SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve sayın dinleyicilerimiz. Bir Adnan Oktar ile Baş başa programına daha hoşgeldiniz. Bu akşam sizlere Kral Karadeniz ve Kanal Urfa kanallarından yayın yapıyoruz. Keyifli bir 2 saat geçireceğiz inşaAllah. Bunun öncesinde sizlere bizi izleyebileceğiniz internet sitelerini ve bizleri dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarını aktarmak istiyorum; radyolarımız Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç FM 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37; 95.2 Kastamonu, ASR FM 92.0 Adıyaman, Ilgın FM 97.4 Konya, Güneydoğu Radyosu 99.6 Şanlıurfa. Ve bize ulaşabileceğiniz internet sitelerimiz, bizleri izleyebileceğiniz internet sitelerimiz; www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv adreslerinden bizleri izleyebilirsiniz. Evet hoş geldiniz Hocam, nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Allah’a hamdolsun. Seni de çok iyi gördüm. İyi maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim, sağolun. Sayın Oktar Babuna siz de hoş geldiniz. Nasılsınız efendim?
OKTAR BABUNA: Hoşbulduk. Allah’a çok şükür ben de çok iyiyim, siz de hoşgeldiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederim. Hocam programa nasıl başlamak istersiniz? Soru yönelteyim mi, yoksa bir konuyla mı başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne diyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kerbela’nın yıldönümü.
ADNAN OKTAR: Anlat o zaman bize. Kerbela vakasını anlat, Kerbela olayını anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Kerbela’da Hz. Hüseyin şehit edilmişti. Muaviye’nin oğlu Yezid’in kuvvetindeki kuvvetlere karşı. Orada seyyid şehadetleri oldu. Bu tabii savaşta şehit edilmesinin yıldönümü şu anda. Aşure deniyor, Muharrem ayının 10. gününe; 10. gün anlamına geliyor aşure. Yiğitler yiğidi Hz. Hüseyin (a.s.)’ı o savaşta şehit etmişlerdi. Aslında tabi çok büyük savaşlar olmuştu Peygamberimizin (s.a.v) döneminde de. Hz. Ali de arslanlar arslanı, büyük kahramanlıklar göstermişlerdi o savaşta. Hatta 70 yerinden yara almıştı. Ona rağmen Peygamberimizi (s.a.v) savunmuştu Uhut Savaşı’nda. Birçok kişiyi de yere sermişti.
ADNAN OKTAR: Resmi var mı Hz. Ali (a.s.)’nin?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Güzeller güzeli maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah MaşaAllah, benim dedem, ceddim, tabii maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Kaşı gözü de bayağı benziyor Hocam. Soyundan gelmeniz itibariyle.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet maşaAllah. Hz. Ali (a.s.) mübarek maşaAllah çok yakışıklı, çok cesur, çok akıllı, çok sabırlı, bilime çok önem veren, çok değerli bir insandı. Allah’ın arslanı. Esedullah değil mi lakabı İnşaAllah. Başka, Ali Haydar.
OKTAR BABUNA: Evet, Ali Haydar Veliyullah, velilerin en büyüğü inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, velilerin en büyüğüdür inşaAllah. Başka var mı aklında olan? Haydar-ı Kerrar inşaAllah, döne döne mücadele ettiği için değil mi? Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) korurken, lakabı vardır inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, Hayber Kalesi’ni hatta kaldırıyor, siz anlatmıştınız. İkinci seferinde yapamıyor. Adrenalin demiştiniz o savaşta, savaşın ruh hali, maşaAllah. Arslanlar arslanı.
ADNAN OKTAR: Kapıyı söküyor, maşaAllah. Evet, ceddimizi hep böyle tarih içerisinde katliamlara tabi tuttular. Bizim kol Kafkasya’ya geçmişti. Yine Hz.Ali (a.s.)’nin soyundan bizim ceddimiz. Bu Cengiz ve Hülagu fitnesinden kurtulmak için, o katliamdan kurtulmak için -katliam değil tabii orada bir şehadet oluyor. Can güvenliği açısından oraya sığınmışlardı. Sonra da Ruslar seyyid katliamına başladılar. Hatta isim listesini çıkarmışlar, benim dedemin ismi de var seyyidler listesinde. Rus hükümeti tespit etmiş seyyidler şunlar şunlar diye, o sırada var. Açık açık ismi geçiyor. İşte nesebi nedir, nerden geliyor, seyyid oldukları da belirtilmiş. Onlar sonra bir yolunu bulup Türkiye’ye hicret ettiler maşaAllah. Ankara’ya Bala’ya gelmişler. Yüksek yaylalık yerlere, oradan da Ankara’ya geldiler. Böylece seyyid neslini yok edememiş oldular, elhamdülillah, evet maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hz. Ali (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v) ile birlikte katıldığı Tebuk Savaşı hariç hepsinde İslam’ın sancaktarı inşaAllah. Bedir Savaşı’nda 21 kişiyi öldürüyor, diğer Uhut Savaşı’nda ise 9 kişiyi yere seriyor ve 70 yerinden yaralanmış maşaAllah, o şekilde savaşıyor. Peygamberimizi (s.a.v) de koruyor aynı şekilde. Hz. Hüseyin (a.s.) ile Kerbela’da şehit edildiğinde 57 yaşında, 33 mızrak ve 34 kılıç darbesi almış maşaAllah.
ADNAN OKTAR: O da olağanüstü yakışıklıydı Hz. Hüseyin (a.s.) değil mi? Peygamber Efendimize (s.a.v) en çok benzeyen oydu, Hz. Hüseyin (a.s.)’dı. Hz. Ali (a.s.) de zaten resimde orijinaline uygun yapmışlar, son derece yakışıklı ve arslan gibi boy pos maşaAllah değil mi? Bir de pehlivandı Hz. Ali (a.s.), Peygamber Efendimiz(s.a.v) de pehlivandı, bu bilinmiyor halk arasında. Yani çok acı kuvveti vardır, yani çok şiddetli kuvvetliydi. Onu, Peygamber Efendimizi (s.a.v) yenen yoktu. O bölgede, tek bir kişi bile çıkmadı pehlivan olarak.
OKTAR BABUNA: Hz. Ali (a.s.)’ın gözleri de renkli ayrıca, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Evet, şimdi sen bir soru sor istersen.
SUNUCU: İlk sorumuz; “Hocam; Gazze için yardım konvoyunun Mısır’dan geçişine izin verilmiyordu. Siz izin verilmesi gerekir demiştiniz. Sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu devreye girmiş ve Kahire, konvoyun Türk bayrakları ile geçişine izin vermiş. Hocam Türkiye’ye bu derece güven duyulması, sizin dediğiniz gibi Türk İslam Birliği’nin doğal lideri olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlıyor maşaAllah”, demiş Dilsu Koşar.
ADNAN OKTAR: Şimdi o kadar fazla alamet var ki; bir tane iki tane on tane değil. Yani nereye dönsek ya Türk ordusu ya Türk bayrağı ya Türk Milleti’nden insanlar. Bütün İslam alemi, Türklük aleminde aranan bu. Bu nedir, bu liderliktir işte. Yani liderlik deyince böyle kapıya bir yazı asılmaz. Lider doğal lider olunur. Doğal lider olduğunu Allah gösteriyor. Nerede bir barış anlaşması gerekiyor, Türkler orada, nerede ortalık yatışması gerekiyor, Türkler orada. Şefkatin, merhametin, sevginin kaynağı Türklerdir ve çok insancıl millettir. Milletimizi bozmaya çalıştılar ama başaramadılar. Darwinist, materyalist yapmaya çalıştılar. Bayağı uğraştılar ama şu an %99, Darwinizme inanmayanların sayısı. Müthiş bir oran bu, mükemmel bir netice aldık. Çok çok mükemmel netice aldık. Yani bakın %30’lardan %99’a.
OKTAR BABUNA: %70’i Darwinizme inanıyordu o dönem.
ADNAN OKTAR: Tabi, o zamanlar %70’i inanıyordu. %30’du inanmayanların sayısı, şu an %99. Evet maşaAllah. Ama işte bu emek vermeden olmuyor. Yani bu Darwinizmi, materyalizmi ezmemiz her şeye yansıdı Türkiye’de. Siyasete yansıdı, politikaya yansıdı, dış politikaya yansıdı. İnsanların hayat şekline yansıdı, dünya görüşlerine yansıdı. Türkiye’deki her şeyi değiştiriyor bu; inanç, bütün zemini değiştirir. Her şeyi değiştiriyor. O yönüyle çok çok güzel. Ama tabii her şey düzeldi diye biz bırakmak peşinde değiliz. İnsanlarımızın yine şefkatli, sevgi dolu, makul ve mantıklı olması için uğraşıyoruz. Çünkü bir aralar bizim milletimizin büyük bölümünü, epey bir bölümünü basın yönlendiriyordu. Mesela Hürriyet Gazetesi, yahut Milliyet Gazetesi veyahut işte şu bu, Vatan. Orada çıkan bir habere insanlar kesinkes inanıyorlardı eskiden. Epey bir insan, yani çok insan inanıyordu. Ama internet çıktıktan sonra artık insanlar sorgulamaya başladılar. Yani o çok şahane oldu, internet. Büyük basının tekeli böylece kalkmış oldu, yönlendirme gücü de kalkmış oldu. Eskiden mesela Hürriyet bir şey yazdı mı, o kanun gibiydi. “Vay be” falan diyorlardı mesela değil mi haber çıktı mı. Kimse de bir şey yapamıyordu, cevap verecek bir durum da yok. Nereden cevap vereceksin, bir imkan yok. Ama şimdi bir yanlış haber çıktığında hemen internette bütün sitelerde bu cevaplandırılabiliyor. Veyahut mesela kişinin küçük bir internet sitesi bile olsa, işin doğrusunu öğrenmek isteyen kişi onun internet sitesine girip konuyu öğreniyor. Bu dilden dile, kulaktan kulağa da yayılıp yine cevabı verilmiş oluyor. Böyle bir kolaylık olmuş oldu. Bu da Türkiye’deki dengeyi çok olumlu etkiledi. Yani eskiden mesela benimle ilgili bir haber çıkardı, epey bir insanı inandırabiliyorlardı. “Vay be” diyorlardı, “neler oluyormuş” diyorlardı, ama şu an diyemiyorlar. Çünkü anında internette cevap veriyoruz. Hangi yanlış haber olsa, hangi yalan haber olsa, cevabını veriyoruz. Mesela Darwinizmle ilgili de eskiden yalan birçok konu çıkardı, hiçbirisine cevap veremiyorduk. Ama internet çıktıktan sonra dünya çapında tozlarını dumanlarına katıyoruz. Değil mi, o Ardiler, mardiler falan ortaya çıktıktan sonra.
OKTAR BABUNA : Evet mesela böyle haber yapmışlardı; “evrimin kayıp halkası bulundu”. Bunun arkasından hemen siz bunun bir lemur fosili olduğunu ortaya koydunuz. Öyle olunca da bakın şimdi onu göstereceğim. Hemen arkasından özür dilemeleri geldi, bütün dünya basınında, New York Times, BBC, Türk basını, hepsi diyor ki; “İda’nın fosil olan iskeleti insanın atası değildir” diyor çok net bir şekilde, çok kısa bir sürede oldu bu.
ADNAN OKTAR : İda’yı insanın atası diyorlardı değil mi? Şunu bir daha göstersene onu bana, kardeşim şimdi bak kuyruklu muyruklu, eli, ayağı bir mahluk bu değil mi? Biz diyorlar, insan maymundan geldi demiyoruz diyorlar. Allah’ım Yarabbim peki bu ne, bu bir mahluk, yani bir bir şey yani, kuyruklu, muyruklu bir şey. Biz de buna taymun ismini koyduk, maymun demeyin, taymun dedik. Böylece bunlar rahatlığa kavuşmuş oldular. Yani şu sol demogoji, Darwinist demogoji inanılır gibi değil, çok çok şaşırtıcı. Kardeşim diyoruz, proteinler tesadüfen olur mu diyoruz, “öyle şey olur mu” diyorlar, “tesadüf niye olsun ki” diyorlar. Peki nasıl oldu diyoruz, “tesadüfen oldu” diyorlar. Kardeşim ne yapalım, ne diyeyim ben size yani?
OKTAR BABUNA: Bu da ikinci özürleri Hocam. Ardi’yi çıkardılar insanın atası diye, buldukları böyle kemik parçalarını, hele leğen kemiği tuzla buz, ona da istedikleri gibi şekil vermişler. Güya ayağa kalkan insanın atası gibi, o da sahte çizim yan tarafında. Bu durumda siz hemen anlattınız, dediniz ki; bu tamamen yaşayan Bonoboların tıpatıp aynısı. Nesli tükenmiş bir Bonobo türü, bunu gösterdiniz bütün dünya basınına.
ADNAN OKTAR: Yani şu sırıtan resmi var ya şu keretanın, konuyu bitirdi, tepetaklak gittiler. Bu onlarla alay ediyor bak hayvan, tıpkısı Bonobo’nun, bu da insanın atası dediler. Kardeşim bak Bonobo maymunu benzeri bir şey, yani Bonobo maymununun direkt kendisi, insanın atası oluyor, diyoruz siz maymundan geldiğini iddia ediyorsunuz, yok biz maymundan geldiğini iddia etmiyoruz diyorlar. İşte onun için sürekli taymun demek durumundayız. Mesela taymun, gördüğünüz bu da taymun.
OKTAR BABUNA: Siz bu açıklamayı yapınca, sitelerinizde yayınlayınca, internet sitelerinde bütün dünyaya. Hemen özür dilediler, bir özrünü okuyayım mı, bir makale çıktı. American Scientist Dergisi’nde. California Üniversitesi’nden Darwinist Tim White, Tim White çok ünlü birisi, yani bunların hepsinin ağababası gibi. Lider kabul ettikleri paleontologlardan bir tanesi diyor ki; Hocamızın açıklamasından hemen sonra yaptı, “Ardipithecus ramidus yani ardi fosili, Australopithecus’un atası olduğu çıkarımını yeterli derecede haklı çıkaracak görünürde hiçbir özellik bulunmamaktadır”, yani atası değil dedi çok açık bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Yani özetle adamların kulağından tuttum çöktürdüm yere değil mi, böyle yeri öptürdüm. Yalattım yani, o kadar, bir daha da diyemiyorlar. Peki günlerden beri niye gazetelerde falan evrimci habere rastlayamıyoruz? Anında mıhlarım, anında böyle 22’lik çivi gibi çakarım anında. Sıkıysa çıkartsınlar, ne yalan söylerlerse anında cevabını veriyorum ve dünya çapında. Artık mahcup olmaktan fosil şeyi oldular artık yani, yani çok sersemlediler öyle söyleyeyim.
OKTAR BABUNA: Daha önce meydanı boş buluyorlardı, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Siz bu faaliyette olmadan önce, 60 yıl, 70 yıl müzelerde sergiliyorlar, ders kitaplarına giriyor, mecmualarda, dergilerde, gazetelerde, her yerde haberler çıkıyordu. Yok “kayıp halka bulundu”, “işte insanın atası” diye. Hocamız bu şekilde yalanladığı andan itibaren, şimdi ne bu haberleri kolay kolay yapabiliyorlar, yaptıkları anda da hemen özür diliyorlar akabinde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Darwinizm insanlara egoistliği, bencilliği getirdi ve insanlığın mutluluğunu aldı. Mesela bak konuşuyoruz insanlarla hep kavgacılar. Yani dünyanın neresine giderseniz gidin kavgacılar. Yani insan gibi böyle bir dost olmak, sohbet etmek, konuşmak, sevecen yaklaşmak, böyle derin bir sevgi anlayışı çok çok uzaklarda oluyor. Derin sevgi ancak parayla olabiliyor. Mesela parası bolsa, ne kadar parası çoksa o kadar çok derin sevgisi oluyor. Arabasının markasına göre sevgisi artıyor.
Evet, şöyle gözümüzü açtı maşaAllah. Işık saçıyor dedem (Hz. Ali’nin resmi) maşaAllah, değil mi maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çok temizmiş kıyafetleri ve mizah anlayışı da o şekilde övülüyor hadislerde, çok neşeli olduğu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Arslandır, arslan evet. Kelimenin tam anlamıyla delikanlıydı Hz. Ali (a.s.), yiğitti tabii. Evet bir de Hz.Ali (a.s.)’nin bir özelliği var çok şakacıydı. Yani o yönüyle çok ünlüydü. Hatta Hz. Ömer (a.s.), “ben ona halifeliği vermem” demiş. “Niye” demişler, “çok şakacı” demiş. Çok espri yapyordu, tabii şaka yollu söylüyor. İnşaAllah dedemin resmi. Bak, Hz.Ali (a.s.) insanlara sabırlı olmalarını telkin ederken, aynı zamanda onların ümitsizliğe düşmemelerini söylemiştir. Hz.Ali (a.s.) yoksul ile dayanışmayı savunurken onun onurunu son derece gözetir. Yani yoksulu mahcup ederek para vermek olmaz, küçük düşürerek “aldın kabul ettin mi”, “aldın kabul ettin mi”, bütün milleti başına toplayarak mahcup ediyorlar. Yani son derece gizli olması lazım ve son derece sezdirilmeden fakirlere yardım yapılması lazım. Çünkü, çok onurlu insanlar onlar, onuru olduğu için zaten fakir oluyor, değil mi, onursuz olsa o hale düşer mi o? Tabii bir yolunu bulurdu, inşaAllah. Hz.Ali (a.s.) için söylenen Şah-ı merdan, mertlerin, doğruların şahı (a.s.) anlamına gelir. Anadolu’da hep Şah-ı merdan denir, Şahlar şahı da denir, inşaAllah. Hz.Ali (a.s.) ilim konusunda zamanın en büyük alimlerindendir. O sadece Kuran, hadis ve din bilimi konusunda değil; zamanın en ileri matematikçisi, fen bilimcisi ve tarihçisidir. Onda var olan bilginin derinliği karşısında onu incelemeye çalışan araştırmacılar adeta birbirleriyle yarışırlar. O büyük zat, mütevazi ve kemalatı ile insanlara gelip kendinden ihtiyaç duydukları alanlarda bilgi edinmesi için defalarca çağrılarda bulunmuştur. Peygamberimiz (s.a.v) vahiyle bildiriyor, o yüzden son derece bilgiliydi Hz.Ali (a.s). Yani özel bilgileri de vardı. Ali (a.s.) son derece hoşgörülüydü. Şimdi hoşgörü yanlış anlaşılmaması lazım; birisi mesela anormallik yapıyor da ona göz yumuyor değil. Yani kendi hakkından feragate hoşgörü denir. Yani mesela sözünü kesiyorsa hoşgörürsün ellemezsin, mesela senin yerine gidip oturur onu da hoşgörürsün, yahut yiyeceğini yer onu da hoşgörürsün. Hoşgörü budur, yoksa harama girince hoşgörü olmaz, tabii ki uyaracaksın ama kalbini kırmadan nezaketiyle olması lazım. Hz.Ali (a.s.) ayrıca Hz.Muhammed (s.a.v)’in vahiy katipleri arasında, vahiy geldiğinde yazanlardandır Hz.Ali (a.s.). Kendisinden aktarıldığına inanılan hadis sayısı 586’dır diyor, ki zaten ilmin en yoğun olduğu insandır Hz.Ali (a.s.), tabii maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz anlatmıştınız Hocam, Fırat Havzası’na geliyor, orada “ileride burdan ışık, ateş çıkacak” diyor.
ADNAN OKTAR: “Ateş ve ışık çıkacak” diyor, evet. Fırat Nehri, Keban Barajı’nın olduğu bölgeye geliyor, çok acayip yani maşaAllah. Elektriğin bulunacağına ve de ampullerin yanacağına, insanların onunla ısınacağına. Evet, bakın diyor ki, Mikyaal al-Makaarem, Cilt 1 sayfa 223; “bin yıldan daha eski iskelet kemikleri İmam Mehdi (a.s.) ile konuşacaklar”. Yani İmam Mehdi (a.s.) fosilleri kullanarak insanlara etkili olacak. Yani fosillerle insanın yaratılışını ispat edecek ve anlatacak. Bak bin yıldan daha eski diyor kemikler. “Humran Bin Ayan der ki; Muhammed Bakır Aleyhisselam”; İmam Bakır biliyorsunuz Peygamberimiz’in (s.a.v) torunlarındandır. “Senin sahibinin, Hz.Mehdi (a.s.)Aleyhisselam geniş karınlıdır, karnı geniştir” diyor. Alnında bir yara izi varmış, yani öyle herhalde küçük bir yara izi var anladığım kadarıyla. “Yüzü güzellerin evladıdır”, Peygamberimiz’in (s.a.v) de yüzü güzeldi çünkü, Hz. Ali (a.s.)’nin de, Hz. Hüseyin (a.s.)’in de yüzü güzeldi. Yani yüzü güzeldir. “İmam Sadık diyor ki; Kaim Hz. Mehdi Aleyhisselam’ın belli bir giysi giydiğinde Peygamber Aleyhisselam’ın altın mühür ile mühürlenmiş mektubunun mührünü çıkartarak, kapağını açarak insanlara yüksek sesle okuyacaktır”. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) mührünü kullacağı Hz. Mehdi (a.s.)’nin anlaşılıyor hadisten. “Hz. Mehdi Aleyhisselam’ın iki kaşı arasında küçük bir çukur vardır” diyor, yani kaş çatma çizgisi tek, enine. Yani şöyle dik, bir tane. “İmam Hüseyin (a.s.) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur” yani Hz. Ali (a.s.)’nin oğlu, benim de dedem inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) kıyam ettiğinde halk onu tanımayacaktır”. Yani Cübbeli’nin dediği gibi tanıma yok bakın, “Hz. Mehdi (a.s.) kıyam ettiğinde halk onu tanımayacaktır”. Cübbeli diyor ki; “ben göremedim” diyor. Göremezsin tabii ki, o gözle zaten çok zor. “Zira o, Hz. Mehdi (a.s.) halka güzel simalı biri olarak gelecektir”. Güzel simalı diyor, Hz. Mehdi (a.s.) için, rivayet bunlar hep. “Hasan Rıza Reyhan bin Saltı’dan; sen Sahib-ul emir misin sorusuna şöyle cevap verdi: Evet ben Sahib-ul emirim, emir sahibiyim ama yeryüzünü adaletle dolduracak olan Sahib-ul emir ben değilim”, yani Mehdi (a.s.) ben değilim. “Bende gördüğün bu güçsüzlük ve zayıflığa rağmen nasıl olur da, Sahib-ul emir olabilirim? Vadedilmiş Kaim Hz. Mehdi (a.s.) ileri yaşlarda, ama genç bir suretle zuhur edecektir”. Genç görünüm olacak, zinde olacak Mehdi (a.s.)’ın görünümü. İmam Mehdi (a.s.)’ın ahlakı Allah’ın resulünün ahlakıdır, her şeye Kadir olan Allah elçisinin ahlakını üstün ahlak olarak işaret etmiştir. “İmam Mehdi (a.s.) Davut Peygamberin (a.s.) sakınmasına”, yani Davut Peygamber (a.s.) gibi sakınır diyor. Eyüp Peygamber (a.s.) gibi de sabırlıdır diyor. Sabıra sahiptir, evet.
Var mı Oktar anlatmak istediğin bir şeyler?
OKTAR BABUNA: İman hakikatleri var Hocam uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam anlat.
OKTAR BABUNA: Önce sevimli bir şey göstereyim mi? Siz demiştiniz vahşi hayvanlar bu dönemde hakikaten hiç olmadık şekilde birbirleriyle iyi geçinebiliyorlar. Bu da bir örneği, Kutup Ayısı’nın köpeklere olan sevgisini gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) devrinde böyle olacak, yani vahşi hayvanlar birbirleriyle dost olacaklar, birbirlerine karşı saldırganlıkları kalmayacak. Bu da Mehdi (a.s.) devrinin başladığının bir alameti. Mesela ayı normalde parçalar o köpekleri, köpekler de ona saldırırlar ama bayağı ahbaplar gördüğüm kadarıyla. Baksana, muhabbetlerini Allah daha da arttırsın inşaAllah. Ayı şakası yapıyor gördüğüm kadarıyla, yani normalde elinde kalır pençe falan, baksana yavrusu gibi sarılmış onu çok seviyor. Ama halinden bayağı bir memnun, baksana maşaAllah, başka ne var?
OKTAR BABUNA: Hocam, şaşkın bir panda var uyurken takla atıyor. Şaşkınlıkla uyanıyor, göstereyim mi onu? Fotografları vardi.
ADNAN OKTAR: Evet. Şu an uyuyor mu o?
OKTAR BABUNA: Şu an uyuyor evet, bu uyurken gerçekleşiyor.
ADNAN OKTAR: Bunlar fotografları değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet fotografları an an çekilmiş.
ADNAN OKTAR: Rüyasında o samanların arasında eğleniyor şeklinde görüyor olabilir. Uyur gezer olmuş o.
OKTAR BABUNA:Evet ondan sonra düşüyor, düşme anı, yuvarlanıyor orada uyanıyor, şaşkınlıkla bakıyor ondan sonra inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Süper şeker maşaAllah.
Böyle insanların itlikle çakallıkla elde ettikleri şeyler, hiçkimseyi imrendirmemesi lazım. Güzel huyla, sevgiyle elde edilen şeyler kıymetlidir. Derinlikle, muhabbetle, derin saygı ile değer vererek elde edilen şeyler çok güzeldir. Ama toplumda “babana dahi güvenme”, “bu dünyada ezen ezene”, “güçlü olan kazanır” gibi böyle düşünceler var. Bunlar son derece tehlikeli izahlar. Yani babana dahi güvenme çok zalimane bir izah, çok acımasız bir izah, böyle şey olmaz. Müslüman gerçekten güveneceği, aklı başında mutlaka dostlar edinmeli, yoksa da öyle insanların oluşması için uğraşmalı, gayret etmeli. Yani “etrafımda iyi insan yok” demekle olmaz. Birçok insan yeteneklidir, iyi olmaya yeteneklidir, eğitebilir güzel örnek olarak, değil mi, onlara faydalı bir konuşma yaparak, faydalı dış görünüm sunarak, pratik hayattan güzel örnekler göstererek etkili olabilir. Bu mümkünken hayata küsüp, içine kapanıp insanlar zaten kötü diye tek başına yaşamak normal bir hareket olmaz. Tabii ki biz anormal insanlarla karşılaşacağız, ama anormal insanlar hep kendilerine zarar veriyorlar. Yani sert ve asabi insanlar, böyle insanları kıran insanlar hep genç yaşta ölürler. Ya böyle kalp enfaktüsü geçirerek, çünkü sinirden perişan oluyorlar. Yani ciltleri bozuluyor, derileri bozuluyor, çabuk çökerler, çabuk yaşlanırlar ama onlara sorsan onlar çok uyanıktır, çok akıllıdır. Hayatın gerçeklerini kavramıştır, tecrübelidir. Ama hayatı zehirle başlar, zehirle biter. Hayatın hiçbir döneminde mutlu olmaz onlar. Her şeyden korkar, her şeyden tedirgin olur, her şeye sinirlenir, sevdiği hiçbir insan yoktur. Bir kere insanın sevdiği bir insan olmaması çok ürkütücü bir şey. Yani sevdiği bir değil, binlerce insan olması lazım normal bir insanın. Gerçekten çok sadık olduğu çok fazla insan olması gerekir. Ama içine kapanan, gardını almış insan modelleri gelişiyor. Bu da bir ahir zaman özelliğidir. Mehdi (a.s.) devrinde bütün bunlar ortadan kalkacaktır, teker teker. Özellikle bu Türkiye’de şu an çok hızlı, yani bir dine ve İslam’a yöneliş gittikçe güçleniyor, insanların imanı gittikçe daha artıyor, daha derin düşünmeye başladılar. Bu da çok güzel gelişme.
SUNUCU: Sayın Hocam, şimdi sırada Cübbeli ile ilgili bir VTR’miz varmış onu izleyelim dilerseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi Cübbeli’nin iki tane iddiası var bir, bakın haşa Allah’a karşı anormal bir üslup, ısmarlama yani ölme yeri tespiti, ben mesela şurada ölmek istiyorum diyor, Cuma günü ölmek istiyorum, Cuma’da ölmek istiyorum diyor. Dua ediyor ve mutlaka bu oluyor. Halbuki Cenab-ı Allah istediği yerde canını alır ve insanların hiçbiri nerede öleceğini bilmez diyor Allah ayette, değil mi? Çok açık bu. Bir de, bir yıl ölmeme garantisi, mesela bu da çok acayip bir iddia. Mesela Ali Haydar Efendi çok büyük bir alimdi, Mahmut Hocamızın da şeyhiydi ve Hocasıydı. O, mesela her sene öyle dua etse şu ana kadar yaşıyor olması gerekiyordu. O zaman insan hiç ölmez ki zaten, yani binlerce sene yaşar o duayı yapar her sene her sene, bunun yani mantıklı bir açıklama olmadığı açık belli yani, bir yıl ölmeme garantisi verilmesi dua ederseniz demek. Çünkü Allah Katı’nda da ölümün ne zaman olacağı ve kesin saati bellidir. “Ne öne alınabilir” diyor Cenab-ı Allah, şeytan’dan Allah’a sığınırım, “ne ertelenebilir”. Mutlaka o saatte olur diyor Allah. Dolayısıyla bu iddia da çok garip, yani Kuran’a uygun bir üslup değil. Cübbeli’nin binlerce böyle izahı var da, birkaç tanesini böyle örnek gösterdim, yani önü sonu yok.
OKTAR BABUNA: Evet, Hocam siz ekonomik kriz başladığında, Kuran’a dayanarak, 2007 yılında başladığını ve 2014’lere kadar süreceğini söylemiştiniz. İlk başta heyecanlanıp bir açıklama yaptılar. Dediler ki, ekonomik kriz geçecek, 2010’larda 2009’larda, halbuki gittikçe ağırlaşıyor. Daha sonra IMF de sizin dediklerinizi teyid eden açıklamalar yapmıştı. Arka arkaya haberler gelmeye başladı. Birçok devlet, Avrupa olsun, gerek Amerika olsun, hakikaten zor durumda. “Alman efsanesi bitiyor mu?”, bu haberlerden bir tanesi.
ADNAN OKTAR: Küresel krizin bitmesine rağmen diyor. Nasıl bitmiş küresel kriz?
ADNAN OKTAR: Tabii, böyle bir şey yok. Ben dedim, 2014’e kadar devam edecek dedim. Yani boş yere insanlara yanlış bilgi vermesinler. Küresel kriz bitiyor ama ülkenin mali krize doğru sürüklendiğini söyledi diyor. Yani kriz yok ama kriz var. Bu anlam çıkıyor. Krizin devam ettiğini herkes görüyor. Yani 2014’e kadar devam edecek yani. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Amerika’da 7 banka daha batmış Hocam ki batanların sayısı bir hayli kabardı.
OKTAR BABUNA: “Kriz Türkiye’yi Avrupa’nın 5. süper gücünden biri yaptı”. Türkiye IMF ile anlaşma yapmadan, krizde gösterdiği yüksek performansla, Avrupa’da Fransa, Almanya, Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile birlikte 5 süper devletten birisi oldu. Bu haber de bunu vurguluyor.
OKTAR BABUNA: “Üç ülkede tehlike çanları”, Yunanistan, İspanya ve Rusya’da. “Ekonomik kriz tehlike çanlarını bir kez daha çaldırdı” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi size dün de anlattığım konuyu biraz daha devam edeyim. Tevbe Suresi, 98. “Bedevilerden öyleleri vardır ki” yani cahil insanlar, Bedeviler, ”infak ettiğini” yani Allah için verdiği parayı, veyahut malı, “bir cereme sayar” sanki bir ceza gibi, belaymış gibi görür. “Ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler” yani bunlara ben diyor ben para verdim, imkan verdim, malımı verdim ama bin pişmanım diyor. Keşke bunları bir felaket sarsa, üzerilerine bir bela gelse, helak olsalar gibi, haşa, “sizi felaketlerin sarıvermesini bekler”’ler diyor, Allah. Yani sanki bela gelmesini isterler Müslümanların üzerine diyor. Yani Müslümanlara belayı sağlayacak güya kendilerince tedbirler alıyorlar. Yani küfür ile işbirliği yapmak gibi olabilir, münafıklarla işbirliği yapmak gibi olabilir, her türlü ahlaksızlık yani. Cenab-ı Allah cevap olarak diyor ki: “kötü felaket onları sarsın” diyor Allah, Ben onları ezeceğim diyor Allah. Çünkü felaketi meydana getirecek Allah’tır. Bilakis Ben onları ezeceğim diyor Allah, “Alah işitendir, bilendir” diyor, Tevbe Suresi, 98. “Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katı’ndadır.” Mesela Müslüman, Allah yolunda bir şey infak ettiğinde iftihar ediyor, içi açılıyor. Yani ben bunu verdim, bunu dağıttım, bak işte, değil mi, ismimi yazın duvara, mermerin üzerine kazıyın demiyor inşaAllah. “Onlara korku yoktur ve onlar mahsun olmayacaklardır” diyor. Bu gerçek Müslümanlar, Bakara Suresi, 262. “Ey iman edenler, Allah’a ve Ahiret gününe inanmayıp”, bak Allah’a da inanmıyor, Ahiret gününe de inamıyor, “fakat insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi”, bir kısmı mesela Allah’a inanmıyor, Peygambere(s.a.v) de inanmıyor ama, gösteriş olsun diye malını veriyor. Mesela bir yurda verebiliyor yahut mesela çocuk esirgeme kurumuna veriyor yahut herhangi bir yere veriyor. “Karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakanızı geçersiz kılmayın”. Yani o zaman geçersiz olur diyor Allah, bütün yapıp ettikleriniz. “Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer. Üzerine sağnak bir yağmur düştü mü onu çırılçıplak bırakıverir”. Kayanın üzerinde toprak olduğunda, yağmur yağdığında, yağmur onu indiriyor, değil mi, hiçbir şey kalmıyor. Aynı şekilde diyor; verip, verdikleri mallar, imkanlar, parası, hiçbir anlamı kalmaz diyor Allah. “Onlar, kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler, elde edemezler. Allah kafirler topluluğuna hidayet vermez”, Allah, kafirlere ben hidayet vermiyorum diyor. “Onlar, kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler, elde edemezler”, zaten kazandıklarını da Allah veriyor onlara. Kendilerine ait bir mal değil. Yani onlar benim malım diyor ama, mal Allah’ın. Çünkü mal beyinde bir görüntü. Allah ona görüntü olarak veriyor malı. O da zanediyor dışarıda hakikaten var. Halbuki dışarıdaki hali saydam madde. Yani atomun yapısından dolayı madde dışarıda saydamdır ve karanlıktır. Bunu dinsiz bilim adamları söylüyor, yani dindar bilim adamları da söylüyor, herkesin bildiği bir şey. “Onlar ki: Allah’ın Resulünün yanında bulunanlara, hiçbir infak, harcamada bulunmayın”, yani ne evinizi, ne malınızı sakın vermeyin. “Sonunda dağılıp gitsinler derler” diyor. Yani bu cemaati mutlaka dağıtın. Bunlar dağılsınlar, para da vermeyin, imkan da vermeyin, malınızı, mülkünüzü de vermeyin, onlar Allah yolunda bunu harcamasınlar, Allah için hizmet etmesinler, ayrıca da dağılsınlar, grupları da dağılsın derler diyor Allah. Münafikun Suresi, 7; “oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır”. Bütün mal bana ait zaten diyor Allah, değil mi, hepsi benim zaten diyor.“Ancak münafıklar kavramıyorlar” diyor. Ahmak oldukları için, onu kendi malı zanediyor, kendine ait zanediyor, kafası da çalışmadığı için, onu Allah’ın yarattığının farkında değil, hırsla ona sahip çıkıp onunla fitne çıkarmaya çalışıyor. “İşte, sizler böylesiniz. Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz”, Allah yolunda malınızı, mülkünüzü harcamaya çağrılıyorsunuz, “buna rağmen, bazılarınız cimrilik ediyor”, hiçbir şey vermek istemiyor. “Kim cimrilik ederse, artık o ancak kendi nefsine cimrilik eder”, kendisine zarar verir diyor Allah. “Allah ise Ganiy, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Fakir olan sizlersiniz” diyor Allah. Çünkü insanın hiçbir şeyi yok ki. Beyninin içinde, şu kadarcık yerde bir görüntü seyrediyor, malım dediği de o. Nerede fabrikan diyorsun, beyninin içinde bir görüntü oluşuyor, Allah rüya gibi bir görüntü oluşturuyor, benim fabrikam bu diyor. Yandan bastırdın mı gözüne, fabrikası oynamaya başlıyor, bir ileri bir geri gidiyor. Çünkü beyninin içinde bir görüntü. Fabrika orada olsa değil mi, niye gözüne bastırınca oynuyor peki? Fabrika bir gidip bir geliyor. Paraları da, yatı da falan da, hepsi görüntü olarak Allah tarafından yaratılır. “Kim cimrilik ederse, artık o ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise Ganiy, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Fakir olan sizlersiniz. Eğer yüz çevirecek olursanız”, yani eğer dinden, imandan vaz geçer, Müslümanlarla dost olmaktan vazgeçerseniz, “Allah sizden başka bir kavmi getirip değiştirir”. Başka insanlar getiririrm diyor Cenab-ı Allah. Yani o, o kadar önemli değil, hiç önemli değil. “Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar”, onlar daha iyi olurlar diyor Allah, Muhammed Suresi, 38. Bakın, diyor ki Cenab-ı Allah; “sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar, asla iyiliğe eremezsiniz”, ama sevdiği şeylerden dağıtılacak. “Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir”, “ey iman edenler kazandıklarınızın”, şeytandan Allah’a sığınırım, “iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin”. Bak, kazandıklarınızın iyi olanından; yani kötü ceket, kötü yiyecek, beğenmediğiniz herhangi bir şeyi değil. Kendi beğendiğinizi yapacaksınız diyor Allah, beğendiğinizden dağıtacaksınız diyor. “Sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin” bak, “ben bitiriyorum” diyor yerden, bana ait diyor, onu infak edin dağıtın diyor Allah için.“Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın”, yani böyle itici, kötü, kirli, bozulmuş şeyleri, sakın bunları vermeye kalkışmayın diyor, haramdır yani. Vermeye kalkışmayın ne demek, muhkem hüküm bu, haram. “Ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır”, çünkü mal zaten Allah’a ait. Evet, şimdilik bu kadar bir bilgi yeter. Yeni bulduğum hadisler var, internetten. Safvan bin mihran-ı Cemal’den, İmam-ı Caferi Sadık (a.s.) şöyle buyurdu. İmam Cafer-i Sadık, o da benim dedemdir. O da bizim ceddimiz, inşaAllah. “Allah’a andolsun ki, Mehdi (a.s.) aranızdan gaybete çekildiğinde, yani görünmeyecek, gizlendiğinde, içinizden bazı cahiller diyecek ki; Allah’ın Al-i Muhammed’e, Hz. Mehdi (a.s.)’a ihtiyacı yoktur”, yani ne ihtiyaç var Mehdi (a.s.)’nin gelmesine. Mehdi (a.s.)’lik ne alaka diyorlar yani, var ya şimdi şu anda da diyorlar. O kadar çok ki bunu, tam mota mot bir söyleyenler. “Fakat diyor, sonra o, Mehdi (a.s.) yeryüzüne parlak yıldız gibi dönecektir” diyor, bu demelerine rağmen diyor inşaAllah. “Ve dünyayı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, adalet ve eşitlikle dolduracaktır”, Kemaluttin, Cilt 2, sayfa 341. “Ebu Said’den Hasan bin Ali (a.s.) şöyle buyurdu; “Yüce Allah O’nun veladetini gizleyecek”, yani doğumu gizlidir, evde olacak. “Ve şahsını saklayacaktır”, insanlardan uzun süre gizlenecektir. Evinde duracak, insanların arasına çıkmayacak, uzun süre. “Böylece o, zuhur ettiğinde kimsenin biatı onun boynunda olmayacaktır”. Bakın; “o zuhur ettiğinde hiç kimsenin biatı onun boynunda olmayacaktır” yani hiçbir tarikata mensup olmayacaktır diyor. Ne Nakşibendi, ne Kadiri, ne Şazili hiçbir yere biatı yok. Çünkü bütün tarikatlar ona bağlanacak. Yani o bütün tarikatların üzerindedir. Onun için Ali Haydar Efendi, Mahmut Hocamız’a hilafeti vermemiştir. Yani icazet vermemiştir. Cübbeli diyor ki; “gelininden korktu da onun için vermedi” diyor. Ya o dava adamı, cihat adamı, yani tam anlamıyla delikanlı ve yiğit, gözlerinden azamet saçılıyor. Gelinini ne dinler o ve kim dinlemiş? Abdülkadir Geylani’ler, Şah-ı Nakşıbent’ler, kim dinlemiş de o dinlesin, değil mi? Yani onu öyle bir korkak, zavallı bir insan olarak göstermeye kalkması akıl alacak gibi değil. Çok büyük bir zulüm ve çok büyük bir iftira. O bir tek Allah’tan korkuyordu ve tam anlamıyla delikanlı ve yiğitti. Nereden çıkarıyorsun onu sen, gelininden çekindiğini? Çünkü Mehdi (a.s.)’nin geleceğini biliyordu Hicri 1400’de. Etrafındakiler Hasan Burkay Hocamız’a da, hepsine bildirdiği bir konu. Hatta selamını da söylemiş. Mehdi (a.s.)’ye de selam söyleyin diyor, inşaAllah. Ve çok önemli bir tavırda bulunuyor. Eğer Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceğine kani olsa, icazet verirdi. Yani çünkü devamını isteyecekti. Fakat Mehdi (a.s.) gelince tarikatların biteceğini bildiği için, bütün tarikatların üzerinde olduğunu bildiği için, icazet vermiyor. Bu da Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğinin ayrı bir delili, net büyük bir delilidir. Çünkü böyle bir meşayihten büyük bir veli zatın icazet vermemesi, olacak iş değildir, yani mucizedir. Tarikatı sonlandırıyor orada, yani mümkün değil. Ancak Mehdi (a.s.)’ye bırakırsa olur bu. Ki, asrımızda bütün meşayihi hep Mehdi (a.s.)’ye bırakıyorlar. Mesela Adıyaman’daki Şeyh Efendi, Muhammed Raşit Erol Hazretleri, o da yine Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır, inşaAllah. Evet, “Hasan bin Ali Aleyhisselam şöyle buyurdu; Yüce Allah, onun veladetini gizleyecek”, yani evde doğacak ve şahsını saklayacaktır. “Böylece o zuhur ettiğinde kimsenin biatı onun boynunda olmayacaktır. Onun gaybetinde, Allah onun ömrünü uzatacak”, uzun ömürlü olacak, “sonra Kendi kudreti ile onu 40 yaşından daha genç görünümlü olarak aşikar edecektir”. İnsanlar görecektir, çok dinç, yani yaşlı olduğu halde dinç bir görünüm ile Allah ortaya çıkaracak onu diyor. Kemaluddin Cilt 1, sayfa 315. “Abdurrahman bin Selid’ten, İmam Hüseyin bin Ali bin Ebu Talip (a.s.) şöyle buyurdu; hak üzere kıyam edicek olan odur, Mehdi (a.s.)’dir. Yeryüzü öldükten sonra Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir”. Kuran’da da bir ayet var, “Yeryüzünü ölümünden sonra Allah yeniden diriltir” diyor yağmur ile. Bu Mehdi (a.s.)’ye işaret ediyor diyor bir rivayette. “Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir, dünyayı ve müşrikler istemese de Allah’a şirk koşanlar istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır”. Yani Hristiyanlık, Musevilik ve bütün dinlerin üzerinde olacak, tek İslam kalıyor. Tek Müslümanlık kalacaktır, Hz. Mesih (a.s.)’in gelişiyle inşaAllah. “Onlara eziyetler olacak”, Mehdi (a.s.)’ye ve talebelerine; işkence yapacaklar, iftira edecekler, hakaret edecekler, hapsedecekler, tarasut altında tutacaklar. Mehdi (a.s.) mesela takip edilir diyor, inşaAllah. “Ve onlara denilecek ki”, Mehdi (a.s.) talebelerine denilecek ki, Mehdi (a.s.)’ye ve talebelerine; “eğer doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman vuku bulacak”. Münafıklar soruyorlar, yani bir türlü hakim olmuyor, ne zaman olacak bu? Bekliyoruz, bekliyoruz olmuyor, bekliyoruz, bekliyoruz olmuyor. Sen söylüyorsun ama olmuyor, nedir bu diyorlar? “Biliniz ki, onun gaybetindeki eziyetleri ve tekziplere sabretmek”, bakın hem eziyet ve tekzip. Yani sürekli iftira atıyorlar, o da tekzip ediyor. Sabretmek, Resulullah (s.a.v.) ile beraber kılıçla cihad etmek gibidir. Resulullah (s.a.v) ile beraber yanyana kılıçla cihad edenler neyse diyor, onun eziyetlerine ve insanların iftiralarına yönelik yapılan tekziplerle uğraşmanız, uğraşmaları, Mehdi (a.s.) talebeleri ve Mehdi (a.s.)’nin aynı Resulullah (s.a.v.)’ın yanında kılıçla yaptıkları cihad gibi aynı sevaptadır diyor, aynı derecededir diyor. Demek ki Mehdi (a.s.) sürekli tekzipler yapacak. İşte bir iftira atacaklar cevap verecek, bir iftira atacaklar cevap verecek. Bak tekzip diyor, Arapçası, tam normal karşılığı tekzip ve eziyet. Hapsedilecek, kelepçelenecek, acı çekecek.Fakat Resulullah (s.a.v.) ile cihad gibi, aynı diyor Uhud Savaşı’nda gibi yan yana kılıçla yapılan savaşın aynı sevabını alırlar diyor inşaAllah. “Salih bin Ukbe’den, o da babasından o da İmam Muhammed Bakır’dan”, maşaAllah, isimlerini duyunca insanın içi coşuyor. Resulullah (s.a.v)’ın torunları hep maşaAllah. “O ise babalarından nakleder ki, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; Mehdi (a.s.) benim evlâtlarımdandır” benim torundur diyor. “Onun gaybet dönemi olacaktır”, bir süre insanlardan gizlenecek. “Bu dönemde ümmetten bir çoğu delâlete düşecektir”, yani o ortada olmadığı için it, kopuk meydanı boş bulacak, istediklerini yapacaklar diyor. “O, Peygamberin (s.a.v.) nişaneleriyle, alamet ve işaretleriyle gelecek”. Kılıcıyla, hırkasıyla, Peygamberimiz (s.a.v.)’in biliyorsunuz omuzunda kalp hizasına bir ben vardı, aynen Mehdi (a.s.)’de de vardır, kalp hizasında. Bir de ilave bir ben daha var, o da yaprak biçimindedir diyor, hemen bitişiğindedir diyor Peygamberimiz (s.a.v), bu da. “Ve bütün alametleriyle, Peygamberimiz (s.a.v)’in nişaneleri ve alametleriyle gelecek”, Kemaluddin Cilt 1, sayfa 287. Bihar'ul-Envar Cilt 1, sayfa 72, bin yıllık, bin yüz yıllık kitaplar bunlar inşaAllah. Hasan bin Salih Bezzaz’dan, Hasan bin Ali Askeri, maşaAllah. Ali Askeri, hep böyle maşaAllah, hep 12 imam, hep yiğitler, maşaAllah. “Ali Askeri Aleyhisselam şöyle buyurdu; doğrusu benim oğlum benden sonraki kaimdir”, yani benden sonra gelecek, o da bak benim oğlum diyor, onun soyu çünkü. “Uzun ömürlülükte ve gaybette Peygamber (s.a.v.)’in sünneti onda vuku bulacaktır”, bak Peygamberin (s.a.v.) sünneti onda vuku bulacaktır. Hz. İbrahim (a.s.) gibi o da; Hz. İbrahim (a.s.) 120 yıl yaşamıştı biliyorsunuz. “Bu süre çok uzadı diye bazı kalpler taş gibi sertleşecektir”, yani bir türlü çıkmıyor diyorlar, böyle taş kalpli, taş kafalı tipler. Onun öfkesiyle rahatsızlar. “Allah kalbine iman yazdığı ve rahmetiyle desteklediği kimseler dışında ona inanan kalmayacaktır”, bak diyor ki, “Allah’ın kalbine iman yazdığı ve rahmetiyle desteklediği kimseler dışında ona inanan kalmayacaktır”. 313 kişi. Sadece onlar yani, onlar da bir ilhamla, Allah onların kalbine vahyediyor, o yüzden yanındalar. Onlar da yani Allah’ın sevkiyle hareket ediyorlar.
Evet sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, kısa bir aranın ardından yine sizinle beraberiz. Sayın Hocam, bize okumak istediğiniz sureler vardı sanırım.
ADNAN OKTAR: Tamam okuyayım inşaAllah. Sen en iyisi bana herhangi bir sayfa aç ver Kuran’dan. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bismillah. Kasas Suresi’ni açmışsın. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O, Ergenlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik” Mehdi (a.s) da olgunluk çağına ulaştığında biliyorsunuz, Allah ona o gücü ve imkanı veriyor ve görevine başlamış oluyor. 40 yaşlarındadır Mehdi (a.s)’ın ilk faaliyete başlaması 40 yaşlarındadır. Yani 40 yaş çevresi, 30 ile 40 yaş diye bildiriyor rivayette. Ayet 14. ayet, 14. yüzyıla bakıyor, hicri 14 yüzyıla bakıyor, hicri 1400’e bakıyor inşaAllah. “...erginlik çağına erişip ulaşınca ona bir ‘hüküm ve hikmet’ ve illim verdik.” Mehdi(a.s)’da hüküm var, hakimdir, hikmet vardır, güzel konuşur. “Ve ilim verdik.”Yani çok bilgili olacaktır Mehdi (a.s), yani genel kültür olarak. Yoksa vehbi ilme sahip Mehdi (a.s). “....Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz.” “Medyen suyuna vardığı zaman,” diyor Hz. Musa (a.s) “onları su almakta olan bir insan topluluğu buldu.” “Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz nedir?" "Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır.” dediler.” Burada Hz. Musa(a.s)’a bak güveniyorlar. Yani onun güvenilir biri olması, orada ki insalara güvenmiyorlar. Ama Hz. Musa (a.s) Allah’tan korktuğu için, güzel ahlaklı olduğu için ona güveniyorlar, onunla konuşuyorlar yani bağlantıya geçiyorlar. Ona karşı bir tedbire gerek duymuyorlar. Yani ona karşı temkinli değiller. Ki daha ilk defa karşılaşmalarına rağmen yani görür görmez güvenilir bir insan olduğunu anlıyorlar. Yani bir denemeyle bunu anlamış değiller. Yüzündeki efendilikten, aklından, üslubundan anlıyorlar. “Hemencecik onların sürülerini suladı,” Hz. Musa (a.s) yardımcı oluyor kadınlara, onların sürülerini o suluyor. Yani onu o kişilerle muhatap etmiyor, dışarıdaki insanlarla muhatap etmiyor. “...sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım." Yani bu duada da biraz evlenme isteği de var gibi. Yani bakın, çünkü ayetin devamında da bu anlaşılıyor. "Rabbim, diyor doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım. Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi.” Biraz çekingen. “Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir." Demek ki övmüşler babasına, anlatmışlar Hz. Musa (a.s)’ı, yani normal bir durum değil. Yani bir olağanüstü güzel bir durum var. “..Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma dedi. Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun." Sağlam bir yere geldin diyor Hz. Musa (a.s)’a, sağlam insanlarla berabersin diyor. “O (kadın)lardan biri dedi ki; : "Ey babacığım, onu ücretli olarak tut;” Şimdi bu normal bir gelişme değil. Hz.Musa’yı beğenmiş yani, o da aslan gibiydi bayağı gösterişli güzel bir insandı. Ama, beğenmede ki yani eğer et, kemik olarak insan olarak beğenmiş olsaydı oradaki çobanları da, oradaki adamları da beğenirdi. Onlara da yanaşırdı. Demek ki kriteri o değil. Dindarlık, akıl, derinlik, güzel ahlak, heybet, nur ve temizlik . Yani mümin alametini esas almış. "Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o” diyor bakın. Daha önce de diyor birçok ücretli adam tuttun diyor, bakın hiçbirinden etkilenmemiş, hiçbirine bağlanmamış. Ama en etkilisi bu diyor. Kişiliğinden etkilendiği için, şahsiyetinden, karakterinden, derinliğinden etkilendiği için onu beğeniyor. “ kuvvetli, diyor yani bedenen de, kişilik olarak da kuvvetli. “güvenilir (biri)dir." Bakın asıl şeyi açıklamış oluyor bakın, güvenilir. Niye? Çünkü Allah’tan korkuyor, çünkü güven olmadı mı her şey riyakarane olur. Yani hiçbir şekilde dostluk oluşmaz. Yani o çekingenlik bitmez, o korku bitmez, huzursuzluk bitmez. İnsanların hareketleri doğal olamaz artık, mümkün değildir. Tarif edilmeyen bir elektrik, tarif edilmeyen bir huzursuzluk sürekli devam eder. Ama güven olduğunda, insanın aklı normale döner. Yani üslubu normale döner, konuşmaları normale döner. Bakın oradaki kadın da gönlü yatmış ve rahatlamış. Yani içinde bir gerilim hissetmiyor artık. Daha önce adamlardan uzak duran kişi, şimdi ona yakın olmak istiyor. Ama Hz. Musa (a.s)’ın bu duasından da, onunda o kadından hoşlandığı anlaşılıyor gibi görünüyor inşaAllah. “(Babaları) Dedi ki: "Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum;” Bir de sekiz yıl yani kolay da değil o kızı almak yani maşaAllah.”... şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden.” diyor. Bakın kızlarla evlenmenin zorluğunu görüyor musun? Evet maşaAllah. “Ben sana zorluk çıkarmak istemem;” diyor yani kolaylık gösteriyor. Para istemiyor ama, hiçbir şey istemiyor. Sadece on yıldan gayesi ne biliyor musun? Sen zaten bizim içimizde olman, yanımızda olman yeterli, ve ben sana on yıl garanti veriyorum diyor. Yani sana bakacağım ben diyor babası. Yani bakın nezaketi var burada olayın. Hem kızıyla evlendirecek, hem sana bakacağım, hem senin küfre, dalalete, zalimlerin içine bırakmayacağım, can güvenliğini de koruyacağım. Seni şehit etmelerini müsaade etmeyeceğim, zor bir ortama girmeyeceksin, gel sana bakacağım da demiyor bakın. Sanki onu ücretli gibi gösteriyor bakın. Burada bir efendilik ve nezaket var. Normal de zaten Musa (a.s) onların yanında zaten yaşamak istiyor. Ama dese ki, tamam ben sana bakayım dese bu ayrı bir şey. Ama diyor ki; bak sana kızımı vereceğim, ama diyor on yıl çalışırsan diyor. Bir kere on yıl, en az on yıl yanımda kalacaksın diyor. Sanki onu da onun bir lütfu gibi gösteriyor. Sen lütuf göstereceksin diyor, yani on yıl çalışırsan diyor. Zaten o ona lütuf göstermiş oluyor normalde. On yıl onu korumak durumunda yani, koruyacak. Ama, bakın nezaket ve efendiliğin derinliğine ve üslubun mükemmelliğine Kuran dikkat çekiyor. Bakın burada çok ters konuşmalar olabilirdi, ama ne kadar mükemmel bir konuşma oluyor. ‘Gel sana bakayım’in yerine, o bile riskli bir insan için. Gel sana bakayım dese bile insan güvenemez. Ama bakın sanki, ona bir şart gibi koşuyor onu. Ve ücret gibi gösteriyor. Yani kızımın karşılığıdır bu diyor. Ben ona baktım, yani ona emek vermeme karşılık on yıl şey yapacaksın diyor ki, tam onun aradığı. “..Ben sana zorluk çıkarmak istemem;” diyor zaten arkasından da mesajı veriyor yani ben sana zorluk için yapmıyorum bunu diyor. Amacım sana iyilik yapmak diyor. “...beni de inşaAllah salih olanlardan bulacaksın." Bakın bu en hayati konuyu açıklıyor. Beni samimi bulacaksın diyor. Müminin en bariz vasfıdır, samimi olması. Yani yapmacık olmaması, çok doğal konuşması, doğal hareket etmesi, doğal düşünmesi, herhangi bir katışma olmaması. En hayati konuyu açıklarsan zaten o çok önemli bir şey. Bir güven, bak güvenin üzerine duruyor, iki samimiyet. Samimiyet olmadığında zaten güven olmaz, güven olmadığında samimiyet olmaz.
SUNUCU: Evet ikisi birbirini destekliyor.
ADNAN OKTAR: Evet. “(Musa) Dedi ki:” şeytandan Allah’a sığınırım "Bu, benimle senin aranda olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz. Allah, söylediklerimize vekildir." Tamam diyor, ben bu anlaşmayı kabul ettim diyor. Allah da söylediklerimize vekildir, Allah yanımızda diyor. Zaten konuşturan da Allah, onu söyleten de Allah, onu konuşturan da Allah. “...artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz.” Haksızlık mümkün değil diyor böyle bir ortam da. Hakkı gözetiyorsun inşaAllah. “Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca,” Bak orada aile olmuşlar artık yani, ekip de var orada anladığım kadarıyla. On yıl kadar orada, bir kere risk kalkmış. Yani o tehlikeyi atlatmış, o çok önemli. “...Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten ben bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm.” Bir kere dikkati açık, bak başkası görmüyor o görüyor Müslüman çok dikkati açık olacak. “...umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm.” Siz yanaşmayın diyor, orada birisi varsa çünkü tehlikeli olacak, kendisini gerekirse feda edecek Allah rızası için. Ailesine bir şey olmayacak, Müslüman fedakarlığı bu. Bir haber yani insan varsa bir haber.”... ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm.” Eğer öyle bir şey yoksa da, mutlaka Müslümanların lehine bir şey. Yani bakın hani derler ya taştan su çıkarıyor. Oradan bile mutlaka Müslümanların menfaatine bir şey düşünüyor. Oradan bir kor parçası getirip, onunla ateş yakıp, orada onların ısınmasını sağlamak, menfaat sağlamak yani, sevdiklerine insan mutlaka bir menfaat ve iyilik sağlamak durumunda. “Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında…” Şimdi bu özel bir işarettir Kuran’da, vadinin sağ yanı, bak vadinin sağ yanı, bunu unutmayın. “… olan bir ağaçtan…” Bak bir de ağaç var, vadinin sağ yanında bir ağaç, "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah benim" diye seslenildi.” Cenab-ı Allah, değil mi, bir ağaçtan sesleniyor. İnşaAllah. Yani vahiy içinde mesela Cenab-ı Allah insana da vahyedebiliyor ama ağaçtan da tecelli edebiliyor Allah. İnşaAllah. Ve ilk söylediği asayı bırak, elindeki asayı bırak diyor. Bakın 10 yıl onun bir kemale gelmesini bekliyor Allah orada. “…onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı.” Çok heyecanlı bir Peygamberdir Hz. Musa (a.s), yani bütün ayetlerde bu görülür. Müthiş heyecanlı, hatta konuşurken diyor, kalbim sıkışıyor, göğsüm sıkışıyor, değil mi, dilim tutuluyor diyor, kardeşimi bana yardımcı ver diyor. Allah diyor ki git Firavun’la konuşacaksın diyor, orada müthiş heyecanlanıyor. Ya Rabbi diyor, benim konuşurken dilim tutuluyor diyor. Heyecanın şiddetinden, bir de kalbinde de bir şey oluyor. Bak,”… arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı…” diyor. "Ey Musa, dön ve korkma” diyor Allah. İkisi de farzdır. Mesela dönmesi de, korkma, bu ikisi de muhkem emirdir. “Şüphesiz güvendesin." Allah’ın korumasındasın diyor Allah. Bakın güven yine burada görülüyor. Görüyor musun? Yani güven çok önemlidir. Her yerde insanın güvene ihtiyacı vardır. Cennetin özelliği de güvendir. Güven yeridir. Mesela selamla karşılanıyor. Selam nedir? Güvenlik içindesiniz demektir. Esenlik içindesiniz. İnsanın en çok aradığı odur. Mesela biz, şimdi insanlar birbirinin yüzüne bakamıyor. Mesela çok saldırgan ve ters insanlar, birçoğu böyleler, dünyanın her yerinde. Neden? Güven olmadığı için, güvense niye yapsın. “Elini koynuna sok…” sağ elini böyle kalp hizasına doğru koynuna sok, “… kusursuz olarak bembeyaz çıksın” diyor. Böyle çıkartıyor. Çıkarttığında bembeyaz elleri. “ Ve her türlü dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek.” Her türlü korku ve ürkmeden yahut ona benzer dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. “Bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin kanıt, mucizedir.” Bir, onun temizliği ve ışık saçan o eli, onun temizliğini de vurgulayan bir şeydir. Ama yaratılışı ispat etmesi, bak birinci dereceden yaratılışı ispat etmesi, bak Allah en çok onun üstünde duruyor. Asayı attı mı asa yılana dönüyor. O zamanki evrim teorisini ortadan kaldıran bir şey bu. Çünkü Firavun zamanında evrim teorisi çok yaygındı. Şu anda da yaygın. “…her türlü dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. –şeytandan Allah’a sığınırım- İşte bunlar, senin Rabbin’den Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin kanıt, mucizedir.” Bakın kanıt, biz de kanıtla çıkıyoruz, değil mi, Darwinistlere karşı. Hz. Musa (a.s) asayı atıyor. Biz neyi atıyoruz? Fosilleri atıyoruz. Neresine atıyoruz? Tepelerine atıyoruz. İnşaAllah. “Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur." Çok manidar mesela Allah kafir demiyor, fasık diyor. “Dedi ki: Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm” Allah vermesin işte bu çok, Hz. Musa (a.s) gibi heyecanlı, bu kadar ruhu heyecana açık bir insana, insanın en tahammül edemeyeceği olaylardan biriyle Allah muhattap ediyor, yani bir adam öldürmek. “Beni öldürmelerinden korkuyorum” diyor. Zaten vicdanen çok rahatsız. Bir de yakalanma şeyi var. O da polis yok, devlet yok, mahkeme, savcı, rezalet o dönem yani. “Beni öldürmelerinden korkuyorum. Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır.” Mehdi (a.s)’ın da dilinde tutukluk oluyor heyecanlandığında. “Onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder.” Bakın, Mehdi (a.s) yalnız olmuyor yanında İsa (a.s) oluyor, İbrahim (a.s) yalnız değil yanında Lut (a.s), mutlaka öyledir. Her zaman Allah bir yardımcı olur. Allah da Mehdi (a.s)’a yardımcı olarak Hz. İsa(a.s)’ı gönderiyor, Hz. Mesih’i. “Onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder. Beni doğrulasın” diyor. Tasdik etsin. Şimdi Hz. Mesih (a.s) de Mehdi’nin (a.s) ispatıdır. Şimdi Mehdi (a.s) dese ki, ortaya çıksa, anlatsa tamam güzel, ama Mesih(a.s)’ın çıkmasıyla tam doğrulama olmuş oluyor. Yani hiç açıklaması yok artık, net delil yani. Çünkü ona biat ediyor. Onun peşinde namaz kılıyor. Bunun üzerine daha olmaz. İnşaAllah. Olur da bu şekilde, Allah en mükemmelini yapmış. “Beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum.” Demek ki elçiler hep yalanlanıyorlar. Allah yolunda mücadele edenler hep yalanlanıyorlar. Hep yalancılıkla itham ediliyorlar. “Allah dedi ki: Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz.” Ayrıca Hz. Musa (a.s) dehşetli kuvvetli biliyorsunuz, muazzam kuvvetli. Bir de bayağı iri yarı Hz. Musa (a.s), bayağı uzun boylu ve çok iri. “Sizin ikinize de öyle bir güç ve yetki vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler” diyor Allah. Mehdi (a.s) ve İsa (a.s) da anı şekildedir. Allah öyle bir güç ve yetki verecektir ki küfür asla onlara erişemeyecektir. “Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız." O hizip, galip olacak yani, hizbul galibun inşaAllah galibun, evet. “Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmemiştik dediler.” Yani evrimle olur bunlar diyorlar. Öyle bir konu yok, nereden çıkardınız diyorlar. Allah’ın yaratması diye öyle bir konu yok diyorlar. Biz mesela diyoruz ki yaratılış var diyoruz. Ya ne yapıyorsunuz, nereden çıkardınız diyor. Bütün İslam alimlerinin hepsi kabul ediyor evrimi diyor, büyük bölümü kabul ediyor, Müslümanlar, işte falanca profesör kabul ediyor, filanca kabul ediyor. Değil mi? Bu kadar İslam alimi, dünya kabul ediyor, üniversiteler, herkes kabul ediyor. Akıllı siz misiniz diyorlardı. Ama kulaklarından tutup çökertip böyle yalattıktan sonra konu bitti. “Musa dedi ki: Rabbim, kimin kendisinden bir hidayetle geldiğini…” ki Mehdi (a.s)’ın özelliğidir. Hadi ismiyle Allah’ın tecellisidir Mehdi (a.s). “… ve bu dünya yurdunun sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir.” Bu dünya yurdunun sonucunun, dünyanın sonu, sonucu, son vakitteyiz. Kimin olacak? Mehdi (a.s)’ın inşaAllah. Bakın diyor ki: “…bu dünya yurdunun sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir.” Hadislerde de bunun Mehdi (a.s) olacağı söylenir inşaAllah. “Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar. Firavun dedi ki: Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum.” Resmi ideoloji var o zamanlar. İnancı devlet ortaya koyuyor. Diyor ki benim gibi inananacaksınız diyor devlet. Başka da inanç yoktur arkadaş diyor. Ezerim diyor başka düşüneni, başka ibadet edeni ,başka fikir savunanun kafasını ezerim diyor. “Ey Haman…” diyor. Bu Kuran’ın bir mucizesidir. Ey Haman neden mucizedir?
OKTAR BABUNA: Yazıtlarda Haman ismi geçiyor. O zamanlar inşaat yaptığı, tam Kuran’da bildirildiği gibi.
ADNAN OKTAR: Bu sonradan ortaya çıktı, Haman. Yazıtlarda bulundu. Bilinmiyordu bu.
OKTAR BABUNA: Firavun döneminde inşaat işi yapıyormuş.
ADNAN OKTAR: Çamurdan inşaat yapan, kule yapanların ismi Haman imiş. Yeni öğrenildi bu. Yazıtlardan çıktı. “Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan biri sanıyorum." Kafa tam et kafa, kemik kafa, klasik. Kuleye çıkıp, değil mi, asrımızda da öyle kemik, et kafalar var, aynısı. “O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler.” Acayip bir enaniyet ve kibir, kendini beğenmişlik, halka tepeden bakma, halkı adam yerine koymama, insan yerine koymama o devirde var. Her devirde vardır. “Ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.” Ölünce dirilmeyeceklerini zannediyorlar. “Bunun üzerine, onu ve askerlerini tutup suya attık” diyor Allah. “Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.” Mesela şuanda da Allah, iddia edilen Ergenekon örgütünü çökertti. Değil mi? Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık. Allah, Ben onları öyle yarattım diyor, ateşe çağıran önderler olarak yarattım. Kıyamet günü yardım görmezler.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Oktar, senin var mı anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Hocam, çok hızlı hareket eden, dünyanın en hızlı hareket eden canlısı var, bir balık, göstereyim mi onu?
ADNAN OKTAR: Allah Allah, bir göreyim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Kurbağa balık ismi veriliyor, bu dünyadaki en hızlı hareket eden canlıymış, saniyenin altı binde biri kadar bir süre içinde avını yakalayabiliyor.
OKTAR BABUNA: Evet, saniyenin altı binde, çok özel çekimlerle ancak tespit edebilmişler.
ADNAN OKTAR: Vay zalim vay. Bu nasıl oluyor böyle? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayakları da kurbağa gibi olduğu için kurbağa balık ismini almış. Avını tespit ediyor, bakın önüne geldi avı, şuanda bekliyor, müthiş bir hızla kaptı. Bakın şimdi ağırlaştırmış olarak verecekler bunu. Ağzı on iki kat büyüklüğe kadar açılıyor ve negatif bir basınç oluşturarak, yani vakum şeklinde suyu çekerek ağzına avını alıyor. Çok özel çekim teknikleri ile ancak tespit edilebiliyor ve bilinen en hızlı hareket edebilen canlı. Bakın vakumluyor, suyu oradan geriye çekebiliyor. Allah’ın dilemesi ile muazzam bir sürate erişiyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bir daha baştan göster bakayım.
OKTAR BABUNA: Ve ortama da çok uyduğu için yavaş hareketlerle, sürünerek geliyor, ayakları üzerinde. Bakın, kurbağa balık denmesinin sebebi bu, ayak yapısı.
ADNAN OKTAR: Evrimciler görürse bunu sigortaları atabilir. Yine bir iddiayla ortaya çıkarlar.
OKTAR BABUNA: Bakın önüne geldi, bekliyor, bir müthiş bir süratle yakalıyor.
OKTAR BABUNA: Evet görünmüyor, gözle görmeye imkan yok zaten şu sürati, takip etmeye imkan yok. Çok özel çekim teknikleriyle ancak ortaya konabiliyor.
OKTAR BABUNA: Hocam, bu lemurlarla ilgili de aslında onların yapısını gösteren bir film var, uygun olur mu?
OKTAR BABUNA: İnsanın atası olduğunu iddia etmişlerdi bu İda’nın, lemurun. Lemurların nasıl canlılar olduğunu gösteriyor, insanın yapısıyla alakası olmadığını.
OKTAR BABUNA: Bunlar lemur denen canlılar. Madagaskar’da sıçrayarak hareket ediyorlar, otuz metreye kadar mesafe alabiliyorlar, böyle. Bütün vücut yapıları o kadar mükemmel yaratılmış ki, bakın ayakları tıpkı yay gibi.
ADNAN OKTAR: Darwinistler bunlara dedemiz diyor, değil mi?
ADNAN OKTAR: Maymun da dedirtmiyorlar, onu da diyemiyoruz.
OKTAR BABUNA: Bakın, ağaçlara tutunmak için el ve ayak yapıları son derece özel. Ağaçtan ağaca otuz metre kadar ilerideki ağacı bu şekilde ulaşabiliyorlar. Bunu insanın atası diye yutturmaya çalıştırdılar. Ama Allah razı olsun Hocamız yeri öptürttü, maşaAllah. Tabii iskelet yapıları çok mükemmel yani bu sıçrayarak ilerleyecek şekilde her bakımdan.
ADNAN OKTAR: Evet, bir kere mükemmel bir simetri var ve altın oranla yaratılmış.
OKTAR BABUNA: Bakın ne kadar yumuşak bir şekilde düşüyor ağacın üzerine ve yakalıyor.
ADNAN OKTAR: Bir kere hangi Darwinist şu numaraları yapabilir yani. Değil mi? Onlar tersine evrim geçirdiklerini iddia ediyorlar.
OKTAR BABUNA: Normal, vahşi bir hayvan ormanlarda yaşayan. Tabii hemen özür dilediler ondan sonra.
ADNAN OKTAR: Özür dilemeselerdi yani evvelAllah Kayseri pestili gibi ezeriz, inşaAllah. Yani onların kurtuluşları yok.
Evet, şimdi size biraz da Risale-i Nur’dan, Said Nursi’nin izahlarından anlatayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Evet diyor Said Nursi, Mektubat, sayfa 56, 57’de; her vakit semavattan, melaikeleri, gökyüzündeki melekleri yere gönderen, bazı vakitte insan suretinde vaaz eden, insan şekline sokulan, Hz. Cibril nasıl insan suretinde yeryüzüne geliyor diyor, Peygamberimizin bizzat gördüğü bir olay. Ve ruhanileri, cisim olmayıp gözle görülmeyen varlıkları, cin ve melekleri, alemi ervahtan, ruhlar aleminden gönderip, insan suretinde, insan şeklinde, temessül ettiren, hatta diyor, ölmüş evliyalarının çoklarının, ervahlar, ruhlarını ceset misaliyle sanki kendi bedeniymiş gibi görüntüyle, dünyaya gönderen bir hakimi zülcelal, her şeye muktedir olan yüce Allah, Hz. İsa (a.s)’a, Hz. İsa (a.s) dinine ait en mühim bir hüsnü hatemesi için. Çünkü hüsnü hateme, o güzel netice olması için Hıristiyanlığın düzelmesi gerekiyor. Şu an teslis inancı var. Hüsnü hateme ondan olacak inşaAllah. Değil diyor, semai dünyada, gökler aleminde cesediyle, insan bedeniyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsa belki ahret aleminin en uzak köşesine gitseydi, bakın Hz. İsa inmeyecek diyenlere tokat gibi cevap veriyor, diyor ki bakın, semai dünyada cesediyle bulunan ve hayatta bulunan Hz. İsa (a.s), yani bedeniyle diyor, İsa (a.s) diyor, belki alemi ahretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten de ölseydi diyor onların dediği gibi yine şöyle bir netice-i azime, büyük bir sonuç için ona yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek, o Hakim’in hikmetinden uzak değil. Allah’ın gücünün dışında değil diyor. Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için, o gerektiği için vaat etmiş ve vaat ettiği için elbette gönderecek diyor, Hz. İsa (a.s) kesin gelecek diyor. değil mi? Şahsı manevi diyenlere buradan duyurulur. Yahut geldi geçti diyenlere de duyurulur. Çünkü gelmiş olsa İslam dünyaya hakim olması gerekiyor. Hz. İsa (a.s) geldiği vakit, herkes onun hakiki İsa (a.s) olduğunu bilmek lazım değildir, diyor. onun mukarreb ve havassı, derin imanlı yakın talebeleri, nuru iman, imanın ışığından onu tanırlar, yoksa bedahet derecesinde, açıklık derecesinde herkes onu tanımayacaktır, ilk geldiğinde. Kimler tanıyormuş? Onun mukarreb ve havassı, derin imanlı yakın talebeleri tanıyabiliyorlar. Her talebesi değil, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dün de Amerika’nın Public TV kanalına anlattınız Hocam, Hz. İsa (a.s)’ın gelişini ve Mehdi (a.s) döneminde Hıristiyanların, Müslümanların, Musevilerin, Tevrat’ın orijinaliyle, İncil’in orjinaliyle Kuran ahlakıyla yönetileceğini, Mehdi (a.s)’ın döneminde. Hz. İsa(a.s)’ın gelişiyle de bütün dünyada İslam’ın hakim olacağını, sizinle ilgili belgesel hazırladılar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ahir Zaman’ın en büyük fesadı zamanı diyor Mektubat’ta, Said Nursi 411- 412, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, şu an işte, Darwinizm, materyalizm kasıp kavururken, ondan sonra Müslümanlar şehit ediliyor, yağmalanıyor, Irak’ı parçaladılar, Afganistan işgal edildi, hayat pahalılığı bir yandan, ahlaksızlık bir yandan, sevgisizlik, güvensizlik. Ahir Zaman’ın en büyük fesadı zamanında elbette diyor, en büyük bir müctehit, bütün müçtehitlerin en büyüğü ve en büyük bir müceddid, en büyük mezhep imamı ve en büyük müceddit, hem hakim yani adaleti en iyi uygulayan dünya çapında, hem Mehdi, hem mürşit, bak Ali Haydar Efendi’nin işte hilafetini, icazetini vermemesinin nedeni Mehdi (a.s)’ın mürşit olmasıdır. Mehdi(a.s)’a bıraktı çünkü. Mürşit, hem kutb-u azam, dünyadaki kutup yani Allah, onun vesilesiyle insanlara hidayet nasip ediyor, bereket, bolluk onun vesilesiyle geliyor, felaketlerin durdurulmasında da Allah onu vesile ediyor. Mesela İstanbul’da deprem olmayacak dedim çünkü Mehdi (a.s) İstanbul’da da onun için olmayacak dedim. Ondan sonra deprem muhabbeti duydunuz mu onun arkasından? Ben bunu açıkladıktan sonra. Herkes sustu, değil mi? Bir daha kimse ağzına almadı. Olmayacak dedim. Mehdi (a.s) zamanında olmayacak dedim İstanbul’da inşaAllah. Ne diyorsak o. Bak dedim: “ekonomik kriz yedi yıl sürecek” dedim. Kuran’dan işaret verdim. Hadislerden de işaret verdim, izah ettim. IMF ne dedi?
ADNAN OKTAR: “2007 den 2014’e kadar devam edecek” dedi. IMF bunu söylerken bilimsel bir dayanağa mı dayanıyor? Yok. Metafizik bilgi. O kadar. Dünyanın her yerinde öyle. Sorsunlar IMF ortada. Resmi açıklaması IMF’in. “En büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi olarak bir zat-ı nuraniye o nurlu zatı” yani Mehdi(a.s)’ı “gönderecek.” “O zatta ehli beyti nebeviden olacaktır.” Hz. Ali(a.s)’ın neslinden. Seyyid, es seyyiddir. “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beynel semavel arz alemini” yerle gök arasındaki alemi “bulutlarla doldurup boşalttığı gibi.” Bazen oluyor ya hava birden kararıyor, bulutlarla doluyor, fırtına çıkıyor. “Boşalttığı gibi denizdeki fırtınaları teskin eder.” Bazen deniz muazzam fırtınalı oluyor. Zınk diye duruyor denizdeki fırtına, kesiliyor Allah’ın hikmeti. “Dindirir” diyor. “Bahar için de” ; mesela bahar havasında bir saatte yaz mevsiminin numunesini, örneğini, müthiş sıcak bir hava oluyor insanlar yaz geldi zannediyor değil mi? Mesela yaz çok sıcak derken de bir saatte kış fırtınası icat eden diyor. Acayip soğuk oluyor birden bire.”Kadir-i Zülcelal her şeye muktedir olan yüce Allah Hz Mehdi ile de alem-i İslam’ın” İslam aleminin “zulumatını” zulum devrini karanlığını “dağıtabilir ve vaat etmiştir” diyor. “Allah söz vermiştir” diyor. “Ve vadini elbette yapacaktır” diyor. Hicri 1400 yılında geleceğini çok net, rakam vererek söylüyor Said Nursi. Hicri 1400’de, “1400 yıl sonra” diyor. “Zuhur edecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişlerdir” diyor sahabeler. Sahabe devrinde beklenmiş. Resulullah’ın hemen vefatından sonra Mehdi (a.s) beklenmiş. Çıktı çıkacak demişler. Ama 1400 yıl sonra gelecek bir hakikati diyor asırlarından zannetmişlerdir diyor. Bundan diyor yüzyıl sonra diyor, gelecek olan diyor Mehdi (a.s)’ın talebeleri kendisinden yüzyıl sonra ayrıca bunu da belirtiyor. O hicri 1300’de geldiğine göre 1400 oluyor. Ama zaten çok net tarih vermiş. Emevi camii’nde de diyor. 71’den sonra diyor 1300 den sonraki tarihe bakarak anlatıyorum diyor. 30-40 sene sonra diyor. Fen ve hakiki marifet diyor. Ve medeniyetin measını diyor. O üç kuvveti tam teşhis ederek diyor. Bak fen, medeniyet yani modernlik fen, biyoloji paleontoloji, mikrobiyoloji hepsi. Cihazatını vererek diyor. Yani her türlü imkanlarını yani fosiller şunlar bunlar cihazat budur. Yani alet, edevat ne gerekiyorsa. Yani o devirde gereken mesela; televizyon, internet cihazat diyor, her türlü cihazat. Cihazatını verip diyor dokuz düşman taifesinin dokuz cephesine göndermiş. Yani darwinizm, materyalizm, komünizm, faşizm her türlü sapıklık, ırkçılık, anarşizm. Dokuz cephesine göndermiş diyor. İnşaAllah diyor, yarım asır sonra diyor, onları darmadağın edecek diyor. 81, 91 ve 2001 yılları.
OKTAR BABUNA: Evet. 30-40 yıl. 2001 ve 2011 yılları siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet darmadağın edecek diyor. Bak Darwinizm’in esamesi yok. Ama tam tahakkuku zaman alacak tabii. Yani ilk aşamalar için bunu söylüyor Said Nursi. Bakın diyor ki: “böyle bir cemaati azime Peygamber efendimiz (sav) soyundan gelen seyyidler cemaati içinde ki mukaddes kuvveti tehyic edecek” harekete geçirecek ve uyandıracak. “Hadisat-ı azime büyük olayla vücuda geliyor.” Her gün bir büyük olay oluyor. Savaşlar çıkıyor, darbeler oluyor, olaylar oluyor. “Hadisat-ı azime” büyük olaylar “vücuda geliyor” diyor. Sürekli bu olaylar bunu geliştirecek diyor evet. “Elbette o kuvveti azimede ki” büyük kuvvetteki “bir hamiyeti aliye” yüce bir gayret “feveran edecek harekete geçecek yeter artık diyecekler” diyor. “Ve Hz Mehdi (a.s) başa geçip taifteki hak yola ve hakikate sevk edecek diyor” manen. Bunun da hicri 1400 ve 1500 arasında tamamlanacağını söylüyor Said Nursi. Yalnız daha önce dünde söyledim doğum öncesi çocuk yavaş yavaş yavaş yavaş gelişir. Ama doğum çok ani olur. Bir sancı başlar değil mi bir sancı? Sancının arkasından doğum. Bak o da diyor Said Nursi bir sancı olacak diyor. Önce hadisat gelişecek bir sancı olacak arkasından doğum olacak. Mehdi(a.s)’ın zuhuru inşaAllah. Bak “ümmetin beklediği ahirzamanda gelecek zatın” Mehdi(a.s)’ın “üç vazifesinden en mühimi ve önemlisi.” Kaç taneymiş vazifesi?
ADNAN OKTAR: Üç. Nur talebesi kardeşlerimiz ne diyor? Bir tane, bire indiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Bu üçü parçalıyorlar, ayırıyorlar, Siyaset Mehdi’si, diyanet Mehdi’si, saltanat Mehdi’si diye. Said Nursi’nin sözlerini çarpıtıp yalan söylüyorlar. Halbuki bak burada çok açık söylüyor. “Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve önemlisi, ve en büyüğü en kıymetlisi, değerlisi olan imanı tahkiki” gerçek imanı “neşr yazma ve dağıtma yoluyla yaymak ve ehli imanı” iman edenleri darwinizm, materyalizm gibi “dalaletten sapıklıktan kurtarmaktır” diyor. Sapkınlıktan kurtarmaktır diyor. Birinci vazifesi budur diyor Mehdi(a.s)’ın. Tasdiki gaybi sayfa dokuz açıp baksınlar. Bak diyor ki bu hakikatten de anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat Mehdi (a.s) Risale-i Nur Külliyatı’nı bir program olarak neşr ve tatbik edecek. Onu delil olarak kullanacak. Konuşmalarında Risale-i Nur’dan deliller verecek. Bak neşr ve tatbik edecek diyor. Tasdiki gaybi sayfa dokuz. Bak o zatın ikinci vazifesi diyor. Demek ki daha bitmiyor. Hani bir taneydi. Bakın o zatın ikinci vazifesi diyor. Kuran’ı Kuran ahlakını Peygamberimizin (sav) sünnetini icra uygulamak ve tatbik etmektir. İkinci görevi budur diyor. Tasdiki gaybi sayfa dokuz. Birinci vazife maddi kuvvette değil. Belki kuvvette itikat bakın Mehdi(a.s)’ın özellikleri. Güçlü bir iman, güçlü ve samimi bir iman ve ihlas samimiyet. Mehdi (a.s) son derece samimi. Ve yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu gözetme ve sadakatle. Davasına sadık. Mehdi (a.s) delidir yani. Deli aşıktır asla bırakmaz. Sadakatle kalpten bağlılıkla olduğu halde diyor bu ikinci vazife gayet büyük; bak ikinci vazife diyor gayet büyük bir maddi kuvvet ve hakimiyet lazımdır ki o ikinci vazife tatbik edilebilsin. Çok büyük ordular, İslam orduları, Müslüman ülkelerin birleşmesi, İslam aleminin birleşmesi ve itaati İslam gerekir diyor. Ama bunu yani gerekir diyor ama safha olarak söylüyor. Zaten Mehdi (a.s) bunu yapacak diyor inşaAllah. Ve bütün İslam aleminin orduları birleşecek dünyanın en büyük ordusunu oluşturacaklar diyor Said Nursi. Ve hiçbir kuvvet onları yenemez diyor. Yani bu orduyu diyor dünyada ki hiçbir kuvvet ne Amerika ne Rusya, Çin üçü de birleşse yenemezler diyor. Dünyanın en büyük ordusu olacak diyor. Türk İslam Birliği ordusu. O zatın üçüncü vazifesi. Hani bir taneydi? Bak geçtik üçüncü vazifeye. İslam birliğini ittihad-ı İslam’a bina ederek; İslam birliğine dayandırarak İslam birliği üzerine kurarak İsevi ruhanilerle dindar Hıristiyanlar ve Hıristiyan alemiyle ittifak ederek. Hıristiyanlarla da ahbap olarak onlarla da arkadaş olarak, onlarla da yardımlaşarak, onarlı da koruyup kollayarak işbirliği ve dayanışma içerisine girerek dini İslam’a İslam birliğine hizmet etmektir. Üçüncü vazife. Bu vazife pek büyük bir saltanat, kuvvet, milyonlar fedakarlarla, milyonların fedakarane katılımlarıyla tatbik edilir diyor. Yerine getirilir diyor. Bunu da diyor ancak Mehdi (a.s) yerine getirecektir diyor inşaAllah. Birinci vazife o ikinci vazife üç dört derece daha ziyade kıymettar değerlidir. Bak diyor ki birinci vazife yani Darwinizm’i, materyalizmi yıkması ve imanı çalışması yapması ki Mehdi (a.s)’ın otuz kırk yılını alacaktır bu ilk dönemi. Cübbeli göremiyoruz diyor. Daha çok göremez o yani inşaAllah. Birinci vazife o iki vazifeden demin saydığım iki vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymettardır. Daha değerlidir diyor bakın. İki vazifeden üç dört, ikisinin toplamından üç, dört derece daha kıymetlidir diyor Mehdi (a.s) açısından. Fakat; tabi imani açıdan da. Fakat o ikinci ve üçüncü vazifeler pek parlak birçok geniş bir dairede ve alanda şaşaalı gösterişli bir tarzda olduğunda çünkü Mehdi (a.s)’a biatta toplulukta yirmi yedi kat mehter takımı olacak değil mi? Peygamberimizin cübbesini giyecek, sancağını alacak, kılıcını takacak yer yerinden oynayacak, yıkılacak ortalık. Diyor ki pek parlak geniş bir dairede şaşaalı gösterişli bir tarzda olduğundan diyor umumun ve avamın nazarında halkın yani insanların nazarında yani dünyada ki bütün Müslümanların nazarında daha ehemmiyetli ve önemli görünüyor diyor. Asıl o kısmı önemli görünüyor. Zaten Cübbeli diyor ya böyle bit tekbir getirir kaleler yıkar işte yani asıl önemli kısmı budur diyor. İman hizmeti yapacağı kısımdır diyor. Bu son aşamasıdır Mehdi(a.s)’ın. Doğum aşaması da fakat diyor çok şaşaalı olduğu için halk hep o yöne önem vermiştir diyor. Yani iman hakikatleriyle Darwinizm’i yıkması, materyalizmi yıkmasını önemli görmezler diyor. Halbuki önemli olan o dur diyor. Ta ahir zamanda diyor bakın hayatın geniş dairesinde şu vakitte dünya çapında asıl sahipleri Risalei Nur Külliyatının bakın Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, ben değilim diyor. Nur talebeleri de değil diyor. Kimdir diyor? Mehdi (a.s) ve talebeleridir diyor açık. Bak kendi ifadesi. Bak ta Ahir Zaman’da hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri yani Mehdi (a.s) ve şakirdleri talebeleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelirler o daireyi genişletirler. Mevcut olan Müslümanlığın gücünü, Türk İslam Birliğinin gücünü genişletir. Ve o tohumlar sümbüllenir. Yani o zamanlar o tohumlar olacaktır. Eskiden beri Türk İslam Birliği istenen bir konu ama daha tohum aşamasında o tohumlar sümbüllenir açar diyor. Bizler de kabrimizde seyreder Allah’a şükrederiz diyor. Ben mezardan seyredeceğim diyor. Ne demek bu biliyor musun? Ben hayattayım diyor Said Nursi. Yani gerektiğinde bağlantıya geçiyorum diyor. Gereken kişilerle diyor. Bunu anlatmak istiyor. Bakın çok açık ifadesi. Bizlerde kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz. Kabrinde. Asla yalan söylemeyen bir insan asla. Niçin bunu söylesin değil mi? Görmediğim hiçbir şeyi söylemedim diyor. Yani bizzat gördüklerimi anlattım diyor. Görmediklerimi yazmadım ben diyor. Mesela bir Mehdi (a.s) tarifi var Mehdi (a.s) diyor vakti çok dar olacak diyor. Yani uzun uzun araştırma yapmaya vakti olmaz diyor. Hazır eserler diyor, bilim adamlarının hazır eserlerinden istifade edecek ondan kitaplar hazırlayacak ve birinci vazifeyi onunla yapacak diyor. Talebelerin sayısı az olacak, İstanbul’dan çıkacaklar diyor. Ve siyasete girmeyecek Mehdi (a.s) diyor. Siyaseti Hz İsa (as)’a bırakacak diyor. Onun yayınlanmayan mektubunda var bu. O mektubu da bana getirin bir ara. Onlar yayınlanmıştı yani bir yerde çıktı ama Risale-i Nur Külliyatı’nda değil. Öyle yayınlanmayan çok mektubu var Said Nursi hazretlerinin. Bediüzzaman’ın; hatta bir tanesini de söyleyeyim. Sungur Abi’ye de demiş seninle ilgilenecğeim demiş. Vefatımdan sonra da bağlantıda olacağım demiş Sungur Abi’ye. Demek ki Said Nursi ruhani olarak görüşüyor, ruhaniyette görüşecek inşaAllah bu ortaya çıkıyor. Hem bu zayıf vezaifi üç görev birden bir şahısta kendi zamanını kastediyor bak hem bu zayıf birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda yani benim zamanımda Said Nursi’nin zamanında bulunması ve mükemmel olması birbirini cerhetmemesi birbirine engel olmaması pek uzak adeta kabul görüyor benim zamanında çıkması mümkün değil diyor. Said Nursi imkansız diyor taa Ahir Zaman’da benden yüzyıl sonra yani hicri 1400 yılda 1400’de Al-i Beyt-i Nebevi’nin cemaat-i nuraniye sini Peygamberimizin (sav) nurani soyunu temsil eden (s.a.v) Es seyit Hz. Mehdi (a.s) da ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir. Onların zamanında bu olacak diyor hem üç görevin üçünü birden yapacaklar ve dünyaya da İslam’ı da hâkim edecekler diyor ama bu benim zamanında olması mümkün değil o devirde çünkü internet yok, televizyon yok, yok oğlu yok hiçbir şey yok. Said Nursi bunları da bildiği için ahir zamanda internetin de çıkacağını biliyor, televizyonun da çıkacağını biliyor. İmkanlarının yayılayacağını biliyor, Darwinizmin çökeceğini biliyor o yüzden ancak ahir zamanda olacak bu diyor çünkü despotluk da gittikçe kalkacak diyor, diktatörlük kalkacak, baskılar kalkacak demokrasi gelecek dünyaya diyor fikir özgürlükleri olacak arkasından da İslam gümbür gümbür gelecek diyor. Türk İslam Birliği oluşacak diyor.
SUNUCU: Bahsedilen zamana da yaklaştık sanırım.
ADNAN OKTAR: İçindeyiz ilerliyoruz yani sonuna doğru ilerliyoruz inşaAllah. Doğuma doğru gidiyoruz şu an gelişme safhasındayız gittikçe gelişiyor. Türkiye’deki yapıya bakanlar iyi dikkatlice baksınlar yani solun gücüne baksınlar, bir de sağın gücüne baksınlar daha önceki yıllara gitsin akılları yani. Kahredici bir güç oluştu. Mesela kahraman ordumuz da bütün dünyaya nam salıyor şu an, her yerde Türk ordusu.
OKTAR BABUNA: Genelkurmay Başkanımızın açıklaması.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Ortak değerimizden bahsediyor. İnşaAllah. Ortak değer nedir? İslam. Değil mi? Başka ortak değer ne olur inşaAllah? Bütün paşalarımız maşaAllah bak cenaze namazlarında dikkat edin hepsi birden namaz kılıyor. Genelkurmay Başkanımız, bütün Orgeneraller, hepsi, sünnete uygun güzel abdest alıyorlar. Sünnete uygun namaz kılıyorlar. MaşaAllah. Ama hepsi, devlet ricali, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, bakanlar, bütün generaller, hepsi birden namaza duruyorlar, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah, siz daha önce de açıklamıştınız. Said Nursi de kahraman Türk Ordusu…
ADNAN OKTAR: “Kahraman ordu diyor, imanlı millet…” diyor, “hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılır” diyor. Bu iddia edilen Ergenekon örgütünü kastediyor Said Nursi. Darmakeşan olacaklar diyor. MaşaAllah.
SUNUCU: Son söylemek istediklerinizle toparlayalım isterseniz.
ADNAN OKTAR: Asılmaya gidiyormuşum gibi bir his var.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, estağfirullah.
SUNUCU: Programımızın sonuna yaklaştık yavaş yavaş.
OKTAR BABUNA: Doyamıyoruz konuşmalarınıza.
ADNAN OKTAR: Son konuşmam, inşaAllah Allah İslam’ın hakimiyetini de görmeyi nasip eder hepimize dünya hakimiyetini görmeyi nasip eder ki göreceğiz inşaAllah. Sen gençsin bir kere sen de göreceksin sana söyleyeyim. Açık açık söyleyeyim.
SUNUCU: İnşaAllah, Allah ömür verirse.
ADNAN OKTAR: Allah milletimize bereket versin, bolluk, huzur versin, iyilik, neşe versin. Her şey çok güzel olacak inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah hep beraber görürüz biz de.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...