek, yıldızlarla nöbet tutacaktır.’’ Yani Allah’ı anarak geceyi geçirir. Tebliğ yaparak, İslamı yayarak geçirir geceleri, ‘’ secde ederek yıldızlarla nöbet tutacaktır.’’ Yani, yıldızların çıktığı yatsı vakti, daha geç vakit ona işaret ediyor. ‘’ Kendisini suçlayanların attığını iftiralar onu Allah’ın huzurunda etkilemeyecektir.’’ Bakın; ‘’kendisini suçlayanların attığı iftiralar onu Allah’ın huzurunda etkilemeyecektir. O nur yayan bir kandildir.’’ Risale-i Nur Külliyatı’na da işaret ediyor aynı zamanda değil mi? Risale-i Nur’dan da istifade edeceğine bir işaret var. ‘’ O nur yayan bir kandildir. Allah’ın emri ile çıkacaktır.’’ Allah ona emretmiştir çıkacaktır. Allah diyor inşaAllah. Biha Dul Enver sayfa 86, 81. İmam Muhammed Bakır (as) ve İmam Caferi Sadık (as) demiştir ki, Caferi Sadık, İmam-ı Rabbani’nin hocası, şey İmam-ı Azam’ın hocası yani hanefi mezhebinin kurucusu. Ebu Hanefi’nin hocası, Caferi Sadık, demiştir ki: “Mehdi (a.s)’ın iki alametleri vardır. Kaim Mehdi’nin başında siyah bir leke olacak.’’ Alnında siyah bir ben olacak, küçük bir ben.’’ Omuzlarının arasında reyhan yaprağına benzer siyah bir leke olacaktır.’’ Benlerinden bir başka, iki beninden bir tanesi yani. Bakın burada da reyhan yaprağına benzetilmiş, ağaç yaprağı gibi bir ben daha vardır diyor çıkık. İki ben var Mehdi’nin bir kalbinin üstünde kalp hizasında var. Bir de biraz daha onun diyor, bitişiğinde, birinde mersin ağacı yaprağı gibi diyor, burada da reyhan yaprağına benzetiyor. Ağaç yaprağı gibi bir ben vardır. Yani üç boyutlu bir ben olduğunu anlaşılıyor, dışarı çıkık bir ben. Gaybeti Numani’de , Ebu Said El Hudri, Allah’ın elçisi (s.a.v)’den nakleder. ’’Şüphesiz Yüce Allah benim soyumdan ve Ehli Beyti’mden dişleri güzel’’ diyor, ‘’parlak alınlı birini çıkartacak.’’ Alnı parlak , ‘’Böylece o da yeryüzünü adalet , refah ve ekonomik eşitlikle dolduracak.’’ Tabii ekonomik eşitlik Arapça’sında böyle geçmiyor ama Türkçe karşılığı olarak bu şekilde alınıyor, evet. İktib Dürer Fi Ekber Muntazar sayfa 101. Ebu Cafer, İmam Muhammed Bakır (a.s.) hazretleri cedleri yoluyla, biliyorsunuz Hz.Mehdi’nin de ceddidir zaten, Ehli Beyt’in lideri Mehdi hazretleri, müminlerin emirleri, pradon orayaı okumayalım orayı geçelim, Ehl-i Beyt’in lideri,Peygamber Efendimizi kastediyor, müminlerin emiri, Aleyhisselamın minberden söylediklerini nakletmiştir.Yani Resulullah’ın söylediklerini nakletmiştir. Minberden ne konuştuysa. ‘’Ahir zamanda soyumdan bir kişi çıkacak,’’ Peygamber Efendi’miz (s.a.v.) söylüyor. ‘’Az al renkle karışık, açık tenli’’ koyu esmer değil, zenci gibi değil. Bakın az al renkte, hafif kırmızıya çalar, karışık açık tenli Arabi yani. Peygamber Efendi’miz (s.a.v.)’ın rengi de Arabi. Arabi denildiğinde beyaz olup, kırmızıya çalan.’’ Açık tenli olacak, açık ve geniş karınlı olacak,’’ karnı geniştir diyor.’’ Uyluk kemikleri geniş ve büyük, belirgin olacak.Peygamber’in renginde iki et beni bunulacak.’’ İşte biri o kalp hizasındaki olan beni, öbürü de yaprak şeklinde olan beni. ‘’ O Hz. Mehdi (a.s) yükselecek.’’ İnşaAllah, Allah’ın Katına. İmam Hz.Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır Şerif El Kureyşi. Bir başka hadiste Hz. Ali (a.s) Keremullahi Veche, Allah’ın aslanı, Esedullah. Benim de ceddimdir biliyorsunuz Hz. Ali, dedemdir inşaAllah. Tekrar İmam Mehdi(a.s)’dan şu sözlerle bahseder: ‘’Geniş alınlıdır, açık ve geniş karınlıdır, uylukları geniştir, ön dişleri parlaktır, sağ uyluğunda bir ben vardır.’’ Sağ bacağında uyluk kısmında, anlaşılır tarzda bir ben Mehdi’nin alametlerindendir. Başka bir hadiste biz bunu söylemiştik bu da ayrı bir hadis burada da var. Yenabül Mevadde sayfa 423. Evet,’’ Mehdi benim torunlarımdandır. Yüzü parlak bir yıldız gibidir, teni Araplara, Araplar beyaz olur biliyorsunuz, kırmızıya çalan beyaz. Vücudu İsrailoğulları’na benzer Beni İsrail gibi heybetli ve acar. Yani bu klasik İsrail’liler gibi görünüşü, dışarıdan bakıldığında.’’Dünya önceden zulümle dolduğu gibi yeryüzünde adaletle dolduracaktır. Göklerde ve yerde yaşayan tüm canlılar kuşlar bile, havadaki kuşlar bile onun hükümdarlığından ve halifeliğinden mutluluk duyacaktır.’’ Hayvanların bakımı ile ilgilenecek, yemleriyle ilgilenecek, onlara insanların zarar vermesini durduracak. Onlara barınma yerleri açacak, çeşitli safhalardan bir tanesini vermiş. ‘’Yirmi yıl boyunca hüküm sürecektir’’ diyor. Bu Dünya hakimiyeti safhasıdır. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah. el-Beyan fi Ahbari Sahib Ül-Zaman. Allah’ın Resulü (s.a.v.)’i de biraz bahsedeyim. Değil mi? Dedemdir, Ceddimdir, o güzeller güzelinden de bahsedeyim. Allah’ın Resulü (s.a.v.), çok yakışıklı ve alımlıydı. Böyle baktın mı, değil mi, bütün kadınlar da yani böyle her bakan Peygamberimiz (s.a.v.)’e aşık oluyorlardı. Çok fazla evlenmek isteyen vardı, çok az bir kısmını kabul etti Peygamber Efendimiz (s.a.v.). İnşaAllah, maşaAllah. Yani, böyle yakışıklı, üstelik olağan üstü etkileyiciydi çok çok etkileyici, bakan, hatta böye ipnotize oluyorlardı. Bir kısmının dili tutuluyordu, Peygamberimiz (s.a.v.) ağızlarını mesh ediyordu, değil mi, ondan sonra konuşabiliyorlardı. Ya da şakalaşıyordu onlarla, ondan sonra açılıyorlardı. Heybetinden, nurundan böyle insanların kalbi duracak gibi oluyordu heyecandan. MaşaAllah. Mübarek yüzü, ayın öndördündeki dolunay gibi parlardı, pırıl pırıl. Burnu gayet güzeldi diyor. Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklıydı. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı. Boynu sanki gümüş huzmesi gibiydi. Boynu da parlıyor. İki omuz arası geniş, bak Allah’ın aslanı maşaAllah. Değil mi, pehlivan yani, yapılı, zayıf değil, naif, böyle ince değil. Onun kemik başları kalın idi. Cem-ül Fevait min Cemi-ül Usul..uzun bir eser. 5. cilt, İz Yayıncılığın, sayfa 31. Enes bin Malik (r.a.) anlatıyor. Resullullah Efendimiz (s.a.v.)’in boyu, ne çok uzun ne de fazla kısaydı. Mehdi de öyledir. Ne fazla uzun, ne kısa. Orta boylu. Teni de ne duru beyaz, ne de koyu esmerdi. Bakın, koyu esmer değil, zenci gibi değil. Ne de duru beyazdı, bembeyaz da değil, nasıl, kırmızıya çalar beyaz. Yani Arabi, Arabi rengi, Mehdi (a.s.) de öyledir. Saçları ise ne düz ne de kıvırcık idi, hafif dalgalı saçları. Mehdi (a.s.)’nin de saçları dalgalıdır. Hatta şu Kabalacı Yahudi, Kabalacı Nostradamus var ? Tam bu tarihi veriyor. Neyi, 2010’lar, 2020’ler gibi diyor Doğu’dan, Türkiye’yi tarif ediyor, bütün İran’ı her yeri tarif ediyor, bir kişi çıkacak diyor. Saçları dalgalı diyor, genç, bütün bölgeye hakim olacak, Roma’yı da feth edecek, Roma’yı da alacak diyor. Nostradamus söylüyor bakın, 2040’larda diyor, 2050’lerde bu bitmiş olacak diyor ve kimse onu durduramayacak diyor Nostradamus. Nereden kaynaklanıyor, Resullullah (s.a.v.)’ın hadislerinden almış Allah-u Alem.
SUNUCU: Hocam, eğer dilerseniz, müsadenizle bir reklam arası verelim. Reklamlardan sonra devam edelim.
Evet sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Kaldığımız yerden programımıza devam ediyoruz. Evet Hocam, siz güzel hadislerinizden okuyordunuz bize.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah, maşaAllah. Devam edelim biraz. Ben de daldım gittim okuyordum. MaşaAllah. Enes Bin Malik (r.a.) anlatıyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) orta boylu idi, uzun da değildi, kısa da değildi, hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcıktı, ne de düzdü diyor. Yüzünün rengi ise nurani beyazdı, yani kırmızıya çalan nurani beyazdı. Et-Tırmızi Şemail-i Şerife, 2. cilt Hilal Yayınları...Efendim.. Mübarek yüzlerinin rengi, kırmızıya çalar şekilde beyaz, Mehdi’deki olduğu gibi. Kirpikleri sık, omuz başları iri yapılıydı, geniş omuzları. Kendilerini ansızın görenler, O’nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar, üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise O’nu her şeyden çok severlerdi. Resullullah (s.a.v.)’ın gözleri siyahtı biliyorsunuz. Siyah gözlü, çok etkileyici siyah gözlüydü, uzun kirpikleri vardı. Hz. Ali (r.a.) yeşil gözlü. İnşaAllah. Hz. Mesih de gri gözlüdür. Aynı soydanlar.. İnşaAllah... Resullullah Efendimiz yaratılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısaydı. Yani orta boyluydu diyor. Saçları kıvırcık ile düz arası idi. Kendiliğinden ikiye ayrılmış ise onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazdı, düz tarardı. Uzattıkları taktirde, saçları kulak yumuşaklıklarını gereçerdi, yani şu hizaya kadar uzatırdı diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in rengi ezher-ul leyl, yani pek beyaz, parlak, yani kırmızı ile karışık parlak beyaz renkteydi diyor. Koyu esmer değil. Evet..Arabi. Yani nurani beyazdı, alnı açıktı, kaşları hilal gibi. Mehdi (a.s.)’de de öyledir. Gür, kaşları gür... Mehdi’de de aynı şekilde, ... kaşları. Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbirine uyumlu olup, yakışıklı bir yapıya sahipti. Et-Tırmizi’den. MaşaAllah. Her halde bu kadar, şimdilik bu kadar yeterli. İnşaAllah. Devam edelim sorulara.
SUNUCU: Saygıdeğer Harun Yahya Hocam. Tayland’lı Müslümanlar, donanmaya ait botlara bindirilip, okyanusta açık denizde ölüme terk ediliyorlarmış. Bu şekilde yüzlerce Müslümanın hayatını kaybettiği biliniyor. Hükümet savunma olarak, ama biz yanlarına su ve yiyecek bırakmıştık, şeklinde bir açıklama yapmış. Müslümanların dünyanın pek çok yerinde uğradıkları bu insanlık dışı muameleye nasıl çözüm bulunabilir, bu zulmü nasıl durdurabiliriz, demiş Çağla Günay, Yalova’dan.
ADNAN OKTAR : İşte, Cübbeli 570 yıl geriye atıyor. 570 yıl bekleyin diyor. Böyle, bu zulüm devam edecek, biz de seyredeceğiz. Dünya hakimiyeti yok diyor bu yüzyılda diyor. Halbuki dese ki, diğer Müslüman kardeşlerimiz de, bir tek o değil, ben onun şahsına. Diğer hatalı olanları da uyarıyorum, yani o bir sembol o şahıs, o yönüyle. Kardeşim, dünyanın her yerinde Müslümanları bak böyle perişan ediyorlar. Her yerde Müslümanlar katlediliyor, şehit ediliyor. Türk İslam Birliğini oluşturalım, bu bela bir an önce kalksın demeleri lazım. Yani hemen bu hafta, hemen bu ay oluşması için. Fakat buna yanaşmıyorlar. Yanaşmadıkları gibi, bir de Müslümanları bölmeye kalkıyorlar. Değil mi, Müslümanları birbirine düşürmeye kalkıyorlar. Bu çok büyük bir zulümdür. Kurtuluş, Müslümanların birbirini sevmesinde, dost olmalarında, kardeş olmalarında ve Türk İslam Birliği’nin bir an önce yerleşmesindedir. Bak ben bunu ona söyledim dedim ki, herkes şu kelimeyi söylese, biz Türk İslam Birliği’ni istiyoruz, hemen oluşmasını istiyoruz, bunu desinler, bir aya kalmaz Türk İslam Birliği oluşur. Çünkü insanlar istiyorsa zaten konu bitmiştir, yani. İnsanların istememesinden dolayı Allah bu nimeti nasip etmedi. Ama Mehdi (a.s.) devrindeyiz, isteseler de istemeseler de bu sefer hakim olacak. İnşaAllah, Allah’ın izniyle.
SUNUCU: İnşaAllah. Şimdi, siz de az önce söylediniz, Cübbeli Ahmet Hoca’nın Mehdi’nin gelişini 500 yıl kadar geriye attığını söylediniz. Bu, bizim bir izleyicimizin dikkatini çekmiş, onula ilgili bir sorusu var. Merhaba sevgili Hocam. Cübbeli Ahmet Hoca’nın yeni çıkardığı kitabını okudum, dikkatimi çeken bir şey var. Cübbeli, kitabında ahirzamandaki Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerini açıklarken Berzenci, Suyuti, Rabbani gibi alimlerin hadis kitaplarında geçen ve bu yüzyılda gerçekleşmiş olan bazı çok önemli alametlerden hiç bahsetmiyor. Mesela, Kabe’ya baskın yapılması, Afganistan’ın işgal edilmesi, hem Halley hem de Lulin kuyruklu yıldızının çıkması gibi. Oysa, sizin de röportajlarınızda sık sık anlattığınız gibi, bunlar yakın tarihte gerçekleşmiş önemli ahir zaman olaylarıdır. Acaba Cübbeli’nin bunlardan hiç bahsetmemesinin hikmeti nedir, demiş Erkan Uğurlu Ankara’dan.
ADNAN OKTAR : Çünkü onu kabul ettiğinde, veyahut bu hadisleri izah ettiğinde, bunlar da tahakkuk ettiği için, Mehdi (a.s.)’nin çıktığını ima etmiş olacak. Reddetmesi için ne yapması lazım..
SUNUCU: 500 yıl geriye atamayacak.
ADNAN OKTAR : Tabii. 500 yıl geriye atamıyacağı için mecburen söylemeyecektir. Kendi kafasına göre tabii.
SUNUCU: Sayın Oktar, Evrim Teorisi’nin akıl dışı izahlarının bu derece körleştirici bir etkisinin yer yüzünü kaplamış olaması inanılır gibi değil. Tek bir protein tesadüfen oluşamaz iken bir trilyon, fabrika misali hücrenin tesadüfen oluştuğuna insanların inanması, her halde şeytanın oyunu olsa gerek. İnsanların, şeytanın bu hilesinden kurtulmaları için ne yapmaları gerekir, demiş Şule Ataman, Bursa’dan.
ADNAN OKTAR : Şimdi, insanlık dünya tarihinde görülmemiş bir oyun ile karşılaştı. Çok büyük bir mucize ile karşılaştı. Darwinizm’i cahil insanlar kabul etseydi, bu bir dereceye kadar makul olabilirdi yani aklı zayıf, cahil olan. Ama profesörlerin, üniversitelerin, akademisyenlerin, proteinler evet tesadüfen oldu diyerek ortaya çıkmaları ki bir proteinin oluşması için hem hücreye ihtiyaç var, hem kromozoma ihtiyaç var, başka proteine ihtiyaç var. Yani teknik olarak sıfır ihtimaldir oluşması. Bütün bunlara rağmen, tesadüfen oluşur demeleri, şeytanın onlara bunu dedirtmesi, hiçbir ara fosil olmadığı halde, ara fosil var diye insanları aldatmaları, 300 milyon yaratılışı ispat eden fosil olduğu halde bunları gizlemeleri, bakın 300 milyon. Ya insan bir taşı gizleyebilir, iki tane de gizleyebilir, ama 300 milyon fosili insanlardan gizlemişlerdir. 300 milyonun üzerinde. Bu kadar oyuna ne gerek vardı? Ve insanları bak ne hale getirdiler. 350 milyon insanın ölümüne sebep oldular. 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi’nin çıkışına neden oldular. Bütün Avrupa’nın yerle bir olmasına neden oldular. Değil mi, bütün mesela Alman Orduları, ta Afrika’yı, her yeri işgal etti. İtalyan Orduları da öyle, anormal katliamlar yaptılar. Akıl almaz katliamlar yaptılar. Darwin’in öğrettiği fikirlerden kaynaklanarak. Daha yeni münasebetsizliklerini ve cahilliklerini anladılar ve büyük bir oyuna geldiklerini daha yeni anladılar. Evanjelikler çıktı ortaya, Yaratılışı anlatıyorlar, dediler ki, dünyanın bütün ömrü, fosillerin oluşumu her şey, dünyanın yaratılışı 6000 sene. Kardeşim, sen baştan kaybetmiş oluyorsun. Tam anlamıyla mağlup haldeydi Evenjelikler de, Katolikler de, Ortodokslar da hepsi, yani bitmişti. Kiliselerde artık müzik dinleniyor, müzik festivalleri yapılıyor, gitar resitalleri yapılıyor, müzisyen..yani sanki haşa, diskoya çevirdiler bir yönüyle, eğleniyor gençler. Öyle yapmışlardı. Bir de baktım ki Darwinizm sahte, gerçekten yalan. Bunu nasıl yaptık, böyle bir kaplan gibi kükredik, pençemizi vurunca, dünya hopladı ve hepsini yerle bir ettik. Şimdi bakın, Evanjelikler göğüslerini gere gere şu an dinlerini yayabiliyorlar. Hıristiyanlar yayabiliyor, Museviler rahatça dinlerini yaşayabiliyorlar. Müslümanları tutmanın mümkünü yok zaten. Yani Müslümanlar bir güneş gibi doğdu elhamdülillah. Ama o dev putu kaldırdık biz. Güneşi engelleyen koskoca böyle kilometrelerce karelik, güneşe kadar yükselen bir put yapmışlardı, biz ona bir balyoz vurduk, yerle bir oldu, un ufak ettik. Şimdi bakın, ne kadar rahatlar. Hıristiyanlar mesela bizim kitaplarımızı alıyorlar, Kuran ayetlerini çıkartıp bizim kitaplarımızı basıyorlar. Museviler yine, sinagoglarda başka yerlerde bizim kitaplarımızı kullanıyorlar. Bütün dünyada Müslümanlar, kaynak eser olarak, bizim eserlerimizi kullanıyolar. Ondan sonra üzerlerine cesaret geldi. Dünyanın her yerinde cesaret geldi üzerlerine. Yoksa bütün İslam ülkelerinde Darwinizm yayılmıştı. Mısır’da, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, Libya’da her yerde sosyalist yönetimler vardı, Darwinist. Hepsi tepetaklak oldu. Türkiye’de de bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tepetaklak olmasının nedeni, Darwinizm’in yıkılmasıdır. Yani zeminde inanan adam kalmadı, bu ideolojiye, bu düşünceye. Dolayısıyla Masonluk da çökmeye doğru gidiyor şu an. Yani, ki ağababalarıdır, asıl koruyucuları onlardı, onların da yapacağı bir şey kalmadı şu an, delillerin gücü karşısında.
Var mı anlatacağın Oktar senin?
OKTAR BABUNA: Hocam, bir-iki örnek verebilir miyim bu Darwinizm’in nasıl bir mağlubiyet olduğuna dair. Mesela bu Ida’yı insanın atası diye çıkarmışlardı. Lemur fosili diye siz açıkladınız bunu. Bunun hemen akabinde, bakın bu New York Times’ta çıkan haber. Ida diye bilinen diyor fosil iskeleti diyor, insanın atası değil. Önce atası diye ilan ettiler bunu, hepsi basbas bağırdı Hocam siz..
ADNAN OKTAR : New York Times’ta.
OKTAR BABUNA: New York Times evet. Hürriyet, BBC hepsi haber yaptılar, değil diye atası. Özür dilediler.
ADNAN OKTAR : Ama biz böyle aslan gibi parçaladıktan sonra değil mi, söyledikten sonra delili yerle bir ettik, paramparça ettik, afedersin alın cebinize koyun dedik. Ondan sonra evet dediler artık. New York Times ortaya çıktı, hakikaten sahteymiş dedi. Millet peki yeseydi bunu yutsaydı, ses çıkarmasalardı ne olacaktı?
OKTAR BABUNA: 60 sene 70 sene bunu tutacaklardı böyle insanın atası diye Hocam. İnsanları kandıracaklardı.
ADNAN OKTAR : Tabii, tabii kıyamete kadar kullanacaklardı.
OKTAR BABUNA: Meydan boştu.
ADNAN OKTAR : Demek ki burada yol tıkalı, Çanakkale geçilmez. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Biraz sonra, bundan bir-iki hafta sonra, Ardi diye, 1994 yılında buldukları maymunun fosilini insanın atası diye tanıtmaya kalktılar. Siz dediniz ki, hayır bu doğru değil, bakın sahte çizim orada, böyle ..
ADNAN OKTAR : Hürriyet Gazetesi, Milliyet, Radikal hepsinde çıktı.
OKTAR BABUNA: Hepsi, bütün basın şeyinde çıktı Hocam. Siz hemen duruma el koydunuz yine maşaAllah, dediniz ki bu doğru değil, bu Bonobo Maymunu’dur dediniz, hatta bunu gösterdiniz..
ADNAN OKTAR : Herif bak sırıtıyor bunlara yani.. ben buradayım diyor tabii.
OKTAR BABUNA: Buna da özür dilediler inşaAllah, hatta ben müsaade ederseniz bir örnek de vermek istiyorum.
ADNAN OKTAR : Bu Bonobo Maymununun aynısı buldukları fosil. Tıpkısının aynısı. Yani yalan söylediklerini ispat ettim Bonobo Maymunuyla.
OKTAR BABUNA: Dünyanın en önde gelen, bunların ağababası Tim White diye Amerikalı bir tane paleontolog var, evrimci, yani hepsinin böyle lideri gibi bir şey. Bakın diyor ki, Hocamız bu açıklamayı yaptıktan sonra, yeni çıktı bu, yeni makale çıktı Amerika’nın The Scientist Dergisi’nde, Ardipithecus ramidus, yani Ardi, Astropithecus’ların atası olduğu çıkarımını yeterli derecede haklı çıkaracak, görünürde hiçbir özellik bulunmamaktadır. İnsanın atası matası değildir diyor.
ADNAN OKTAR : Bitti..
OKTAR BABUNA: Sizin hemen akabinizde bu açıklamayı yapıp özür dilediler.
ADNAN OKTAR : Kardeşim, demek ki biz dillerini peçete ile tutup dışarıya çıkartıyoruz. Değil mi? Dillerini yutmuşken, konuşur hale geliyorlar. Evet bu kadar.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce şey demiştiniz, ben bunlara yeri öptüreceğim demiştiniz. Darwinistlere oldu diyebilir miyiz yoksa..
ADNAN OKTAR : Daha var, daha var. Bunlar daha bir kaç atış daha yapacaklar, onlarda da öyle dilini aşağıya sarkıtacağız, ondan sonra onlar yeri öpecekler Allah’ın izniyle. Her yalanlarında anında mıhlarım, anında. Yani saat hesabı ile belki bir kaç saat gecikebilir en fazla. Bu yalanlarında da hemen, anında boğazlarına tıkadım.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR : Başka var mı anlatacağın.
OKTAR BABUNA: Hocam, bir akıl alameti gösteren bir papağan var. Onu göstermemiz uygun olur mu?
ADNAN OKTAR : Bir göreyim bakayım.
OKTAR BABUNA: Önce, daha doğrusu onu göstereceğim de, bir sevimli hayvanlar var onu göstermek..
ADNAN OKTAR : Bunlar ne şeker şeyler böyle.
OKTAR BABUNA: Hayvanlardaki arasındaki sevgi.
ADNAN OKTAR : Bunlar iyi ki benim yanımda değil, ben bunları yerim ben bunları.. Anormal tatlılar. .. MaşaAllah. Bak, bak, bak, bak. Cephe vaziyeti almış. Olaydan kuşkulanmış. Bunlar da iki ahbap çavuş. MaşaAllah. Sevsin abisi bunları bunları, kulaklar şahane. Oo işgal var gördüğüm kadarıyla.. MaşaAllah uslu uslu oturuyorlar. Bu da öğlen uykusunda herhalde.. MaşaAllah. İki kardeş herhalde bunlar da. MaşaAllah. Vay vay vay... O sibirya kurdu değil mi soldaki. Çok şeker maşaAllah. Kardeşim yani, bunlar iyi ki.. hakikaten insan bakmaya.. Acayip sevimliler maşaAllah. Bak Allah’ın Rahman Rahim isimlerinin tecellileri işte bunlar. O masumluk, temizlik ve mesela Allah Tahir ismiyle tecelli ediyor, Cemal ismiyle değil mi? Allah’ın neredeyse bütün güzellikleri orada tecelli ediyor ve hepsinin yüzünde efendi, temiz, munis bir ifade var. Mesela birçok insana bakıyorsun, at hırsızı gibi değil mi? Yani adamda eşkal diye bir şey yok. Ama hepsi çok tatlı bunların. Hepsi efendi, mazlum değil mi, böyle sevecen insanın şefkatini şiddetle tahrik eden. İnsan ne yapacağını bilmiyor. Ne yapılır buna? İşte.. maşaAllah. Baksana şu herifin tatlılığına. Karton film gibi. O.. dayılanıyor ona. O da şaşırmış ona bakıyor ne oluyor falan diye. Bunlar da ahbap olmuşlar gördüğüm kadarıyla. MaşaAllah. Kerata. Patiler matiler maşaAllah. Bak yüzündeki masumluk, görüyor musun, ne kadar masum maşaAllah. MaşaAllah. Mesela aczi de insanları çok etkiliyor insanın ruhunu. Allah’a tam teslim olmuş, mesela ağzı var, dili yok. Yani sen yemek vermezsen perişan olur Allah esirgesin. Allah biliyor, mesela insanlara Allah onu teslim ediyor. Sokağa bırakıyorsun mutlaka rızkını buluyor, mutlaka yiyeceğini buluyor. Mesela açlıktan ölen kedi olmuyor. Mutlaka yiyeceğini buluyor. Allah ona veriyor yiyecek maşaAllah. Ama tabii şefkatli olmak lazım. Her yerde kediler görüldüğünde, köpeklere de öyle, az bir şey yiyecek verilmesi, yani ikram mutlaka yapmak lazım onlara. Onlar bizim misafirlerimiz. Allah bize emanet ediyor. Yani ne yaparsa yapsınlar olmaz. Değil mi? Az bir şey ortalığı kirletmeden onların yiyeceği kadar bir yiyecek verip kuşlara da öyle. Martılar güvercinlere falan onları değil mi besleyip böyle, semirmeleri de güzel oluyor. Güvercinler İstanbul’da maşaAllah bayağı sıhhatliler. Bir de gürbüz herifler maşaAllah.Var mı başka? Severim ben onları, maşaAllah. Kardeşim artık ne diyeyim ben buna. MaşaAllah, MaşaAllah. Siyam bunlar herhalde. MaşaAllah.
MaşaAllah. Bu da güneşleniyor herhalde hazret bir de gülüyor herhalde. Bunların arasına karışıp uyuyacaksın. Uyuma şekilleri de çok güzel. Deve de çok güzel bir hayvan maşaAllah. Yavrusu özellikle çok çok tatlı maşaAllah. Baksana ne kadar tatlı ne kadar güzel. Allah her birine ayrı bir güzellikte ayrı bir tatlılıkta değil mi? Değil mi? Dayanılmaz bir güzellikleri var mesela yani. İnsan çok zorlanıyor. Mesela ördek yavrusu, o tavuk civcivleri var ya ufak keratalar, yani insan çok çaresiz kalıyor, acayip tatlılar yani maşaAllah. Bak o da annesinin karnında Allah’ın ona öyle güzel bir yuva yapması annesinin karnında o sıcak yuvada, bir de annesinin sütü de hazır orda, değil mi bir de ayrı ayrı sütler de var yavru küçükken ayrı kanaldan geliyor büyünce ayrı kanaldan geliyor, iki ayrı kanal var. Allah’ın onu o şekilde annesinin karnında taşıtması, ona sütü hazır tutması Allah’ın Rezzak isminin tecellisi. Değil mi? Rahman Rahim isminin tecellisi. Hayvan nerden bilir, karnının içerisinde Allah özel torba yapmış ona karnında taşısın diye. Tabii MaşaAllah tabii çok büyük bir güzellik, maşaAllah. Severim ben onun tatlı canını. Onlar da ahbap olmuşlar gördüğüm kadarıyla. Of of of, tam öpmelik bu herif. Acayip şeker maşaAllah. Bunlar da iki kardeş herhalde. Aileyi, aile yapısı oluşmuş, gördüğüm kadarıyla, annesi o da değil mi? MaşaAllah. Annesinin sırtında orda güneşleniyor herhalde. Bu tombik kimmiş böyle maşaAllah. 3 tane kedi çıkar bundan.Yavrusu daha yeni küçük. Ah benim canım o, maşaAllah ne güzel beyazlığı çok güzel. Bak yüzündeki masumluğu görüyor musunuz? Yani ne kadar şefkati tahrik edici. Yani koruma hislerini ne kadar güçlendiren bir görünüm var hem acıma, hem şefkat, hem sevgi hissi meydana geliyor. MaşaAllah.Mesela vahşi hayvan, annesi,bak çocuklarına karşı ne kadar titiz insan gelse parçalar. Mesela başka bir hayvan gelse parçalar, ama yavrularına karşı müthiş şefkatli. Onları emziriyor, yalıyor, temizliyor, koruyup, kolluyor . Bir yiyecek olsa kendi aç bile olsa alıp getirip onlara yediriyor. Bütün hayvanlarda var bu. Nerenin rekabeti. Değil mi? Yani Darwin’in dediği gibi olsa bu yavruların hepsini yemesi lazım onun orda. Annesiyle beraber napıyorlar böyle istirahat ediyorlar herhalde annesini seviyorlar anladığım kadarıyla. MaşaAllah.
Tamam, bu ne? Ne gazetesi. Vakit, Vakit aslandır, inşaAllah. Ne diyor, burada ilanımız yayınlanmış yine bir ilan daha. Evet. Biz sokaklara çıkıp kartonla eylem yapmıyoruz. Değil mi? Arkadaşlarımız da öyle bir şey yapmıyorlar, bağırıp çağırmıyoruz. Bize haksızlık yapıldığında veyahut bir hukuka uygun olmadığını düşündüğümüz bir konu olduğunda, veyahut devletin hükümetin ilgili kısımlarını bir şeyi duyulmasını istediğimizde, iletilmesini istediğimizde ya dilekçe yazıyoruz, yahut arkadaşlarımız ilan veriyorlar. Kendilerini o şekilde anlatıyorlar inşaAllah. Yarınki Vakit gazetesinde, bir ilan var evet ne diyor? Savunmanın esaslı kanıtlarının gerekçeli kararda tartışılmaması bozma gerekçesidir. Neye göre demişler Yargıtay 4. Ceza dairesini 5/10/2009 tarihli içtihadına göre. Ne diyor, işte gereğince diyor, tüm kanıtlar tartışılıp, değerlendirilmeden ve her bir suç için hükmü esas alan ve reddedilen katılanların nelerden ibaret olduğu belirtilmeden, yetersiz gerekçeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiş ve bozma sebebidir diyor. Bizim mahkememize de savunmanın esaslı kanıtlarının gerekçeli kararda tartışılmaması mevzu bahis oldu. Tamam mahkeme öyle karar vermiş olabilir biz ona saygı duyuyoruz ama Yargıtay da diyor ki bu bozma nedenidir diyor, Yargıtay’ın da bunu söylediğini belirtmemiz gerekir. Kararlardan önce iddia makamının görüşünün alınmaması bozma nedenidir diyor. Yine 2/7/2008 tarihli Yargıtay 1. Ceza dairesinin içtihadı var. Karar verilen oturumda hazır olan, katılan vekil ile Cumhuriyet savcısı, Cumhuriyet savcısı dinlenilmeden karar verilmek suretiyle CMK’ nın 33. Maddesine aykırı davranılması hükmün bozulmasına karar verildi diyor, demek ki, hükmü bozucudur, bizim duruşmalarımızda da cumhuriyet savsının yazılı veya sözlü görüşü alınmadan karar verildi. Tamam bu konuda da mahkememize saygılıyız, eğer böyle karar verdilerse bir bildikleri vardır. Ama Yargıtay’ın bu görüşünü de belirtmek durumundayız inşaAllah.Yine başka bozma nedenleri de var, bunları da açıklamışlar yarınki Vakit Gazetesini alan kardeşlerimiz hem bu konuda hem diğer konularda bilgi sahibi olabilirler. Vakit, Milli Gazete, Yenişafak, Zaman bu gazeteleri ben beğeniyorum seviyorum. MaşaAllah. Özellikle de Vakit maşaAllah delikanlı gazetedir. Mili Gazete de maşaAllah, Yani Yeni Şafak’ da elinden geldiği kadar. Tabii Zaman da biraz itidalli davranıyor ama, Zaman da hakikaten dürüst değil mi böyle aşırılıktan kaçınan daha insancıl daha şey ama biz tabii gönlümüz istiyor ki daha böyle dini yayınlar daha yoğun olsun. Daha Darwinizm,’e karşı izahlar daha güçlü olsun, onlar da yayın politikası gereği belki gerek duymuyor olabilirler ama bizim gönlümüzdeki ideal bu. Yeni Şafak’ta da bunu çok isteriz efendim, Zaman’da da görmek çok isteriz ama Milli Gazetenin de o konuda şeyi güzel o konuda, Vakit MaşaAllah.
SUNUCU: İzleyicilerimizden gelen son iki tane daha sorum var. “Allah’ı daha iyi tanımak ve büyüklüğünü daha iyi anlamak için pek çok yol deniyorum, canlıların yaşamlarını araştırıyor onlardaki incelikleri öğrenmeye çalışıyorum Kuran okuyorum ve sizin kitaplarınızı da okuyorum bana başka tavsiyeniz ne olur? Sayın Hocam” demiş. Tuğberk Kokmaz/İstanbul
ADNAN OKTAR: Tuğberk aslan Tuğberk, şimdi ona benim tavsiyem şu, bir insanın bir şeye dikkat vermesi en fazla 1 dakika falan sürebiliyor. Dikkatini artırsın Allah ayette diyor ki: dikkat etmezler mi diyor, dikkat edin diyor ayette, dikkat edin şeytandan Allah’a sığınırım dikkat edin. Şimdi mesela diyoruz ki biz, bir protein tesadüfen bir araya gelemez yapısı budur. Şimdi buna insan ne kadar dikkat verebilir biliyor musunuz? 10-20 saniye, 30 saniye. Proteini alacak şöyle şemayı koyacak bir sakin kafayla bakacak. Kardeşim diyecek şurada bir karbon atomu var şurada bir hidrojen atomu var. Hepsi oturup yerleşmiş bunu kusursuz, bir de Peptit bağları var değil mi? Diyecek bu peptit bağları bu yapı, başka bir protein olmadan olmuyor, kromozom olmadan olmuyor, hücre olmadan olmuyor. Allah Allah diyecek yani bu adamlar bunun tesadüfen olduğunu söylüyorlar ama harika bir şey bu, değil mi? Bunu Allah yaratırken mucize olarak yaratmış bu açıkça belli diyecek ama onu şöyle bir gözden geçirecek. Atomların dizilişine bakacak yani nasıl kusursuz açılar almışlar. Peptit bağları nasıl mükemmel olmuş, yoksa, yani o atomları bir araya getirip koyduğumuzda, hepsini bir araya getirip koysak olmuyor, içine amino asitleri de atıyorsun çalkala, kurcala ne yaparsan yap yine olmuyor. Kardeşim o zaman diyor ki adamlar, ne diyorlar? Amino asit diyorlar bilmem nerede bir tane oldu, iki kilometrede bir amino asit oldu, dört kilometrede birtane daha oldu. Sonra bunlar ne şekilde havalarda uçup mu diyorlar, bir şekilde nasıl olduysa bir şekilde bir araya geldiler diyor. Biz protein olalım dediler diyor. Kardeşim olmuyor. Amino asit olmuyor bir kere, amino asit zaten olmuyor. Olduğunu farz edelim, olduğunu farz edelim, kavanoza koyup karıştırdığımızda da protein olmuyor, bir şey olmuyor. O zaman zaten konu ta burada bitmiş oluyor. Ama birkere bunun iyi kavranması lazım. Mesela biz diyoruz ki; bir kromozomun içinde bir üniversite kütüphanesi kadar bilgi var diyoruz. Bir kromozom,bir insanın bedenin de kaç hücre var?
OKTAR BABUNA: 100 trilyon Hocam ortalama evet.
ADNAN OKTAR: Bir insanın içersinde 100 trilyon devlet kütüphanesi var. Bakın bir insanın içersinde 100 trilyon devlet kütüphanesinde bulunan bilgi var.
OKTAR BABUNA: Yüz bin katrilyon cilt Hocam toplam.
ADNAN OKTAR: Yüz bin katrilyon cilt bilgi, kardeşim etmeyin çatmayın gözünü yediklerim yani muhterem kardeşlerim, sen buna tesadüfen oldu diyorsun, değil mi? Yani şöyle bir kafanı oğuştur yani git bir elini yüzünü yıka, ensene soğuk su sür şöyle bir şey yap kendine gel, ne dediğinin farkında mısın sen? Tesadüfen oldu diyorsun. İşte bunu araştıran insanlar şimdi şu hayvanlara baktık ya, bu imanı artırır iman sürekli gelişir. Mesela binse iki bin olur, iki bin ise dört bin olur, beş bin olur iman gelişir. Yani ona yakin denir yakini artar insanın. Onun için ben zaten imanlıyım deyip bırakmak olmaz. Kuran okuyacak, bilgisi artacak, fosillere bakacak, kelebeğin hayatına bakacak karıncanın hayatına bakacak şimdi arının hayatını incelerken arının hayatına yarım saat veriyorsa bir insan, yazık eder, hele 10 dakika veriyorsa çok çok yazık eder. Arı ne kadar incelenir biliyor musunuz? En az bir ay incelenecek bir hayvandır en az. Kardeşim bir kere, kapıda adamın bekçileri var bekçileri için özel nizam var adamlarda. Yabancıyı tanıyor ya birbirinin aynı arılar tıpkısının aynısı değil mi? Arılar aynı. Başka bir kovandan gelirse arıyı biliyor sokmuyor hayvan, kokusundan mı anlıyor artık nereden anlıyorsa anlıyor. Hadi ondan geçtik şimdi insanların arı kadar küçültüldüğünü düşünelim. Kanat da taktık hadi gidin dersin çiçekler var hadi toplayın, gidin işte size de bir kutu buna da bal yapın değil mi? Petek yapın, yapın bakalım desen ve bütün dünyada ki profosörleri, bilim adamlarını toplasan arı şeklindeler ama her türlü teknik alet edavat da var balların içinde boğulurlar ellerine yüzlerine yapışır rezalet çıkar. Yani hiçbir şekilde yapamazlar. O altıgen kutucuklar dünyanın en sağlam en mükemmel oranda yapılmış kutucukları ve jilet gibi düzgün yapıyorlar incelikleri , açıları birbirinin aynı, iki taraftan başlıyor hayvanlar kovanın iki tarafından geliyor geliyor altıgenler şak karşı karşıya birbiriyle karşılaşıyor. Tam böyle birebir insanlara desen ya siz oradan yapın bizde buradan yapalım karşılaşalım daha başlangıcını getiremez yani. Ama insan sıkılır mesela şunu bu konuyu, en fazla bir dakika dikkat verebiliyor insan. Dikkati çok artırmak lazım, beynini zorlayacak mesela o, balın oluşması plaka filan, mesela vücudunun altından plakalar çıkıyor adam sunta gibi vücudunun altından. Bakın zehir çıkıyor kendisini savunması için, bal çıkıyor, arı sütü çıkıyor, plakalar çıkıyor, hayvan fabrika gibi yani ve bunun tesadüfen olduğunu söylüyorlar. Gözler mükemmel petek gözler, muazzam görüyor. Balı dolduruyor, akmaması içinde şöyle eğik yapıyor hafif, doldurdukça bal mumuyla ağzını yükseltiyor, doldurdukça yükseltiyor tam doldurduğunda da kapatıyor. Ama çaka çaka dolduruyor içini ve o dökülmüyor hiçbir şey de olmuyor. Paketliyor adam duruyor, her safhasını inceleyecek o zaman iman derinleşır yoksa detaya girmeden detaylı derin iman oluşmaz. Detaylı düşünen detaylı derin iman elde edebilir. Onun için Allah diyor: Şeytandan Allah’a sığınırım “ancak ilim sahipleri Allah’tan kokarlar” diyor, ilim sahibi nedir biliyor musunuz? Biyoloji, paleontoloji, jeoloji, coğrafya, fizik, astronomi hepsini inceleyen insanlar. Yani bilimle Allah’tan korkmak mümkün oluyor. Ve aynı zamanda hepsinin üzerinde Kuran inşaAllah.
SUNUCU: Bir sorum daha var ama son sorumu sormadan önce ben izleyicilerimize bize ulaşabilecekleri adresimizi hatırlatmak istiyorum. ahirzamansohbetleri@hotmail.com, bu adresten bize sorularınızı ve görüşlerinizi iletebilirsiniz. Ayrıca www.harunyahya.com ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilir ve okuyabilirsiniz. Evet şimdi son soruma geçmek istiyorum Hocam. Selamünaleyküm Hocam peygamberimizin Sünneni İbn-i Mace’de geçen bir hadisinde Hz. Mehdi bizden ehl-i Beyt’tendir Allah onu Mehdi’yi, bir gecede ıslah eder diye buyurmuştur. Sayın Hocam Hz. Mehdi’nin sahip olacağı ilimleri ve hikmeti hakkında bilgi verebilir misiniz? Kenan Orhun sormuş.
ADNAN OKTAR:Aleykümselam. Mehdi çok keskin ve kıvrak bir zekaya sahip olacaktır. Çok derin bir akla sahip olacaktır. Ledün ilmine sahip olacaktır, insanların bilmediği bir özelliği daha olacaktır yani gizli bir yönü gizli bir ilmi olacaktır. Insanların bilmediği bir yönü olacaktır. Zaten bu nedenle de isminin verilmemesinin nedenlerinin birinde de bu olduğuna dair bir rivayet var. Yani insanlardan kimsenin bilmediği bir ilme yönlendirilecek. Ayrıca Hz. Hızır gibidir Mehdi, yani olayların girit tarafını hemen kavrar, Allah ona ilham eder, o da ona göre hareket eder, ama zahirinde bunu anlamak mümkün değil. Çünkü insanların büyük bir bölümü Mehdi’ye karşı tavır alacaklar ve o yüzden de talebelerinin sayısı 313 oluyor. Çok az bakın yüz milyonlarca, milyarlarca dünya değil mi ne kadar var Müslümanların nüfusu?
OKTAR BABUNA: Bir buçuk milyar.
ADNAN OKTAR: Bir buçuk milyar bakın bir buçuk milyar Müslüman içinde 313 kişi onu fark ediyor. Ve yıllarca 313 kişi ile faaliyet yapacak Mehdi, bir buçuk milyar islam alemi Mehdi’nin farkına varmayacak. Peygamberimiz söylüyor bunu diyecek ya bırakın dilecekler onu, çok yalnış yolda adam ben biliyorum diyecekler o hatalıdır. İşte hatta Medine’deki alim diyor İstanbul’daki bir münafık onu doğrudan dinsizlikle itham edecek diyor hadiste, bu bizim dinimizi kaldırdı diyecek halkı böyle galyana getirmeyi çalışacak halkı dinimizi yok etti şeriatı izale etti bu diyecek. Ahir zaman’ın o yobazı değil mi? Medine’de olay diyor peygambedimiz (s.av) soruyorlar hangi Medine ya resullullah diyorlar. İstanbul’dur diyor Konstantine’dir diyor. Çünkü Medine demek şehir demektir. İzmir de, Ankara da, Londrada hepsi Medine’dir, şehirdir. İsim bildirildiğinde hangi Medine olduğu anlaşılır herhangi bir Medine değil. Ama Peygamberimiz ilk başta mesela Mehdi için Medine’de doğacak diyor bir şehir. Herhangi bir şehir belirtmemiş hangi şehir olduğunu yani tahakkuk ettiğinde anlarız. Ama zuhur yeri olarak İstanbul’da çıkacağına dair çok fazla hadis var, Konstantine ilk feth ettiği yer Konstantine’dir. Tekbirle diyor, Allah’ı anarak orayı feth eder. Yani sevgiyle şefkatle ilimle bilgiyle, asrın fenleriyle tecrit olacaktır. Said Nursi diyor: Fen ve hakikat, mehasinin, fenin sanatı ve marifeti kullanacağını söylüyor. Özetle ben şimdi üstadın dili biraz ağır olduğu için kısaca bu şekilde söyleyeyim. O şeklide uygulayan, asrın bilimlerini, asrın sanatını da uygulayarak insanlar üzerinde etkili olacaktır. Fen ve hakiki marifet diyor zaten, sanatın mehasinini diyor, tam o üç kuvveti techiz edip diyor, o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak üzere diyor tarihi hakikat mealanını diyor, yani hakikati arayanı diyor. O dokuz düşman cephesinin, dokuz kalesine, dokuz bölgesine, dokuz hedefine diyor, Allah O’nu göndermiş diyor, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek diyor, etkisiz hale getirecek diyor. Ama fenni esas alacağını da belirtiyor. Zaten fen ve felsefeden neşet eden bir diyor fitne, bir taun, ahir zamanda nevşü numa bulacak, gelişecek . Ve ikna ve telkin kabiliyeti diyor artıkça bu taunlar tevessür eder, gelişir diyor. Yani fikirle değil diyor ikna ve telkin kabiliyetini kullanacak diyor darwinist ve materyalistler. Basını, televizyonları, edebiyatı, sanatı kullanacaklar diyor. Bakın ikna ve telkin kabiliyeti geliştikçe diyor, o taunlar tevessür eder gelişir diyor. İşte buna karşı, hicri 1400’de İstanbul’da Mehdi’nin çıkacağını söylüyor Said Nursi hazretleri, ve diyor fen ve felsefeden kaynaklanan bu taunu yerle bir edecek diyor Mehdi. Onu yaparken de yine fen ve felsefeden istifade edeceğini söylüyor. Fakat zaman ve hal müsade etmez diyor bizzat kendisi yapmaya diyor, O’dan evvel bilim adamlarının hazırladığı eserlerden istifade ederek, kendisine eserler hazırlayacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor. Muhtaç olduğu, ihtiyacı olan diyor ekibi, arkadaşları, gurubu her ne kadar az da olsalar diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. Ama ben tabii bunu özet ve kısa, şerh olarak, açıklamalı olarak izah ediyorum. Said Nursi’nin çok şahane bir dili var, kendine has, güzel bir dili vardır. Bak diyor ki, isevi ruhanileriyle, dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimlerle ittifak edecek. Yani evanjeliklerle, protestanlarla, ortadokslarla ittifak edecek diyor Mehdi. Hadislerde de var. İşbirliği ve dayanışma içerisine girerek dini İslama, İslam dinine hizmet edecektir. Onları da İslam dinine getirecek inşaAllah. Onlara İncil’in aslıyla diyor hükmedecek, Musevilere de Tevrat’ın aslıyla hükmedecek. Ama sonra Hz.Mesih geldiğinde de hepsi Müslüman oluyorlar. Mehdi devrinde de Mehdi İslam’a uygun olan yönleriyle İncil’in, yani bozulmamış yönleriyle onlara hükmediyor. Tevrat’ın da yine bozulmamış yönleriyle Musevilere hükmediyor. Mesela yine Üstad’ın kendi dilinden, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede, alanda, şaşalı, gösterişli bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında genellikle halkın gözünde daha ehemmiyetli, önemli görülüyorlar. Halk o yüzden çok önemli görüyor, halbuki birinci vazifesi çok daha önemli diyor. Yani darwinizmi, materyalizmi yıkıp, iman hakikatlerini yayıp, insanların imanlarını kurtarması asıl görevi budur diyor. Ama ikinci ve üçüncü vazifeleri pek parlak ve çok geniş bir dairede, şaşalı bir tarzda olduğundan, yani dünya hakimiyeti, saltanat olacağı için, muazzam olaylar olacağı için, umumun ve avamın nazarında, halkın nazarında bunlar daha önemli görünüyor diyor. Ama üçünü birden yapacak diyor Mehdi. İnşaAllah.
Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var diyor Said Nursi, ve siyaset aleminde, diyanet aleminde ve saltanat aleminde cehd, cihat aleminde yani mücadele aleminde çok dairede icatları olduğu gibi. Şualar, sayfa 590. Bakın büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var. Kaç taneymiş, bir, siyaset aleminde, iki, diyanet aleminde, üç, saltanat aleminde, dört, cihat aleminde. Hani bir taneydi görevi, bak bütün görevleri yapacak diyor, hepsini yapacak diyor, inşaAllah. Evet başka, Üstad’ın izahlarından, hem bu üç ve zayıf görev birden bir şahısta, bir cemaatte, bu zamanda yani kendi zamanında, benim zamanımda bulunması, mükemmel olması mümkün değil diyor. Yani benim zamanımda Mehdi’nin çıkması imkansızdır diyor. Pek uzak, adeta kabul görünmüyor diyor, ta ahir zamanda ehli beyti nebevinin, peygamberimizin soyunun cemaati nuraniyesini, yani seyyidler cemaatini temsil eden Hz. Mehdi’de, yani hicri 1400 yılından sonraki durumu söylüyor ve cemaatindeki şahsı manevide ancak içtima edebilirler. Yani bu üç, dört görev birden ancak onun zamanında tam mükemmel ve kusursuz olarak olacaktır diyor. Benim zamanımda olması imkansız diyor, mümkün değil diyor. Talebeleri sen Mehdi misin diyorlar oda onlara cevap olarak bunu söylüyor. Bu zamanda olması mümkün değil ahir zamanda olacak diyor. Ama tabii defalarca anlatmama rağmen daha hala Mehdi şahsı manevidir, Mehdi geçmiştir diyen kardeşlerimiz oluyor, Allah zihinlerini açsın, hidayetlerini artırsın, görüş güçlerini keskinleştirsin. O zatın diyor ikinci vazifesi Kuran ahlakının esaslarını ve peygamberimizin sünnetini icra ve tatbik etmektir. Bir kere icra edecek, tatbik edecek. Hilafeti Muhammediye ünvanıyla, peygamberimizin halifesi ünvanı ile şeari İslam ahlakının esaslarını ihya etmektir. Yani Müslüman aleminin lideri olarak İslam’ın, İslam ahlaklarının esaslarını ihya edecektir diyor. Alemi İslam’ın vahdetini, yani bütün Müslümanların desteğini nokta istinad edip, yani dayanak noktası yapıp, beşeriyeti insanlığı, bakın bütün insanlığı kurtaracaktır, beşeriyeti diyor. Maddi ve manevi tehlikelerden ve gadabı ilahiden, yani maddi ve manevi işte hastalıklardan, salgın hastalıklardan, depremlerden, her türlü belalardan kurtaracaktır diyor. Manevi bir yönü de var inşaAllah. Bu vazifeleri noktai istinada, dayanak noktası ve hadimleri bulunan milyonlarca efradı, fertleri bulunan ordular lazımdır. Büyük milyonları bulan, yüz milyonları bulunan İslam ordusu oluşacak diyor. Yani öyle yetmiş bin kişi, yüz bin kişi, altıyüz bin kişilik değil, değil mi elli milyonluk, yüz milyonluk orda oluşacak inşaAllah. Ve dünyanın en büyük ordusunu oluşturacak diyor Said Nursi Mehdi için. Bu orduyu kullanacak mı ? Yok, yani şöyle yapacak, Güneydoğu’da PKK var mı diyecek, vardı da efendim diyecekler ruh oldu, kayboldu diyecekler. Yani birisi mesela diyecek ki, niye ki diyecekler, diyecek sorulur mu diyecek, değil mi adam elli milyonluk ordunun karşısında adam orda sinek gibi uçuşur mu, değil mi. Mesela falanca yerde zulüm var diyecekler, veyahut Amerika falan yerde katliam yapıyor. Mümkün değil. Şefkat gösterecek Amerika’lılara, sevgi gösterecek değil mi. Mesela sen dedin ya, bota bindirip denize atıyorlarmış Müslümanları, o botu götürürler adama böyle değil mi, götürüp evine bırakırlar yani. Öyle bir şey olmaz. Yani daha başlangıçta öyle bir şeye cesaret edemez. Tahayyül edemez. Beyninde öyle bir şeyi, olayı geliştiremez dahi. Ama Mehdi’nin her olayında sevgi ve şefkat hakim olacaktır. Ama Allah’ın azametinin, Allah’ın gücünün de beklediğini insanlar bileceklerdir. Ama Mehdi asla ve asla hiçbir zaman için kuvvet kullanmayacaktır. Ne başlangıcında ne sonunda. O’nun heybeti ve azameti yetecektir, manevi gücü, sevgisi, şefkati, merhameti, dostluğu. Sevgi onun en büyük silahı olacak. Mehdi’nin kalbinin üstünde bir silah olacak, o da sevgidir. Sevgiyle vuracak düşmanlarını, direnenleri sevgiyle indirecek aşağıya, sadece sevgidir.
SUNUCU: Hocam verdiğiniz bilgiler için size çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Evet sevgili izleyicilerimiz bir yayının daha sonuna geldik.Yarın akşam yine saat 22:00-24:00 saatleri arasında Kocaeli TV ve Mavi Karadeniz TV’de sizlerle birlikte olacağız.Hayırlı akşamlar diliyoruz