SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler, bir Adnan Oktar ile Başbaşa programımıza daha hoş geldiniz. Sayın konuğumuz Adnan Oktar, sayın konuğumuz Dr. Oktar Babuna hoş geldiniz diyorum.
ADNAN OKTAR: Sen de hoş geldin sevimli.
SUNUCU: Hoş bulduk efendim. Şimdi ben programa başlamadan önce internet sitelerimizi de sayın seyircilerimize söylemek istiyorum; ahirzamansohbetleri@hatmail.com adresimizden bizlere yazabilirsiniz, soru ve görüşlerinizi alabiliriz. Ayrıca haberhilal.com adresinden, harunyahya.tv adresinden bizleri canlı olarak izleyebilirsiniz. harunyahya.com, harunyahya.net adreslerimizden de Adnan Oktar’ın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilisiniz. Bugün program yapmakta olduğumuz kanallarımız Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV. Radyolarımız ise şöyle; Mavikaradeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç FM 93.3 Karaman, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo37 95.2 Kastamonu, ASV FM 96.0 Adıyaman, Ilgın FM 97.4 Konya, Güneydoğu Radyosu 99.6 Şanlıurfa.
Hocam tekrar hoş geldiniz demek istiyorum size.
ADNAN OKTAR: Efendim siz de hoş geldiniz, sefa geldiniz maşaAllah.
SUNUCU: Hoş bulduk. Sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı, bir şeyler anlatmak ister misiniz? Yoksa size seyircilerimizden gelen soruları mı yönlendireyim?
ADNAN OKTAR: Tamam bir soru sor inşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam. “Muhterem Hocam, Cübbeli ve benzeri bazı şahıslar İslam’ın yüzyıllar boyunca dünyaya hakim olmayacağını söylüyorlar. Halbuki artık Müslüman ve Türk olmayanlar bile 21. yy’ın, Türk ve İslam yüzyılı olacağını söylüyor ve kabul ediyor. Cübbeli’ye göre biz, çocuklarımız, torunlarımız ve hatta onların torunları bile zulüm altında. Siz ne buyurursunuz bu konuda? Şimal Yılmaz.”
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli’ye cevap verirken, Cübbeli kafasında hiç ummadık şahıslar var. Yani geniş zeminde bu kafada adamlar var. Ama sembolik olarak biz Cübbeli diyoruz. Yani birçok Cübbeli var. Çok var o kafada, 500- 600 sene sonrasına Mehdi’yi bırakanlar, İslam’ın hakimiyetinden ümidini kesenler, Türkiye’nin büyüyeceğinden ümidini kesenler. Ama pis şeyler de ümit edenler var. Mesela Türkiye’nin bölüneceğini, parçalanacağını, ekonominin çökeceğini, Türkiye’nin mahvolacağını böyle şom ağızlılar da var. Bunlar hayır konuşmuyorlar, güzel konuşmuyorlar, Allah’ın planını da bilmiyorlar, Allah’ın kaderini de bilmiyorlar, kendi kafalarına göre haraket ediyorlar. Halbuki Peygamber Efendimiz ahir zamanı bildirmiş, ahir zaman kusursuz olarak Peygamber Efendimiz’in dediği şekilde teker teker tezahür ediyor, aynısıyla ortaya çıkıyor. Gözlerinin önünde bu gelişme olduğu halde daha hala anlamazlıktan geliyorlar, onların anlamazlıktan gelmesi bir şeyi değiştirmez. Ama son günlerde de tabii Türkiye’yi germeye yönelik bir politika var, bu planlanmış gibi görünüyor. Planlanmış bir haraket varmış gibi görünüyor, buna karşı da çok dikkatli olmak lazım. Anarşiyi, anarşi benzeri üslupla yenmek pek mümkün değildir. Çünkü anarşi karşıtı anarşi, anarşiyi artırır, terör karşıtı terör, terörü artırır. Yani bunlar hiç akıl değildir, bağırıp çağırmakla bu işler olmaz. Akılla, fikirle, bilgiyle olur, şevkatle ve sevgiyle olur ve sükunetle olur. Bağırtı çağırtı komünizmin işine yarar. Leninistlerin, Stalinistlerin, teröristlerin işine yarar. Dolayısıyla sokağa çıkarız biz bu konuyu hallederiz mantığıyla yaklaşmak çok yanlış olur, en güzel mücadele fikri mücadeledir. Mesela Leninist düşüncenin kökenine inmek, nasıl yapacağız? Darwinizmi eleştireceğiz. Mesela Azerbaycan’da bir kardeşimiz televizyonda yayınlandı, gördük. Nefis Azerbaycan’da Darwinistleri yerle bir etmiş. Koltuğuna benim Atlasımı koymuş, onları böyle adeta paspas gibi çiğnemiş. Azerbaycan’da ki bakın komünist tehlikeye çok büyük darbe indirilmiş oluyor. Böyledir bunun usulü, en akılcı yöntem budur, şamatayla, şenlikle olmaz.
Ben biraz Kuran’dan okuyayım. Sen güzel gözlü bakayım sen bana bir sayfa aç Kuran’dan Cenab-ı Allah’ın emrettiği ayetlerden inşaAllah. Şuara Suresi’ni açmışsın 26. sure. 107. ayette diyor ki Cenab-ı Allah, “gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim”, yani peygamberin diliyle peygambere gelen bir vahiy bu. Güvenilir, Allah’ın dinini tebliğ eden insan bir kere güvenilir olması lazım, samimi olması lazım, samimi olması için ne yapması lazım, dünyadan geçmiş olması lazım, maddi çıkar peşinde olmaması lazım, anlattıklarına karşılık bir ücret talep etmemesi lazım, hiçbir şekilde bundan maddi bir çıkar elde etmemesi ve son derece samimi, candan, içinden gelerek hareket etmesi gerekiyor ki, güvenilir olsun. “Artık Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin”. En önemli şey Allah’tan korkmak, çünkü Allah’tan korkan ayrıdır, Allah’ı seven ayrıdır. Şimdi Allah’ı sevmekle sadece olmuyor, Allah’ı seviyor ama zulüm yapabiliyor o zaman, terslik yapabiliyor. Ama Allah’tan korkan kılı kırk yarar, çok şefkatli olur, sevecen olur, derin düşünür, zarar vermemeye özen gösterir. Allah korkusu insana binbir çeşit nimet verir, sayamayacağım kadar çok nimet verir ve güzellik verir. Bakın nitekim diyor ki, artık Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin, yani beni imam olarak, mürşit olarak görün. 109. ayette “buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum” diyor. Bakın bu çok önemlidir, halk bir menfaat sezdiğinde çok bunalır insanlar, onun samimiyetine bir türlü güvenemezler. Onun için sıfır menfaat olması gerekir, hiç, yani mutlaka dağıtan olması lazım insanın. Bakın, ücretim yanlızca Allah’ın alemlerin Rabbine aittir. Nedir ücreti, Allah’ın rızası. Ya Rabbi diyecek beni sev, benden razı ol, bana yeter, o kadar. Bakın bir daha Allah tekrar ediyor 110. ayette, “artık Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin”. 111. ayette, “derler ki: Sana sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?” Bakın Müslümanlara biçtikleri rolü görüyor musun? Aşağılık görüyor, iman ettikleri için. Kendi ahlaksızlık yapıyor, uyuşturucu kullanıyor, zulüm yapıyor, adam öldürüyor, hırsızlık yapıyor, gasp yapıyor, her türlü ahlaksızlığı yapıyor, organize ediyor, kendi olmuyor da, sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu, iyiliği, güzelliği savunan insanlara ne diyor? Sıradan ve aşağılık diyor, sıradan. Çok adi ve sıradan insanlar diyor, aşağılık diyor. “İnsanlar uymuşken inanır mıyız?” Küfrün ağzı bu. İşte Mehdi’nin talebelerine de bu şekilde bir tavır konacak, sıradan görecekler, kötü görecekler, yanlış görecekler. Yani her yönden kötü ve ters görecekler. Dolayısıyla çok az insan iman ediyor. Ahir zamanda böyle olacak inşaAllah. “Dedi ki onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur”. Etrafındaki insanları kötülüyorlar O’na ki dağılın diyorlar, etrafındaki, yani etrafında kimse kalmasın gitsin. Yani o kişinin etrafında Allah’ın dinini tebliğ eden kimse kalmasın diyorlar. “Onların hesabı yanlızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız”, anlarsanız. Allah’a aittir diyor onların hesabı ben insanlar hakkında herhangi bir hüküm veremem. Bakın çok önemli yine ayette bir konu var 114. ayet. “Ve ben mümin olanları kovacak değilim”. Mesela bana da Emniyetteyken dediler, bütün etrafındakileri dağıt, arkadaşlarını dağıt, hiç kimseyle görüşmeyeceksin, herkesi gönder, bir daha görüşme. Bu dedi derin devletin kararı dedi, o zaman Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan. Bakın ayette ne diyor, ve ben mümin olanları kovacak değilim, niçin gönderim etrafımdaki insanları değil mi? “Dediler ki eğer bu söylediklerine bir son vermeyecek olursan” tehdit ediyorlar, “gerçekten taşa tutulup kovulacaksın”. Öldüreceğiz seni diyorlar, taşa tutulma budur. Bir de kovulma ve taşa tutulma. “Dedi ki: Rabbim şüphesiz beni yalanladı”, demek ki yalancılıkla da itham ediliyor Allah’ın dinini anlatan kişiler haksız yere, doğru olduğunu ispat ettiği halde, gösterip delillendirdiği halde yalancılık iddiasında bulunacaklar. Kim bulunacak? Yalancılar. Yalancılar doğruları yalancılıkla itham edecekler. “Bundan böyle benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve benimle birlikte olan müminleri kurtar.” Bir avuç mümin ahir zamanda Mehdi ve talebeleri bütün dünyayı kurtaracaklar inşaAllah.
Şimdi bir ayet daha açıp ver bakım.
OKTAR BABUNA: Hocam samimi Müslümanların hiçbir ücret talep etmemesi Allah’ın emri inşaAllah, sizin de mesela kitaplarınız 300 tane kitabınız var 80 milyon okunuyor dünyada, bir kuruş ne telif hakkınız... Kaldı ki ücretsiz olarak internetten bütün dünyada okunuyor maşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle ben, hem telif hakkı da almıyorum ve ayrıca da yayınevine de şart koydum sadece kendini kurtaracak kadar bir müsaaden var. Yani çok düşük fiyatla sattırıyorum, kar etmelerini de istemiyorum. Yüksek karı da kabul etmiyorum inşaAllah.
“De ki : (Şeytandan Allah’a sığınırım: Enam Suresi) sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır? Ki siz açıktan ve gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz. Andolsun bizi buradan kurtarırsan gerçekten şükredenlerden oluruz.” Mesela bazen kanser oluyor dua ediyor geçiyor, birden azıyor yeniden ayarı bozuluyor. Veyahut bir kazaya uğruyor , trafik kazasına atlatıyor müthiş bir şımarık hava. Halbuki öyle bir şeyde insan Allah’a daha şiddetli daha kararlı döner. Tam tersi bir tavır gösteriyorlar bazı kişiler. “De ki : Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır sonra siz yine şirk koşmaktasınız.” Ben kurtuldum diyor, öyle uyanıktım ki diyor birden kenardan sıyırdım çıktım diyor. Çok iyi bir doktor buldum diyor, iyi de para verdim isabetli hastaneyi buldum diyor beni kurtardılar diyor. Halbuki onu Allah kurtarır en iyi hastanelerin morgları dolu. Yani nereye kurtuluyorsun değil mi? Her gün oradan insan ölüsü çıkıyor.
Evet burası da Enam suresi, “İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar işte güvenlik onlar içindir onlar hidayete ermişlerdir.”İman edilecek ama zulümle karıştırılmayacak, mesela iman etmişsin ama ahlaksızlık yapıyorsun, zulüm yapıyor, insanları tersliyorsun. Allah’a şükür diyor, Cenab-ı Allah’tan bahsediyor hatta namaz kılıyor, ama zalim. Kuran buna işaret ediyor. Bunu yapmayacaksınız diyor Cenab-ı Allah. 90. ayette “işte Allah’ın hidayet verdikleri bunlardır”, Allah’ın Hadi ismi ile tecelli ettikleri yani Mehdiyete işaret var. Hadi Mehdi ile aynı kelime kökleri, “işte bu Allah’ın hidayet verdikleri bunlardır, öyleyse sende onların hidayetlerine uy”, yani onların hidayete vesile olmasına uy, Mehdi’ye uy anlamına da gelir. Bir yönüyle ayetin bir işareti de budur.” De ki ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. “Bak yine ayette bu çok önemlidir.” O Kuran alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir. “Bu Allah’ın hidayetidir kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir. Onlar da şirk koşsalardı elbette bütün yapıp ettikleri onlar adına boşa çıkmış olurdu”. Şirki Allah affetmiyor bir şey yaptığında ben yaptım değil Allah yaptı diyecek. Mesela alnımın teriyle bunu kazandım diyor, sana Allah onu kazandırıyor. Alnının teriyle bir şey yaptığın yok, alnının terini de Allah yaratır senin değil mi? O sözü de sana Allah söyletir inşaAllah.
Tamam bir sayfa da ben açayım, Bismillah veyahut sen aç yine tamam, Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Enam Suresi, “bizim kendilerine kitap verdiklerimiz” Ehl-i Kitap “onu” Peygamber Efendimizi “çocuklarını tanır gibi tanırlar.” Niye tanıyorlar? Çünkü onlar da bilgi var daha önce bizim hadis-i şeriflerimiz nasıl? Hadislerde Mehdi nasıl tarif ediliyor? Kaşı, gözü, boyu-posu o zaman onlar da bilgiye sahiptiler. Gelecek peygamberi biliyorlardı, “kendilerini hüsrana uğratanlar işte onlar inanmayarlardır.” Bakın bu çok önemli hepsi önemli fakat bu da çok önemli. Bizim kendilerine kitap verdiklerimiz onu peygamberi çocuklarını tanır gibi tanırlar” anladıkları halde anlamazlıktan gelmişlerdir. Şimdi Mehdi de öyledir. İnsanlar Mehdi’yi çocuklarını tanıdikları gibi tanıyacaklar ama anlamazlıktan geleceklerdir. Yani çünkü kaşı, gözü, boyu-posu hareketleri, nerede çıkacağı, ne yapacağı yüzlerce hadis-i şeriflerle tarif edilmiş, yani hani insanların robot resmi çiziliyor ya, mesela tarif etsen bir yerde bazılarını polisin laboratuvarlarında çiziliyor ya. Yani evet mesela kayıp bir insan oluyor, onun robot resmi çiziliyor. Mesela robot resmi çizilse insanların hafızasında tam belli, nerede çıkacağı belli, icraatları belli, fakat buna rağmen 313 kişi kadar, az sayıda insan Mehdi’ye tabi olacaktır. “Bundan sonra onların Rabbimiz olan Allah’a andolsun ki biz müşriklerden değildik demelerinden başka bir fitneleri olmadı.” Ahirette biz müşriklerden değiliz diyor. Kardeşim her şeyi sen yapıyorum demiyor muydun? Değil mi? Bir şey olduğunda her şeyi ben yaptım Allah yapmadı ben yaptım demiyor muydun? Mesela çocuğu oluyor onu da ben yaptım diyor. Allah Allah. Peki parayı kim kazandı? Onu da ben yaptım diyor. Allah ne yaptı denildiğinde? Allah’ın ne yaptığına inanıyorsun? Allah hiçbir şey yapmadı hepsini ben yaptım diyor. Ama Allah’a da inanıyorum ben diyor. İşte bu müşriktir. Ondan sonra da diyor ki ben na yaptım ki? Şaşırıyor her şeyin Allah’tan olduğunu bilecek insan “bak diyor (Allah) kendilerine karşı nasıl yalan söylediler”, yalan söylüyorlar diyor Allah, ve “.. düzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup uzaklaştı. “ Bütün malları-mülkleri hayal olmuş oluyor. hiçbir şeyi kalmamış oluyor.
Oktar var mı anlatacakların?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Çok güzel haberler var her gün Türk-İslam Birliği’nin gelişimi ile ilgili güzel haberler oluyor maşaAllah. Azerbaycan ile vizelerin kalkması, böyle bir güzel haber inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Azerbaycan’ın Dışişleri Bakanları vize muafiyet anlaşması imzalayacak” Çok geç bile kaldı. Bu bir.
OKTAR BABUNA: Evet bu bir, bu sizin söylediğinizin doğrultusunda özellikle bu ailelerdeki ensest problemine dikkat çekiyordunuz toplumda, hakikaten ondan sonra sık sık haberler çıkmaya başladı bu yönde. Bu bir İrlandalı’dan şok bir itiraf ‘babam kardeşlerimi, kardeşim de kızını taciz etti’ diye böyle tam...
ADNAN OKTAR: Rezalet özelikle Avrupa’da çok yaygın Türkiye’de de çok yaygın bunun çok az kısmı Adliye’ye intikal.. çok çok küçük yani onda biri ancak intikal ediyordur. Çok büyük bölümü intikal etmiyor. Genç kızları yine ben uyarıyorum. Son derece cesur rahat olsunlar gitsinler savcıya sadece şiddet gördüklerini bile söylemiş olsalar yeterli olur, devlet onları korur. Anlar yani savcı onların ne demek istediğini devletin görevlileri anlar, polis de yardımcı olur sakın öyle bir baba ile beraber yaşanmaz. O baba artık kıyamete kadar onun babası değildir artık onun affı olmaz.
SUNUCU: Birçoğu korkusundan gidip dilekçe veremiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz. Başbakan’a mektup yazsınlar Cumhurbaşkanı’na yazsınlar, İçişleri Bakanlığı’na yazsınlar ihbar mektubu yazsınlar, Savcılığa yazabilirler mutlaka onlara yardım eden olur. Mesela geçenlerde birisi Cumhurbaşkanımıza yazmıştı konu kökünden halloldu inşaAllah. Çünkü bir çocuk ailesinden kopup gidip yurtta kalmak istiyorsa, bir şey yapıyorsa bir fevkaledelik vardır. Kim annesinden, babasından ayrılmak ister mutlaka bir ahlaksızlık veya olay vardır. Yani onun ciddi şekilde canını yakan bir şey vardır. Ora da anlayışlı davranmak lazım, annen-babamdır ses çıkarma diyorlar, olur mu öyle şey? Öyle anne-baba olur mu? Anne babanın takdirini çocuğa bırakacaklar, ruhun da öyle hissetmiyorsa onun annesi-babası olmaz. Çocuk nasıl sölesin onu nasıl anlatsın yaptıklarını? Anlat, anlat denmez o anlaşılır, uslübundan konuşmasından, anlaşılınca da üstüne gitmemek lazım.
OKTAR BABUNA: Türkiye’den bir haber Hocam. “Mide ağrısı ile başlayan dram, ağabeyinden çocuğu oldu” diye. Hastaneye gidiyor, mide ağrısı zannediyor doktorlar. Tuvalette doğum yapmış. Yine bu tarz çirkin bir ilişki inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yine bu bizden zorla şikayetçi yaptırılan kız da, ağabeyini işe aldığımız... Onun da ağabeyi onunla ensest ilişkiye girdiğini bize söylemişti o sıralar. Şikayetçi ol dedim, olmadı. O zamanlar sessiz kaldı yani.
OKTAR BABUNA: Tam tersi siz sahip çıkmıştınız ona. Ondan sonra da bu şeyler oldu.
ADNAN OKTAR: Neyse artık kendileri bilir. Biz görevimizi yaptık inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Allah razı olsun Hocam. Nazarbayev Kazakistan Cumhurbaşkanı “Türkiye ile birlikte Avrupa’yı ve Asya’yı bir araya getirmeye çalışacağı”, açıklaması var bu şekilde, demeci var. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye ile birlikte, Avrupa ve Asya’yı bir araya getirmeye çalışacağız. Hay maşaAllah. Ben ne dedim 2 yıl önce?
OKTAR BABUNA: Tam bu şekilde Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
OKTAR BABUNA: Avrupa, Asya hepsini bir araya gelmesi.
ADNAN OKTAR: Daha iki yıl önce esamesi yoktu bu konuların. Kimse ağzına dahi almıyordu. Değil mi? Bak aynısıyla dediğim çıktı. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Her gün dediğinizin doğrultusunda maşaAllah. Bu tarz haberler oluyor maşaAllah. Türk İslam Birliği de adım adım kuruluyor. “Hicaz demir yolu ihya olacak. Sultan Abdülhamit’in yüz yıl önce yaptırdığı, ancak zaman içinde atıl hale gelen Hicaz Demiryolu’nun yeniden canlandırılmasıyla Türkiye’den Hacca demiryolu ile gidilebilecek”. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hacca? O bana yarar inşaAllah. O çok iyi olur. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu, bir Galatasaraylı bir futbolcu 2002-2003 sezonunda futbol oynamıştı, Xaiver isminde, Müslüman olmuş inşaAllah. Portekiz futbolunun Sarı Sakal lakaplı bir yıldızı eski. Faysal adını almış maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müslüman olmuş?
OKTAR BABUNA: Müslüman olmuş, evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da Fenerbahçe’nin ünlü futbolcusu Alex. O da İslamiyet’i öğreniyor, yani böyle İslam’ın çığ gibi büyüdüğü dünyada, Brezilya’lı futbolcu.
ADNAN OKTAR: Alex’e helal olsun aferin. MaşaAllah. Benim kitaplardan gönderelim Alex’e, vardır gerçi onda da, ama yine de gönderelim.
OKTAR BABUNA: Tamam, inşaAllah Hocam.
Başbakan’ın açıklaması, Şam’da, Ortadoğu’da istikrar için Erdoğan’dan yardım istedi diyor. Türkiye’siz barış olmazmış. Suriye’deki toplatıda yapılan açıklama, Suriye’lilerin yaptığı açıklama. Suriye Başbakanı Naci Itri’nin yaptığı bir açıklama.
ADNAN OKTAR: Ne demek, Türkiye bölgenin lideri anlamına geliyor mu?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Türk İslam aleminin lideri anlamına geliyor mu?
OKTAR BABUNA: Geliyor Hocam. Tam dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: E diyorlar ki, nereden çıkarttın diyorlar. E buyrun. Ben söylemiyorum ki, bütün ülkeler söylüyor.
OKTAR BABUNA: Evet. Dediğiniz gibi, doğal lider kabul ediyorlar Türkiye’yi. MaşaAllah, bütün İslam ülkeleri. “Ortadoğu’da, işte barış Türkiye ile sağlanır”.
ADNAN OKTAR: Bunun anlamı ne?
OKTAR BABUNA: Evet, Türkiye’nin lider olması, evet. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: İki yıldan beri biz bunu söylüyorduk işte. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu arada, yine güzel bir haber. New York’un göbeğine İslam Merkezi kuruluyormuş Hocam. Milyonlarca dolar harcanarak maşaAllah. Yapı çalışmaları hızlandı diyor. Kültür Merkezi’nin amacı ise İslam’ı doğru anlatmak.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok güzel. Bu kuşbakışı namaz kılarken değil mi, çekilmiş, dua ederlerken çekilmiş. Evet.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. “Rusya Müslümanları bir arada. Rusya, Müslüman dini liderlerinin birleşmesi süreci devam ediyor”. Rusya’dan sürekli İslam’ın yayıldığına, büyüdüğüne dair, İslam’ın yayıldığına dair güzel haberler geliyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müftü Ravil, o Ravil benim misafirim olarak birkaç kere gelmişti Türkiye’ye. Beni çok sever Ravil, maşaAllah. Çok değerli bir insan maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Rusya’da da sadece sizin kitaplarınıza izin vardı Hocam. Sizin kitaplarınız okunuyordu büyük bir oranda inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah, gayet güzel.
OKTAR BABUNA: Rusya’da İslam Merkezi açılıyormuş Hocam inşaAllah. Al-Vasatiya isminde İslam merkezi. Merkez, Rusya Müslümanları arasında ılımlı ve hoşgörü düşüncesinin gelişimi için faaliyet gösterecek diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ilımlı ve hoşgörü, zaten İslam ılımlı, zaten hoşgörülüdür. Hoşgörü için yanlış anlaşılıyor, sanki biri bir kötülük yapıyor da ona göz yumuyor anlamında değil hoşgörünün kastedilen. Yani hoşgörü sevecenlik, merhamet, affetmek, insancıllık bu anlamdadır. Yoksa kötülüğe göz yummak anlamında değildir. O yanlış anlaşılıyor, onu düzeltmek istiyorum.
OKTAR BABUNA: “Recep Tayyip Erdoğan Bey’den İslam Birliği iması”.
ADNAN OKTAR: Nasıl diyor, ne diyor?
OKTAR BABUNA: İslam Birliği’nin, Türkiye Suriye Türkiye İş Konseyi toplantısında konuşuyor. Türkiye ile Suriye arasındaki yakınlaşmaya dikkat çeken Erdoğan, bölgedeki diğer İslam ülkeleri üzerinden mesaj verdi, Türk İslam Birliği’nin kurulması yönünde Hocam. İslam Birliği’nin kurulması yönünde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Türkiye’deki bütün hükümetler hepsi, her kim olursa olsun, Türk İslam Birliği’ni ister. Yani istemeyen yoktur. İnşaAllah. Çünkü yani hem Türk, hem Müslüman olacak Türk İslam Birliği’ni istemeyecek. Bir kere Atatürk istiyor en başta. Hem İslam Birliği’ni hem Türk Birliği’ni istemiştir, Gazi Hazretleri. E tabiiki onun yolundan giden her hükümet, her genç değil mi, aynı düşünceyi savunur ki, bu bize zaten Kuran’ın emridir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bunları da, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, dünya çapında Darwinizm ve dinsizliğin çökmesi ile özellikle telaffuz edilmeye başlandı. Siz söylemeye başladıktan sonra.
ADNAN OKTAR: Azerbaycan’da nasıl ama, çocuk paspas gibi çiğnemiş onları maşaAllah. Mesela kitaplarımı okumuş, kendini eğitmiş bir genç. Azerbaycan’lı herhangi bir genç. Çıktı Azerbaycan Televizyonu’na, yani değil mi, Kayseri halısı gibi dümdüz gitmişler.
OKTAR BABUNA: Şeyi, bilimsel eğitimi yok Hocam onun. O, ilahiyatçı çocuk. Fakat o kadar detaylı okumuş ki sizin kitaplarınızı, hakikaten bilgisi de gayet iyiydi. Perişan etti o iki tane evrimci profesör ile çıkmış karşı karşıya.
ADNAN OKTAR: Bizim internet sitesinde var mı o?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Film sitesinde olması lazım. Azerbaycan ile ilgili bölümde olması lazım. Çünkü bana gösterdiler kısaca, vardı. İnşaAllah.
Var mı başka bir şey söyleyeceğin?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah. Bu, tekrar yine Nazarbayev’in açıklaması büyük sitelerde. Türkiye ile birlikte Avrupa ve Asya’yı bir araya getirmeye çalışacağız. MaşaAllah. Bu tip haberler artık son derece olağan hale geldi Hocam. Her gün vizelerin kalkması, 55’i geçti zaten sayısı şu anda, vizelerin kalktığı ülkeler inşaAllah.
Güzel canlılar var.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu herifler çok sinir bozucu. Anormal şeker şeyler. MaşaAllah. Bu, birbirini mi seviyor bunlar?
OKTAR BABUNA: Evet. MaşaAllah. Bu dediğiniz gibi Hocam, dikkat çekmiştiniz. Kendi yavrularına karşı son derece şefkatli oluyorlar. Vahşi bir hayvan, yırtıcı bir hayvanlar ama, birbirlerine ve yavrularına karşı maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Renkler şahane, simetri şahane. Hani öyle mutasyon oluyordu? Değil mi? Hani öyle rastgele oluyordu? Bak renklerin mükemmelliğine bak. Bir de Altın Oran ile yaratılmış ve mükemmel, kusursuz hayvanlar. Mesela sevgiyi bilmemeleri lazım. Normal Darwin’in dediklerine göre sevgiyi, şefkati bilmemeleri lazım. Birbirlerini çok iyi koruyup, kolluyorlar. Sevgi ve şefkat hepsinde hakim. Eşgale bak sen şunun. MaşaAllah. Şu elime geçse ben şunu yerim kıtır-kıtır. Hepsi acayip şekerler. MaşaAllah. Hoppala annesinin sırtında. O gezintiye çıkmış. Gözler de mavi değil mi? Çok şeker maşaAllah. Manzara seyredip böyle bir de çay içseler üzerine tamam. Bak, o yüzündeki tatlılığı masumluğu görüyor musun yani Cenab-ı Allah’ın, işte Rahman Rahim isminin tecellisi. Allah’ın şefkati nasıl önemli gördüğünün de bir görünümü bu. Değil mi? Mesela acıma hissini ne kadar tahrik ediyor yüzündeki ifade değil mi? Koruma hissini değil mi? Hatta sevme hissini... MaşaAllah. Ah severim onun ben beyazlığını, tatlılığını. Yani hayret böyle bir şey, plastikten yapmış gibi. MaşaAllah. Böyle bir ponpon, tüylü olmaları. Yani sevmek için müthiş müsait tipler. Yani surat, kulak, burun, kuyruk, patiler yani hepsi sevmek için böyle... Bir de şu sırt üstü yatma şeyi çıktı. Çok şahane. MaşaAllah. Bak hepsinde masum ifade yüzünde, istisnasız ve çok pırıl pırıl tertemizler. Allah’ın Tahir ismi tecelli ediyor. Hayvan nereden bilsin temizlik yapmayı? Gıcır gıcır böyle pırıl pırıl, akşama kadar temizleniyorlar. Yani bu bir mucize. Açıklaması bile yok. Yeni doğmuş hayvan, mesela 3-4 günlük, temizleniyor, kendi temizlenmeye başlıyor. Her yerini büyük bir titizlikle temizliyor. Çok şaşırtıcı. 3-4 günlük değil de yani, belirli bir süre sonra. Biraz vakit geçtikten sonra, çok detaylı biliyor. Cennette bunlar böyle bol miktarda olacaklar inşaAllah. Akıllı, söz dinleyen, temiz inşaAllah. Ve ölümsüz olacaklar. Mesela burada kedisi olan bir insan bir süre sonra kedisi ölüyor, çok rahatsız oluyor ölünce. Köpeği oluyor mesela, ölüyor, gerçi hayır var ama bir kısım insanlar ondan rahatsız oluyorlar. Ahirette hiç ölmüyorlar. Yani kedisi, köpeği sürekli durur. Tavşanları, kuşları falan hiçbir şekilde ölmezler. Onlar da ölümsüzdürler. İstediği gibi severler. İnşaAllah. Hepsi akıllıdır, mesela balıklar, kuşlar hepsi akıllı olurlar. Burada olay bambaşka şekile gelmiş, tam istirahat halinde. MaşaAllah. Mesela bak, Allah bizim ruhumuza göre yaratıyor. Mesela bizim ruhumuzu gıdıklıyor adeta değil mi? Mesela müthiş insanı etkiliyen bir tipi var. Yani o yüzündeki safatorik ifade, mazlumluğu falan çok etkileyici. MaşaAllah, şu temizliğe bak. Yani insanların bir çoğu bu kadar temiz olamıyor değil mi, pırıl-pırıl, mis gibiler yani maşaAllah. Gürbüzlüğe bak keratanın. MaşaAllah. Mesela şu yüzdeki salak ifade insanın acayip hoşuna gidiyor. MaşaAllah. Yani o kadar çok renkte ve o kadar çok çeşitte yaratıyor ki Allah. Ki kalanı şu an %1 falan. Değil mi? İnsan, hayvan çeşitlerinin %1 falan kaldı. Düşünün, Allah’ın diğer yarattıklarını da artık düşünün, o kadar çoklar. Fakat bazı saflar, o daha önce Allah’ın yarattığı o 99 türün tükenmiş olmasından kaynaklanan bir hata içine giriyorlar. Mesela o kadar çok kedi cinsi var ki tükenmiş. Köpek cinsleri var, at cinsleri var. Tabii ki birbirlerine benziyorlar ama küçükten büyüğe doğru çeşitler var. Onlar da bakıyorlar işte, en küçük at demek ki bu, öbürü de şu, öbürü de şu, öbürü de şu. E demek ki at böyle türedi. Ya kardeşim ne alakası var? Senin gösterdiğin hayvanların hepsi bütün hayvan değil mi? Kusursuz hayvan değil mi? Ve son derece simetrik, Altın Oran ile yaratılmış mükemmel varlıklar değil mi? E belirli bir dönemde çıkmış hayvan, türünü devam ettirmiş sonra yok olmuş türü. Nerede burada evrim? Bu Yaratılışı ispat eden bir delildir. Yani bütün eklemleri, kemik yapısı her şeyi mükemmel. En ufak bir patoloji yok. Mutasyona uğramış olsa, hilkat garibesi olur. Yani akıl almaz bozuk olur. Yani çok şiddetli çirkinlikler ve anormallikler meydana gelir ve çoğu da yaşamıyor onların, o tarz mutasyona uğrayanlar. Çünkü organı perişan hale getiriyor. Mesela göz, yumruk gibi gözü oluyor, dışarı dönük ve dolayısı ile o göz kullanılamıyor genelde. Yani faydalı mutasyon diye bir konu yok. Yani hep tahrip edicidir. Çok nadir hayvanın canlı kalacağı kadar olabiliyor. Yani canlı yaşamını devam ettirecek gibi oluyor. Mükemmelleştiren hiç yoktur. Velev ki onların iddiası gibi olmuş olsa bile, bir delil olması, yani bozuk hayvanlar olması gerekiyordu bir tane olsun. Kardeşim, 300 milyon fosilden bir tane yok. Tek bir tane yok. Hepsi mükemmel ve hepsi kusursuz. O zaman niye ortaya çıkıyorsunuz? Proteini soruyoruz, olabilir mi diyoruz. E proteinin oluşması için başka bir proteine ihtiyaç var diyor. Başka? Hücreye ihtiyaç var diyor. Başka? Kromozoma ihtiyaç var diyor. Protein nasıl oldu diyoruz, tesadüfen oldu diyor. Kardeşim, sen yani iyi sıhhatte olsunlar, kafanı bir yıka, dediğinden haberin var mı senin? Protein için başka bir proteine ihtiyacın var diyorsun sen, hücreye ihtiyaç var diyorsun, kromozoma ihtiyaç var diyorsun ve protein tesadüfen oldu diyorsun. Yani ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Sıfır ihtimaldir yani proteinin tesadüfen olması.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi, mutlaka önce hücrenin olması lazım proteinin olabilmesi için. İtirafları var proteinin olamayacağına dair. Okumam uygun olur mu bir iki tane Hocam?
Amerikalı evrimci jeolog var, William Stokes ismi, tanınmış bir evrimci William Stokes. Diyor ki: “Eğer milyarlar yıl boyunca, milyarlarca gezegenin yüzeyi, gerekli amino asitleri içeren sulu bir konsantre tabakayla dolu olsaydı bile, yine protein oluşamazdı.” Çok açık söylemiş yani. Bütün evrenin..
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: “Eğer milyarlarca yıl boyunca, milyarlarca gezegenin yüzeyi, gerekli amino asitleri içeren sulu bir konsantre bir tabakayla dolu olsaydı bile, yine protein oluşamazdı.”
ADNAN OKTAR: Evrimci değil mi bunu söyleyen?
OKTAR BABUNA: Evet, evrimci. Amerikalı evrimci jeolog, William Stokes söylüyor. Yani bütün gezegenler aminoasitlerle dolu olsaydı bile diyor.
ADNAN OKTAR: Yine olmazdı diyor.
OKTAR BABUNA: Kesinlikle olmazdı diyor. Çok açık söylüyor.
ADNAN OKTAR: Başka var mı? Bir tane daha söyle.
OKTAR BABUNA: Var Hocam. Biyokimyacı var bir tane bu da evrimci, Michael Pitman diye. Diyor ki: “bilindiği üzere evrende on üzeri seksen kadar atom var.” Seksen tane sıfırlı bir sayı aklın alabileceği gibi değil. “Ve big bangin patlamasından bu yana, on üzeri on yedi saniye geçti. Yaşamın devam edebilmesi için de iki bin tane temel enzime ihtiyaç var. Bu enzimlerden bir tanesinin bile tesadüfen oluşması için on üzeri yirmiden fazla bir olasılık gerekir. Bütün hepsinin tesadüfen oluşması için ise on üzeri kırk binde bir bir ihtimal oluşmalıdır. Böyle bir ihtimalin oluşması için bütün evrenin organik bir çorba olduğunu düşünsek dahi bu imkansızdır.” Yani bütün galaksiler, yıldızlar böyle organik bir şey olsa diyor yine bir tane bile protein oluşamazdı diyor.
ADNAN OKTAR: Kim diyor bunu?
OKTAR BABUNA: Michael Pitman diye Amerikalı bir biyokimyacı, tanınmış bir evrimci.
ADNAN OKTAR: Bu da evrimci.
OKTAR BABUNA: Evet, bu da evrimci. Çok var daha.
ADNAN OKTAR: Bizim cahil cühela da burada ağızlarından köpükler saçarak proteinler tesadüfen olur diyorlar. Halbuki olayın içinde olanlar gerçek bilim adamları olamaz diyor adam. Ki evrimci olmasına rağmen olamaz diyor.
OKTAR BABUNA: Olamaz diyor. Türk evrimcilerin de var böyle itirafları.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben kardeşlerime, seyredenlere tavsiyem şu nacizane; fıkhi konuları, dini konuları böyle Cübbeli Ahmet tarzıdaki kişilerden kulaktan dolma değil, bu konuda ihtisas yapmış herkes tarafından takdir görmüş, tahsin görmüş değerli büyük alimler var. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen. Fıkhi konuları onun “Büyük İslam İlmihali” isimli eserinden en doğru şekilde öğrenebilirler. Ben şuradan gösteriyorum. Zoom yapıyor musun daha? Evet. Tamam, bu eserden en doğru şekilde bundan öğrenirler fıkhi konuları. Sakın öyle Cübbeli’nin, şunun, bunun izahlarına göre hareket etmesinler. Kuran’ı öğrenmek istiyorlarsa da yine Cübbeli’den değil, değerli ehli sünnet alimi mesela Elmalılı Hamdi Yazır. Atatürk’ün emriyle yapmıştır bu tefsiri. İnşaAllah. Hak Dini Kuran Dini evet. Çok güzel bir de ucuz bir tefsir. Yani fiyatı ucuz. Allah affetsin, yanlış anlaşılır. Fiyatı ucuz. İnşaAllah. Bu eserden Kuran’ı öğrenmek isteyen kardeşlerimiz öğrensinler. Cahilden, cüheladan öğrenmeye kalkarlarsa çok yanılabilirler, çok hata yapabilirler. Çünkü Cübbeli geçenlerde, o şey diyor, gerçi onun yazılı şeyine daha ulaşamadım ama, neyse ona bir ulaşayım da ondan sonra söyleyim. Yani akla hayale gelmedik sözler ediyor. Onun filmini getirteyim oradan bakıp görürsünüz. Şimdi ezberden söylersem pek şey olmaz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu söylediğiniz programın şeyini buldum inşaAllah. Elşad Miri, günlük haberlerde Azerbaycan ANS televizyonundaki.
ADNAN OKTAR: Aç bakayım biraz.
Buraya röportaja da gelmişti geçenlerde bu kerata. MaşaAllah inim inim inletmiş ortalığı ağzına sağlık. Ağzına Allah sağlık versin. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin kitabınızı çıkartıyor zaten, Atlas’ı.
ADNAN OKTAR: Ama özetle pas pas gibi çiğnemiş yani, aferin. Karşısına iki tane evrimci profesör çıkartmışlar, darmakeşan etmiş.
OKTAR BABUNA: En sonunda spiker de zaten evrim mevrim yoktur mealinde bir şeyle bitiriyor programı. Yani insan maymundan gelmemiştir diyor. Ne dinen, ne bilimsel olarak.
ADNAN OKTAR: Bu ne? Yarınki Vakit Gazetesi. Evet, Vakit Gazetesi’nde yarın yine bir ilan var. BAV davasında bozma gerekçeleri diye. Ne diyor? Evet şöyle bir göstereyim. Bir tane şey söyleyeyim. “İstifa eden savunma avukatlarının yerine, avukat tayin etme hakkı tanınmaması bozma nedenidir” diyor.
Hakikaten bizim davamızda avukatlar istifa etmişti fakat onu yerine avukat getirilmedi. Yani avukat tayini gerekiyordu. Bu olay olmadı. Bu “Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 06.03.2008 tarihli sayılı içtihadına göre zorunlu müdafii tayini sağlanıp yani avukat sağlanıp avukat huzuyla hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle savunma hakkı kısıtlanması yasaya aykırı olduğundan bozulmasına” diyor. Bu Yargıtay’ın bir içtihadı. Bir bozma nedenidir. Ama tabii biz mahkemenin kararına saygı duyuyoruz. Ama Yargıtay’ın bu kararına da saygı duyuyoruz. Bu da bir bozma nedeni olarak belirtiliyor. “Yargıtay tarafından 2007 yılında verilen bozma kararına karşı sanıkların beyanları alınmadan hüküm kurulması bozma sebebidir” diyor. Bu da 09.10.2007 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararına dayandırılıyor. Çünkü “2007 yılında verilen bozma kararına karşı sanıkların beyanlarının alınması gerekiyor” diyor. Alınmadığında bozma nedeni olduğu belirtilmiş. Bunu da Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararına dayandırıyoruz, dayandırıyorlar. Her ikisi de tabii saygı duyduğumuz kararlar. Evet başka da var. Uzun detaylı izah ediliyor. Bunu yarın alan kardeşlerimiz, gazeteyi alanlar görebilir. Her zaman söylüyorum. Vakit gazetesi delikanlı gazetedir. Samimidir. Hakkı samimi olarak cesurca kanuna hukuka uygun üslupla savunur. Milli gazete de öyledir. Bunlar çok candan tertemiz gazetelerdir. Ehl-i Sünnet’e uygun gazetelerdir. Cübbeli her ikisinin de Ehl-i Sünnet’e uygun olmadığını söylüyor. Çok hata yapıyor. Müslümanlar arasında böyle ayrımcılık yapması böyle çok yanlış çünkü bunlar çile ehli insanlar. Bu uğurda çok eziyet görmüş insanlar. Milli gazete de olsun, Vakit gazetesi mensupları da olsun. Zor şartlarda bu gazeteleri çıkarıyorlar. Bütün güçleri ile gayret ediyorlar. Büyük hizmet vermiş insanları bir kalemde silen bir üslup Müslüman’a hiç yakışmaz. Üstelik doğru da söylemiyor. Ehl-i Sünnet’e titizliği ile bilenen gazetelerdir, bu gazeteler. Mesela Bediüzzaman’ın da Ehl-i Sünnet’e titiz olmamakla itham ediyor. Ki Bediüzzaman gidip Maltalarda orada burada gezmiş değil.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Hapishanelerde 30 yıl hapis yattı. Çile çekti acılar çekti. Cübbeli orada değil mi, orada burada gezinirken, eğlenirken, turistlik geziler yaparken, keyfine zevkine bakarken, havuzda yüzerken, Bediüzzaman daracık hücrelerde, soğukta, eksi sıfırın altı bilmem kaç derecede sobasız, hapis hücrelerinde çile çekti ve milyonlarca talebe yetiştirdi. Ve milyonlarca insanın da imanını kurtardı. Böyle kendince kurnazlık yaparak çok kötü bir üslupla Bediüzzaman hakkında konuşması yakışık almadı. Bu hatasını da düzeltmesi lazım. 30 cihette diyor; Said Nursi’nin Ehl-i Sünnet’e uymadığına dair bir kişinin bir sözü var ama incelemek lazım, ben bilmiyorum diyor. Ne kadar samimiyetsiz bir söz bu. Sen Bediüzzaman’ın tırnağını kenarı olamazsın. Bediüzzaman kim sen kim ? Oturuyorsun onu Ehl-i Sünnet konusunda eleştirmeye kalkıyorsun. Onun hizmetini bak sen kendi hizmetine bak. Onun dürüstlüğü samimiyetine bak senin yalanlarına bak. Değil mi? Bediüzzaman’ın adına ağzına almadan önce o şöyle bir elini yüzünü yıkaması lazım. Bir aklını başına alması lazım. Ondan sonra Bediüzzaman’ın adını ağzına alması gerekiyor. Böyle değerli bir insana gösterdiği tepkinin nedeni, Bediüzzaman’ın Mehdi’nin bu yüzyılda geleceğini söylemesidir. Oradan çok rahatsızlandı. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerine de tavır almasının nedeninde yine o vardır. Çünkü gidip elini öpüyordu iki büklüm oluyordu, asrın kutbusun diyordu. Bir anda tavrı değişti. Niye? Çünkü, O da bu yüzyılda Mehdi gelecek diyor. Mesela Elmalı Hamdi Yazır; Atatürk’ün tavsiyesi ile bu tefsiri hazırlamıştır. Ve en değerli alimlerdendir. O da dünyanın ömrü yedi bin yıldır diyor. Değil mi? O beş bin altı yüzyıl geçmesini de kabul ediyor. Dolayısıyla hicri 1400 ile 1500 arasında dünyada ki Müslümanların icabet ömrünün biteceğini belirtiyor. İnşaAllah. O kadar çok ki bu görüşte olan Ehl-i Sünnet aleminde olmayan yok gibi. Hemen hemen tamamı bunu savunuyor. Tabii ki. Çünkü nasıl savunmasınlar çünkü Suyuti söylüyor. Sekiz tane hadis vermiş ve sahih, güvenilir hadisler. İmam-ı Hambel tasdik ediyor. İmam-ı Hambel gibi büyük bir mezhep imamı. Tasdik ediyor ve o naklediyor. Hem hadis imamı, hem mutlak müçtehid, hem mutlak müceddittir. Böyle bir insana biz güveniriz. Dolayısıyla Cübbeli’ye güvenemeyiz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Zaten orijinalini getirttiniz Arapçasını. Evet gösterdiniz.
ADNAN OKTAR: Evet. Hani o yetmiş bin sarıklı konusu değil mi? Öyle bir şey yok diyordu. Bana ne dersen de mi diyor? Ona benzer bir şey diyor. Biz de... kütüphaneden gidin getirin dedim. Kütüphaneden fotokopisini çektirttim Arapçasının. Altını da çizdirdim. Aldım getirdim gösterdim. Tabii. Her yalanını bitiyoruz Allah’a çok şükür. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Pekala Hocam bir sorumuz var. Ali Değirmencioğlu İstanbul’dan sorusu. “Her an bir yaratmaya kadir Rabbim, Sayın Hocam ve Müslüman kardeşlerim her daim yardımcısı olsun. Sayın Hocam daha önce gerek sitenizden gerek her akşam izlediğim programlarınızdan sizden öğrendiğim bilgileri arkadaşlarıma anlatıyor. Önceden çok önyargılı yaklaşırlar iken şimdi dinlemek için bir sohbet açılsın istiyorlar. Sayenizde insanlar gerçeğe dağları aşarak değil sadece ellerini uzatarak ulaşıyorlar. Cenab-ı Allah yar ve yardımcınız olsun inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşimiz güzel konuşmuş doğru tabii. Sadece televizyonun önüne oturacak eline kumandayı alacak düğmeye basacak o kadar. İnşaAllah. Ne kadar Allah kolaylaştırdı.
SUNUCU: Sayenizde. Bir hayli bir bilgileniliyor.
ADNAN OKTAR: Allah vesile ediyor. Tabii. İnşaAllah.
Biraz hadis okuyayım size. İmam Zeynel Abidin. Peygamber Efendimizin torunlarından. “Aleyhi selam şöyle buyurmuştur.” Benim de ceddimdir inşaAllah. “Bizim kaimimiz Hazreti Mehdi ile Allah Resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır.” Yani peygamberler arasında Mehdi ile benzerlikler vardır. “Hazreti Nuh, Hazreti İbrahim, Hazreti Musa, Hazreti İsa, Hazreti Eyüp, Hazreti Muhammed (sav) ve her biri ile benzerliği vardır. Nuh ile; uzun ömürlü olmasında.” Nuh gibi uzun ömürlü olacak inşaAllah. Makul bir uzun ömürlülüğü olacaktır. İbrahim (a.s.) ile doğumunun gizli olmasında”. Evde doğacaktır Mehdi inşaAllah. “Halktan uzak durmasında Musa ile.” Musa’ya benzerdir. Gizlenir. Korku hali; yani takip ediliyordu biliyorsunuz Hazreti Musa, korku ortamı vardı, o yüzden de gizleniyordu. “Hazreti İsa ile halkın onun hakkında ihtilafa düşmesi.” Halk işte bir kısmı var diyor bir kısmı yok diyor. Kime gelecek diyor, kimi geldi diyor , kimi gelmez diyor değil mi? O yönden diyor Hazreti İsa’ya benzer. “Hazreti Eyüp ile beladan sonra kurtuluşun yetişmesinde.” Hazreti Mehdi’ye çok bela isabet edecektir. Yani bela; zorluklar. Yani zorluklar derken; acılar, elemler yani o anlamda Hazreti Eyüp gibi onları sabır ile karşılayacak inşaAllah. “Muhammed (sav) ile benzerliği de; kılıçla kıyam etmesinde.” Yani Peygamber Efendimiz’in kılıcı belinde olacak, hırkası üzerinde olacak, Peygamber Efendimiz’in sancağı şerifi de elinde olacak . Kutsal emanetler. Ama tabii bunları teberrüken giyecek. Tabii yani yoksa sürekli değil. Tabii hırka- i şerif üzerinde olacak, bir kereliğine mahsus kılıncını takacak inşaAllah. O da bir kereye mahsus bir de sancak-ı şerif, sağ elinde sancak-ı şerif olacak inşaAllah. Ona insanlar bağlılıklarını ifade ederken bu şekilde olacak inşaAllah. O yönüyle diyor Resulullah’a benzer inşaAllah. “Abdullah bin Zemre İbn-i Madi ve Himbri Kabul ahber’den nakleder şöyle dedi; Kıyam edecek kaim Hz. Mehdi Hz. Ali’nin soyundandır, seyiddir. O bu yeryüzünü yeryüzünden başka bir hale getirecektir.” Bambaşka bir hal getirecektir diyor yeryüzünü. “Kaim Hz. Mehdi(a.s.) , Hz. Ali neslindendir, hayır da görünüşte ve ahlakta en çok Hz. İsa’ya benzeyen odur.” Bakın hayırda, dış görünüşte ahlakta en çok Hz. İsa(a.s.)’ya benzeyen odur.. Çok benzeyecek Hz. İsa’ya. İkisi de Hz. İbrahim soyundan, bakanlar bayağı benziyor diyecekler. Çok benzeyecekler. “Allah peygamberlere verdiği azameti ona da verecektir.” Peygamberler gibi azametli heybetli olacaktır Mehdi. Zayıf, nahiv filan değil inşaAllah yani mutlaka heybetli çünkü geniş bir insan. Ama peygamberler zayıf bile olsa heybetli oluyorlar yani onu da belirteyim. “Ona faziletler ve ziynet verilecektir.” Yani faziletler ve ziynet, zenginlik, güzellik, iyilik. “Şüphesiz Hz. Mehdi (a.s.) Hz. Ali’nin evladındandır.” Tekrar tekrar söyleniyor. “Onun gaybeti tıpkı Yusuf’un gaybeti zindana atılması gibidir.” Hz. Yusuf gibi zindana girecektir diyor, hapsedilecektir. “Ve O’nun dönüşü de tıpkı İsa bin Meryem’in dönüşü gibidir.” Nasıl o geri dönüyor o da geri dönecektir diyor yani insanlara gelecekleri zuhur edecektir. Yani biz nasıl Hz. İsa’yı bekliyoruz, şu anda da Hz. Mehdi’nin de ortaya çıkmasını bekliyoruz. Mesih de aniden ortaya çıkacaktır. Aynı şekilde Hz. Mehdi de bir süre sonra belirgin hale gelecektir inşaAllah. “Ebu Basir der ki, İmam Muhammed Bakır (a.s.) şöyle buyurduğunu duydum: Bu gaybetin sahibinde” yani bu kayboluşun sahibinde Hz. Mehdi (a.s.)’da “dört peygamberin sünneti vardır. Musa’dan bir sünnet, İsa’dan bir sünnet, Yusuf’dan bir sünnet, Muhammed (a.s.)’dan bir sünnet. Allah’ın selamı hepsinin üzerine olsun. Dedim ki, Musa’nın sünneti nedir? Buyurdu ki, çekinip dikkatle gizlenmek.” Hz. Musa gibidir diyor. “Dedim ki İsa’nın sünneti nedir? Buyurdu ki, İsa’nın hakkında söylenenler onun hakkında söylenecek”, yani çok fazla hakkında dedikodu çıkacak. Çok fazla gıybet edilecek. “Dedim ki Yusuf’un sünneti nedir? Buyurdu ki , zindan ve gaybet.” Hapsedilecek ve gizlenecek Yusuf gibi. “Dedim ki Muhammed (sav)’in sünneti nedir? Buyurdu ki, kıyam ettiğinde Resulullah’ın yolunda gidecektir.” Aynı onun gibi hareket edecektir. “Yalnız o Resulullah’ın eserlerini açıklayacaktır. Dedim ki, Allah’ın rızasını nerden bilecektir? Buyurdu ki, Allah onun kalbine rahmetini nazil edecektir.” Allah ona ilham edecektir. Evet iki dakikamız var bir başka şeyden konuşalım.
SUNUCU: Şimdi Hocam sözünüzü kesmeyeyim dedim kısa bir aramız var.
Şimdilik kısa bir aramız var, kısa bir aradan sonra sizlerle tekrar beraber olacağız.
Kısa bir aradan sonra sizlerle tekrar beraberiz. Şimdi ben tekrar sizlere soru ve görüşleriniz için mail adresimizi hatırlatmak istiyorum; ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresimizden bize soru ve görüşlerinizi gönderebilirsiniz. Ayrıca harunyahya.tv, haberhilal.com adresinden de bizi canlı yayın olarak izleyebilirsiniz. Şimdi tekrar Hocam, size dönmek istiyorum. Söylemek istediğiniz bir şey var mı? Soru mu sorayım ne istersiniz?
ADNAN OKTAR: Sen bana bir soru sor inşaAllah.
SUNUCU: Tabii hemen sorumuzu soralım o zaman. Bir izleyicimiz “Hocama, Dr. Oktar Bey’e ve sunucu kardeşime hayırlı akşamlar dilerim” demiş. Biz de kendisine hayırlı akşamlar diliyoruz. “Hocam bazen zorluklarla karşılaştığım vakit, hemen sizin Allah yolunda çektiğiniz zorlukları karşılaştığınız eziyetleri ve bunları anlatırken ne kadar keyif alarak Allah için çile çekmeden zevk alarak anlattığınızı düşünüyorum. Sizin karşılaştığınız çileleri düşündüğümde kendi yaşadığım bazı zorluklar tabii ki çok küçük kalıyor. Hocam özellikle akıl hastanesi döneminde yaşadıklarınız, namaz kılmak da zorlanacak kadar ayağınızdan sizi zincirlemeleri, bulunduğumuz küçük oda ve sizin gibi akıllı bir insanın öylesine şiddetli akıl hastaları ile aynı ortamda tutulmuş olması beni çok etkiledi. Bunlar kadar çok etkilendiğim konu da Allah’a olan sevginizden ötürü müthiş bir keyif almanız, hep güzellikle anlatmanız. En şiddetli zorluktan bile böylesine keyif almayı, böyle bir ruh halini nasıl elde ediyorsunuz?” demiş Hülya Ceyhun.
ADNAN OKTAR: Evet Hülya’nın bu sözü güzel, konuşmaları güzel. Sevgiyi biz nasıl anlarız? Mesela bir kadın helaline olan sevgisini, onun ona olan sevgisini ona gösterdiği fedakarlıktan anlar. Eğer fedakarlık yoksa, sabır yoksa, zorluklara karşı güzel tavır koymak yoksa, sevgiden bahsedemeyiz. Yani bir saat bile devam etmez. Allah’a karşı olan sevgimizin belli olması için de mutlaka zorluklarla karşılaşmamız lazım. Yoksa yiyip, içip yatan, rahat yaşayan bir insanın sevgisini anlatması için pek bir imkan kalmamış gibi oluyor. Çok az bir imkanı kalmış oluyor. Ama çile varsa o zaman sevgi vardır. Hatta biliyorsunuz eski efsanelerde Leyla ile Mecnun hikayesi vardır. Mecnun’un özelliği nedir? Çile çekmesidir, sevdiği için çok büyük zorluklara katlanmasıdır. Biz de aynı şekilde Allah’a karşı sevgimizi bu şekilde gösteririz. O güzellikleri yaşadığımızda da bizde çok fazla hoşluk meydana getirir, güzellik meydana getirir bu durum. Mesela sabırlı bir insanı biz doğal olarak severiz. Fedakar bir insanı severiz, cömert bir insanı sever insanlar. Kendi imkanlarını paylaşan bir insanı severiz. Kötü bir tavra iyi karşılık vereni severiz. Bir tavrımız olduğunda onda hayır görüp, onu hayra yoranı yine severiz. Bütün bunlar olmadığında ne olur biliyor musunuz? Et ve kemik kalır geriye . Et ve kemiği de sevemeyiz. İşte Allah böyle bizim kalbimizde aşkı yaşatmak için tutkuyu yaşatmak için dünyada bize böyle bir eğitim uyguluyor. Biz bu aşkın sevginin eğitimini aldıktan sonra cennete girebiliyoruz. Yani aşkı sevgiyi bilmeyenin cennete girmesi durumunda, cennet onun için hiçbir şey ifade etmez. Yani güzel kapısı olabilir ona bir şey etkilemez, aşık güzel kapıdan etkilenir. Orada güzel insanlar vardır. Aşık değilse, bakar onlara boşboş bakar. Allah aşkı ile bakan o güzelliği görür. Ondan zevk alır. Dolayısıyla imanının derecesi ile orantılı olarak zevk alır. Mesela biz şimdi burada hayvanları gösteriyoruz. Küçük canlıları gösteriyoruz. Her insan imanının derecesine göre onlardan zevk alır. Mesela kiminde çok şiddetli etki yapar, kiminde de vasat etki yapar. Ne var işte bir hayvan der, bir şey yok onda der. Ama bir kısmı da şiddetli bir özlem duyar onları sevmeye dokunmaya ve bağrına basmaya değil mi? Ve sevmeye de doyamaz. Mesela bir çiçek oluyor, çiçekte de öyledir. Mesela gül oluyor kopartsa ölür, kopartmasa orada kalıyor ayrı kalacaksın. Yani o bahçede kalacak sen evde olacaksın. Ayrılmak istemiyorsun, baş ucunda olsun istiyorsun ama o zaman da öldürmüş olacaksın. Ölmemesi için suya koyuyorlar ama daha çabuk ölüyor. Dalında da yine öleceği belli. İşte cennette çiçeğin ölümü yok. Yani o bizi mesela yoran bir şey. Yani onun ölmesini istemiyoruz biz. Gül açtığında öyle kalsın isteriz, hep öyle koksun isteriz ama sonbaharda bütün yapraklarını döküyor, hepsi dökülüyor, kupkuru dikenli dalları kalıyor. Cennette işte böyle bir şey yok, ne dikeni vardır, ne de dalı kurur. Ama Allah aşkını yaşayan gülden çok zevk alır. Mesela o gülün kokusunu hissettiğinde Allah aşığında derin haz meydana gelir. Ama Allah aşığı değilse yani güzel bir koku der, o kadar yani. Bir hayvan içinde güzel koku ilginçtir, gider orada bal özü alıyor. Ama onun için o anlamda bir şey ifade etmez o, aşık için bir şey ifade eder. Mesela gülün rengindeki kırmızılık veya diğer renklerin görünüşü de, yapraklarının biçimi değil mi? Yani çiçek yapraklarının biçimi diğer yeşil yaprakların onunla uyumu ayrı bir zevktir. İman ehli ondan çok şiddetli zevk alır, doyamaz güle. Mesela lale de oluyor ben sokakta görüyorum lale yazın, baharda ekiyorlar. Yoldan geçenlere bakıyorum, arabayla geçenlere, yolda yürüyerek geçenlere yani lalelere bakan çok nadir insan oluyor. Binde bir, halbuki nefes kesecek bir şey o yani zaten güzelliğine bakalım diye de emek verilip oraya konmuş onlar. Allah onları o kadar nefis yaratmışken, o kadar zengin bir renk cümbüşü varken, onlara bakmamak akıl alacak gibi değil. İşte bu aşığın ruhuyla orantılıdır. Yani cennete gitse adam demek ki orada çiçekler olsa o ilgilenmeyecek. Değil mi? Ama aşık küçük bir böyle ufak bir çiçek olmuş olsa, doya doya gider ona bakar, doyamaz onun güzelliğine. Mesela çocuklar da böyle bazen mağazalara gidiyorum İstinye’ye oraya buraya gidiyorum. Geçenlerde bir Japon çocuk gelmiş yani inanılmaz sevimli yani tarif edilecek gibi değil yani yan gözle bile bakmıyorlar. Yani orada eşya bile olsa insanın dikkatini çeker. Yani eşya kadar bile dikkatlerini çekmiyor, birçok insanın yani ayıp insan utamasa saatlerce bakar ona acayip sevimli bir şey, tatlı bir şey maşaAllah. O aşkı yaşamak lazım, Allah aşkının kalpte derinliği çok önemli yoksa yani adamın şunu varmış bunu varmış hiçbir şey ifade etmez. Koskoca köşkte oturuyor yalnız başına ama egoist, bencil, ters. Mesela bir satıcı geliyor onu kovuyor azarlıyor, misafir kabul etmiyor, hayvan gibi böyle kavgacı ve saldırgan. Her yer böyle antikalarla dolu gayet güzel çok nefis ama onu ilgilendirmiyor o. O onu malı olarak görüyor o kadar yani servet olarak görüyor. En fazla insanları kıskandırmak için kullanabiliyor hatta haset etsinler de canları yansın gibisinden. Halbuki insanlara onu güzellik sunmak için göstermesi lazım. Mesela yolda gidiyordum geçen gün sürekli evlerin önlerinden geçiyoruz, birçok mağazanın önünden geçiyoruz çoğu tanımadığımız. Ama aslında nasıl olması lazım mesela ben gittim Kayseri’ye, selamün aleyküm demem lazım. Orada benim onbinlerce tanıdığım olması lazım. Mesela Kayseri’den buraya bir arkadaşımız gelse bizim kapımızı çalıp gelmesi lazım misafir olarak. Selamün aleyküm deyip, değil mi? Misafir olması lazım. Yolda giderken ben mesela birden arabayı direksiyonu kırıp götürüp bir dostumun evinin önünde durup, orada çay sohbeti yapıp, biraz konuşup, yoluma devam etmem gerekir. İnsanlar hep birbirlerine yabancılar. Yani her yer dostla dolu olması lazım, her yer arkadaşla dolması lazım. İşte bu Türk İslam Birliği’nde olacaktır. Mesela Azerbaycan’a gittiğimizde biz kapıyı çalacağız gireceğiz oturacağız. Mesela Tanrı misafiri o gün orada da kalabiliriz, tam bir güven, tam bir sevgi ortamı olacaktır. Şu an yabancı birini eve almak mümkün mü? Ya katil çıkıyor ya psikopat çıkıyor ya bir olay çıkartabiliyor yani hepsini tenzih ederim de yani bilemiyoruz yani iyisi de çok, iyiyi de bilemiyor insanlar, kötüyü de bilemiyorlar, karışık. Dolayısıyla herkesin iyi olduğu herkesin güzel olduğu bir ortam meydana gelecektir inşaAllah. Yolda mesela ne bileyim bir köye gidildiğinde de bir yere gidildiğinde insanların kimseyi yabancılamaması lazım, selam yeterli olması lazım. Ama bu Anadolu’da bu adet biraz devam ediyor. Mesela başka bir köyden birisi geldiğinde, birisi yabancı geldiğinde misafir ediyorlar ama o da gittikçe kırılıyor, azalmaya başladı. Ama benim çocukluğumda ve daha evvelki dönemlerde de bunun böyle olduğunu ben biliyorum, makul olan makbul olan budur. Yani her yerde güvenilir dostlar olması sevecen bir ortam olması değil mi? O evin kedileri olacak onları seveceksin, o evde tavşanlar olacak onları seveceksin, evler tertemiz olması lazım misafir odaları olması lazım. Misafir yatağı olması lazım, misafir sofrası olması lazım, misafir ağırlamak ayrı bir zevktir. Çok büyük bir nimettir, misafir geldiğinde insanın içi açılır, sevinç duyar değil mi, bir bayramdır yani misafir gelmesi. Mesela misafir gelmesini özlemesi lazım şimdi misafir gelmesinin bir felaket olarak görenler var yani büyük bir bela olarak görüyor. Aman ya Allah esirgesin ya diyor, şimdi mesela hatta akrabasının gelmesini bile şimdi teyzemler gelecek diyor aman ben evden kaçayım bari diyor. Mesela bayram oluyor aman aman diyor eve şimdi misafirler gelir diyor, biz Güneydoğu’da bir yere kaçalım diyor. Ya ne korkunç bir şey bu. Ne kadar güzel bir şey değil mi insan sevdikleri ile ama tabii gelecek misafirlerin de güzel insanlar olması lazım. Mesela geliyor ama hakikaten ağzı bozuk, haset ediyor, geliyor evde eşyaları kırıyor, onlara rahatsızlık veriyor. Ters laflar ediyor, haysiyetlerine şereflerine tavır gösterebiliyor, adamlar da tabii onlardan korkuyorlar çekiniyorlar. Dolayısıyla Kuran ahlakına uyulmamasının insanlık üzerindeki etkisi çok şiddetli oluyor ve çok azap çekiyorlar. Çok fazla iyi var ama çok fazla da kötü var, iyiler de kendi aralarında birbirlerini aramıyorlar yani bu çok büyük bir hatadır. Halbuki iyilerin birbirlerini bulup dost olmaları lazım, sevmeleri lazım güvenmeleri lazım ve iyinin vasfı da hiçbir zaman için alan değil, dağıtan olması lazım. Yani insan misafir olarak bir yere gittiğinde oraya bereketi ile gitmesi lazım, bir iyilik güzellik götürmesi lazım. Onları mağdur durumda bırakmaması lazım, bu işte Mehdi devrinin unutulmuş nimetlerinden bir tanesidir bu. Yani unutulmuş bu nimet ortaya çıkacaktır. Yani misafir olma, dost olma, arkadaş olma nimeti ortaya çıkacaktır ki en şiddetli zevklerdendir bu. İnsanların çektikleri acı hep yalnızlık acısıdır. Soruyorum her önüme gelene soruyorum, samimi arkadaşın var mı derim, en fazla bir, hadi iki tane, en fazla üç. Nasıl oluyor bu böyle? Yani her ülkede her şehirde her yerde binlerce arkadaşı dostu olması lazım insanın. Veya onu özleyen hatta onu gördüğünde değil mi müthiş sevince kapılan, sevinçten coşan insanlar olması lazım. Normali budur. İnsanın da akrabası geldiğinde falan teyzesini gördüğünde falan teyzesinin çocuklarını gördüğünde müthiş bir sevinç duyması lazım. Bu tersine döndü, birçok yerde. Bu işte Darwinizm’in materyalizmin egoist ve bencil düşüncenin insanlara getirdiği bir bela. Darwinizm ne yaptı diyorlar? E kardeşim 350 milyon insanı öldürdü, sevgiyi kaldırdı, dostluğu kaldırdı, misafirperverliği kaldırdı, bencilliği egoistliği getirdi insanlara, insanları robotlaştırdı, aşkı kaldırdı, tutkuyu kaldırdı daha ne yapsın? Kıtır kıtır keseceği kaldı diyorlarsa onu da yaptılar, değil mi? O yüzden her şeyi sevgiyle şefkatle halleden bir düşünce gerekiyor. Mesela bu Güneydoğu sorunun da hallolmasında bilim yani Darwinizm materyalizmin yok edilmesi ama çok güçlü olarak sevgi ve şefkat, saygı, değer vermek. Yani hizaya getirme mantığı çok büyük tahribat meydana getirmiştir. Bu Osmanlı’yı da yıkan budur, hizaya getirme kafasıdır ve Darwinizm’dir, materyalizmdir. Hizaya getirme değil her zaman sevgi mesela Osmanlı’nın en güçlü dönemleri hep sevgiyle olmuştur. Rumlara sevgi, Musevilere sevgi, Ermenilere sevgi bütün teba hep saygılı olmuştur, o zamanlar imparatorluğa karşı. Ne zaman materyalist Darwinist düşünce girdi, kafatasçı ırkçılık devreye girdi arkasından egoistlik bencillik devreye girdi. Herkes kendi ırkının, kendi kavminin, kendi ailesinin derdine ve kendi şahsının derdine düşmeye başladılar. Diyergamlık kalktı, onun sonucunda da Osmanlı yıkıldı. Tabii çok iyiler vardı ama, çok da kötüler vardı. Ama yeniden, dünya görülmemiş bir sevgi, bereket, bolluk hakimiyet dönemine doğru gidiyor inşaAllah. Yani bu yüzyılda görülmemiş, geçen birkaç yüzyılda da görülmemiş. Ama, peygamber devrinin sevgisi olacaktır işte, Resullullah devrinde. Mesela Sahabeler öyle dosttular ki, şahaneydi mesela Mekke’ye Medine’ye gidiyor, bağırına basıyor, coşuyor, kardeş kardeşin evine gidiyor. Hatta birbirlerine mirasçı olurlar mı acaba diye düşünüyorlar. Yani evladı gibi olmuş artık. Biliyorsunuz Ensar ve Muhacirler vardı. Muhacirler geldi Ensarlar yani onu ağırlayanlar, evlerini odalarını verdiler, yiyeceklerinin yarısını verdiler, hayvanlarının yarısını verdiler değil mi? Gelirinin yarısını verdi, kardeş gibiydiler. Muazzam bir kardeşlik havası hakimdi. Bu Resullullah devrinin bereketi ve güzelliğiydi. Şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah ayette diyor değil mi: “uçurumun kenarındaydınız, sizi dostlar etti kardeşler etti” diyor Cenab-ı Allah. Tabii yani mealen yaklaşık. İnşaAllah bu ayet yine yeniden tahakkuk edecek. Yeniden kardeşlik, dostluk, sevgi olacak. Ne böyle Türk-Kürt çekişmesi olacak, bazı bu aklı evvellerin çıkardığı bu fitne tamamen ortadan kalkacak. Ne de o anormal düşünceler, işte Darwinizm, materyalizm gibi düşünceler kalacak. Burada kardeşlerimizin yapacağı Türk-İslam Birliği’ni istiyorum, bunu herkes bir kere ağzında tutacak ve etrafa yayacak. Birbirlerine böyle tavsiye edecekler. İnternette böyle yerler oluşturacaklar, gruplar oluşturacaklar. Hep sevgiyi, barışı, kardeşliği, ilimi, kültürü, bilgiyi ve sevecenliği birbirlerine gösterecekler. Temizliği, kaliteyi birbirlerine tavsiye edecekler. Ama özellikle şu Darwinizm, mesela o Elşat’ı da tebrik ederim. Bak kendini de şahane yetiştirmiş çocuk. Bu Azerbaycan’dan tanıdığımız bir Azerbaycan’ın bir aslanı, bir yiğidi. Aç bakayım.
(Azerbaycan Ans Tv’deki program videosu)
OKTAR BABUNA: İlahiyatçı Hocamızın kitabını okuyan kişi, Azerbaycan’lı kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Biraz ileriye al. MaşaAllah. Aferin. Darmekeşan etmiş maşaAllah. İşte böyle kardeşlerimizin sayısının artması güzel olur. Orada sunucu genç de Darwinizm’in olmadığını anlamış değil mi? O da çok güzel.
OKTAR BABUNA: Programın sonunda söylüyor zaten yani dinen de, bilimsel olarak da diyor insanın maymundan gelmediği Darwinizm olmadığı çok açık diye bitirdi programı. Tam kanaati gelerek maşaAllah. Hocam sizin vesilenizle dünyanın her tarafında bu şekilde yetişiyorlar artık. Amerika’da, İngiltere’de, Avrupa’da inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aynı Harun Yahya da burada işte. Baş edebiliyorlarsa etsinler göreyim bakalım.
“Hz. Mehdi (a.s)’nın kıyafetleri alev gibidir.” Yani parlak olacakmış kıyafetleri. “…yüzü bazen açık renk ve altın gibi parlak, bazen de daha koyu renk ve ay gibi parlaktır.” Bazen güneş yanığı oluyor anladığım kadarıyla, bu farklılıklar anlatılıyor. “Hz. Mehdi (a.s)’nin alnında hafif bir içbükeylik vardır.” “Hz. Mehdi (a.s) saçı sıktır.” Saçı sık. “..alnı geniştir, alnında hafif bir içbükeylik vardır.” Alın kısmında. “…burnu küçüktür ve tam köprü bölümünde küçük bir çıkıntısı vardır.” Hafif köprü kısmında orta kısmında bir parça çıkıktır diyor. “…yanağında dışa çıkık bir beni vardır.” “Hz. Cebrail (a.s) ve Hz. Mikail (a.s) kırk altı bin melek İmam Mehdi ve Hz. Mehdi (a.s) yardımcıları ve yoldaşları arasında olacaktır.” “Hz. Mehdi (a.s) yetim olacaktır” diyor. “….Hz. İsa gibi o da yetimdir.” “O Hz. Mehdi dünyaya gönül bağlamaz. Bunun için de taş üstüne taş yığmaz.” Hiçbir malı mülkü olmayacak diyor Mehdi’nin. El-Mehdiyy-il Mev’ud, cilt 1, sayfa 280-300. “Meleklerle yardım edilecektir Mehdi’ye. Cebrail onun önü sıra gidecektir, Mikail sağında, İsrafil ise solunda gidecektir. Ve korku bir aylık yoldan onun önünden, arkasından, sağından ve solundan ilerleyecek. (Allah’a) yakın melekler de onun hizasında olacaklar...” Yani korkudan korunmuş olacak inşaAllah. “Şöyle arzettim: Sana feda olayım.” diyor Peygamber Efendimiz’e. “Bütün hepsi onunla birlikte mi olacak? Buyurdu ki: Evet, onlar Nuh ile birlikte gemide, ateşe atıldığı zaman İbrahim'le birlikte, deniz yarıldığında Musa ile birlikte ve Allah göğe yükselttiği zaman İsa ile birlikte olan meleklerdir.” Aynı melekler Mehdi ile beraber olacaklar diyor bakın. Nuh ile birlikte gemideymişler bu melekler, aynı. Ateşe atıldığı zaman Hz. İbrahim ile birlikteydiler diyor. “Deniz yarıldığında Musa ile birlikte, Allah göğe yükselttiği zaman Hz. İsa ile birlikte olan meleklerdir. Bunların dört bini belirlenmiş ve Resullulah'la birlikte olanlardır (sav) ve üçyüz onüç melek Bedir'de onunla birlikte idi...” 313 melek, Mehdi’nin talebeleri de 313 biliyorsunuz. “Onların hepsi Kaim Mehdi aleyhisselam'ın kıyamını beklerler.” Yani ortaya çıkışını beklerler diyor. “Halkın içinde Hz. Mehdi’ye ilk biat edecek olan Cebrail aleyhisselamdır” diyor. İlk Cebrail aleyhisselam biat edecek diyor. Allah Katı’nda biat ediyor inşaAllah.
“Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık” İmam-ı Azam’ın Hocası. İmam-ı Azam Ebu Hanefi’nin Hocasıdır. Biz hanefi mezhebindeyiz, onun Hocası. “Cafer-i Sadık aleyhisselam’dan duydum ki: ... Hakkı gasp olunan ve inkar olunan mazlum olan imamınız” bak hakkı gasbediliyor o devirde. İnkar ediliyor insanlar tarafından. İşte yalancı, yanlış yolda, hatalı. Reddediliyor ve mazlum. “Masum olan imamınız, ve bu (gaybetin) kayboluşun sahibi (Hz. Mehdi (as)) insanların onların arasında dolaşır, pazarlarında gezer, onların bastığı yerlerden geçer. Ama onlar Hz. Mehdi (as) 'yi tanımazlar,” Anlamıyorlar onun Mehdi olduğunu, “ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf’a verdiği gibi ona izin verir.” Hz. Yusuf gibi zamanı geldiğinde tanınacaktır diyor. Diyorlar ya kardeşleri; “sen Yusuf musun?” diyorlar. Aniden tanıyorlar, öyle olacak inşaAllah.
Amr bin Sa'd, Emir-ül müminin Ali bin Ebu Talib aleyhisselam'dan nakleder, Hz. Ali’den: “Ali’nin Rabbine andolsun ki” Cenab-ı Allah’a andolsun ki diyor, “hüccet (Hz. Mehdi (a.s.))” hüccet delil yani, Allah’ın delili, Hüccetullah, “Mehdi’nin lakablarındandır”.
OKTAR BABUNA: Bir de Heybetullah var.
ADNAN OKTAR: Heybetullah yine Mehdi’nin lakablarındandır. “Hz. Mehdi (a.s.) ayakta olacak, dünyanın yollarında yürüyecek, evlere ve saraylara girecek, bu yerin doğusunda ve batısında gezecek, sözleri duyulacak,” radyodan, televizyondan, “cemaate selam verecek, görecek ama ama vaadedilen zamana ve gökten şu ses gelene kadar bilinmeyecek” diyor yani. “Hz. Mehdi muzafferdir,” yani zafer kazanmıştır, “arslandır, ”Hz. Ali’nin de lakabıdır biliyorsunuz, arslan, Mehdi’nin de bir lakabıdır arslan, “arslandır, sağlamdır,” yani güçlü, “kavminin direğidir ve cesurdur.” İnşaAllah. “Dedi ki: Ey Emirülmüminin, Bu Mehdi kimdendir? Buyurdu ki: Benî Haşim'dendir,” Beni Haşim, Haşimidir, yani Beni Adnan. İnşaAllah. “Arapların yüce dağının zirvesinden. O öyle bir denizdir ki ona giren kaybolur. Kendisine sığınanlar için amandır,” kurtuluştur, kendisine sığınanları kurtarır diyor. “Halk kinle dolduğunda onları pâk (temiz) kılan bir mâdendir,” yani insanların kalbindeki kini, nefreti ortadan kaldıran bir madendir, “ölüm nazil olduğunda korkmaz,” ölümden korkmaz diyor. Allah için öldüğü için, “ölüm ona vardığında sarsılmaz,” aşkla, ölürken de aşık, “mücadele meydanından asla geri çekilmez.” Arslan gibi böyle Allah’ın izniyle. “tecrübelidir, galiptir,”. Bediüzzaman da diyor tecrübeli olduğunu, yani onu sonra bir dahaki derste anlatırım, “galiptir,” mutlaka galip olur, “muzafferdir, arslandır,” ruhen, bedenen, “sağlamdır,” sağlamdır diyor, “kavminin direğidir, cesurdur, Allah'ın ilim kılıcıdır, liderdir, herkesi etrafında toplar, yücelik ve şerefin kaynağı olan evde büyümüştür, onun yüceliği en asil yücelikten kaynaklanır” diyor. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 251)
Cafer-i Sadık, demin söylemiştim İmam-ı Azam’ın Hocası ve benim de neslimdir inşaAllah ceddim. Şöyle buyuruyor; “Adeta Kaim’i, Hz Mehdi Aleyhisselam’ı görür gibiyim, Peygamberin (sav) altın mühürle mühürlenmiş sözleşmesini cebinden çıkarıyor. Mührünü açarak onları insanlara okuyor.” Peygamber Efendimiz’in mührünü kullanacak diyor Mehdi, inşaAllah. “İmam Mehdi (a.s.) güçlü otuz yardımcısıyla, yalnız değildir.” Otuz kişilik ayrı bir ekibi vardır diyor Mehdi’nin. Hz. Mehdi’nin otuz kişilik çalışma grubu varmış. Mes'ûdî şöyle nakletmektedir: "Ali b. Hazma, İbn-i Sirâc ve İbn-i Ebu Said, bir ara İmam Rıza'nın (a.s) huzuruna vardıklarında” İmam Rıza peygamberin torunudur, “Ali B. Hazma İmam'a şöyle arzetti: "Ey Resulullah'ın oğlu, biz, siz (Ehli Beyt imamların)dan şöyle nakletmişiz ki; her imam ölmeden önce mutlaka evladını görür.” Hepsinin bir evladı vardır, yani Ehl-i Beyt’ten gelenlerin yani Mehdi’nin neslinden. “Acaba bu doğru mudur?” diye soruyor. “İmam (a.s) cevabında şöyle buyurdu: ‘Şunu da bu hadise eklediniz mi?’ Kâim (Hz. Mehdi) hariç." Bir tek o evli olmayacak, onun çocuğu olmayacak. Evli olmayacak demiyor, fakat çocuğu olmayacak diyor, evet. “Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: Mehdi'nin gözleri hafif çekiktir”diyor. Çekik gözlü bir parça. (Şeyh Muhammed Numani, Gaybet-i Numani.)
Ahmed b. Sinan Kirmani Dimeşki, Ehl-i Sünnet'in meşhur alimlerinden olup "Ahbar-ud Duvel" adlı kitapta şöyle yazar: "o (Hz. Mehdi (a.s.)), orta boylu, güzel yüzlü ve güzel saçlıdır." Saçları güzeldir diyor. (Ahbar-ud Duvel, s. 117 -Hicri 1382 basımı)
Muhyiddin İbnü’l-Arabi –kuddise sırruh- Hazretleri, Hakim et-Tirmizi –kuddise sırruh- Hazretleri’nin “Hatmü’l-evliya”da sorduğu soruları cevaplandırmak için yazdığı “el-Cevabü’l-Müstakim” isimli eserinde şöyle buyurmuştur: “(Hz. Mehdi (a.s.)), Buna hak kazanan, ceddine (yani Hz. Muhammed Aleyhisselam’a) çok benzeyen bir kimsedir.” Çok benzer diyor. “O Arapça’yı pek iyi konuşamaz,” Arapça’yı pek bilmez diyor. “Fakat ahlakı hususunda ondan farklı da olmaz.” Peygamberimiz’in ahlakı gibidir. Arapça’yı bilmez ama ahlakı konusunda ondan farklı olmaz, Peygamber Efendimiz gibidir. “O, orta boylu erlerdendir. Mülkün dönemi onunla biter” dünya onunla biter, “...ve velayet onunla hatme erer...” Hateme velidir, yani gelmiş, geçmiş en büyük velidir, onunla velayet hatem buluyor. Başka yok ondan sonra inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) mutedil ahlaklı, iyi yaratılışlıdır...” yani mutedil, mazlum. Onun atı, karanlıklarda on dörtlük ay gibi parlar.” Arabasının farlarına dikkat çekiyor. “O, en hayırlı topluluğun önünde gider.” Türk milleti inşaAllah. “Onlar Allah’ın dinine sarılmış; onunla Allah’a yaklaşmaya çalışırlar.” Bak; “Onlar Allah’ın dinine sarılmış;” Türk milletinin özelliği bu, değil mi? “Onunla Allah’a yaklaşmaya çalışırlar.” MaşaAllah.
SUNUCU: “Saygıdeğer Harun Yahya Hocam. Tayland’da Müslümanlar donanmaya ait botlara bindirilip, okyanusta, açık denizde ölüme terk ediliyorlarmış. Bu şekilde yüzlerce Müslümanın hayatını kaybettiği biliniyor. Hükümet savunma olarak, ama biz yanlarına su ve yiyecek bırakmıştık şeklinde açıklama yapmış. Müslümanların dünyanın pek çok yerinde uğradıkları bu insnalık dışı muameleye nasıl çözüm bulunabilir? Bu zulmü nasıl yorumluyorsunuz?” demiş, Çağla Günay, Yalova’dan.
ADNAN OKTAR: Bu tabii klasik bir zulüm. Böyle bir zulüm varken İslam dünyaya hakim olmayacak demek te ayrı bir zulümdür, değil mi? Yüzlerce sene sonra İslam dünyaya hakim olacak demek yine ayrı bir zulümdür. İslam dünyaya hakim olduğunda, Türk-İslam Birliği oluştuğunda ki yaklaşık 10 yıl içerisinde, 15 yıl içerisinde bunu göreceğiz. Sürati görüyorsunuz, her gün gazete kupürlerini yayınlıyoruz. Çığ gibi gelişiyor, insanlar istese de istemese de bu oluyor, olacak. O zaman bu tip zulümler olmaz. Ama gidip tabii Müslüman intikam almaz. Tayland’dakiler cahilliklerinden yapıyor. Budist inanç, putperest inanç onları dengesiz düşünmeye itiyor gördüğüm kadarıyla. Bir insanı suya bırakıp, yanına yiyecek verdim demek, ne demek bu? Yani kuyuya sen adamı atıyorsun, yanına da bir tane ekmek bırakıyorsun, kuyunun içinde, kurtar kendini diyorsun. Açık denizde, okyanusta belli ki ölüme gidecek Allah esirgesin, değil mi? Ki şehit olur, öyle bir şey olsa da şehit olurlar. Dolayısıyla herkesin birbirini sevip, koruyup, kollaması, millet olarak bölünmeye karşı olmamız, kavmiyetçilikten kaçınmamız yani kafatasçı ırkçılıktan kaçınmamız, Türk Milleti olarak, Türlüğü bir Hars Milliyetçiliği olarak görüp bütün, hangi kavime mensup olursa olsun, hangi millete mensup olursa olsun herkesi Türk kabul edip, kardeşimiz kabul edip bağrımıza basarsak inşaAllah çok güzel yol alacağız. Kuran’a da tam uyarsak, Kuran ahlakına inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yeni Şafak’ta İbrahim Karagül yazmış. Diyor ki; “Türkiye ile Suriye arasında gerçekleşen, Batı dünyasının “neler oluyor” sorularıyla anlamaya çalıştığı şey, tam olarak bir tür “Model Ortaklık”tır. Sadece iki ülke için değil, bütün bölge için bir gelecek inşasıdır. “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği” formülü, Türkiye'nin öncülüğünde bölge ülkeleri arasında işbirliğini değil, entegrasyonu hedeflemektedir. Dört yüz yıllık bir zenginlik 21. yüzyıla taşınıyor, böylesine sağlam bir temel üzerinden ulus üstü ortaklıkların temelleri atılıyor.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani Türk-İslam Birliği demek istiyor. İbrahim Karagül’ü tebrik ediyoruz, Yeni Şafak’ta çok güzel bir yazı yazmış.
OKTAR BABUNA: Siz demiştiniz Hocam “ben evdeyim ama fikirlerim iktidarda” diye. MaşaAllah, böyle dalga dalga yayılıyor artık. Herkes sırayla telaffuz etmeye başladı böyle. Türk-İslam Birliği’ni, inşaAllah Darwinizmin çöküşünü..
ADNAN OKTAR: Hayır, iki sene önceki benim yazılarıma bir girsinler, o devirdeki gazete kupürlerine bir baksınlar hiç böyle bir konu yoktu.
OKTAR BABUNA: Hiç yoktu evet.
ADNAN OKTAR: Tabii. Benim vesile olmamla, Allah’ın beni vesile etmesiyle, arkadaşlarımızı vesile etmesiyle güzel neticeler oldu. Ama ben Allah’ın herhangi bir kuluyum, gariban bir kuluyum, mazlum bir kuluyum. Allah’ın değil mi, acz içinde bir kuluyum. Bütün insanlar acz içindedir, hepsi garibandır, hepsi Allah’a boyun eğmiştir. Hiç kimsenin müstakil bir gücü yoktur. Hiç kimse şunu ben yaptım, ben ettim diyemez. Her şeyi Allah yapar. Kul sadece vesile olur. Gölge bir varlıktır, hiçbir gücü yoktur. Onun için enaniyet, kibir, azamet çok çok çirkindir. Delice bir harekettir. Müslümana yakışacak bir şey değildir. Biz kısa bir sure bu görüntüden oluşan, imtihan dünyasında kısa bir imtihandan geçtikten sonra güzelliği, fazileti, aşkı, muhabbeti öğrenip sonsuz hayata geçeceğiz inşaAllah. Asıllarını göreceğiz yani bu kalemi yaratan Allah bunun aslını bir daha da yaratacak güçtedir. Bu kitabı yaratan Allah onun bir daha benzerini yaratacak güçtedir, değil mi? Bu akvaryumu, bu balıkları ve bizleri yaratan Allah bir kere yarattığına göre yine yaratacak güçtedir. Yani mesela biz bu kitabı matbaadan bir daha basamaz diyor muyuz? Matbaa yine çıkartıyor. Ama matbaada yine yaratan Allah’tır. Matbaa yaratmaz, Allah yaratır. Bu kitabı da tavsiye ederim, “Risale-i Nur Külliyatı’nda Hz. İsa ve Hz. Mehdi Gerçeği” Bu şeyde de var yine harunyahya.org sitesinde de ücretsiz indirebilirler. Risale-i Nur Külliyatı’nda Hz.İsa ve Hz. Mehdi’nin nasıl şahıs olarak belirtildiği, nasıl yakın bir zamanda gelecekleri, Hicri 1400’de geleceği, İstanbul’da geleceği, Mehdi’nin Darwinizmi, materyalizmi yok edeceği, şahsı manevi olmadığı, şahıs olduğu, siyaset, diyanet, saltanat ve diyanet alemlerinde, hepsinde görev yapacağı ve hepsini bir hakkın, tam mükemmel yapacağı Said Nursi’nin kendi orijinal izahlarından alınarak izah edilmiştir. Çarpıtan değiştiren kişilere karşı cevap inşaAllah.
Biraz sonra bir Amerikan kanalı ile bir röportaj yapacağız, bir buçuk saat falan sürecek. EvvelAllah sabaha kadar olsa yine yaparız. Yani röportaj bittikten sonra yaklaşık 15 dakika sonra o röportaj başlayacak inşaAllah, ne kanalı idi Amerika’nın?
OKTAR BABUNA: Public Tv, BBC’nin Amerika’daki karşılığı olan ulusal bir kanal. Amerika’dan geldiler, sizinle ilgili belgesel hazırlamak için.
ADNAN OKTAR: Birkaç gündür Türkiye’deler, beni bekliyorlardı röportaj için, röportaj yapmak için, benim de boş vaktim bir tek bugün akşam müsaitim inşaAllah.
SUNUCU: “Allah’ı daha iyi tanımak ve büyüklüğünü daha iyi anlamak için pek çok yol deniyorum, canlıların yaşamlarını araştırıyor, onlardaki incelikleri öğrenmeye çalışıyorum. Kuran okuyorum ve sizin kitaplarınızı da okuyorum. Bana başka tavsiyeniz ne olur Hocam?” İstanbul’dan Tuğberk Korkmaz. Size bu konuda danışmak istiyor.
ADNAN OKTAR: Tuğberk’in yapacağı beynini güzel kullanacak, beynini güzel kullanmak en önemli konulardandır. Bir kere dikkat yorucudur ama Kuran dikkati emretmiştir bize, Allah Kuran’da emretmiştir dikkat. Dikkatten yorulmayacak dikkatini vermekten, beynini çok iyi kullanacak. Samimi olarak kendimizi sıkmazsak, dışardaki insanlardan da etkilenmezsek bir kere dışarıdan etkilenmeyecek, anasından doğduğu gibi olacak, değil mi, böyle tertemiz bir kafa ile olaylara bakacak, sokaktan etkilenmeyecek. Samimi olarak değerlendirdiğimizde, bakıyorum ben şimdi rengarenk bir alem görüyorum, birden böyle böyle bir dünyaya gelsem ve böyle üç boyutlu bir rengarenk görüntüyü görsem ve bununda beynimde şöyle bu kadarcık yerde olduğunu anlasam, ne olur bir insan bu durumda? Ve dışarıda diyorlar ki madde saydam ve karanlık renk yok dışarda, ses de yok... Beynimin içinde hem renk var, hem ses var, hem üç boyut var ama ne görüntü yani en kaliteli televizyondan daha kaliteli bir görüntü, çok mükemmel bir ses, stereoteyplerden çok çok daha mükemmel bir ses. Üstelik de bu görüntüyü gören biri var bak bakın bu çok büyük bir olay bir kere yani orada bir televizyon görüntüsü var, görüntü oluşuyor, bir de elektrik akımı tarzında öyle perde falan da yok, bir elektrik akımı geliyor, o elektrik akımını gören biri var ve tam renkli görüyor, bir elektrik akımını da tam renkli görüntünün dışında ses olarak duyan biri var. Yani üç boyutlu mesela kardeşim yani çok özür diliyorum en gerizekalı olmuş olsa yani başka ne anlam çıkar burada yaratılışın dışında ne anlam çıkıyor burada, değil mi?
OKTAR BABUNA: Hiçbir şey çıkmaz Hocam inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani iman etmeyenleri tenzih ediyorum da yani akıl alacak gibi değil. Bunun ikinci üçüncü ihtimali ne olabilir yani? Değil mi? Çok sarih. Peki bunu yaratan güç bir kere bunu yapmış mı? Yapmış ve sürekli de gösteriyor, televizyonda programımızda her zaman gösteriyor Allah. Bir kere daha gösteriyor, bir kere daha sürekli değiştirerek gösteriyor. On kere yüz kere bin kere gösteriyor, bininciyi gösteremez demenin bir mantığı var mı? Allah diyor ki: “Ben bunun devamını yaratacağım” diyor. Adam yok olmaz. Peki bu nasıl oldu? Bundan evvelki nasıl oldu? Sürekli oluyor, devam ediyor görüyorsun değil mi? Ve çok kolay yarattığını da görüyorsun. Dolayısıyla insanların ahirete bir bahanesi kalmayacak. Ama zaman gelecek göreceksiniz, iman edecek hiçbir insan kalmayacak. Mehdi zamanında İslam alemi, Türklük alemi tamamen kurtulacak. Hıristiyan aleminde Hıristiyanlık Kuran’a benzeyen tarzı Hıristiyanlık çok gelişecek. Museviler’de de müthiş bir coşma, müthiş bir iman gelişmesi olacak. Hz. Mesih’in gelişiyle, hepsi tam Müslüman olarak iman edecekler. Bilmiyorum yani Mesih ne yapacak da bu kadar onları etkileyecek. Göstereceği mucizeler süprizdir. Bilmiyoruz şu an. Ve daha önce biliyorsunuz çok fazla mucize göstermişti. Şimdi de yani bütün bilim adamlarının bütün hepsinin gözü önünde mucize gösterecek. Hiçbir açıklaması olmayan mucize inşaAllah. Bakın insanlık bunun karşısında artık bitiyor. “İman etmedik hiçbir fert kalmaz” diyor Allah ayette. Ama daha önce mucize gösterdiği halde iman etmemişler. 12 kişi var. Bakın ölüyü diriltiyor, kör olanın gözünü açıyor değil mi?Alaca hastalığını iyileştiriyor. Yani olağanüstü mucizeler gösteriyor. Kuş biçiminde bir şey yapıyor üflüyor uçuyor kuş. O zamanın Darwinistlerine bir tokattır bu ve cevaptır. Ama buna rağmen 12 kişi. Ama bu sefer, Allah hepsine iman ettiriyor. Çünkü dünya anlı şanlı bitecek. Yani son, tam kapanış. Dünyanın kapanışı bu. Çok anlı şanlı. Bir kere zaten böyle bir mükemmel hakimiyet var. Dünya zaten yaratıldı yaratılalı, dünyanın bak Hz. Adem’den beri ilk defa bu kadar anlı şanlı dünya hakimiyeti oluyor. Bu kadar büyük. Yok daha önce. Çünkü bütün insanlık iman ediyor. Ve her yerde iman hakimiyeti var. Hz. Musa devrinde, İsa devrinde, İbrahim devrinde hiç böyle olmamıştı. Hz. Süleyman devrinde de olmadı böyle, Zulkarneyn devrinde de olmadı. Hep bölgeseldir, kısmendir. Yani insanlar yine dinsizler, imansızlar kalmıştır, belirli ve az sayı da insan olmuştur, o devirde zaten insanların sayısı azdı. Ama şimdi dünyanın nüfusu ne kadar?
OKTAR BABUNA: 6 milyarı geçti.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Tabii yani muazzam bir sayı değil mi? Ve tamamı iman edecek yani inşaAllah. MaşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam. Programımızın sonuna doğru geldik. Son sözleriniz var mıdır?
ADNAN OKTAR: Son sözümüz inşaAllah milletimize Allah bereket, bolluk, güzellik versin. Allah hepimize uzun ömür, sağlık, sıhhat versin. Mehdi’yi, Hz. İsa’yı görmeyi nasip etsin inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam inşaAllah. Sayın seyircilerimiz bugün de ‘Adnan Oktar ile Başbaşa’ programımızın sonuna geldik. Yarın akşam 21.00 ve 23.00 arasında Tempo Tv’de canlı yayın olarak bizleri izleyebileceksiniz. Şimdilik size hayırlı akşamlar diliyorum. Sevgiyle ve hoşça kalın.