SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, bir Adnan Oktar ile Başbaşa programında daha sizlerle beraberiz. Bu gece sizlere Adıyaman Tempo Tv ekranlarından sesleniyoruz. 2 saatlik keyifli bir sohbetimiz olacak ancak sohbetimize geçmeden hemen önce sizlere bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarını ve internet sitelerini sizlere bildirmek istiyorum. Radyolarımız, Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya, Güneydoğu radyosu 99.6 Şanlıurfa ve internet sitelerimiz www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv şimdi konuklarımıza dönecek olursak Sayın Adnan Oktar, hoş geldiniz efendim nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, teşekkür ederim sizler de hoş geldiniz. Allah’a hamd olsun. MaşaAllah.
SUNUCU: Teşekkürler. Hocam nasıl başlamak istersiniz, sorulara mı geçeyim yoksa sizin söylemek isteyeceğiniz özel bir şeyler olabilir mi? Programa dair.
ADNAN OKTAR: Bir şeyler anlatalım, Oktar sen ne anlatacaksın?
OKTAR BABUNA: Güzel gelişmeler var Hocam yine İslam Birliği’ne yönelik; Yahudi bir ailenin Müslüman olması, Musevi bir ailenin, Amerika’da, güzel canlılar var, iman hakikatleri nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: İslam Birliği ile ilgili her gün bir haber veriyorsun. İslam’ın hakimiyeti saatin akrebi yelkovanı gibidir yani yavaş yavaş ve insanların dikkatini çekmeyecek bir hızla ilerler onun için insanlar farkına varamazlar. Yani insanlar ani bir şeyler bekliyorlar yani böyle aniden insanlar toplanacak, ani heyecanlar olacak, bağırıp çağıracak, halk sokağa dökülecek, bayraklar açılacak. Böyle bir şey yok. İslam yavaş yavaş sevgiyle akılla ve bilimle yayılır ve insanların gönlü gittikçe yavaş yavaş açılır. Nasıl güneş doğarken yavaş yavaş doğuyor, çocuk anne karnında ceninken nasıl yavaş yavaş gelişiyor, doğum ani oluyorsa İslam’ın hakimiyeti de öyle yavaş yavaş olacaktır. Doğum ani olur yoksa gelişmeler hafif hafif hafif hafif devam eder. Mesela değil mi 9 ay 10 gün sürüyor, İslam’ın dünya hakimiyeti de Türk-İslam Birliği de öyle yani şu an çok yavaş gelişiyor. Her yöne etki ediyor mesela eskiden yüzde 70 oranında Darwinizm’e tam böyle karşı olan, o tarz bir oran vardı fakat bu sonradan çok değişti. Gittikçe arttı, gittikçe arttı şu an Türkiye’de yüzde 99 Darwinizme karşı, tabii bu çok güzel bir oran. Ama bizim milletimiz hep imanlıdır maşaAllah her zaman çok güçlü bir yapısı vardır. Fakat tabii bu aşamaları görmeyen insanlar birçok Müslüman topluluk, Türklüğü birleştirmek isteyenler, İslam’ı birleştirmek isteyenler, Türk-İslam Birliği’ni oluşturmasını isteyenler ki, Atatürk’ün bir vasiyetidir bu Türk-İslam Birliği, Türk Birliği için ayrı vasiyeti vardır, İslam Birliği için ayrı vasiyeti vardır. Vasiyeti derken açık konuşması var yani bize intikal etmiş kitaplarda gördüğümüz bir açıklama bu. Fakat insanlar genellikle biraz acelecidirler, “insan aceleden yaratıldı” şeklinde de bir ayet var, aceleci oldukları için her şey bir anda olup bitsin isterler. Olmayınca da ümitsizliğe kapılırlar, Kuran’da ayet var, hatta öyle oluyor ki elçi bile diyor ki; “Allah’ın yardımı ne zaman? Bilin ki diyor Allah’ın yardımı çok yakındır” diyor Cenab-ı Allah, değil mi ayette. Buna benzer bir çok ayet var ama böyle ortamlarda genellikle zayıf olan insanlarda sarsıcı etki yapabilir. Yani aceleci oldukları için çabuk netice almak isterler, çabuk netice alamayınca da bu imanlarını etki eder. Mesela diyor ki ayette, Tevbe Suresi 42’de Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “Eğer yakın bir yarar” mesela 3 yıl 5 yıl içerisinde yakın bir yarar “ve orta bir sefer olsaydı,” yani orta bir çalışma gerektiren bir şey olsaydı, “onlar mutlaka seni izlerlerdi.” Yani kısa sürede olursa izlerlerdi diyor. “Ama zorluk onlara uzak geldi” diyor Allah. Yani bu çok uzak iş diyor yani uzak netice diyor. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte mücadeleye çıkardık diye sana Allah adına yemin edecekler.” Hem de Allah’a inandıklarını söyleyerek yemin ediyorlar. Bak “eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte mücadeleye çıkardık.” Ama orta bir sefer olursa bunu söylemiyor. Uzun görürse bunu söylüyor. “Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar” diyor Allah. Kendilerini batırıyorlar diyor. “Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor” diyor yani bu açıklamalar samimi değil diyor Allah yani “eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte savaşa çıkardık” mücadeleye çıkardık sözleri samimi değil diyor. Kuran aynı zamanda bir insan psikolojisini çok köklü analiz eden bir psikoloji kitabıdır aynı zamanda yani bu kadar mükemmel bir psikoloji kitabı, insan ruhunu bu kadar güzel analiz eden hiçbir bilimsel eser yoktur Kuran’ın dışında. Yani insan karakterini en ince detaylarına kadar bilinç altına ve bilinç üstüne kadar çok mükemmel analiz eder. Bakın diyor ki Cenab-ı Allah: “İşte orada, iman edenler sınanmış ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsıntıya uğramışlardı.” Demek ki müminler imtihan ediliyor ve özellikle zamanla imtihan ediliyor. Yani zamanın uzaması ile. “Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” Mesela biz de diyoruz ki İslam dünyaya hakim olacak Türk-İslam Birliği olacak, adamlar diyor ki nerede diyor, olacak iş mi diyor, Amerika var, Rusya var, Çin var. Nereden çıkarıyorsun? İslam alemi paramparça olmuş diyor. Olacak iş değil diyor. Yani Kuran ayetlerini gösteriyoruz. Diyor ki bakın Kuran’da Allah dünyaya hakim olacağını açık açık söylüyor Nur Suresi 55. ayeti başta olmak üzere bir çok ayette var, bunlar var diyoruz. Hadislerde de bu açıkça belirtiyoruz ama diyorlar Allah da yalan söylemiş demiş diyorlar Kuran’da, Resulü de yalan söylemiş diyorlar haşa, “Allah ve Resulü bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi” diyorlar çünkü süre uzamış, bir türlü neticeye ulaşamıyorlar. “Onlardan bir grup da hani şöyle demişti” bakın başka bir grup başka bir münafık ekip veya başka bir hasta yahut kendini toparlayamayan bir grup da; "Ey Yesrib (Medine) halkı,” şehir halkı bu herhangi bir şehir “artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün." Artık vazgeçin evlerinize dönün, değil mi bırakın bu faaliyetleri yani herkes evine dönsün. Yani ne maddi imkanlarınızı verin, ne paranızı verin, ne zamanınızı, ne imkanınızı verin bunlar boş işler haşa evinize dönün eski kaldığınız yerden devam edin, eski hayatınıza dönün. “ Onlardan bir topluluk da:” bakın ayrı bir ekip daha yani münafık çeşitlerini görüyor musunuz? "Gerçekten evlerimiz açıktır diye Peygamberden izin istiyordu;” bunlar da ailelerinin derdinde düşmüşler, evimiz açık dediği o yani annesi, babası, kardeşleri, kavmi onların yanına dönmek yani İslam’a hizmeti bırakıp onların yanına dönmek istiyorlar, “Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi.” Yani o evlerde hiçbir sorun yok diyor Allah. Allah onların rızkını veriyor zaten bir şey yok diyor. “Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı”diyor Allah. Bakın tam doğrusunu söylüyor Cenab-ı Allah yani onlar yalan söylüyor ama Allah doğrusunu söylüyor, sahtekarlık yapmalarına karşılık Ahzab Suresi 11,12,13. “Gerçekten münafıklar ateşin en alçak tabakasındadırlar.” En aşağı en şiddetli tabakasında. Onlara bir yardımcı da bulamazsın mesela bu dünyada çok kabadayı oluyorlar, çok rahat oluyorlar ama Allah öyle şiddetli azap veriyor ki cehennemin en şiddetli tabakasına atarak yaptıklarına yapacaklarına pişman oluyorlar ama şimdi bin yıl geçiyor cehennem de bitmiyor. Onuncu bin yıl geçiyor yine bitmiyor, yüz bin yıl geçiyor yine bitmiyor, bir trilyon yıl geçiyor yine bitmiyor. Yani Allah diyor ki sonsuza kadar iflah olmaz bunlar diyor, hiçbir şekilde adam olmazlar diyor Cenab-ı Allah inşaAllah. Mealen tabii böyle demiyor ama ben halkın anlaması için diyorum. Yani Allah affetsin öyle, Allah öyle demez zaten. “Münafıklara Allah müjde verdi” diyor bakın hem münafık ama müjde veriyoruz, müjde ver diyor. “Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır” diyor Allah. Nisa Suresi 138. “Ki bunlar Allah’ın ahdini” önce diyor ki Allah yolunda, İslam yolunda, Kuran yolunda mücadele edeceğiz, Türk-İslam Birliği için gayret edeceğiz diyor. “Onu kesin olarak onayladıktan sonra” kesin yapacağım diyor, Allah rızası için feda olsun canım malım diyor; “onayladıktan sonra bozarlar” vazgeçiyor. “Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler” yani mesela Müslümanları birlikte olmayı Allah yolunda mücadele etmeyi artık keserler diyor Allah “ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar” küfrün safına geçiyorlar yani dinsizlerin ateistlerin, Müslümanlarla uğraşanların kanadının mesela iddia edilen Ergenekon örgütü, küfürde olan kim varsa, Müslümanlarla mücadele eden kim varsa onların safına geçip bozgunculuk çıkarıyorlar. “Ki bunlar Allah’ın ahdini, Allah’a verdikleri sözü kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar. Onların çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün.” Mesela Müslümanların dağılmasını isteyen mesela sahtekar Hocalar oluyor, bakıyorsun onlarla işbirliği halinde mesela azılı yobazlar var, onlarla işbirliği halinde. Yeter ki Müslümanlar birbirine düşsün, yeter ki kan dökülsün, yeter ki İslam dünyaya hakim olmasın. Mesela İslam dünyaya hakim olmayacak diyor, adam garanti veriyor. “Enes bin Malik (r.a) şöyle dedi: Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: Deccal gelecek, nihayet Medine’nin bir tarafına inecek”. Medine İstanbul’dur. “Sonra Medine üç kere sallanacak.” Yani ekonomik kriz olabilir, başka insanları sarsacak.
SUNUCU: Afetler olabilir.
ADNAN OKTAR: Evet “…ve orada bulunan her kafir ve münafık ona doğru kaçıp gidecek.” Yani bir maddi sıkıntıda, bir ekonomik sıkıntıda, bir azapta, bir korku halinde küfürden yana gidecekler diyor. Bu dalgalanmalar şeklinde olacak Mehdi devrinde. “Sonra Medine şehri sakinleriyle beraber üç defa sallanacak. Bunun üzerine Medine’de bulunan münafık erkekler ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi onun yanına gidecekler.” Yani Deccal’in taraftarlarına geçiyorlar. “Böylece demirci körüğünün demirin kirini, pasını giderip attığı gibi Medine de pisliğini yani habis insanlar dışarı atacak.” Yani münafıklar atılmış olacak. Mesela insanın nasıl kiri oluyor, sabunla yıkandığında gidiyorsa, münafık da Müslümanların kiridir. Yıkandığında Müslümanlardan o kir gider, tertemiz bedeni kalmış olur. “Hz. Muaviye ümmetimden rivayet edilmiştir: Ümmetimden bir taife,” Mehdi cemaati “herkesin üzerine hakim olmadıkça” yani Türk-İslam Birliği kurulmadıkça “…kıyamet kopmaz. Onlar kendilerini terk edenlere aldırmazlar.” Bırakanlara, münafıklara, kendilerini bırakanlara aldırmazlar. Kendilerine yardım edene de aldırmazlar yani onu da Allah yaratıyor çünkü. “Hz. Cabir (r.a)’dan rivayet etmiştir: Bu iş onlardan ayrılanlara rağmen, muzaffer olarak devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılanların ona zararı olmaz.” Mehdi’ye zararı olmaz, muhaliflerin ve ayrılanların. Mesela biz de Mehdi öncüsüyüz, Mehdi’ye ortam hazırlıyoruz. Bizim de muhaliflerimiz oluyor. Mesela bizde de ayrılıp hıyanet edenler oluyor, gidiyor aleyhimizde şikayette bulunuyor değil mi? İşte bunlar çetedir, şudur budur falan hepsini de helak ediyor Allah. Hukukla, gerçeklerle Allah etkisiz hale getiriyor. Yalanlarını Allah ortaya çıkarıyor. Hukukun pençesi altında eziliyorlar. “Resullullah buyurdu ki: Ümmetimden bir cemaat Mehdi cemaati, Allah’ın emri tahakkuk edinceye kadar, batıla galebe çalarak hak üzerine devam edecektir.” Yani İslam’ı yaymaya devam edecek. “Onları yardımcısız bırakanlar, onlara zarar veremeyeceklerdir.” Abdullah bin Ömer Yamani bir ricalden nakleder ki Muhammed Bakır (a.s). Bu Hz. Muhammed (s.a.v)’in torunlarındandır Bakır. “Gözdeki sürmenin temizlendiği gibi temizleneceksiniz Ey Ali Muhammedin yardımcıları” diyor. “Ve gözün sahibi sürmeyi gözüne ne zaman süreceğini bilir ama, ne zaman sürme sileceğini bilmez. İşte aynı şekilde sabahleyin, İslam’a ve emrimize uyan, akşamleyin ondan çıkacaktır.” Önce İslam’a girecek, akşam ondan çıkacak, akşam vaktinde sapıtıyor. “Akşam Kuran’a ve emrimize uyanlar ise, sabahleyin ondan çıkacaktır.” Yine sapıtacaklardır diyor. “Eleneceksiniz” diyor, “tıpkı altının elendiği gibi. Tıpkı altın gibi ayıklanıp saf olacaksınız.” Altın elekleri var, altın dibe çöküyor biliyorsunuz. Kum toprak falan suyla yıkandığında gidiyor onlar. Fakat altın ağır olduğu için kalıyor. Şimdilik bu kadar yani daha Türkçesi; İslam’ın, Türk-İslam Birliği’nin yavaş yavaş gelişmelerle oluşması kimseyi şaşırtmasın. Zaman alacaktır. 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl alacaktır. Ama bakarsak şöyle bir gelişme var. Yani bu yeterlidir delil olarak. Çünkü zeminden başladı, gittikçe gelişti gelişti gelişti. Gittikçe yükseliyor. Alçalma var mı? Yok. Zig zag var mı? Yok. Sürekli yükseliyor. Şimdi sürekli yükselen güneş, gittikçe yükseliyorsa bir süre sonra öyle olur değil mi? Öyle olmayacak diyebilir miyiz? Yükseliyor çünkü istisnasız devam ediyor. İşte güneşin de tepede olması, öğle vaktine doğru gidiyoruz şu an. Yani güneş doğmaya doğdu, ama daha sabahındayız. Öğle olacak ama sonra ikindi olacak. Sonra ikindi olacak, sonra güneş batmaya yaklaşacak, sonra güneş yine batacak İslam güneşi. Ondan sonra akşam olacak. Zifiri karanlık olacak. Ondan sonra bir daha güneş doğmayacak işte, ondan sonra da kıyamet kopacak. İnşaAllah..
SUNUCU: İnşaAllah. Biliyorsunuz günümüzde de Azerbaycan ile vizelerin kaldırılması konusu var. Buna yönelik de bir soru gördüm ben az önce. Biraz uzunca ama, kısaca ben onu okumak istiyorum size. Evet. “Hocam maşaAllah vizelerin kaldırılmasının elzem olduğunu hep söylüyordunuz. Allah şu an yaşanan gelişmelerle bunun ne kadar hayırlı olaylara vesile olduğunu gösteriyor. İzin verirseniz Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik işbirliği konseyinde konuşan Başbakan Erdoğan’ın birkaç sözünü size aktarmak istiyorum. ‘Hepimiz kardeşiz, ayrımız gayrımız, küskünlüğümüz olamaz. Biz dost ve komşu olmaktan öte kardeşiz. Uzun yıllar birbirimizden ayrı, birbirimize uzak kaldık. Birbirimizin hasretini çektik. Bugün geç de olsa yeniden kucaklaşıyor, kaynaşıyor, birbirimizle hasret gideriyoruz. İki ülke arasında vizelerin kalkması bile, birbirimizi ne kadar özlediğimizi ortaya koyuyor’ diye söyledi. Sizin uzun süre önce dikkat çektiğiniz bu gerçeği Başbakan Sayın Erdoğan’ın vurgulaması çok hoşumuza gitti. Siz bu konuşmayı nasıl değerlendirirsiniz Hocam?” Fikret Aktan, Ankara.
ADNAN OKTAR: Şahane. Şahane çok çok güzel. Çünkü Türklük aleminin, Türkiye’nin, İslam aleminin kurtuluşu birliktedir. Bölünmede fitne ve bela vardır. Birlikte de bereket ve bolluk vardır. Biz bölünme değil, birleşmeye doğru gidiyoruz inşaAllah. Bölünmecilerin de yüzüne bir şamar olmuş olacak bu. Türk-İslam Birliği bir düğündür, bir bayramdır. Ama bunun yavaş gelişmesinden sakın kimse tedirgin olmasın. Bakın yine söylüyorum, bakın dikkat edin her gün bir olay oluyor. Ama bu olayların hepsi aynı anda olmuyor. Ama tırmanış şeklinde devam ediyor. O arada tabii biz Allah için bütün imkanlarımız kullanacağız. Malımızı da kullanırız, mülkümüzü de kullanırız, paramızla kullanırız. Ama Allah vermesin farz edelim Allah Türk-İslam Birliği’ni nasip etmedi. Aynı sevabı alırız. Mesela Hz. İbrahim, küçük bir grubu vardı aynı sevabı aldı. Hz. Mesih o zamanlar tebliğ yaptı, 12 kişi iman etti. Şimdi geliyor, gelecek bütün dünyaya İslam hakim olacak bütün dünyaya. Bakın dikkat edin yine aynı sevabı alıyor. Bak birinde 12 kişi vesile oluyor, aynı sevabı alıyor aynı Cennet. Öbüründe bütün dünyaya vesile oluyor, yine aynı sevap. Çünkü hakim eden Allah’tır. Şahıs hakim edemez, insan hakim edemez. Orada Allah’a tevvekkül etmek lazım. Ama, yani İslamın dünyaya son hakimiyeti zaten bir tek Kuran’da değil. Kuran ayetleri de vardır, İncil’de de vardır, Tevrat’ta da vardır, Zebur’da da vardır, bütün hak kitaplar da vardır. Hatta kaya yazmalarında, eski efsaneler de hepsinde vardır. Herkes bilir ki dünyanın son zamanlarında bir kereliğine mahsus tam anlamıyla bir dünya hakimiyeti olacaktır. Son hakimiyet. Dünyanın anlı şanlı bitişi bu. Ondan sonra da, en berbat hale gelecektir dünya yani görülmemiştir yani tarihte görülmemiş derecede bakın bir en mükemmel hale geliyor.
SUNUCU: Herkesin Müslüman olacağı.
ADNAN OKTAR: Evet herkes Müslüman oluyor. Bir de en berbat hale geliyor, herkes imansız oluyor. Mesela bu hiç görülmemiştir.
SUNUCU: Son aşama o değil mi?
ADNAN OKTAR: Son aşaması evet. Hicri 1506’lardan, 1507’lerden sonra. Çünkü 1506’lar için Said Nursi, “bir cemaati azimenin” diyor, “bir cemaati kübranın diyor son zamanlarına bakar” diyor. Mehdi talebeleri artık son 90 yaşında, 95 yaşında falan 100 yaşındalar artık yani bitmek üzere. Mehdi de uzun ömürlü olacaktır ama bitmek üzere. Ondan sonra, 1506, 7’lerden sonra artık, malubane açık ama malubane, tartışıyor ama malubane. Taa ki diyor 1543 yılına kadar hicri. 1543’ten 45’e kadar iki yıl tam dinsizlik hakim olacak. İki yıl. Yani net bütün dünya dinsiz oluyor. Ondan sonra ayet, Kuran ayeti var; bir çarpma var birinci çarpma, onu diyor ikinci çarpma izleyecek diyor. Dağların diyor deprem etkisiyle kum gibi eridiğini görürsün diyor Allah. Yani yavaş yavaş erimeye başlıyor. Boğazlar kapanıyor, geri açılıyor, denizlerden magmalar fışkırmaya başlıyor. Allahualem benim anladığım 3-5 saat sürecek bir olay. Ama akıl almaz bir korku yaşayacaklar. Yani insanların diyor, saçları bembeyaz olacak diyor Allah ayette, korkunun şiddetinden. Yani şoka girecekler. Ve diyor, sen onları sarhoş zannedersin diyor, halbuki onlar sarhoş değillerdir diyor. Yani pilokronik hareketler başlıyor, el kol hareketleri, kontrolsüz hareketler, mesela adını sorsan adını söyleyemez.
SUNUCU: Felaketlerin sonrasında mı?
ADNAN OKTAR: Evet kıyamet başlayınca, korkunun şiddetinden, onun kıyamet olduğunu anlıyor. Dinsizler Allah’ın var olduğunu ve kıyametin bir gerçek olduğunu görmüş oluyorlar. Zaten vaadedilen doğruymuş diyorlar, kıyamet ilk başladığında. Ama sonra şuurları kapanıyor. O ileri aşamada şuuru kapanıyor, konuşma gücünü kaybediyor. Adını sorsan mesela garip sesler çıkarıyor. Çok alkol alan sarhoşlar konuşamaz ya böyle kendini kaybeder, ayakta duramayacak hale geliyorlar. Onu diyor ikinci bir çarpma izler diyor Allah ayette. Fakat bir son çarpma var, Kuran’da üçüncü bir çarpmadan bahsediyor, onda dağılır artık diyor Allah, üçüncü çarpmada. Tamamen dünya açılıyor, şu uzayda var ya böyle yassı galaksiler oluyor, ortası yuvarlak yassı, tariflerden ben onu anlıyorum. Düzleşecek diyor Allah. Güneş, ay ve yıldızlar, tamamı birbiriyle çarpışıyorlar. Çünkü diyor ki, dünyanın aklı hükmünde olan diyor Kuran’ın refedilmesiyle, göğe alınmasıyla diyor, dünya artık divane olur diyor Bediüzzaman, aklını kaybeder diyor. İzn-i ilahi ile başını başka bir seyyareye çarpar diyor, bir göktaşına çarpacak Allahualem. Onu ikinci daha güçlü bir göktaşı, üçüncüsünde de bir yıldız ya da Allahualem ayla çarpışacak. Yani ay yörüngesinden çıkıp dünya ile çarpışacak. Sonra bir dağılma oluyor dünyada, ondan sonra da o da güneşle birleşiyor. Yani güneş yutacak Allahualem anladığım kadarıyla, yani o gelen kalan yer. Ama ondan sonra yalnız Allah diyor ki, bu kıyamet oluştuktan sonra sistemi değiştireceğim diyor Allah. Yani fizik kanunları değişiyor ondan sonra. Yani her şeyi bütün yepyeni bir yaratılışla yaratacağım.
SUNUCU: Yani neler olacak mesela?
ADNAN OKTAR: Mesela normalde bizim hücreye ihtiyacımız var, kan damarlarına ihtiyacımız var. Öyle bir sistem yok. Mesela yemek yiyor adam, sadece yiyor yemeği, o kadar ama tonlar hesabı yiyor, mesela milyonlarca kilo yiyor, hiçbir şey olmuyor.
SUNUCU: Ahiretten bahsediyoruz, değil mi?
ADNAN OKTAR: Ahiret evet, cennet aşamasında… Mesela burada sebep gerekiyor. Mesela burayı ısıtmak için bir ısıtıcıya ihtiyacım var. Orada sebep yok, kendinden ısınıyor. Mesela burada bir güneşe ihtiyaç var aydınlanmak için. Cennette fizik kanunu değişiyor. Madde kendinden ışıklı, normal ışık var. Yani şu ışıkları görmediğimizi düşünün. Yani şunları, yukarıdakileri görmediğimizi düşünün. Burada bir ışık oluşuyor ya onun gibi, kendinden ışıklı. Bedenen de diyor yepyeni bir yaratılışla sizi yaratacağım diyor Allah. Ama küfür içinde apayrı bir beden yapısı var. Onlar için de ayrı bir beden yapısı var. Onlarda da çok ciddi bir patolojik bozukluk, hani evrimle yaratıldı diyorlar ya onlar, tam ona uygun bir görünüm, böyle maymuna benzeyen, çok berbat, patolojik, mesela kafası, boynu arkada. Ayette var mesela “yüzü arkaya çevrilmiştir” diyor, gövdesi önde, kafası arkaya doğru. Hani mutasyon bozdu diyor ya onlar, mutasyon, işte mutasyonu görecekler orada. Mutasyonun nasıl olduğuna dair bir kanaatleri gelecek. Allah yaratacak ama tabii onlar mutasyon olduğuna inanabilecekler belki de. İnşaAllah. Ciltlerinde koyu ve üstlerini bir kül kaplar diyor Allah, bir kir, kül kaplanacak üstleri diyor, hep koyudur diyor. Göz renkleri mor, renkli kısmı yok. Olduğu gibi mordur, beyaz veyahut renkli kısım yok. Son derece kirli, son derece tiksindirici bir görünümleri var. Zaten Allah kan ve irinin çok yoğun olduğunu söylüyor Ahirette. En yoğun olduğunu söylüyor. Ama müminler tabii bunu görüp hallerine çok şükrediyorlar. Yani cennetin kıymetini arttıran bir şey bu. Tabii, onu gören insan cennetin konforunu görünce, müminleri görünce, cennete karşı sevgisinin ne kadar artacağını düşünebilirsin. Bir de cehennem de tabaka tabaka, mesela onun üst tabakasında, en hafifinde olan insanlar da cenneti görerek azap çekiyorlar. Cennete kavuşamamanın azabını çekiyorlar.
SUNUCU: En hafifi uzaktan izlemek yani.
ADNAN OKTAR: Evet, uzaktan izlemek, tabii bulundukları mahal kötü, bozuk bir arazi, kirli sokaklar, karanlık sokaklar şeklinde, birbirleriyle kavga ediyorlar, dövüşüyorlar, birbirlerini arıyorlar, Kuran’da bu var. Fakat asıl çektikleri azap, üst tabakada oldukları için cenneti görüyorlar, o aradaki kıyas. Mesela gecekonduda olan bir insan eğer saray gösterilmezse gecekonduyu müthiş beğenir. Ama sarayı gösterirsen çok acayip azap çekmeye başlar, kıyastan dolayı. Mesela bir köyün en güzel kızı kendini çok güzel zanneder ama şehre gelir de kendinden daha güzeli gördü mü felç olur, kendisinin çirkin olduğunu düşünmeye başlar. Kıyasla insan değerlendirir. Onun için Cenab-ı Allah kıyası meydana getirecektir etki olarak. Mümin de işte kıyas yapıyor, ya ben de cehennemde olsaydım diyor. Bulunduğu yerin değerini anlamış oluyor ve sonsuza kadar orada mutlu olmuş oluyor. Asıl amaç zaten, cehennemden asıl amaç müminlerin cennetten zevk almasıdır. Bakın bu bir sırdır, bunu söylüyorum. Yani cehennemin asıl amacı, yani ana amaçlarından birisi. Çünkü Allah diyor ki “azabınızla ne yapsın Allah.” Allah, azabı beğenen bir üslup kullanmıyor Cenab-ı Allah. Allah, Rahman ve Rahim. Güzellikten, sevgiden, iyilikten hoşlanıyor. Yani onu beğeniyor Allah. Dolayısıyla azabı ne yapsın diyor Cenab-ı Allah, size azap verip. Ama o kıyas da olmasa insanlarda bir eksiklik oluyor ki Cenab-ı Allah onu o şekilde yaratmış.
SUNUCU: İbret almak için.
ADNAN OKTAR: Evet, ibret almak için. İnşaAllah.
SUNUCU: O peki üst kattaki cenneti uzaktan izleyenler bir gün mutlaka onlar da günahlarını çektikten sonra cennete girebilme şansları var. Öyle değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, mümin olanlar, La ilahe illAllah muhammeden resulullah diyenlerin eninde sonunda oradan çıkıyorlar, hatta ilk geldiklerinde üstlerinden başlarından anlaşılır diyor.
SUNUCU: Hatta alınlarında bir damga olduğu…
ADNAN OKTAR: Evet, ilk başta, sonra kalkıyor o üstlerinden, kaldırılıyor, bir süre kaldıktan sonra. Ama tabii o konuma gelmemesi lazım müminin, gelmemek için gayret etmesi lazım. Çünkü cehennemin azabı çok şiddetli ve çok çok rahatsız edici. Kaldığı süre de öyle, kısa bir süre kalmıyor. Değil mi? Bir de hiç çıkmama ihtimali de var. Hiç çıkmayanlar da var. Çünkü Allah rahmetiyle istediğini çıkartıyor. Bunu da bilecekler. Zaten Allah’ın bizden istediği de yani bakın ne olmasını istiyor biliyor musunuz? Sadece iyi olmamızı istiyor, samimi olmamızı istiyor. Bakın dikkat edin ne diyor ayette “Allah’ın –Şeytan’dan Allah’a sığınırım- ancak samimi kulları kurtulur” diyor. Yani tek istenen samimiyet, insanların hep samimiyetsizlikten çektikleri acı. Samimi olunca insan güzel konuşur, güzel davranır. Yani samimi olunca bizim Allah’ı anlamamamız mümkün mü? İnsanlar niye Allah’ı anlayamıyorlar. Kalabalıklara bakıyorlar. Bu da diyor Allah’a karşı, bu da karşı, şu darwinist, şu materyalist, o da satanist diyor. Ben niye Allah’a inanayım o zaman diyor. Halbuki kafasının içinde o bir görüntü, Allah ona film gibi gösteriyor kafasında. Sonra onun bir serap olduğunu anladığında ki Allah diyor, “"onun serap olduğunu anlarlar sonra” diyor dünyanın. Onun bir Allah tarafından yaratılmış bir görüntü olduğunu anladığında çok pişman olacaklar. Halbuki Allah bizi sınamak için tabii ki gösterir, imtihan edecek ki arada bir kıyas yapabilelim biz. Yani herkes imanlı, herkes Allah’tan yana olsa, orada Müslüman olmak çok kolaydır. Allah’a karşı gelen, Allah’a karşı tavır alan insanlar için de Müslüman olmak zordur. Çünkü orada akıl ve irade gerekiyor, etkilenmeme gerekiyor. Şeytan musallat olması lazım, nefis musallat olması lazım, vesveseler musallat olacak fakat Müslüman aklını, vicdanını kullanıp, bilgisini kullanıp mücadele edip ondan yakasını kurtaracak, o fitneden, o sıkıntıdan. Yoksa öyle robot gibi olur o zaman dümdüz iman ederse. Onun için Allah insanları meleklerden daha üstün görüyor. Çünkü biz düşünerek yapıyoruz, yaptırıyor Allah bize. Gerçi o da bizim kaderimizde ama Melekler kötülüğü bilmiyor zaten, yapamıyor. Yani hiç yapamıyor yaradılışından dolayı. Yalan söylemez, kimseye azap vermez, Allah’ın dilemesi dışında. Değil mi? En ufak bir yanlış tavrı olmaz. Çünkü o şekilde yaratılmışlardır. Ama insan iyiyi ve kötüyü bilecek şekilde yaratılıyor. Onun için Allah ben bir halife yaratacağım diyor. Yani halifem diyor insanlar için. Çok önemli görüyor Allah insanları. Mesela biz şimdi burada Allah için gayret ediyoruz. Bunu yaratan da Allah. Ben mesela 1979’da İstanbul’a gelmiştim. 2-3 tane arkadaşım vardı. 1983’e kadar uğraştım, sürekli gece gündüz uğraştım, dini anlatıyordum. Gelen gidiyordu, gelen gidiyordu, gelen gidiyordu. Yani hiçbir şekilde de vazgeçmedim. Bir grup oluşturmak istedim. Bir türlü oluşmuyordu. Hiç olmazsa 5-10 kişi olsun dedim, oluşmuyor. Mesela 3 kişi oluyor. On beş gün sonra bakıyorsun üçüncü kişiden haber geliyor, ben gidiyorum diyor. İyi hadi Allah selamet versin diyoruz.
SUNUCU: Neden acaba böyle oluyor ?
ADNAN OKTAR: Allah sabrımı deniyor. İrademi deniyor yani kararlı mıyım, azimli miyim. Çünkü adam bakıyor, tamam insanlar anlamıyorlar diyor o zaman ben kendimi kurtarayım diyor, ki o zaman ben Akademideyken ilk geldiğimde bizim Ortaköy’de de evimiz vardı. Acaba evlensem, okulu da bitirsem, akademiyi bitirsem, işim gücüm olsa gibi düşündüm. Baktım vakit çok dar. Bayağı da yetenekliyim, dini çok iyi anlatabiliyorum. Evli olsam müthiş vaktim gidecek. İşyeri açsam o da müthiş vaktimi alacak. Yani yüzde doksan vaktimi alacak. Yüzde on hizmete adayacağım. Hepsinden vazgeçeyim dedim. Sonra dediler ki okula gidersen seni öldürürüz dediler, komünist arkadaşlarım vardı. Şimdi ben sebebe sarılıp gelmemem mi gerekiyor canımı korumak için. Farz çünkü Müslümanın canını koruması ama vatan elden gidecek yani din elden gidiyor. Beni öldürecek adam zaten evde de bulur öldürür. Yani öyle bir konu olmaz ki. Allah beni her yerde öldürür. Yani çözüm değil. Çünkü ben eğer çekinip vazgeçersem İslam’ın yayılması konusunda hiçbir şey yapmamış olacağım. Başka insanlar da bunu yaparsa o zaman kimse kalmamış oluyor. Yani benim ne özelliğim var, ben niye vazgeçeyim. Öbür bir insan o da ben de vazgeçeyim der. Baktım düşündüm tehditler ama çok netti. Hatta bana, bilmiyorum tedirgin olur musunuz da daha yeni geldiğimde 7 kurşun sıktılar, korkutmak için. Gerçi Allah rastgetirtmedi de. 9 kere de suikast geçirdim ama çok hoşuma gitti. Zevkli yani. Benim anım şanım işler.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. MaşaAllah. Bir de 79 en zorlu yıldı Hocam. Terörün anarşinin tam zamanıydı.
ADNAN OKTAR: Günde 20-30 kişi öldürülüyordu.
OKTAR BABUNA: Sizin bulunduğunuz Mimar Sinan’da, bilmeyenler olabilir, Marksizm’in, ateizmin, komünizmin en hakim olduğu yerdi İstanbul’da.
ADNAN OKTAR: Okulda öğrenci seçimi yapıldı. Çeşitli fraksiyonlar, komünist fraksiyonlar seçime girdiler. Bir tane oy boş çıktı. Herkes bana bakıyordu. Salon doluydu böyle çaka çaka dolu.
OKTAR BABUNA: Ben daha sonra sizi o dönemden tanıyanlar ile dönem arkadaşlarınızdan, eskiden komünist olanlarla karşılaştığımda sizi çok hürmet ve sevgi ile yad ediyorlar, anıyorlar. Sizi çok seviyorlar, saygı duyuyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet birçok arkadaşım bir çok yerde görevliler hakikaten onlar anlatıyorlar.
OKTAR BABUNA: Çok dönenler de oldu tanınmış köşe yazarlarından, felsefecilerden.
ADNAN OKTAR: Mesela orada namaz kılan birisi varmış, bir çocuk varmış. Onu Beyoğlu’nda camiye giderken görmüşler komünistler. Komaya sokmuşlar yani öldüresiye dövmüşlerdi. Ama ben, okul işgal olmuştu yani komünistler 3 şey oluşturdular, engel ne diyorlar ona, barikat oluşturdular. Ben gittim, Cuma vakti ben namaza gideceğim dedim. Birbirlerine şöyle bir baktılar. Acayip şaşırdılar. Ben zaten sakal filan tam yani hiç çekinmiyordum. Alenen de tebliğ yapıyordum yani açık açık anlatıyordum. O camiyi de kitaplarımı koymak için depo gibi kullanıyordum. İtiraf ediyorum.
SUNUCU: O boşluğu yaratan da siz miydiniz? Onu da itiraf edin.
ADNAN OKTAR: Orada imamın kürsüsünün arka tarafında bir yer bulmuştum. Oraya yerleştirdim kitapları evrim teorisi ile ilgili olanları. Kitapları dağıttıkça gidip oradan alıyordum. Yine gelip oradan dağıtıyordum. Yine alıp yine dağıtıyordum. O zamanlar öğrenci bursu alıyordum. Bursu olduğu gibi ona veriyordum tamamını. Yani böyle hiç en ufak başka bir şeye harcama yapmıyordum. Yani evlilik filan artık bana çok çok acayip geldi. Ne alaka dedim. Şimdi oraya harcanacak para, imkan, zaman zaten İslam aleminin Müslümanların durumu ortada. Vakit kaybedilecek gibi değil. Öyle bir şey yapsam kendimi asla yani çok anormal bir hareket olarak görürdüm. Hiçbir şekilde yanaşmadım tabii öyle bir şeye. Engelleri aşıp mesela gidip namaz kılıyordum. Komünistler hiçbir şey demiyorlardı. Bir gün okulda böyle konuşuyordum. Topluluk kalabalık herkes parkalı filan komünistlerin o klasik, yemyeşil garnizon gibiler askeri garnizon gibiler. Herkesin ayağında postallar filan. Kapıda da bir tane polis vardı o kadar. Yani beni orada öldürseler hiç böyle sorun çıkmazdı Allah-u alem. Şahitler hep kendileri zaten yani çocukları tenzih ederim de teröristleri kastediyorum. Bir gün geldiler, o maket bıçakları ile kızlı erkekli bir grup geldi. Hem tahta yontuyorlar hem bir yandan da nezaket, bu tip çalışma yapmanı istemiyoruz dediler. Bunları anlatmanı istemiyoruz dediler. Tamam o zaman sizin liderleriniz gelsin onlara anlatayım dedim. Çeşitli fraksiyonların liderleri. O da olmaz dediler. Allah Allah ne yapacağız o zaman dedim. Hocalar ile tartışalım dedim. En sonunda ona razı oldular. Hilmi Yavuz Hoca vardı o zaman. O zamanlarda sol görüşlüydü Hilmi Yavuz. Yani Darwinist, materyalist ve Marksist görüşteydi o dönemde. O zaman Hilmi Yavuz’a ben kitap vermiştim bu evrimle ilgili. Gittim geldim, gittim geldim, sonunda okudum dedi. Ne kanaatiniz dedim. Fazla bir cevap vermedi. Sonra okul çıkışında ana kapıda karşılaştım. Hocam dedim bakın yeni kafatası da bulundu dedim. Homo sapiens dedim yani bulunan bütün fosillerden daha eski dedim. Acayip sinirlendi böyle kapıda yani çok yüksek bir ses ile “farz edelim Darwinizm yıkıldı ne olacak?” dedi yani ne olur dedi. Bunun yerine Allah inancı gelir diyor herkes dedim. Hakikaten de öyle diyorlardı. Oradaki çocuklar da öyle diyorlardı. Sonra Hocam beni nerede görse yolunu değiştiriyordu. Ama şimdi çok seviyor beni. Geçenlerde davet ettim, gelecekti, vaktimiz olmadı. Hocamızı bir ara ya biz ziyaret edelim ya da bizim fakirhaneyi şereflendirsin. Öyle bir şey yapalım. Ercüment Tarcan vardı. O da öyle sol propaganda, Darwinist propaganda yapıyordu. Ona da kitap verdim, anlattım. Bana dedi tek bir hücre yapsınlar dedi bir tane dedi ben buradan pencereden kendimi atarım aşağı dedi. Olmaz dedi öyle dedi. Ama hayret yani orada da yine Darwinizm’i anlatıyordu.
OKTAR BABUNA: İlginç bir şey MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama kanaati gelmiş demek ki öyle söylediğine göre inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam dediğiniz gibi Allah’ın koruması tam. Çünkü siz daha sonra komplo yapılıp akıl hastanesine iftira ile atıldığınızda da, orada da arkadaşlarınızın sayısı katlanarak artmıştı bir mucize şeklinde. MaşaAllah. Normalde mevcut olanın dağılabileceği bir ortam. Tam tersi oluyor. O da Allah’ın dilemesi ile MaşaAllah. Hatta durduramamışlardı. Yıldırım Aktuna yasaklamıştı. Doktorlar ve hemşeriler ile görüşmeyi.
ADNAN OKTAR: Süremiz bitti mi?
SUNUCU: Evet şimdi kısa bir aramız var. Aradan sonra tekrar birlikte olacağız.
Kısa bir aranın ardından yeniden beraberiz. Sohbetimize devam etmeden önce ben hemen mail adreslerimizi hatırlatmak istiyorum. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bize soru ve görüşlerinizi iletebilirsiniz. Ayrıca bir hatırlatma daha yapmak istiyorum. www.harunyahya.com ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Evet Hocam size tekrar dönecek olursak konuya devam etmek ister misiniz, yoksa size yeni bir soru sorayım mı ?
ADNAN OKTAR: Sor yeni bir soru.
SUNUCU: Peki. “Kişi Allah’ın tevbesini kabul edip etmediğini bilebilir mi? Tevbenin kabul edildiğine dair alametler var mıdır? İnsanın yaptığı hataları düşünmesi ve pişman olduğunu sürekli hatırda tutarak tekrar tekrar bağışlanma dilemesi Allah’ın günahları bağışlamasına vesile olur mu? Müjde Öncü.”
ADNAN OKTAR: Allah Rahman ve Rahim’dir. Bağışlayıcıdır ama insanlar tabii bunu biraz ortalı bir konu gibi biliyorlar. Halbuki Allah’ın asıl amacı zaten rahmet, güzellik, sevgi, iyiliktir. Yani Allah bak çok açık söylüyor. Allah size eza edip ne yapsın diyor Allah. Allah samimi olunduktan sonra candan samimi olunduktan sonra tabii ki tevbeleri kabul eder. Ama biz zaten ümit ve korku arasında olacağız. Bu başından sonuna kadar öyle olacak hayatımızda. Mehdi dahil, bakın Mehdi bile ümit ve korku arasındadır, bilemez. Yani nasıl olacak, sonucu ne olacak bilemez. Cehenneme mi gidecek Cennete mi gidecek bilemez. Onun için bütün herkes o şekilde olması lazım. Aksine zaten insan anormal ahlak göstermeye başlar dengesiz olur. Yani o zaman münafık tiniyet çıkmaya başlar. Allah’tan korkulmaz ise çok tehlikeli olur. İnsan aceleden yaratıldı. Ayet aynı zamanda o. Kuran’da da ayet olarak da var. Enbiya suresi 37’de. Eğer biz Allah korkusunu Allah esirgesin yaşamamış olsak şu candanlığımızı şu derinliğimiz gösteremeyiz. Allah korkusu derinliğin, aşkın, vefanın, sadakatin, sabrın, güzel ahlakın hepsinin kökenindedir. Yani en büyük nimettir Allah korkusu. Yani insanlar Allah korkusunu garip bir şeymiş gibi görüyor yani ben Allah’tan korkmam Allah’ı severim diyor. Öyle olmaz. Allah’ı sevdiğini iddia edip çok büyük zulüm yapanlar var. Çok büyük acımasız olaylar var. Mesela intihar edenler var, adam öldürenler var. Allah’ı seviyorum diyor. Allah adına kendi kafasına göre öldürür. Soygun yapar, gasp yapabilir, her şeyi yapabilir. Ama Allah korkusunda bunların hiçbiri olmaz. İnsan en kontrollü en akıllı tavrı Allah korkusu ile yapar. Aklın kökeninde de Allah korkusu vardır. Allah’tan hakkı ile korkanlar akıllı olurlar. Yoksa öbür türlü insanlar akılsız olurlar. Yani münafığın münafık olmasının sebebi Allah’tan korkmamasıdır. Yani münafık Allah’ın varlığına şüpheli inanıyor. Olabilir de olmayabilir de gibi inanıyor. Bazen tamamen inanmıyor ama Allah’tan korkmama nettir münafıklarda. Onun için bu kadar dengesiz olurlar. Allah’tan korkmayı büyük nimet olarak görmeli. Tevbe edeceğiz. Mesela ben tevbe ediyorum ama hiçbir zaman için bağışlandım veya cennete gideceğim inancında olmuyorum. Bilmem ben yani Allah bilir. Cennete de gidebilir, cehenneme de gidebilirim. Ümit ve korku arasındayım. O zaman insan mükemmel tavır gösterir.
Ben bir şeyler anlatayım. Mehdi’nin gelişi Tevrat’da da vardır. Oradan örnek de vereyim. “Kıyı hatları onun Mehdi’nin yasasına umut bağlayacak. Yani onun dünya hakimiyetine umut bağlayacaklar.” Tevrat, Yaşea, 42-4. “O, Mehdi baskı görüp eziyet çekti ise de hiç ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi” diyor. Hiç ses çıkartmadı diyor. Yaşea, 53-7. “İnsanlarca hor görüldü Mehdi yapayalnız bırakıldı. İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor bırakıldı. Ona değer vermedik.” Yeşae, 53-3. Mehdinin özelliğidir bu. Halk anlamayacak ve halkın büyük bir bölümü ona karşı gelecekler. Eziyet edecekler , hapis edecekler, hakaret edecekler, iftira edecekler Tevrat bunu anlatıyor. Bakın, insanlarca hor görüldü, yapayalnız bırakıldı. “İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü. Ona değer vermedik” diyor. Yaşea, 53-3. “Kaldığı yer görkemli olacak” diyor. En sonunda Hz. Süleyman’ın mescidini yapacak inşaAllah Kudüs’te. Onu kastediyor. Çok muhteşem olacak. Yaşea, 11-10. Ama genelde yaşadığı yerler temiz ve güzel olacak Mehdi’nin. Cenab-ı Allah’ın ithafı olarak söylüyorlar “ve kendim için sadık bir dini lider çıkartacağım, Mehdi. O yüreğimde ve canımda olana göre yapacak” diyor yani Allah benim beğendiğim gibi hareket edecek diyor. Tabii Tevrat’ın üslubunda böyle kelimeler oluyor yani yüreğimde ve canımda gibi ifadeler ama Allah’ın isteği olarak bunu anlıyoruz. Birinci Samuel, 2-35. “Halk Mehdi’yi bütün güzelliğiyle görecek.” Güzel bir insan olacak Mehdi. Yeşaya 3/17. “Mehdi uluslara barışı duyuracak”, barışı savunacak, barışın güzelliğini anlatacak. Zekeriya 9/10. “Bağırmayacak ve sesini yükseltmeyecek.” İnsanları azarlamayacak, bağırmayacak, hani vardır ya kavgacı tipler, öyle bir özelliği olmayacak diyor. Yeşaya 42/4. “O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür.” Adaletlidir ve alçakgönüllüdür diyor. Zekeriya 9/9. “Mehdi Allah’a güvenir.” Mezmurlar 21/1.
Şimdi de Kuran’dan delil veriyorum, ayetler veriyorum, Mehdi’ye işaret eden inşaAllah. Enbiya Suresi, 105. “Andolsun, -Allah yemin ediyor- Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz arza salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.” Bak şüphesiz arza yani dünyaya, salih kullarım yani samimi kullarım varisçi olacaktır diye yazdık. İmamı Bakır şöyle buyurdular; “Bu ayette Allahu Teala’nın yeryüzünün mirasçıları unvanıyla andığı salih kullar, Mehdi ve ahir zamandaki talebeleridir” diyor. Mecmu Beyan, cilt 7, sayfa 106. Nur Suresi 55, “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara –yani samimi davrananlara- va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, -kim bunlar? Hz. Zülkarneyn ve Süleyman, onları güç ve iktidar sahibi kılmıştı, dünya hakimi yapmıştı Allah, aynı şekilde diyor Cenab-ı Allah- onları da yeryüzünde -Mehdi ve talebelerini de, Kuran’ın işareti bu- onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,-yeryüzü, bütün dünya, bak güç ve iktidar sahibi kılacak- kendileri için seçip beğendiği dinlerini –yani İslam dinini- kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak –hem yerleşik kılıyor hem de sağlamlaştırıyor Cenab-ıAllah- ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. –Mesela bir korku ortamı var dünyada, onun arkasından güvenliğe çevirecektir- Onlar,-bak özelliklerini söylüyor Cenab-ı Allah- yalnızca Bana ibadet ederler –şirk koşmazlar- ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. –şirk yok- Kim bundan sonra inkar ederse, işte fasık olanlar onlardır.” İmam Zeynel Abidin Aleyhisselam bu ayeti okuduktan sonra şöyle buyuruyor: “Allah’a andolsun onlar biz ehli beytin taraftarlarıdır. Ve o bu ümmetin Mehdi’sidir.” Yani Mehdi ve talebelerine işaret ediyor diyor, Mehdi devrine işaret ediyor diyor. Mecmu-i Beyan, cilt 7, sayfa 239. Hadid Suresi, 17. “Bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık.” Allahu Teala’nın yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi yeryüzünü yağmurla diriltmesi anlamında değildir diyor buradaki tefsirde. Allahu Teala adaleti ihya edip hükümleri uygulayarak yeryüzünü ihya edecek ve diriltecek kişiler görevlendirir, yani Mehdi ve talebelerine bakıyor diyor, inşaAllah. Al-i İmran Suresi, 26, “De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip alırsın, dilediğini aziz kılar, -yüceltir, güç sahibi kılarsın- dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. –hayır ve güzellik senin elindedir-. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." Mesela bu ayetin de Mehdi’ye baktığını belirten açıklamalar var. Yine Araf Suresi 181’de “Yarattıklarımızdan, öyle bir topluluk vardır ki, onlar hakka iletirler ve hak ile hükmederler.” Mehdi’ye bakan bir ayet olarak görülüyor.
SUNUCU: Bir de tam konunun üzerine ilgili bir soru daha var. Dilerseniz onu yönelteyim ben size hemen. “Hocam, inancın insanlara hapsedildiği, her türlü batıl ve inançsızlığın alabildiğine taşkınlaştığı bu ahir zamanda Rabbime duyduğunuz sevgiyi, aşkı bizlere öyle güzel yansıtıyorsunuz ki, Allah sizden razı olsun. Hocam Hz. Mehdi’nin tam olarak hangi tarihte çıkacağını ve fiziki özelliklerini sizden rica edeceğim. Bir de Hocam, yüzünüz öyle güzel ve bir o kadar da nurlu, öyle bir hoşgörülü kişiliğiniz var ki, İslam’da olması gereken bir duruş sergiliyorsunuz. Diğer sözde alimlerden farkınız öyle çok ki, onların sözlerini dikkate almıyorum.” diye de bir dipnot düşmüş. Serçin Gül.
ADNAN OKTAR: Serçin evet güzel. İltifatı için Allah razı olsun. Tabii ki Ehl-i Sünnet’e uygun olmayan, anormal fikirler taşıyan alimlere biz alim demeyiz. Yani İslam dünyaya hakim olmayacak diyorsa bir insan, yüz yıllar sonra hakim olacak diyorsa ben bunu alim olarak görmem. Çünkü Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş demektir. Bu çok anormal bir şey. Müslüman asla Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez. İslam’ın hakimiyeti, Türk-İslam Birliği’nin oluşması ben iki yıl önce söyledim. Onu söyledikten sonra muntazam bir tırmanış başladı. Sürekli yukarı doğru çıkış başladı. Ve bu hiç kesilmedi. Türkiye’deki genel yapıya bakanlar, bu yükselişin ne kadar güçlü olduğunu ve bunun bir süre sonra noktalanacağını görürler. Daha önce örnek verdiğim gibi, yani güneş doğmaya başlamış çıkar çıkar çıkar. Allah’ın adetullahıdır, öğlen olur, en sıcak, en güçlü, en aydınlık dereceye gelir. Şu safhada bile Darwinizm dünya da yerle bir oldu. Ateizm tam anlamıyla panik halinde. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler atağa geçtiler. Çünkü Darwinizm yıkıldığı için, önlerindeki put kalkmış oldu. Biz onları bütün Müslümanları da, Müslümanlar kardeşlerimizi de, Hıristiyanları, Katolikleri, Evanjelikleri, Ortodoksları hepsini ve Musevileri, hasidikleri ve diğer Musevileri hepsini Deccal’in ağzından aldık. Yani Deccal’in boynunu kırdık, Deccalin boynunu kırdık, Deccal onları ağzına almış eziyordu ve nefes aldırmıyordu. Her yer perişan vaziyetteydi. Müsümanlar Darwinizm’i ağızlarına alamıyorlardı konu olarak çekiniyorlardı. Çünkü darwinizmi eğer ağzına alırsa konu olarak, darwinizm daha da gelişir diye çekiniyorlardı. En iyisi susalım diyorlardı, Darwinizm de o zaman dahada gelişiyordu. Evanjelikleri, Hıristiyanları tam anlamıyla ezmişlerdi, Musevileri de, çünkü nasıl ezdiler onlara dedilerki, dünyanın tarihi ne kadar dediler, onlar altı bin yıl dedi bitti. Yani onla, sırf bunla yenildiler, başka bir şeye gerek yok. Bunu demeleriyle yenildiler. Ve nitekim yenilmiş ve gariban hale gelmişlerdi, biz Deccal’in bütün dişlerini teker teker sökerek, onları Deccal’in ağzından aldık. Müslümanları da, kardeşlerimizi, Allah vesile etti. Evanjeliklerin bir kısmı bunun daha yeni yeni farkına varıyor. Ve onları ordan kurtardığımız halde oturmuşlar Müslümanları Deccal ordusu olmakla suçluyorlar. Yani biz onları Deccal’in ağzından aldık, Deccal ta ciğerlerine sokmuştu dişini, biz onu ameliyatla zorla çıkarttık, söke söke. Deccal’in boynunu da bütün dünyaya böyle bir kütleme bütün dünyada duyuldu boynunun kırılması, o şekilde yerle bir ettik. Bundan sonra rahat nefes alacak hale geldiler, bundan sonra hızla yayılacaktır.
Daha mesela son alamete bak; Mısır’da Müslüman kardeşlerimiz gitmişler bir yardım konvoyu, Mısır hükümeti sokmuyor niye? Darwinist eğitimden geçtilerde onun için. Darwinist, materyalistler. Hani Darwinizm yoktu İslam ülkelerinde? İktidardaki zat darwinist, hükümet de Darwinist, daha önceleride Nasır dönemide öyleydi değil mi, Filistin yine Darwinistlerin kontrolündeydi. Ürdün, Suriye, Mısır, Irak, ondan sonra bütün bölge Marksistlerin kontrolündeydi. Teker teker dişlerini söktük, birer birer kerpetenle, bağırttıra bağırttıra. İftira attılar, oyun oynadılar, şunu yaptılar, bunu yaptılar ama durdurmak mümkün değil. Yani çünkü bir kere güneş doğdu. Ama Mehdi’nin alametlerini soruyorsa kardeşimiz onu da belirteyim. Mehdi’nin alnı geniş, alnında hafif bir kavis var, şu kısım yani şu kısmında hafif iç bükeylik var, hafif diyor rivayette, burnu küçük incedir diyor, küçük yani geniş değil burna küçüktür Mehdi’nin, Berzenci’nin kitabında geçiyor. Çok fazla rivayet var küçük olduğuna dair burnunun, ama burnunun orta kısmında hafif bir çıkıntı vardır belli belirsiz, yani köprü kısmında diyor rivayette o şekilde. Alnında yine bir ben vardır. Yanağında bir ben vardır Mehdi’nin. Alnında şu kaş çatma çizgisi tektir. Yani alnının ortasında tek bir çizgi vardır. İnsanlarda normal iki tane olur, iki yandan birleştirilince iki olur biliyorsunuz, kaşını çattığında iki çizgi olur, Mehdi’de tekdir, bu rivayette belirtilmiş. Kaşları kavislidir. Saçları güzeldir diyor Mehdi’nin. Gözleri hafif çekiktir diyor. Yüzü parlaktır diyor, nurlu bir yüzü vardır diyor. Sakallıdır diyor, geniş omuzludur diyor. Karnı geniştir diyor, ama bununla ilgili çok mevzul hadis var. Cübbeli bu konuda panik oldu, biraz herhalde bana benzetti anladığım kadarıyla, benden çıkarmak için ne yapacağını şaşırdı.
SUNUCU: Evet söylentiler oldu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz zaten yemin ediyoruz, diyorum ki ben Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun ömrüm boyunca mehdilik iddia etmeyeceğim dedim. Daha ne diyeyim? Yani yemin ediyorum artık, en büyük yemin ediyorum yani bunun üstüne artık ne söylenir yani? Buna da inanmıyorsa söyleyecek bir sözüm yok. Göğsü geniştir diyor, karnı geniştir ve uylukları da geniştir diyor Mehdi’nin, karnı geniştir diyor. Bak mesela bütün, ayrıca yüzü de geniştir diyor bakın, alnı, yüzü, göğsü, karnı ve uylukları geniştir diyor ve adımların dışarı doğru atar, hızlıdır diyor ayakları yani yürüyüşü hızlıdır diyor. Sırtında bir ben vardır diyor, birinde mersin ağacının yaprağına benzetiyor, diğerinde başka bir ağaç yaprağına benzetiyor ama tam hatırlamadım şu an. Geçenlerde yeni bir rivayet gördüm ordaydı. Yani dışa çıkıntılı üç boyutlu bir ben vardır diyor. Fakat o diğer benin yanındadır diyor, sırtında Peygamber Efendimiz’de olduğu gibi kalp hizasında büyükçe bir ben vardır diyor sırtında Mehdi’nin. Sağ ayağında bir ben vardır diyor, sağ uyluğunda, sağ uyluk kısmında, uyluk şu kısım olmuş oluyor, orada gözle görülür bir ben, anlaşılır tarzda bir ben vardır diyor. Dişleri parlaktır diyor. Bazen konuşmalarında ağırlık olur diyor, yani dili sürçer diyor. Sağ elini kullanır diyor evet. Dilindeki o şeyi çözmek için. Yani sağ elinin haraketlendiğini söylüyor konuşurken. Başka?
OKTAR BABUNA: Yüzünün nuru saçlarına vurur diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ha yüzünün nuru saçlarına vurur diyor. Heybetlidir diyor, Ben-i İsrail görünümündedir, Ben-i İsrail görünümünde olduğuna dair çok sayıda hadis var. Kıyafetleri parlaktır diyor, elbiseleri. Nasıl diyordu, parlaklığını bir şeyle belirtiyordu rivayette? Dün bir hadis okumuştum.
OKTAR BABUNA: Cennet ipeği gibidir diyor.
ADNAN OKTAR: Ha o ayrı onun dışında, ateş gibi yanar mı diyordu?
OKTAR BABUNA: Evet ateş gibi yanar.
ADNAN OKTAR: Tam hatırlamadım. Evet ona benzer, yarın bir bakarım şu an vakit dar olduğu için o kadar geniş bakarak söylemiyorum.
OKTAR BABUNA: Atının gözleri alev şeklinde parlar diyor.
ADNAN OKTAR: Atının gözleri diyor, yani araba olduğu anlaşılıyor, parlar diyor, ışık saçar karanlıkta diyor. Bu araba yani başka ne olur, hızlı gidiyor. Hızlı gidiyor, ışık saçıyor ve siyah beyazdır diyor. Yani klasik bir araba tarifi yapılmış oluyor. İnsanlar diyor oturduğu yerden Mehdi’yi evlerindeyken seyredecekler, görecekler diyor. Yani televizyonda görüleceği anlaşılıyor. 1100 yıllık hadis bunlar, hadis kitabından alınıyor. 1000 küsur senelik yani.
OKTAR BABUNA: Reyhan yaprağı şeklinde.
ADNAN OKTAR: Ha reyhan yaprağı şeklinde evet. Birinde reyhan yaprağı şeklinde, diğerinde de mersin ağacının yaprağı gibidir diyor, yaprak şeklindedir diyor.
SUNUCU: Oldukça ilginç özellikler bunlar tabii ama hani suret olarak nasıl olacak, normal bir insandan ne kadar bir farkı olacak?
ADNAN OKTAR: Aynı normal insan zaten o yüzden fark edilemiyor. Hz. Yusuf gibidir diyor, aranızda gezer o sizi görür ama siz onu fark edemezsiniz diyor. Çarşılarda pazarlarda gezecek diyor Mehdi. Said Nursi de diyor hatta kendisi dahi kendisini bilmez diyor, başlangıçta. İmanın nuruyla diyor belki diyor o eşhası ahir zaman da Mehdi tanınabilir diyor. İcraatlarından anlaşılacak, son aşamaya doğru anlaşılacak. Halkın gözü önünde faaliyet yapıyor, 313 kişi kadar talebesi var, az talebesi olacak, fakat Peygamber Efendimizin soyundan olacak evet, seyyiddir Mehdi, seyyid olacak.
OKTAR BABUNA: Kafkaslar üzerinden....
ADNAN OKTAR: Evet öyle bir rivayet var, kimin eserindeydi o?
OKTAR BABUNA: Bakayım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Neyse. Çocuğu olmayacak diyor rivayette Mehdi’nin. Bütün diyor ehli beytin, Mehdi’nin bütün silsilesinin çocuğu olacak bir tek onun çocuğu olmayacak diyor. Malı mülkü olmayacak diyor hadiste. Yani kendi üstüne kayıtlı bir malı mülkü olmayacak diyor hadislerde.
OKTAR BABUNA: Eline bakarak konuşacağı...
ADNAN OKTAR: Ha eline bakar diyor, eline baktığında talebelerini görür diyor, talebeleri de onu görür diyor. Yani cep telefonu ve Ipod’a işaret ediliyor, ahir zamanda. İnsanların oturduğu yerden Mehdi’yi görmesi nasıl olur, herkes evinde görecek diyor oturduğu yerden, hatta yattığı yerde sesini duyacaklar diyor. Radyoya ve televizyona dikkat çekilmiş. Bu hadislerin kaynağı olarak, bir kere şu Ehl-i Sünnet eserlerden çok istifade edebilirler. Bakın “Kıyamet Alametleri” Berzenci’nin, bunu tavsiye ederim. Yani bütün Ehl-i Sünnet alimlerinin ittifakla beğendiği bir alimdir Berzenci, Kıyamet Alametleri. Bunu tavsiye ederim. Celalettin Suyuti, bütün Ehl-i Sünnet alimlerinin ittifak ettiği bir alimdir, Ahir Zaman Alametleri bu kitabı tavsiye ederim. Evet, yani ahir zamanı öğrenmek için... İbn Hacer-i Mekki Fi Alamatil Mehdi Muntazar, bu çok ünlü bir eserdir. Bütün Ehl-i Sünnet alimleri bu kitapta da ittifak ediyorlar, Mehdi Alametleri. Bunu da tavsiye ederim.
OKTAR BABUNA: Kafkaslar ile ilgili okuyayım mı Hocam hadisi?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: Seyyid Ahmed Hüsamettin (r.a) İstihracnamesi’nde Mehdi’nin doğu yeri ile ilgili şöyle bir not düşmüştür: “Müslümanlardan bir zat Hz. Mehdi (a.s) gelecek, bu zatın şerefi Kafkasya’nın en ulu dağından etrafa güneşin ışık hüzmeleri gibi şulenisar olacaktır. Etrafa ışıltılar saçacaktır.” (Osman Yüksel Serdengeçti, Mabedsiz Şehir, Serdengeçti Neşriyatı: VI, s.10) “Maveraünnehir’den bir adam çıkar, ona El Haris, arslan denir. Onun askerlerinin kumandanı olan bir adam vardır ki ona da Mansur denilir. O, El Haris, tıpkı Kureyşin Resullullah (s.a.v.)’e zemin hazırladığı gibi, o da Al-i Muhammed’e zemin hazırlar veya onları yerleştirir. Her mümine ona yardım etmek veya davetine icabet etmek vacibdir.” (Ebu Davut Mehdi, 2452, Ravi Hz. Hilal İbn-i Amr.)
ADNAN OKTAR: Ebu Davut’da.
OKTAR BABUNA: Evet, Ebu Davut’da.
ADNAN OKTAR: Sahih hadis kitabıdır. Ve Mehdi (a.s.)’nin Kafkasya’dan, muhtemelen Medine, Mekke taraflarından, o Cengiz Han- Hülagü fitnesi döneminde canlarını kurtarmak için yüksek yaylalara gitmişlerdi, Kafkasya’ya doğru gitmişlerdi. Oradan geleceği yani asıl atasının ve kökeninin oradan geleceği anlaşılıyor. Kafkas kökenli olduğu anlaşılıyor. Başka Mehdi (a.s.) ile ilgili?
OKTAR BABUNA: Heybetullah...
ADNAN OKTAR: Evet, lakapları çok. Birçok lakabı var. Ama onun lakaplarından birisi de Arslan’dır.
OKTAR BABUNA: Arslan’dır evet. Evde doğacağı, gizli doğum olacağı...
ADNAN OKTAR: Evet doğumu evdedir. O geçenlerde bir Şii kardeşimiz aradı bizi. Dedi Mehdi (a.s.) dedi hastanede doğmayacaktır dedi, evde doğacak dedi. Bu hadisi niçin söylemiyorsunuz dedi, yani bunu şey yapıyorsunuz. Yani benim çekineceğimi düşünüyor hani, o da yine benim Mehdilik iddiasında olduğumu düşündüğü için, benim de hastanede doğduğumu düşünüp, yani ben onu söylersem Mehdiliğimin zail olacağını düşünüyor herhalde. Halbuki ben de evde doğdum. Yani ben hastanede doğmadım, benim doğumum evde. Ama benim Mehdilik iddiam yok yani onu bir kökten bir kere bir halledelim yani. Durup durup ikide bir bana böyle delil getirmesinler. Yani Mehdi (a.s.) olmadığımı iddia ediyorum. Şii kardeşlerimden de öyle izahlar geliyor. Yani benim zaten öyle bir iddiam yok. Ben Allah’ın herhangi bir kuluyum. Allah’ın yani aciz bir kuluyum. Allah’a boyun eğmiş. Mehdi (a.s.) öncüsü olabilirim ben, Mehdi (a.s.)’ye talebe olabilirim, ona zemin hazırlıyor olabilirim. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz zaten demiştiniz Hocam. Mehdilik bir iddia değil, ispat makamıdır dediniz. Yani kim yeryüzüne İslam’ı hakim kılarsa, Hz. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılıp imam olursa, o kişi Allah-u Alem Mehdi (a.s.)’dir deriz diye çok net açıkladınız zaten defalarca.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılacak, Mescid-i Aksa’da, efendim burada da Ayasofya’da da namaz kılacaklar. Bütün İslam aleminin ittifak ettiği insan olacak, Resullullah (s.a.v)’ın kılıcını kuşanacak, Resullullah (s.a.v)’ın hırkasını giyecek, Resullullah (s.a.v)’ın sancağını taşıyacak, ama teberrüken. Biz ne diyelim böyle bir insan çıktığında? Allah-u Alem Mehdi (a.s)’dir diyeceğiz, ne diyelim yani? Hz. Mesih (a.s.) ile beraber namaz kılıyorsa, ona imamlık yapıyorsa, bütün İslam aleminin lideri olursa, dünyaya barışı, kardeşliği getirirse, Museviler, Hıristiyanlar, Müslümanlar hepsi onun yanında rahat edecekse, ediyorsa, ne diyelim? Tabii ki Mehdi (a.s.)’dir diyeceğiz inşaAllah. Allah-u Alem o diyeceğiz. Ama bak, Allah-u Alem diyeceğiz. İlla ki odur demiyeceğiz.
Bir de şu kitapta da, bu benim hazırladığım bir eser, bunda da çok derli toplu bütün bu hadisleri bulabilir, Ehl-i Sünnet hadislerini. Evet, “Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) Bu Yüzyılda Gelecek”, Adem Yakup diye. Bu eser de ucuz bir eser, ama kardeşlerimiz daha çok bunu internetten ücretsiz indirebilirler. www.harunyahya.org . Evet oraya girerlerse zaten çok geniş...
Nedir bu gazete? Vakit Gazetesi. Yine bir ilan çıkmış. Yarınki Vakit. Evet BAV davasında bozma gerekçeleri.
SUNUCU: Önceki gün de yayınlanmıştı.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Bir kere Vakit Gazetesi’ni ben herkese tavsiye ederim, güvenle okuyabilirler. Tam Ehl-i Sünnet, vatansever, milliyetçi, Türkiye’nin birliğini beraberliğini isteyen, Türk İslam Birliği’ni isteyen yiğit delikanlı bir gazetedir. Efendim, saygılı, çok efendi, dürüst insanlar. Hiçbir çıkarları da yok, Allah rızası için çıkarıyorlar gazetelerini. Yani öyle zaten malları, mülkleri olan insanlar değil. Olsa da feda olsun yani. Allah razı olsun hepsinden. Milli Gazete de aynı şekilde öyle. Çok mazlum, tertemiz insanlar, ucu ucuna yetiştiriyorlar, hizmet ediyorlar. Böyle samimi olan gazeteleri desteklemekte fayda var. Yani inşaAllah alıp, yani insanın içine bir hoşluk geliyor insanın değil mi, zevk alıyor insan? İnşaAllah. “Savunma kanıtlarının gerekçesiz olarak reddedilmesi” bozma gerekçesiymiş. Anayasa’nın 141/3 maddesi, bütün mahkemelerin her türlü kararları, gerekçeler olarak yazılır. Bu kural CMK’nın kararlarının gerekçeli olması başlıklı 34. maddesinde aynen tekrarlanmış. Gerekçenin olmaması durumunda bozma nedeni oluyor. Bunu belirtiyorlar, yani bu şeyler bozma nedenidir. Efendim, başka birçok bozma nedenleri var. İşte yarın alan kardeşlerimiz buradan okuyabilirler. Ama yine de Vakit, medar-ı iftiharımızdır. Aleyhinde konuşanlara da ben hiç katılmıyorum. Onlara da Allah hidayet versin, akıllarını açsın. Cübbeli’nin de Ehl-i Sünnet olmadıklarına dair iddialarına da inanmasınlar. Milli Gazete de, Vakit de her ikisi Ehl-i Sünnet’tir. Birbirlerini de çok severler. Müslümanın ayrısı, gayrısı yoktur. Şiiler, Aleviler, Bektaşiler, Sünniler hepsi bizim canımız, ciğerimiz, tertemiz kardeşlerimiz. Hepsini bağrımıza basarız, hepsi Allah’ın arslanları, tertemiz insanlar. Hz. Ali (r.a.)’yi de sevmek, aşk ile sevmek iftihar edilecek bir şeydir. Benim de ceddimdir, Hz. Ali (r.a.). Herkes gibi ben de canım gibi severim. Canımdan daha çok seviyorum yani Hz. Ali (r.a.)’yi. Ashabı da, sahabeleri de seviyorum, hepsini, Ebu Bekir (r.a.), Osman (r.a.), Ömer (r.a.), Ali (r.a.) hepsini, Allah onlardan olsun, değerli insanlar, çok mübarek insanlar. Allah onları Cennettine koydu şu an. Cennette sohbet edip, Müslümanları bekliyorlar, kardeşlerini inşaAllah. Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.), Peygamberim (s.a.v.)’in hadisi var. Diyor ki, Hasan(r.a.), Hüseyin (r.a.), Hamza(r.a.), ben diyor, kendisini söylüyor, ben ve Mehdi (a.s.) diyor, Cennet halkının seyyidleriyiz diyor. İnşaAllah. Hz. Mesih (a.s.)’de geldiğinde, Mehdi (a.s.)’nin yüzünü mesh ediyor, ona Cennetteki makamını söyleyecek. Ama tabii, inanılması farz değil. Mehdi (a.s.)’nin özelliği, zamana karşı direnen insandır. İslam mesela hakim olmadı diyecekler, Mehdi (a.s.) bastıracak, olmadı diyecekler, bastıracak, olmadı diyecekler, bastıracak. Kardeşim diyecekler yıllar geçiyor, daha sen hala İslam’ın hakimiyetinden bahsediyorsun, biz vazgeçiyoruz diyecekler. Bir çok hadiste var bu, ayette de buna işaret edilmiş. Yani sen vaadettin ama, çıkmıyor diyecekler. Yani böyle bir hakimiyetten bahsediyorsun ama, böyle bir şey yok diyecekler. Tam ümitlerini kesmişken diyor Allah, hakim edeceğim diyor. Tam insanlar ümitlerini kesmişken. Mehdi (a.s.)’nin asla ümidi kesilmez. Sonuna kadar da yani boş mücadele ettiğini zanedecekler Mehdi (a.s.)’nin. Az bir grubu olacak zaten o yüzden de. Küçük bir grubu olacak. Boş yere para harcıyorsunuz, işte evinizi satıyorsunuz, barkınızı satıyorsunuz diyecekler Mehdi (a.s.)’nin talebelerine. İmkanlarınızı terk ediyorsunuz, ne gerek var böyle işlere? İşte Devletin Diyaneti var size mi düştü üzerinize diyecekler. Fakat onlar ısrarla İslam, Türk İslam Birliği için uğraşacaklar.
OKTAR BABUNA: EvvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gayret edecekler. Biz de onların talebesi ve öncüsüyüz, onlara zemin hazırlıyoruz. EvvelAllah, eninde sonunda, ki yani şu an zaten çok büyük yol alındı. Yani çoğu gitti, azı kaldı. Değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Mehdi (a.s.) yenilmez, durdurulamaz demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Önüne diyor, dağlar çıksa diyor, oradan bir yol bulur geçer diyor. Çok fazla münafık gelecektir, Mehdi (a.s.) cemaatine, çok fazla münafık gidecektir. Yani o 313’ü hep muhafaza edecek. Yani bir nehir gibi. İnsanlar akacak, hem gelenler olacak, hem gidenler. Hem gelen, hem giden olacak ama bünye duracak. İnsan vücudu da öyledir ya. Mesela bizim, sürekli hücreler ölür her gün atılır. Ama her gün de yeni hücreler yapılır, ama insan vücudu durur. Mehdi (a.s.) cemaati de sürekli duracaktır, fakat sürekli ölü hücreler, hasta hücreler, mikroplu hücreler atılacaktır. Taze hücreler ile vücut zindeleşecektir ve en sonunda Allah bu sabrına karşı, Mehdi (a.s.)’nin en önemli özelliklerinden biri sabrı. Said Nursi diyor bakın, sabır, metanet ve sadakat diyor. Mehdi (a.s.)’nin 3 özelliği. Bakın, sabır, metanet, asla metanetini bozmuyor, sabrını bozmuyor ve sadakat, özelliklerini belirtiyor. Fakat insanlar diyor hep diyor, saltanat aleminde diğer şeyleri bekledikleri için diyor, şaşaalı tarzda beklerler Mehdi (a.s.)’yi. Halbuki Mehdi (a.s.) çok mütevazi çıkıyor ve hiç ummadıkları bir insan olacak. Mesela Allah incir çekirdeği oluyor küçük, toplu iğne başı kadar, yüz sene sonra 30-40 metrelik incir ağacı oluyor, 100 binlerce meyva veriyor, 100 binlerce yaprak açıyor değil mi? Nereden oldu bu deniyor, şu toplu iğne başı kadar diyorlar incir çekirdeğinden oldu diyorlar. İşte Mehdi de öyledir. Toplu iğne başı nasıl küçük, incir çekirdeği nasıl küçüktür, Mehdi de öyle, hiç insanların ummadığı bir insan olacaktır. Ama sonunda hayretler içinde kalacaklar. Münafıklar, münafıklık yaptıklarına bin pişman olacaktır diyor. Allah diyor, hasretleri, onlar için bir hasrettir diyor Allah ayette. Kuran onlar için bir hasret olacak diyor. Yani dünyadaki en büyük acıyı çekecekler ve en büyük aşağılanmayı yaşayacaklar. Yani neden biz münafıklık yaptık, neden ahlaksızlık yaptık, neden kahpelik yaptık diye ömürleri boyunca onun acısını çekecekler. Ve onun utancını yaşayacaklar. Yani ahir zamanın münafıkları, en şiddetli münafıklardır. Resullullah (s.a.v.)’ın döneminin münafıkları da en şiddetlileridir. Mesela o devirde kimler var ünlü münafıklardan? Ebu Leheb. Kafirlerin özelliği, ama o devrin ünlü münafıkları var, liste olarak vardır. Ama azılı kafirlerinden Ebu Leheb, Ebu Cehil. Hatta Ebu Cehil’i bir köle öldürmeye kalkıyor, öldürmek üzere, ben diyor öldüğüme yanmıyorum da senin gibi bir kölenin beni öldürmesine çok ağırıma gidiyor diyor. Yani onu aşağılanma olarak görüyor. Adamdaki enaniyetin, psikopatlığın deliline bak. Yüzlerce insanı öldürmüş azılı katil, cinayet makinesi yani, durmadan insan öldürüyor, şehit ediyor Müslümanları şehit ediyor, Müslümanlar şehit oluyorlar, küfürdeki de ölmüş olur. Bu azılı katil, yani bu cinayet makinasını Allah canını alarak durduruyor en sonunda, müminleri vesile ederek inşaAllah. Ama ahir zamanda Mehdi (a.s.) döneminde kan yok. Damla kan akmaz diyor. Kişinin burnu dahi kanamaz, uyuyan kişi uyandırılmaz. Denizdeki balıklar bile ondan memnun olacaktır diyor. Havadaki kuşlar, yani hayvan sevgisinin o devirde çok güçlü olacağı, hayvanların korunmasının çok güçlü olacağı orada vurgulanıyor. Yoksa denizdeki balık zaten fark edemez Mehdi (a.s.)’yi. Ama oradaki teşbih var, yani denizdeki hayvanların rahat etmesi, sağlıklı olması sağlanacak. Diğer mesela karacaların efendim kuşların, efendim koyunların, kuzuların hepsinin güzel yaşaması sağlanacak. Köpeklerin, kedilerin, güvercinlerin, martıların, serçelerin hepsinin cennet gibi bir ortamda rahat yaşayacaklarını hadiste belirtiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
OKTAR BABUNA: İslam da tam hakim olduğunda demiştiniz inşaAllah, bütün silahlar kaldırılacak, oyuncak silah bile kalmayacak bütün dünyada diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Bu da ancak Türk milletinin öncülüğünde olacak. Mehdi (a.s.)’ye Türk milletinin yardım edeceği hadislerde açık açık belirtilmiştir. Direkt Türk kelimesi geçiyor. Bir kısmında da kapalı bir üslup ile kırmızı bayraklar diyor. Türk Bayrağı’dır kırmızı bayrak, ama bir kısmında da alenen Türk diye geçiyor. Çok necip ve yüksek bir millettir. Bütün dünyaya barışı, kardeşliği, özgürlüğü, sanatı, bilimi, teknolojiyi, modernliği, kaliteyi, yani en yüksek sevgi ruhunu Türk milleti öğretecek ve bütün dünyayı kurtaracaktır Türkiye ve Türklük alemi. Bunun alametlerini de artık kör olan, gözü manen kör olan da görüyor, herkes görüyor. Ama gerçek amalar, daha önce de söylemiştim, onlar bizim aldığımız sevabın en az on mislini alırlar. Çok çok makbuldür inşaAllah.
SUNUCU: Peki, yılla ilgili bir öngörünüz var mı? Kitabınızın başlığında da yazıyor, Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelecek diye. Ama sizin bu konuda bir öngürünüz var mı? Hangi yılda ortaya çıkacağı ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Bakın ben dedim ki, 10 veya 20 yıl içerisinde. Daha önce söylediklerimde ben arkadaşlarıma söylüyordum. Ama şu an halkıma, bütün millete, dünyaya ilan ediyorum. Ben bunu hiç yapmadım daha önce. Daha önce sadece sohbetlerde söylüyordum. Ama bakın şimdi net söylüyorum. O zaman bana gelsinler dedim, ben buradayım diyorum. 10 yıl içinde İslam hakim olacak, 20 yıl içinde de Mesih (a.s.) gelecek. İnşaAllah. Yani 20 yıla İslam’ın hakimiyeti bitmiş olacak. İnşaAllah.
SUNUCU: 20 yıl içinde gelecek.
ADNAN OKTAR: Evet. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Yani ben buradayım. Bir de ben bir kere sözümü almış değilim. Ama gelişim safhalarını söyledim. Ben dedimki mesela 79’dan sonra sürekli İslam gelişecek dedim ve dediklerimin hepsi oldu. Biz mesela hayal dahi edemezdik. Dünyaya bütün radyolardan, televizyonlardan, internetten, böyle dünyaya hitab edeceğimizi hiç bilmiyorduk biz. Bak Allah bize bunu gösterdi. Mesela bu çok büyük bir harika. Biz Mehdi (a.s.) öncüsü olarak değil mi, Mehdi (a.s.) talebesi olarak böyle bir netice aldık. Dünyada Darwinizm’i yıktık. Yani Deccal’in boynunu kopardık. Yani Deccaliyet’i zavallı hale getirdik ve yeri öptürdük yani. İnşaAllah. Ve Müslümanları, Hıristiyanları, Musevileri Deccal’in ağzından aldık. Parçalıyordu ağzına almış parçalıyordu. Yani ne Hıristiyanlar kilisesine gidemiyordu, Museviler, İsrail hep ateistlerle dolmuştu. Her yeri kaplamıştı ateistler, gençler Tevrat’la haşa alay ediyordu. Kuran’a karşı bütün İslam ülkelerinde insanlar tavır almışlardı. Ve sosyalist, komünist iktidarlar, iktidara geliyorlardı. Biz böyle Allah’a çok şükür Seyyid Battal Gazi gibi ortaya çıkınca, bakın şu an insanlar iftiharla İslam’ı savunuyorlar. O zaman eziktiler, millet Müslüman olduğunu söyleyemiyordu, ağzını açamıyorlardı. Bak 79’da diyorum Akademi’de, namaz kılan adamı Cuma namazında yakaladılar, komaya soktular diyorum. Adam Müslümanım diyemiyordu. Kimse ağzını açamıyordu, Müslümanım diyemiyordu. Bakın şu an bağıra, bağıra söylüyoruz. Elhamdülillah Müslümanız diyoruz. Ve diyorum eze eze, eze eze İslam dünyaya hakim olacak diyorum. Sevgiyle, ama bilimle, sevgiyle ve bilimle. Bilimin gerçekleriyle. Bilimi de artık ağızlarına alamıyorlar. Çünkü bilim Darwinistlerin sahtekarlığını ortaya koydu, yalancılıklarını. Kuran’ın ve Müslümanların doğru söylediğini göstertti bilim. Big Bang’le, kainatın yoktan yaratıldığını ispat ettik. Ama bilimle ispat ettik. Darwinizm’in olmadığını ispat ettik. Materyalizmin olmadığını ispat ettik. Neyle ispat ettik? Paleontolojiyle, jeolojiyle...
OKTAR BABUNA: Genetikle, moleküler biyolojiyle.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Moleküler biyolojiyle ve bütün bilim dallarıyla ispat ettik. Hangi bilim dalı bunların karşısına çıktıysa bunları yerle bir etti. Hepsinde ezildiler.
OKTAR BABUNA: Geçenlerde saydım Hocam maşaAllah, 300 kitabınızdan 40 tanesi Darwinizm ile ilgili. İman hakikatleri ve Darwinizm ile ilgiliymiş maşaAllah. Yaklaşık 300 kitaptan 40 tanesi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. 60’ın üzerinde yabancı dile çevrildi değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, 60’ın üzerinde yabancı dil. 200 ülkesinde okunuyor dünyanın, indiriliyor kitaplarınız, 80 milyon kitabınız indirildi inşaAllah, okundu. Milyonlarca giriş var internet sitelerine. 500’ün üzerinde internet siteniz var. Dünya çapında 400’den fazla kanalda yayınlanıyor belgeselleriniz inşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah. Evet, Hocam, yavaş yavaş programımızın da sonuna geldik. İzleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz adına size teşekkür ederiz bu keyifli sohbet için.
ADNAN OKTAR: Ben de sana çok teşekkür ediyorum. O nur yüzünün nurunu Allah daha da artırsın.
SUNUCU: Teşekkür ederim. Yarın saat 22.00 ve 00.00 arası, yarın gece Kanal Urfa ve Kral Karadeniz ekranlarında yeniden sizlerle birlikte olacağız. Bu akşamlık bu kadar. Herkese hayırlı akşamlar dileriz.