ADNAN OKTAR’IN BÖYLE BİR İFADESİ OLMAMIŞTIR. 12 ARALIK 2009 TARİHLİ İLGİLİ KONUŞMAYI SUNUYORUZ: Bakın hadis: “Ümmetimden başı sarıklı 70.000 alim kişi Deccal’a tabi olacaklardır.” İmam Ahmed İbn-i Hanbel Müsned’inde belirtiyor. Sarıklı, cübbeli 70.000 kişi Deccal’e tabi oluyor. Yani Deccal taraftarı oluyor, Müslümanların, İslam’ın dünyaya hakimiyetine karşı tavır alıyorlar. Deccal’in ordusuna, Deccal’in adamlarına, Deccal’in düşüncesindeki kişilere yandaş olup, onlara yalakalık yapıp, onlara yancılık yaparak, onlardan çıkar sağlayarak veyahut onlardan bir şeyler umarak onlarla ittifak haline geçeceklerini hadislerden anlıyoruz. (14 Aralık 2009 Kral Karadeniz ve Adıyaman Asu TV Röportajı programından VTR)
ADNAN OKTAR: Evet bu kadar mı?
OKTAR BABUNA: Hiçbir alakası yok yani söylediğinizle.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli’nin eleştirdiğim bir yönü vardı. Dedim: “Sen sürekli kandan bahsediyorsun, asmaktan, kesmekten, doğramaktan, pırasa gibi doğramaktan. Halbuki ahir zamanda Mehdi hiçbir şekilde kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kimsenin burnu kanamayacak, damla kan akmayacak”. Ve ben bunu kaç yıldan beri sürekli söylüyorum. İstisnasız, hiç yani değiştirmeden, ısrarla anlattığım, hemen hemen her derste anlattığım bir konudur bu. Geçen günler çıktı, benim tam tersine değil mi, çıkıp Mehdi’nin yetmiş bin sarıklı alimi keseceğini, işte pırasa gibi doğrayacağını söylediğimi iddia etti. Şimdi Cübbeli’nin bu tarz çocuk gibi yalan söylemesinin varlığını görmüş oldum. Yani arkadaşları buna çok dikkat etsinler. Bir anormallik var, bir gariplik var. Yani alenen yalan söylüyor. Çocuk gibi yalan söylüyor. Bizim bildiğimizin dışında, tahminimizin dışında bir insan olduğu anlaşılıyor. Yani hayret edecek bir insan. Buna çok dikkat etsinler. Mesela insan yalan söylerken, hadi yalan söylediğini düşünelim. Yani bu kadar aleni, ispat edeceğim ve kayıtları bizde olan bir konuda alenen yalan söylemesi çok çok hayret verici, şaşırtıcıdır. Yani bunun üstünde talebeleri biraz düşünsünler. Bir fevkaladelik var, bir acayiplik var. Bak gördünüz konuşmayı; orada tek kelime sarıklı olan insanların kesileceğinden, biçileceğinden bir bahis yok. Benim konuşmalarımda zaten yıllardan beri, konuşmalarımda tek bir kere böyle bir konu geçmez. Ben buna şiddetle karşı olduğumu zaten bütün cümle alem biliyor, zaten benim özelliğim bu. Bütün kitaplarım... dünya biliyor. Yani Evanjelikler, Museviler, zaten gündem bu. Ben, “bunu nasıl savunuyorsun?” diyorlar zaten, buna şaşırıyorlar. Mehdi’nin kan akıtmaması konusuna şaşırıyorlar. Yani bütün İslam aleminde bu hayretle karşılanıyor, birçok yerlerde. Hadislerde bunu fark edememişlerdi. Ben bunu gösterdim. Bilemiyorlardı hadislerde bu konuyu, birçok kişi bilemiyordu.
OKTAR BABUNA: Siz yatıştırdınız hatta Evanjelikleri.
ADNAN OKTAR: Ama mesela bak bu konuşma açıkça belli olduğu halde, konuşmada bak gördünüz böyle bir konu yani sureti katiyede yok, hiçbir şekilde yok. Ballandıra ballandıra, detaylandıra detaylandıra “kesecek, biçecek dedi” diyor. Şimdi bu kadar pervasız yalan söylemesi, onun çevresindeki insanları düşündürsün yani bak bu çok şaşırtıcı. O 7000 yıl ile ilgili hadis, onu da göstertsinler. Mesela dedi ki; “7000 yıl ile ilgili bir hadis yok” dedi Habertürk’te. Sonra da Arapça’sıyla “7000 yıl ile ilgili hadis var” dedi. Mesela bu da bir yalan. Yani bu yalanların pervasızlığından dolayı talebeleri ve çevresi, fevkalade bir insanla karşı karşıya olduklarını bilip ona göre tedbir alsınlar, bir gariplik var. Yani hayret edicilik var. Yani bu alışılmışın çok dışında çünkü İslam alimlerinin hiçbiri yapmaz böyle bir şey. Herhangi bir cami Hocası da yapmaz. Oradaki herhangi bir talebe de yapmaz. Bakın burada tekrar ediyorum; bir olağanüstülük var, bir gariplik var. Yani hemen durumun farkına varsınlar, hemen ona göre tedbir alsınlar. Ben mesela Mahmud Hoca’yı tenzih ederim, çok saygı duyduğum, çok efendi bir insandır. Yani büyük bir alimdir. Oradaki değerli talebelerine de benim saygım çok büyük. Mesela Mehmet Talu Hoca var, ben çok severim. Gelir, gider bizlere. Yemeğimize katılır, ben yanıma oturtturuyorum. Çok değer verdiğim bir insandır Mehmet Talu. Mahmud Hoca’nın talebelerindendir. Büyük alimdir yani Cübbeli’yi yetmiş kere katlar, yani cebinde götürür yani. Çok büyük alimdir. Hiçbiri böyle bir yalan söylemeyi aklının ucundan dahi geçirmezler. Bu insanda bir gariplik var. Hazır mı onun VTR’si?
SUNUCU: Hazır Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam seyredelim.
(VTR)
Fatih Altaylı: Hz. Adem, ilk insan, dünyaya geleli kaç sene olmuş?
Cübbeli Ahmet Hoca: Şimdi efendim burada çok palavralar var; milyonlarca sene falan diyorlar, işte ağacın yaşını ölçmüşler, filin kemiğini ölçmüşler falan. Ben bunlara inanamıyorum çünkü bizim şeceremiz yani Adem (a.s.)’a dayanan süreç, peygamberler arası ortalama “Tarih-ül-Ümem vel-Müluk” var Taberi’nin, vesaire kitaplarda bunun bir ortalaması baz alınmıştır. İslam kaynaklarında, ehl-i sünnet ve İslam kaynaklarında bu süre Efendimiz (s.a.v.)’den geçti 1430 sene, İsa (a.s.) ile arası 500-550 arası gidiyor. İsa (a.s.) ile Musa (a.s.) arası belli, işte diyelim 2000 sene diyor, şudur budur. İbharim (a.s.), şu anda İbrahim (a.s.)’ın süresi bile 5000 senedir ortalama. Buradan Adem (a.s.)’a bile gidilse şuradan buradan 7000 gibi bir Adem (a.s.)’ın süresi çıkıyor. Yani 7000 gibi bir ortalama çünkü şeyler, ortalamalar belli. Buna şimdi ayet yok, garanti veremeyiz. Hadis de yok, yani hadis de olmadığı için garanti veremeyiz ama yıllar bellidir.
Cübbeli Ahmet Hoca: 1500 seneyi geçmez diyor. Hadis var diyor; vAllahi yalan billahi yalan.
Cübbeli 13 Eylül 2009’da Lalegül FM’de yaptığı konuşmada dünyanın ömrü ile ilgili hadis vardır diyor: Bu dünyanın 7000 sene olması hakkında bir hadis-i şerif vardır. Dünyanın ömrü ahiret günlerinden 7 gündür, diyor. Ayette de sizin saydıklarınızdan 1000 sene ne ederse Rabbin Katı’nda bir gün odur, diyor. Ahiret günlerinden 7 gün, 7000 sene eder.
ADNAN OKTAR: Bakın eğer ben bu 7000 seneye itiraz etmeseydim, bu yalanını devam ettirecekti. Diyor ki mesela, “hadis yok” diyor. Dolayısıyla dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğunu reddederse, 5600 yıl da geçtiğine göre 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda 1400 ile 1500 arasında kalıyor. Yani ümmetin ömrü 1500’e kadar olmuş oluyor. Bunu reddetmek için bakın önce hadisin olmadığını söyledi ki alenen yalan söyledi, bildiği halde. Bakın sonra sıkışınca, ben onu televizyonlardan, radyolardan bunu açıklayınca mecbur oldu, “evet” dedi, “7000 yılla ilgili hadis var” dedi ve ezberden Arapçasından söyledi. Arapça bak, çok iyi biliyormuş demek ki. Arapçasını da bildiği halde, çok doğru olarak bildiği halde,”hadis yok” diye bütün Türkiye’nin gözü önünde yalan söyledi, açıkça yani sözün oraya geleceğini bildiği için. Ahir zamanda Mehdi’nin çıkacağını ispat eden hadislerde, delilin gücünü gördüğünde onu reddediyor. Yani onu gizlemek istiyor. Demek ki alıştırmış bir kısım insanları böyle bu konuları kapatarak yönlendirmeye. Tahmin etmedi benim böyle karşısına çıkacağımı. O yüzden şu an tam bir şaşkınlık içerisinde. Hayretler içerisinde. Bakın görüyorsunuz; “7000 yıl ile ilgili hadis yok” diyor. Sonra da Arapçasıyla “7000 yıl ile ilgili hadis var” diyor. Her ikisi de şuurlu yapılmıştır. Birincisinde yalan söylüyor. İkincisinde ispat ettiğim için, açık açık söylediğim için kabul etmek durumunda kalıyor. Fakat şimdi bakın İmam-ı Hanbeli’nin naklettiği “5600 yıl geçmiştir” hadisini ağzına almıyor. Bundan hiç bahsetmiyor çünkü eğer onu da kabul ederse kainatın ömrü, dünyanın ömrü ve Mehdi’nin çıkış tarihi belli oluyor. Bunu reddetmek için şu an o hadisi söyleyemiyor. Bakın Hanbeli mezhebinin kurucusu İmam-ı Hanbeli’nin naklettiği hadis-i şerifi -ki hadis imamıdır aynı zamanda, mutlak müctehid- bunu söyleyemiyor. Bakın burada bir anormallik var. Bu fevkaladeliği görsün talebeleri. Sonra dedi ki; “kıyamet vakti belirlenemez” dedi, ayet söyledi. Çünkü “gayba girer bu” dedi. Sonra da gayb, bir süre sonra da boş bulundu;” gaybı Allah peygamberlerine bildirir” dedi. Doğru, ayette var. Gaybı Allah peygamberlere bildiriyor istediğinde. Dolayısıyla ahir zamanda Mehdi’nin çıkış tarihini, zamanını, hepsini, alametlerini, bütün alametlerini Peygamberimize bildirmiştir ve aynısıyla çıkmıştır. Demek ki kıyamet aşağı-yukarı, yakın olarak bilinebiliyor. Yani milyonlarca sene sonra kıyamet kopacak demiyoruz. Yakın bir zaman olduğu belli. Sonra da çıktı şimdi, “570 sene sonra kıyamet kopacak” dedi. Hani belli olmuyordu, hani hesaplanamıyordu? Sırf bu yüzyılda Mehdi’nin gelmeyeceğini ispat etmek için bu da bir oyundur, bu da bir garip harekettir. Bundaki fevkadeliği kardeşleri ve arkadaşları görsünler. Yani benim onlara karşı sevgim, saygım büyük, değer veriyorum. Ama tehlikeyi görsünler, acayipliği görsünler. 500 yıl İslam’ın hakimiyetini istemeyen bir düşünce var burada. Bakın 500 yıl. Yani Müslümanlar bekleyecek 500 yıl. Halbuki eğer o gerçekten bir alimse, bildiğimiz anlamda bir Müslüman alimse demesi lazım; “bu yüzyılda İslam hakim olacak”, değil mi? Yani “var gücümüzle gayret edelim” demesi lazım. Mesela bizim Erbakan Hoca çıkar, Erbakan Hocamız, maşaAllah ben onu çok severim, çok değerli bir alimdir, Allah başımızdan eksik etmesin, mübarek, muhterem bir insandır. İslam’ın dünyaya hakimiyeti konusunu sürekli işler o, değil mi? O, onun çok...
OKTAR BABUNA: G8’ler var, D8’ler.
ADNAN OKTAR: Evet, birçok formül öne sürmüştür, birçok çalışmalar yapar. İslam alimlerini toplar. Yıllardan beri uğraşır, İslam’ın bu yüzyılda dünyaya hakim olması için. İşte normal Müslümanın yapacağı hareket budur, değil mi? “500 yıl sonra bu iş olur, bırakalım” demiyor, gayret ediyor. Bakın yaşlı, zor yürüyor, değil mi, ileri yaşına rağmen başında binbir türlü gaile var, zorluklarla karşılaşıyor, hapis cezası aldı. Sonra Cenab-ı Allah yine kurtardı. Ama enerjisinden, azminden, gayretinden milim, santim bir şey eksilmiyor. Var gücüyle gayret ediyor. Ne istiyor? İslam’ın dünyaya hakimiyetini istiyor. İslam ahlakı dünyaya hakim olsun, dünya huzur içinde olsun. İşte Müslümanın tavrı budur. Bakın Cübbeli bunu istemiyor. Buradaki fevkaladeliği görsün kardeşlerimiz ve bunu geçiştirmek için gerekirse çok rahat yalan söyleyebiliyor. Hadisleri reddediyor. Bakın söylemediğim şeyi de söyleyebiliyor. Ben kanın, şiddetin, acımasızlığın karşısındaki gücüm. Ben nasıl kanı savunurum? Ve konuşma ortada bant olarak belli. Buna rağmen bu insan yalan söyleyebiliyor. Yani kendisi gibi benzer bir adam bulmaya çalışıyor. Yani suçuna ortak bulmaya çalışıyor. Ben şefkat insanıyım, merhamet insanıyım, yani boş yere o tarz hilelere, oyunlara girmesin. Ve bak ispat ettim fakat utanması lazım bundan. Yani aynı gayretle gene devam ediyor. İnsan yalanı ortaya çıkınca, değil mi, insan kıpkırmızı olur, utanır. Utanmıyor, devam ediyor. Bakın gene ispat ettim, gene utanmıyor. Halbuki çıkıp Müslümanlardan özür dilemesi lazım. “Evet, ben burada yalan söyledim, burada da yalan söyledim, orada da yalan söyledim. Doğrusu budur” demesi lazım. Çünkü ispat ediyorum artık.
SUNUCU: Hocam Cübbeli’nin hahamlarla ilgili yine bir yalanı olmuş. Bununla ilgili VTR hazır. İsterseniz izleyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Bir bakalım inşaAllah.
(VTR)
Cübbeli Ahmet Hoca: Bana hapiste hahambaşını gönderdiler. Kaç ay yanımda yattı. Bana dedi; “gel Amerika’ya, Manhattan’da seni misafir edeyim, bizim lobilerle anlaş, bir daha konuşma bizim aleyhimize, ben-i İsrail’in, Yahudilerin hakkındaki ayetleri okuma, söz veriyorum sana, Türkiye’de merkez vaazı yaptıracağım seni” dedi. Evet, bak dedi “falancalar geldi bizle anlaştı, falan gruplar bizle anlaştı, falan adamlar bizle anlaştı, sana da yazık” dedi. Bak hapislerde sürüneceksin. Hapisten 4 sene cezası vardı numaradan, benim peşime 2 gün sonra çıktı. Ve bana telefonlar; Eresin Otel’de buluşalım, biletimi yolladı Ankara’da buluşalım. Amerika’ya götürecek, vizen bana ait. Telave gidelim yeter ki ben-i İsrail’in aleyhine ayetleri okuma diyor bana. Birileri bizimle anlaştı, bak onlar şimdi dünya çapında diyor. Sen de böyle sürünürsün diyor. Yapma Hoca diyor, kafanı başka çalıştır. Bundan sonra rahatına bak diyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin hapse girdiği dönemde David Asseo idi değil mi baş haham?
OKTAR BABUNA: Evet, Haleva’dan önceki.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şekilde hapse girmedi, öyle bir konu yok. Yani Türkiye’de çok büyük olay olurdu öyle bir şey olsa ve Cübbeli’nin de yanında oturup, Cübbeli ile böyle bir konuşma yapmaz. Yani Kuran’daki, biz Musevilerle ilgili ayetleri herkes istediğinde okumuyor mu? Bakın, adamın talebine bakın; Kuran’daki Musevilerle ilgili ayetleri okumayacaksın demiş. Peki, milyonlarca Müslümanın okumasını nasıl engelleyecek? Zaten okuyoruz biz gece, gündüz. Yani senin okumaman bizim duymamamıza mı sebep olacak? Sen okusan da, okumasan da biz zaten biliyoruz. Bütün Müslümanlar biliyor, okuyorlar, değil mi? Ve senin onu okumaman için sana böyle milyarlar, trilyonlar, para vermesi, seni Türkiye’de baş vaiz yapması, bir kere bu başbakan değil ki Türkiye’de baş vaiz yapsın seni. David Asseo öyle bir görevi yok ki adamcağızın.
OKTAR BABUNA: O dönemde de 85 yaşındaymış Hocam.
ADNAN OKTAR: 85 yaşındaydı o dönemde de, yani kendi halinde bir insan, yani hapse falan da girmedi ayrıca. Yani bunu mesela niye söyledi, bu da belli değil. Bu nereden çıktı bu söz? Yani rüya mı gördü, rüyasını mı anlatıyor, bu da çok garip. Bunu da sorsun çevresindeki talebeleri. Ya bunda mantık var mı? Kuran’da her gün okuduğu Müslümanların, ayetleri okumayacakmış adam. Bu çok garip bir söz. Hayır, mesela sırf özel bir bilgi olsa da dese ki, farz edelim böyle birisi gelse de dese Musevilerle ilgili böyle bir bilgi var bunu söyleme, işte sana şu kadar para vereceğiz, şu kadar altın vereceğiz dese, böyle bir iddiada bulunsa yine bir derece makul olabilir, belki inandırıcı olabilir. Ama Kuran’da zaten olan ve gece gündüz Müslümanların, bütün milyonlarca Müslümanın okuduğu ayetleri okuma demesinde bir mantık yok. Okusa da, okumasa da zaten herkes okuyor. Ayrıca da David Asseo’nun ne işi var orada, ceza evinde? Sana niye böyle seninle muhatap olup sana böyle bir şey söylesin ve sana niye böyle trilyonlar teklif etsin, milyonlar teklif etsin, baş vaizlik versin? Bir de Amerika’ya gelecekmiş İsrail bir şeyler saydı değil mi?
OKTAR BABUNA: İsrail, evet. Zaten ortalık ayağa kalkar öyle bir şey olsa hemen, siz söylemiştiniz daha önce basına da yansır büyük ölçüde.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani Cübbeli bunları bir durdursun, beş yaşında çocuk yapmaz şunları, önü sonu yok yani.
OKTAR BABUNA: O herhalde Hocam sizin bunları fark etmeyeceğinizi, bu şekilde böyle aralarda şeyler yapabileceğini zannetmişti.
ADNAN OKTAR: Yani kendini kahraman göstertmek için mi yaptı böyle bilemiyorum ki, hani yani böyle bak ne kadar fedekar adam, bak parayı da reddediyor, bu kadar imkanı da reddediyor, işte kimler onun üstünde baskı yapıyor, ama neleri reddederek insanların karşısına çıkıyor, zor şartlarda mücadele ediyor imajını vermek istedi herhalde anladığım kadarıyla. Yani ne gerek var bunlara? Son derece samimi ol, normal yaşa, yani normal hareketlerde bulun. Allah hidayet versin, Allah aklını açsın yani ne diyeyim? Ama inşaAllah düzelir, yani inşaAllah daha samimi olur, daha akılcı olaylara bakar inşaAllah. Evet, var mı sorumuz?
SUNUCU: Var Hocam, “selamünaleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Peygamberimiz Sünen-i İbn-i Mace’de geçen bir hadisinde, ‘Hz. Mehdi (a.s.) bizden, ehl-i beyttendir. Allah O’nu, Mehdi’yi bir gecede ıslah eder’ buyurmuştur. Sayın Hocam, Hz. Mehdi’nin sahip olacağı ilimler ve hikmeti hakkında bilgi verebilir misiniz?” Kenan Orhun yazmış.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi, Peygamber Efendimizin belirttiği hadislerden anladığımız kadarıyla, Allah himayesinde; yani ona melekler yardım ediyorlar. Hata yaptığı yerde onu doğrultan bir melek vardır diyor. Yani sürekli ilhamla haraket eden bir insandır, ahkamda mahsumdur Mehdi. Yani çok isabetli konuşur, hikmetli konuşur, bir de Mehdi ile ilmen başetmek mümkün değildir. Yani mutlaka ezer, mutlaka galiptir. Yani Allah’ın birçok isminin tecellisidir Mehdi. Yani başedilebilecek bir varlık değildir. Deccaliyeti, Darwinizmi ve materyalizmi mutlaka tepeleyip ezecektir, durdurulamaz Allah’ın izniyle. Küçük bir talebe grubu vardır, onlarla faaliyetlerine devam eder ama Kuran’da bahsi geçen Kehf Kıssası zaten doğrudan Mehdiyeti anlatan bir kıssadır. Yani küçük bir genç grubu evlerinden ayrılıp Allah rızası için, Allah’a hizmet için kendilerini adayacaklar. Yani bunların evi olmayacak, bunların evi sırtlarında, nerede bulurlarsa uygun bir yer, orada kalacaklar. Mesela mağara buluyorlar, mağaraya girip orada beraberler, değil mi, “genişçe bir yerde ortada birlikteydiler” diyor, birlikte haraket edecekler. Bir uyku hali, yani Mehdi’nin talebeleri de ilhamla hareket edeceklerdir, onlar kaderin sevkiyle hareket edecekler. Yani Mehdi talebeleri istese de, istemese de hizmet edeceklerdir. İkinci bir ihtimal yoktur, o 313 kişinin mutlaka hizmet mükellefiyeti vardır. Yani “ben vazgeçeyim” diyemez, kaderinde yok, mutlaka hizmet edecektir. Mehdi’de ledün ilmi vardır yani batın ilmi vardır. Bir de “gizli bir ilmin sahibidir” diyor. Bizim bilmediğimiz gizli bir ilim, onunla da ayrıca başarılı olacaktır. Cinlerin de ona desteği olacaktır, sırf meleklerin değil cinlerin de yani cinlerden de bir ordusu olacaktır inşaAllah. Hz. Süleyman gibi cinlere hakim olacaktır yani cinlere söz dinletecektir. Ve o ordusu gittikçe güçlenecektir yani cinlerden oluşan ordusu. Onlarla muhaliflerin yaptıkları faaliyetleri öğrenecektir, karşıt atakları öğrenecektir yani Allah’ın dilediği kadarıyla tabii. Gizli hazinelerin yerlerini öğrenecektir, ama o daha ileriki tarihlerde olacaktır. Tevrat’ın aslı bulunacaktır, İncil’in aslı bulunacaktır; bu hadis-i şeriflerde belirtiliyor. Yani yerdeki madenlerin, gizli hazinelerin bulunuşu da gene cinler kanalıyla olacaktır inşaAllah. Mehdi’nin ilmi, ledün ilmi, onun aşırı akıllı, şiddetli akıllı olmasından kaynaklanan bir yönü. Yani bir anda birçok şey düşünebilen bir insandır Mehdi, çok detayları görebilen bir insandır. Ama zahiren hiç anlaşılmayacaktır Mehdi, yani herhangi bir insan görünümünde olacaktır. Peygamberimiz diyor; “Arapçayı pek bilmez” diyor Mehdi için, hadis var. Dışarıdan da anlaşılamıyor, “o insanları görür, insanlar onu görmez” diyor. “Pazarlarda gezer” diyor, “insanlar onu fark edemezler” diyor. “Hz. Yusuf gibidir” diyor değil mi, hapsediliyor. “Hz. Musa gibidir” diyor, “gizlenir” diyor, “kendini muhafaza eder” diyor. Aynı şekilde de Hz. Yusuf gibi de tanınmama yönü de var. Mesela Hz. Yusuf’u kardeşleri tanıyamadı, ama o kardeşlerini tanıyor, baktığında tanıyor. Ama onlar onu anlayamıyorlar, fark edemiyorlar. Mehdi’nin harika yönü de küçük bir talebe grubuyla bütün İslam aleminin ve bütün dünyanın gözleri önünde faaliyet yapmasına rağmen, faaliyetleri görülmesine rağmen yine fark edilemeyecektir. Yani çok şaşırtıcı; Allah burada gücünü gösteriyor. Mesela Allah fark edemeyeceklerini söylüyor, fark edilmedikleri için zaten 313 kişi oluyorlar. Yani belki kuşkulanacaklar, hafif kuşkulanabilirler ama bütün bunlara rağmen masonlar mesela bildiği halde durduramayacaklar. Küfür bildiği halde durduramıyor. İddia edilen Ergenekon örgütü de fark edecek, Amerika da fark edecek, Rusya da fark edecek fakat durdurulamıyor. Bütün güçlerini kullanacaklar, bütün imkanlarını kullanacaklar ama Allah onu, onların bilmeyeceği özel bir ilimle koruyacak Mehdi’yi. Ve sonuna kadar da gidecek, yani mesela önümüzdeki 10 yıl içerisinde göreceksiniz katlamalı olarak artacaktır. Mesela Medine’de -İstanbul’da da- ona bir karşı çıkacak bir yobaz alamet, son alametlerindendir Mehdiliğin alametlerindendir. Bence bu yobaz da çıkmıştır, yani bu çok harika bir şahıstır bu yobaz, yani Mehdi’ye karşı çıkacak olan bu yobaz. O, mesela bu tip varlıklar çok orijinal olurlar, yani çok şaşırtıcı olurlar. Mesela deccaller, ondan sonra mesela bu topal şahıs, Mehdi’ye karşı bir topal şahşın çıkacağı belirtiliyor. Bu da harika bir şahıstır. Yani olağanüstü güçleri vardır, olağanüstü mesela çok akıllı ve çok zeki oluyorlar. Ama küfri olduğu için akılsız oluyor, başını belaya sokuyor. Mesela “topal siperden fırlar” diyor “Mehdi’ye karşı, ahir zaman topalı”. Yani küfrün başına, küfrü yönlendirecek gruplardan bir tanesinin içindekidir, ahir zamandaki kişilerden bir tanesi. Mesela Kenan vardır ahir zamanda Kenane, ahir zamanın bir şahsıdır. Yani vazifesini söylemiyorum ama bir Kenan vardır ahir zamanda görev yapacak, açıkça Kenan diye geçiyor yani. Ahir zaman yobazı vardır, Medine’de çıkacak yobaz, mesela bu da harika bir şahıstır, yani “eşhas-ı harika çıktıkları zaman” diyor Said Nursi, “çokları” diyor “kendisi de bidayeten fark etmez” diyor. Bu ahir zamanda Mehdi’ye karşı mücadele edecek olan bu münafık yobazlar, birçok harika özellikleri olacaktır. Yani şaşırtıcı bir yapısı olacaktır, ama o da etkisiz hale gelecektir. Bu, ayetin işaretiyle 2011’ler gibi etkisi kalkacak inşaAllah, yani Allahualem öyle gibi görünüyor. İnşaAllah. Ayetin şeyinden o çıkıyor, Allahualem. Birçok ahir zaman şahsı vardır Mehdi’ye karşı, mesela deccal vardır, süfyan vardır değil mi? Süfyan Suriye’de çıkmıştır ve Hafız Esat’tır. Ama Beşir Esat, oğlu, çok iyi o, maşaAllah Müslüman, muttaki, tertemiz insan. Fakat babası muazzam kan döken ve muazzam zalim bir insandı ve Stalinist’ti. Bu Apo’nun tarzında bir kişiydi. Mesela ahir zamanda o bölgede olacak suikastlar da detaylarıyla belirtilmiştir, hepsi olmuştur teker teker, değil mi?
OKTAR BABUNA: Mısır ve Şam meliklerinin öldürülmesi.
ADNAN OKTAR: Mısır ve Şam meliklerinin öldürülmesi.
OKTAR BABUNA: Beşir Cemayel öldürüldü, Enver Sedat öldürüldü.
ADNAN OKTAR: Evet. Tam mutabıktır. Ama bunları tabii en güzel benim bu eserimden “Hz. İsa ve Hz. Mehdi Bu Yüzyılda Gelecek” isimli eserden iyi takip edebilirler inşaAllah. Zaman zaman da Risale-i Nur Külliyatı’ndan izahlar yapacağım. Mesela Said Nursi diyor; “benim zamanımda” diyor, “bu kişinin” diyor ki bence bir yobazın, bir yobazın Said Nursi’ye karşı muazzam cephe almıştır Müslümanım dediği halde. Yani ona her türlü eziyeti, her türlü baskıyı yapmıştır, alim, güya alim. “Bu da göstertiyor ki” diyor, “ahir zamanda” diyor, “gene bu tarz bir olay olacak” diyor. Ama hadislerden istifade ederek bunu söylüyor, yani Mehdi zamanında da böyle bir olay olacak. Yani bir yobaz daha çıkacak. Çünkü bakın, Bediüzzaman, 30 yılı hapislerde geçti, harikalar, kerametler sahibi bir insan, ehl-i sünnete çok titiz, milyonlarca insanın imanının kurtulmasına vesile oldu. Dinsizliğe karşı çok güçlü bir atak yaptı, o devirdeki en güçlü hareketti. En güçlü hareketti, yani Türkiye’de komünizmin, ateizmin gelişmesini kökten durduran bir insandı. Çok etkili bir insandı. Anlatsak sabaha kadar bitmez. Öyle mübarek ve muhterem bir insan. Ama bakıyoruz, mesela Cübbeli ona da karşı, değil mi? Mesela “30 noktada” diyor, “ehl-i sünnete uymadığına dair birilerinden bir şey duydum” diyor. Bakın, çok kurnazca bir ifade. “Ben gördüm” demiyor. Hani göster dedin mi, “ben bilmem gidin o adama sorun”. Adam nerede? Toprağın altında. Toprak nerede? Tavanda. Yani değil mi? Öyle bir kurnazlık yapıyor. Ve dolayısıyla şaibe altında bırakacak ki, çünkü Mehdi’nin bu yüzyılda geleceğini biliyor Said Nursi. O riskli, hemen onun da bir devreden çıkartılması gerekiyor. Şeyh Nazım Kıbrısi de ne diyor? Hadis veriyor, hadislerden söylüyor; “Hicri 1400 ile 1500 arasında” diyor, “bu ümmetin ömrü” diyor inşaAllah ve “Mehdi mutlaka gelecek” diyor. Hemen onu da devreden çıkarttı. Bakın, tek bir tane suç ile devreden çıkarıyor. Pir-i fani ama bakın, tam pir-i fani, hanımlara, Müslüman muttaki hanımlara elini öpüyormuş, böyle anneler gelip böyle onun elini öpüyorlar ki bütün Türkiye’de adettir, yaşlıların eli öpülür, değil mi? Yani kadın-erkek, çoluk-çocuk herkes gider, elini öperler. Bunu bir anormallik, sapkın bir tavır gibi göstertip, onu insanların gözünden düşürmeye çalışıyor ve değersiz kılacak güya. E kardeşim, iki büklüm kapanarak ellerini öpen sen değil miydin Şeyh Nazım Hazretleri’nin? Asrın kutbu olduğunu söyleyen sen değil miydin? Filmi var, video filmi var. Tabii, iki büklüm olarak elini öpüyorsun ve asrın kutbu olduğunu söylüyorsun bir de şahıs ismi vererek, değil mi? Niye bu iki yüzlülük? Bir orada, bir burada, değil mi? İki tane yüz var ortada. Hangi yüzün doğru; o yüzün mü doğru, bu yüzün mü doğru? Madem kadınlara elini öptürüyor ve ehl-i sünnete uygun görmüyorsun ki pir-i fani bir insan, son derece normal bir şey, hatta güzel bir tavır da. Madem öyle niye gittin ta Kıbrıs’a kadar? Niye kapanarak elini öpüyorsun? Niye kutup olduğunu söylüyorsun? E deseydin ya orada “niye kadınlara elini öptürüyorsun? Ehl-i sünnete uymuyorsun” deseydin ya. E demek ki beğenmişsin, saygı duymuşsun ki gidip elini öpmüşsün. Ama konu ne? O da “bu yüzyılda Mehdi gelecek” diyor. Onun da hemen devreden çıkarılması gerekiyor. Berzenci ne diyor, “Kıyamet Alametleri”nin yazarı? “Bu yüzyılda gelecek” diyor. Onu anlıyoruz izahlarından, onu da devreden çıkarıyor, “o da yanlış söylüyor” diyor. Suyuti? “O da yanlış söylüyor” diyor. Bir tek doğru söyleyen kim var? Cübbeli. Bu bir hata, bir yanlışlık, bundan dönmesi lazım. Aklını başına alması lazım.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam, kısa bir aramız var. Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikte olacağız. Lütfen bizden ayrılmayın.
Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikteyiz. Sohbetimize kaldığımız yerden devam etmeden önce kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. www.harunyahya.net ,www.harunyahya.com adreslerinden Sayın Adnan Oktar’ın eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Hocam nasıl devam edelim?
ADNAN OKTAR: Ayet okuyalım biraz inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, Fussilet Suresi, 21’inci ayet: “Kendi derilerine dediler ki:...” Kendi vücut derilerine dediler ki,“...Niye aleyhimize şahitlik ettiniz?...” Deriler ahirette konuşuyor. Adamlara suçunu söylüyorlar, “sen şunu yaptın” diyorlar. Çünkü sordun mu söylemiyor, yalan söylüyorlar, yalancılar. Alışmış yalan söylemeye, orada da yalan söylüyor. “Kendi derilerine dediler ki: "Niye aleyhimize şahitlik ettiniz?" “Dediler ki: "Her şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu.” Bak, her şeye nutku veren, her şeyi konuşturan Allah. Televizyonları, radyoları da konuşturan Allah’tır. Şu an televizyondaki çıkan konuşmayı yaratan da Allah’tır. Yani her şeye, insanlara, kuşlara değil mi, hepsine. "Her şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu” Telefonlara, değil mi, her şeye. “...Sizi ilk defa o yarattı...” İlk defa o yarattı diyor Allah. “...O’na döndürülüyorsunuz. Siz işitme, görme...” Bak işitme ve görme, “...duyularınız ve derileriniz...” Bakın işitme, görme duyuları, yani göz, kulak ve deri. “...aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz.” Yani hiç böyle bir şeyi düşünmediniz, söylendiği halde. “...Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.” Halbuki Allah, orada işte bildiğini onlara göstermiş oluyor. 26. ayette diyor ki Cenab-ı Allah: “İnkar edenler dediler ki: ‘Bu Kuran'ı dinlemeyin ve onda okunurken yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz.’" Yani Müslümana, mesela iman ediyorum dedin mi, İslam’dan Kuran’dan bahsettin mi, bağırtı-çağırtı yahut orayı terk etmek veyahut pankartlarla gösteri yapmak, sen nasıl Allah’ın varlığını savunursun, nasıl Allah birdir dersin, işte, vatan elden gidiyor tarzında değil mi böyle sahtekarca, samimiyetsiz tavırları gösterenler oluyor. Kuran ona işaret ediyor. 29. ayette, “İnkar edenler dediler ki: Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları bize göster”. Ahirette bunu istiyorlar. Dövecekler, artık ne yapacaklarsa? Bakın “Cinlerden ve insanlardan”. Şimdi, insanlardan da mesela insanları saptıran insanlar var. Darwinizm’e, materyalizme, komünizme, terörizme değil mi, masonluğa insanları çeken güçler var. Fakat diyor ki, bakın “cinlerden de” diyor. Bu da Masonlar’ın cinlere taptığını da göstertiyor çünkü cinni şeytanlara tapıyorlar. Cinni şeytanlar, onları o yoldan çıkartıyor yani anormal çizgiye getiren onlardır. “...ve insanlardan bizi saptırmış olanları bize göster, ayaklarımızın altına alalım, en aşağılarda bulunanlardan olsunlar." En aşağılarda bulunanlar, yani cehennemin en derin tabakasına gönder onları diyor, biliyorlar orada azabın çok olduğunu. Aynı zamanda onu belirtiyor. Ayaklarımızın altına alalım. Bir de iyice dövüp, yerlerde sürüklemek istiyorlar. Yani cehennemde kafirler kendi aralarında sürekli kavga edecekler. Yani çok şiddetli kavgalar olacak. Buluyorlar da birbirlerini hakikaten, sen beni diyor, cehenneme beni sen düşürdün, o da diyor, sen beni düşürdün. Birbirlerini kıyasıya dövüyorlar. Kuran, buna işaret ediyor. Masonların, cinni şeytanlara taptıklarına da delildir bu. Mesela iddia edilen Ergenekon örgütü de cinni şeytanlara tapıyorlar, ona da işaret ediyor. “Şayet sana...” diyor Cenab-ı Allah, 36. ayette. “....şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa,” Mesela, birini döv, söv, yahut çirkin bir söz söyle, yahut harama gir gibi. “ Şayet sana, şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa hemen Allah'a sığın.” Ya Rabbim, sana sığınıyorum diyecek Müslüman. “Çünkü O, işitendir, bilendir.” Yani sen dua ettiğinde, hemen işitir diyor Allah ve bilir diyor Allah. “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır.” Kötülüğü uzaklaştırmak için kötülük yapılmaz. Ters laf söyleyene ters laf söylenmez, dövene döverek karşılık verilmez. Bakın, “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır, o zaman görürsün ki seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dostun oluvermiştir.” Sıcak dostun olur diyor Allah. Onun için yani imalı, ters lafa ters lafla cevap vermek değil, kötü bir söze, kötü bir söz ile cevap vermek değil, güzel ve saygılı bir söz ile cevap vermek lazım. Yani o şaşırsın, yani Müslümanın efendiliğine, terbiyesine, sabrına, intikam almaktan kaçınmasına, insancıllığına şaşırsın ve güzel örnek alsın. Hakikaten de sonra dost oluyorlar. Kuran, buna işaret ediyor inşaAllah. Buna, Cenab-ı Allah diyor ki bak ayetin devamında; “Buna, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz.” Şimdi adam bir laf söyledi. Buna okkalı bir söz söylediğinde, insan tabii nefsi rahatlar. Mesela ağır bir hakaret ile karşılık verdiğinde, rahatlar. Ama sabreden ne yapıyor? Bir kendine hakim oluyor, öfkesini bir yeniyor, sabrediyor ve güzel bir söz söylüyor. Bakın, Allah diyor ki, “Buna, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.” Büyük pay nedir? Allah’ın rızası, rahmeti ve cennetidir.
İnşaAllah. “Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin.” Yani, sapkın inanç şekilleriniz olmasın diyor Allah. “...Allah’a secde edin...” Allah’a iman edin, namaz kılıyorsanız Allah için namaz kılın. “...ki bunları Kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz.” Allah’a ibadet etmek istiyorsanız, mutlaka Allah’a ibadet edin diyor. “Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa,” Ben diyor, namaz kılmak benim ağırıma gider şimdi, arkadaşlarım görür, mahçup olurum, küçük düşerim ben diyor secdeye gideceğim diyor, kıyamda duracağım, rüku yapacağım, ben bunu yapamam diyor. Benim ağırıma gider diyor, çok gördüm, ağırına gidiyor adamın. “Şayet onlar büyüklenecek olursa, Rabbinin Katında bulunanlar, O'nu gece ve gündüz tespih ederler ve bundan bıkkınlık duymazlar.” Bakın, melekler gece-gündüz Allah’ı tespih ediyorlar. Kimi rükuda, kimi secdede ve kimi kıyamda ve bundan da bıkkınlık duymazlar diyor Allah. Bunda bir işaret daha var; namazdan bıkılmaz, güzel ahlaktan bıkılmaz, sevgiden bıkılmaz, insan sevdiğinden bıkmaz, değil mi, eşinden bıkmaz. Efendim, Allah’ın güzel tecellilerinden bıkmaz. Güzel sözden, güzel nezaketli tavırlardan, efendilikten, değil mi, helale göre, helale-harama göre hareket etmekten bıkmaz. Bu müminin vasfı. Allah melekleri örnek gösterdi. Bak onlar bıkmıyorlar diyor, siz de sakın bıkmayın diyor. Zaten Müslümanın aklından geçmez, ama gene de şeytani vesvese olursa Kuran ona dikkat çekiyor inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam Cübbeli ile ilgili kısa bir VTR daha var.
ADNAN OKTAR: Tamam. Bu vatandaş iyice düzelinceye kadar uyarı yapmakta fayda var. Bakayım.
(VTR)
Cübbeli Ahmet Hoca: Masonların, Yahudilerin sevdiği bir Hoca nasıl düşünebilirsiniz? Onların tasvip ettiği, buyur kanalımızda çıkın konuşun dediklerinden ne tavizler almışlardır demektir. Bunlara mutlaka dikkat edin. Hangi Hoca olursa olsun, hangi Hoca olursa olsun bir mason kanalında konuştuğu zaman mutlaka taviz vermiştir. Kesinlikle konuşturmaz bir mason. Ha, bunlara dikkat edin. Niye başka Hocaları konuşturmuyor? Niye bu kadar ehl-i sünnet Hocayı konuşturmuyorlar? Konuşturmazlar, onlarla anlaşmalıdırlar.
ADNAN OKTAR: Bu konuda aydınlanmış olduk. Cübbeli bu konuda doğru söylüyor. Hakikaten bir mason kanalına durduk yere bir Hocayı çıkartmazlar. Bir taviz vermiştir. Önceden gidip anlaşmıştır, konuşmuştur değil mi? Para almıştır, ondan sonra kendi aralarında durum değerlendirmesi yapmışlardır. Nasıl bir strateji izleneceğini belirlemişlerdir. Cübbeli’nin her sözü yanlış değil. Mesela bu sözü çok güzel. İsabet kaydetmiş hakikaten, doğru söylüyor inşaAllah.
Evet, sen o uğurlu, temiz ellerinle bana bir sayfa aç da ver bakalım inşaAllah. Bismillah, İbrahim Suresi, 34. ayet: “Size her istediğiniz şeyi verdi...” diyor Cenab-ı Allah. “Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz.” Mesela sırf meyveleri, sebzeleri, sağlığını, sıhhatini, güzellikleri, iyilikleri, hücrenin güzelliklerini değil mi, insana verdiği nimetleri, kaş, göz, kirpik, “Allah’ın nimetini saymaya kalkışarsanız, onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki insan pek zalimdir, pek nankördür” diyor Allah. Yani zalim oldukları için diyor. Bak ben bu kadar çok nimet veriyorum, onlara göz verdim, burun verdim, güzel kokluyorlar, güzel renkler görüyorlar değil mi? Üç boyutlu, dünyanın en kaliteli televizyonunda bile şu beynimizdeki oluşan görüntü olmuyor. Yani üç boyutlu televizyon var yani bakıyoruz, bu beynimizin içindeki olan görüntüyle alakası yok. Beynimizin içinde olan görüntü o kadar mükemmel ki, ne Sony ne Philips hiçbiri, değil mi, bu kaliteyi elde edemedi daha hala. Cenab-ı Allah bunu ne kadar şeyle yapıyor? Şu kadarcık etle yapıyor. Onlar o kadar alet edavat kullandıkları halde, o kadar mühendis kullandıkları halde beynin içindeki şu kaliteli görüntüyü elde edemediler. Mesela şu ses düzeni, beynimizin içindeki üç boyutlu tam stereo ve mükemmel bir ses düzeni var. Yani öyle üç boyutlu ki, mesela sesin nereden geldiğini anlıyoruz. Mesela ses diyoruz şu taraftan geliyor, öbür ses buradan geliyor diyoruz. Bu nedir? Üç boyutlu. E, stereo sistemde gene bunu elde edemediler. Gene hışırtı var. Burada hışırtı falan da yok. Ne kadar et parçası yapıyor gene bunu? Şu kadarcık. Sony’nin aletleri değil mi öbür firmaların aletlerine bakıyoruz, yani binlerce mühendis yüz seneden beri çalışıyorlar, yani bütün bilimsel bilgiler birikiyor; buna rağmen gene yapamıyorlar. Mükemmel koku oluşuyor. Onun için de Cenab-ı Allah diyor, “...insan pek zalimdir, pek nankördür...” Bunları düşünmezler anlamında. ”... Hani İbrahim şöyle demişti, Rabbim bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut...” Demek ki insanlar bir kere bir güvenlik istiyor. Mesela biz İstanbul’da güvenlik içinde yaşamak istiyoruz ama çok zor. Bütün insanlar korku içinde yaşıyorlar, gözler yerde. Ankara’da da öyle, İstanbul’da, Londra’ya git öyle, Moskova’ya gidiyorsun bütün insanlar korku içerisinde. Her an bir şey olabilir korkusundalar. Onun için şehirlerin güvenli olmasının önemine Kuran dikkat çekiyor. Mehdi devrinde bu olacaktır. “...Rabbim bu şehri güvenli kıl...” diyor, İstanbul’da ve bütün şehirlerde inşaAllah Hz. İbrahim’in duası kabul olacak inşaAllah ve güvenli olacaklar. “Beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut”. Yani Darwinizm’e, materyalizme inanmaktan, değil mi, ateist, putperest inançlardan Müslümanların uzak kalması. Bu da gene Mehdi devrinde olacaktır, bütün putların yıkıldığı devir olacaktır. “Rabbim gerçekten onlar insanlardan birçoğunu...” diyor “...şaşırtıp saptırdı”. Ahir zamanda ne oldu? Darwinistler, materyalistler insanların birçoğunu şaşırtıp saptırdı. Birçoğunu, dünyanın %90’ını, %95’ini. “Bundan böyle kim bana uyarsa artık o bendendir. Kim bana isyan ederse elbette sen bağışlayansın, esirgeyensin.” Yani peygamber olduğu için bana uyun diyor. “Bana uyanlar, artık o bendendir.” İbrahim’i, Müslüman, Hz. İbrahim’in hanif dini içerisine girmiş oluyorlar. “Rabbimiz” diyor ayette gene 38. ayette: “Rabbimiz, şüphesiz sen bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” Saklı tuttuk; mesela kafasında bir şey düşünüyor. Bir insan için kötülük düşünüyor. Milimi miline Allah tarafından o bilinir. En ince detayına, bak gizliyi, gizlinin de gizlisini de bilirim diyor Allah. Kalbinden geçenleri de Allah biliyor. ”…Açığa vurduklarımızı da bilirsin.” Açıkça konuş, mesela şu an konuşuyoruz. Bu konuşmanın hepsini Allah biliyor şu an, dinliyor Allah bizi. “Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” Yerde: yerin altında; gökte: atmosferde, daha yüksekte, meleklerin, cinlerin konuşmaları; hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Çünkü hepsini Allah yaratıyor, Kendi yaratıyor. Nasıl gizli kalsın, değil mi? Kendi yarattığı, şimdi biz, mesela ben konuşuyorum -haşa benzetmek gibi olmasın- kendi konuştuğumu bilmez miyim? Duyuyorum, değil mi? Allah beni konuşturuyor. Yani Allah da -haşa böyle bu benzetme oluyor, anlamaları için söylüyorum- her sesi, her konuşmayı Allah yaratır. Dolayısıyla bilmemesi imkansızdır inşaAllah. “Hamd Allah’a aittir ki,...” Allah’ı hamd etmenin önemini söylüyor 39. ayette. “O bana ihtiyarlığa rağmen İsmail’i ve İshak’ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim gerçekten duayı işitendir.” Bakın peygamberlerde bu var, velilerde de vardır. Mesela güçlü, yani yaşının ilerlemesine rağmen, değil mi, normalde çocuğu olmaması gerekir. Ama Allah onu çok sağlıklı kılmış. Çok yaşlı iken çocuğu oldu Hz. İbrahim’in. “İsmail ve İshak’ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim gerçekten duayı işitendir.” Demek ki yaşlıklıkla, gençlikle bir alakası olan bir şey değil yani. Cenab-ı Allah’ın takdir etmesiyle ilgilidir sağlık ve sıhhat, güç. Mesela adam yirmi yaşında oluyor ama sağlıksız oluyor. Mesela doksan yaşında, yüz yaşında oluyor ama peygamberler, son derece sağlıklı oluyorlar. Allah ona işaret ediyor. “Rabbim beni namazımda sürekli kıl.” Yani sürekli namaz kılmak. Canı istediği vakit namaz kılmak olmaz. Başladığında, namazı muntazam kılacak inşaAllah. “Soyumdan olanları da...”. Mehdi’yi de çünkü onun soyundandır bak. “Soyumdan olanları da...”. Peygamber Efendimiz onun soyundandır. Hz. İsa Mesih, o da Hz. İbrahim’in soyundandır. “Soyumdan olanları da. Rabbimiz duamı kabul buyur.” Bakın güzel dualardan bir dua. “Rabbimiz hesabın yapılacağı gün ahirette beni, anne, babamı ve müminleri bağışla.” Müminler için, mesela dua edilirken, sırf kendisi için dua etmeyecek, herkes için dua edecek inşaAllah. “(Ey Muhammed,) Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma” Darwinistler de, materyalistler de, iddia edilen Ergenekon örgütü de hepsinden Allah’ın haberi var çünkü kendi yaratıyor, hepsi Allah’ın bilgisi dahilinde. “…onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.” Hem kıyamete hem de ölüme işaret var inşaAllah.
SUNUCU: Hocam Cübbeli’ye ait bir VTR daha var Şeyh Nazım’la beraber.
ADNAN OKTAR: Tamam bir bakalım.
(VTR)
Cübbeli Ahmet Hoca: Sizinle alın alına sizle böyle tevekki eder gibi bir resminiz var bende. Ondan şöyle duydum ben. Dedi ki bir gün dedi sabah dedi dua ettim. Dedim ya Rabbi kutuplardan birini gönder bugün bana ziyarete diye. Şeyh Nazım Efendi geldi dedi.
ADNAN OKTAR: Bakın Şeyh Nazım’a kutup diyor, kutup ne demektir biliyor musunuz? Yani asrın velisi. Peki, nasıl çıkıp da sen diyorsun ki kadınlara elini öptürüyor, ben bu insana o anlamda, değil mi, önem vermem. Yani dolayısıyla ehl-i sünnete uygun bir insan değil. Dolayısıyla sözüne itibar edilmez. Bu anlamda bir konuşma yapıyorsun.
OKTAR BABUNA: Evet, işine gelmeyince hemen.
ADNAN OKTAR: İşine gelmeyince, ama bak daha önce hatta başka bir filmi de var, orada da elini öpüyor mesela bu şeyin devamında da vardı, elini öpüyor. Kutup olarak görüyorsun, elini öpüyorsun. Sonradan arkasından niçin böyle konuşuyorsun? O zaman bir de gördünüz pir-i fani bir insan. Bunun evladı oradaki anneler, yani elini öpse ne olur, yani ne kaybeder, ne olur? Bir saygı bir hürmettir, değil mi? Bizde bir örftür, değil mi, benim bildiğim yaşlıların eli öpülür inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi Hz. Mehdi’nin çıktı, çıkacağını söyleyince Şeyh Nazım Hazretleri, söylediği için.
ADNAN OKTAR: Evet, bu yüzyılda çıkacağını söyledi. Beni çok sever Şeyh Nazım. MaşaAllah bizim evimize 2 kere gelmişti. “Ben” dedi, “kimsenin ayağına gitmem” dedi, “ben oğlumu çok seviyorum” dedi, “çünkü o beni çok seviyor” dedi, “o yüzden geliyorum” dedi. Böyle çok güzel nüktedan, çok şahane konuşmaları olan pek mübarek bir insandır. Onlara da bir vatandaş dadanmış herhalde, onlar da biraz tedirgin olmuşlar. Sonra o da; “ben artık demiş vazgeçtim, artık münasebetsiz konuşmalar yapmayacağım” demiş. Onlar da biraz rahatlamışlar ama her zaman öyle insanlar çıkar. Yani tedirgin olmaları çok yersiz, Şeyh Nazım bir güneştir yani öyle üflemeyle sönmez. Yani 100 kişi çıksa onun aleyhinde konuşsa, binlerce çıksa yine bir şey olmaz. Cevap vermelerine ne gerek yani? Zaten pek büyük bir insan, çok değerli bir insan, şahane bir insan. Kıbrıs’ta çok seviliyor, Türkiye’de de çok seviliyor çok, Londra’da hatta bu Güneydoğu Asya ülkelerinin çoğunun kralları, devlet başkanları çoğu onun talebesidir. Değil mi? O Brunei Sultanı falan çok insan yani inşaAllah onun talebesidir Şeyh Nazım’ın. İngiltere’de de öyle binlerce talebesi var, Amerika’da öyle. Çok aydın, İngilizceyi çok iyi bilir, kimya mühendisi değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah zeki bir insan.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Seyittir; Peygamber Efendimizin neslindendir. Dolayısıyla da akrabam, inşaAllah, Şeyh Nazım Hazretleri. Yeşil gözlü falan böyle çok gösterişli bir insandır maşaAllah. Yaşlılığı da çok tatlı görüyorsunuz. Böyle bir insan el öptü diye şaibe çıkarılır mı? Ne güzel işte değil mi? Biz çocukluğumuzda, değil mi, giderdik yani hep annelerin eli öpülür, büyük babaların, büyük dedelerin eli öpülür. Yani bunda ne var? Son derece güzel bir şey.
SUNUCU: Hocam bir VTR’miz daha var Cübbeli’yle ilgili yine. Cübbeli’nin bedduası.
ADNAN OKTAR: Tamam, bir bakalım.
(VTR)
Cübbeli Ahmet Hoca (Cübbeli’nin 15.09.09 tarihinde Arifan Radyo’da yaptığı konuşmasından): Biz bedduacı değiliz. Lanetçilik bize yakışmaz.
Cübbeli Ahmet Hoca (www.cubbeliahmetHoca.tv): İkimizden hangisi yalancıysa Allah ona lanet etsin. İkimizden hangisi yalan konuşuyorsa Allah onu helak etsin, tamam mı? Sonra ben hasta masta olurum da, bu sefer bak demesin sonra…
ADNAN OKTAR: Allah’ım ya Rabbim. Bak, akla bak sen yani beddua ediyor fakat Allah belasını verirse herhangi bir şekilde, sakın onu ondan saymayın diyor. O zaman niye söylüyorsun o sözü, değil mi? Bak diyor “beddua olmaz” diyor, “biz yapmayız” diyor bedduayı. Arkasından da beddua ediyor. Sonra da diyor Allah kendisine bir bela verirse bu sefer de sakın öyle bir şey anlamayın ha, diyor. Bu bedduayı söyledikten sonra hemen hastalandı arkasından, hastanelik oldu. Tabii, değil mi, yatalak hale geldi. Yani ben onun hiçbir zaman için belasını buldu demedim inşaAllah. Bir hikmet, hayır vardır, Allah onu imtihan ediyor inşaAllah. Sen şimdi bana bir sayfa daha aç ver bakayım, inşaAllah. Tamam. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım Araf Suresi. “Şu halde Allah’ın nimetini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” Terör ve anarşiye, iddia edilen Ergenekon örgütüne bakan bir ayet. Araf Suresi 68: "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum.” Yani Kuran’ı anlatıyorum. Kuran’ın hakikatlerini beyan ediyorum. “Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm." Yani güvenebilirsiniz bana diyor, ben samimi bir insanım bana güvenin, güvenilir bir öğütçüyüm diyor Peygamber Efendimizin hitabı. "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum.” cümlesinin ebcedi 2029. İslam’ın dünya hakimiyeti devrini veriyor. Bakın, "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum.” Mehdi’ye bakan bir ayet aynı zamanda. Bakın hem Resulullah’ı anlatıyor ama tek verdiği tarih var, 2029.
Şimdi yine bir sayfa daha aç. MaşaAllah, bismillah.
SUNUCU: Bismillah.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım Secde Suresi. “Gökten yere her işi O evirip düzene koyar.” Cenab-ı Allah. “Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir.” O, yedi gün açıklamasını da biliyorsunuz, bu ayeti delil veriyor dünyanın ömrünün 7000 yıl olmasıyla ilgili ayetle delildir bu inşaAllah. “Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan“ mesela bak kedileri, köpekleri, kuzuları, insanları, bitkileri, çiçekleri, böcekleri ne kadar mükemmel ve güzel yaratıyor Allah, görüyorsunuz. MaşaAllah hepsine hayranlık, şaşkınlık, sevgi, muhabbet ve coşkuyla izliyoruz. İnsan doyamıyor bakmaya. Yani iyi ki de resimler, insan yanında olsa yani hart hurt yer insan onları yani inşaAllah. “Dediler ki…” diyor Cenab-ı Allah; “biz toprağın içinde yok olup gittikten sonra gerçekten biz mi yeniden yaratılmış olacağız?” Yani biz mi yaratılacağız, hayretle söylüyorlar nasıl olacak gibisinden. “Hayır onlar Rablerine kavuşmayı inkar edenlerdir. De ki; size vekil kılınan ölüm meleği hayatınıza son verecek,sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız.” Zaten ölüm meleğini gördüğünde tam kanaati geliyor ama iş işten geçmiş oluyor inşaAllah. “Onların yanları gece namazına kalkmak için yataklarından uzaklaşır.” Gece İslam’ı anlatıyorlar, tebliğ ediyorlar. Bu, gene Mehdi’ye de bakan bir ayettir. Mehdi gece faaliyet yapacaktır çünkü. “Rablerine korku ve umutla dua ederler”, hem Allah’tan korkacak fakat umut da edecekler. Yani ben kesin Cennet’e giderim demeyecek, Cehennem’e kesin giderim de demeyecek, korku ve ümit arasında olacak. “Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” Yani kazandıklarımızı Allah yolunda sevdiklerimize harcayacağız. Alıp biriktirmek, oralara değil mi, istif etmek olmayacak inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Hatta Hocam bu malı biriktirmeme ile ilgili bir İncil’de de bir ayet var, okuyayım mı onu?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: “Mallarınızı satın, sadaka olarak verin, kendinize eskimeyen keseler, göklerde tükenmeyen bir hazine edinin. Orada ne hırsız ona yaklaşır, ne güve onu yer. Hazineniz neredeyse yüreğiniz da orada olacak.” Luka 12.
ADNAN OKTAR: Değil mi, bak malınızı satın diyor, Allah yolunda harcayın. Hz. Ebu Bekir ne yaptı? Malını -mülkünü sattı, Allah yolunda harcadı. Hz. Osman ne yaptı? Malını-mülkünü harcadı, Allah yolunda harcadı. Cübbeli ne diyor? “Biz daha o makama erişemedik” diyor, ama millete tavsiye ediyor; “istesek” diyor, “evini istesek” diyor, “adamlar cemaatten giderler, dinden çıkarlar” diyor. Ama bizim arkadaşlarımız Allah rızası için malını satıp İslam’a harcayınca da; “niye yapıyorsunuz bunu?” diyor.
OKTAR BABUNA: Dağılın diyor hatta. Haşa.
ADNAN OKTAR: Arkasından da “dağılın” diyor. Tabii, bunu çok yanlış görüyor, bir de arkasından dağılma tavsiye ediyor. Ama kendisine söylendiğinde de “biz henüz makama ulaşamadık” diyor. Bakın ama ne kadar çelişik durumlar, değil mi? Ve teklif ettiği kişinin de Müslümanlıktan çıkacağını, dinden çıkacağını söylüyor ki tertemiz mazlum Müslümanlar niye dinden çıksın? Kendini Allah’a adamış insanlar inşaAllah.
Var mı senin Oktar anlatacağın bir şey?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Dün bu kamuflajdan bahsetmiştik, filmini gösterelim demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Gösterelim.
OKTAR BABUNA: Hocam kamuflaj yapan canlılar, vücutlarındaki hücrelerin pigment oranlarını ayarlayarak bulundukları ortamın hatta desenlerine de uyuyorlar. Burada bir ahtapot var önce görüntüde, bu da bir kamuflaj ustası.
ADNAN OKTAR: Evet, net görünüyor değil mi? Evet.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah, bakın bu şekilde çok büyük değişiklikler meydana getirebiliyor. Hatta görüntüleri hareket ettirerek hipnotize edebiliyor başka canlıları, biraz sonra onu da gösterecek. Çeşitli desenler meydana getiriyor bakın bu şekilde, hareketli bir görüntü de meydana getirebiliyor. Bunu hücrelerin etrafındaki minik kaslar kasılarak oradaki pigment hücrelerinin yoğunluğunu artırıp- azaltarak…
ADNAN OKTAR: Sürekli evet renk değişikliği oluyor vücudunda, evet. Bu kendi kontrolünde, değil mi hayvanın?
OKTAR BABUNA: Evet, kendi kontrolünde. Hatta bu şekilde bir avlanma metodu da var. Buna bakan canlılar şaşırıp kaldıkları için böyle hareketsiz hale geçiyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, her an sürekli değişim var, görülüyor evet. Herif çok acar adam, ne o?
OKTAR BABUNA: Gözleriyle etrafı kolaçan ediyor, etraftaki renklere ve ortama bakıyor, ona göre uyum sağlama şeklinde. Şimdi bu bir balık, bakın bulunduğu ortama uyum sağlayacak hatta öyle bir şey ki hiç bulunmadığı, daha önce görmediği bir ortama koyacaklar balığı. Orada da uyum sağlamaya çalışacak. Biraz sonra gelecek o görüntü de. Çok ince bir balık,
ADNAN OKTAR: Kumun üstünde araziye geçti gördüğüm kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Evet, tam dediğiniz gibi araziye geçiyor, maşaAllah. Şimdi bu kare kare olan zemine koyacaklar, oraya da uyum sağlamaya çalışacak. Önce bir bakarak şöyle geldi oraya. Bakın gözleriyle etrafı kolaçan ediyor, önce bir kestiriyor nasıl bir desenin üzerinde diye ve vucüdunda ona göre bir ayarlama yapmaya çalışacak şimdi.
ADNAN OKTAR: Evet siyah-beyaz şeyler oluşturdu sırtında, evet. Yani o karolara uygun olmaya çalışıyor gördüğüm kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Evet uygun olmaya çalışıyor ama daha önce hiç bulunmadığı için o kadar becerebildi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Burada da bak çok açık belirginleşti birden. Anında uyum gösteriyor.
OKTAR BABUNA: Evet siyah-beyaz, maşaAllah,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet, elinden geldiği kadar yapıyor bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah. Güzel canlılar vardı Hocam biraz önce.
ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte bu herifler yemelik bunlar, çok şekerler. Bak bak acarlığına bak, olay çıkartıyor orada. Panda ve yavrusu değil mi onunla şakalaşıyor. Ooo tam ekip bunlar, gezintiye çıkmışlar gördüğüm kadarıyla. Annesine sevgi gösterisinde bulunuyor. Renklerin şekerliğine bak şuna, sulu boya ile boyanmış gibi değil mi? MaşaAllah, işte bunlar da ahir zamanda olacak olaylardan. Böyle halbuki bu iki hayvan hiçbir şekilde anlaşamaz ama birçok yerde böyle uysal birbirlerini seviyorlar. Ahir zamanda bu daha da güçlenecek inşaAllah. Bu hazret de herhalde uykuya geçmiş durumda anladığım kadarıyla. MaşaAllah, bakın hepsinde Allah’ın Rahman Rahim isminin tecellisi yani istisnasız, hepsinde o şefkati tahrik eden, sevgiyi tahrik eden o güzellik, o efendilik ve temizlik üzerlerinde. Bir de Allah “Tahir” ismi ile tecelli ediyor; hayvan akşama kadar kendini temizliyor pırıl pırıl, mis gibi tertemiz oluyorlar değil mi? O da annesini temizliyor veyahut öpüyor mu, ne yapıyor? Mesela bak köpek yavruları da öyle, pırıl pırıl tertemizler maşaAllah. Kuzularda da öyle mesela “kuzu gibi” deriz, değil mi, masum ve tertemizdir inşaAllah. Makyajlı gibi maşaAllah acayip güzel. Bak yüzlerindeki huzur, temizlik çok çok güzel maşaAllah.
Evet, şu kitaptan bir şeyler okuyayım. “Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların ard arda kopması gibi. (Ramuz-ul el Hadis)” Efendim, mesela diyor ki, kim söylüyor bunu? Berzenci söylüyor; “yahut” diyor, “4-5 hatta 10 yıl, yüzün ilk yarısından sayılır. Buna göre Mehdi’nin yüzüncü yılda 7,9 veya 30 sene evvel çıkması, onun yüzüncü yılın başında çıkacağını önleyemez. Bu müddetten sonraya kalsa yine durum aynı olur.” Yani 30 sene geçse de, 30 sene evvel olsa da fark etmez yani gene o yüzyılın başında çıkmasını engellemiş olmaz diyor, inşaAllah. Yani mesela hicri 1430’da da diyor, belli olmuş olsa olur. Onu geçse de olur, fark etmez diyor, o yüzyılı geçmiş olmaz o diyor. Mesela bak burada bir vatandaş yazı yazmış; “Cübbeli ısrarla Hz. Mehdi Medine’den çıkacak diyor. Herhalde medine kelimesinin şehir anlamına geldiğini bilmiyor. Bir hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz (s.a.v.), Hz Mehdi (a.s) zamanında kast edilen medinenin, şehrin İstanbul olduğunu açıklamıştır. İbhi Amr’dan (r.a.) rivayet edilmiştir; Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki: Ey ümmet, altı şey vardır ki onlar olmadan kıyamet kopmaz. Altıncısı medinenin fethi. Denildi ki; ‘hangi Medine ya Resullullah, hangi şehir?’ Buyurdu ki; Konstantiniye , İstanbul (Ramuz-ul el Hadis, sayfa 296). Cübbeli açsın herherhangi bir sözlüğe baksın. Medine kelimesinin anlamı şehir demektir.” diyor. Doğru, efendim, “İmam-ı Rıza şöyle buyuruyor: ‘Babalarımdan nakledilmiştir ki Hz. Mehdi gizlice ve aniden zuhur edecektir.’” Yani gizli, gizli zuhur ettiği için de bilinmez. Yani Cübbeli’nin gözü önünde zuhur etmeyecek demek ki. Bakın “gizlice” diyor ve aniden zuhur edecektir. “Bu rivayette Hz. Mehdi’nin gizlice ve aniden zuhur edeceği belirtilmektedir. Yani Cübbeli’nin açıkça göreceği ve anlayacağı şekilde olmayacağı anlaşılıyor. Bediüzzaman KadesAllahu Sirrahu Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.) ilk zuhur ettiğinde kendisi dahi kendisini bilmez, belki imanın nuruyla fark edilebilir, diyor.” Evet, doğru inşaAllah. “Rivayette var ki deccalin birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür. Birincisi –açıklıyor Said Nursi bunu- büyük deccalin kutb-u şimali dairesinde ve şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir.” Yani mesela Rusya tarafları, Danimarka, İsveç, Norveç değil mi, kuzey evet. “Çünkü kutb-u şimâlînin mevkiinde bütün sene, bir gece ve bir gündüzdür.” Güneş batmıyor, değil mi yahut da güneş doğmuyor, sürekli karanlık oluyor. “Bir gün şimendiferle bu tarafa gelse, yaz mevsiminde bir ay mütemadiyen güneş gurub etmez. Daha bir gün otomobil ile gelse, bir haftada daima güneş görünür. Ben Rusya'daki esaretimde bu mevkie yakın bulunuyordum. Demek Büyük Deccal, şimalden bu tarafa tecavüz edeceğini mucizâne bir ihbardır”, diyor Said Nursi. Demek büyük deccalin şimalden bu tarafa tecavüz edeceğini mucizane bir ihbardır, yani komünist, Marksist, Darwinist sistemin kutb-u şimaliden hareket ederek dünyaya yayılacağına işarettir, diyor.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, oylamalarda da zaten kuzey ülkeleri en yüksek çıkmıştı, evrim, Darwinizm’e inananlar bakımından.
SUNUCU: Hocam ben sözünüzü kesmek istemedim. Yarın “Adnan Oktar’la Başbaşa” programını izleyebileceğiniz kanallar; Gaziantep Olay TV, Samsun AKS TV, TV Kayseri 22.30 ve 00.30 saatleri arasında izleyebilirsiniz. Hocam güzel sohbetiniz için çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
SUNUCU: Sayın Babuna, size de çok teşekkür ederim.
OKTAR BABUNA: Ben de teşekkür ederim.
SUNUCU: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: Son olarak Allah hepimize sağlık, sıhhat, güzellik, iman, hidayet nasip etsin inşaAllah.
SUNUCU: Amin, inşaAllah. Tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın.