SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, bir Adnan Oktar ile Başbaşa programına daha hoşgeldiniz. Bu akşam Aksu TV ve Çay TV ekranlarından size sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini size söylemek istiyorum. Radyolarımız; Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç FM 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR FM 96.0 Adıyaman, Ilgın FM 97.4 Konya. İnternet sitelerimiz; www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv. Hocam nasıl başlamak istersiniz, sorularımız var veya sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: Ben önce şu kitabımla başlayayım. Bakın “Deccal Nasıl Öldü?” isimli kitabım piyasaya sürüldü, çok güzel tavsiye ederim. 336 sayfa, mükemmel bir eser. Tabii bunu internetten de ücretsiz indirebilir kardeşlerimiz, ama tavsiye ederim alsınlar. Darwinistlerin 150 yıl içerisinde nasıl bir gelişme gösterdikleri ve onların nasıl böyle Kayseri pestili gibi ezildiklerini ve dümdüz olduklarını bu kitapta çok detaylı anlatıyoruz. Bilimsel kaynaklara dayalı, çok şahane bir eser tavsiye ederim.
SUNUCU: Bu arada www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Mert Aslan’ın sorusu var, Fransa’dan; “Adnan Hocam Gazze konvoyu Türkiye’nin girişimleri ile Mısır’a girmeyi başardı, bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Helal olsun, diyorum. Yalnız böyle bir konu niye var ki, yani çok acayip. Filistinli kardeşlerimiz zaten çok zor durumda o çocuklar, o insanlar. Bir kere hamile anneler var, çocuk doğurmuş anneler var, küçük çocuklar var. Zaten aç sefil perişanlar yani bunlara ilaç bir kere çok rahat ulaştırılsın, yiyecek çok rahat ulaştırılsın değil mi, hayati. Biz silah, bomba ulaştırılsın demiyoruz ki; kitap ulaştırılsın, kıyafet, giyecek malzemeler ulaştırılsın. Bu konuda hiçbir sorun çıkmasın istiyoruz. O tüneller denen olay da, o tüneli açsınlar, legal hale gelsin, ne istiyorlarsa götürsünler. Zaten bir olay çıktığı da yok, gittikçe iyiye doğru gidiyor. Filistin’le İsrail’in arası düzelecek gibi. Çünkü biri İsmailoğulları, Hz. İbrahim (a.s)’in oğullarından İsmailoğulları, biri de Yakupoğulları. Her ikisi de aynı Allah’a inanıyor, tek Allah’a inanıyorlar. Dolayısıyla aynı peygamberlere inanıyorlar, geçmiş peygamberler olarak. Tabii i onlar Hz. Muhammed’e (s.a.v) tabi değiller ama, Musevilerin şöyle güzel iyi bir özellikleri var; Hristiyanlar gibi değil. Hristiyanlar Müslümanları kafir olarak görürler. Bu kötü, hatta deccal taraftarları olarak görürler. Ama Museviler hak ehli olarak görürler Müslümanları, yani Ben-i Nuh olarak görürler. Hatta büyük bir bölümü de Kuran’ı hak kabul ediyorlar, hak doğru Kitap’tır diyorlar. Ama biz Museviyiz diyorlar. Allah bize Tevrat’ı muhafaza görevi verdi diyorlar, fakat Kuran da hak diyorlar. Hz. İsa (a.s)’nın zamanında zaten hepsi Müslüman olacaklar, Hz. İsa (a.s)’nın gelişine de çok az bir süre var. Onun için rahatsız olacakları, huzursuz olacakları da hiçbir şey yok. Dolayısıyla Filistinlilerle, Arap kardeşlerimizle, oradaki diğer kardeşlerimizle Musevilerin arasını bulmak, onların huzur içinde yaşaması çok elzem. Bu konuda Türkiye’nin çok güzel bir atağı var; Türkiye her yeri barışa, sevgiye, dostluğa, demokrasiye, kardeşliğe çekiyor, o yönüyle Türkiyemiz’i tebrik ediyorum, milletimizi tebrik ediyorum. Allah onları her yerde böyle öncü ve güzelliklerin sahibi olarak yaratıyor, Allah. Türk İslam Birliği’nin doğal lideri olduğunu bir kere daha gördük mü, gördük. Başka ülkeler bunu yapabildi mi, yapamadı, kim yaptı, Türkiye yaptı. Neden? Sevilen ülke de onun için, sevilen millet.
OKTAR BABUNA: Bu söylediğiniz yönde de yine haberler var, yeni haberler Hocam. Aynı şekilde, sizin dediğiniz gibi Türkiye’nin doğal liderliği, Türkiye’nin çok güçlü bir ülke olduğu yönünde. Filistin birleşsin bayram yapalım demiş Başbakanımız açıklama yapmış.
SUNUCU: Hocam bu konu ile ilgili bir soru var, Filistin’in birleşmesi ile ilgili. İsterseniz güzel açıklamanızdan önce ben soruyu yönelteyim, hepsini bir toparlamış olursunuz. Hülya Ayyılmaz Ankara’dan sormuş, “Sayın Hocam Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ve Başbakan Erdoğan’ın biraraya gelmesi, sizin üzerinde durduğunuz önemli konuların konuşulmasına vesile olduğu diye düşünüyorum. Erdoğan bu konuşma da; ‘siz Filistinliler kendi aranızda birleştiğiniz zaman, ihtilaflarınızı çözdüğünüz zaman biz burada bayram yapacağız’ diye konuştu. Hocam siz Müslümanların birlik olmaları gerektiğini, öncelikle iç çatışmaların durdurulmasının çok önemli olduğuna daha önce değinmiştiniz. Bu konunun tekrar gündeme gelmesi çok büyük iyi bir gelişme diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Tabii ki bayağı güzel. Filistin’de bir kere toprak bölünmeleri var, değil mi ayrı ayrı çok küçük böyle ufak ufak parçalar halinde. Onların birleşmesi gerekiyor bir, çünkü çok ehemmiyetli bir şey, şimdi Allah vermesin Konya bizden ayrı, arada başka bir şey var, olmaz. Hepsini bir birleştirmek lazım. İkincisi de manevi bölünmenin kalkması lazım, işte Hamas’la Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yek vücut olmaları lazım. Çünkü Allah’ımız bir, Kitab’ımız bir, kardeşiz. Hatta ırk olarak bile birler, hepsi İsmailoğulları’ndan. Dolayısıyla bölünme kalkacak tabii, ama bölünme bu sorunu halletmez. Ne olması gerekiyor, Türk İslam Birliği olması gerekiyor. Asıl olay bu, Türk İslam Birliği’dir. Türk İslam Birliği olmadan Filistin birleşse bile fitne kalkmaz, kargaşa bitmez, dinmez ve rahatlık olmaz. Birleşme hiçbir şeyi çözmez. Hatta daha da başka olaylar meydana getirebilir ve birleşmesinden de bir bereket çıkmaz. Tek çözüm Türk İslam Birliği’dir, Türkiye’nin liderliğinde bölgede büyük bir yapılanma oluşması ve bu güzelliklerle de Avrupa Birliği’ne girmemiz. Avrupa Birliği de bizim Türk İslam Birliği’mize dahil olacak, çok şahane bir şey olacak. Evet, dünyanın sonu güzel bitiyor, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, bir sorumuz daha olacak, “Hocam geçen gün golgi cisimciği ile ilgili gösterdiğiniz video çok dikkatimi çekti. Öğrendim ki bu küçük organel bütün hücrelerde bulunuyor ve özellikle proteinlerle ilgili önemli görevler üstleniyor. Yeni sentezlenen proteinlerin hazırlanmasında türlerinin seçimi ve ayrılmasında da bu önemli bir rol oynuyor. Hücrenin çeşitli bölümlerinde bulunan proteinler, endoplazmik retikulum denilen organelde sentezlendikten sonra, dakikalar içinde golgi cisimciğine gidiyorlar. Bazılarına karbonhidrat, bazılarına sülfat, fosfat yada yağ asitleri ekleniyor. Golgi cisimciği bu proteinleri andırıyor, türlerine ve gidecekleri organa göre paketleniyor. Hocam küçücük bir hücrenin içindeki, yine küçücük bir organel müthiş büyük işler başarıyor. Ona o işi ilham edenin, o görevi veren ve yaptıranın Yüce Rabbimiz olan Allah olduğu bu kadar açıkken, evrimciler bu durumu nasıl kör tesadüflerle açıklayabiliyorlar?” Çok güzel bir soruymuş. Zafer Altınkılıç Konya’dan sormuş.
ADNAN OKTAR: Şimdi mühim bir konu var, mesela golgi cisimciği biz diyoruz Allah böyle harikalar yaratıyor. Bilim adamları inceliyorlar, sistemin nasıl çalıştığı anlaşılıyor. Yani karmakarışık muazzam kanunlara dayalı, adeta böyle bir saatin içi gibi veyahut bir bilgisayarın içi gibi bir sistemle karşılaşıyoruz. Darwinistler diyor ki, ateistler “hani Allah yaratmıştı” diyorlar, “bak anladık sistemi” diyorlar. Yani kardeşim şimdi bir şey söyleyeceğim de yakışık almaz. Birazcık zeka kırıntısı bile olsa, şimdi bir bilgisayarın sistemini biz çözdüğümüzde, bunun imal edilmediği, bunda bir mühendisin çalışmadığı, bununla işçilerin uğraşmadığı, emek verilmediği mi ortaya çıkar? Bir plan yapılıyor değil mi, ince ince parçalar tek tek elden geçiriliyor, uğraşılıyor. Profesörler, bilmem teknik adamlar, hepsi uğraşıyorlar. Uzun emekler sonucunda, akıl kullanılarak ortaya çıkıyor. Senin çözdüğün ne, Allah’ın kanununu çözmüş oluyorsun. Kanununu anlamış oluyorsun. Kanunu yaratmıyorsun ki sen, değil mi? Velev yaratsan bile, onu da Allah yaratır yine. Çünkü beyninin içinde yaratacaksın, kafanda yaratacaksın. Onun için mesela diyor ki falanca insanlar daha önce Allah yarattı derlerdi diyor, mesela şimşek yıldırım, Allah yarattı. Kardeşim sen kanununu buluyorsun onun, yani onun sistemini kurmuş Allah, tabii ki Allah’ın yarattığını anlarız. Yani mesela bir kitapta da biz harfler buraya dizildiyse, düzgünce yazıldıysa bir emek verilmiştir buna. “Yok diyorlar matbaada basıldığını anladık”, işte birisinin “redaktörün düzelttiğini anladık”. Kardeşim emek verilmiş buna, yani uğraşılmış, birisi yazmış yani. Dolayısıyla bu kadar kolay bir mantığı kavrayamayacak konumda olan insanlarla karşı karşıya kalmış oluyoruz. Bunun da ayrıca ara ara vurgulanması lazım. Yani bir materyalistle, bir Darwinistle, bir atesitle tartışırken akıl almaz derecede zayıf mantık örgülerinden kaçındıklarını göreceklerdir insanların. Yani zannediyorlar ki, çok normal bir vaka ile karşılaşıyor, öyle değil yani en basit şeyi bile bazen düşünemiyorlar, en basit bir şeyi. Mesela var öyle sosyalistlerden benim arkadaşlarımdan da oluyordu öyle eskiden. Şimdi onun için bazı insanlar hemen böyle sinirlenip bırakmak istiyorlar. Halbuki çok itinalı, sabırlı, en ilkel mantığı bile düşünemeyen bazı insanlarla karşılacaklarını bilecekler. Zaten bunu bilir demek olmaz. Mesela şu anlattığım var ya, bunu hakikaten bilmiyor ilk defa duyuyor. “Hakikaten onu düşünmemiştim” diyor. Mesela hücreyi de o zamanlar Darwin’in devrinde, su dolu bir torba gibi görüyorlardı. Dışında bir zar var, su dolu bir torba. Bir de baktılar ki, İstanbul şehrinden daha karışık. Elektron mikroskobu ile incelenince değil mi? Onun için ilkel düşünmeye karşı sabırlı olmak lazım, bir de anlatılan hemen etki etmeyebilir. Bazı insanlar oluyor anlatıyor, “ya anlattım hiç etkilenmedi” diyor. Nereye etkilenmedi, 3 yıl sonra, 5 yıl sonra etkisi çıkar onun. Yani bir şey anlatacaksanız, bırakacaksınız. Hz. Musa (a.s)’yı değil mi annesi nasıl sandığa koyuyor bırakıyor. Allah sonunda onu bir hayra götürüyor. Biz de hayrı, bereketi, güzelliği bırakırız, o mutlaka ileride bir şeye yarar o insan için, etkili olur. Onun için aceleci olmamak lazım. Mesela ben Akademi’deyken tebliğ yapıyordum, 79’da girdim Akademi’ye, 81, 82, 83’e kadar iki arkadaşım oluyor, üç arkadaşım oluyor, dört oluyor beş oluyor. Üçü gidiyor, ikisi kalıyor, yine bir iki kişi daha gidiyor, beş kişi kalıyor. En fazla beşe çıkabiliyordu sayımız. Ama onlar da sürekli gidiyorlardı, gelen gidiyor. Çünkü okulun ilk yıllarında Anadolu kültürü yahut İstanbul kültürünü devam ettiriyorlar, ama bir süre sonra okuldaki o klasik entel sanatçı havasına giriyorlardı. İşte boğazına fular bağlamalar, işte kazağın kolunu buraya kadar çekmek falan böyle elini aşağı sallandırmalar. Ondan sonra bir sanat eseri olduğunda elini çenesine koyup böyle uzun uzun seyretmek falan, kalemle ölçü alma. Şimdi o havalara girince, bir süre sonra tabii değişiyorlar, garip bir şeye giriyorlar idi bazıları, hepsini tenzih ederim de bazılar kişiler. Sonradan hakikaten hayata atılacağını, yani iyi bir sanatçı olacağını falan düşünüyorlardı. Gerçi öyle de olmuyordu, mesela resim bölümünden bir arkadaşım vardı böyle heykeltraş Rodin takılırdı, böyle bir hareketleri falan vardı. Yıllar sonra karşılaştım, üstünde başında böyle kreç izleri vardı. “Ne iş yapıyorsun dedim”, “badanacılık yapıyorum” dedi. Yani tabii o duvarı beyaza boyamak da bir sanat olarak, tabii öyle değil, işin doğrusu pratikte öyle bir şeyle karşılaşmıyorlar. Onlar hayal ediyorlar, çok ünlü bir sanatçı olacağını, tablolarının milyarlar edeceğini, halbuki öyle bir şey yok yani. Her yerde var sanatçı, öyle bir şey yok. Ama o havaya girince işte dini unutuyor, yani anlattıklarımızı unuttu, etkilenmediler yani. Çok büyük şeyler olacak, hayata atılacaklar zannettiler, dünyaya kapıldılar ve vazgeçmişlerdi. Ama sonradan Allah arttırdı tabii, şu an gayet güzel gidiyor. Güzel gidiyor derken tabii zorluklarla da karşılaşıyoruz. Bir kısım aileler çıldırmışlar, Ankara’yı birbirine katıyorlarmış. Bizi tutuklatamamanın, hapse attıramamanın ızdırabıyla. Bakın yani şahsi kinini adam, ben diyor ki ben bir adama kızdım mı, ben bir şey yaparım, parayla diyor şahit bulurum bastırırım 250’er milyarı. 8-10 tane şahit bulurum, 3, 5 dilekçe yaparım, birkaç da tanıdığı devreye sokarım, alır içeri hapse soktururum, mantık bu. Böyle bir rezalet kafa var.
SUNUCU: Hocam Allah korkusu olmayınca kafa da böyle bir kafa oluyor onların ki, düz mantık. İnsanı yoldan çıkaran en önemli üç faktör; kin, nefret, ego, hırs.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şimdi iddia edilen Ergenekon Örgütü, direkt bir şey yapamadı. Üç beş kere suikaste falan yeltendiler, baktılar olacak gibi değil, pabuç pahalı. Ondan sonra bize mermi falan da gönderemiyorlar, çünkü yuttururum o mermiyi hukuk kanunuyla değil mi? Hakimlerimiz, savcılarımız, yalnız zannettikleri için onları, onlara daha pervasızlar. Daha bir küstah, şerefsiz ve kahpece bir üslup kullanıyorlar. Hani nasıl olsa etrafında insan yok, bütün Türk milleti onların arkasında. Hakimlerimizin, savcımızın, polisimizin de arkasındayız. Kılına tüyüne zarar getirttirmeyiz, sıkıysa bir hareket etsinler en ufak bir şeyde, bir kıpırdasınlar yani. Ama uzaktan uzağa ötebilirler böyle, onlara böyle C vitamini hapı gibi diyeyim artık yani, onlara hukuk ve kanunla yuttururuz. Umarım bundan sonra böyle bir terbiyesizlik de yapmazlar inşaAllah. Şimdi bu yöntem, Türkiye’de tamamen açmaza sokulması lazım. Yani ben birine kızdım, tamam arkadaş kolay, benim falanca yerde bir tanıdığım var, feşmekancayı tanıyorum, 6-7 şahit de bulurum, bastırırım parayı 250’er milyar veyahut 300’er milyar. Aaleyhte birkaç dilekçe yazdırırım, bir de gizli tanık çıktı zaten, bir de gizli tanık yaptın mı, tamam. “Arkadaşım” diyor, “sen akıl almaz fanteziler anlat, akıl almaz kepazelik anlat % 100 sana garanti” diyor. “Hiçbir şey olmayacak diyor” değil mi? Adam artık roman yazıyor; 120 kişiyle ilişkiye girmiş, bilmem havalarda uçuşuyorlarmış. Bedeni isyan ediyormuş ama ruhu istiyormuş, ipsiz sapsız böyle deli saçması izahlar. Buna benzer olaylarla karşılaşıyoruz, duyuyoruz. Bunu kabul eden bir sistemin olması durumunda, böyle aklı evvellere yol açılmış olur. Adam bunu bir daha dener, başkasına da dener. Bu yolların tamamen kapatılması lazım. Hakikaten mağdur varsa, gerçek mağdur varsa tamamdır. Ama suni mağdur oluşturmak, bu çok büyük anormalliktir. Bastır parayı, suni mağdur bul. Ondan sonra adamını, şalgamını da ayarla, istediğin yere düşürttür, tak netice. Baktın iş gitmiyor, hemen her devrin adamına bir müracaat, Ankara’ya git. O da zaten kendini evliya gibi gösteriyor. Zamanında yerleştirmiş oraya buraya adamlarını bir telefon, yok böyle işler bundan sonra inşaAllah. Yani kanunla, hukukla mutlaka bu kişilerin karşısına çıkacağız. Yani rezillik yapmakla, çirkeflik yapmak da çok büyük ahlaksızlıktır. Bazı aileler, şimdi haber aldık akşam haber verdiler, Ankara’da akıl almaz çirkeflikler yapıyorlarmış. Böyle bazı bürokratları korkutmaya çalışan, onları yıldırmaya çalışan falan tavırları oluyorlarmış. Bu da çok büyük bir terbiyesizlik. Akıllarını başına alacak herkes. Kanuna hukuka herkes uyacak, ne diyorsa kanun o. Hukuka uyacak ve baskı da olmaz hakimlere, savcılara, devlete baskı yapmaya kalktın mı, bu anormal bir harekettir. Ve terbiyesizliktir, vicdansızlıktır. Oktar Hocam sen bana güzel resimler gösteriyordun. Var mı öyle elinde resimler?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, var Hocam inşaAllah. Renkli çok güzel böcekler var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak altın yeşili, yeşille altın rengi karışık, metalik. Sırtı bakır rengi, bak biraz da bakır rengi var. Metalik yeşil değil mi, metalik lacivert. En ala arabalar da bile bu renk zor buluyorlar değil mi? MaşaAllah, bir de birbirlerini nerden bulurlar kardeşim, evleniyorlar böyle çoluk çocuğa karışıyorlar, torun tosun sahibi oluyorlar. Herifler yani hiç ummazsın böcek möcek diyoruz ama, inşaAllah, binbir türlü marifet. Bak bak şu altının mükemmelliğinin rengine bak sen. Cayır cayır yani 24 ayar altın gibi. Patilerin ucundaki şeyler falan, tam simetrik düzgün. Evrimcilere sorsan, bir mutasyon sağa olmuş, bir bacağı olmuş, bir mutasyon sola olmuş, aynısı simetriği bir tane de karşıya çıkmış. Bir mutasyon burada oluyor, bir ayak eklemi çıkıyor, aynısı ne hikmetse bir mutasyon da karşıda oluyor. Ama milimi milimine mutasyonlar, hep de kör tesadüf yapıyor nasıl oluyorsa.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, sinekler de öyle mutasyonla kafaları bacaktan çıktı dediğiniz gibi böyle sakat olup öldüler hepsi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim mutasyon, yani anormal yamultur, kanatları hayvanların yukarıya doğru kıvrılıyor, kafa göbeğin altına doğru gidiyor. Mutasyonda yamulur hayvanlar. Karman çorman ve asimetrik olur. Sağı solundan ayrılıyor, solu sağından ayrılıyor. Tabii bak jilet gibi, tornadan çıkmış gibi. Bak süslere baksana adamın, sağda ne varsa, solda da aynısı var. Allah tek tek, benek benek süslemiş maşaAllah. Hazret çok yakışıklı Versace renklerini seçmiş böyle, tam Versace takılıyor. Baksana çok şahane renkler, yine metalik yeşil. Çok acayip süslenmiş. Yakışıklı olmanın huzuruyla da geziniyor gördüğüm kadarıyla, maşaAllah. Bu ne yapıyor, tepe üstünde amuda mı kalkmış? Nedir o örümcek mi?
OKTAR BABUNA: Örümcek Hocam evet.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şu örümcek, yani sırf şu tek başına çok büyük olay. Yani herkesin evinde vardır, bahçesinde vardır, bulunur. Kardeşim şimdi hayvan sarkmaya başlıyor, ipi bırakarak. Kardeşim çıktığı yer sıvı, çıkar çıkmaz donuyor. Ama bakın şimdi sıvıyla, çıkma yerinin arasında bir sıvı kısım var ya, orada normalde kopması lazım. Donunca tamam olabilir ama, sıvıyken bildiğin su. Su olan kısmından kopması gerekiyor, kopmuyor. Mesela bu bir mucize. Aşağı adam asansörle iner gibi iniyor, jet gibi ve jilet gibi de düzgün. Sonra bakıyor aşağıda durum nahoş, canı yukarı çıkmak istiyor. Yani akıl almaz bir hızla o ipeği yemeye başlıyor, saldığı ipeği. Yiyerek yukarı çıkıyor ama, olacak iş değil. Yani normal tırmanma hızından da yüksek bir hız.
OKTAR BABUNA: Evet, boyutlarına göre çok hızlı.
ADNAN OKTAR: Akıl almaz bir şey yani, kardeşim sen ne zaman tutunuyorsun, ne zaman yiyorsun? İnsana ye deseler sandviçten falan bir şey olsa, avurdunda dolar hiçbir şey yapamaz yani değil mi? Sandviç yeme yarışmaları yapılıyor, millet yamuluyor yapamıyor.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, tırmandığı ipi yemek gibi bir şey bu yani.
ADNAN OKTAR: Evet, tabii, aynı aynı bu şekilde. Ve defalarca olsa yine inip çıkıyor.
SUNUCU: Hocam, Peygamber Efendimiz (sav)’in bununla ilgili bir hikayesi var, örümcekle ilgili değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Hira Mağrası’na saklandığında değil mi, Hz. Ebubekir’le?
SUNUCU: Örümcek ağlar kuruyor ve içeriye kimsenin girmediği düşünülüyor. Çünkü örümcek ağı bozmadan içeri girmek mümkün değildir. Dolayısıyla örümcek kurtarmış oluyor Peygamber Efendimiz (sav)’i.
ADNAN OKTAR: O bir mucize.
SUNUCU: O hikaye beni çok etkilemişti. İlk, yani yıllar önce, çok küçük yaşta dinlemiştim.
ADNAN OKTAR: O doğru, ayrıca da güvercin de yuva yapmış oraya. Ondan sonra onu da görünce oradaki takipçiler, ünlü iz sürücüler bakıyorlar, burada olması mümkün değil diyor. Burada örümcek ağı örtmüş, ondan sonra güvercin de var, buradan biz gidelim diyorlar. Yani mümkün değil, bir kere Peygamber Efendimiz (sav)’in 63 yaşına kadar yaşamış olması, sırf Peygamberliği için mucize olarak yeter. Yani öyle bir insanı yaşatmaları, yani Allah’ın dilemesiyle; Mekke müşrikleri bakın tek hedef Peygamber (sav), Resulullah. Şimdi savaşta etrafını, bakın, sağdan, soldan, önden, her yerden sarıyorlar daire şeklinde; Peygamber (sav) ortada, müşrikler. Savaşın amacı ne biliyor musun? Sırf Peygamber’i (sav) öldürmek, yani şehit etmek, öldürmek demeyeyim Allah affetsin. Çünkü o vefat etmez, yani onlar şehit olurlar. Yani etrafı tam anlamıyla sarılır da, ellerinde baltalar var, kılıçlar var, mızrak var, ok var. Çok uzun süre bu bakın, çok uzun süre, Peygamberimiz (sav) döne döne mücadele ediyor, savaşıyor. Haydar-ı Kerrar inşaAllah, döne döne savaşan Ali Haydar’ın lakabıdır. O da Hz. Muhammed (sav)’in de lakabıdır aynı zamanda. Orada şehit edilmemesi sırf şu yeterlidir Peygamberliği olarak. Hatta diyor ki sahabeler diyor “ne oldu, vefat mı etti acaba” diyorlar, “şehit mi edildi” diyorlar. Vefat demezler tabii Allah affetsin, “şehit mi edildi acaba” diyorlar. Uzun süre kayboluyor. Yani sırf bu yeterlidir, buna Atatürk de dikkat çekmiş. Atatürk de o savaştaki başarı diyor, sırf tek başına bu yeterlidir diyor. Atatürk’ün dini bilgisi beribenzer müftüde yoktur. Tabii, beribenzer din adamında yoktur yani. Atatürk sürekli Kuran’ı araştıran bir insan, bilinmiyor bu. Mesela her gördüğü mecliste sorar, mesela şu surenin anlamı ne, bu surenin anlamı ne. Hocaları hep imtihan edermiş, tabii. Bilmeyen oldu mu, başka Hocalara, onlara sordurtturarak. Tarih bilgisi de çok güçlüydü Atatürk’ün.
SUNUCU: Tarih bilgisi genelde bilinir ama dini açıdan bilgisinin çok geniş olduğu genelde halk tarafından çok bilinmez.
ADNAN OKTAR: Çok bilinmezdi, fakat benden sonra şu an biliniyor. Benim çıkarttığım eserlerden, kitaplardan sonra.
OKTAR BABUNA: Bugün bir haber vardı Hocam, gazetede.
ADNAN OKTAR: Evet neydi?
OKTAR BABUNA: Bir resmi belge bulunmuş, Türkiye’de Cumhuriyet kurulduktan itibaren Atatürk’ün vesilesiyle 12 yıl Peygamberimiz (s.a.v.)’in kutlu doğum haftası, doğum günü, resmi bayram olarak kutlanmış.
ADNAN OKTAR: 12 yıl, maşaAllah. Kutlu doğum haftası, Atatürk’ün emriyle bayram olarak kutlanmış? Bak şu kitapları da tavsiye ederim, okumayan gençler varsa; “Samimi Bir Dindar Atatürk” bir, “Atatürk ve Gençlik” iki, benim en önemli eserlerimden. “Atatürk’ü İyi Anlamak” üç, ve kendi çapında en kaliteli eserlerdir Atatürk hakkında yazılmış, Cumhuriyet tarihinde yazılmış en kaliteli eserlerdir bunlar. Atatürk’ü anlatan böyle kağıt kalitesiyle, görüntüsüyle, anlatım tekniğiyle, içeriğiyle, böyle mükemmel eser hiç yoktur, maşaAllah. Bu Cübbeli şamatası bitti mi, nedir o? Kaset, maset olayı ortaya attı, o ne kadar panik olmuş o. Hakikaten çekiniyor ondan o. Yani sanki gören insan zannediyor ki, hakikaten bir açığı var, bir şeyi var, değil mi, herkes öyle zannetti. Cidden korkuyor yani.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, eğer öyle bir şey yoksa, uydurma bir şey çıkacaksa insan niye korksun ki yani?
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere uydurma bir şey zaten alenen belli olur, yani çok açık belli olur. Yani diyor ki, teknolojiyle yapacaklar. Kardeşim millet kuş mu, insanlar, yahut bir kısmı diyelim. Anlamaz mı, hemen anlar yani, tabii. Zehir gibi bizim milletimiz.
OKTAR BABUNA: Hatta cemaatin dağılmasından da bayağı korkmuş herhalde.
ADNAN OKTAR: Cemaat dağılmasın diyor, bilmem ne falan, böyle vahim bir şey. Habertürk’te herhalde bizi ima etti önce anladığım kadarıyla, ya kardeşim ne kadar safatorik hareketler yani. Birincisi bizim öyle şantaj, montaj kasedi gibi bir olay bizde hiç olmadı. Olsa bu basına çoktan yansırdı, mahkemeye delil olarak sunulurdu. Millet onu acayip kullanırdı, öyle bir şeyi. Tek bir sayfa, tek bir fotoğraf karesi, tek bir kaset, hiçbir şey elde edilememiştir bizden. Defalarca araştırılmış, detaylı araştırılmıştır, evimizde de arama yapılmıştı o zaman.
OKTAR BABUNA: 50 eve baskın yapıldı Hocam.
OKTAR BABUNA: 50 eve ani baskın yapıldı gece yarısı. Bakın, 50 evde tek bir tane suç unsuruna rastlanmadı. İstanbul’un herhangi bir yerine gidin siz, 50 eve aynı anda baskın yapın, neler çıkar.
OKTAR BABUNA: Buzdolabından ceset bile çıkar.
ADNAN OKTAR: Akla, hayale gelmedik şeyler çıkar. Bakın bu görülmüş bir şey değildir yani. 50 evde aynı anda baskın yapılıp, 50 ev de temiz çıktı. Ve hiçbir suç ve suç unsuruna rastlanmadı, tek bir tane. Ta evin döşemelerini falan söküp, baktılar, kaset, maset, hiçbir şeye rastlanmadı. Demek ki bu dedikodu ve yalanmış. Bu bir kere açıklığa çıktı, bir. İkincisi Cübbeli’ye o tip yazıyı yazan bir internet sitesi, Facebook’ta bir yer, kardeşim ne kadar kolay, IP numarasından tespit edersin, bu kadar basit. Hadi tespit edemediğini düşün, ya dese ne olur? Adam mesela bana diyor ki, var mesela, Adil Serdar Saçan diyor, “bende kasetler var” diyor, yayınlarım diye beni tehdit ediyor, telefon konuşmasında, değil mi? Ben niye etkilenmiyorum ve niye rahatsız olmuyorum? Gayet rahatım ben. Yani gönlü rahatsa niye tedirgin oluyor yani? Ayrıca Cübbeli, mübbeli, neyse de artık, garibanın teki. Yani ben bir Müslümana, herhangi bir Müslümana, birisi zulmen iftira atarsa, ben o kasedi o adama yediririm yani çıtır çıtır. Yani böyle bir oyun şeklinde, iftira kasedi falan şeklinde bir şey yaparlarsa böyle konserve yer gibi teker teker o kasedi yer yutar yani, onu söyleyeyim. Kanunla, hukukla ve burnundan getiririm. Kanunun pençesi elini, yüzünü yırtar yani, inşaAllah hukukun pençesi, öyle bir şey olmaz. En başta biz ona gerekeni yaparız, kimsenin bir şey yapmasına gerek yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ama çok korkmuş Hocam yani bayağı korkulu bir hali vardı.
ADNAN OKTAR: İnsan hakikaten şüphe ediyor, hakikaten bir şey mi var acaba gibisinden. Hayır anormal yönleri varsa ayrı, eleştirilir o, yanlış yönleri varsa eleştirilir. Mesela uygun olmayan yönleri var mesela ne diyor, “İslam bu yüzyılda dünyaya hakim olmayacak” diyor. Mesela bu çok vahim, çok vahim. Kardeşim tamam Mehdi (a.s)’den vazgeçtin, tamam kabul. Kabul, bir şey demiyoruz. İsa (a.s) gelmeyecek diyorsun, ona da kabul. Bir şey demiyoruz, öyle diyen çok insan var. Peki İslam’ın niye hakim olması gerekmiyor dünyaya, bunun ne mahsuru var? Kardeşim Filistin kurtulacak, Afganistan kurtulacak, Irak kurtulacak, Türkiye, Fas, Tunus, Cezayir, her yer mutluluğa gark olacak, kardeş olacağız. Ne mahsuru var bunda? De ki, kardeşim, elimizden geleni yapalım, Allah rızası için İslam’ın dünyaya hakimiyeti için var gücümüzle gayret edelim, Allah hakim etmese de Allah hakim etmez. Ama biz bu uğurda hiç olmazsa ölürüz Allah rızası için, değil mi? Gayret edelim demesi lazım. Bunu diyemiyor adam ya. Bu çok acayip bir şey. Talebeleri sorması lazım, kardeşim ne var bunda, peki Kuran’a, Kuran’ın neresini açsak hep hakimiyetten bahsediyor Allah. Allah’ın hukukundan bahsediyor değil mi, Allah’ın ahlakından bahsediyor. Allah’ın ahlakı niye dünyaya hakim olması gerekmiyor? Bir an önce hakim olmasını istemesi ve o uğurda Müslümanın gayret etmesi gerekir. Ben mesela Mehdi (a.s) çıkacak diyorum, İsa (a.s) inecek diyorum. Farz edelim böyle bir şey olmasaydı, mesela Mehdi (a.s) ile ilgili hadisler olmasaydı, İsa (a.s)’nın, Hz. Mesih’in inişiyle ilgili de ayetler olmasaydı, haşa, yahut açıklama olmasaydı, ya da hadis olmasaydı diyelim. Ben ne yapacaktım yani, “arkadaşlar İslam dünyaya hakim olmayacak demek ki, duralım” mı diyecektim? Var gücümle İslam’ın dünyaya hakimiyeti için çalışırdım, yine çalışıyorum. Ben Mehdi (a.s)’yi görmüş değilim, var gücümle İslam’ın dünyaya hakimiyeti için çalışıyorum.
OKTAR BABUNA: 30 yıldır tek bir gün ara vermediniz Hocam, şahidiz inşaAllah.
SUNUCU: “Değerli Hocam, Allah hayırlı akşamlar versin. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Büyükelçiler Konferansı’na katılan büyükelçilerle, Çankaya Köşkü’nde bir araya geldi. Gül Türk diplomasisinin artık dünyanın her tarafında olduğunu söyledi ve elçilere arkanızda çok güçlü bir ülke var güvencesi verdi. Hocam siz uzun yıllardır Türk İslam Birliği’nden, bu birliğin dünya çapında oluşturacağı güven, huzur ve refah ortamından bahsediyorsunuz. Kanaatimce sizin bu fikri mücadeleniz vesilesiyle Türkiye güven verici, koruyucu, birleştirici özelliğini ortaya çıkardı ve Türk İslam Birliği fikrine yaklaştı. Hocam bu konuda neler söylemek istersiniz?”, Türk İslam Birliği fikri, Türkiye bu fikre yaklaştı mı, bu birleştirici özelliği ortaya çıkarmayı, konuştuğumuz konuya değinmiş, Gökalp Sayın Kahramanmaraş’tan.
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği’nin hakimiyeti aslında o kadar kolay ki, o kadar kolay ki. Bakın ben diyorum ki, açık, net söylüyorum; İslam alemindeki, Türklük alemindeki kardeşlerimiz diyecekler ki, bir kahvehaneye, bir yere gittiğinde, evinde, veyahut bir tanıdığına, bir devlet yetkilisine, “ben Türk İslam Birliği’ni istiyorum, teşekkür ederim”, bu kadar. Bunu desinler, İslam dünyaya hakim olacak diyorum. Bak, başka bir şeye gerek yok. Sırf bunu yapsınlar, hakim olacak. Ne diyorlar biliyor musunuz, “İslam dünyaya hakim olmayacak” diyorlar, o yüzden Allah hakim etmiyor. Olmayacak diyenlerin yüzünden hakim etmiyor Allah. Sırf olacak demeleri yeterli, başka bir şeye gerek yok. Evinde otursun adam, yani para, pul vermesine de gerek yok. Bir şey yapmasına da gerek yok, bunu derse hakim olacak. Bu denmediği için, bu uğursuzluk hakim oluyor dünyada. Bunu söyleyecekler, bu toplu dua olmuş oluyor, Allah dualara icabet ediyor, inşaAllah, bunu söyleyecekler. İnternet sitelerinde böyle güzel gruplar oluştursunlar arkadaşlarımız, Türk İslam Birliği ile ilgili. Birbirlerini koruyup kollasınlar. Mesela bütün Ülkücü gençlik Türk İslam Birliği’ni savunur. Büyük Birlik Parti’li gençler de öyle, onlar da Türk İslam Birliği’ni savunur. Ak Parti zaten Türk İslam Birliği’ni savunuyor, görülüyor. Ahmet Davutoğlu tam yiğit, delikanlıdır maşaAllah. Süper faaliyetleri, Allah ondan razı olsun. Allah onu ahir zamanda böyle güzel görevlendirdi. Allah onu vesile ediyor çok şahane gelişmeler oluyor. Bir de Türkiye dikkat ederseniz artık daha dik başlı. Eskiden şuradan buradan bir öksürük sesi geldi mi, biraz Türkiye’de hafif bir toparlanma olurdu, şimdi öyle değil. Yani tam bir lider vasfını ortaya koyuyor, tam böyle yani Türk’ün delikanlılığını, yiğitliğini çok açıkca gösteriyor. Bundan sonra da gösterecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Gül de şöyle bir şey söylemiş Hocam büyükelçilerin olduğu toplantı da; “arkanızda çok güçlü bir ülke var” demiş Türkiye için. Tam dediğiniz yönde her gün bir gelişme oluyor maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak güçlü değil, çok güçlü bir ülke var diyor. Çünkü manevi gücümüz var, manevi. Türkiye’nin her yeri delikanlı kaynar, Karadeniz’e git öyle, İç Anadolu’ya git öyle, Trakya’ya git öyle. Mardin, Siirt, Urfa oralar her yer delikanlı kaynar, yiğit millettir.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, sizin vesilenizle oldu Hocam. Yıllar evvel Türkiye’nin çok farklı bir diplomasisi vardı, böyle daha geri çekilmeli, ezik bir tarz. Ama son yıllarda son derece büyük moralle böyle lider ülke olduğunu anladı. Osmanlı’nın birikimiyle tarihine sahip çıktı.
ADNAN OKTAR: Ezik, bazı yönlerde ezikti. Yoksa Türkiye hep delikanlıdır da, yiğittir fakat bazı yönlerde öyle oluyordu. Yani şahsi bozukluklar vardı, yoksa devletin yapısında her zaman bir vakurluk ve asalet vardır. Yani 5000 yıllık tecrübe var, 5000 yıllık bir devlet yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Halbuki siz söylemiştiniz Atatürkümüz de Türk İslam Birliği’ni o zamanlar ön görüyor.
ADNAN OKTAR: Evet, Atatürk’ün idari ülküsüydü tabii Türk İslam Birliği.
SUNUCU: Devam edelim mi Hocam? Bu arada az önce internet sitelerinden bahsetmişken, soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Bir tane daha sorumuz olacak; “Hocam bugün bir hadis dikkatimi çekti, hadisi size aktarıyorum; Abdurrahman b.Selit’ten; hak üzere kıyam edecek olan o’dur (Mehdi'dir). Yeryüzü öldükten Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır. Onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki, ‘eğer doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman vuku bulacaktır?’ Biliniz ki, onun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah (sav) ile beraber kılıçla cihat etmek gibidir” Uyun-ul Ahbar, cilt 1, sayfa 68. Hocam bu hadisde Hz. Mehdi (a.s)’nin inanmayanlara karşı sabırlı bir mücadele vereceği, Mehdi (a.s)’nin yanında kendisine destek olanların da birçok zorluğa ve eziyetlere sabredeceğine işaret ediyor olabilir mi? Hadisi bizlere açıklayabilir misiniz?”, Berna Çelikoğlu Trabzon.
ADNAN OKTAR: Hadisi bana verirsen ben de oradan daha detaylı anlatabiilirim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hak üzere kıyam edecek olan Hz. Mehdi (a.s)’dırr”, kıyam edecek diyor, ayağa kalkıyor, inşaAllah. “Yeryüzü öldükten sonra, Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir”. Kuran ayetlerine dayalıdır bu hadis. Yani bu hadisin bütün açıklamalarını Kuran’da buluruz. Mesela bak yeryüzü öldükten sonra yeniden Allah’ın bir diriltmesi var, Kuran ayeti, o Mehdi (a.s)’ye bakar aynı zamanda. Bakın o ayette hadisin içinde geçiyor; “Yeryüzü öldükten sonra Allah Mehdi (a.s) vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de” bak bu da bir ayettir, “müşrikler istemese de, Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır”. Demek ki o ayetler Mehdi (a.s)’a bakıyor. Hadis destekli olarak buradan anlıyoruz. İkinci anlamı Mehdi (a.s)’a bakması. “Onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki”, demek ki Mehdi (a.s)’a ve talebelerine eziyet edecekler, hapsedecekler, iftiralar olacak. O devrin iti, kopuğu işte iddia edilen Ergenekon Örgütü, masonluk, ateistler, komünistler şunu bunu Mehdi (a.s)’a yönelik baskı faaliyetleri yapacaklar. “Onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki, ‘Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman vuku bulacaktır?’” Mehdi (a.s) ne zaman çıkacak diyorlar, “biliniz ki, onun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah(sav) ile beraber kılıçla cihat etmek gibidir”. O kadar zordur ve o kadar çok sevaplıdır diyor. Demek ki Mehdi (a.s) talebeleri eza ve cefa görecekler. Dışlanacaklar, kimse evlenmeye yanaşmayacak, işlerinden atılacaklar, evlerinden ayrılmak durumunda kalacaklar, aileleri baskı yapacak, aileleri onlarla uğraşacak. Her haraketten bin sevap, yüzbin sevap, milyon sevap alarak yollarına devam edecekler. Ta ki Allah’ın dini dünyaya hakim oluncaya kadar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam kayıp çocuklarla ilgili siz demiştiniz bir çalışma yapmasını devletin. İçişleri Bakanlığı’nın bu yönde bir çalışması olmuş, tam dediğiniz yönde Hocam yeni. Kayıp ve kaçırılan çocuklar için işbirliği protokolü hazırlanıyormuş, İçişleri Bakanlığı’nın kontrolünde Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi ben Allah’a büyük söylemeyeyim de mesela Allah vermesin farzedelim bu semtte bir çocuk kaybolsa, betonları kazırım nasıl bulunamaz, nasıl bulunamaz yani. Mazgalları kaldırırım, mazgalın içine adam sokturttururum yani nasıl bulunamaz, nereye saklayacaklar yani. Bütün tavan aralarını arattırırım. Döşemeleri söktürtür altlarına baktırtırım yani nereye saklayacaklar yani. Yani o konuda hırs lazım çocuk kaybolması çok vahim bir şeydir, çocuk bu sabi yani. Ağzı var dili yok yani, ya o psikopat ona eziyet ediyorsa, canını yakıyorsa Allah vermesin yıllarca eziyet edebilir. Nasıl bulunmaz, onu hırs yapmak çok önemli. Vatandaş bundan rahatsız olur mu, olmaz. Elbirliği yapacağız, nasıl yapacağız komşularla beraber arayacağız. Her komşu diğer komşusunun evini arayacak, o kadar. Beraber birlikte Bismillah diyeceğiz nezaketiyle gireceğiz, bakacağız. Bulunmaz diye bir şey yok, illaki buluruz. Çünkü kuytularda köşelerde bakılmıyor genellikle, çok yüzeysel yerlere bakılıyor. Evin içine bakılıyor, olur mu, o tip psikopatlar kim bilir nereleri kullanıyorlardır, değil mi? Akla hayale gelmedik yerler mesela. Gerekirse yerin bile altını tesbit eden aletler var, yerin altına da bakılabilir, gizli bir kaya kovuğu mu var, bilmem ne var, mağaralar var, her yere bakılır. Bir de ihbar müessesesi iyi çalışmıyor. Ya çocuğu son gören, kardeşim ne çekiniyorsun, bir kısım insanların canı çok tatlı söylesene, son gören mesela sensin.
SUNUCU: Hocam bunlar için ayrı yasaların olması gerekiyor, daha özel yasaların bence. Böyle düşünüyorum çocuk kaçıranlar için, çocuklara kötü davrananlar için.
ADNAN OKTAR: Tabii ki bu konuda bir hırs çok önemli, acıma hissinin çok güçlü olması lazım. Yani özellikle çocuk, kız çocuğu, kadın. Bunlar mazlum varlıklar yani bunlar.
SUNUCU: Diğer insanlar gibi cezalandırılmamalı bence onlar. Daha farklı cezalandırılmalı. Ben öyle düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Cezasının tabii ağır olması lazım. Yani aslında ibretlik ceza verilse pek yapamazlar da. Hafif oluyor cezaları hakikaten, yani ibretialem için derler ya. Ya kardeşim ne istiyorsun çocuktan, çıksana bir hasmının karşısına, öyle bir yiğitliğin varsa. İbreti alem için o Mehdi devrinin güzelliklerindendir onlar. Bu devirde biraz zor onlar inşaAllah. Çünkü psikolojik rezil etme de çok önemlidir inşaAllah. Fakat şöyle Mehdi devrinde böyle bir olay olmaz ki, zaten olmaz. Yani ne cüret adam aklından dahi geçiremez, tahayyül dahi edemez. Anarşist, terörist falan böyle bir olay olmaz. Farzedelim diyor ki adam, olursa, ben de diyorum ki olmaz ki, zaten olamaz. Yani ne savaşlar olur, ne şu olur, ne bu olur millet, herkes göğsünü gere gere gezer. Çünkü bir milli ruh, bir manevi ruh bütün dünyayı sarmış oluyor. Herkes sorumluluk hissi içerisinde. O zaman insanların gözünden bakar Allah, her insanın gözünden bakar Allah, Allah’ın gözü heryerde. O zaman Allah’a sadık bir teba var. Yani sordun mu hemen doğru bilgi alıyorsun. Şimdi Allah’ın gözü her yerde bakıyor, fakat sebebe sarıldığında “gördün mü” dediğinde “görmedim” diyor adam. Çünkü mağdur oluyor biraz da. Ama Mehdi devrinde madur olma korkusu da yok. Mehdi devrinde karakollar pastane gibi olur, tabii eğlence yeri gibi böyle, inşaAllah, sohbete giderler karakola inşaAllah. Şimdi mesela bazı yerlerde karakol dedin mi, milletin kanı iliği çekiliyor. Ama benim zamanımda, bizim zamanımızda çok acayipti karakollar şu an çok iyi yani, çok düzeldi. Neydi o bizim mesela 99’da, ne diyelim güneş falan mı diyelim, şimdi isim vermeyelim. O tip isimler olabilir öyle demeyelim de. Betonun üstünde eli arkadan bağlı, gözü bağlı bir insan bir hafta uykusuz oturtulur mu? Tuvaletin koridoruna dizdiler bizi ellerimiz arkadan kelepçeli, gözlerimiz de bağlı. Adil Serdar Saçan beyefendinin ilginç uygulamalarından. Elektrik verilmeyen arkadaşımız yok, yani herkes tabii. 16 tane Adli Tıp raporu aldı arkadaşlar, sakatlandılar, 16 kişi. Kardeşim insaf biz de Müslüman evladıyız, bu memleketin insanlarıyız, napıyorsunuz, zorunuz nedir yani?
OKTAR BABUNA: Bir de işkence vererek ifade imzalatılıyor, önceden hazırlanmış olan ifadeleri imzalattırarak yani.
ADNAN OKTAR: Ben yazıyordum böyle iri kıyım bir polis vardı. “Hocam” dedi “bütün olayları yaz” dedi “sen, ben biraz sonra geleceğim” dedi, “iyi tamam yazayım” dedim. Yazdım baktı “Hocam sen napıyorsun” dedi, “şimdi iş çıkarttın bize” dedi yani, “sen başını belaya sokmak istiyorsun galiba” dedi. “Şimdi bak ben sana dedi güzelce bir tarif edeyim sen ona göre yaz” dedi. Bu sefer neler yaptığımı anlatmaya başladı. İşte falanca kişiyle, “bir de” dedi “kimlerle ilişkiye girdiğini de anlat”. Allah Allah hiç kimseyi hatırlamıyorum yani, birisini de arıyoruz, gariban kime ne söyleyeyim yani. Şu olabilir mi, bu olabilir mi dediler 3-4 kişi, tanımam bilmem, hayatta hiç görmediğim kişiler. Amerika’da yaşıyormuş zaten bir tanesi. Bak Amerika’da yaşayan adama, ona da iftira attırdılar yani, zorla. Dedim evet onunla da ilişkiye girdim dedim, ne diyeyim. “Örgüt müsün?” dedi, “evet örgütüm” dedim, “ben kurdum örgütü” dedim. “Tabii hepsini yaptım” dedim ne oluyorsa. Ama daha önceden de benim tecrübem var. Daha önce de Gayrettepe’de de öyle bir hikayem var, çok uzun bir hikaye anlattırdılar bana ama, yani asarlar adamı o ifadeyle, öyle bir ifade aldılar. Şimdi Başkomiser yazdırıyor, polis de yazıyor, beni de sadece tastik ettiriyorlar. “Değil mi, öyle değil mi” diyorlar. “Değil” diyorum, “öyle öyle” diyor, yazıyor. “Değil” diyorum, “öyle öyle” diyor yazıyor. Sonra DGM’ye geldik, Allah’a çok şükür ki o zaman böyle olaylar yoktu. “Ne diyorsun ifadene” dedi savcı, “efendim dedim ben hiç öyle bir şey söylemem zaten, yani çok gergin bir ortam vardı polis yazdı ben de imzaladım” dedim. “Tamam” dedi. “Şöyle biraz oturun dinlenin” dedi, şakır şakır şakır işte takipsizlik kararı kısaca. Herkes, basın hazırlanmıştı beni ordan alıp hapishaneye götürecekler diye heyecanla bekliyorlardı. Biz pür neşe arabaya bindik, çıktık gittik. Tabii takipsizlik kararı aldık. Allah orada korudu. Ama bu sefer 99 işi çok sıkı tuttular. Yani meğerim olayların arkasında bambaşka bir şey varmış sonra. Bir de baktık ki bambaşka bir yapılanmayla karşılaştık. Dev bir yapılanma, dev bir devlet içi yapılanmayla karşılaştık. Ama evvel Allah yine devleti kimse oyuna getiremez, yine devlet bunların oyunlarını bozacaktır inşaAllah, hukukla, kanunla inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Zaten yargılanıyorlar işkence davasında 1000 küsur yılla yargılanıyorlar.
ADNAN OKTAR: Onun için hukuku, hukuk adamlarını çok iyi koruyup kollamak lazım, hakimleri, savcıları yani onların can güvenliklerine çok özen göstermek lazım. Mahallelerinde, mesela mahallenin gençleri de, tamam polis koruması olsun ama halk da korusun, değil mi, evelAllah böyle.
SUNUCU: Hocam, sorularımızla devam edelim mi yoksa, söylemek istediğiniz bir şey var mı? En son soruyla ilgili eklemek istediğiniz?
ADNAN OKTAR: Risale-i Nur’dan anlatayım, hadislerden anlatabilirim. Ama şöyle söyleyeyim ki ahir zamanda iyilerle kötülerin bir mücadelesi olacaktır. Kötüler iyilere karşı atağa geçeceklerdir. Fakat kötüler iyilere atağa geçtiklerinde kendi kendilerini yakarak geçerler. Yani onlar bir ateşe dönüşür. Kendini yakarak karşısındakini yakmaya çalışır ama yakamaz. Karşısındakini sadece aydınlatır o. Ama kendini yakar. Cayır cayır yakar. Kötüler genellikle köpek gibi sürünürler ve çok acı çekerler. Yani fitne, fücur, böyle intikam hissi, kıskançlık, hasetlik onları yakar kavurur ve mutlu olamazlar onlar. Hep azap içindedirler. İyiler mesela hasetliği gördükçe, kıskançlığı gördükçe, tersliklerini gördükçe, onların anormal hareketlerini gördükçe kendilerini daha çok sever, Allah’ı daha çok sever, Cennet’i daha çok sever, Müslümanların, iyilerin kıymetini daha çok bilir. Onun için ters insanlar, ahlaksız insanlar, bozuk insanlar dünyada Müslümanlara mücadele hırsı veren, mücadele azmi veren, Allah aşkını alevlendiren vesilelerdir. Çünkü ahlaksızın yanında ahlaklının değeri olur. Yani ahlaksız, insanın ahlaklı insana karşı sevgi duymasına neden olur. Tuzakçılar, komplocular, oyuncular, iftiracılar, hasutlar, kıskançlar, ağzı bozuklar, kalbi fesatlar, kalbi kararmışlar dünyada daima olacaktır. İyiler de onlara karşı sakince Kuran içerisinde mücadele edeceklerdir. Çünkü anormal varlıkları da Allah yaratır. Şeytanı da Allah yaratır. Yani onlardan hiç telaş etmemek lazım. Yani bir mesela korku filmi seyrediyor insan, tavsiye etmem de, veyahut ona benzer film. Ama bir film seyrediyor nihayet oturduğu yerde. Oradan çıkıp o ona hiçbir şey yapamaz. Bakın Allah diyor ki; “siz iyi olduktan sonra, kötülerin size bir zararı olamaz” diyor Allah. Ama biz mutlaka iyi olacağız. Allah’a mutlaka teslim olacağız. Akıllı olduktan sonra kötü kendi kendini yakan bir mahluktur. Hani var ya bazen tepinir yerlerde, öfkeden morardım der, elini ısırır, elini duvarlara vurur. Kendi kendini yakar. Müslüman da huzur içinde gayet sağlıklı sıhhatli yaşar. Cennette de sonsuza kadar mutluluk içindedir. Beziüzzaman ahir zamanı anlatıyor, evet. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin mühim bir özelliği vardır; İslam’ın dünyaya bu yüzyılda hakim olacağını söylemiştir. “İttihad-ı İslam olacak” demiştir. Şam’da Emevi Camii’nde de bunu açıklamıştır. Birçok yerde açıklamıştır. Ebcedlerle bunu açıklamıştır, hadislere dayaranak açıklamıştır. Dünyanın sonunun da yakın olduğunu, Hicri 1545’te de Kıyamet kopacağını belirtmiştir. Yani Hicri 1400’le 1500 arasında her şey olacak diyor Said Nursi. Ama gerçek Nur talebeleri bunu kabul ederler, ama bir de batıncı Nur talebeleri vardır. Yani Said Nursi mesela diyor ki, “kırmızı“ dedi. “O kırmızıdan kastı o değil” diyor. “Neyi kastetti?” diyor, “masayı kastetti o” diyor. “Evdeki masa kastediliyor orada” diyor. Peki diyorsun “masadan neyi kastediyor”, “orada da yeşil rengi kastetti” diyor. “Onunla hiç alakası yok” diyor. Neye göre, “ben bilirim” diyor. “Ben Said Nursi’nin yanında kalan birisi varmış, bir abi. Ondan duydum” diyor. Said Nursi diyor ki; “bu yüzyılda Mehdi gelecek” diyor, Net açık söylüyor. “Yok öyle bir şey” diyor. “Ne olacak” diyorum, “şahs-ı manevi olarak gelecek” diyor. Peki Said Nursi zat ve şahıs diye onu açık açık belirtiyor, kişi olarak belirtiyor. “O diyebilir de, üslup olarak öyle söylüyor, ama öyle bir şey yok” diyor. Kardeşim şimdi şahs-ı manevi dediğin şey, İslam dünyaya hakim oldu şahs-ı maneviyle. Tamam kabul edelim. İslam aleminin bir lideri olacak mı, İllaki olacak. Bunun adı ne, “o önemli değil canım” diyorlar, “o olur” diyorlar. “Hatta iki üç tane de lider olabilir” diyor. Bak illa hani o oradan çıkacak ya. Halbuki bütün Hadis-i şeriflerde, Said Nursi’nin izahlarında da tek bir liderden bahsediliyor ve talebelerinden bahsediliyor. O zaman sen Bediüzzaman’ı baştan sona yalan söylemekle itham ediyorsun. Demek ki yüzlerce sayfa yalan söylediğini iddia ediyorsun. O zaman Nur talebesiyim demene ne gerek var, de kardeşim, ben kabul etmiyorum dersin Said Nursi’yi. Açıklamalarını da kabul etmiyorum dersin, hadis-i şerifleri de kabul etmiyorum dersin. Yani anormal fakat dürüst olan budur. Hem kabul ediyorum diyorsun, hem kabul etmiyorum diyorsun. Öyle olmaz, evet. Hadis mi okuyayım, Said Nursi’nin izahlarını mı okuyayım Oktar Hocam? İkisini birden, olmaz. Çünkü hadisler daha önemlidir. Bakın diyor ki; “ümmetin beklediği Ahir Zaman’da gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi”, şimdi kardeşim, Ahir Zaman’da gelecek şahs-ı manevinin üç vazifesinden en mühimi mi diyor burada? Ahir Zaman’da gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi mi diyor? Hangisini diyor?
ADNAN OKTAR: Peki şahs-ı manevi diyecek kadar bir aklı yok mu Said Nursi’nin? Yani kalem yok mu, yazdıramıyor mu bunu? Zat dediğine göre zat şahıstır. “Ve en büyüğü ve en kıymetlileri, değerlisi olan iman-ı tahkiki, gerçek imanı neşr”, yani ehl-i imanı delaletten kurtarmak, bu nasıl oluyor? Darwinizmi, materyalizmi yok etmek ile oluyor. İman hakikatlerini anlatmak ve bu konularda konferanslar düzenlemek, sohbetler yapmak, kitaplar yayınlamak, CD’ler yayınlamak, buna benzer her türlü neşr vasıtası ile çalışma yapmak. Bak diyor ki; “o zatın ikinci vazifesi”, burada o zatın mı diyor, o şahs-ı manevinin ikinci vazifesi mi diyor, zatın diyor. “O zat”, onlar da demiyor, “o”, “o zat”. “İkinci vazifesi, Kuran Ahlakı’nın esaslarını ve Peygamberimizin (sav) sünnetini icra ve tatbik etmektir”. Evet, bak, “o zatın 3. vazifesi; Hilafet-i İslamiye’yi (İslam Halifeliği’ni) İttihad-ı İslam’a bina ederek (İslam Birliği üzerine kurarak), İsevi ruhanileri ile dindar Hristiyanlar ve Hristiyan alimleriyle ittifak edip (işbirliği ve dayanışma içerisine girerek) din-i İslam’a (İslam dinine) hizmet etmaktir”. Bakın burada da o zat diyor. Hilafet-i İslamiye, yani İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği. Yoksa yani bizim anladığımız, pratikte uygulanacak olan, birçok devletlerin kendi içlerinde bağımsız olmaları. Kendi rejimini korumaları, fakat bir manevi lidere bağlı olmaları, inşaAllah. Ama Allah’ın Halifesi’dir Mehdi (a.s), Halifetullah, Allah’ın Halifesi, inşaAllah. Halifet-i Resulullah’tır Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer Halifet-i Resulullah’tır. Mehdi (a.s) için Peygamberimiz (sav) özel bir ayırım yapmış, “o Halifetullah’tır” diyor, “Allah’ın Halifesi’dir” diyor. Bir tek ona mahsus olarak, Mehdi (a.s)’ye mahsus olarak. Bunu Berzenci’nin Kıyamet Alametleri kitabında da görebilirsiniz. Bu konulara tabii genellikle Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinden bakmak lazım. Mesela İmam-ı Şarani’nin Ölüm Kıyamet ve Diriliş, tavsiye ederim. Efendim, Kıyamet Alametleri, Resul Muhammed Bin Resul el Hüseyni el Berzenci Hazretleri, Kıyamet Alametleri. Bunlar piyasada çok rahat bulunabilen eserler. Mesela çok önemli şu iki eser; Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir zaman Mehdi’sinin Alametleri. Ali bin Hüsamettin el Muttaki’nin hazırladığı bir eser, özellikle tavsiye ederim. Ahmet İbn Hacer Mekki Hazretleri’nin, Beklenen Mehdi’nin Alametleri El Kavlul Muhtasar FiAlamatil Mehdiyy-ilMuntazar, çok ünlü bir eserdir. Evet, Cübbeli’nin kitaplarında bu hadislerdeki izahların çoğu çıkarılmış, yahut değiştirilmiş oluyor. En doğru olarak buradan bilgi edinebilir kardeşlerimiz. Cübbeli çünkü bir çoğunu çok ciddi şekilde değiştirmiş, bir çoğunu da çıkartmış. Çünkü, yani malum, işine gelmiyor yani herhalde.
OKTAR BABUNA: Zaten siz ortaya koymuştunuz Hocam. Yani mesela hadise vardır diyor, sonra yoktur diyor. Vardır dediğinde de Arapçası ile birlikte söylüyor var olduğunu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi Cübbeli. Cübbeli deyince millet de zanediyor ki ben onu çok önemli bir şey görüyorum. Şimdi o çocuk gibi bir insan zaten, gariban. Öyle bir zihniyet var. Şimdi ben ne diyeyim, bu zihniyet mi diyeyim? İşte biz de onun adını Cübbeli koyduk. Yoksa ne yani adam malum, ortada durum yani. Onunla bizim bir alıp veremediğimiz yok, inşaAllah. Ama hakikaten Mehdiyetin iyi anlaşılmasında olağanüstü faydalı oldu, olağanüstü. O yönü ile tebrik ediyorum. Yani birken, bin oldu, maşaAllah, internet sitelerinde yani adeta bir patlama oldu, maşaAllah.Olağanüstü faydalı oldu, olağanüstü. O yönüyle tebrik ediyorum, bir iken, bin oldu MaşaAllah. İnternet sitlerinde adeta bir patlama oldu maşaAllah. Çok nadir insanlar Mehdi (a.s)’ı biliyorlardı, Türkiye’de şu an bilmeyen yok Mehdi konusunu. Bak diyor ki; “alem-i İslam’ın vahdeti, âlemin birliğini, nokta-i istinat edip (dayanak noktası yapıp) beşeriyeti (insanlığı) maddi ve manevi tehlikelerden ve gadab-ı İlahi’den (Allah’ın azabından) kurtarmaktır”, Mehdi ( a.s) ‘nin vazifelerinden bir tanesi. “Âlem-i İslam’ın vahdetini, birliğini, nokta-i istinat edip”; bir kere bir İslam Birliği oluşuyor Mehdi’nin zamanında. Diyorlar, “Üstad’tan kıymeti daha düşüktür”, sanane yani kıymeti, sen Allah’ın Katı’nda, kıymet tasnifi yapmaktan sen mükellef misin? Üstad çok büyük bir insan. Mehdi olmaması Üstad’ın değerini mi düşürür? Ben mesela Üstad’ın tırnağı etmem ben.Çok büyük bir âlim. Mehdi (a.s) olsa gider elini ayağını öperim. Üstadım olsa onun da elini ayağını öperim Bediüzzaman’ın da. Yani onun değerini niye düşürsün ki? Bu telaş niye?
OKTAR BABUNA: Ayrıca siz daha iyi bilirsiniz, kendisi söylüyor Hocam; “ben onun pişdar bir neferiyim” diyor Hz. Mehdi (a.s) için, kendi ifadesi var.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki; “hem bu üç vazaif (görev) birden şahısta yahut cemaatte” kendi zamanı için diyor, “bu üç vazife birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması” yani kendisinde veya kendi cemaatinde, yani Nur talebelerinde veyahut herhangi bir cemaatte, “bulunması mükemmel olması, birbirini cerh etmemesi (yani birbirine engel olmaması) pek uzak, adeta kabil (mümkün) görünmüyor’’. Mümkün değil Mehdi (a.s) çıkamaz benim zamanımda diyor, imkânsız diyor. “Ta Ahir Zamanda adeta Al-i Beyti Nebevi’nin, Peygamber Efendimiz’in (sav) soyunun, cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hz. Mehdi’de (a.s)’’, şimdi biz Hz. Mehdi (a.s) deyince şahsı manevi mi anlıyoruz? Bakın “o cemaati temsil eden” diyor, cemaatten bahsediyor. “Hz. Mehdi’de ve cemaatindeki şahsı manevi de”, bir şahsı manevi var; bak Mehdi (a.s) var bir, ve cemaati var iki, cemaatinden ve kendisinden oluşan bir şahsı manevi var üç. “Ancak içtima edebilir”, niye böyle, niye ahir zamanda bil bakalım? Niye Said Nursi’nin zamanında olmuyor da, bu asrımızda olmasını makul görüyor Said Nursi? “Ancak bu Ahir zamanda olur diyor”, niye oluyor söyle bakayım. Said Nursi bunu açıklıyor diyor ki, bir; “hürriyetler oluşacak, istimdat kalkacak” diyor. “Bütün dünya hürriyete kavuşacak, fikir hürriyeti olacak” diyor. İki, internet çıkacak, üç, televizyonlar, dört, radyolar. Dünya insanların avucunun içi gibi olacak ve Mehdi (a.s)’nin okulu kurulmuş olacak, Dünya Üniversitesi. Mehdi (a.s) de o üniversitenin başında olacak. Radyodan, televizyondan, internetten bütün insanlığı eğitecek ve ancak böyle mümkün bu. Said Nursi’nin zamanında, Said Nursi gizli olarak, evlerde el yazısıyla Risale-i Nuru çoğaltılıyor. Kaç kişiyi etkileyebilirsin böyle? 100, 1.000, 2.000, 10.000, 100.000 değil mi? Bütün dünyayı etkileyecek Mehdi (a.s). Allah Mehdi’ye (a.s) bir kılıç veriyor; internet. Mehdi’nin (a.s) manevi kılıcıdır. Özel olarak Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. Mesih (a.s) için yaratılmıştır internet. Millet eğlensin diye yaratılmamıştır. Özel dizayn etmiştir Allah. Mucize olarak yaratılmıştır. Televizyonlar Mehdi (a.s) için hazırlanmıştır. Radyolar Hz. Mehdi (a.s) için hazırlanmıştır ve ahir zamanda ancak oluşacaktır diyor Said Nursi Hazretleri. “Ancak içtima edebilir”, toplanabilir diyor. Said Nursi 1960 yılında vefat etmiş, çok muhterem büyük bir İslam Âlimi ama dehşetli bir âlim. Evet, çok büyük bir âlim. 30 yılı hapislerde geçmiştir, çile ehlidir. Dünyadan hiçbir şey istememiştir, evlenmemiştir. Dünyada da malı mülkü olmamıştır. Çok kahraman, güzel talebeleri olmuştur. Nefis bir Osmanlı Türkçesiyle Risale-i Nur Külliyatı diye eserler hazırlamıştır, burada şu gördüğün eserler. İman hakikatlerini çok güzel anlatmıştır. Açık açık söylüyor, diyor; “Ben Hz. Mehdi’nin (a.s) pişdar bir neferiyim, öncüsüyüm ona zemin hazırlıyorum” diyor. Bu Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahibi Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleridir ben değilim diyor. “Nur talebeleri de değil” diyor. “Gerçek sahibi Hz. Mehdi(a.s) ve talebeleridir” diyor. Bunun aksini kimse iddia edebiliyorlarsa bana yazsınlar. Risale-i Nur’da açık geçiyor inşaAllah. Mesela diyor ki Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri; “Maddiyun tabiiyyun tanunu” diyor, Darwinizm ve materyalizm. O zamanki ismi o Osmanlıca’da “Maddiyun tabiiyyun tanunu”. “Taun” veba yani fikir vebası, “beşer içinde intişar etmesiyle” diyor; insanlık içinde gelişmesiyle “her şeyden evvel” diyor bakın, “felsefeyi tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır” diyor birinci görevi. Yani neymiş, Darwinizmi, materyalizmi yerle bir edecek diyor Hz. Mehdi (a.s) İhtiyacı olan bu çalışma için diyor ki; “vakit ve hal böyle bir çalışma için Mehdi’ye (a.s)” sadece vakit değil bak, vakit ve hal, böyle bir çalışma için Mehdi’ye (a.s) müsaade etmez diyor. “Ondan evvel bir taife bu görevi bir cihette göreceklerdir” diyor. Bilim adamları Darwnizm ve materyalizm ile ilgili çalışmalar yapacaklar, araştırmalar yapacaklar, “taife” diyor zaten. “Onların uzun tasdikatı” ve araştırmalarıyla yaptıkları eserleri “hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor Mehdi (a.s). Darwinizm ve materyalizme karşı kitaplar hazırlayacak ama hazır eserlerden derleyerek yapacak diyor. Çünkü “vakit ve hal buna müsaade etmez” diyor. “Bunun için ihtiyacı olan, talebeleri her ne kadar sayıları az da olsalar, bir kısım şakirtlerdir sayıları çok azdır” diyor, “manen bir ordu kadar kuvvetli sayılırlar” diyor. Çok az bir talebe gurubuyla, talebeleri, kendinden meydana gelen de bir şahsı manevisi olacak diyor. Ve ebced ile tarihini veriyor, “benden bir asır sonra gelecek” diyor. Bir de kafası iyi basmayanlar için de olabilir bu sefer de net tarih veriyor diyor ki; “1400 yıl sonra gelecek bir hakikati asırlarına karib(yakın) zannetmişler’’ diyor. Sahabeler bile beklemişler Hz. Mehdi’yi (a.s) diyor. 1400 yıl sonra gelecek diyor. Kaçtayız biz, 1431, o zaman Bediüzzaman’a bir insan eğer inanıyorsa, Nur talebesiyim diyorsa, Hz. Mehdi (a.s) geldi, gelecek değil. Ya Bediüzzaman’ı reddedecekler, hadisleri reddedecekler ya geldiğini kabul edecekler. Dürüst olacaklar, ama kabul etmeyebilir mesela bir insan der ki “ben Bediüzzaman’ı kabul etmiyorum” der, öyle insanlar var, hadis de kabul etmiyor hiç olabilir, o ayrı. Onun inancına saygı duyarız. Ama Said Nursi’yi kabul ediyorum, hadisleri kabul ediyorum fakat Hz. Mehdi de (a.s) gelmedi diyorsa olmadı, o zaman olmadı, yalan söylüyor. “Dünyanın ömrü 7000 yıl” diyor, Resullullah (sav), yani bir takvim olarak veriyor 7000 yıl. İmam-ı Hanbel çıkıyor diyor ki, hadis-i şerif olarak naklediyor, mutlak müçtehid ve mutlak imam, mezhep imamı, “5600 yıl geçmiştir” şeklinde Peygamber’in (sav) hadisi vardır diyor kendi dönemine kadar. Bizzat kendi zamanında söylüyor, “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. 7000’den 5600 çıkarttığımızda ne kalıyor? 1400 kalır. Biz kaçtayız 1431, o zaman Hicri 1500’de ümmetin icabet ömrü bitiyor. Cübbeli’nin kafasının bir türlü almadığı bir şey var. Zannediyor ki biz 1500’de biz Kıyamet kopacak dedik, 1500‘de artık gerileme çağı başlıyor. Yani icabet ömrünün gerileme çağı başlıyor. “1545’de de kıyamet kopacak” diyor Said Nursi. Bak 46 olsa, 1600’e geçiş olmuş oluyor, 1545. “1545’de kıyamet kopacak’’diyor. Belki de 15:45 saati de İstanbul’a göre İnşaAllah. Dolayısıyla bunları anlamazlıktan gelmekten vazgeçecekler, bazı Nur talebesi kardeşlerimiz nihayet gizli de olsa anlamaya başladılar. Fakat buna ne gerek var, gizli anlamaya ne gerek var. Dürüstçe anlayın, arkadaş dersiniz. Bir de tabii cemaat taassubu oluyor, o zaman cemaatten tard edebilirler. Yani dese ki; “bir Üstad açıkça söylüyor Hz. Mehdi’nin (a.s) geleceğini” dese bir daha görüşmezler adamla. İstediği kadar Üstad’ı delil olarak göstersin. İstediği kadar hadisi delil olarak göstersin. Yahut şuna da müsaade etmezler, bakın; “arkadaş; ben böyle bir iddiada bulunuyorum ama, Mehdi’yle (a.s) ilgili Said Nursi’nin izahını okuyabilir miyim dese, buna da müsaade etmezler. Çünkü çok açık, çok sarih anlatıyor, toptan. Benim zamanımda mesela müsade etmiyorlardı. Ya kardeşim ne korkuyorsun okunsun diye yazmış Said Nursi. Yani bunda bir mantık var mı? Geç geç geç oraları geç nereye koyacağız peki? İsa (a.s) bahsini okumak yasak, Mehdi (a.s) bahsini de okumak yasak. Hepsini tenzih ederim de bir kısmında. Nereyi okuyabilirim, işte nereyi okuyorsan oku onun dışında. Olmaz o zaman biz falanca şöyle dedi, filanca şöyle dedi yani hayali hikayelere göre hareket etmeyiz. Üstat bize ne diyor, “benim bütün söylediklerim Risale-i Nur’da” diyor, “benimle konuşmak isteyen Risale-i Nur’u açsın okusun” diyor. Dolayısıyla şundan şunu duyduk bundan bunu duyduk lafı geçerli değil, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz açıklamıştınız Hocam, kendi has talebeleri Seyid Salih ve Sungur Ağabey zaten onlar söylüyorlar hatta Seyyid Salih’in başına vurarak söylemiş Üstad “ben göremeyeceğim ama sen Mehdi’yi (a.s) göreceksin” diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Seyyid Salih Özcan Hocamız geçenlerde bir haber göndermişti, söylemiştim. “Hocanıza ısrarla söyleyin Mehdi (a.s) çıktı” demiş. 3 kere tekrar etti diyor, kardeş giden kardeş. Yalan bir söz söyleyemeyeceğim belli çünkü Salih Hocamız yaşıyor, yani yalan söyleyemem. Ondan haber getiren kişiye 3 kere söylemiş bak Mehdi (a.s) çıktı bunu Hocanıza söyleyin demiş, inşaAllah. Var bir bildiği demek ki. Demek ki bir tam kanaati gelmiş. Görmeden duymadan söyleyemeyeceğine göre, demek ki görmüş ki söylüyor. Biz de tahminle söylüyoruz, Allahualem çıktı inşaAllah. Cübbeli ben göremedim diyor. Senin göremeyeceğin zaten kaderinde var. Sen zaten göremeyeceksin.
OKTAR BABUNA: Bir de kendisi söylüyor Hocam zaten, çıkarsa diyor “korkarım ki bu o değildir derim” diyor.
ADNAN OKTAR: Diyor zaten benim çekindiğim o diyor “Mehdi (a.s) çıkacak, fakat ben anlayamayacağım Mehdi’yi (a.s)” diyor, konuşması var. Bu o değil derim diyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Bidatlere diyor değil mi, açık açık söylüyor. Dolayısıyla bak Allah ona hissettirmiş. Dolayısıyla onun kaderinde Mehdi’yi (a.s)anlamak yok. Mehdi (a.s) çıksa da o göremeyecek, anlayamayacak. Onun için kaderine uymuş oluyor inşaAllah. Bana bir soru sor bakalım.
SUNUCU: Soralım, “selamlar öncelikle iyi yayınlar diliyorum. Adnan Bey dinine çok bağlı ve hak yolunda bir insan olarak görünüyor. Türkiye’deki Aleviler ve Alevilik hakkındaki düşüncelerini öğrenmek isteriz ben Alevi bir Türk genciyim. Halkın genel algısı, halkın Aleviliğe bakış açısısını ve Adnan Bey’in kendi düşüncelerini paylaşması konusunda desteğini rica ediyoruz”, Gökçegül Kaya.
ADNAN OKTAR: Ali Haydar, Haydar-ı Kerar, değil mi? Esedullah, “Allah’ın arslanı”nı sevenlerin diğer adı da Aleviliktir. Allah aşıklarının diğer adı da Aleviliktir. Sevgi, şefkat, sevgi insanlarının diğer adı Aleviliktir. O anlamda bütün İslam alemi Alevidir. Hz. Ali’yi sevmeyen zaten Müslüman değildir bana göre. Yani sevmiyorsa Müslüman değildir. Hz. Ali’yi de seviyorsa zaten Alevidir. Dolayısıyla Alevi demek Mehdi (a.s) aşığı demektir, Mehdi (a.s) talebesi demektir. Çok muhterem ve mübarek insanlar demektir. Sünnisiyle Alevisiyle hepimiz tek bir vücuduz, tek bir kardeş topluluğuz. Her biri birbirinden güzel insanlar. Bektaşilerde öyle aşk insanı, gönlü Allah aşkıyla doludur. Kalbi Allah aşkıyla doludur. İnsan sevgisi, hayvan sevgisi, bitki, sevgisi. Hacı Bektaş’ın resim. Dolayısıyla Alevilere öfke duyanlar, Şiilere, Caferilere öfke duyanlar hatta pırasa gibi doğramaya kalkanlar sapkın yolda olan insanlardır. Allah’ın tertemiz kullarını asmaktan kesmekten doğramaktan bahsediyorsa bir insan o insan hastadır normal bir müslüman bunu söylemez. Değil mi ? Normalde bir insanını söyleyeceği söz değildir. Yani dengeli bir insanın söyleyeceği bir söz değildir. Dolayısıyla da kaile alınmaz. O tip sözler kaile alınmaz.
Bismillah. Yusuf Suresi. Yusuf biliyorsun güzellerin en güzeliydi muhteşem güzel, çok yakışıklı aslan olan bir delikanlıydı kadınlar onun güzelliğinden nefesleri kesiliyordu. Kadınlar onun güzelliğinden ellerini kestiler değil mi? Meyve keseceğim diye ellerini kestiler ve kadın da ona Hz. Yusuf’a yaklaşmak istedi hatta tecavüze kaltı kendince. O aslanlar aslanı o nur ondan kaçındı. Yarabbi dedi ben hapse razıyım bunları bana yapmasınlar dedi. Ben zina istemiyorum , gayri meşru bir ilişki istemiyorum Ya Rabbi dedi. Bakın bir kere zinayı kabul etmediği için 7 yıl hapis yattı. Benim aslanım. 7 yıl. Allah ona peygamberlik mertebesi verdi. Manevi derinlik verdi. Bakın iffet abidesi. Görüyor musun aslanımı benim maşaAllah. Abide derken yani temsilen, temsili onu temsil eden bir varlık inşaAllah . Baksana o kardeşlerinin sahtekarlığına, sahtekarlık demeyeyim de Allah affetsin çünkü o zaman affetmiş Hz. Yusuf bizde affediyoruz. Allah affetsin. "Dönün babanıza ve deyin ki: '-Ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın kollayıcıları değiliz." Bakın görüyormusun. Şimdi asrımızda da bu var. Buyrun iftirayı. Yani o devirde de var. Ve müslüman olduğunu iddia ederek iftira atıyorlar. "İçinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. Biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz." Halbu ki doğru söylemiyorlar. “Ve onlardan yüzünü çevirdi “ diyor babaları. "Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım". Çok seviyor Yusuf, Hz. Yusuf’u “ gözleri üzüntüsünden ağardıkça ağardı ve yutkundukça yutkunuyordu” bu doğru değildir işte Kuran bunu eleştiren bir uslubla Cenab-ı Allah açıklıyor. Bak üzüntü neye sebep oluyor görme gücünü kaybediyor. İnsan Allah esirgesin yani tamamen çöker bakın görme gücüne kadar etki ediyor beyne etki ettiği için değil mi bak “ gözleri üzüntüsünden ağardıkça ağardı ve yutkundukça yutkunuyordu”. Sinirden ve üzüntüden yutkundukça yutkunuyordu. "Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın." Bakın görüyormusunuz. "Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın." Kuran buna işaret ediyor işte. “Sonunda kahrından hastalanacaksın” Demek ki psikolojik üzüntüler korkular bunlar haram müslüman bunu yapmayacak. Bunun sonucunda hastalık olur. Hastalık olur. Helake uğrar hatta ölürsün diyor. “Helake uğrayanlardan olursun.” “Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum.” O zaman işte vay romatizmaların tuttu diyerek gidip ona buna bağırarak falan anlatanlar var ya işte çok perişan haldeyim . Öyle olmaz. Hastalık doktora söylenir. Oturup orada burada mahalle sohbetlerinde hastalık anlatılmaz. Tedavi amaçlı söylenir. Yani çözüm bulmak için söylenir bunun dışında söylenmez. "Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (etraflıca araştırma yapıp) bir haber getirin” Yusuf ve kardeşi aynı zamanda Mehdi’ye ve Hz.İsa ‘ya bakar. Yani temsili olarak ona bakar. Bir yönüyle. “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” yani “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin”. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez”. İslam bu yüzyılda dünyaya hakim olmaz dedin mi ne olur?
ADNAN OKTAR: Ümit kesmiş oluyorsun. Bakın İslam dünyaya bu yüzyılda hakim olmaz dedin mi karşılığı ayet ne? “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez” Allah’ın rahmetinden umut kesmez.” diyor Allah. Doksanda soruyorlar “ Sen gerçekten Yusuf musun?” Mehdi de bu şekilde tanınacaktır inşaAllah. “Sensin öyle mi” dediler “Ben Yusuf’um” Bu Yusuf kelimesinde de tabii bir işaret var. Onu da sonra bir ara söylerim. Yani Yusuf isminde de bir işaret var. “Bu da kardeşimdir.” Bak diyorki, dediler ki “ Allah adına hayret” hayret ediyorlar. “ Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip seçmiştir. “ Mehdi’yi de Allah o dönemde hiç ummadıkları bir insanı Allah seçecektir Mehdi olarak. İnsanlar hayret edeceklerdir. Bak diyor ki, dediler ki “Allah adına hayret Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip seçmiştir.” Hayret ediyorlar. Niye seni seçti acaba? Mehdi (a.s.)’a da hayret edecekler, niye Allah bu insanı seçti acaba diye. Bilmiyorlar, yani neden olduğunu. Allah’ın sırrını bilmedikleri için, ona hayret edecekler. Bak Aslı Hanım görüyor musun? Güzel ahlaka bak. “Dedi ki: “Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur.” Kardeşlerini hemen affediyor. Öldürmeye kalkmışlar, ne diyor? “Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur.” Hemen affediyor, İslam’daki affediciliğin sınırlarını görüyor musun genişliğini? Kuyuya koymuşlar, artık ölecek orada, Allah vermesin, “ Sizi Allah bağışlasın...” diyor. Güzel dua ediyor. “O, merhametlilerin en merhametlisidir.” Allah, sonsuz merhamet sahibidir. “Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün.” Şimdi, burada da Mehdi (a.s.)’a bir işaret vardır. Mesela ne vardır? Peygamber (s.a.v.)’in gömleğini giyecektir Mehdi (a.s.). Değil mi? Ona bir işarettir. “...babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin.” Mehdi (a.s.) üzerinde o gömleği gördün mü, bütün insanların gözü görür hale gelecek. En kör gözler açılacak, manen kör gözler, Kuran buna da işaret ediyor. “Kafile (Mısır’dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum." Demek ki Hz. Yusuf (a.s.)’un o güzel kokusu, birçok yerde insanlar tarafından hissedilecek. Neye bakıyor? Mehdi (a.s.)’nin de güzel bir kokusu olacağına işaret ediyor, inşaAllah.
SUNUCU: “Siz, röportajlarınızda Cennet’teki eşyaların, hayvanların ve bitkilerin şuurlu olduğunu anlatmıştınız. Şunu merak ediyorum. Acaba Cehennem’de de Allah’ın inkarcıları azaplandırmak için yarattığı her şey şuurlu olacak mı? Ellerinizden öpüyorum.” Naciye Gürel, İzmir.
ADNAN OKTAR: Bunu dün sormuşlardı. Evet, ama hayır var. Bak her seferinde ayrı bir cevap veriyorum, daha gelişmiş cevap veriyorum. Cehennem’in taşı, adam yaklaşırsa Cehennem’in taşı ona vurur, iter. Cehennem’in suyuna yaklaştığında, Cehennem’in suyu onu yakar ve ona ters cevap verir. Yani onun canını yakar. Garip sesler, korkutacak ses çıkartır. Onun huzurunu bozar. Cehennem’de her şey insanın aleyhinedir, bütün cisimler. Hayvanlar mesela, insanlarında aleyhinedir. Oradaki her insan birbirini kovalar. Kim kimi oraya düşürdü, herkes birbirini döver Cehennem’de. Sürekli dövme ve kavga vardır. İşte o, onu oraya düşürdüğünü iddia eder, o onu düşürdüğünü. Çeteler oluşacaktır Cehennem’de de, kavga çeteleri. Herkes, tuttuğunu, birbirini dövecek orada. Cehennem azaplarından bir azaptır bu. Cennet’te de her şey şuurludur. Mesela Cennet’teki balık, suyun içinden çık desen gelir, uç dersen uçar, analatabildim mi? Konuş benimle dersen konuşur, git yine yüz dersen, yine yüzer. Mesela herhangi bir vasıta, onu söylemenle o anda oluşur. Aynı rüyadaki gibi. Rüyada da insan nasıl aklından geçirdiğini hemen oluşuyor, değil mi? Mesela uçmak istiyor insan, hemen anında uçuyor. Hiçbir şeye de ihtiyacı olmuyor, yani kanada da ihtiyacı olmuyor. İstediği kadar yükselebiliyor. Birçok insan görür rüyasında. Hiç gördün mü sen?
SUNUCU: Yo, normal yani normal, hiç öyle kollarını açmadan, normal yolda yürüyormuşsun gibi uçuyorsun.
ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. İşte, Cennet’teki sistemi Allah burada gösteriyor, aynısıdır, aynısıdır. Mesela koyun ile kuzuya dersin gel buraya dersin kerata, gelir. Ne yapıyorsun diye sohbet eder, şirin hareketlerle falan. Özel, insani, çok güzel mükemmel mimikleri olacak hayvanların, İnşaAllah. Kelebekle de konuşursun, gel otur dersin, oturur konuşur. Mesela git bir şey al bana dersin, alır getirir, kuşa da istediğini söylersin, yapar. Çok eğlencelidir Cennet. Yani müminin nefesini kesecek bir sistem vardır. Bir de diyor ki Allah, her istediğinizi yaratacağım, canın ne istiyorsa, neden hoşlanıyorsa. Araba ise araba, uçak gibi bir şey ise, ondan hoşlanıyorsa o. Yani dünyada yapmak istenip de yarım kalan, hoşuna giden ne varsa hepsi olacaktır. Ama mesela rüyandaki arabanın da benzini oluyor, ama benzinsiz gidiyor aslında değil mi, motoru yok ama, sen motoru ile gitti zanediyorsun rüyanda ama motoru ile gitmiyor o. İşte Cennet’tede öyledir. Arabaların, istersen motoru olur, ama motorsuz gider. Benzini de olur, ama benzinsiz gider. Mesela iç organlar olmayacaktır, ama istersen olur. Mesela Cehennem Ehl-i’nin iç organları vardır, bağırsakları vardır. Sırf canını yakmak içindir. Çünkü fizik kanunları tamamen değişiyor. Allah diyor, yepyeni bir yaratılış ile yaratacağım diyor. Çekirge sürüsü gibi toptan, hep birlikte kalkacaklar diyor insanlar. Mümin olanlar da, sadece ön kısımlarında ve sağ yanlarında ışık olacak diyor Allah, müminlere mahsus. Bir de yanlarında onların mihmandarı var. Yani oraların ne olduğunu, nereye gitmesi gerektiğini, yol gösterten bir mihmandarları var her müminin yanında. Bir nurdan elbise ile kapanıyor müminler. Yani cinsel organları falan kapalı oluyor, vücudu kapalı olacak, yüzleri açık. Yani nur gibi bir kıyafet. Onu Ahiret’te göreceğiz, bilmiyoruz. Ama küfür, tamamen anadan doğmadır, çırılçıplaktır, her şeyleri ortada. Hatta soruyorlar, diyorlar, insanlar birbirlerinin orasına-burasına bakar mı falan, öyle bir canın derdine düşerler ki diyor Resulullah (s.a.v.), yani aklının ucundan dahi geçmez diyor. Yani o azabın ve korkunun şiddetinden öyle kanı-iliği çekilir ki diyor, aklının ucundan dahi geçmez diyor. Zaten toz, pislik, rezalet bir şey ile kalkacaklar. Gözler mor, yani tamamen mor, evet. O durumda zaten başı derdinde, değil mi.
Her güzel huylu insanın, mutlaka düşmanları olur. Her güzel ahlaklı insanın düşmanı olur. İblisler onun karşısına dizilirler, onun moralini bozmaya, kızdırmaya kalkarlar falan, o mümini açar. Müminin böyle şevkini, heyecanını, azmini, güzel ahlaka olan isteğini daha da biler ve bereketini arttırır, nur getirir mümine. Eğer onlar olmazsa, gıdan eksik olur. Yani onlarla mümin güçlü buluyor, münafığa ihtiyacı vardır, aşağılık adamlara da müminin ihtiyacı vardır. Onlarla kıyaslar kendini, güzelliğini daha çok güzel görür. Ayna gibi yani değil mi? Çünkü, mesela bir elması alsak, kumların arasına atsak, elmas parçasını, hadi bul desek, bulamazsın, kaybolur. Siyah bir kadifenin üzerine elması koyarsın, yukarıdanda bir ışık verirsin, cayır cayır parlar. Bakarsın, dersin bu çok yüksek kıratta bir elmas, değil mi, çok kaliteli bir elmas. Neye göre? O siyah kadifeden dolayı. Karanlığın içinde, aydınlık çok güzel görülür, karanlıkta ışık çok güzel görünür. Onun için seni saran karanlıklar, senin nurunu arttırır, değerini arttırır. Efendim, Vakit Gazetesi’nin yarınki sayısında, gördüğüm kadarı ile yine herhalde aynı ilan var gibi, evet. Samimi olmaya davet ediyoruz diyor. Güzel, tabii, hepimiz samimi olacağız inşaAllah, herkes samimi olacak. Ondan sonra, ama buradaki bilgiler çok hayati bilgiler, önemli bilgiler ve doğru bilgiler inşaAllah. Evet, gerektiği kadar gösterdikse artık indiriyorum. Tamam, hadi bakayım.
Evet. Efendim, şu kitabı aç, bundan bana bir sayfa ver. Tamam, evet. Mehdi (a.s.) diyor, bu yüzyılın başında çıkması konusu. Enes Malik’ten tahric etti. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu. Dünya’nın ömrü, ahiret günlerinden 7 gündür, Allah-u Teala buyurdu ki, Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir. Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah-u Teala onun için gündüzleri oruçla, gecelerini de ibadet ile geçirmişçesine şu Dünya’nın 7000 yıllık ömrü müddetince sevap yazar. Yine bu tarz hadisleri peş peşe vermiş. Buradan, işte 5600 yılı da geçtiğine göre, Dünya’nın ömrü anlaşılmış oluyor. Evet, bir sayfa daha aç ver. Evet, Kerem Bozkurt, Yozgat’tan yazmış, ayet, Enam Suresi, 8. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve derler ki: "Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" Madem Peygamber (s.a.v.) diyorlar, bir Melek indirsin, görelim diyorlar. “Eğer bir Melek indirilseydi...” diyor Cenab-ı Allah, “...elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.” Mahfederdim onları diyor Allah. Cübbeli ne diyor, bir Melek gelecek, bu Mehdi (a.s.)’dır diye başının üzerinden ona işaret edecek diyor. Bu manevi alemdedir, Melekler alemindedir. Mehdi (a.s.)’nin başında Melekler göründü mü, görünürse herkesi mahveder Allah. Yani bu bir felaket haberidir. Bu, bu bir felakettir yani, Allah vermesin. Bu Kıyamet anında inecektir Melekler. Bak diyor ki Cenab-ı Allah, diyor ki, “Eğer bir Melek indirseydi,...” ve görünür halde, görünmez halde zaten şu anda da var Melekler yanımızda. Benim sağımda, solumda şu an var. Senin de var, kardeşimin de var, herkesin var, ama görünmez. Rivayette kastedilen, görünmeyen Melekler Mehdi (a.s.)’dır diye işaret eder. Melekler alemine onu söylüyor. Cinlere ve şeytanlar alemine, hepsine söylüyor. “ Ve derler ki:”Ona bir Melek İndirilmeli değil miydi?” Mehdi (a.s.)’da diyor ki, biz diyor Mehdi (a.s.)’ye soracağız diyor. Yani bir kuş indir diyeceğiz diyor, yani tabii soracaklar, bir Melek de var olması gerekiyor üzerinde, değil mi, sarığın üzerinde Melek olması gerekiyordu, nerede diyecekler. Yani Cübbeli bunu savunuyor. Yani biz soracağız diyor, Melek nerede? O göstermesi gerekir Meleğin Mehdi (a.s.)’yi diyor, bu Mehdi (a.s.)’dir diye diyor. Melek olmazsa biz inanmayız diyor, değil mi? Bak diyor ki, “ Ve derler ki: ”Ona bir melek indirilmeli değil miydi? Eğer bir melek indirseydi,...” diyor Allah. “...elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.” Göz açtırılmaz ne demek biliyor musun? İflahınızı keserim diyor Allah. Mahvederim sizi diyor öyle bir şey olursa. Demek ki, Cübbeli’nin bu sözü yanlış, Kuran ile çelişiyor, inşaAllah.
1400 yıldan beri Dünya, bu kadar büyük, bu kadar kapsamlı bir fitne görmedi diyor, 1400 yıldan beri. Aslında dünya tarihi böyle fitne görmedi. Hz. Adem (a.s.)’den itibaren, Darwinizm gibi, Dünya’ya, bütün Dünya’ya, 7 milyar insana, yahut artık o zaman kaç milyarsa, şu an 7 milyarı buldu değil mi, bu kadar insanın %90’ınını Ateist yapan bir sistem Dünya’da hiç olmamıştır. Bu kadar kapsamlı fitne görmedi, bu asrın deccaliyeti Darwinizm, Materyalizm’dir, deccal fitnesidir. Kastedilen deccal budur zaten. Bilimsel görünüm adı altında Dünya’da muazzam bir dinsizlik ve ateistlik yayılmıştır. Ama diyor, Harun Yahya Hocamız’dan Allah razı olsun, materyalizmi ve Darwinizm’i perişan etti, doğru. Şu an materyalizm ve Darwinizm can çekişiyor. Her başlarını kaldırışlarında, Hocamız ilmi, mantıklı delillerle onları darmakeşan ediyor, doğru. Değil mi, kapı paspası gibi böyle, evvelAllah, dümdüz ediyoruz. Allah bütün Müslümanların ve Harun Yahya Hocamızın yardımcısı olsun diyor. İnşaAllah, amin, inşaAllah .
Ona karşı Al-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine, Peygamberimiz (s.a.v.)’in nurani soyuna bağlanan, bak Peygamberimiz (s.a.v.)’in nurani soyuna bağlanan ehl-i velayet (velilerin) ve ehl-i kemalin (kamil iman sahiplerinin) başına geçecek, lider olacak, Al-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani, nerede burada şahs-ı manevi? Bak, Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani, bak bir zat, bir rakamı. Hani şahs-ı manevi, bir, rakam bir, zat, nurani, nurlu bir şahıs o Süfyan’ın şahs-ı manevisi olan cereyan-ı münafıkaneyi (münafıklık akımını) etkisiz hale getirip, dağıtacaktır. Yani bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün ve komünistlerin ve ateistlerin düşüncesini etkisiz hale getirip, dağıtacaktır. Bak Hz. Mehdi (a.s.)’ın Ehl-i Beyt’ten olduğunu bildiriyor bir kere. Şahs-ı manevi Ehl-i Beyt’ten olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz tabii ki Hocam.
OKTAR BABUNA: Denmez inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani Peygamber (s.a.v.)’in neslinden seyyidler vardır. Bir insan seyyid ise o kişi seyyiddir, o şahıs seyyiddir. İnşaAllah, Şahs-ı manevi seyyid olmaz. Muhammed, Hz. Mehdi (a.s.) isminde bir Zat-ı Nurani şeklinde isim bildiriyor. Muhammed Hz. Mehdi (a.s.) Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’a Resulullah (s.a.v.) yoluyla verdiği isimdir. Muhammed Mehdi (a.s.) ismini, Şahs-ı manevi’nin ismi olamaz. Şahsa verilmiş bir isimdir. Bir Zat-ı Nurani diyor, burada bir kelimesi de, zat kelimesi de Bediüzzaman’ın tek bir şahıstan bahsettiğini gösteriyor. Başa geçecek, münafıklık akımını etkisiz hale getirip, dağıtacak diye bildiriyor. Ateist, materyalist, Darwinist sistemi dağıtacak ve lider olup, başa geçecek bir şahıs olduğunu bildiriyor. Çok açık, evet.
OKTAR BABUNA: Bir tavşanı evlat edinen bir kedi var, gösterelim mi Hocam?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, bir tavşanın annesi bir hafta sonra ölüyor Hocam inşaAllah. Bu tavşan yavrusu.
OKTAR BABUNA: Evet, onun annesi ölmüş, kedi alıp onu diğer yavrularının yanına götürüyor.
OKTAR BABUNA: Neyse gidiyor diyor, ondan anne şefkati gördü diyor yavrucak.
ADNAN OKTAR: Ekip süt içme faslındalar. Ama annesi de çok titiz maşaAllah. Bak onu manevi evlat edinmiş maşaAllah. İşte ahir zamanda bu olacak. Normalde kedinin ona saldırması lazım, parçalar normalde, şefkat, yiyeceğim ben bunları. İşte bu ahir zaman özelliği. Mehdi (a.s.) devrinde, vahşi hayvanlar böyle birbirlerine güzel davranacağı, birbirlerine karşı saldırganlığın kalkacağı hadislerde var.
SUNUCU: Bu arada ufak bir hatırlatmam olacak. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamız’ın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Yarın bizi 21.00 ile 23.00 saatleri arasında Gaziantep Olay TV ve Tempo ekranlarından izleyebilirsiniz. Bu günlük yayınımız bu kadar. Eklemek istediğiniz bir şey var mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Eklemek istediğim, Allah milletimize sağlık, selamet, güzellik, huzur, iyilik, nezafet, sevgi, barış nasip etsin. Allah Türk İslam Birliği’ni en kısa sürede görmeyi hepimize nasip etsin. İnşaAllah. Dünyada da ahirette de inşaAllah birlikte oluruz, hep birlikte inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...