SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bir Adnan Oktar ile Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Bu akşam Kanal 9 ve Kral Karadeniz ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyeceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini size söylemek istiyorum. Radyolarımız Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Güneydoğu Radyo 99.6, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya. İnternet sitelerimiz www.haberhilal.tv, www.harunyahya.tv . Hocam nasıl başlamak istersiniz? İsterseniz yine sorularımızı sona, sözü de size bırakalım.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam nasıl uygun görürseniz.
SUNUCU: Ayşegül Çayırgan’ın sorduğu soruyu okuyorum. “Hocam birkaç gün önce Mısır’da kiliseden çıkan 6 tane Hıristiyan üzerlerine ateş açılmak suretiyle öldürüldüler, bütün Batıdaki gazeteler ve radyolarda bu olay Müslüman bir ülkede geçtiği için olumsuz şekilde işlemeye başladılar. Rusya hükümeti konu ile ilgili bir açıklama yapmıyor bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Şimdi son zamanlarda bir kısım Hıristiyan arkadaşlarımız kardeşlerimiz Müslümanları tarih içerisinde de son zamanlarda da böyle kan dökücü, zalim, böyle olay çıkaran, işte demokrasiyi hakkı hukuku dinlemeyen insanlar gibi göstermeye pek meraklılar. İşte geçmişteki savaşlardan örnekler veriyorlar. Eğer geçmişteki savaşlardan örnek verecek olursak mesela özellikle Amerikalı Protestan kardeşlerimiz böyle konuşuyorlar. Evanjelikler Hiroşima’da bir anda onbinlerce insanı katlettiler. Nagazaki’de bir anda onbinlerce insanı katlettiler. Orada Müslümanı da vardı, Hıristiyan da vardı her dinden insan vardı. Peki bu hangi hukukla oluyor bu, değil mi, birçok ülkede kan döktüler. Afganistan’da kan döktüler, Irak’ta kan döktüler. Hangi hukukla yapıldı bu değil mi yani Müslümanlar bunu işte bu İncil’e uyanlar böyledir. Hıristiyanlar böyledir, kan dökücüdür şeklinde yorumlamadı. Biz dedik ki bu mason ruhudur dedik. Masonluğun bir gereğidir, Müslüman olmayan Hıristiyan da olmayan dinsiz imansız adamlar bunu yapıyor dedik. Hiçbir şekilde biz bunu Hıristiyanlığa mal etmedik. Mal etme demeyim Allah affetsin, öyle demeyeyim de Hıristiyanlığı sorumlu tutmadık bu konuda. Dolayısıyla Hıristiyan arkadaşlarımızda bir olay olduğunda Müslümanlığı bundan sorumlu tutmaları yanlış olur. Bu alışkanlıklarından vazgeçecekler. Kuran’da tamam savaş vardır fakat can mal ırz güvenliğine saldırı olduğunda nefsi savunma vardır. Yani adamın evine gelmişler, silahla baskın var camı çerçeveyi indirmişler, kurşun sıkıyorlar adam ne yapabilir böyle bir durumda? Mahkemeye mi versin onları yani ne yapması gerekiyor kaçsa kaçamaz değil mi? Yapılacak şey nedir, canını kurtarmaktır, nefsi müdafaadır. Nefsi müdafaa da yapılacak şeyler vardır mesela insanlar önce bir havaya ateş ediyorlar, tehdit ediyorlar, havaya ateş ediyorlar, olmazsa işte canının fazla yanmayacağı şekilde veyahut ölmeyeceği şekilde onu yaralayarak durdurmaya çalışıyorlar. Bu nefsi savunmadır bu, başka bu dünyada bunun yolu var mı? Yani ani bir saldırıda başka bir yolu var mı, kaçamadığına göre? Peki bunda ayıplanacak günah hata olarak görülecek ne yön var? Müslümanlar o dönemde müthiş baskı görüyorlardı. Muazzam zulüm görüyorlardı. Hendek içine konup yakılıyorlardı petrolle. Ne yapsın, ne yapması gerekiyor? Gece yarısı baskın var, adam kılıçla gürle mızrapla gelmiş baskına, hoş geldiniz, gelin buyurun çay içelim mi diyecekler? Ne desinler, değil mi? Tabii ki kendilerini savunuyorlar, savunurken de can kaybı olabilir yani bu anormal bir şey değil. Çünkü zaten karşı taraf senin canını almaya gelmiş yani o tam üsturuplu olarak kendini o anda savunması çok güç olur. Yani toplu saldırı da yani adamı ben bayıltayım, etkisiz hale getireyim, o zamanın şartlarında zaten bayıltıcı bir imkan da yok. Ne yapabilirler? Dolayısıyla bu konuda Müslümanları ayıplamak çok yanlıştır. Eleştirmek çok yanlıştır, onlar kendi kendilerini eleştirsinler. Yapılanlarda en ufak bir hata yoktur. Yani Peygamber efendimiz (sav) zamanında hiçbiri atak savaşı değildir.
OKTAR BABUNA: Sayı orantısızlığı da var, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve hep affetmeye yöneliktir. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah aşırı gitmeyin. Dururlarsa siz de durun diyor Allah ayette ve esirleri salın diyor Allah ve esirlere güzel davranın diyor. Ne kadar güzel bir izah bu, ne kadar insancıl bir izah, bir cinayet olduğunda diyor ki Allah, cinayet bakın kısas sizin hakkınızdır diyor, idamdır cezası cinayetin. Ama affederseniz diyor sizin için daha hayırlıdır diyor. Müslüman affı seçeceğine göre çünkü daha hayırlı olanı seçeceğine göre o zaman nedir? Burada şefkatin, merhametin, sevginin en yükseğini görmüş olmuyor muyuz? Cinayet gibi böyle muazzam bir zulmü affetmek ne demektir? Allah affetmek daha hayırlıdır sizin için diyor, dolayısıyla İslam dini şefkat merhamet ve sevgi dinidir. Ama İncil de böyledir. Tevrat da böyledir. Yani muharref halinde bile yine o öğeleri o güzel yönleri muhafaza etmiştir. Dolayısıyla yani Müslümanları orada burada provoke edip, öldürüp, asıp kesip ondan sonra bir olay 3-5 psikopatın da yaptığı olayı Müslümanlara mal etmeye kalkmak... Bundan vazgeçecekler. Bu çok yanlış bir şey. Bir de bu cinayeti işleyenlere biz bakıyoruz ki İngiltere’de eğitim görmüşler ya da Amerika’da eğitim görmüşler. Darwinist materyalist eğitimden geçmişler, böyle tasavvuf terbiyesi almış, aklı başında veyahut bir nur talebesi düşünelim hiç dünyanın herhangi bir yerinde bir nur talebesinin bir cinayete adının karıştığı görülmüş mü? Değil öyle yaralamaya adı karışmış mı? Milyonlarca nur talebesi var, asla yapmazlar. Mesela bir Sufinin bir tarikat mensubunun farz edelim yurt dışında Şaziiler var Nakşiler var yurt dışında, bu insanlardan hiç böyle bir şeye rastlıyor muyuz biz veyahut bir fıkıh aliminin fakihin değil mi? Güzel Ehl-i sünnet terbiyesi almış bir alimin bu tarz bir şey yapmış olduğunu görmüş müyüz? Görmemişiz. Kimlerde görmüşüz İbni Miskeveyhçi, Darwinist, materyalist, evrimi savunan, sosyalizme sempatisi olan, Che hayranı, Ho şi mi hayranı, Lenin’in düşüncelerini İslam’la bağdaştırmaya çalışan böyle aşağılık kompleks içinde olan tipler, dolayısıyla bunları bir ayrı tutmaları lazım. Biz gerçek Müslümanları kastediyoruz, gerçek Müslüman her zaman için şefkatli, merhametli ve sevgi dolu olur.
Size Kuran’dan bir ayet okuyayım. Rum Suresi, Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla, Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı.” Rum diyarı Rum diye nereye diyorlardı eskiden? İstanbul. “Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı.” Yani İstanbul’daki Darwinistler ve materyalistler, ateistler mağlup oldu. Ebcedi kaç? 1980. Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini veriyor net. Herkes baksın harf harf tam net 1980. “ Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Birkaç yıl içinde.” Bakın, “Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır.” Yani mutlak güç Allah ‘a aittir. “O gün mü'minler sevineceklerdir.” Kaç ebcedi? 2010 bakın, “Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve, “O gün mü'minler sevineceklerdir.” Ebcedi tam 2010.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Kuran’la Mehdiyet o kadar içiçedir ki yani Kuran’da dev bir konu olarak işlenir Mehdiyet. Yusuf kıssasında Mehdiyet anlatılır. Kehf kıssasında Mehdiyet anlatılır. Süleyman kıssasında Mehdiyet anlatılır. Kuran’ın bütününde Mehdiyet birçok yerde görülür. Ve dünya hakimiyeti ile ilgili çok fazla ayet vardır. Bu ayetlerde de bunu görmek açıkça mümkündür. Mesela Kasas Suresi 5: “Biz ise yeryüzünde güçten düşürülenlere” hapsedilmiş, ezilmiş, iftiraya uğramış, her türlü zorluğa girmiş müminlere, “lütufta bulunmak, onları önderler yapmak” dünya hakimi yapmak yani Türk İslam Birliği, “ve mirasçılar kılmak istiyoruz.” Ebcedi kaç, Oktar Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet bak bunu bildin. Önderler ve mirasçılar kılmak kelimesinin ebcedi de 2021’i veriyor. Dünya hakimiyeti inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hep ilgili ayetler Hocam. 20-30 senelik döneme geliyor ebcedleri maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.” Furkan Suresi 56. Bak; “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik”. Uyarıp korkutucu. Allah’tan korkun diyor, tebliğ yapıyor. Ebcedi 1981 yılını veriyor. Sure numarası 25, ayet numarası 56. 1956 zaten “münafıkane sistemin yıkılış tarihi”dir diyor Said Nursi. “Yıkılışının başladığı tarihtir” diyor. “Artık ondan sonra sürekli bir tırmanış olacaktır” diyor. 25 ile 56’yı çarptığımızda ne yapıyor?
ADNAN OKTAR: Hicri 1400 verir. Miladi 1981 veriyor evet. “İşte biz böyle yeryüzünde Yusuf’a” Hz.Yusuf (a.s)’a “güç ve imkan (iktidar) verdik” yani dünyaya lider yaptık diyor Cenab-ı Allah. Ebcedi kaç? 2017.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, İslam’ın hakimiyeti inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Taha Suresi 123: “Kim benim hidayetime uyarsa” diyor Cenab- Allah, Hadi ismini tecelli ettirirse yani Mehdilik yaparsa, İslam’ı dünyaya yayarsa inşaAllah hidayetime uyarsa, “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” Şaşırıp sapmamak Mehdi(a.s)’in bir özelliğidir inşaAllah. Mutsuz olmaz ebcedi kaç? 1982. Bu kadar tevafuk olur mu?
ADNAN OKTAR: Bir harikuladelik yok mu bunda? Bakın diyor ki Taha Suresi 135: “Sonunda dümdüz dosdoğru yolun sahipleri kimlermiş?” Yani Kuran’ın sahipleri, İslam’ın sahipleri kimlermiş? “Ve doğru yola ulaşan kimlermiş?” Doğru yolu tam oluşturan, güzel ahlakı, sevgiyi, barışı oluşturan kimlermiş? “Pek yakında öğreneceksiniz?” 2023 ebcedi hesaplasınlar. “Ve onları Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık.” Tebliğciler yaptık. “Ve onlara hayrı kapsayan fiilleri namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik, onlar bize ibadet edenlerdi.” Enbiya Suresi 73. “Ve onlara hayrı kapsayan fiilleri namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik.” Ebcedi 1984. “Hani Allah Peygamberlerden kesin bir misak almıştı” diyor Cenab-ı Allah Al-i İmran Suresi 81’de. Bütün Peygamberler zer aleminde daha dünya gelmeden Allah katında; daha öncede söylemiştim, tek bir an vardır. Tek bir an içerisinde biz sonsuz öncesinde de vardık Allah Katında. Kal-u bela denen, insanlar daha dünyaya sunulmadan önce Allah Peygamberlerin hepsini topluyor ve onlardan bir söz alıyor. Diyor ki: “Andolsun size kitap ve hikmetten verip” size kitap da vereceğim diyor ve hikmet de vereceğim diyor. “Sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde” birisi gelecek diyor. Sizin kitabınız hangi kitapsa mesela; Kuran’sa veyahut Tevrat’sa, İncil’se o kitabı tasdik edecek diyor. Böyle bir elçi gelecek diyor. “Ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız” diyor Allah emir veriyor. Bakın: “Ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.” “Demişti ki: bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?” diyor Allah. Yani bu sözü, bu ağır yükü aldınız mı diyor. Onlar Cenab-ı Allah’a evet diyorlar, ikrar ettik diyorlar. Yarabbi kabul ettik diyorlar. Bizim Peygamberimiz (sav) de dahil. Hz. Muhammed (sav), İsa(a.s), Musa(a.s), İbrahim(a.s), Nuh(a.s). Ayet var hepsinden biz Allah söz aldık diyor. Bak: “Senden İsa(a.s)’dan, Musa(a.s)’dan, Nuh(a.s)’dan ve İbrahim(a.s)’dan” hepsinden söz almıştık. Evet bir başka ayet de... “Öyleyse şahit olun Ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım demişti.” Bakın şimdi: “Sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde.” “Sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde” yani Kuran’ı doğrulayan. Kuran’a uyan bir elçi, bir tebliğci, bir mürşid, bir Mehdi(a.s) geldiğinde. Ebcedi kaç? 1956.
ADNAN OKTAR: Yani Risale-i nur külliyatının serbest bırakıldığı tarih. Ve Said Nursi diyor: “nifak sisteminin artık gerilemeye başlayacağı tarihtir” diyor. “Bundan sonra artık gerileyecektir” diyor. Bu tarihten sonra. Bunu kaç yıl önce söylüyor? 60-70 yıl önce söylüyor. “Öyleyse şahit olun Ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım.” Ayetin bu kısmı ise miladi 1994 yılını veriyor. Mehdi (a.s)’in faaliyet yıllarını veriyor. Çünkü şimdi bakın Cenab-ı Allah diyor ki Peygamberimiz(sav)’e bir elçi gelecek. İsa(a.s)’ya da diyor bir elçi gelecek. Nuh(a.s)’a da diyor. Musa(a.s)’ya da söylüyor. Ve Hz. İbrahim(a.s)’e de söylüyor, hepsine söylüyor. Hepsi Yarabbi kabul ettik diyorlar. Elçi geldiğinde biz yardımcı olacağız. O Mehdi(a.s)’a, o mürşide yardımcı olacağız. Şimdi bütün Peygamberler geldi. Ayetin ikinci anlamı olarak Peygamberimiz (sav)’in yardım ettiği bir elçi olmadı. Allah Peygamberimiz (sav)’den söz aldı. Ama bir elçiye yardım etmedi. Musa(a.s) ve İsa(a.s)’da da böyle bir şey yok. O zaman bu kim? Hz. İsa (a.s) geldiğinde Hz. İsa (a.s)’a biz soracağız. Bu ayette sen söz verdin diyeceğiz değil mi? Allah nebisi diyeceğiz. Sen bir söz verdin. Ki sen O’sun inşaAllah diyeceğiz. Sen kime yardım edeceksin diyeceğiz. Allah’a verdiğin biz söz var. Kime yardım edeceksin? O da diyecek ki: Mehdi(a.s)’a yardım edeceğim diyecek, inşaAllah. Ayetin bir işareti de budur işte inşaAllah. Çünkü yemin etmişler Allah’a yardım edeceğiz diye. Beraberinizdekini doğrulayan; Kuran’ı Mehdi(a.s) doğruluyor mu? Doğruluyor. Kuran’a tabi mi? Tabi değil mi? İsa (a.s)’a sorulduğunda; kime sen yardım edeceksin dendiğinde Mehdi(a.s)’dan başka kimse yok. Zaten ona yardım ediyor. Yani geliş amacı İsa (a.s)’ın bir amacı da bu. Onun veziri olarak geliyor zaten. Bakın Mehdi(a.s)’ın büyüklüğünü buradan anlayabiliriz. Hz. İsa(a.s) gibi ulül azm Peygamber, dünyadaki en büyük dinin Peygamberi, Mehdi(a.s)’a vezir olarak gönderiyor Allah. O yüzden Mehdiyet Kuran’da çok kapsamlı geçen bir konudur. Çok çok kapsamlı geçen bir konudur. Fakat Mehdi(a.s) vahiy almadığı için, mucizede göstermeyeceği için bu onun makamını daha da yükseltir. Çünkü mucize olduğunda daha kolaydır imtihan. Çok daha kolaydır. Çünkü Cebrail (a.s)’ı görüyor, vahiy alıyor, mucize gösteriyor bunda kolay. Mehdi (a.s)’da bu olmayacağı için yüksek makamı. Hatta Berzenci hazretleri diyor ki: “Hz. Ebubekir (ra), Ömer (ra)’dan dahi daha üstündür” diyor Mehdi(a.s). Bu Ehl-i sünnet kaynaklarında. Berzenci’nin bu eserini alırsa çok iyi olur kardeşlerimiz. Çünkü burada çok kapsamlı izahlar var. “Ehl-i beytim” diyor “benden sonra çetin bir bela ve tedridle karşılaşacaklar.” Çok baskı görecekler inşaAllah. “Allah Konstantiniye’yi, İstanbul’u çok sevdiği dostlarının elleriyle fethedecek.” Bunu manen fethedecek. “Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak.” Yani grip, nezle değil bunlar. Mühim hastalıklarda Allah şifa verecek. Hayret edecek olaylar olacak yani mucize tarzında yani geçmeyeceği zannedilen hastalıklar geçecek. Buna dikkat çekiliyor. Sen ne diyorsun?
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, söylemiştiniz. Üstad da, “en büyük bir müçtehid, mürşid, kutb-u azam” diyor Mehdi (a.s.) için inşaAllah, “en büyük” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. “En büyük bir müceddid, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da ehl-i beyt-i nebeviden olacaktır” diyor. Evet mesela “onun açık düşmanları fukaha olacak,” cahil Hocalar, bazı cahil Hocalar. Diyor ki mesela; “dini Resulullah (sav) zamanında olduğu gibi aynen tatbik edecek. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak.” Bakın, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, Şii, Sünni, bütün mezhepler kalkıyor. Sadece onun anlatımına uygun sahabe dönemindeki gibi bir din anlayışı hakim oluyor. Hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak” diyor. Bunu Peygamberimiz (sav) söylüyor. “Düşmanları ehl-i içtihad alimlerinin mukallitleri olacak.” Yani bazı mezheplere uyan bazı kişiler onun düşmanı olacak diyor. “Çünkü onlar Mehdi (a.s.)’nin mezhep imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde” yani kendi mezheplerine ayrı, mezheplerine ayrı bir hüküm verdiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklar,” çünkü hepsinin mezhebine aykırı olacak, “fakat karşı da gelmeyecekler. İlim kılıncından çekindikleri için ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler. Onun açık düşmanları fukaha olacak.” Yani Hocalar, bir kısım cahil Hocalar. “Çünkü halk arasında bir imtiyazları kalmayacak. Hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Bu imamın gelişiyle alimlerin hükmündeki anlaşmazlıkları da giderilecek... Şayet elinde ilim kılıncı olmasaydı fakihler onun ölümüne fetva verirlerdi.” Yani müthiş nefret edecekler diyor, cahil Hocalar onlardan. Yani yobaz takımı, ahir zamanın yobazları, Mehdi (a.s.)’den nefret edecekler diyor. Komplolar hazırlayacaklar, oyunlar hazırlayacaklar, yani sinsice, sezdirmeden, bizim alakamız yok diyecekler ama birçok pisliğin, birçok ahlaksızlığın içinde onlar olacaklar. “Lâkin Allah, onu kılınç ve cömertliğiyle hakim kılacak” yani ilim kılıncı bu, ilimdir, “cömertliğiyle hakim kılacak, ondan hem çekinecekler, hem de bir şeyler umacaklar”diyor. Cenab-ı Allah’ın Resulu (s.a.v.). “Onu en çok Kufe’deki arifler sevecek.” Şiiler daha çok sevecekler onu diyor. Kufe’dekiler Şii’dir genellikle. “Çünkü hakiki Mehdi (a.s.) olduğunu ancak onlar anlayacaklar. Onlar onun veziri olacaklar. Her bakımdan yardımına koşacaklar.” “Allah haklarında şöyle buyurmuştur” diyor talebeleri için; ““Allah’a verdikleri sözlerinde durmuşlardır.” Ahzap Suresi, 23.” Ahzap Suresi’nin 23. ayeti onlara bakar diyor. “Allah’a verdikleri sözlerinde durmuşlardır.” “Ne var ki yardımcıları Arap olmayacak.” Ne olacak? Türk olacak. Arap’tan başka Türk var inşaAllah ve işte diğer kavimlerden, “...diğer milletlerden olacak.” Bak “kendi cinslerinden olmayan, Allah’a hiç asi gelmemiş bir hafızları bulunacak.” Allah’a hiç karşı gelmemiş bir hafız. Kuran’ı ezberden bilen, Allah’a hiç asi gelmemiş bir hafız. Masum. Bu kim olabilir, bir Peygamber olabilir. Çünkü Peygamberin dışında herkes masum değildir, değil mi? Mehdi (a.s.) ahkamda masumdur. Ama mutlak masumiyet Peygamberlere mahsus. “Ki” diyor. “Ki, o vezirlerin gözdesi, güvenilen kimselerin en emin olanı olacak.” Bak “o vezirlerin gözdesi,” baş vezir ve “güvenilen kimselerin en emini olacak.” Yani en çok Mehdi (a.s.)’nin güvendiği kişi olacak. “Şeyhi Ekber’in bu açıklamasının İsa (a.s.) olduğunu gösteriyor” diyor. “Çünkü Peygamberden başka hiç kimse masum değildir. Öyleyse gözde veziri ancak Hz. İsa (a.s.) olur. Mehdi (a.s.)’nin günahsızlığına gelince o da onun hükmündedir. Nitekim müteakip beyanlar da bunu göstermiştir.” Ama ahkamda. Çünkü Mehdi (a.s.) yanlış bir şey de yapmış olsa o doğru oluyor. Allah’ın hikmeti. Adamlar hata yaptı diyorlar, mutlaka doğru oluyor. Yani mümkün değil ahkamda masum olduğu için. Mehdi (a.s.)’nin birçok özellikleri var. Basiret sahibi, İlahi Kitap’ı anlıyor, İlahi Kelam’ın manasını biliyor. Tayin edeceği kimselerin durumlarını, hal ve hareketlerini iyi biliyor. Öfkelendiği zaman bile merhamet ve adaletten ayrılmıyor. Varlıkların sınıflarını biliyor. İşlerin girift taraflarını biliyor. Efendim, bir “Peygamber (sav) onu vasfederken, “benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek” demiştir. Bundan anlıyoruz ki o şeriat sahibi değil, şeriata uyandır” yani Kuran’a uyandır. “Aynı zamanda da günahtan da masumdur. Buradaki masumdan murat hükümdeki masumiyettir.” “İnsanların ihtiyacını iyi anlayacak” diyor, sekizinci özelliği. Dokuz, “Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunacak” yani Kuran’dan gelecek ile ilgili Allah’ın bildirdiği, hadislerden bildirilen olayları bilecek. “Mehdi (a.s.) kıyas etmeyecektir.” Kıyas kullanmıyor “çünkü kıyas birçok meselelerin meydana gelmesine intaç eder ki bu kulları zor duruma sokar. Oysa İslam’da esas olan tahviftir.” Mehdi (a.s.) kolaylaştırıcı olacak yani dinde tahvife gidecek, tahviftir. “Bu sebepleki Resulullah (sav) şöyle buyururlardı: Size terkettiğim hususlarda beni başbaşa bırakın.” Yani ben bir konuda hüküm getirmediysem, Allah bana bir ayet getirmediyse, bana soru sormayın. “Öyleyse fazla hüküm ve teklif gelmemesi için kendisine çok soru sorulmasından hoşlanmazdı Peygamber.” Mehdi (a.s.)’de böyle olacak yani tahvif yanlısı. Kolaylaştırmadan yana olacak. Kuran’a tabi, sünnete titiz, fakat kolaylaştırıcı. “İşte bu dokuz hasletin Mehdi (a.s.)’de bulunması gerekir” diyor. “Peygamberimizin (sav) sağlığında sadece Mehdi (a.s.)’nin yanılmayacağını beyan etmiş ve diğerleri hakkında sükut buyurmuşlardır.” Yani diğer gelecek bütün eşası, yani bütün kişilerde hata yapabilirler fakat Mehdi (a.s.) için değil. “Mehdi (a.s.), Ebu Bekr (r.a.) ve Ömer (r.a.)’dan da üstündür. Hz. Ebubekir (r.a) dediler ki,” Hz. Ebubekir’e soruyorlar. “O Mehdi Hz. Ebubekir ve Ömer’den daha mı üstün olacak? Bazı Peygamberlerden bile üstün olacaktır diye cevap verdi.” diyor. Peygamberimizin (sav) bildirdiği bir bilgiyi aktarıyor. Bakın bazı Peygamberlerden bile üstün olacaktır. Hz. Mehdi (a.s) ’a Ebubekir (r.a) ve Ömer (r.a) üstün olamaz diye vadid olmuştur hadisi şeriflerde. Suyuti hadis imamı. “El Urfivirlisi der ki: Sahih bir isnaddır.” Sahih bir hadistir. “Mehdi (a.s) verdiği hüküm de masumdur, Peygamberlerin izindedir, asla yanılmaz. Bu vasıfla şüphe yok ki Hz. Ebubekir (r.a) ve Hz. Ömer (r.a) da yoktur. Yukarıda arz ettiğimiz dokuz haslet bugüne kadar hiçbir din liderinde bulunmamıştır. Bu bakımdan Mehdi (a.s) onlardan üstündür diyor.” Fakat diyor vahyi müşahade ve sahabelik yönünden de” sahabeler üstünden, yani gözleriyle görüyorlar, sahabeler muhteliftir diyor yani, bu Mehdi (a.s)’nin zaten elinde değil o. Yani vahyi müşahade etmiyor, Peygamber’de de görmemiş, sahabesi olamamış o yönden üstündürler diyor. Ama bu yönden yani o genel anlamda üstündür diyor Mehdi (a.s). Onun için Mehdilik Said Nursi Hazretlerinin yüzlerce sayfa uzun uzun anlattığı çok hayati bir konudur. Ve Kıyamet’te çok yaklaştığı için, birçok Müslüman kardeşimiz bu konuya karşı duyarsızlar ve anlamazlıktan geliyorlar. Üstad’a bu kadar sıkı sağlam bağlanan insanlar bile, Üstad’ın bu kadar açık sarih ifadelerinden anlamazdan gelip, bu konuyu ört bas etmek istiyorlar. Veyahut bu konuyu anlattırmak istemiyorlar. Yani bunda nur talebesi kardeşlerimiz şüpheye düşsünler, burada bir gariplik var yani niçin anlattırılmasın? Niçin çekiniyorlar ki? Üstad bu konuyu çok iyi bilen bir insandır. Mehdi (a.s)’ı bizzat görmüş, onunla konuşmuş, fiziki olarak da görmüş, faaliyetlerini de görmüş bir insandır. Ve görmediğini de anlatmıyor. Yani anlattığı bilgilerin vasfını incelediğimiz de bunu görüyoruz.
OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam, ben görmediğim bir şeyi söylemiyorum dediğini Üstad’ın.
ADNAN OKTAR: Bir kere ben bir alimi abartmam. Gerçekten öyleyse, o şekilde mükemmel bir alimse alim derim. Yani benden hiç gördünüz mü başka bir kişiyi abarttığımı? Yani neyse o, hakkını verip tam doğrusunu söylüyorum. Mesela İmamı Rabbani mükemmel bir insan, güzel. Ama Bediüzzaman, en azgın dönemde, küfrün en azgın, Darwinizm’in en azgın olduğu dönemde gelmiştir. Ve dine İslam’a çok büyük katkıda bulunmuştur. Din ve İslam’ın anlatım şekli, klasik geleneksel anlatımlardı. Mehdiyet’in zeminini hazırlamıştır. Yani Mehdiyet’in kapısını sonuna kadar açmıştır ve çok büyük bir kolaylık sağlamıştır Mehdi (a.s)’a. Mehdiyet onun üzerine bina edilecek yani Risale-i Nur Külliyatı’nın oluşturduğu zemin üzerine bina edilir. Ve o yüzden de diyor Said Nursi, bu Risale-i Nur Külliyatı’nın diyor, bu kitapların gerçek sahibi ben değilim diyor. Nur talebeleri de değil diyor, kimdir o zaman? Mehdi (a.s) ve şakirdleridir diyor. Bak bu hayır böyle değildir diyen kimse gördünüz mü? Diyemezler çünkü net ifade var. Bakın diyor ki: “Ona karşı” diyor yani deccaliyete, Darwinizm’e, materyalizme karşı,”Ehl-i Beyt-i Nebevinin silsile-i nuranisine bağlanan, Peygamberimizin nurani soyuna bağlanan, ehl-i velayet velilerin ve ehl-i kemalin, kamil iman sahiplerinin başına geçecek, Al-i Beyt’ten Peygamberimizin neslinden Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani,” Kardeşim etmeyin, yapmayın nerede burada şahs-ı manevi? Bakın diyor ki, Ali Beyt’ten Peygamber Efendimizin (sav) soyundan şahs-ı manevi olur mu? Yani seyyid şahs-ı manevi var mı dünyada? Şu mantık mı şu yani? Bu şahs-ı manevi seyiddir denir mi? Peygamber Efendimiz’in soyundan denir mi? Değil Peygamber Efendimizin (sav) soyundan. “Ehli Beyt’ten Muhammed Mehdi adında bir zat.” Bir rakamı ve zattı nurani. Bir zat deyince sen ne anlıyorsun, şahs-ı manevi mi anlıyorsun, şahıs mı anlıyorsun?
ADNAN OKTAR: Kardeşim öyle bir hale getirdiler ki, insan yani kendinden şüphe ediyor acaba ben mi yanlış anlıyorum gibi. Bakın “zatı nurani, bir zatı nurani, bir şahıs, o süfyanı şahs-ı manevisi olan ceyranı münafıkane, münafıklık akımını, öldürüp etkisiz hale getirip dağıtacaktır.” Yani Darwinizm’i, materyalizmi, dinsizlik akımını darmadağın edip bırakacaktır diyor. Bakın Şualar’da yine sayfa 442. Anlamıyorum bilmiyorum yok. “Ahir zamanın o büyük şahsı” O, büyük, şahsı. Şahs-ı manevisi mi diyor, şahs-ı mı diyor burada?
“Al-i Beyt’ten (Peygamberimizin soyundan) olacak.” Peki şahs-ı manevi Peygamber soyundan olur mu? Yani nur talebesi kardeşlerim hepsini tenzih ederim yani bunu bana anlattırtıp böyle, bundan da daha ben hala anlamıyorum diyenler varsa, benim söyleyecek bir sözüm yok. Bakın “O zat” diyor, “o zat.” Şahs-ı manevi mi o zat?
“O taifenin uzun tetkikatı” O topluluğun uzun araştırmaları ile yazdıkları eseri, kendisine hazır bir program yapacak. Yani, Darwinizm ve materyalizme hazır kitaplardır, hazır eserlerden çalışmalar yapacak, bir külliyat hazırlayacak, eser hazırlayacak. Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak Mehdi (a.s). Yani Darwinizm’i, materyalizmi yıkacak. Bakın “bu vazifenin istinad ettiği, dayandığı kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas, sadakat, tesanüd, dayanışma sıfatlarına. Bak ihlas, samimiyet, sadakat ve dayanışma sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdler” öğrencileridir. Tam sahip olan bir kısım şakirtler, öğrencileridir. “Ne kadar az da olsalar”, bakın bak, bir şahıs var, bir de talebeleri var, değil mi? Burada şahs-ı manevi ayrı. “Manen bir ordu kadar”, bakın ne kadar da az da olsalar diyor, az sayıdalar bir kere, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar”. Şimdi Mehdi (a.s) var, talebeleri var, tabii bundan da bir şahs-ı manevi oluşur. Ama ileride gelecek diyor Said Nursi, bu çok önemli. “Ben de onlara demiştim, ben kendim seyyid, Peygamberin soyundan bilmiyorum.” Ben seyyid değilim diyor. yok diyorlar, sen seyyidsin. Niye yalan söylesin, ne zoru, ayrıca diyor Said Nursi, seyyid olanın, ben seyyid değilim demesi haramdır diyor. Seyyid olmayanın da yani iki türlü de yani. Seyyidim demesi veyahut seyyid değilim demesi ikisi de haramdır diyor. Yani seyyid ise seyyidliğini kabul edecek, değilse de değil diyecek, yani yalan söylemeyecek, bu haramdır diyor. Buna rağmen bu insanın yalan söylediğini söylemek ne kadar ayıp, ne kadar vicdansızca bir hareket. “Bu zamanda nesiller bilinmiyor, ben diyor kendimi seyyid bilmiyorum, halbuki” bak halbuki diyor, “ahir zamanın o büyük şahsı”, şahs-ı manevisi demiyor, o büyük şahs-ı ali beyt’ten Peygamberimizin ailesinden, seyyid olacaktır diyor. Bu açık değil mi bu? Bakın diyor ki yine, “o ileride gelecek acip bir şahsın”, ileride gelecek, şimdi değil, ileride gelecek, acip bir şahıs, bir şahıs, şahs-ı manevi değil, bir hizmetkarı, onun hizmetkarıyım ben diyor ve ona yer hazır ediyorum diyor, zemin hazırlıyorum diyor ve “dündarı, önceden gelen takipçisiyim” diyor ve “o büyük kumandanın”, kumandan kaç tane olur? Bir tane olur değil mi? “Pişdar bir neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum”. Yani onun öncü bir askeriyim diyor. Barla Lahikası sayfa 162. Yok o öyle demek istemedi, sen anlamadın diyor, bir sorun falan abiye diyor, o size anlatsın diyor. Kardeşim yani aklından eğer ciddi bir problemin yoksa bir insanın bunu anlar, başka bir şey yok yani. Kendi adıma diyorum yani. Değil mi?
Ama bir kısım insanlar da ön yargıyla baktığı için anlamayabilirler, o ayrı mesle. Bakın ahir zamanın en büyük fesadı zamanında elbette en büyük bir müçtehid, en büyük bir müceddid, din yenileyicisi, mezheplerin üstünde, bakın en büyük müceddid olunca ne oluyor? Bütün mezheplerin üstünde oluyor. Hem hakim, bak Said Nursi sürekli mahkumdu, bu hakim olacak diyor, değil mi, adaleti ayakta tutacak bir sistemin içinde bu kişi. “Hem mürşit, hem Mehdi, hem kutbu azam olarak bir zatı nuraniyeyi”, bak bir zat-ı nurani, şahs-ı manevi yok burada. Gönderecek ve o zat, on üçüncü tekrarı, bakın o zat, o zat kelimesini on üçüncü kere tekrarlıyor Mehdi (a.s) konusunda, ehli beyti nebevinin, Peygamberimiz soyundan olacaktır. Bakın ahir zamanda hayatın geniş dairesinde, bak Risale-i Nur’un, Risale-i Nur’un asıl sahipleri, asıl sahipleri yani diyor yani Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, ne zaman, ahir zamanda diyor, benden sonra, kendisinden sonra. “O daireyi genişlendirir, o tohumlar sümbüllenir, biz de diyor mezarımızdan bakar, Allah’a şükrederiz diyor, mezarından bakacağım diyor, şükredeceğim diyor. Ama bakın Üstad’ın bunu bu kadar açıklamasına rağmen, bunu anlamazdan gelen nur talebeleri, Said Nursi’nin ahir zamanda, Ahiret’te karşılaşacaklar, değil mi? Mahşerde karşılaşacaklar, yani Cenab-ı Allah’ın huzurunda. O zaman nasıl açıklayacaklar bunu? Bu kadar açık olmasına, Kuran bu kadar üstünde duruyor, Kuran şiddetle işaret ediyor. Şiddetle işaret ediyor, bütün alametler oluşmuş, değil mi? Ahir zamanın bütün şahısları zuhur etmiş, topalı zuhur etti, efendim Süfyan zuhur etti, değil mi, efendim kenani zuhur etti, İstanbul’daki o meşhur yobaz Hoca, o da zuhur etti hepsini görüyorlar. İslam’ın yükselişini de görüyorlar, adım adım gittiğini görüyorlar, buna rağmen anlamazlıktan gelirlerse sorumlu kendileri olur. Anlaşılamayacak bir şey yok bunda. Bir de bu konunun okutulmaması da çok acayip bir şey, niye çekiniyorlar? Okutulsun, durum değerlendirmesi yapsınlar, Üstad bu riskli olsa, koyar mı Risale-i Nur Külliyatı’na? Hayır mahsurlu gördüklerini zaten koymuyorlar Risale-i Nur’a, okumayın diyor. Mahsurlu olanı okutturmuyor. Ama bunu koymuş okuyun diye koymuş yani. Açık anlamı.
SUNUCU: O zaman ben size sorayım, şimdi tam şekillendiremedim, şahıs, şahs-ı manevi ve seyyid üçünü de.
ADNAN OKTAR: Şöyle, seyyid Peygamber Efendimizin (sav) soyu yani Peygamber Efendimizin (sav) soyunun büyük bölümünü şehit ettiler fakat şehit edilemeyen tek bir evladı kaldı ondan onun soyu devam etti. Hz. Hasan (ra) ve Hüseyin (ra), Hz. Ali (ra)’a dayanıyor yani, Hz. Ali (ra) Fatıma annemizle (ra), Peygamber Efendimizin (sav) kızıyla evlendi, onun soyu. Ben de seyyidim, Peygamber Efendimizin (sav) soyundanım.
ADNAN OKTAR: Evet, onlara seyyid deniyor, evet. Şahıs da tek bir kişiyse şahıs deniyor ama mesela Türkiye Büyük Millet Meclisi var, toplanıyorlar, onlara Büyük Millet Meclisi’nin bütün uygulamalarının toplamına şahs-ı manevi denir, şahs-ı manevisi yani onun toplam uygulamasına denir. Veyahut mesela bir üniversite var, bir üniversitenin çıkarttığı bütün kitaplar, çalışmalar, faaliyetler o üniversitenin şahs-ı manevisini oluşturur. Yani genel uygulaması. Mesela bir Türkler’in bir şahs-ı manevisi vardır, Türkiye’nin hizmetleri vardır bu bütün hizmetlerin toplamı. Burada Nur talebesi kardeşlerimiz diyorlar ki ahir zamanda Mehdi (a.s) gelmeyecek bir şahs-ı manevi vardır. Yani bizler yani Nur talebelerinden oluşan ve Bedüzzaman’ın talebelerinden oluşan kişilerin oluşturduğu hizmetlerin toplamına Mehdi (a.s) denir diyorlar. Yani o, Bediüzzaman dahil, şu ana kadar değil mi bu yıllara kadar yapılan faaliyetlerin tamamı zaten Mehdiyet’tir bu diyorlar ve dolayısıyla Mehdi (a.s) diye bir şahıs zuhur etmeyecektir, Mehdi (a.s) diye bir tek bir zat gelmeyecek... Böyle bir şey yok. Bu şahs-ı maneviyi kastetmiştir Said Nursi diyorlar. Ama buradaki anlatımlarda benden sonra gelecek diyor ve Risalei Nur’u en iyi o anlayacak ve talebeleri anlayacak diyor ben onun öncü askeriyim diyor ve ona zemin hazırlıyorum diyor onun zamanında İslam dünyaya hakim olacak, Hazreti İsa (a.s) inecek, Hz. İsa (a.s) onun arkasında namaz kılacak diyor. Hıristiyanlık’la Müslümanlık birleşecek diyor, tek din İslam kalacak diyor. Bunlar oldu mu? Olmadı. Hakim olacak diyor, Said Nursi hiç hakimlik yaptı mı? Hakimlik görevi yaptı mı? Said Nursi hakim diyor, en büyük hakim diyor, en büyük müçtehid en büyük müçtehid diyor. Mezhepleri kaldıracak diyor Said Nursi. Kalktı mı mezhepler ? Mezhepler ayrı ayrı peki o zaman bu yalana ne gerek var. Kardeşim ben imanın zayıf inanamıyorsun, yani Mehdi’nin (a.s) geleceğine inanamıyorsun o zaman Allah’a dua et. O zaman şahs-ı manevi değil ben bilmiyorum dersin Allah biliyor dersin. Ben anlıyorum Said Nursi’nin ne demek istediğini ama ben bu konuda bir yorum yapmak istemiyorum diyebilirsin bir insan. İmanı zayıf olabilir. Çünkü Said Nursi diyor. İmanı zayıf, enesi kavi imanı zayıf bir kısmı da diyor inkar cehtine gitmişlerdir diyor. Reddederler diyor. Hatta Nur talebelerinin bir kısmı bu inkar için bazı yöntemler geliştirmişler. Şart-ı muallakla konuşmuştur Said Nursi diyorlar. Şart-ı Muallak yani şu şu şu şartlar oluşursa Mehdi (a.s) çıkar yoksa çıkmaz. Dolayısıyla da şartlar oluşmadığına göre Mehdi (a.s) da çıkmamıştır diyorlar. Bu da ayrı bir ekol bu samimiyetsiz bir ekol. Said Nursi’nin öyle bir sözü var belirli bir şey için. Mesela diyor ki, şu yılda bir ferec olacaktı diyor fakat şartlara uymadıkları için ferec olmadı diyor. Yani bir kurtuluş olacaktı. Geçmiş bir vakit için. Ama Mehdi (a.s) konusu hadise dayalı bir konu. O bir evliyanın görüşü düşüncesi, veli olan. Bu bir hadise dayalı değil ama bu ama bu hem Kuran’a hem hadise dayalı Muhbir-i Sadık’tan Peygamberden (sav) ihbar var diyor. Haber var, Peygamber (sav) söylüyor bunu diyor. Ben söylüyorum demiyor ki, şart-ı muallağa bağlı olsun. Peygamber sözü şart-ı muallağa bağlı olur mu? Mehdi (a.s) çıkacak dedin mi çıkar. Muhbir-i Sadık ne demek? Sadık Muhbir yüzde yüz çıkacak demek. Deccal çıkacaktır dedi mi mutlaka çıkar. Mesela Kuran’da Allah ihbar ediyor değil mi? Allah Muhbir-i Sadık’tır. Sözünde durandır. Ne diyor Cenab-ı Allah? Kıyamet kopacak. Değil mi? Peygamber Efendimiz (sav) için de Muhbir-i Sadık deniyor. Tabii Allah’ın verdiği bilgiye dayanarak, Allah’tan aldığı bilgiyle söylüyor Peygamber. Şart-ı Muallak olur mu Peygamber sözü? Peygamberin (sav) sözünü açıklıyor Bediüzzaman ve çok net konuşmuş. Tarih vererek konuşuyor yüzlerce sayfa vererek söylüyor. Ama bir nezaketinle olarak tabii girişinde diyor ki, beşer diyor bütün bütün yoldan çıkmazsa eğer çabuk Kıyamet kopmazsa diyor Cenab-ı Allah vaad etmiştir Mehdi (a.s) zuhur edecek diyor. Ama bu bir velinin bir üslubudur, yani giriş üslubudur. Kıyamet çabuk kopmadığına göre beşer de bütün bütün yoldan çıkmadığına göre demek ki şartlar da oluşmuş o yönden de... Bir de onu söylerken herhalde Üstad böyle imanı zayıf olanları da düşünerek söyledi onu, yani böyle açmaza düşecek tipler için söylemiş olabilir.
Hani belki Kıyamet kopar o yüzden de Mehdi (a.s) çıkmaz, beşer bütün bütün yoldan çıktı, bu yüzden Mehdi (a.s) çıkmaz gibi bir düşünceyle belki Mehdi (a.s)’ı beklemekten vazgeçecek tiplere, dinden imandan çıkmasınlar diye bir dinlenme aralığı yapmış olabilir Said Nursi bir ihtimal. Ama bu hadise dayalı ve net konuşuyor bu konularda. Ama bir de bu şu şekilde, yani burada bir nezaket de var tabii. Cenab-ı Allah’a karşı da bir nezakettir bu . Yani inşaAllah, Allah-u alem anlamında diyor, beşer bütün yoldan çıkmazsa kıyamet kopmazsa Allah’ın izniyle Allah-u alem. İnşaAllah. O anlamda söylenmiştir bu. Yoksa Peygamberin (sav) sözünün çıkmaması diye bir konu olmaz. Değil mi? Yani açık açık söylemiş Peygamber, Ehl-i sünnet’in ve Şia’nın net kanaati olan ve Hanefi, Hambeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde aksini savunan kimse yok. Mesih (a.s)’ın çıkması Kuran ayetiyle sabit zaten, açık.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. 15O’den fazla alamet zaten oldu artık yani olup olmaması da tartışılmaz ki inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi o zaman Said Nursi yüzlerce sayfa boşa anlatmış anlamına geliyor bir kere bu şart-ı muallak lafından vazgeçecekler. Yani bu çok samimiyetsiz bir izah. Vali sözü değil bu Peygamber sözü. Yani o girişteki o söze o kafaları takılmış olabilir. Yani beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa Kıyamet kopmazsa. Her ikisi de olmadığına göre değil mi? Öyle bir bahaneye sığınacak durumları da yok. Kıyamet kopsa başlasa tamam Mehdi (a.s) hakikaten gelmeyecek diyebilirdik. Kıyamet kopmadı beşer de bütün bütün yoldan çıkmadı imanlı insanlar İslam’a Kuran’a açıklar yani dinlemiyorum demiyor insanlar. Değil mi? Böyle bir bahane de yok. Dolayısıyla o şart-ı muallak olarak düşündükleri o konuda oluşmamış şu an. Ki halbu ki, Bedizüzzaman bu konudan söz ederken Allahualem diyerek söz ediyor. Yani Allah doğrusunu bilir diyerek söylüyor. Bu böyle söylenir zaten. Ama Peygamber hadisleriyle sabit olan bir konunun yani irdelenmesi, acaba mı denmesi olmaz. Said Nursi’de yani yüz elli iki yüz sayfı bu konuyu açıkladığına göre konu bitmiş ve gördüğü şeyi anlatıyor ve bütün kıtalara her yere İslam hakim olacak diyor. Tek din İslam kalacak diyor, ittihad-ı İslam oluşacak diyor. Bunu da Kuran’da söylüyor ayetler var, çok fazla Kuran ayeti var. Dolayısıyla bu konuda bir Nur talebesi kardeşlerimiz de bir kabz hali var. Bir kasılma hali var. Bunun açılması lazım. O zaman bereket gelir değil mi dimağları açılır. Allah bir güzellik var ki Mehdi (a.s) ile bizleri müjdelemiş. Yani bu konudan korkmaları yersiz. İsa a.s gelişinden korkmaları yersiz. Bu korkudan ya geçmiştir diyorlar, Mehdi (a.s) da, İsa (a.s) da gelip geçmiştir yahut yüzyıllar sonra gelecek diyorlar. Yani illa ki gelmeyeceği bir şeye sokmaya çalışıyorlar. Yahut da hiç gelmeyecek bir Mehdi’den bahsediyorlar. Yani gelmesi mümkün olmayan Mehdi. Mehdi(a.s)’ın bulunduğu dönemde deccal 300 metrelik bir eşek anırarak şeye çıkıyor ayaklarını aşağı sallandırmış kuyruğu da olan bir eşek. Gökde uçacak diyor kulakları 30’ar metre bunun uçak olduğu belli hızla hareket eden bir eşek merkep. Nedir kulakları da açıksa 30 metre uçağın kanatlarıdır. Gökte uçması nedir bunun ve yerle konuşabiliyorsa bütün dünyayla bağlantı kurabiliyorsa gökten bu ancak uçakla mümkün. Ahir zamanın teknolojisi anlatılıyor burada. Bunu 300 metrelik eşeğe çevirmenin alemi ne? Yani bunun böyle bir olayın olmayacağı açıkça belli. Mesela anlattıkları Mehdi’nin de gelmesi mümkün değil. Cübbeli diyor ilk soracağımız şey hani başının üzerindeki Melek diyeceğiz diyor. Kuran’da bunu kafirler sorar diyor Allah ayette. Böyle bir şey olduğunda da onları mahvederim diyor ayette. Peygamberlere soruyor küfür ehli müşrikler. Nerede diyor yanında bir Melek getir inanalım sana diyorlar. Cübbeli de diyor ki Melek getirmesi gerek Mehdi(a.s)’ın diyor. Zaten onu deyince durdu diyor benimle konuşmuş ben onu şeyiyle, dururum tabii. Zaten anormal bir şey söylüyorsun. Yani çünkü Kuran’a uygun olmayan bir şey söylüyorsun. Kuran’a uygun olmadığı için duruyorum. Çünkü Kuran’da bu açıkça ayette belirtilmiş izah edilmiş.
SUNUCU: Hocam bu konu üzerine bir dinleyicimizin sorusu var isterseniz onunla başlayalım. “Hocam hayırlı akşamlar.” Bu arada Hasan Bey soruyor. “Hocam hayırlı akşamlar. Hocam bugün ilk kez okuduğum bir hadiste Hz. Mehdi’nin insanların akıl ahlak ve kişilik olarak olgunlaşmasına vesile olacağı ile ilgili ifade benim çok şevkimi arttırdı. İmam Bakır aleyhisselam şöyle buyurmuştur; “Kaimimiz Hz. Mehdi kıyam edince elini kullarının başı üzerine koyar böylece akıllarını bir araya toplar gelişimlerini kemale erdirir Allah görüşlerini ve duyuşlarını güçlendirir. Öyle ki kendileriyle Kaim Hz. Mehdi arasında hiçbir örtü engel kalmaz. (Yevm’ul-Halas, s. 269)” Hocam bu hadisin açıklamasını sizden dinleyebilir miyiz?”
ADNAN OKTAR: Evet, Hz. Mehdi (a.s)’ın sevgisi, alakası, imanı, onun şevki ve samimiyeti insanlarda olumlu etki yapacak. Hal alacaklar yani onunla yakın bağlantıda olan kişiler ondan etkilenip, güzel ahlakı, sevgiyi, şefkati, insancıl düşünmeyi tam kavrayacaklar. Kuran’a, Peygamber Efendimizin (sav) sünnetine tabi olmayı ruhlarına iyice yerleştirecekler bu anlam çıkıyor inşaAllah. Bakın Said Nursi diyor ki; “ta ahir zamanda” kendisinden sonra “ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde”. “Ta ahir zaman” ne demek? Kendisi için söylemiyor bakın, uzak bir vakti vurgulama. “Hayatın geniş dairesinde” hayatın geniş dairesi nasıl olur? İnternet oldu, televizyon oldu, şu oldu bu oldu… Teknoloji. “Risale–i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Allah’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir.” Yani “mevcut olan Müslüman topluluğunun sayısını arttırır ve o tohumlar sümbüllenir.” Yani tohumken, gizliyken açılır ve aleni hale gelir. “Hem bu üç vazaifleri (vazife) birden bir şahısta” kendi zamanı için diyor “bir şahısta ve yahut cemaatte bu zamanda bulunması” bu zaman ne demek? Kendi zamanı… “Mükemmel olması bir birini ceht etmemesi (çürütmemesi) pek uzak, adeta kabili mümkün görünmüyor.” Yani benim zamanımda bunların olması mümkün değil diyor. Hz. Mehdi(a.s)’ın çıkması; şahıs olarak, cemaat olarak mümkün değil diyor üç vazife açısından. Bak “bir şahıs’ta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması, bir birini çürütmemesi, pek uzak adeta kabili mümkün görünmüyor” “ta Ahir Zamanda Ali Beyti Nebevi’nin (Peygamberimizin soyunun) cemaati nuraniyesini ( Nurani Cemaatini temsil eden) Hz. Mehdi de bir şahıstır bu Hz. Mehdi (a.s). Şahs-ı Manevisi demiyor. Tekrar bu yalnız, Risale i Nur’da 15. tekrar bu... 15 kere vurgulamış Said Nursi bu konuyu. “Hz. Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevi de” Mehdi (a.s) var, cemaati gelecek diyor, cemaati ve kendisinden oluşan şahs-ı manevisi oluşacak”diyor.”Cemaatindeki şahs-ı manevi’de ancak iştira edebilir, toplanabilirler.” 3 vazifeyi birden yapacak diyor. Said Nursi “ben bu birinci vazifeyi bir cihette gördüm”diyor. “Hz. Mehdi bu vazifenin her cihette yapacak” diyor tamamını yapacak diyor. “Hz Mehdi-i Al-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin” cemaati temsil ediyor Hz. Mehdi (a.s), başında…”Kudsi cemaatin sayıları azdır”diyor bu cemaat için. “şahs-ı manevisinin üç vazifesi var.” Demek ki Mehdi (a.s) olacak, cemaati olacak, O’nun şahs-ı manevisi olacak. Zaten mecburen şahs-ı manevisi olur. Biz burada konuşuyoruz, buradaki topluluğun, biz üç kişiyiz ve şahs-ı manevimiz oluşuyor ve bütün Türkiye dinliyor ama konuşan benim. Siz de bana yardım ediyorsunuz. Burada bir şahs-ı manevi oluşmuyor mu?
OKTAR BABUNA: Oluşuyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR. Ama bir şahıs var. Durduk yere ruh gibi görünmeyen bir şahs-ı manevi oluşmaz, biri olur başında. “ Bu hakikatten anlaşılıyor ki”diyor “sonra gelecek o mübarek zat (Hz. Mehdi) Risale i Nur Külliyatı’nı bir programı olarak neşr ve tatbik edecek” Risale-i Nur Külliyatı’ndan istifade edecek. Okuyacak, insanlara konuları anlatırken Risale-i Nur’u delil olarak göstertecek. “Neşr ve tatbik edecek”diyor. “Bu zamanda öyle fevkalade hakim ve cereyanlar fikir ve akımları var ki, her şey kendi hesabına aldığı için, farz edelimki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” kendi hicri 1300’de, ondan sonra ne olur?
ADNAN OKTAR: 1400 olur. Bir asır sonra gelecek. O kadar çok ki, yüzlerce açıklama var. “Her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve Müceddid geliyor, gelmiş fakat her biri üç vazifelerden birisini, bir cihette yapması itibariye Ahir Zaman büyük Mehdi’si unvanını alamamıştır.” Bu 25. tekrar Mehdi (a.s) konusunda Said Nursi’nin… Yani 25 kere tekrar ediyor. “Bak her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve Müceddid gelmiş ve geliyor” diyor. “Fakat her biri üç vazifeden birini yapmıştır” diyor. Mesela imani konulardan birini ama dikkat edin; her üç vazifeden birisini bir cihette (bir açıda) tamamı da değil. “Bir açıda yapması itibariyle”diyor “Ahir Zamanın Büyük Mehdi’si unvanını alamamışlardır’ diyor. Anlatılanlarla da benim böyle Mehdilik hasretiyle yanıp tutuştuğumu ve o yüzden bunları anlattığımı düşünüyorlar. Hâlbuki bu açık bir gerçek, gizleniliyor, kapatılıyor bu konu ve hayati bir konu Kuran’da bu kadar üzerinde durulan bir konu, hadislerde bu kadar çok üzerinde durulan, Said Nursi’nin bu kadar üzerinde durduğu bir konu ve buram, buram İslam dünyaya hâkim oluyor. Bunu göremezlikten gelen insanların sayısı bir hayli var. Bu ileride bir mahcubiyet, üzüntüye sebep olabilmesi ihtimaline karşı uyarıyorum. Yoksa Mehdiyet’in ne bana ihtiyacı var, ne Oktar’a ihtiyacı var, ne de başka kimseye ihtiyacı var yani öyle bir konu yok. Az sayıda talebeleriyle zaten Mehdi (a.s) hâkim oluyor. Hz. Mesih (a.s) da öyle, Hz. Mesih’in (a.s) kimseye ihtiyacı yok Allah ona yeter öyle bir konu yok. Peygamber Efendimizin (sav) ihtiyacı mı vardı yani? Hiç kimseye ihtiyacı yoktu. Allah; “Allah sana yeter” dedi Peygamberimize (sav). Tek başına İslam dini bütün dünyaya hâkim olmak üzere inşaAllah.
SUNUCU: Kemal Oğuzalp Erzincan’dan soruyor; “Sayın Hocam, Şeyh Nazım Hazretlerinin bir videosunu izledim. Prens Charles’ın Müslüman olduğunu, ancak bunu herkese açıklamak için uygun bir zaman kolladığını söyledi. Hatta “Hüseyin Charles” diye hitap etti. Siz geçtiğimiz günlerdeki bir röportajınızda dünya liderlerinin dine yönelişi ile Hz. İsa’nın gelmiş olabileceği arasında bir ilişki olabileceğini söylemiştiniz. Hemen aklıma bu geldi. Bu gibi gelişmeleri nasıl yorumlayabiliriz? Ayrıca Hocam Hz. İsa (a.s) ile ilgili ayetler hakkında bilgi verir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Tamam inşaAllah. Hugo Chavez’e varıncaya kadar İslam aşığı olduysa insanlar, liderler bir fevkaladelik vardır tabii. Bir şey var tabii. Yani en üst düzeydeki insanlar da coşkulu bir iman gelişti. Allah’a karşı sevgi gelişti. Zeminde bir şey oluyor. Yani bizim bilmediğimiz bir şeyler oluyor. Hayret verici olaylar oluyor. Zamanla bunu daha çok açık göreceğiz inşaAllah. Hz. İsa (a.s)’ın inişine dair ayetler var mı sende Oktar?
ADNAN OKTAR: Bir tane iletişim tespit tutanağı var. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün yazışmalarında… Şimdi Adil Serdar Saçan’la Haydar isimli bir şahıs arasında geçiyor konuşma. Adil Serdar Saçan diyor ki “Haydar baba ne yapıyorsun ya?”. Üslup da hep “baba, ya”. “İyi vallahi, canım sıkıldı. Sen ne yapıyorsun?”diyor. “Niye canın sıkıldı hayırdır?” diyor Adil Serdar Saçan. “Ne yapayım ya işte bir sıkıntım var.” Adil Serdar Saçan diyor ki “Dövülmesi gereken varsa dövelim” diyor. Alışmış hemen hizmete hazır, yani emrinizdeyiz diyor. “Yok, yok kardeşim dövülmesi gereken bir sıkıntım yok, kaba kuvvet iş yapmıyoruz ki” diyor. Bu sefer diyor ki “sövülmesi gereken kişi varsa sövelim daha ne istiyorsun” diyor. Her şeye hazır. Burada da Yargıtay’ın bir dairesi “tamam tamam” diyor birisini ayarlamış Yargıtay’dan. İlgili dairenin ismini veriyor. “Bu dosyanın akıbeti abi bir de” diyor, “...şu, ...daire” İlgili dairenin ismini veriyor. “Oraya gittin mi sen diyor?” “Evet” diyor. “Tayinle ilgili” diyor. “Evet” diyor. Adil Serdar Saçan diyor ki: “Onu bir gıdıkla abi ya.” diyor. Ne demekse o? O da “He” diyor. “Onu bir gıdıkla diyorum.” diyor. “Hangisi?” diyor. “Ne?” diyor. Dairenin ismini veriyor. “Hani ‘şu’ daire” diyor. “Tayin davası vardı ya abi” diyor. “Tayin” diyor. “Kaç? Numarası kaç?” diyor. “Bir dakika abi onu” diyor ve numarasını veriyor bir şeyler. Yani Yargıtay’ın içerisinde de bir faaliyet içinde olduğu anlaşılıyor. Tabii şimdi açık söylersem olmaz da onun için kapalı söyleyebiliyorum. “Hadi çocuğu yarın başlatacakmışsınız Perşembe günü.” diyor. “Başlatacağız inşaAllah” diyor. “Hadi görüşürüz. Biraz 700 Lira yapın da onun aylığını, hiç olmazsa üstünüzden biraz kurtulsun ya” diyor. “Tamam, peki” diyor. “Hadi” diyor. “Sağol” diyor. Yok Danıştay’da bu. Danıştay’da olan bir olay. Yani burada detaylı anlatılıyor. Ben anlatmıyorum. Bu kadarı yeter. Oku şimdi Oktar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Hz. İsa (a.s)’ın ikinci kez gelişi ile ilgili olan ayetler. Ayette Hz. İsa (a.s)’ın ölmediği ve öldürülmediği bildirilmektedir. Şeytandan Allah’a sığınırım. Nisa Suresi 157: “Ve: “Biz Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük (katelna)” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler...” Bu kelimenin Arapça’sı ma katelehu. “...ve onu asmadılar (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe)”. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma kateluhu).
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle oluyor: Hz. İsa (a.s)’nın talebeleri var. 12 kadar talebesi var. Bir de 13. bir talebesi daha var. Roma döneminde Hz. İsa (a.s)’ın bulunduğu evi de ihbar ediyorlar. Şu evde diyorlar. Zaten bir idam kararı var Hz. İsa(a.s)’a yönelik. Yakalamak için o devrin polisi, asker yani geliyor eve baskın yapıyorlar. O muhbir olan şahıs. O 13. münafık olan talebesi. İçlerinde münafık o. İhbar için evin içerisine giriyor önden. Yani arkasından da Romalı askerler giriyorlar. Hz. İsa (a.s)’ın girdiği odaya yöneliyor. Odaya giriyor. O anda Hz. İsa (a.s) göğe alındı işte. Yani zaman ve mekanın dışına çıkarıldı. O da dışarıya çıkıyor Hz. İsa(a.s)’ı ararken. Askerler nerede İsa (a.s) diyorlar? Adamlar İsa (a.s) yok deyince bu zaten İsa (a.s) diyorlar. Benziyor zaten İsa(a.s)’a çünkü. Allah daha da benzetildi diyor ayette. Daha da benzettim diyor. Zaten benziyor, daha da benzetiyor Allah. Onu İsa (a.s) diye yakalıyorlar. O bağırıyor zaten. Ben İsa (a.s) değilim diyor. Ama yani adamlar kesin inanmıyorlar. Başka kimse yok ki diyorlar yani. Buraya girdiğine göre, yani başka da bir adam olmadığına göre... Yani muhbire de benzemiyor adam. Allah “değiştirdim” diyor yüzünü diyor. Onu Hz. İsa (a.s) diye yakalıyorlar. Hatta son olarak “Elohi, Elohi” diyor. “Beni niye bıraktın?” diyor. Peygamberler böyle bir söz söylemezler. Çarmıha gerilmiştir. Bağıra bağıra ölmüştür çarmıhta. O Allah’ın ona verdiği bir belaydı. Allah “Seni onların içinden...” diyor “...tahir kıldım”. Seni Katıma aldım diyor Allah. Göğe aldım seni diyor. Yani zaman ve mekanın içindeki bir anda zaman ve mekanın dışında çıkmıştır. Şimdi yeniden zamanın ve mekanın içerisine bırakılacak. Alırken Allah onu baygın halde almıştır Hz. İsa(a.s)’ı. Uyku halinde almıştır. Onun için ona “teveffenyteni” deniyor. Yani biz uykudayken de o durumda oluyoruz. Vefat etmiş oluyoruz. Yani bir nevi ölüm halinde oluyoruz. Kuran ayeti var. İnsanlar uykudayken ölürler diyor Allah. O da ölü gibi yani “teveffenyeteni”. Böyle baygın halde alınmıştır. Göğe alınmıştır. Allah yeniden şimdi onu zaman ve mekan içerisine sokacak. Geldiği vakit yine uyur halde bırakılacak. Yani baygın halde, uyur halde. Kalkacak. Kalktığında geçmişini hatırlamayacak. Yani geçmişini bilirse imtihan kalkar çünkü. Yani geçmişini bilmeyen, hafızasını kaybetmiş bir insan olarak kalkacak. Bir Müslümanlığı andıran Hıristiyan topluluğu içine gelecek diyor Bediüzzaman. Onlar da ilk başta tabii kıyafetinden, görünümünden şüphelenecekler. Yani bir olağanüstülük olduğunu anlayacaklar. Zamanla onun Hz. İsa (a.s) olduğunu anlayacaklar. Yani zaten görünüşünden anlaşılıyor. Bir fevkaladelik olduğunu bilecekler. Zamanla hem o yabancı dilleri öğrenecek. O hafız yani. Ezber gücü çok kuvvetli olur Peygamberlerin. Kuran’ı, Tevrat’ı, İncil’i öğrenecek fakat Kuran’ın hak olduğunu anlayacak. Bakar bakmaz anlar zaten. Kuran’a tabi olacak. Oradan o Hristiyan topluluğu da. O cemaati de, onları da Müslüman yapacak. Kuran’a tabi edecek. O gizli toplulukla bütün Hıristiyan alemini İslam’a bağlayacak. İnşaAllah. Yani gizli bir faaliyeti olacak. O yüzden Hz. İsa (a.s) gelmiş de olabilir. Yani gizli bir faliyet içinde olabilir şu an. Çünkü dünyadaki kilit noktadaki insanlara yöneleceğini anlıyoruz Said Nursi’nin izahlarından. Dünya liderlerin, önemli mesela askerlere, devlet. Mesela çok ünlü kilit noktadaki kişilere yöneleceği... Ta ileri aşamada Mehdi (a.s)’ın son faaliyetleri döneminde, yani iyice İslam dünyaya hakim olduğu dönemde de Hz. Mehdi(a.s)’la berader namaz kılmak üzere yanına gelecek. Orada kendini tanıtacak. İlk defa Mehdi orada görecek Hz. İsa Aleyhisselam’ı. Onun arkasından da birlikte dünyaya hakimiyetleri var. Bu okuduğu ayet de o. Kuran ayeti. Allah O’nu asmadılar ve öldürmediler diyor. Onlara öyle gösterdildi diyor. Ve şüphe içindedirler diyor. Hakikaten öldürdük mü öldürmedik mi diye şüphe içindediler diyor ayette. Değil mi? Devam et, öbür ayetleri oku.
OKTAR BABUNA: Dönüşü ile ilgili ayetleri okuyayım mı Hocam inşaAllah?
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz o, Kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” Zuhruf Suresi, 61.
ADNAN OKTAR: O Kıyamet için bir alamettir, diyor Allah. Yani Kıyamet alametidir onun gelişi... Hz. İsa (a.s) için. Hiçbir Peygamber için bunu söylemiyor Allah. Sadece Hz. İsa (a.s) için diyor bakın. Bir fevkaladelik var. O Kıyamet için bir alamettir diyor. Evet.
OKTAR BABUNA: Kuran’da Hz. İsa’ya Kitab’ın, Tevrat’ın ve İncil’in öğretildiği bildirilmektedir. “Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim..." Maide Suresi, 110.
ADNAN OKTAR: Bir de bak beşik, Mehdi kelimesidir karşılığı beşiğin. Bak orada da bir Allah hatırlatma yapıyor. Beşiğin Arapça’da Mehdi’dir kelimesi zaten. Ama Ahir Zaman’da gelecek Mehdi (a.s)’ın anlamında değildir ama kelime olarak da tam Mehdi’dir. Bak “beşikte iken de” diyor. Yani Mehdiyleyken de gibi çıkıyor anlam. Değil mi? İnşaAllah. Ama tabii normal beşik anlamında oradaki anlamı. Ama bir gizli ima da var.
ADNAN OKTAR: 33 yaşındaydı. Evet, o yaşta bırakılacak. Aynı yaş. Ondan sonra yeniden maddi cismi, yani atomları, molekül yapısı yeniden işlemeye başlıyor. Yeniden çalışacak. Yani zaman durunca madde de duruyor.Yani zamanın ve mekanın dışına çıkmış oluyor. Zamanın mekanın içine girip yeniden yaşlanmaya başlayacak. Yoksa o öyle o şekilde kalır.
SUNUCU: Normal hayatını yaşadığı gibi hatırlayacak. Değil mi? Normalde bir Peygamber olduğunu değil de...
ADNAN OKTAR: Yok bilmiyor. Yani normal yani hafızasını kaybetmiş bir insan nasıl? Oluyor ya hafızasını kaybetmiş insanlar. Birçok şeyi sonradan öğretiyorlar, öğreniyor. O da birçok şeyi sonradan öğrenip öğrenecek. Kuran’ı ezberleyecek. Bir kere okusa ezberler. Mesela Kuran’ı baştan sona dikkatlice tek bir kere okumayla ezberler. Hafızdır onun için. O geçti ya şey... hafız diye geçti. Evet.hadislerde. İncil’i de ezberden bilir, Tevrat’ı da ezberden bilir. Yani neyi okusa ezberler. Peygamberlerin özelliği... Peygamberimiz de öyleydi. Hafızdı O. Hz. Musa da hafızdı. Hz. İbrahim de hafızdı. Hep hafızdırlar. Yani su gibi ezberden bilirler yani. Olağanüstü bir hafızaları oluyor. Evet.
OKTAR BABUNA: Kuran’da Hz. İsa’ya uyanların Kıyamete kadar, inkara sapandan üstün geleceği haber verilmektedir. Hani Allah İsa (a.s)’a demişti ki, “ey İsa doğrusu seni ben vefat ettireceğim ve seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları Kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yanlızca banadır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda ben hükmedeceğim.” Ali İmran, 55.
ADNAN OKTAR: Mesela bak teveffeni, “seni yanıma alacağım” vefat ettireceğim, yani baygın halde, uyur halde seni katıma alacağım diyor Allah değil mi? “Ve sana uyanları”, biz mesela Hz. İsa (a.s)’a uyuyoruz seviyoruz, Peygamberimiz. O da İslam Peygamberidir. Çünkü Müslüman zaten Kuran’a uyuyor. Biz onun zamanında olsak zaten İncil’e uyacaktık, yine Müslüman olacaktık, neysiniz deseler biz Müslümanız diyecektik. Hz. İbrahim zamanında onlarda Müslümandılar. O devirde hepsi Müslüman olurlar. Bak “sana uyanları” diyor, Müslümanları ve Hıristiyanları, Hıristiyanlar da İslam’a, Kuran’a tabi olacaklar. “Kıyamete kadar sizi hakim edeceğim” diyor Allah. Yani dünya hakimi olacaksınız diyor, açık. Dünya hakimiyetinden bahseden ayet.
OKTAR BABUNA: Kuran’da tüm Kitap Ehl-i’nin Hz.İsa (a.s)’a iman edeceği bildirilmiştir. “Andolsun, Kitap Ehl-i’nden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların üzerlerine şahid olacaktır.” Nisa Suresi, 159.
ADNAN OKTAR: Bakın Ehl-i Kitap’tan diyor ve vefat etmeden önce Hıristiyan ve Musevilerden her kim olursa olsun mutlaka iman edecektir diyor, böyle bir devir gelecek. Bu ne demektir, dünyada ne kadar Hıristiyan ve Musevi varsa hepsi Müslüman olacak demektir. Bu ayet ancak öyle tahakkuk edebilir. Bir kişi kalmaksızın hepsi iman edecekler diyor Allah, ayette. Bir daha oku ayeti.
OKTAR BABUNA: “Andolsun, Kitap Ehl-i’nden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur.”
ADNAN OKTAR:Bak çok açık. “Kitap Ehl-i’nden, ölmeden önce ona inanmayacak hiç kimse yoktur.” Hepsi iman edecekler. İlk gelişinde 12 kişi iman etti. Bak bu sefer bütün dünyayı iman ettireceğim diyor Allah. Zaten Müslümanlar iman ediyorlar. Allah ayrıca onları söylememiş, ehli kitap hepsi iman edecekler diyor. Bu dünya hakimiyeti olacağına dair ayetler işte. Bunda şartı muallak olur mu?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam çok net maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok açık yani Kuran ayeti.
OKTAR BABUNA: Kuran’da Hz. İsa(a.s)’ın yetişkinliğinde de insanlarla konuşacağı bildirilmiştir. “Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin ( kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun.” Maide suresi,110.
OKTAR BABUNA: Yetişkinlik Hocam, 35 ile daha yukarısı için verilen bir isim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 45- 50 yaş olğunluk çağı. Bu nasıl olabilir, gelmesi gerekiyor. Değil mi? Bak “beşikteyken de” bir daha oku ayeti.
OKTAR BABUNA: “Beşikte iken de, yetişkin ( kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun.”
ADNAN OKTAR: Bunun oluşması içinde yine gelmesi gerekiyor işte. Kehlen, çünkü 33 yaş gençlik olmuş oluyor, kehlen grubuna girmez 33 yaş. Olgunluk çağı oluyor. O zaman da konuşuyordun diyor Allah. Onun için dünyaya gelmesi gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Bir ayette daha geçiyor kehlen. “Beşikte de, yetişkinliğinde de (kehlen) insanlarla konuşacaktır ve O salihlerdendir.” Al-i İmran, 46. Bu da inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Hepsinde Mehdi kelimesi geçiyor zaten. Beşik Mehdi olarak geçiyor.
OKTAR BABUNA: Ayrıca hadisler de var gelişiyle ilgili.
ADNAN OKTAR: Zaten Ehl-i sünnet’te ikinci bir ihtimal yok. Yani Ehl-i sünnet’te kesin hükümdür Hz.İsa (a.s)’ın inişi, yani tartışılan bir konu değildir. İnşaAllah. Şiilik’te de öyle, Caferilik’te de öyle, Mehdi(a.s)’ın gelişi de öyle. Yani hiçbir mezhepte reddeden yoktur. Ama tabii şeytan çeşitli yönlerden yaklaşıyor. Bir geçmiştir mantığı var, birçok uzakta gelecek mantığı var, bir şahs-ı manevi’dir zaten görünmez mantığı var, bir de ruh gibidir Şiilerin de inancı bu. Ruh gibidir zaten siz her yerde göremezsiniz onu bir var, bir de akıl almaz Mehdi tarifi var zaten öyle bir Mehdi hiç gelmez, onların dediği tarz. Yani bir tekbir getiriyor binalar çöküyor, efendim duvarlardan geçiyor, aynı anda herkesin evinde oluyor bir anda, mesela tank mermisi, top mermisi işlemiyor.
OKTAR BABUNA: Deniz donuyor, Adriyatik kuruyor.
ADNAN OKTAR: Evet Akdeniz donacak diyor. Adriyatik denizi yok olacak bir anda diyor. Yani o tarife göre Mehdi mümkün değil, yani öyle bir Mehdinin gelmesi. Veyahut böyle bak işte şeytani bir vesvese oluşturmak için bu tip bir sistem de oluşuyor. Yani şeytan bu yönden de insanları kilitliyor. Dolayısıyla tabii bunların hepsi Mehdinin örtüsü olmuş oluyor ama, yani bunda da hayır var, böyle olması aleyhte değildir. Bu bir şer değildir, hayırdır. Mehdi bu gizlilik işte, onun perdesi, o perde içerisinde Mehdi gelişiyor. Mesela Cübbeli diyor ya, gelmeyecek diyor, mesela bu bir perdedir. Mesela nur talebeleri diyor ki, şahs-ı manevidir görünmez diyor, o da bir perdedir, böylece gizlenmiş oluyor, ve hayır olmuş oluyor.
SUNUCU : Mezheplerin ayrılması genellikle Mehdi üzerine mi, görüş ayrılığı üzerine mi?
ADNAN OKTAR: Mehdi bütün mezhepleri birleştirecek ama, mezheplerde Mehdiyle ilgili bir ayrılık yoktur da, inançta bir gariplik var. İşte gelmiş geçmiştir demek, gelecektir çok uzun yıllar sonra gelecektir demek, Kıyamet’ten sonra gelecek diyor mesela, öyle bir anlatımı var ki Kıyamet’ten sonra gelecek. Öbürü gelmiş geçmiş zaten hiç gelmesi mümkün değil, o dediğine göre. Şiilerin dediğinde de ruh gibidir diyor, yani Hz. Adem (a.s) devrinden beri Mehdi (a.s) var zaten diyor, insanlar göremiyor diyor. Bunun da olmayacağı belli, böyle bir Mehdi (a.s) da çıkmaz. İnşaAllah. Veyahut işte olağanüstü böyle herkesin evine anında girebilen, herkesin avucunun içine baktımı Mehdi(a.s)’ı görecekler, halbuki bu cep telefonlarına, ipodlara işaret ediliyor, anlaşılmayacak ne var bunda? Herkes oturduğu yerden Mehdi(a.s)’ı görür diyor, televizyondan seyredecek işte bu. Yok o anlamda değil diyorlar Mehdi (a.s) herkesin evinin odasının içine girecekmiş. Karşıdan oturacak, görecek, konuşacak aynı anda diyor. Yani 7 milyar insan varsa kaç milyar ev vardır, 3, 2 milyar ev var diyelim, 2 milyar eve girecek diyor. Ya bunun asla olmayacağı belli, birde asla gelmeyecek Mehdi (a.s) tarifleri de var. Bir gelecek gerçek Mehdi (a.s) tarifi vardır, bir de asla gelmeyecek Mehdi (a.s) tarifi vardır. Biz gerçekten gelecek Mehdi (a.s) tarifini tam doğru anlatıyoruz. Delillere dayalı anlatıyoruz. Bir de demegojiyle karşımıza çıkan mantık var. Oktar bize güzel resimler göster bakalım.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ah ben onun küçücük burnunu yiyim onun, o dişleri de leblebi gibi yemek lazım o dişleri. Oh uslu uslu maşaAllah. Bak hepsinde Allah’ın Rahman Rahim ismi tecelli ediyor. Hepsinde Allah Tahir ismiyle tecelli ediyor. Masumluk, tatlılık, güzellik, insanın ruhunu okşayan bir his meydana geliyor, tarif edilemeyen bir his. Göze bir zevk veriyor, tarif edilemeyen bir zevk maşaAllah. Demek ki insan ruhu masumluktan, efendilikten hoşlanıyor değil mi? Dürüstlükten hoşlanıyor, samimiyetten hoşlanıyor. Bak onların o günahsız yüzü bizi açıyor. MaşaAllah. Bir de ayrıca günahın insanı kirlettiğini de görmüş oluyoruz. Bak günahsız bir insan nasıl güzel, temiz oluyor görüyorsun. MaşaAllah. Başka ne var Oktar?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah güzel canlılar var.
OKTAR BABUNA: Evet. Yavruları, canlıların yavrularıyla olan muhabbetleri inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Darwinistler bunların hepsinin tesadüfen olduğunu söylüyorlar, tesadüfler sonucu. Bak Allah hepsini bi şefkat, sevgi ve koruma hissi vermiş.
ADNAN OKTAR: O da kotraya binmiş gibi. Annesi onu bir gezdiriyor şöyle. Bu da annesinin üzerini yorgan gibi kullanmış. Eşgal tam anlamıyla bozuk, acayip sevimli, bu da annesinin sırtında. www.harikaresimler.org , www.harunyahya.org içeriğinden, evet.
OKTAR BABUNA: Evet, oraya girenler inşaAllah bu resimlerin daha da fazlasını görürler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hindu metinlerinde de Hindu kaynaklarında da Hz. Mehdi (a.s.)’den bahsedilir. Birçok, Hz. Mehdi (a.s.) dönemi diğer Tavrat’ta mesela çok detaylı anlatılır Mehdi (a.s.), İncil’de anlatılır, değil mi? Mecusi kaynaklarında var, hepsinde vardır yani, ahir zamanda dünyaya hakim olacak bir şahıstan çok detaylı bahsedilir. Oktar, anlat bir şeyler bakayım.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, örümcekler var, arı var Hocam, nasıl uygun olur?
OKTAR BABUNA: Burada bir örümceğin nasıl ağ yaptığını göreceğiz hep birlikte inşaAllah. Bakın, sallıyor ağını, şimdi bir yere tutturacak onu, tutturdu.
OKTAR BABUNA: Tutturduktan sonra oraya geçiyor ve yavaş yavaş ağını örmeye başlayacak, çok mükemmel bir şekilde ve çok süratli hareket ediyor. Vücudundaki tünellerde proteinleri sudan ayırarak ve çeşitli kanallarda istediği kalınlıkta çıkartabiliyor, onunla bu çok sağlam ipliğini meydana getiriyor.
OKTAR BABUNA: Evet, ana bağlantıları kuruyor. Daha sonra dairesel ağlar örmeye başlayacak, burada olduğu gibi.
ADNAN OKTAR: Sana böyle yap derlerse yapabilir misin Oktar?
OKTAR BABUNA: Hocam bu teknolojik olarak taklit edilemiyor zaten ipeği yapılamıyor. Çelikten 20 kat daha sağlam, yeryüzündeki en sağlam madde olan, insanoğlunun üretebildiği Kevlar’dan, yani kurşun geçirmez yeleklerde kullanılan maddeden çok daha sağlam ve çok daha esnek. Kauçuk en esnek madde, ondan çok daha esnek, en sağlam maddeden de çok daha sağlam. Bu eğer üretilseydi, mesela asma köprülerde kullanılacaktı. Asma köprülerde çelik teller kullanılıyor, çok ağır ve binlercesi kullanılıyor asma köprüyü taşımak için. Bunun çok hafifi ile, yani böyle gram hesabı ile, bütün köprüyü taşımak mümkün olacaktı.
ADNAN OKTAR:Böyle paralel birbirine ağlar çekmek, nasıl bir şey? Bir insan karman-çurman olur içinde değil mi onun?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, kendi boyutlarına göre tabii çok büyük de yaptığı şey.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak. Müthiş bir düzgünlükte yapıyor. Birbirine paralel, son derece düzgün, ara hatlarda son derece düzgün, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet ve çok sağlam olarak tutturuyor, hiçbir şekilde kopmayacak şekilde, evet.
ADNAN OKTAR: Darwinistler tesadüfen yapıyor bunları diyorlar öyle mi? Tesadüfler sonucu öğrendiler.
OKTAR BABUNA: Tesadüfen oldu diyorlar onlar. Bunun ile ilgili bir tane daha vardı Hocam inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Burada da yine örümceğin ağ yapması ile ilgili. Şimdi, bu yaptığı ağı geriyor bu örümcek.
OKTAR BABUNA: Evet, fakat gererken bu fazlalıkları vücudunu doluyor, üzerinde biriktiriyor. Bunun bir anlamı var, bir sebebi var.
ADNAN OKTAR: Bak, zaten özenli geriyor kopmasın diye değil mi?
OKTAR BABUNA: Güzel bir şekilde geriyor, bakın. Fakat onları topluyor gördüğünüz gibi fazlalıkları.
OKTAR BABUNA: Evet, mükemmel paralellikte yapıyor. Bakın bir böcek geliyor...
ADNAN OKTAR: O ağacın çıkıntısı gibi olmuş orada değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah. Yakalandı, bakın yakalandığı anda o fazlalığı bıraktığı için gevşiyor. Dolayısı ile ağdan da kurtulamıyor, ağa dolanıyor.
ADNAN OKTAR: Ağın gerginliği kaybolduğu için böcek daha da bulanmış oluyor. Yani tuzak kurmuş.
ADNAN OKTAR: Ağı da bir yandan topluyor o anda. Hayvan tam anlamıyla çorbaya döndü. Başka?
OKTAR BABUNA: Dokumacı kuş var Hocam, onu göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Bakayım. Dün bahsetmiştin o kuşlardan. Yuva yapması ile ilgili değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, yuvalarıyla ilgili bir fotoğraflar var, bir de film var. Hangisi uygun olur Hocam?
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah. Bu böyle bir dokumacı kuş, bitkilerden lifler ayırarak, onunla dokuma meydana getiriyor ve mükemmel yuva yapıyor.
OKTAR BABUNA: Evet, bakın ağ gibi örüyor. Düğüm teknikleri, nasıl doladığı. Yani tam anlamıyla bir dokuma yapıyor. Bunlarda yaptığı yuvalar.
ADNAN OKTAR: Yavrular da salıncakta sallanır gibi onlar da dalla beraber sallanıyor.
OKTAR BABUNA: Nasıl düğüm attığını gösteriyor. Çok özenle gagası ile düğüm atıyor.
ADNAN OKTAR: Bak, sırf ağzını kullanıyor, eli yok. Ayağını da kullanamıyor, yani sırf gagası ile. İlk düğüm çok önemli, iyice onu kavî bağlayan.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Bunu da yaş bitkilerden elde ediyor, kuru bitkilerden olmaması gerekiyor çünkü aynı esneklikte değil kuru bitkilerinki.
ADNAN OKTAR: Bu doğduktan sonra bu bilgi ile doğuyor değil mi bu?
ADNAN OKTAR: Yani bunu yapacak bilgi ile doğuyor, yani kromozomlarında bu evi yapacağı, nasıl yapacağına dair bilgi kromozomlunda kodlu hayvanın.
ADNAN OKTAR: Ve bu türün tamamı bu bilgi ile doğuyor. Yani kromrozomlarında hem fizik özellikleri hem ruhi özellikleri kodlu. Yani düşün, bir insan hiç üniversiteye gitmeden, doğuşundan kromozomlarında, mesela Yıldız Teknik’i bitirmiş olarak kodlanmış olsa kromozomunda doğsa, büyüdüğünde otomatik Yıldız Makine’den mezun olsa, aynı onun gibi. Bu da bu konuda böyle uzman olarak doğuyor, yani üniversite mezunu olarak doğuyor. Çünkü kodlarında üniversite mezunu bir kişinin bilgilerinin hepsi var. Bak, çok özenli örüyor, bayağı da sağlam yapıyor yuvayı.
OKTAR BABUNA: Bunu birbirlerine de öğretmiyorlar, bütün yavruları bu özellikle doğuyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii hayvan tek olsa, doğsa, mesela bir ayrı yerde yetiştirsen, yine bunu biliyor, yine bunu yapmayı biliyor, yani görgüye dayalı bir şey yok. Görerek öğrense, o daha da harika zaten, o da şaşırtıcı. Demin ki filmin devamı mı bu?
OKTAR BABUNA: Evet, bu sonu artık, o düğüm atmayı tekrar gösteriyor.
OKTAR BABUNA: Hocam, Charles Darwin’in itirafı var bu konuda, okuyayım mı onu, içgüdüler ile ilgili?
OKTAR BABUNA: Darwin’in balarısı ve içgüdüler hakkında itirafları. Diyor ki Charles Darwin, “iç güdüler doğal seçme ile kazanılabilir veya değişikliğe uğratılabilir mi? Arıyı, büyük matematikçilerin buluşlarından çok önceden peteklerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?”
OKTAR BABUNA: “İç güdüler doğal seçme ile kazanılabilir veya değişikliğe uğratılabilir mi? Arıyı, büyük matematikçilerin buluşlarından çok önceden peteklerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?” diyor Charles Darwin.
ADNAN OKTAR: Ne diyeceksin işte, Allah’ın yarattığını bileceksin. İlla inkar etmesi gerektiğine saplantı halinde inandığı için. Bak Said Nursi ne diyor? İtikbal-i dünyeviyede, dünyanın geleceğinde, 1400 yıl sonra gelecek bir hakikati, 1400 sene sonra gelecek Mehdi (a.s.) diyor, yani hicri tarih ile veriyor. Biz kaçtayız? 1431’deyiz. Bu dediğine göre, 1431 olduğuna göre, Mehdi (a.s.)’ın gelmiş olması gerekiyor. Kendisinden, bak bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi (a.s.)’ın şakitleri, talebeleri olabilir, bundan bir asır sonra. Hicri 1300’de geldi Said Nursi, bir asır sonra 1400. Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat, Kastamonu Lahikası, Sayfa 57. Bak, hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat, bir asır sonra gelecek, yani 1300’de olduğuna göre, 1400’de gelecek o zat, Şahs-ı Manevi değil, zat. Mesela Emevi Cami’inde de zaten Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini veriyor. 71’de Fecr-i Sadık başladı diyor, 30-40 sene sonra Fecr-i Sadık çıkacak. 71, 81, 91, iki değil mi, yani 1981, 1981, 91 ve 2001 tarihlerini veriyor, evet.
OKTAR BABUNA: Bir soru gelmiş Hocam, size okuyayım mı?
OKTAR BABUNA: Ahirzamansohbetleri.com’a. “Kıymetli Adnan Hocam. Mahşer meydanında insanlar Dünya’daki suretleri ile mi toplanacak? Yani mesela geçmiş insanları ve Peygamberleri tanıyabilecekmiyiz? Hikmet Şamil.”
ADNAN OKTAR: Tabii ki, geçmiş Peygamberler aynı güzellikleri ile çıkacaklar, küfürün eşgali bozulacak. Onlar sadece çirkinleştirilecektir. Yani onlar mutasyon artığı gibi olacaklar. Yani inanıyorlar ya mutasyona, Allah da onları o şekilde yaratacak, inşaAllah. Güzeller güzeli, bir soru sor sen hadi.
SUNUCU: Hazır resimlere baktıktan sonra, Sevil Paksın, İzmir’den sormuş. “Hocam, biyoloji dersinde Sinek kuşunu inceledik. Sinek Kuşları, havada asılı kalıp, kanatlarını çok hızlı çırparak durabilmeleri ile tanınıyorlar. Saniyede, ortalama 80 kez kanat çırpabiliyorlar. Geriye doğru veya dikeyde uçabiliyorlar. Çiçeklerin nektarlarını ince gagaları ile emerken, sabit konumda kalabiliyorlar. 1.8 gr. ağırlığı ile dünyanın en küçük kuşu sayılıyorlar. Kuş, dünyadaki en parıltılı tüylere ve gösterişli süslere sahipler. Havada duran Sinek kuşlarını sadece çok hızlı video kameralarıyla çekebiliyorlar. Hocam, bu muazzam özelliklere sahip ve sadece 1.5 gr. ağırlığındaki canlıyı evrimciler nasıl açıklayabiliyorlar, buna da tesadüf mü diyorlar?
ADNAN OKTAR: İşte onlara Ahir Zaman’da Cenab-ı Allah bir netice meydana getirdi. Şu an Darwinistler’in konuşacak bir hali kalmadı. Eskiden Hürriyet’te, Milliyet’te, Sabah’ta, Cumhuriyet’te, Vatan’da şakıyorlardı adeta, dillerini şimdi böyle kedi yemiş gibi değil mi? Çıt yok. Demek ki, sükunet olduğuna göre, olay bitmiş. Konuşurlarsa, anında cevabını veririm. Yalan müsaade yok, yalan söylerlerse hemen anında karşılığını alırlar.
OKTAR BABUNA: Geçen akşam çıkıp zaten bayağı ağlamaklı bir üslup ile Türkiye’de evrim bitti, Amerika’da aynı durumlar...
ADNAN OKTAR:Kardeşim Türkiye’de Evrim bitti de, niye bitti onu bir söylemiyorlar? Kim bitirdi onu söylemiyorlar, değil mi? Hayır söylüyorlardır, söylemiyor değillerdir, aslında doğru söylüyorsun. Tabii o bayanla arkadaşları, ekipleri onlar da biliyorlar. Feryat figan anlatıyorlar. Harun Yahya isimli bir zat, ortaya çıktı diyorlar, Türkiye’yi bu hale getirdiler, Evrimci düşünceyi bitirdi diyorlar. Neyi bitirdik? Yalanı bitirdik. Neyi ortaya çıkardık? Doğruyu ortaya çıkardık. Evet, Oktar Hocam, anlat sen bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam, arılardan bahsedelim mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, nasıl uygun görürseniz. Arıların bu petek yapmaları çok büyük bir teknoloji harikası. Bunların içinde balmumu üreten bezleri var. Bunlar üretildikten sonra, karnındaki keselere yerleşiyor ve daha sonra bunları ağzına alıp, çiğneyerek, bunlar 01.1 mm., yani milimetrenin onda biri büyüklüğünde kalın plakalar halinde karnında biriktiriyor. Daha sonra bunları alarak, ki bunun için binlerce arı gerekiyor bir petek, kovan yapmak için, birleştirerek çok muntazam altıgen şekiller meydan getiriyorlar. O kadar muntazam ki bunlar, kovanın çeşitli yerlerinden başlanmasına rağmen, ortada hiç ek yapmadan, her biri 120 derecelik açı ile toplam 720 derecelik açıyla, bakın hepsi birbirine eşit miktarda, eşit oranda, mükemmel olarak meydana getiriyor. Bu aradaki peteklerin duvarları da 0.7 mm kalınlıkta.
ADNAN OKTAR: En ala duvarcı ustası olsa bunu yapamaz. En ala mimar olsa bunu yapamaz. Çünkü bunlar ellerinde bir cetvel kullanmıyorlar, açı ölçeri yok, göz kararı ile yapıyorlar adamlar.
OKTAR BABUNA: Ayrıca bunu bir özelliği daha var, balın dökülmemesi için, bakın balın akışkanlığını hesaba katarak, çünkü balın belli bir akışkanlığı var, ne su gibi ne çok katı, onu hesaba katarak 13 derecelik bir eğim ile yapıyor peteğini.
OKTAR BABUNA: Evet. Dolayısı ile bal da akmıyor bunun içinden. Bakın görüyorsunuz arılar çalışma halinde. Şimdi ayrıca şöyle özellikleri var, bir kovanda bir tane kraliçe arı var, işçi arılar var. İşçi arıların hepsi dişi, bütün işi dişiler yapıyorlar. Kraliçe arının tek farkı, o da şöyle meydana geliyor, şimdi bunlar yumurtladıkları zaman larvalarını bu petekler içerisine yerleştiriyorlar, daha sonra kapatıyorlar ağızlarını. Eğer 5.2 mm.’lik olan peteklerde dişiler meydana geliyor. Erkekler için 1 mm. daha büyükleri var. Şimdi bunların yapma şekline göre, yani 5 mm.’lik yaptığı zaman ve 6 mm.’lik yapmasına göre kraliçe arı bunları erkek ve dişi olarak döllüyor. Dolayısı ile yönlendiren işçi arılar. Kraliçe arının meydana gelmesindeki en önemli faktör, normal diğer arı larvalarından 3 gün daha fazla arı sütü ile beslenmesi.
ADNAN OKTAR: Sen bana resimleri ile anlatsan daha iyi anlarım ama sen resim kullanmıyorsun.
ADNAN OKTAR: Tamam, niye böyle yapmıyorsun? Bu arkadaşlar şimdi petekleri bal mı dolduruyorlar?
OKTAR BABUNA: Mükemmel evet, petek göz gözleri de. Binlerce küçük mercekten oluşuyor.
ADNAN OKTAR: Ama mükemmel bir simetri var değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Mükemmel bir simetri var. Kanatları, vücutlarının yapıları, tam anlamıyla mükemmel. Doğduğu günden itibaren, doğduğu andan itibaren, 12. günden itibaren bu peteği yapmaya başlıyorlar.
ADNAN OKTAR: Nasıl bal yapacağına ait bütün bilgiler kromozomlarda kodlu, değil mi?
OKTAR BABUNA: 12. günde hepsi hepsi birden başlıyor, petek yapmaya başlıyorlar. Bu balı yapmaları da çok büyük bir mucize. Bunlar şimdi dışarı çıkıyorlar kovandan, uzakta çiçekleri buluyorlar. Şimdi bulan arı bunu geriye dönüp diğerlerine anlatması gerekiyor. Bunu içinde bir dans kullanıyor, dans tekniği kullanıyor.
ADNAN OKTAR: Onun filmi var, onun filmini hazırla sen getir.
ADNAN OKTAR: Tabii. Hatta numaralandırılmış arılar, tek tek üzerlerine numara yapıştırılıyor, bir bir yani ilmi tespit yapılmış. Onun filmi var, onu gösterelim.
OKTAR BABUNA: Evet, bu dansı diğer arılar seyrediyor, mesela 170 tane arıdan 155’inin 5 dakika içinde tarif ettiği yeri bulduğu tesbit edilmiş bilimsel olarak. O da şöyle oluyor, bir 8 seklinde dairesel bir hareket yapıyor. O sekizin gösterdiği yön, tam o bulduğu çiçeği yönü hatta bu bazen 1 km. 2 km. uzakta olabiliyor. Yaptığı sayıda, 8 kaç defa yaparsa o kadar mesafede olduğunu gösteriyor. Şimdi oraya giden, bu dansı gören arılar, diğer arılar, oraya gitmeden önce belli miktarda yakıt alıyorlar, bal alıyorlar vücutlarına, tam gittiği yere yetecek kadar, ne fazla ne eksik. Çünkü fazla olursa, vücudunda az yer kalacak, fazla bir polen ile geri dönemeyecek, bal yapmak için.
ADNAN OKTAR: Peki bu insan aklından daha yüksek bir akıl değil mi bu?
OKTAR BABUNA: Çok daha yüksek bir akıl Hocam inşaAllah. Teknolojik olarak taklit etmenin imkanı yok. Güneşin hareketini de hesaba katıyor hatta. Güneş her dakikada 4 derece yer değiştirdiği için, tarif ettiği zaman güneşin hareketine, güneşe göre yön gösterdiği için, güneşin bütün hareketlerini hesap ederek yönünü gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Hayır, mesela insanlar arının aklını beğenmiyorlar, arının aklı insandan çok çok fazla. Ama dar alanda Allah yaşayacak şekilde vermiş. Aklını kullanacağı alanı dar kullanmış. Ama o dar alanda, insan aklının kat kat üstünde akla sahip. Yani hiçbir insan bunun gösterdiği yeteneği gösteremez. Allah’ın dilemesi dışında. Değil mi? Normal herhangi bir insan gösteremez.
OKTAR BABUNA: Arının da beyni Hocam bir gramın onda biri kadar, 100 mgr.’lık beyinleri var.
ADNAN OKTAR: Her şeyi o kafasına onun sebep ediyor Allah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, maşaAllah. Bakın, burada polenleri toplamış vücuduna. Bacaklarının da özel bir yapısı var. Bacaklarının üzerinde kaşık gibi alanlar var. Bunu da göstereyim birazdan. Bu kaşık gibi alanlarda taşıyor polenleri ve tüycükler var, orada biriktirerek götürebiliyor.
ADNAN OKTAR: Sende bayağı bir şey var göstersene. Sürekli geçiyorsun biz tevafuken görüyoruz. Bu nedir?
OKTAR BABUNA: Bu da arı Hocam inşaAllah, kovanın üzerinde yaban arıları.
OKTAR BABUNA: Evet, böyle büyük yapılar meydana getiriyorlar hatta.
ADNAN OKTAR: Vay be, kilolarca bal. Ama her biri ayrı bir kovan tekniği kullanıyor ve ayrı balları var değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, farklı balları var, evet. 20 bin çeşit arı varmış zaten Dünya’da.
OKTAR BABUNA: Arının çeşitleri çok fazla, 20 bin çeşit,
ADNAN OKTAR: 20 bin, bayağı yüksek sayı 20 bin, çok fazla.
OKTAR BABUNA: Çok çeşitli arı şekilleri var, mesela bunlar bir tehlikeye girdiği zaman, hepsi birlikte savunmaya geçiyor yuvanın içerisinde. Savunma tekniği olarak yuvanın, kovanın ısısınının yükseltilmesi tekniğini kullanabiliyorlar, kanatları ile ve hareketleri ile ve etkisiz hale getiriyorlar. Mesela 50 dereceye çıkartabiilyorlar kovanın ısısını. Etkisiz hale getirip öldürdüğü bu cisimler, ya da yabancılar büyükse...
ADNAN OKTAR: Eşek arılarını öldürüyorlar genellikle değil mi?
ADNAN OKTAR: Eşek arılarıları yüksek ısıya dayanamıyorlar. 50 dereceye çıkartıyorlar. Nasıl yapıyorlar, teknikleri nasıl?
OKTAR BABUNA: Kanatlarını çırpmaya başlıyorlar, ondan 7 vatt kadar bir enerji üretiyorlar. Fakat toplu halde yaptıkları için enerji çok yükseliyor, ısı yükseliyor kovanın içerisinde.
OKTAR BABUNA: Ölüyor. Onu da mumyalıyorlar mikrop kapmasın diye.
OKTAR BABUNA: Arı reçinesi diye bir madde var, onunla mumyalıyor.
ADNAN OKTAR: Son sözüm, Allah hepimize mutluluk, sevinç, sağlık, sıhhat, hidayet nasip etsin. Allah senin nurunu arttırsın, hidayetini arttırsın. Dünya’da da ahirette de birlikte olmayı nasip etsin inşaAllah.
SUNUCU: Amin, www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden, Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Yarın bizi 13.30 ile 16.00 saatleri arasında Kanal 35 , TV Kayseri ve 70 ve 70’den fazla kanaldan izleyebilirsiniz. İyi geceler.
Makaleler
Devamı ...Canlılar Dünyası
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...