SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve sayın dinleyicilerimiz. Bir Adnan Oktar ile Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Bu akşam sizlere Mavi Karadeniz Televizyonu ve Kocaeli TV ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Bizleri dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarını ve bizleri izleyebileceğiniz internet sitelerini de sizlere bildirmek istiyorum. Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya. Bizleri izleyebileceğiniz internet sitelerimiz www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv adreslerinden bizleri izleyebilirsiniz. Evet şimdi keyifli sohbetimize geçebiliriz. Hoş geldiniz Sayın Adnan Oktar, nasılsınız efendim?
ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz, teşekkür ederim. Allah razı olsun sizleri de çok iyi gördüm, maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim sağ olun. Sayın Oktar Babuna siz de hoş geldiniz efendim.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz sağ olun, çok teşekkür ederim Allah’a çok şükür çok iyiyim.
SUNUCU: Ne güzel Allah iyilik versin diyelim. Evet Sayın Hocam nasıl başlayalım programa, soru sorayım mı? Soruları gördüm böyle güzeller.
“Sayın Hocam ahiretten yana kuşku içinde olan ve hesap vereceklerini ummadıklarından dolayı rahatlıkla Allah’ın sınırlarını aşıp ölçüyü taşıran münafıkların din gününü unuttuklarının bildirildiği bir Kuran ayetini size yazdım: “Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar. Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan', günahkar olandan başkası yalanlamaz.” (Mutaffifin Suresi, 11-12) Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde ve tarih boyunca bütün Müslüman cemaatlerde bu çirkin karakteri barındıran münafıklar olmuştur. Hocam bize münafıkları anlatır mısınız? Sina Kartaloğlu, Aksaray.”
ADNAN OKTAR: “Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar” tabii bu klasik dinsizlik. Din gününü yalanlıyor, “Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan, günahkar’ olandan başkası yalanlamaz.” Bu aslında küfre de yönelik bir ayet çünkü onlar din gününü yalanlıyor. “Oysa onu sınır tanımaz” yani Kuran’ı ölçü kabul etmiyor sınır tanımaz budur. Çünkü sınır Kuran ve Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetidir. Bunu tanımıyorsa yani ben böyle bir sınır kabul etmiyorum diyorsa o sınır tanımazdır. Dolayısıyla saldırgan oluyor yani züppelik yapıyor, ters laflar söylüyor insanları üzüyor veyahut fiilen saldırganlaşıyor. Öyle çok insanlar vardır, çok sakin normal konuşurken tahmin etmediğin yerden bam teline basarsın adamın, birden delirir, cam çerçeve indirir, ortaya saldırır deli boğa gibi böyle çılgınlaşır. İnsanlar da böyle cins tiplerle karşılaşmak korkusundan dolayı çok temkinlidirler, gayet dikkatli davranırlar. Toplumdaki korkunun nedeni de budur. Ama böyle cins insanlar da bayağı çıkıyor ne zaman nerede ne yapacağı belli olmayan. Yani kalleşlik korkusu var insanlarda kalleşlik yapması.
Güven problemi evet yani halk arasında buna çok kaba tabirle kahpelik denir. Hiç ummadığı yerde adamı harcar, o harcanma korkusundan dolayı da insanlar gergin olur, rahat olamazlar yani huzursuz yaşarlar toplumdaki huzursuzluğun nedeni odur. Yani insanları tanımada güçlük çekiyor insanlar. Mesela konuşmasından anlayamıyor, tavrından anlayamıyor ama akıllı insanlar akıllı insanları anlarlar. Akıllı insanların böyle bir avantajı vardır. Yani akıllı akıllıyı gözünden anlar ama her insan aynı güçte ve yetenekte olmuyor dolayısıyla çok acı çekiyorlar. Mesela böyle saftirik genç kızlar oluyor, gidiyor efendim işte filmlerdeki tipler var ya isim vermeyeyim de şimdi, adam arabası ile geliyor böyle beyaz arabası falan açık araba işte ona da çarpılıyorlar açık arabada. O arabadan böyle şık bir hareketle atlıyor falan artistlik hareketler saçını şöyle dalgalandırıyor falan, adam orada bir anda bitiyor yani onun ölçüsü o çünkü. Ne akıl, ne karakter, ne kişilik, ne din, ne iman, ne Allah korkusu, ne derinlik, ne tutku. İşte arabanın markası, son model mi değil mi, işte saçı nasıl, üstündeki kıyafet ne, ondan sonra bankada ne kadar parası var, arsası, apartmanların sayısına kadar, para ne kadar geliyor... Zaten bakın dikkat edin evlendirme programları falan var ben bazen bakıyorum yani ter basıyor beni bakarken dehşet içinde yani artık böyle olayın şiddetinden yani görülmemiş izahlar. Mesela diyor kadın tek ölçü diyor adamın parası diyor bu kadar diyor. Her ne olursa olsun diyor beni ilgilendirmez. O kadar yani paradan konuşuluyor hep konu oraya geliyor. Halbuki insan yani bir kadın bir kere maddi ihtiyaç nedeni ile evlenmesi çok aşağılayıcı ve çok küçük düşürücüdür. Yani kim olursa olsun yeter ki ona yiyecek sağlasın, ev sağlasın, barınma sağlasın, işte o da ona kendini sunsun. Yani toptan bir anlaşma o ona etini satıyor toptan, o da ömür boyu ona bakacak işte yemeğini içeceğini hazırlayacak işte bulaşığını yıkayacak, çamaşırını yıkayacak, bu çok çok aşağılayıcı ve köle karakteri, tabii köle karakteri. Onun için aklı başında bir kadın gücü yettiğince kendi imkânını kendisi meydana getirmesi lazım. Yani kendini geçindirecek kadar da olsa mutlaka bir gelir sahibi olması gerekir. Aklını imkanını kullanıp ama bunu yaparken de tabi toplumda kadına öncelik tanınması lazım. Mesela iş yerlerinde öncelik tanınması lazım, mesela farz edelim otobüs kuyruğuysa çünkü kadınların dezavantajı var. Erkekler gidip sokakta satıcılık da yapabiliyor, inşaatta da çalışabiliyor ama kadınlar inşaatta çalışamaz ve birçok yerde de güvenlik problemi oluyor kadının. Her yerde emin olamıyor yani, erkek öyle bir şeyi takmaz böyle etkilenmez. Ama kadının ekstradan bir de ciddi güvenlik problemleri oluyor o yüzden her işe de giremiyor. Kadının o yönü ile kollanması lazım. Ama insanın en çok zevk aldığı şey tutku, derinlik ve sevgi olması lazım. Çünkü etten bir şey çıkmaz yani insanın nihayeti klasik kafatası kemiği var, omurgası var, karaciğeri, dalağı var bir şeyi yok başka da değil mi? Yani kan var cildin altında bir milim kaldırıldığında kıpkırmızı mesela derisi kaldırılıyor kadının mesela ameliyatta bazen kaldırılıyor, böyle fotoğraflar var tıp kitaplarında dehşet verici, bir milim deri olayı değiştiriyor. Deri üstünde ne kadar güzel diyor, felaket şahane bir şey diyor. Onun için ölümü göze alabiliyor. Bakın olay çıkartıyorlar kadınlar için birbiri için arbede çıkıyor hatta meydan muharebesi çıkıyor, 40-50 kişiyi öldürüyorlar biliyorsunuz. Ama o deriyi eğer kaldırır da yani ameliyat öncesinde göstermiş olsa arbede değil artık kaçacak delik arar adam. Yani hiçbir şey de yapmaz. Yani bu kadar aciz yaratılmıştır insan. “Günahkar olandan başkası yalanlamaz” yani günahkar işte Kuran’ın hükümlerini tanımayan yani helal haram tanımıyor, benim için fark etmez diyor. Halbuki Allah bizi çok özgür yaratmıştır zaten Müslümana zaten Allah bir cendere bir darlık meydana getirmemiş ki alabildiğine özgür yaratılmıştır. Yani Kuran’da sünnette, helaller çok çok fazladır, haramlar çok çok azdır. Çok sınırlıdır, bir de haramlar zaten bize mutluluk veren olaylardır. Mesela Allah zinayı haram kılmıştır, bu erkeğe güç sağlar. Kadına da güç sağlar bu. Yoksa mesela serbest olan bir kadın gücünü kaybeder. Yani sınırı yok çünkü yani iç ruh gücünü, elektrik gücünü kaybeder. Dolayısıyla onun için bir şey ifade etmez zaten. Mesela örtünme de öyle, kadın için örtünme. Mesela kadın tamamen açık olmuş olsa kadının bir özelliği kalmaz, anlamı kalmaz yani onun bir gizemi, etkileyici gücü, onun ruhta derin etki meydana getiren gücü tamamen gitmiş olur, bambaşka bir şey olur. Klasik maymunumtırak bir hava vermiş olur çok kötü olur.
ADNAN OKTAR: Tamamen kapanması da onun isteğine bağlı. Çünkü tamamen kapanır, inancı olarak yapar, o inancından da yani mutludur sevinç duyar. Bazen de yakıştığı için yapar. Veyahut bir kusurunu örtmek için de tamamen kapanabilir yani beğenmiyordur fiziğini kapanır. Yüzü güzeldir sadece yüzünü göstermek ister kapanır.
ADNAN OKTAR: Azınlık sayılır tabii ki azınlık sayılır ama bazı yerlerde de çoğunluk oluyor mesela Suudi Arabistan’da çoğunluk, Afganistan’da çoğunluk ama Avrupa ülkelerinde azınlıktır tabii, yani daha açıkçası kadınları kendi haline bırakmak lazım kıyafet konusunda, özgür bırakmak lazım. Canı nasıl istiyorsa öyle giyinsin. Yani zorlama olmaz. Zorlama çünkü işte münafıklığın kaynağı budur. Mesela kadın kapanıyor ama münafık yani tabiri caizse her yol vardır derler ya son derece rahat oluyor. Kapanmasına gerek yok onun. İşte nasıl istiyorsa, neyse o kişi göstermesi gerekir. İlla kapanacak diye bir şey yok, iman eden için bir anlamı var bunun, akıllı olan bir insan için bir anlamı var. Bir de kapanma tabii örfe göre geleneğe göre inanca göre değişir.
ADNAN OKTAR: Ama baskı olmaz tabii, baskıyla olmaz. Mesela ne bileyim yasaklar; yani Kuran’ın helalleri haramları insanları güzelleştiriyor sonuçta. Mesela kadına anlam kazandırır erkek, kadın için de erkeğe anlam kazandırır. Mesela erkeğin de fahişesi olur, mesela fahişe erkekten kadın tiksinir, iğrenir yani itici gelir ona. Hani vardır ya böyle yapmacık tipler böyle şov tarzı hareketler yapıyorlar. Sürekli klasik tripler oyunlar yani bir film artistinin yaptığı gibi yapmacık hareketler. Bir filmden bir şey görüyor onu o yapıyor. Bir gülüş şekli görüyor, onu yapıyor. Bir el mimiği görüyor, onu yapıyor bu filmden görüyor. Bu çok aşağılayıcı, zeki bir kadın akıllı bir kadın bunu gördüğünde gıcık olur yani çok itici bulur, ama o avanaklar kendilerinin süper akıllı olduklarını zannediyorlar yani olağanüstü etkileyici olduklarını zannediyor. Kadınlar öyle tipleri parmağına takar oynatırlar ama o farkına varmaz. Yani o da onu oynattığını zanneder böyle kandırdığını, yönlendirdiğini yani yavaş yavaş onu bir şekle şemale soktuğunu falan düşünür halbuki kadınlar bayağı akıllıdır. Yani onun amacının ne olduğunu falan çok iyi bilir. Çok açık hisseder fakat ona göre bir tavır alır yani onu anlamıyormuş gibi yapar ama asıl olan yapmacıklık yani toplumun en büyük belalarından biri budur, yapmacıklık, doğal olmamak. Mesela bir araya geliyorlar nasılsınız beyefendi, nasılsınız hanımefendi, tamam güzel ama sadece sizli, bizli falan yani tamam bir resmiyet olur fakat soğukluk ve sevgisizlik üzerine ve kuşku üzerine. Laf sokmalar, bilmişlik yapmalar böyle birbirinin açığını yakalamalar... Mesela durduk yere İngilizce kelime söylüyor adam bilmez etmez ne yapsın İngilizce kelimeyi adam Türk. Mesela dindarların bir kısmı da Arapçasını söylüyor zaten adamın Arapça bilmediğini biliyorsun, niçin söylüyorsun Arapçasını? Adam bilmiyor yani veya Farsçasını söylüyor. Buna şöyle denir diyor Farsça yani dil bilgisi eğitimine gelmemiş ki adam öyle bir konu da yok. Yani özetle samimiyetsizlik bütün dünyayı yakıp kavuruyor şu an. Samimiyet insanın beynini ruhunu dinlendiren, kafasını açan, ufkunu genişleten, akıllı olmasını sağlayan anahtardır. Samimi olmayan mümkün değil akıllı olmaz. Yani akli dengesi mutlaka bozulur. Yani yalpalamaya başlar, dengesiz konuşmalar yapar. Dengesiz olur üslubu. Dolayısıyla tabii bir konuşma mümkün olmaz.
ADNAN OKTAR: Evet. Bakın mesela diyor ki Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, Tevbe Suresi’nde. Münafıklarla ilgilidir yoğunluğu. 32. ayette; “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar” diyor. Şeytan’dan Allah’a sığınıyorum. Bakın,“Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar.” Yani İslam’ı, Kuran’ı, dini, konuşmayla, yazarak, anlatarak ortadan kaldırmak istiyorlar diyor. Böyle bir faaliyet yapıyorlar diyor Allah. “Oysa kafirler istemese de” yani onlar ne kadar faaliyet yaparsa yapsın, ne yaparsa yapsın, “Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Dini dünyaya hakim etmek istiyor diyor Cenab-ı Allah. Kuran’ın yapısını, Kuran’ın ahlakını, bütün dünyaya hakim edeceğini belirtiyor Allah. “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor” kelimesinin ebcedi, harf karşılığı, Arapçalarının 2002’dir. 2002 tarihini veriyor. Demek ki küfre 2002 yıllarından itibaren kök söktürülecek. Darwinistlere, materyalistlere, ateistlere karşı esaslı bir atak olacak, Kuran buna işaret ediyor inşaAllah. “Müşrikler istemese de,” diyor Cenab-ı Allah, 33. ayette, müşrikler, yani Allah’a şirk koşanlar, yani ben yaptım, ben ettim diyen böyle ekabir takımı da bunun içine dahil. “...istemese de, O, dini (İslam'ı)” bakın, “bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.” Bakın; “elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur” un ebcedi 1994 yılını veriyor, “elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.” Mehdi (a.s.)’ye de işaret eden bir ayet aynı zamanda. Diyor ki Cenab-ı Allah “De ki:” diyor 24. ayette, "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz,” yani evli olduğu hanımlar veya beyleri, “aşiretiniz,” yani arkadaş çevreniz, işte neyse, şu an facebook’taki arkadaş çevresi farzedelim, bilmem kimse, ne olursa olsun, “kazandığınız mallar,” yani evi, arabası, ne varsa hepsi, “az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret” yani bir ticaret yapıyor ama az gelir getirmesinden korkuyor, “ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü’nden” yani o devrin lideri kimse, Müslümanların lideri, onunla beraber yapılan mücadeleden , “O'nun yolunda gayret etmekten daha sevimli ise,” yani Allah yolunda mücadele etmekten daha üstün görüyorsanız, Kuran’a, İslam’a, bunları tercih ediyorsanız, “artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun.” Şimdi sadece ölümü bekleyin siz diyor Allah. O zaman ne yapacağımı, nasıl davranacağımı göreceksiniz diyor Allah. Yani ölüm size kısa süre sonra gelecek, siz bunları yaparken, ölünce bambaşka bir aleme, boyuta geçeceksiniz. Eviniz kalmayacak, çocuklarınız kalmayacak, babalarınız, kardeşleriniz, eşleri, aşireti, kazandığı mal, ticaret, hiçbir şeyiniz kalmayacak diyor Allah. Bana geleceksiniz diyor. Ben de size gereğini yapacağım o zaman diyor. Yani ne anlama geldiğini anlayacaksınız diyor. İnsanlar da zannediyorlar ki Allah böyle haşa yaşlı bir, nurani yaşlı bir insan gibi. Gider karşısında ağlar, yalvarır, o da affeder zannediyorlar. Öyle değil, Allah cibilliyetsizin feci şekilde canını yakıyor ve cehenneme sokuyor. Yani yok yapmaz, diyorlar. Kardeşim yani görmüyor musunuz dünyada neler oluyor, değil mi? Ölüm insanlara kaç çeşit geliyor, görmüyor musunuz? Demek ki yapıyor Allah. Oluyor yani, olmuyor diye bir şey yok. Olmaması için yani, öyle bir şey düşünmesi için dünyada böyle bir şeye hiç rastlamaması gerekiyor ki, belki oradan mı acaba düşündü diyelim. Böyle bir olay yok. Allah’ta düz mantık vardır, Cenab-ı Allah’ta. Yani günah işlerse karşılığını alır. Sevap işlerse karşılığını alır. O kadar, ama bazen kendi lütfuyla, keremiyle affettiği oluyor. Ama orada da yine Cenab-ı Allah’ın bildiği nedenler oluyor. Bizim bilmediğimiz, Allah’ın bildiği nedenler oluyor. Yoksa öyle hiçbir özelliği yokken bir insanı Allah affetmez. Allah’ın dilemesi dışında, inşaAllah. “Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” Yani Allah onların aklını açmaz diyor, fasıkların. Yani sürekli Kuran’a ehemmiyet vermeyen, İslam’a ehemmiyet vermeyen insanların aklını Allah açmaz diyor. “Ey iman edenler,” diyor Allah 23’te, “eğer imana karşı” yani Kuran’a, İslam’a karşı “inkarı” dinsizliği, ateizmi, Darwinizm’i, “sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı, kardeşlerinizi veliler edinmeyin.” Yani onlarla aynı inançta, aynı çizgide, aynı akılda olmayın diyor Allah. “Sizden kim onları veli edinirse,” yani ona tam anlamıyla güvenip, ona tabi olup, onun inançlarına uyarsa, “işte bunlar zulmeden kimselerdir” diyor Allah. Yani böyle bir şeyden kaçının diyor. “İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla gayret edenlerin Allah Katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır” diyor Allah, 20. ayette. Bak; iman edecek, hicret edecek, gerekirse başka bir yere gidecek, illa anasıyla, babasıyla oturacak diye bir şey yok, hicret edecek diyor Allah. “Allah yolunda mallarıyla” bakın; önce mal, evini de verir, arabasını da verir, üstünü, başını, Allah’ın izniyle ne varsa Allah yolunda harcayabilir. Bakın; “mallarıyla ve canlarıyla” yani aklı, imkanı, bütün gayretleriyle, cihad eden, “gayret edenlerin Allah Katında büyük dereceleri vardır.” Bakın dereceleri vardır demiyor Allah. Büyük dereceleri vardır. “İşte kurutuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.” Çünkü sonsuz hayat başlıyor ondan sonra. Bu dünyaya insanlar çılgınlar gibi bağlanıyorlar. Mesela 20 yaşında bir insanın ömrü, iki 10 sene 40 yaşına geliyor. 40 yaşında bir kadının ne hale geldiğini herkes bilir. Bütün gençliği, her şeyi bitiyor. Ondan sonra hastalıkları başlıyor. İşte miyomlar, şunlar, bunlar, kanserler, ülserler, yani ilaçlarla ayakta duracak şekilde oluyorlar. Ama Kuran’da bakın, şefkat ve sevgiye ne kadar önem verildiğini burada görüyoruz, bir ayette. "Eğer müşriklerden biri, senden 'eman isterse',” yani korunmasını isterse, “ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu güvenlik içinde olacağı yere ulaştır." Bakın müşrik olduğu halde siz koruyun diyor Allah, onları. Yanında da koruma olarak gidin diyor, canınızı ortaya koyun, onları koruyun diyor. Hani kan dökme, zulümden bahsediyorlar bazı adamlar. Bakın burada doğrudan koruma var. “Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.” Allah onlara şefkatle bakmamızı istiyor ve koruyun onları diyor, değil mi? Ve güvenlik içinde gidecekleri yere kadar geçirin diyor. 119’da Cenab-ı Allah; “Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.” Yani samimi Müslümanlar, gerçek akıllı, candan insanlarla birlikte olun. Aksinde Allah canınızı yakarım diyor. Nerede iyi insan varsa Allah’tan korkan, doğru, sadık, salim, onlarla dost olun diyor Allah. 120, “Medine halkına ve çevresindeki bedevilere,” cahil insanlara, “Allah’ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz.” Yani egoist, bencil olmaları yakışmaz diyor Allah. “Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir açlık', kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak' bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir.” Bakın, bir kere Allah’ın Resulüne, yani Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı sevgide çok titiz olacağız. Kendi nefsimizi, çıkarlarımızı önemli görmeyeceğiz. Bu Mehdi (a.s.)’a da bakan bir ayettir. Yani Mehdi (a.s.)’ın talebelerinde de can siparane bir fedakarlık anlayışı olacaktır. Bir kere Allah yolunda mücadele ederken susuzlukla insan karşılaşabilir diyor Allah. Susuzluk, bildiğiniz susuzluk. Yorgunluk, mesela uykusuz, bitap, Allah yolunda gayret etmek, çok beğeniyor Allah bunu. “Dayanılmaz bir açlık,” çok aç da kalabilirsiniz diyor Allah, sabredeceksiniz. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez. “Kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak' bir yere ayak basmaları” mesela Darwinizm’i, materyalizmi yendiğinde, ezdiğinde, bu bayağı kızdırır Darwinistleri, materyalistleri. Bayağı bir bölümünün acayip canlarını yakar. Tansiyonu adamın mesela 18’e, 11 oluyor böyle. İstemeyiz tabii böyle olmasını ama oluyor. Izdırap çekiyor, kaldıramıyor adam, kurdeşen çıkarıyor. Derileri kalkıyor, dökülüyor böyle, değil mi, pul pul. Ondan sonra tikler başlıyor, böyle anormal hareketler falan. Niye? Çünkü yenildiği için. Fikren yenilmesi, bak bu diyor Allah. 'Kin ve öfkeyle ayaklandıracak' diyor. Kin ve öfkeye neden oluyor yenilmeleri fikren. “...mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir” diyor. “Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını arttırdı?" der.” Münafıklar, Kuran’ın ayetleri imanınızı artırıyor mu, nereden çıkarttınız bunu diyorlar. “Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır” diyor Allah ayette, bu ayette, onların imanını artırır.” ...ve onlar müjdeleşmektedirler.” Birbirlerine müjde veriyorlar diyor. Mesela ahir zamanda da biz İslam’ın dünyaya hakimiyetini müjdeliyoruz, değil mi? 128. ayette, “Andolsun” diyor Allah, yemin ediyor. “...size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden,” Peygamberimiz (s.a.v.) Müslümanlara bir sıkıntı geldi mi gücüne gidiyor, rahatsız oluyor bundan. “...size pek düşkün,” yani çok şiddetli düşkün, aman üşümesinler, hasta olmasınlar, yorulmasınlar, ezilmesinler, düşkün, çocuğu gibi koruyor. “mü'minlere şefkatli ve pek esirgeyici bir elçi gelmiştir” diyor. Bu aynı zaman da Mehdi (a.s.)’nin de vasfıdır. Mehdi (a.s.) de aynı karakterde olacaktır. “Eğer onlar yüz çevirirlerse,” yani onlar seni dinlemezlerse, peşinden gelmezlerse, de ki:” Hasbünallahü Ve Nimel Vekil, “Bana Allah yeter.”
ADNAN OKTAR: Tabii, ne güzel vekildir. “O'ndan başka İlah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur." Allah’ı vekil kılıp, bana Allah yeter diyecek. Mehdi (a.s.)’nin de vasfıdır. Hatta ene bakiyetullah diyor. Ya Rabbi ben Sen’den son bakiyeyim diyor Mehdi, şeye gidiyor. Onun ismi Bakiyetullah’tır o yüzden. Ahirzamanda Kabe’nin örtüsüne sarılıyor, orada söylüyor. Bu, Şiilerde çok ünlüdür bu sözü. Ene bakiyetullah. Ya Rabbi diyor ben Sen’den bir bakiyeyim, inşaAllah. Son bakiye yani inşaAllah, seyyidler neslinin son bakiyesi inşaAllah.
Evet başka soruya geçebiliriz. Bak bir soruda ne kadar konu çıkarttım.
“Saygıdeğer Hocama hayırlı akşamlar dilerim.” Hayırlı akşamlar. “Yaratılış Atlası Fransa’nın ülke sınırlarına giriş yapmasıyla birlikte muazzam bir patlama yaptı. Basından bunu takip ettik. Uzun yıllardır fırtına gibi esen ve dünya çapında insanları imana yönelten Adnan Oktar Hocamızın eserleriyle Müslümanlar olarak büyük gurur duyuyoruz. Bir Fransız TV kanalı olan RTV’ye göre, her sene 70.000 Fransızın İslam dinine geçiş yaptığı açıklandı. Hocam, bu durum sizin Fransa’ya gönderdiğiniz ‘Yaratılış Atlası’nın’ etkisinin olduğunu söyleyebilir miyiz?” demiş Antalya’dan Rıfat Germenli.
ADNAN OKTAR: Sarkozy dahil Fransız Bakanlar Kurulu’nun hepsine Atlas’tan gitti. Üniversite rektörlerinin hepsine gitti, Dekanlara gitti Atlas’tan. Kuvvet Komutanlarına gitti. Dolayısıyla Fransa şu an dümdüz oldu Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah. Bu aniden oluştu. Bu atlasların Fransa’ya ulaşmasından sonra, Sarkozy adeta rüya gibi oldu maşaAllah. Daha öncenin solcusu, Darwinist, materyalist olan şahsı, şimdi Kuran’ı, Allah aşkını coşkun bir ifadeyle dile anlatıyor. Suudi Arabistan konuşmasını biliyorsunuz, Cenab-ı Allah’ı öve öve anlatıyor, derin bir aşkla anlatıyor. Aynı şekilde Tony Blair’da sosyalist, Darwinist’ti. Aynı şekilde ona da gönderdim. Eşine gönderdim, İngiliz Bakanlar Kurulu’na da gönderdik. İngiliz, Hava Kara Deniz Komutanlarına da gitti. Tony Blair şu an, adeta bir Müslüman. Gizli bir Müslüman gibi. Son derece takva, Allah’tan dinden bahseden bir Müslüman gibi bir üslubu var.
OKTAR BABUNA: Soruyorlar Hocam ‘siz Müslüman mısınız?’ diye. Bu soruya cevap vermeyeyim diyor.
ADNAN OKTAR: Yani, bizim adamlarımız da bir kısmı da münasebetsizler. Yani müşkül durumda kalacağı belli. Yani adam anla işte durumundan anlayacaksınız. Mesela İngiltere’de Prens Charles, evet. Ona da gitti Atlasımızdan, o da çok derin etkilendi.
ADNAN OKTAR: Herkes olmaz. Bazısında zehir etkisi yapar. Yani diyor ya kurdeşen döker, böyle tansiyonu çıkar, tremor başlar böyle el ayak titremeleri falan. Ondan sonra taşikardi oluşuyor, yani kalp atışı 110, 120’ye falan çıkıyor. Adam uyuyamıyor sabaha kadar. Nasıl ızdırap duyuyor, uyku hapıyla uyanacak hale geliyor, bazısında böyle etki yapar.
SUNUCU: Fransa’da etkili olmuşsunuz bayağı. Başka ülkelerde düşünüyor musunuz Atlası göndermeyi?
ADNAN OKTAR: Amerika’da çok etkili oldu Allah’a çok şükür. Amerika’da çok güçlü şu an etkimiz. Amerika’da zaten Darwinizm şu an yerle bir oldu. Ondan sonra Evanjelikler, diğer Katolik kiliseler şunlar bunlar coştular. Şu an benimle bağlantı halindeler onlar. Yani çok kendilerine güvenleri geldi, eskiden çok rahat onları yenebiliyorlardı. Şu an göğüslerini gere gere değil mi inançlarını anlatabiliyorlar. Bir de, Amerika’daki hapishanelerin hepsine benim kitaplarımdan dağıtıldı. Amerika’da şimdi hapishane de yoğun bir İslam anlatımı var, Kuran anlatımı var. Ve çok fazla İslam’a dönen insan var hapishaneler de. Bu da basında yansıdı geçenler de. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Ben de şahit oldum oraya gittiğimde Hocam hapishanede imamlık yapan biriyle görüşmüştük, konferansımıza gelen. O da söylemişti ‘Hocanızın kitaplarını okutuyoruz’ diye hapishanelerde.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Yani Çin’e varıncaya kadar her yere. Çin’e gönderdik zaten. Komünist Çin’de yasak olmasına rağmen onu uygun bir üslupla, uygun bir çalışmayla gönderdik. Rusya’ya gönderdik, Putin’e gönderdik. Rus Bakanlar Kurulu üyelerine gönderdik. Putin de çok etkilendi. Hatta Putin bizim arkadaşlarımızın bulunduğu Müftü Ravil buraya da geldi. Bizim evimize de geldi, misafirimiz de oldu Müftü Ravil. Putin, Ravil, Müslümanlar birlikte yemek yediler. Bizim arkadaşlarımızla, kardeşlerimizde vardı orada. Tek kamera vardı, o da bizim kameramızdı, açık kamera. Yemeği videoya aldık. Putin Ravil’e yemek yedirttirdi orada kaşıkla, böyle oradaki pilavdan.Yyemek yedirttirdi, onu özellikle kameraya almamızı istedi, onu aldık. Bizim çekim yaptığımızı da biliyordu Putin. Yani bizim orada bulunduğumuzu da biliyordu. Başka hiçbir yerde bunu yapmaz normalde. Bir tek benim kitaplarımın serbest Rusya’da satışı. O bilinmeyen bir husustur. Bakın sadece benim kitaplarımın satışı serbest. İran’da da öyle, İran’da diğer bütün Sünni eserlerin çoğu yasaktır. Ama benim, sadece benim kitaplarım serbest İran’da. Azerbaycan’da da öyle, kitaplar yasak, dini eserlerin büyük bir bölümü yasaktır. Sadece benim kitaplarım serbest. Yani herkes bilir, şu an Azerbaycan’lı kardeşlerim de beni dinliyorlardır bilirler. Azerbaycan’dan bir kardeşimiz geldi buraya ondan sonra, biraz konuştuk geçenlerde gelmişti gördünüz.
ADNAN OKTAR: Evet röportaj yapmıştı. Sonra gitti, Azerbaycan Darwinistleri paspas gibi çiğnedi böyle. Onların filmini de gönderdi buraya.
ADNAN OKTAR: En büyük kanallarından birinde konuyu bitirdi.
ADNAN OKTAR: Paspas gibi çiğnenmeyecek bir konu yok zaten, olay açık yani.
OKTAR BABUNA: O iki profesör de program sonra biri telefonu almış, diğeri boynuna sarılmış zaten Hocam o televizyona çıkan o iki evrimci profesör.
ADNAN OKTAR: Konu bitti tabii. Çok net, çok açık yani inşaAllah. Çünkü bir proteinin oluşması için bir hücreye, proteinlere ve kromozoma ihtiyaç var. Bu ne demektir? Sıfır ihtimal demektir. Şimdi onlar ne diyorlar? Nasıl oluyor bu diyoruz protein? Tesadüfen olamaz diyoruz, nasıl açıklıyorsunuz diyoruz. Uzaylılar yapmışlar diyorlar. Bu ne demektir? Allah’a inanmaya bir adım kalmış artık bunların. İnşaAllah.
Benim söyleyeceklerim bu kadar şimdilik. Başka bir sorun varsa söyleyebilirsin.
SUNUCU: Evet. Sorularla mı devam edelim Oktar Bey? Sizin bahsetmek istedikleriniz olur mu?
SUNUCU: Tamam. Evet yine güzel bir soru. “Hocam, tüm dünya ülkeleri Türkiye’nin son yıllarda kendi bölgesinde ciddi bir güç merkezi haline geldiğini konuşuyorlar.” Gerçekten de öyle bir konuşmaca var son zamanlarda. “Sizce, bu son zamanlardaki gelişmeleri metafizik gelişmeler olarak mı değerlendirmeliyiz? Bundan 3-4 yıl önce Türkiye, 3. dünya ülkeleriyle birlikte anılırken ne oldu da şu an Türkiye lider ülke konumuna geldi? Bu gelişmeler Hz. Mehdi (a.s.)’nin geldiğine delil olabilir mi? Emre Dağalp Adana.” Hz. Mehdi (a.s.)’in geldiğine delil olabilir mi demiş.
ADNAN OKTAR: Dünya da iki tane gizli hükümet vardır. Biri dinsiz dünya devleti, masonların idare ettiği. Bir de yine Hz. Hızır (a.s.)’ın yönettiği bir derin dünya devleti vardır. İkinci, bunun karşıtı. Şu an Türk-İslam Birliği’ni yöneten, Hz. Hızır (a.s.)’ın yönettiği dünya devletidir. Bakın ben bunu bir sır olarak söylüyorum.
ADNAN OKTAR: Kader böyle. Cenab-ı Allah’ın takdiri bu. Allah sürekli onları başarılı kılıyor, yol açıyor. Ben iki yıl önce söylediğimde hiç kimse ihtimal dahi vermiyordu. Ben bunlar olacak dedim, vizeler kalkacak dedim değil mi? Azerbaycan ile Suriye ile hepsiyle birleşeğiz dedim, Irak ile birleşeceğiz dedim. Böyle bir şeyi çok uzak görüyorlardı ama söylediklerim doğru olduğunu gördüler.
SUNUCU: Yavaş yavaş söyledikleriniz oluyor. Başka gelişmeler var mı Hocam öngördüğünüz?
ADNAN OKTAR: Şimdi bunun arkasından ikinci, pasaportlar kalkacak. Ama önümüzdeki yıllarda olacak bu, yani bugünlerde değil.
SUNUCU: Avrupa’ya değil, öncelikle bu vizelerin kalktığı ülkelere.
ADNAN OKTAR: Pasaportların arkasından kalkmasından sonra Türk-İslam Birliği oluşacak. Yani bu aşamaların hepsini göreceksiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Oktar var mı anlatmak istediğin bir şey?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz. İman hakikatleri var. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu annen ne dedi geçenler bir şey söyledin sen?
OKTAR BABUNA: Evet telefonla aradı beni, birkaç gün önce. Hatta telefonumda da duruyor. Tehditkar bir üslupla konuştu. Dedi ki: ‘Sen orada boşuna duruyorsun’ dedi bana. ‘Ocak, şubat ayı gibi bu davayı biz sonuçlandırmak için gayret ediyoruz Yargıtay’da.’
ADNAN OKTAR: Bu kendini Yargıtay Başkanı gibi mi bir üslup kullanıyor?
OKTAR BABUNA: Evet. ‘Sen de’ dedi, ‘karın da hapise gireceksiniz’ dedi. ‘Karın’ dedi ‘bu davada, onandığında, Yargıtay’da, sen de diğer davada.’ Ondan sonra, ‘ocak şubat gibi olmasına gayret ediyoruz, çünkü’ dedi işkence davası biterse o davanın düştüğünü biliyor onu söyledi. ‘Onun için’ dedi ‘bir an önce bitirmeye bakıyoruz’ dedi. ‘Şimdi’ dedi ‘bir an önce sonuçlanacak’ dedi ‘gayret ediyoruz’ dedi.
ADNAN OKTAR: Dava düştü derken yani, kazanması ihtimalini mi kastediyor? Neyi kastediyor?
OKTAR BABUNA: Evet. İşkence davası açılmıştı, işkence yapılan polislere karşı. Eğer o dava kazanılırsa, diğer dava düşüyor. Çünkü işkence yapıldığı tesbit edildiği...
OKTAR BABUNA: Evet. Mevcut dava düşeceği için. Ocak, şubat ayı gibi bitireceğiz biz bunu gibi tehditkar üslupla yine konuştu.
ADNAN OKTAR: Ama biraz üstüne gelerek konuşmuş ama sen yine dua et ona, Allah’tan hidayet dile, akıllarının açılması için dua et. Yani, ama böyle kahin gibi konuşmuş. Ocak ayında ceza alacaklar diyor.
OKTAR BABUNA: Evet, evet. Hiç böyle bir şey duymadım yani. İnsan hem oğlunu, hem gelinini böyle hapise girmesini isteyecek.
ADNAN OKTAR: Yani sen dediğimi yap. Sen dua et Allah’tan onlara hidayet dile, inşaAllah Allah akıllarını açsın, kendilerine doğruluk sıdki lisan versin Allah, hidayet versin. Allah böyle olumsuz insanların etkisinde kalmaktan onu korusun, onları korusun. Baksana Adil Serdar Saçan’ın iletişim tespit tutanağı, polisin tespit ettiği konuşması. İstanbul Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan’ın. Adil Serdar Saçan diyor ki arkadaşına, Mustafa diye bir arkadaşı var. Soyadını da verebilirim ama, bilmiyorum adam yargılanıyorsa şimdi mağdur durumda kalmasın. Adil Serdar Saçan: ‘Adnancılardan gelen giden var mı yanına?’ diyor telefonda. O da diyor ki: ‘Hee’ diyor cevap olarak. ‘Hee’ herhalde evet anlamında diyor. ‘Adnan’la ilgili elimde bir sürü belge var’ diyor. O da ‘hıı’ diyor. Herhalde anlama ifadeleri bunlar anladığım kadarıyla.
SUNUCU: Şimdi bu belge olduğunu söyleyen Mustafa adlı kişi değil mi?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır. Adil Serdar Saçan evet. İstanbul Emniyet Müdürü. Şu an iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olmaktan tutuklu, iddiasıyla tutuklu. Diyor ki: ‘Adnancılardan gelen giden var mı yanına?’ diyor Mustafa denilen arkadaşa. O da sonra diyor ki Adil Serdar Saçan ‘Adnan’la ilgili bir sürü belge var’ diyor. Durduk yere o da ‘hıı’ diyerek tasdik ediyor. Hep hı hı zaten cevapları. Adil Serdar Saçan diyor ki: ‘Ondan sonra bu işkence davalarında, bu bize açtıkları işkence davasında’ diyor. Bakın işte senin dediğin konu. Şu an 16 tane Adli Tıp raporu var bizim. Yani mahkemeye sunulmuş Adli Tıp’da şu an. Adli Tıp’tan çıktıktan sonra, mahkemeye sunulacak. Eğer biz bu davayı kazanırsak, bize açılan dava düşmüş oluyor otomatik. Herhalde annenin dediği o anladığım kadarıyla. Yani o davadan önce diyor sonuçlanırsa, sonuçlandırabilirsek diyor mahkemeyi diyor, dolayısıyla sizin o mahkemeyi kazanmanın bir anlamı kalmayacak. Hapise gireceksiniz, sonra kazanmış olsanız bile yattığınız yanınıza kar kalacak diyor anladığım kadarıyla. Onu demek istiyor. Ama onu, herhalde böyle müneccim gibi konuşmuş anladığım kadarıyla. Yani bilmiyorum nasıl, hangi kafayla söyledi onu.
ADNAN OKTAR: Yani, aslında bunların kulağı delik oluyor ama, neye göre söyledi tabii onu bilmiyorum. Adil Serdar Saçan diyor ki yine: ‘Eğer bu şekilde devam ederlerse’ diyor. O da yine ‘heee’ diyor uzun bir hee’si var. Adil Serdar Saçan diyor ki: ‘Basına verecek ve soruşturma açtıracak.’ Bakın hem basın ve soruşturma. Yani hukuk içerisinde de etkisi olduğunu iddia ediyor. Hem basında da etkisi olduğunu söylüyor. Nitekim de basından birçok kişi tutuklu şu an iddia edilen Ergenekon davasında tutuklular. Bunlar basında, bizim aleyhimize gece gündüz haber yapan adamlar. Yani o zamanlar, Kanal D’de olsun, Hürriyet Gazetesinde olsun sürmanşet haber yapan adamlar. Yani şu an, iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olmaktan iddiasıyla tutuklular. Kimler vardı tutuklu olanlardan?
OKTAR BABUNA: Tutuklu olanlardan Ümit Sayın var, Adil Serdar Saçan var, Tuncay Özkan var.
OKTAR BABUNA: Evet. Ataman Yıldırım var internet siteleriyle o şekilde bir mücadelesi olan.
ADNAN OKTAR: O Ataman bizimle ilgili internet sitelerinde, aleyhimizde yazılar çıkaran kişi.
OKTAR BABUNA: Evet. Faaliyet yapıyordu. Ümit Sayın yıllardır aleyhte faaliyette bulunuyordu. Hatta yazışmalarında da var. ‘Ben’ diyor ‘masonlara karşı olan sadakatimi, ADNAN OKTAR’a karşı olan faaliyetlerimle ödedim’ diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Bakın Adil Serdar Saçan diyor ki: ‘Basına verecekler, soruşturma açtıracaklar, şikayetçi olup, olur bu diye bunların gözünü korkutmamız lazım.’ Yani bakın bize göz dağı vereceğini. ‘Ama öyle bir söylemeliyiz ki’ diyor, yine o ‘hıı’ diyor. ‘Anladın mı?’ diyor. ‘Evet’ diyor. Adil Serdar Saçan onun bizzat, ‘de ki onu ben tanyorum de. Bana bir takım şeyler anlattı de tamam mı? Burada şimdi terbiyem el vermiyor de, şey yapacak onlara basına verecek. Aynı zamanda Savcılığa suç duyusunda bulunacak de.’ Bakın savcılar, polis, basın yani tamamen kontrolünde gibi bir üslupla konuşuyor. Yani tabii ben, Savcılığı da tenzih ederim. Basının bir kısmını da tenzih ederim. Adil Serdar Saçan ‘hıh’ diyor. O da ne demekse? Yine Mustafa: ‘Onlara tak diye varır’ diyor ‘olay’ diyor. ‘Hıı tamam’ diyor. Adil Serdar Saçan diyor ki: ‘Adnan’la ilgili elimde bir sürü belge var, elimde birçok belge var de’ diyor. Bak beni tehdit edecek. Elinde belge varsa gidip versene Savcılığa, ne bu tehdite ne gerek var? Bak hep bölf görüyor musun böyle, hep atmasyon izahlar.
ADNAN OKTAR: Varsa niye tehdit ediyorsun? Zaten basın da elinde, çarşaf çarşaf yayınla. Bir görelim bakalım nasıl bir şeymiş? Yok.
ADNAN OKTAR: Yok. Atıyor yani. Adil Serdar Saçan, ‘her şeyi anlatacak de çıkıp’. Adil Serdar Saçan, ‘Vallahi öyle de abi’, diyor. ‘Tamam’ diyor adam. Adil Serdar Saçan, ‘bu Adnan’ın korkması lazım abi, tamam mı?’, diyor. O da ‘tamam’ diyor. Benim korkmam gerekiyormuş. ‘Evvela abi tamam’ diyor, yine Adil. ‘Ya davayı alsınlar, bu işi kapattırayım diyeyim’ diyor. Bakıni bizim işkence davamız var ya, onu aldırtmak için bize şantaj ayarlıyor. Geri aldıracak. Yani haklı adam, 16 tane Adli Tıp Raporu var, biz korkacağız, bu adam bizimle uğraşacak davaları geri alalım diyeceğiz, böylece işkenceyi de kabul etmiş olacağız. Dolayısı ile işkence ile verdiğimiz ifadeleri de kabul etmiş olacağız. Ki, biz o ifadeleri red ediyoruz zaten. Çünkü yanımızda avukatta yoktu, işkence ile alındı. 16 tane Adli Tıp Raporu var, bir tane değil. ‘Ya davayı alsınlar bu işi kapatayım diyeyim’ diyor. ‘Evet, aksi taktirde bunlar, bir en az 10 sene daha alacaklar de.’ diyor. 10 sene daha, bakın vicdana bakın. 10 sene, doymuyorlar yani. Mustafa arkadaş da diyor ki: ‘Tamam’ diyor. ‘Kafaya takmış çünkü de.’ diyor Adil Serdar Saçan. Bu polis tutanağı bunlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, resmi mühürlü damgalı polis tutanakları.
ADNAN OKTAR: Bu zaten iddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında. Yani isteyen buna ulaşabiliyor. Bunlar CD olarak var. İsteyen alabilir yani. Eğer avukatı varsa bir kişinin, gider alır, inşaAllah. Yine var bakın. Emin Şirin ile var. Rezzan Aydınoğlu, Fatih Altaylı’nın avukatı Rezzan Aydınoğlu. Aynı zamanda Oktar’ın annesinin de avukatıdır Rezzan Aydınoğlu. Yani beraber ekipler zaten, birlikte çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, bak, Emin Şirin, o da iddia edilen Ergenekon Örgütü lobi sorumlusu olmaktan gözaltına alındı, sonra bırakıldı. Ama davası devam ediyor herhalde.
ADNAN OKTAR: Bakın, Emin Şirin ile Rezzan Aydınoğlu’nun konuşma tutanakları, polisin tespitleri. Emin Şirin diyor ki: “Adnan Hoca” diyor, “bu konu yüzünden hapise girer” diyor. Rezzan Aydınoğlu da diyor ki: “Evet,” diyor o da, tasdik ediyor. “Dolayısıyla” diyor, “bunun üzerinde duralım.” diyor, sonunda diyor. Emin Şirin diyor ki: “Yani ben bununla geri gitmiyorum.”diyor. “Tamam götürelim” diyor ve annene de selam söylüyor Emin Şirin.
OKTAR BABUNA: Zaten birlikte gelmişlerdi mahkemeye.
ADNAN OKTAR: Evet, toplu tutanakta annene de selam gönderiyor, Rezzan Aydınoğlu’nun kanalıyla. İletişim Tespit Tutanağı, 15.10.2007’de. Saat 12:04 sıralarında, 18 dakika süreyle yapılan bir konuşma. Telefon numaraları falan hepsi verilmiş, inşaAllah. Yani biz böyle işlerle gece-gündüz uğraşıyoruz. 1 tane, 2 tane, 10 tane, 20 tane değil böyle. Dava açıyorlar, bir daha kazanıyoruz, dava açıyorlar yine kazanıyoruz. Bundan maksat psikolojik bir baskı, kendilerince bazı kişilerin. Yapsınlar, yani demokrasi olan bir ülke. Biz de dava-hukuk konusunda bayağı uzmanlaşmış oluyoruz.
ADNAN OKTAR: Şimdi eğer sen evinde oturursan, kimse senin üzerine gelmez. Ama sen Darwinizm’e, materyalizme, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne, komünizme, faşizme, masonluğa mücadele ederek bayrak açarsan, oturup onlarla mücadele edersen, eline sağlık demezler. Yani teşekkür ederiz, ne kadar güzel mücadele ediyorsun demezler. Var gücüyle karşı koyacaktır. Biz de diyoruz ki, elinizden gelini ardınıza koymayın, yani onar-onar, yüzer-yüzer, biner-biner gelin, ne yapıyorsanız yapın. İster hapishaneye sokturmaya çalışın, ister tavana bağlayın, ne yapıyorsanız yapın, benim onlara cesedim yeter yani. Bak, beni şehit etseler, yine Cenab-ı Allah’tan izin alır gelirim yine tepelerine binerim yani. Yine bırakmam. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir Kuran Mucizesi var eğer uygun görürseniz. İnşaAllah.
Bu, Kuran’da aya çıkış tarihine işaret var. Kamer Suresi var Kuran’da. Kamer, ay anlamına geliyor. Kamer kelimesinin Türkçe’deki karşılığı bu. Ay isimli bu sureden, Kuran’ın sonuna kadar tam 1389 ayet varmış inşaAllah. Hicri takvime göre 1389 yılı, Miladi takvime göre 1969 yılına, yani aya ilk çıkış tarihine denk geliyor. Bu birinci mucize inşaAllah. Aynı zamanda surenin ilk ayeti de, Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “ve ay yarıldı.” şeklinde bitiyor. Kamer Suresi, 1. ayet. Burada ay kelimesinin yanında kullanılan “Şakka (yarıldı)” kelimesi, “şakka” Arapça’sı “yarıldı” Türkçe’si, aynı zamanda toprağın yarılması, kazılması anlamlarında da kullanılmaktadır. Benzer şekilde aya giden Apollo 11 uzay aracı da Ay toprağından birçok parça alarak Dünya’ya dönmüştür, maşaAllah. Bu Kuran’ın 1969’lu yıllara bakan, Ay’a ilk çıkış tarihine bakan bir mucizesi, inşaAllah. Bir diğer Kuran Mucizesi, inşaAllah. Bu da demir ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Ama o ay yarıldı aynı zamanda bir Kıyamet alemetidir, ahirzamanda. Ahirzamanı belirten, Mehdiyet devrini belirten bir alamettir. O yönüyle de şeydir, ayrıca bu asrı, bu zamanı veren tarih çıkıyor ebcedi de. Yani o da çok önemli. Yani Mehdi (a.s.) devrini veriyor ebcedi. Bu iki yönü de ayrıca belirtirsen iyi olur inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bir de demir elementi ile ilgili, inşaAllah, bir diğer Kuran Mucizesi. Burada, Şeytan’dan Allah’a sığınırım, Hadid Suresi var, Allah şöyle buyuruyor. “....ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bununan demiri de indirdik...” Hakikaten son bilimsel bulgular gösterdi ki, demir Dünya’da oluşmuş bir metal değil. Demir, Nova ve Supernova ismi verilen, güneşten çok daha büyük yıldızlardan koparak Dünya’mıza geliyor ve bu şekilde Dünya’ya indirilmiş oluyor. Tam ayette belirtildiği gibi taşınıyor Dünya’ya.
ADNAN OKTAR: Yani Dünya’ya çarpıyor bunlar değil mi? Toprak altına giriyorlar, üstü toprakla örtülüyor. Dolayısıyla kazınlınca sonra bunlar çıkıyor. Demir madeni olarak.
OKTAR BABUNA: Evet. Tam bildirildiği gibi. Bir diğer mucize de inşaAllah; burada demirden bahsedilen Hadid Suresi’nin 25. ayetinde iki tane matematiksel şifre var. Birincisi, “El-hadid”, Kuran’ın 57. suresi. “El-hadid” kelimesinin Arapça’daki harfleri toplayarak sayısal değeri toplandığında 57 çıkıyor. Bu bir mucize. El-hadid 57. suresi, sayısal değeri de 57. İkincisi ise sadece “hadid” kelimesinin sayısal değeri 26. Bakın, altında metallerin elementlerinin atom numaralarını veren bir tablo görüyorsunuz, kimyada. Demirin atom numarası 26, “hadid” kelimesinin ebcedi de 26. Hadid de demir anlamına geliyor. Demirin atom numarası çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Evet sayısal değeri 26, dolayısıyla atom numarası da aynı. Evet, buradaki benzerlikler, iki ayrı net benzerlik bir mucizedir o. Çok şaşırtıcı.
ADNAN OKTAR: Çok fazla var, yani Kuran’da böyle yüzlerce, binlerce mucize var. Eğer anlatsak yani yıllar sürer. Çok çok fazla. MaşaAllah. Ne oldu? Bir dakikamız kalmış, iyi tamam. Bir dahaki sefer görüşürüz inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aranın ardından yeniden sizlerle beraberiz. Sohbetimize devam etmeden önce sizlere bizlere soru ve görüşlerinizi iletebileceğiniz mail adresimizi bildirmek istiyorum. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere her türlü soru ve görüşlerinizi bildirebilirsiniz. Ayrıca Hocamızın eserlerini ücretsiz olarak indirebilmeniz için www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamız’ın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilme şansına sahip olabilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Ne söylemek istersiniz diyorsun. Bir soru sor istersen.
SUNUCU: Tamam. Şunu sormak istiyorum, hemen bir tanesini seçtim buradan. “Hocam, insanların %99’unun farkında bile olmadığı, fakat sizin vesilenizle yeni yeni öğrendiğimiz, maddenin dışarıda var olduğu fakat bizim beynimizde görüntü olarak gördüğümüz ve aslına ulaşamıyacağımız” Anlayabildiniz mi buraya kadar? “konusunu ilk nasıl fark ettiğinizi merak ediyorum. Bu konudaki konuşmalarınız çok aydınlatıcı ve imanı güçlendirici olduğu için ilgiyle dinliyorum. Allah razı olsun.” demiş Faruk Çetin Akgül.
SUNUCU: Sizin, maddenin dışarıda var olduğu fakat bizim, beynimizde görüntü olarak gördüğümüz ve aslına ulaşamıyacağımız konusunu nasıl fark ettiğinizi merak ediyorlar. Bunu ben de fark ettim, sizinle olan konuşmalarımda. Evet çok iyi fark ettim ve ben de merak ediyorum.
SUNUCU: Nasıl bir etki yaptı? Yani bu biraz gizem var olayın içinde gibi geliyor bana.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Ama bu bir gerçek yani. Dinsizleri de, dindarların da kabul ettiği açık bir gerçek. Mesela şu an sen beni beyninin içinde seyrediyorsun. Ama ben senden ne kadar uzaktayım şu an?
SUNUCU: Karşımdasınız yani, bir masa kadar uzağımda olduğunuzu söyleyebilirim.
ADNAN OKTAR: Peki, bana tam doğrusunu söyle. Beyninin içinde bir görüntü müyüm?
SUNUCU: Nasıl, bunu nasıl hissetmek istediğimize, nasıl görmek istediğimize bağlı bence yani. Beyin ile de algılanabilir insanlar ama, ben şu anda hani sizinle bir diyalog içindeyim ve bir masa kadar uzağımda olduğunuzu görüyorum. Daha derine inersek, evet sizin dediğiniz boyuta da ulaşabiliriz. Bu insanın elinde bence.
ADNAN OKTAR: Ama yani biz gerçek neyse onu arıyoruz yani. Kendimizi kandırmıyoruz. Beyninin içinde benim ile senin görüntün aynı yerde mi oluşuyor şu an?
SUNUCU: Evet yani ben kendim bakınca evet, ama siz farklı görüyor olabilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Yok yok benim açımdan demiyorum. Senin açından.
ADNAN OKTAR: Aynı yerde değil mi? Yani benim elimdeki şu kalem ile, senin elbisen aynı yerde oluşuyor beyninin içerisinde. Doğru mu?
SUNUCU: Yani bu tamamen düşünce gücüne bağlı bence, algılama gücüne bağlı.
ADNAN OKTAR: Sen şimdi bana bakarken gözlerini bastırırsan, bu ev tamamen oynar. Yani herkes hareket eder, her şey hareket eder, kendin de dahil olmak üzere. Bu görüntünün tamamının beyinde olduğunu göstermiyor mu böyle bir şey?
SUNUCU: Evet, bir anlamda böyle söyleyebiliriz tabii ki.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi elimizdeki bir görüntü var, bir tane görüntü var, başka bir görünyü yok. O görüntü ile ilgili de gözümüzdeki merceğe, göze kenardan bastırdığımızda görüntü şahsın kendi dahil olmak üzere hareket ediyor, ileri-geri hareket ediyor bastırma ile. O zaman tek bir tane görüntü olmuş oluyor. Yani o zaman sen bastırdığında sen dursan, karşındakiler hareket etse tamam. Yahut tersi olsa tamam. Ama bütün, tek olarak hareket ediyor, o zaman bir tane görüntü olduğunu anlıyoruz beyinde.
SUNUCU: Bu aslında fotoğraf makinesi gibi özellikle son teknolojik makinalarda böyle bir özellik var. Bir sürü nesne var ama çekmek istediğiniz şeye odaklanıyorsunuz ve diğer her şey flu çıkıyor, sadece görünmek istenen nesne ya da obje ya da kişi, sadece o netlik kazanıyor. Ama arka plan ya da sağdaki-soldaki nesneler flu görünüyor. Bir anlamda beynimiz, fotoğraf makinası, hani gibi düşünecek olursak bu görevi görüyor.
ADNAN OKTAR: Sen gözünde mi görüyorsun, beyninin içinde mi görüyorsun?
SUNUCU: Tabii ki önce bakıyoruz, baktığımızı görüyoruz. Devamında hani bunu, başka yere baktığımda evet, hala sizi görüyor olabilirim şu anda. Ama bu çok uzun sürmez. Aynı netlikte çok uzun sürmez.
ADNAN OKTAR: İnsanın iki gözü bir kamera görevi görüyor, sadece kamera özelliği. Gözlerin her ikisi de kördür, görme gücü yoktur gözlerin. Yani sadece görüntüyü irise düşürür, orada kimyasal enerji elektrik enerjisine dönüşür, gözün işlevi bundan sonra biter. Bütün insanlarda göz görmez. O gürüntüyü, sinir ağı alır beyine kadar iletir. Beyinde görme merkezine gelir, görme merkezinde ruh o elektriği görüntü olarak görür. Doğru mu?
ADNAN OKTAR: Doğru. O zaman beyinde, beyine gelen elektriğin dışında bizim seyrettiğimiz bir şey yok.
SUNUCU: Ama gözün gördüğünü beyin, tabii ki çok daha kolay algılıyor ve gözün gördüğünü, yani size bakıyorum ve başka bir yere bakmaya başladığımda beynim kısa bir zaman daha çok net olarak sizi algılayabilir. Ama zaman geçtikten sonra beyin de o yetiyi yavaş yavaş kaybediyor.
ADNAN OKTAR: Evet, hafızanda kalıyor ondan sonra.
ADNAN OKTAR: Sen beni beyninde bir televizyon ekranı gibi bir ekrandan seyrediyorsun şu an. Buna ne diyorsun, doğru mu?
SUNUCU: Yani şu anki konuşmalarımız itibariyle doğru diyebilirim, evet.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani bir tane ekran beyninde, o ekranın içinde kendinde aynı ekranın içerisindesin ben de aynı ekrandayım doğru mu?
ADNAN OKTAR: Evet. İşte insanların farkına varamadıkları bu. Yani ekranın içerisinde kendisi de karşısındaki de aynı yerde olduğu halde onun gerçekten uzağında zannediyor. Bunun nedeni, o gürüntüdeki 3 boyutlu kaliteden oluyor. Yani görüntü kalitesinden kaynaklanıyor. Yani beyindeki görüntü kalitesi o kadar yüksek ki, yani o çözülürlük oranı, görüntü kalitesi ve ses kalitesiyle de birleşince, çünkü sesde de 3 boyut var. Mesela ses, oradaki ses de duyuluyor, buradaki sesde buradan duyuluyor, stereo ses, yani derinlik ile 3 boyutlu stereo ses sistemi var beyinde. Görüntü de 3 boyutlu olunca, ikisi birleştiğinde insanlar karşısındaki varlıkla görüştüğünü zanediyor. Halbuki beynindeki görüntü ile görüşüyor.
SUNUCU: Değişik bir yaklaşım tabii. Ama bunu herkesin idirak etmesi biraz güç olabilir.
ADNAN OKTAR: Yani dünyada bunu şu an tam anlayan, yani milyonda bir falan ancaktır. Çok çok azdır.
SUNUCU: Analatınca anlayanlar da onun yarısı kadarlardır herhalde.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Ama bir de bunu yaşayarak anlayanlar var. İşte buna Fena makamı deniyor. O zaman insan bedeninin olmadığını anlar. Yani bir vücuda sahip olmadığını anlar eğer bunu tam idirak ederse buna Fena makamı denir. Yani sadece görüntüden ibaret olduğunu anlar. Ama bunu hemen hemen hiçbir insan yani benim bildiğim, çok çok nadir insan kaldırabilir. Yani çok şiddetli heyecen duyarlar bunu yaşadıklarında. Bir anda madde olmadığını anlar kendisinin. Yani çünkü dokunma hissi veriliyor beyine, dokunma hissi, koku hissi veriliyor, yani kokuyu alıyor, görüntü ve ses ve tat. Bu beş duyu verildiğinde, aynı yere verildiği için toplamı dışarıda gerçekten madde varmış imajını veriyor. Gerçekten dışarıda madde vardır ama, dışarıdaki madde saydam ve simsiyah karanlıktır.
ADNAN OKTAR: Madde var dışarıda. Ama simsiyah karanlıktır madde. Çünkü dışarıda ışık yok. Işığı, beyin böyle yorumluyor. Yani dışarıda dalga var, dalgalar geliyor beyine, dalgayı beyin ışık olarak yorumluyor. Dışarıda renk de yok, renk çeşitli dalga boylarının beyinde yorumlanmasından oluşuyor. Dışarıda renk yok.
ADNAN OKTAR: Yok gerçek bunlar, fiziğin gerçekleri bunlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela dışarıda da ses yok. Mesela şu an burası radyo dalgalarıyla dolu, ama biz duymuyoruz radyo dalgalarını. Çünkü onu sese çeviren bir sistem yok. İşte bizim beynimiz o gelen ses dalgalarını sese çeviriyor, radyo görevi yapıyor. O yüzden biz sesi duyuyoruz. Yoksa dışarıda ses yok. Yani şu an televizyon dalgaları nasıl sessiz şu an, var ama duyulmuyor şu an değil mi? Yani binlerce radyo dalgası var şu an bu odanın içerisinde, ama hiçbirini duymuyoruz. Çünkü onu algılayan bir radyo sistemi yok. Bizim beynimizdeki radyo sadece ses dalgalarını alıp, normal ses, yani dışarıdaki ses dalgalarını alıp onu elektrik enerjisine çeviriyor, beyine getiriyor. Beyindeki o elektriği beyin ses olarak duyuyor. Beyindeki ruh ses olarak duyuyor.
ADNAN OKTAR: Yani felsefe zanediyorlar bu anlatılanları, bu felsefe değil bu.
ADNAN OKTAR: Bu Plank’ın da anlattığı, Einstein’ın da anlattığı budur. Yani dışarıda gerçek anlamda ne zaman var ne de mekan var. Zaman da algı biçimi. Mesela bakın, şu sesi duydunuz, bir daha duyduk, ikisini birbirine kıyasladığında beyninde inanç olarak zaman meydana geliyor. Yani serbest uzayda zaman yok. Yani izafidir zamanda. Beynin bir algısı, yani beynin yorumu. Yani mesela bir öncekini bir sonrakine kıyaslamadan beyinde meydan gelen inanca zaman deniyor. Aslında tek bir an vardır. Tek bir an içinde sonsuz önce ve sonsuz sonra bitmiştir Allah katında. Onun için insanlar şaşırıyorlar. Diyorlar ki, Allah’tan önce ne vardı diyorlar. O zaman sen zamana göre konuşuyorsun. Sen zaman içinde olduğun için önce ve sonrayı soruyorsun. Halbuki tek bir an var Allah katında. Sonsuz önce ve sonsuz sonra tek bir an içersinde bitmiştir. Onun için Allah’tan önce ne vardı denemiyor. Yani zaman bize göre bir şey. İşte 2012’lerde insanlar bunun ne olduğunu anlayacaklar bu anlattığımın. Var ya yazıtlarda...
ADNAN OKTAR: 2012’de diyor, Lıyamet olacak diyorlar. Bu dedikleri Kıyamet işte insanların aklında ruhunda bir Kıyamet olacak, çok değişecek insanlar. Bu gerçeği kavrayacaklar. Şu an insanlar adeta rüyada gibiler, bunu anlayamıyorlar. Halbuki her insan bunu çok rahat anlayabilir. Mesela televizyonda şimdi bizi seyreden insanlar, televizyonu beyninin içinde görüyor. Ama onlara sorsan televizyon karşıda duruyor. Halbuki yandan gözlerine bastırsalar, mesela bir gözünü kapatıp bir gözüne yandan bastırırsa, televizyon oynar ekran. Kendisiyle beraber, kendi görüntüsüyle beraber. Bu ne demektir? Gürüntü beyninde oluyor. Yani dışarıda televizyon seyretmiyor.
ADNAN OKTAR: Tabii o kadar. Ama 3 boyutlu ve çok kaliteli olduğu için, yani bakın bu görüntü kalitesini hiçbir televizyon şirketi daha ulaşamadı, beyinde oluşan bu görüntü kalitesine. Cenab-ı Allah şu kadarcık etle bunu yapıyor. Bakın onlar onbinlerce parçadan oluşan televizyonda, daha bu kaliteyi elde edemiyorlar şu görüntü kalitesini. O televizyonda o görüntüyü yapan sistem, tesadüfen olamıyor bakın. Değil mi? Onbinlerce parça ve binlerce mühendisin emeği ile yıllar içersinde yapılabiliyor. Darwinistler bu beyindeki şu televizyon sisteminin tesadüfen olduğunu söylüyorlar. Yani Philips şirketi ve diğer şirketler yıllardan beri çalışmayı yapıyorlar, adım adım çalışıyorlar, daha bu kalitenin onda birini tutturamadılar. Değil mi? Ama bunun Darwinistler tesadüfen olduğunu iddia ediyorlar. Aynı şekilde bu stereo ses sistemini en kaliteli, mesela Pioneer, şu bu falan, yabancı müzik sistemi yapan fabrikalar, daha bu ses kalitesinin onda birini elde edemediler. Ama bakın beyindeki şu kadar et, sadece et parçası, alet-edavat, kablolar-mablolar hiçbir şey yok ve çok çok düşük bir elektrik ile, yani voltajı çok çok düşük, amperi çok çok düşük bir elektrik ile bunu yapıyor vücut. Bakın orada şehir elektriği kullanıldığı halde, televizyonda çok muazzam elektrik kullanılıyor, yine bir şeye benzemiyor ve o kalite. Burada vücut kendi elektriğini kendi üretiyor, bedava yani para yok bedava elektrik üretiyor, bu elektrik ile 24 saat vücut yayın yapıyor. Canlı yayın yapıyor. Hem radyo yayını yapıyor, radyo gibi duyuyoruz hem de görüntü, naklen görüntü yayını yapıyor. Yani sürekli canlı yayın vardır insanın beyninde. Yani şu an mesela insanı canlı olarak yayın, şey yapıyor ama kendi vücudundan aslında canlı yayın oluyor. Herkes gözünü açtığı anda canlı yayın başlar. Yani canlı yayın düğmesine basmış olursun. Bunu insanlar anlamazlıktan gelebilirler yani bunu kabul ettikleri anladıkları zaman zaten Allah’a inanmanın dışında bir yol bulamazlar ve bu çok ürkütür insanları. O zaman çünkü onları evleri, arabaları hepsi görüntü olmuş oluyor. Yedikleri-içtikleri, hırs yaptıkları, bağırıp-çağırıp, ağladıkları, olay çıkarttıkları. Amerika, Rusya da bir görüntü haline geliyor. Bütün dünya bir görüntü haline geliyor. O zaman Allah’ın gücünü anlamış oluyorlar. Allah’ın karşısında bir hiç ve zavallı olduklarını anlayorlar, bu da çok ağırlarına gidiyor. Onun için insanlar bu konuyu genellikle ya düşünmek istemezler yahut da anlamamak için de çok direnirler. İstersen dene, anlat, ya korkup dinlemeyeceklerdir, ya anlamamazlıktan geleceklerdir, yahut da espiri ile geçiştirmeye çalışacaklardır. Ama yalnız kaldıklarında, yahu keşke dinlemeseydim yahu diyor, nereden duydum ben bunu diyor. Bütün diyor dünyanın tadı-tuzu kaçtı diyor. Yani gitti benim dolarlar diyor, araba gitti diyor, fabrika gitti. Tabii, ölüp bayıldı, artık ne varsa onun, kariyeri, bilmem ne’si falan. Bir de bakıyor ki profesörlüğü, doçentliği de beyninde Allah tarafından yaratılıyor. Gittiği üniversiteler şunlar, bunlar. Paralara bakıyor para da beyninin içinde yaratılıyor. Çünkü parayı eline alsın yandan bastırtınca para oynar. Koysun masanın üzerine parayı. Yandan gözüne bastırsın, beyninin içinde paranın bir görüntü olduğunu görecektir. Parayı Allah yaratır. Bütün yiyecekleri Allah yaratır. Onun için diyor Cenab-ı Allah “denizde akıp giden gemileri biz yarattık” diyor Allah. “Gökte uçan kuşları ben uçuruyorum” diyor Cenab-ı Allah. İnsanlar da onu bağımsız zannettiği için ya diyor nasıl oluyor o zaman diyorlar Allah uçuruyor, hayvan kanadıyla uçuyor. Halbuki beyninin içinde uçuyor kuş. Onun farkına varmıyor o. Kuş dışarıda uçuyor zannediyor o yüzden de şaşırıyor. Allah niye öyle dedi acaba diyor, kuş kendisi uçuyor zaten diyor. Allah’ın onu müteşabih söylediğini zannediyor. Halbuki doğrudan onu yaratan Allah’tır. Mesela gemileri de insanın beyninde, aletleri, edavatları, uçakları hepsini yaratan Allah’tır. Bir insan mesela bir yerden bir yere giderken arabaya biniyor, sürekli ona arabada gittiği görüntüsü verilir. Hiç rüyanda arabayla bir yere gittiğini gördün mü sen?
ADNAN OKTAR: Gitmişsindir değil mi? Hiç tahmin ediyor musun hayal olduğunu o anda sen rüyanda?
SUNUCU: Yok rüyada gerçekmiş gibi yaşanıyor tabii ki. Rüyayı bırakın bir sonra bir önceki gün bile hayalmiş gibi geliyor.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bak rüyasındaki bir insana desen sen rüya görüyorsun, asla inanmaz. Deli misin sen ya gidiyoruz şu anda arabada, arabayı kullanıyorum diyor. Arabanın tak tak vuruyor böyle demirine, olur mu diyor ne demek diyor. Mesela dışarı çıksam trafik kazası olur araba çarpar bana diyor. O da mı rüya o zaman diyor. E, o da rüya. O da bir hayal olarak yaratılır, Allah tarafından yaratılır. Dışarıda aslı vardır ama hayal olarak yaratılır. Ama bak sana tavsiyem git arkadaşlarına bir anlat. Hep aynı şeyi göreceksin. Ya korkup kaçacaklardır, ya konuyu açmayacaklardır, ya anlamazdan geleceklerdir ya da konuyu hafife almaya çalışacaklardır.
ADNAN OKTAR: Evet, ya hafife almaya çalışacaklardır veyahut tam anlamıyla kavrayıp, yani bir tekbir getirip, tam anlamıyla Müslüman olup Allah’a tam anlamıyla bağlanacaklardır. Zaten onlar Müslüman da, daha takva ve daha derin olurlar. Dünyanın boşluğunu anlarlar. Yani dünyada hiçbir şey yokmuş derler. O zaman ahireti ve sonsuzluğu isterler. Onun için Allah buna Kuran’da da buna çok fazla ayet vardır. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah “ben size diyor şah damarınızdan daha yakınım” diyor Allah. Şah damarı insanın içinde değil mi? Boynunun içinde. Ben daha yakınım diyor Allah. İşte bu konunun açıklamasıdır bu aynı zamanda. Allah diyor ki o taşı attığınızda “siz atmadınız diyor ben attım diyor” Allah, yani size öyle gösterildi diyor Allah, taşı ben attım diyor. Değil mi? Ok attığında da bir insan veya herhangi bir şeyi yaptığında da mutlaka Allah yapar. Fakat insan kendi yapıyormuş zanneder.
SUNUCU: Kendi yaptığımız şeyler yok mudur Hocam? Dani Allah bize sonuçta bir akılx bir irade vermiş yani kendi aklımızı ve irademizi kullanarak bağımsız olarak yaptığımız şeyler yok mu? Mesela ben böyle biliyordum hani Allah’ın verdiği aklı ve iradeyi kullanarak yaptığımız her şey sevap yada günah olarak işleniyor şeklinde biliyorum ama.
ADNAN OKTAR: Şu konuşmayı yaptın sen herhangi bir seni zorlayan birisi oldu mu?
ADNAN OKTAR: Bu kaderindeydi senin. Daha annenden doğmadan bu konuşmayı yapmıştın sen.
SUNUCU: En ince konuşmalar bile kaderde bellidir diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani el kol hareketlerine varıncaya kadar. Mesela demin ben kalemle örnek verdim ya, o ben daha annem babam ortada yokken bu konuşma tamamdı, konuşmuştum.
SUNUCU: Mutlaka ki Allah her şeyi bilendir ama hani bazı şeyleri kendi isteğimizle, irademizle yapıyoruz sanırım.
ADNAN OKTAR: Hepsini kendi irademizle yaparız ama hepsini daha önceden yapmış oluyoruz. Allah,
SUNUCU: Allah her şeyi bilendir mutlaka ki ama, Allah her insana her istediğini yaptırsaydı o zaman hani kaderi de bir anlamda kendimiz çizmemiş... Bunlar biraz derin konular tabii ama.
ADNAN OKTAR: Zamanı anlayamamasından insanların kaynaklanıyor. Bak diyor ki Cenab-ı Allah, Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz”diyor. Bu ne demek?
ADNAN OKTAR: Dilemedikçe yani mesela sen namaz kılacaksın Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz, yapamazsınız diyor Allah. Ben önce söylerim sonra sen onu yaparsın diyor Allah. Ama kendi isteğiyle onu yapar. Ama bunu kavraman için şöyle yapman lazım, kendin en güzel örneksin mesela onun için demin sordum. Bu deminden beri yaptığın konuşmalarda herhangi bir baskı gördün mü sen?
ADNAN OKTAR: Hepsini kaderde yaptın, kaderine uygun olarak yaptın ve bunların hepsini daha önce sen annenden doğmadan önce yapmıştın. Mühim olan sen bunu yaparken herhangi bir baskı görmüyor olmandır. Bu bir adalettir, bu tam adalet yani çünkü tam kuşlar gibi özgürsün sen. Ama bunların tamamı, milimi milimine, santimi santimine daha önce yaptın. Yani an var çünkü tek bir an var. Yani sonsuz önceyi ve sonsuz sonrayı bütün insanlık yaşadı ve bitti. Ben mesela daha annemden doğmadan zaten İstanbul’a gelmiştim. Ben daha annemden doğmadan bu görevi yapıyordum. Çalışıyordum burada. Bu faaliyetlerime başlamıştım. Hatta dedem daha yokken, hatta Hz. Adem (a.s.) daha yokken, Dünya yaratılmamışken ben bu görevimi yapıyordum. Bunları insanın anlaması için şöyle sadece bunun üzerinde durması gerekiyor. Zaman sadece insan içindir, algı biçimidir yani bunu iyice kavrayacak insan. Zaman diye bir şey yok. An saniyenin trilyonda biri değil, katrilyonda biri de değil, yani bir birimi yok. En kısa zaman. Ama anlaman için öyle söylüyorum. Yani bir birim olmadığı için “en kısa” demek bir mantık olsun diye söyleniyor ve o kadar vaktin içerisinde sonsuz önce ve sonsuz sonra bitiyor. Allah’ın gücünün büyüklüğünü göstermek için yapıyor Allah bunu. Mesela Kuran’da Hz. Musa (a.s.)’nın konuşmaları var değil mi? Kuran daha Hz. Adem (a.s.) yokken vardı ve Hz. Musa (a.s.)’nın bütün konuşmaları var Kuran’da ne konuşacağı.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Allah, “buraya bir kader üzerine geldin ey Musa” diye sesleniyor Hz. Musa (a.s.)’ya inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela Hz. Musa (a.s.)’ya “asanı at” diyor, kaçıyor asayı görünce. Onun kaçması kaderinde onun. Mesela diyor ki Allah, “korkma” diyor. “Peygamberler korkmaz benim katımda diyor. “Al onu ey Musa” diyor, gidip alıyor, o da kaderinde onun. Ama daha Hz. Musa (a.s.) hiç daha hayatta yok yani, daha Dünya yokken Kuran vardı. Kuran’da bu belirtiliyor. Kelimesi kelimesine aynısını yapıyor Hz. Musa (a.s.). Sorsan “seni kimse zorladı mı?” desen Hz. Musa (a.s.)’ya, yok der. Mesela Darwin’e birisi sorsa dese ki “seni kimse zorladı mı?”, “nereden çıkarıyorsun” der. Mesela Dawkins gidip yazın internetten girin adresi var. Şu anki en ünlü ateist dünyadaki. “Sen ateist ve Darwinist olurken herhangi bir zorlama hissediyor musun şu anda?” dersin. Yani “bir baskı, herhangi bir seni yönlendiren bir güç hissediyor musun üzerinde?” “Hayır ne münasebet” der, “nereden çıkarttınız” diyecektir. İşte bu da Allah’ın adaletidir. Yani kişinin bütün yapıp ettikleri Allah katında olup bitmiştir.
SUNUCU: Sayın Hocam şimdi kısa bir aramız var. Kısa bir aranın ardından yeniden birlikte olacağız.
SAYIN ADNAN OKTAR'IN MOHAMMAD THOMPSON'IN SORULARINA CEVAPLARI
OKTAR BABUNA: Kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz inşa'Allah. Bir konuğumuz var, Yeni Zelanda'dan Muhammed Thompson isimli kardeşimiz. Voice of Islam, İslam'ın Sesi Kuruluşundan kendisi buraya konuğumuz olarak geldiler.
ADNAN OKTAR: Daha önce Hıristiyan iken Müslüman olmuş değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. 81 yılında.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah mübarek etsin. MaşaAllah. Hoşgeldiniz.
MOHAMMAD THOMPSON: Çok teşekkür ederim. Burada, güzel ülkenizde bulunmak çok güzel.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tercüme edelim lütfen.
OKTAR BABUNA: Peki. Başlayabiliriz, inşa'Allah.
MOHAMMAD THOMPSON: İnşa'Allah. Beni kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. İki konuya değinecektim... Hem Yeni Zelanda hem de tüm dünyada İslam'ın yayılmasına çok yardımcı olan televizyon programımızda, yıllarca belgesellerinizi ve DVDlerinizi yayınladıktan sonra buraya gelip sizinle görüşmek benim için bir ayrıcalık.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah.
MOHAMMAD THOMPSON: Her hafta Yaratılış Gerçeğibelgesellerinden, Harun Yahya belgesellerinden Kuran ve bilim konularına dair farklı bir belgeseli yayınlıyoruz. Programımıza çok katkıda bulunuyor. Burada büyük bir iş başarıyorsunuz. Sormak istediğim sorulardan bir tanesi Yaratılış Atlası'yla ilgili; çünkü bu kitabı gördükten ve hakkında yazılanları okuduktan sonra, böyle devasa bir eseri yazıp ortaya çıkarmaya sizi sevk eden ne oldu öğrenmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Darwinistlerin meydanı boş bulması beni biraz rahatsız etti. Yani böyle dünya çapında akıl almaz bir yalanı, birçok devletin sahiplenmesi, organize etmesi, bununla ilgili üniversiteler, enstitüler kurmaları, trilyonlarca lira para harcayarak böyle bir yalanı insanlara ballandıra ballandıra anlatmaları; tabii ki aklı başında bir insanı çok kızdırır ve rahatsız eder. Ben de bu yalanı tam anlamıyla ortaya koyacak bir kitap hazırladım ve tam anlamıyla perişan oldular. Ve bir daha böyle yalan söyleyeceklerini de zannetmiyorum. Yani bundan sonra kıyamete kadar Darwinizm ile ilgili yalan söyleme güçleri kalmadı. Kolları bacakları ilmen, kültürle, bilimle tam anlamıyla kırıldı.
MOHAMMAD THOMPSON: Bir sorum buydu, cevabını düşündüğüm şekilde verdiniz. Diğeri de bu eser nasıl dağıtıldı ve okuyanlar üzerinde nasıl bir etkisi oldu?
ADNAN OKTAR: Amerikan hükümeti, Rus hükümeti, İngiliz hükümeti, Fransız hükümeti, Alman, Hollanda, Belçika, Norveç hükümetlerinin tamamı Atlas'ı aldılar. Genelkurmay Başkanları aldı. Amerikan ordusunun ileri gelen bütün üyeleri, CIA, FBI... FBI'ın ileri gelenlerinin hemen hemen hepsine gönderdik, yani kitap şirketi gönderdi. Ve dünyadaki etkisini de hemen aldık. Gerek Sarkozy'de, gerek Tony Blair'de, gerek direkt Amerikalı diğer şahıslarda bunu gördük ve çok güzel etkilendiler. Şu an dünyada artık Darwinizm'in karizması tam anlamıyla çizildi. Artık böyle bir yalanı söylemek onlar için utanç verici oldu. Artık mesela Dawkins gibi bir şahıs bile uzaylılar yarattı demeye başladı. Bu ne demektir? Artık bizim Türklerde bir tabir vardır, çamura yatmak diye, çamura yattılar artık. Çaresizliğin verdiği, açmazın verdiği sıkıntıyla uzaylılar iddiası ile komik duruma düşmeye başladılar. Bu ne demektir? Biz Allah'a eninde sonunda inanacağız demek istiyorlar. Çamura yatmaları önemli değil. Sonunda bunu söyleyecekler inşa'Allah.
MOHAMMAD THOMPSON: İnşa'Allah. Çünkü benim de duyduklarım bu yönde. Duyduğuma göre özellikle Avrupa'da insanların görüşleri o kadar değişmiş ki, okullarda bile evrim ve Darwin teorisinin yanında Yaratılış'ın anlatılmasına başlanmış. Gerçi hala evrim teorisine gerçeklik payı verip okullarda okutuyorlar; ama şimdi elhamdülillah bismillah maşa'Allah, gerçekleştirmiş olduğunuz büyük eserle insanları değiştiriyorsunuz. Tekrar Allah'a inanmaya başlıyorlar inşa'Allah.
ADNAN OKTAR: Darwinizm'den zaten bahsetmeleri gerekir. Kuran'da da Firavun'dan bahsediyor, Nemrut'tan bahsediyor. Yani geçmişte anormal inançların, geçmişte oluşan anormal felsefelerin Müslümanlar tarafından zaten bilinmesi gerekir. Biz Darwinizm'i, komünizmi, faşizmi, eski Yunan dinlerini, eski Roma'daki inançları, eski Sümerler'deki, Mısır'daki, eski antik inançları öğrenmekle mükellefiz. Darwinizm de artık antik bir inançtır. Yani sapkın bir pagan dinidir ve bunu da öğreneceğiz. Bütün kapsamıyla, bütün detaylarıyla öğretsinler, anlatsınlar. HattaDarwinist müzeler kurulsun. Darwin'in hatta böyle mumyasını da koyabilirler istiyorlarsa. Onlar nasıl halkı kandırmışlardı, o devrin o ilkel mikroskopları, o devirde basılmış o yalan eserler, kitaplar, Darwin'in mesela o devirde hazırladığı eserler ve Marx'ın Engels'in diğerlerinin de ona yazdıkları eserler, bunların hepsi bir müzede sergilenebilir. Gençler bunları öğrensin. Ve en kapsamlı şekilde anlatılabilir. Kuran'da çünkü sapkın anormal düşünceler anlatılır, ki doğrusu bilinsin.
MOHAMMAD THOMPSON: Tam olarak öyle. Bence de Darwinizm'in ırkçılıkla ilgisi var, belli bazı ırkları aşağılayan bir bakış açısı var. Bu yüzden beyaz insanı ön plana koyup üzerinde çalışmalar yaparak, bir çeşit süper insan ortaya çıkarmaya çalıştılar. Almanların Aryan ırkıyla yapmaya çalıştığı şey sanırım buydu. Anladığıma göre Darwin teorisi bu tip ırkçı görüşlere sahip.
ADNAN OKTAR: Tabii ki Türk milletini de haşa ilkel bir maymun türü olarak görüyor Darwin ve mutlaka elimine edilmesi, yok edilmesi gerektiğine inanıyor Türk Milletinin. Zenciler için de, Aborjinler Avustralya yerlileri için de bir ifadesi var. Dolayısıyla ırkçı görüş, Darwinizm'in ortaya çıkması ile dünyaya yayıldı ve faşist düşünce de Darwin'in bir eseridir. 350 milyon insanın ölümüne, binlerce şehrin yıkılmasına, milyonlarca insanın sakat kalmasına, çocukların öksüz yetim kalmalarına sebep olmuştur ve insanların kalbinden sevginin alınmasına, egoistliğe, bencilliğe sebep olmuştur. Ahir zamanın en büyük deccali hareketidir Darwinizm.
MOHAMMAD THOMPSON: İşte ben de bu yüzden kitabınızın, elhamdülillah çok büyük bir eser olduğunu düşünüyorum. Ayrıca biz Müslümanların diğer Müslümanlara göstermemiz gereken bir alan olduğunu düşünüyorum; çünkü bir çok Müslümanın evrime inandığını görüyordum. Bir makalenizden bahseden bir yazı okuyordum. Bu yazıda bir çok Müslüman ülkenin artık Yaratılışa inanmaya başladığı yazıyordu. Bu bana Yaratılışa niye daha önce inanmadıklarını düşündürdü? Daha önce birçok Müslümanın evrime ya da evrimin bazı yönlerine inandıkları anlaşılıyordu.
ADNAN OKTAR: Tabii Mısır'da, Suriye'de, Irak'da dünyanın birçok yerinde, Libya'da Darwinistler hakimdiler. Ve İslam alemini de solcu, materyalist ve Darwinist bir çizgiye çekmişlerdi. Binlerce alim de bunların fetvacısı konumundaydı. Onlar da şu an fikren tepetaklak gittiler. Artık Yaratılış bütün dünyada hakim inanç haline geldi, Allah'a hamd olsun.
MOHAMMAD THOMPSON: Anladığım kadarıyla özellikle Endonezya'da kitaplarınız okul müfredatı kapsamında okutuluyor. Allah'a hamd olsun kitaplarınız Yaratılışı, Yaratılış ve İslam'ı anlamalarına yardımcı oluyor. Bu gelişmeler sayesinde İslam'a daha yaklaşıyorlar ki, bu da daha iyi birer insan, daha iyi birer Müslüman olmaları anlamına geliyor ve dinlerini daha uygun şekilde yaşamalarına vesile oluyor inşa'Allah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah maşaAllah. Rusya'da da benim eserlerim serbest sadece, diğer eserlerin satışı yasak. İran'da da öyle. Sadece benim eserlerin serbest maşaAllah. Azerbaycan'da da öyle, sadece benim kitapların satılabiliyor, genelinde öyle yani istisnaların dışında. Ve dünyada en çok revaç bulan eser konumunda şu an. Sırf bu yıl 90 milyonu buldu, 80 milyondu, 90 milyonu buldu indirilen kitap sayısı. Daha Ocak ayına da az bir şey kaldı. Fakat 90 milyonu da aştı. Bu muazzam bir sayı maşaAllah. Bir o kadar da satış yoluyla dünyada satılıyor. Bir de bir kısım yayınevleri de bizden aldıkları izinle, kendileri kitapları basıyorlar. Ben telif hakkı almıyorum, onlar basıyor. Onların dahaddi hesabı yok maşaAllah.
MOHAMMAD THOMPSON: Elhamdülillah, bu çok güzel. Elhamdülillah. Kitaplarınıza rağmen hala Darwinist düşünceye inanan Müslümanlar olduğu düşünülürse, bu durumun üstesinden nasıl gelebiliriz? Yaratılış Atlası ve diğer kitaplarınız gibi kitapları, DVD ve belgesellerinizi daha fazla dağıtmak İslam'ı yaymak için iyi bir yol olur mu? Biliyorum ki, bismiAllah, maşa'Allah televizyon programlarınız, kitaplarınız, ve bunu gibi şeylerle büyük bir mücadele veriyorsunuz ve bu durumun üstesinden geliyorsunuz. Allah sizden ve tüm ekibinizden tüm bu çabalarınız için razı olsun.
ADNAN OKTAR: Darwinizm ağaçtan düşmüş, kurumuş bir yaprak gibi. Bizim ona aslan pençesiyle vurmamıza bile gerek yok, sadece şöyle bir rüzgar bile; çok ilkel, bilimsellikten tamamen uzak ilkel bir pagan dini Darwinizm. Bir proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini anlayamayacak kadar ilkel, 350 milyon Yaratılışı ispat eden fosilden habersiz. Hiçbir ara fosil olmadığı halde, Darwinizm'i ispat eden hiçbir ara fosilin bulunmadığını bilmelerine rağmen, ara fosil varmış gibi yalan söyleyecek kadar da sıradan düşünen, çocukça düşünen ve yalandan çekinmeyen insanlar. Dolayısıyla Darwinizm'in artık dünyada sonunun geldiğini görmek çok zevkli, çok hoşuma gidiyor.
OKTAR BABUNA: Programımızı bitirmemiz gerekiyormuş.
ADNAN OKTAR: Yarın inşa'Allah tekrar görüşeceğiz.
OKTAR BABUNA: Yarın Samsun AKS Tv, Kayseri ve Gaziantep Olay Tv'de inşa'Allah görüşmek üzere.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...