SUNUCU: İyi akşamlar. Her akşam canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Başbaşa programına hoş geldiniz. Bu akşamki çok değerli konuklarımız Beyin Cerrahı Sayın Oktar Babuna ve kitapları bütün dünyada okunan ve takip edilen Sayın Adnan Oktar. Nasılsınız? Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, siz de hoş geldiniz. Bizleri aydınlattınız nurunuzla, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çok şükür, Allah’a çok şükür, sağ olun. Siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederim. Bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarını ve internet sitelerini size söylemek istiyorum. Radyolarımız, Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Güneydoğu Radyo 99.6, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR FM 96.0 Adıyaman, Ilgın FM 97.4 Konya. İnternet sitelerimiz www.haberhilal.com , www.harunyahya.tv . Hocam, çok güzel sorular var elimde. Bu arada sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Efendim, sizin soru sormanız bizim çok hoşumuza gider. Sizin soru sormanızı isterim.
SUNUCU: Ben şu an gündemi oluşturan, herkesin derinden üzüldüğü depremden bahsetmek istiyorum. Onunla ilgili bir soru var. İlk başta ona yer vermek istiyorum. Haiti’deki meydana gelen deprem, 200 yılın en büyük depremiymiş. Yaklaşık 500 bin kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyormuş. Deprem ile ilgili ne düşünüyorsunuz Hocam, diye sormuş Aslı Yürekli, Sakarya’dan sormuş.
ADNAN OKTAR: Deprem olduğu için ben üzülmedim, üzülmem de. Çünkü deprem, Allah’tan kaderin tecellisi olarak meydana getirilen olaydır ve hikmetle, hayırla meydana getirilir. Ölenler şehit olurlar. Yanarak ölenler, depremde ölenler genellikle şehit olurlar. Onları Allah verdi, Allah aldı. Dolayısı ile üzülme olmaz. Yani hiç kimsenin de üzülmesine gerek yok. Çünkü üzülme Allah’a isyan anlamına gelir, değil mi, canları alan Allah’tır. Biz Dünya’ya gelirken nasıl Allah’a sormadıysak, nasıl Allah (haşa) bizden izin almadıysa değil mi, geri alırken de bizden izin almaz. Hikmet ve hayırla olur o. Haiti’de çok fazla Müslüman kardeşimiz var. Haiti, biliyorsunuz İslamiyet’in çok yayıldığı bir ülke, halen de hızla yayılıyor. Bir de Vodoo dini yaygın, yani büyü dini yaygın böyle, gördüğüm kadarı ile. Ama mühim olan, tabii hepsi insan nihayet. Cahil oldukları için, İslamı bilmiyorlar, dini bilmiyorlar, o insanlara yardım etmemiz lazım. Şimdi biz ne yapacağız? Bizim yapacağımız, oradaki kardeşlerimize gücümüzün yettiği kadar yardım etmek. Müslüman kardeşlerimiz oraya gidecek, işte İHH olsun, diğer şeyler Deniz Feneri, efendim başka ne varsa böyle Kızılay’ımız, oraya gidip bu kardeşlerimizle samimi olacaklar, onların gönüllerini alacaklar, onları yatıştıracaklar. Onları üzüntüye teşvik etmek cinayet olur. Ağlamaya, bağırmaya teşvik etmek cinayet olur, sağlıkları bozulur, ruh sağlıkları bozulur. O çok tehlikelidir, yani üzülün, ağlayın, bak işte anneni kaybettin, babanı kaybettin, nasıl üzülmezsin sen, ne biçim insansın değil mi, at kendini yerden yere bayıl, komaya gir, hastaneye kalk, o zaman sevdiğini anlayalım; denmez. Yani bunlar sevginin ölçüsü değildir. Geride kalanlara bir sağlık, sıhhat, selamet diliyoruz. Allah onlara uzun ömür versin. Dolayısı ile orada onlara sevecen yaklaşacağız, onları sevgiye, şefkate, merhamete ve hepsinin üzerinde derin imana ihtiyaçları var. Derin Allah sevgisine ihtiyaçları var. Biz onlara bunu sağlayacağız. Maddi yardım yapacağız, ilaç yardımı gerekir. Ondan sonra, prefabrik evler gerekiyor, çadırlar kurulacak, Kızılay zanediyorum bol miktarda çadır götürür, umuyorum. Ama biraz acele gidilmesi lazım, yani 10 gün sonra giderse bunun pek o kadar kıymeti olmaz. Çünkü 10 gün içersinde o insanlar akıl almaz yıpranırlar, yani açık havada falan çok güç olur. Yıldırım hızı ile olması lazım. Hemen bu akşam karar verip, yarın orada olmaları lazım hemen, yıldırım gibi. Hava yolu tercih edilecek, ağır nakliye uçakları olacak. Gemi ile de olmaz, bu iş uzar. Daima nakliye uçakları ile jet gibi götürüp hemen şey yapmaları lazım. Mesela şu çocukcağızın böyle ağlaması, bunun teşvik edilmesi akılcı bir şey değildir. Bu çocuğun teselli edilmesi, bunun rahatlatılması çok önemlidir. Çünkü bu, bu sefer ruh hastası olur bu. Yani bir de oradan kaybedersiniz bunu, inşaAllah. Birini enkaz altından çıkarırsın, öbürünün aklını enkaz haline getirisin, kafasını enkaz haline getirirsin. Onun için üzüntüye teşvik olmaz. Hayır gözü ile bakacağız, hayır ile yaklaşacağız. Sağımız hayır, solumuz hayır, her tarafımız hayır.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Hangi ayeti okuyayım? “Eğer..” diyor Cenab-ı Allah, “..onlara merhamet eder,...” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Müminun Suresi, 75. “Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek de,...” yani üzerlerindeki zararı giderirsek de, “taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.” Yine devam ederler diyor Allah : “Andolsun, Biz onları azapla yakalayaverdik, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp-yalvarmadılar.” Allah, Bana yalvarın diyor. Bana kul olun, Beni sevin, Ben sizi ibadet için Dünya’ya gönderdim diyor. “Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.” Mesela bak bu da olmaz, umutlarını kaybetmek. Allah, Bana dönün ve Beni sevin diyor, umut kaybedecek bir şey yok. Müslüman bunu yapmaz, umudunu kaybetmez. “O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz” diyor Allah. Bakın ne demek istiyor Cenab-ı Allah, Ben sizi imtihan ettiğimde, umudunuzu kaybetmeyin, Ben bunu beğenmiyorum diyor Allah. Az şükrediyorsunuz diyor, az şükrederseniz nimeti elinizden alırım diyor, değil mi, yalvarıp, yakarın diyor, dua edin Bana diyor, değil mi, Ben sizin ilahınızım diyor Allah ve boyun eğin Bana diyor Allah. “Rablerine boyun eğmediler” diyor. “O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir.” Tabii biz yani daha önceyi hatırlamıyoruz, birden bizi dünyaya getirdi Allah? “Hepiniz yalnızca O’na döndürülüp toplanacaksınız.” Bak bu çok önemli. Demek ki hiç kimse bu dünyada kalmıyor. Depremle de olsun, bilmem başka şeyle de olsun, gidecek olan gidecek yani. Dolayısıyla işte şurada deprem oldu adamlar öldü. Kardeşim, sen ölmeyecek misin? Sen de kanserden öleceksin, kalbin tutacak öleceksin, trafik kazasında öleceksin, bir şey ile öleceksin ve Allah’ın huzuruna gideceksin. Demek ki hepimiz gideceğiz. O zaman, o üslup çok yanlış, değil mi? Rabbine, Mümin boyun eğecek, inşaAllah. Topluca ölmüş, tek tek mecburi değil Allah can almaya, bazende toplu alır, değil mi? Tek vefat ettiğinde niye şaşırmıyorsun, toplu olunca niye şaşırıyorsun? “O, yaşatan ve öldürendir;” Ben yaşatırım, Ben öldürürüm diyor Allah. Bakın deprem öldürmez, Ben öldürürüm diyor Allah. “Gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) de O’nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacakmısınız?” diyor Allah. “Hayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler. Dediler ki: “Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz?” Yeniden mi dirileceğiz diyorlar. Yani bırak diyor bunları diyor, toprak olduk artık, kemik olduk diyor, biz nasıl diriliriz diyor. Peki kaz; daha önce hiç yoktun, rekli bir dünya görmeye başladın, ses duyuyorsun, konuşuyorsun, hatıraların var, yiyiyorsun, içiyorsun, müzik dinliyorsun, birden canlı bir varlık haline geldin. Bunu yapan güç bir daha niye yapamıyor yani, yani neye göre yapamıyor, nereden çıkarttın bunu? Bir kere tam anlamıyla yapmışsa, buna güç yetirdiyse bir daha bunu rahatça yapabileceği anlaşılmıyor mu? “Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı;..” diyorlar. Bak, bu tehdit bize de yapıldı, daha önceki atalarımıza da, her zaman her dinde bu yapılmıştır. İşte helala harama dikkat edin, yeniden siz dirileceksiniz gibi.“Bu , geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir.” Bırakın bunları diyorlar, yani doğduk işte, olduk diyor. Nasıl oldun, boş ver diyor. Tamam işte, boş verse ona göre, boş vere göre, ona göre, karşılık alır işte. İnşaAllah. “De ki: “Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?” diyor Allah soruyor. Kime ait, o binalar her yer kime aittir? “Allah’ındır diyecekler” diyor Allah. “De ki: “Yine de öğüt alıp düşünmeyecekmisiniz?” diyor. “De ki: “Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?” Yedi göğün, yani katmanlar, yedi gök katmanları. “...ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?” diyor Allah. “Allah’ındır” diyecekler. De ki: “Yine de sakınmayacak mısınız.?” Peki nasıl oluyor bu yani? Kime sorsan, Allah’ inanıyorum diyor. Peki Ahirete nasıl inananmıyorsun? Yani bu nasıl bir İlah yani inancı değil mi yani. “De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin: ) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken Kendisi korunmuyor.” Allah, Benim korunmaya ihtiyacım yok diyor, ama Ben koruyorum diyor. "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" Niye büyünün içine giriyorsunuz diyor Allah, değil mi? “Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar. Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir.” Bak Allah Hıristiyanların o düşüncesinide eleştiriyor. “O'nunla birlikte hiçbir İlah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi.” Yani çatışma olurdu aralarında diyor Allah, öyle bir şey olsaydı. Kendi yarattığını götürürdü. “Ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı.” Ve ilahlar savaşırdı o zaman diyor, mücadele ederlerdi diyor. “Allah, onların nitelendiregeldiklerinden Yücedir. Gaybı ve müşahede edilebileni bilendir;” Yani geçmişide bilir, geleceğide bilir, şu anıda bilir diyor Allah. “...onların ortak koştuklarından yücedir. De ki: "Rabbim, eğer onlara va'dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen,’’ "Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma." Beni başka bir yere götür Ya Rabbim diyor. Bakın diyor, " De ki: Rabbim, eğer onlara va'dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen,” yani o yeri yakıp yıkacaksan diyor Allah, ayet. "Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma." Beni oradan çıkart diyor. “Gerçek şu ki Biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz.” Yani bunu yaparız diyor Allah. “Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır;” tebliğ yapın diyor, dini yayın, anlatın. “Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz.” Ne yaptıklarını biliyoruz diyor Allah, çünkü kendi yaratıyor. “Ve de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim." Şeytandan Allah’a sığınılacak. Yanında bulunmalarında istemiyor. “Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin." Yani getir dünyaya diyor, bak nasıl Mümin olacağım, nasıl iyi olacağım diyor. “"Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Yani güzel, samimi amellerde bulunayım, samimi eylemler yapayım. “Asla,” diyor Allah. “...gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.” Asla dönemezler diyor, Allah. Reenkarnasyoncu arkadaşlara buradan özellikle belirtiyorum, ayette bak önlerinde, “onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar ” , Kıyamet, insanların ayağa kaldırılacağı güne kadar, “...bir engel berzah vardır” diyor. “Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur.” Artık kavim, ırk düşün, hiçbir şey yoktur diyor Allah. “...ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da.” Sen hangi ailedensin, işte, Bebek’te mi oturuyorsun falan-filan böyle sormazlar diyor. “Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” Tabii tartı deyince böyle bazı cins tipler terazi zanediyor o üzerine çıkılan, öyle bir şey yok. O Allah’ın yaptığı tesbit burada kastedilen. “Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, Cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır. Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler” diyor Allah. Yani bütün yüzlerindeki etler dökülecek diyor Allah Cehennemde, Cehennem ateşinde diyor. Ve Benim bütün bu tehditlerimle diyor onlar daha da azıyorlar diyor Allah başka bir ayette, yani daha da uzaklaştırıyor diyor açıklamalarım. Ama tabii bunu da yaratan Allah’tır. Dolayısıyla bizim, yani ölüm durumunda, bu tip olaylarda yapılacak, yapmamız gereken şeyleri Allah bize söylüyor. Bak, boyun eğmemiz, yalvarıp-yakarmamız, umudumuzu katbetmememiz, çok şükretmemiz, çok şükredilmesi, Ahiret inanacımızın güçlü olması, ölümün Allah tarafından yaratıldığını bilmemiz ve diğer güzel Allah’ın müjdeleri. Mesela diyor ki, Cenab-ı Allah, depremde ölenlenler şehittir diyor Cenab-ı Allah. Ne güzel, yani dünyada kalıp ne yapacak yani. Şehit olarak gittiyse, son derece rahat bir hayat onun için, daha ne istiyor yani, inşaAllah. Dolayısıyla Allah hepsine, vefat edenlere rahmet etsin. Ondan sonra, canını verenlere, Cenab-ı Allah’ın katına ulaşanlara Allah güzellik, rahmet ihsan etsin, sağ kalanlara da sabır, sağlık, sıhhat, mutluluk, neşe nasip etsin Allah. Dolayısı ile biz de onların üzülmesini istemiyoruz. Üzülecek bir şey yok, gayet normal. Nasıl bir trafik kazasında bir insan öldüğünde bir felaket değilse bu, bir hayırsa değil mi, mesela kanserden ölüyor, ülserden ölüyor, beyin kanamasından ölüyor. Tabii, ne bileyim işte kuş gribinden, domuz gribinden, her şeyden ölüyor insanlar. Yani durduk yerde sebepsiz de ölüyorlar. Dolayısı ile ölümü felaket gibi göstermek olmaz. Ölüm, doğum gibi son derece doğal, tabi bir şeydir. Allah’ın bir kanunudur. Mümin onu saygı ile karşılayacak ve güzellik olarak görecek. Felaket tellallığı olmaz. Buna dikkat edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Saygıdeğer Adnan Hocam, geçen günlerde Malezya’da Rabbimiz’in Allah isminin gayrimüslimler tarafından kullanılmasının Müslümanlar tarafından tepki ile karşılandığını ve 3 kilisenin ateşe verildiğinin haberini okudum. Müslümanlar Hıristiyanların misyonerlik yaptığını düşünüyorlarmış. Böyle bir tutum doğru olur mu Hocam. Doğan Yazıcı, İzmit’ten sormuş.
ADNAN OKTAR: Doğan kardeşimiz güzel söylüyor böyle bir şey tabii ki mahsurlu değil. Niye mahsurlu olsun, biz zaten Allah demeleri için uğraşmıyor muyuz? Yani bu çok şeytani bir hata olur. Adam namaz da kılabilir. Hıristiyan, niye namaz kılıyorsun; dört kilise daha yakalım. Adam oruç tutacak 10 kilise daha yak, değil mi? Şarap içmeyecek 90 kilise daha yak. Bunlar akıl değil, çok çok yanlış, şeytanın kışkırtması. Allah’ın adını anmaları çok büyük bir nimettir; zaten Cenab-ı Allah da Kuran da söylüyor; değil mi? Gelin, diyor; tek bir kelimeye gelelim, Allah inancına, tevhide gelin diyor, Hıristiyan alemine. Bu bir arınmadır, dolayısıyla güzel bir şey. Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.) zamanında hepsi müslüman olacaklardır. Onlar bizim şevkatle, sevgiyle, muhabbetle koruyup kollamamız gereken Allah’ın emanetleri. Zaten her yerde eziliyorlar, zaten 100 küsur seneden beri ezildiler, bir de müslümanlar devreye girip onları ezmeye kalkarsa bu çok vahşiyane bir hareket olur. O kilise yakanlar genellikle dinsiz oluyorlar. Yani kilise yakan gece gündüz camiye giden mi oluyor. Darwinist, materyalist, orada burada okumuş, İngiltere’de Avrupa’da okumuş, komünist kafalı, terörist kafalı, anarşist kafalı kişiler. Kilise yakılır mı? Kuran’da kiliselerin hükmü var. Kiliselerin ve sinagogların özellikle korunması gerekiyor. Bu akıl alacak gibi bir şey değil, yani çok şeytani çok büyük bir hata, çok yanlış. Musevilerin de koruyup kollanmaları lazım, sinangoglar, kiliseler, camiiler değil mi; Kuran’da özel olarak yeri olan, onların kutsiyeti ayrıca belirtilen ibadet yerleridir, dolayısıyla oralara titiz olunur. Kardeşlerimiz herhalde bunu anlamışlardır tahmin ediyorum. Bu konuda çok özenli olsunlar inşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam diğer soru, Hocam çevremde bazı insanlar kader konusunu samimiyetsizlikten ya da bilgisiz oldukları için yanlış değerlendirebiliyorlar. Mesela Hz.Hızır (a.s)’ın Kuran’da geçen kıssasında gemiyi delmesiyle denizde çalışan yoksulları zorba bir kraldan kurtarması hadisesi için Hz.Hızır (a.s.)’ın haşa kadere müdahale ettiği gibi bir yanılgıları oluyor. Oysa siz söylüyorsunuz her şey kaderde bellidir diye acaba bu konuyu açıklayabilir misiniz? Ufuk Hayıdoğlu, Kahramanmaraş’tan sormuş.
ADNAN OKTAR: İşte Hz.Hızır (a.s)’ın gemiyi delmesi kaderin bir bölümü. Yani mesela insan der, bana doğru yol da gösterildi, yanlış yol da gösterildi, şimdi ben burda doğru yolu seçiyorum der. Onu dediği an oda yine kaderinde olmuş olur. Ben der cüz’i irademle şu an karar verdim diyor, böyle haraket edeceğim diyor. Cüz’i iradesiyle karar verdiği şey zaten kaderinde olan olaydır. Cüz’i irade denen olay kaderin içindeki bir bölümdür. Kaderin dışında cüz’i irade olmaz. Yani bunu yanlış biliyor bazı kardeşlerimiz cüz’i iradeyi kaderin dışında zannediyorlar. Cüz’i irade denen olay kaderin içindedir. Allah’ın bilmediği, önceden bilmediği, önceden yaratmadığı hiçbir olay yoktur. Mesela bizim buradaki bu konuşmamız daha Big Bang’den önce vardı, daha kainat yokken vardı. Bunu çoktan konuşmuştuk ve bu soru çoktan sorulmuştu. Tabii ilk önce denizler oluştu, işte karalar oluştu, ağaçlar, hayvanlar oluştu. Sonra gelişti gelişti Selçuklular dönemi oldu, Osmanlı’nın değil mi yıkılışı oldu, cumhuriyet dönemi oldu, en sonunda biz olduk ve sonrada biz bunu konuştuk. Ama bu ne zaman konuşulmuştu daha Big Bang olmadan. Sonsuz evvelde konuşmuştuk. Sonsuz sonrada da, sonsuz evvelde de Allah bunu bilir, bu şekilde olduğunu. Biz Allah’ın Katında şu an her an hazırız, her an hazırız. Mesela çocukluğumuz, çocukluğumuzda evde süt içiyoruz, Allah Katında o sürekli durur hiç kaybolmaz. O sütten aldığımız tat, annemizle yaptığımız konuşma, okula giderken okul çantasını tutma şeklimiz, yürüyüşümüz, her adımımız, giydiğimiz pantolon, pantolonun markası hepsi Allah Katında hazır durur, hiçbir şekilde değişmez. Sonsuza kadar kaybolmaz. Konuşmalarımız, aldığımız tat, görüntüden aldığımız lezzet, vücudumuzda duyduğumuz hislerin tamamı, yani olduğu gibi canlı varlığımız tamamen canlı olarak Allah Katında duruyor. Şu an biz Allah Katında yine okula gidiyoruz, ilkokula gidiyoruz. Tabii şu an gidiyoruz ilkokula, yani ayrı bir zaman boyutunda şu an ilkokuldayız biz. Mesela oraya gitsek yine ilkokula başlamış oluruz. Ayrı bir zaman boyutunda lisedeyiz şu an, arkadaşlarımızla yine konuşuyoruz. Ayrı bir zaman boyutunda buradayız, ayrı bir zaman boyutunda da Hz.İsa (a.s.)’yla beraber sohbet ediyoruz şu an. Ayrı bir zaman boyutunda cenaze namazımız kılınıyor, ayrı bir zaman boyutunda herkesle birlikte kalktık. Ondan sonra değil mi, inşaAllah önümüzde ışığımız olacak, sağımızda da ışığımız olacak inşaAllah, toplanma yerine doğru gidiyoruz Allah Katında şu an. Aynı anda inşaAllah Cennette koltuklarda karşılıklı sohbet ediyoruz şu an. Aynı anda mesela 1000 katrilyonuncu senede yine Cennetteki sohbetimiz devam ediyor. An olarak Allah Katında şu an hazır durumda canlı olarak. Ve Allah kaybolmayacağı için haşa o görüntüler ve varlıklarda asla kaybolmaz. Sonsuz evvelde de, sonsuz sonrada da o sürekli durur, canlı olarak. Kare kare de durur canlı olarak da durur.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam bazı anlayamayanlar oluyor bu zamansızlığı, Allahualem an olmasını mı kavrayamıyorlar acaba, orada mı takılıyorlar?
ADNAN OKTAR: Zamansızlığı kavrayamamak; kaderde olan bir şeydir kavrayamaması. Kavrayacak insanlar vardır, kavrayamayacak insanlar vardır. Yani kavrayamayınca Allah’a zarar verdiklerini zannediyorlar bazı insanlar öyle bir şey olmaz. O zaten o şekilde anlayamayacak şekilde özel yaratılmıştır. Mesela tartışmacı tipler var Cehennemde bol bol vakitleri olacak tartışmak için. Yani Cehennem tam tartışmanın ve kavganın yeridir. Akşama kadar boğuşma halinde olacaklar, sürekli birbirlerinin kafasını gözünü patlatacaklar, birbirlerini dövecekler, bağıra çağıra tartışmalar var. Sık sık ateşe sunulmaları var. Yani her türlü canlarının istemediği ve rahatsız oldukları ama gerçeğinde de hoşlanacakları belki de. Çünkü derler ya itin canı cefada gerek diye böyle öyle tipler hoşlanırlardı şeyden. Bir anlamda onların ruhuna tam hitap edecek şekilde yaşatılmış olacaklar. Yani teşbihte hata olmaz o anlamda diyorum inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Diğer sorumuz, Adnan Hocam ABD, Afganistan ve Irak’la arasındaki savaşı fiili olarak sonlandırmış gibi gözükse bile bu ülkelerde hala oturmuş bir güvenlik ve yönetim sistemi oluşturulamadı. O bölgelerde yaşayan hem müslüman, hem gayrimüslim halkın huzur içinde yaşaması için ne yapılmalı Hocam? Güvenli bir sistemin oturması için uzun bir süre mi geçmesi gerekiyor? Hamza Kadrihan sormuş.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) gelmeden dünyada müslümanlar asla ve kesinlikle rahat etmezler söyleyeyim, mümkün değil. Yani tek bir beynin hakim olmadığı bir topluluk asla birleşemez. Yani gerek sürat açısından, gerek kolay çözüm açısından, gerek şefkat, sevgi açısından, gerek genel heyecan ve mutluluk açısından Mehdi (a.s.)’nin gelmesi şarttır. Yani mümkün değil öbür türlü. Bu monotonluk sürekli gider, mesela bütün ülkelerde vizeler kaldırıldı, mesela Mehdi (a.s.) olmuş olsa, Mehdi olmuş olsa vize kalkması çok büyük netice verir. Pasaportun kalkması çok büyük netice verir. Ama mesela şimdi pasaportlarda kalkacak ama hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü bir manevi heyecan olmadıktan sonra pasaportların kalkmasının hiçbir etkisi olmayacağıda açıktır. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ama siz söyledikten sonra da bayağı bir tırmanışla böyle gidiyor, 57 ülke olmuş Hocam vizelerin kalktığı. Şimdi Rusya’yla da kalkıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu Mehdiyete zemin hazırlanıyor şu an. Yani Mehdiyetin evi hazırlanıyor. Yani Mehdi (a.s.)’nin gelişi için dünyadaki bu büyük evin odaları hazırlanıyor. Tek bir eve dönüştürülüyor dünya inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz söyleyene kadar kimse hayal bile etmiyordu bunu, maşaAllah birden bire zincirleme gitmeye başladı böyle dediğiniz gibi zemin hazırlanıyor elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Yani vizeler, pasaportların kalkması, onun arkasından hukukun oturması, özgürlüklerin artması, internetin gelişmesi, işte televizyon sistemlerinin gelişmesi bunların hepsi Mehdiyet için zemindir. Yani beyin olmadan vücut ayaklanmaz. İslam aleminin beyni Mehdi (a.s.)’dir. Yani karar mekanizması, şuur mekanizması O’dur. Yani lidersiz bir topluluk asla hareket edemez. Hadi birini seçelim; böyle bir şey olmaz. Yani ne Şiiler kabul eder, ne Sünniler kabul eder, ne Vehhabiler kabul eder, ne başka ülkeler kabul eder, hiçbir şekilde tek bir insanda anlaşamazlar. Tek bir insan olmadığı bir ortamda da mutlaka karmaşa meydana gelir. Onun için Mehdi (a.s.)’nin gelişi için müslümanlar, zuhuru için- gelişi için demiyorum Mehdi (a.s.) zaten geldi- zuhuru için dua edecekler. Hz.Mesih (a.s.) gelmeden de hıristiyan alemi asla müslüman olmaz söyleyeyim, asla. Ama O geldiğinde de asla müslüman olmamazlık edemezler. Yani müslüman olmayacağım diyemezler asla. Kaderleri öyle. Allah onu görevlendirmiş. İsa mesih (a.s.) artı hidayet, İsa mesih (a.s.) yoksa Allah hidayeti vermiyor, mesihle birlikte. O’nun görevi o. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) geliyor, Kuran gelse, Kuran koyulsa ama Peygaberimiz (sav) yok, İslam yayılmaz. Yani öyle olsa şu anda da Kuran var evlerde, adam dinlemiyor Kuran’ı. Demek ki bir de imama ihtiyaç var, Peygambere ihtiyaç var. Bir elçiye, bir Mehdiye, bir mürşide, bir kutuba ihtiyaç var. Değil mi? Bu her devirde böyle olmuştur. Yani başsız bir topluluk olmaz. Müslümanların mutlaka bir manevi önderi olacaktır. Topluluğun heyecanını, coşkusunu, azmini, kararlılığını tam anlamıyla böyle coşturan ve çok seri hareket eden bir beyine ihtiyaç var. Şimdi İslam alemi toplandılar işte. Meclis önce toplanır. Açılış, gündem, konuşmalar, kapanış. Açılış, gündem, konuşmalar, kapanış. Hiçbir şey çıkmaz. İslam Birliği toplantıları yıllardan beri yapılıyor. Güzel ala pastalar, limonatalar da dağıtılıyor, herkes sohbet ediyor. Evli evine, köylü köyüne. Herkes işine gücüne bakıyor ondan sonra. Hiçbir şey de çıkmıyor. Çıkmaz. Niye? O İslam toplantısı olacak da orada Mehdi (a.s.) olacak, o toplantı öyle bitecek. Mümkün mü? İslam alemi yıkılır. Yıkılır, böyle yer yerinden oynar Mehdi (a.s.) çıkarsa. Ne demek öyle o kadar sükunet olsun? Deli heyecanı olmadan İslam hakim olmaz. Yani deli heyecanıyla olur. Deli aşık heyecanıyla. Tabii, yani böyle dünya bir hop oturup, şöyle bir hop kalkacak. Tabii. Dünya zangırdayacak. Yoksa sakin sakin işte, işte falanca kim ne demişti, hadi çaylarımızı içelim, sohbet edelim. Ondan sonra zaten sohbet ettikten sonra adamda uykular gelmeye başlıyor, uyumaya başlıyorlar. Devriliyor hatta, böyle yan yatıyorlar falan. Bir çok vakalar var böyle. İnşaAllah. Hatta adamlar ne diyor; kardeşim diyor, 300, 400, 500 yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek diyor. Yani, kardeşim bu güzel gidiyor böyle diyor. Uyuyoruz işte hep birlikte diyor. Değil mi? Ondan sonra, adam zaten evlenmiş, karısı da var, arabası da var, işi gücü de var. Herkes bir gelir kaynağı da bulmuş. Mutlu adam. İşte pilav yemek sünnet diyor. Hadi pilav yiyelim diyor. Kavun yemek de sünnet, o da sünnet... Peki İslam’ın dünyaya hakimiyeti? Onu bırak şimdi diyor. O ayrı mesele diyor. Yani en önemli konuyu 400-500 yıl sonraya atıyor. Değil mi? Yani İslam’ın dünyaya hakimiyeti hayati. İnsanlar ölüyor, mahvoluyor insanlar. Hemen bu hafta, hemen bu ay, hemen yarın olması için gayret edilmesi lazım. Yeri göğü birbirine katmak lazım. Mesih (a.s.)’in gelişi adamları ilgilendirmiyor. Bir Ulu’l Azm Peygamber yeniden 2000 yıl sonra dünyaya dönüyor. İnsan yerinde duramaz. Uyku tutmaz insanı heyecandan. Anormal sakinler. Değil mi? Mehdi (a.s.) övülmüş, bütün alametleri çıkmış, bütün gücüyle alametleri gizlemeye saklamaya çalışıyorlar. Yüzlerce alameti saklamaya çalışıyorlar. Hangi birini saklayacaksın? Hayır, tamam bir kısmı cahilliğinden diyelim. Bir kısmı şöyle. Mesela Nur talebesi kardeşlerimiz bile Bediüzzaman açıkça söylediği halde, tarih verdiği halde. Şahs-ı manevi değildir, şahıstır diyor. Talebeleri var. Talebeleri ve şahsından oluşan bir şahs-ı manevi olacak diyor. Yok diyorlar. Şahs-ı manevi olarak gelecek. Zaten Mehdi (a.s.) de gelmiştir diyorlar. Bundan sonra gelecek kişi de diyorlar en fazla bir siyasi lider olabilir diyorlar. Onun da o kadar önemi yok diyorlar. Zaten o da Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyacak birisi olacaktır diyorlar. Yani bir Mehdi heyecanını Said Nursi’nin verdiği, Resulullah (sav)’ın verdiği Mehdi (a.s.) heyecanını müslümanlardan yok etmeye çalışıyorlar. Peki o zaman bu durumda da Allah onun karşılığını veriyor. Niye şaşırıyorsunuz o zaman? Yani değil mi? Ne istiyorsan ona göre karşılık alırsın. Ama bütün bunlara rağmen yine Cenab-ı Allah verdiği sözden asla caymaz. İslam’ı Ben hakim edeceğim diyor Allah evlatlarımdan Mehdi (a.s.)’yle. Hiç kimse olmasa dahi Allah İslam’ı hakim edecektir bir avuç talebesiyle. Bakın dünyada bunu kimse durduramıyor. Mesela diyorlar ki: “Rusya’da vize kalkıyor.” Kardeşim sen eskiden Moskof bilmem ne diyordun. En büyük tehlikeydi Türkiye için. Bütün yani doğudaki ordu direkt Rusya’ya göre konuşlanmıştı. En büyük düşman olarak biliniyordu. Peki bunu Allah niye değiştirdi? Ve niye vizeler kalkıyor? Niye pasaport kalkıyor? Çünkü Rusya da Türk İslam Birliği’nin içine girecek. Allah bak bir bir Türk İslam Birliği’ne girecek ülkelerin hepsinden vizeleri kaldırdı. Şu an o ülkeler tek tek manen damgalandı. Resulullah (sav)’ın damgası hepsinin alnında şu an, bir bir. Yani bu sayılan, vizesi kalkanların hepsi Türk İslam Birliği içine girecekler. Onun hazırlığı var. Ama Mehdi (a.s.) bu olayın beynidir. O geldiğinde bedene ruh gelecektir. Şimdi Hz. Adem (a.s.)’in durumu gibi. Yani önce balçıktan pişmiş balçıktan seramik bir heykel gibi İslam aleminin ana çatısı oluştu. Nasıl Allah ona Ruhu’ndan üfürdüğünde kalk dediğinde kalktı Hz. Adem (a.s.), şimdi Mehdi (a.s.)’nin de, Mehdi (a.s.)’nin ruhunun bu bedene girmesiyle de, Mehdi (a.s.)’nin gelmesiyle de can gelecek İslam alemine inşaAllah. Mesih (a.s.)’in inişiyle de bütün dünyaya İslam hakim oluyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu sizi sevenler Hocam Ergin Aliyev kardeşimiz ve diğerleri Azerbaycan’da internet sitesi kurmuşlar. Türk İslam Birliği’ni bu şekilde böyle anlatan.
OKTAR BABUNA:Yüzlerce kişi oylama yapmış Hocam. Diyorlar ki hepsi Türk İslam Birliği kurulsun demişler. Bir tane hayır oyu çıkmamış maşaAllah yapılan oylamada.
ADNAN OKTAR: Koç yiğitlerim benim. Aslanlarım. Azerbaycan yani tam anlamıyla delikanlı bir ülkedir. Her tarafı yiğit doludur. Hepsine selam ediyorum. Allah hepsinin imanını, şevkini, heyecanını artırsın. İlk birleşeceğimiz Türk ülkesi de burasıdır. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu sizin kitaplarınızı okuyan kardeşimiz buraya gelmişti sizinle röportaj yapan. En büyük kanallarında evrimcileri yerle bir etti. Bu evrimcilerden bir tanesi namaza başlamış. Sormuş üniversitede nasıl kılabilirim diye. Devamlı görüşüyorlarmış. Diğeri de görüşmek için telefon almışlar böyle maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak görüyor musun Azeri terbiyesini, Azeri güzelliğini? Bazı dangal tipler ne kadar inanırsa inansın, ne kadar kanaati gelirse gelsin eğer mesleğiyse, mesleğinden alacağı gelir yani para, alacağı maaş nedeniyle hiçbir şekilde kabul etmiyor. Yani yüzde yüz kanaati gelse bile. Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor. Canım ciğerim kardeşim diyorum. Bir protein, herhangi bir protein, tesadüfen meydana gelmesi mümkün mü? Değil diyor.
OKTAR BABUNA: Maymunun daktiloda insanlık tarihini yazması gibi bir ihtimal diyor mesela. Olamaz diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bundan sonra yüzünde senin böyle teneke mi çakılı? Bunu nasıl anlatıyorsun arkasından tesadüfen oldu diye? Biraz daha üstüne gidersen uzay muhabbetine geçiyor. Uçan daireler, bilmem neler falan artık böyle. Şu Darwinistleri bir uçan daireye bindirip şöyle bir gezdirip tur atsalar uzaylılar neredeyse o adamlar. Bunlar tam rahatlayacaklar yani. Uzaylılar, yani o kadar akıllı varlıklar, medeniyeti kim yaratıyor? Bunu düşünmüyorlar mı? Değil mi? Konu yine gelip dolaşıp aynı yere gelecek. Allah’ın yaratmasına gelecek. Ne direnirsiniz çocuk gibi? Tabii. Geçenlerde dedim ki bak dedim bak, Hürriyet, Sabah, Vatan, ondan sonra Milliyet, Radikal falan bunların hepsi dedim dillerini yuttular evrim konusunda. Ağırlarına gitmiş hazretlerin. Dün mü, evvelsi gün mü, evrimle ilgili bir tane atış yapmışlar. Düz atış. Ondan sonra, şimdi onun cevabını vereceğim. Benden yakalarını kurtaramazlar. En fazla 12 saat dedim. 12. Hadi bilemedin 24 saat olsun. Anında sırtlarını yapıştırırım. Boş yere çırpınıyorlar.
SUNUCU: Sayın Hocam. Bir televizyon programında kadınlara uygulanan şiddetle ilgili yeni alınan önemlerin değerlendirilmesi halka soruluyordu. Kadınlara kötü muamelede bulunan erkekler için geliştirilen elektrikli pranga gibi alternatif çözümler üzerinde duruluyordu. Elbette çözüm aramak çok güzel. Fakat dikkatimi çekti. Şiddetin asıl kaynağının Kuran ahlakından uzaklaşıldığı gerçeğinden kimse bahsetmiyordu. Hocam kadına uygulanan şiddette çözüm Kuran ahlakının eşler arasında uygulanması diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
ADNAN OKTAR: Tabii, güzel söylüyor. Yani prangayla, kelepçeyle, sopayla bu durdurulmaz. Yani zaten prangalık, kelepçelik, sopalık adamsa o zaten evlenmesine de gerek yok yani. Yani ayağına öyle... Değil mi? Çok komik tabii. Çok anormal bir şey yani oradan medet ummak. Adam ayağında prangayla evin içinde gezecek, ondan sonra evli olacaklar. Kafasına da pranga taksınlar bir tane. Kafada daha iyi olur. Ayağında değil. Değil mi? Alnında dursun. Daha iyi havalı durur. İlginç durur. Yani evlilikte şefkat, merhamet, sevgi, saygı, koruyup kollama ruhu, acıma, akıl, derinlik, tutku, bunlar olmadıktan sonra Allah esirgesin maymunla evlenmiş gibi bir his içinde olur adam o zaman. Yani kadın için de, erkek için de olur bu. Kadına erkek de tüylü maymun gibi bir varlık olarak gelir. O da ona tüyü yolunmuş bir maymun gibi gelir. Yani dinsiz imansız olursa, ateist olursa ve bundan kaynaklanan ruhunda da bir yozlaşma ve yokluk hissi varsa, değil mi? Yani karşısındakini maymunan türemiş bir mahluk olarak görüyorsa başka nasıl görsün ki? Adam zaten söylüyor, diyor; bu diyor, bu maymundan türemiş bir mahluk diyor. Kadın ona öyle diyor eşine. Sen diyor maymundan türemiş bir mahluksun diyor. Bir maymun türüsün. O da ona diyor ki sen de bir maymun türüsün diyor. Daha alt tabakadan diyor, daha az gelişmiş bir maymun türüsün. Çünkü Darwin söylüyor bunu. Köpek beslemekten daha iyidir diyor. Yani ilkel bir varlıktır diyor kadın Darwin. Değil mi? Şimdi bu kafayla bakınca iki taraf da birbirini biri tüylü maymun olarak görüyor, biri tüysüz maymun olarak görüyor. İki maymunun birbirine ne saygısı olabilir? Yani yok olacağından emin. Ahiret inancı yok. Böyle bir ortamda şefkat, merhamet, sevgi ve derinlik zaten komik olur onlar için. Yani anlamsızdır. Yani ona ekmek arasına köfte koyacaksın, adam yiyecek, işte ilkel ihtiyaçlarını giderecek. Saygısız böyle küt ve odun gibi bir nesil yetiştirmeye çalışıyor bu kafa, bu mantık. Sonucunda da ateist, satanist, böyle garip insanlar oluşuyor. Tabii bazen ateist olup da yine insancıl yönleri kalan insanlar oluyor ama onlar da yine din ahlakından kopmamış insanlar oluyor. Yani yine dinin etkisinde kaldıkları için bunu yapıyorlar. Çünkü ahlakın kökeni dindir.
OKTAR BABUNA: Okuyayım mı Hocam? Buldum inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Darwin, “İnsanın Kökeni” adlı kitabında kadınların idrak etme, hızlı kavrama ve taklit konusunda "daha aşağı ırkların özelliklerini taşıdıklarını ve bu nedenle daha eski ve alt bir medeniyet seviyesine sahip olduklarını" yazmıştır. “Sizinle ilgilenecek biri, bir köpekten daha iyi oyalayabilecek, ev ve evin sorumluluklarını alacak biri” olarak tarif ediyor kadınları.
ADNAN OKTAR: Köpek besleyeceğinize işte diyor bir kadın alın diyor eve. Evin işini yapar diyor.
SUNUCU: İnanmıyorum. Nasıl bir tariftir bu? Nasıl bir yani? Söyleyecek şey bulamıyorum.
ADNAN OKTAR: Darwin söylemiş. Alt kültür diyor, beyni falan gelişmemiş diyor. Değil mi kadın için? Ne diyor?
OKTAR BABUNA: “Sizinle ilgilenecek biri, bir köpekten daha iyi oyalayabilecek, ev ve evin sorumluluklarını alacak birisi.”
ADNAN OKTAR: Yani iyi ütü yapar, yemek yapar, hani bulaşığı yıkar, onun çamaşırını yıkar. Değil mi?
OKTAR BABUNA: İdrak etme ve hızlı kavrama konusunda daha aşağı ırkların özelliklerini taşıdığını söylüyor.
ADNAN OKTAR: Yani “beyni gelişmemiş” diyor. Bir maymun türü olarak görüyor. Şimdi böyle iki Darwinist, materyalist bu şekilde birbirine bakarsa. Kafasına, gözüne pranga, afedersin sırtına prangadan başka ne gerekiyor o zaman yani? Başka türlü gitmez ki bu sistem. Zaten gelişmiş bir maymunsa o tabii seleksiyonla onu ezmesi gerekmiyor mu Darwinist diye? Güçlü olan zayıfı ezmiyor mu Darwinizm düşüncesine göre? Herif de aygır gibi olduğuna göre, kadın daha zayıf güçsüz oluyor. Ağızını burnunu kırıyor ondan sonra. Dövüp sövüyor, aşağılıyor, sokağa atıyor. Ondan sonra ne diyor? Ben Darwin’in teorisini uyguluyorum diyor. Evrim teorisini uyguluyorum diyor. Çünkü ben, değil mi, bu kanunlara tabiyim ve bilimsel bir gerçek diyor. Sen de maymunsun ben de maymunum diyor. Ama ben daha gelmişmiş bir maymunum diyor. Gelişmiş maymunlar az gelişmiş maymunları ezip elimine etmiyorlar mı, diyor. Değil mi? Ben de bunu uyguluyorum, bu kadar, diyor. Zaten Ahiret yok diyor. Dirilmeyeceğiz diyor. Allah da yok diyor. Hesap da vermeyeceğim ben diyor. Senin ağzını burnunu da kırarım, ezerim de diyor. Ben maymuna böyle muamele yaparım diyor. Benim şeyhim, müridim, mürşidim Darwin’dir, diyor. Sen de diyor beyni gelişmemiş bir mahluksun diyor. Adam bilimsel kendince, güya bilimsel izah yapmış ve çamaşır bulaşık yıkatmak, çocuk doğurtmak, vücudunun fazla artıklarını atmak için, değil mi, eğer hani bir sıkıntınız varsa vücudunun pisliğini atacak bir et boşluğudur o diyor. Bir et yığınıdır. Ona atarsın üstüne çöp kutusu gibi vücudunun pisliğini. Döversin de diyor. Bu anlayışla bu gelir. Ama Kuran’a göre Allah’ın tecellisiyle karşı karşıyasın sen. Allah’ın ruhunu taşıyan bir varlıkla karşı karşıyasın. Allah sana onu emanet ediyor ve sonsuza kadar beraber yaşayacağın Allah’ın insan şeklindeki tecellisiyle evlenmiş oluyorsun. Kadın da erkeğe Allah’ın insan şeklindeki tecellisi olarak bakıyor ve sonsuza kadar beraber olma arzusu içerisinde. O zaman zaten Allah onlara özel bir tutku, derinlik, aşk ve muhabbet veriyor ki bu altıncı bir, yedinci bir histir. Ne yemek yemeğe benzer, ne denizde gezmeye benzer. Bambaşka derin bir zevk. Mesela deseler ki insana, sen yemek yemek mi istersin, kotrayla gezmek mi istersin, yoksa bir kadının sevgisi mi, kadının sevgisidir tabii ki. Yani onun verdiği zevk kıyası kabil değil. Yani o katrilyonsa, o birdir yani. Anlaşıldı mı? Yani çok yüksek bir zevktir. Ama Allah bunu kime veriyor? Müminlere, muttaki olanlara, Allah’tan korkanlara veriyor. Aşkı ve tutkuyu Allah müminlere verir. Çünkü kadının gözünden tutku akar, erkeğin gözünden tutku akar kadına. Bu ancak müminlere verilmiş güzel bir histir ve şiddetli bir duygudur. Onun için Allah diyor, Cennet’te eşlerine gözlerini dikmiş, sadece eşlerine, tutku ile bağlı kadınlardan bahsediyor Allah. Gözlerinden,hem de hurun iyn, iri siyah gözlü huriler ve sadece eşlerine gözlerini dikmişler ve tutku ile bağlılar diyor Allah. Tutkunun önemine dikkat çekiyor Allah. Ondan sonra kadının diğer özelliklerine geçiyor Allah ama hep bakışlarına. Bakıştan akıl akar, tutku akar, derinlik akar, aşk akar ve en şiddetli zevki de bu verir. Bir ahmak, mesela herif iri-yarı, sığır gibi, taze kesilmiş öküz gibi bakıyor kadına yani. Adam zengin öküz yani böyle. Adamın arkasına kağnıyı doldurmuşlar altına, adam çekiyor yani, adam tam öküz. Kadın işte onun esiri oluyor, bu sefer öküz olunca öküzlüğünün gerektirdiğini yapıyor. O boynuzu vuruyor, ya bilmem ne yapıyor, çiğnemeye kalkıyor. Ama kadının da hatası öküz gelip, öküz ile evlenmesi işte. Yani burada bu hatayı yapmayacak. Öküzle ne, kabul etmiş oluyorsun orada yani adam öküz olduğunu bağırıyor. Görüyorsun, göre göre niye gidersin yanına? Niye insanın yanına gitmiyorsun da öküzün yanına gidiyorsun? Değil mi? Allah sana tanıtmiş, anlaşılmayacak gibi değil ki. Adam toprağı bir eliyle eşiyor, belli yani manyak olduğu, yani bir şey yapacak. Değil mi? Mesela hırlayan köpeğin yanına insan gider mi? Belli ki bir şey yapacak. Kudurmuş hayvan yani. Ama diyor cins köpek. O işte zengin işine benziyor bu, cins işte, o zaman zengin işi ile ısırır o da yani, değil mi. Onun için müslüman tam Kuran’a tabi hareket edecek. Kuran’ın güvencesi içersinde hareket edecek. Allah bizim için en güzel yolu göstermiş Kuran’da. Bakın siz bilmezsiniz, Ben bilirim diyor Allah. Siz nasıl vücudunuzu kullanacağınızı bilmezsiniz diyor, sosyal olarak nasıl davranacağınızı bilmezsiniz, birbirinize tavırlarınızı bilmezsiniz, evlenmenin nasıl olması gerektiğini bilmezsiniz. Ben size öğreteceğim diyor Allah. Şimdi Ben size bir kitap gönderdim, burada detay detay anlattım diyor Allah. Dikkatlice baştan sona kadar okursan sen, anlaşılması da kolay diyor bak. Anlaşılması kolay diyor. Ayet var ve her konuyu da anlattım diyor. Samimi bakarsanız anlayacaksınız diyor. Samimi bakan da anlıyor. Karmaşık bir şey yok Kuran’da. Değil mi? Tutkuyla, aşkla, Allah rızası için evlenilecek. Allah’ın rızasını en çok kimde buluyorsan, en takva kimi buluyorsa, en güzel ahlaklı kimi buluyorsa ona gidecek, onda Allah’ın sevgisini arayacak. Parası için giden, zengin öküze giden, zengin karşılamasıyla karşılaşır. Yani öküz tipi bir karşılaşma olur. Parası için giden, parasının altında kalır. Tipi için giden, tipinin altında kalır. Değil mi? Çünkü tip anında değişen bir şey. Yani bir anda tiksinirsin. Çünkü adam ben maymunun dedi mi, kadın bir anda maymun ile karşı karşıya olduğunu anlar. Kıllı kılçıklı bir maymun aklına geliyor. Ne yapsın onu o kadın? Adam ben maymunum diye bağırıyor. Ben maymun alametleri gösteriyorum diyor. Değil mi? Açık gösteriyor. Darwin’den de anlatıyor, ben diyor bilim adamı adamım. İzah ediyor. Yani sen diyor modern bir insansın diyor. Bana inanmıyor musun, diyor. Bütün dünya kabul ediyor diyor, %80-90 diyor. Ben de kabul ediyorum. Ne var bunda, diyor. Yani Dünya’nın belası işte buradan geliyor, bundan kaynaklanıyor. Haklı mıyım?
ADNAN OKTAR: Evet, bana bir sayfa aç ver. Ya Allah Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Meryem Suresini açmışsın. ”Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: “Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın.” Hz. İsa (a.s.)’dan, Allah tarafından hamile kaldığında, Hz. Meryem (r.a.)’in gayrı meşru bir şey yaptığını iddia ediyorlar. Yani gayri meşru ilişkiye girdiğini iddia ediyorlar ki, çok büyük bir imtihandır. Bak bu bir iftiradır. Demek ki Müslümanlara cinsellik iftirası atılıyormuş. Kız olsun, erkek olsun. Değil mi? En hassas noktadır. İnsanlara oradan genellikle yaklaşırlar. İftira atarlar. "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi...” Bakın, nereden gidiyorlar. Artık ta babasına kadar olayı ulaştırıyorlar. “....ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi." Yani ima ediyorlar. Yani sen hem, bak senin baban kötü biri, hem kötü kişisin diyorlar. Azgın ve utanmazsın demeye getiriyorlar. (haşa). Tabii, onun için Hz. Meryem (r.a.), bunların hepsine sabrettiği için bütün alemlerde kadınlardan üstün kıldım diyor Allah, bütün alemlerde. İmtihanı çok şiddetli, inşaAllah. “Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz...” Mehdi “olan bir çocukla...” Mehdi’de olan bir çocukla... kundakta. Kundak Mehdi anlamına gelir aynı zamanda. Mehdide “(beşikte) olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?” (İsa Mesih) Dedi ki; şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni Peygamber kıldı’’diyor. Bu mucizedir bu. ‘’Nerede olursam olayım beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekâtı vasiyet (emretti)’’ diyor. Demek ki Hıristiyanlar namaz kılacaklar o zaman, zekâtı da verecekler. ‘’Annemi de itaati ve beni mutsuz bir zorba kılmadı’’diyor. ‘’Ben güzel huyluyum’’diyor. ‘’Selam üzerimedir, doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün de. İşte Meryem oğlu İsa Mesih hakkında şüpheye düştükleri ‘’Hak söz’’. Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değil’’diyor Allah. ‘’ O Yücedir. Bir işin olmasına karar verirse ancak ona ‘’Ol’’ der. O da hemen oluverir ‘’ diyor Allah. Evrim yok. ‘’Gerçek şu ki; Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.’’ İçlerinden bir takım gruplar ayrılığa düştüler. İşte, Protestanlar, Katolikler, Evanjelikler, Ortodokslar… ‘’Artık büyük bir günden dolayı var inkâr edenlere’’diyor Allah.
ADNAN OKTAR: Tamam devam edelim inşaAllah. Ben şimdi Hac Suresini okuyordum. 47. ‘’Allah vaadine kesin olarak muhalefet etmez.’’ Bir şey vaat etti mi mutlaka yapar Cenab-ı Allah.
ADNAN OKTAR: Neyi vaat etmiştir? Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu, Hz. Mesih (a.s.)’in gelişini değil mi? Bak diyor ki ‘’Allah vaadine kesin olarak muhalefet etmez’’ Hac Suresi 47. ‘’Gerçekten senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduğunuz bin yıl gibidir. Nice ülkeler vardır ki (halkı) zulmediyorken, ben ona bir süre tanıdım‘’ önce bir vakit verdim diyor Allah, sonra yakaladım diyor. ‘’Yakalayıverdim, dönüş yalnızca Banadır.’’ 41. Ayet, Hac Suresi. ’’Onlar ki yeryüzünde kendisini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak’’ iktidara getirirsek, hâkim edersek, ‘’dosdoğru namazı kılarlar, zekâtı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar.’’ Tebliğ yaparlar diyor bu Hz. Mehdi (a.s.)’nin özelliğidir, bir yönüyle Hz. Mehdi (a.s)’ye bakıyor. ‘’Bütün işlerin sonu Allah’a aittir’’. ‘’ Yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak ‘’ ebcedi 1979, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor. Net 1979 inşaAllah. Mesela 78. ayet, Hac Suresi ‘’Allah adına gerektiği gibi cehd edin ( gayret edin). O sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir. Atalarınız İbrahim’in dininde olduğu gibi’’ Demek ki dinimiz kolay, İslam dini, Hz. İbrahim (a.s.)’in dini gibi. ‘’O Allah Kuran’da sizi Müslüman olarak isimlendirdi. Elçi sizin üzerinize şahit olsun, siz de insanlar üzerinde şahitler olasınız diye’’. Elçi; yani Hz. Mehdi’ye işaret var değil mi? ‘’Elçi sizin üzerinize şahit olsun’’ Mehdi (a.s.) sizin üzerinize şahit olsun. ‘’Siz de insanlar üzerinde şahitler olasınız diye’’ ebcedi 2026. İslam’ın hâkimiyet tarihini veriyor. ‘’Allah’a sarılın, sizin mevlanız oldur. İşte ne güzel Mevla ne güzel yardımcı’’. Bak Allah’a sarılın diyor, Cenab-ı Allah. Müminun Suresi. Rahman Rahim Olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘’Müminler gerçekten felah bulmuştur. ‘’ancak Müminler felah buluyor, kurtuluş buluyorlar.’’Onlar namazlarında huşu içinde olanlardır’’, yani kafası dağılmayan, dikkatlice namazlarını kılıyorlar. ’’Onlar tümüyle boş şeylerden yüz çevirenlerdir’’ böyle televole kültürü içerisinde olmuyorlar. Aklı başında oluyorlar. ‘’Onlar zekâta ilişkin (söz ve görevlerini) mutlaka yerine getirenlerdir’’ yani bol bol harcıyorlar Allah rızası için. ‘’Ve onlar ırzlarını, iffetlerini koruyanlardır.’’ Yani gayri meşru cinsel ilişkiye girmezlerdi diyor, helaliyle inşaAllah. ‘’Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı’’ yani eşleri ya da cariyelerine karşı, ‘’tutumları hariç, bu durumda kınanmış değillerdir.’’ Ya nikâhlısı olacak ya cariyesi. ‘’Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.’’ Gayrı meşru fuhşa girmiş olurlar diyor Allah. ‘’(Yine) Onlar emanetlerine ve ahitlerine riayet edenlerdir’’ biri emanet verdi mi emanete riayet edeceğiz. Ahit ve sözleşmeye riayet edeceğiz. ‘’Onlar namazlarında titizlikle koruyanlardır’’ beş vakit namazlarını kılacaklar. Tadil-i Erkan ile sünnete uygun kılacaklar. ‘’İşte (yeryüzünün hâkimiyetine ve ahretin nimetlerine varis) olacak onlardır’’ yeryüzüne kim hâkim olacak?
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.) Hz. İsa (a.s.) ile birlikte inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Orada o zaman, burda Mehdi (a.s.)’nin özellikleri de sayılıyor. ‘’Ki onlar Firdevs (Cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır.’’ Sonsuza kadar.
Bu arada aklıma gelmişken söyleyeyim, şu an Türkiye’nin en önemli konusu iddia edilen Ergenekon örgütüdür. Türk milletinin var olma ve yok olma mücadelesidir. Ya var olacak ya yok olacak. Ya iddia edilen Ergenekon örgütü tümüyle tasfiye olacak yok edilecek, ya yoksa bizim milletimizde rahatlık olmaz. Özellikle iddia edilen Ergenekon örgütünün yerleşim alanı yargı içidir. Yargıda muazzam bir yapılanmaları var, çok şımarık arsız bir yapılanma içindeler ve pervasız bir yapılanma içindeler. Yargının da kendine has zırhını kullanıyorlar bunlar. Yani mesela bir hakime dava açamıyorsun, yargılayamıyorsun. Yargıtay da mesela mümkün mü? Tabii. Polis araması yapmak, teknik takip yapmak, telefon dinlemek , adeta imkansız gibi. Oradaki iyi insanları ben tenzih ederim ama bu zırhın içerisinde işte iddia edilen Ergenekon örgütü adeta cirit atıyor. Onun için hiçbir gizli kapı kalmaması lazım. Her yere polisin girebilmesi lazım, herkesi polisin dinleyebilmesi lazım. Ama tabi demokratik usullerden ayrılmaması, insanları mağdur edilmemesi çok çok önemli, bu yaparken de devletimize tam anlamıyla destek olmamız lazım. Bak sahtekar köpekler arama yapan hakime 8 tane mermi gönderiyorlar. O mermileri ne yapacağımı ben bilirim de, tabii biz şu kadarını söyleyelim en güzel yöntem onları, onlara teker teker yutturmak. Ama hangi yöntemle, kanunla hukukla. Kanun hukuk içerisinde. Bakın terbiyesizliğe ve ahlaksızlığa. Hakim devletin görevlisi, tertemiz memuru. Tertemiz mazlum insan, efendi insan. Devleti emretmiş, devlet adına, devlet olarak oraya gidiyor arama yapıyor. 8 tane mermi. Peki madem öyle delikanlısın çıksana ortaya bir göğüs göğüse görüşelim nasıl oluyor bu yani. Kahpelikle bu olur. Değil mi? Ayrıca bizim hakimlerimiz de delikanlıdır, vız gelir tırıs gider. Böyle itlikle korkutmaya çalışarak yok Doğan Öz’ü şehit etmeler, onu örnek gösteriyorlar. Milyonlarca Doğan Öz veririz yani öyle bir konu yok. Şehit olmaya bütün Türk milleti hazır. Biz esaret altında yaşayamayız. Türk Milletini (haşa) böyle kendi aşağılık kafaları ile aşağılamaya çalışan bir mantık içindeler. Sizi biz köle yapacağız, iddia edilen Ergenekon örgütü hükümet olacak, 3 milyon insani şehit edeceğiz. Ee, ne istiyorsunuz? Türkiye’yi de 20’ye böleceğiz, 20’nin üzerinde vilayete ayıracağız. Yani böyle devlet, 20 ayrı devlet, federasyon tarzında. Kardeşim ne istiyorsunuz bu milletten ya? Niye 3 milyon kardeşimizi şehit edeceksiniz, niye 20’ye bölünmemiz gerekiyor ve bundan sonra niye ferahlıyorsunuz siz, bu size ne rahatlık getirecek yani böyle bir amaç olur mu böyle bir ilke olur mu? Ve dini imanı da ortadan kaldıracağız diyorlar, Türk milliyetçiliğini de ortadan kaldıracağız, ne istiyorsunuz, biz öyle istiyoruz. Şimdi bir şey diyecektim, yani sizin istemenizle bu olmaz değil mi? Sizin istediklerinizi size yedirirler, yani inşaAllah Allah’ın izniyle, bak kanunun ve hukukun pençesinin altında inim inim inleyecekler. Ve mutlaka hiza olacaklar ama işte hakim araştırmaya gitmiş seyredelim, seyretmek yok, devlete bütün millet yardım edecek. Yardım nasıl olur, istihbari olur, bilgi verecekler. Savcılıklara, başbakanlığa da göndersinler, cumhurbaşkanlığına da göndersinler, iç işleri bakanlığına göndersinler, savcılara göndersinler her türlü bilginin gitmesi lazım. Odacı kapıcı kardeşlerimiz, oraya yük taşıyan bir hamal olabilir kardeşimiz, bir bilgi olduğunda ama dürüst olacak samimi olacak hakikaten bir anormallik varsa bildirsinler, boş şeylerle devleti meşgul etmesinler. Değil mi? Savcıları meşgul etmesinler. Gerçekten önemli bir bilgi ise ama emniyet içinde de var, iddia edilen Ergenekon örgütü mensupları, yargı içinde de var. Her nerde olurlarsa olsun, enselerinden yakalanmaları gerekiyor. Şu akla bak ya, yani başbakanlar şehit ettiler. Milletvekillerini şehit ettiler. Gün Sazak rahmetli, Türk milliyetçisi idi şehit ettiler. Nihat Erin, başbakandı şehit ettiler. Generaller Eşref Bitlis namazında niyazında nur gibi insandı, onu da şehit ettiler. Gaffar Okkan, son derece temiz delikanlı, dindar tertemiz bir insandı, nerede munis efendi, dindar, vatanını seven bir insan varsa gidip onun üzerine gidiyorlar. Ve mutlaka, mesela Uğur Mumcu son derece dürüst bir insandı, Muhsin Yazıcıoğlu mübarek şehidimiz. Böyle bir kahpe örgütlenme, böyle kansız bir örgütlenme bir de kabadayılık yapıyorlar ama ucuz kabadayılık yani zarfın içine mermi koyup gönderiyor, bilmem ne. Sulu ve cıvık çok kahpece hareketler, çok gıcık hareketler yani fakat en çok şımardıkları nokta, yargı içerisindeki adamlarına güveniyorlar. Aman aman aman yani ne bilgi varsa vatandaşlar göndersinler ve bu konuda da çok titiz davranılması lazım yani işte yargı mensubudur biz giremeyiz, dinleyemeyiz; olmaz kanunlar değişsin gerekirse, dinlenecek. Yani polis takibi olacak dinlenecek, teknik takipte olacak biz nasıl dinleniyorsak, nasıl takip ediliyorsak, nasıl bizim evimize ellerini kollarını sallayarak geliyorsa o aslanlar, onları da izleyecekler. Böyle şey yok. Yani birinci sınıf Müslüman, ikinci sınıf vatandaş öyle bir şey yok ki, bütün Türkiye’de ki vatandaşlar birinci sınıftır, hepsi de eşittir, hepsi eşit muameleye tabi olacaktır. Yani hukuk hepsine uygulanacaktır, ben hakimim ben yargıtay üyesiyim bana dokunmayın olmaz. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, söylemiştiniz onları kurtarmak için de bunun faydalı olacağını mesela bir hakimin kızının görüntülerini almışlar, bunu baskı yaparak böyle.
ADNAN OKTAR: Yani kardeşim zaten sorun o, bizim hakimlerimiz bizim nur gibi, onları tehditle robot haline getirmeye kalkıyorlar. Mesela kızını bir şekilde tuzağa düşürmüşler, filme almışlar, bir yargıtay üyesi biliyoruz, adamcağıza baskı yapıyorlar, şimdi pislik herifler musallat olmuşlar, ondan sonra gidiyor mesela düğününe gidiyor, sırıtarak içeri giriyor, adam git dese bir türlü, gitme dese bir türlü yani onun açısından. Ama bütün millet bu insanların yanında olursa korkmazlar çekinmezler, değil mi? Ve çok fazla hakim tehdit altında çok fazla yargı mensubu tehdit altında oluyor yani bunlar it kopuk örgütü, her yere dağılmışlar adamlar örümcek ağı gibi. Bunlara öyle hak ettikleri karşılık verilmezse, bunlar itliklerine devam ederler, onun için böyle korkak titrek hareket etmek çok büyük bir zulüm olur. Bütün Türk milletine karşı bir zulüm olur. Değil mi? Ne gerekiyorsa yapılması lazım. Hakimlerin de bu konuda kolaylık göstermesi lazım. Ayy telefonumuz dinlendi falan şamata yapıyorlar. Peki nasıl anlayacağız seni yani telefonun dinlenmezse senin, teknik takibin olmazsa sen şaibe altında kalmaz mısın? Ve can güvenliğinin korunması son derece zor olmaz mı? Telefonun dinlensin ki o itler seni aradığında tespit edebilelim, edilebilsin, değil mi? Nasıl tespit edilecek o zaman nasıl can güvenliğini seni koruyacağız. Irzını namusunu nasıl koruyacağız, senin kızını kameraya alan seni tehdit eden adamdan seni nasıl kurtaracağız izlemezsek. Aman bizi izlemeyin, aman bizi dinlemeyin. Vatandaşı onları dinleyin, izleyin ama bizi dinlemeyin, diyen kişiler var. Çok yanlış bu, bilakis diyecek ki dinleyin, bizim evimizi takip edin, telefonumuzu dinleyin, bizi güvenlik altında tutun bizler de özgürce hukuku uygulayalım demeleri lazım. Baskıdan arınalım demeleri lazım. Değil mi? Zırr bir telefon çalıyor mesela bir hakime, bitti. Mesela öyle vakalar oluyor olay beyazken birden siyaha dönüşüyor. Bununla ilgili kaç tane dava açıldı, kaç tane olay var. Hakim de insan, baskıya bir dereceye kadar dayanabiliyorlar bazıları, bazıları delikanlı oluyorlar dayanıyor ama bir kısmı dayanamıyorlar ama hepsini tenzih ederim tabi, nur gibidir bizim hakimlerimiz, savcılarımız tertemiz insanlar, vatansever insanlar. Ama bir kişi sen koskoca iddia edilen Ergenekon örgütüne dayan, biz sana karışmayız sen kendini koru denmez. Değil mi? Mahallesinde, sokakta her yerde koruyacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, o şekilde teknik takip ile yakalanan hakimler de oldu zaten, bugün yine öyle bir haber vardı, bir hakimin nasıl bir davada bir Ergenekon mensubu ile yaptığı konuşmadan sonra iş bitirdiği gazetelerde yayınlandı bugün Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani o yaygara yapmaları çok çok yanlış bakın, telefon dinlemesi teknik takip yaygarası bu çok yanlış özellikle bunun üzerinde durulması lazım. Bu yaygarayı yapanlardan insna gayri ihtiyari şüpheleniyor da yani niye acaba bunlar bu kadar tedirgin. Çünkü yarası olan gocunsun kardeşim, ben telefondan niye tedirgin olmuyorum yani dinleniyor benim telefonum hiç rahatsız değilim ben, iftihar ederim ne güzel güvenlik olur benim için, teknik takip son derece güzel aslanlarımız onlar, onlarda bizim vatanımızın evlatları, tertemiz kardeşlerimiz, bizden ayrı bir insanlar mı yani başka ülkeden mi geliyorlar yani inşaAllah. “Allah göklerin ve yerin nurudur”, şeytandan Allah’a sığınırım. “O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” (Nur Suresi, 35) bakın nur üstüne nurdur, Allah kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Ebcedi 1980 tarihini veriyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini, Mehdi (a.s)’de nurlu bir insan olacak hadis var, değil mi? Siması nurludur diyor, Resulullah (sav).
ADNAN OKTAR: Kandil gibidir, yüzünü aydınlatacaktır, bu da hadiste var, Mehdi (a.s)’nin özelliği olarak, bak incimsi bir yıldızdır ki diyor, yine Mehdi (a.s) için de incimsi bir yıldız gibi parlar deniyor. Değil mi? Hatta beni içinde yanağındaki beni içinde incimsi bir yıldızı andırır diyor, yanağındaki ben için, “doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir.” Nur saçıyor, “Nur üstüne nurdur.” Ve Mehdi (a.s)’nin yine Risale-i Nurla da bağlantısına da işaret var, aynı zamanda Risale-i Nur külliyatından istifade edecek diyor Said Nursi, Risale-i Nur’un gerçek sahibidir diyor Mehdi (a.s), bakın bu bir gerçektir, kimse buna itiraz edemez, Nur talebeleri değildir, Risale-i Nur’un gerçek sahibi, Mehdi (a.s) ve talebeleridir, bunu kim diyor Bediüzzaman diyor. Bu ayet bayağı bir şeyleri açıklıyor fakat fazla bir şey söylemedik, mesela “Allah göklerin ve yerin nurudur” bu ayetin ebcedi de 1959 Bediüzzaman’ın son zamanlarını, son zamanları yani en kamil devirlerine işaret ediyor. “Allah göklerin ve yerin nurudur” 1959. “O'nun nurunun misali” diye de devam ediyor. Furkan suresi var ama biraz da şu hadislerden okuyayım.
Bu nedir? Bugünkü gazete mi? Evet 2-3 günden beri devam eden bir ilan bu. Vakit gazetesi yarın ki Vakit gazetesi, evet bu ilanı göstereyim. Ehemmiyetli bir ilan, hepsi belgeye dayanarak anlatılmış. Öyle yanlış olan bir ifade yok inşaAllah gördüğüm kadarıyla. Yarın ki Vakit Gazetesi’ni alan kardeşlerimiz bu konuyu çok rahat öğrenebilirler. Detaylı burada açıklamaları var.
ADNAN OKTAR: Bakın “Ne zaman, adaletsiz hakimlerin eliyle zulüm ve haksızlık, hile ve dolandırıcılık tüm insanları ezmeye başlarsa, benim temiz ailemden, benim isim ve nişanımı taşıyan Hz. Mehdi (as) kıyam edecek ve huzur her yere yayılacaktır.” Peygamberimiz Efendimizin (sav) hadisi. Ne zaman diyor, zamanı açıklıyor, “adaletsiz hakimlerin” adaletten uzak hakimlerin “eliyle, zulüm ve haksızlık. Demek ki, bir kısım hakimler zulüm yapacaklar, haksızlık yapacaklar. “Hile ve dolandırıcılık” Hile yapacaklar demek ki, dolandırıcılık yapacaklar. “Tüm insanları ezmeye başlarsa” yani insanların bir çoğunu ezmeye başlarsa; “benim neslimden benim ailemden, benim isim ve nişanımı taşıyan” Peygamberimizin (sav) soyadı neydi?
ADNAN OKTAR: Adnan evet, Ben-i Adnan. Yani boş yere benim üzerime gelmesinler bu konuda, ben kendimle ilgili yemin ettim ben bu konudan çıktım yani bu Allah adına yemin ettim. Böyle bir iddiam olmaz. Ama, Peygamberimiz (sav)’in ismi, bak “adı adıma uygun”, diğer bir hadiste de zaten ahir zamanda belli olacağı söyleniyor. Bu isimdeki sırrın ne olacağı ahir zamanda belli olacağı söylüyor hadis, o hadisi onu göstereceğim. Çünkü Ahmed, Mahmud, Muhammed, Mustafa dört tane isim var. Adı adıma uygun deyince bunlardan bir tanesi. Peygamber niye gizlesin der, direkt Mahmud der, yahut Ahmed der, yahut Mustafa der, yahut Muhammed der net söyler. Niçin böyle kapalı bir üslup kullansın? Adı adıma benzer, denk düşer diyor. Ama Peygamber babasının adı da aynıdır diyor, babasının adıyla; onun babasının adıyla benim babamın adı, benim adımla onun adı aynıdır. Şimdi tek bir isim olması gerekiyor o zaman aynı olması için, tek bir isim. Tek bir isim, tek bir soyadı gerektiriyor. Tek bir soyadı, tek bir tane soyadı var Peygamberimiz (sav) Adnan’dır. Yani Muhammed Adnan, soyadı budur. Adı Muhammed, soyadı Adnan. Yahut Ahmed Adnan; Ahmed, Mahmud, Muhammed, Mustafa, Adnan’dır. Babasının adı nedir? Abdullah. Soyadı ne? Adnan. Mesela sorsalar değil mi isminiz ne? Abdullah diyecekti. Soyadınız nedir? Adnan. Peki biz nasıl hitap ederiz? Şu anda Türkiye’de nasıl hitap ediliyor? Birisine Abdullah diyor muyuz, bir insana? Diyemeyiz. Sayın Adnan deriz babasına, Peygamber Efendimiz (sav) babasıyla karşılaşsak Sayın Adnan diye hitap edecektik. Resulullah (sav) ile karşılaşan insan ne diyecekti? İsmini mi söyleyecekti, yoksa soyadıyla mı hitap edecekti? Aynı babasına olduğu gibi yine Sayın Adnan diyecekti. Çünkü bu şey böyle. Hz. Ali (ra)’in yazdığı kasidede de yine Mustafa Adnan Peygamber diyor. Bak adı Mustafa soyadı Adnan Peygamber diyor. O devirde de demek ki hitap öyle, yani bir tek bu devir için değil. Dolayısıyla “benim isim ve benim nişanımı taşıyan” nedir sırtındaki ben, Peygamberimiz (sav) nişanı o omuz hizasında ben vardır. Bir de Mehdi (as) bir et beni daha olacak diyor Peygamber Efendimiz (sav), yaprak şeklinde.
ADNAN OKTAR: Birinde mersin yaprağı diye geçiyor, birinde reyhan yaprağı diye geçiyor iki hadis var. “Mehdi (as) kıyam edecek” Kıyam ne demek ayağa kalkacak, görünür hale gelecek “ huzur her yere yayılacaktır.” Demek ki ahir zamanda bir kısım bazı hakimler, zulüm, haksızlık, hile ve dolandırıcılık yapacaklar. Demek ki bu var. Demin ne anlattım?
OKTAR BABUNA: Tam bu konu geldi maşaAllah. Ben de onu söyleyecektim Hocam.
ADNAN OKTAR: Sayfayı sen açtın, ben söyledim değil mi açtın? Tam mutabık konu çıktı.
ADNAN OKTAR: Bu bilinir evet. Kuran’da da açtığımda da tam ilgili yer çıkıyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ömer Kayacan Edirne’den yazmış. “İnsanların ümitsiz olduğu,” artık biz bitmişiz yani, bundan hayır çıkmaz, bundan iş çıkmaz var ya halk arasında “ve hiç Hz. Mehdi (as) falan yokmuş dediği bir sırada” Yüzyıllar sonra gelecek birisi diyor, yahut gelip geçmiş, yahut şahs-ı manevidir, yok Mehdi (as) diyorlar. “Hiç Hz. Mehdi (as) falan yokmuş dendiği sırada Allah Hz.Mehdi’yi gönderir…”Ali Bin Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 55. “….Mehdi Resullullah’ın bayrağı ile” nerede Resulullah’ın bayrağı?
ADNAN OKTAR: Topkapı’da İstanbul’da. Bayrak nerdeyse, Mehdi (as)’da orada. ”İnsanların başlarına, bela üzerine bela yağdığı” Yani hayat pahalılığı, ekonomik kriz, kavgalar, hapsedilmeler, sürgünler, hakaretler, her türlü “bela üstüne bela yağdığı ve çıkışından çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar.” Yok artık diyorlar yani adam sağlam diyor, 500 yüzyıl sonra çıkacak, Mehdi (as) diye bir şey yok diyor. Bir kısmı da şahs-ı manevi diyor, öbürü de zaten hiç yok diyor. Evet burada arkadaşımız izah etmiş uzun bir açıklama. Mesela o hadis, demin hakimlerle ilgili okuduğum hadis yarısı burada devam ediyor yani, üstten devam ediyor. O mesela “adaletsiz hakimlerin eliyle zulüm ve haksızlık, hile ve dolandırıcılıkla tüm insanları ezmeye başlarsa Mehdi (as) çıkar diyor.” bir üstteki hadiste de “İnsanlar Allah’ın dinini bozarlar, Allah’ın hükmünü değiştirirler.” Yani Kuran’a uymazlar. “Hakimler olarak yalan söz dinlerler ve devamlı haram yerler.” Bak hakimler olarak yalan söz dinlerler. Mesela yalancı şahitlere itibar ederler diyor hadiste. Yani parayı veriyorsun, mesela 200 milyon, git yalan, iftira et diyorsun al sana yalancı şahit hemen 5 dakikada dava açılıyor. Bak ne diyor hadiste? “Hakimler olarak yalan söz dinlerler” yani biliyorlar adamın yalan, iftira attığını, para karşılığı gelen bir sahtekar olduğunu biliyor, ama ona göre hüküm veriyor. Böyle olaylar olacak diyor Peygamberimiz (sav). Bir arka sayfadan devam ediyor. “İşte bu öyle bir zamandır ki, o muhakkak batıl olanı hak olanı, yanlış olanı doğru olanı kaplar.” Bakın, “muhakkak batıl olan,” kötü olan yanlış olanı kapsar. Mesela doğru olanı, yanlış olan doğru olanı kaplar. Yani iyi yok ediliyor, kötü üste çıkmış oluyor. Sahtekarlar daha önde oluyorlar. “Hükümleri paraya karşılık satarlar” yani hakimlerin, bir kısım hakimlerin para karşılığı bir kısım hakimlerin insanların aleyhine hüküm vereceği, bir kısım insanlara paraları karşılığında taraftar olup insanları haksız yere hapse atacaklarını, onlara eziyet edeceklerini, eza edeceklerini söylüyor hadis. “Bu satışa da” bu da kendilerini satıyor diyor, bu kişileri, “bu satışa da, hakimler razı olduklarından, hüküm hakka ters olur” diyor. Hak, hüküm vermeyecek hakimler diyor, bir kısım hakimler. “ Haklıyı haksız gösterirler” bu hakimler “ve hakka ulaşılmaz” Hak oluşmaz diyor, doğru olana ulaşılmaz. “Adalete kıymet verilmez hale gelir.” İnsanlar artık adalete güvenmez diyor ahir zamanda, Mehdi (as) devrinde. Yani adalete güvenilmez, artık adalet şeyini kaybetmiş, güvenini kaybetmiş olur diyor. İşte ondan sonra devam ediyor “işte onlar Allah’ın dinini bozarlar, Allah’ın hükmünü değiştirirler, hakimler olarak yalan söz dinlerler” Yani sahte şahitlere, yalancı şahitlere itibar ederler, “ve devamlı haram yerler” diyor. Verirsin parayı, alırsın istediğin hükmü gibi olur diyor. Bunu nerede yazıyor, (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri İmamı Şarani) Büyük İslam Alimi, Ehli sünnetin göz bebeklerindendir. Tezkiretil Kurtubi Bedir Yayınevi İstanbul 1981 baskısı, sayfa 457. Satılıyor, dışarıdan alabilir insanlar. Yine hadis devam ediyor demin okuduğum bakın “Adaletsiz hakimlerin eliyle, zulüm ve haksızlık, hile ve dolandırıcılık tüm insanları ezmeye başlarsa” yani yaygın olarak başlar diyor. İslam ülkelerinde biz bunu görüyoruz, bir çoğunu. Kısmen de olsa var, ama çok yaygın. Ve her yerde yaka çırpıyorlar. Mısır’da, Suriye’de, Fas’da, Tunus’da, Cezayir’de değil mi? Oktar senin bize anlatacağın konular vardır, bakalım.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Çok ilginç böcekler var Hocam.
OKTAR BABUNA: Bu bir böcek Hocam inşaAllah. İlginç olması.
ADNAN OKTAR: Uzay böceği gibi yani çok şahane bir şey. Bu nedir, bale yapar gibi bir şey yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Bayağı süslü kerata, rengarenk. Bak tam simetrik görüyor musunuz? Orada sarı varsa, orada da sarı var. Gözler ayrı boncuk gibi gözler zaten. Orada mavi varsa, orada da mavi var. Siyah, siyah. O çıkıntılar da bak, en ince detayına kadar bak tek tek say. Bak öbür taraftaki çıkıntıları da. O tutma yerlerindeki ince detaylar da, en ucuna kadar tıpkısıyla birbirinin aynı. Hani mutasyonla oluyordu? Böyle mutasyon olur mu? Böyle simetrik, böyle altın oranla mutasyon olur mu? Mutasyon bir tane buna vurduysa darmekeşan eder bir şey yapar. Öbür tarafta o düzgünlüğü nasıl açıklıyoruz? Burada da mutasyon oldu, aynı bir kopyada orada oldu diyorlar. Burada mutasyon oldu, bir kopya da orada oldu diyorlar. Yani yapmasınlar, ayıp yapıyorlar. Evet bu nedir?
ADNAN OKTAR: Kayısı pestili gibi bu. Oktar Hocam, ağzı burnu kulağı nerede bunun?
ADNAN OKTAR: En iyisi sen geçeyim dedin herhalde bu konuyu, sen de işin içinden çıkamadın.
ADNAN OKTAR: Bu da uzay böceği gibi çok şahane, çiçek gibi. Böyle tipler var Allah Allah.
OKTAR BABUNA: Yani eşi benzeri görülmemiş burada değişik.
ADNAN OKTAR: Şahane, plastikten yapmış gibi bayağı güzel. Cam gibi saydam bayağı güzel. Bak tam simetrik acayip düzgün. Bu nedir? Hazret yeni mi doğuyor bu nedir?
ADNAN OKTAR: Bak jilet gibi adam. Çok şeker. Bayağı da yakışmış kıyafeti değil mi? Evet. Bu nedir böyle? Koç boynuzu gibi kafasının içine. Bu da bayağı süslü. Allah ne kadar çok çeşit yaratıyor maşaAllah. Bir de bunların mesela patisinin ucunda, ufacık bir yerde bile bütün vücudunun özellikleri kodlu. Değil mi milyonlarca özellik kodlu.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, bugün bilinen türler mevcut türlerin çok ufak bir kısmı. Yani ismi konulmuş olanlar.
ADNAN OKTAR: 100 kısımdan 99 kısmı yok oldu değil mi türlerin?
OKTAR BABUNA: Evet, % 99’u yok oldu. 30 milyona yakın türü olduğu tahmin ediliyor. Onun da yüz binler hesabıyla adı konmuş türlerin. Yani milyonlarcasının adı bile bilinmiyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Hoppala bu çok şahaneymiş bu. Vay kerata ilk defa görüyorum ben böyle bir şey.
SUNUCU: Kumaş gibi, yani bu üstündeki pelerin sanki böyle bir yün, bir kumaş gibi. Çok değişik.
ADNAN OKTAR: Evet, defile gibi olmuş bu. Değişik bir şey. Bak bunda da mesela mükemmel bir simetri var. MaşaAllah. Bu ne olmuş?
ADNAN OKTAR: Bu Afrika vatandaşı herhalde, değil mi o deminki Afrika vatandaşı. Türkiye’de var mı böyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Bu gözleri de, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, detaylarda binlerce mercekten oluşuyor böyle.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak el gibi olmuş kafasındaki şeyler. Birbirlerini nasıl buluyorlar, nasıl tanışıyorlar, evleniyorlar, çoluk çocuğa sahip oluyorlar falan. Yani hayret edecek şey, maşaAllah. Bu da bayağı güzel. Bak desenler mükemmel görüyor musun, şahane.
SUNUCU: Çok güzel, şey gibi, kumaş gibi, dokunmuş böyle, özel dokunmuş kumaş gibi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir de gürbüzler de bayağı. Bedava otlar var tabii, yiyip, içiyorlar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Gözlerin detayları gözüküyor burada. Onların her biri ayrı bir mercekten oluşuyor. Binlerce var böyle ve çok detaylı görüyorlar onun için.
ADNAN OKTAR: O merceklerin tek tek hepsi görüntüyü beyne iletiyor.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. O görüntü de birleştiriliyor beyinde daha sonra Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O gazete haberinden bahsetmiştin şu evrim ile ilgili, var mı onunla ilgili sende hazır bilgi.
OKTAR BABUNA: Okudum Hocam, bilgi olarak var da, gazete haberi yok önümde şu anda. Çok cahilce açıklamalar yapmışlar. Güya 20 yaş dişini, apandiksi, ondan sonra bademcikleri evrime körelmiş organ gibi evrime delil olarak göstermeye çalışmışlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim insaf, artık yani söyleyecek laf bulamıyorum. Yani dönüp dolaşıp bunu bulabilmişler.
OKTAR BABUNA: Siz 15 senedir kitaplarınızda bunu, yani 15 sene önce verdiniz bunların cevaplarını zaten. Evrim Aldatmacası kitabında, başka kitaplarda hepsinin cevabı tek tek var. Şimdi yeni bir şey gibi buna sarılmışlar en son.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bir daha anlatalım bari de biraz rahatlasınlar. Nedir bu bademcik olayı?
OKTAR BABUNA: Bademcikler Hocam, bunlar karakol görevi yapıyorlar. Bağışıklık sisteminde önemli rol oynuyorlar. Ama yani tabii iltihap yaptığı zaman çıkartılıyor. İnsan bundan zarar görmüyor gibi gözükse de çok faydalılar. Zararı, yararından fazla olduğu zaman çıkartıldığı için rahatlıyor hasta. Ama buna karşılık bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi var.
ADNAN OKTAR: İnsanların büyük bölümünde bademcikler var ve bu onların vücudunun savunmasını güçlendiriyor.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, ilk karakol. Ağza gelen bakteriler orada karşılaşıyorlar lenfositlerle ve bağışıklık sistemiyle karşılaşıyorlar, onu temizliyorlar dolayısıyla.
ADNAN OKTAR: Öbür türlü bademcik alındığında peki adam kurtuluyor mu bu işten? Mikrop direkt giriyor, bütün boğazını, her tarafını kaplıyor. Çok zor durumda kalıyorlar. Bademcik olduğunda ilk karakol görevi gördüğü için böyle bir konu olmuyor.
ADNAN OKTAR: Bademciği aldırdım, kurtuldum olmuyor. Çok daha berbat olaylar oluyor o zaman.
OKTAR BABUNA: Bunlar bilinmiyordu 19. yüzyılda, 19. yüzyılda söylüyorlardı bunları. Bizim Darwinistler yeni bir şeymiş gibi. Halbuki fonksiyonları anlaşıldı. Bunlar biliniyor artık. Apandiks de aynı şekilde, apandiksi söylemişler. O da bağışıklık sistemine faydalı bir organ. Kalın bağırsakta bulunan.
ADNAN OKTAR: Bir de mukus salgılıyor değil mi? Orada yararlı bakterileri bağırsağa veriyor.
OKTAR BABUNA: Evet yararlı bakteriler olduğu anlaşıldı.
ADNAN OKTAR: O kuyruk sokumunda bir kemik vardı, ne onun adı?
OKTAR BABUNA: Koksiks deniliyor ona. O da kasların yapışma yeri olduğu anlaşıldı. Aynı zamanda bir, oraya bir sertlik de veriyor. Oturup, kalktığımız zaman koruyucu özelliği de var aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Bu iç organları koruyor. Dış çarpmalara karşı koruyucu.
OKTAR BABUNA: Evet İnşaAllah. 20 yaş dişini söylemişler. Halbuki 20 yaş dişi, evet günümüzde beslenme alışkanlığı ile çenelerde biraz küçülme oldu. Bu fast food dedikleri, kullandığımız besinlerden dolayı, daha yumuşak besinlere geçildiği için. Eskiden daha sert besinlerle besleniliyordu. Çene yapıları biraz daha büyükçeydi, bugüne göre. Ama burada önemli olan nokta şu; siz daha iyi bilirsiniz İnşaAllah, genlerde bir değişiklik yok, fark yok. Yani biz eski beslenme alışkanlıklarına döndüğümüz takdirde çene hemen eski formuna gelecek. Dolayısıyla bir rahatlama olduğu için 20 yaş dişi rahatlıkla çıkabilecek ve çiğnemekte etkili. Yani körelmiş bir organ kesinlikle değil.
ADNAN OKTAR: Yani şöyle diyebilir miyiz? Şimdi gençler var. Çöp gibi kolları falan var böyle dışarı da geziyorlar. Ama bunlar çocuk yaşta body e başlasa, vücut çalışsa Arnold gibi oluyorlar değil mi? Ama olmadığında, çalışmadığında zayıf kalıyorlar, güçsüz kalıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ama bu evrim olmamış oluyor. Eğer vücut değil mi, bir yere de, sürekli el bir yere çarparsa nasırlaşıyor. Bu insanın sürekli nasıl olmasını gerektirmiyor. Bir yere çarparsa geliştiriyor vücut onu. Dolayısıyla bu bir evrim değil. Vücudun hazır mekanizması, savunma mekanizması. Vücut, spor yaptığında vücut gelişiyor. Diş de kullanıldığında, 20 yaş dişi kalıyor. Mesela bende duruyor 20 yaş dişi.
ADNAN OKTAR: Bayağı delikanlı gibi duruyor yani. Hiçbir şeyi de yok, değil mi? Demek ki gerektiği yerde duruyor kullanıldığında.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam İnşaAllah. Bunu Lamarck diye birisi savunuyordu, Charles Darwin’den de önce. Kullanıma bağlı olarak organların geliştirilmesi. Mesela zürafalar demişti o zaman, iddia etmişti. Güya yüksek ağaçların yapraklarına yetişmeye çalışa çalışa böyle geyik benzeri hayvanlardan türemişler de o değişmiş. Halbuki genetik bilim ortaya çıktıktan sonra, daha 19. yüzyılda anlaşıldı bu, Mendel tarafından genetik bilimin prensiplerinin ortaya konmasıyla. Hiçbir şekilde genlere yansımıyor bu. Yani normalde bodyci bir adamın oğlunun da bodyci gibi doğması lazım o mantıkla. Hiçbir zaman öyle olmuyor. Charles Darwin hatta sünnetlilerin derisinin kısılacağını iddia etmişti, öyle bir iddiası da var onun. Bunun böyle olmadığı genetik olarak, çok net olarak anlaşıldı.
ADNAN OKTAR: Museviler binlerce yıldan beri sünnetli olurlar. Her seferinde değil mi sünnetsiz oluyorlar, doğumları sünnetsiz oluyor. Yani istediği kadar sünnet olsunlar bir şey değişmiyor. Yani milim, santim bir değişme yok.
OKTAR BABUNA: Çünkü siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah genlerde bir değişiklik yok.
OKTAR BABUNA: Bunlar çok cahil Hocam. Bu kadar cahil olmaları..
ADNAN OKTAR: Peki bunu Aydın Doğan Bey’e mi oturup anlatmamız gerekiyor, yoksa Milliyet’in yahut Radikal’in yahut Vatan’ın genel yayın müdürleriyle mi görüşeceğiz? Kime anlatalım? Anlatsak da fayda etmez gibi de görünüyor ama.
OKTAR BABUNA: Siz epey anlattınız onlara zaten Hocam. Biraz kafaları almamış olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Tek tek acaba yazı mı göndersek nasıl yapsak?
ADNAN OKTAR: Hayır bunların cevabını verileceğinii bile bile niye yazıyorlar böyle bir şeyi.
OKTAR BABUNA: Çok zor durumda kaldılar Hocam. Siz dinlerini ellerinden aldınız. Bunlar böyle…
ADNAN OKTAR: Dinlerini demeyelim de, felsefelerini, felsefelerini, batıl felsefelerini evet. Kardeşim peki niye yeni bir şey çıkarmıyorlar da böyle eski çorbayı kaynatıp, kaynatıp geri getiriyorlar. Bu 100 senelik falan hikaye değil mi bu anlattıkları?
ADNAN OKTAR: Daha da eski. Peki bunları kendileri zaten defalarca kabul etmedi mi burada yanlışlık olduğunu, bunun evrime delil olmayacağını?
OKTAR BABUNA: Yurtdışındaki Darwinistler bile savunmuyor artık bunları.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Ama Vatan savunuyor, Milliyet savunuyor. Radikal savunuyor. Aydın Doğan, ondan sonra Ertuğrul Bey, başka?
ADNAN OKTAR: Ama o biraz değişti, imanı oturdu gibi onun. Eskiden Darwinistti o. Benim yazılarımı okuya, okuya o şimdi Allah’a inandığını söylüyor. Başka kim vardı Hürriyet’te kafası Darwinizme karışmış?
ADNAN OKTAR: Mine Kırıkkanat. Ne yapıyor o? Duruyor mu o gazetede o?
OKTAR BABUNA: Bildiğim kadarıyla orada, eğer yanılmıyorsam evet inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Biraz da dili de sürçüyordu biraz uykudan mı kalkmış programa bağlandığında, konuşması da biraz.
ADNAN OKTAR: Canım o insanlık, önemli değil dilinin sürçmesi. Fakat bayağı bilgisiz, bayağı bilgisiz. Evrim konusunda hiçbir bilgisi yok. Mesela siz orada konuşurken hiçbir konuya giremedi, gitti sizin yaka iğnelerinize kafayı taktı. Evrimin yaka iğnesiyle ne alakası var yani.
OKTAR BABUNA: Bir de enteresan şeyler söyledi Hocam. “Her şey hiçbir şeydir, hiçbir şey her şeydir” falan gibi böyle. Kimse ne dediğini anlamadı pek ama.
ADNAN OKTAR: Haa, o zaman biraz neşesi yerindeymiş demek ki.
Bu meyvaları yiyemiyor muyuz biz? Sadece buraya mı koyuyoruz? Getir bakalım şu yöne doğru şuraya. Allah, Allah, maşaAllah şu görünüşün güzelliğine bak şunların maşaAllah, bak dalda Cenab-ı Allah bunu böyle. Şimdi mesela şunun kabuğu şurası var ya, şu üst dalında, mesela şu üst, herhangi bir şey, yahut şöyle ince çekme bir ip çıkıyor ya, şu beğenmediğin şu tahta kabuk gibi yer, bu muzun bütün özellikleri bunun içinde kodlu şurada şu an. Bunun milyonlarca özelliği, tadı, kokusu, kıvamı, değil mi, rengi, içindeki vitaminlerin bütün çeşitleri, proteinler, yani çok fazla protein çeşidi var. Değil mi, bir tane protein çeşidi yok. Bir çok protein. O protein çeşitleri, hangi vitaminler olacağı, C vitaminin türü, miktarı, B vitaminleri, potasyum, muz da çok yüksek potasyum. Muza has bir şey. Efendim mesela Amasya elması kütür kütür, şimdi haşırt diye burada yiyeceğim ama ayıp olur. Değil mi bak vernikli gibi üstü. Mis gibi de kokuyor. Amasya elması, kendisine has kokusu var. Şimdi yutkunmaya başladım. Bunun da mesela sapı, yaprağı veyahut, yaprağını alıyorsun, yaprağında küçücük bir parçada bu elmanın bütün özellikleri kodlu. Tadı, kokusu, kıvamı, sululuğu, değil mi, maşaAllah. Mesela portakal, C vitamini miktarı içerisinde, kabuğu mis gibi kokuyor, ayrı bir kokusu var. Ambalajı mükemmel. Açtın mı gıcır gıcır içinde tertemiz değil mi, portakal dilimleri çıkıyor. Onlar da tam insana göre ayarlanmış böyle. Dilim dilim ayrılıyor. Daha fazla konuşamayacağım çünkü ağzım sulanmaya başladı. Kokusu da çok nefis, maşaAllah. Her birinin kokusu ayrı. Bak çilek de öyle, gıcır gıcır maşaAllah. Şunun güzelliğine bak. Kırmızı. Pırıl pırıl da parlıyor maşaAllah. Ohhh maşaAllah, şahane kokusu da yaprakları falan. Mesela al şu yaprağını, şunu, bunun içerisinde yani milyonlarca çilek çıkaracak bilgi var. Çileğin kokusu, tadı, şekeri, bilmem neyi falan, bir de kendine has özel şekeri var. Bak şeker ayrı, protein ayrı, karbonhidrat ayrı, mineraller ayrı, kalsiyum, vitaminler, yani insanın vücudunun ihtiyacı olan bütün kimyevi maddeleri topraktan teker teker topluyor. Kara çamurlu toprak, bir tane ot içeri giriyor, incecik kökler, böyle milimetrenin onda biri kadar, milimetrenin yarısı kadar, toprağın ne çamuru, ne kokusu, hiçbir şeyi karışmıyor, ne mikrobu ki mikrop dolu toprak. Muazzam mikrop dolu. Hiçbirine müsaade etmiyor. Memba suyu gibi gıcır gıcır suyu alıyor. Tertemiz suyu alıp geliyor. Mis gibi bir koku ekliyor, güzel de bir şeker atıyor içine. Protein de koyuyor, vitaminleri de koyuyor içerisine, güzelce bir karıştırıyor, güzel de bir kıvam veriyor. Nefis bir kokuyla karşımıza getiriyor. Kim yapıyor, Allah yapıyor. Neyi kullanıyor Cenab-ı Allah, çamuru. Bütün dünya dev bir hal, meyva hali gibi. Yere, toprağa tahtalar dikilmiş vaziyette, tahtalardan meyva fışkırıyor bütün dünyada. Kamyonları doldurup, hallere götürüp insanlara dağıtıyorlar. İnsanlar yiyor, bir daha gidiyorlar yine. Bütün olay şu; yere, toprağa tahtanın sokulmasında. Tahtadan muzlar, portakallar, limonlar, elmalar, erikler, greyfurtlar, her türlü meyva fışkırıyor. Ama kamyonlar dolusu, değil mi? MaşaAllah.
SUNUCU: Hocam süremiz sona ermiş, eklemek istediğiniz bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: Eklemek istediğim; Allah İnşaAllah dünyada da, ahirette de hepimizi birlikte etsin. Bütün milletimize de Allah bereket, bolluk versin, iyilik, güzellik versin İnşaAllah.
Sakın Unutmayın
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...