SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, Bir Adnan Oktar ile Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Bu akşam Adıyaman Asu, Ekin Tv ve Kral Karadeniz’den sizlere sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarını da sizlere söyleyelim. Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm yani Asır Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya. Bizi internetten de canlı olarak izleyebilirsiniz, hemen size internet adresimizi söylüyorum: www.haberhilal.com diğer bir internet adresimiz www.harunyahya.tv. Şimdi hemen isterseniz Adnan Hocama dönmek istiyorum, Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim sizler de hoş geldiniz. Şeref verdiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk Hocam. Sayın Oktar Babuna doktorumuz hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk.
Hocam nasıl başlamak istersiniz? Sorularımız var ya da siz mi başlamak istersiniz? Nasıl yapalım?
ADNAN OKTAR: Sen ne güzel insansın, ne güzel huylusun, çok asilsin maşaAllah. Elhamdülillah. Çok karakterlisin, maşaAllah. Bir soru sor istersen.
SUNUCU: Çok teşekkür ederim. Tamam soru soralım bir tane. Şimdi bir izleyicimiz, “Hocam Allah hepinize iyi akşamlar nasip etsin, inşaAllah” demiş. Teşekkür ediyoruz ona. “Son günlerde sinemalarda gösterilen 2012 filminde Kıyamet’in tasvirini çok mükemmel yapmışlar, ancak filmin insanların ilişkileri konusunda çok başarısız olduğunu düşünüyorum. Hocam dünya yerle bir olurken hala insanlar kendi aralarında sizin Adamlık Dini kitabınızda anlattığınız şekilde tripler pozlar yapıyorlar, çekişmeler, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi duygusal konuşmalar yapıyorlar. Hocam Kıyamet başladığında böyle bir şey mümkün müdür?” Adana’dan izleyicimiz Dilşat Seyran sormuş.
ADNAN OKTAR: Dilşat önemli bir şey söylemiş.
SUNUCU: Evet önemli bir şey sormuş. Evet bu filmde bayağı revaçta, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah evet, gündemde. Tabii Amerikan filmlerinin klasik üslubu vardır, o film gereği öyle yaparlar ama öyle bir olayda ne olacağını onlar çok iyi bilirler. Yani ayette Allah söylüyor, “insanların saçları bembeyaz olur” diyor korkunun şiddetinden. “Siz onları sarhoş zannedersiniz halbuki onlar sarhoş değillerdir”, diyor. Yani konuşma üslubu falan tamamen dağılacak hatta ayakta duramayacak hale gelecekler yani çok müthiş bir azap ve korkudur. Ama film icabı öyle seyredilsin diye bir şey yapmışlar yoksa bir insan yani herhangi bir vasıtayı da kullanması mümkün değildir, kıyamet başladığında yani uçak kullanamaz. Mesela radyoyu açamaz, televizyonu kapatamaz yani şuuru kapanır. Yani kontrollü hareketler yapamaz. Yani soru sorduğunda normal konuşma yapamaz, adın nedir desen söyleyemez. Yani garip sesler çıkarır. O plikonik hareketler garip el kol hareketleri yani istemsiz hareketler oluşuyor yani dünyada ki olabilecek en yüksek ve en şiddetli korkuyu yaşayacaklardır. Dolayısıyla öyle de bir film hazırlasalar yani uçak sahnesi şu falan da olmayacağı için kendilerince biraz ilave yapmışlar. Ama tabi o kısmında ilave gösterebilirlerdi yani en azından kıyametin şiddetlendiği anı tasvir ederek meleklerin inişinin başladığı bir dönemdir o, onu gösterebilirlerdi. Yani bir 10 dakikalık bölümünü dakikalık bölümünü yani filmin ikinci bölümünde öyle bir şey yapabilirlerdi. Belki akıllarına gelmemiştir. Ama hatırlatırız, inşaAllah. Çünkü etkileniyorlar genelde.
Evet, Oktar var mı senin anlatacağın bir şeyler?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Var Hocam. İman hakikatleri var eğer uygun görürseniz, Kuran mucizeleri var, sevimli canlılar var. Nasıl yapmamız uygun olur?
ADNAN OKTAR: Tamam, Kuran mucizelerinden anlat bir tane.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam. Kuran’da geleceğe yönelik gaybi bilgiler de vardı inşaAllah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bizans ordusunun galip olacağı savaş daha gerçekleşmeden Kuran’ın indirildiği dönemde ayetle bildirilmiştir inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım, Allah bir ayette şöyle buyuruyor; “Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. Dünyanın en alçak yerinde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. 3 ila 9 yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir.” Hakikaten bu ayet indiğinde Hıristiyan olan Bizanslıların 613 ve 614 yıllarında Persler karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, MS 620 civarında indirilmişti. Bu savaştan sonra Bizans, Kudüs’ü kaybetmişti ve bu yenilgiden sonra Bizans’ın yok olacağı düşünülüyordu. Ancak ayette bildirildiği gibi Bizans ayette konumunda dünyanın en alçak yeri olarak bildirilen bu ikinci mucizesi, Lut Gölü yakınlarında...
ADNAN OKTAR: Kuran’ın ikinci mucizesi.
OKTAR BABUNA: Evet, Lut Gölü yakınlarında gerçekleşen savaşta Persleri yenilgiye uğrattı. Nitekim “Edne el-ard” kelimesi Arapça kelime “yeryüzünün en alçak yeri” anlamına geliyor. Tabii bu gerçeği 1400 sene önce bilimsel olarak bilme imkanı yoktu. Allah’ın mucizesi olarak, yapılan ölçümler dünyanın en alçak yeri, savaşın gerçekleştiği yer Lut Gölü havzasında gerçekten de dünyanın en alçak yeri. Bu gerçeği Allah Kuran’da bildirmiştir, bir Kuran mucizesi.
ADNAN OKTAR: Şimdi iki mucize var, değil mi, bir yeneceklerini bildiriyor; Pers ordusu çok güçlü bir ordu idi, yenilecek gibi görünmüyordu, buna rağmen Allah süre de verdi bakın yani 3’le 7.
OKTAR BABUNA: 3’le 9 yıl arası.
ADNAN OKTAR: 3’le 9 evet 7. yılda oldu diyorsun değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet ve dünyanın en alçak yerinde gerçekleşti. Yani aynı ayette iki mucize var.
ADNAN OKTAR: Tabii 3 ve 9 geçmiyor da Kuran’da birkaç yıl diyor yani o, o anlama geliyor Arapça karşılığı o anlama geldiği için. Kısa süre sonra yendiler fakat hem coğrafi bölgeyi hem en alçak yerini dünyanın söylemesi, bunun 1400 sene sonra ortaya çıkmış olması tabii galibiyetin bildirilmesi. Mesela Hıristiyanlar bu ayet indi değil mi, adamlar der ki biz bu adamlarla savaşmayalım madem Kuran’da böyle bir hüküm var, Kuran’ın hükmünün yanlış olduğunu biz bu insanlara gösterelim. Mesela birkaç yıl içinde diyorsa biz hemen bu sene savaşalım diyebilirlerdi veyahut 10 yıl sonra savaşalım şimdi savaşmayalım diyebilirlerdi. Yani Kuran’ın hükmünü kendilerince yanlış çıkartmak için. Ama kaderden kurtulamıyorlar. Allah’ın dediğini mutlaka yapıyorlar. Yani tamam yenilmiş adam. 10 yıl o devirde 10 yıl 20 yıl hiçbir şey değil ki insanlar için. Bekler adam yani 7 yıl bekleyen adam 3 yıl daha bekler. Çünkü 7 yıl beklemiş 3 yıl daha beklese Kuran’ın dediğini yanlış çıkarmış olur ve haşa yani çok esaslı bir delil meydana getirmiş olacaklar kendilerince. Ama bu olmuyor işte. Tam Allah’ın dediği yer de, bak dünyanın en alçak yerine bir kere Allah hepsini topluyor, hem Perslileri hem Bizanslıları. Halbuki dünyanın en alçak yeri deyince bunlar özellikle dağlık kesime gidebilirlerdi, yüksek bir yere. Madem Kuran böyle diyor, biz de tersini yapalım, çünkü Hıristiyanlar kabul etmiyorlardı o zamanlar Kuran’ı, Persler hiç kabul etmiyorlardı. Kuran’ı yanlış çıkarmak için yüksek bir yere yüksek yaylalık bir yere gidip biz burada savaşalım diyebilirlerdi. İki tarafta ellerinde olmadan dünyanın en alçak yerine geliyorlar, yani mesela alçak yerden değil mi deniz kenarı deniz seviyesi daha alçaktır. Dağlık yerler daha yüksektir. Dağlık bir yere gidebilecekken bunun olmaması, tarihinde tam Kuran’ın tarif ettiği şekilde olması çok büyük bir mucize yani tek başına şu ayet bile Kuran’ın hak olduğunu göstermek için yeterli değil mi, çok büyük bir ayet delil, maşaAllah.
Başka var mı Oktar?
OKTAR BABUNA: Kuran mucizesi var, iman hakikati var.
ADNAN OKTAR: Tamam bir tane daha Kuran mucizesi söyle.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, Allah 19. sure olan Meryem Suresi 57. ayetinde Allah şöyle bildirmektedir. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Onu yüksek bir yere (gökyüzüne) yükselttik.” Bu Meryem Suresi inşaAllah 19. sure. 19. sure’nin de 57. Ayeti. Tarihte de ilk uzay aracı 1957 yılında uzay yolculuğuna çıkmıştır. Sputnik aracı 1957 yılında gönderiliyor, çok manidar tabii ki inşaAllah. Kuran mucizesi.
ADNAN OKTAR: Şeytan’dan Allah’a sığınırım.“Onu yüksek bir yere (gökyüzüne) yükselttik.” Aynı zamanda o Sputnik’e de işaret edilmiş oluyor çünkü yüksek bir yere yükseltmiş oluyor Cenab-ı Allah onu değil mi? 1957’de olması ve ayetin numarası ve sure numarasını ve ayet numarasını birleştirdiğinde 1957 vermesi tam mutabık evet, bu da Kuran’ın binlerce yüzlerce mucizesinden sadece bir tanesi.
OKTAR BABUNA: Sizin Kuran mucizesi kitabını okurlarsa seyircilerimiz, harunyahya.org sitesinden yüzlerce Kuran mucizesi var değişik bilim dallarında inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet Oktar seni dinliyoruz. Başka?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Tohumlar var. Bu tohumların özelliği... her birinin değişik özellikleri var. Patlayarak içeriklerini etrafa boşaltmaları. Hatta o kadar güçlü patlıyorlar ki, bazen 5 metreye öteye fırlatıyorlar içeriklerini, en ufak bir darbe aldıklarında olgunlaştıklarında bakın burada gördüğünüz gibi patlayarak içeriklerini uzağa fırlatıyorlar ve tohumlar yeni bitkiler oluşturuyorlar.
SUNUCU: Ne kadar ilginç ne kadar büyük bir mucize maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Baksana makineli tüfek mermisi gibi maşaAllah.
SUNUCU: Gerçekten insanın tüyleri diken diken oluyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Metrelerce uzağa bu şekilde yol alıyorlar tohumlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yavaş çekim de çok güzel bir teknoloji, o da ahir zamanda Allah’ın verdiği bir nimet, bütün güzellikleri böylece insanlar daha güzel görüyorlar. Şeytan’dan Allah’a sığınırım, Araf Suresi’nde “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor,” Peygamber Efendimize (s.a.v.) ayet işaret ediyor, aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye de işaret var. Çünkü Tevrat ve İncil’de de Mehdi(a.s.)’ye de işaret edilmiştir ve Mehdi(a.s.) de ümmidir. Ümmi bir tebliğcidir, Kuran’da buna işaret edilmiş. Ayrıca 159. ayette “Musa'nın kavminden” yani Ben-i İsrail’den “hakka yönelten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.” Demek ki her devirde Musevilerden böyle bir topluluk var, gizli bir topluluk. Bakın hakka yönelten ve onunla adalet yapan bir topluluk var yani Kuran’a İslam’a hayran olup bunu gizleyen gizli Müslüman olan Museviler var bir topluluk olarak bunlar yaşıyorlar. 159. ayet buna işaret ediyor. Belki de ben de öyle insanlarla da görüşüyor olabilirim. Mümkündür yani olmayacak bir şey değil inşaAllah. Oktar bir tane daha anlat.
OKTAR BABUNA: Kutupta kamuflaj yapan canlı örnekleri olarak ortam görüldüğü gibi çok siyah beyaz böyle. Bir ortamın içerisinde bakın kuşlar var. Şimdi yakın çekimle onların yerleri gösterilecek, kutup kuşlarının. Hakikaten tam araziye uymuşlar bakın, kuşlar.
ADNAN OKTAR: Ben sadece taş toprak görüyorum şu an. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah öyle bir yaratılmışlar ki tam bulundukları ortamda.
ADNAN OKTAR: Ama yakın çekim çok kısa gösterdin. Şimdi oldu. Sen kuşlardan birden oraya geçtin. Oktar senin bu sistemde bir değişiklik yapmak gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Arka arkaya iman hakikatleri.
ADNAN OKTAR: O yüzden.
OKTAR BABUNA: Evet. Bu da yosun şeklindeki deniz atının kamuflajı. Birçok canlı var. O da bulunduğu ortamda hiç fark edilmiyor. Yosun gibi gözüküyor, halbuki deniz atı. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kanı canı var herifin değil mi? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da dal çıkıntısı şeklinde örümcek. Tam dal çıkıntısı gibi gözüküyor, halbuki örümcek.
SUNUCU: Aman Allahım. Gerçekten maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra yine pozisyon aldı.
OKTAR BABUNA: Evet pozisyon aldı. Gizliyor kendini bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Ama o çok acayip yani hakikaten.
OKTAR BABUNA: Bakın öbürü de çıkıntı.
ADNAN OKTAR: Tabii o çıkıntının aynısını yapıyor.
OKTAR BABUNA: Toplanıyor böyle pozisyon alıyor. Bu da yaprak şeklindeki böcek.
SUNUCU: Yani şöyle bir bakınca hiçbir böcek görünmüyor ama, nasıl da kamufle ediyor kendini.
OKTAR BABUNA: Tam yaprak gibi zaten görüntüsü maşaAllah. Bu şekilde gizlenip kendilerini tehlikelerden koruyabiliyor canlılar. Bu da Allah’ın yarattığının çok net bir delili, açık bir delili inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Yunus Suresi’nde. “Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur’an’dan okuduğun herhangi bir şey.” Mesela şu an biz Kuran okuyoruz değil mi, şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Onun hakkında Kur’an’dan okuduğun herhangi bir şey, sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona iyice daldığınızda biz sizin üzerinize şahitler durmuş olmayalım.” Yani şu an Ben sizi seyrediyorum diyor Allah. Şu an Allah bizi seyrediyor ve dinliyor. Zaten bizi konuşturan da Allah. “Yerde ve gökte hiçbir şey zerre ağırlığınca Rabbinden uzakta saklı kalmaz.” Yani atom da, atomun içindeki elektronlar da, protonlar da hepsi Benim bilgim dahilinde diyor Allah. “Bunun daha küçüğü” bakın daha da onun küçüğü de, yani artık fotonlar da. “…daha büyüğü de yoktur ki O’nun katında kayıtlı olmasın.” Hepsi Benim katımda kayıtlı, sabit biliniyor diyor Allah. MaşaAllah. 66. ayette “Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır.” Bir yönü de Mehdi (a.s.)’ye ve Hz. İsa (a.s.)’ya bakıyor. Hz. İsa (a.s.) göklerde, Mehdi (a.s.) de yerdedir ona bakıyor inşaAllah. “Haberiniz olsun;” diyor Cenab-ı Allah 62. ayette; “Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.” Bu aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye ve talebelerine bakıyor. Çünkü onlar için korku yoktur ve mahzun da olmayacaklar. Yani zorlu ortamlara girecekler, çatışacaklar fikren, ama hiçbir şekilde mahzun olmayacaklar. “Onlar iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır.” Hem iman ediyorlar, hem Allah’tan sakınıyorlar. “Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır.” Müjde nedir? Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, dünyada İslam’ın hakim oluşu, adaletin tesisi, huzurun, barışın ve kardeşliğin gelmesi, değil mi, dünya hayatında. Ahiret’te de Mehdi (a.s.) de, Hz. İsa (a.s.) da talebeleri de cennetteler inşaAllah. “Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.” Mesela hadislerde bildirilmişse Mehdi (a.s.), bunda değişiklik yok diyor Allah. Hz. İsa (a.s.) inecek dediysem, bunda da değişiklik yok inecek diyor Cenab-ı Allah. “Onların sözleri seni üzmesin.” diyor Peygamberimize (s.a.v.) Cenab-ı Allah. İftira ediyorlar, hakaret ediyorlar, komplo yapıyorlar, ahlaksızlık yapıyorlar o zamanın iti kopuğu, çakalı. “Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.” Yani bu izzeti nefsine ağır gelmesin diyor Cenab-ı Allah. Gücün tümü Allah’ındır. Bak onlar bir şey oluşturuyorsa diyor, onu Ben yaratıyorum diyor Allah. Bak, izzeti nefsine ağır gelmesin. Arkasından diyor ki Allah “gücün tümü Allah’ındır.” Yani onlara da o gücü veren de Benim diyor. Seni imtihan ediyorum diyor. Bunu demek istiyor diyor Cenab-ı Allah. “Onların sözleri seni üzmesin.” Bu farzdır, yani üzerse harama girmiş olur. Muhkem ayet, muhkem hüküm. Yani hiçbir şekilde üzülmemesi lazım. Üzüldüğünde harama girmiş olur. Aynı şekilde Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayettir bu. Çünkü Mehdi (a.s.)’ye de çok fazla iftira edilecektir, çok fazla aleyhine konuşulacaktır. O zaman biz de diyoruz ki Mehdi (a.s.)’ye: “Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz ‘izzet ve gücün’ tümü Allah’ındır.” Senin karşılaştığın bütün olaylar Allah’ın izniyle oluyor diyoruz inşaAllah Mehdi (a.s.)’ye. Zaten Allah sonra da 66. ayette diyor ki: “Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır.” Mehdi (a.s.) de, İsa (a.s.) da Allah’ın kontrolünde diyor Cenab-ı Allah inşaAllah. 86’da; "Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar." 86’da bir olay var demek ki. Yani 1986’yı işaret ediyor. "Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar." Bir azap ve zorluğa işaret var. “Musa ve kardeşine” Bu ayetler de Mehdi (a.s.)ve Hz. İsa (a.s.)işaretler var inşaAllah. İkinci anlamı açık olan anlamıdır, ikinci anlamını da ayrıca veriyorum. Üçüncü, dördüncü, beşinci anlamları da var. “…vahy ettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın,” Mehdi (a.s.)’ye yönelik nedir? Bulunduğu yerde Müslümanların evleri olsun. Kardeşlerinizin evleri olsun, evler açın. “..evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan yerler yapın.” O evler de Allah anılsın, ibadet edilsin. Allah’a adayın o evleri diyor Allah. “ve namazı dosdoğru kılın.” Beş vakit, tam tadili erkan’la Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tarif ettiği gibi namazı kılın “...ve Müminleri de müjdele” diyor. Biz de ne diyoruz? Dünyada hakimiyet ahirette cennet var inşaAllah diyoruz. Ama hepsinin üstünde aslolan Allah’ın rızasıdır diyoruz. Allah’ın rızası için gayret edelim diyoruz inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ye bakan yönü de odur inşaAllah. 90’da: “Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik;” Mehdi (a.s.) de denizden geçecektir hadis var biliyorsunuz, kuru bir yol açtığı yoldan diyor yani Boğaz köprüsünden geçip İstanbul’a geleceğine dair hadis var. Yani bu şekilde açıklamıyor hadis ama, hadisin üslubundan anlıyoruz. Çünkü kuru bir yoldan geçerek boğazı geçer diyor Mehdi (a.s.). Kuru yol Boğaz köprüsüdür, başka bir yol yok. “Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü.” Hz. Musa (a.s.)’nın peşine düşüyorlar Firavun ve askerleri. Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’ye bakan yönü de Ergenekon Örgütü, masonlar, dinsiz, bir kısım ateistler, Mehdi (a.s.)’yi ve Hz. İsa (a.s.)’nın rahatını, huzurunu, şevkini, mücadele azmini kırmak için ona karşı mücadele verecekler. Aynı zamanda da münafıklara da bakıyor. Çünkü Mehdi (a.s.)cemaatinin içinde münafıklar da çıkacaktır. Kendi içerisinde münafıklarla da mücadelesi de, onlara da bakıyor. “Andolsun, Biz İsrailoğulları’nı, hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik” 93. ayet. Mehdi (a.s.)’ye bakan yönü nedir? İstanbul gibi güzel bir yere yerleştirecektir Mehdi (a.s.)’yi. Hatta denizin kenarında diyor bayrağı diker diyor. Demek ki denizin kenarında olacak Mehdi (a.s.)’nin evi yahut yeri ne ise. Değil mi? Güzel bir yere yerleştirecek Cenab-ı Allah inşaAllah ona bakıyor inşaAllah. “..temiz şeylerden kendilerine rızık verdik.” Mehdi (a.s.)’nin temizliğe verdiği önemden de bahsediyor. Müslümanların temiz olmasının önemine dikkat çekiyor. Çünkü Allah müminler temizdir diyor Allah, Tahir’dir. Bulunduğu yeri de temizle diyor Peygamber Efendimize (s.a.v.) Cenab-ı Allah. Üstünü temizle diyor. Müslümanın üstü başı, eli, yüzü, vücudu, olduğu her yer temiz demek oluyor. Bu Allah’ın emri, farzdır. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah 101. Ayet, ki 2001’e bakan bir ayet olarak görüyoruz aynı zamanda. “De ki: "Göklerde ve yerde ne var?” Yerde Mehdi (a.s.) var, gökte de Hz. Mesih (a.s.) var. İnşaAllah. “Bir bakıverin.” diyor Allah."…İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz.” İmansızlar bunlardan etkilenmezler diyor Allah. Açık yani istediğiniz kadar uyarın, etkilenmezler diyor Allah. 103. ayet, 2003’e bakıyor olarak görüyoruz aynı zamanda. “Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri işte diyor böyle kurtarırız;” diyor Allah. Yani iftiralardan, hakaretlerden, baskılardan, şiddetten kurtarırız. “…müminleri kurtarmamız” bak “müminleri kurtarmamız Bizim üzerimize bir haktır.” Cenab-ı Allah diyor; söz veriyorum diyor, müminleri mutlaka kurtaracağım diyor. İkinci bir yol yok Allah, Ben söz verdim diyor. Müminseniz mutlaka kurtaracağımız diyor Allah ama sabredeceksiniz diyor Allah. Yani olaylarla karşılaşacaksınız ama, sabredeceksiniz diyor. “De ki: "Ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku içindeyseniz, ben, sizin Allah'tan başka ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum, ancak ben, sizin hayatınıza son verecek olan Allah'a ibadet ederim. Ben, müminlerden olmakla emrolundum." Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça müşriklere bunu söylüyor. “Ve: "Bir muvahhid (hanif) olarak yüzünü dine doğru yönelt ve sakın müşriklerden olma," Yani tek bir Allah’a inan ve sakın müşriklerden olma. Yani üçlemeye, testise, veya başka sapkın inançlara gitme diyor Cenab-ı Allah. 107. ayette “Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O'ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur.” Yani, her türlü zorluk, acı, bela Allah’tan gelir. Bana mahsus bir şey bu diyor Allah. Yani sen başka türlü düşünme diyor. Çünkü aslı yok, doğrusu sadece Allah’ın yaratmasıdır. “Ve eğer sana bir hayır isterse, O'nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir.” Mehdi (a.s.)’ye bakan yönü olarak bakıyoruz. “Allah sana bir zarar dokunduracak olsa,” Mesela hapse sokacak olsa, bunu ben yaparım diyor Cenab-ı Allah. Veyahut birileri baskı yapsa, birileri iftira, veyahut suikast yapılsa, ki Mehdi (a.s.)’ye yapılacaktır bunlar. “..O'ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur.” Ben yaparım diyor, kaldırırım diyor. Seni hapisten ben çıkarırım, suikasti ben önlerim. Başına gelecek bir bela olduğunda onun etkisini de ben kaldırırım diyor Cenab-ı Allah.”...ve eğer sana bir hayır isterse,” seni İslam aleminin başına getirecekse, İslam’ı dünyaya hakim edecekse, “O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur.” Kimse bunu durduramaz diyor. Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin, ne iddia edilen Ergenekon Örgütü, ne masonluk. Bakın Allah açıkça söylüyor; “...bol fazlını geri çevirecek te yoktur.” Hiç kimse çeviremez diyor Allah. “Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir.” Yani bu hayrı kimi dilediyse ona isabet ettirir, evet. “O, bağışlayandır, esirgeyendir.” Hem korur, kollarım diyor, hem de günahlarınız varsa bağışlarım diyor Allah. 109. ayet “Sana vahyolunana uy” Kuran’a uy, Kuran’a göre hareket et. “Allah hükmünü verinceye kadar sabret.” Sakın telaş etme diyor. Sabret, bekle. Yani hastalıksa da, belaysa da, dertse de, hapisse de, iftiraysa da, değil mi, soysuzların oyunlarıysa, münafıkların hileleriyse de sabret. “O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” Yani en hayırlı hüküm veren benim diyor Allah ve bana güveneceksiniz diyor Allah. Cenab-ı Allah Hud Suresi’nde diyor ki; “Andolsun, Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak,” önce bir rahmet, mesela bolluk veriyor, zenginlik, sağlık, sıhhat, veriyor. Fakat “sonra bunu kendisinden çekip-alsak,” imtihan için, “kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir nankördür.” Allah’a isyan ediyor, niye böyle... Kim verdi onu sana? Allah verdi. Kim alıyor? Allah alıyor. E ne oluyorsun? Değil mi? İnşaAllah. “Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, bu sefer de kuşkusuz; "Kötülükler benden gitti" der. Çünkü o, şımarıktır, böbürlenendir.” Kendisi yaptığını düşünüyor. Mesela kanser oluyor. En iyi hastaneye gittim diyor. Muazzam tedavi uyguladım diyor. İşte bilmem ne otundan yedim diyor, falan ilaçları aldım diyor. İlaçların etkisiyle diyor şey gitti benden diyor, hastalık gitti diyor. Senden hastalığı Allah götürdü. Ve de şımarıyor, böbürleniyor bu sefer de televizyonlara çıkıp o şımarıklığını göstertiyor. Allah’a hamd edeceğine, tabii. Bu diyor bilimin başarısı diyor. Bilimi kim yaratıyor? O ilaçları kim yaratıyor, değil mi? İnşaAllah. 116. ayette “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” Bu sahtekar Hocalar oluyor ya, durduk yere şu haramdır, şunu yapmayın işte, şunu seyretmeyin, şunu etmeyin... “Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz” diyor. Kuran’da açık bir hüküm yokken, Peygamberimizin (s.a.v.) böyle bir beyanı yokken, değil mi? “Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler” diyor. Bak, “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla” yani demek ki dili yalana alışık sahtekarlar var. Gece, gündüz yalan söylüyor. Adın ne desen, yalan yani. Sağa dönüyor yalan, sola dönüyor yalan. Klasik sahtekar. Din adamlarından böyle tiplerle karşılaşıyoruz, değil mi? Bak Allah onun için diyor ki; “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla” alışmış adam, “şuna helal, buna haram demeyin.” Kendi kendinize fetva çıkartmayın diyor Allah. Yalan uydurmayın, “çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz” diyor. “Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler” diyor.
SUNUCU: Şimdi Hocam iki gün önce televizyonda izledim. Bir imam, Hocamız, hepsine saygılarımızı iletiyoruz buradan. Yılbaşı ile ilgili bazı açıklamalarda bulundu. Şimdi öyle bir açıklamaydı ki; ben bir genç olarak izliyorum ve kanalı değiştirme gereğinde bulundum. Neden? Öyle bir anlatıyor ki, ey insanlar, ey kafirler, cehennemliksiniz siz, şöylesiniz, böylesiniz. Şimdi böyle bir anlatma mı iyidir ya da şunu mu demesi lazımdır? Müslümanların yılbaşına bakış açısı şu olmalıdır diye böyle ılımlı mı anlatmalı? Yoksa bu aynen buradaki gibi, kafirsiniz siz, o kanaldan o kanala geçiyorsunuz. O cehennemden, o cehenneme geçmektir diyor, kanal değiştirmek. İnsanları böyle soğutup, sanki bir yanlışlık var yani. Üslupta mı yanlışlık var? Cehennemliksiniz diyor, buna sen nasıl karar verebilirsin? Saygılıyım hepsine ama...
ADNAN OKTAR: Evet, bunu diyenin kendisinin yapmaması gerekiyor. Bakıyoruz böyle tipler uzun uzun anlatıyorlar, izah ediyorlar. Sonra bakıyoruz ki akıl almaz şekilde, kapsamlı şekilde kendisi yapıyor. Bir kere bu yılbaşı olayı, yılbaşı Hz. İsa’nın doğumunun kutlanışı mı?
OKTAR BABUNA: Christmas, evet Hocam. Bundan kısa bir süre önce.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere Hz. İsa (a.s.) bizim Peygamberimizdir. Yani o benim canım, ciğerim, ruhum, etim, kemiğimdir. Yani canımdan çok seviyorum ve inişini de hasretle, aşkla bekliyorum. Onun doğum günüyse o gün, ben onu iftiharla hatırlarım, sevinç duyarım. Yani ondan niye rahatsız olayım? Hz. Musa (a.s.)’nın doğum günü belliyse, o gün ben aşkla, muhabbetle onu anarım. Yani niçin rahatsız olayım? Resullulah’ın (s.a.v.) doğum günü olduğunda nasıl mutluluk, sevinç duyuyorsam, hepsi onlar benim Peygamberimdir. 0 gece adam rezalet çıkartıyorsa o ayrı bir konu. Biz onu telin ederiz. Ama niye ben onun doğum gününden sevinç duymayayım? Peygamberin. Yani akıl mı şu? Tabii, iftihar ederim ben. Hangi Peygamberin doğum günü belliyse, ne güzel, sevinçle ben onu anarım yani, değil mi? Ama rezalet çıkartmak ayrı konu, inşaAllah. Rezalet her zaman anormal bir şeydir zaten. Yani şu gün rezalet çıkartmayın denir mi?
“Eğer” diyor İsra Suresi’nde. “Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz.” Yani güzel ahlaklı olun, çünkü insan kendi mutlu oluyor, kendine bereket geliyor. Allah’ın rızasını kazanmış oluyor. Ahirette de o mutluluğu, o güzelliği görüyor ve beyninin içindeki o görüntüye zaten iyilik etmiş oluyor. Beyninin içindeki görüntüye, Allah’ın yaratığı görüntüye iyilik ediyor. Sonunda kendi de mutlu oluyor. Diyor ki; “iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir.” Çünkü adam, mesela kin, nefret, öfkede, intikamda insanların tansiyonu yükseliyor, kalbi çarpıyor, sapsarı oluyorlar, beti, bereketi kesiliyor, bir uğursuzluktur gidiyor. Ama affedici olan, şefkatli olan insanlar hem iç huzur içinde oluyor, hem neşeli oluyor, hem sinirleri yatışıyor, hepsinin üstünde Allah’ın rızasını kazanıyorlar. “Sonunda vaad geldiği zaman,” diyor. Yani ahir zaman geldiğinde, Mehdi (a.s.) geldiğinde, Mesih (a.s.)geldiğinde, “Sonunda vaad geldiği zaman,” Arapça bilen kardeşlerimiz açsın, baksınlar, harf, harf saysınlar, 2019 tarihi. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru ve Mesih (a.s.)’in de beklendiği tarihi veriyor, inşaAllah. Evet, Oktar var mı senin anlatmak istediğin bir şey?
OKTAR BABUNA: Hocam sizin ahirzamana ilişkin söyledikleriniz birer birer çıkıyor. Onlarla ilgili haberler var. Uygun olur mu, göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Tamam bakayım.
OKTAR BABUNA: Siz ekonomik kriz başladığında 2014’e kadar sürecek, daha da ağırlaşacak demiştiniz. Arka arkaya haberler geliyor, hakikaten bütün hızıyla sürdüğü, hatta ABD’de, Amerika’da açlık tehlikesi baş göstermiş, 633 bin kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bildirilmiş, Washington eyaletinde, Amerika’nın.
ADNAN OKTAR: Ben ne dedim iki yıl önce?
OKTAR BABUNA: Evet, 2014’e kadar sürecek ve ağırlaşacak dediniz, gittikçe ağırlaşacak dediniz.
ADNAN OKTAR: Ama dedim ki, bakın, en önemli konu tarıma ağırlık verilsin, dedim. Gıdada sorun çıkacak dedim. Açlık tehlikesi baş gösterecek dedim. Onun için her ülkede ve Türkiye’de de tarıma ağırlık verilsin. Tarıma, hayvancılığa, barınma ve ısınma ve enerji. Bunlara ağırlık verilsin dedim. Yani bunlar atlatılırsa sorun değil. Bizim milletimiz kanaatkardır zaten bir lüks araması yok. Mesela Yunanistan’da, orada, burada bir ekonomik kriz şiddetli vuruyor ama onların mesela dört televizyonundan ikisi gitti mi onlar için çok büyük bela oluyor. Benim milletim gariban, mazlum, tertemizler. Bir televizyonu oluyor, onlara yetiyor zaten. Bir odaya doluşup, seyrediyorlar. Onun için ekonomik krizin bize o yönden bir etkisi olmaz. Yani lüks düşkünlüğü yok bizim milletimizin. Ama Avrupa’da lüks düşkünlüğü var. Amerika’da lüks düşkünlüğü olduğu için, lüks de ortadan kalkmış oldu. Onlar için çok facia bir ortam meydana geldi.
SUNUCU: Daha fazla tepe taklak oldular o zaman insanlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, şiddetli vurdu onlara. Ama bizim milletimizin yiyecek ihtiyacı karşılanırsa, barınma ihtiyacı ve ısınma ihtiyacı karşılanırsa zaten neşeli, güzel insanlar benim milletim. Sevecendir, mazlumdur. Yani zeki, güzel ahlaklı, sevecen bir kişiliği vardır ama, kanaatkardır. Yani böyle şey değildir. Yani garibandır derken, tabii şu, mazlum, yani o anlamda. Hepsini tenzih ederim de bir kısmı öyle. Bir kısmı da çok uyanıktır bizim milletimizin. Epey bir kısmı da öyledir. Ama bir kısmı garibandır. Yani fakirdir, eziktir. Kendi yağıyla kavrulur. Ama çok büyük bölümü de süper uyanıktır yani. Onun için Atatürk diyor; “Türk Milleti zekidir” diyor. Çok, çok yamandır bizim milletimiz böyle. Hakikaten Avrupa’da da, her yerde biliniyor. Hayret edecek zekaya sahipler. Belki çok acı çekmiş olduklarından olabilir. Yani çok çile çekmiş olduklarından olabilir. Ama genetik olarak da çok zekiler. Fakat acılar, çileler, zorluklar da onları hem pratik olmaya yöneltti, hem de çok yaman olmalarını sağladı, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: İslam Birliği’nin oluşumuyla ilgili her gün yeni haberler çıkıyor. “Türkiye Osmanlı görkemini canlandırmaya çalışıyor.” Cumhuriyet’te çıkan bir haber. Strateji gazetesi, “G2’de yayınlanan bir rapora göre Avrupa Birliği tarafından reddedilen, sonra yüzünü İran’a dönen Türkiye Osmanlı görkemini canlandırmaya çalışıyor” diyor Hocam inşaAllah. Özbekistan Cumhurbaşkanı da “Türkiye kardeş devlet” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim 2 yıl önce böyle sözlerin esamesi yoktu. Kimsenin aklının ucundan bile geçmiyordu. Ben yıllar önce söyledim ekonomik kriz olacağını, Türk İslam Birliğinin oluşacağını 20 yıl önce kitabımda yazdım. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü de 10 yıl önce bu operasyondan 10 yıl önce kitabımda yazdım, isim vererek, iddia edilen Ergenekon Örgütü şeklinde açık açık ifade ettim. Örgütün yapısını da açıklamıştım, 10 yılı da geçiyor,
OKTAR BABUNA: 10 yılı geçti Hocam, 96 olması lazım Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet 96 çok daha fazla tabii.
OKTAR BABUNA: Rusya’ya dikkat çekmiştiniz Hocam oradan da sürekli müjdeler geliyor, “Putin’in imam hatip ilgisi,” İmam Hatip sistemini, Putin’in de danışmanın da bulunduğu bir heyet Türkiye’de imam hatip lisesi modelini inceledi. Rusya 25 yıl sonra nüfusunun yarıdan fazlasının Müslüman olacağını düşünerek din eğitimin altyapısı için harekete geçti, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Putin Türkiye’deki Müslümanlık anlayışını çok beğeniyor, Türk İslam Birliği’ni de istiyor ama bizi de içinize alın diyor. Anlatmak istediği bu yani ayırmayın ayrı gayrı olmasın diyor. Ruslar zaten güzel insanlar biz niye ayıralım. Asil millettir Ruslar. Devlet olarak da Allah Kıyamet’e kadar güç kuvvet versin, neşeli olsunlar, bereketli olsunlar ama Türk İslam Birliği’nin üyesi olsunlar inşaAllah biz buna dua ediyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İslam Konferansında da gözlemci üye olarak bulunuyor, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok şiddetli istiyorlar zaten.
OKTAR BABUNA: “Türkiye’yle Suriye imkânsızı başardı,” 10 yıl önce savaşın eşiğine gelen Suriye ile Türkiye arasında ki inanılmaz gelişmelere dikkat çekiyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak 10 yıl içerisinde maşaAllah, nereden nereye inşaAllah.
Bakın Neml Suresi’nde "Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a” diyor bakın göklerde ve yerde saklı, göklerde Hz. İsa (a.s.) saklı, yerde de Mehdi (a.s.)saklıdır inşaAllah. Hz. Süleyman diyor ki, Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “Dedi ki: "Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı. Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır." Onun için Müslümanlar böyle mektup yazarken mesela biz kitaplarımızın hepsinde Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyladır, kapağın ilk açılışında bu vardır. Bütün eserlerde vardır. Ahirzamana bakan şekli de budur yani Cenab-ı Allah böyle bereketli güzel hayırlı işlerde mutlaka Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlayın tarzında bir uyarısı olmuştur çünkü bereket olur, maşaAllah. Bakın Nem Suresinde; “şehirde dokuzlu bir çete vardı.” İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yapılanmasının asıl yapılanması dokuz kişidir. Yöneticileri.
OKTAR BABUNA: Tabii dokuz kişiden oluşuyor. Dokuz harften oluşuyor Ergenekon kelimesi.
ADNAN OKTAR: Ergenekon kelimesi dokuz harften oluşuyor. Evet. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bakan bir ayet aynı zamanda. Bakın Allah diyor ki; “Onlar hileli bir düzen kurdu. Hileli ince bir düzen kurdu. Biz de onların hilesine karşı farkında olmadıkları bir düzen kurduk.” Nerden bilsinler Hızır’ı nerden bilsinler içlerinde olduğunu. “Artık onların kurdukları hileli düzenin uğrayacağı sona bir bak”, diyor Allah. Ne hale gelecekler. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bakan bir ayet aynı zamanda. Mesela diyor ki; Cenabı Allah. 64. ayette Nem suresinde; “...yerde halkı sürekli yaratmakta olan, Allah sürekli bizi yaratıyor.” Her an yaratıyor. “Sonra onu iade edecek olan...” mesela ölüyoruz sonra yeniden iade edecek olan o. Yeniden beden veriyor. Yeniden o ruh canlanıyor. “Ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı?” Gökten rızıklanmak. Mesela insanlar bilmiyorlardı. Gökten nasıl olur diyorlardı. Proteinin yapısında azot var. Bitkiler fotosentez yaparken oksijeni kullanıyorlar. Karbondioksiti kullanıyorlar değil mi? Güneş ışığını kullanıyorlar. Sonunda bitkiler bize yiyecek sunuyorlar. Bitkiler biliyorsunuz manav dükkanı gibi maşaAllah. Gidiyorsun patlıcanlar yerde domatesler dallarında sarkıyor. Seyyar manav gibi. Üzümler dallarından aşağı sarkıyor. Buyurun diyor üzümler bak Cenab-ı Allah bize emretti. Biz de size hazırladık diyorlar. Tahta bak sapları tahtadan. Her tahtanın ucunda bir şeyler. Elma mesela tahtanın ucunda, dallarında elmalar sarkıyor. Cenab-ı Allah onları vazifelendirmiş o ağaç dalları. Alıp koparıp yiyor insanlar. Narlar, üzümler , muzlar hepsinin kökü toprağın içine girmiş, toprakta çamurlu su ve güneş. Gökten azot alıyorlar. Onu da bitkiler, değil mi? hayvanlara naklediyor. Hayvanlar yiyor onu, o da et oluyor. Biz de onları ızgara yapıp yiyoruz. Bak “gökten rızık indiren” diyor Cenab-ı Allah. Gökten nasıl indiğini daha yeni anladı insanlar. Bilim yeni anladı. Bilinmiyordu. Boşluk, hava var zannediyorlar. Hiçbir şey yok gibi görüyorlar.
Oktar var mı anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam, yuvarlanan tohumlar var. Çölde bazı tohumlar yuvarlanarak etrafına tohum saçıyorlar. Bu özel bu bitki bulunduğu yerden kum fırtınaları sebebiyle kumda açığa çıkabiliyor. Bunun üzerine çok özel bir tasarım var maşaAllah. Yaratılış itibariyle yuvarlanarak hareket ediyor. En ufak bir rüzgarda yuvarlanmaya başlıyor. Tabii yokuş aşağı burada görüldüğü gibi. Bu şekilde kendine yeni bir yer arıyor. Bu yapısından dolayı böyle yuvarlana yuvarlana gidiyor. İçindeki tohumları da saçıyor etrafa giderken maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Epey bir yol aldı.
OKTAR BABUNA: Evet. O da neslini bu şekilde devam ettiriyor. Biraz önce gördüğümüz patlayan tohumlardı. Bunlarda yuvarlanarak saçıyor tohumlar etrafa maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Gördüklerimiz arasında en ilginç olanlarından biriydi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın Cenab-ı Allah diyor ki, Fatır Suresi’nde: “Diri olanlar ile ölüler bir değildir. Gerçekten Allah dilediğine işittirir. Sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin.”Allah diyor ki insanların büyük bölümü ölü diyor ama siz farkına varmıyorsunuz. Onların bakıyor olması konuşuyor olması yemek yiyor olması sizi aldatmasın diyor. Aslında onlar ölü diyor Allah. Ölü oldukları için anlamıyorlar diyor. Yani muhkem ayet. “Gözleri var görmez kulakları var işitmez” diyor Allah. O yüzden sizi dinlemez diyor Allah. Onların yaratılışı öyle. Yani küfür için öyledir. Ama mümine Allah hidayet veriyor. O Allah’tan içi titreyerek korkar. Kokar ve hemen anlar. Onun için anlattıklarını anlamayınca Peygamber Efendimize (s.a.v.) söylüyor Allah. Neredeyse kendini helak edeceksin onlar iman etmiyorlar diye. Müthiş üzülüyor Peygamber (s.a.v.). Kendini helak ediyorsun diyor. Artık kalbine ağrılar giriyor sıkıntıdan değil mi? Müthiş üzülüyor. Kendini üzme diyor Allah. Defalarca uyarıyor Peygamberimizi (s.a.v.). “Sen yalnızca bir uyarıcısın. Şüphesiz biz seni hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” Hak ile yani Kuran ile müjde, bir müjdeci. İslam’ın dünyaya hakimiyetine. Mehdi (a.s.) müjdeleyecek. Peygamberimize (s.a.v.) bakıyor ama Mehdi(a.s.)’ye bakan yönü budur. Müjdeci. Nasıl Mehdi (a.s.) müjdeliyor. İslam dünyaya hakim olacak adalet gelecek bolluk bereket olacak. Allah’ın rızasını kazanacaksınız diyor. Ve bir uyarıcı olarak sakın bak Darwinizm’e uymayın, materyalizme uymayın, komünizme uymayın birbirinizi sevin, bölünmeyin diyecek, Mehdi (a.s.) inşaAllah. Ebcedini Arapça bilen kardeşlerimiz saysınlar tam 1983 yılını veriyor. Mehdi (a.s.)’nin faaliyete başladığı yıllar. En zorlu yıllarıdır Mehdi (a.s.)’nin. Hiçbir ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın. Buna da bakabilir kardeşlerimiz ayetin devamı 2026 İslam’ın dünya hakimiyeti. İnşaAllah. 33. ayet “Adn Cennetleri onlarındır. Oraya girerler. Orda altın bileziklerle ve incilerle süslenirler. Orada onların elbiseleri ipektendir.” Hani evrim vardı? Buradaki bilezikler evrimle mi oldu? İnciler evrimle mi oldu? Onların elbiseleri ipektendir diyor, ayette. Bu evrimle mi oluyor orada ki cennet elbiseleri? Değil mi? Derler ki; Bakın öyle sahtekar Hocalar var ki insanların yaratılışını, Cennetteki yaratılışı da evrimle anlatmaya çalışıyorlar. Fakat bu konuları unutuyorlar. Kafaları çalışmıyor. Bunu hatırlatınca derhal duruyorlar. Ondan sonra sesleri çıkamadı daha. Ortaya da çıkmadı öyle tipler vardı. Özellikle o Freddy’nin Kabusu. O pirana balığı gibi çıkmıştı ortaya. Baktı ki ortalık boş değil, bir daha ortaya çıkmadı. O bir gizli hücreydi aslında. Uyutulan bir hücre zamanın gelince çıkarılacak. Böyle Müslümanları bozguna uğratmak için tasarlanmış tiplerden bir tanesiydi. Ama o bizim gibi insanları pek hesap etmedi. Yani anında onu tepesinin üstüne yere çarpacak tipleri. Fikren bilgiyle. Cennette diyor ki müminler “bizden hüznü giderip yok eden Allah’a hamdolsun.” Hüzün yok. Dünyada hüzün insanın başının belasıdır. Havada sinek uçsa hüzünlenir, bir şey olsa hüzünlenir, yağmur yağar hüzünlenir, kar yağar hüzünlenir. Dedesinin resmini görür hüzünlenir. Babası bir şey der hüzünlenir. Evde yemeği beğenmez hüzünlenir. “Sen ancak zikre Kuran’a uyan gayp ile rahman olan Allah’a karşı içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın.” Bak “Kuran’a uyan. Gayp ile rahman olan Allah’a karşı içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın.” Allah’ı görmediği halde içi titreyerek Allah’tan korkanı uyarabilirsin. “İşte böylesini bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.” Hem bağışlayacağım diyor Cenab-ı Allah hem de üstün bir ecirle, yüksek bir sevapla müjdele diyor. Yasin Suresi 6. ayet. Bu Yasin Suresi’ndeydi. “ Babaları uyarılmamış böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için gönderildin.” Darwin’in dedesi uyarılmamış kendi de uyarılmamış, şukerası da uyarılmamış aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayet. “Andolsun onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur. Artık inanmazlar.” Yani ne yaparsanız yapın inanmazlar diyor. İster fosil göster ister proteinlerin tesadüfen olamayacağını ispat et. Artık gitmiş kafa. Gerçekten biz onların boyunlarına çenelerine kadar dayanan halkalar geçirdik.” Bu yüzden başları yukarı kalkık. Enaniyet kibirden... Yani ayet onu vurguluyor. Yani kendini beğenmişlikten artık neredeyse kafalarını yiyecekler. O haldeler yani.
SUNUCU : Hocam kısa bir aramız varmış. Şimdi hemen ben şunları hatırlatayım size. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Ayrıca Hocamızın kitaplarını tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebileceğiniz internet adreslerimizi söylüyoruz; www.harunyahya.com ve www.harunyahya.net adreslerinden de Hocamızın eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Şu anda küçük bir ilan arası, sonra birlikteyiz.
Tekrar merhabalar yayınımıza hoş geldiniz kısa bir ilan arasından sonra tekrar birlikteyiz. Buyrun Hocam devam edelim sohbetimize.
ADNAN OKTAR: Edelim inşaAllah. Oktar sen demin bir şey söylemiştin.
OKTAR BABUNA: Papağan’la kedi arasında dostluk, muhabbeti gösteren bir filmimiz var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne yapıyor öyle masaj mı yapıyor?
OKTAR BABUNA: Seviyor.
ADNAN OKTAR: O da şaşırdı hayvancağızı napıyor diye.
SUNUCU: Papağan’ın surat ifadesi çok komik, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o da onu yalıyor herhalde öyle, ama süper uyanık bir papağan bu anladığım kadarıyla. Çok akıllı hayvanlar Allah’ın hikmeti yani o kadar uzun konuşabiliyorlar ki, değil mi? Aynı insan gibi bir de şiveyi de tutturuyor.
SUNUCU: Ses tonlamasını da yapabiliyor.
ADNAN OKTAR: Hayret edecek şey ses tonunu nasıl tutturursun?
SUNUCU: Ev sahibinin sesini çıkartabiliyor ayırt edilmiyor.
ADNAN OKTAR: Çok garip ya aynısı yapıyor mesela erkek sesi ise erkek sesi, kadın sesiyse kadın sesi yapıyor. Çok garip maşaAllah. Bak hayvancağıza hiç rahatlık vermiyor. Ama o halinden memnun o da yani, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Kedi var aynı zaman da tavşanlara çok sevgi, merhamet gösteriyor, nezaketli davranıyor.
ADNAN OKTAR: Nedir? Onları yavrusu zannediyor ama o da bayağı iri bir kediymiş maşaAllah bayağı güzel. Onları öyle yavru gibi gördüğü için seviyor. Süper sevimli ama bayağı güzelmiş hayvan maşaAllah. Hayvan’ın tepesine doluştular. Arasıra da ufak uyarılar yapıyor, ayarını takın gibisinden, o da ne oluyor falan gibi bakıyor.
Münafıklardan da çok kaçınmak lazım Müslümanlar için en büyük tehlikedir münafıklar. Allah esirgesin en büyük tehlikelerdendir. Cenab-ı Allah diyor ki: “Andolsun daha önce onlar fitne aramışlardı, (Şeytan’dan Allah’a sığınıyorum) ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonun da onlar istemedikleri halde hak geldi ve Allah’ın emri ortaya çıkıp üstünlük sağladı.” Peygamber Efendimize (s.a.v.) hitap var ama aynı zamanda Mehdi’ye (a.s.) hitap ediyor ayet. Bakın “Andolsun daha önce onlar fitne aramışlardı...” Mehdi’nin (a.s.) çıkışından önce de fitne aramışlardı, “...ve sana karşı bir takım işler çevirmişlerdi.” Komplolar oyunlar fitneler “... sonunda onlar istemedikleri halde...” Müslümanların lehine bir şeyin gelişmesini, Mehdi’nin (a.s.) lehine bir şeyin gelişmesini istemedikleri halde ki Peygamber Efendimize asıl (s.a.v.) bakıyor ayet o devirdeki olaylara bakıyor ama ahirzamana bakışıda çok açık ayetin bak “..sonunda onlar istemedikleri halde hak geldi...” yani Mehdi (a.s.) zuhur etti güzel ahlak, sevgi, barış, kardeşlik hakim oldu. “..Ve Allah’ın emri ortaya çıkıp üstünlük sağladı..” Allah’ın emri nedir? Barış, sevgi, dostluk, iyilik, bereket, bolluk “Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Onlardan kendilerine verilirse hoşlanırlar...” yani öyle para-pul, imkan, araba ne ise verilirse hoşlanırlar. “..kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazaplanırlar..” bu sefer de kinleniyorlar Peygamber’e (s.a.v.) karşı, nefret ediyorlar. Ama bir iyilik yaparsa onlara bereket oluşursa o zaman seviniyorlar. ” Eğer onlar Allah’ın ve elçisinin verdiklerinden hoşnut olsalardı ve bize Allah yeter Allah pek yakında bize fazlından verecek O’nun elçisi de. Biz gerçekten ancak Allah’a rağbet edenleriz deseydiler ya.” diyor Cenab-ı Allah. Allah’ın verdiği elçiler mesela o zaman imkanlar dar ise imkanlar ona razı olun diyor Cenab-ı Allah ama deyin ki diyor; “..bize Allah yeter Allah pek yakın da bize fazlından verecek.” Daha da fazlasını verecek inşaAllah deyin diyor Cenab-ı Allah. “İçlerinden peygamberi incitenler ve her sözü dinleyen bir kulaktır diyenler vardır.” Bakın Peygamber Efendimizi (s.a.v.) o devirde incitiyorlar sözle, üslupla iftira ediyorlar, çirkin söz söylüyorlar, komplolor hazırlıyorlar aynı şekilde Mehdi’ye (a.s.) bakıyor bu ayet “..içlerinden peygamberi dinleyenler vardır o her sözü dinleyen bir kulaktır.” Mehdiye de (a.s.) aynı iftiraların atılacağına Kur’an işaret etmiş oluyor. Yani peygamber Efendimizin (sav) istihbarat gücü, bilgi gücü onu da eleştiriyorlar. Yani her sözü dinleyen bir kulaktır... insanların lehine kullanıyor o bilgiyi. Allah rızası için yapıyor. “O sizin için bir hayır kulağıdır” diyor Cenab-ı Allah, lehinize o sizin diyor. “İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey..” bir şeyler infak ediyorlar ama Allah ben kabul etmiyorum diyor. Çünkü ahlaksızca ve vicdansızca yapıyorlar, bir şeyler hesap ederek veriyorlar. Peygamberimize (s.a.v.) para imkan sunuyorlar evlerini veriyorlar, imkanlarını veriyorlar ama daha fazlasını kazanacaklarını umuyorlar Peygamber’den (s.a.v.). Yani bire 3, bire 5 gibi sanki bir ticaret gibi. Halbuki Allah rızası için yapmaları lazım. Yani karşılığını Allah’tan istemeleri lazım ahirette istemeleri lazım. “ ..infak ettiklerinden kendilerinden kabulünü engelleyen şey Allah’ı ve elçisini tanınımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.” Yani istemeye istemeye zoraki gönülsüz infak ediyorlar. Namaza da isteksiz geliyor yani namazdan rahatsız oluyor yorgunluk duyuyor namazdan. Namazdan çıkınca artık bir dinlenelim diyor namaz kıldık diyor, camiye gittik diyor azap çekiyor. Değil mi? Kuran ona dikkat çekiyor. Bunun çirkinliğini ve yanlışlığını Allah vurguluyor. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar bazısı bazısındandır. Kötülüğü emreder iyilikten alıkoyarlar.” Yani bunların hem kadın olanları var münafıkların hem erkek olanları var. Birbirlerini kolluyor ama bunlar haberleşiyorlar, bağlantı kuruyorlar, kötülüğü emrediyorlar bibirilerine insanlara da. İyilikten de alıkoyuyorlar. İslam’ın yayılması, İslam’ın hakimiyeti bunu da engellemeye çalışıyorlar. “..Ellerini sımsıkı tutarlar.” Çok da cimriler Allah için bir şey dağıtmak istemiyorlar. “ Onlar Allah’ı unuttular, Allah’da onları unuttu.” diyor Cenab-ı Allah. “..Şüphesiz münafıklar fıska sapanlardır. Onlara sorarsan andolsun biz dalmış oyalanıyorduk derler. De ki: Allah ile onun ayetleri ile ve elçisiyle mi alay ediyorsunuz?” Var ya dinle ilgili espriler yapan bazı şaklaban, serseri , ahmaklar televizyonlara çıkıp milleti güldürüyorlar. Kur’ani konularla Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetiyle, dinin hükümleriyle böyle kendilerince espri yaptıklarını düşünüp hayasızca soytarılık yapan aşağılık şaklabanlar. Bu münafık zihniyetlere Cenab-ı Allah diyor ki: “Onlara sorarsan, Andolsun biz dalmış oyalanıyorduk derler, de ki: Allah ile onun ayetleriyle ve elçisiyle mi? (elçinin söylediği hadislerle mi?) alay ediyorsunuz. “ diyor. Saygılı olacaklar konuşurken Kur’an’a Allah’a, Kitaba, Allah’ın Resulü’ne, onun sünnetine, hepsinde saygılı bir üslup olacak. Onunla ne espri yapılır, değil mi, ne de insanları güldürmek için vesile edilir. Bak Allah tehdit ediyor diyor ki: “De ki: Allah ile onun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyorsunuz.” Münafıkları uyarıyor Cenab-ı Allah.
Başka var mı Oktar göstereceğin bir şey?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Masaj yapan bir kedi var.
ADNAN OKTAR: Bir şey daha duyduk. Böyle küçük mü görüntü?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam peki başlat o zaman.
SUNUCU: Resmen patisi ile yoğuruyor.
ADNAN OKTAR: Bunu, vtr film olarak hazırlayalım, böyle yapmayalım bir daha, sorun oluyor. Başka var mı göstereceğin film? O garibim de sesini çıtını çıkartmıyor. Ama hakikaten birbirlerine masaj yapıyorlar, ben çok gördüm kedilerde. Masajdan da çok hoşlanıyorlar, evet. MaşaAllah, yalamayı, birbirlerini sevmeyi, koruyup kollamayı, yavrularına götürüp yiyecek getiriyor, kendi aç kalıyor anneler, maşaAllah.
Bu yarınki Vakit mi? Evet yarınki Vakit gazetesinde Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a Açık Mektup diye bir ilan var. Görünüyor mu bilmiyorum şu an? Bakayım burada neler var. Tantan’ın resmi var, Adil Serdar Saçan’ın, Tuncay Özkan’ın, Ataman Yıldırım, Emin Şirin, Ümit Sayın, her devrin adamı ve Baron diyor. Çok ilginç bir ilan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın BAV davası hakkındaki 1 Nisan 2008 tarihli esas hakkındaki mütaalası da var. Ne diyor savcı onu okuyayım. “Mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır” diyor savcı. Bizim davayla ilgili, bakın devletin savcısı söylüyor. “Mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır”, delil yok diyor, aleyhte bir delil yok diyor. “Mahkemece 29.2.2008 tarihli ara kararının 5. bendinde yasak usüllerle alınan ifadeler delil olarak değerlendirilemeyeceğini C.M.K. 148. maddece anlaşıldığından hukuka aykırı olarak alındığı iddia edilen ifade ve delillerin dosyadan çıkartılması şeklindeki talebin reddine karar verilmiştir.” Yani zaten diyor, C.M.K. maddesi gereğince diyor poliste alınan ifadenin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece kabul edilmiştir. Hakikaten mahkeme dedi, polis ifadeleri geçersizdir dedi. Yani yasak usüllerle alınan polis ifadesi geçersizdir dedi, onun için çıkartmamıza gerek yok zaten biliyoruz dedi mahkeme. Savcı da diyorki, kanunen diyor bu ifadelerde geçersiz olduğuna göre, çünkü avukat yanlarında diyor, işkenceyle alınmış, mahkemede kabul etti bunu diyor geçersizliğini. Mahkeme bunu nasıl o zaman delil olarak kabul eder diyor. Bu kabul olmaz diyor, yani mahkeme kendisi söyledi zaten diyor. Geçersiz olduğunu diyor. O yüzden mahkemenin bu zorla alınan, bu polis zoruyla alınan ve avukat olmadan alınan ifadelerin kabulünü ben reddediyorum diyor. Ve dosyada bomboş diyor, sanıklar aleyhine bir delil yok diyor. Sanıklar hakkında açılanan ana davadan tefrik edilen davadan 5 sanık hakkında iddia makamı olarak, sayılı kanun gereği davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi talep edilmiş olup, mahkemece bu 5 sanığın şantaj ve çete yöneticisi üyesi olmak suçlarından beraatlerine karar verilmiş. Bakın bizim arkadaşlarımızın aynı dava, aynı dosya, aynı delillerden, aynı suç isnadından 5 kişiye beraat verdiniz diyor. Aynı kanundan. Bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir, bir de tastik edildi diyor. Bu durumda, bu durumda aynı konumda olduklarına göre sanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgüt yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından, böyle bir şey yok diyor savcı C.M.K.’nın 223-2e maddesi gereğince bütün sanıkların müsned suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi kamu adına talep ve mütala olunur diyor. Hiçbir şey yok diyor dosyada savcı, daha öncede beraat verdiniz diyor, siz kendiniz söylediniz diyor zaten polis ifadeleri geçersizdir diye diyor. Onuda geçersiz sayamazsınız diyor, saymamanız gerekir diyor, dolayısıyla beraat vermeniz, dosyada bomboş diyor, suç delili yok diyor. Ama mahkeme 3 yıl ceza verdi, ellerine sağlık, biz ona da saygı duyuyoruz. Orda bir bildikleri vardır, tabii o olaya Yargıtay kendisi karar verir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, aynı hakim heyetiydi, savcı beraat istedi, aynı sevk maddeleri aynı suçlamalar beraat verdiler. Aynı mahkeme heyeti aynı savcı, savcı yine beraat istedi. Aynı mahkeme heyeti, aynı suç isnadları, aynı kanun hükmünden ceza verdi.
ADNAN OKTAR: Evet vardır bir bildikleri, saygı duyalım, biz mahkemelere karşı saygılıyız. Ama Cumhuriyet Savcısı’nın kanaati de bu. Yani ondan sonra bir de bizim davamızda iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bağlantılarını anlatan çok detaylı yazı var. Yarın Vakit gazetesini alan kardeşlerimiz bunu görürler. Saadettin Tantan, Adil Serdar Saçan, Tuncay Özkan, Ataman Yıldırım, Emin Şirin, Ümit Sayın, her devrin adamı ve Baron. Tabii ki bu kişiler iddia edilen Ergenekon Örgütü davasında sanık olarak yargılanıyorlar. Mahkeme sonucunda neticelenecek. Fakat iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bizimli ilgili olayda çok büyük eylemleri oldu. Ben mahkemeyi tenzih ediyorum, bizim mahkememizdeki hakimleri de tenzih ediyorum. Fakat iddia edilen Ergenekon Örgütü bu olayın oluşmasında tam kadro faaliyet gösterdiler. Bunu nereden anlıyoruz, iddi edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı birinci hedef olarak gösteriliyor, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nde. Ve yazışmalarında, Adil Serdar Saçan’ın yazışmalarında, Emin Şirin’in yazışmalarında, evet, Saadettin Tantan’a yönelik onların izahlarında, Ataman Yıldırım’ın yazışmaları, Emin Şirin’in yazışmaları, Ümit Sayın’ın yazışmalarında bu konuda mebzul miktarda delil var. Ama hüküm mahkemenindir, mahkeme karar verir biz ondan sonra açıklamamızı yaparız. Ama bu konuda genel olarak bilgilenmek isteyen kardeşlerimiz bu şeyi okurlarsa, bu gazeteyi okurlarsa çok faydalı olur. Mesela, ama ben yine hiçbir iddiada bulunmuyorum, mahkemenin sonucunu bekliyorum. Fakat iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün gölgesi bu olayda çok açık görülüyor. Tekrar diyorum mahkemeyi tenzih ediyorum ben. Ama onun ortamının hazırlanması, ona zemin hazırlanmasında emek vermişlerdir. Yargıtay hakimi bir hanım, 100 klasörlük dosya geliyor, koyuyorlar 100 klasör, masanın üstüne konuyor ve bunu gören kişi hukuk profesörü, o şahitlik yapıyor, hukuk profesörü söylüyor, kadın diyorki 100 klasör getirilince, bunlara diyor verilen diyor 2 yıl cezaya diyor, 1 yıl daha ceza vermişler 3 yıl yapmışlar diyor, bu 3 yıl da az diyor daha da vermek lazım. Çünkü diyor 100 klasör dosya var diyor. Peki okudunuz mu? Hanımefendi okumamış. Peki 100 klasörün içinde ne olduğunu biliyor musun? Bilmiyorsun. Bunun 99 klasörü savunmaya ait, şahit ifadeleri, bilirkişi ifadeleri, deliller, savcının ifadeleri, binlerce delil var ispat. Yani savunma delili. Bir tanesinde suçlama var, klasörlerin bir tanesinde. Daha üstelik de okumamışsın, kardeşim bu ne kin, ne öfke? Biz de bu vatanın evladıyız, ne oluyorsun? Daha hiç eline almadan 100 klasör, bu az daha da artırsınlar demek, ne demek bu?
OKTAR BABUNA: Şimdi 300 klasör Hocam o zaman.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yargıtay Savcısı da sağolsun bizim kız arkadaşlarımız gittiler. Yani beni tanıyorlar. Evine gitmişler, misafir olarak onları ağırlamışlar. Mütedeyyin bir insan yani mütedeyyin olarak bilinen orta derecede, hepimiz gibi Türk vatandaşı. Güzel huylu. Ya demiş, ben bu dosyaya baktım, daha önce de inceledim. Bu dosyada bir şey yok demiş, görüyoruz suç unsuru yok demiş. Ayrıca zamanaşımına girmiş bu demiş 313’den dolayı. Ama demiş değerli kardeşlerim size bir şey söyleyeyim, bana baskı gelirse, beni hiç suçlamayın demiş, bana hiçbir şey demeyin demiş. O zaman size hiçbir şey diyemem demiş. Yukarıdan baskı gelirse demiş, bana o zaman bir şey demeyin demiş. Zaten bir şey demeyiz de, kimse bir şey demez. Yargıtay’a 100 klasör dosya geldi, 1,5 saat içerisinde evet doğru ceza verilmesi gerekir dedi ve gönderdi savcı. Normalde 1,5 yıl inceledi hakim bu davayı. Ona 200 klasör geldi.
OKTAR BABUNA: 100 klasörü 1,5 yıl incelemişti.
ADNAN OKTAR: Bakın 100 klasörü 1,5 yılda incelediği halde bu sefer 1,5 saatin içerisinde 200 klasöre 1,5 saat içinde karar verdi.
SUNUCU: Ne kadar büyük bir çelişki.
ADNAN OKTAR: Çelişki değil de yetenek MaşaAllah başarılı yani böyle değerli bir savcı yetiştirdiğimiz için biz gurur duyuyoruz yani maşaAllah. 200 klasörü bir anda 1,5 saatin içinde inceleyip 2 yıl ceza doğru 1 yıl da ilave kondu, o da doğru diyor. Tamamdır diyor hemen tasdik olsun diyor. Teşekkür ederim diyor ona benzer. Demiyor tabii teşekkür ederim diye de artık neyse göndermiş bu da ayrı bir üstünlük. Yani yetenek maşaAllah takdir ediyoruz eline sağlık yani inşaAllah. Burada bu çok detaylı Vakit gazetesi her zaman söylüyoruz aslandır çok güzel insanlardır. Mesela, bak Sami Özey abinin bir yazısı çıkmış burada. “İnegöl yazı başka kışı başka güzel oluyor” diyor. Bu da çok muhterem çok sevecen beni de çok seven bir ağabeyimizdir. Çok değerli insanlar hepsi maşaAllah. Allah hayra tebdil etsin Allah güzellik versin inşaAllah.
Ne var Oktar? Anlat bakalım.
OKTAR BABUNA: Çok sevimli bir kirpi var Hocam. Göstereyim mi onu?
ADNAN OKTAR: Ben onu yerim onu ben. O burnu murnu kulakları. Patiyi. Yani felaket sevimli herif. MaşaAllah ayakları da pembe pembe patiler. Bizim bahçede de geziniyordu bir de baktım bizim küçük kedilerden bir tanesi patisiyle bir şeylerle uğraşıyor. Bundan biraz daha büyük bir tane kirpi. Pıtır pıtır pıtır otların arasında gidiyordu. Onu görmüş onunla ilgileniyor ama hafif böyle yavaş yavaş vuruyor ona böyle şey yapıyor. Ben de ellemedim. Çünkü doğal hayatta çok iyi yaşıyorlar kirpiler. Yazık şimdi onu bir kutuya alsak bir şeye alsak falan rahat yaşayamaz hayvan. Doğal güzel yaşadıkları için ellemedim. Evet yani mutlaka doğal hayata bırakmak lazım. Çok sıkılırlar yani öyle kapalı yerde. Ancak alışık olan kuşlar şunlar bunlar belki de ama kirpi mesela sincap hiç tavsiye etmem. Yani dar yerde çok bunalırlar hayvanlar keklik de öyle çok bunalır. Yani öyle yabani hayvanları mutlaka bırakmak lazım. Ama işte bahçesinde mesela 10-20 tane sincap olursa onlar gezinir zaten.
SUNUCU: Onlar bir koloni olmuşlar zaten, kendi hallerinde.
ADNAN OKTAR: Evet bir ekip oluyorlar. Ben evde oturuyordum biz geçenlerde, bizim misafir arkadaş vardı oturuyordu. Bizim bir su oluğu var dışarıya doğru çıkık. Onun üstüne çıkmış sincap böyle patilerini de aşağıya sarkıtmış göbüş de etrafı seyrediyor arkadaşım dedi ki; aaa sincap dedi. Ben de hayret ettim yani normal de mümkün değil olmaz yani çok ürkek hayvandır. Gayet sakin etrafı seyrediyordu.
OKTAR BABUNA: Daha var Hocam sevimli hayvanlar göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: İki arkadaş. Bunlar da annelerini bekliyor koro halinde ciyak ciyak bağırıp. O sincap mı onun paçasında?
OKTAR BABUNA: Hamster.
ADNAN OKTAR: Hamster. O da ona şaşkınlıkla bakıyor. O da mı hamster?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama mükellef bir yemek hazırlamış kendine gördüğüm kadarıyla. Bıyıkları da bütün ihtişamıyla fışkırmış etrafından. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Bu kadardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu kadar. Tamam.
Cübbeli’yle ilgili bir şeyiniz var mı? Bir Vtr’ niz. Bir şeyiniz, bir izahınız, bir şeyler. Ona da arada sırada böyle bir şeyler söyleyelim ki şimdi Cübbeli deyince millet zannediyor ki ben adamın şahsı halbuki orada bir zihniyet var ben o zihniyeti eleştiriyorum. Bana ne Cübbeli’sinden işte bilmem kiminden yani. Ama orada ki o zihniyet çok büyük tehlike, çünkü insanlar dinden soğuyorlar. Müslümanlardan soğuyorlar. Allah vermesin yani bir kişi birkaç kişi çok büyük olumsuz etki yapıyor. Tabii. Mesela diyor, gökyüzünde 300 metrelik işte bilmem ne kadar kulakları 30 metrelik deccalin eşeği uçacak deccal de tepesinde olacak. Atlas okyanusunda şu an deccal duruyor diyor, kaç bin küsür seneden beri yaşıyor duruyor orada diyor. Zincirlere bağlı olarak duruyor diyor. Oradan diyor adam çıkacakmış deccalin eşeği atlas okyanusuna iniş yapacakmış ondan sonra. Bildiğin eşek bacakları aşağıya sarkan eşek, böyle anırarak hayvan havalanacakmış eşek. Deccal de tepesinde. Millet yok bakacak, İstanbul’a gelecek, Ankara’ya gelecek böyle gezecekmiş. Mehdi de aynı anda bir tekbir getirir diyor bütün binalar yıkılacak diyor. Bütün Alevileri ondan sonra Şiileri hepsini kesip doğrayacak diyor, pırasa gibi diyor. Adriyatik denizi kuruyacak diyor insanların haberi olmayacak bundan diyor.
SUNUCU: Hemen VTR’ miz hazırmış Hocam dilerseniz izleyelim.
(VTR)
ADNAN OKTAR: Bakın ayetlerle nasıl çelişip konuşuyor. Ayetlerde Cenab-ı Allah belirlenmiş günde mutlaka canınız alınır diyor. O da bir yıl erteleyebilirsiniz diyor. Kardeşim o zaman her yıl adam erteler. Hiçbir şekilde de ölmez. Binlerce on binlerce sene yaşar dünyanın ömrü ne kadarsa yaşar. Nasıl daha önce mesela bunların Şeyhi bizimde büyük muhterem bildiğimiz Ali Haydar Efendi vardı. Büyük alim mesela vefat etti. O bilmiyor muydu bu duayı? O zaman o duayı okurdu halen şu günümüze kadar da yaşardı. Değil mi? Cemaatinden de birçok insan vefat ediyor o duayı bilmiyorlar mı? Biliyorlar. Demek ki bununla alakası yok Allah’ın takdir ettiği gün gelince insanlar vefat ederler.
SUNUCU: Yüce Peygamberimiz (s.a.v.) bile...
ADNAN OKTAR: Vefat ediyor.
SUNUCU: Bunu söyleyemezken Hocam evet bunu söyleyemezken, söylemezken böyle bir şeyi siz nasıl insanlar kalkıp böyle bir şey söyleyebiliyorlar? Bir şeylerin garantisini verebiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii bir de ısmarlamadan bahsediyor nerede öleceğine dair de ısmarlama. İşte şurada öleyim burada öleyim gibisinden. Halbuki Cenab-ı Allah takdir edilen yerde vefatın oluşacağını ve bunu da insanların bilemeyeceğini söylüyor Allah. Değil mi? Nerede olsa bak ayet gördünüz. Allah aklını arttırsın, hidayet versin. Yani bu kadar Kuran’la çelişik sözlerinin çok olması çok şaşırtıcı ve bunu nasıl etrafındaki insanlarda anlamıyorlar ben buna da şaşıyorum. Uyaran olmuyor mu? Allah akıl fikir versin hidayet versin yani. Ama etrafındaki insanlar aydın insanlar aklı başında insanlar. Zannediyorum anlamışlardır, yani anlıyorlardır artık. Yani uyardıktan sonra çünkü hakikaten dinden zannediyorlar o izahları. Kuran’dan tam anlamıyla çelişiyor görüyorsunuz ayetlerde. Nerede görülmüş? Sahabeler hepsi vefat eder. Mesela Hz. Ali (r.a.) biliyor muydu? Şehit oldu. Yani öyle olsa dua ederdi şehit olmazdı. Hz.Hüseyin şehit oldu. Hz.Ömer (r.a.) şehit oldu. Değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.) 63 yaşında vefat etti. Dua ederdi bu yıllara kadar yaşardı. Değil mi? Yani bunu söylerken nasıl bir mantıkla bunu söylüyor ben bunu alamıyorum. Allah aklını arttırsın.
SUNUCU: Bir VTR’miz daha varmış Hocam izninizle onu da izleyelim.
(VTR)
ADNAN OKTAR: Bakın Müslüman camiye, cemaate gitti diye yorulur mu? Cami, cemaat insanın içini açar. Namaz kılmak insana ferahlık verir. Cenab-ı Allah Şeytan’dan Allah’a sığınırım “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur.” diyor. Kalpler felah bulur. Niye yorulalım biz. Değil mi? Peygamber Efendimize (s.a.v.) Cenab-ı Allah diyor işlerin bittiğinde kalk devam et diyor. Mücadeleye devam et. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sürekli camii de, Müslümanlarla, mescit de, cihatta gayretliydi ve hiçbir zaman için de yorulmadı. Yani yorulma derken yoruluyor fakat tatil ihtiyacı duymuyor. Ama bu da bak tatile gitme ihtiyacı duymuş camii cemaat derken diyor yorulmuş ve tatile gitmek. Yani camiden bahsetme. De ki ben evimde yoruldum, sokakta yoruldum, bir şeyde yoruldum de. Camiyi ne katıyorsun? Camii cemaatti söylenir mi böyle bir söz? Ağzından çıkanı kulağı işitmiyor. Yani ne anlama geleceğini de düşünmüyor. Ondan sonra Malta’ya tatile gitmiş. Müslüman o zaman, diğer Müslümanlara bunu söylerse, bir sene namaz kıldık, oruç tuttuk, yorulduk, tatile gidelim denir mi böyle bir şey? Yani sanki namaza karşı üşeniyormuş gibi, namazdan rahatsız oluyormuş gibi, yahut namaz yoruyormuş gibi bir üslup olur. Namaz bizi açar, ferahlandırır. Nurdur namaz. Aklı açar, ruha bereket verir, insanı dinlendirir.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, hepimiz şahidiz inşaAllah 30 senedir, mücadeleye başladığınızdan beri, bir gün bu şekilde bir söz çıkmadı ağzınızdan. Tatil yapmadınız hatta inşaAllah. Mesela hatırlıyoruz, Hocamız hapse giriyordu, hapisten çıkıyordu, aynı şekilde çıktığı andan itibaren devam ediyordu. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani Allah’a hizmetten insan bıkmaz. Ve beni son derece açar. Ben tatile gitsem yorulurum. Boş olursam yorulurum. Allah’a hizmetten insan yorulur mu? İbadetten, şimdi ben Kuran okudum, yoruldum mu ben? Tatile mi gitmem gerekiyor şimdi? Değil mi, sohbet ettim ben, artık tatili hak ettim mi diyeceğim? Denir mi böyle şey? Ben tatile gitsem asıl orada yorulurum. Açıkça belli yorulacağım. Çünkü boş adam, insanı yorar, boşluk insanı yorar. Allah yolunda gayret etmek, sevgiden, kardeşlikten bahsetmek, ibadet etmek, Allah’tan bahsetmek, insana gıdadır ruhuna, beynini besleyen bir gıdadır aynı zamanda. Hem Allah’ın rızasını kazanırsın, hem de bir gıdadır ruhu besleyen. İnşaAllah.
SUNUCU: Bir VTR’miz daha var Hocam, izninizle onu da görelim.
(VTR)
ADNAN OKTAR: Biz söylemiştik, işte Müslümanlar birlik ve beraberlik içersindedir. Müslüman, Müslümanın kanını dökmez, haramdır bu dedik. Ve Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, kimsenin de burnu kanamayacak. Hakikaten hadislerde bu açık açık belirtiliyor. Bunu söyledikten sonra, benim bilakis kan dökülmesinden bahsettiğimi, kan akıtmaktan bahsettiğimi, işte sarıklıları da kesmek gerektiğini söylediğimi söylüyor. Yani şu yalanı çocuk olan söylemez. Bir de hemen ortaya çıkacak olan bir yalanla.
SUNUCU: Delili var çünkü.
ADNAN OKTAR: Delili var, o konuşmam zaten ortada. Bakın, gördünüz. Şimdi ben bunun bu özelliğini gördüm. Ben mesela bilmiyordum bu kadar çocukça yalan söyleyebileceğini. Yani garip, ilginç bir insan. Çok, çok çok acayip, yani aslında etrafındaki insanlar bunun bir incelesinler. Yani bu tahminlerin üzerinde de bir şey çıkabilir. Çok çok garip bir insan. Yani bak, bütün samimiyetim ile söylüyorum, hani herhangi bir kızgınlıkla söylemiyorum. Yani çok çok, tahmin edemeyecekleri orijinal birisi çıkabilir bu. Yani çünkü bu derece ilkel bir yalan, akıl alacak gibi değil yani. Dini konuları tenzih ederim. İnsanlar oluyor böyle bir yalan söylüyor ama, ispatı da mümkün olmuyor bazen. Ama bu kadar aleni bir yalan söylemesi çok şaşırtıcı ve bu kadar çocukça bir yalan söylemesi. Mesela bu hadislerin de olmadığını söylüyordu. Ben de kütüphaneye bizim çocukları gönderdim, fotokopilerini çektirdim orijinallerinin. Mesela Ahmet ibn Hanbel’in, bahsi geçen hadis kitabı, orijinalinin kapağı. Bakın numarasını da veriyorum. Hasan Tuncay Başoğlu, kitap numarası 127, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırma Merkezi Kütüphanesi’nde bulabilirler. Dem no da, 171.087. Gidip bakabilir zaten dediğim adresten. Evet, bakın, bu da hadis. Bu 1, orijinali, ok ile işaretli, gösteriyor musun? Bak şurası. Parmağımın ucundaki olan yer. Evet. Bir de bu iki, ikincisini de sunuyorum ayrıca, bakın. Bu da yine Muvakkat el Kütüb-ü Sittle ve Şurruha 22, el-Musnedu’l Ahmet bin Hanbel. 3 ve 4. Ayrıca, bakın burada da var. Ebu Bekir Abdürrezzak bin Hemmam Abdürrezzak es-San'ani el-Musannef. Bu da Ehl-i Sünnt’in en önemli eserlerindendir. Çok değerli bir Ehl-i Sünnet aliminin eseridir. Meşhur bir eserdir. Resulullah (s.a.v.), “ümmetimden başları sarıklı 70 bin kişi deccale tabi olacak” diyor, Ebu Bekir Abdürrezzak bin Hemmam Abdürrezzak es-San'ani el-Musannef. 11. cilt, 393. sayfa. Bakın bu da yine Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilgili bölümünde bulabilirler. 8258-11 numara ile bu kitabı bulabilirler. Evet, bu da kitabın orijinalinin kapağı. Cübbeli bundan sonra böyle her yalan söylemesinde hemen ispat. Ya aklını başına alması lazım. Bu çocuk gibi böyle yalan söylemekten vazgeçecek, yalan söylemek haramdır.
OKTAR BABUNA. Evet. Bir de şeyi söylemişti Hocam, Baş Haham geldi, hapse girdi, benim yanımda yattı.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, onu niye yaptı anlamıyorum. Diyor ki, Baş Haham geldi diyor, hapse gelmiş. Baş Haham 85 yaşında yaşlı başlı bir insandı, vefat etti adam, hiçbir şekilde hayatında hapise girmiş değil, senin yanında ne işi var adamın?
OKTAR BABUNA: Vaiz yapacak dedi...
ADNAN OKTAR: Teklif etti diyor. İşte milyonlarca lira para teklif etmiş, işte otellerde ağırlama, bilmem Amerika’ya gel, İsrail’e gel dedi diyor. Böyle biri yok. Yani cezaevine giren böyle bir adam da yok. Bunu niye söyledi bunu da anlamıyorum. Var mı onun VTR’si? Mesela bak, Muvakkat Sünne el Kütüb-ü Sitte el Şurruha, Müsned ibn Hanbel, Resulullah (s.a.v) buyurdu, deccal Isfahan Yahudi’lerinden çıkacaktır, onunla beraber başlarında sarıklı 70 bin Yahudi vardır diyor. Bu da ayrı bir rivayet. İnşaAllah. Muvakkat Sünne el Kütüb-ü Sitte ve el Şuruha. Evet.
SUNUCU: Hazır Hocam, VTR’mizi izleyelim hemen.
(VTR)
ADNAN OKTAR: O buluşma lafları da çok acayip. Ne konuşacak buluşup yani? Otelde buluşma çok acayip bir ifade. Şuraya gel, buraya. Birde bakın, söze bakın yani, Kuran’da Museviler ile ilgili ayetler var, biz okuyoruz, demin size de okuduk, her zaman okuyoruz değil mi? Müslüman okuyor. Bu ayetleri okumayacakmış bu, bunun karşılığı bunu baş vaiz yapacakmış. Sanki Başbakan adam, Baş Haham. Ve buna milyonlar, trilyonlar verecekmiş, bunu ihya edecekmiş. Sadece istediği, Kuran’dan, Müslümanların ama her gün okuduğu, yani Kuran’ı açtık mı her yerde vardır. Hz. Musa (a.s.) ile ilgili, Museviler ile ilgili. Evet. Yani Yusuf Suresi’nde de Museviler’den bahseder, diğer yerlerde de Ben-i İsrail’den her yerden bahseder Kuran. Dolayısıyla yani onun okunup okunmaması Musevileri niçin rahatsız etsin yani ve onun okuması neden onu rahatsız etsin özellikle? O ne, kimdir okuduğunda bir değişiklik olacak? Yani niçin özellikle onun okumaması? Yani Türkiye’deki insanların hiçbirinin okmamasını sağla dese bir mantığı olabilir. Ama sen okuma diyor ve seni baş vaiz yapacağım diyor ve Manhattan... şuraya gel bilmem ne, Eresin Otel mi ne?
OKTAR BABUNA: Manhattan’a Amerika’ya, Telaviv’e götüreceğim diyor.
ADNAN OKTAR: Gel buluşalım dedi diyor, o da acayip bir söz yani. Bir de 85 yaşında insan, seninle ne konuşacak yani.
OKTAR BABUNA: Hapse de girmemiş o dönemde.
ADNAN OKTAR: Hapse? Öyle bir konu hiç yok zaten. Böyle bir adam, bir şey yok yani. Yani bu sözü niye söylemek istedi ben anlamıyorum.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. 84. ayet, Kehf Suresi’nde Mehdi (a.s.)’ye bakan bir suredir. “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik” diyor Allah. Ebcedi 2017’yi veriyor, tam, harfi harfine. Hesap etsinler görecekler. Bakın, “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik”. Bütün dünyaya hakim ettik diyor. Ki Mehdi (a.s.), alenen Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayet. 2017. Yine Zu'l-Karneyn, “iki seddin arasına kadar ulaştı”, diyor. Yani anarşi ve terörün biteceği yer, yani Güneydoğu’daki anarşinin bitmesine işaret ediyor inşaAllah. 2015. İnşaAllah. “Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır.” Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Bak , “Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır.” 1987, yani bu çok büyük mucize. Tam tarih vermesi. Normalde hiç alakasız tarihler çıkıyor. Yani Kuran’da bir ayete bakıldığında. Yani çok ileri, mesela 3918, 4127 gibi ayetler çıkıyor, bakın burada tam mutabık ayetler çıkıyor. Çok büyük mucize. Meryem Suresi, var yine. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Kaf, He, Ye, Ayn, Sad.” Bunların hikmetleri de önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacak inşaAllah. Bu Kuran’ın bir sırrıdır, bilinmiyor, daha halen bilinmiyor. Ama bakın diyorum, önümüzdeki yıllarda, altını çizerek söylüyorum, hayretler verecek şekilde, insanların nefesini kesecek şekilde sırları ortaya çıkacak. Bak, “Kaf, He, Ye, Ayn, Sad.” MaşaAllah. Yedi, “"Ey Zekeriya, şüphesiz Biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız." Yani daha önce hiç Yahya ismi yoktu diyor Cenab-ı Allah. İlk defa diyor Yahya ismini veriyoruz diyor.
Evet. Oktar var mı başka son olarak söyleyeceğin, vaktimiz daraldı.
OKTAR BABUNA: Sevimli resimler var ama.
ADNAN OKTAR: O kadarlık vaktimiz var mı?
OKTAR BABUNA: Nasıl uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben bir, Kehf Suresinden bir ayet daha söyleyeyim. “Derken, Katımız’dan kendisine bir rahmet verdiğimiz”. Yani Allah’ın, Benim rahmetimi ona ulaştırdığım,”ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz”. Ledün ilmi ki Mehdi (a.s.)’nin de bir özelliğidir. Batın ilmi, ledün ilim ve vehbi ilim”. “.. kullarımızdan bir kulu buldular.” Bununla karşılaştılar. Tarihi kaç yılını veriyor? 2009. Mehdiyetin en çok gündeme geleceği yıl, ki bu yüzyılda hakikaten Mehdi (a.s.), şu an Türkiye’de en çok konuşulan konulardandır. Bütün dünyada ve Türkiye’de. Değil mi? Tam 2009 tarihini veriyor bak. “.. kullarımızdan bir kulu buldular.” diyor. Ama bu kulun özelliği ne? “Kendisine özel bir ilim öğrettiğimiz” diyor. İlmi batın, ledün ilmi inşaAllah ve vehbi ilim ile donatılacak. Allah, onu diyor bir gecede ıslah eder diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi var Mehdi (a.s.) için. Ünlüdür bu. Arapça’yı pek bilmez diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Üstad da diyor, onun diyor vakit ve hal müsade edemez diyor. Yani öyle bir durumdadırki diyor, vakti ve hali bizzat araştırma yapmaya müsait olmaz diyor. Ondan evvel bir tayifenin, hazır tasdikati ile yazdıkları eserleri, hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor. Yani bilim adamlarının önceden hazırladıkları eserlerden istifade edecek diyor. Özel laboratuvar araştırmaları, bizzat kendi araştırması olmayacak diyor, Mehdi (a.s.) için. Bu çok manidar, Said Nursi’nin böyle demesi. Biliyorsun, hicri 1400’de çıkacak ve İstanbul’da çıkacak diyor, net konuşuyor. 60-70 yıl önce bildiriyor bunları. Daha ortada hiçbir şey yokken ve aynen dediği gibi olaylar gelişiyor. MaşaAllah, elhamdülillah.
Evet, Oktar sen de söyle birkaç bir şey bitirelim. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. 2009 ebcedini veren bir ayet daha önce açıklamıştınız siz inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “ Senin, zikrini, şanını yüceltmedik mi?”, ayetinin de ebcedi 2009’du maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bak Mehdiyetin en yoğun gündeme geldiği yıl bu yıldır. Bakın o da 2009’u veriyor. Senin zikrini ve şanını, senin isminin anılmasını arttırmadık mı ve şanını yüceltmedik mi, yani gücünü imkanlarını arttırmadık mı anlamına geliyor bir yönüyle.
SUNUCU: Ne kadar büyük bir şey. 2007 değil, 2008 değil, 2009 ve birbirine örtüşüyor.
ADNAN OKTAR: Tam 2009. Ki yani mesela hiç alakasız rakamlar çıkıyor normalde diğer ayetlerde tabii. Çok büyük veya çok küçük rakamlar çıkıyor. Bunları tam keskin yani ilgili ayetlerle tam keskin, net izahlar. Şanı yani Mehdi (a.s.)’nin şanı anlatılıyor. Değil mi? İslamiyet’in gelişmesi anlatılıyor. Ki bu bir şanın en güzellerinden. MaşaAllah.
2 dakikamız varmış. Ne yapacağız Oktar?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah nasıl uygun görürseniz Hocam. İnşaAllah.
SUNUCU: Küçücük bir soru sorayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Tamam. “Değerli Hocam, gururlu ve kibirli bir insana karşı nasıl bir tavır göstermek gerekir? Sevgi.”
SUNUCU: Benim de çok merak ettiğim bir soru. Özellikle bunu seçtim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ah severim ben senin o güzel canını, Allah elinin yüzünün nurunu artırsın. Kalbindeki sevgiyi... Anneni, babanı tebrik ediyorum seni çok güzel yetiştirmişler.
SUNUCU: Amin, cümlemize. Allah razı olsun Hocam teşekkür ederim. Onlara saygılarımı, selamlarımı iletiyorum. İzliyorlar bizi.
ADNAN OKTAR: Allah sana uzun ömür versin, onlara da uzun ömür versin. Bütün milletimize, bereket, bolluk, refah versin. Senin o güzel ailene de sana da versin inşaAllah.
SUNUCU: Cümlemize, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Tabii ki sevgi ve samimiyet, candanlık. Samimiyet. Bütün doğallığımızla Allah’a teslim olmaktır. Vicdanlı olacağız, çok vicdanımıza uyacağız, mantıkla değil, vicdanla hareket edeceğiz. Ve deli aşık olarak sevgiyle dolacağız o kadar. İnşaAllah. Kuran’a tabi olacağız.
SUNUCU: İnşaAllah. Bu akşam programın sonuna geldik. İsterseniz yarınki kanallarımızı sayalım. Yarın bizi nereden izleyeceksiniz, hangi kanallardan. Yarınki kanallarımız, Mavi Karadeniz ve Kocaeli TV. Yine yarın akşamda 22 ile 24 arası sizlerleyiz. İnşaAllah bir şeyler verebildeysek, bilinmeyenleri bilgiye, yanlış bilinenleri doğruya çevirdiysek ne mutlu bize. Hepinize iyi geceler diliyoruz hoşça kalın.