SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bir Adnan Oktar ile Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Bu akşam Gaziantep Olay, Samsun Aks ve Tv Kayseri ekranlarından size sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini de size söylemek istiyorum. Radyolarımız Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya. İnternet sitelerimiz ise www.haberhilal.com ve www.harunyahya.tv.
ADNAN OKTAR: Bir şeyler anlatarak başlayalım inşaAllah. Sen Allah’ın Cemal isminin bir tecellisisin, çok temiz yüzlü ve efendisin ve İzmir’in o güzel insanlarından birisisin inşaAllah. Çok hoştur İzmirliler çok güzel huyludurlar değil mi, çok insancıldırlar, anneni ve babanı da tebrik ediyorum ayrıca seni böyle güzel yetiştirdikleri için maşaAllah.
Kaderden bahsedelim. Cenab-ı Allah diyor ki ayette Kamer Suresi 49’da “Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık” yani virüslere varıncaya kadar her şey kaderle yaratılmış ve senin buraya gelmen kaderde, bu şekilde konuşmamız kaderde, benim seninle böyle konuşmam kaderde. Çünkü tek bir an var, zaman bizim beynimizde yaratılan bir inançtır. Bir şeyi bir şeye kıyaslamaktan kaynaklanır mesela benim her zaman klasik anlatımım bakın inşaAllah, şimdi bir ses duyduk değil mi? Bakın bir ses daha duyduk. İkisini birbirine kıyasladık, kafamızda bir inanç meydana geldi, işte buna zaman diyoruz. Dışarıda böyle bir şey yoktur. Ama eğer zamanı değerlendirecek olursak mesela bana göre ayrı zaman oluyor, bir başka kişiye göre ayrı zaman olur, zaman boyutları vardır. Mesela Hz. İsa’nın (a.s) bulunduğu zaman boyutu ayrı, bizim bulunduğumuz zaman boyutu ayrı, Cenab-ı Allah’ın katında zaman hiç yoktur. O tek bir andır. Tek bir an içerisinde sonsuz önceyi ve sonsuz sonrayı yaratmıştır Cenab-ı Allah. İnsanlar da o yüzden soruyorlar, diyorlar ki; Allah’tan önce ne vardı? Önce sonra olması için zaman olması gerekiyor. Zaman sana ait olduğuna göre tek bir an içerisinde nasıl olsun yani daha önce daha sonra olmaz, tek bir an var. Kader bizim için bir konfor kolaylık eğer aksi olduğunu insanlar bilmiş olsaydı eğer ruhen dengeleri bozulurdu. Çok anormal olurdu ama ne büyük kolaylık mesela ne konuşacağın belli ne kadar rahat.
ADNAN OKTAR: Ben sana anlattıktan sonra bir düşüneceğim bakayım kavrayacaksın inşaAllah. Onu o zaman daha detaylı gördüğünde daha makulüyle anlayacaksın. Einstein zamanın olmadığını söylüyor. Planck aynı şekilde çünkü zaman bir algı biçimi ve insandan insana değişiyor. Tek bir an olduğunda zaten kaderin dışında bir yol olmuyor yani başka bir çözüm başka bir açıklaması olmaz. Yani kader bilimin bize getirdiği bir mecburiyettir. Tek bir an olduğuna göre diğer varlıklarda zamanlı olduklarına göre tek bir an içerisinde her şeyin olup bittiğini anlamış oluyoruz. O zaman zaten kadere inanıyorum inanmıyorum diye bir konu olmuyor yani bilimsel bir mecburiyet olmuş oluyor bu. Mesela maddenin meydana geliş şekli. Mesela ben seni şu an beynimin içinde görüyorum. Ama sen bende uzakta gibi görünüyorsun, senden ışık ışınları bana geliyor. Bakın dışarıda ışık kaynakları var, onlar sana çarpıyor, o senden yansıyor benim gözüme geliyor, benim gözümde senin görüntün ters döndürülüyor, irise geliyor değil mi, orada kimyasal enerji elektrik enerjisine dönüştürülüyor ve beynime kablo ile geliyor bu, görme merkezine yani sinir kanalı ile geliyor. Görme merkezine geldiğinde ben seni orada o elektriği görüntü olarak görüyorum ve o görüntüyü de gören de birisi var. Yani asıl gören o, gözler sadece kamera görevini görüyor. Yani iki gözle insanlar baktığında gördüğünü zannediyorlar ama göz görmez normalde. Gözün sadece kamera görevi vardır yani nasıl fotoğraf makinesinin görevi ne ise veyahut video kameranın görevi ne ise gözün görevi de budur. Göz görmez, beynin içindeki görme merkezi görür. Asıl göz odur. İnsanın içindeki göz ama bu gözün gözü yok ama görüyor. Yani bu çok acayiptir. Yani bakın orada bir göze ihtiyaç olması gerekiyor. Fakat elektriği görüntü olarak görüyor bu göz. Fakat ortada bir göz yok. İşte bu görünmeyen göze ruh diyoruz biz. Mesela ses de öyledir. Ses dalgaları gelir kulağımıza işte örs, çekiç, üzengi oralardan geçer titreşim olarak. O titreşim elektrik enerjisine döner, gelir beynimize. Beynimizde o elektrik akımını ses olarak duyan bir kulak vardır. Ama bu kulak bizim bildiğimiz gibi bir kulak değildir. Yani görünmeyen bir kulak vardır. O görünmeyen kulak gerçek kulaktır. Her insanın kulağı sağırdır. Yani kulak sesi iletmeye yarayan bir araç mekanizmadır yani kulak hiçbir şekilde duymaz. Yani her kulak sağırdır, duymaz. Beynin içindeki kulak duyar.
ADNAN OKTAR: Tabii hepsi beynin içinde olup bitiyor. Mesela algı da, şimdi bak ben buraya dokunuyorum, masa sert. Bu sertlik algısı beynimin içinde oluyor benim, ben masada olduğunu zannediyorum. Görüntünün 3 boyutlu olmasından kaynaklanıyor bu. Yani parmak uçlarımda oluşuyor değil, parmak uçlarımda onu hissettiğime dair bilgi beynimin içinde oluşuyor. Yani insanlar parmak ucunda hissettiklerini zannederlerdi. Parmak ucunda olmuyor olay, beynin içinde olur. Mesela bir yemek yediğimizde farz edelim kavun yiyor, ne kadar lezzetliymiş kavun diyor. Beyninin içerisinde o tadı hisseder ağzında hissetmez. Diyor ki ağzıma tatlı geldi diyor tadı hoş geldi diyor. Acı geldi diyor veyahut ekşi geldi diyor. Ağzında hiçbir insan tadı hissedemez. Hep beyninde hissederler. Ama ağzında hissettiğini zannederler. Mesela koku da; hiçbir şekilde burunda o kokuyu hissetmeyiz. İnsanlar hep tam o burnunun ucunda kokuyu aldığını zannederler, burada burada oluştuğunu zannederler. Hiçbir şekilde öyle olmaz. Beynin içindeki burun kokuyu alır. Sadece havadaki o kimyasal gazlar burnunun üstündeki o sinir hücrelerine geliyor onlara dokunduğunda o elektrik enerjisine dönüşüyor ve o beyne gidiyor. Beyinde onu koklayan bir burun var. Oradaki o elektriği bakın elektriği koku alarak alan bir burun var. Yani beynin içine ne gül girer ne karanfil girer, gül karanfil dışarıda ama gülü ve karanfili içeride koklayan bir ruh vardır. Bakın gül olmadığı halde gülü koklar o, elektrik akımını gül olarak koklar o, elektrik akımını karanfil olarak koklar, bu gerçek dünyada şu an bilinmiyor yani o kadar bilinmiyor. Milyonda birdir bu konuyu bilenler. 2012 gibi bu konu insanlar tarafından tam kavranmaya başlanacak. Bu metafizik bir konu yani çok büyük bir olaydır bu. Yani insanlar beyninin içinde yaşadıklarını bilmiyorlar. Dışarıda yaşadıklarını zannediyorlar. Dışarıda insanların bedeni vardır da fakat maddenin yapısından dolayı atomun yapısından dolayı saydamdır madde. Bu bilim adamlarının ittifakla söylediği yani dinsiz dindar her ikisinin de ittifakla söylediği bir sözdür bu. Ayrıca dışarıda ışık yok. Mesela bu hiç bilinmiyor dünyada insanlar ağlıyor pırıl pırıl güneşlik aydınlık bir ortam diyor. Kazaklarını boyunlarına bağlıyorlar veyahut beline bağlıyorlar. Kendine göre bir mutluluk alameti olarak ısınmak amacıyla da böyle bilemiyorum. Güneşli havada geziniyor. Güneşli havada güneşi gören hiçbir zaman için gerçek güneşi göremez. Çünkü gerçek güneş simsiyah karanlıktır. Güneş dalga yayar, insanın beyni o dalgayı ışık olarak görüyor, ışık olarak algılıyor. Dışarıda ışık yok. Hangi bilim adamına sorarsanız sorun bunu bilirler ve madde çekirdek nötron protonun birbirlerine uzaklıklarından dolayı ve şiddetli uzak olduğu için, çok çok uzak oldukları için saydamdır yani cam gibi saydamdır madde. Dolayısıyla dışarıda ne renk var, ne ışık var, ne de bizim anladığımız tarzda bir madde var. O tarzda bir madde yok yani saydam olan madde vardır. Dışarıda renk diye bir şey yoktur çünkü dalga boylarını beyin böyle renk olarak algılıyor. Yani dışarıda dalgalar var, o dalgalar beynimize geldiğinde kimini kırmızı, kimini yeşil, kimini mavi olarak alır. Dışarıda renk yok mesela bu çok önemli bir şey. Yemyeşil ormanlık diyor mesela bakıyor insanlar öyle bir şey yok dışarıda. O beynin yorumu. Dolayısıyla bütün bunlar beynin içinde şu kadarcık yerde oluyor. Ufak bir yerde oluyor. Şimdi mesela adam diyor ki benim muhteşem bir yatım var diyor beraber gidiyorlar, yata bakıyor çok muhteşem bir yat. Bir gözünü kapatsın gözüne yandan bastırsın hafifçe beyaz kısmına şu yan içten yandan bastırsın yat bir böyle gelir, bir böyle gider bastırdıkça, bir böyle gelir, bir böyle gider. Neden öyle olur sence? Çünkü dışarıda yatın aslı ile muhatap olmuyor ki görüntüsü ile muhatap oluyor da onun için. Yani beyninin içerisinde...
ADNAN OKTAR: Yok, net doğruyu görüyor. Yani dışarıda yat var ama dışardaki yat saydamdır ve simsiyah karanlıktır. Yatın görüntüsü beynine düşüyor, beyninde görüyor. Her insan bir monitörün başında yaşar. Nasıl hani bankalar da memureler, işyerinde bir monitörün başında görevini yapıyorlar hiç ayrılmıyorlar sürekli monitörün başında yaşıyorlar. Veyahut güvenlik memurları oluyor, karşısında bir monitör oluyor değil mi? Ekran oluyor, oradan bir kapıyı kumanda ediyor, dışarıyı açıyor veyahut çocuklar da böyle bir şeyler yapıyorlar, arabayla gezme falan nedir onlar? Her neyse, evet. İşte insan aynı yaşıyor şu an beyninin içerisinde. Yani o elektrikten oluşan bir ekran var onun başında yaşar insanlar. Bu yalnız bir inanç, felsefe falan değil. Bu bilimsel bir gerçek. Hiçbir insanın reddemeyeceği bir gerçektir bu. İnsanların ağzının tadını kaçırdığı için ve çok korktukları için bu konuya girmiyorlar. Yani nerede açarsan aç bu konuyu aman aman aman derler. Eğer bunu tam kavrayan, bunu tam anlayan bir insan kendisinin madde olmadığını hisseder. Yani o anlamda madde olmadığını hisseder. Çünkü o zaman, beynin içinde ki yaşadığı yerin içine girer insan o anda. Eğer iyi konsantre olursa, şu o dediğim ufacık yerin içine girmiş olur. Yani bir ruh olarak onun içine girer. O zaman da madde olmadığını hisseder. Yani kolunun, bacağının, vücudunun olmadığını hisseder. Yani bedeninin de olmadığını hisseder. Ama bu çok ürkütücüdür yani bunu insanlara tavsiye etmem. Yani bunu herkes kaldıramaz. Çünkü bu ayette de buna işaret edilmiştir. Mesela Peygamberler bu makama girerler, buna fena makamı deniyor. Vahiy alırken bu makama girerek vahiy alınır. Yani maddeden tecerrüd eder şahıs. Yani madde olmaktan çıkar, saf ruh haline gelir insan.
SUNUCU: Madem gözümüz görmüyor, beynimiz her şeyi yapıyor. Yani, diyorsunuz ki mesela karanlık, mesela yatı görüyoruz karanlık, ama herkes yatı aynı görür. O zaman herkesin beyni aynı mı?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Yani dışarıdaki madde sabittir. Herkes de o aynı şeyi görür.
SUNUCU: O zaman niye bazıları zeki, bazıları daha mesela gerizekalı?
ADNAN OKTAR: O Allah’ın özel yaratmasıdır, kıyas meydana gelmesi için. Çünkü akıllı nefes kesicidir ama bu neden biliyor musun? Aklı zayıfların, gerizekalıların, yahut orta zekalıların veyahut işte makul zekalıların oluşması durumunda; mesela bir topluluk içerisinde aşırı derece de akıllı olan çok fark edilir. Ve akıl da insana çok zevk verir. Yani akıllı bir insan insanı hipnotize eder adeta. Çok heyecan verir akıllı bir insan. Yani kadında da öyledir akıllı kadın. Yani mesela akılsız bir kadın ne kadar güzel olursa olsun insana itici gelir. Yani helaliyse gücü yetmez yani ne yaparsa yapsın. Kadına da erkek çok etkileyici gelir Allah’ın hikmeti. Öyle yaratılmıştır. Yani böyle nasıl kokudan insan zevk alıyorsa, gülün kokusundan veyahut lezzetli bir yemekten. Akıllıdan da o şekilde tarif edilmeyen bir şiddetli haz ve zevk alır. Yani kontrol edilemeyecek bir zevk alır. Onun için, mesela akılsız bir erkek mesela güzel gösterişli de olsa kadınları gıcık eder, hiç hoşlanmazlar. Yani ne yaparsa yapsın, isterse şu olsun bu olsun. Ama bazen parasına tamahen ona işte tahammül ettikleri olur böyle yani lanet olsun tabiriyle parasına karşılık. Ömür boyu öyle sürünürler, o da sırtlan gibi onun etrafında gezinir. Ama, şimdi konuyu oradan çekip yine biz bu şeyde devam edelim. Bilim adamları diyor bakın, bilimsel eserlerde de bunu görürsünüz. Fizikçiler diyor, modern fizikçiler. Bak dikkat et, büyük bir korkuyla bunun farkına vardılar diyor. Yani insan zihninin sınırlarını ve bütün gördüğümüz diyor evrenin, beyinde görüntü olarak oluşması gerçeğini diyor ve zamanın ve mekanın gerçekten olmadığını bilmeleri büyük bir korkuyla bu gerçeği anlamalarına sebep oldu diyor. Onun için modern fizikçilerin hepsi Allah’a inanırlar. Mesela Planck inanır. Ne diyor onun var mı bulabilir misin? Einstein inanır Allah’a değil mi? Fizikçilerden inanmayan yok gibidir yani.
Mesela diyor ki ayette Taha Suresi 40’da. “Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın” diyor Allah ona hitap ediyor Hz. Musa (a.s.)’a, “….sonra bir kader üzerine geldin ey Musa!” diyor. Çünkü daha Hz. Musa (a.s.) oraya gelmiş olması mesela Kuran’da var Hz. Musa (a.s.)’nın ne yapacağını, ne edeceği. Kuran daha kainat meydana gelmeden, Big Bang -büyük patlama- olmadan Kuran var. Dolayısıyla Hz. Musa (a.s.)’ın ne yapacağı da belli, kader de belli. Neden oluyor bu? Tek bir an olmasından kaynaklanıyor. An, saniyenin kat trilyon da birinden çok çok daha kısa, yani tarif edilemeyecek bir zamandır bir andır. Yani anın bir limiti yok yani. Kısalığını açıklayacak bir kelime yok. Sonsuz, kısa zaman birimidir, bakın sonsuz kısa. O an içerisinde Allah işte her şeyi yaratıp bitirmiştir. Harika tarzda yaratmıştır. Mesela insanları, bitkileri, ağaçları hepsini bu görüntü sistemi içinde yaratmıştır. Fakat dışarıya çıktığında halk bunun genellikle büyük bir bölümünü farkına varmaz. Yani, mesela bir taksiyle giden bir insan, taksi şoförü oturur takside halkı alır, işte hemşerimli falan konuşur. O tahmin tahayyül dahi edemez ki beyninin içerisinde o taksinin görüntüsünün oluştuğunu, böyle bir hayat yaşadığını bilmez. Bunu Peygamberler biliyorlardı mesela Kuran’da bunu anlıyoruz. Peygamberlerin bildiğini. Hatta diyor Sahabeler; “ben diyor iki ilim dolu kap aldım diyor Resulullah (sav)’dan, birini size anlattım” diyor. Yani bu zahir ilmi her türlü, ama diğerini anlatsam diyo bu boyun gider diyor. Yani sen deli misin derler diyor. Yani çok acayip karşılarlar diyor. İşte kastedilen ilim bu, yani batın ilmidir bu ve maddenin hakikatidir bu. Beyninin içine çekilip madde olmaktan çıkan bir insanın aldığı duruma tarikatlar da fena makamı denir. Yani tarikatlar yalnız bunu bambaşka yollarla ve çok uzun çilelerle elde ederler. Halbuki bu çok kısa, yani insanın kısa bir süre düşünmesiyle konsantre olmasıyla rahatça elde edebileceği bir durumdur bu. Yani beyinde bunu ustaca düşünebilir de, insan beyninin içine çekilirse kendisini madde olmaktan çıkartabilir. Yani sadece saf ruh haline gelebilir insan. Buna fena makamı denir. Yani onda artık el, kol, bacak, beden bunlar hissedilmez. Sadece ruh halinde yaşanır. Ama tekrar diyorum yani ben bunu kimseye tavsiye etmem. Hz. Mesih (a.s.) geldiğinde inşaAllah bunların ne olduğunu insanlar daha güzel görecekler. Çünkü ayette buna bir işaret de var. Cenab-ı Allah’ın ayette belirttiği Peygamber Efendimizin (sav) diliyle hitap ediyor: “Ya Rabbi” diyor, “beni güzel bir girişle girdir, güzel bir girişle beni çıkart” diyor. “Ve beni Katından bir sultanla destekle” diyor yani bir güç ile destekle. Dolayısıyla bu makama geçiş de, insanların yanında bu konuyu çok iyi bilen, çok akıllı, bu derinliği çok iyi yaşamış başka bir insanın bulunması lazım. Bakın, “güzellikle girdir, güzellikle çıkart.” Kuran’ın bir işareti de budur, yani bu konudur. Çünkü madde olmaktan çıkmak. Yani Peygamber Efendimiz (sav)’in hep vahiy aldığında, genellikle vahyin oluşmasında olur. Yani madde olmaktan çıkar, ruhaniyet haline geldikten sonra vahiy almıştır.
OKTAR BABUNA: İman eden bilim adamlarını okuyayım mı Hocam? Galileo var mesela. Diyor ki Galileo -dünyanın yuvarlak olduğunu ilk defa söyleyen bilim adamı, teleskop kullanarak gökyüzüne bakan ilk kişi- diyor ki; “Tabiat hiç şüphesiz Allah’ın hiç vazgeçemeyeceğimiz okunması gereken diğer bir kitabıdır.” Kepler yine en büyük astronomlardan bir tanesi olarak kabul ediliyor 16. yüzyılda.
ADNAN OKTAR: Bütün marksistler, komünistler, Darwinistler hep onları örnek veriyor bu adamları. Komünistlerin kitaplarında hep görüyorum, bak bilim adamları diyorlar gericiliğe karşı ne kadar böyle güzel mücadele vermiş falan diyorlar. Onlar Allah’a inanıyor, ondan hiç bahsetmiyorlar kitaplarında.
OKTAR BABUNA: Halbuki dine karşıt gibi gösterirler dediğiniz gibi hep o şekilde bahsederler. Halbuki hiç alakası yok.
ADNAN OKTAR: Yani çocukluğumuzdan beri bize hep öyle öğretirlerdi değil mi?
OKTAR BABUNA: Diyor ki Kepler, Johannes Kepler; “Tabiat kitabına göre biz astronomlar Yüce Allah’ın din adamları olduğumuzdan bizim Allah’ın şanını konuşmamız gerekir.” Isaac Newton var. Newton gelmiş geçmiş en büyük fizikçi kabul ediliyor.
OKTAR BABUNA: “Tabiat kitabına göre biz astronomlar Yüce Allah’ın din adamları olduğumuzdan bizim Allah’ın şanını konuşmamız gerekir.”
OKTAR BABUNA: Kepler, Johannes Kepler. MaşaAllah. Isaac Newton gelmiş geçmiş Newton en büyük fizikçi kabul ediliyor.
ADNAN OKTAR: Evet. İlkokul da, ortaokul da hep duyardık Newton’ı, evet.
OKTAR BABUNA: Diyor ki “Allah sonsuz ve mutlaktır. Gücü sınırsızdır ve her şeyden haberdar olandır. Varlığı sonsuzluğa dayanır. Her şeyi yönetir. Yapılan ve yapılacak olan her şeyi bilir. O sonsuz ve sınırsızdır. Daimidir ve vardır. Varlığı daimidir, her yerde mevcuttur. Her zaman ve her yerde var olması ile O tüm zamanı ve aralıklarını yaratır.” Tam söylediğiniz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Komünist dergilerde hep bu adamlar dinsizliği anlatırken sanki onların taraftarıymış gibi anlatılıyordu. Onların böyle 3. hamura basılmış, siyah beyaz basılmış kitapları olurdu. Hep okurduk. Halen de öyle. Meğer bu insanlar tam anlamıyla dindarmış. Allah’a inanan insanlar.
OKTAR BABUNA: “Biz O’nu en akıllıca ve mükemmel işleyen ustalıklarından tanırız. Kulları olarak O’na saygı duyuyoruz ve inanırız.” Einstein var, en büyük fizikçilerden birisi olarak kabul ediliyor. 20. yüzyılın en büyük fizikçisi.
OKTAR BABUNA: Evet, kurucularından. Diyor ki Einstein, “derin bir imana sahip olmayan gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durum şöyle ifade edilebilir. Dinsiz bir bilim topaldır. Bilim ile ciddi şekilde uğraşan herkes tabiat kanunlarında bir ruhun insanlardan daha üstün bir ruhun olduğuna ikna olur. Bu yüzden bilim ile uğraşmak insanı dine götürür. Ben kendimi son derece dindar kişiler arasında görüyorum. Gerçek din gerçek hayattır. İnsanın ruhu ile dolu dolu yaşamasıdır.”
ADNAN OKTAR: İşte maddenin hakikatini öğrenince adam tam anlamı ile iman ediyor. Değil mi? İmansız olmak için uğraşsa da gücü yetmez. Çünkü baktığında maddenin olmadığını görüyor. Zamanın olmadığını görüyor. Maddeyi ve zamanı yaratan bir gücün varlığının farkına varıyor ve geriye gittiğinde Big Bang var. Mesela ilk patlama var ve kainat olmadan önce kainat yokluk. Kuran diyordu “Biz kainatı yokluktan yarattık” diyordu Cenab-ı Allah. İnsanlar “olur mu öyle şey?” diyorlardı. “Yokluktan kainat yaratılır mı? Koskoca uzay evren nasıl olur ?” diyorlardı. Bir de baktılar ki 15 milyar önce yaklaşık , bakın sıfır hacim sonsuz yoğunluktaki bir şeyden. Sıfır hacim ne demektir? Yok demektir. Sıfır hacim sonsuz yoğunlukta bir şeyden büyük bir patlama ile bütün evren oluştu diyorlar. Bunu kimler diyor? Dindarlar da dinsizler de hepsi ittifak ile söylüyorlar. Bizde savunuyoruz onlarda savunuyorlar, aynı. Adam düşünüyor bu patlamaya bu kararı veren kim? Bu boşluktan, yokluktan bu koskoca evreni saniyeler içinde yaratan kim? Bilim adamı bunu düşünür ve sonucunda iman ediyorlar tabii ki.
OKTAR BABUNA: Max Planck var Hocam. Bahsetmiştiniz siz de zaten.
ADNAN OKTAR: Planck, evet. O da modern fiziğin kurucularından.
OKTAR BABUNA: Diyor ki; “hangi sahada olursa olsun bilim ile ciddi şekilde ilgilenen herkes bilim mabedinin kapısındaki şu yazıyı okuyacaktır; ‘İman et.’ İman bilim adamlarının vazgeçemeyeceği bir vasıftır.”
ADNAN OKTAR: Gerçek bir bilim adamı ise diyor, araştırmacı ise Allah’a iman etmenin dışında bir yol olamaz diyor.
OKTAR BABUNA: Evet, müzisyen. Diyor ki; “Allah’ın yaratışı ne kadar garip görünse de mutlaka onda bir hayır vardır. Hiçbir doktor, insan keza hayatı veremez ya da alamaz. Ancak Allah hayatı verir ve alır. Allah’ın rızasına tam anlamı ile teslim olalım. Bu bizim için en hayırlısıdır. Allah’ın yarattığı mutlaka en güzeldir.”
ADNAN OKTAR: Mozart’ı bize anlatırlarken dine karşı, din sanata karşıdır, sanatçılarda dine karşıdır gibi bir şeyler anlatırlardı. Sonradan öğrendik ki bunların hepsi yalanmış. Din, sanatı ortaya getiren sistem zaten. Sanatın köküdür din. Çünkü din olmadan sanatın bir anlamı yok. Allah’ın yarattığı mükemmel bir sistem olarak dünyayı görüyoruz. Mesela ben sana bakıyorum. Allah’ın Cemal isminin bir tecellisi. Bu kadar güzel yaratılma bir mucize. Açıklaması yok . Bir tane olur iki tane olur üç tane olur güzellik yani. Komple çok detaylı bir güzellik var ise bu mucizedir. Bunun açıklaması olmaz. Atomun yapısında da bunu görüyoruz. Hücrenin yapısında da bunu görüyoruz. Kofullarda da görüyoruz. Ama şimdi şöyle bir şey var. İnsanlar zannediyor ki böcekler, çiçekler, ağaçlar, kuşlar, insanlar bunları Allah yaratır ama araçları, makineleri, fotoğraf makinesini, bilgisayarı işte konserleri, binaları, uçakları da insanlar yarattı zannediyorlar. Bakın, net söylüyorum. Hepsini Allah yaratıyor. Yani hiçbir insan uçak yaratamaz. Meydana getiremez. Çünkü insan uçağın beynindeki görüntüsünü görüyor. Yani insan hiçbir zaman beyninin dışına çıkmıyor. Nerede o uçak ile bağlantı kuruyor yani. Sadece beyninin içindeki görüntü ile muhatap olan bir adam ben yaptım demesinin bir anlamı yok. Beyninde o görüntüyü yaratmadığı sürece Allah, o hiçbir şekilde o uçağı göremez. Dışardan ona verilmedikten sonra yani nasıl televizyonda kablo oluyor değil mi? Videoya kaset koyuyoruz film seyredeceğiz. Fişini takıyoruz. Fişini taktıktan sonra düğmesine bastığımızda görüntü başlıyor ama o video kasetten o bilgiyi veren elektrik akımını meydana getiren bir sistem var. O olmadığında videonun karşısına geçsek de video bomboştur.Cama bakarız o da bize bakar. Oradaki görüntünün oluşması için onu birinin vermesi gerekiyor. İşte bizim beynimize bu görüntüyü veren gücün adı Allah’tır. Yoksa beynimize elektrik akımı asla gelmez. Böyle bir görüntü oluşmaz. Ayrıca ne tür bir elektrik olduğunu da bilmiyoruz. Yani nasıl olduğunu. O kadar net ki. Üç boyutlu yani insan gayri ihtiyari var zannediyor. Gücü yetmiyor insanın, o kadar nefis üç boyutlu yaratılmış. Televizyon fabrikaları yıllardan beri üç boyutlu televizyon yapmak için uğraşıyorlar. Hiçbir şekilde olmuyor yapamıyorlar. On binlerce parçadan oluşuyor ve binlerce mühendis çalışıyor ama buna rağmen şu beyindeki görüntü kalitesine ulaşamadılar. Beyindeki görüntüyü meydana getiren et şu kadar. Bakın onların kullandığı alet, edavat, cisimlere bakın. Ne kadar emek veriyorlar. Buradaki kitlevi bir et parçası var. Şu kadarcık bir beyin parçası. Bu o işi hallediyor. Ama onlar bu işi halledemiyor.
SUNUCU: Mesela ilk atomu bulan, ilk elektriği bulan, telefonu bulan bilim adamları.
ADNAN OKTAR: Hazır olan bilgi ona aktarılıyor. Mesela diyor ki, Edison, adam nasıl buldu diyor. Bir kere o bilgi önceden hazır olarak var mı? Var. Kim koydu onu oraya? Yani biz buraya bu fincanı önceden koymasak. Ben buraya geldiğim de ben bu fincanı buldum diyorsam. Önceden bu fincan buraya konmuş değil mi? Birisi getirip koymuş. Benim de beynimde bu fincanı gösterdiklerine göre, Cenab-ı Allah gösterdiğine göre dolayısı ile bulma diye bir konu yok. Allah’ın o kişiyi seçmesi var. Ona onu gösteriyor o kadar.
ADNAN OKTAR: İlla ki birinin seçilmesi gerekiyor. Mesela ben geliyorum, İslam dini tebliğ ediyorum. Allah beni seçiyor. Mesela Oktar geliyor anlatıyor, Allah onu seçiyor.
ADNAN OKTAR: Özelliğini de Allah yaratır. İnsanların öyle bir gücü yoktur. Kendi kendine mesela diyor ki çok akıllı bir adamdır. Öyle bir şey olmaz. Akıl her an yaratılır. İnsan kelimenin tam anlamı ile aciz bir varlıktır. Beyninin şu kadarcık yerinde yaşıyor. Bir elektrik akımı ile çalışıyor sistem. Ve amperi çok düşük, voltu çok düşük ve elektriği de kendi üreten bir sistem. Televizyonun elektriği biliyorsun şehir akımı ile besleniyor. Buna rağmen görüntünün kalitesizliğini görüyorsun. Bakıyorsun bayağı kalitesiz oluyor görüntüsü. Ama buradaki görüntü kalitesinden dolayı, netlikten, üç boyuttan dolayı insanların % 99,9’u maddenin dışarıda var olduğunu zannediyorlar. Beyninde inanan insan yani bunu anlayan insan milyonda birdir. Çok çok nadirdir. Ama bu bir gerçek ve bunu bütün insanlık anlayacak inşaAllah. 2012’lerde kastedilen Kıyamet dedikleri olay bu. Yani beyinlerde bir Kıyamet meydana gelecek.
ADNAN OKTAR: Teorik olarak, bir kısmı çok az. Biz anlattıktan sonra kabullenmeye başladılar. Mesela Einstein anlattı anlamadı insanlar. Planck anlattı, anlamadılar. Çok karışık işler bunlar falan diye de geçiştirdiler. Şu an bu anlatım yani çok sade benim anlattığım stil. Bunu anlamamaları mümkün değil. Bir de bunu ayrıca kendi vücutlarında da hissedebilir insanlar. Ama diyorum şu an tavsiye etmem. İstese her insan ruh haline geçebilir. Yani normal akıl sahibi olan her insan kolayca beyninin içine çekildiğinde o beyninin içindeki şuurun içine çekildiğinde madde olmaktan çıktığını çok açık hemen hisseder ve görür. Fakat yanında birinin olması gerekir. Onun için şu an tavsiye etmem.
OKTAR BABUNA: Sizin söyledikleriniz, siz zaten anlatmıştınız. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah tam teyit eden rüyalar var aslında inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, tabii. Akşamları mesela rüya görüyorsun.
ADNAN OKTAR: Senin ruhun tertemiz de onun için maşaAllah. İnşaAllah. Mesela adam rüyasında işe geç kalıyor. Çoktur memurlarda falan, böyle karga tulumba hemen pijamalarını çıkartıp rüyasında alelacele büyük bir hızla pantolonunu falan giyer, saçını böyle bir tarayıp, çılgın gibi arabaya biniyor. Arabada deliler gibi arabayı sürüyor yolda, gaza basıyor, araba gidiyor, rüzgarlanıyor böyle, her şeyi hissediyor. Yolda sandviç yiyor. Kağıdını alıyor, dışarı atıyor falan mesela. Onu uyarıyorlar, ne yapıyorsun hemşerim diyorlar. Arabayı getirip parkın önüne çekiyor. İş yerine giriyor, değil mi? Ekranını açıyor, ondan sonra başlıyor yazışmalara. Bir de bakıyor adam yatakta, mesela yorganı üstünden düşmüş. Aa diyor, rüya görmüşüm ben diyor. Bakın netliği görüyor musun? Sen ona rüyasında desen ki sen bir hayalsin, böyle bir şey yok desen, Allah sana bunu gösteriyor desen, yani adam olur mu der. Mesela bir kısmı, hepsini tenzih ederim de, arabada gidiyorum ben, nasıl hayal der yani, değil mi? Mesela adama araba çarpıyor. Kardeşim hayal görüyorsun diyor, olur mu, kolum, bacağım kırıldı, hastaneye kalktım ben diyor. Nasıl hayal bu diyor. Ama hayal, görüntü olarak Allah onu beyninde yaratıyor. Hiçbir şey yokken, ortada ne araba var, ne evler, ne binalar, ne sokaklar var. Ama hepsi oluşmuş oluyor ve şahıs yüzde yüz emin oluyor var olduğundan rüyasından. Zaten kan ter içinde kalkıyor inandığı için de. Hatta bağırarak uyananlar olur rüyasında. Bilse onun görüntü olduğunu, hiç etkilenmez, muhatap dahi olmaz.
SUNUCU: Ama bazı rüyalar çok etkileyici oluyor. Ben bir rüyamı anlatabilir miyim?
SUNUCU: Ben çok küçükken bir rüya görmüştüm. Çok etkilenmiştim o rüyadan. Anneannemin evinde, salonda yerde yatıyorum. Ayaklarım çıplak. Ayaklarımın ucundan güvercinler geçti beyaz beyaz ve sabaha karşı bir saatti. Sonra ben karşımda Allah’ı gördüm. (Haşa)
ADNAN OKTAR: Allah’ın tecellisini görmüşsündür, tecellisini.
SUNUCU: Öyle bir silüet mi nedir yani onu Allah gibi hissettim rüyamda.
SUNUCU: Ama çok küçükken gördüm ve hala da çok net hatırlıyorum.
ADNAN OKTAR: Senin kalbin çok temiz de onun için. Allah Ahiret’te de tecelli edecek. Allah’ın zatını hiçbir zaman için göremeyiz. Hiçbir zaman. Hz. Musa (a.s.) diyor Cenab-ı Allah Yarabbi Sen’i görmek istiyorum bana yüzünü göster diyor. Şimdi ben dağa tecelli edeceğim diyor. Eğer dayanabiliyorsan diyor, bakabiliyorsan tamam diyor Allah. Dağa tecelli ediyor. Dağa tecelli edince dağ paramparça oldu diyor ve Hz. Musa (a.s.) da bayılıyor olayın şiddetinden diyor ayette. Tabii ona Allah anlasın diye ortaya koyuyor yoksa dağ dünyanın üstünde toz gibi bir şeydir normalde. Uzaktan bakıldığında dünya görünmüyor bile yaklaştıkça yaklaştıkça misket gibi oluyor en fazla, değil mi? Önce mercimek kadar küçük oluyor. Sonra yaklaşıyorsun misket sonra ceviz kadar sonra büyümeye başlıyor futbol topu kadar oluyor. Yanaşıyorsun yanaşıyorsun ondan sonra büyümeye başlıyor. Dolayısıyla dünyanın dağı dediğin şey tozdan daha küçük mikroskopta bile zor görebileceğiniz kadar küçük bir yerdir. Hz. Musa (a.s.) anlasın diye Allah ona yapıyor. Dolayısıyla Allah tecelli eder, mesela Allah sende de tecelli ediyor şu an, bende de tecelli ediyor. Çiçeklerde tecelli eder, balıklarda tecelli eder Allah, dolayısıyla Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur. “Ben size şah damarınızdan daha yakınım” diyor Allah. Mesela diyor Hz. Musa (a.s.) “Ey Musa ben seni şu an izliyorum” diyor Allah. Yani gözlerimin önündesin sen diyor yani sana bakıyorum ben şu an diyor. Nereye gidersen git görüyorum seni diyor, yani şu anda da Allah bizi görüyor. Şu an Allah burada yani her yerde Allah. Bir kısım Müslümanlar diyor ki Allah gökte. Hatta beni tekvir de ettiriyor dediler dinden çıkıyor bu nasıl konuşuyor Allah her yerde diye. Bak akılsızlara bak, gökyüzünde Allah’ın belirli bir noktada durduğuna inanıyorlar.
ADNAN OKTAR: Yani mesela olacak iş mi şu ya, ne kadar acayip bir söz yani. Akılsız da demeyeyim saflıklarından yani. Çünkü mesela gökyüzünde belirli bir noktada durduğunu söylüyorsun. Şimdi dua ederken, gökyüzüne bakarak dua ederiz diyor, çünkü Allah göktedir diyor. Zaten rivayet var diyor, peki Kuzey kutbunda bir insan gökyüzüne bakarak dua ediyor. Allah’ın orada olduğunu düşünerek, güney kutbunda da insane dua ediyor, ekvatorda da insan dua ediyor. Merih’te, Uranüs’te, Neptün’de hepsinde insanların ve meleklerin veyahut cinlerin kuzey kutuplarında güney kutuplarında ekvatorda çeşitli yönlerde dua ettiğini düşünün. Böyle bir durumda 360 derece Allah’ın her yerde olduğu anlaşılmıyor mu? Hani gökte idi Cenab-ı Allah? Her yer gök o zaman değil mi? Bak bunu bile akledemiyorlar. Yani zannediyorlar ki, dümdüz tepsi gibi bir dünya var, bir de gök var, başka da bir şey yok kutunun içinde zannediyor. Haşa Allah’ta belli bir nokta da duruyor zannediyorlar. Ve mekan izaf ediyorlar Allah’a, Allah zamansız ve mekansızdır. Böyle bir şey olmaz. Şah damarından daha yakınım diyor bu muhkem açık ayettir. Allah bize bizden daha yakın. Yani şah damarı bizim içimizde, ben size daha yakınım diyor Allah. Şah damarınızdan daha yakınım dolayısıyla şu an ki konuşmalarımızı Allah burada dinliyor. Allah burada her yönden her cepheden dinler Allah bizi ve her cepheden görür yani gücünü anlayamıyorlar. Dolayısıyla insan elini göğe kaldırdığında her yöne kaldırmış oluyor. Ben bunu açıkladıktan sonra bütün dünyada bu iddiadan vazgeçtiler. Daha once işte böyle sakallı böyle esmer Hocalar Arapça bağıra bağıra tekvir getiriyor, imansız böyle diyor işte, Allah’a sözlerin yanlış ondan sonra Allah gökyüzündedir, bunu teyid eden açık izahlar var. Tamam Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor bir genç kız soruyor mesela “Allah nerede?” diyor. “Gökte” diyor, doğru söyledin diyor, doğru Allah gökte. Peki yerde, yani her yerde. Yani o sözü doğru. Mesela ben diyorum ki “Allah burada” doğru bu, başka yerde yok anlamına gelmez ki bu, her yerde yani.
OKTAR BABUNA: Bir ayette de Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Nereye dönseniz Allah’ın yüzü orasıdır” diyor.
ADNAN OKTAR: Yani hangi cepheye dönersen 360 derece nereye dönersen Allah oradadır, diyor. Yüzü üstelik değil mi?
OKTAR BABUNA: Bu demin Hocam, mesela şeyi söylediler rüyaların çıkması, Kuran’da da var bunun örneği. Zaten bu da kaderin delili olmuş olmuyor mu? Yani eğer bir insanın rüyası çıkıyorsa, bu kaderin delili olmaz mı? Çünkü bir ayette Allah Şeytan’dan Allah’a sığınırım:“Sana gösterdiğimiz o rüyayı insanları denemek için yaptık” diyor Allah. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela Peygamber Efendimiz (sav)’in Hz. Mehdi (a.s)’yi tarif ediyor. Hz. Mehdi (a.s) tarif edilen aynısıyla gelecektir ve gelmiştir aynısıyla. Aynı denilen yer de. Hz. Mesih (a.s)’i tarif ediyor hadislerde Peygamberimiz (sav), görünümünü, boyunu, posunu. Tıpkısının aynısıyla gelecektir, aynısı. Yani, hatta merak ediyorlarsa o güzeller güzeli tıraş olacaktır, alsınlar saçından bir parça genetik incelemesini yapsınlar. Dünyadaki hiçbir insana uymadığını görmeyecektir. Ama Hz. İbrahim (a.s) neslinin genetik kodunu taşıdığını göreceklerdir. Hiç kimsenin de annesi babası olmadığını anlarlar dünyada. Yani hiç kimseye uymaz.
ADNAN OKTAR: Rüyaların bir kısmı gerçektir. Rüya da gelecek bildirilir zaman zaman. Mesela şahıs aynısını görür. Yani rüyasında gördüğü olay, aynısıyla tahakkuk eder.
ADNAN OKTAR: Hz. Yusuf (a.s)’un var evet. Peygamberlerde çoktur o.
SUNUCU: Bir de mesela aynı anı yaşamış olmak var dejavu diyorlar. O ne oluyor?
ADNAN OKTAR: O da o aynısı yani, kaderin başka türlü bir anlatımı. Mesela biz de çok sık oluyor, benim arkadaşlarımda da oluyor. Bir kelimeyi söylerken, televizyon da adam aynı kelimeyi söylüyor. Mesela yarım saat sonra, ki mesela milyon da bir kullanılan bir kelime oluyor ve çok orijinal bir kelime oluyor. Yani insanın hayatında çok nadir kullandığı bir kelime oluyor. Aynısını söylüyor aynı anda. O kişi de o kişi konuşurken çok fazla karşılaştığımız bir olay. Bir kere ben yaşamıştım, bizim Ortaköy’deki evin üst tarafında yüksek bir bölüm varmış, bir yer, ben orayı bilmiyordum. Yani ayrı bir semt, orada da bir cami varmış. Bir arkadaş o camiye gidelim dedi, gidelim dedim. Hiç gitmedim bilmediğim bir semt. Çıktım, çıktım, çıktım, çıkınca hemen hatırladım camiyi, o görüntüyü. Ama orada birisinin bir itiraz ettiği bir konu var, bir şeye itiraz edecekti yani bir konuşma vardı. Geldim yaklaştım, bir konu açıldı, hemen oradaki adam itiraz etti, aynı şekilde. Yani şimdi aklıma geldi, itiraz eden biri var dedim. Hatırladım, hemen o da oldu. En net hatırladığım budur. Yani mekanı bir kere çok net hatırlıyorum ve çok keskin netlikte hatırlıyorum yani birebir. Ve itirazı da, adamın itirazını da hatırlıyorum bir kere. Bir de rüyalarımda iki kere çıkma oldu. Bir de üniversite imtihanları olduğu gün, üniversite imtihanına girdiğimi gördüm rüyamda, saat 9-10 gibiydi. İşte imtahan da o zaman başlıyor zaten değil mi 9-10 gibi? Kalktım, televizyonda şey başladı dediler, üniversite imtihanları. Ama hakikaten hiç haberim yok yani üniversite imtihanının başladığını bilmiyordum ben. Yani o gün olacağını bilmiyordum. Yani bilsem, acaba bilinç altımda kaldı mı diyeceğim. Bir o çok net aklımda kaldı. Bir de bir depremi gece rüyamda görmüştüm, ama tek bir kere oldu, yani önceden görmüştüm. Sabah deprem olmuştu, bir kere. Başka hayatımda gördüğüm yok. Öyle ünlü, böyle büyük alimler, mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i hiç görmedim rüyamda. Peygamberleri görmedim. Fakat Said Nursi’yi gördüm rüyamda. Ankara’da şeyde, Hacettepe Hastanesi’ne inen yokuşun orada, Balâ arabalarının kalktığı yerdeydi. O da çok manidar. Bak o hiç aklıma gelmedi. Orada böyle eski model bir otobüs, hani şu burunlu otobüsler var ya. Onlardan birisine Üstad tekti, acayip rahatsız oldum. Dedim, yanlız başına bırakmışlar mübareği dedim, yani ona benzer bir şeyi içimden geçirdim. Böyle çok hırslandım, yanına gittim. Nasılsınız Hocam dedim, nasıl yardımcı olabilirim, ona benzer bir şey dedim. Ama çok detaylı hatırlamıyorum konuşmaları. Otobüse bindi, bu sefer vicdanen çok rahatsız oldum tek bindiği için. Yani ne olur, ne olmaz gibisinden, otobüsün içinde kayboldu gitti. Ben de hemen peşinden bindim otobüse, ondan sonrasını hatırlamıyorum. Ondan sonra uyanmışta olabilirim, ama hatırlamıyorum. Yani şey olarak da gördüklerim onlar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Biz Hocam çok şahit olduk, izleyenlerimiz de şahit oldular. Siz bir konudan bahsediyorsunuz, sonra Kuran’ı açıyorsunuz, bu çok oldu bu, ilgili ayetler çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Ha o çok olur bende, evet. Yani mesela, tam ilgili konuya aç diyorum, açtırtıyorum, hakikaten tam ilgili konu çıkıyor, ama abartmıyayım ama en az 70-80 kere olmuştur. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Ben çok şahit oldum. İzleyenlerimiz de şahit oldular burada.
ADNAN OKTAR: Televizyonda da çok, bütün halkın gözleri önünde de oldu. Çok sık rastlanan bir şey yani. İnşaAllah.
SUNUCU: Baran Güçalmaz, Uşak’tan sormuş. “Hocam, araştırmalarım ve sizin kitaplarınızdan istifadelerim sonucunda şu bilgiyi edindim. Bazı Hıristiyan mezheplerinin şu anda kabul ettikleri üçleme inancı, gerçekte Kitab-ı Mukaddes’in hiçbir bölümünde geçmiyor. Dahası üçleme inancı, İncil’in indirilmesinden çok sonra, 2. yüzyılın sonunda Antakya’lı Teofilus tarafından ilk olarak kullanılmış. Aslında İncil’de olmayan bir inanç. Acaba nasıl bu kadar yaygınlaştırılmış ve Hıristiyanlar tarafından kendilerince karşı konulmaz bir inanç haline getirilmiş olabilir?” demiş.
ADNAN OKTAR: Hıristiyan kardeşlerimiz, burada belki sevgiden çok büyük bir hata yaptılar. Yani normal bir Peygamberi, o böyle çok abartarak (haşa) Allah konumuna getirmeye kalktılar. Sevginin yanlış bir uygulaması, şeytani bir uygulaması bu ve Hz. İsa (a.s.)’ya da zarar veren bir üslup bu.Yani tabii fiziki zarar vermez de, onun hoşlanmayacağı, kabul etmeyeceği bir şey. Ve milyonlarca Hıristiyan gence de, insana da çok büyük zarar verdiler. Mesela Amerika’da, Avrupa’da Hıristiyanlığın bu konumda olmasının tek nedeni budur. Yani teslis inancıdır. Çocuk nasıl inansın yani? Yemek yiyen, banyoya giden, uyuyan bir insanın Allah olmadığı besbelli değil mi? Çocukluktan büyümüş, acz içinde, değil mi, acıkıyor yemek yiyiyor, dolayısıyla onunla ilgili bütün aczi yaşayan bir insan. Uyuyor, uykusuz kalamıyor, nasıl Allah olur bu? Ama bu ahirzamanda bu düzelecek işte. Hz. Mesih (a.s.)’in geliş amacı budur. Yani geliş amaçlarından en önemlilerinden bir tanesi budur. Geldiği vakit o zaten Kuran’a tabi olmuş olacak, bütün insanları, bütün Hıristiyanları Kuran’a tabi kılacak inşaAllah. Hıristiyanlıkta da bir, Said Nursi, tasaffi olacak diyor, yani bir düzelme, yani yanlış olan kısmın düzelmesi olacak. Cübbeli bundan çok rahatsız olmuş. Kardeşim, üçleme varken bir insan “La ilahe illallah” demeye başlarsa, bu güzel değil mi bu? Bundan niye rahatsız oluyorsun sen? Said Nursi’nin dediği bu. Olur mu öyle şey diyor. Tasaffi, düzelme, işte düzelme bu, güzelleşme bu değil mi? Mesela varsa başka anormal inanç, yanlış olan bir şey, bu da düzelirse bu da mükemmelleşme, güzelleşmedir. Ama yani tabii ki de hak din İslam’dır. Ama o dindeki yanlış inancın düzelmesidir bu. Kuran’da da buna ait ayet var değil mi? “Gelin” diyor, Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “Allah’ın birliği konusunda ittifak edelim” diyor. O ayeti bana bir bul bir ara. Şimdi, 5 dakikamız varmış ama, sen ikinci yarıda belki konuşabiliriz onu. Teslis inancıyla Hıristiyanlara çok büyük zarar verdiler. Hz. İsa (a.s.)’ya zaten Allah Ahiret’te soruyor ona. Ey İsa, diyor. Sen mi dedin diyor insanlara yani beni bırakıp da kendinin ilah edinilmesini sen mi söyledin, diyor. Yarabbi diyor, sen, ben böyle bir şey söylediysem, Şeytan’dan Allah’a sığınırım, sen zaten bilmişsindir, diyor. Yani haşa diyor ben öyle bir şey demem diyor. Ben demedim diyor. Zaten demişsem de sen bilmişsindir diyor, yani demem ben diyor. Dolayısıyla Allah’ın gazap ettiği ve çok yanlış bir izah bu. Hıristiyanlar inşaAllah bundan dönecekler ve Mehdi (a.s.) zamanında Hıristiyanlara İncil’in gerçeği ile hitap edilecek. Bu Ehl-i Sünnet inancında olan bir inanç. Mesela bak, Cübbeli burada da çok samimiyetsiz. Çünkü Mehdi (a.s.) İncil’in aslı ile onlara hitap edeceğine göre, bak adamlar önce Müslüman olmuyorlar. İncil’in aslı ile onlara hitap edilecek. Ve bunu hadiste makbul bir şey olarak bunu Peygamber (s.a.v.) bildiriyor. Musevilere Tevrat’ın aslı ile hitap edecek Mehdi (a.s.). Bu bir tasaffi değil mi, bu düzelme değil mi? Ve bu bir uygulama işte, olacak. Ama Mesih (a.s.) geldiğinde de bütün dünyada İslam hakim olacak, son kere. Ama onun arkasından da son kere dünyadaki en şiddetli bozulma meydana gelecek. Yani dinsiz, imansız, vicdansız bir toplum meydana gelecek. İnsanlar akıl almaz acılar çekecekler. Savaşlar, kargaşalar, anarşi, terör başlayacak. En sonunda da Kıyamet kopuyor. Üç safhalı oluyor Kıyamet, Kuran’da belirtilmiştir. Önce bir çarpmadan bahsediyor Allah, bir göktaşı çarpacak Dünya’ya. İkinci bir göktaşı çarpması daha var, ikinci bir çarpma onu izleyecek diyor. Üçüncü çarpmada tamamen dağılacak diyor Allah ayette. Yani darmakeşan olacak. Ay, Güneş ve yıldızlar birbirine girecekler bu çarpışmaların etkisi ile. Ve “sizi yepyeni bir yaratılış ile yeniden yaratacağım” diyor Allah. Yani fizik kanunları, kimya kanunları, biyoloji kanunları, bütün hepsini değiştireceğini belirtiyor Allah, yepyeni bir yaratılışla. Çünkü şu anki sistemde biz acz içinde yaratılıyoruz. Mesela uyku uyumadan yaşayamıyoruz. Mecburen yemek yememiz gerekiyor, ama belirli bir miktar yemek yiyebiliyoruz. Çok fazla acizliklerimiz var. Mesela hemen ölüyoruz, insanlar ölüyor. Fakat yeni yaratılışta maddede ölümsüzlük meydana getiriliyor. Yani bedende ölümsüzlük meydana geliyor. Beden bir daha ölmüyor. Nasıl bir video görüntüsündeki görüntü ölmezse, Allah’ın dilemesi dışında sürekli durur. Eğer iyi muhafaza edilirse değil mi?
ADNAN OKTAR: Bu konuya sonra yine devam ederiz inşaAllah. Ben sadece bu konuyu biraz daha böyle kısaltalım, ayeti söyle o zaman.
OKTAR BABUNA: Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “De ki: “Ey kitap ehli,” Al-i İmran 64, Hocam inşaAllah. “De ki: "Ey Kitap Ehl-i, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız."
ADNAN OKTAR: Bakın, Cübbeli cahilliğinden bu ayetten haberi yok, Üstad’ı eleştiriyor. Nasıl tasaffi olur diyor Hıristiyanlıkta. Bu Kuran ayeti neyi anlatıyor?
ADNAN OKTAR: Değil mi? Hıristiyanlık’taki o düzelmeyi anlatıyor. Bunun olmasını istiyor Allah. Yani burada tasaffi, düzelme olsun, bu yanlış inançtan da vazgeçin diyor. Bu yanlış olan sistemin atılması oluyor. Ama hak dinin İslam olduğu, Kuran olduğu çok açık belli. Ama bir aşama olarak Allah onu güzel görüyor. Yani öyle sapkın yaşayacaklarına böyle yaşamalarını, bir safha olarak Allah onu kabul ediyor. Ama asıl istediği Cenab-ı Allah’ın Kuran’a tabi olmaları. Kuran’a göre yaşamaları.
OKTAR BABUNA: Siz Hocam, ben çok iyi şahit oldum, İspanya, İngiltere, Amerika’da Hıristiyan radyo ve televizyon kuruluşları ile yaptığınız röportajlarda bu konuyu çok açık bir şekilde anlattınız aslında. Teslis inancının yanlış olduğunu, İncil’in orijinali ile Mehdi (a.s.)’nin yöneteceğini inşaAllah ve sonunda tek bir din olacağını. Hiç itiraz gelmedi, hatta telefon ile bağlananlar da olmuşlardı. Hiç kimseden en ufak bir itiraz gelmemişti maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu konuya devam ederiz inşaAllah.
Evet kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sözünüz yarım kalmıştı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tamam, devam edelim. Biraz Kuran’dan okuyayım ben size. Ama teslis konusunda aşağı-yukarı izah ettik şu an bu kadar yeterli, sonra daha detaylandırırız inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Nahl Suresi, 125. “Rabbinin yoluna,” yani Kuran ahlakına, Kuran’a, “hikmetle”, kısa ve özlü söz hikmet. Yani lafı uzatmadan, hikmet budur. Güzel, etkileyici. “...ve güzel öğütle çağır,” güzel öğütle, bağırıp çağırarak değil. Böyle bir kısım yobaz takımının insanları nefret ettiren üslubu ile değil. “.. ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.” Bak, güzel, güzel, güzel hep güzel, görüyor musun ayette? “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.” En güzel biçim nedir? Kan akıtmadan, olay çıkartmadan, üzmeden. Mehdi (a.s.)’nin yolu, Mehdi (a.s.)’nin yapacağı mücadele şekli. “Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” Bu yine, ayet çok açık Mehdiliğe hitap ediyor, çünkü Allah’ın Hadi isminin tecellisidir Mehdi (a.s.). Hidayete ereni de bilir. Hidayete Allah tarafından hususi erdirilen anlamına gelir Mehdi (a.s.) bir anlamı da. “Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin.” Yani adamlara ceza verirken, abartıya kaçmayın diyor Allah. “Fakat eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.” Yani affederseniz, sabrederseniz daha hayırlıdır sizin için diyor Allah. “Sabret; senin sabrın ancak Allah (ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma” Üzüntüyü yasak ediyor Allah, görüyorsun. Üzülmek yok, haram. “...ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.” Demek ki hileli düzen olabilir, oyun oynanabilir Müslümana. Bak Allah diyor ki:“Sıkıntıya düşme.” Muhkem ayet. Eğer sıkıntıya düşersen harama girmiş olur. Sıkıntıyı Müslüman kabul etmeyecek. Sıkıntıya düşmeyecek, hüzne de kapılmayacak, üzülmeyecek, içine kapanmayacak. Bunları yapma diyor Allah. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.” İyi olun diyor Allah. Güzel tavırlar gösterin ki mutluluk, güzelliğin kökeni budur. Cennette de bu şekilde olacaktır, inşaAllah. “Eğer iyilik ederseniz,” diyor Cenab-ı Allah İsra Suresi’nde 7. “Eğer iyilik ederseniz,” Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “kendinize iyilik etmiş olursunuz. Eğer kötülük ederseniz o da sizin aleyhinizedir.” Kendi kendinize kötülük edersiniz diyor. Mesela kindar olursa insan, huzursuz olur, canı yanar, tansiyonu çıkar, azap duyar, neşesi kaçar. Ama affeder, şefkatli olursa ve severse insan, neşesi yerine gelir, rahat olur, kafası açılır. “Sonunda vaad geldiği zaman,” Allah’ın vaad ettiği geldiği zaman. Bu aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. Çünkü ebcedine bakıyoruz, 2019. Bakın, “Sonunda vaad geldiği zaman.” 7. ayet, ebcedi 2019. Evet, 116. ayet, Nahl Suresi. “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” Biz, Cübbeli’ye bunu örnek olarak göstermiştik bu ayeti değil mi? İnşaAllah. “Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” Harama girmekten kaçınılmak gerekiyor, Allah’ın demediği bir şeyi Allah dedi diye söylemek o da haramdır.
Oktar, bana bir şeyler göster sen, senin güzel hayvanlardan.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hocam bir iman hakikati var.
OKTAR BABUNA: Kelebekler, mavi kelebek yumurtluyor bitkilerin üzerine. Bu bitkilerden daha sonra tırtılar çıkacak.
ADNAN OKTAR: Bitkilerin üzerine yumurtluyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, ve bırakıp gidiyor ondan sonra. Tırtıllar birkaç hafta orada kaldıktan sonra, bitkilerin üzerinde, düşmeye başlıyorlar. Fakat bu tırtılların çok önemli bir özelliği var. Karıncaların yavrularının salgıladığı aynı feromeni, yani bir koku molekülü salgılıyor. Dolayısıyla civarda bulunan, bir sürü karınca var o civarda, birçok karınca var civarda, bunlarda tırtılı, ki rengi ve büyüklüğü farklı olmasına rağmen kocaman bir şey, kendi yavruları zanediyorlar. Bu kokudan dolayı, özel kokudan dolayı.
OKTAR BABUNA: Evet, karınca yavrularının kokusu. Alıp yuvaya götürüyorlar bakmak için, kendi yavruları zannederek.
ADNAN OKTAR: Yanlışlıkla bu velet dışarı kaçtı diyorlar, bunu alıp götürelim diyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet, tam o şekilde Hocam, inşaAllah. Yuvaya böyle en az 6 tane tırtılı getiriyorlar, yerleştiriyorlar ve ona bakmaya başlıyorlar. Tırtılların bir özelliği daha var. Karınca larvalarının, yani bebeklerinin çıkardığı ses var yemek istediği zaman, beslenmek istediği zaman, aynı sesi taklit edebiliyorlar. Ve karıncalar bu şekilde ses çıkardıkları zaman, karıncalar onları iyice besliyor, bakıyor, ta ki büyüyene kadar.
OKTAR BABUNA: Ve kendilerine bu şekilde, Allah’ın dilemesiyle, baktırtıyor.
ADNAN OKTAR: Hayret ama, ona şefkat göstermeleri, ona bakmaları. Çünkü bayağı emek veriyorlar, yiyecek vermeleri ona çok acayip.
OKTAR BABUNA: Daha sonra kozasını yapıyor tırtıl ve onun içinden de kelebek çıkacak, inşaAllah. Böyle bayağı bir süre bakıyorlar karıncalar. Her türlü her şeyi ile ilgileniyorlar.
ADNAN OKTAR: Bu onun zaten kelebeğe dönüşmesi de çok acayip. O da çok büyük bir mucize.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, bambaşka bir dediğiniz gibi bir canlı çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii bambaşka bir varlık. Yani önce tırtıl, kelebek yani hiç alakasız iki hayvan tabii. Baksana, adam gıcır-gıcır çıktı.
ADNAN OKTAR: Bana müsaade diyor, yediğim-içtiğim için teşekkür ederim diyor.
OKTAR BABUNA: Onun kanatları açılıyor, böyle düzgünleşiyor. Yedi-içti, dediğiniz gibi orada baktırdı kendine.
ADNAN OKTAR: Yani hem lokanta hem otel gibi falan böyle. MaşaAllah.
Benim daha önce yazdığım Kara Klan diye bir kitabım var. Ta 2003’te ilk baskısı. Ben burada örtülü olarak iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü anlatmıştım. Yani onun ahlak yapısı, kişiliği ve yöntemleri. Yani topluma hakimiyeti, kendi aralarındaki bağlantılarını burada anlatmıştım, Kara Klan’da. Bunu internetten kardeşlerimiz ücretsiz isterlerse indirebilirler.
ADNAN OKTAR: Evet. Buradan ücretsiz kardeşlerimiz indirebilirler ama isterlerse satın alabilirler de. Yani çok kaliteli baskısı, ucuz da satılıyor. Zaten bu eserlerde, ona özen gösteriyoruz, yani kâr payının en düşük olması, basımını karşılaması, kâğıdını karşılaması, oradaki işçilerin, çalışanların maaşını karşılaması kadar bir ücret alınıyor. Yani onun dışında bir şeye yanaşmıyoruz. Mesela ben kâr payı almıyorum. Telif hakkı almıyorum, yani yıllardan beri hiçbir şekilde öyle bir şey istemiyorum, yani istemem de zaten.
Evet. Oktar sen, güzel canlılar oluyordu sende resimler, göster var mı?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah, hemen göstereyim.
ADNAN OKTAR: Hoppala, bir dakika, şu herifle önce bir muhatap olalım. Bu yılbaşı hazırlığı mı yapıyor kendince ne bu böyle? Ne şirin böyle. Hava soğuk falan demiş, takkeyi tepeye geçirmiş. Ama süper şeker bir şey. Önce bunun bir patilerini ısırmak lazım, sonra da burnunu öpmek lazım. Evet, başka ne var? Of tam kadrolar. Bir de uykuları gelmiş bunların, toptan, hafiften. Yahut yeni uyanmış da olabilirler. Of tavşan kardeşi ile gayet mutlular. Allah tam çocukların da hoşlanacağı gibi yaratıyor bunları böyle. Yumuşaklıkları, sıcaklıkları, yüzündeki ifade, masumluğu, temizlikleri. Çok temiz oluyorlar. Akşama kadar yalanıyorlar. İkisi de güzeller maşaAllah. Köpek de çok acayip. Severim ben onu. Tadını, o güzelliğini, şunun mazlumluğuna bak şunun. MaşaAllah. Allah bunların yüzüne, bu bizim ruhumuzun aradığı bir güzellik, o yüzden bu kadar zevk alıyoruz onlara bakmaktan. Yani insan sürekli bakmak istiyor. Bir de hepsi çok yakışıklı ve acayip düzgünler maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tilki yavrusu mu bunlar? O da çok güzel hayvan maşaAllah. Sarman herhalde öğle istirahatında anladığım kadarıyla. Bunun göbeğini ovmak lazım böyle hafif hafif. Herhalde rüya da görüyor anladığım kadarıyla kasılmış. İkisi de bayağı tatlı poz vermişler maşaAllah çok güzeller. O dili yiyeceğim ben o dili. MaşaAllah. Bak bu pembe kuzu gibi dili. MaşaAllah. Kelebek, güve mi? Bakın şu güzelliğe bakın maşaAllah, acayip güzel değil mi? Kürk gibi üzerindeki kıyafeti. Renkler nefis, simetri mükemmel. Hani mutasyon oluyordu? Bakın bacağının bir tarafındaki renk, diğer tarafta tam aynısıyla var. Onlar diyor ki; ‘’ mutasyonla o renk oldu’’diyor. Öbür tarafta da nasıl aynısı oluyor? Öbür ayağındaki renk yine aynı, çerçevesi, renk akışı, renk girişleri, eklem aralıkları, hepsi çok keskin düzgünlükte ve tam simetrik ve altın oran kullanılıyor. Nasıl evrimle olsun bu?
ADNAN OKTAR: Evet gösterelim. Getirsene sana zahmet. Var mı bir mahsuru? Oktar Hocam zatıâlinize zahmet oluyor ama?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam şereftir inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Allah Allah, 7 kilo falan böyle. Yağmur gibi yağdı Allah’a çok şükür. Şimdi kameraman kardeşimiz sen bize yardımcı olacaksın. Ne diyeyim isminle mi hitap edeyim, kameraman mı diyeyim? Kameraman demeyelim canım. Muhterem kardeşimiz diyelim inşaAllah. Mesela vatoz; 90 milyon yıllık taşlaşmış. Hani evrim geçirmişti? Bakın iskelet yapısındaki düzgünlük ve simetriyi görüyor musunuz? Milimetrik aralarla son derece düzgün. Evrim bunu nasıl bu kadar kusursuz yapsın? Ve bu kadar hatasız yapsın? Ve hani evrim geçiriyordu? 90 milyon yıldan beri değişikliğe uğramamış. 90 milyon yıl hiç değişikliğe uğramamış. Nedir bu? Yengeç. 37 milyon Danimarka’da bulunmuş. Hani evrim geçiriyordu yengeç? Yengeci görmeyen yoktur, bilmeyen yoktur. Bak tıpkısının aynısı. Simetri, düzgünlük, efendim bak dozer kepçesi gibi patileri adamın. Çok şahane. Başka deniz iğnesi; 5.3 milyon yıllık İtalya’da bulunmuş. Bakın hiçbir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR: Deniz iğnesini birçok kişi bilir değil mi? Evet kuşlara ait fosiller şimdi. 120 milyon yıllık ve Çin’de bulunmuş. Onlar ne diyorlardı? Kuş, dinozor falan muhabbet yapıyorlardı.
ADNAN OKTAR: Peki, bu ne? 120 milyon yıldan beri kuş yaşıyor.
OKTAR BABUNA: 150 milyon yıllık var ve dediğiniz gibi Hocam ve iddia ettikleri dinozorlardan da sonra yaşamış yani.
ADNAN OKTAR: Bak detaylar. Pençe yapısı, pençesindeki mükemmellik aynısı ile korunmuş. Görüyor musun pençesindeki mükemmellik, düzgünlük, kemik yapısı ve tam simetrik. Kanatları bile duruyor yani. Kanatları tabii dağılmış ama renk olarak orada etkisi hissediliyor. Çok flu kalıntıları var. Çok çok flu. Mesela şuralarda var. Evet, Messel Kuşu. 50 milyon yıllık Almanya’da, tam anlamıyla simetrik fakat bu biraz petrolün içinde bulunduğu için eşkâli biraz bozuk ve kirli oluyor. Onu artık uzmanları bu kadar temizleyebiliyorlar. 120 milyon yıllık yine Çin’de bulunan kuş fosili. Bakın pençeler, patiler tam normal kuş. Bu da yakın çekim. Pençesi bakın tam aynı klasik kuş pençesi. Hani sinek kovalayarak gelişiyorlardı ve evrime uğramışlardı? Dinozorlar… Ne diyorlardı?
OKTAR BABUNA: Dinozorlar sinek kovalarken kanatlanıp uçmaya başladı, koskoca dinozorlar.
ADNAN OKTAR: Ya işte o tarafın da Cübbelileri var. Bu tarafın Cübbeli’si var, oranın Cübbeli’si de o. Bak bunu aklına getiremiyor yani, sinek 1 saniyede 500-1000 arasında kanat çırpıyor. Motor yapsan yanar yani. Bakın “tik tak” bin kere çarpıyor kanadını. Bunu kim yapabilir? O, sineğin harikalığı üzerinde durmuyor da, dinozor o sineği yakalamak isterken böyle, kanatlarıyla uğraşa uğraşa bir süre sonra kanatlanıp uçmaya başlamış. Kediler de sinek yakalıyorlar, kelebek yakalıyorlar hiçbiri kanatlanmamış. Bizim kedileri de gerçi engellemeye çalışıyoruz ama keratalar o tip faaliyetleri oluyor. Kedilerin hemen hemen hepsi yapar. Birçok hayvan yapar. Hiçbiri uçmaz. Dolayısıyla öyle atış serbest mantığıyla hareket etmeyecekler. Nasıl olsa arazi uygun, başlayalım atışa diyorlar. Atış olduğunda hemen durdururuz.
ADNAN OKTAR: Yani ilimle, bilimle, fikirle, doğrusuyla durdururuz inşaAllah. Oktar var mı başka göstereceğin bir şey?
ADNAN OKTAR: Ben bunları yiyeceğim. Yeni doğmuşlar maşaAllah. Bunları kucakta gezdirmek çok şahane oluyor. Çok akıllı duruyorlar. Sessiz sedasız. Severim ben senin süsünü, acayip tatlı maşaAllah. Bir de çok uslu ve terbiyeliler bunlar, çok şekerler. Allah Allah, fosiller mosiller falan geliyor şimdi burada, kimse görmüyor ama. Bakın şu yeşilin mükemmelliğine, kırmızın geçişlerinin mükemmelliğine, gagasındaki sarı kırmızı, özel böyle yağlı boya ile boyanmış gibi. Mavi lacivert geçişleri falan mükemmel maşaAllah ayakları da. Bak Allah biz beğenelim hoşumuza gitsin diye kuyruk renkleri, her yeri çok orijinal yani. Evet devam et. Nedir bu?
ADNAN OKTAR: Kuzu mu? Yok, canım ne kuzusu? Kuzu değil bu. Kuzu böyle olur mu? Biraz lamamsı bir havası yok mu? Tamam neyse... Vay vay vay cini cini bakıyor maşaAllah. Değil mi tam bir renk cümbüşü, her yeri bir birinden güzel maşaAllah. İşte bunu yakalayıp böyle yanaktan, sonra alnından, sonra burnundan öpmek lazım onu. Bunlar çok sinir bozucu tipler acayip şekerler maşaAllah. Allah bak ruhumuzu bu kadar gıdıklayan, ruhumuzu bu kadar etkileyen bir görünümde yaratıyor Cemal ismini ve ne yapacağımızı şaşırıyoruz değil mi bunları gördüğümüzde. Sevsen Allah esirgesin canı çıkaracak insan yani fazla sert sevemiyor. Ancak okşayabiliyorsun. Olağanüstü etkileyici yaratıyor Allah. Cennet’te bunlar oradan oraya hem konuşacaklar, hem çağırdığımızı anlayacaklar şuurları açıktır, tertemizdir, doğal ihtiyaçları yoktur. Yani mis gibi pırıl pırıl istediğin gibi öper seversin, sarılırsın, gel dersin gelir, git dersin gider. Çok zeki olacaklar bayağı da akıllı olacaklar inşaAllah, rahat konuşur halde olacaklar. İnşaAllah. MaşaAllah şahane renkler.
OKTAR BABUNA: Güzel meyvelerimiz da var aslında.
ADNAN OKTAR: Bak ağaç dalında Cenab-ı Allah dünyanın her yerinde çamurlu toprağın içerisine tahta sokturmuş Cenab-ı Allah. Her yerde, o tahtalardan bütün dünyaya Allah meyva fışkırtıyor, muzlar, erikler, narlar, kavunlar, karpuzlar. Ya bir ot parçasını Allah toprağın içerisine sokmuş, ya bir tahtayı. Bütün dünyaya yerin altıdan meyva kaynıyor adeta, bütün dünya besleniyor şu an. Yani yavaş çekimde gösterilmiş olsa film olarak, dünyanın üstünde düşün sürekli meyva kaynatıyor dünya toprak. Topraktan meyvalar,portakallar, muzlar, ananaslar, kiviler fışkırıyor. Ve insanlar yiyor onu, Allah yeniden topraktan fışkırtıyor sürekli, bu çok büyük bir mucize.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, siz daha önce de anlatmıştınız Hocam. Hem besleyici, hem kokusu güzel, hem de mesela portakal dilimlenmiş, hazırlanmış olarak böyle.
ADNAN OKTAR: Mesela tam insanların yiyeceği oranda yapılmıştır. Mesela çok çok büyük de değil, çok çok küçük de değil, tam insana oranla yaratılmıştır meyvalar ve sebzeler. Mesela elma kokusu nefis bir parfümü var, ne güzel kokusu var, kıvamı çok güzel, böyle haşırt diye alıp yeniyor, suyu çok güzel. Mesela şekeri tam ideal kıvamda, temizliği pırıl pırıl. Halbuki çamurlu su yerin altında var ve bir de tahta, başka bir şey yok yani, güneş, tahta ve çamurlu su. Sonunda karşında meyva. Evet devam et başka ne var? Renkler mesela çok şahane, biri kıpkırmızı, biri yemyeşil maşaAllah. MaşaAllah. Simsiyah, tadı da mesela çok şahane acayip güzel güzel duruyor değil mi? Ağzım sulandı şimdi aklıma gelince, evet devam edelim.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Kokuyla tat da birbirini tamamlıyormuş Hocam zaten. Koku duyusu olmayan kişiler tat da alamıyorlar, tat duyusu normal olsa bile, kokuyu alamadığı zaman tadı da hissedemiyor kokusu duyusu olmayanlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela çileğin çok orjinal ve hoş bir kokusu var kendine has. Kara toprak, çamurlu suyun, toprağın üstünde incecik dalları, incecik kökü var, pırıl pırıl, gıcır gıcır tatlı çilekler oluşuyor. Bir de ordan oraya, ordan oraya da gelişiyor bu keretalar, biçimi de çok güzel, çok iştah açıcı bir görünümü var. Cennet’te bunların asılları olacaktır. Dünyada benzerlerini yiyoruz inşaAllah. Cennet’tekilerin benzerlerini, yani daha gücü azaltılmış benzerleri inşaAllah. Kiraz Cennet’te de var, bakın vernikli gibi nasıl pırıl pırıl parlıyor. Mesela kıvamı çok şahane, tadı mesela gevreklik ayarı da tam. Bak incecik bir çöpü Allah sebep ediyor, çöpün hiç tadı tuzu yok hiçbir şey yok çöpünde. Ama meyva kısmı çok lezzetli, yaprağında da hiçbir şey yok.
OKTAR BABUNA: Bu kadardı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam. Cennet’te bütün meyvalar var, meyva çeşitleri vardır. Böyle elini uzattığında o kendinden uzanır. Yani rüyadaki nasıl oluyor insanlarda onun gibidir. Yemek yedikten sonra insan doymaz, yani istediği kadar yiyebiliyor. Allah diyor, “yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır” dediği bu. Bu dünyada çok az bir yiyecekle insan hemen doyar. Ama Cennet’te yemeği Allah zevk olarak meydana getirecek, yani istediği kadar yiyebilir. Et çeşitleri de var, et olarak da diyor. Et ve meyva diyor, belirtiyor. Ve çok güzel Cennet içkilerinden bahsediyor Allah, inşaAllah. Ama kendi rızasını arayanlar Allah’ı sevenler için bunları yaptığını belirtiyor Cenab-ı Allah. Allah’ı sevmeyenler için de onların iddiasına uygun bir dünya yaratacak Allah. Yani Allah’tan hoşlanmayanlar haşa. Çünkü diyor ki onlar, evrimle yarattı diyor Allah, dünya bir kaostur diyor, bakın kaostur, kainat bir kaostur diyor. İnsanlar da kaos sonucu meydana gelmiştir, meyva her şey bir kaos... Tam onların dediği gibi, onların kaos düşüncesi neyse. Müslümanda kaos inancı yoktur. Çünkü kaos demek şuursuzluk ve kargaşa demektir, şuursuz kargaşa. Biz intizama ve Allah’ın yaratılışına inandığımız için, bizde ona göre cennet meydana getiryor. Kargaşayı ve kaosu savunanlara da Allah onların hayalindeki gibi bir dünya meydana getirecektir. Yani herkes birbiriyle kavga ediyor, çatışma var, yiyeceklerin tadı pis, ortada sürekli mağma ve ateş var, duman var, insanların görünümü çok çirkin ve mutasyona uğradı diyorlar ya, insanlar tam mutasyona uğramış görünümde insanlar olacak. Mesela gözü arkada, kulağı karnında, bir kolu var bir kolu yok garip mahluklar şeklinde yaratılacaklardır. Bir şey de diyemezler çünkü onların iddiası zaten öyle, tesadüfen olduk diyorlar ve mutasyonlar sonucu olduk diyorlar. Allah da onlara mutasyonun nasıl olduğunu, mutasyonla olmuş olsaydı, dedikleri gibi olmuş olsaydı nasıl olacağını gösteriyor ki öyle bir şey olsaydı yine Allah yaratırdı.
OKTAR BABUNA: Demin Hocam şeyi söylemiştiniz, dinazorların kovalarken... Bunlar evrimci kaynaklardan alınma hakikaten tam dediğiniz gibi anlatıyorlar. Bu koskoca dinazor sineği kovalıyor güya, gerçek evrimci kitaplardan, kovalarken kanatları çıkıyor ve hooop uçmaya başlıyor diye böyle bu şekilde iddia ediyorlar. Dediğiniz gibi buda sinek Hocam inşaAllah böyle, mükemmel saniyede bin kere, o sineğin nasıl uçtuğunu hiç kimse açıklayamıyor, orada zaten uçuyor bir tanesi sinek.
ADNAN OKTAR: Hayır sinek kanatlarını temizliyor, başını temizliyor, birkere temizlik hissi var hayvanda, gözler mükemmel. Göz yapısı apayrı o çok önemli, hayvan düşünüyor, nasıl haraket edeceğini biliyor, mükemmel bir fiziğe sahip ve altın oranla yaratılmıştır sinek de, son derece düzgün ve simetrik bir varlık. Bunun mesela yumurtluyor yavrularının oluşması için değil mi? Hatta eşleşiyor bilmem ne, adamda olmadık yok yani, yemek yiyor, gezintiye çıkıyor. Mesela bir sineği yakalamak bir insan için olacak iş değildir yani. İnsandan daha atak ve daha refleksi güçlüdür.
OKTAR BABUNA: Muazzam manevra kabiliyeti var, bir de nevigasyon sistemleri kullanıyorlarmış Hocam, böyle yani yatay planda mı, eğri mi, dengesini koruyacak sistemleri var. Dolayısıyla onları kullanarak kanat manevralarıyla tavana konabiliyor, çok sert manevra yapabiliyor. Saniyede bin kere kanat çırparak.
SUNUCU: Sorumuza geçelim. Serkan Kozanoğlu sormuş Ordu’dan. “Hayırlı akşamlar değerli Hocam ve Oktar bey. Bugün Hz. Mehdi (a.s)ile ilgili şöyle bir hadisle karşılaştım. ‘İmam Sadık buyurmuştur ki, Hz. Mehdi (a.s) her kavmin işlerinin iç yüzünden haber verir ve dostunu düşmanından ferasetle ayırır.’ Bu hadisi bize açıklar mısınız?” demiş.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s) çok akıllı olacak, basiretli ve feraset sahibi olacak, ledün ilmine sahiptir. İnsanları yüzüne baktı mı anlar, konuşmalarından, üslubundan, ses tonundan anlar. Allah’ın ona verdiği özel bir yetenektir bu. Hatta suçlularda delil aramaz diyor Mehdi (a.s), yani yüzünden anlar diyor, bakmasından, konuşmasından. Hakikatende yalan söyleyen bir insan anlaşılıyor bazen yüzünden, samimiyetsiz insan da anlaşılır, samimi insanın yüzünde bambaşka bir ifade olur. Mesela dürüst insanlarda ayrı bir yüz ifadesi vardır. Sahtekarlarda böyle at hırsızı gibi oluyor. Bir de yalancılar çok aklı gitmiş oluyor, yani böyle anormal oluyorlar birçoğu, tavırları birçoğununda tavırları anormal oluyor. Yani alışılmışın dışında, muhakeme yargıları çok bozuk oluyor. Mesela o yalanın yakalanacağını tahmin edemiyor yalancılar. Halbuki çok kolay yakalanacak bir şey. Biraz aklı olsa öyle bir yalan söylemez. Rahatça tespit edilebilecek bir yalanı insanların gözünün içine baka baka söylüyor. Sonra da yakalanıyor. Derler ya yalancının mumu yatsıya kadar diye. Öyle profesyonel asrımızda da yalancılar var. Hepsinin onları yakalıyorum ve rezil rüsva ediyorum inşaAllah. Birebir delilleri ile bakıyoruz bu yalanı, bu cevabı. Bu yalanı, bu cevabı. Bu yalanı, bu cevabı. Bu vatandaşlar yalan söylemekten bıkmadı. Ben de onların yalanlarını düzeltip, ispat etmekten bıkmadım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam siz söylemiştiniz, bu bir zihniyet diye bu kişisel bir şey değil inşaAllah.
SUNUCU: Oltan Baran İstanbul’dan sormuş. “Ticaretle uğraşan ve Allah’ın kendisine büyük zenginlik ve mülk nasip ettiği Hz. Ebu Bekir (r.a) tüm malını İslam ahlakının yayılması için infak ettiği için Resulullah onun hakkında “Malını feda etmede en önde giden kişi Ebu Bekir’dir. Ebu Bekir ne güzel dosttur, aramızda İslam kardeşliği ve sevgisi vardır” buyurmuştur.” Bu konudaki düşüncelerinizi merak etmiş.
ADNAN OKTAR: Hz. Ebu Bekir (r.a)’in tavrını ahirzamanda Mehdi (a.s) talebelerinde göreceğiz. Onlar da Allah yolunda bütün malını, mülkünü, imkanlarını, hayatını tam anlamıyla seferber edecekler. Aynı şekilde bunu Hz. İsa (a.s)’nın talebelerinde de görüyoruz, Hz. İsa (a.s)’nın talebeleri de arsalarını satıyorlar, evlerini satıyorlar, Allah yolunda kullanıyorlar, harcıyorlar. Hz. Resulullah (sav) zamanında da en güzel uygulama olarak bunu Hz. Ebu Bekir (r.a)’de görmüştür. Hz. Ebu Bekir (r.a) muazzam zengindi, yani bu asrımıza göre nerdeyse katrilyoner, yani çok çok zengin. Ama sürekli malını, mülkünü satıp Allah yolunda harcamıştır. O yönüyle bilinen bir insandır. Ama asrımızın münafıkları 5 kuruş vermek istemezler Allah için, harcayanlara da engel olmak isterler, hayrı engellerler onlar diyor. Aman aman harcamayın diyor ama kendi çıkarı için olduğunda, kendine ev, araba alınması gerektiğinde, yahut böyle tatile çıkıp eğlenmek istediğinde orada limit yok. Ama Allah için harcanması konusunda münafıkların tavır koyduklarını görüyoruz. Allah ayette diyor ki münafıkları kastederek “Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin”, hem kafirler hem münafıklar, bunlara işaret ediyor. “Allah bunlarla ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken, zorluk içinde çıkmasını istiyor.” Yani bunlar mal ediniyor, mal başına bela oluyor, mesela yiyecek oluyor, Allah boğazına dur diyor, yiyecek yiyemiyor yani Allah bir hastalık, dert veriyor o yiyeceği yiyemiyor. Mesela evladı oluyor, evladı başına bela oluyor, yani çeşitli şekillerde bela oluyor. “Allah’ın elçisine muhalif olarak geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla gayret etmeyi çirkin görerek bu sıcakta çıkmayın dediler, de ki cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir, bir kavrayıp anlasalardı” diyor Allah. Bakın oturup kalmaları, Allah yolunda malını ve canını vermekten kaçınmaları, Allah bunu telin ediyor, sıcağı bahane ediyorlar. Oktar sen evrimle ilgili bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA: Tabii Hocam inşaAllah. Evrimcilerin ve bütün herkesin kabul ettiği bir Kambriyen dönemi var, 525 ile 543 milyon yıl arası, çok eski bir dönem. Burada temel canlı grupları birdenbire ortaya çıkıyorlar, 50 tane temel canlı grubu birdenbire ortaya çıkıyor, bundan önce sadece 3 tanesi var.
OKTAR BABUNA: Evet, dolayısıyla evrimciler de bu döneme Kambriyen patlaması diyorlar, patlama şeklinde ortaya çıktığı için. Halbuki evrime göre olması gereken, onların iddiası, tek bir hücreden yavaş yavaş bütün türlerin türeyeceğini iddia ediyorlardı. Halbuki Kambriyen döneminde birdenbire çıkması, bunları kesin olarak yalanlıyor. Bakın Charles Darwin de diyor ki kitabında: “Eğer aynı sınıfa ait çok sayıdaki tür gerçekten yaşama bir anda ve birlikte başlamışsa, bu doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorisine öldürücü bir darbe olurdu” Charles Darwin haklı. Diyor ki Charles Darwin çok sayıdaki tür birdenbire ortaya çıkarıyorsa, evrim mevrim yoktur diyor ortada, nitekim Kambriyen dönemi de tam bunu gösteriyor. Bu Kambriyen döneminde ortaya çıkan 50 tane temel canlı grubu çok kompleks, bunların ataları yok, gözkamaştırıcı kompleksliğe sahip, solungaçları var, yüzgeçleri var. Bakın burada fosil kayıtlarını görüyoruz, solda evrimin iddia ettiği ağaç şeklinde olacak diyor, sağ taraftaki gerçek fosil kayıtları, bu her bir çizgi, sağ taraftaki çizgilerin her biri bir temel canlı grubuna işaret ediyor. Dolayısıyla ortada öyle iddia ettikleri gibi ağaç falan yok. 50 tane canlı grubu bir anda ortaya çıkıyor, hatta bakın zamanla azalıyor 35’e düşüyor, bugün günümüzde 35 tane temel canlı grubu var, ağaç tersine duruyor. Yani bu tamamiyle ortadan kaldırıyor evrimin iddiasını. Hatta bu fosilleri Hocam, Smithsonian Enstitüsü diye bir yer var Amerika’da. Smithsonian Enstitüsü böyle elinde çok büyük fosil kayıtları bulunan bir enstitü, buranın müdürü 70 yıl boyunca bu fosil kayıtlarını saklıyor, Kambriyen döneminin, evrimi yalanladığı için.
OKTAR BABUNA: 70 yıl boyunca, öldükten sonra anlaşılıyor.
ADNAN OKTAR: E o zaman bu adamlar yine saklıyordur böyle şeyler. Ama böyle şeyleri yaparlar ama şey diyor yakalar, biz de onları yakaladık. 300 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosilin varlığını ortaya çıkarttık değil mi? Yaratılış Atlas’ında da çeşit çeşit fotoğrafları ortaya koyduk, bundan sonra artık evrimden bahsedemiyorlar, bahsedemezler ve bahsedemeyecekler. Her bahsetmelerinde karşılarında ben olacağım inşaAllah. Bu nedir, bu da yarınki gazete mi? Vakit, aslan gazete Vakit, maşaAllah. Yine Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a açık mektup diyor. Baron’dan bahsediyor, Sadettin Tantan, Adil Serdar Saçan, Tuncay Özkan, Ataman Yıldırım, Emin Şirin, Ümit Sayın, Her devrin Adamı ve Baron. Bu dün de vardı ama bugün daha bir değişik evet, biraz ilave bilgiler var gördüğüm kadarıyla yarın ki Vakit’te değil mi? Evet, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bayrağı da var. Değil mi? Adamlar Türk bayrağından hoşlanmıyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nde bambaşka bir sitil var.
ADNAN OKTAR: Daha önce diyor New Humanist dergisine Fatih Altaylı’nın avukatı Rezzan Aydınoğlu Yargıtay’daki davanın ceza ile sonuçlanacağı açıklama yapmıştı bu defa da diyor, Oktar Babuna’nın... Oktar Hocam sen meşhur olmuşsun. Geçtiğimiz ay içinde ki diyor, geçen ki televizyon konuşmanı söylüyor. Geçen ay iki kere televizyon konuşması yapmıştın geçenlerde de bu konu da bir konuşma yapmıştın. Oktar Babuna’nın diyor geçteğimiz ay içinde televizyon programın da annesi yani Prof. Dr. Cevat Babuna’nın eşi Semin Babuna ile yaptığı telefon konuşmasından aktardığı bilgiye göre, Semin Babuna davanın Ocak-Şubat ayında davanın ceza ile neticeleneceğini söylüyordu. Böyle mi demişti annen telefonda?
OKTAR BABUNA: O şekil de söylemişti evet tehditkar bir üslupla telefon açtı beni aradı hatta kaydı da duruyor telefonum da. Bu şekilde Ocak-Şubat ayında sonlanıcak orada boşuna duruyorsun. Sen de karın da hapse gireceksiniz dedi bana.
ADNAN OKTAR: Ne olur Allah yolun da ne olacak? Yani Hz. Yusuf (a.s) da girdi evvelAllah.
ADNAN OKTAR: Şubat ayında cezanın neticeleneceğini söylüyor bu kişiler bu bilgileri nereden öğreniyor ve neye dayanarak bu iddiaları ortaya atıyorlar diyor. Annenin bu bilgiyi nereden aldığını soran bir şey olmuş. Yani elin ağzı derler torba değil ki büzesin, konuşabilir yani kendi bilir.
ADNAN OKTAR: Bu da Akrep fosili, bakın resimlerle gösteriyoruz, fosilleri gösteriyoruz. Hiçbir gün bir Darwinist’in alıp böyle bir fosili getirip arkadaşlar bakın işte bu arageçiş formudur dediğini gördünüz mü?
ADNAN OKTAR: Asla ve bakın ben dedim ki bu garibanlara; ya dedim kardeşim canım-ciğerim siz, bana şu kadarcık bir fosil parçası getirin ben size 10 trilyon verecegim dedim. Kaç yıldan beri tekrarlıyorum, artık bu 107, 108. olmuştur. Gelen giden yok, o 10 trilyonu az mı gördüler? Yahut bulamıyorlar. Ama tabii bulamıyorlar çünkü öyle bir şey yok.
OKTAR BABUNA: Hocam dünya medyasında haber oldu. Hatta Richard Dawkins diyor ki; tam bir fosile diyor yanlış anlamışlar 10 trilyon paund teklif etti diyor. Bu diyor İngiltere bütçesinin şu kadar katı Türkiye bütçesinin bu kadar katı diye söylemiş. Ama getiremiyor neticede tabii inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dawkins kafasına masaj yapsa onun kafaya daha çok kan gidecek, inşaAllah. Bak tartışmaya davet ediyorum. Dedim bak arkadaş dedim sen Türkiye’ye gel biz seni 5 yıldızlı otelde ağırlayacağız, saygıda hürmette en ufak bir kusurumuz olmaz dedim. Uçakla alacağız yine uçakla gideceksin. Her türlü şartlar. Bize bir yarım saatini vereceksin ben seni buraya bir çıkaracağım bütün Türk milletinin önüne bir konuşacağız seninle. Senin ipliğini affedersin böyle halk tabiriyle pazara çıkaracağım dedim. Hiçbir şekilde yanaşmıyor ben onunla tartışmam diyor. Kiminle tartışıyor? Ortaokul çocuklarıyla, rahiplerle efendim hahamlarla tartışıyor yani bilgisinin az olduğuna inandığı kişiler, ki onlar bile bunu yeniyor. Bak en sonunda sıkışa sıkışa sonunda ne diyor?
ADNAN OKTAR: Proteinlerin ve kromozomların meydana gelmesi konusunda uzaylılar yaptı diyor. Evrimle açıklayamayınca biz onu köşeye sıkıştırdık. Yani çünkü mümkün değil bir proteinin oluşması için hem hücreye ihtiyaç var hem kromozoma ihtiyaç var hem de proteinlere ihtiyaç var. Yani imkansız olamıyor. O zaman uzaylıları yardıma çağırdı şimdi uzaylılar yaptı diyor. Yalnız uzaylıları da bir göremedik yani. Bizi tanıştırsa da yani beraber bir sohbet etsek. Nasıl ben çünkü uzaylılara soracağım o zaman onlar nasıl yapmışlar. Uzaylıların kendisi nasıl meydana gelmiş bir onu soracağız. Onları kim yaratmış?
ADNAN OKTAR: Onun için Dawkins bu serbest atışa artık bundan sonra bir son vermesi gerekiyor. Ki bundan sonra da pek itibarı da kalmadı.
OKTAR BABUNA: Hatta bilmeyenler olabilir seyircilerimizden. Bu Dawkins’in sizinle karşılıklı çıkması konusunda çalıştığı kanal var Channel 4 diye İngiltere’nin en ünlü kanallarından bir tanesi. Kanal 4. Onun yapımcıları devreye girdiler Hocamız’la karşı karşıya getirebilmek için, kaçtı canlı yayında. Kendi kanalının yönetmenleri.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi, Revaşe vardı dünya şampiyonuydu boksör. Yani bokstan hoşlanmam ama öyleydi yani kodu mu oturtuyordu yani vurdu mu bir kere bile yani 15-20 saniyede bitiriyordu. Son olarak karşısına rakibinin çıkması için anons yaptılar, adam çıkmadı. Niye çıksın adam durduk yere sopa yiyecek yani inşaAllah. Şimdi bu da öyle, başına geldiğini bildiği için çıkamıyor.
OKTAR BABUNA: Fellik fellik kaçıyor Hocam sizden inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim olmadığım yerde ben ilgili her şeyi konuşuyor. Bayağı coşuyor. Değil mi? Espriler falan böyle kırmızı yanaklı falan pür neşe bir tip. İnşaAllah.
İddia edilen Ergenekon Örgütü bu milletin tarihinde, Cumhuriyet tarihinde, Osmanlı tarihinde de gelmiş geçmiş en büyük fitnedir. Yani bu milletin karşısında olan ve millete düşman olan böyle gözü dönmüş psikopat bir örgüt hiç görülmemiştir Türklük tarihinde. Onun için iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle mücadele her Türk vatandaşının milli bir görevidir. Devlete bu konuda mutlaka yardımcı olsunlar. Yargı içerisinde, emniyet içerisinde, basın içindeki uzantıları faaliyetlerine devam ediyorlar göğüslerini gere gere. Bizler de vatandaşlar olarak cesurca aklı başında devletimize yardımcı olmak durumundayız. Ne yapacağız? En ufak bir bilgiyi duyduğumuzda, herhangi bir bilgiyi, eğer çekiniyorsa adını yazması da gerekmez, mutlaka savcılıklara bildireceğiz değil mi? Cumhuriyet savcılıklarına. Hatta gerekirse Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na da bildireceğiz çok vahim bir şey olduğunda bildirecekler aynı anda. Ama bakın hem savcıya, hem Cumhurbaşkanı’na, hem Başbakan’a. İnşaAllah en güzel yöntemlerden birisi yani içleri rahat etmiyorsa. Bu melanet örgütü çöktüğünde, ki çöktü zaten de tamamen tuz ruhuyla yıkanır gibi temizlenmesi gerekiyor. Çünkü bu bir mikrobik hastalık bu. Tamamen antisepte edildiklerinde milletimiz bir sıhate sağlığa kavuşmuş olacak. İnşaAllah.
Yargıya da rahatlık vermiyorlar bunlar değil mi? Millete de rahatlık vermiyorlar çoktan Türk İslam Birliği kurulacaktı. Türkiye süper devlet olacaktı bu kahpe yapılanma yüzünden milletimiz bir türlü rahat edemedi. Anarşinin terörün kargaşanın kökeninde bunlar vardır. PKK olayının arkasında da bunlar vardır. PKK’yı kurduranlar da bunlardır milleti ırk ayırımıyla birbirine düşürmeye çalışanlar da bunlardır. Yani Kürtler bizim canımız kardeşlerimiz ne alaka ya yani. Bir de erimiş yani çok yani milyonlarca vatandaşımızın akrabası Kürt’tür. Ne alaka yani tertemiz haysiyetli şerefli insanlar. Mazlum insanlar çok ezdiler onları. Onların izzetin nefsiyle çok oynadılar gururlarıyla çok oynadılar onları zorla bizden ayırmaya çalıştılar ama bunu asla başaramayacaklar söyleyeyim. Onlar bizim parçamız.
SUNUCU: Ben yarınki kanallarımızı söyleyeyim. Yarın 22:00 ve 24:00 saatlerinde Çay Tv ve Kral Karadeniz televizyonundayız böyle bitirelim o zaman. Bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz.
Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...