SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler, her akşam canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Başbaşa programına hoş geldiniz. Sayın yazarımız Adnan Oktar Bey burada. Bir de bizim beyin cerrahımız Oktar Babuna yanımızda. Merhaba nasılsınız?
Ben bugünkü radyolarımızı size söyleyeyim. Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Gündoğu Radyo 99,6, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya, Güneydoğu Radyo 99.6 Şanlıurfa.
Size soru mu yöneltmemi istersiniz, yoksa nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Tamam hadi bir soru sor bakalım.
SUNUCU: Şimdi Ayşe hanım bir soru sormuş, demiş ki “eğer bir eş evlilikte artık eskisi kadar mutlu değilse ve boşanmak istemiyorsa, çocuklarından ayrılmamak için yuvayı dağıtmamak için öbür dünyada mesela yine aynı eşle evli kalır mı?” diye bir sorusu var.
ADNAN OKTAR: Ahirette insanlar takvasına göre ayrılacaktır tabii mesela evlidir, fakat eşi cehenneme gidebilir, kendisi cennete gidebilir veyahut tam tersine olur, hanımı cehenneme gider, kendisi cennete gidebilir. Onun için orada Allah’a bırakacaklar, Allah olabilecek en güzel şekli meydana getirir. Ama Allah evli diye burada onu mecbur etmez ahirette. Öyle bir şey yok.
SUNUCU: İmam nikahı var ya evlenmeden önce. Boşanmadan nasıl olacak diye soruyor yani boşamıyor imam Hocamız. Onun için de yine birlikte olacak mıyız diye bir korkusu var.
ADNAN OKTAR: Yok eğer istemiyorsa yani ahlakını beğenmediği için beraber olmuyorsa tabii ki ahirette de beraber olmaz. Allah şefkatli merhametlidir ve akıl orada olacağı için cennette de akıl vardır, her yerde akıl vardır. Kendi kanunlarıyla kendini kilitleyen bir tavrı yoktur Cenab-ı Allah’ın. Allah olabilecek en güzeli yapar, en iyiyi yapar, genel uygulanmasını istediği kanunlar vardır ama Allah isterse bunu değiştirir. Yani onun mesela eşi olarak vardır ama ahirette onu Allah ayırabilir veyahut hakikaten iyidir, güzel ahlaklıdır, ikisini beraber kılabilir ama burada son karar Cenab-ı Allah’ındır. Onu Allah’a bırakacaklar fakat Allah her şeyin en iyisini yapar, onu da bilecekler. Yani bir mecburiyeti olmaz yani it kopuk bir adamla evlenmiş adam da onu boşamıyor. O vaziyette adam ölüyor veyahut kadın da ölüyor fakat Ahirette de o itle yine beraber olmuş oluyor, öyle bir şey yok olmaz. Allah merhametlidir yani sonsuz akıldır Allah, tabii ki en güzelini yapacaktır.
SUNUCU: Hüseyin Koçar Üsküdar’dan bize bir soru sormuş; “bu gençlerin artık özenti kıyafetlerini siz nasıl yorumluyorsunuz?” Artık hepsi birbirinden farklı giyiniyor falan böyle tarzları değişik yani özenti ya da yani tuhaflar ya bazıları yine çok marka düşkünü olanlar var. “Bunları nasıl yorumlarsınız, ne çözüm bulursunuz?” diye bir sorumuz yönlendirmiş.
ADNAN OKTAR: Zaten tarz diye bir şey kalmadı ki tişört giyiyorlar, kafayı da tıraş ettiriyorlar, bir de blue jean giyiyorlar, ayağında da spor ayakkabı, tarz falan yok böyle bir şey yok. Mesela marka eğer güzelse hakikaten hoş görünüyorsa tabii ki marka tercih edilir. Yani estetiği, görünümü mükemmelse olur yani durumu da müsaitse onda bir şey yok. Ama keşke öyle olsa öyle bir olay yok şu an yani 3 numara tıraş hemen sokağa fırlıyorlar, altına bir blue jean o blue jeani de ayda bir kere yıkıyor veyahut 3 ayda bir yıkıyor. Değil mi? Böyle tek bir tişört, kulağında da tek bir küpe veya iki tane küpe takıyor. Yani yüzünde anlamsız bir ifade sevgi, şefkat, merhamet değil de, nerede hamburger iyi yenir, nerede işte köfteci vardır, işte laf dalaşı yapsın, laf soksun, internete girsin abuk subuk bir lisanla konuşsun. Geçenlerde yine bir örneğini gördüm yani internet dili facia. Yani öyle özenti bir ruhu insanın kabul etmesi ne kadar kendisi açısından yıkıcı ve kendine ne kadar saygıyı kaybettirici bir hareket. Ne mecburiyetin var kardeşim? Nasılsın dediğinde, iyiyim de, ne demek böyle im falan, değil mi? O gıcık üsluba ne gerek? Yani Peygamber efendimiz (sav) diyor, kertenkele delikten girseler diyor, ahir zamanda insanlar o delikten kendileri de girecek. Onlar da girecekler diyor. Yani ne görürlerse taklit edecekler diyor. Yani bu kadar taklitçi olmak çok anormal, insanın bir şahsiyeti bir karakteri bir şahsiyeti vardır değil mi? Bir derinliği vardır, bunlar hem insanlardaki derinliği, hem tutkuyu, hem aşkı, hem aklın o güzel ihtişamını ortadan kaldırır. Bambaşka sıradan, küt, ruhsuz, mekanik robot gibi insanlar meydana getirir, dolayısıyla derinlik ortadan kalkar, derinlik ortadan kalktı mı geriye et ve kemik kalır. Et ve kemikte tiksinti meydana getirir. Et kemikten hiçbir şey çıkmaz. Yani maymunda da et kemik var, sığırda da et kemik var, atta eşekte de et kemik var, etten kemikten hiçbir şey olmaz. Yani onların da üreme organı da var atta eşekte de hepsinde de var. Değil mi? Dişisinde de erkeğinde de var. Ama onların vasfı ortada, insanın vasfı da ortadadır. İnsan insanlığına yakışacak bir yükseklik içerisinde olması lazım. Derinlik olmadan, tutku olmadan, akıl olmadan insan bir hiçtir. Hiçbir özelliği kalmaz. Dolayısıyla bu özenti ruh insanları ruhen boşaltıyor. Yani insanların ruhu adeta alınıyor. Ruhu boşalıyor. Ondan sonra ayakta kalmaya çalışan bir et kemik yığını oluyor, menfaatçi, egoist, kavgacı, şımarık böyle menfaati neredeyse yelpaze gibi o tarafa dönen, şefkatten, merhametten, sadakatten, vefadan anlamayan insanlar oluşuyor. Bir kere vefa hissi kaybolur öyle bir durumda. Vefa kayboldu mu, sadakat kayboldu mu, zaten geriye de insani pek bir şey kalmış olmuyor. Fırsatçı, kalleş, oyuncu yani halk tabiriyle üçkağıtçı tipler türemiş oluyor. Onun için bunun tam zıttı bir kişilik geliştirilmesi gerekiyor. Mesela, İstanbul şimdi Kültür Başkenti ilan edildi. Tamam da şimdi kültür başkenti ilan edildi, hadi bakalım şarkı çıkar, dansöz çıkartıp oynatmak, şarkıcılar, defli, darbukalı falan eğlenceler falan kültür başkenti olduğunu bu şekilde biz vurgulayamayız. Yani bunlar, milletin, bütün dünyanın alıştığı, sıradan gördüğü olaylar, böyle kültür başkenti olma gösterisi olmaz. Bundan böyle bir vurgu da olmaz. Yani zilli, darbukalı falan bunlardan bir şey çıkmayacağı açık belli. Bunların görünümü küt ve sıradan olur. Kültür başkenti ne olur? Türkiye’nin, Türk İslam aleminin lideri olduğunun, şefkatin, merhametin, sevginin beşiği olduğunun vurgulanması gerekiyor. Yani bu fırsatla bunlar anlatılması lazım. Değil mi? Türk’ün merhameti, vefası, sadakati, ince düşüncesi, yatıştırıcı ruhu, anarşiye ve teröre karşı tavrı, sevecenliği, adalet anlayışı, yardımseverliği; bunlar bizim kültürümüzdür. Biz bunları vurgulayacağız. Yoksa yani, mesela, bugün gördüm televizyonda, yani öyle kutlama, onlar, insanlara küt gelir onlar, çok sıradan şeyler. Bir kısmı da çok kötü yani görünüşü.
SUNUCU: Evet, Taksim Meydanı’nın, özellikle kötü şeyler oluyor orada.
ADNAN OKTAR: Yani, genel olarak tabii ki hepsi kötüdür diyemeyiz ama kötü şeyler de oluyor tabii. Dolayısıyla biraz da tabii utanç verici görünüm verilmesi dünyaya pek iç açıcı olmaz, güzel olmaz. Türk’ün asaleti, soyluluğu, olgunluğu güzel tavırları dünyaya çok iyi vurgulanabilir. Değil mi? Bunun için de mesela müthiş imkan var. Allah bir kültür başkenti yaptıysa İstanbul’u, demek ki bunun bir anlamı var. Bütün dinlerin de aynı zaman da kültür başkentidir, değil mi? Hıristiyanlığın, Museviliğin, İslamiyetin de kültürlerinin başkentidir. Bunlar çok iyi ön plana çıkarılabilir. Ama belki zamanla tabii bu şeylerde değişiklik olacaktır. Fakat ben yine her zaman söylediğim gibi söylüyorum, Mehdiyetin zuhuruyla kültür başkentliği, İstanbul’da tam anlamını bulacaktır. Yani Mehdi (a.s) zuhur etmeden, kültür başkentliği olarak, sadece eğlenceyle kültür başkentliği olunmaz. Özellikle de öyle, yani böyle sıradan bazı uygulamalar daha da olayı acayip bir konuma getirebilir. Ama az bir zaman kaldığı için, yani en az değil mi, veyahut en fazla diye değerlendirmiş olsak, on yirmi yıl içerisindedir, inşaAllah. Bu arada biz insanlar olarak, kardeşliği, sevgiyi, barışı, geliştirmemiz gerekiyor. Mesela şimdi Gilad Şalit’in babası geliyor inşaAllah İsrail’den. Gazeteler de bunu haber yapmış. Hangi gazeteler; Akşam’da var, Radikal’de var.
OKTAR BABUNA: İsrail basınında da haber olmuş.
ADNAN OKTAR: İsrail basınında, evet dünya basınında da birçok yerde, internet sitelerinde de çıktı. Mesela ben, hakikaten bu çocuğa acıyorum, biraz da mazlum bir şey de. Annesi, babası da tabii çok tedirginler, yıllardan beri epey bir süreden beri o çocuk onlarda.
OKTAR BABUNA: Üç buçuk yıl olmuş Hocam, 2006 Haziran’da yakalanmış.
ADNAN OKTAR: : Üç buçuk yıl, maşaAllah. Ama tabii bizim acı çekmemize neden olan olaylardan bir tanesi de (İsrail’deki) Filistin hapishaneleri, oradaki o genç kızlar, hanımlar, beyler, bence tamamı salıverilsin. Tamamı, ama o kardeşlerimizle de görüşmek lazım. Bak daha önce terörist olmuş olabilir, olay çıkartmış olabilir, kan dökmüş olabilir, cezasını çektiyse artık, yani oturup orada onları sürüncemede bırakmanın bir alemi yok ve onlarla da konuşulup, artık bu teröre, anarşiye kesin tavır almaları istenilmeli. Hatta bunların bu konuda öğretmen olması istenmeli, yani artık teröre, anarşiye son verelim arkadaşlar tarzında öğretmen olarak Filistin’de bu kardeşlerimizin görev alması, çok yerinde olur, çok da etkili olur. Çünkü olayın bizzat içinde oldukları için. İsrail de rahat eder, Filistin de çok rahat eder. Ben hepsinin çok mutlu olmasını istiyorum, hepsinin evine dönmesini istiyorum ben, yani kimsenin hapishanede kalmasını istemem. Ne Filistinli kardeşlerimiz hapiste kalsın, ne bu çocuk hapiste kalsın, ne İsrail’e füze atsınlar.
SUNUCU: Neden hapiste peki?
ADNAN OKTAR: Bu çocuk mu? Bunu kaçırdılar, hapis denebilir işte tutsak sayılır.
OKTAR BABUNA: Evet, tutsak olarak.
ADNAN OKTAR: Tutsak yani, rehine olarak almışlar. Tabii bu rahatsız edici, hepsi rahatsız edici, ben İsrail’e füze atılmasını da yadırgıyorum. Çünkü yazık orada da bizim Müslüman kardeşlerimiz var, Musevi kardeşlerimiz var, Hıristiyan kardeşlerimiz var, değil mi? Yani suçsuz, adamlar, ne yapıyor bu insanlar? Kendi evinde, kendi halinde, çoluğuyla, çocuğuyla oturuyor. Bir çocuk bahçesinin içine o füzenin düştüğünü düşünün orada patladığını düşünün, yazık günah değil mi o çocuklara? Aynı şekilde İsrail’in de bu konuda tavrını daha yumuşatması gerekir, daha da durulması lazım. Ama bu hayrettir başladı. Hayret de etmiyorum, çünkü çok normal ama yine de hayret edilmesi gerektiği için söylüyorum. İsrail’in, Musevilerin, binlerce yıldan beri beklediği Mesih (a.s) yani Mehdi (a.s)’ın zuhur ettiğini anlıyoruz. Diyorlar ki, İsrail niye bu kadar yumuşadı, niye bu kadar alttan alıyor, ne oluyor İsrail’e, diyorlar yani. Eski sertliği yok. Çünkü Mehdi (a.s)’ın, Mesih (a.s)’ın ruhu oralara yayıldı, yani Mehdiyetin şefkat, sevgi, dostluk ve kardeşlik anlayışı buram buram her yere yayılıyor. Mesih (a.s)’ın zuhur alametleridir bunlar, Mehdi Mesih (a.s)’ın zuhur alametleridir. Dolayısıyla tabii ki İsrail süratle barışa, kardeşliğe ve dostluğa doğru gidecektir. Bütün dini gruplar orada huzur içinde, kardeşçe yaşayacaklardır. Filistin’de de Allah’ın izniyle tek bir terörist kalmayacak, kan akıtan, kan döken hiç kimse kalmayacak. Çünkü bu, Mehdiyetin ruhunun gereğidir. Mehdiyette kan yok, damla kan akmayacak, kimsenin burnu kanamayacak, acı çeken insanlar olmayacak. Filistin’e Allah’ın izniyle bereket ve bolluk gelecek, İsrail’e bereket ve bolluk gelecek, İsrail’in bütün o duvarlarını yıkacağız, inşaAllah, o İsrail’in o güzel dağlarındaki çok kutsal yerlerdir. İnşaAllah hep birlikte yemek yiyeceğiz, sohbet edeceğiz, onlar da ibadet edecekler inşaAllah, bizler de ibadetlerimizi yapacağız. Böyle mutlu ve güzel bir çağa doğru gidiyoruz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Türklere de müthiş bir hayranlık ve sevgi var Hocam inşaAllah. Hatta bir haber çıkmıştı, Filistin’e Türk köyü kuruluyor diye, yakın zamanda. Böyle Kızılay’ın bir bölgede bu tip çalışmaları varmış, bir şey olduğunda acil yardıma yetişebilmek için. Türk Kızılay’ına Kudüs’te arazi tahsis edilmiş Hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere o kadar suni ki Filistin ile İsrail’in savaşı. Bir kere İsrail’in zaten orada olması gerekir. Bu Kuran’da var. Onlar oradalar. Kuran’a göre onlar orada, biz Müslüman olduğumuza göre. Onların atalarının yurdudur, bütün mezarları orada, bütün ecdadı orada insanların. Tabii ki orada yaşayacaklar. Bunları vatansız olmaya itmek zulüm olur. Nereye gidersen git denir mi adamlara. İspanya’ya gidiyor, hadi gidin buradan diyorlar. Başka yere gidiyor, buradan da gidin istemiyoruz sizi diyorlar. Kardeşim uzaya mı gitsin bu insanlar ne yapsınlar? Bir de atasının yurdu. Niye kovuyorsunuz? Niye rahatlarını kaçırıyorsunuz? Yaşasınlar adamlar orada, bir şey yok. Herkese yeter orası. Filistinli kardeşlerimize de orada bol bol yer var, koskoca topraklar, uçsuz bucaksız topraklar. Zaten bir avuçlar. İki tarafın da sayısı az. İnşaAllah. Fakat her iki tarafa da şefkatle, sevgiyle yaklaşılması lazım, muhabbetle yaklaşılması lazım, çok çile çektiler. Filistin de çok acı çekti, İsrail de çok acı çekti. Evin içinde adam her an kafasına füze düşmesi endişesi ile yaşıyor. Öbür taraf da her an bir bombardıman endişesi ile yaşıyor. Biri İsmailoğulları, biri de Yakup, İsrailoğulları. Her iki taraf da bir babanın evlatları, her iki taraf da tek Allah’a inanıyor, Ahirete inanıyor, Allah’ın Meleklerine inanıyor, geçmiş Peygamberlerin aynısına inanıyorlar. Dolayısıyla şeytan büyük bir oyun oynadı orada. Şimdi Mehdi Mesih (a.s) şeytanın boynunu kırmaya geldi. Ve boynunu kırdı. Şu an şeytan debeleniyor yerde. Barış ve kardeşlik süratle hakim olacak. İsrail, eski gücü kalmadı. Oyun oynuyor bak. İsrail’i tahrik etmeye çalışıyorlar. İsrail asıl gücünü buluyor şu an. Ve İsrail oluyor. Gerçek İsrail olmaya başladı. Gerçek İsrail’de sevgi vardır, barış vardır, kardeşlik vardır, dostluk vardır, bütün dinlere hürmet vardır. Allah’a hizmet vardır. Onlar da şu an bu çizgiye girdiler. Ateist İsrailli kişiler tahrik peşindeler; “siz nasıl böyle alttan alırsınız? İşte sizin kabadayı olmanız lazım, yırtıcı olmanız lazım, kırıp yıkmanız lazım”. Tevrat öyle mi diyor? Tevrat şefkati, sevgiyi anlatıyor. Gelecek Mesih’in (a.s) özelliğine, Mehdi(a.s)’ın? Şefkat, barış, muhabbet… Bütün silahları kıracak, kaldıracak demiyor mu Tevrat? Okları, yayları, kirişleri, hepsini koparıp kıracak demiyor mu? Ve o silahları da sabana çevirecek, tarımda teknik alet yapımında kullanacak demiyor mu? Dolayısıyla demek ki Mesihiyet, Mehdiyet o tarafları sarmış, Türkiye’yi de, bütün İslam alemini de sarmış. Bu alametler daha da artacaktır. Kavgayı, şamatayı, kabadayılığı teşvik edenler sürekli geriye çekileceklerdir. Bu gelen misafirlerimiz de çok temiz insanlar, çok değerli insanlar. İnşaAllah en iyi şekilde ağırlamaya çalışacağız. Bir hayli misafirimiz geliyor. “Er Gilad Şalit'in babası Adnan Hoca ile görüşmeye geliyor” diyor gazetede. “Hamas'ın elinde bulunan İsrailli er Gilat Şalit'in babası Noam Şalit, gelecek hafta dinler arası bir toplantıya katılmak için Türkiye'ye gelerek, Adnan Hoca lakaplı Adnan Oktar ile görüşecek” diyor. Jerusalem Post gazetesinde yer alan habere göre, “baba Şalit'in Hamas ve İranlı yetkilillerle iyi ilişkileri olan ve açıkça Siyonizm karşıtı olduğu bilinen”. Bakın Jerusalem Post’un bir yanlış haberi. Bizim malum basın, şu Baron’un basını, tam o ağız. “Açıkça Siyonizm karşıtı olduğu bilinen”. Tamam biz Siyonizm karşıtıyız da ne tür bir Siyonizm? Ateist Siyonizm. Yani bütün insanlığa zulmetmek isteyen masonik düşünce bizim kastettiğimiz ve masonluk. Dolayısıyla benim İsrailli dindar kardeşlerime ne sözüm olur? Onlar benim canım ciğerim. Güvenle, sevgiyle geliyorlar, rahatça bizim evimizde kalıyorlar. Huzurla yaşıyorlar. Pişirdiğimiz yiyecekleri yiyorlar. Bizim evlerimizde sohbet ediyorlar, konuşuyorlar. Canlarını teslim ediyorlar. Tam bir güven içindeler. Dolayısıyla Jerusalem Post burada samimiyetsiz bir üslup kullanmış. Bir de ‘açıkça’ diyerek... İnşaAllah. Ne olduğunu vurgulasana orada. Bizim kastettiğimiz masonluktur. “Adnan Hoca ile görüşüp, oğlunun serbest bırakılması için yardım isteyeceği İsrailli yetkililer tarafından da doğrulandı. Haberde, Noam Şalit'in Adnan Hoca'nın yanı sıra bir başka dini liderle daha görüşeceği belirtildi”. Böyle bir haber de yok, bu da yanlış. Sadece benimle görüşmek için geliyorlar, aslı astarı olmayan bir izah. “Haberi doğrulayan Likud Partisi'nden Eyüp Kara, 'Bu iki kişinin İslam dünyası üzerinde büyük etkisi var’ diyor”. Bu da doğru değil. Çünkü sadece bizimle görüşeceklerini biliyoruz. “Her ikisi de İslam dünyasındaki radikal örgütler üzerinde etkinlik mücadelesi veriyor”. Benim mücadele falan verdiğim da yok ayrıca. Ben bütün Müslümanları seviyorum. Radikal olan, radikal olmayan, hepsi Müslümandır. Hatalıysa düzeltmeye çalışırız, açıklarız. Onlar da insandır. Onlar da Müslüman’dır, onlar da insan evladıdır. Hatası varsa düzeltiriz. Mesela teröre bulaşıyorsa uyarırız.
OKTAR BABUNA: Mesela İran’da da oldu Hocam. Atom bombası haramdır dediniz. Hemen tekrarladılar yetkilileri, dünya da rahatladı.
ADNAN OKTAR: Mesela İsrail’i yerle bir edeceğiz diyorlardı daha önce İran yetkilileri. Başbakan da, Cumhurbaşkanı da aynı görüşteydiler. Ben açıkladım, dedim, İsrail’de Müslümanlar var, Hıristiyan kardeşlerimiz var, Musevi kardeşlerimiz var. Kutsal bir belde, oranın yerle bir edilmesi diye bir konu olmaz. Gelecek olan Mehdi (a.s) kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak dedik. Baktık Ahmedinejad maşaAllah bir hafta sonra aynısıyla, ben bu şekilde söylesin dedim, aynısıyla böyle resmi açıklama yaptı. Aynı cümleleri kullanarak, yani kan akmayacak hiçbir şekilde, İsrail’e karşı bizim böyle bir bakış açımız yok dedi.
OKTAR BABUNA: Hatta şeyimiz ateist Siyonistlerdir dedi.
ADNAN OKTAR: Evet, ben dedim, onu da düzelttirdim. Ateist siyonistler yani masonlar, buna dikkat çektim. O da aynısını söyledi. Baktılar ki Ahmedinejad üzerinde etkili olduğumuz imajı var. Tabii dengeler de olumlu bir bakış açısı meydana getirdi. “İslam dünyasındaki radikal örgütler üzerinde etkinlik mücadelesi veriyor ve her iki kişinin de İran'la iyi ilişkileri var. Hamas dini temeller üzerine kurulu olduğu için, onlarla ancak dini liderler konuşabilir.” Ayrıca ben, lider de değilim ben. Allah’ın herhangi gariban bir kuluyum. Yazarım ben. “Daha ahlaki, ideolojik ve ruhani yöntemlerle” Bak bu güzel. “Ahlaki, ideolojik” ideolojiyle işimiz yok bizim. “Ahlaki, ruhani” yani İslami, Kurani “yöntemlerle sonuca varmayı başarabiliriz” diyor. Bu doğru. “Yaklaşık 2.5 sene önce Hamas tarafından kaçırılan er Gilat Şalit'in halen hayatta olduğu geçtiğimiz aylarda ailesine gönderilen mektup ve görüntülerle kanıtlanmıştı” diyor. Bu sevimliyi de İnşaAllah ailesine teslim etmek için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz bu konuyu açıkladıktan sonra Hocam İsrail’de ve Darwinizm’le ilgili olan çalışmalarınızdan dolayı çok büyük bir rahatlama oldu samimi Museviler arasında çok büyük bir hürmet var Hocamıza karşı, sevgi var. Zaten bu da onun sonucu İnşaAllah, yardım talep etmeleri Hocamıza güvenerek. Onun neticesinde olan bir şey.
SUNUCU: Tebrik ederim Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi çocuk mesela eline bir şey almış, o günkü gazeteyi, korkuyor çocukcağız yüzünü aşağı doğru indiriyor. Şimdi bunlara ne gerek? Hamas’ın siyasi lideri mi artık başka lideri orada hapishanelerdeler. Bu da bir gerilim meydana getiriyor. Çünkü öfke meydana getiriyor İsrail’e karşı. Adam çocuğu hapisteyse İsrail’e karşı nefret gelişiyor. Kardeşim bırakalım adamların hepsini. Ama konuşalım yani anarşi, terör, bilmem ne, bunlara gerek yok. Tertemiz insanlar bak Peygamber nesli, siz de Peygamber neslisiniz, Hz. İsmail (a.s)’ın evlatları, İbrahim(a.s)’ın evlatları, Arabistan hep öyle, Araplar. Gelin kardeşçe güzel güzel yaşasın, akıl almaz geniş topraklar, ucu bucağı yok. Yere serelim güzel sofraları, Allah Allah. Güzel bir kuzu çevirelim, sohbet edelim, bir şey yok. Yani paylaşılamayan nedir? İsrail aslında gerçeğinde, dindarları, Tevrat’ın hükümlerine göre, muharref kısımları vardır ama gerçek kısımları ortada Tevrat’ın, sevgi ve barış esastır. Bakın gelecek Mesih (a.s) ve Mehdi (a.s) hiç kan akıtmayacak, barışı getirecek. Ve bütün silahları yeryüzünden kaldıracak diyor. Tevrat açıkça söylüyor bunu. Ve hadislerde de bu şekildedir, aynıdır. Dolayısıyla Museviliğin gerçeğini ortaya çıkaracağız İnşaAllah. Gerçek Museviliğin yaşanmasını sağlayacağız. Bu konuda da zaten benim kitabım var. Tevrat’tan Güzel Hikmetler diye kitabım var. Orada Tevrat’tan tahrif olmamış, güzel bütün sözleri aldık İnşaAllah. Bunları İsrailli gençlere sunduk. Ben İsrail’in dinsiz olmasını çok büyük bir tehlike olarak görürüm. Asla ve asla müsaade etmeyiz asla. Oralar inşaAllah dedeleri gibi olacak, yani Hz. İbrahim (a.s) gibi İnşaAllah. Son derece dindar, Allah’a boyun eğmiş, mukaddesatına titiz, efendi, terbiyeli, nezih gençlerden oluşacak. Ben öyle bozuk bir İsrail gençliğini asla kabul etmem. Bunu hedefliyor masonluk, bunu yaptırmayız. Buna müsaade etmeyiz. Irak’ta da müsaade etmeyiz. Türkiye’de zaten hiç müsaade etmeyiz. Etmedik ve netice de aldık zaten. Şu an %99 Darwinizm’e inanmayanlar Türkiye’de. İsrail’de de Darwinistler hakimdi. Birkaç faaliyetle İsrail’de olayı durdurduk. Buraya da öğrenciler geldi. Onlarla da konuştum. Misafirimdi, acayip sevimli küçük küçük doluştular evin içine, bir kısmı mutfağa daldı, hamır humur bir şeyler yiyorlar. Yani kendi evlerinden çok çok rahatlar. Yerlere uzandılar falan, acayip şahane, neşeli bir halleri vardı. Helal olsun, yesinler, içsinler, onlar benim canım ciğerim, kardeşlerimiz. Nereden kardeşin oluyor diyor. Peki, nereden kardeşim olmuyor? Neye göre kardeşim olmuyor? Hz. İbrahim (a.s) nesli değil mi onlar? Allah bir, demiyorlar mı? Yusuf (a.s), İsmail (a.s), İshak (a.s), Harun (a.s), Musa (a.s), bütün Peygamberleri sevmiyorlar mı? Cennet’e, Cehennem’e inanan, Meleklere inanan insanlara ben niye kardeş demeyeyim? Benim La ilahe illallah kardeşim onlar. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah kardeşlerim de bütün Müslüman alemidir.
OKTAR BABUNA: Siz zaten böyle Kuran’a uygun olarak merhametle yaklaştığınız için muazzam bir sevgi var, muhabbet var size oralarda. Hem Museviler arasında hem İsrail’deki Hıristiyanlar hem de İsrail’deki Müslümanlar arasında Hocam inşaAllah. MaşaAllah. Bu şeyi de çözüm gösterince Hocam çok rahatladılar Museviler, Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinin yapımını, Kubbet-ül Sahra ve diğer Mescid-i Aksa ile birlikte orada üçünün de aynı yerde olup üç dinin mensuplarının da serbestçe ibadet etmesi gerektiğini söyleyince siz…
ADNAN OKTAR: Tabii kardeşim, Kuran’da Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinden bahsediliyor. Gidiyoruz mescid yok. Bu nasıl oluyor bu? Yıkıldı. Yaparız. Yeniden yaparız. Ne demek yıkıldı? Tamam, yıkılmış olabilir. Süleymaniye de, Sultanahmet Camii de, birçoğu depremlerde yıkıldı. Birçoğu yangında yandı. Ayasofya da öyle, defalarca tamir oldu ama dimdik ayakta. Peki, Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidi nasıl oluyor da böyle sadece temelleri duruyor, mescid ortada yok? Tabii ki buna müsaade etmeyiz. Mescidi bütün ihtişamı, bütün güzelliğiyle yeniden kuracağız Allah’ın izniyle. Hıristiyanlar için bir ibadet yeri, Musevi kardeşlerimiz için ibadet yeri, Müslüman kardeşlerimiz için bir ibadet yeri. Mescid böyle cayır cayır yanacak böyle baktığımızda uzaktan, pırıl pırıl. İnşaAllah. Orada gelecekler Müslümanlar kurban kesecekler, Museviler gelecekler kurban kesecekler. Hemen de orada fakire, fukaraya ızgara, onun yakınında ateşi de boydan boya yakacağız inşaAllah. Mis gibi kebap kokusu etrafa yayılacak. İnşaAllah. Orada onu ekmek konup... orada fakire fukaraya dağıtacağız inşaAllah, Allah rızası için.
OKTAR BABUNA: Sadece onu değil, diğer bütün yıkılan mescidleri de yapacağız demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, Hz. İbrahim (a.s)’ın, İshak (a.s)’ın, Yakup (a.s)’ın, Harun (a.s)’ın, yani onların mezarlarının yanında mutlaka bir mescid gerekiyor zaten. Olur, mu öyle şey? Oralar mamur hale gelecek. Bitişiğinde otel, bitişiğinde bilmem bar, gazino… Olur mu öyle şeyler? Hepsini kaldıracağız Allah’ın izniyle. Kabe de öyle, Kabe’nin etrafını gökdelenlerle doldurdular. Kabe bakıyorsun yok. Küçücük, ufacık kalmış Kabe, dev binalar. Allah’ın izniyle ne kadar bina varsa tamamını kaldıracağız. Kabe’nin arazisini açacağız. Resulullah (sav)’in ayak izine kadar ineceğiz. O betonu kaldıracağız. Resulullah (sav)’in ayak izi kalacak orada. O gezindiği yerler, o toprağı açacağız. Ayrı yeşillendiririz, nehirler akar, bahçeler olur. Ama şehir? Şehri kardeşim 40 kilometre öteye koy, 50 kilometre öteye koy, koskoca arazi. Neden Kabe’nin etrafını zırh gibi sarması gerekiyor da, Kabe’yi tamamen örtmesi gerekiyor? Kabe’yi bizim 50 kilometre öteden görmemiz lazım, 50 kilometre öteden. Geniş olacak, ferah olacak. Yapsınlar, bak boş yere yapıyorlar. Hepsi yıkılacak söyleyeyim. İşte gökdelenlerle dolduracağız diyor, onların hepsi aşağı inecek, bir bir. Sadece bizim vaktimizi almış olacaklar, masraf çıkaracaklar. Başka bir şey yok yani. Boşa yapıyorlar yani. İnşaAllah. Her yer mamur hale gelecek. Birçok mescid perişan durumda. Hz. İsmail (a.s)’ın, İbrahim (a.s)’ın gezindiği yerler oralar, çok şahane yerler oralar, bağlık bahçelik olması lazım. Üzüm bağları olacak böyle, kiraz ağaçları, muz ağaçları, Kuran’da geçen bütün ağaçlar, bütün canlılar, ceylanlar, güzel böyle kuzular, oralarda bunlar olacak. Biz betonu ne yapacağız? Betonla ne işimiz var bizim? Sağa dön beton, sola dön beton. Dolayısıyla İsrail de son derece rahat ve zengin olacak inşaAllah. Çok fakiri var İsrail’in de. Yani halkın büyük bölümü fakir. Çok perişan yaşıyorlar.
OKTAR BABUNA: Lüks araba yok Hocam şehirde, gerçekten hiç, bir tane bile gözükmüyor sokaklarda.
ADNAN OKTAR: Yok canım ancak, yiyeceklerini ancak çıkarıyorlar. Çok perişanlar yani çok şeyler.
OKTAR BABUNA: Çocukları da siz daha iyi bilirsiniz askere gönderiyorlar. Kızlar da erkekler de 17 yaşında liseyi bitirir bitirmez hemen askere alınıyorlar. Erkekler 3 sene, kızlar 2 sene askerlik yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne gerek, ne gerek? Yine kendileri bilir ama… EvvelAllah, Türk milleti bölgenin aslanıdır. Dev bir aslan olarak düşünün. Kükredi mi böyle dünya sallanacak Allah’ın izniyle. Kükremesi yetecek yani. Zangır zangır sallanacak ortalık Türk milleti kükredi mi. Türklük alemi, Türk İslam aleminin lideridir. Bu açıkça belli oldu. Herkes bunun böyle olduğunu kabul etti. Fas, Tunus, Cezayir’den tut, Pakistan’dan çık. Liderlik zordur. Diyorlar ki siz böyle hani nefsani mi. Çile demektir liderlik. Türk milleti lider olduğunda çile çekecek. Biz Yemen’de aslanlarımız gitti, şehit verdik. Yürüyerek gittiler bizim aslanlarımız oraya. Liderlik ama çile çektik biz. Libya’da çile çektik. Her yerde çile çektik. Liderlik kolay iş mi? Balkanlar’da çile çektik. Dolayısıyla lider olmak demek hizmet demektir. Ve Allah bize bu mübarek görevi verdi ve şanlı ordumuza, kahraman ordumuza. Said Nursi Hazretleri diyor. “Kahraman ordu ve imanlı millet” diyor. “Hakikat hali göreceği, Kuran’ın ışığıyla” diyor, “hakikat hali göreceği ve o dehşetli komitenin” diyor, “dehşetli komitenin” yani iddia edilen Ergenekon Örgütü, “dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. “Türklüğü ve Türkçülüğü muakaten kullanacaklar” diyor. “Fakat başarılı olamayacaklar, geri çekilecekler” diyor. “Üç safhası vardır” diyor Said Nursi, üç safhası, “son safhada artık durumu muhafaza eder”. Durumu muhafaza da gitti artık, çünkü düştüler şu an. Geçen senelere kadar durumu muhafaza ediyorlardı. Ama şu an yenilmiş durumdalar. Artık sadece böyle ucuz kabadayılık yapıyorlar. Postayla mermi gönderiyorlar falan. Biz de onlara leblebi gibi yutturuyoruz onu inşaAllah, tabii şifa niyetine, belki akıllanırlar diye, hukuk ve kanunlar içerisinde tabii ki. Oktar Hocam, neler anlatacaksın bize, neler göstereceksin bakayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Güzel bebekler var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Ah ben onu yerim ağabeyi, o çok şeker bir şeymiş patilere bak şunun patilere. O parmakları tek tek ısırmak lazım. MaşaAllah. Bayağı tatlı, maşaAllah. Bak hep Allah’ın Cemal isminin tecellileri, görüyor musun? Allah en güzel surette yarattım diyor insanı, ahsen-i takvim. Bak nasıl güzeller maşaAllah. İnsan bakmaya doyamıyor maşaAllah. Masumluk, tatlılık, temizlik ve günahsızlık nasıl güzel görünüyor insanın yüzünde. Ne kadar dinlendirici, melek gibi yüzleri maşaAllah. O da karpuza yumulmuş. Bu da akıllı. Baksana gözler mözler maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Size düzenli bir biçimde suret verdi. Suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O’nadır” diyor inşaAllah. Maşallah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tegabün Suresi’nde değil mi? İnşaAllah.
SUNUCU: Bir şey sorabilir miyim? İnşaAllah, maşaAllah siz hep, nasıl diyecek inşaAllah, maşaAllah? Ben hep olması gerekince hani bir şey dilersiniz ya güzel Allah’ımızdan o zaman söyleniyor değil mi yani inşaAllah, maşaAllah? Ama çok merak ediyorum da acaba yanlış yerlerde mi kullanıyorum diye merak ettim.
ADNAN OKTAR: Yok doğru. “İnşaAllah, maşaAllah”ı çok kullananlar dünyaya hakim olacaktır.
SUNUCU: Öyle mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, bak “inşaAllah, maşaAllah”ı hangi millet, kim çok kullanıyorsa onlar dünyaya hakim olacaklar. Bu Kehf Suresi’nde geçer. Kehf Suresi zaten dünya hakimiyetini anlatan bir suredir. 18. sure, 110 ayettir. 18x110 ne eder? 1980, miladi 1980 tarihini veriyor. Mehdi (a.s)’ı n çıkış tarihini verir.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce açıklamıştınız. Sırf ahir zamana ve Mehdiyete bakan bir sure.
ADNAN OKTAR: Kehf Suresi, evet, “ Böylece ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca”, Mehdi (a.s)’ın tarihini veriyor, 1984. İki denizin birleştiği yer İstanbul’dur. Karadeniz’le Marmara’nın birleştiği yer. Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca”. 61, bu ayetin ebcedi 1984. Demek ki 1984’te Mehdi (a.s) İstanbul’da olacak İnşaAllah. “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz”. Bu Mehdi(a.s)’a işaret ediyor aynı zamanda, Hızır(a.s)’dan bahseder fakat Mehdi’ye işaret eder. “Ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz”, Mehdi(a.s)’ın özel Vehbi ilmi olacaktır. Birçok harika ilmin sahibi olacaktır. Kendisine özel bilgi verilen hususi Allah’ın inayetine mazhar olmuş kişidir. Allah’ın özel hidayetine mazhar olmuş bir insandır. Mehdi (a.s) lakabı zaten Allah’ın hidayet ettiği anlamına geliyor. Mehdi , hidayet kökeninden gelir. Mehdi (a.s)’ın ilmini anlatırken Resulullah (sav) diyor ki; Allah ona bir gecede olağanüstü harikalar nasip eder. Olağanüstü bir ilim verir. Bir gecede, Allah onu bir gecede ıslah eder diyor, bir gecede. Tefsirinde de o şekilde açıklanıyor. Demek ki bir gece içerisinde Allah ona bizim bilmediğimiz bir harika özellik verecek. Özel bir ilim verecek inşaAllah. Hatta rivayetlerde, hadislerde diyor Peygamberimiz (sav); Arapça’yı pek bilmez diyor. O zaman ümmi, ümmi alim. Peygamber Efendimiz (sav) de ümmiydi, Mehdi (a.s) da ümmi. “Ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” 2009 tarihini veriyor ebcedi ayetin boydan boya. Bakın bu 2009 daha yeni bitti. Evet 2009. Mesela bak yine duvar. Duvarın ne olduğunu daha ileride anlayacak insanlar. “Şehirde iki öksüz çocuğundu”. İki öksüz; Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s). “Altında onlara ait bir define vardı.” Bütün kutsal emanetler çıkacak buna işaret ediyor ayet inşaAllah. “Babaları Salih biriydi.” Her ikisinin babası da Hz. İbrahim(a.s). İbrahim (a.s) neslinden geliyorlar. “Rabbin diledi ki onlar ergenlik çağına erişsinler.” Zaten 33 yaşında biri göreve başlayacak Hz. İsa (a.s). Biri demeyeyim Allah affetsin, 33 yaşında. Mehdi(as) da 30-40 yaşlarında göreve başlıyor. “Ve kendi definelerini çıkarsınlar”. Hz. İsa(a.s) ayrı define çıkaracaktır. Hz. Mehdi(a.s) ayrı define çıkaracaktır. Bak kendi definelerini çıkarsınlar diyor. “Gemi denizde çalışan yoksullarındı onu kusurlu yapmak istedim”. 79. Kusurlu olan bir gemi. Parçalanan yanan bir gemi var mı 79’da?
OKTAR BABUNA: Independenta diye patlayan bir tanker var İstanbul’da.
ADNAN OKTAR: 1979’da değil mi?
OKTAR BABUNA: 79’da evet.
ADNAN OKTAR: Bakın 79. ayette. İstanbul’da büyük bir gemi patlaması. Dünyanın dördüncü büyük tankeriydi herhalde.
OKTAR BABUNA: Dünyanın en büyüğüydü diye hatırlıyorum Hocam o dönemde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani İstanbul gündüz gibi aydınlandı o patladığında. İnsanlar yataktan kalktılar, gündüz oldu diye kalktılar. O kadar. Muazzam bir gürültüyle patladı. Cam, çerçeve İstanbul’da yüzlerce binlerce evin camı çerçevesi indi aşağıya. Uyuyanlar değil mi? Hoplayıp kalktılar. Ayakta olanlarda oturdular. O şeyin şiddetinden, patlamanın şiddetinden. Hadiste diyor ki siz diyor bu gök gürültüsü gibi bu patlamayı duyduğunuzda, gün ışığı gibi aydınlanmayı gördüğünüzde bilin ki diyor kutsal kente Mehdi(a.s) gelmiştir diyor. Sabahında detay veriyor hadis, sabahında. Mehdi(a.s) diyor denizin kenarına bayrağı diker. Denizin kenarında bir yerde olacak diyor rivayetlerde inşaAllah. İki denizin birleştiği yerde. İşte bu Kehf Suresi’nde geçiyor inşaAllah.
SUNUCU: Ben mesela bir şey olmasını istediğim zaman inşaAllah diyebilirim değil mi? Allah’a yalvarırız ya da bir şey isteriz. Günahlarımızı affet diye ya da duamızı okuduktan sonra inşaAllah olur değil mi? Ya da amin.
ADNAN OKTAR: Bak inşaAllah Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın izniyle, Allah’ın yaratmasıyla olduğu anlamına gelir. Mesela diyor ki ‘ben yarın bir yere gideceğim inşaAllah. Ne demek? Allah’ın kaderde yaratmasıyla, Allah’ın yaratmasıyla olacak.
SUNUCU: İnşaAllah nasip eder.
ADNAN OKTAR: Yani benim bir gücüm yok anlamına geliyor inşaAllah. Allah yapacak, Allah yaratacak anlamında. MaşaAllah da; adam diyor ki ‘ne kadar güzelsin’ diyor. Rica ederim diyor bana öyle deme diyor. Ben tamam güzelim ama bir acayip oluyorum diyor. Niye acayip oluyorsun ki? O güzel olan kim? Allah yaratıyor seni. Sana ait mi o güzellik de oturup onun havasına giriyorsun, böyle bir özel tavırlara giriyorsun. Benim beynimdeki görüntü sen misin? Benim beynimde Allah’ın yarattığı bir görüntü var. Ben onu görüyorum, ona söylüyorum. Ne alaka? Sana baksak sen saydamsın zaten dışarıda değil mi? Saydam, siyah beyaz bir varlıksın. Zaten yok hükmünde cam gibi bir şey. Enerji yoğunlaşmasından meydana gelmiş. Cam gibi, ruh gibi bir varlık var dışarıda. Peki ben onu mu övdüm yani? Gözleri mesela çok güzel renkli diyorum. Gözün dışarıda renkli değil ki senin. Siyah beyaz var. Aslında normal simsiyah karanlıkta, hadi aydınlandığını düşünelim diyoruz. Aydınlanırsa siyah beyaz görürsün en fazla. Dolayısıyla gözlerim yeşil mesela güzel diyemezsin ki. Yok öyle bir renk yok yani değil mi? Beynimde kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Övgü kime? Allah’a. O yüzden insanlar bu sözü sık sık söyleyecekler. MaşaAllah Allah ne güzel yaratmış, maşaAllah. Mesela bağlık, bahçelik bir yere girdiğinde kendine aitse; maşaAllah la kuvvete illa billah. “Allah ne güzel yaratmış Allah’tan başka kuvvet sahibi yoktur demeniz gerekmez miydi” diyor Allah, değil mi? İnşaAllah. Mesela bak “ikisi yola koyuldu” diyor. “Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler”. “Fakat kasaba halkı onları konuklamaktan kaçındı.” Mehdi(a.s) içinde böyledir. Hz. İsa(a.s) için de böyledir. Her ikisini de konuklamaktan kaçınacaktır insanlar. Onlara yanaşmaktan kaçınacaklardır. Kuran ona işaret ediyor. “Orada kasabada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular”. Bu Hz. Süleyman(a.s) mescididir inşaAllah. Aynı zamanda ona işaret ediyor. “Hemen onu inşa etti”. O zaman duvarcı ustası, Hızır (a.s) değil mi? Aynı zamanda duvarcı ustası bunu görüyoruz. Şunu anlıyoruz ki İslam’ın dünya hakimiyetinde masonlara da Mehdi (a.s) hakim olacak. Onları da hizmet ettirecek. Şeytanları da hizmet ettirecek, masonları da hizmet ettirecek tabii. Çünkü onlarda Adonai’nin gelişini bekliyorlar. Adon, Adonai. Yani o diyorlar kainatın son zamanlarına doğru, Kıyamet’e yakın Adonai, Adon ya da iki taraflı. Adon ya da Adonai diye geçiyor. Gelecek ve bizim liderimiz olacak diyorlar. Kastettikleri kişi Mehdi(a.s)’dır. Mesih Mehdi (a.s)’dır. Masonları da kontrolü altına alacaktır. Hatta iblisin ordularını da, şeytanı da. Diz çöktürecek şeytanı böyle köpek gibi hizmet ettirecektir onları inşaAllah. Bütün İslam alemi, bütün Hıristiyanlık alemi, bütün Musevilik alemi de Mehdi (a.s)’a tam anlamıyla bağlanacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Daha önce de Hz. Süleyman(a.s)’ın kontrol etmesini anlatmıştınız benzeterek inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Bak diyor ki Hz. Hızır (a.s): “Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?” diyor. Benimle beraber olmaya güç yetiremezsin diyor. Demek ki Mehdi (a.s) ile beraber olmakta çok zor. Yani sabredebilecek 313 tane aslan vardır. Sabredemezler. Yani korkar, çekinir. Bak diyor ki Allah: “Kehf ehlini görseydin eğer onlardan korkar kaçardın” diyor. Ne demek? İnsanlar da Mehdi (a.s)’ı gördüğünde Mehdi (as)’dan çekinecekler ve kaçacaklar değil mi?
OKTAR BABUNA: Hadiste de: “insanlar çobanından kaçan koyun gibi ondan kaçarlar” diyor Peygamberimiz (sav) Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Mehdi(a.s)’dan kaçacak insanlar. Kaçtıkları için sayıları 313. Hapsedilecek Mehdi (a.s). Deccal ona eziyet edecek, işkence yapacak değil mi? Deccalin diyor silahlı adamları onu takip eder diyor. Gözleyecekler diyor Mehdi (a.s)’ı inşaAllah. Hatta diyor ayaklarından, elinden zincirler deccal, onu bir yere atar diyor. Birde bakarlar ki, Cehennem’e attığını zanneder deccal onu diyor. Birde bakar ki Cennet’e atmış onu diyor. Cennet gibi bahçeye atmış diyor. Demek ki bağlık bahçelik yerlere, bağlık bahçelik olan bir yere Mehdi (a.s) hapsedilecek ayrıca. Buna da işaret var. Bakın mesela Kehf Suresinde…
SUNUCU: Hocam, kısa bir aradan sonra tekrar görüşeceğiz. Küçük bir aramız var.
Tekrar hoş geldiniz ve kaldığımız yerden devam edelim. Adnan Hocam size bir soru mu yönlendirmemi mi istersiniz? Yoksa siz kendiniz mi başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: O zaman devam edelim. Kehf Suresi’ni açıklamaya devam edelim inşaAllah. 90. ayette diyor ki Cenab-ı Allah: “sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi) kendileri için bir siper olarak kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu”. Ahir zamanda plajlara dikkat çekiyor. Güneşin alnında bütün insanlar değil mi? Aşağı yukarı çıplak şekilde yerlerde oluyorlar. Ahir zamanın bir özelliği. “İşte böyle onun yanında özü kapsayan bir bilgi olduğunu biz büsbütün kuşatmıştık”. Demek ki Zülkarneyn’den kasıt aynı zamanda Mehdi(a.s)’dır. Mehdi(a.s)’a işaret ediyor. Özü kapsayan bilgi. Demek ki hikmet, hikmetli konuşacak Mehdi (a.s). Ledün ilmine sahip olacak. Gizli bir ilmin de sahibi olacak ona işaret ediyor. “İki seddin arasına kadar ulaştı”. İki seddin; Avrupa ile Asya’nın arasındaki iki set nedir? Denizdir, boğazdır. Aynı zamanda ona işaret ediyor. 2015 tarihi, ebced tarihi. Aynı zamanda Güneydoğu’daki olaya da bakıyor bir yönüyle. İki seddin, dağlık bir bölgedir orası da biliyorsunuz. “Hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.” Anlatsan da anlamayan PKK’lılar var değil mi? Laf söz anlamayan. “Dediler ki ey Zülkarneyn yecüc ve mecüc”. Yani anarşi, teröristler. Ahir zamanın anarşistleri. “Yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar”. Anarşi çıkarıyorlar diyor. “Bizimle onlar arasında bir set inşa etmen için sana vergi verelim mi?”. Mehdi(a.s) da setti Zülkarneyn’dir ahir zamanda. Deccaliyete karşı, anarşizme, terörizme karşı bir set oluşturacak, manevi bir sec. 95. ayette: “Dedi ki: Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı güç, nimet ve imkan daha hayırlıdır”. Bak: “Dedi ki: Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla” sağlam bir iktidar. Mehdi(a.s)’ın zamanı tam bir oturmuş, olgun bir yapı olacaktır. “Yerleşik kıldığı güç, nimet ve imkan daha hayırlıdır”. Bunun ebcedi de 1987’yi veriyor. Şimdi bütün bu ayetler, hakimiyetten bahseden ayetlerin Kehf Suresi’nde sıradan sürekli ahir zamanı vermesi bir mucizedir. Sürekli Mehdi(a.s) devrini veriyor. “Böylelikle ne onu aşabildirler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.” Demek ki Darwinizm, materyalizm öyle bir yıkılacak ki onu asla aşamayacaklar. Asla bir daha doğrulamayacaklar. Öyle bir ezilme olacak. Buna da işaret ediyor ayet. Bakın mesela 84. ayet “gerçekten biz ona” yani Mehdi(a.s)’a işari anlamında, “yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik”, ebcedi net 2017 tarihini veriyor. “Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı.” Nerede battı İslam aleminin güneşi? Osmanlı İmparatorluğu nerede yıkıldı? İstanbul, İstanbul’da. Güneş nereden battıysa oradan doğacak işte. Hep güneş battığı yerden doğar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi(a.s) için de Güneş deniyor.
ADNAN OKTAR: Güneş’tir aynı zamanda. Bir lakabıdır Mehdi(a.s)’ın. Fakat 86’da bir olay var. Bakın: “onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu”. Kara çamurlu bir şey var orada. Çamurlu bir yerde o güneş batıyor. Yani o güneş kara çamurun içine onu götürüyorlar. Bu Mehdi(a.s)’a işaret ediyor inşaAllah. “Dedi ki: kim zulmederse biz onu azaplandıracağız sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır”. Demek ki zulüm var o 86 ve 87’de. Bakın: “dedi ki kim zulmederse biz onu azaplandıracağız”. Zaten ebcedi de 87’yi veriyor. Tabii çok acayip. “Rabbin vaadi geldiği zaman”, 98. Ahir zaman; hem Kıyamet bu hem de Mehdi(a.s)’a da işaret var. “O bunu dümdüz eder Rabbinin vaadi haktır.” Yani o setleri, o engelleri dümdüz eder. Şu an Darwinizm yerle bir olup, dümdüz oldu mu? Oldu. Allah’ın vaadi geldi mi Mehdi(a.s)? Geldi ve setler de dümdüz oldu. Ona işaret ediyor aynı zamanda. “Ki onlar beni zikretme konusunda gözleri bir perde içindeydi, Kuran’ı dinlemeye katlanamazlardı”. Şu an öyle değil mi? Gençler var Kuran’dan, dinden, imandan bahsedince ‘aman bana müsaade’ diyor. Deliler gibi kaçıyorlar. Çok yaygın bu, birçok yerde karşılaşıyoruz. “İnkar edenler beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar?”. Patronunu veli ediniyor yani adeta ona tapıyor. Veyahut iş yerini kendine ilah haline getiriyor. Veyahut karısına tapıyor, karısı için yaşıyor adam değil mi? İşi için yaşıyor. Yani belirli hedefleri oluyor sadece ideali o oluyor. Onu din haline getiriyor. Kuran buna işaret ediyor. “Onların dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken” sonunda da boşa gidiyor ölüyor, her şeyi bırakıyor burada. “Kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyor” diyor. Çok güzel iş yaptıklarını sanıyor diyor. Halbuki boşa diyor Allah yaptıkları işler. “İşte inkar etmeleri ve ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası Cehennemdir”. Bak ayetlerimi, Kuran ayetleriyle alay var şu an ahir zamanda. Kuran’la alay ediyor insanlar. Hatta mesela ‘inşaAllah, maşaAllah’ onu bile alay konusu edinebiliyorlar. Akılsız. Yani zannediyor ki ‘inşaAllah, maşaAllah’ deyince sanki olmaz ama hani inşaAllah bakalım. Haşa işimiz Allah’a kaldı diyorlar ya. Tabii ki her işin Allah’a kaldı senin. Nefes alamazsın yani, yerinde duramazsın. Tabii ki her işin Allah’a kalmış durumda. Ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden; mesela Mehdi(a.s) da alay konusu edilecektir. Tüm Peygamberler gibi, bütün elçiler gibi, tüm veliler gibi alay konusu edilecektir. “Edinmelerinden dolayı onların cezası Cehennemdir”. “İman edip salih amellerde bulunanlar”, bunlar da Mehdi(a.s) ve cemaati ve Müslümanlara işaret ediyor. “Firdevs Cennetleri onlar için bir konaklama yeridir”. Hemen arkasından Meryem Suresi başlıyor. Rahman rahim olan Allah’ın adıyla. “Kaf, he, ye, ayn, sad.” Burada çok esaslı bir şifre var. Bak “kaf, he, ye, ayn ve sad.” “Rabbinin kulu Zekeriya’ya rahmetinin zikridir. Hani o Rabbine gizlice seslendiği zaman demişti ki Rabbim şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş yaşlılık aleviyle tutuştu”. Yani kemikler yaşlılık aleviyle erimeye başlıyor. Kalsiyum eksilmesi oluyor. Kemikler gevşiyor yani insan küçülür. “Baş yaşlılık aleviyle tutuştu.” Beyazladı saçlarım diyor. “Ben sana dua etmekle mutsuz olmadım.” Duanın önemine dikkat çekiyor. Dua çok önemlidir. Çok konsantre olarak, akılcı, güzel dua edilecek. Dua edildi mi neler olur neler. Neler olur neler. Yani insanların bazen aklına hayaline gelmedik şeyler olur inşaAllah. “Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et”. Bu inşaAllah ahir zamanda Müslümanlara yardımcı olacak olan Mehdi (a.s)’dır aynı zamanda. “Bana mirasçı olsun, Yakupoğullarına da yardımcı olsun.” Yakupoğullarına değil mi? İsrail’e, Beni İsrail’e de mirasçı olacaktır. Onları da yönetecektir Mehdi (a.s) inşaAllah. “Rabbim onu kendisinde razı olunanlardan kıl.” Mehdi (a.s) Allah’ın razı olduğu kişilerden birisidir inşaAllah. “Ey Zekeriya şüphesiz biz seni adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz. Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız”. Daha önce hiç böyle bir isim yoktu diyor. İlk defa Yahya ismini veriyorum diyor Cenab-ı Allah. “Dedi ki Rabbim benim karım kısır iken benim nasıl bir oğlum olabilir? Ben yaşlılığımın son basamağındayım.” Yani cinsel yönden, cinsel gücüm ben yaşlı olduğum için zaten olacak gibi değil diyor. Karım da kısır diyor. Yani bunun bu şekilde olmadığını, Allah’ın isterse insanın bünyesini güçlendireceğini, cinsel gücün yaşlılıkla bağlantılı bir olay olmadığını Kuran gösteriyor, açıklıyor. “İşte böyle dedi. Rabbin dedi ki bu benim için kolaydır daha önce sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım”. Bu benim için çok kolaydır diyor Cenab-ı Allah. “Sabah akşam Allah’ı tesbih edin” diyor. Müslüman sürekli tesbih edecek. “Ey Yahya kitabı kuvvetle tut.” 2067 dünya hakimiyetinin en saltanatlı, en muhteşem yılları inşaAllah. 2067. Bak ey Yahya diyor Cenabı Allah. Kitabı yani Kuran’ı ona da işaret var. Kuvvetle tut yani. Yani İslam’a sıkı sıkıya sarıl. Urvetul-vuska, metin olan Allah’ın ipine sıkı sıkı sarıl, sakın bırakma. Bak kitabı kuvvetle tut, 2067 bakabilirler bilenler. “Daha çocuk iken ona hikmet verdik.” Demek ki Mehdi(a.s) da ta çocukluğunda güzel huylu olacak, akıllı olacak inşaAllah. “Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı”, demek ki Mehdi(as) sevgi dolu bir insan olacak. Coşkun bir sevgi olacak kalbinde. Ve temizlik, tertemiz olacak Mehdi (a.s). Elbisesi temiz olacak, etrafı temiz olacak, arkadaşları temiz olacak çünkü Kuran’ın emri. “Ve o çok takva sahibi biriydi”. Mehdi(a.s)’ın çok takva sahibi birisi olacağına işaret ediyor inşaAllah ayet. Yahya(a.s)’ı anlatmakla beraber aynı zamanda Mehdi(a.s)’a işaret ediyor. Bu ayete devam edersek bir hayli uzun. “Eğer seni yalanlıyorlarsa” diyor Fatır Suresi’ni açtım. “Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçiler de yalanlandı”. Yani Mehdi(a.s)’ye de yine burada işaret var. Seni yalanlayabilirler, samimi olmamakla, yalancılıkla, oyun oynamakla, çıkarcılıkla, anormallikle değil mi, Kuran’a uymamakla her şeyle itham edebilirler anlamı çıkıyor. “Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçiler de yalanlandı”; bütün tebliğciler, muslihler, Mehdiler, Peygamberler, onlar da yalanlandı diyor. Demek ki bir tek Mehdi (a.s)’nin karşılaşacağı bir şey değil bu. “Sonunda bütün işler Allah’a döndürülür”; hepsini Ben yaparım diyor Allah, hepsini Ben yaratırım diyor. Burada bir ledüni izah da var. Yani yalanlamanın yaratılmasını da Allah yaratır. “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır”; Allah Mehdi (a.s) gelecek dedi mi gelir, İsa (a.s) inecek dedi mi iner, Kıyamet kopacak dedi mi kopar. “Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın”, işte paralar, pullar, kadın-kız, eğlence hayatı sizi aldatmasın. İşte çıkar, ekonomik bazı çalışmalar, gayretler sadece bir hedef, put haline gelmesin, dünya hayatı sizi aldatmasın. “Ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın”. Ahir zamanda böyle mahluklar türeyecek, Peygamberimiz (sav) diyor, hadislerde de belirttim. Ne diyor bakın hadiste; “Doğu’dan başları tıraşlı kavimler çıkacak,” başları tıraşlı bunların, “dilleriyle Kuran okuyacaklar”. Kuran’ı böyle tecvitle, gale gale idgama çok dikkat ederek çok şahane okuyacaklar. “Fakat boğazlarından aşağıya geçmeyecek”. Pratikte uygulamayacaklar diyor Allah. “Onlar dinden yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklar”. Öyle bir konuşma yapacak ki, konuşmalarında ya dinin hükümlerini anlatarak insanları güldürecek, hokkabazlık, sahtekarlık yapacak, dinden çıkacak. Veyahut dinin hükümlerini tam tersi açıklayarak insanları aldatıp, bambaşka hükümler çıkaracak, insanları kandıracak. Mesela ahir zamanda Mehdi (a.s)’ye karşı çıkacak o sarıklı yobaz da, değil mi ahir zamanda bir yobaz var. İstanbul’da Mehdi (a.s)’ye karşı huruç edecek bir yobazdan bahsediyor Resulullah (sav). Mehdi (a.s)’yi yalancılıkla, Kuran’a uymamakla, hatta dinsizlikle itham edecek bir mahluk, ahir zaman mahluku.
OKTAR BABUNA: Dini ortadan kaldırmakla.
ADNAN OKTAR: Evet, dini ortadan kaldırmakla suçlayacak, bunu İmam Rabbani diyor. “Dinimizi izal etti, dinimizi kaldırdı diyecek” diyor bu yobaz. Mehdi (a.s)’yi suçlayacak ve ona cephe alacak. Bütün bunlar gösteriyor ki, her elçi, her Mehdi, her Mürşid böyle insanlarla, böyle mahluklarla, böyle deccal adamlarıyla karşılaşacaklar. Zaten diyor rivayette, “başları sarıklı yetmiş bin kişi deccale tabi olacak” Yani Darwinist, materyalist, ateist yahut iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne sahip, onunla bağlantılı değil mi, ona sahip çıkan, inşaAllah. Böyle mahlukların faaliyette bulunacağını buradan anlıyoruz. Bakın ayetin birinci kısmı 2015 tarihini veriyor. İkinci kısmı da 1997 tarihini veriyor. Yani Mehdi (a.s)’nin böyle mahluklarla karşılaşacağını işaret ediyor ayet. “Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız”; daha önce bunu söylemiştim. “Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)’dir, Hamid’ (övülmeye layık)dir”. Allah’a karşı fakir, sıfır, hiçbir şeyi yoktur insanın. Allah sonsuz zengindir inşaAllah. Evet, “sen, yalnızca bir uyarıcısın” diyor. “Diri olanlarla ölüler de bir değildir”, 22. ayet Fatır Suresi. Bak, “diri olanlarla ölüler de bir değildir”, birçok insan ölüdür, onları insanlar diri zannederler, birkaç kere açıklamıştım. “Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin”. Adam ölü, haberi yok. Mesela konuşuyor, anlamadı diye dinlemedi diye başı ağrıyor sıkıntıdan, kızarıyor; bir türlü anlatamıyor. Adam zaten ölü, ölmüş. Bak diyor ki Allah “kabirlerde olanlara işittirecek değilsin” diyor ölü adam, zombi. Hortlak olarak geziyor dışarıda. Bak gözü açık olduğu için gördüğünü zannediyorlar, görmüyor adam. Kulağı var işitmez diyor Allah. “Sen onları canlı zannedersin, onlar canlı değil ölüdürler” diyor. “O yüzden sen onlara işittiremezsin” diyor. Muhkem açık ayet. “Sen, yalnızca bir uyarıcısın”, sen uyarmandan sevap alacaksın diyor. Yani İslam hakim olur veya olmaz, sen var gücünle İslam’ın hakimiyeti için uğraş, Kuran’ın hakim olması için uğraş, Allah hakim edecektir. Ama bizim görevimiz sadece uyarmak. “Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik”, ebcedi kaç, 1983. “Biz seni, hak ile bir müjdeci ve uyarıcı”; Mehdi (a.s) ne yapacak, İslam’ın dünyaya hakimiyetini müjdeleyecek değil mi, ve uyarıcı olarak, insanları uyaracak. Kıyametle uyaracak, birçok konuda onları uyarma göreviyle vazifelidir Mehdi (a.s).
OKTAR BABUNA: 1983’de faaliyete başladığı yıl da.
ADNAN OKTAR: Evet Mehdi (a.s)’nin faaliyete başladığı tarih, faaliyet yılları. “Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir” bak; “hiçbir ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın”. Mutlaka bir Mehdi, bir Mürşid, bir elçi, bir peygamber gelir diyor, ebcedi kaç, 2026, dünya hakimiyeti dönemi. Evet, açıp baksınlar 24. ayet. “Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi nefsine zulmeder” bakın; “Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık”. Mehdi (a.s)’ye mesela miras kalıyor Kuran. Bakiyetullah’tır, “Allah’tan bakiye kaldım Ya Rabbi senden” diyor, “bakiyeyim ben” diyor, inşaAllah. Evet halifetullah, yani Resulullah (sav)’ın bakiyesi, onun soyunun bakiyesi. Bakiyetullah’tır, inşaAllah lakabı o zaten. “Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder”, kimi kendine eziyet eder, vesveselerle, kuruntularla kendine acı veriyor. Şeytana uyuyor, her gün bir acı, “kimi orta yoldadır,” işte evden camiye gidiyor, camiden eve geliyor. “Kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer”, işte makbul olan budur, Allah’ın kabul ettiği bak, “kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır ve öne geçer”. Öne geçen kimdir, Mehdi (a.s)’dir. “Allah’ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir”. Müslüman büyük fazlı hedefleyecek. “Adn Cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir”, Cennet’te. “Derler ki; "bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamd olsun”. Dünyada hüzün, baş belasıdır. Her şeye üzülürler, Cennet’te yok o, evet.
SUNUCU: Soru sormamı ister misiniz? Kendimle ilgili bir soru sorabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Tamam sor.
SUNUCU: Benim bir dileğim gerçekleşti, çok dua etmiştim gerçekleşmesi için. Ondan sonra ama, er ya da geç gerçekleşmedi çok hızlı bir şekilde gerçekleşmişti benim dileğim. Bu yüzden de hani çok dua ettim ama, olduğu için de ben bir adak dilemiştim. Adak adadım, koyun keseceğim, ya da kurban keseceğim diye. Fakat ben hayvana kıyamıyorum. Başka bir şeyler yapıyorum mesela, öldüremiyorum. Mesela bir çocuk sevindirdim, bir şeyler yapıp durdum ama işte kan akıtamıyorum. Çok mu günah şu an yaptığım?
ADNAN OKTAR: Sen bakma. Birine vekalet ver.
SUNUCU: İşte aklıma geldikçe, fena oluyorum. Babamlar falan diyor ki yapılması gerekiyor diyor.
ADNAN OKTAR: Sen bakmayacaksın, oradan bir amcaya verirsin keser onu bir şey olmaz. Sonra ızgara yapar yeriz, ne var yani onda bir şey yok, Allah aşkına. Allah’tan nimet.
SUNUCU: Evet işte o şekilde, benim yüzümden ölecek diye işte vicdan azabı çekeceğim diye bir korkum var içimde.
ADNAN OKTAR: Ama et yemezsek bütün insanlık ölür. Yani bütün insanlar mı ölsün? O Allah’ın helal kıldığını, Allah’ın güzel kıldığını yerini getirelim. Hayvan zaten bilmez ki o, acı çekmez koyunlar, kuzular onların haberi bile olmaz onların. Onların şuuru tamamen kapalı. Allah öyle eziyet ettirir mi onlara? Öyle bir şey yok. O zaten gözü bağlanıyor, Bismillah Allah-u Ekber dedin mi bitti o. O zaten kuzu. Cennet’te de, seviyorsan o zaten karşına gelecek senin, inşaAllah. Hayır hayır hiçbir şey olmaz. Öbür türlü müthiş hastalıklar yayılır, insanlar yani kitle halinde ölürler. Hayvansal protein çok önemlidir. Yani sırf bitkisel proteinle yaşanmaz. Yani çok sağlıksız nesiller meydana gelir.
SUNUCU: Ben de onun yerine çocuklar sevindirdim birkaç tane. Babam dedi ki, o onun yerine geçmez dediler işte.
ADNAN OKTAR: Evet geçmez. Kurbanını keseceğiz, keselim bir de güzelce ızgara yapalım, olmaz, inşaAllah.
Filistin hapishaneleri derken, tabii Filistin’deki hapishanelerde de kardeşlerimiz var ama, asıl İsrail’deki hapishaneleri kastediyorum. Ama artık onlar, ya Filistinli olduğu için içeride, Filistin hapishanesi olmuş oluyor yani, inşaAllah. Onların hepsi boşalacak, Mehdi (a.s) devrinde, zindanlar boşalacaktır. Mehdi (a.s)’nin alametlerinden bir tanesidir inşaAllah. Sen şu Cübbeli’nin kitabından bana bir sayfa aç, ben sana oradan bir şeyler anlatayım.
SUNUCU: Ben bir soru daha sorabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Sor.
SUNUCU: Benim işte Almanya’da yetiştiğim ve büyüdüğüm için, benim çok farklı arkadaşlarım oldu Almanya’da. Bir işte babası Türk’tü, ama annesi Amerikan ya da İngiliz ya da Alman’dı mesela. Çocuk büyüdü işte benim yaşıma geldi, genç çağına geldi. Sormuştum şimdi senin dinin ne dedim ben böyle, sen neye inanıyorsun demiştim. Hristiyan mısın, yoksa Müslüman mısın demiştim. Ben dine inanmıyorum ama Allah’a inanıyorum demişti. O günden beri hiç aklımdan gitmiyor bu cümle. Ne oluyor işte şimdi bu olay? Çok merak ediyorum. Ne demek oluyor bu yani? Dine inanmıyorum ama Allah’a inanıyorum.
ADNAN OKTAR: Ben Allah’a inanıyorum ama dine inanmıyorum, yani o kadar mantıksız ki. Allah olacak inanacak, olacak demeyeyim de Allah affetsin, Allah var. Fakat kullarından haberi yok diyorlar bunlar. Kardeşim o ilah olur mu o zaman yani Allah olur mu, haşa. Bizden nasıl haberi olsun Allah’ın diyor. Kardeşim sen Allah’a inanmıyorsun ki o zaman. Allah sonsuz akıldır, sonsuz güce sahiptir. Bizim vücudumuz içindeki atomların hepsinin tek tek sayılarını bilir, tamamını. Kofulların içinde de Allah vardır. Bizim vücudumuzu oluşturan atomların, nötronların, protonların içinde de Allah vardır. Protonların içinde Allah alem yaratıyor, alem. Galaksiler yaratıyor, yani sonsuz galaksi yaratır, sonsuz sistemler yaratır. Onun için Allah’ın gücünü önce bir kavrasınlar. Sonsuz önce ve sonsuz sonra Allah Katı’nda tek bir an olarak olup bitmiştir. O niye öyle olmuştur o adam, çünkü Allah öyle yaratmış da onun için öyle olmuş. Kaderi öyle onun. Yani niye Mehdi (a.s) dinsiz olmuyor? Kaderi öyle, Mehdilik görevi var. Mesela Resulullah (sav), peygamber. Herkes uğraştı, dedi o güneşe ayı da verseniz dedi Resulullah (sav), değil mi, “bir eline güneşi, bir eline ayı verseniz ben yine vazgeçmem” dedi. Her şeyi teklif ettiler, “liderlik verelim, ne istiyorsan verelim, mal mülk de verelim” dediler, “sen bu peygamberlik görevinden vazgeç” dediler. Vazgeçer mi, hak peygamber. Öldürmeye kalktılar, hakaret ettiler, iftiralar attılar, deli dediler, sürgün yaptılar. Değil mi, hicret etmek durumunda kaldı, asla vazgeçmedi inşaAllah. Dolayısıyla kaderde ne varsa, o olur, onun kaderi de o. Ama, bir süre sonra bilgisizlikten kaynaklanıyor bu izahlar, değişir. Yani konuşsak ikna olur inşaAllah. “Müseyyeb Ebu Hureyre’den şöyle dediğini işitmiştir: Resulullah (sav) şöyle buyurdu; Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, muhakkak ileride Meryem oğlu İsa Mesih (a.s) sizin içinize adaletli bir hakem olarak inecektir”. Adalet getiriyor, “o zaman o salebi kıracak, domuzu öldürecek”, haçı kıracak yani; “domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak”. Zenginlikten dolayı da kimseden vergi alınmıyor, vergi kalkacak. Yani hiç kimseden vergi alınmıyor. “Mal o kadar çoğalacak ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecek. Nihayet bir tek secde dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olacaktır”. Yani insanlar ibadete yönelecekler, Allah’a karşı çok sevgi dolu olacaklar diyor. Hz. İsa (a.s)’nın şahsı manevi olarak değil de, şahıs olarak ineceği Sahihi Buhari’de ve sahih mütevatir hadis-i şeriflerde açıkça bildiriliyor diyor arkadaşımız. Doğru, ama bir kısım kardeşlerimiz anlamazlıktan geliyorlar o ayrı. Oktar sen bir sayfa aç ve oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ebu Bekir Alsancak Erzurum; “ Tabarani Kebir'inde diyor ki, Ahmed b. Nadr el-Askeri ve Cafer b. Muhammed-ül Feryabi nakletmişler ki; (Ravi silsilesi ile) Dakkak b. Zeyd-i Cüheni'den rivayet ettiler. O dedi ki: Ben gördüğüm bir rüya'yı Resullullah (sav)'a anlattım. Bu rüyada Peygamber (sav) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi. O buyurdu ki: Yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin senedir, Ben de onun son bininde olacağım. İbni Abd-il Hamid, Tefsir'inde diyor ki; Muhammed b. Fadl, Hammad b. Zeyd'den, O da Yahya b. Atik'den, O da Muhammed b. Sirin'den, O da Müslüman olmuş Kitap ehli birisinden rivayet ettiler ki: Allah, gökleri ve yerleri altı günde yaratmıştır. Rabbimin yanında bir gün, sizin dünya hayatında saydığınız bin yıl gibidir. Ve dünyanın eceli altı gündür, yedinci günde Kıyamet kopacaktır. Altı gün gitmiştir ve siz yedinci gündesiniz. Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti: Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir. Müellifin görüşü: Bu hadis-i şerife gösteriyor ki, Ümmet-i Muhammed'in ömrü en az 1400 yıl olacaktır”, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri, sayfa 88-89. “İlkokul çocuğu bile bu hesabı yapabilir. Ümmetin icabet ömrü 1500 seneyi geçmeyecektir. Hicri 1500'lerle 1600'ler arasında da Kıyamet beklenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hicri 1545 yılında Kıyametin kopabileceğini belirtmiştir, Allahualem, inşaAllah. İbni Asakir diyor ki: Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)'dan. O dedi ki, Resulullah (sav) buyurdu: Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar. İbni Abiyy diyor ki: Ebu İshak, İbrahim b. Abdullah Nebti, (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)'dan; o dedi ki, Resullullah (sav) buyurdu: Dünyanın ömrü, Ahiret günlerinden yedi gündür. Allah Teala buyurdu ki: Senin Rabbinin yanındaki birgün, sizin saydığınız bin yıl gibidir”. İbni Ebi Dünya, Zemmil Emel'inde diyor ki: Ali b. Said, Hamza b. Hişan'dan, O da Said b. Cubeyr'den rivayet ettiler ki; Dünya, Ahiret haftalarından bir haftadır. İbni Ebi Hatem, Tefsir'inde İbni Abbas'dan rivayet etti ki: Dünya, Ahiret haftalarından bir hafta olup, yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir. İbni Abbas'dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır; o dedi ki: Dünya yedi gündür. Her bir gün bin yıl gibidir. Ve Resulullah (sav) de onun sonunda gönderildi”, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri, sayfa 88-89. “Ümmetin icabet ömrünün Hicri 1500 seneyi geçmeyeceğini bu hadis-i şerifler açıkça belirtiyor. Cübbeli samimi olsun. Suyuti'nin naklettiği bu hadis-i şeriflerin doğru olduğunu, sahih olduğunu bütün ehli sünnet uleması biliyor. Cübbeli'nin kendisi de bu hadis-i şeriflerin doğru olduğunu biliyor. Susmakla, anlamazlıktan gelmekle bu konuyu geçiştiremez. Doğru konuşmadığı için çıksın bütün Müslümanlardan özür dilesin”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah güzel söylemiş halktan kardeşlerimiz maşaAllah, bayağı bu konularda bilinçliler. Cübbeli ne yapıyor, 570 yıl sonra diyor, 500 yıl İslam hakim olmayacak yani. Dolayısıyla İslam’ın hakimiyeti ile ilgili hiçbir konuşma yapmıyor. Daha hala duymadık. Halbuki normal bir Müslüman çıkar ortaya der ki, “arkadaşlar İslam dünyaya mutlaka hakim olması lazım. Bu zulüm sistemi başka türlü gitmez. Biz var gücümüzle gayret edelim. Cenab-ı Allah ister hakim eder, ister hakim etmez ama biz hakim etmesi için hem dua edip hem sebebe sarılıp, var gücümüzle gayret etmeliyiz” demesi gerekir. Bunu demiyor, halen de demiyor. Yani İslam bu yüzyılda hakim olsun inşaAllah demesi lazım. Hatta bu aylarda, bu günlerde hakim olsun diye dua etmesi lazım. Ve bunu etrafına teşvik etmesi lazım. Gayret etmeleri içinde değil mi, onları uyarması gerekiyor. Bunu söyleyememesi esrarengiz, talebeleri bu konu üzerinde çok dursunlar.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bir söylediği bir söylediğini de tutmuyor Hocam. 96’lı yıllarda Mehdi her an çıkabilir diyor. Sonra 7000 yıl ile ilgili hadis yok dedi, sonra var dedi. Arapçası’nı söyledi, yani her söylediği de birbirinden farklı.
ADNAN OKTAR: Evet “bununla ilgili ne ayet ne hadis vardır” dedi. Sonra çıktı, “yok bununla ilgili bir hadis vardır” dedi. Arapçası’yla da açıkladı. Bu konuda neden yalan söylediğini de açıklamadı. Bir de İslam’ın dünyaya hakimiyetinin 400 yıl, 500 yıl olmayacağından nasıl emin, niye Allah’ın rahmetinden böyle ümidini kesiyor. Neye dayandırarak bunu yapıyor, bir de bunu sormak lazım. Kardeşim farz edelim dediği gibi olsa 500 yıl sonra gelecek, şu an İslam hakim olsa ne kaybedilir? Niye 500 yıl hakim olmaması gerekiyor İslamiyet’in değil mi? Talebeleri ısrarla bunun üzerinde dursunlar, yani bunu söylemesi şart. Burada bir gariplik var, bu çok şaşırtıcı. Bak halk bütün hadis-i şerifleri biliyor, bu hadis-i şerifleri okuması lazım, söylemesi lazım. 5600 yıl geçmiştir diyor İmam-ı Hanbel. Ondan bahsetmiyor. İşte cinsel ilişki nasıl yapılır, işte kavun sünnet midir, pilavı nasıl yememiz gerekiyor, bunları anlatıyor. İslam’ın dünyaya hakimiyeti hayati bir konu değil mi? En hayati konu, niye bunun üzerinde durmuyorsun. Değil mi, en hayati konulardandır. Yani namaz nasıl önemlidir, oruç nasıl önemlidir. İslam’ın dünyaya hakimiyeti de öyle önemlidir. Çok hayati bir konudur.
OKTAR BABUNA: Farz demiştiniz İslam’ın hakimiyeti için çalışmak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, hayır soranlar da hep cinsel ilişki ile ilgili sorular soruyorlar. İşte evin taksidini nasıl ödeyebiliriz, ondan sonra kocasıyla bilmem ne sorunu varmış onu nasıl halledebilir, veyahut karısının işte neresinde ne sorunu var, onu nasıl halledebiliriz. Kardeşim şimdi acil olan bunlar mı? Yani o kadar gereksiz sorular soruyor ki insanın aklı hayali duruyor, akıl almaz detaylar böyle. Tabii. Bununla vakit kaybetmenin sırası mı şu an? Ve bu insanlar… niye sormuyorsun, kardeşim İslam’ın dünya hakimiyetini niye sormuyorsun, niye demiyorsun? Bir an önce İslam hakim olsun, zulüm yeryüzünden kalksın, bunun için ne yapabiliriz diye niye soru sormuyorsunuz? Belki de soruyorlar, belki değil soruyorlardır bu soruyu okumuyordur. O soruları da kendi hazırlıyor olabilir ayrıca. Yani insan şüphe ediyor. Çünkü benim bildiğim talebeleri bayağı takva aklı başında insanlar, gece gündüz böyle cinsellikle ilgili soru soracaklarını da zannetmiyorum. Yani İslam’ın dünya hakimiyeti nasıl sorulmaz. Bir Müslüman nasıl boş durur, yani bir an önce bu fitne, fücur, fesat kalksın diye gayret eder. Ve bütün İslam alemi ferahlasın, rahatlasın ister. Mehdi’nin (a.s) de gelişini geciktiren bir üslup ortaya attı. Şimdi bunu da sormak lazım. O zaman niye her an çıkabilir diyordun? O zamanlar nasıl bunu nasıl söylüyordun? Birden bire kimi gördün, neyi gördün de birdenbire fikrin değişti? Nereye, nasıl bir kanaatin geldi de birden bire değişti? Daha önce net söylüyordu yani her an çıkabilir diyordu. Ne demek her an çıkabilir, demek ki bütün şartları oluşmuş Mehdiyetin. Demek ki alametlerini görmüşsün, değil mi? Yani kanaatin gelmiş, ne oldu birdenbire? Allah hidayet versin, Allah aklını açsın, inşaAllah. Şimdi bunun içinde oturup mahkemeye verecektir benim kanaatim. Halbuki onun bana söylediği sözler yani çok acayip lafları var, çok ayıp sözleri var, hiç yakışık almayan hakaretamiz o kadar çok sözü var ki. Ben dava açmaya kalksam ona, 70 yıl gitse yine bitmez yani. Ben mesela gerek duymuyorum. Allah aklını açsın, etrafındaki insanlar da onu biraz uyarsalar değil mi, yani bize böyle konuları değil de, asıl hayati konuları anlat demeleri gerekir, inşaAllah olur.
OKTAR BABUNA: “Hz. Mehdi’nin (a.s) kutsal emanetlerle çıkması. Mehdi (a.s), Peygamberimiz (sav)'in sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar”, Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi, Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi. “Beytül Mukaddes'in hazinelerini, Tabut-u Sekine'yi, Beni İsrail sofrası ile levhaların madenlerini, Hz. Adem'in cübbesini, Hz. Süleyman'ın minberinin asasını ve Allah'ın Beni İsrail'e gönderdiği süt kadar beyaz olan eldivenleri çıkaracaktır”, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 33.
ADNAN OKTAR: Şimdi bunları açıklayarak, şerh ederek açıklayalım. İlk birinci hadisi yeniden oku.
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s), Peygamberimiz (sav)'in sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar”, Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi, Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi.
ADNAN OKTAR: Nerede bu kutsal emanetler?
OKTAR BABUNA: İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda. Sancak, gömlek ve kılıç.
ADNAN OKTAR: Demek ki Mehdi (a.s) ile aynı yerdeler, o da İstanbul’da, o da İstanbul’da.
OKTAR BABUNA: Ayrıca nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar diyor.
ADNAN OKTAR: Güzel nuru ve güzel ifadesiyle yani Resulullah (sav) gibi samimi, üslubu çok hoş olacak, gönüllere hitap edecek. Yatsı vaktinde, gece vaktinde, demek ki yatsı vakitlerinde insanlara hitap edecek.
OKTAR BABUNA: “Beytül Mukaddes'in hazinelerini, Tabut-u Sekine'yi, Beni İsrail sofrası ile levhaların madenlerini, Hz. Adem'in cübbesini, Hz. Süleyman'ın minberinin asasını ve Allah'ın Beni İsrail'e gönderdiği süt kadar beyaz olan eldivenleri çıkaracaktır”.
ADNAN OKTAR: Beni İsrail’in kutsal gördüğü hemen hemen bütün kutsal emanetleri bulacak Mehdi(a.s). Ve Beni İsrail’in büyük bir bölümü Mehdi (a.s)’ye tabi olacaklar, inşaAllah, hadis-i şerif onu anlatıyor. Bu alametleri, bu kutsal izleri, kutsal emanetleri de gördüklerinde Mehdi (a.s)’ye tam kanaatleri gelecek inşaAllah. Demin Kuran ayetlerini okurken, duvarın altında hazineden bahsediyor değil mi? “Olgunluk yaşına gelince” diyor, “çocuklar da hazinelerini alacaklar”, diyor. İşte ayette işaret edilen konu budur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Hz. Mehdi (a.s)’nin gözlerden uzak olması, geceleri ibadetle meşgul olup, gündüzleri gizli olacak”, Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal.
ADNAN OKTAR: Hadisi oku.
OKTAR BABUNA: “Geceleri ibadetle meşgul olup, gündüzleri gizli olacak”.
ADNAN OKTAR: Gündüzleri pek ortada olmayacak Mehdi (a.s), değil mi? Ama geceleri tebliğ yapacak, anlatacak. Yine hadis-i şerif ona işaret ediyor, evet.
OKTAR BABUNA: “Hz. Mehdi (a.s)’nin sıkıntı ve zorluklarla karşılaşması, inkar içinde olan toplumları uyarmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderilen tüm elçiler, gönderildikleri kavimler tarafından yalanlanmış ve onların çeşitli itham ve iftiralarına maruz kalmışlardır. Ehl-i Beyt'ten gelecek olan Hz. Mehdi'nin de bu gibi eziyet ve sıkıntılarla karşılaşacağı hadislerde haber verilmiştir. Mehdi, bizden, Ehl-i Beyttendir. Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için Ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır. Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır”, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 14.
ADNAN OKTAR: Hapsedilme, hakaret, baskı değil mi, her türlü zorlukla karşılaşacak Mehdi (a.s), Ehl-i Beyt’in sonudur, inşaAllah. Hateme velidir Mehdi (a.s) inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in aşağıdaki hadisi de böyle bir durumu, Hz. Mehdi (a.s)’nin biat sırasında, kendisinin birçok kahr ve haksızlığa uğradığını insanlara açıklayacağını haber vermektedir: Mehdi(a.s), Resulullah(sav)'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık”, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 55.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, açıkla bu hadisi.
OKTAR BABUNA: Ehl-i Beyt, Hz. Mehdi (a.s) Ehl-i Beyt’i Hz Peygamberin (sav) çok belalar görüyor.
ADNAN OKTAR: Haksızlığa diyor, haksızlığa uğrayacaklar diyor.
OKTAR BABUNA: Haksızlığa maruz kalacak diyor, evet.
ADNAN OKTAR: Haksız yere hapsedilecek, haksız yere iftira atılacak değil mi?
OKTAR BABUNA: “Aşağıdaki hadis-i şerifte de İstanbul'u fethedecek olan Hz. Mehdi (a.s)ve yardımcılarına, fetihten önceki devrede çeşitli sıkıntıların isabet edeceği ve daha sonra bu sıkıntıların kaldırılacağı bildirilmektedir: Allah Konstantiniyye'yi (İstanbul'u) çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek. Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak”, Kıyamet Alametleri, Berzenci, sayfa 181.
ADNAN OKTAR: Bunu açıkla.
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s)’nin manen İstanbul’da olacağı, İstanbul’u fethedeceği, Mehdi ve öğrencilerinden önce iftiralar, belalar olan bir dönemin olacağı, hastalığın ve üzüntünün olacağı, daha sonra da Allah’ın bunu kaldıracağı bildiriliyor.
ADNAN OKTAR: Herhangi bir hastalık mı kast ediliyor burada yoksa böyle ciddi hastalıklar mı?
OKTAR BABUNA: Ciddi hastalıklar, ölümcül hastalıklar.
ADNAN OKTAR: Ölümcül hastalıklar değil mi? Bunlar mucize kabilinden sağlık ve sıhhatle neticelenecek inşaAllah. Yani Mehdi (a.s) cemaatinde ölümlerin az olacağı da hadis-i şeriflerde işaret ediliyor ve sağlıklı bir topluluk olacak inşaAllah. Hastalık ve üzüntü olmuyor. Yani genele oranla olmuyor, çok düşük inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Mehdi(a.s)’nin de çok sağlıklı olduğu bildiriliyor, ileri yaşlarda da genç görünümlü olur diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, iyi güzel, şerhlerin iyi, devam et bakalım.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, sizin vesilenizle Hocam inşaAllah. “Allah, Kuran’da birçok peygamberin kavimleri tarafından yalanlandıklarını, delilik ve büyücülük iftiralarına maruz kaldıklarını ve daha pek çok saldırı ve eziyetle karşılaştıklarını bildirmiştir. Elçiler tüm bu saldırılar karşısında sabretmiş, onlara en güzel şekilde cevap vermişlerdir”. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı”, Enam Suresi, otuz dört. “Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. Sonra ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: Bu öğretilmiştir, bir delidir”, Duhan Suresi, on dört. “İşte böyle, onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin mutlaka: büyücü ve cinlenmiş demişlerdir”, Zariyat Suresi, otuz iki. “Fakat o, bütün kişisel ve askeri gücüyle yüz çevirdi ve: (Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi, Zariyat Suresi, otuz dokuz. “Firavun dedi ki: Andolsun benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım. Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın”, Ahzap Suresi, altmış dokuz. “Dediler ki: onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın”, Saffat Suresi, doksan yedi. “Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı”, Yusuf Suresi, otuz beş. “O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. O, gerçekten bir delidir" diyorlar, Kalem Suresi, elli- elli bir Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi’ye hem delilik iftirası atılacağına işaret ediyor Kuran ayetleri değil mi, hem de hapse atılacağına işaret ediyor. Çünkü bütün peygamberlerin bir özetidir Mehdi(a.s). Bütün peygamberlerin karşılaştığı olaylardan bir payı olacaktır. Hz. Musa gibi gizlenecektir ve korku ortamında olacaktır, bunu hadis söylüyor. Hz. Yusuf gibi hapse atılacaktır.
OKTAR BABUNA: İffetine yönelik iftira atılacaktır.
ADNAN OKTAR: Evet, iffetine yönelik iftira atılacaktır, kadınlarla ilgili iftira atılacaktır.
OKTAR BABUNA: Peygamberimizin ahlakıyla ahlaklanacaktır.
ADNAN OKTAR: Tabii Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı gibi o da ateşe atılacak, ama bir manevi bir ateş içerisine atılacak, yine duvarları yüksek bir yerin içerisine atılacak, buna ayet işaret ediyor.
OKTAR BABUNA: Hz. Eyüp’ün sabrı.
ADNAN OKTAR: Hz. Eyüp’ün sabrı olacaktır, onun üstüne çok bela ve mihnet, azap gelecektir, fakat Hz. Eyüp gibi sabredecektir. Buna hadis-i şerifler söylüyor, biz şerh ediyoruz sadece, evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, “Hz. Mehdi Tabut-u Sekine’yi çıkaracaktır. Antakya denilen bir yerden, tabutu, kutsal emanetler sandığını ortaya çıkaracaktır”, Suyuti, El Hayyul Fetefa, ikinci cilt. “O, Tabut-u Sekine’yi Antakya mağarasından çıkarır”, Nuhal Fil Hamamat Kitabul Fiteyn. “Hz. Mehdi Tabut-u Sekine’yi Antakya mağarasından çıkaracaktır”.
ADNAN OKTAR: Evet, Antakya var bir de Taberiye Gölü’nde. Bir cinlere soracağım bakalım, nerede tabut, Tabut-u Sekine, ondan sonra Tevrat’ın orijinali nerede saklanıyor, İncil’in orijinalleri nerede saklanıyor, çıkartmasak bile önden bir yerlerini öğreneceğim inşaAllah. Zamanı gelince de inşaAllah Mehdi (a.s)çıkarır, biz de öncüsü olarak ona yardımcı oluruz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, Hocam yeni bir sitemiz vardı, onu gösterelim mi? islamdacinler.com
ADNAN OKTAR: islamdacinler.com, yeni sitemiz öyle mi? İyi, güzel, bayağı güzel. “Ben cinleri ve insanları”, şeytandan Allah’a sığınırım, “yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım” Zariyat Suresi, 56.
ADNAN OKTAR: Sen ne yap biliyor musun istersen? Yarınki televizyon kanallarını söyle.
SUNUCU: Tamam.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra yavaş yavaş biz gitmeye hazırlanalım.
SUNUCU: Tamam, peki, o zaman, yarın yine bizimle tekrar birlikte olacaksınız. Tv Kayseri’de, Kanal Avrupa ve Kanal 35 ekranlarında ve saat 14:00 ile 16:30 arasında olacak bunlar.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, bir ayetle bitirelim mi, inşaAllah?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ya Allah, Bismillah herhangi bir sayfa açayım, Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım, “İşte böyle”, 30. ayet, Lokman Suresi, “İşte böyle şüphesiz Allah, o Hak’tır ve şüphesiz O’nun dışında yaptıkları ilahlar ise batıldır, şüphesiz Allah Yücedir, büyüktür”. Yani Darwinist, materyalist bütün sistemler batıldır diyor Allah. Kuran, İslam, Cenab-ı Allah’ın kendisi haktır. “Görmüyor musun ki, size ayetlerinden (bazılarını) göstermesi için, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir”, ben yapıyorum diyor Allah, denizdeki gemileri. “Hiç şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükredenler için gerçekten ayetler vardır”, demek ki çok sabredeceğiz bir de Allah’ı çok hamd edeceğiz.
ADNAN OKTAR: 16:30’a kadar, yetmişe yakın kanalda naklen, kırka yakın kanalda banttan yayınlanacak. Yaklaşık yüz on televizyon kanalında yayınlanıyor. Ayrıca diğer uydu kanallarında yayınlanıyor.
OKTAR BABUNA: Radyolar var.
ADNAN OKTAR: Yirmi radyo var, otuza yakın radyoda da banttan yayınlanıyor. Yani toplam elli radyoda falan yayınlanacak inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Elli üç tane radyoymuş Hocam, yirmi üçü banttan.
ADNAN OKTAR: Elli üç, evet o daha çok artmış demek ki, elli üç radyo banttan, yirmi beş tanesi banttan. O senin gündüz ki bilgi, akşam ayrı, artmıştı sayı yine. İnşaAllah, maşaAllah, ne yapalım, Yarın görüşelim inşaAllah.
SUNUCU: Yarın görüşmek üzere.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.