SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bir Adnan Oktar ile Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Bu akşam Kral Karadeniz, Ekin Tv ve Adıyaman Asu Tv ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini söylemek istiyorum. Radyolarımız Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya. Ayrıca internet sitelerimiz www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv
ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Siz de hoş geldiniz Sayın doktor Babuna.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Nasıl başlayalım Hocam söylemek istedikleriniz var mı? Sorularımız var.
ADNAN OKTAR: Sohbet edelim, bir şeyler konuşalım inşaAllah. İnsanların arasında en çok konuşulan konuları anlatmak iyi olur inşaAllah. İnsanlar hep gece gündüz sabah kalktığında, en çok insanların üstünde durduğu konu Allah’ın varlığı, ölüm, ahirette ne olacak, kader bu gibi konular yani her ne kadar insanlara sezdirmeseler de bu gece gündüz asıl beyinlerinde olan konudur. Çünkü televizyonda her gün bir insanın ölümü ile ilgili film oluyor, en azından bir böcek ölüsü bile görmüş olsa bir insan ölümü hatırlar kendini de düşündüğünde ölümü hatırlar. Kader konusunda çok sıkıntıları oluyor yani kader mesela bu kadar anlatmama rağmen yine itirazlar var yine anlatıyorlar. Diyorlar tabi ki Allah bir kader yaratmıştır, bir külli irade vardır ama bir de cüzi irade vardır. Yani Allah’ın haşa kontrol edemediği bize mahsus küçük bir güç vardır diyorlar, bize ait. Yani bizim ne yapacağımızı Allah bilmiyor veyahut biliyor ama flu biliyor gibi evet ve biz yapınca Allah bize iki yolu gösterir ama bizim hangi yoldan gideceğimizi nereden gideceğimizi de bilmez. Biz cüzi irademizle haşa o yolu seçeriz. Allah’ı da haşa bir sürpriz bilgi olur bu ilk defa karşılaşır ve böylece Allah bizi imtihan etmiş olur anlar. Böyle bir konu yok, cüzi irade de, Külli irade de her ikisini de Allah yaratmıştır. Bakın tek bir an vardır, tek bir an ne demektir, sonsuz kısa zamandır. Yani an denen şey sonsuz kısa zamandır. Sonsuz kısa zaman an içerisinde Allah sonsuz önceyi ve sonsuz sonrayı yaratıp bitirmiştir. Yani yapılacak bir şey yok yani yapacağı bir şey yok. Peki bu durumda senin cüzi iraden nasıl kader içinde olmuyor, dolayısıyla böyle enaniyetli ve kendini haşa Allah gibi gören insanlar bir kısım insanlar bu konuyu bir türlü hazmedemiyorlar. Yani Allah’ın cüzi iradeyi de külli iradeyi de yaratmış olması onlara bir dokunuyor ne hikmetse. İkinci rahatsız oldukları konu da Allah’ın her yerde olması, Allah’ın gökte olmasını istiyorlar, gökte bir yerde belirli bir noktada olmasını istiyorlar. Yani göğün her yerinde de değil ama bak, gökte belirli bir noktada yani sonsuzluğa göre demek ki yani hiç sayılacak bir yerde çünkü sonsuzluğa oranladığımızda herhangi bir yerde olan yani ne kadar büyük olursa olsun, bir hacim alan bir şey ki haşa bizim böyle bir inancımız yok, sonsuz küçüktür. Değil mi sonsuz küçüktür, vardır ama küçüktür. Allah mesela diyor ki arkadaş geçenlerde yazmış, eğer diyor Allah odanın içindeyse ve bizim her yerimizdeyse o zaman biz kendimiz de Allah olmuş oluyoruz, diyor haşa. Biz Allah’ın Zatına tapıyoruz, tecellisi olmak ayrıdır, değil mi? Allah’ın Zatı ayrıdır, biz Allah’ın Zatına tapıyoruz. Tabi ki biz Allah’ın tecellisiyiz ve her yerde Allah var. Bizim bedenimizin içinde de var. Adam istemiyor bedeninin içinde Allah’ın olmasını dolayısıyla odanın içinde de olmasını istemiyor. Nerede olmasını istiyor, gökte ve çok çok uzaklarda katrilyonlarca kilometre ötede bir yerde orada durmasını istiyor Allah’ın haşa. Bu niye böyle olması gerek diyor, niye bu gerek diyor bunu anlamıyorum. Yani demek ki sorulsa “Allah burada var mı” dendiğinde “yok” diyecek adam. Nerede gökte ama burada Allah yok diyecek, dolayısıyla dünyada da yok diyecek Allah, değil mi? Allah gökte ama burada yok. Sadece bilgisi ulaşabilir diyor Allah’ın kendisi olmaz diyor. Biz mutlak varlığız diyor, Allah gölge varlık hatta benim çocukluğumda duyardım. Allah’ı ispat et derlerdi, işte sen televizyon görüntüsünü gösterebiliyor musun? Radyonun sesini gösterebiliyor musun veyahut değil mi aklını gösterebiliyor musun, aklının içindekini, onun içindekini aklını gösteremediğine göre Allah’ı da gösteremezsin, gibi açıklıyorlardı. Doğru yani Allah görünmez yani dokunulmaz, görünmez bir şey değildir. Bir mekanı olan zamanı olan mekanı olan bir varlık değil Allah. Zamanın ve mekanın dışında fakat bu şahısların buradaki asıl amacı çok daha değişik mesela diyorlar ki bir genç kız varmış Peygamber gelmiş Resulullah (s.a.v) “Allah nerede” demiş, “Allah gökte” demiş. “Doğru söyledin” demiş Peygamber, bunu delil olarak göstertip Allah’ın gökte olduğuna inanıyorlar. Peki Allah gökte, şimdi elini kaldırdığında göğe doğru kaldırıyor çocuk bulunduğu Arabistan’da bunu diyor. Kuzey kutbunda da bir kişi göğe kaldırıyor elini Allah’a dua ediyor, Güney kutbunda da değil mi, ekvatorda da birisi kaldırıyor. Yani dünyanın o kürenin bütün etrafındaki insanlar hepsi elini yukarıya kaldırıyor. Merih’te, Uranüs’te diğer bütün sistemlerde, bütün varlıklar ellerini göğe kaldırıyorlar. Böyle bir durumda uzay boşluğunun tamamını kaplayan bir durum olmuyor mu? Değil mi? Her yerde elini kaldırdığına göre her yer gök olduğuna göre değil mi mesela Merih’teki bir insan için gök alemi dünya olmuş oluyor aynı zamanda değil mi? Elini kaldırdığında dünyaya doğru kaldırmış oluyor, dünyadaki bir insan elini kaldırdığında bir başka gezegene doğru elini kaldırmış oluyor, dolayısıyla 360 derece tamamını kaplayan bir durum olmuş oluyor mesela bunu akledememişler, bunu söyledikten sonra zınk diye bu şey durdu adamlar, bu anormal inançlarında bir daha gelmedi. Fakat yine de kıyıdan köşeden yine inançlı insanlar çıkıyor, böyle izahlar yapan daha hala cüzi irade iddiasında olanlar var, kardeşim tamam cüzi irade var da kaderin içerisinde var. Yani Allah’ın yarattığı kaderin içerisinde var, kader içerisinde yaratmış bitmiş, sen orada seçiyorsun, sen kendin seçiyorsun ama bu senin kaderinde olmuş oluyor, dolayısıyla senin yani Allah’a haşa sürpriz yapmak imkanın yok yani öyle yani Allah’ın bilmediği bir şeyi yapamazsın, var olan yaşanmış olan bir şeyi bir daha yaparsın yapmış olursun o kadar.
OKTAR BABUNA: Hocam siz daha iyi bilirsiniz. Çok net anlattınız da inşaAllah, iki tane de deney yayınlandı çok ünlü hem geçen sene hem daha evvel, deneklere bir hareket yaptırıyorlar, karar vermeden 7 saniye önce beyinde ölçüm yapmışlar, beyinde harekete geçilmiş oluyor diye, bunu da iradenin olmadığına özgür iradenin olmadığına yorumluyorlar. National dergisinde yayınlandı, 2008 yılında daha öncekiler de 1970’li yıllarda yayınlanmıştı.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen bunu deyince millet bunu yanlış anlıyor. Özgür irade yok deyince mesela kader, o zaman biz nasıl sorumlu oluyoruz diyor. Kardeşim şimdi burada bir kere adam kendi aklı ile kendi imkanı ile düşündüğünü zannediyor. Bütün düşünceyi yaratan Allah’tır. Mesela şu an ben konuşuyorum bunun tamamını Allah yaratıyor. Ama bu konuyu anlamaları için insanlara soruyoruz, diyoruz ki mesela bir Marksiste; sen Marksist olurken, olduğunda veya şu anda herhangi bir zorlamayla karşılaşıyor musun, bir baskı var mı yani beynine, bilincine baskı var mı? Yok diyor ben özgür irademle yapıyorum diyor, işte bu adaletin ta kendisidir. Mesela bir Müslümana da sorduğumuzda seni zorlayan kimse var mı diyoruz herhangi bir güç, yok diyor. Ben kendi özgür irademle yapıyorum diyor. Her ikisi de kaderinde olanı yapmış oluyorlar. Yeni yetme böyle yazar tipleri çıktı böyle başörtülü genç kızlardan da var böyle. Hem Marksistlere özeniyorlar hem dışarıdaki böyle modern genç kızlara da özeniyorlar yani başörtüsü daha orijinal işte daracık kotlar giyinmiş böyle, takılar falan burnunda hızma, kulağında küpe, bir kulak dışarıda bir kulağı içeride kapalı falan böyle, üsluplarına bakıyorum tam entel yani böyle bir büyüklük hissi yani kadere tam teslimiyet ağırına gidiyor belli yani bütün gücün Allah’ta olması ağırına gidiyor. Onun için ısrarla cüzi iradem var benim, cüzi iradem var diyor, peki senin cüzi iradeni kim yaratıyor? Allah yaratıyor, o zaman yine o, Allah’ın iradesi içerisinde kader içerisinde olmuş bitmiş olay. Dolayısıyla bunu akıllarına iyice koyacaklar cüzi irade de külli irade de Allah’ın Katında olup bitmiştir, tek bir an var olduğuna göre bakın bu ilginç olan da bu ben diyorum ki tek bir an var diyorum sonsuz kısa bir zaman, doğru mu diyorum doğru diyor. Her şey bu tek bir an içerisinde olup bitti, bu doğru mu diyorum bu da doğru diyor, Allah zamanın dışında diyoruz, bu da doğru diyor, peki o zaman anlat bana kaderi diyorum bizim diyor cüzi irademiz var, diyor. Bir de külli irade var diyor ama cüzi iradeyi biz yaparız diyor. E kardeşim demin ne söyledim ben, tek bir an içinde yaptım bitti demiyor musun sen değil mi? Tek bir an içinde her şey olup bittiğine göre hepsini Allah biliyor ve olmuş. Peki senin o cüzi iraden neyi yapmış oluyor yani sen Allah’tan bağımsız bir şey mi yapıyorsun? Yok, kader içerisinde onu yapmış oluyorsun yani yine Allah’ın gücünün bir tecellisi ile karşılaşıyorsun sen. Ama insanların anlaması için buna cüzi irade deniyor, külli irade denir. Külli irade de cüzi irade de Allah katında olup bitmiştir. Ama adam diyorsa ki yok külli irade Allah’a aittir, cüzi irade de bana aittir. Benim yaptıklarımı ben bilirim, Allah bilmez, Allah’a ben haşa sürpriz olarak bunları yapıyorum diyorsa bu küfür olur. Bu açık, onun için yani bu konuda boş yere çırpınmasın hiç kimse, entel havalarına da girmeye gerek yok öyle Marksist taklidi yapmaya da gerek yok. Müslüman bir hanım bir kere aklı başında olur yani öyle yapmacık hareketler falan yapmaz. Özenti tavırları da olmaz. Değil mi? Makul mantıklı konuşur. Müthiş özenti üslupları var, ben onların durumuna utanıyorum yani o tavırlarına. Müslüman Kuran’a göre hareket eder ve son derece kendinden emin ve rahattır. Yarı dışarıya özenen yarı Kuran’a bağlı bir Müslüman olmaz. Kuran ne diyorsa o. Bu Allah göktedir mantığından da vazgeçmeleri gerekiyor. Bu da bir şirktir. Allah’a mekan izafe ediyorlar. Ve çok küçük bir mekan içerisine Allah’ı haşa sıkıştırmaya çalışıyorlar. Böyle bir şey olmaz. Allah her yerdedir. Şah damarınızdan daha yakınım diyorsa Cenab-ı Allah bu bitti. Yani bu muhkem ayet bu, açık. Şah damarımızdan. Demek ki Allah her yerde. Niye her yerde olmaması gerekiyor ayrıca? Biz her yerdeyiz diyor, ben her yerdeyim ama Allah hiçbir yerde diyor haşa. Bu, Allah’ı inkar gibi bir şey bu. Allah mesela bizim dilimizde, parmaklarımızda, her yerdedir Allah. Her yere hakimdir. Hepsini hareket ettiren O’dur zaten. Her yerde olduğu için yani güç tamamen O’nun kontrolünde olduğu için her şeyi O yapar. Dolayısıyla biz aciz, Allah’ın gölge varlıkları olarak yarattıkları, kendini var zanneden varlıklarız. Gölge varlıklarız inşaAllah. Bir tecelliyiz biz. Yani Allah’ın ruhundan üfürdüğü halifesi olan varlıklarız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz bunu Kuran’dan da delillendirmiştiniz Hocam ayetlerle, şeytandan Allah’a sığınırım. “Attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı” diye ayet var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ayette açıkça söylüyor bak “attığın vakit sen atmadın, Ben attım “diyor. Bu nedir? Adam taşı yerden atıyor, ben attım diyor, Allah sen atmadın diyor. Muhkem ayet açık, “Ben attım “diyor. Sana atıyormuşsun gibi gösterildi diyor yani sen atıyormuşsun gibi gösterdim diyor Allah. Ama atan Benim. Yani o kolu yaratan Benim, taşı yerden alan Benim, atma fiilini yapan Benim, değil mi? O hislerin tamamını meydana getiren Benim. Dolayısıyla senin orada yaptığın bir şey yok. Sen kendini yaptığını zannediyorsun. Bu ayetin anlamı bu inşaAllah.
SUNUCU: Hocam ben bir de bir bilgi vermek istiyorum izleyicilerimize. www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Ayrıca soru ve görüşleriniz olursa bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz diye bilgilendirmek istiyorum.
Sorularımız var, soralım mı Hocam yoksa sizin söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
ADNAN OKTAR: Evet. Bu konu biraz çok fazla insanların kafasına takıldığı bir konu olduğu için, bu çok hayati. Bunu sık sık anlatarak devam edeceğiz. Bir de bakın Allah’ın gücünün sonsuz olduğunu savunmayı küfür olarak görüyorlar. Allah’ın gücünün sınırlı olduğunu savunmayı da iman alameti olarak görüyorlar. Yani bu ne kadar anormal bir hareket. Allah’ı belirli bir mekana koymayı belirli haşa mekanda görmeyi mümin alameti olarak görüyorlar. Allah her yerde demeyi de küfür alameti olarak görüyorlar. Bu bir şeytanın ilkası. Allah her yerdedir, tek hakim güçtür ve mutlak varlıktır. Allah’tan başka da Allah’ın tecellileri vardır, başka hiçbir şey yoktur. Yani her yerde Allah’ın tecellisi vardır.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım “Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü orasıdır” diyor.
ADNAN OKTAR: Bak muhkem, açık ayet. “Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü o taraftır” diyor Allah. Her yer Allah’ındır. Allah her yerde anlamına geliyor bu, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Allah diyor “şah damarınızdan daha yakınım” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili yeni bulunan bazı hadisler var onları size okuyayım, inşaAllah. Ali İbn-i İbrahim babası Ebu Ömer Mansur’dan Fazıl Ubeyd’den bildirmiştir diyor uzun bir silsile. “Peygamberin (sav) Ehl-i beytinden Kaim (Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde Hz. Davud(a.s.) ve Hz. Süleyman (a.s.) hükümdarlığına göre yönetecektir.” Kuran’da Hz. Davud (a.s) ve Hz. Süleyman (a.s) ile ilgili geniş açıklamalar var. Onlar gibi olacaktır diyor. Biliyorsunuz Hz.Davud (a.s) soyundan Hz. Mehdi (as). Bir de İmam Mehdi (as)’nin bir özelliği vardır, Musevilerin büyük bir bölümü onun eliyle inşaAllah Müslüman olacak, vesile olacak, ama ilk başta onlara Tevrat’ın aslıyla hükmedecek. Yani onlara çok şefkat gösterecek, sevgi gösterecek onları koruyup kollayacak, Musevileri. Ahir zamanda onun bir özelliğidir. Tevrat’ın aslıyla Musevilere hükmetmesi. Mesela bak İmam Mehdi (a.s) diyor İbn Ömer’den Ebu Abdullah bildirdi. O da Müslim’den bildiriyor Muhammed Saad İbn-i Müslim’den bildiriyor, silsile uzun olduğu için kısaca söylüyorum. ”İmam Mehdi (a.s) çağrıda bulunduğunda Allah’tan İbrani dilinde yardım dileyecektir.” İbrani dili yani Musevilere İbranicede dua edecektir. İnşaAllah. Onları düzelmesi için, iyilikleri için, bereketleri için, bollukları için. Bakın “İbrani dilinde yardım dileyecektir” diyor. Yine uzun bir silsileden belirtiyor Ömer’den Ebu Abdullah (a.s) şöyle bildirdiğini bildirdi diyor. “İmam Mehdi (a.s.) ile birlikte Musa kavminden bir halk olacaktır.” Ben-i İsrail’den insanlar olacaktır Mehdi (a.s.) ile birlikte. Kuran’da da var ayet. “Hz. Musa kavminden” diyor “bir topluluk adaletle iş görecekler” diyor. Biliyor musun sen bu ayeti?
ADNAN OKTAR: Onu bulmaya çalış, o ayeti. İmam Bakır (a.s.)’dan nakleden bir hadis var şöyle geçer.” İmam Bâkır (a.s.) ’dan nakledilen başka bir hadiste şöyle geçer: “Bu galebe (galibiyet) ve üstünlük Âl-i Muhammed’den olan Mehdi (a.s) kıyam edince gerçekleşecektir. Öyle ki, yeryüzünde Hz. Muhammed Mustafa’yı (sav) (onun Peygamberliğini) ikrar etmeyen bir kimse kalmaz. ” Tamamen İslam dünyaya hakim olur diyor. Bu Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (as)’nın birlikte yaptığı mücadele zamanında olacaktır inşaAllah.
SUNUCU: “Adnan Hocam, siz televole kültürünü uzun süreden beri eleştiriyor ve halkımıza zararlarını sık sık dile getiriyorsunuz. Ki biz de ailece sizin fikirlerinizi gönülden destekliyoruz demiş, Nazif Temeloğlu.” Biraz konumuzdan uzak ama düşüncelerinizi sormuş.
ADNAN OKTAR: Televole kültürü dünyada da var, bizim Türkiyemizde de var, bizim ülkemizde. Vur patlasın çal oynasın, eğlensinler. İşte plajın kenarına koşuştursunlar, şirket promosyon yiyecek dağıtsın onları yesinler. Bedava otel olsun gitsinler orada yatıp kalksınlar. Sonra yine promosyon olarak, onlara bir ikram olarak bedava uçak bileti olsun. İşte oradan bilmem nereye gitsinler. Hayatları böyle macera içinde geçsin. Fakat ne Güneydoğu’daki PKK sorunu onları ilgilendiriyor, böyle tipler de. Ne efendim Afrika’daki insaların açlığı ilgilendiriyor, ne Irak’taki zulüm ilgilendiriyor, ne Filistin’deki kardeşlerimizin çektiği acıları onları ilgilendiriyor, ne efendim, dünyanın diğer ülkelerindeki Müslümanların çektiği acılar, hiçbiri ilgilendirmiyor. Ağızlarına dahi almak istemiyorlar. Çünkü böyle bir konu olduğunda adamların eğlencesi biraz kararmış oluyor. Eğlencelerine münafi olduğu için bu konulara girmek istemiyorlar. Mesela televizyonlarda da öyle programlar oluyor, televole programları. Hep vur patlasın, çal oynasın, kakara, kikiri gülüşmeler, boş izahlar, boş espriler. Yani böyle ipe sapa gelmez izahlar, dolayısıyla beyinleri uyuşturan, insanların böyle kişiliğini törpüleyen, onların derin düşünmesini, derinliğini ortadan kaldıran günü birlikçi, eyyamcı, böyle ucuzcu, bedavacı bir ruh geliştiriliyor. Bunun sonucunda da üretim yapmayan, yani vatanına, milletine bir faydası olamayan ve bunu da zaten hedeflemeyen gibi görünen diyelim, bir kısım insanların gelişmesine vesile oluyorlar. Bu çok ciddi bir tehlikedir. Bir ara devletimizin mühim bir kuruluşu bu konuda devlete rapor sunmuştu. Televole kültürünün, Türk kültürünü, Türk manevi yapısını yıkıcı mahiyette olduğu ve tehlikeli olduğu, uzun vadede tahribat meydana getireceğini, getirebileceğini belirtmişlerdi. Ama bakıyoruz, yine aynı çizgide, aynı kafada devam edenler var. Doğrusu budur. Yani, tamam biz programı yapıyorsa, yapıyordur. Ama, her programın içerisinde insanları büyük ideallere, büyük düşüncelere davet eden, faydalı düşünceleri savunan, güzel ahlakı, sevgiyi, barışı, kardeşliği savunan üslupların aralara yerleştirilmesi lazım. Yani bunun kimseye bir zararı olmaz, faydası olacağı belli. Bundan ısrarla kaçınılmasının hiçbir açıklaması yok. Hiçbir mantığı yok. Bu yıkıcı bir tavır olur. Yani toplumun psikolojisini, moral değerlerini uzun vadede törpüleyen ve hatta yıkıma dahi götürebilecek bir zemin hazırlayabilir. O yüzden bundan kaçınılmasının elzem olduğunu düşünüyorum.
SUNUCU: Evet. Ben bir ara o kadar çok ilerlemişti ki ana haber bültenleri bile neredeyse artık televole haberlerine yer vermeye başlamıştı. Bu da tabi gençlerimizin dikkatini o tarz şeylere çekiyor. Ve, tamamen bir özenticiliğe doğru ilerleme söz konusu oluyor.
ADNAN OKTAR: Öyle bedavacılık, promosyonculuk, bir de ruhları da yani törpüleyen bir şey. Yani o tip bir gencin ruhunda sevgi, şefkat, koruma hissi pek gelişmez. Egoistlik ve bencillik gelişir. Egoist ve bencil olan bir insan da sevilmez. Yani insanlara karşı sevgi duyamaz, suni, sahte sevgiler olur. Mesela geliyor plajda birilerine karşı yılışarak bir şeyler söylüyor, o da ona yılışarak bir şeyler söylüyor ama karşılıklı belli ki ne bir sevgi var, ne samimiyet var, ne bir saygı var. Geçici bir çıkar ilişkisi var. Bu da çok itici tabii. Halbuki derin dostluklar, samimi sevgiler, derin tutku, akıl derinliği. Allah ile coşkulu bağlantı, bütün insanları koruyup kollama ruhu çok güzeldir. Ahiret inancı olması lazım bir insanda değil mi, vatan millet sevgisi olması lazım. Yüksek idealleri olması lazım. Bunlar olmadığında o insanın ruh dünyası fakir olmuş olur, hatta yıkıma uğramıştır, bir anlamda.
OKTAR BABUNA: Bu söylediğiniz konuyla ilgili ayeti okuyayım mı Hocam inşaAllah? Araf Suresi 159. ayet şeytandan Allah’a sığınırım.”Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.”
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Evet, başka buna yine devam edelim biraz daha. Hz. Peygamber (sav) şöyle dedi. Cebrail bana haber verdi ki; Ehl-i Beytim benden sonra zulme uğrayacak.” Yani Hz. Hüseyin (ra) biliyorsunuz şehit edildi, Hz. Ali (ra) şehit edildi. Mehdi (as)’ye zulüm yapılacak. “Bu zulüm onlardan olan Hz. Mehdi (a.s) ortaya çıkıncaya, onların Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerinin şanı yücelinceye ve İslam ümmeti onları sevmekte birleşinceye kadar devam edecektir.” Bakın daha önceki dönemde demek ki Mehdi (a.s.)’ye zulüm var. Mehdi (as)’nin şanı yavaş yavaş yükselecek, İslam ümmeti onları sevme de yavaş yavaş birleşecek. O döneme kadar Mehdi (as)’ye zulüm devam ediyor. “O dönemde onları kötüleyenler azalacak. Sevmeyenleri zail olacak.” Demek ki bak, Mehdi (as)’yi kötüleyenler olacakmış demek ki bakın çok açık ve bunlar zamanla azalacak diyor, sevmeyenler çok olacakmış Mehdi (as)’nin, fakat zamanla bu zail olacak. Zelil olacak yani kalmayacaklar. “Ve bunun arkasından” diyor “Mehdi (as)’nin övenleri çoğalacaktır.” Hidayet Önderleri Hz. Muhammed Mustafa 1.cilt sayfa 314. “Bütün bunlar Ahir Zaman alametleri ülkelerinin değişimine uğrayacağı” ülkelerde mesela komünist sistemler yıkılıyor, başka sistemler yıkılıyor. Sürekli ülkeler değişiyor. “kulların zayıf duruma düşeceği” yani ekonomik çöküntüler, ekonomik sıkıntılar, kültürel yönden zayıf düşüyorlar, maddi yönden zayıf düşüyorlar, hastalık yönünden zayıf düşüyorlar, yani beden dirençleri kalmıyor. “Hz. Mehdi (as)’nin çıkmasından ümit kesileceği bir dönem de gerçekleşecektir.”Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasından ümit kesileceği bir dönemde gerçekleşecektir. Cübbeli ne diyor Mehdi (a.s.) çıkmayacak diyor. Ümidim kalmadı diyor. Bu yüzyılda Mehdi (a.s.) gelemez diyor. 25 sene geçti, 30 sene geçti diyor, çıkmadığına göre, göremediğime göre diyor, ki o ölçü olarak kendini alıyor, ben göremediğime göre diyor, değil mi, tespit edemediğime göre, kendini dedektör gibi görüyor böyle adeta, ana ölçü o sanki, bütün Müslümanların halifesi, böyle en büyük alim, o göremediyse bitti. Bir başkasının görmesi önemli olmuyor, onun görmemesi önemli oluyor. Ya Allah gözünü perdelediyse senin, değil mi?
OKTAR BABUNA: Yüzlerce alamet var, bunları göremiyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Evet demek ki, insanların Mehdi (a.s.)’nin çıkışından ümit keseceği bir dönem olacak ki, bak ne diyor rivayette; “Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkmasından ümit kesileceği bir dönemde gerçekleşecektir.” Bu yüzyılda çıkmaz, yüzyıllar sonra çıkacak diyor. Çok, çok ileride diyor yani yüzyıllar sonra, veyahut bir kısmı da diyor nereden çıkarttınız, Mehdi (a.s.) zaten yok diyor. Bir kısmı da geldi geçti diyor. Bir kısmı da şahsi manevidir zaten diyor Mehdi (a.s.), nereden, insan değil ki Mehdi (a.s.) diyor, şahsı manevidir diyor. Yani çeşitli şekilde ümit kesileceği bir dönemde gerçekleşecektir diyor. “İşte o zaman benim soyumdan olan Kaim, (Hz. Mehdi (a.s.)) bir kavimle ortaya çıkacak...” Hangi kavim bu? Türk Milleti, tabii bak, “...bir kavimle ortaya çıkacak ve Allah bu kavim aracılığıyla hakkı üstün getirip...” demek ki delikanlı bir kavim, yiğit bir kavim tabii, “...aracılığıyla hakkı üstün getirip onların ilim kılıçları ile batılı söndürecektir.” Küfrü kaldıracaktır yani Türk-İslam Birliği, evet. “Ey insanlar, Mehdi (a.s.)'nin çıkışı ile müjdelenin.” Ben de müjdeliyorum, herkes müjdeliyor. “Çünkü Allah'ın vaadi gerçektir,” yani Allah bir söz söylediyse mutlaka yapar diyor. “...boşa çıkmaz. O'nun hükmü geri çevrilmez.” Allah’ın hükmü geri çevrilmez. “Allah, her şeyi hikmet üzere yapar ve her şeyi bilir. Allah'ın fethi yakındır” diyor. Yenabiu'l-Mevedde, sayfa 440. Ebu’l Hicaf da Peygamber (s.a.v) ’ın üç defa şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir; Resulullah (sav) bir şey söylediğinde genellikle 3 defa tekrarlıyor. Tek bir kere söylemiyor. Yani mükerrer vurgular yapıyor, söyleyip geçmiyor. Çünkü bir kere de insan dikkatini veremeyebilir, ikinciye de dikkatini veremeyebilir ama üçüncünün açıklaması yok. Mutlaka netleşiyor. "Hz. Mehdi (a.s.)hususunda müjdeler olsun sizlere” diyor Peygamberimiz (sav). Bak, "Hz. Mehdi (a.s.) hususunda müjdeler olsun sizlere. Halkın dağıldığı...” yani cemaatlere ayrılıyor, gruplara ayrılıyor, birbirlerinden ayrılıyorlar. Yahut ırk ayrımından ayrılmaya kalkıyor adam, işte ben kürdüm, bilmem başka şeyden ayrılmaya kalkıyor. “Halkın dağıldığı ve zorlukların baş gösterdiği...” ekonomik kriz, sıkıntılar, anarşi, terör, her şey gösterttiği, “...zaman Mehdi (a.s.) zuhur edecektir.” 3 defa tekrarlıyor Resulullah (s.a.v) bu hadisi. “Zulüm ve sitemle dolan yeryüzünü adaletle dolduracaktır.” Zulüm var ve herkes sitem ediyor. İşte ekonomik kriz var, pahalılık var. İşte üzülüyoruz, sıkılıyoruz, bunalıyoruz. Hükümet niye yardımcı olmuyor. İşte büyüklerimiz bize niye destek olmuyor, buna benzer tabi. “Zulüm ve sitemle dolan yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Kulların kalbine Allah'a kulluğu yerleştirecek,” bak, “kulların kalbine Allah'a kulluğu yerleştirecek” yani Allah sevgisini yerleştirecek, “ve adaleti herkesi kaplayacaktır.” Bütün dünyayı, yani dinsize, imansıza da adalet var. Herkes diyor bak. Peygamberin (sav) Ehl-i Beytinden Olan Hz. Mehdi (a.s.) isimli kitabın 16. sayfası, Bihar-ul Envar’ın da, cilt 51, sayfa 74. Demek ki, bir hayli büyük, kapsamlı bir eser. “Hz. Mehdi (a.s.) benim neslimden bir zattır. Yüzü inci yıldızı gibidir.” Yani inci gibi böyle, beyazı andıran fakat parlak. Ebu Davud, Mehdi 1, Kıyamet Alametleri , İsmail Mutlu, sayfa 155. “Resulullah (sav) Efendimiz saadetle şöyle buyurmuşlardır: “Daima ümmetimden bir cemaat Kıyamete kadar hakkı yükseltmek için fikri mücadele yapacak. Meryem oğlu İsa (a.s.) yeryüzüne inecek, emirleri ( Hz.Mehdi (a.s.)) ona (Hz. İsa (a.s.)’a) bize namaz kıldır dedikleri zaman hayır diyecek ve İmam Mehdi (a.s.)’yi imamiyete geçirir”” diyor. Sahih-i Müslim cilt 1, sayfa 209.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Uygun görürseniz, hücre zarı ile ilgili bir film, kısa bir film var, gösterebilir miyiz? İnşaAllah. Hücre Zarındaki Akıl diye zaten sizin kitabınız var inşaAllah, oradan hazırlamıştık inşaAllah. Hücre zarında hakikaten bakıldığı zaman bir akıl görülüyor inşaAllah. Bakın gelen molekülleri hücre içerisinde keseye alınıyor. Bu kese hücre zarına geldiği zaman onunla birleşiyor ve içeriği bu moleküller dışarıya veriliyor. Bakın tekrarını görüyoruz tekrar. Burada muazzam bir yapılanma var, maşaAllah detayda. Hiç hatasız aynı şekilde hücre çok seçici olarak tabi geçirgen olarak, seçici olarak, yani herhangi bir molekülü değil, sadece işine yarayanları, gördüğünüz gibi bu şekilde de içeriye alıyor. Etrafını kapatıyor, ayırıyor ondan sonra, onu bir kese şeklinde içeriye gönderiyor ve hiçbir delik bırakmadan da onarıyor kendini.
ADNAN OKTAR: Böylece evet, dışarıya da bir sızıntı olmamış oluyor.
OKTAR BABUNA: Hiç hatasız ve çok seçici davranıyor burada. Sadece işine yarayanları ve işine yaradığı miktarda, oranda alıyor. Aynı şekilde hücrenin zarında proteinlerin de çok bilinçli hareketleri var. Özel kapılar var. Büyük moleküller için özellikle bakın şimdi göreceğiz. Bu hücrenin zarı. Üç boyutlu olarak canlandırılmış. Üzerinde kapılar var, proteinlerden oluşan, hücre zarında. Bakın gelen molekülleri, büyük molekülleri özellikle, genişleyerek protein şekil değiştiriyor ve molekülün öbür tarafa geçmesini sağlıyor. Son derece özel yapılanmalar bunlar da. Dediğim gibi sadece gerekli olan molekülleri, gerekli olduğu oranda. Bunun, hücrenin üzerinde binlerce kapı var. Muhteşem bir ahenk içinde çalışıyorlar çünkü en ufak bir fazlalık olsa hücre içerisinde hücre patlıyor, ölüyor. Az olsa yine hayatını devam ettiremiyor. O binlerce kapı diğerinin ne kadar bıraktığından haberi olması gerekiyor. Her birinden geçişlerin toplamı hep sabit kalıyor hücre içerisinde. Hep belirli sınırlar içerisinde tutuluyor.
Aynı zamanda Hocam, bu bal arısından bahsetmiştik geçen sefer Kuran mucizesi olarak. Onunla ilgili müsaade ederseniz tekrar bahsetmek istiyorum. Nahl Suresi arı anlamına geliyor. Nahl Arapça’da. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah bu sure içerisindeki bir ayette şöyle buyuruyor: “Rabbin bal arısına vahyetti. Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü- uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” Şimdi Nahl Suresi’ne baktığımız zaman, 16. suresi Kuran’ın içerisinde, arıların kromozom sayısı da 16’dır. Kuran’da bal arısından, arılardan bahsedilen tek sure de arı anlamına gelen Nahl Suresi’dir. Devam edelim. Ayette dişi arılardan bahsediliyor, şu şekilde, Arapça’da iki çeşit fiil kullanımı vardır, bu fiillerin kullanımından öznenin erkek mi yoksa dişi mi olduğu anlaşılmaktadır. Bu ayette geçen, Nahl Suresi’nde arılar anlatılırken kullanılan fiil de dişi fiili. Nitekim ayette anlatılan yuva yapımı, nektar toplama, bal üretme, petek yapımı gibi işlerin tamamını dişi arılar, çalışan arılar, dişi arılar meydana getiriyor. Dolayısıyla yeni bulunan, bilinen bu gerçekler bilimsel olarak 1400 sene önce Kuran’ın içerisinde yer almış olması Kuran’ın Allah sözü olduğunun kesin bir kanıtı.
ADNAN OKTAR: Kanıtlarından bir tanesi.
OKTAR BABUNA: Bir tanesi evet. Bal arısının peteğindeki açıda da Kuran’da işaret var. Bal arısının peteğindeki her bir göz altıgendir. Bakın burada görüyorsunuz bunları, altıgen şekildeki şekillerden oluşuyor bal arısının petekleri. Altıgendeki her bir iç açı, tek bir açı 120 derece. Nahl Suresi’nde bu konuya gelinceye kadar olan ibare -ki Kuran’daki duraklar hesap edildiğinde- adedi 120 oluyor. Yani tek bir açıya işaret var. Şimdi devam edelim. Bal arısı ürettiği balı altıgen şeklindeki evlerine, peteklere dolduruyor. Bunları açısının toplamı yani 120 olduğu için tek bir tanesi altı tanesinin toplamı dolayısıyla 720 ediyor. Arının anlatıldığı ayetlerdeki harflerin ebced değeri de 720. Petekteki gözlerin iç açılarının toplamı da 720. Bu da ayrı bir mucize. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu dünyadaki en mükemmel ve en dayanıklı altıgen olmuş oluyor değil mi yaptıkları? Ve balı muhafaza için de olabilecek en mükemmel kutucuk?
OKTAR BABUNA: Evet daire olmuyor, üçgen olmuyor, kare olmuyor. Her birinde balmumunun aşırı kullanımı var ve depolamada yetersiz kalıyorlar. Çünkü mesela daire olduğunda, biliyorsunuz daireleri yan yana koyduğunda, hep arada boşluklar kalır. Altıgende boşluk kalmıyor, karelerde de kalmıyor ama, karelerde de bu sefer çok fazla balmumu kullanılıyor, daha az depolama yapılabiliyor oran olarak. En etkilisi buymuş matematiksel olarak. O da yeni keşfedilen bir gerçek. Birkaç on yıl önce. Ayrıca bir açı veriyorlar. O açı da arının, balın dökülüp, akmasını engelliyor. Şimdi öyle bir açı veriyorlar ki, tam olması gerektiği kadar. Biraz fazla olsa arkaya akacak, biraz az olsa öne akacak. Bu açıyla kullandıkları özel açıyla ne içeri ne dışarı akıyor, orada depolanıyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O tabii 120 dereceyi açı ölçer alet olsa insan yine kendisi ölçemez. Bir değil, iki değil, binlerce petek göz var. Hepsinde 120 derece açıyla onu yapıyor ve inceliğini de tam, kaliteli ve düzgün olarak oluşturuyor. İnsanlar da mesela 10 bin profesörü bir araya getirsen, onlar arı küçüklüğüne gelseler, onlara birer kanat takılsa, bu teşkilatta onlara verilse yani her türlü teşkilatı taksan, bu arının yaptığının milyonda birini yapamazlar. Başlarını çok büyük bir belaya sokarlar. Gidip çiçeklere bindirirler, tepeleri, acayip telafat olur, değil mi? Ballara bulanırlar, el yüz batar. Orada yıkanmak için gidecekler falan, bir türlü içinden çıkamazlar. O altıgenleri bir kere oluşturmaları mümkün değil. Çünkü ellerinde bir açı ölçer olmadan, göz kararıyla yapamaz. Çünkü göz kararıyla nasıl açı tespit edeceksin. 120 dereceyi göz kararıyla insan tutturabilir mi? Bir de binlerce petekte bunun yapılması gerekiyor, binlercesinde, değil mi, aynı anda örmeye başlıyorlar. Kovanın her tarafını aynı anda örmeye başlıyorlar, geliyor, geliyor, geliyor, altıgenler tam ağız ağıza çakışıyor. Tam 120 derece ile çakışıyor.
Balı topluyor, onu vücudunda değil mi işlemlerden geçiriyor. Hayvanda yok yok. Vücudunun altından böyle sunta plakaları gibi balmumu plakaları çıkıyor, ince ince. Onları alıyor, bir yoğuruyor, şekillendiriyor, bir şeyler yapıyor. Onları altıgenler yapımında kullanıyor. Zehiri var, kafası bozulduğunda, kendisine bir terslik yapan olursa gidip onu zehirliyor, değil mi? Yavruları için arı sütü var. Onunla onları teker teker gezip, bir bir yuvalarında dolaşıp onları besliyor. Başka?
OKTAR BABUNA: Havalandırmasını sağlıyorlar. Isının sabit kalmasını sağlıyorlar, kanatlarını çırparak. Arı kovanındaki ısı sabit kalıyor. Nöbet tutuyorlar, yabancıların girmesini engelliyorlar. Tanıyorlar kimin kovandan olup olmadığını, gelen yabancı bir arı da olsa sokmuyorlar içeri.
ADNAN OKTAR: Isıtmak istediklerinde de özel sistemleri var, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. İçeri yabancı biri girdiği zaman ısıyı yükselterek onu bertaraf ediyorlar, öldürüyorlar hatta. Üzerini de mumyayla kaplıyorlar, özel bir maddeyle. O madde de mikrop geçirmiyor. Tam bir mumyalama yapıyorlar. Mikrop üremesini de engelliyorlar. Çürümesini engelliyorlar. O öldürdükleri böceğin.
ADNAN OKTAR: Isıyı nasıl yükseltiyorlar?
OKTAR BABUNA: Işığı kanatlarını çırparak ayarlıyorlar Hocam havalandırma yapıyorlar. Dans ediyorlar, yerini bildiriyorlar çiçeklerin nerede olduğunun. Kaç kilometre uzakta olduğunu, tam olarak yerini güneşe göre hesaplıyorlar. Güneş bulutun arkasında olsa bile bunu yapabiliyorlar. Güneşin dakikada dört derece hareket ettiğini hesaplayarak güneşin hareketine göre bu hesapla yönü bildiriyor. Sekiz şeklinde bir dans yaparak gerçekleştiriyorlar bunu. Kaç defa hareket yapıyorsa kaç defa o hareketi yapıyorsa ve hangi yöne yapıyorsa ondan diğerleri mesafeyi ve yönü hesaplıyor. Fakat hesaplarken öyle bir hesap yapıyorlar ki vücuduna giderken bir yere gideceği zaman diyelim ki mesela bir kilometre uzaktaki bir çiçeğe gidecek tam oraya yetecek kadar enerji alıyor, benzin alıyor. Tam oraya gittiğinde bitiyor. Çünkü maksimum bal alabiliyor nektarla dönebiliyor. Az alsa ulaşamaz oraya ölür. Çünkü beslenemeyecek de aynı zamanda ayrıca yeterli bal da alamayacak. Onu da hesaplıyor Allah’ın dilemesiyle.
ADNAN OKTAR: Bu çiçeğin, çiçek topluluklarının ne kadar uzakta olduğunu güneşe göre belirleme olayını bilim adamları arıları filme alarak tespit etmişler. Bunun filmi de var. Yani arıların bu işi nasıl yaptığına dair çok detaylı tespit yapmışlar. Arıları numaralandırarak tek tek. Yani, yaptıkları bütün eylemleri teker teker tespit etmişler. Onun da filmini bir ara gösterelim. O çalışmalardan bir tanesi. Bununla ilgili çok fazla çalışma yapıldı. Hepsinde aynı netice alınıyor. Yani güneşin bulutların arkasında olmasına rağmen güneşin yerini bilmeleri, dört dakikada bir değişecek yeri de bilmeleri diyorum ya profesörleri doldursan götürsen mümkün değil yapamazsın. İnsan aklının çok çok üstünde bir akla sahipler. Kıyas olmayacak derecede bir akla sahipler.
SUNUCU: Ve ekosistem için müthiş önem taşıyorlar. Arıların yok olması demek bütün ekosistem zincirinin her şeyin mahvolması demek.
OKTAR BABUNA: Bu hem filmi hem Arı Mucizesi kitabınızı Hocam, harunyahya.org sitesinden ücretsiz olarak hem izleyebilirler hem okuyabilirler. Çok tavsiye ederim.
SUNUCU: Ve www. harunyahya.net adresinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Güzel canlılar var.
ADNAN OKTAR: Göster göreyim. Yavaş yavaş. Hoppala. Bunlar çok samimi olmuşlar. Fazla samimiyet. Hayvancağızın dişlerine de yapışmış. Evet. Tam ahbap. O da hediyelerin muhteşemliğinden gözleri patlamış. Renkler çok hoşuna gitmiş. Evet çok asil güzel hayvanlar. MaşaAllah. Cennette de bunlar bu şekilde olacaklar. Fakat Cennette cayır cayır konuşacaklar. Tabii ahbap olur, sohbet eder, bir şey getir dersin getirir götür dersen götürür. Tabii çok akıllı olacaklar. Evet heriflere bir kere sarılmak şart. Kulakları hafif hafif ısırmak gerekiyor azıcık. MaşaAllah. Patiler ısırılabilir. Göbiş iyi sevilir bunların. MaşaAllah. Bunları sevmek hayret Allah’ın zevk vermesi. Bunları burnuna bastığında, sevdiğinde, o gıdılarının altını okşadığında bir de bunlar sevgiye çok güzel karşılık vermeleri mucize. Mesela hırlamaya başlıyor. Değil mi? Hırıltı başlıyor. Zevkli sesler çıkarmaya başlıyor. Ve daha da seversen daha da şiddetlendiriyor. Ve karşılık olarak o da yalayıp sevmeye başlıyor. İkram olarak. Çok tatlı ve şeker hayvanlar. Allah tam sevebileceğimiz gibi. Yumuşaklıkları, sokulgan olmaları, çılgın olmaları, yüzlerindeki safatorik ifade yani alayı safatorik. Hayır ama uyanıklıkları da çok yaman. Bir yakalama olur bir başka kedi falan olur asla yakalanmıyor. Çok uyanık oluyor mesela. Elinden kimse de kurtulamıyor. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Sizin kediniz de burada sessiz sakin, sakin sakin oturdu. Uzun süre Karamela.
ADNAN OKTAR: Karamel mi? Karamel o Bisküvi ailesinden. Benim Bal Bisküvim var bir tane. O, o takımdan inşaAllah. MaşaAllah. Eşgal tam anlamıyla bozulmuş böyle. Gözleri de boncuk gibi. Büyük bir merakla kameraya bakıyor herhalde. Severim ben onu. Uslu uslu oraya oturmuş bekliyor. Bu ağacın tepesinde uygun bir şey var anladığım kadarıyla. Tişörtü de giymiş. Sokağa çıkmaya hazır halde bekliyor. MaşaAllah. Bak jilet gibi. Kanatları vernikli gibi saydam. Ya süper gözler petek gözler ve mükemmel simetri var vücutta. Bir tarafta ne varsa öbür tarafta da tam o var. Süslerde de mükemmel bir simetri var. Simetri mutasyonla açıklanabilinecek bir konu değildir. Çünkü mutasyon vücudun bir yerini bozar. Mesela diyor ki bir tarafında leke yaptı mutasyon. Kardeşim öbür tarafında da aynısı var ve gayet düzgün. Bir yerde bir renk varsa aynısı öbür tarafta da oluyor. Mutasyon olmuş olsa bir tarafta bozukluk olması lazım öbür tarafta daha başka türlü bir bozukluk olması lazım. Altın oran hiç olmaz. Hem altın oran var hem simetri var. Ve matematik düzgünlük var. Eklemlerinde, diğer detaylarında, hücre içi yapısında, her şeyinde simetri ve düzgünlük var. Yani yakın planda incelendiğinde daha da bu detaylar ortaya çıkıyor. Daha da mükemmel detaylar ortaya çıkıyor. Baksana şuna. MaşaAllah. Cennette kuşlardan Allah özellikle bahsetmiş kuşlardan. Evet. Cennette çağırırsın gelir. Konuşur. Soru sorarsın, şunu götür dersin götürür. Öyle yani. Al getir dersin, getirir. İnşaAllah. Ama bu dünyada bunlar belirli derecede hareket edebilecekleri şekilde Allah bunları yaratıyor. Belirli kendi aralarındaki komutları çok iyi dinliyorlar. Mesela böcekler müthiş akıllı oluyorlar. Mesela gösteriyorsun ya sen o böcekleri olağanüstü yetenekleri var. Arıda olsun örümcekte olsun. İnsanda öyle bir yetenek güç yok, akıl yok. İnsandan çok çok fazla örümceğin aklı ve yetenekleri. Ama Allah insanlarla konuşmalarını bağlantılarını bu dünyada bunları yasaklamış. Ama Ahirette öyle değil. Ahirette cayır cayır konuşurlar. Kelebekler de konuşur. İşte gel dersin gelir, git dersin gider. Uçar. Dans eder. Eğlenir. Müzik, şarkı söyler. Ne istiyorsa tabii inşaAllah. Süzüm süzüm süzülüyorlar böyle taze gelin gibi. Ne bu koyun mu? Geçenlerde lama vardı. İlla Oktar tutturdu bu koyun. Allah Allah gözüme mi inanacağım sana mı?
OKTAR BABUNA: Doğru Hocam inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hoppala. Patiler de havada kalmış. Bak köpekle kedinin ahbaplığını görüyor musunuz? Bu mucizedir. Ahir zamanda Mehdi (a.s) devrinde olacağı belirtilen olaylardan bir tanesi de budur. Vahşi hayvanlar birbirleri ile dost olacak diyor Peygamber efendimiz (sav) Mehdi (a.s) devrinde. Bu oluşmuş durumda maşaAllah. Bu deminki arkadaşımız mı? Bir anormallik var ama tam anlayamadım. Bu hanımla bey birlikte değil mi? Birbirlerine şefkat gösterileri yapıyorlar. Ama maazAllah bir yanlarına yanaşırsan... Bak ablası şunun güzelliğine, şunun şekerliğine , şunun tatlılığına maşaAllah. Muhteşem renkler mükemmel simetri. Muazzam bir düzgünlük. Bak altın oran bunda da tam anlamıyla hakim. Hoppala arkadaşlarda yandan sepetin sapını ısırmaya çalışıyor. Bu da tavşan kardeş, bu burnundan iyi öpülür bu herif inşaAllah. MaşaAllah, bu şefkat ve sevgiyi Allah bunların kalbine bu şekilde çok güçlü koyması da Allah’ın bir mucizesi, hayvanın bunu normalde bilmemesi lazım, egoist, bencil olması lazım. Bilakis mesela bir yiyecek oluyor götürüp yavrusuna veriyor. Bir tehlike oluyor kendi canını tehlikeye atıyor yavrusunu korumaya çalışıyor. Tavuk mesela çok korkak bir hayvandır köpek falan kaçar, deliler gibi kaçar, yavrusu oldu mu köpeğin üstüne saldırıyor, korumak için yavrularını. Böyle deli cesareti geliyor üstüne hayret edilecek bir şey. Ama normal yavrusu olmadığında da hiçbir şey yapmıyor gayet sakin oluyor. Yavruları olduğunda da sürekli tüyleri kabarmış olarak geziyor. Mesela şu kadarsa bu kadar oluyor, garip sesler çıkararak böyle, dayılanarak geziyor. Kimsede çekindiği için gelemiyor, köpeklerde çekiniyorlar. Kediler de normale kapıp götürür kedi. Acayip korkuyor kediler. MaşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir aramız var sanırım. Kısa bir aramız var, sonra tekrar burada birlikte olacağız.
Evet tekrar birlikteyiz programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: Sen çok sevimli bir şeysin sen. MaşaAllah, maşaAllah. Ne yapalım?
OKTAR BABUNA: Nasıl uygun görürseniz. Kuran okursanız.
ADNAN OKTAR: Evet. Tamam ama nereden başlayalım.
ADNAN OKTAR: Sen bir yer aç bana ver en iyisi şimdi.
ADNAN OKTAR: Evet, herhangi bir yer aç bana ver bakayım. Bismillah. Şöyle herhangi gözü kapalı aç tamam ver.
Bismillah. Hz. Mesih’in (a.s) gelişiyle ilgili bir yer açmışsın, Zuhruf suresi 61. “Şüphesiz Hz. Mesih, İsa Aleyhisselam Kıyamet-saati için”, Kıyamet vakti için “bir alamettir.” “Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın.” Geçenlerde de söylemiştim ebcedi 2026’yı veriyor, evet Hz. Mesih’in (a.s) geliş vaktini veriyor. “Ki onlar, Benim ayetlerime iman edenler ve Müslüman olanlardır." Şeytandan Allah’a sığınıyorum. "Siz ve eşleriniz Cennete girin; sevinç içinde ağırlanacaksınız." Demek ki insanlar eşleriyle beraber olacaklar Ahirette. Onun için evlenirken de Allah rızası için evlenirse insan eşiyle de Cennette birlikte oluyor. Sonsuza kadar beraber olmak için evlenilir. Sonsuza kadar beraber olmayı niyetlemeyen bir evlilik akıl alacak bir şey değil o. Orada bir amaç olmamış oluyor, Allah’ın rızasında sevgi var, şefkat var, merhamet var, dostluk var, kardeşlik var. Çünkü evlendiğin insan sadece bir cinsel obje değil, o senin kardeşin, din kardeşin değil mi? İnsanlar hem kardeşi gibi görür, hem evladı gibi görecek, tabii arkadaşı olarak görecek, şefkat duyacak, koruyup kollayacak, merhametle bakacak, o öyle olağanüstü bir varlık değil, Allah’ın bir kulu yani inşaAllah. "Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır;” bakın bu tepsiler evrimle olmuyor. Evrimci Hocalara hitap ediyorum. Testiler de evrimle olmuyor. “Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey var.” Bakın orada nefislerinin arzu ettiği, insanın canı ne istiyorsa ve gözlerinin lezzet aldığı her şey, yani kuşlar, görüntüler, eşyalar, her şey. Ama bak her şey demek ne demek biliyor musun? Ucu bucağı yok demektir, limitsiz tabii. “Ve siz orada süresiz kalacaksınız." Süresiz ne demek? Sonsuz, yani Cennetin özelliği. "İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız Cennet budur." "Orada sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz." diyor Allah birçok meyvalar.
OKTAR BABUNA: Hocam güzel çocuklar vardı inşaAllah. Eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Ah abisi bunu yesin. O minik burnu yesin. Başka, hoppala bayağı gürbüz maşaAllah. Bakın Allah’ın Cemal isminin tecellileri işte bunlar. Allah’ın insanlarda nasıl ahlak istediğini Allah insanların yüzüne yansıtıyor. Nasıl bir kişilik istediğini bize Allah çocuklarda gösteriyor Allah. Mazlum, temiz, efendi ve güvenilir. Vay güzeller güzeli, sen şunun güzelliğine bak maşaAllah tam prenses hakikaten , tavşanı da kendisi gibi çok tatlıymış, saçları aynı renk tavşanıyla. Hoppala! Emziğe alışmış kereta artık parmak, marmak ne varsa. Bu da dev bir tavşan maşaAllah. Devam et Oktar Hocam görelim. Bu da hiphopçu takılıyor. MaşaAllah. Allah’ın bunlara verdiği neşe de mucize maşaAllah. Bak gözleri de boncuk gibi maşaAllah. Boğum boğum gürbüzlükten artık. Bayağı gürbüzleşmiş maşaAllah. Uzakdoğulular da ayrı bir sevimli oluyor, Allah’ın hikmeti zenci çocuklar da çok çok güzel oluyorlar. MaşaAllah. Hep keyfi yerinde alayının maşaAllah. Bak çok akıllı bakışları maşaAllah.
Evet şimdi ben bir sayfa açayım, herhangi bir sayfa bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Medine halkına ve çevresindeki bedevilere, Allah’ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz.” Bu Peygamber efendimiz (sav) zamanındaki bir durumu anlatıyor ayet, Allah’ıh elçisinden geri kalıyor yani Peygamberi (sav) öne sürüyor, fakat kendisi geri kalıyor. Yani öne sürüyor demeyeyim de Allah affetsin, yani bir şey varsa o karşılaşsın diyor, benle karşılaşmasın diyor. Kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri; mesela önce kendi yiyecek yiyor, kendisi rahatına bakıyor ama, Peygamberi (sav) haşa önemli görmüyor. Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir açlık' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak' bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. Bu azap veriyor öyle tiplere. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne, değil mi? Azap, azaba dönüşüyor. Kuran bu konuya dikkat çekmiş. Evet, başka bir sayfa daha açalım. Bismillah, diyor ki: Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: Gördünüz mü söyleyin. Allah, Kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinize kesintisizce sürdürecek olsa, Allah’ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek ilah kimdir? Yine de görmeyecek misiniz?” Dünya dönmeseydi, sürekli bir taraf sürekli gündüz olsa, bir tarafı da sürekli gece olsa ne olurdu Oktar Hocam? Isı bir tarafta akıl almaz yükselirdi değil mi? Öbür tarafta da ısı akıl almaz düşüyor. İki tarafta da yaşamak mümkün değil, değil mi? Bak, Allah öyle yapmadım ben diyor. İstersem yapardım diyor, ama yapmadım diyor Allah. Evet, bir sayfa daha açıyorum, herhangi bir sayfa. Bismillah, yine Tevbe Suresi, o zaman ben münafıklardan bahsedeceğim. Evet, ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde münafıklar olacak. Mehdi (a.s.)’nin cemaatine, arkadaşlarına karşı mücadele eden, o cemaat içersinden çıkan, Müslümanlar içerisinden çıkan münafıklar olacaklardır. Kendilerini Müslüman gibi tanıtacaklardır. Hatta Medine sarsılır diyor Peygamber Efendimiz (sav). Münafıklar toplu olarak bazen, 2 ve 3 kere ayrılacaklardır diyor Mehdi (a.s.) cemaatinden. Ve işleri güçleri Mehdi (a.s.)’ye ve cemaatine zarar verdirmek üzere bir faaliyet olacaktır. Mesela gece-gündüz o, Allah’ın onlara verdiği o ilhamla, sürekli o öfkeyi yaşayacaklardır. Ahirzamanın münafıkları, gelmiş-geçmiş münafıkların en şiddetlilerindendir, yani Mehdi (a.s.) cemaatinin münafıkları. Resulullah (sav) diyor, Mehdi (a.s.) cemaatine bu münafıkların musallat olacağını, hatta buğdaya musallat olan kurt gibi olacaklar diyor. Buğdayı temizleyecek diyor Mehdi (a.s.), temizlenecek, yine musallat olacak kurt diyor, yine temizleyecek, yine musallat olacak, bu böyle uzun süre devam edecek diyor. En sonunda 313 tane saf, temiz, hakiki mümin kalacak diyor ve böylece de münafıkların etkisi kalmayacak diyor. Hakikaten münafık çok büyük bir fitne ve beladır. Müslüman şefkat gösterir, merhamet gösterir, sevgi gösterir, dost zaneder alır, barındırmaya çalışır, ona yardımcı olur, maddi destek sağlar, manevi fayda sağlamaya çalışır. Fakat münafığa bakarsın ki bir gün bir kahpelik etmiş, küfürle, dinsizlerle ittifak etmiş ve Müslümanların nerede ne yaptıkları ile ilgili onlara bilgi vererek, onların ani baskın yapmasına, ani atak yapmasını sağlayacak işbirliği içinde olacaklarını Kuran ayette belirtiyor. Yani sizi diyor, felaketlerin sarmasını beklerler diyor değil mi, Cenab-ı Allah bu şekilde belirtiyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Kötü felaket onları sarsın.” diyor Allah. Bu ne demektir? Şimdi Allah, böyle bir duayı, Allah böyle söylediyse, “kötü felaket onları sarsın” dediyse, ne demektir? Ben onları mahvedeceğim demek istiyor Allah. Yani dünyada mahfedeceğim demek. Nasıl oluyor? Manevi azapla, ve bütün münafıklarda bir azap vardır ruhlarında. Ruhları Cehenneme döner. Yani kaçınılmaz olarak gece-gündüz bir acı duyarlar, rahatsız olurlar. Ama münafığın rahatlamak içinde tek istediği şey, Müslümanların cemaatinin dağılması, Müslümanların yok olmasıdır. Onlar dünyada olduğu müddetçe, dünyada tek bir Müslüman kaldığı müddetçe, münafık asla rahat edemez, canı yanar. Onun için, bu azaptan kurtulmak için, mesela Peygamber Efendimiz(sav) zamanında, ayrı bir cami yapıyorlar, ayrı bir bina yapıyorlar. Bir de utanmadan Peygamber (sav)’i oraya çağırıyorlar, gel burada namaz kıl diyorlar. Peygamber (sav)’in zaten mescidi var, orada Müslümanlar namaz kılıyor, yani niye oraya gitsin ki sizin yanınıza değil mi? Cenab-ı Allah diyor, hiçbir şekilde onların yanına gitme diyor. Başlangıçta olan mescidde namazını kıl diyor. Onların diyor, kalpleri parçalanmadıkça, yani ölmedikçe onlar diyor, asla bu ahlaksızlıklarından vazgeçmezler diyor. Değil mi, sonsuza kadar vazgeçmiyorlar. İnşaAllah. Mehdi (a.s.) devrinde de münafıklar küfür ile işbirliği yapacaklardır. Müslümanları, kendi kafalarına göre ihbar edeceklerdir, onların hakkında, aleyhinde şahitlik edeceklerdir, onları köşeye sıkıştırmaya çalışacaklardır, onların hakkında dedikodular yayacaklardır. Fitne çıkartmak için var güçleri ile gayret edeceklerdir. Ama bu, Mehdi (a.s.) cemaatinin güçlenmesine, birbirlerine daha çok bağlanmalarına, azim ve gayretlerinin daha çok artmasına neden olacaktır. Bunu hadislerden bu şekilde anlıyoruz. Senin göstereceğin bir şey var mı Oktar?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, her zaman, her gün güzel haberler çıkıyor. İspanya, Avrupa Birliği’nin Hıristiyan Kulübü olmadığını vurgulayan İspanya Hükümeti, Avrupa Birliği sorumlusu Guido, Türkiye’nin İslam Dünyası ile diyaloğu Avrupa’ya büyük güç katar demiş. İspanya’dan söylenen bir şey. Türkiye’nin Avrupa’ya güç katacağı. İslam medeniyetini dünya yeniden tanıyacak. Paris’teki bu ünlü Sorbonne Üniversitesi’nin, Sorbonne Üniversitesi’nin benzeri Abu Dabi’de yapılıyormuş Hocam, inşaAllah ve İslam medeniyetini böyle dünyaya tanıtacak bir eser olacağı söyleniyor, inşaAllah. Yine, demin ki haberin bir başka yerde yayınlanmış hali. İspanya, Türkiye Avrupa Birliği’ne güç katacak diye siz bunu söylemiştiniz Hocam. Avrupa Birliği’ne bu şekilde girilmez, onlardan faydalanmak için. Avrupa Birliği’ne güçlü olarak girilir, onları da zenginleştirecek şekilde, hatta Avrupa Birliği’ni içine alacak demiştiniz Türk İslam Birliği inşaAllah. Sizin söylediklerinizin tam paralelinde açıklamalar geliyor.
ADNAN OKTAR: Bakın, bunlar değil mi, birkaç günlük gazete kupürleri. Şu ana kadar ne dediysem tamamen çıkması Allah’ın bir lütfu, maşaAllah. 700’ü aştı değil mi, şu an?
OKTAR BABUNA: 800’ü buldu Allah nasip ederse, evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne demişti, ne oldu diye bir bölüm var bizim www.harunyahya.org sitesinde, mesela bir şey söylüyorum çıkıyor, bir şey söylüyorum çıkıyor, bir şey söylüyorum çıkıyor. Yani bu ahir zamanın güzelliklerinden bir demet. Cenab-ı Allah’ın bize verdiği bir nimet, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. New York Times Gazetesi’nde çıkan bir habere göre, Ortadoğu’da Türk etkisi büyüyen faktör. Siz söylemeye başladıktan sonra bütün dünya Türkiye’nin bölgenin lideri olduğu, Türk İslam Birliği’nin lideri olacağı konusunda hemfikir Hocam, inşaAllah. Bütün İslam ülkeleri, Müslüman ülkeler de inşaAllah bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürülmenin de onu vazgeçirmeyeceği, Ehl-i Beyt’ime, soyuma mensup Mehdi (a.s.) olmadan günler ve geceler bitmeyecektir. Bak, fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği, demek ki fitne çıkaracak münafıklar. Ahlaksızlık yapacak, ona zor gelmeyecek diyor Mehdi (a.s.) rahatça aşacak. Öldürülmenin de onu vazgeçirmeyeceği, yani öldürülme tehdidi olacak Mehdi (a.s.)’a, ondan da vazgeçmeyecek, yani ondan da yılmayacak. Öldürseniz şehit olurum diyecek, ne yapıyorsanız yapın diyecek yani, inşaAllah. Zaten öldüremezler. Şehit olabilir inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Söylemiştiniz, durdurulamaz, öldürülemez özelliği var diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ehl-i Beyt’ime mensup, Mehdi (a.s.) diyor değil mi, dünyaya sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir. Mehdi (a.s.) işi sık tutacak. Kıyamet Alametleri, Berzenci, Sayfa 175. Bak, işi sıkı tutacak. Demek ki bütün vaktini İslam’ın hakimiyetine ayıracak, Allah’ın rızasını kazanmayı arayacak. İşi sıkı tutacak, budur. Yani hiç ara vermemek, sıkı budur, değil mi? Mesela bir şey sıksa, ara verilmiyor demektir. Ara vermeden, sürekli devam edecek.
OKTAR BABUNA: Bu Hocam bir düzeltme yapabilir miyim? Mehdi (a.s.), durdurulamaz, öldürülemez dedim ama öldürülemez derken yani görevini tamamlayacak anlamında kastettim.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani kaderinde yok, o anlamaüda. Yoksa Cübbeli’nin dediği gibi tank, top mermisi etki etmez anlamında değil, inşaAllah. İnsanlar, hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. Yani hakka, yani Kuran’ı kabul edinceye kadar, güzel ahlakı kabul edinceye kadar Darwinistlere, materyalistler, ateistlere, herkese karşı mücadelesine devam edecek. Mehdi (a.s.) hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir. Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, Sayfa 24. Bak, Mehdi (a.s.) hesabını çok seri bir şekilde görecek, acele hareket ediyor. Şakır şakır işi bitiriyor. Ve vaadinden dönmeyecektir, vaad etmiş, ne diyor, İslam dünyaya hakim olacak diyor. Resulullah (sav) söyledi diyor, inşaAllah bu vaaddir. Vaadinden dönmeyecektir, inşaAllah. Karşısına dağlar bile dikilse, onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine bir yol bulacaktır. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü ayrı dikilecek, komünistler ayrı, masonlar ayrı, PKK ayrı. Fakat bak, karşısına dağlar bile dikilse, onları ezip geçecek diyor El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar. Mehdi (a.s.) gerges kuşunun kanadıyla titremesi gibi. Allah’tan çok korkan bir kimsedir. (Naim Bin Hammad sayfa 91) “Allah’a karşı son derece boyun eğicidir” ( Kıyamet Alametleri 163) “Hz. Mehdi (a.s) o kadar merhametli olacaktır ki zamanında bir kimsenin burnu bile kanamayacaktır.” Burnu bile kanamıyor. “Yoksullara karşı çok merhametli olması Mehdi’nin alametlerindendir. ("Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar") “Mazlumlara karşı da çok merhametlidir”diyor Mehdi (a.s) (Naim Bin Hammad’tan hadis) “O benim ümmetimden tenezzül etmeyen, Allah’tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan bir kişidir. (Suyuti bildiriyor el-havi, 2/24)) “Hz. Hüseyin Radiyallahu Anhu.’a soruldu. Mehdi (a.s) hangi alameti ile bilinir? Böyle cevap verdi: insanlar ona muhtaç olurlar, o ise insanlara muhtaç olmaz” o insana ihtiyacını bildirmez. Cübbeli ne diyor? “Gelecek, beni Mehdi kabul edin, ben Mehdiyim diyecek, göster bakalım bir keramet diyecekler”diyor. Ne hadlerine, ne haddelerine öyle bir konu yok. “Her görevi Mehdi üzerine alır ve zayıfa, düşküne yardım eder. Yani durumdan vazife çıkartmak değil mi? Durduk yere kendine konu çıkartır Mehdi (a.s). Bak “Her görevi Mehdi üzerine alır ve zayıfa, düşküne yardım eder” (M. Muhyiddin Arabi “Futuhat-El Mekkiye”, 366. Bab) Hz. Hüseyin’e (r.a) soruldu. İmam Mehdi (a.s) hangi alametlerle ile bilinir? Şöyle cevap verdi; Gönül rahatlığı ve vakar, ağır başlı ve heybetli oluşu ile helal ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır” diyor. Alamet istiyorsanız size alamet diyor inşaAllah. “Mehdi (a.s) zalime karşı hakkı müdafaa edecektir. Hatta zalim bir insanın azı dişinde olan haksız bir lokmayı bile ondan çekip alacak ve sahibine iade edecektir.” Bu tabii teşbihle anlatılıyor. Hani derler ya “lokma kalmaz” o anlamda, en ufak bir haksızlık yapmayacak. “Zamanın inkitada uğradığı, sistemlerin değiştiği bir dönemde Mehdi (a.s) denilen bir adam gelecek ve ihsanı bol ve güzel olacak” bol bol ihsanda bulunacak. ( Kitab-ül Burhan’dan ) “O fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek ve ihsanı karşılıksız olacak. Allah rızası için dağıtıyor. Yani bir şey ihsan ettiğinde onun karşılığında bir şey ihsan etmiyor. “Ahir zamanda Mehdi (a.s) olacak, malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 15) “Ümmetimden Mehdi vardır. İnsanlar ona gelecek ve "Ey Mehdi! Bana mal ihsan et, bana mal ihsan et!" diyecek; Mehdi (a.s) da onun esvabını taşıyabildiği kadar dolduracaktır. (Tırmizi, Fiten, B. 53) O yeryüzünü adaletle ve nesafetle doldurur. Arz nebatatını çıkarır, gök de yağmurunu yağdırır.” Ama önce yağmurlar kesilecek rivayette var. Sonra bollaşacak. Bak şimdi bollaştı. “Ümmetim daha önce görülmemiş biçimde nimetlendirilir”
OKTAR BABUNA: Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Peygamberimiz (sav) in verdiği bu müjdelerle Mehdi (a.s)’ın bugün ve yarın çıkmasını ister insan. Değil yüzyıllar sonrasına atmak, böyle bir dönemi yaşamak, böyle verilen müjdeleri yaşamak için insan yarın olmasını ister inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii Cübbeli yüzyıllar sonrasına ertelemek istiyor. Onun ertelemesiyle Allah nurunu durdurmaz. Değil mi?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “O Mehdi güzel bir delikanlıdır. Güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru; başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.” Mehdi (a.s) kafası traş edilmiş bir insan değil. Saçları olan bir insan. “Saçlarının siyahına kadar yükselir” diyor inşaAllah. (Mehdilik ve İmamiye, sf. 153 /İkdüd Dürer'den) “Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur.” “Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir.” “O (Mehdi), orta boylu ve güzel yüzlü bir gençtir.” “Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir.” Demek ki saçı da var, sakalı da var inşaAllah. Aynı mealde çok fazla hadis var alt alta. Ben sadece ilgili olan kısımları veriyorum. “Mehdi (a.s) ın omzunda Peygamber Efendimiz (sav) gibi bir alamet bulunacaktır” Peygamberimizin (sav) alameti gibi alamet bulunacaktır. Sol kalp hizasında, sol tarafında bir ben olacaktır Mehdi (a.s)’da. Bir de ikinci bir ‘et beni’n den bahsediliyor. Birinde mersin ağacının yaprağı gibi, diğerinde reyhan ağacının yaprağı gibi diyor. Her ikisinin de üç boyutlu bir ben olduğu, “ona yakın bir ben’dir” diyor. Mehdi (a.s )’da bunu göreceğiz inşaAllah. “Cismi, İsrail cismidir. Hz. Mehdi (as)'ın boyu, posu sanki Ben-i İsrail ricalindedir.” (El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 36 29) Yani onlar gibi heybetli ve acar, gösterişli. “Hz. Mehdi’nin (a.s) bedeni İsrail’i dir.” İsrailli bir insan gibi görünümü. Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi’ nin Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal’. Bu eserde; “(Dış görünüşü) sanki İsrailoğullarından bir insana benzemektedir.” Çok fazla bu konuda rivayetler, ben onları geçiyorum. “Mehdi, orta boylu olacaktır.” (El-Kavlu’l Muhtasar) “İri gövdelidir” diyor. Yani zayıf değil bakın, iri gövdelidir. “O alnı açık, karnı büyük”karnı da büyük. Bak iri gövdeli ve karnı büyük. “İki uyluk arası açık...” “Uylukları da geniş…” ( El Mehdi, el Muntazar sayfa 13) “İki uyluk arası açıktır” diyor yine başka bir eserde. (El Mehdi El Muhtazar’da) “Hz. Mehdi Hz. Hasan soyundandır. Bacakları aralıklıdır” yani uylukları geniş olduğunu belirtiyor. “Onun alnı geniştir. Yeryüzünü adaletle dolduracak ve malı bol bir şekilde dağıtacaktır.” “O alnı açık, karnı büyük, iki uyluk arası açıktır” diyor. ( İmam El Mehdi El Muhtazar sayfa 13) “Alnı açık” alnı açık ile ilgili çok fazla hadis var. Ama ensesine kadar açık anlamında değil, normal alnı açık. Bizim anladığımız anlamda alnı açık. Geniş alınlı evet. “Bir özelliği de yürürken uyluklarının açık ve birbirinden uzak olmasıdır” dışa doğru basıyor adımları, dışa dışa. (El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar) 30 – 40 yaşları arasında vazifeye başlıyor, İstanbul’daki zuhur tarihi bu. Çok fazla hadis var. “Sakalı sıktır” diyor, sakalı ile ilgili çok fazla hadis var. “Onun alnı geniş burnu ise ince olacaktır” “O açık alınlı küçük burunludur.” Cübbeli onun burnunu da değiştirmeye kalktı. Cilt rengini de değiştirmeye kalktı. Yapılı olmasını iri olmasını da değiştirmeye kalktı. Hâlbuki boydan boya. “Karnı geniştir” diyor. “omuzları geniştir” diyor. “Vücudu geniştir, beni İsrail gibidir” diyor. Mesela “O alnı açık, karnı büyük, iki uyluk arası açık.” diyor. Çok açık ifadeler. “O açık alınlı, küçük burunludur” diyor Kıyamet Alametlerinde. “O açık alınlı ve ince burunludur.” (Süneni Ebu Davud) Berzenci’de yine “O açık alınlı, küçük burunlu” diyor. “Kaşı kavislidir.” Mehdi (a.s) kaşları arası açık...” ( Mehdi El Muhtazar sayfa 41). “Dişleri parlak olacaktır.”(El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar) Yine “Mehdi (a.s) gür sakallı, ön dişleri parlak” konuştuğunda yüzüne baktığında ön dişleri göründüğü için oradan anlıyoruz. Evet, onun zamanında ömürler uzayacak. Hakikaten gazete haberlerine bakın, insan ömürleri sürekli uzamıştır. 2. Dünya Harbi’nden sonra mesela 1800-1900’lerden sonra sürekli uzamaya devam ediyor. Mehdi (a.s.) devrinde en uzun şekle gelecek inşaAllah. Yeryüzü emniyetle dolacak diyor. O denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya adeta asr-ı saadet devrine geri döner. Nuaym b. Hammad, K. Fiten, Suyuti, Cilt 2, sayfa 77. Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. Evet, çok fazla hadis var. Bu satılıyor değil mi Ahir Zaman Gerçekleri piyasada? Yoksa da basılsın. Şey de var ama, bu kitap bayağı güzel. Özet olarak verilmiş, Ahir Zaman Gerçekleri.
ADNAN OKTAR: Tavsiye ederim. Çok ucuz.
OKTAR BABUNA: Zaten harunyahya.org sitesine girerlerse her türlü bilgi var inşaAllah.
SUNUCU: Oradan indirebiliyorlar.
OKTAR BABUNA: Bütün hadisler, ilgili Kuran ayetleri.
ADNAN OKTAR: Oktar anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir iman hakikati var, meyve resimleri var. Nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Bakayım, meyveleri bir göreyim önce.
OKTAR BABUNA: Biraz ağzımızı sulandıracak. Özellikle bu maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunları Darwinistler tesadüfen oldu diyorlar değil mi? Kokusu da, tadı da, rengi de, kıvamı da. Besleyeciliği de. Tamamen tesadüfler sonucu oluştu diyorlar.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah'a sığınırım, Allah bir ayette “Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.” diyerek dikkat çekiyor Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Armut da ne deveci armutu mu nedir o çok güzel bir şeye benziyor. Üzüm de çok mükemmel tadı olan bir meyve değil mi? Armut da öyle, besleyiciliği... Neler var bu meyvelerin içinde?
OKTAR BABUNA: Antioksidan var, bütün vitaminler var...
ADNAN OKTAR: Nedir bu antioksidan?
OKTAR BABUNA: Antioksidan, zararlı maddeler oluşuyor, kimyasal maddeler onları etkisiz hale getiren özel moleküller bunlar ve kanseri engelliyorlar. Çünkü bu maddeler kanser gibi rahatsızlıklara neden oluyorlar, genler üzerinde yaptıkları değişikliklerle bunları engelleyerek kanser oluşmasını engelliyor o meyvedeki bu antioksidan madde. Mesela domateste var, üzümde var bu şekilde, üzümün çekirdeğinde var. Bazı meyvelerde var bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Yani insanı dinç ve genç hale getiriyor, vesile oluyor inşaAllah. Başka?
OKTAR BABUNA: Vitaminler var.
ADNAN OKTAR: Hangi vitaminler?
OKTAR BABUNA: Bütün vitaminler A,B,C,D,E diye olduğu gibi var.
ADNAN OKTAR: D vitamini yok meyvelerde. Meyvede olmaz. Tereyağında olur, karaciğerde olur, yumurtada vardır. Ama bunları da tavsiye etmem. Kolestrolü çok yüksek yiyecekler, onun için D vitamini almak isteyen balık yağı içebilir yahut güneşlenecek.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Beyazını yiyebilirler mi yumurtanın?
ADNAN OKTAR: Tabii beyazını yiyebilirler. Sarısını yemesinler. Çok eser miktarda zeytinde vardır D vitamini, çok eser miktarda. İnşaAllah. Meyvelerde olmaz. Ama diğer vitaminlerin hepsi var.
OKTAR BABUNA: Elementler var.
ADNAN OKTAR: Hangi elementler?
OKTAR BABUNA: Magnezyum, potasyum.
ADNAN OKTAR: Kalsiyum, çinko, bakır. Neye yarıyor kalsiyum?
OKTAR BABUNA: Kalsiyum kemikleri güçlendiriyor. Sinirlerde iletiyi sağlıyor. Kaslarda da etkili, kas iletisinde. Dolayısıyla güçlenme sağlıyor vücutta.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bir de bu meyvelerin bir özelliği vücutta pH dengesini olumlu hale getiriyor değil mi? Vücut savunmasını güçlendiriyor. O yönden çok faydalı, evet.
OKTAR BABUNA: Şekeri düzenliyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şekeri de... Vücuda faydalı, güzel bir şeker üretiyor. Meyve şekeri. Parlaklıkları değil mi böyle, kokuları, tatları... MaşaAllah. Bak limon C vitamini küpü, inşaAllah. Değil mi? Bu kivi neye yarıyor? Bu ne? Frenk üzümüne benziyor. Frenk üzümü, evet. Mis gibi tabi, kavun, karpuz, çilek... Darwinistler bunu Ahirette anlatacaklar. Cenab-ı Allah soracak nasıl tesadüfen olduğunu, her meyveyi tek tek soracak Allah. Kirazın nasıl tesadüfen olduğunu anlatacaklar, kavunun, karpuzun, üzümün, bütün yiyeceklerin yani baklagillerin, buğdayın, hepsinin nasıl tesadüfen olduğunu anlatacaklar. Bütün hayvanların, bitkilerin... Çiçeklerin, kelebeklerin, kuşların, arının değil mi? Örümceğin nasıl tesadüf olduğunu tek tek anlatacaklar yani bu dünyadaki gibi cesur olamayacaklar ama.
SUNUCU: Hocam Mehdi (a.s.) ile ilgili bir izleyicimizin sorusu var. Dilerseniz... “Selam Sayın Adnan Bey”.
SUNUCU: Azeri bir izleyicimiz bu, kendi şivesiyle, Azeri Türkçe’si ile yazmış soruyu. O şekilde okuyayım mı?
ADNAN OKTAR: Evet, evet çok güzel.
SUNUCU: “Benim ismim Elvin soyadım Kurbanov. Sizin izleyicilerinizdenim. İki sorum olacak siz Hz. Mehdi (a.s.)’nin annesinin ismini söylemiştiniz. Azeri izleyecilerinize malumatlandırabilir misiniz? Hz. Mehdi (a.s.)’nin milliyeti belli midir? Yani Türk mü, Arap mı, Azeri mi? Burası çok meraklıdır. Önceden size minnettarlığımızı bildiriyorum. Allah sizi korusun.” demiş.
ADNAN OKTAR: Azerbaycan’da yani on binlerce kardeşimiz var, maşaAllah muntazam takip eden. MaşaAllah. Mehdi (a.s.) tabii ki Peygamberimiz (sav)’in soyundandır. Davut (a.s.) soyundandır. Aynı zamanda Ben-i Adnan’dır. Yani Ben-i Adnan soyundandır. Resulullah (sav)’ın soyundandır. Seyiddir tabii ki. Dolayısıyla da Arap kökenlidir tabii. O yönüyle Arap kökenlidir inşaAllah. Annesinin ismi, onu söylemeyim. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin annesinin ismini söylemiştiniz. Malumatlandırabilir misiniz?” çok güzel. Evet, milliyetini sormuşlar bir de annesinin ismini sormuşlar. İki şeyi soruyorlar, evet. Annesinin ismi... Ama hadis-i şeriflerde açıkça geçmediği için ben onu söylemedim. O bir şey olarak gelmiş yani, söz olarak geliyor. Hadislerde geçmediği için onu aktarmayacağım. Hadiste geçseydi aktarırdım inşaAllah. Ama benzeşiyor yani. Benim annemin ismine çok benziyor o yüzden, şimdi Cübbeli falan duysa tamam der, ima ediyor veya iddia ediyor diye ortaya çıkacak. Hadis olsaydı söylerdik ama inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Gözü anlatayım mı evrimle ilgili olarak. Darwin’in teorisini yalanlayacak en önemli kriterleri, Darwin kendisi veriyor zaten. Mesela diyor ki kitabının içerisinde, Türlerin Kökeninde, “Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır”. Darwin kesinlikle haklı, bakın şunu söylüyor Darwin, bir organ diyor kompleks bir organ basamak basamak oluşamaz. Yani bir parçası olucak, sonra ikinci parçası eklenecek sonra üçüncü, bu gösterilirse diyor olamayacağı diyor, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır. Tam da böyle dediği gibi. Göz mesela, göz görüyorsunuz burada insan gözü yeryüzündeki en iyi kameralardan çok daha mükemmel. Yani mükemmel bir netlikte görüyoruz.
ADNAN OKTAR: Mükemmeliklerini anlat.
OKTAR BABUNA: Evet, baktığımız anda net görüyoruz. Üç boyutlu, her kameradan, her görüntüden çok daha net bir görüntü görüyoruz. Renkler pırıl pırıl aynı şekilde nereye baksak anında odaklanabiliyor. Dünyada teknolojik olarak hiçbir alette bu özellik yok ve 40 parçadan oluşuyor. Yani gözün merceği, korneası, kirpiklerimiz, gözyaşı bezleri hepsinin tamam olması gerekiyor. Bunların bir tanesi bile eksik olduğu zaman... Mesela bütün göz var. Sadece gözyaşı bezi yok, olmuyor. Göz görmüyor. Hepsi var, mercek eksik, olmuyor. Hepsi var, kornea eksik, yine olmuyor. Retinasında en ufak bir proteinin eksikliğinde göz yine görmüyor. Dolayısıyla Darwin’in dediği gibi basamak basamak, ilkelden karmaşığa doğru oluşmuş kesinlikle olamaz. Göz tamamiyle mükemmel ve bütün parçaları eksiksiz olarak işlev gördüğü zaman görebiliyor. Bu da tabii yaratılmış olduğunu kesin kanıtlar. Hatta Darwin’in zamanında gözün moleküler biyolojisi bilinmiyordu. Şimdi gözün moleküler biyolojisi o kadar karmaşık ki bakın biliyorsunuz fotonlardan oluşuyor ışık. Milyonlarcası her an gözümüze geliyor fotonların. Gözle görülmeyecek kadar çok çok küçük partiküller bunlar. Işığın küçük partikülleri. Bir tane foton, bu trilyonlarcasından bir tanesi... Bakın proteinlerden birine geldiği zaman ismi Rodopsin denilen protein. Rodopsin proteini. Onun şeklini değiştiriyor, başka bir şekle sokuyor. Bu yeni şekille diğer proteine bağlanabiliyor. Daha önce bağlanamıyor. İkisi birlikte üçüncü bir proteine bağlanıyorlar. Üçü birlikte dördüncüye bağlanıyorlar ve hücrenin içerisindeki tuzun oranını düşürüyorlar. Bakın bunu canlı olarak gösterelim şimdi animasyonlu. Bir foton geldi. Rodopsin’in şeklini değiştirdi. O zaman ikinciye bağlanabiliyor yeni şekliyle. Onun şekliyle bir değişiklik oldu. Üçüncü proteine bağlanabiliyorlar domino taşı gibi. Üçü birlikte dördüncüye bağlanabiliyorlar bu sırayla. Bakın tuzlar azaldı hücrenin içerisinde. Şu yeşil yuvarlarklar tuzları remzediyor. Onlar azaldığı için elektrik sinyali oluşuyor ve biz görebiliyoruz. Bakın bu reaksiyonlar ne kadar bir sürede oluyor biliyor musunuz? İki pikosaniye – üç pikosaniye içerisinde. Bir pikosaniye saniyenin trilyonda biri. Yani bu bir saniye içerisinde oluşan reaksiyon sayısı yüz milyarlarca. Gözümüzde her an yüzmilyarlarca reaksiyon oluşuyor. O kadar mükemmel bir sistem ki bu, en ufak bir eksiklikte bir tane amino asitini değiştirin bu proteinlerden herhangi birinin bütün göz çöküyor, görmüyor. Bu da tabii yaratılmış olduğunun kesin kanıtı. Göz mükemmel olarak var olduğu zaman görebiliyor.
ADNAN OKTAR: Aslında sırf şu konuyu bir Darwinist tam anlamıyla kavramış olsa hem Allah’a tam anlamıyla inanır, hem de Darwinizm’in olmayacağına kesin kanaati gelir. Yani gözün çok küçük bir detayını anlattı şu an Oktar. Yani çok küçük bir detayı. Böyle binlerce detaydan oluşuyor göz. Kimyasal reaksiyonlar... MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayrıca dediğiniz gibi yani bir tek göz de yeterli değil. Gözü beyne bağlayacak sinir kabloları gerekiyor, görme merkezi gerekiyor. Ayrıca bu gün bildiğimiz beyin içerisinde sırf görme ile ilgili 27 ayrı merkez görevli görme merkezinin dışında. Çünkü gözün hareketleri var, göz merceğinin odaklanması var. Bütün bu detayların değerlendirilmesi var. Köşeleri ayrı yer değerlendiriyor, şekilleri ayrı yer değerlendiriyor. Derinliğe başkası bakıyor, hareketleri başka merkez algılıyor beyinde. Dağınık olarak var bunlar görme merkezini dışarısında. Bunların birinin bile eksikliği olamayacağına göre hepsinin Allah tarafından kusursuz olarak yaratılmış olması gerekir. Bu da yeterli değil. Ona kan gerekiyor, kanı pompalayacak kalp gerekiyor. Oksijen gerekiyor, hemoglobin molekülü, alyuvarlar gerekiyor. Çeşitli hormonlar görev alıyor. Sinir sistemi gerekiyor, damarlar gerekiyor, organların tamamı gerekiyor, karaciğer gerekiyor. Yani gerekiyor da gerekiyor böyle... Trilyonlarca sayabilirsiniz bunun gibi.
SUNUCU: Zincirleme birbirine bağlı.
OKTAR BABUNA: Evet. İç içe geçmiş sistemler. Görme Mucizesi kitabı var Hocamızın. Harunyahya.org sitesinde ve bunun da filmini ücretsiz olarak indirebilirler. Filmini çok tavsiye ederim. İnşaAllah. Allah’ın yaratma sanatını oradan görebilirler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnternet sitelerine girişler var mı sende son? Oku bakayım.
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Çok, maşaAllah çok arttı.
ADNAN OKTAR: Yani böyle şok oldum. Nedir böyle maşaAllah? Elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. HarunYahya.com. Bu İngilizce olan site. 345.935. Bir gündeki giriş sayısı. HarunYahya.org. Ana Türkçe siteye giriş 293.340. Harunyahya.tv’ye naklen yayınlayan siteye giriş 121.438’e çıkmış Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama diğer filmleri de seyrediyorlar değil mi? Oradaki hepsini seyrediyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet. HazretiMehdi.com 54.216. DoguTurkistan.com 48.103. TurkIslamBirligi.com 62.820. Dunyadanyankilar.com 33.475. Netcevap.org... Darwinistlere günlük verilen cevaplar 72.407. Kuranmucizeleri.com 81.334. HazretiMuhammed.com 28.511. Yaratilismuzesi.com 31.442. Liste böyle uzayıp gidiyor. 500’den fazla sitesi var Hocamızın. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İmparatorluk gibi maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Siz 80 milyon demiştiniz ama o rakamları çok aştı zaten artık yani şu an sayı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah daha da artırsın inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Dünyanın 200 ülkesinde 60’ın üzerinde dilde okunuyor Hocamızın eserleri maşaAllah. Hatta bir arkadaşlar bir kere bir adaya gitmişler Hocam. Bir konferansa gitmişlerdi Endonezya’ya. Yerlilerin yaşadığı... Bu yıllar önce olan bir şey. 2002 yada 2003’lü yıllarda. Bir adaya götürüyorlar. Yerliler var hakikaten. Ormanın içerisinde bir yerde böyle. Gittiklerinde Hocamızın kitaplarını tanıtmaya çalışıyorlar, hepsi biliyorlarmış. Orada da internet varmış. İnternetten okuyorlarmış Hocam sizin kitaplarınızı adadaki yerliler.
OKTAR BABUNA: Hiç adını bilmediğimiz bir yer böyle.
ADNAN OKTAR: O Kişvahili mi ne? Bir şey dilleri... 60’ın üzerindeki dil... Ben hiç yani İngilizce, Fransızca, Almanca ben onları biliyordum da, ben böyle garip dilleri hiç bilmiyordum. Onlara da çevrildi maşaAllah. Gönüllü çevirenler var maşaAllah, elhamdülillah. Ne anlatayım? Bir ayet okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınırım “Bir şeyi dilediği zaman O’nun emri -yani Cenab-ı Allah’ın emri- yalnızca ol demesidir, o da hemen oluverir.” diyor Cenab-ı Allah. Demek ki evrimle olmuyor. Bir anda olur diyor Allah. “Hayır sen bu muhteşem yaratılışa ve...” şeytandan Allah’a sığınırım. “... ve onların inkarına şaşırdın kaldın. Onlar ise alay edip duruyorlar” diyor. Biz mesela hayvanların, bitkilerin, gözün yaratılışına şaşırıp hayretler içinde kalıyoruz. Bir de onların inkarına şaşırıyoruz. Onlar da diyor...“Onlar ise alay edip duruyorlar.” diyor Allah ayette. Maymunlar da öyle çok neşeleniyorlar, zıplayıp hopluyorlar falan değil mi? Kendince böyle elleriyle gösteriyor maymun böyle ilginç bir şey oldu mu gülüyorlar böyle ayaklarına vurarak değil mi? Biliyorsun, görmüşsündür.
OKTAR BABUNA: Bugün bir haber vardı siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Yunuslar diyor şempanzelerden daha zeki çıkmış. Evrimcileri bayağı sıkıntıya sokacak bir haber.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir dakikamız olduğuna göre napıyoruz? Bitiriyor muyuz? Allah milletimize bereket, huzur güzellik versin, neşe versin, salihiyet versin, iyilik versin. Türk İslam Birliği’nin oluşması için herkes var gücüyle gayret etsin. Her yere dilekçeler yazsınlar, internet siteleri oluştursunlar. Adım adım geliyor. Ben sözümden hiçbir zaman için dönmedim biliyorsunuz. Dediğimin doğru olduğunu görecekler inşaAllah.
SUNUCU: Programımızı bitirelim o zaman. Bu akşamlık da programımızın sonuna geldik. Yarın akşam bizi saat 22:00 ile 24:00 saatleri arasında Mavi Karadeniz ve Kocaeli TV ekranlarından izleyebilirsiniz. İyi akşamlar.Cahiliye Toplumunda İnsan Karakterleri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...