SUNUCU: İyi akşamlar sayın dinleyicilerimiz bu akşam da Adnan Oktar ile Başbaşa programına hoş geldiniz. Bu akşam sizlere Kral Karadeniz ve Çay Tv’den sesleniyoruz. Ayrıca bizleri dinleyeceğiniz radyo istasyonlarımız ve internet adreslerimiz de var, isterseniz bunları da bir söyleyelim. Radyolarımız Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Radyo 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm Asır Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya. Ayrıca bizleri internet sitelerimizden canlı olarak da izleyebilirsiniz. www.haberhilal.com ve www.harunyahya.tv evet Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim siz de hoş geldiniz. Sefa geldiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederim. Hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim bu arada yeni yılınız mübarek olsun. Allah güzel, sağlıklı, sıhhatli yıllar nasip etsin ve çok uzun yıllar nasip etsin. Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa (a.s)’ı görmeyi nasip etsin inşaAllah Allah. Bu arada ben anneni bir kere daha tebrik ediyorum. Senin gibi böyle delikanlı, güzel huylu bir kız yetiştirdiği için maşaAllah. Çok hanımsın. Tam böyle Osmanlı kızısın maşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkür ederim Hocam. Nasıl başlayalım Hocam?
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne dersin onunla bir istişare edelim.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, çok güzel gelişmeler var İslam’ın yükselişi ile ilgili. Ayrıca siz dün çok önemli konuları anlatmıştınız onlarla ilgili, atomun gerçek yapısı ile ilgili bir filmimiz vardı. Nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah Allah’ın bana böyle imkân vermesi o kadar hoşuma gidiyor ki, şu Darwinizm’in, materyalizmin yıkılışı, ateistlerin böyle sinip köşeye çekilmeleri, eskiden göğüslerini gere gere milleti kandırıyorlardı ve çok üst perdeden gidiyorlardı. Yani dağları biz yarattık der gibi bir üslupları vardı. Darwinist profesörlerin karşısında böyle iki büklüm oluyorlardı. Adamlar dünyanın sırlarını biliyorlar, işte bizim de konuşma hakkımız var, zaten konu bitmiş adamlar her şeyi biliyorlar diye bir çıktık ortaya, kardeşim siz ne yapıyorsunuz dedik, hiç falan dediler, bir anlatın bir görelim dedik. İşte Darwinizm’i anlatıyoruz dediler. Peki bu 300 milyon fosil var dedik bundan bahsettiniz mi? Yok. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi mümkün mü? Değil. Niye değil çünkü bir proteinin olması için bir hücreye ihtiyaç var ve kromozoma ihtiyaç var, değil mi? Kromozom içinde kodlu olması gerekiyor. Ve 50’nin üzerinde de proteinin görev yapması gerekiyor ayrıca bu iş için, bakın bir protein için 50 tane protein gerekiyor. Onun yapılması için. Mümkün mü? Daha hala 950’den bahsediyor yani 1’in yanına 950 tane 0 koyduğumuzda meydana gelen rakamda 1 ihtimal diyor. Zaten bu pratikte 0’dır. Evet 950’de 0 ne demek buradan kapıya kadar neredeyse değil mi?
OKTAR BABUNA: Kainatın ömrü yetmiyor zaten maddeye.
ADNAN OKTAR: Ama bakın sanki ondan da olurmuş gibi söylüyor, kainatın ömrü yetmiyor ama yine mümkün değil. Yani hani güneşin olması için, bir güneş gerekir gibi bir söz bu yani ikinci bir güneş olması gibi bir söz yani. İmkânsız olduğu belli burada. Şimdi uzaylılar muhabbetine başladılar biliyorsunuz uzaylılar yarattı diyorlar, bu çok güzel bir gelişme. Yani gerçi anormal ama çok güzel, yaratılışı kabul etmiş oluyorlar. Yani dolaylı yolla kabul etmiş oluyorlar. Tabii dolaylı yolla kabul etmiş oluyorlar. Şimdi bu safhaya getirdik, bir. Kuran’ın hak olduğunu da anlatacağız ama önce bu putun iyice yıkılması lazım. Bakın Hz. Musa (a.s), altından buzağı heykeli oluyor, o Samiri’nin yaptığı, önce onu şöyle bir tuz buz ediyor, kırıyor. Ama onunla yetinmiyor, yakıyor. Herhalde tahta da var kullanılmış. Külünü de orada bırakmıyor, külünü de denize savuruyor. Ben de bakın önce bir darma keşan edeceğim, sonra yakacağım, sonra külünü denize savuracağım. Yani külünü dahi bulamayacaklar. Ben öyle yani taktım mı takarım inşaAllah. Mümkün değil elimden kurtulamazlar. Deseler işte Hocayı hapsettiririz, şunu yaparız, bunu yaparız. Bak milyonlarca Harun Yahya var. Bu konu artık geçti onlardan. Yapacakları hiçbir şey yok. Teslim olacaklar inşaAllah. Tabii bilimsel metotlarla, akılla biz bunu onlara anlatacağız. Bilim, bilim, bilim diyorlardı. Bilim bunları yuttu. Bilimin yanında geziniyorlardı. Bilime sığınıyorlardı. Bilimle bir şeyler anlatırız zannediyorlardı. Bilim bunları aldığıyla sırt üstü yere vurdu. Yani şu an biz bunları bilimle yere vurduk. Değil mi? Biyokimya olmasa, paleontoloji olmasa, genetik, mikrobiyoloji olmasa biz nereden bu adama bunları anlatacaktık? Kendi silahı zannettikleri bilimi ellerinden aldık. Kuran’ın bize tavsiye ettiği bilimle yere oturtturduk. Eskiden diyorlardı ki ya kardeşim diyorlardı, Kuran tavsiye ediyor, Kuran emrediyor. Zaten, tavsiye etmez. Allah affetsin öyle demeyeyim. Kuran bilime karşı diyorlardı, bir de bakıyoruz ki; Kuran’ın her yeri bilimi farz kılmış. Yani farz kılmış doğrudan, değil mi? Bir de bütün bilim dallarını farz kılıyor Kuran ve araştırmamızı söylüyor. Düşünmezler mi, akletmezler mi, göğe bakmazlar mı, yere bakmazlar mı? Yaratılışı araştırmalarını söylüyor Allah. İlk yaratılışı araştırmalarını söylüyor, kalıntılara bakın diyor hatta Allah. Yani, geriye kalan kalıntılara bakın, arkeolojik kalıntılara bakın diyor. Ondan sonra böyle göğüs gere gere insanları kandırmak yok. Ama bizim karşımıza tabii kalleşlikle, oyunla çıkacaklardır. Mert dayanır namert kaçar diyor değil mi? Meydan gümbür gümbür gümbürdenir diyor. Kim diyor bunu Oktar?
ADNAN OKTAR: Bileceksin, bunu öğren; bir daha geldiğinde duyacağım.
OKTAR BABUNA: Tamam, inşaAllah düşüneyim.
ADNAN OKTAR: Böyle ünlü halk şairlerinden, ozanlar eskilere gideceksin biraz inşaAllah. Böyle oğlu, oğlu, oğlu diye geçer. O kadar sana bak delil veriyorum. Bundan fazla delil veremem. Oradan bulacaksın.
EvvelAllah. Böyle her konuda daha detaylı ve daha doyurucu izahlar yapalım bundan sonra, filmler çok önemli; sürekli senin bilgisayarından aktarmayalım da hazır böyle üç boyutlu VTR’ler hazırlayalım daha net. Televizyonun ilk başladığı dönemlerdeki gibi böyle hani TRT’nin vardı ya bulanık falan, zor bela seyrederdik, öyle filmler olmasın. Elalem acayip teknoloji geliştirmiş süper net görüntüler değil mi? Biz de onu yapalım; tam, net, ispatlı, şahitli. Bir de delilleri böyle konuyu fazla uzatmadan şakır şakır saydıralım. Anlaşıldı mı?
ADNAN OKTAR: İlgili yeri tam iyi vurgulamak lazım. Yani dini konuları tenzih ederim de, çok iyi vurgulamak lazım. Çünkü insanların dikkatinden çabuk kaçabilir. Biraz buna özen göstermek lazım.
Tabii annenler falan babanlar da bu aralar ataklarını hızlandırmışlar.
ADNAN OKTAR: Kendilerince, biz de ne diyelim, Allah hidayet versin yeni yılda inşaAllah. Kalplerine güzellik, huzur nasip etsin Allah. Güzeli, doğruyu görmeyi nasip etsin inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Halbuki siz daha iyi bilirsiniz yani insanda biraz vefa hissi de olabilir. Siz hayatının kurtulmasına vesile olmuştunuz babamın, hastaneye gitmediği, o ölecek olduğu dönemde. Siz göndermiştiniz yani ısrarla, kendisi gitmeyi reddetmişti. Ambulansı göndertip artık böyle göndertmiştiniz. Acil kalp pili takıldı. Hayatının kurtulmasına vesile oldu.
ADNAN OKTAR: Cevat Hoca’ya ne oldu? Eskiden beni müthiş severdi. Sürekli bize gelirdi. Bütün konferanslara ben gönderiyordum, Darwinizm ile ilgili konferanslara. Anadolu’yu karış karış gezdirdik. Her seferinde onu motive ediyorduk. Aman Hocam git, anlat. Adamcağıza ne olduysa oldu böyle 360 derece döndü. Şu iddia edilen Ergenekon örgütü heyyülası ortaya çıktı, her yere bir dokundurdu Allah-u alem. Herhalde ona da bir kenardan dokundurdular anladığım kadarıyla. Ama o farkına vardığını zannetmiyorum farkına varmadan inşaAllah. Neyse Allah hidayet nasip etsin.
OKTAR BABUNA: Hayır hep iyilik gördü sizden. Hem arkadaşlarımızdan hem sizden. Mesela ameliyat olduğunda sizin arkadaşlarınız gidip, hiçbir akrabası vermedi, 6 ünite kan gerekiyordu, bu by-pass ameliyatı oldu, kalp ameliyatı olduğunda yani hiç tanımadığı kişiler gidip kan vermişlerdi orada sizin ricanızla.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, benim çocukluğumdan beri böyledir. Mesela en karşı olduğum adamlar benden yardım isterler, bana en karşı olan adamlar. Allah’ın hikmeti hep öyledir. Mesela bazen ailelerden de öyle oluyor. Mesela acayip, müthiş öfkeli, çok nadir vakalar oluyor. Bir bakıyoruz gecenin 3’ünde aman Hocamız bize yardım etsin. Tamam yardım edeyim. İşte akrabalardan vefa yok, şunlardan vefa yok. Bak herkese gittik. Şu da olmadı. Bak kimse ilgilenmiyor. Allah rızası için yardım etsin. Biz hemen gecenin 3’ü falan tabii cıncık gibi oluyor gözlerimiz. Böyle hemen adrenalin salgılanıyor. Tabii bir insan kurtaracağız. Herkes bir anda hareketleniyor ve sonucuna kadar da bekliyorum, en sonuna kadar. Bunları bırakıp da konu bitmiyor. En son sonuç alıncaya kadar takip ediyorum. İyice içim yatışmadan da bırakmıyorum. Geçenlerde mesela Cevat Hoca yine öyle bir rahatsızlandı. Bir türlü içim rahat etmedi. Programdayım. Hemen ara yavrum dedim, git. Hastaneye kandırttıralım dedim. Israr et dedim.
SUNUCU: Konuyla ilgili bir VTR’miz varmış Hocam. İsterseniz onu görelim.
Cevat Babuna’nın Sayın Adnan Oktar hakkında övücü konuşmalarının olduğu VTR
ADNAN OKTAR: Bak görüyorsun öve öve bitiremiyor beni. Süper saygılı, hayatını vakfetmiş diyor. Böyle kitaplar yazmış diyor. Çok güzel ve etkili çalışmaları var diyor. Böyle konferanslar yapıyorlar diyor. Vatana, millete bağlılar diyor. Güzel ahlaklı insanlar diyor. Kardeşim, bizzat gözümle gördüm diyor. Seyahat ettim onlarla birlikte diyor. Seyahatte insan birbirini tanır diyor. Bu çocukları seyahatte tanıdım diyor. Ve onlara karşı diyor müthiş bir sevgi duyuyorum, saygı duyuyorum diye uzun uzun anlatıyor. Kardeşim sana ne oldu birkaç gün içerisinde de bir anda fikrin değişti. Değil mi? Alt üst olmanın sebebi nedir yani. Bir anda çete demeye başladılar, değil mi annenler. Mesela Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile tanıştırdım Kıbrıs’ta, konferansa gönderdik buradan. Milletvekilleri, bakanlar, eski bakanlar, kuvvet komutanları… O zaman Kıbrıs’ı bölmeye çalışıyorlardı. Rauf Denktaş da zor durumdaydı ve psikolojik olarak, biraz moral olarak gerilemişti. Biz de tabii telaş ettik, Allah esirgesin Kıbrıs’a bir şey mi oluyor acaba, Kıbrıs elden mi gidecek diye, Allah esirgesin. Kim varsa burada uçağa doldurduk, Allah’a çok şükür, Mehter takımıyla beraber Kıbrıs’a indirme yaptık. Kıbrıs inim inim inledi ilk defa. Bak 100 yıldan beri Mehter hiç çalmıyor Kıbrıs’ta, yer gök inledi böyle, Mehter takımıyla. Rauf Denktaş girerken de Ceddin Deden’le karşılaştı. MaşaAllah.
SUNUCU: Mehter insanın tüylerini diken diken yapan bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Benim de çok hoşuma gitti, girişinden. Orada da gitti konuştu. Rauf Denktaş’ın bulunduğu toplantıda da yaptı konuşma. Cumhurbaşkanı’na haşa adamcağız diye konuşuyor. Kardeşim Cumhurbaşkanı, öyle konuşulur mu? Yani, değil mi Sayın Cumhurbaşkanım diye hitap edilir. Neyse artık öyle şey olarak yapmış olabilir. Orada konferansta da mahcup olduk yani inşaAllah. Onlar neyse yani insani bir hata olabilir ama buradaki üslup çok garip.
OKTAR BABUNA: Sizin ona yaptığınız iyilikler de saymakla bitecek gibi değil. Geçen günler de yine bozuldu sağlığı, kısmi felç geçirdi. Siz arattınız hemen beni, gidip ilgilen... hastaneye gönderdiniz, doktora gitmesi için şey ettiniz. Kitap yazdı, sizin kitaplarınızı kopyaladı ses çıkarmadınız. Bütün dokümanlarını sağlıyordunuz, televizyon programları yapıyordu sizin kitaplarınızdan o dönem. Yaptığınız iyiliklerin, gösterdiğiniz şefkat anlatmakla bitecek gibi değil.
ADNAN OKTAR: Şimdi öyle bir mafyadan bir çocuk bulmuşlar birileri. Adam kaçırma işlerine falan giren, kardeşinin cinayetinde de adı geçen bir tip, böyle kız bilmem ne diyorlar, böyle cins bir adam. Alman dazlaklar gibi falan.
OKTAR BABUNA: Bir öldürme olayına da karıştı geçenlerde.
ADNAN OKTAR: Evet. Yanında adam öldürdüler geçenler de, elinde şişe, içki şişesi kendini kaybetmiş resim çekmiş internete koymuş onu öyle cins biri. Bak o bizden şikayetçi oluyor bakın, bizim çete olduğumuza dair onu şahit olarak kullanıyorlar öyle bir adamı. İkinci bir şahitleri daha var, onun ismi de lakabı ünlü ismi okulunda kendi okulunda bütün herkesin bildiği Sakso adamın ismi kızın. Yani bütün okuldaki çocuklar böyle baştan çıkarmış, böyle bir kirli bağlantısı olmuş. Neyse cahildir, çocukken yapmış olabilir yani lise yıllarında yapmış olabilir.
ADNAN OKTAR: Evet o da çok anormal mesela bir genç kızın yapacağı bir şey de değil. Kursta, kız arkadaşının altınlarını almış, kursun ismini versem herkes bilir yani ünlü bir olay. Çalmış çantasından, abisi de gitmiş bunun çantasında bulmuş. O kursta kız, öğrencilerinin resimleri oluyor böyle sıradan oluyor. Onu o resmin üstüne, o bilezikleri almış iğneleyip takmış çaldığı bilezikleri yani görsün gibisinden. Yani çocukta utanma hissi pek o zamanlar yokmuş cahil anladığım kadarıyla. Yani cehaletten kaynaklanıyor olabilir. Gitmiş Ataköy’de bir ara satanistlerle beraber oldu. Kendi anlattığı bir olay bu. Hatta internete de satanist resimleri koymuş. Biz akıllandı zannettik, şu an yeni koymuş daha yani internete. Böyle satanist kıyafetiyle resmini koymuş, onu şahit koymuşlar bunlar gizli şahitler. Güya gizli yani sırtı dışarıda, kulağı yerde böyle nasıl gizli şahit oluyorsa. Yine öyle bir arkadaşı daha vardı onun güya İmam Hatip mezunu bir kız, abisiyle ensest ilişkiye girdiğini gelip bize hüngür hüngür ağladı. Abimin işi yok dedi, abime iş bulun dedi işe soktuk bizim işyerimize. Bu sefer abim dedi ruhsatsız silah taşıyor dedi, bizi tedirgin etti biz de çıkarttık. Yani psikopat adam bize ne yapar yani, çok tehlikeli insan yani adamı biz nasıl uğraşalım. Ondan sonra bize kinlendi abisini işten çıkarttık diye. Kardeşim söylediğin şeyler zehir zemberek şeyler. Öyle evde durulmaz dedim, çık dedik evden.
SUNUCU: Evet bu konuyu geçen hafta konuşmuştuk.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ensest ilişkide durdurulur mu? Tabii. Bize internetten yazı gönderdi, işte beni kurtarın ailem beni kaçırdı bilmem ne diye. Yani bana yazacağına, polise yazsana dedim yani. Ben neyim ki Emniyet Müdürü müyüm ki ben bana niye yazıyorsun? Böyle bir şey olduğunda insan açıp yüzüne söylemez mi? Bana söylüyor, polise söylememiş. Ben de ertesi gün, biz de mecburen polislerle evine gittik. Kardeşim ne istiyorsunuz siz benden dedi. Allah Allah. Kardeşim imdat diye yazı yazmışsın ne isteyeceğiz yani. Polise göre, değil mi kaçırıldım diyorsun Allah rızası için geldik bizi mahcup etti. Evet mahcup etti biz de özür dileriz dedik yani ne bilelim dedik yani böyle yazınca. İmdat diyor çünkü internette, kurtarın beni diyor. Ne yapalım yani, nasıl yapalım? İnşaAllah. Onu şimdi şahit yapmışlar bir tanesinde bunu. Bir de çocuklardan bir tanesi yakasını kurtardı bunlardan. Beni dedi zorla şahit ettiler dedi, bak çocuk açıkça yazmış dilekçe verdi. Polis de baskı yaptı diyor, bu Adil Serdar Saçan’ın arkadaşı Serdal Akça. Ona hazırlatmışlar bu fezlekeyi de. Bakın Serdal Akça’nın özelliği de şu, bin küsur sene bize işkence yapmaktan yargılanan polislerden biri bu. Adil Serdar Saçan ile beraber. Halen polis. Buna hazırlatmışlar fezlekeyi, bu kişiye. Kız diyor ki; beni diyor tehdit etti polis diyor. Ama kimi kastetti onu söylemiyor, dilekçesi var onu verdi. Bunu yani tehditle bana söylettiler diyor. Yani polis tehdit etti söylettiler diyor. Bunlar şimdi yeni bir dava daha açtılar. Hatta tutuklu yargılansınlar diye bastırıyorlarmış bakın bu 3-4 kişinin ifadesiyle yani doymamışlar daha önce tutuklama olayını. Bir daha tutuklu yargılansın diye bastıranlar var yani malum şahıslardan. Kardeşim artık ben size ne diyeyim yani, sadece hidayet diliyorum Allah akıllarını fikirlerini açsın. Allah daha tutarlı, daha makul bir hale getirsin. Eğer öfken varsa, gelir konuşursun şefkatle, sevgiyle değil mi? Akılcı bir üslupla daha önce nasılsa değil mi? İnsancıl bir üslupla konuşursun. Böyle mahkemeler açarak, komplolar yaparak, oyun oynayarak yani bazı kişileri kastediyorum belirli bir şahsı kastetmiyorum. Bu tip tavırlar, ileride utanç duyacakları şeyler bunlar. Yani dünyada da, Ahiret’te de. Yani bunlar ne hukuka uygun, ne akla uygun, ne mantığa uygun. Yani bin küsür sene mahkeme de yargılanan bir polise fezleke hazırla denir mi? Adam tabii ki bizim aleyhimize olacak yani beni savunur mu? Zaten adam çeteyle başlamış, çeteyle devam ettiriyor çete aşağı çete yukarı. Böyle bir şey olması için mahkeme kararı gerekir. Yani Yargıtay’ın tasdik ettiği mahkeme kararı gerekir.
OKTAR BABUNA: Beni de mahkeme çıkışında tehdit ettiği için dava açıldı. İşkence davası.
OKTAR BABUNA: Serdal Akça’ya. Mahkeme çıkışında kız kardeşlerimle katıldığım mahkeme çıkışında tehdit etmişti beni. Tehditten dava açıldı aleyhinde. Bu, dediğiniz gibi Hocam bu böyle zorbalıkla sizin de dediğiniz gibi hatta benim evime de saldırı olmuştu, iki kişi saldırdılar kapıyı kıramadılar. Anne ve babamın evinden çıktığını da apartmandaki güvenlik görevlisini, apartmandaki görevlinin şahitliği de tanıklığıyla sabit. Ayrıca başka tanıklarda var, sokakta görüyorlar arabayı da tekmeliyor misafirin arabasını. Kapıyı tekmelediler silahlı olarak giremediler içeri. Onların aleyhinde de dava açıldı, annem ve babam da yargılanıyor dava da azmettirici olmaktan.
ADNAN OKTAR: Allah akıllarını, fikirlerini artırsın, hidayet versin Cenab-ı Allah ne diyeyim. İnşaAllah düzelir daha güzel olurlar.
SUNUCU: İnşaAllah düzelir gerçekten de aile çok önemli sonuçta aile.
ADNAN OKTAR: Evet biz yani Oktar’ı her zaman teşvik ediyorum, babasıyla annesiyle arasının iyi olması için ama onlar nefes aldırmıyorlar gördüğüm kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Hala gönderiyorsunuz Hocam. Geçenlerde daha bir iki hafta önce oldu.
ADNAN OKTAR: Tabii hastaneye gönderdim bunu, gitmek istemiyordu ben gönderdim.
ADNAN OKTAR: Tabii. Git halini hatırını sor dedim bir şeye ihtiyacı var mı? Bir şeyi var mı dedim. Hangi hastanedeydi? Bir hastane de yatmıştı.
OKTAR BABUNA: Evet Florance Nightingale Hastanesi’nde.
OKTAR BABUNA: Felç geçirdi. Kısmi felç geçirdi. Sağlığı da bayağı bozuk. Çok yaşlı 85 yaşında.
ADNAN OKTAR: Bakın bu güya beni köşeye sıkıştıracaklarını zannettikleri bu kastettikleri yeni açtıkları davada olaylar var. Mesela bakın, bir belge. Bu Adil Serdar Saçan’ın evinde ele geçirilen, polisin ele geçirdiği bir belge. Kendi el yazısı ile yazdığı belge. “Mustafa Akyol alınacak gereği yapılacak. Taha Akyol’un oğlu.”
OKTAR BABUNA: O da sizin yanınızda bayağı uzun bir süre.
ADNAN OKTAR: 15 yıl talebemdi. Taha Akyol’un oğlu Mustafa Akyol. O yüzden Taha Akyol beni o kadar sevmez. Bak, Mustafa Akyol alınacak gereği yapılacak diyor. Alacak polislerin isimlerini de vermiş altına. Taha Akyol’un telefon numarası var. Benim anladığım herhalde aralarında böyle bir samimiyet var. Bir ısmarlama durumu var. Çünkü savcı talimatı yok burada. Savcı talimatı ile almayacak yani. Birisinin ricası üstüne. Taha Akyol’un telefonunu almış. Mustafa Akyol’un telefonunu almış. Babası herhalde anladığım kadarı ile bilgi vermiş. Yani öyle gibi görünüyor. Alacak polislerin isimlerini de yazmış. Sokaktan selamün Aaleyküm, aleyküm selam. Hadi yürü gidiyoruz. Nereye? Merkeze. Ne yapman gerekiyor? Artık Adnan Hoca ile ilgili artık ne varsa kendilerince. Mesela bakın bize açılan yeni dava ile ilgili bu konunun hikayesi. Ergenekon dosyasında. Bakın diyor ki, bize açtıkları bu davada biz 4 kere savcıdan takipsizlik aldık. 4 kere üst üste, peş peşe takipsizlik aldık. Artık son mahkemeye gidiyor. Orada da tasdik oluyor. Konu kapanıyor. “Bir şey söyleyeceğim”, diyor Adil Serdar Saçan. Bakın polis tespiti bu. Yani bunların konuşmasını polis tespit etmiş. “Bir şey söyleyeceğim. Kadıköy’de savcı var mı? Basın savcısı tanıdık mı?” Bizim dava gitmeden 2 gün önceki konuşma bu. Kadıköy’e gitmeden önce. Yani bizim dosyanın konumu ile ilgili bir durumda var orada zaten. “Basın savcısı değil de orada senin tanıdığın” bak, senin tanıdığın. “Bizim orada Zinnur Topçu var. Birinci Ağır Ceza Reisi. Orada şu anda.” Bizim bu dava geldiğinde yani o 4 kere takipsizlik aldığımız dava Zinnur Topçu’ya geldi. O da bunu bozdu. Dava açılsın dedi. Bu hakime geldi ve davayı bozdu. Ama tabii ben Adil Serdar Saçan ile konuştu. O tavsiye etti yahut o teşvik etti, tehdit etti de bu netice oldu demiyorum. Bilmiyorum ama bir görüşme var iki gün öncesinden. Ondan sonra zaten karar verdi hakim, bozdu. Dört kere ayrı takipsizlik kararını bozdu ve dava açılmasını sağladı. Bakın “basın savcısı değil de orada senin tanıdığın” Murat isimli bir şahıs konuştuğu kişi de. “Basın savcısı değil de orada senin tanıdığın Birinci Ağır Ceza Reisi var. Zinnur Topçu. Orada şu anda”. “Zinnur hangisi idi ya?” diyor. Anlamazlıktan geliyor. Halbuki bak orada “senin tanıdığın”, diyor. Biliyor onu, Zinnur Topçu’yu. Ama telefon görüşmesi olduğu için anlamazlıktan geliyor olabilir. “Zinnur hangisi idi ya?” “Ya biz gittik ya. Biz Hicabi Bey falan ayrıldık. Ondan sonra o kaldı. Kısa boylu” diyor.” “He” diyor “şu Ağır Ceza da mı?”, diyor. Anlamazlıktan geliyor. “Bir Ağır Ceza’nın başkanı ya” diyor.” “Zinnur orada. Git yanına git”, diyor.” “Gideyim de yardımcı olur mu tanır mı?” “Tanımaz olur mu lan seni” diyor. Zaten biliyorsun. Nasıl konuşuyorsun sen?
ADNAN OKTAR: Telefon konuşması. Bakın soruşturma numarası 2023. Türkçe arandı diyor. Arama tarihi belirtilmiş. 08.02.2008. Konuşmanın yapıldığı tarih. Görüşme anında bulunduğu bazlar verilmiş. Hepsi verilmiş. Adresleri verilmiş. Hangi polisin izlediği belirtilmiş. “Peki ben bir gideyim bakayım ya”, diyor. “Tamam oldu babacığım” diyor. O da ona baba diyor. Nasıl bir üslup ise. Nereden baba oluyorsa. Sonra bu konuşmanın arasından “tamam sen git Zinnur’a git. Yalnız ha”, diyor. Yalnız git diyor. Kalabalık gitmeyecek yani tek gidecek, yalnız. Onun sonucunda da yani bu görüşmenin arkasından da tasdik oldu. Şimdi yeni bir dava ile uğraşıyoruz. Ben hakim etkilendi demiyorum, bilmiyorum yani ama bu da bir bilgidir. Başbakanımızın, Adalet Bakanımız’ın da bu olaylardan bilgisi olması için ben onu kamuoyu önünde açıkca anlatıyorum. Yani yine bir şeyler var. Bir kısım çevreler rahat durmuyorlar. Bunlardan devleti haberdar etmek durumundayız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bugün de benim ile ilgili bir haber çıktı. Habertürk gazetesinde. Bu eve saldırı olayının son duruşmasındaki gelişmeler ile ilgili. Habertürk gazetesinde. Babuna, ailesinden şikayetçi oldu diye başlık yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Sen Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik’ten şikayetçi mi olmuştun?
ADNAN OKTAR: Mala karşı zarar verme. Açtığın dava bu öyle mi?
OKTAR BABUNA: Tehdit, mala zarar verme ve hakaret.
ADNAN OKTAR: 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava mı açıldı senin talebin ile?
OKTAR BABUNA: Evet. Anne babam ile bu iki kişi.
ADNAN OKTAR: Bunlar sanık durumunda mı bu kişiler?
OKTAR BABUNA: Anne babam ve bu iki kişi.
ADNAN OKTAR: Nedir senin burada ki iddian?
OKTAR BABUNA: Onların evinden çıkıyorlar. Sonra silahlı olarak evime saldırdılar. Kapıyı kırmaya çalıştılar.
ADNAN OKTAR: Annenlerin evinden çıktı bunlar.
OKTAR BABUNA: Evet. Hatta annem telefon açıyor sabah öldürecek Oktar’ı diye. Çıksın diye benim için evden. Çıkartmaya çalıştı evden beni. Ben çıkmadım. Biraz sonra kapıyı tekmelediler, silahlı olarak, kıramadılar kapıyı. Onun üzerine aşağıya indiler, misafirin arabasını tekmelediler. Bütün sokakta dört beş kişi tanık var. Apartman görevlileri var.
ADNAN OKTAR: Neyse dava açmışsın. Mahkeme onun gereğini yapar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Efendim şimdi biz bu akşam 2010’a mı giriyoruz? MaşaAllah. 2010 önemli bir tarihtir. Çok önemlidir. 2012, 2010, 2011, 2021. Şimdi bakın diyorum çok harika olaylar peş peşe gelecek bu yıl inşaAllah, peş peşe. Ve gittikçe Türk İslam Birliğinde bir tırmanma göreceksiniz. Ama sürekli bir tırmanma. Türk aleminde de, İslam aleminde de kardeşlik bağlarının güçlenmesini göreceksiniz. Ekonomik kriz dünyada hızlanarak devam edecek. Hadisten söylüyorum kendi kafamdan söylemiyorum. Hadislere göre söylüyorum evet. Salgın hastalıklar artış gösterecek yine devam edecek. Yine artış gösterecek. Yine hadise göre söylüyorum inşaAllah. Bu arada Türkiye’de ki manevi kalkınma daha da hızlanacak. Dünyanın en dindar milleti biziz. Bu bilinmiyor. Dünyanın en dindar milletiyiz. %99 Darwinizm’e inanmayan dünyanın hiçbir yerinde yoktur. %99 Darwinizm’e inanmıyor Türkiye. Suudi Arabistan’dan da yüksek. Tabii çok yüksek bir oran var.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah sizi vesile etti maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Said Nursi diyor: “kahraman ordu”, diyor ve “imanlı millet.” Türk ordusuna kahraman diyor, kahraman millet. “Ve imanlı millet.” “Hakikat hali göreceli” diyor. “Ve bu dehşetli komitenin” diyor. Yani bu bizimle uğraşan iddia edilen Ergenekon örgütünün gücünün kırılacağını, bunların Türklüğü ve Türkçülüğü geçici olarak kullanacaklarını belirtiyor Said Nursi. Ama 70 yıl önce söylüyor bunları. Yani Türklüğü ve Türkçülüğü muvakkatten kullanır. Fakat “başarılı olamaz geri çekilirler” diyor. Kahraman ordu diyor dizginleri ele geçirdi diyor. Rivayetlerden anlaşılıyor diyor değil mi? Yani bu deccali sistemi Türk ordusunun tepeleyeceği belirtiliyor inşaAllah. Ki burada da ordumuz çok can siperane tavır koydu. İddia edilen Ergenekon örgütüne karşı da değil mi? Demokrasi konusunda da değil mi? Çok ılımlı, örnek, sıcak bir tavır sergiliyor maşaAllah. O yüzdende dünyanın her yerinde bizim ordumuz biliyorsunuz sevilir. Afganistan’a bir gelir, önüne gelen bağrına basar, Mehmetçik diye. On tane bile olsa havada uçuruyorlar. Herkes evine götürüyor, yemek yedirmek istiyorlar. Yani paralarlar. Fas’ta Tunus’ta, Cezayir’de nereye gidersen git, Irak’ta. Gelsin de Türk ordusu gelsin diyorlar. Başka bir ordu istemiyorlar. Amerikan askerleri, Amerikan askerleri Türk askeri üniforması giyerek gezebiliyorlar, Afganistan’da. Yani tabii ki biz istemeyiz. Onlara da Afganlı kardeşlerimize de zarar gelsin istemeyiz, onlara da bir zarar gelsin istemeyiz. Ama Türk üniforması giyerek gezebiliyorlarmış. Mesela arabalarına Türk bayrağı yapıştırıyor Amerikalılar, rahat gezebilmek için Afganistan’da. Çünkü seviyor Afganlar Türkleri. Ay yıldızı gördün mü bitti. Afganların bütün derin muhabbeti depreşiyor böyle. Bunlar güzel gelişmeler. Demek ki biz ahlakımızdan seviliyoruz millet olarak. Dindar, merhametli, mert, delikanlı millettir. Güzel huyludur, çok sevecendir.
ADNAN OKTAR: Çok vicdanlıdır evet. Merhametleri çok güzel. Mesela Türk ordusu gibi böyle ince ince hesap edip, şefkatle yaklaşan hiç kimse yoktur. Mesela gider direkt bombalar, yakar, yıkarlar. Orada bakıyor mesela, orada siviller var mı, kimseye zarar gelecek mi? Kılı kırk yarar, özen gösteriyorlar değil mi? O PKK’nın kullandığı bir köprü falan vardı, bombalanacaklardı. Çok itina ettiler sivillere bir zarar gelmesin, kimseye bir zarar gelmesin diye. Yani can kaybı olmasın diye. Çünkü amaçları sadece o köprüyü aşağıya indirmek. Öbür ülkelerde öyle olmuyor. Adam vurduğu gibi indiriyor. Çocuklar, kadınlar da ölüyor orada. Bir çoğunda öyle yani. Pek seçim yapmıyorlar. Ama bizim ordumuz maşaAllah çok titizdir. Eğitimleri de çok güzel, çok olgundurlar. İnşaAllah daha da iyi olacaklar. Şimdi bakın görüyorsunuz cenaze namazlarında bütün Organeraller, paşalarımız, aslanlarımız hepsi ama Genel Kurmay Başkanımız da dahil olmak üzere diziliyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii ön saflarda tadil-i erkanla, sünnete uygun mükemmel namazlarını kılıyorlar. Hani ordu dinden eksik yetiştiriliyordu. Dini bilgileri eksikti. En ufak bir hata yapmadan mükemmel abdest, abdestlerini en mükemmel şekilde alıyorlar. En mükemmel şekilde namazlarını kılıyorlar. Cenaze namazını herkes bilmez. Orada öğretiyorlar birçok kişiye cenaze namazını. Hepsini ezberden biliyorlar.
SUNUCU: Bu hep vardı zaten değil mi Hocam? Orduyla dinin arasında hep böyle bir uçurum koymak istiyorlardı.
ADNAN OKTAR: Öyle gibi göstermek, orduyu küçük düşürecekler böyle kendi kafalarına göre. Atatürk’e karşıda öyle bir oyun oynamaya kalktılar. Ben ağızlarını çenelerine kadar yırttım. Muazzam dindar olduğunu, bir hakkın dindar olduğunu, hatta bizim dindar bildiğimiz birçok kişiden de daha dindar olduğunu ispat ettim.
SUNUCU: Bu kitabınızı dün okudum. Bir bölümü var.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Samimi Dindar Atatürk. Bu kitabı özellikle tavsiye ederim. Samimi bir dindar Atatürk. Bunu internetten de indirebilirler, harunyahya.org. zaten Atatürk’le ilgili özel bölümlerimiz var. Oralara da girebilirler.
SUNUCU: Hemen tekrarlayalım isterseniz. Hocamızın bütün eserlerini indirebileceğiniz internet sitemizi tekrarlayalım. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net sitelerinden Hocamızın bütün eserlerini indirebilirsiniz ücretsiz olarak.
OKTAR BABUNA: Siz bunu anlattıktan sonra zaten dediğiniz gibi Türk halkına yanlış tanıtmışlardı ama şimdi her yerde haberler çıkıyor. Atatürk’ün iyi bir Müslüman, nasıl bir Müslüman olduğu ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Önce bayağı bir uğraştılar. Bir Türk ordusunu dinden uzak göstermeye çalıştılar, bir Atatürk’ü. Her ikisinde de ağızlarını ta çenelerine kadar yırttım. Ve hiçbir şekilde artık bir şey söyleyemiyorlar. Ve zaten ordumuz ortada görülüyor yani. Her yerde sevilmesinin nedeni budur yani. Allah’tan korkar, dinine, mukaddesatına son derece saygılıdır. Ama adalet konusunda, teknoloji konusunda, bilim konusunda, hukuk konusunda da kılı kırk yaran bir tavır içerisinde de ayrıca olduklarını görüyoruz değil mi? Çok titizdirler. Her şeyi ince ince analiz ederler. Her şeyi ince ince düşünürler. Dolayısıyla bu iki oyunu da tepelemiş olduk. Ama özellikle Atatürk’e laf söyletmem. Kimse bir şey söyleyemiyor. Dediler işte Atatürk masonlukla bağlantılı. Bırakın dedim şimdi. Atatürk masonluğu bir gece de kapattı. Daha böyle delikanlı çıkmadı. Yani Osmanlı tarihinde yok. Cumhuriyet tarihinde yok böyle bir insan. Masonluğa böyle meydan okuyacak ve bir gece de kapattıracak. Hepsini kapatın dedi. Gıkları çıkmadı masonların. Zınk diye durdular.
OKTAR BABUNA: Bir sözü var okuyayım mı Hocam? Atatürk’ün.
SUNUCU: Önce sen söyle bir şey söylüyordun.
SUNUCU: Kesmeyeyim. Allah tarafından yaratılmış çok özel bir insan. Allah’ı bu kadar sevmese, ya da Allah inancı bu kadar kalbinde olmasa Allah’ın bu kadar yardımcı olacağını ben düşünmüyorum.
ADNAN OKTAR: Bizzat Hızır (a.s) yardım etti Atatürk’e. O bilinmeyen bir gerçektir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani anlamıyorum internette, yani benim en küçük, yani mesela farz edelim yirmi bin, yirmi beş bin girişler vardı. Yetmiş bine, yetmiş beş bine çıktı. MaşaAllah. Şimdi bu atamizindeyiz.com da öyle. Geçenlerde seksen üç bin küsur. Nefesim kesildi, hayret ettim maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam zaten böyle kitaplar hiç yoktu siz daha iyi bilirsiniz. Böyle saman kağıda son derece düşük kaliteli kitaplar vardı piyasada.
ADNAN OKTAR: Tabii birinci hamur kağıda.
SUNUCU: Ben kitapları aldım hepsi pırıl pırıl, kuşe kağıda.
ADNAN OKTAR: Tabii bakın süslü gayet. Eskiden hep böyle Atatürk’le ilgili kitaplar. Çocukluğumuzda da öyleydi. Sarı saman kağıda, soluk izahlar anlayabilene aşk olsun.
SUNUCU: Evet orada resimler var. Her konuyla alakalı. Dün inceledim gerçekten çok güzel.
ADNAN OKTAR: Mesela benim kitaplarımı okuyanlar, Atatürk muhabbetiyle ruhu dolar, taşar. Yani ben gerçek Atatürkçülüğü Türkiye’ye tam anlamıyla yaydım. Ve ondan sonra da Atatürk hakkında kimse bir şey söyleyemedi. Konu kapandı.
OKTAR BABUNA: Sözünü okuyayım mı Hocam masonlukla ilgili? Atatürk diyor ki; “ben çok iyi bildiğim ve tanıdığım bu masonluğu salahiyetlerimi kullanarak hem de kendi rızalarıyla yasak ettirdim, localarını kapattırdım. Beni sevenler ve kararlarıma değer verenler bu gayemi yaşatmalıdırlar. Mustafa Kemal Atatürk.”
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Sırf şu yeter Atatürk’ün yiğitliğini göstermek için sırf şu yeter. Nerde masonluk millet ağzına alamıyor masonluğu. Sadettin Tantan mason kelimesini kullanamıyor. Tapınak Şövalyeleri diyor, şimdi Tapınakçılar diyor değil mi? Bak ben bağıra bağıra söylüyorum mason diyorum adamlara, ben masonluğa karşıyım diyorum. Çık söylesene ben masonluğa karşıyım diye, diyemiyor Tapınak Şövalyesi diyor. Ondan sonra oturuyor bana dimi o zamanlar çıkmıştı Adil Serdar Saçan’la yaptığı operasyon döneminde Adnan Hoca dedi PKK’dan daha tehlikeli dedi, Apo’dan daha tehlikeli. Ya kardeşim insaf et, ben Allah’ı, dini, islamı savunuyorum, Kuran’ı savunuyorum, Darwinizm’i yerle bir ettim, masonluğu yerle bir ettim, Türk İslam Birliği’ni savunuyorum, benim Apo’yla bağlantı kurulacak nerem var? Ha sen bunu söylerken bir yerlerin ağzıyla konuşuyorsan o ayrı mesele. Ben demek istediğini anlarım o zaman. Yani bir yerlerin ağzıyla konuşuyorsa. Ama benim PKK karşısında Türkiye’deki en etkin fikri güç olduğumu herkes bilir. Çünkü PKK’nın ideolojisi Darwinist, materyalist, Marksist ideoloji. Benden başka mücadele eden varsa bu konuda bana söylesinler. Yani Darwinizm’e, Marksizm’e, materyalizme karşı, anti komünist, anti Stalinist, anti PKK çalışma yapan bir başkası varsa fikri anlamda bana söylesinler, kimse yok. Bir tek ben varım. O zaman şöyle de, dilin sürçmüş demek ki, dilini kullanmayı bilmiyorsun. PKK için en büyük tehlike Adnan Hoca’dır de değil mi? Lafı düzelt.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün iddianamesinde 408. klasörde bir yazışma var. Ümit Sayın’la Adnan Akfırat. Ümit Sayın tutuklusu iddia edilen Ergenekon’un. Aralarında diyorlar ki, “Sadettin Tantan’a istediğimizi yaptırabiliyoruz” diyorlar msn yazışmalarında.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım, Ergenekon tutanaklarında mı bu konu?
OKTAR BABUNA: Evet 408. klasörde msn kayıtlarında Ümit Sayın’la Adnan Akfırat. İkisi de Ergenekon sanığı, biri tutuklu.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütüne üye olmaktan her ikisi de yargılanıyorlar. Ümit Sayın tutuklu mu?
OKTAR BABUNA: “Saadettin Tantan’a istediğimizi yaptırabiliyoruz.”
ADNAN OKTAR: Yani iddia edien Ergenekon örgütünün Saadettin Tantan’ı yönlendirdiğini söylüyorlar.
ADNAN OKTAR: İkisi iddia ediyorlar. Evet bu mahkeme sonucunda anlaşılacaktır. Mahkemenin sonucunu beklemek lazım bunun için.
OKTAR BABUNA: Ayrıca o açıklamalarıyla da, polisi de ajite etmişti, siz daha gözaltındaydınız o sırada. Daha yani yargılama bile yapılmamış, muazzam işkence yapılmıştı size Adil Serdar Saçan’ında bulunduğu dönemde.
ADNAN OKTAR: Binlerce Adnan feda olsun memlekete. Elime kelepçe vurmuşlardı, elhamdülillah dedim acayip hoşuma gitmişti yani. Böyle kemiğime oturtturdular. Polisin de acayip hoşuna, onların da hoşuna gitmişti yani. Yani ne kadar çile çekersen Allah yolunda o kadar makbul maşaAllah. Beni Emniyete götürürlerken, arkadaşı kelepçelediler ben de kelepçeyi havaya kaldırdım böyle, havaya resmini çektiler. Vay sen misin onu yapan? Ondan sonra bütün kelepçeler arkadan. Bir de kemiğe oturtturarak başladılar böyle. Ama o benim sevabımı daha da artırdı, daha da hoşuma gitti, elhamdülillah. Biz öyle kelepçeden, demirden korksak kemer kullanmazdık, öyle bir şey olmaz. Ahiret’te, Cehennem’deki kelepçeler çok dehşettir. Dünya kelepçesi Cennet’e götürür inşaAllah. Ama Cehennem’in kelepçesinden kaçınmak lazım. Dünya kelepçesi Allah için oluyorsa ben iftihar ederim. Allah içinse, Said Nursi hazretleride kelepçelediler Bediüzzaman’ı, dedi böyle kolları kelepçeli müsaade edin de abdest alayım dedi. Müsaade etmediler Said Nursi de kelepçeyi çıkarttı böyle ellinden gitti abdestini aldı, geri yine kelepçeyi taktı gitti. Yani böyle bir insandır Said Nursi. Yani kelepçeyi oturtturmuşlar kilitli kelepçe, Jandarma’nın gözü önünde yaptı bunu yani, böyle tereyağı gibi çıkarttı kelepçeyi elinden koydu yani, inşaAllah. Tabii onun ünlü kerametlerindendir bu. Başka çok olayları var bir tanesi budur. Mesela geniş dağlık yüksek yayla, böyle bir tane ağaç var katran ağacı, onun üstündeler Bediüzzaman talebesiyle beraber. Yayla altı yani kilometrelerce alan görünüyor. Düşünebiliyor musun? Tepe bir yer ağaç var üstünde bütün alanı görüyorsun, her yeri görüyorsun. Ağacın üstünde otururlarken ağacın dalının üstünde sıcak pişmiş ekmek, yiyecekleri yokmuş, ekmek var. Said Nursi diyor ki, günlerden beri buraya hiç kimse uğramaz diyor. Ama böyle hani sahtekar Hocalar olur böyle, mürit uçmaz şeyh uçurur derler öyle o tip şeylerden nefret eden bir insan, asla yalan söylemeyen, dürüstlükte dünyada üstüne yok. Peygamberleri tenzih ederim inşaAllah. Dürüstlükte üstüne yok muazzam dürüst. Kimse gelip geçmedi diyor. Gelen olsaydı görünmez mi oraya gelenler? Yani bu net keramet, çok büyük bir olay bu. Yani biz bu odaya giren birisi olsa görmez miyiz? Abartıyı asla kabul etmez, hiçbir şekilde öyle söz söyletmiyor. Ama o talebesiyle kesin olan olay. Bu kelepçe çıkarma olayı da gerçek ve arkadan kelepçeli eli çıkartıp veriyor. Tabii maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tabii Hocam sırf o operasyon değil, size yapılanın haddi hesabı yok, kokain komplosu yapıldı, başka komplolar, defalarca göz altına alınma...
ADNAN OKTAR: İftihar ediyorum, Allah’a çok şükür. Ben o zamanlar hikmetini anlamamıştım. Yani bak böyle iftihar edeceğimi, benim tarihimde böyle bir şeref olacağını ben bilmiyordum. Allah yarattı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa kokain komplosu yapılan insanım ben. Yani devletin Emniyet Müdürlüğü’nün içerisinde yiyeceğine, içeceğine kokain karıştırılan ilk, tek insanım ben. Osmanlı tarihinde de yok, Cumhuriyet tarihinde de yok. İftihar ederim yani. Ve akıl hastası olarak hastaneye yatırılan iki aydın vardı, birisi Said Nursi Hazretleri’dir, Abdülhamid döneminde akıl hastanesine yatırılmıştır.
OKTAR BABUNA: Ona da 31 yaşında oluyor Hocam size de 31 yaşında...
ADNAN OKTAR: 31 yaşında. Allah Allah maşaAllah bak bunu yeni öğrendim, çok hoşuma gitti, elhamdülillah süper. O da 31 yaşındayken bakın akıl hastanesine sokuluyor. O da rapor alıp sağlam ve sıhhatlidir diye çıkıyor, ben de bedenen ve ruhen sağlam ve sıhatlidir diye rapor aldım ben de öyle çıktım. İftihar ederim, mesela hayatta iftihar ettiğim konulardan birkaç tanesidir bu. Defalarca tutuklanmam... İftihar ederim Allah rızası için Allah yolunda. Mesela benim kartım vardı, hapishane kartım son zamana kadar duruyordu. Bu Genel Kurmay Başkanlığı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Cerrahpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı’ndan aldığım Sağlık Kurulu Heyet Raporu evet. Ruhen ve bedenen tam sağlıklıdır.
OKTAR BABUNA: Sağlam diye. MaşaAllah. Zaten Hocam bütün Tıp Fakültesi şahitti o zaman herkes geliyordu size. Hatta durduramayınca Yıldırım Aktuna doktorlarla ve hemşirelerle görüşmenizi yasaklamıştı o dönemde.
ADNAN OKTAR: Mesela onunla da iftihar ederim. Ayağımdan zincirlendim tüylerim diken diken oluyor aklıma gelince, iftihar ediyorum. 45 gün akıl hastanesinin içerisinde yatağa beni zincirlediler. 45 gün ayağımdan. 1 metrelik zincirle bağladılar. Yani söylerken böyle heyecan duyuyorum, iftihar ederim. Yani keşke bir 45 gün daha olsaydı yani daha çok sevap alırdım. Ama Allah’tan tabii güzellik istenir rahatlık istenir ama iftihar ettiğim olaylardandır. Akıl hastanesinde biri gidip biri geliyordu bu kim böyle zincirlenmiş diye. Bakın cinayet işlemiş akıl hastaları geziyor, beni binadan dışarı çıkartmıyorlardı. Ben bunla da iftihar ediyorum. Telefon etmem yasaktı birtek bana mahsus, iftihar ediyorum. Arkadaşlarımla görüşmem yasaktı, iftihar ediyorum. Pencereden bile dışarı baktırmıyorlardı böyle.
OKTAR BABUNA: Bulunduğunuz ortamları da bilen bilir yani, Allah’ın dilemesi dışında kimsenin dayanabileceği, bir dakika bile dayanabileceği bir ortam değil. Resimler var da yani göstermeyeyim şimdi.
SUNUCU: Herhalde sağlam bir insanı koysanız ruhi dengesi bozuk olarak...
OKTAR BABUNA: Bir dakika duramaz Allah’ın dilemesi dışında çok az insan yani oraya.
ADNAN OKTAR: Muayeneye gelen yeni doktor oluyordu, bayılıyorlardı olayın şiddetinden. Yazıyor zaten kitapta. Şu kitap bak. Bakırköy Akıl Hastanesi’nin Gizli Tarihi. Gelen doktorlar olayın şiddetinden benim bulunduğum bölüme gelince bayılıyorlardı. Yani oradaki kokudan... Mesela şu tarzdı ama bunun berbatı bin berbatı. Benim koğuş burası.
ADNAN OKTAR: Evet düzenlenmiş hali. Benim koğuş. Bir de böyle kıyafet de değil, yarısı çıplak geziyordu anadan doğma. Çırılçıplak geziyorlar, doğal ihtiyaçlarını bilmiyorlar deli oldukları için. Kafasını duvarlara vuranlar bilmem neler. 300 akıl hastası vardı bulunduğum bölümde, 10 ay tuttular iftihra ederim. Aklıma geldikçe iftihar ediyorum.
OKTAR BABUNA: Bu hastalar da tedaviye hiç cevap vermeyen tehlikeli olarak nitelendiren... Yani doktorlar giremiyor yanlarına, yedi kişi öldürülüyor Hocamızın bulunduğu dönemde orada. Birbirlerini öldüren insanlar yani o şekilde.
ADNAN OKTAR: Önemli olan aslında bu düzenlenmiş durumda. Normalde bu somyalar yan yana hepsi, mesela yirmisi, otuzu birden yatıyor akıl hastalarının.
SUNUCU: Yani aralarında 5 cm bile yok. 10 cm bile yok. Hepsi yan yana.
ADNAN OKTAR: Burada çok ağır bir koku oluyordu. Ben anlatamam tabi buradaki çirkinliği yani söylemem yakışık almaz ama bu kitapta tabii çekinmemiş anlatmışlar. Ben bu kitaptan bile okumaya utanıyorum anlatmaya öyle bir ortam yani.
SUNUCU: Bir reklam aramız varmış Hocam isterseniz. Kısa bir reklam arası verelim sonra yine birlikteyiz.
Merhabalar, sohbetimizi devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir ayet okuyordum. Furkan suresi 56, “Biz seni” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Biz seni,” Peygamberimizi (sav) kastediyor ayet “yalnızca bir müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.” Bakın önce müjde veriyor Cennet’le müjdeliyor, dünyaya İslam’ın hakimiyetinden bahsediyor. Her türlü güzellikten bahsediyor “ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik”. Yani helallere haramlara dikkat edin, insanlara zarar vermeyin, güzel ahlaklı olun ve Cehennem ile korkutuyor, Allah korkusu çok önemli biliyorsun. Allah’tan korkmayandan kork derler insanlar arasında. Allah’tan korkmayan çok tehlikelidir. Ama Allah’tan hakkıyla korktuğunu bildiğin bir insandan korkuyorsa ben de öyle adamdan korkarım. Yani bak Allah’tan korktuğundan emin olduğun bir insandan bir insan korkuyorsa, o insandan da başkasının korkması lazım. Allah’tan korkandan korkulmaz. Ama Allah’tan korkmayandan korkulur. Bunun şakası olmaz.
ADNAN OKTAR:İstediği kadar iyilik yapsın, ne yaparsa yapsın, bir gün bir yerden bir zararı olur Allah esirgesin. Olabilir yani çünkü vicdanı tefessür etti ise herhangi bir ahlak dinlemiyor ise, mesela PKK’da bunu görüyoruz. Bizim mazlum Mehmetçiğimiz, ana kuzuları, karakolda çocuklar oturuyorlar, bir yaylım ateşi gece yarısı, değil mi? El bombalarıyla saldırıyorlar. Sanki böyle kendi vatandaşı değilmiş gibi, kendi kardeşi değilmiş gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii. Vatan müdafaası için o çocuklar oradalar. Bir emirle geliyorlar onlar oraya, Allah rızası için askerlik yapıyorlar değil mi? Onlara orada zulüm yapan insan Allah’tan korkmuyor demektir. Neden Darwinist, materyalist, ateist, Stalinist, komünist oldukları için. Öyle eğitim almış dolayısıyla Allah korkusunu bilmiyor. Onları böyle bir varlık gibi evrimleşmiş bir varlık gibi görüyor. Dolayısıyla onlara öyle kalleşçe bir pusu kurmaktan da çekinmiyor. Onlara şehit oluyorlar sevaplarını alıyorlar. Ama onlar Ahiret’te bunların hesabını nasıl verecekler bir düşünsünler inşaAllah. Bakın 56. ayet , bu ayetin ebcedi 1981 yılını veriyor. O zaman anlıyoruz ki, Mehdi’ye de işaret ediyor. Çünkü Mehdi’nin çıkış yılı. Mehdi’nin zuhur yılları değil mi? Bak ‘Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik. 57. ayette diyor ki Cenab-ı Allah “De ki; Ben buna karşılık Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen insanlar olmanız dışında sizden bir ücret istemiyorum.” Para istemiyorum diyor hiçbir çıkar hiçbir şey istemiyorum. Ama ne istiyorum diyor? “Allah’a doğru yol tutmayı dileyen insanlar olun” diyor , doğru yolda olun diyor. Doğru yol nedir Kuran’dır. Kuran ahlakına uyun diyor. 58’de diyor ki, Cenab-ı Allah “Sen asla ölmeyen ve daima diri olan Allah’ a tevekkül et.” Elhamdülillah. “Bak asla ölmeyen. Yani sonsuz öncede ve sonsuz sonrada asla ölmez Allah. Ve daima diri olandır. Mesela biz akşam oldu mu uyuyoruz. Allah daima diri. Hiçbir şekilde haşa ne gaflet anı vardır Allah’ın, ne dikkatinin kapanması vardır . Her an her yerden insanları görür. Biz uyusak da kalksak da ölsek de dirilsek de sürekli Allah diridir. “Allah’a tevekkül et.” Tevekkül dünyada ki en büyük nimettir. En büyük konfordur. Müthiş bir rahatlık tabii ki imandır ama konfor olarak tevekküldür. En büyük nimet tabii ki iman. İman içinde de tevekkül büyük konfordur. Çünkü sonsuz güç sahibi olan Allah’a teslim oluyorsun ve O’nun korumasına giriyorsun. Ne kadar şahane değil mi? Sonsuza kadar garantidesin, Allah’ın kontrolündesin. Ve Rahman ve Rahim olan Allah’ın, şefkatli bağışlayıcı olan Allah’ın kontrolündesin. Ne yaparsa yapsın sana.
ADNAN OKTAR: Tabii. MaşaAllah, değil mi? MaşaAllah. Evet, Cübbeli’nin öyle garip izahları oluyor, işte senin de dikkatini çekti biliyorsun. Bir yıl ölmeme duası. Ya kardeşim, biz bir kere hayırlıysa ölelim. Yani hayırlı, hayırsız onu biz Allah’a bırakacağız. Cenab-ı Allah’ın bizden takdir ettiği bir vakit var. Cenab-ı Allah, “ne öne alınabilir” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım “ne ertelenebilir” yani hiçbir şekilde olmaz. Vaktimiz gelince vefat ederiz biz. Bak, orada çok güzel konuştun sen, dedin ki o zaman Peygamber Efendimiz (sav) bu duayı ederdi. Değil mi? 1400 seneden beri Peygamberimiz (sav) yaşıyor olacaktı. Ümmetini bırakmak istemez, 1400 yıl durur. Ama vefat etti. Hz. Osman (ra), Hz. Ali (ra) bilmiyor muydu bu duayı? Hz. Hüseyin (ra) bilmiyor muydu? Hz. Ali (ra)’yi şehit ettiler. Değil mi? Hz. Hüseyin (ra) şehit oldu, Hz. Ömer (ra) şehit oldu. Demek ki bu dediği doğru değil. Ayete göre de zaten açık.
“Sen asla ölmeyen, ve daima diri olan Allah’a tevekkül et ve O’nu hamd ile tespih et” yani elhamdülillah. Mesela, sağlık sıhat için “elhamdülillah” diyeceğiz. Allah’a hamd olsun. Mesela, aklımız için, imanımız için, Allah’ın verdiği mal, mülk, imkanlar için hepsine “elhamdülillah” diyeceğiz. Çünkü, hamd ettikçe Allah nimetini de artırıyor. Bu, böyle bir güzellik vardır dünyada, bir sırdır bu, Allah’ın sırrıdır. Bakın “Şükredin, nimetimi artırayım” diyor. Şükredilmeyince nimet gidiyor bu sefer. Allah’ın verdiği nimetler geri geri gider. Yani, şu dünyadaki ekonomik krizin nedeni budur. Şükretmemektir. Allah’a hamd etmemektir.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Bak, Allah, “O’nu hamd ile tesbih et, kullarının günahından O’nun haberdar olması yeter.” Hep, bütün hareketlerimizden Allah haberdardır. Mesela şu an konuşuyoruz, zaten bu konuşmayı doğrudan Allah yaratıyor. Bizim gücümüz yetmez. Allah konuşmayı yaratır, biz kendimiz konuşuyoruz zannederiz. Mesela senin konuşmanı da Allah yaratıyor. Herkesin konuşmasını Allah yaratır. Değil mi? Bak, “nutku veren Allah” diyor değil mi Cenab-ı Allah? Şeytandan Allah’a sığınırım. Biliyor musun ayeti ezbere?
ADNAN OKTAR: Evet. “O gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahmandır. Bunu haberi olana sor.” “Bundan haberi olana sor.” Bak, “ O gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan...” Tabii bu altı gün, Allah katında 6 zaman dilimi. Yani, bildiğimiz gün değil. Yani milyonlarca seneye tekabül eden zaman.
OKTAR BABUNA: Fussilet Suresi, 21. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendi derilerine dediler ki..”
OKTAR BABUNA: “...niye aleyhimizde şahitlik ettiniz? Dediler ki, her şeye nutku verip konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı, ve O’na döndürülüyorsunuz.”
ADNAN OKTAR: Evet, bedenlerine güveniyorlar böyle, biliyorsunuz artist tipler vardır. Yani, hiç ölmeyeceğini zanneder. Hiçbir şey yapmayacağını zanneder. Artist derken, yani bunları kast ederek söylüyorum. Klasik artist anlamında demiyorum.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ahiret’te de gene aynı havada oluyor. Yani, vücuduna güveniyor. Vücudu da aleyhine şahitlik yapıyor. Gözleri aleyhinde konuşuyor, dili aleyhinde konuşuyor. Bütün yapıp ettiklerini ona hatırlatıyorlar. Mesela, sen şunu yapmıştın diyor. Cildi onun aleyhinde oluyor, o da şaşırıyor ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Buna ne oluyor böyle” diyor. Kendi, yani kendi vücuduna şaşırıyor. Kuran’da buna işaret eden, bir hayli ayet var. “De ki: Ortak koştuklarınızı çağırın.” yani it-kopuk takımını, iddia edilen Ergenekon örgütünü, masonları çağırın. “Sonra bir düzen, tuzak kurun” yani kendi aranızda geceleri toplanın, istediğiniz tuzağı hazılayın. “Ve bana göz bile açtırmayın” yani nefes aldırmayın, bütün imkanları kullanın, ihbar edin, davalar açın, uğraşın, efendim tuzak kurun, komplo yapın, suikast yapın. “Hiç şüphesiz benim velim, kitabı indiren Allah’tır. Ve O salihlerin, samimi olan müminlerin koruyuculuğunu, veliliğini yapıyor.” Hiçbir şey yapamazsınız diyor Cenab-ı Allah. Araf Suresi, 195-196. “Onlar kendilerine insanlar, size karşı insanlar toplandılar..” İşte falanca aileler, iddia edilen Ergenekon örgütü, katiller, profesyonel sahtekarlar, kim varsa. “Artık onlardan korkun dedikleri halde, imanları artanlar (Hasbiyallahü ve ni'mel vekil) Allah bize yeter’’ diyorlar. Allah’tan başka vekil yok değil mi? İnşaAllah. “Allah bize yeter O ne güzel vekildir diyenlerdir” (Ali İmran Suresi,173) “Bize ne oluyor ki Allah’a tevekkül etmeyelim. Bize doğru olan yolları o göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz.” Bak; ”ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz’’ ibadet bu diyor, Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bak 16 tane Adli Tıp raporu var arkadaşlarımızın işkence gördüğüne dair. Ahirette onların tapusu onlar Allah’ın izniyle. Sevap Allah’ın izniyle inşaAllah. “Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etmelidirler. De ki; “Allah’ın bizim için yazdıklarının dışında bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez.’’Allah diyor. “ O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51) Yani bu bizimle uğraşanlara cevap bu ayetler işte. İnşaAllah. Bakın, işkenceye de Allah sabredin diyor, sevabı alacaksınız. Her şeyi Allah yaratır. Ve yanınızdayım diyor Cenab-ı Allah, sizi görüyorum, bütün yapıp ettiklerinizi, işitiyorum ve mutlak hâkim güç benim diyor Allah. Her şeye güç yetiren benim diyor. Bana tevekkül edin diyor elhamdülillah.
Oktar Bey senin güzel filmlerin, resimlerin vardır, bakalım.
OKTAR BABUNA: Bir tane atom ile ilgili var Hocam, göstereyim mi onu? Renksiz olduğunu anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR: Tamam güzel benim aradığım konular işte iyi.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Burada Hocamız dün ayrıntılı olarak anlattı. Dışarıda madde saydam, ışık yoktur. Bu film de tam onu söylüyor bakın atomun yapısından bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi İngilizce değil mi o? Geri gel sen, ne yazıyor burada?
OKTAR BABUNA: Atom gösterildiği gibi, zannedildiği gibi dairesel hareketleri yok. Elektronları çok küçük hale getirdiğimiz zaman ki öyle elektronlar. Bakın son derece küçük, tekrar küçültüyor. Aynı zamanda atomun çekirdeği de hareket ediyor.
ADNAN OKTAR: Oktar bak rica ediyorum, şuradaki İngilizce kelimeleri tercüme ederek anlat. Sen söyleyeceklerini söyle ama o sözleri bana tercüme et.
OKTAR BABUNA: Mesela burada ‘atomda ışık yoktur’ diyor. Çekirdeği hareket ediyor, elektronları son derece ufak ve saydamdır, ışık yoktur diyor. Tam sizin söylediğiniz Hocam inşaAllah bilimsel olarak. Bir şey daha var diyor; elektronlar çok daha uzakta diyor. Bu şekilde göründüğü gibi değil diyor. Şimdi aradaki mesafeyi gösterecek. Ne kadar mesafe olduğunu benzetme ile gösterecekler.
OKTAR BABUNA: Evet. Mesela diyor; bilgisayar ekranında böyle bir uzaklık olduğu zaman, çekirdek şehrin bir ucunda oluyor yani bilgisayardaki o büyüklükte, bakın elektronlar şehrin ta öbür ucunda.
OKTAR BABUNA: Evet. Bilgisayardaki resme göre elektronlar şehrin öbür ucunda oluyor. O kadar mesafe var elektronlar arasında. Yeni bir atom modeli ortaya koyalım diyor, gerçekçi daha gerçekçi diyor. Daha ziyade New York’ta ki Central Park’ı örnek vermiş onun gibidir diyor. Yani tam Hocam sizin dediğiniz gibi; ışık yok, saydam, arada muazzam mesafeler var dışarıda.
ADNAN OKTAR: Şimdi bunu daha etkili filmle hazırlayalım, daha net filmlerle hazırlayalım. Maddenin gerçeğini insanlar tam olarak bir kavrasınlar. Bu gördüğümüz halde dışarıda madde yok. Bu beyindeki görüntüsü, dışarıda cam gibi saydam madde ve simsiyah karanlıktır dışarısı. Bunu bütün bilim adamları söylüyor. Dinsiz, dindar hepsi... Filmlerle devam edelim Oktar.
OKTAR BABUNA: Hazırlayayım Hocam inşaAllah. Görüntüler var güzel hayvanlar var.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam. Kuran Mucizeleri var hangisine devam edelim Hocam?
ADNAN OKTAR: Sen bana iki tane Kuran Mucizesi anlat önce.
OKTAR BABUNA: Peki inşaAllah. Kuran’da ‘Haman’ ismi geçiyor. Kuran ayetlerinden birisinde Haman diye, Firavun’un “bana bir yüksel kule inşa et’’ dediği birisinden bahsediliyor Kuran’da. Eski Mısır yazıtlarına baktığımızda tam bunun doğru olduğunu görüyoruz. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah şöyle buyuruyor Kuran’da; “Firavun dedi ki; “Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum."(Kasas Suresi, 38) buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: Şu Viyana’dakinden itibaren oku yazıyı.
OKTAR BABUNA: Mısır yazıtları incelendiği tarihte, Viyana’daki Hof Müzesinde sergilenen ve henüz 19. yüzyılda çözümlenebilen bu yazıtta, bu yazıtta ‘Haman’ isimli bir kişinin ayette bildirildiği gibi Firavun’un en yakınında olan kişilerden biri olduğu ve taş ocaklarında çalışan işçilerin başı olarak inşaat işleriyle ilgilendiği anlatılmaktadır.
ADNAN OKTAR: Bakın 1400 sene önce bildirilen bir gerçek 19. yüzyılda araştırmalar sonucunda anlaşılıyor.
OKTAR BABUNA: Hakikatten inşaat işleriyle uğraştığı belirlendi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet. Çamur işiyle bu inşaat işiyle ilgilenen kişi. İnşaAllah. Tamam devam et.
OKTAR BABUNA: Petrolün oluşumuyla ilgili bir Kuran mucizesi inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah şöyle buyuruyor: “Rabbinin Yüce ismini tesbih et, Ki O, yarattı, bir düzen içinde biçim verdi. Takdir etti, böylece yol gösterdi. 'Yemyeşil-otlağı' çıkardı. Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu.” (A'la Suresi, 1-5) Petrol, denizlerdeki bitki ve hayvanların çürüdükten sonra ki kalıntılarından oluşur. A’la Suresi’ndeki ilk 4 ayetinde dikkat çeken 3 husus, petrolün oluşumuyla, oluşum aşamalarıyla son derece paralellik içindedir… Birincisi; “yemyeşil otlağı çıkardı” ifadesi ayetteki; “yemyeşil otlağı çıkardı” cümlesinde geçen “elmer’a” kelimesi “otlak, kır, çayır” anlamlarına gelir. Bu kelime petrolün oluşumundaki organik kökenli maddelere işaret etmektedir maşaAllah, bu birinci mucize. Ayrıca ayette ikinci dikkat çeken kelime ise siyaha çalan yeşil, yeşile çalan siyah, karamsı, esmer, isli renkleri tarif etmek için kullanılan “ahva” kelimesidir Arapça. Bu kelime de, yer altında biriken bitki atıklarının zaman içinde siyaha dönüşmesi olarak düşünülebilir.’’ Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu.’’ Buna baktığımız zaman ayette geçen, çer çöp anlamındaki gusaen kelimesi; aynı zamanda sel suyunun; otları, çöpleri birbirine katarak sürükleyip getirdiği ve derelerin etrafına fırlattığı ot, çöp, yaprak ve köpük gibi karışım anlamlarına da gelmektedir. Ayette geçen yeşil bitkinin, kara akışkan bir sıvıya dönüşmesi petrolün oluşumuna benzemektedir maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi biraz da o böceklerden göster.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak kırmızı ile yeşilin zıtlığı çok şahane maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka? Cenab-ı Allah toprağa, tahta, çamurlu su var. İçine tahta girmiş. Dünyanın üzeri çamur, tahtalar saplanmış, tahtalardan meyveler fışkırıyor. Elmalar, armutlar, üzümler… Millet kamyonlara doldurup, hale götürüp yiyorlar. Yine kamyonlar dolusu meyve, yine yerden süreli fışkırıyor. Portakallar, mandalinalar, muzlar… Ama tahta sokulu yere o kadar. Tahtanın ucundan Allah sürekli meyve fışkırtıyor böyle. Kamyonlarla insanlar yiyor ve tükenmiyor her yıl, her ay değil mi? Devam ediyor, bakın rengârenk bir birinden güzel, her birinin ayrı bir kokusu var. Armudun ayrı, elmanın ayrı, üzümün ayrı maşaAllah. Cennet’te asıllarını göreceğiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Üzüm ama bu daha olmamış. Evet ham… Ah bak bunlar şahane. Amasya elması mesela çok şahanedir maşaAllah. Mis gibi çilekler, hep Allah bizim hoşumuza gitmesi için içlerini hep Allah en güzel şeyler doldurmuş. Vitamin, bütün ihtiyacımız olan vitaminleri içine koymuş Allah. C vitamini, B vitamini türleri, E vitamini değil mi?
OKTAR BABUNA: Hepsi var Hocam inşaAllah. Elementler, magnezyum, potasyum.
ADNAN OKTAR: Bir de B kompleks vitaminleri de. B1- B2- B6- B12 çok acayip, çok şaşırtıcı.
SUNUCU: Ben şeyi anlamıyorum, evrim teorisini savunan bu düşüncede olan insanlar, bunların hiçbirini görmüyorlar mı? O gösterdiğimiz hayvanları, bunları çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Yani görmeseler de işte göstererek gözlerini açmaya çalışıyoruz. Gözlerinde enfeksiyon var, biz tedavi ediyoruz gözlerini açmaya çalışıyoruz. Şişmiş gözleri. İnşaAllah. Mesela üzüm ayrı teker teker alıyorsun. İnsan içindir. Mükemmel tadı, kabuğu değil mi, kokusu mesela ekşiliği tam ayarındadır. Tadı tamdır. Sertliği temizliği gıcır gıcır. Mesela toprak çamurlu su ya incecik, köklere, incecik kökler yani yarım milim kadar kök artık, çamurlu suyun içinde yani bildiğin çamurlu su. Mis gibi tertemiz böyle membağ suyundan daha temiz suyu çekip getiriyor ve bunların içine o suyu koyuyor. Bir de Cenab-ı Allah içine şeker koyuyor, vitaminler koyuyor, protein koyuyor, minareller koyuyor; kalsiyum magnezyum kobalt, çinko bütün vücudun ihtiyacı olanlar, bakır hem de ideal oranlarda.
ADNAN OKTAR: Mesela A vitamini betakaroten zibil gibi meyvelerde. Mesela portakal C vitamini deposu. Tabii yani bak ilaç gibi aynı zamanda hem zevk, bak göze zevk insan ağzında kıvamını beğeniyor çok güzel kokusu nefis. Bedene yararlı. Değil mi? Mesela çilek onun kokusu apayrı bir kokusu yani çileğin sırf kokusu bile insana yetiyor. Değil mi? Güzel bir çilek var, satılıyor, yerini söylesem şimdi bütün herkes gider onun için söylemeyeyim. Ama Osmanlı çileği nefis yani çok şahane. Başka göster.
Allah Allah maşaAllah. Evet Amasya elması her halde. Biz Amasya’ya giderken dalları böyle sarkıyordu. Otobüse sürünüyordu dallar. Yani böyle otobüsten elini dışarı çıkartsan alınacak gibi meyveler. Böyle bahçelerin içinden geçiyordu benim zamanımda. Ama Abdülhamit zamanından bahsetmiyoruz benim zamanımdan bahsediyorum.
Bak, Allah bir tahta saplanmış yere görüyorsun. Çamurlu toprak ve Allah orada meyve fışkırtıyor. Mesela oradan topluyorsun bir daha ki sene bir daha Allah fışkırtıyor daha da fazla. Yine topluyorsun yine daha da fazla hatta dalları tartmıyor ağaç konuyor böyle dalı kırılmasın diye. Baksana şu güzelliğe vernikli gibi. Bak şu süse bak yani. Bak kara toprağın üstünde de duruyor bu gıcır gıcır tertemiz. Yani normalde bunu toprağın kötü kokusu bozuk su değil mi? Bunun içine çok rahat girmesi gerekiyor. İncecik bunun dalları körpecik toprağın içerisinde. Yani çamurlu su olduğu gibi içine dolar. Yani çamurlu suyu süzmeye çalışıyorlar; pamuk katmanlardan geçiriliyor, karbon katları yine leş gibi kokuyor, çamur kokuyor yani bayağı kirli oluyor o kadar uğraşılmasına rağmen. Buradaki filtre sistemi... Zaten zar gibi incecik bak hiçbir şekilde geçmiyor topraktaki kir. Ne mikrop geçiyor ne virüse müsaade ediyor ne mikroba müsaade ediyor.
OKTAR BABUNA: Mikrop da olabilirdi, içerisi mikrop dolu olurdu.
ADNAN OKTAR: Zaten buna gübre atılıyor, hayvani gübreden atılıyor. Yani çok mikroplu toprak. Mikrop kaynıyor. İçinde tek bir tane mikrop yok. Bir tane. Bir tane yani sıfır. İçindeki su, memba suyundan çok daha temiz, gıcır gıcır. Bir de üstüne üstlük Cenab-ı Allah bol bol vitamin. Yani eksik de etmiyor vitaminden. Tamamı A varsa, C de var, B, B’ nin kompleks takım hepsi var. B1 B2 B6 bir de oranlı. Mesela A vitamini fazlası zarar verir insana. Ama meyveyle alırsa hiçbir şey olmuyor. Mesela hap olarak alanlarda tansiyon yükseliyor baş ağrısı beynin içinde basınç artırır. A vitamini tehlikelidir o yönüyle. Mesela D vitamini de öyle, tereyağı ile. Tereyağını tavsiye etmem tabii tehlikeli sakat iş. Evet tehlikeli sakat iş. Evet başka elma çeşitleri maşaAllah. Her biri ayrı kokusu. Tadı lezzeti. Haşır huşur böyle inşaAllah. Değil mi haşırtısı da böyle çok şahane? Tadı da güzel inşaAllah. Mesela karpuz. Yani sanki toprağın üstüne halden boşaltılmış gibi tarlalarda. O artık sapları falan da kuruyor onun incecik biliyorsun, toprağın içinde sulamıyorlar da. Öyle kalender bir meyvedir bu karpuz. Garibandır kalenderdir yani çok. Atarsın çekirdeği gerisine gerek yok. Kendi suyunu kendi bulur o topraktan ta derinlere kadar giriyor ihtiyacı olan suyu çıkartıyor. Bak zar gibi incecik kanallardan geliyor. Orada yani hem mikrop girmesi gerekiyor hem çamurlu suyun o kanallardan girmesi gerekiyor. Tulumba gibi çekiyor oradan suyu saf suyu alıp getiriyor içine koyuyor. Yani insan, karpuz değil mi kesildi mi karpuz mis gibi kokusu yayılıyor. Bir kere kokusu bile insanı çok etkileyecek gibi. Şekeri mesela çok ideal. Tadı kıvamı çok şahane. Evet yazın çok büyük bir. Mesela kavunda öyle karpuzda. Evrimciler diyor ki, tesadüfen oldu ahrette de tesadüfen olduklarını iddia ettikleri yiyecekleri yiyecekler yani tesadüfün ne olduğunu Allah onlara gösterecek. Yani tesadüf diye kafalarında düşündükleri o cehennem zakkumu var başları diyor şeytan başı gibidir diyor Cenab-ı Allah. Yani mealen değil mi? O iğrenç meyveleri o pis kokulu meyveleri bakın hepsi mis gibi kokuyor. Yani insanın içini açıyor tesadüfen böyle mis gibi karpuz olur mu? Mis gibi kavun olur mu? Portakallar, mandelinalar, kestaneler efendim ananaslar, muzlar erikler say say say bitmiyor.
SUNUCU: Bir de Hocam şey var, her meyvanın bir mevsimi var. Yaz meyveleri kış meyveleri. Mesela Allah onu öyle bir düzenlemeye sokmuş ki karpuzu ya da kavunu kışın çok fazla yemek istemezsiniz ama yazın insanın içini açan bir şeydir. Ne kadar güzel bir düzen akıl almıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bu karpuzu değil mi bıçağı sürdün mü kendinden açılıyor böyle. Ayrılıyor, şahane tabii. Değil mi? Mesela çekirdeklerinden insanlar, mesela bazen atıyorlar tarlanı üzerine serip atıyor bir daha ki seneye istemediği kadar. Böyle bir talep de olmuyor adamlarda yani öylesine atıyor. Bir de bakıyorsun yine çıkmış. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Emin misin kiraz olduğuna vişne ise ne yapacağız?
OKTAR BABUNA: Siz hep haklı çıkıyorsunuz Hocam onun için. O lamaydı, o kuzu dediğim geçen gün lamaydı.
ADNAN OKTAR: Israrla kuzu dedi. Ben de kuzuya benzemiyor dedim. Bir şey de diyemiyorsun. Doktor adam. Evet devam et. Vişnenin reçeli, bunların reçelleri de çok güzel oluyor. Bak reçeli de Allah yaratır. Reçeli biz yaptık diyorlar mesela onu Allah yarattı reçeli ben yaptım diyor, reçeli de Allah yaratır. Cennet’teki yiyecekleri de Allah yaratır yani hepsini Allah yaratır. Beynimizde yaratıyor. Yani dışarıda çilek saydam ve simsiyah karanlıktır bir de kokusu diye bir konu yoktur. Ne tadı vardır ne kokusu vardır. Tat da koku da beyinin yani ruhun yorumudur. Ruh onu öyle yorumluyor. Yoksa çilek kimyasal bir madde veriyor ağza yayılıyor. Dildeki tat hücrelerine kimyasal uyarı gönderiyor. O moleküller yani orada tat diye bir şey yok. Tat beyine gelince orada şeker tadında diye bir tat ruh duyuyor. Şeker denen bir tat duyuyor yani ayrı bir tat. Tabii Allah veriyor. Tabii. Yani ruhun hissettiği bir şey. Mesela çileğin kokusu. Çilek kokusu diye bir şey yok. Çilekteki kimyasal gazlar burnuna gidiyor mesela oradaki hücreleri uyarıyor, elektrik enerjisine dönüşüyor beyine geliyor beyindeki ruh onu kokluyor. Yani beyindeki burun koklar. Beynin içinde çilek yok. Olmayan çileği kokluyor burun ve olmayan burun olmayan çileği beynin içinde kokluyor.
SUNUCU: Ne kadar ilginç ben bunun böyle olduğunu hiç düşünmemiştim.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii maşaAllah. Mesela tat da öyle kokusu görüntüsü de öyle. Görüntü beyne elektrik akımını olarak geliyor. Çilek elektirik akımı olarak gelir orada rengarenk o çileğin yaprağını kırmızılığını beyinde insan görüyor. Ruh görür, yani dışarıda böyle bir konu yok zaten dışarıda simsiyah karanlık. Bilim adamlarının da kabul ettiği bir gerçek.
OKTAR BABUNA: Bilim adamlarının alıntıları da var Hocam ben de ayrıca uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Hayır demeseler açık yani net. Ne diyor, söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: Mesela Cambridge Üniversitesi Matematik ve Teorik Fizik Bölümü’nden Peter Russel diye, Cambridge Üniversitesi çok ünlü bir yer. Diyor ki görüntü için, “bir ağaca baktığında doğrudan ağacı görüyormuşum gibi gelir. Ama bilim, tamamen farklı bir şeyin gerçekleştiğini söylemektedir. Gözden giren ışık, retinada kimyasal reaksiyonları tetikler. Bunlar beyine giden sinir lifleri boyunca hareket eden elektrokimyasal impulslar meydana getirirler”, tam sizin söylediğiniz gibi inşaAllah. “Beyin aldığı verileri analiz eder ve sonra dışarıda var olan şeye dair kendi görüntüsünü meydana getirir. Daha sonra ben ağaç görüntüsünü görürüm. Ama benim asıl gördüğüm, ağacın kendisi değildir. Sadece zihnimde oluşan görüntüsüdür. Bu tecrübe ettiğim her şey için geçerlidir. Bildiğimiz, algıladığımız ve hayâl ettiğimiz her şey, her renk, ses, duygu, her düşünce, her his zihinde meydana gelen bir şekildir. Bunların tümü zihnin kendi şekillendirmesidir. Ses için de, bir kemanın müziğini duyuyorum. Ama duyduğum ses zihnimde ortaya çıkan bir nitelik. Bunun gibi bir ses dış dünyada yoktur. Sadece titreşen hava molekülleri vardır.” Renk içinde diyor ki; “önce renklerin, kokuların ve bunların gerçekte var olduğu sanıldı. Ama daha sonra bu çeşit görüşler reddedildi ve görüldüki bunlar ancak duyumlarımız sayesinde vardır.” Daha birçok var böyle bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Bak benim anlattığımı bilim adamları da anlatıyor ve ateist bilim adamları. Yani bilimsel gerçek, kimse bunu reddedemez, inkar edemez. Ama bunu, benim anladığım, 2012’lerde tam anlamış olacak insanlar. Geceli-gündüzlü anlatacağız. Bir de bunu pek anlamak da istemiyorlar. Yani çünkü mesela Porsche arabası var, gidiyor böyle kasıla-kasıla, e beyninin içinde Porsche araba, araba gitti. O zaman yani araba sıfıra gitmiş oluyor beyninin içinde olunca. Çünkü bastırdığında gözüne kenarına, Porsche araba bir öyle gidiyor bir buraya geliyor. Bu benzin ile gitmiyor bu tarafa doğru giderken, benzin ile de gelmiyor. Araba kuş gibi uçuyor. Niye, çünkü beyninin içindeki bir görüntü. Hiçbir şekilde arabanın aslı ile görüşemez. Yani sonsuza kadar görüşemez. Mesela evi diyor, ya bak nasıl muhteşem bir villa aldım diyor, arkadaşlarını topluyor. Şöyle gözünün kenarına bir bastırsın, villa böyle bir metre bir böyle gider, bir böyle gelir, bir böye gider, bir böyle gelir. Hani orada sabit duruyordu villa? Hani öyle senin dediğin gibiydi? Beynin içinde oynuyor.
SUNUCU: Evet, gözünü öyle yaptığın zaman görüntü kayar. Ben bunun böyle olduğunu düşünememiştim gerçekten, muhteşem bir şey yani.
ADNAN OKTAR: Toplumun büyük bir bölümü bilmiyor. Herkes televizyon başında yaşıyor. Yani ruh, elektrikten oluşan bir televizyon vardır, onun başında yaşar. Oraya üzüm gelir, onu yer, onun kokusunu alır. Yani beyindeki ruhun aldığı hazı mesela beyindeki dil tadı alıyor. Yani beyindeki ruhun dili alıyor. Yoksa insan dili hiçbir şey anlamaz. Dil sadece bir kablo gibi iletkendir. Yani kimyasal maddeyi koyarsın oraya, elektrik akımını alır götürür. Adamlar dilinde hissediyorlar gibi oluyor ama, halbuki ruhunda hissediyor. Ama 3 boyutlu olduğu için, o öyle bir algılıyor ki sanki dildeymiş gibi görünüyor. Yani beyinin ve algıların muhteşemliğinden öyle bir his oluyor. Mesela arabasına baktığında, inanmayan beri gelsin, 5 metre arabayı uzakta, ileride görüyor. Çünkü derinlik görüntüsü ile beraber veriliyor görüntü. Yani beyninde o kadar net ki, inanmayacağı gibi değil. Hatta filmlerde de oluyor böyle 3 boyutlu filmler. Mesela tren geliyor, insanlar şöyle yapıyor üzerine geliyormuş gibi hissediyor değil mi? O neden? Görüntünün netliğinden kaynaklanıyor. İşte bu dünyada da görüntünün netliğinden kaynaklanıyor insanların aldanması. Yoksa öyle bir olay yok. Yani net olarak herkes beynindeki görüntü ile muhatap olur. Mesela şimdi yılbaşı kutlamaları oluyor, televizyonda seyrediyorlar. Televizyon seyrediyorum diyor, halbuki herkes beyninin içindeki televizyonu seyreder. Hiçbir şekilde dışarıdaki televizyonu seyredemez. Yani mutlaka beyninin içindedir o televizyon. Müzik de öyle, beyninin içinde dinlenir. Geçenlerde bir kardeşimiz bu konu ile ilgili ayetler var mı demişti. Demiş, güzel bir şey. Onun için o kardeşimize. Sende var mı Oktar? Burada bende çok şeyler var ama.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir.” Kehf Suresi,19. “Dedi ki: “Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “ Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.” Dedi ki: “Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz.” Bu sizin dediğiniz gibi zamanın...
ADNAN OKTAR: Yalnız şimdi bunu hazırlayan kardeşimiz eksik almış. Mesela “Sen atmadın ama Allah attı.” ayeti var. Mesela o tamdır, karşılığıdır. Mesela “Ben size şah damarınızdan daha yakınım” ayeti bunun tam açıklamasıdır. Şah damarından daha yakınım diyor. Şah damar bizim içimizde, daha yakında olması için o zaman bizim görüntü olarak oluşmamız gerekiyor. Yani görüntü haline geldiğimiz için, şah damarı mekân oluşturan bir yapı. Ama görüntü olduğumuzda, şah damarının 3 boyutu da kalkmış oluyor. O zaman Allah’ın o dediği tam karşılığı olmuş oluyor. Yani şah damarınızdan size daha yakınım diyor Allah. Şah damarınızdan daha yakınım. O görüntüyü de ben yaratıyorum, o görüntünün ben içindeyim Allah, onu diyor Allah, her yerindeyim. Yani tamamen benim kontrolümde diyor Cenab-ı Allah. “Kendisini tek olarak ve yapayalnız yarattığım şu adama bana bırak.” Mesela burada bir sır var. “Kendisini tek olarak yarattığım” ve “..şu adamı bana bırak.” “İnkar edenler ise,” şeytandan Allah’a sığınırım, “...onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer.” Görüntüye benzer. “Susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah’ı bulur.” Sadece Allah vardır diyor Cenab-ı Allah. “Allah, onun hesabını tam olarak verir. Allah hesabı çok seri görendir.” Mesela “nereye dönseniz Allah’ın yüzü oradadır.” O ayet de bu konuya bakar. Mesela bakın, Enfal Suresi, “Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı.” Sen atmazsın diyor. Atma görüntüsünü ben yaratıyorum diyor Allah, sen onu görüyorsun, kendin attığını zanediyorsun diyor Allah. Sen atamazsın diyor Allah, Ben atarım diyor. “Mü’minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.)” diyor Allah bunu. Bakın,“Mü’minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.)” Çünkü biz imtihan olunca kendimize sevgimiz artıyor. Mesela imanlı olduğumuzu görüyoruz, güzel ahlaklı olduğumuzu görüyoruz. Cennet’e gittiğimizde, onun heyecanı ile mutlu yaşayacağız. Ama obür türlü Cennet’e bomboş gitmiş oluruz. Yani yiyen-içen bir varlık oluruz sadece. O da bizde derin doyum meydana getirmez. İşte derin doyum oluşması için Allah Cennet’te, bu zorlukları yaratıyor. Bir de, o zaman şükretmenin değeri artıyor. Mesela ben 48 saatten beri uyumuyorum şu an, uykusuzluk hissediyorum. O mesela bir imtihan. Sürekli faaliyetten dolayı. Elhamdülillah, maşaAllah. Bu nedir? Biz o zaman, mesela Cennet’te hiç uyku yok. Yani mesela bir 24 saat geçecek, bakacağız uykumuz yok. 48 saat geçecek, bir daha yok. Bir hafta geçecek yine yok. 1 ay geçecek yine yok. 10-100 sene geçecek yine yok. 1 milyon sene geçecek yine yok. Elhamdülillah diyeceğiz yani. Ne şahane... Yatak kurmak hiçbir şeye ihtiyaç yok. Banyo yapmak ihtiyacı yok, sürekli temiz mümin, gıcır gıcır, pırıl, pırıl. Hiçbir şekilde banyo yapmıyor. Mesela dişlerini yıkamasına gerek yok, dişleri sürekli pırıl pırıl tertemiz. Vücudun hiçbir doğal ihtiyacı yok. Mesela insan teri mis gibi Ahiret’te. Mesela Allah bunu göstermek için mesela gülden bir salgı meydana getiriyor Allah, ot bu. Mis gibi kokuyor. Mesela hayvanlarda da var. Çok güzel koku salgılayan hayvanlar var, vücudundan. Miskler öyle değil mi? Misk. Mesela onlar da öyle. Güzel koku salgılıyorlar. Karanfil, sümbül, lâle, karanfil özellikle değil mi? Mis gibi kokuyor ama mesela insanın vücudu her yerinin yıkanması gerekiyor. Aciz, özel yaratmıştır Allah. Tepeden tırnağa, kulağını ayrı temizlemesi gerekiyor, burnunu, ağzını ayrı temizlemesi, koltuk altını, vücudunun boydan boya temizlenmesi gerekiyor. Ahiret’te mesela koltuk altı mis gibi kokar. Bir özelliğidir. İnsanın ağzı mis gibi kokar. Kulakları pırıl, pırıl tertemizdir. Kadınların hepsi doğal makyajlıdır ama yani mükemmel bir makyaj. Yani öyle tarif edilemeyecek bir makyaj. Hem metal mesela altın, hem gümüşün kadında tecellisi var hem yakut, mercan ve incinin tecellileri var. Yani kadın kendini gördüğünde mümin kadın, nefesi kesilecek. Yani muhteşem güzel görecek kendisini. Ahiret’te erkekler de öyle. Olabilecek en muhteşem şekilde yaratılıyor. Allah kadınların hep gözünden bahsediyor. İlk bahsettiği gözleri, tutkuyla diyor eşlerine gözlerini dikmişlerdir diyor Allah. En şiddetli etkileyen şey gözdür çünkü. Allah onu da mükemmel bir kilitlemeyle kilitlemiş, akılsız ne kadar bakarsa baksın insanı etkilemez. Ama akıllı bir insan akıllı bir insana baktığında müthiş etkilenir ve muazzam zevk alır. Helâliyse mesela kadın yani benliğini eritir isterse. Yani kadına öyle bir güç verilmiştir. Erkeğe de öyle bir güç verilmiştir. O da onun isterse benliğini eritir. Yani şiddetli bir güç meydana gelir. Sırf müminlere has bir özelliktir bu. En yüksek hazdır bu. Yani en yüksek haz olarak mesela şehvet bilinir, onun çok daha üzerindedir bu. Çok çok daha şiddetlidir. Cennet’te Allah bunu veriyor işte. Bir de sadakate Allah çok önem veriyor ayette. Sadece eşlerine gözlerini dikmişlerdir. İri siyah gözlü huriler, kadınlar mesela son derece güzel anlamlı bakışları ama biz onları ahlâklarından dolayı seviyoruz. Allah’a kul oldukları için seviyoruz. Allah’ın tecellisi oldukları için seviyoruz. Yani o yüzden bu kadar hayranlık ve şiddetli zevk alma oluyor. Yoksa öyle bir şey oluşmaz. Yani göz dediğin iki tane yuvarlak et parçası en nihayet. Niye etkilesin bir insanı? Değil mi koyunun da gözü var satılıyor. Alsa adam çıkarır koyunun gözünü alır bakar, hiçbir şey olmaz. Sığır da kesiliyor kurban, hayvan böyle bakıyor boş boş. Öyledir mesela tipler var akılsız, sığır gibi bakıyor adam. Çünkü Allah korkusu yok, Allah sevgisi yok, aklı yok, fikri yok. Derinliği yok, kadın nefret eder ondan. Öyle akılsız bir kadın da erkeği etkilemez, helâliyse eğer. Onun için Allah diyor mümin erkekler, mümin kadınlarla, mümin kadınlar, mümin erkeklerle. Çünkü Allah onlara özel bir güç vermiştir. Özel etkilenme gücü vermiştir. Sırf onlara mahsus. Yani Cennet’te, bu dünyada bir ise aldıkları zevk orada katrilyondur. Yani kıyas kabul edilemeyecek derecede şiddetlidir. Yani her şeyden aldıkları zevk çok şiddetlidir. Sesinden ayrı zevk alır, konuşmasından ayrı zevk alır, kokusundan, vücuduna dokunmaktan ayrı zevk alır, onunla sohbet etmekten ayrı zevk alır. Karşılıklı koltuklardadır diyor Allah, saklanmış inci gibi diyor, saklanmış yumurta gibi. Yani pürüzsüz ve düzgün. Mesela bir kadın kendine bakım yapmasa çok zor durumda kalıyor, erkek de öyle. Değil mi? Mesela bir kadının makyajı saatler sürüyor bazen. Cilt bakımıyla uğraşıyor, bilmem ne, yani binbir türlü acizlikten kurtulduktan sonra normal bir görünüme girebiliyor bir kadın. Yani acizliklerin haddi hesabı yok bir tane, iki tane, on tane değil.
OKTAR BABUNA: 2010’a 5-6 dakika kaldı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Allah güzellik nasib etsin, bütün milletimize mübarek etsin. Ama cahillik, cühelalıkla kendilerini dağıtanlar da olmasın. Yani bir şey yok yani Hz. İsa (a.s) Efendimizin doğum tarihi olarak belirtiliyor. Tamam ona dua etsinler, ona karşı sevgileri artsın değil mi? Allah’a hamd etsinler. Ama kepazelik çıkarıp, çamurlara yatıp, rezalet çıkartıp böyle koma halinde hastanelere kalkmalar filan, alkol komasına girmeler... Bunlar rezalet yani. Kepazelik çıkartmaya gerek yok. Çok nadir de olsa bazen arkadaşlarımız böyle şeyler yapıyorlar. Yani cahillik etmesinler güzel, normal, makul bir Müslüman Türk evladına yakışan bir tavır içerisinde olsunlar.
SUNUCU: Kapatalım isterseniz programımızı. Teşekkür ederiz Hocam.
Bu akşam da yayınımızın sonuna geldik. Hepinize mutlu sene, hayırlı olan her şey sizlerin olsun inşaAllah. Yarınki programımızın saatlerini söyleyelim. 21:00-23:00 saatleri arasında Tempo TV ve Kral Karadeniz’deyiz. Hepiniz hoşça kalın.Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...