SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Her akşam canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Başbaşa programına hoş geldiniz. Yanımda birbirinden çok kıymetli konuklarımız var, beyin cerrahı Oktar Babuna ve tüm dünyada kitapları büyük bir ilgi ile takip edilen Sayın Adnan Oktar, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim siz de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
Ne konuşalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bugün cihana adalet ve kahramanlığı nam salan 3 kıtaya eğilen Osmanlı İmparatorluğunun 711. kuruluş yıldönümüymüş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Sen bunu bize ‘ceddin deden...”le anlatman lazımdı.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Türk İslam Birliği de adım adım kuruluyor Hocam. Sizin vesilenizle de maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği’nin oluşması son derece makuldü de, Darwinizm tıkadı. Yani Darwinizim olunca tabi insanların şevki kalmadı. Çünkü İslam’ın da haşa bir anlamı olmuyor, Darwinizm olunca, Türk Birliği’nin de bir anlamı olmadı birçok insan için. Osmanlı’yı yıkan mantık da o idi zaten. Osmanlı aydınlarının bir kere şevkini kırdı. Osmanlı askerlerinin gücünü kırmış oldu. Şevkleri kırılınca da Osmanlı’nın yıkılışının kapısı sonuna kadar açılmış oldu. Ama artık Darwinizm’i yerle bir ettiğimiz için bundan sonra öyle bir üslup öyle bir kafa öyle bir mantık karşımıza çıkmayacaktır. Türk İslam Birliği’nin de yolu sonuna kadar açıldı Allah’a çok şükür. Ayrıca iman hakikatleri çok mükemmel anlatılıyor. Bilim çok büyük bir nimettir. Kuran’da ayet vardır, “Rabbim ilmimi arttır” diye. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bilim yani bilimin teşvik edilmesi ile ilgili bir ayettir. Bilimdeki gelişmeler dinsizliğin canını o tepti yani işin doğrusu bu. Oradan yerle bir oldular. Bilim diye sarılıyorlardı bilime, bilimin kendilerini koruyacaklarını sanıyorlardı. Bilim onları boğdu. Altına alıp perişan etti. Şimdi bilimden fellik fellik kaçıyorlar. Mecburen kaçacaklar. Bilim arkada onlar önde kaçabildiklere yere kadar kaçacaklar. Ya bilime, doğruya, dürüste teslim olacaklar ya da böyle ikisinden birisi. Sen bana soru sormak için sanki sabırsızlanıyormuşsun gibi bir…
SUNUCU: İnşaAllah ben bir hatırlatma yapacağım. Bu akşam Kanal S, Samsun Aks ve Tv Kayseri ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini sizlere söylemek istiyorum: Radyolarımız Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Güneydoğu Radyo 99.6 Şanlıurfa, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, Asr Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya. İnternet sitelerimiz www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv, www.selamhaber.com. Hocam soru yönelteyim size isterseniz.
“Adnan Hocam ben üniversitedeki arkadaşlarıma maddenin ardındaki gerçeği anlatıyorum. İmani konulardan bahsediyorum. Beni dinliyorlar fakat ardından bir de hayatın gerçekleri var deyip, hayatlarını yaşamaya devam ediyorlar. Bu arkadaşlarımla nasıl konuşmalıyım Hocam?” Mert Koşar Ankara’dan. Soruyu sizlere soruyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu tip sözleri çok duyuyoruz. Yani İsrail’deki arkadaşlarda onlar da diyorlar işte Mesih (a.s)’in gelişi için halkı ikna etmemiz gerekir. İşte Mehdi (a.s)’nin gelişi için ikna etmemiz gerekir. Veyahut işte şu bölgeyi nasıl ikna edeceğiz. Bunların hiç derdine düşmesinler. Bakın ben bunu söyledikten sonra nasıl emin adımlarla Darwinizm yıkıldı. Darwinizm dünyada yıkılması en imkansız görünen olaydı. En zor görünen olaydı. Bakın İstanbul’dan bir şahıs çıktı, bir avuç arkadaşıyla dünya çapında bunları tepetaklak devirdi. Allah için bu, bu kadar kolaydır. Bir kulunu kullanır ve bitirir. Komünizm asla yıkılmaz gibi görünüyordu, Rusya. Benim çocukluğumda Rusya işte “Moskof” falan denirdi. Asla yıkılacak gibi görünmezdi. Allah gümbür gümbür yıktı. Öyle bir konu olmuyor. Allah’ın Kahhar ismi vardır. Cabbar ismi vardır, zorla hiza eder. Zorla hiza olacaklardır. Ve bütün insanların kalbi Allah’ın elindedir. Allah onları yavaş yavaş bir şekle sokuyor. Biz acele etsek de her şeyin bir güzel vakti vardır. Vakti merhumu vardır. O vakte doğru gidiyoruz. Mesela biz ne kadar telaş etsek 1980’lerde Darwinizmi yıkamazdık. Vakti gelmemişti. Allah’ın o kastettiği vakit geldiğinde yıkabildik. İslam’ın hakimiyeti içinde bir vakit var, o vakte doğru gidiyoruz. O vakit gelmeden böyle bir şeyin olması mümkün değildir. O vakit geldiğinde de bunu kimse durduramaz. Bakın ben açıkça da söylüyorum, ben herkesin içindeyim. 10-20 yıl içerisinde evvelAllah daha yaşımız genç, herkes de genç göreceksiniz. Hocam demiştiniz desinler. Al bak benim cdlerimi saklayabilirler. Değil mi? İnternetten indirsinler. Bana gelsinler sorsunlar 10 yıl sonra. Hatta 10 yıla bile kalmaz. Ben 10 yılı da genel olarak söylüyorum. 2014’lerde, 2016’larda görüşeceğiz Allah’ın izniyle. Ama tabii çok badirelerden geçeceğiz, çok saldırılar olacak, çok oyunlar olur bize karşı da çok komplo olacak. Milletim bundan hiç tedirgin olmasın. Biz evvelAllah böyle dağ gelse bir yol bulur geçeriz. Suya sokarlar karadan çıkarız, karaya sokarlar sudan çıkarız. Kimse bizi durduramaz Allah’ın izniyle. Ama olaylar mutlaka olması gereken olaylardır. Bundan panik olmayacaklar. Mesela bize komplolar hazırlıyorlar, yeni komplolar da var. Yeni oyunlar var, birçok eski aramızda kalan bazı sahtekarları da kullanıyorlar. Mesela adam bizimle 20 yıl kalmış, bizim çete olmamızla ilgili gitmiş şikayette bulunuyor. O zaman 20 yıl niye aramızda kaldın? Madem çeteymişiz. Değil mi? Madem öyle olumsuz bir durum varmış 20 yıl senin kafan odun muydu, 20 yıl bekledin? Nedir sorun? Bir çıkarını elde edememiştir. Paraya kavuşamamıştır. Evlere kavuşamıyor, arabaya kavuşamamıştır. Bakıyor yaşı ilerliyor bir de bakıyor ki İslam’a hizmette ona bir para yok. Ahiret’e de inancı zayıf, Allah rızası da o kadar ehemmiyetli görmediği için, vah vah diyor geçen yıllarıma diyor. Ahiret’te asıl pişmanlığı yaşayacak onlar. Bu dünyada bir şey yok daha inşaAllah. Ahiret’te asıl pişmanlıklarını yaşayacaklar. Dolayısıyla bunlar çok samimiyetsiz ve çirkin izahlardır. Bir insan 20 yaşından 40 yaşına kadar bir topluluk içinde kaldıysa, onlarla görüşüp konuştuysa, onları canı gönülden sevmiş demektir. Büyük saygı duymuş demektir. Bir insan gençliğini vermez. Değil mi? Yarım saatini, bir saatini belki yanlışlıkla verebilir ama günlerini, aylarını, yıllarını vermez. Yani 20 yıl kalması bizim mükemmelliğimizi gösteren bir delildir. Dolayısıyla böyle insanların sözüne itibar edilmesi çok anormal bir şey olur. Bunun altında bir çapanoğlu bir oyun olduğunu bilmeleri lazım. Çapanoğlu demeyelim, şimdi o soyadında insanlar vardır, onları tenzih ederim ben. Öyle demeyelim de işte bir oyun vardır diyelim inşaAllah. Gerçi bir ata temsili ama gereksiz çünkü çok öyle soyadlı insanlar var. Dolayısıyla yine bu tarz oyunlar hazırlıyorlar gördüğüm kadarıyla, duyduğumuz kadarıyla kimse de heyecanlanmasın bize evvelAllah hiçbir şey olmaz Allah’ın izniyle. Kayaları yarar geçeriz. Değil mi? Göğü deler geçeriz Allah’ın izniyle ve bu dava hak inanç bu hak sözler mutlaka yerini bulacak inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bugüne kadar da hep böyle oldu Hocam, size bir iki beş değil defalarca ne komplolar ne suikast girişimleri oldu. Hepsinden Allah büyüyerek çıkardı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki Allah ayette; “Münafıklar sizin diyor felaket haberlerinizi beklerler” diyor dışarıdan, ayet Kuran ayeti müminlerin o dönemde. Felaket haberlerini beklerler diyor. Kötü felaket onları sarsın diyor Allah. Yani Allah belalarını vereceğim diyor. Onun için müminin gönlü çok rahat olacak. Her türlü tuzağı da ben kurarım diyor Allah. Ama onların kurduğu tuzağı da ben kurarım diyor, onların haberi yok diyor Allah. Onların kurduğu tuzağın karşı tuzağını da ben kurarım ama benim tuzağım pek çetindir diyor Allah. Benim bozuşum pek çetindir diyor. Her tuzak bozulmuş yaratılır yani Müslümanlar bu konuda tedirgin olmayacaklar. Onun için korkunun kökeninde bu oluyor; ne oluyor, ne yapacağız bilmem ne işte, iddia edilen Ergenekon örgütünden çekiniyorlar. Yani kıtibiyoz adamlar, yani 9 ay 10 gün annesinin karnında yaşamış, zavallı Allah’ın kulları. Oturup bunlardan tedirgin olmak, korkuya kapılmak bir Müslümana aklı başında bir insana yakışacak değil. Sadece korkulacak olan Allah’tır. İddia edilen Ergenekon örgütünü de Allah yaratır. Değil mi? Onların yakalanmasını da Allah sağladı. Ve halen oluk oluk bilgi akıyor. Nereden geliyor o bilgi? Hızır aleyhisselam hareket halinde, Hızır aleyhisselam İstanbul’da görevinin başında, Hızır aleyhisselam Ankara’da. 10 saniyede Ankara’da, 10 saniyede burada inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çok da şaşırıyorlar Hocam bu kadar çıkıyor diye.
ADNAN OKTAR: Müslüman cinniler de hareket halindeler inşaAllah. Ortalık kaynıyor yani maşaAllah. Onun için de onlar şoktan şoka giriyor nereden geliyor... Üzümü ye de bağını sorma derler. Sen kafanı takma gelir o, inşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam burada Denizli’den Yade Değirmenci’nin bir sorusu var. “Sayın Hocam doğduğumuz andan itibaren birçok yanlış telkinle yetiştik ve bu telkinleri öğrenip kabul ettik. Örneğin televizyonun fabrikada yapıldığından emin oluyoruz. Oysa her şey beynimizde oluşan Allah’ın yarattığı görüntüler bütünü. Televizyon da televizyonu yaptığını sandığımız fabrika da sadece görüntüde. Biz televizyonun da fabrikanın da dışarıda var olan asıllarını asla göremiyoruz. Sadece beyinlerimizdeki kopyalarıyla muhatap oluyoruz. Ancak hiç görmediğimiz halde o televizyonun fabrikada yapıldığından emin oluyoruz. Hocam eğer çocukluğumuzdan beri bize beynimizde görüntü oluştuğu anlatılsaydı, bu sefer bu konuda yüzde yüz emin olup ona göre mi yaşardık?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Çok güzel bir soru sormuş, kim soran.
SUNUCU: Evet Hocam, Yade Değirmenci. Denizli’den Hocam.
ADNAN OKTAR: Yadi helal olsun Yade’ye, maşaAllah. Güzel, bu konuda derin düşünmüş, kafası güzel işliyor. Tabii çocukluğundan itibaren hayal olduğu ona anlatılmış olsaydı, hayalle muhatap olduğunu ve maddenin aslını göremediğini bilse, bambaşka olurdu dünyaya bakış açısı, olayları değerlendirme şekli bambaşka olurdu. Ama bu tarzda dışarıda madde ile doğrudan bağlantılı olduğunu zannetmesi bir yanılgı olmasına rağmen beynin verdiği bilgi o kadar inandırıcı ki gayri ihtiyari inanıyor insanlar, ondan kurtulamıyorlar. Ama bunu benim kanaatim göreceksiniz. 2012’lerde insanlar çok iyi kavramaya başlayacaklar. Yani insanlar beyninin içine geçecekler. Beyninin dışından gerçek evlerine taşınacaklar, beyinlerinin içine. Kalplerinin içine taşınacaklar ve gerçek gözle olaylara bakmaya başlayacaklar. Yani gerçek gözle, gerçek kulakla, gerçek elle tutmaya başlayacaklar. Şu an, duymayan kulağa güveniyorlar, görmeyen göze güveniyorlar. O zaman gerçekten gören gözle, gerçekten duyan kulakla muhatap olacaklar. Buraya doğru gidiyor inşaAllah gidişat. Ama bunun da yine bir vakti var. Allah o kalplerden, o perdeyi kaldırmasıyla o oluyor. Allah o perdeyi kaldırdığında, bambaşka bir şey olur. Fakat sırf bu, yani bu hakikatin bilinmesi, Darwinizm’i hiç anlatmasaydık sırf bu bilinseydi Darwinizm yerle bir olmuş olurdu. Mesela bu eğer sırf bu bilinirse, yani bunu bilen bir insanın Allah’ı inkar etmesi, Darwinizm’i anlatması mümkün değildir imkansızdır. Yani Darwinizm’i pratik yıkmak isteyenler varsa, bu konuyu çok iyi öğrensinler sırf bunu anlatsalar konu biter. Çünkü ben bunu daha önce tecrübe de etmiştim. Akademiyken de anlatıyordum. Anlattıklarımın rengi böyle bir anda uçuyordu, renkten renge giriyorlardı ve felç oluyorlardı. Yani bunu bilen bir insan Darwinizm’i savunamaz. Mesela Lenin’in en korktuğu konu buydu. Komünistlerin ünlü lideri Lenin. Aman sakın diyor bu konuya girmeyin. Bu konuya girerseniz her şeyinizi kaybedersiniz diyor. Yani bu konuda sakın tartışmayın, bu konuda araştırmayın diyor Lenin’in tavsiyesi. Her şeyinizi kaptırırsınız diyor. Değil mi? Bilim adamlarının da en çekindikleri konu budur. Ama çekinmeleri bir şey değiştirmiyor. Şimdi Avrupa’da bununla ilgili bir konferans yapılacak bizi davet ettiler, arkadaşlarımızı davet ettiler. Büyük bir konferans yapılıyor. Orada da bu konuyu çok detaylı olarak anlatacağız inşaAllah. Ama, bunu öğrenen Allah aşkının derinliklerine girer. İmanın derinliklerine girer. Öyle sağlam iman eder ki, bir daha asla sarsılmaz, yıkılmaz bir imana sahip olur. Kuran’ın anlattıkları mucizeleri çok iyi kavrar. Ölümden sonra hayatın nasıl kolay olduğunu çok net anlar. Çok çok net anlar. Artık ona Yaratılış’ın nasıl olduğunu anlatmamıza dahi gerek kalmaz. Anlatırız ama, hani ikna etmeye kavratmaya gerek kalmaz. Yüzde yüz anlar. Muazzam bir derinlik kazanır. Bir anda, ölümü, ölümden sonraki hayatı, ölümden sonra nasıl dirilinir hemen anlar. Özellikle cennetin nasıl olduğunu da çok güzel anlar. Cennetteki hayatı çok güzel kavrar. Mesela cennet kuşları nasıl böyle el işaretiyle geliyor, bir anda insanın yanına geliyor değil mi? Mesela cennet kuşları geliyor adam pişiyor, yiyor hadi uç diyor, kemikleri toplanıyor birdenbire uçuyor. Bunu kavrar. Hz. Musa (a.s)’nın asası atıldığında nasıl birden yılana dönüştü? Onu kavrar. Hz. İsa (a.s), çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor, üfürüyor bir anda o kuş olarak uçuyor. Bunu kavrar. Mesela Hz. İsa (a.s) bu boyuttaydı. Buna fena makamı denir. Yani ayrı bir makamdır bu. Bu bilinen bir şeydir. Bambaşka bir alemdir. İnsanlar şimdi işte 2012’lerde fena makamına gidecekler. Bu bir Kıyamet’tir işte. Yani bir kıyamdır, ayağa kalkıştır. Fena makamında olan bir insana bu konuları anlattığında hemen kavrar. Cenneti, cehennemi, yani çok çok net kavrar. Ama fena makamına gelmeyen bir insanın bunu kavraması çok çok güçtür. Zor anlatırsın. Yani kafasını bir türlü toparlayamaz. Onun için diyorlar ya, işte insanın kuyruk kemiği çürümez toprakta. Oradan işte, oradaki bir hücreden, oradaki kromozomlardan insan üreyecek. Halbuki kuyruk kemiği, tam anlamıyla çürür, yok olur. Kuyruk kemiği kalmaz insanda. Öyle bir hadis de yok, bu konu da yanlış ayrıca. Ayrıca yanarak ölen insanlar var. Yani kuyruk kemiği falan kalmıyor buhar oluyor adam yani, hiçbir şeyi kalmıyor. Değil mi? Sadece atomları kalır, o kadar. Dolayısıyla kromozomlarının kalması yani kuyruk sokumundan bir parçanın kalması diye bir konu yoktur. Mezarlar, eski mezarlardan hiçbir şekilde olmaz yani darmekeşan olur dağılır kemikler. Değil mi? O değil, işte Yaratılış’ın asıl kanunun kavrar bunu anlayan insan. Bu anlattıklarımızı kavrayan insan. Bunun içinde “Hayalin Diğer Adı: Madde” isimli kitabımı okumalarını lazım. Onu internetten indirirlerse, onu okurlarsa, dikkatlice incelerlerse bu konuyu tam kavrayıp o derinliğe kavuşabilirler. Ama kendilerini tabii tutmamaları gerekiyor. Özgür düşünmeleri lazım. Bana bir soru daha sorman güzel olur diye düşünüyorum.
SUNUCU: İnşaAllah. “Sayın Adnan Hocam bildiğiniz gibi Tekel işçileri zor günler yaşıyor. Sizin bu konuya yönelik düşüncelerinizi merak ediyorum. Saygılar. Murat Tekyürek”.
ADNAN OKTAR: Tekel işçileri, onlar bizim canımız. Tabii ki onları biz çok seviyoruz, Allah onlara selamet versin. Biz onların tabii öyle parasız kalmalarını, mağdur kalmalarını millet olarak hiç kimse bunu istemez. Hükümet de istemez, biz de istemeyiz. Ama Tekel’de rakı yapılacağına, sigara yapılacağına kuru üzüm imalatı yapılsın. Kuru üzüm yapsınlar, fındık yapılsın, meyve suyu yapılsın. Yani insanlara fayda verecek, sağlık verecek yiyecekler yapılsın ve onları da Tekel dağıtsın ve satışını yapsın. Gani gani de kazansınlar ve orada çalışan insanlara da hakikaten bol iş olacaktır. Diyor ya Başbakan boş oturuyorlar diyor. Hayır dolu olduklarını düşünelim, dolu çalıştıklarını ama sigara üretecek nihayetinde. Rakı üretecek, milletin ciğerlerini yakacak, beyni eritecek rakı olacak. Veyahut akciğerlerini simsiyah yapacak, akciğer kanserine sebep olacak sigarayı üretecekler. Bunlar olacağına, mesela kuru üzüm C vitamini deposudur; protein de var, vitaminler var, mineraller var. Bizim milletimizin yanakları kıpkırmızı olsun. Sigaradan sapsarı olacaklarına, değil mi? Kuru üzümle kıpkırmızı olsunlar. Fındık yesinler, fıstık imalatı yapsınlar, paketlemesini yapsınlar, satışını yapsınlar, üretimini yapsınlar. Yani Tekel’in, kaliteli gıda maddeleri üzerine yönlendirilmesi gerekir hükümet tarafından, devlet tarafından. Yani vasfı böyle olması lazım. O zaman hem çok fazla iş imkanı olacaktır, hatta yetişmez de. Yani oradaki işçiler de yetmez. Bir o kadar daha işçi alsalar yine yetmez. Hem de millete çok çok faydalı hizmet etmiş olurlar. Ama öbür türlü, tabii ki rakı imal etmek, tütün imal etmek, bunun zaten satışı da pek olmaz. Yani dolayısıyla kavruk bir çalışma ve acı veren, insanlara hastalık dağıtan bir sistemin yapılanması gibi oluyor o zaman. Sigara paketlerinin üstünde koca koca yazıyor; “sigara sağlığa zararlıdır”. “Sigara öldürür”. Rakı şişelerinde yazıyor ona benzer şeyler. Kardeşim bunlara ne gerek var? Tekel mesela çok kaliteli halk ekmeği yapsın. Tekel ucuz ekmek yapsın, halka satsın. Değil mi? İşçilere bol bol imkan çıksın. Böyle faydalı şeyler. Yani Tekel’in bir an önce böyle faydalı yöne yönlendirilmesi çok iyi olur. Mesela ben, genç kızlarımızı görüyorum, delikanlılarımızı görüyorum sigaradan sapsarılar. Ciltleri bozuluyor, saçları bozuluyor, gözlerinin feri gidiyor, kondisyonlarını düşürüyor. Allah esirgesin ileri aşamada akciğer kanserine sebep olabiliyor. Tansiyon ve kalp, damarlarını bozabiliyor. Damar yapıları çok tahrip oluyor. Dolayısıyla bu kadar zararlı olduğu aşikar olan malzemeleri üretmeyi devletin durdurup, çok faydalı, insanlara sağlık getiren gıda maddelerini üretmeye yönelmeleri gerekir. O zaman Tekel’in krizi de, rahatsızlığı da ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla boş adam diye de bir konu olmaz. Ama tabii her halükarda oradaki insanlarımızın rahat etmesi, gönül huzuru içinde olması bizim temennimiz. Allah hepsine selamet, bereket, bolluk versin inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, yeni yapılan bir araştırmaya göre ‘Türkiye’de sizi bir arada ne tutuyor? Din mi? Dil mi? Aynı toprak üstünde yaşamak mı?’ sorularına halkın % 72.5’inden; ‘bizi bir arada tutan en önemli şey dindir’ cevabı alınmış. Araştırma şirketi, ‘Demokratik açılım, toplumdaki din kardeşliği ön plana çıkarılarak yapılsaydı, süreç daha iyi yönetilebilirdi’ yorumunda bulundu. Hocam, siz çok önceden dini değerlerimizin ortak olduğuna değinmiştiniz. Türkiye halkı da, sizin gibi düşünüyor maşaAllah. Bu konuda söylemek istediklerinizi öğrenebilir miyim?” Cafer Polat, Diyarbakır.
ADNAN OKTAR: Diyarbakır’a selam. Diyarbakır’ın yiğitlerine, Samsunlu kardeşlerimize de, Kayseri’deki kardeşlerimize de, İç Anadolu’ya da, bütün Türkiye’ye hepsine selam. Hepsine Allah bereket, bolluk, sağlık versin. Tabii ki din, birleştirici ana unsurdur. Yani bu çok nettir. Bunu Atatürk’ümüzün güzel bir sözüyle de noktalayabiliriz. Ne diyor? “Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur”. Demek ki din yoksa, millet de yok. Bak Atatürk çok net söylüyor. “Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur”. Onun için din, hak ettiği güzel yeri en kısa sürede aldı ve alacak. Ama bu konuda, herkesin canlı, aktif, heyecanlı bir gayret içerisinde olması gerekir. Dinin bilimle iç içe olduğunun iyi vurgulanması gerekir. Dinin sanatla, güzellikle, efendilikle, şefkatle, merhametle iç içe olduğunu ve bu güzellikleri bize sunduğunu çok iyi vurgulamak gerekir. O zaman daha güzel netice alacağız. Ama böyle, hurafevari din anlayışı insanlarımızı çok sıktı ve sıkıyor. Buna karşı da tavır alınması lazım. Mesela dini programlar oluyor, birçok insan bilir. Bağıra çağıra ağzından köpükler saçarak dini anlatıyorlar. Yani kavga unsuru şeklinde bir bakış açıları var. Veyahut göğe bakarak kendinden geçmiş bir havada böyle mistik, uhrevi bir hava vererek, arkadan kaval sesleri gelerek bir anlatım var. Bu da çok samimiyetsiz ve rahatsız edici. Halbuki çok dürüst ve akılcı, candan bir anlatımla dinin anlatılması lazım. Akılla iç içe olan bir şeydir din. Aklı savunur ve aklı meydana getirir din. Dolayısıyla akılla iç içe olduğuna göre, romantiklik, duygusallık dinin içerisinde olmaz. Yapmacıklık hiç olmaz. Bilakis samimiyet, candanlık ve derinlik gerektirir din. Bunlar daha da yoğunlaşır daha da oturursa, yapmacık ve abartılı mimikler olmadan din anlatılırsa, bizim milletimiz zaten fıtraten çok dindar bir millettir. Güzel huylu, asil bir millettir, soylu bir millettir. Avrupa’da, dünyada en çok Allah’a inanan Türkiye’dedir. MaşaAllah. Tabii % 99’dur Darwinizm’e inanmayanların sayısı maşaAllah. Avrupa’da ve dünyada en yüksek oran bizde. Diyorlar, “neden Türk alemi lider olması gerekiyor?” İşte bu nedenle olması gerekiyor. Bu kadar imanlı ve bu kadar temiz ve güzel huylu oldukları için. Din bizi birleştiriyor. “Sizi bir arada tutan şey; Din mi? Bayrak mı? Din mi? Vatan mı?’ sorusuna halkın % 75.10 verdiği cevap şu oldu: Din.” Tabii. Bayrak da çok tabii mübarektir. Vatan da mübarektir. Ama din, çok hayatidir. Yani bu Atatürk’ümüzün sözünde de açık bellidir yani. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Hocam bugün, bugünlerde olan çok soğuk hava bundan önce 79 yılında görülmüş. Ondan önce de 71 ve 68 yıllarında görülmüş böyle tevafuk bir durum söz konusu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bir 79’da.
OKTAR BABUNA: Evet o zamandan beri ilk defa bu kadar soğuk oluyormuş hava.
ADNAN OKTAR: Hani küresel ısınma vardı? Buzul çağına giriyoruz diyorlar. Ben dedim ki, bakın bunlar samimiyetsiz dedim, doğru söylemiyorlar. Küresel ısınma diye bir konu yok dedim. İşte bahçede ateş yakmayın, çakmağınızı yakmayın, bilmem ne, hava ısınıyor. Milleti kandırdılar. En sonunda itiraf ettiler, hakikaten dediler küresel ısınma diye bir şey yok. Şimdi de buzul çağına mı giriyoruz diye yeni bir ekol daha oluşturdular.
OKTAR BABUNA: Siz dedikten sonra zaten barajlar suları tutamayacak duruma geldi, maşaAllah tam hadisteki gibi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu Mehdi (a.s) devrinin bir özelliğidir. Ben dedim geçici olarak yağmur yağmayacak. Bir süre yağmur yağmayacak ama sonra yağmurlar bollaşacak, insanlar bundan şikayetçi olacaklar. Neye göre dedim ben bunu? Hadise göre söyledim. Bak aynen dediğim gibi çıktı. Tamam şimdi okuyabilirsin.
SUNUCU: “Adnan Bey ben sizi Almanya’dan izliyorum. Sizin Michael Jackson hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. Geçen günlerde ağabeyi Michael Jackson için ‘ölmeseydi Müslüman olacaktı. Davranışlarından ve yaşayışından bu anlaşılıyordu’ dedi. Hocam Michael Jackson’ın Müslüman olduğu haberleri zaten çıkmıştı. Acaba İslam’a yöneldiğini gizlemiş olabilir mi?” Zafer Alyılmaz.
ADNAN OKTAR: Michael Jackson, evet normalde kardeşinin böyle bir açıklama yapmasına da gerek yok. Normal Müslümandı o. Müslüman ülkelerinde gezinen, oralarda araştırmalar yapan, konuşan bir insandı. Son dönemde özellikle bu tavrını koyduktan sonra, Müslüman olduğunu hissettirdikten sonra ona karşı karşı atak gelişti. İftiralar başladı, olaylar başladı. Tek nedeni zaten onun Müslüman olduğunun gizlice bilinmesiydi. O açığa çıkartmadı, ama buna rağmen istihbarat örgütleri onu haber almışlardı. O yüzden o daha Müslümanlığını açıklamadan onu çökertmek istediler ve en sonunda da biliyorsunuz bir suikast sonucunda o çocukcağızı öldürdüler ve çok büyük bir zulümdür bu. Yani normal bir ölümle ölmedi. Suikast sonucu öldürüldü. Dolayısıyla, olayın perde arkasının iyi araştırılması lazım. Tek sebebi onun Müslüman olmasıdır. Ona karşı duyulan öfkenin kökeninde de bu vardır. Yani önce bir komplo yaptılar, oyun oynadılar, o olmadı. Arkasından da suikastle neticelendi, tam o Müslümanlığını açıklayacağı dönemdi yani ona hazırlık yapıyordu. Böyle bir olayla karşılaşıldı.
Oktar Hocam var mı anlatacakların?
OKTAR BABUNA: Hocam Allah’ın renk sanatı ile ilgili bir, göstereyim mi onları?
ADNAN OKTAR: Tamam. Nedir bu?
OKTAR BABUNA: Allah’ın renk ve desen sanatı ile ilgili çiçeklerin görüntüleri Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Görmüyor musun Allah gerçekten gökyüzünden su indirdi de onu yerin dibine geçirdi” ayeti vardı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak nasıl efendi, efendi, tatlı, tatlı. Bir de gıcır gıcırlar, pırıl, pırıl tertemiz. Renkler de muhteşem.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Altın oranla.
ADNAN OKTAR: Değil mi özel, tabii altın oranla meydana getirmiş. Bir de temizlikleri çok muazzam, pırıl pırıl böyle her gün yıkansa bir de bu kadar temiz olmaz. Böyle diri, canlı, böyle çok iç açıcı güzel renkleri var inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz dikkat de çekmiştiniz Hocam. Kapkara bir topraktan çıkıyorlar ama, rengarenk mis kokulu, estetik.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii, çamurlu su ve havadaki oksijen ve karbondioksit. Biraz da azotu kullanıyor, ondan sonra böyle muhteşem güzellikler meydana geliyor.
OKTAR BABUNA: Bir de dikkatinizi çektiğiniz, sizin çektiğiniz bir diğer nokta da; en ufak bir parçasında yaprağın köşesinde bile bütün kromozom bilgileri, hatta demiştiniz sonraki nesillerin bilgileri bile var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. MaşaAllah. Bunlar da laleler. MaşaAllah. Hepsi birbirinden güzel. Mesela bir elbise yapılıyor, çiçek desenleri kullanılıyor. Mesela bir ahşap süsleme yapılıyor çiçek deseni kullanılıyor. Çünkü çiçeğe karşı Allah kalbimize bir muhabbet meydana getirmiştir, bir sevgi. İçgüdü olarak. Çünkü Cennet’te var çiçek. Bizim beynimizde kodludur bu. Yani çiçekten hoşlanacak şekilde yaratıldık biz. Hep güzel kokudan hoşlanacak şekilde yaratıldık ve güzel kokuyu sürekli ararız biz. Beynimizde o sürekli vardır. Cennet’teki içgüdüdür o. Mesela hep güzel kadını ararız. En güzel kadını bulamazsın dünyada, Cennet’tedir. Mesela güzel çocuğu ararsın, en güzel çocuk bulamazsın. Hep o da Cennet’tedir. Mesela, saraylara gidiyor insanlar sarayı yine insan beğenmez. Daha güzeli vardır bunun der. İçgüdü olarak bizim beynimizde kodlu olduğu için o öyle oluyor. Cennet’e gittiğinde hah diyor, benim aradığım işte buydu diyor. Mesela Cennet insanlarına bakıyor, hah diyor benim kastettiğim kadın işte böyle. Kadınlar da erkekler için o kanaatte oluyorlar. Mükemmel diyor. Mesela çocuklar için çok mükemmel deniyor. Bahçeler için, maşaAllah diyor muhteşem diyor. Cennet bahçesini gördü mü içi insanın tam doyuma ulaşır. Ama dünyada, hiçbir bahçeyi insan beğenmez, yetmez. Hep daha güzelini bilir. Mesela ırmak, nehir oluyor ama Cennet nehirleri, Cennet ırmakları hiçbir şeyle kıyaslanmaz. Yani dünyadaki. Yani hiçbir ırmakla kıyaslanamaz o kadar mükemmeldir. Mesela Cennet saçı, insanın en güzel insanın saçı bile Cennet saçı yerinde tüy parçasıdır. Hiçbir şeydir. Mesela en güzel göz, Cennet gözünün yanında hiçbir şeydir. Mesela Cennet cildi, uzaktan yakından alakası yoktur yani insanın bu dünyadaki cildiyle. Muazzam farklıdır. Cennet’in sesi, konuşması, müziği mesela Cennet müziği vardır. Bu dünyadaki müziklerle kıyas olmaz. Mesela biz hiçbir zaman için kaliteli bir müzik bulamayız. Yani bu tam aradığım müzik diyemez kimse. Mesela gidersin ararsın, incelersin, bakarsın falan ama hiçbir müzik insanı doyuma ulaştırmaz. Ama Cennet’teki müzik, doyuma ulaştırır. Cennet’te mesela ağaçlar, çiçekler, her şey dans eder istediğinde. Onların dansının mükemmelliği, dünyadaki dansların hiçbiriyle kıyaslanmaz. Müziğe uyumları mükemmeldir mesela Cennet’te. Mesela Cennet vasıtalarından mesela buradaki en güzel araba bile olsa, insan bindiğinde bıkıyor insanlar, beğenmiyorlar o kadar. Yani, daha iyisi vardır deniyor. Değil mi? Mesela en kaliteli markalar oluyor, yine Cennet’in arabaları en mükemmeldir. Ona adam bindi mi oh diyor en mükemmel arabayı buldum diyor. İnşaAllah.
SUNUCU: “Adnan Hocam, Mardin’deki köye gelen bir kişi dört çocuğun ismini sayıp ödül kazandılar diyerek götürmek istemiş. Köylülerin durumdan şüphelenip Jandarma’ya haber vermesi üzerine bu kişi yakalandı. Sizin söylediğiniz gibi çevredeki herkesin yardımlaşma içinde olmasıyla çocuklar bulundu. Mardin Nusaybin’de ise babasına ait işyerinin önünde oynayan 9 yaşındaki kız çocuğu, bir otomobile bindirilerek kaçırıldı. Kızlarını bulamayan ailenin polisi arayarak haber vermesi üzerine, kız çocuğu bir arabanın içerisinde bulundu. Ayrıca Bingöl’de geçen Cuma kaybolan kızların cesetleri yeni bulundu. Hocam, bu çocukları kim neden kaçırıyor olabilir? Çözüm ne olabilir?” Halil.
ADNAN OKTAR: Bu bir şeytani oyun. Yani bir şeytani bir düzen dönüyor. Ben buna bir mana da veremiyorum. Açıklanacak gibi de değil yani, çok büyük bir anormallik var. Fakat milletimiz çok uyanık olsun. Yani en ufak bir şeyi hemen polise, 155’e bildirsinler. Yani birbirlerini çok iyi desteklesinler. Şahitlikten çekiniyor bizim milletimiz, çekinecek bir şey yok. Yani orada bir çocuğun canı mevzu bahis. Orada bir gencin canı mevzu bahis. Gözlerini dört açmaları gerekir. Mesela bak oradaki oyun çok vahim. Değil mi? “Ben ödül vereceğim, gel sizi götüreceğim”. Bu ve buna benzer birçok oyun olabilir. Çok çok dikkatli olmaları gerekiyor. Hemen haber verilmesi lazım. Bir de çocukların uzak yerlere bırakılmaması lazım. Göz önünde olması lazım çocukların. Yani çocuklarını aileler bırakıyorlar ne yaparsan yap diyor. Olmaz. Yani özellikle kırsal kesimde, çocukların öyle uzak dağlara bırakılması, uzak nehir kenarlarına gönderilmesi son derece tehlikeli olur. Çocuk bu. Bilmez, gidip nehre girmeye kalkar, yüksek bir yarın kenarına gelir, başı döner düşebilir. Yahut şakalaşırlar düşerler. O yüzden çocukları uzak yerlere göndermekten şiddetle kaçınmak lazım. Mutlaka göz önünde olacak yani insanların bulunduğu yerlerde olmalarına özen göstermek lazım. Yani uzağa dahi gitseler, yanlarında mutlaka bir insanın uzaktan, yetişkin bir insanın görebileceği gibi olması gerekiyor. Aksi çok riskli. Şehirlerde de öyle. Yani çocuğa, git şuradan çok uzak bir yerden bir şey al demek. Yani varsa biri mesela yanında telefon olabilir, açık telefon. Değil mi? Çocukla telefonla konuşarak olabilir. Şuraya gitti, tam yeri koordinatları tam belli olması lazım. Ama özellikle uzak yerlerde çocuk göndermekten şiddetle kaçınmak gerekiyor.
SUNUCU: Bir soru daha soruyorum Hocam. “Çok değerli Hocam Hz. Musa (a.s) ve Hz. Harun (a.s)’den eşyalar barındıran Tabutu Sakine Hz. Musa (a.s)’nın Ahit Sandığı nerede saklanıyor olabilir?”, Mahmut Selim Canpolat Fatih’ten soruyor bu soruyu Hocam.
ADNAN OKTAR: Taberiye gölünde çamurların altında var bir, Hatay’da var bir mağarada. Ama zamanı gelmeden bunları kimse açamaz. Ayrıca Nemrut dağında Nemrut harabelerinin altında da Nemrut devrine ait çok önemli bilgiler var, Hz. İbrahim (a.s)’le ilgili çok önemli bilgiler var. O yığma taşların alt kısmında, yığma taşların alt kısmında öyle bir yapmışlar ki zaten oradan taşları aldığında dağ çökecek gibi yani taşı alttan çektiğinde üstten taşlar dökülmeye başlıyor. Yani onu ona göre yapmışlar kimsenin dokunamayacağı gibi yapmışlar. O ancak ileride bir teknoloji kullanılarak yapılacak gibi bir görünüşü var. O yüzden şimdilik pek bir şey demiyoruz. Mesela firavunların yaptıkları piramitlerde de, onların alt zeminlerinde de mesela gizli bölümler var, henüz girilememiş bölümler var. Orada da Tevrat’ın orijinallerine rastlayacağız. Tabii, Hz. Musa (a.s) dönemine ait çok önemli bilgiler var oralarda da. Bunları göreceğiz ama şu an bu mümkün değil, ancak Mehdi (a.s) devrinde, Mehdiyetin imkanları ile bunlar olacak. Şu an tabii biz Mehdiyetin zıl ve gölgesi altına girdik.
Diyorlar ki işte “İsrail’e niye insancıl davranmamız gerekiyor, işte Hıristiyanlara niye insancıl davranmamız gerekiyor? Ehli Kitaba niye insancıl davranmamız gerekiyor?”. Bu Kuran’ın bize emridir. Resulullah (s.a.v)’ın sünnetidir ve Mehdiyetin bir vasfıdır bu. Şu an biz Mehdiyetin gölgesi içerisine girdik. Mehdiyette şefkat var. Hıristiyanları Mehdiyet kollayacaktır. Hz. Mehdi (a.s)’in onlar yed-i emanında olacaklardır ve Museviler de Mehdi (a.s)’in yed-i emanında olacaklardır. Onların binlerce seneden beri beklediği Mesih, Hz. Mehdi (a.s)’dir zaten ve dolayısıyla ona sığınacaklardır ve Mehdi (a.s) onları koruyup kollayacaktır. Tevrat’ın aslı ile onlara hükmedecektir Mehdi (a.s), Hıristiyanlara da İncil’in aslı ile hükmedecektir. Müslümanlara da Kuran ahlakıyla. Dolayısıyla yani Mehdiyet devrinde Mehdi (a.s) öncülerinden bir sertlik beklemek acımasızlık beklemek veyahut terör, anarşi beklemek mümkün değildir. Zaten terörü ve anarşiyi, şiddeti ortadan kaldırmaya geliyor Mehdi (a.s). Kan dökmeyecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak hatta insanların burnundan kan akmayacak diyor, tek bir damla bile kan akmayacak Mehdi (a.s) devrinde. Biz Mehdi (a.s) talebesiyiz, Mehdi (a.s) öncüsüyüz ve Mehdi (a.s)’nin gölgesiyiz biz dolayısıyla bizden öyle bir şey kimse bekleyemez. Kuran’a tabi olan insanlardan, hadise tabi olan, Resulullah (s.a.v)’a tabi olan insanlardan olay çıkarmalarını beklemek çok yersiz olur. Biz nerede bir olay varsa onu yatıştıracağız. Nerede bir kavga varsa onu yatıştıracağız. Kan döktürmeyeceğiz, olay da çıkarttırmayacağız. Sevgiyi, barışı, şefkati, merhameti savunacağız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hatta siz Hocam maşaAllah bu bir kısım Hıristiyanların Müslümanları güya deccal gösteren bir zihniyetlerini kırdınız. Bu anlatımlarınızla artı İran Cumhurbaşkanı vesilesi ile de dünyaya nükleer silahların haram olduğunu, Ehl-i Kitaba bakış açısının nasıl olunması gerektiğini anlatmıştınız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii kan gövdeyi götürecekti. Bak mesela Türkiye’deki bazı Museviler daha hala fitne çıkartmaya çalışıyorlar. İsrail’li Musevi kardeşlerimize demişler “Adnan hoca İsrail’in vakit kaybetmesine sebep oluyor”. Yani İran’a siz bir an önce saldırmanız lazım Adnan hoca sizi oyalıyor, normalde İran atom bombasını yapmak üzere hemen atağa geçin, Adnan hocanın sözüne inanmayın gibi bir fitnevari bir üslup kullanmışlar. Bu çok çok yanlış. Yani konular bizim bilgimiz dahilinde İran atom bombası yapmıyor öyle bir şey yok. Biliyoruz. Bize güvenecekler bu konuda ve Şii inancında da, Sünni inancında da kitle imha silahı yoktur, haramdır. Böyle bir şeyi zaten hiçbir Müslüman kullanmaz ve kullanmayı düşünmez. Ayrıca Rusya’da da var, Rusya da kullanmaz bunu, Hindistan’da da atom bombası var, Pakistan’da da var atom bombası, Türkiye’de de var atom bombası. Kimse kullanmaz atom bombasını, çok tehlikeli bir şey atom bombası.Amerika’da dünyayı yüzlerce kere yok edecek atom bombası var. Amerika’da atom bombası kullanmaz. Amerika o zaman canı kızdığı bir ülkeye niçin atom bombası atmıyor, atmaz. Yani aklı başında adamlar yani o kadar çılgın değiller. Dolayısıyla böyle bir korku yersiz. İsrail’in, Hıristiyanların, Musevilerin hepsinin huzuru ve güveni Müslümanlardan sorulur. Türk İslam Birliği içerisinde onlar huzur içerisinde yaşayacaklardır. Onların Allah’ın bize bir emaneti olduğunu biz biliyoruz. Yani bizim yed-i emanımızdalar onlar. Allah bize zimmetledi onları inşaAllah, biz onları korumakla mükellefiz. Musevileri de, Hıristiyanları da, bütün bölgeyi, bütün Asya’yı, bütün Avrupa’yı Türk İslam Birliği kucaklayacak. Ve onun asaletine, derinliğine, şefkat anlayışına uygun tavır içinde olacağız inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, bununla ilgili bir sorumuz var. “Değerli Hocam, Nijerya’da son günlerde Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında olduğu söylenen gerginlikler haberlere yansıdı. Fakat bazı kaynaklarda bu gerginliklerin toprak paylaşımından kaynaklandığı öne sürülüyor. En son 150 kişinin kuyulardan ölü çıkarılarak fotoğraflarını internette gördüm. Hocam, 2001 yılından beri binlerce insan öldü. 50.000 kişi yaşadığı yerlerden göç etmek zorunda kaldı. Hocam biliyoruz ki, Allah’a samimi inanan insanlar bu tarz çatışma ortamlarına girmez. Öyleyse bu haberlerin asıl kaynağı ne olabilir?”, Aysu Solmaz.
ADNAN OKTAR: İşte istedikleri bu, deccaliyetin, şeytanın istediği bu. Diyorlar ki, “niye Hıristiyanlarla savaşmıyoruz? Niye Hıristiyanlar Müslümanlarla savaşmıyor” diyor öbür taraf da. “Niye Musevilerle Müslümanlar savaşmıyor?” diyorlar. Yani kan istiyor şeytan. Biz barışı, kardeşliği, sevgiyi getireceğiz. Mehdi’nin gölgesiyiz biz inşaAllah, Mehdiyet’in gölgesiyiz. Buna asla müsade etmeyiz. Oradaki o oyun, o fitne de bitecek. Ona da müsade etmeyiz. Hıristiyanlar da Allah’ın kulları, Müslümanlar da Allah’ın kulları. Hükmü Allah verecek bize Ahiret’te. Tabii ki, bir Hıristiyan kendisini hak yolda bilir, bir Müslüman da kendisini hak yolda bilir. Sonucu Ahiret’te insanlar görecekler. Ve dolayısıyla insanları inancından dolayı öldürmeye kalkmak, onlara zulmetmek haramdır. Bizim yed-i emanımızdadırlar. Güvencelerinden biz sorumluyuz. Hiçbir yerde böyle bir fitneye ve kargaşaya müsade etmeyiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hatta siz basın toplantısında İsrail’e atom bombası atmaya kalkanın gök kubbeyi başına yıkarız diye bir kaç defa vurguladınız. Çok büyük yankı da buldu bu medyada Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani böyle bir şey mümkün değil, yani İsrail’i paniğe kaptırıp savaşın içerisine sokmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla İran’ın İsrail’e saldırmasını istiyorlar. İsrail’e mesela füzelerle, tanklarla saldırmasını ve İsrail’de kan akmasını, İsrail’in de onlara saldırmasını istiyorlar. Bölgenin bir ateş yumağı haline gelmesini istiyorlar. Biz buna müsade etmeyiz. Yani böyle bir olay yok. Biz bu oyunu da bozduk. Mesela Ahmedinejad dedi; “İsrail’i yerle bir edeceğiz, haritadan sileceğiz” dedi. Ben haber gönderdim, bu şekilde olmaz dedim. Çünkü bu Kuran’a da uygun değil, sünnete de uygun değil, Mehdiyet’in ruhuna da uygun değil. Ve bundan vazgeçti Ahmedinejad, dedi “biz şefkati, sevgiyi savunuyoruz, oralar kutsal beldedir, bizim oradaki insanlara karşı bir husumetimiz yok, biz sadece ateist siyonistlere karşı bir tavrımız var. Onlara karşı da fikri bir mücadele içindeyiz” gibi bir üslup kullandı. Kelimesi kelimesine aynı benim kullandığım üsluptu bu. Bunu söylesin demiştim, bunu söyledi. Çok mütevazi bir insan, güzel, Allah razı olsun, takdir ediyorum. Mehdiyet’i de açıklasın dedim, Mehdi (a.s)’nin geldiğini de söylesin dedim, onu da söyledi. Bütün her yerde haber oldu, Hürriyet Gazetesi sürmanşet verdi; “Mehdi (a.s) geliyor” diye. Hamaney de açıkladı; “Mehdi (a.s) geldi” dedi. Onu da sürmanşetten böyle gazeteler verdiler. Bunlar çok güzel, demek ki Müslüman, Müslüman kardeşinden etkileniyor. Konuşulduğunda makul olan, doğru olanda ittifak olunuyor. Ama daha önce Hamaney’i böyle etrafından tahrik edenler oldu, işte “İsrail’i yerle bir edelim”; İsrail yerle bir olmaz. Niçin yerle bir olsun? Onlar da Allah’ın kulu ve Peygamber nesli. Hatası varsa, yanlışları varsa, o hatayı yapan kişi ile muhatap olunur, ona o ceza verilir, bir millet cezalandırılmaz. Bir şahsın, veyahut 3-5 kişinin yanlışı yüzünden millet cezalandırılmaz. Bu hukukta da değil mi, yani bu Rahmani hukukun bir gereğidir. Suçu işleyen cezalandırılır, kimse o. İsrail’de mazlum çocuklar var, mazlum kadınlar var, değil mi, dindar Müslümanlar var, dindar Hıristiyanlar var, dindar Museviler var. Niçin onların yerle bir olması gereksin? Bir de kutsal belde yani Kudüs, Kudüs-ü Şerif, değil mi, bütün Peygamberlerin buluştuğu yerler. Dolayısıyla oraya değil atom bombası, taş parçası dahi attırtmayız, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
Oktar hocam var mı göstereceğin bir şeyler?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah, Allah diyen hayvanlar var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım maşaAllah. Ne bu aslan mı bu? MaşaAllah, alenen Allah diyor, maşaAllah, çok net. Bu da karga, ne şeker hayvanlar ya maşaAllah. Bak Allah’ın hepsi Cemal isminin tecellisi. Allah bunları böyle insanın ruhunu okşayacak şekilde yaratıyor, Cennet’te bunlar her yerde kaynayacaklar inşaAllah. Herkes buradaki kendi kedisini, eskiden sevdiği köpeğini, hepsiyle Cennet’te beraber oluyorlar inşaAllah. İstediğinde hemen oraya gelir inşaAllah. Oku ayeti.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım, “gerçekten gece ile gündüzün ard arda gelişinde, ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır” Yunus Suresi, 6.
ADNAN OKTAR: Evet, bak bunlar da bizim için birer ibret vesile değil mi inşaAllah? Tamam, herhalde programımız ara mı vermemiz gerekiyor?
SUNUCU: Kısa bir aramız var Hocam, evet.
Tekrardan iyi akşamlar sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz. “Adnan Oktar’la Başbaşa” programı değerli Hocamız Adnan Oktar ve sayın Dr. Oktar Babuna ile kaldığı yerden devam ediyor. Hocam izninizle ben yine hatırlatmak istiyorum izleyenlerimize ve dinleyenlerimize. Efendim, www.haberhilal.com , www.harunyahya.tv ve www.selamhaber.com internet sitelerimiz ve tekrar www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Ayrıca ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden soru ve görüşlerinizi bizlere iletebilirsiniz efendim.
Evet, Hocam inşaAllah kaldığımız yerden devam edelim.
ADNAN OKTAR: Tamam, ayet okuyayım ben size. Enbiya Suresi. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınıyorum.
“İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.” Yani her an ölebilirsiniz diyor Allah ve sizi sorgulayacağım diyor Allah.
“Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar.” Yani dini konularla espri olmaz, eğlence olmaz. Bazı münasebetsizler, dini ve Kuran’ı oyun ve eğlence konusu gibi ediniyorlar. Kuran buna dikkat çekmiş.
“Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır”. Yani tutkuyla oyalandıkları şey işte okulu, evlenmesi, yemesi içmesi, tahsili yani daha onun gelişmiş yönleri, mesleği; buna kafayı takıyorlar.
“Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi?” Yani bu insanın ne özelliği var diyorlar, herhangi bir insan. Mehdi (a.s.) için de bu kullanılacaktır.
“Öyleyse, göz göre göre büyüye mi geleceksiniz?" Sizi büyülüyor diyor, yani hipnoz ediyor, etkiliyor; ondan mı etkileneceksiniz, diyor.
"Dedi ki: Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir." Yani gizlice aranızda konuştuğunuz konuşmaları Ben bilirim diyor Cenab-ı Allah. Aranızda konuştuğunuz olumsuz, aleyhte olan konuşmaları bilirim diyor Cenab-ı Allah.
"Hayır" dediler. “(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir; hayır, onu kendisi uydurmuştur; hayır o bir şairdir. Böyle değilse, öncekilere gönderildiği gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin."
Bakın yani insanların kafası ne kadar karışık. Önce diyor ki, “karmakarışık düşlerdir”, mesela biz diyoruz ki İslam hakim olacak dünyaya; “yok” diyorlar onlar, sen nereden çıkarttın, öyle bir şey yok, diyorlar. Karmakarışık izahlar onlar, diyorlar. “Hayır, onu kendileri uydurmuştur.” Mesela öyle bir şey yok diyor, sen kendin çıkarıyorsun böyle bir şeyi diyor, değil mi? Bak bu da var.
“Hayır, o bir şairdir.” Yani güzel konuşuyor diyor, güzel sözler ediyor ama bir etkisi yok, doğru değil diyor. “Böyle değilse, öncekilere gönderildiği gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin." Hani diyorlar ya bir kısmı gökten Melek getirsin, başının üzerinde bir bulut olsun, o söylesin işte bu Mehdi’dir diye, o zaman inanırız diyor. Yahut gökte bir kuşa işaret etsin, kuş düşsün, kebap olsun, yanına gelsin; o zaman inanırız, başka türlü inanmam diyor. Halbuki aklın ihtiyarını kaldıracak bir olay olmuyor, onlar müteşabih izahlar. Mesela Mehdi diyor, bir kuşa işaret eder, eline düşer. Yani o, onun becerikliliğini gösterir. Yani havada uçan kuşu yakalar gibi bir şeydir, teşbih o inşaAllah. Başının üzerinde bir bulut; zaten yanımızda da bizim Melekler var şu an, iki tarafımızda da var ama kimse görmüyor.
De ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz." Ebcedi 2023 tarihini veriyor ayetin.
“Dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz." Bu 2023. Yani Mehdiyetin en güzel yıllarını gösteriyor.
“Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme.” Mesela diyor ki, kızım diyor yahut oğlum sen şimdi istikbal seni bekliyor diyor. Ne olacak diyor. Şimdi okuyorsun sen diyor, okulu bitireceksin diyor, okulu bitirdi, adam olacaksın diyor işe yerleşeceksin, tamam yerleşeceksin, bol maaş alacaksın diyor. Sonra ne olacak diyor, sonra evleneceksin diyor, sonra çocukların olacak diyor, peki sonra ne olacak diyor, sonra da öleceksin diyor. Yani bu çok anormal bir şey, yani buna kilitlenmesi bir insanın, değil mi? Çünkü doğurduğu çocuklar da ölüyor, kendisi de ölüyor. Demek ki insanların hedefi bu değil. İnsanın hedefi; Allah’ın rızası, rahmetidir, her şeyin üzerinde Allah’ın rızasını kazanmaktır. Allah’ın rızasını kazanırken her Müslüman sadece okuluna işine gidebilir, evlenmenin peşinde olur, riskten çekinebilir. Yani mesela ben de öyle istesem kendi evimde otururdum. Ne beni tutuklardırlar ne hapse girerdim, ne aleyhimde basında bir yazı çıkardı, değil mi? Ne akıl hastanesine konurdum, ne böyle yargılanırdım, hiçbir şey de olmazdı yani. Kendi halimde yaşardım ama sonunda da herhalde Cehenneme giderdik Allah esirgesin, değil mi? Onun için onu bir uyanıklık bilmek, anormal bir harekettir. Yani kendini feda eden, Allah rızası için gayret eden Müslümanları böyle zayıf akıllı görüp bu gibi dünyevi hedeflerde de kendini akıllı görmek, bilakis tam ters harekettir. Bunun böyle olduğunu Ahirette görmüş olacaklar. Dünya hayatı çok kısadır. Biz buraya doğup, büyüyüp, üreyip ölmeye gelmedik; bu hayvanların vasfıdır. Yani doğar, büyür, ürer ve ölür. Hayvanın tarifinde bu vardır. İnsanın amacı bu değildir. İnsan doğar, Allah’a kul olur, Allah’ın rızasını kazanmak için gayret eder, Kuran ahlakını yaşamaya gayret eder, Allah rızası için kendini feda eder ve Cenneti hedefler. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri saflığından veyahut az düşünmesinden dolayı 30 yıl hapiste yatmadı. O, 30 yıl hapiste yatarken, o çileleri çekerken, birçok aile namazını kılıp, orucunu tutup, kendi evlerinde hem ticaretlerini yaptılar hem yemeleri içmeleri yerinde oldu hem evlendiler. Fakat kendilerini aynı eşit kategoride görüyorlar. Bu böyle değil. Allah onlara tek tek bunları sorar. Yani Bediüzaman’ın yaptığı, doğru olandır. Yani kendisini uyanık zannetmek bilakis tam uyanık olmadığını gösterir o insanın. Uyanık olan, Allah’a tam teslim olan insandır değil mi?
Mesela bazı öyle aileler oluyor; aman aman çocuğum böyle bir şeye girmesin, aman kızım böyle bir şeye girmesin. Babası da böyle bir şeylere girmesin, kendi de böyle bir şeye girmesin ama gitsin Müslümanlar, onlar mücadele etsinler. Hapse de girsin, olaylarda iftira da atsınlar hatta iftira atılınca da; vay ya diyor, Allah Allah diyor, inanıyor ona yani televizyona. Bir de mücahit olan, Müslüman olan insan, bir de onu ikna etmekle uğraşıyor. Yani diyor ki böyle bir şey yok, sakın inanmayın; bir de bununla uğraşıyor. Halbuki Müslümanın bununla uğraşmasına bile gerek yok. “Bu zaten apaçık bir iftiradır demeleri gerekmez miydi?” diyor Allah ayette, Nur Suresi’nde, değil mi? Bir de onları evlerinde ikna etmek de gerekiyor. Onların dedikodusundan da Müslümanları korumak gerekiyor. Bununla uğraşmak gerekiyor. İşin aksiliği de, kendilerini çok takva ve doğru yolda zannediyorlar. Diyor ki ben akşama kadar tesbih çekerim. Başörtüm de mükemmel diyor, çok iyi de başörtüsünü sardım diyor, namazlarımı da muntazam kılıyorum diyor. Tamam da yani bunu herkes yapar; yani sıcak evinin içerisinde 1 metre bir kumaşı bir kadın başına sarabilir. Sıcak evin içerisinde namazını da kılabilir. Bir genç de hem okuluna gider, istediği gibi okulunu bitirir, evlenir, işine gücüne bakar. Böyle bir Müslümanlık Kuran’da yok. Müslüman, Allah’a kendisini tam anlamıyla teslim edecek. Hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilerek, mesela Peygamber bütün yönüyle çekilerek Allah için hizmet etti, gayret etti. Mesela Peygamber bilmiyor muydu sıcak evinde oturmayı, hicret etti. Hira mağarasına saklandı. Gitti yıllarca değil mi, Habeşistan’a kadar hicret etti. O yollar çok tehlikeli, o Afrika’nın kenarlarından geçtiler, en zor yollardan gittiler. Oradaki gençler 16-15 yaşında gençler Peygamberle beraber hicret etti onlar da, ailesini bıraktılar. Orada öbür çocuklara dediler ki; siz çok akıllısınız, aferin size dediler. Bak siz ailelerinize çok sadıksınız, siz Muhammed’in (s.a.v.) peşinden gitmediniz dediler. Aile dediğin böyle olur, sen evcimen, namazında, niyazında aklı başında kızsın değil mi, tahsilin var, işin gücün var, ne işin var onların arkasından dediler ve bir kısmı gitmedi; kendilerini uyanık zannettiler. Ama sahabeler olan bu insanlar, Peygamberin ashabı olan kimseler Peygamberle beraber gittiler. Onlar dünya Ahiret saadetini kazandılar. Şu an onların toprakta izini bile bulamayız, değil mi? Ahirette karşılıkları sonsuza kadardır.
Ahirete inanıyorsa. İnanmıyorsa iki tarafı da dengede tutacağını zannetmek çok büyük bir hatadır. Yani hem dünyayı hem Ahireti dengede tutacağını zannetmek, böyle bir şey olmaz. Bir insan ya dünyayı tercih eder ya Ahireti tercih eder. İkisini dengede tutma diye bir olay yoktur. Burada kendini kandırıyorlar. O yüzden İslam hakim olamadı şu ana kadar. Yani böyle kendini uyanık zannedenlerin yüzünden olamadı. Çünkü bir korkaklık var, çekingenlik var, kendini uyanık ve akıllı olduğunu zannetmek var, her türlü riskten kaçınmak var. Öyle bir şey olunca da tabii ki, İslam dünyaya hakim olmuyor. Hatta bir insanın sözüne bile tahammül edemiyor. Mesela diyor ki; ben tebliğ yapacağım ama beni tersliyorlar diyor. Veyahut beni mimleyebilirler iş yerinde diyor. Kardeşim herkes yaptığında zaten İslam yayılmaz, herkesin canı tatlı olur o zaman. Mesela diyor ki benim kızımın canı tatlıdır. Öbürünün kızının da canı tatlı, nedir yani, öbürü insan değil mi? O da canı tatlı. O zaman o hiç hareket etmemesi lazım. Diyor ki; benim oğlumun canı tatlıdır ve tahsil yapıyor diyor. Öbürü bilmiyor mu tahsil yapmayı? Öbürünün canı tatlı değil mi? Hay aslanlarım diyorlar mesela öyle olanlar da, göreyim sizi diyor, canı gönülden sizi tebrik ediyorum-takdir ediyorum diyor. Ama biz diyor çoluk çocuğa karıştık, tabii ki biz yapamayız diyor böyle bir şeyi diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki münafıklar da öyle diyorlardı. Bizim evimiz açıkta diyorlardı. Yani çoluğumuz-çocuğumuz var, onlara bakacağız. Onların geleceği var, istikbali var. Biz şimdi seninle savaşırsak öldürürler bizi, bir şey olur diyor. Bir kısmı da diyor ki, sıcak hava diyor, çok bunaltıcı bir sıcak var diyor. Bu sıcakta diyor mücadeleye çıkılır mı diyor? Bir kısmı da Peygamber Efendimizi (s.a.v.) son derece tehlikeli görüyor, riskli görüyor; aman aman ona yanaşmayın diyor. Çünkü ya şehit edilirse hatta o, Peygamberle (s.a.v.) beraber olmayan münafıklar diyorlar ki; ya Allah bizi korudu diyorlar, iyi ki onlarla beraber değildik diyorlar. Eğer beraber olsak bak biz de beraber ölecektik onlarla diyorlar. Onlar diyorlar, öyle boş yere öldüler diyorlar orada. Ama biz de, az kalsın biz de onlarla birlikte gidip biz de ölecektik diyorlar. Allah bizi korudu diyor. Adam kendini uyanık zannediyor. Biz de namaz kılıyoruz diyor, biz de Müslümanız; ama ben gitmedim, uyanıklık yaptım diyor ve ailemi korudum diyor. Hatta ayette diyor; “Onlar ailelerine, hiç dönmeyeceklerini zanneder onların” diyor değil mi? Hatta diyor; “sizin felaket haberlerinizi dışarıdan izlerler diyor”. Yani televizyondan, radyolardan; Allah Allah diyor, neler oluyor bunlara diyor. “Kötü felaket onları sarsın” diyor Allah ayette. Onun için korkak Müslümanlar yüzünden İslam dünyaya hakim olmadı şu ana kadar. Olmamasının sebebi de bu, Müslümanların zillet içinde böyle perişan olmasının sebebi de budur. Osmanlı’nın yıkılmasının sebebi de budur, korkaklıktır ve kendi çıkarlarını düşünmektir, keyfini düşünmektir, ailesini düşünmektir, çocuğunu düşünmektir. Halbuki Ahirette, bunlar sıkıştırıldıklarında, Ahirette Cenab-ı Allah bunları sorguluyor diyor ki Allah’a; “Ya Rabbi diyor ben, çocuklarımı fidye olarak vermek istiyorum diyor, eşimi de fidye olarak vermek istiyorum diyor. Hepsini Cehenneme at diyor ama benim canımı kurtar diyor. Beni kurtar diyor. Hatta diyor dünyayı fidye olarak veriyorum diyor. Hatta bir o kadarını daha vereyim diyor. Ama yeter ki beni kurtar diyor.” Orada işte egoistlikleri, asıl çıkarcılıkları Ahirette ortaya çıkıyor. Ahirette sahip çıkmıyor çocuğuna. Bu dünyada sahip çıkıyor ama onu mal gibi görüyor çünkü kız çocuğu demek; onun için üretim makinesi gibi, yani ona torunlar çıkacak yeni yeni, üretim, çünkü o torunlarını bir daha evlendirecek, bir de onlardan gelir getirecek. Yani sanki haşa koyun gibi görüyor. Yani ne kadar sürü çok olursa o kadar çok onlardan gelir getirir kafasında. Mesela oğlu oluyor, oğlunu da bir an önce evlendirmeye çalışıyor. Evlendirdiği kızın da zengin olmasına dikkat ediyor ki ondan da para gelsin. Ve dolayısıyla Allah diyor; “Mallarda ve oğullarda bir övünme ve çokluk hissidir diyor” ayet, Kuran ayeti. Cenab-ı Allah diyor ki buna karşılık, şeytandan Allah’a sığınırım, eğer diyor; “çocuklarınız, eşleriniz yani evlenme merakınız, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, içinde oturduğunuz evler, aşiretiniz (yani çevreniz, arkadaş çevreniz, facebook’taki falan arkadaş, kimleri varsa arkadaşları içersinde) Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda mücadele etmekten“. -Bunu ahir zamana vurgularsak; Mehdi’den, Allah yolunda mücadeleden, cihattan, İslam’ın dünyaya hakimiyeti için yapılan mücadeleden, yani Türk-İslam Birliği için yapılan mücadeleden- “daha hayırlı ise Allah bekleyedurun” diyor. Bekleyedurun ne demek biliyor musun? Sizin canınızı alacağım, o zaman karşılığını göreceksiniz; budur. Mezarda insanlar mesela kadınlar, rahmi dışarıya çıkıyor mezarda yani gaz basıncının etkisiyle. Yediği bağırsak mesamatı, bağırsaktaki olan atıklar gaz basıncı ile ağzından çıkıyor mezarda. Yani her insanda oluyor bu, istisnasız. Her ölümde olur yani mezarın klasik özelliğidir bu, yani bağırsaktaki atıklar hepsi ağızdan çıkar basıncın şiddetinden dolayı. Kadınlarda da rahim dışarı çıkar. Yani vücut her yerden şey yapıyor şiştiği için vücut çünkü kimyasal reaksiyon meydana geliyor, gaz basıncı ile vücut şişiyor. Böyle bir netice için gayret etmiş oluyor işte o zaman ve bu kadar kısa, mesela onar yıllık zaman dilimleri içersinde bu bitiyor. Allah’ı haşa böyle kendince yandan idare edeceğini düşünüyor. Haşa yani anlamanız için söylüyorum. Böyle bir söz olmaz tabii, Allah affetsin böyle demeyeyim de. Yani anlaşılması için böyle buna benzer başka bir söz de bulabiliriz.
Allah diyor ki “Bir kısmını putlarına ayırdılar diyor. Bir kısmını da Allah’a ayırdılar” diyor. Hepsi diyor, tamamı putlarına gider diyor Allah. Ben onu almam diyor Allah. Yani benim için yaptıkları namaz, oruç hiçbir şeyi almam diyor. Almamamın sebebi, putlarına da ayırdılar çünkü diyor. Yani Allah ile nefsini birlikte götürdüğünü zannediyor, yani dünyevi çıkarlarını. Böyle bir şey yok. Allah, sırf benim için yaparsa ben kabul ederim diyor. İşte buna “ihlas” deniyor. Yani samimiyet, ihlas. İhlas olmadığı için Allah, İslam’ı dünyaya hakim etmedi şu ana kadar. Mehdi (a.s.)’ın görevi, işte bu ihlası insanlara öğretmektir. İhlasın yayılması ile İslam dünyaya hakim olacaktır. Hatta Tevrat’ta Hz. İbrahim’in (a.s.) Cenab-ı Allah ile bir konuşması var. “Ya Rabbi diyor, elli kişi olsa diyor, elli tane diyor insan,” yani özetle şöyle söyleyeyim en sonunda; “on tane diyor iyi insan varsa o bölgeyi helak eder misin?” diyor. “Ben etmem” diyor Cenab-ı Allah”. On kişi, yani on kişi bile yetiyor inşaAllah. Onun için o, 313 kişi işte dünyaya İslam’ın hakim olmasına vesile olacak insanlardır. Allah onların yüzü suyu hürmetine İslam’ı dünyaya hakim ediyor. Yoksa dünyada şu an genel olarak mesela Filistin’de akıl almaz bir acı var, ızdırap var. İstese insanlar herkes bir yüzer milyon- iki yüzer milyon verip gönderebilir. Yani milyon derken bin lira, yüz bin lira-iki yüz bin lira yahut on bin lira-beş bin lira neyse verebilirler. Oralı dahi olmuyorlar yani varsa yoksa oğlu, kızı, arabası, evi, yemesi içmesi ama gönlünü rahatlatmak için bir Hacca gidiyor arada-sırada, Hac’da da bir güzel geziniyor oralarda, ayağına terliklerle alış-veriş yapıyor. Ona bir değişiklik oluyor. Ondan sonra da Hacı oldu diyorlar. Büyük bir hava ile geliyor; o, çok kolay bir şey, zor bir şey değil ki. Uçağa bineceksin gideceksin Hacca, geri geleceksin. Namazımı da kılıyorum diyor, zekat diyor hanımın altınlarının işte kırkta birini verdim diyor. Hanımın altınlarını zaten donatmış böyle ve gönlü çok rahat oluyor. Halbuki İslam’ın şartı beş ama İslam’ın dünyaya hakimiyeti var, bu da bir şarttır İslam’ın dünya hakimiyeti için uğraşmak. Cesur olmak da bir farzdır, Allah’ın emridir. Allah için şehit olmayı istemek de bir ibadettir. Mesela şehit olmayı isteyen insan nerede? Çok nadir olur. Aman aman diyor, ne başına bir iftira gelsin, ne şehit edilmesi ihtimali olsun, ne çoluğuna- çocuğuna bir şey olsun. Bu kadar dikkatli olunca, herkes dikkatli olduğunda, herkes korkuyu yaşadığında, işte ortaya iddia edilen Ergenekon örgütü çıkıyor. Madem diyor bunlar böyle çekiniyorlar diyor. Mesela İslam ülkelerinde de, birçok ülkede de böyle, ‘iddia edilen Ergenekon örgütü’ sırf burada faaliyet yapmıyor ki, Irak’ta da faaliyet yapıyor, gidiyorlar orada cami bombalıyorlar, Irak’ta. Şii camilerini bombalıyorlar, gidiyorlar ondan sonra Sünni camilerini bombalıyorlar. Yani onların yaptığı, mesela gidip Pakistan’da bombalama yapıyorlar, cami bombalıyorlar Pakistan’da, ‘iddia edilen Ergenekon örgütü’. Yani ‘iddia edilen Ergenekon örgütü’, öyle dar planda faaliyet yapan bir örgüt değil yani çok geniş çaplı yapıyorlar. O millet de şaşırıyor diyorlar ki, Pakistan’da biz diyorlar, Sünniler-Şiiler kavga etmiyoruz, bu bombayı kim attı diyorlar. İşte adresi veriyorum. Ama muazzam bir havf damarı, bir korku damarı var. Mesela Said Nursi zamanında, Bediüzzaman’ın o aslan talebeleri korkusuzlar, Üstad’larını yalnız bırakmadılar. Ama bir kısmı da acayip korkaktı, bıraktılar Üstad’ı. Ne yapıyorsan yap dediler. Kendilerini çok akıllı zannettiler. Halbuki Sungur Ağabey gibi, Fırıncı Ağabey gibi, diğerleri gibi, Abdullah Yeğin Ağabey gibi böyle, Seyit Salih Özcan gibi böyle yiğitçe, delikanlıca gayret etselerdi, Üstad’ları ile beraber her türlü meşakkatin içine girmiş olsalardı, bambaşka bir ortam olurdu. Ama kendilerini uyanık zannettiler. Onları da az düşünüyor zannettiler, yanlış yolda zannettiler. Ve bu, her dönemde olmuştur bu. Yine aynı hatayı Müslümanlar şu an yapıyorlar. Kendilerini orada takva da gösteriyorlar ayrıca, mesela sorsan evliya. Ben günde 20 bin zikir çekerim bir gecede diyor. Ama riske geldi mi aman diyor, o fitne diyor, ben öyle bir şeye girmem diyor, Allah esirgesin. Sen ne diyorsun, olur mu öyle şey, diyor. O fitne; ama sıcak odanın içersinde 20 bin zikir o tabii çok kolay. Bir de diyor Kitap okuduk, üstüne de çaylarımızı içelim, ondan sonra gidip uykuları geliyor tabii, mayışıyorlar, devrilmeye başlıyorlar sohbetin ilerleyen saatlerinde. Böyle samimiyetsiz bir mantık Müslümanlar’ı boğuyor. Mesela bak, Mehdi (a.s.)’ın geleceğini Said Nursi, açık açık ve alenen söylediği halde, sarahaten yüzlerce sayfa açıkladığı halde, keyiflerini kaçırır diye Mehdiyeti külliyen reddeden bir üslup içerisindeler. Üstat onu demek istemedi, diyor. Neyi demek istedi diyor, mesela badem bıyıklı birisi çıkıyor, Üstad’ın kastettiği diyor, şahs-ı manevidir diyor. Kardeşim, her yerde zat diyor diyoruz, o şahıs diyor, tarif veriyor, İslam dünyaya hakim olacak diyor, İttihat-i İslam olacak diyor, İttihat-i İslam, İslam Birliği olacak diyor, milyonları bulan İslam orduları olacak o dönemde diyor, değil mi? İslam bütün dünyaya hakim olacak diyor ve Mehdi (a.s.) hakim olacak diyor. Yok diyor, öyle denmiş olması önemli değil diyor yani demiş olabilir diyor. Bir de Üstad’ım zaman zaman öyle söyler de diyor, şart-ı muallak ile söyler diyor. Yani şart-ı muallak oluşmadığında o zaten olmaz, diyor. Kardeşim şart-ı muallak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şart-ı muallakla mı söylemiş Mehdi (a.s.)’ın çıkışını. Açık, aleni, sahih Buhari, Muslim, Tırmızi, İbn-i Mace, Sünnen-i Nesei, Sünnen-i Davut açık açık söylemiş. Nerenin şart-ı muallakı? Said Nursi de şart-ı muallaktan bahsetmiyor ki, net olarak söylüyor, İttihat-i İslam olacak diyor. Ama keyiflerini kaçıracağı için şart-ı muallak iddiası ortaya atıyorlar. Daha da olmazsa şahs-ı manevidir diyorlar. Böyle dinde, kendilerince kurnazlıklar yaparak, keyiflerini kaçıracak şeylerden kaçınan bir politika izliyorlar ve bu insanlara da saygı duyuluyor. Onun sonucunda işte bu tarz zorluklarla Müslümanlar karşılaşıyorlar, kökeninde bu vardır. Bu konuda dürüst olacaklar. Üstad orada hata yapmadı, doğru yaptı. 30 yıl hapiste yatmakla hata yapmadı, doğru yaptı değil mi? Onun gibi davranmayanlar hata yaptılar. Sungur Ağabey hata yapmadı, doğru yaptı. Gitti, Üstad’ı ile aslan gibi nerede beraber, beraber oldular. En riskli yerlerde de birlikte oldular, asla da bırakmadılar. Mesela Zübeyir Gündüz Alp de, maşaAllah o Kafkas aslanı, yiğit, delikanlı ağabeyimiz Üstad’ı asla yalnız bırakmamıştır. Mesela dediler ki millet, aman aman aman Bediüzzaman çok tehlikeli adam, deli misiniz siz, yani istikbaliniz yanar dediler. Git okulunda oku, işine gücüne bak çocuğum diyor, olur mu öyle bir şey diyor. Sen dinini öğreneceksen git hoca efendiden camide öğrenirsin diyor. Kuran, mesela aç Kitap’ı, okuyacaksan oku diyor ama Üstad’a niye ihtiyacın olsun Bediüzzaman’a senin, ne ihtiyacın var diyor. O da, o diyor ki tabii çok doğru söyledi, haklı bu, hakikaten bir diyor evimizde oturalım, namazımızı kılalım, işimize gücümüze bakalım diyor. Yani Bediüzzaman, ne alakası var dediler ve birçok insan yalnız bıraktı o zaman Bediüzzaman’ı ve kendilerini çok akıllı zannettiler. Halbuki tarihi, büyük bir fırsatı kaçırdılar. Yani ahir zamanın o büyük müceddidinin, müçtehidinin talebesi olma şerefini kaçırdılar. Mesela bak, çok az bir talebesi var şu an. Halbuki çok fazla talebesi olması gerekirdi değil mi, geriye kalanlarla beraber. Ama onda bir hayır var tabii. Bu samimiyetsiz ruhun mutlaka ortadan kalkması gerekiyor. Herkesin canı tatlı olduğunda, İslam’ın dünyaya hakim olması zorlaşıyor. Yani Osmanlı’daki yıkılışın sebebi bu oldu. Bir de bunu oturup, vah vah vah Osmanlı yıkıldı diye konuşuyor bu tip insanlar. Kardeşim senin kafandan dolayı Osmanlı yıkıldı zaten. Senin mantığından dolayı, yani senin kafan yıktı onu zaten. Yani senin malına, mülküne, çoluğuna çocuğuna, ailene önem vermen, millet menfaatini önemli görmemen, İslam’ın menfaatlerini önemli görmemenden bu hale geldi. Hadi arkadaşlar mutlu evimizde yaşayalım. Ben de gideyim eve oturayım, herkes evde otursun. Olur mu öyle şey? Tehlikeye giren Müslüman’ı anormal görüyorlar, riske giren Müslüman’ı anormal görüyorlar. Ama riskten kaçınan, zorluktan kaçınan, keyfine düşkün olanı da, mutaassıp adam diyor bak, derli toplu, tutarlı bir insan diyor yani. Mazbut bir hayatı var, mazbut yaşıyor adam, bak sakin. Mazbut, işte yanlış o. Resulullah (s.a.v.)’ın öyle bir hayatı yoktu. Her gün cihattaydı. Sahabelerin her gün ağzını, yüzünü doğruyorlardı, kollarını doğruyorlardı. Sahabeler hata mı yaptı orada onu yapmakla? En doğru olanı yaptılar, ama birçok aile onları kınıyordu, çoluğuna çocuğuna zarar gelmesin diye ve kendilerinin hala Müslüman olduklarını iddia ediyorlardı. Onun için temel sorun bunun altında yatıyor, burada yatıyor. Yani bu havf damarı, bu korku ruhunun kalkması gerekiyor. Canlarının tatlı olasının kalkması gerekiyor. Oktar Hocam nedir o?
OKTAR BABUNA: Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ver bakalım. “Sayım Hocam, Ramuz El-Hadis Kitabı’nda yeni okuduğum bir hadiste, ahir zamanda Kuran’ı çok iyi bilen, saçı traşlı bazı kimseler çıkacağı, bu kişilerin Kuran ahlakına karşı büyük bir mücadele verecekleri şöyle anlatılmıştı. ‘Doğudan başları traşlı kavimler çıkacak’, Peygamber (s.a.v.)’in hadisi, ‘Dilleri ile Kuran’ı okuyacaklar fakat boğazlarından aşağıya geçmeyecek’. Yani gösteriş olarak okuyacak ama cesaret, cihat, gayret, şevk, fedakârlık gibi konulara yanaşmayacaklar. ‘Onlar dinden, yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklardır’ diyor. Hadis numarası 6294. Hocam bu hadisin açıklamasını yapar mısınız?” Ayşin Hanım yazmış. Biraz etrafına bakan insanlar bunu bütün açıklığı ile görürler. Dikkatlice etrafını izlerse, bunu görürler inşaAllah. Evet, sen şunu okuyup bana sorarsan ben sana cevap verebilirim.
OKTAR BABUNA: Hocam Allah razı olsun, maşaAllah. Çok önemli bir hatırlatmanız oldu şimdi elhamdülillah. Tam olması gerektiği şekilde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Bu hayati bir konu.
SUNUCU: “Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) dönemindeyiz ve eminim samimi iman eden birçok kişi benim gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinden olmak için can atar. Hocam, bir hadiste Mehdi (a.s.)’ın talebeleri ile ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu şekilde bildirmiş: ‘Cebrail (a.s.) bana haber verdi ki, Ehl-i Beyt’im benden sonra zulme uğrayacak. Bu zulüm onlardan olan Hz. Mehdi (a.s.) ortaya çıkıncaya, onların Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin şanı yücelinceye ve İslam ümmeti onları sevmekte birleşinceye kadar devam edecektir. O dönemde onları kötüleyenler azalacak, sevmeyenleri zelil olacak ve övenleri çoğalacaktır’. Hocam, bu hadisten Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin zamanla sevilip tanınacağını mı anlamamız gerekir?” demiş. Kemal Yüceltan, Samsun’dan.
ADNAN OKTAR: Evet, tam anlamı ile öyle tabii, bakayım. Cebrail (a.s.) bana haber verdi diyor Peygamber Efendimiz (a.s.). Vahiy ile haber veriyor. Ehl-i Beyt’im benden sonra zulüme uğrayacak. Mehdi (a.s.) ve bütün Ehl-i Beyt zulme uğrayacak ki nitekim oldu bunlar. Bu zulüm onlardan olan Hz. Mehdi (a.s.) ortaya çıkıncaya, onların Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin şanını yüceltinceye kadar, yani Mehdi (a.s.)’a ilk önce eziyet edilecek, talebelerine de. Ama sonra talebelerinin şanı yücelecek. İslam ümmeti, onları sevmekte birleşinceye kadar, Müslümanlar sonra onları sevmeye başlayacaklar. Anlayacaklar, sevmeye başlayacaklar. Sevmekte birleşinceye kadar devam edecektir. O dönemde onları kötüleyenler azalacak. Gittikçe aleyhlerinde konuşanlar azalmaya başlayacak. Sevmeyenleri zail olacak. Yani yok olacaklar, geri çekilecekler. Ve övenleri çoğalacaktır, Mehdi için. Evet, bak vahiyle Peygamber Efendimize (s.a.v.) bildirilen bir konu.
OKTAR BABUNA: Hocam sunucumuz değişince “banttan mı yayınlanıyor?” diye kanalı arayıp sormuşlar. Canlı yayın devam ediyor, onu söyleyelim.
ADNAN OKTAR: Yok, değil. Ara ara bu şekilde yapacağız, arada sunucu kardeşlerimizi değiştireceğiz. Onlara daha çok imkân tanımak için bunu yapıyoruz, inşaAllah. Bundan sonra buna alışsınlar kardeşlerimiz. Kübra, bu anlattıklarıma ne diyorsun, deminden beri anlattıklarıma?
SUNUCU: Katılıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne yönden katılıyorsun, ne yönden doğru biraz anlat bakalım? Anlatmazsan ben devam edeceğim.
SUNUCU: Devam edin Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, peki. Taha Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım.
“Dedi ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size Ben'den bir yol gösterici gelecektir.’” Hz. Âdem ve Hz. Havva’ya söyleniyor.
“Artık size Ben'den bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa”; kim benim Mehdi’me uyarsa “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." Ebcedi, 1982 yılını veriyor, ayetin ebcedi.
“O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.” diyor Allah.
“Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir. O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, yüzleri kara,” simsiyah yüzleri, “gözleri gömgök” mor gözlerinin içi, “kaskatı ve kör olarak” diyor. Yani gözleri hareket etmiyor, gözleri sabit, duvar gibi gözü, sadece bir morluk, “toplayacağız.” Ve onlara diyorlar ki; “(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.”
Konuşuyorlar; “dünyada 10 gün kaldık herhalde” diyorlar, “bayıldık herhalde, komaya girdik, hani var ya komadan çıkanlar oluyor, 10 gün o kadar bir şey kalmışızdır’’ diyorlar.
“Onların sözünü ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: ‘Siz yalnızca bir gün kaldınız’ derler.” Kendi aralarında durum değerlendirmesi yapıyorlar. Yani bir baygınlık geçirdiklerini düşünüyorlar, komadan kalktıklarını yani bir uykudan kalktıklarını zannediyorlar. “1 gün kaldınız” diyorlar.
“Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: ‘Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak’"; mesela İstanbul 7 tepe, böyle kum gibi eriyecek İstanbul. Boğaz’ı tıkayacak, boğazın sularını kapatacak. Boğaz’ın suları da onun üzerinden aşacak. Önce iki taraf birleşecek, sonra açılacak ve Boğaz’ın suları taşacak ve yerle bir olacak her yer, inşaAllah. Bak, bunu ayet nasıl açıklıyor; "yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır" Allah diyor. “Bom boş ve çırçıplak” çünkü bitki örtüsü de eriyor. Ağaçlar, her şey o kumlu toprağın altında kalıyor.
"Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek"; dümdüz oluyor arazi depremin etkisiyle. Bütün her yer eriyor. Boğaz, dağ, tümsek, hiçbir şey kalmıyor.
“O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.” Bir hırıltı gibi bir ses duyuluyor ve çağırıcı var. İnsanları çağırıyor; “bu tarafa gelin” diyor.
“O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” İmamların, Peygamberlerin artık şefaat gücü var orada, Allah’ın dilediği kişilerin.
“O, önlerindekini de arkalarındakini de bilir”; yani bizim her tarafımızı bilir Allah, sağı, solu her yeri bilir.
“Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.” Allah’ı anlayamazlar diyor. Allah’ın bildirdiği kadarıyla Allah’ı bilebiliyorlar.
“(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur”; bütün insanları yüzü aşağı doğrudur diyor Allah’ın karşısında, “ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir”.
“Kim de bir mümin olarak, salih olan amellerde bulunursa”; “salih” demek; samimi. Üçkâğıtçı, samimiyetsiz, sahtekâr tavırlar değil, samimi.
“Salih amellerde bulunursa artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından”. Ahirette hiçbir şey olmaz onlara diyor Cenab-ı Allah.
“Böylece Biz onu, Arapça bir Kuran olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık” diyor Allah, “umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur”. Eğer dünyaya saplanıp batmazlarsa, onlara böyle faydası olur diyor Allah.
Oktar Hocam senin anlatacakların var mı?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam, güzel canlılar var. Eğer uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR: Bakayım. Acayip şeker bir şey, bu böyle nedir? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dün de bahsetmiştiniz Hocam, düzgünlüğü çok büyük büyütmeyle bakıldığında, muazzam bir düzgünlükle her birinde ayrı mercek olan binlerce petek gözden oluşuyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Tamam, peki Yusuf Suresinden devam edelim. Şeytandan Allah’a sığınırım. “(Yusuf) Dedi ki: ‘Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim.’” Mehdilik talebinde, o devrin yöneticisi olmak talebinde.
56. ayet; “İşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik.” 2017, Mehdi’nin en güçlü yılları, inşaAllah. “İşte böylece Biz yeryüzünde” bütün yeryüzünde. “Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik”, inşaAllah Mehdiyete bakan bir ayet.
“Ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız” diyor Allah ayette, o da 1998’i veriyor ebcedi. Açıp bakabilirler, hesap etsinler, bilenler bilir bunu.
“Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı”. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor bunu hadiste; “Mehdi Hz. Yusuf’ a benzer, kardeşleri onu tanımamışlardı ama o onları tanırdı” diyor. Mehdi’yi (a.s.) tanıyamayacak insanlar.
Biraz da Üstad’ın izahlarından anlatayım. “Hz. İsa (a.s.) geldiği vakit, herkes onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir” diyor Said Nursi. “Onun mukarreb ve havvası, derin imanlı yakın talebeleri nur-u iman, imanın ışığıyla onu tanır.” Hz. İsa (a.s.)’ı tanır. Demek ki İsa (a.s.) bir şahs-ı manevi değil. “Yoksa bedahet derecesinde (birdenbire ve açıkça) herkes onu tanımayacaktır.’’ İlk çıktığında herkes onu tanımayacaktır diyor Said Nursi. Demek ki şahs-ı manevi değil. Şahs-ı manevide böyle bir şey olur mu? “Hz. İsa (a.s.) geldiği vakit, herkes onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir.” Bu, şahs-ı maneviye benziyor mu?
OKTAR BABUNA: Benzemiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, “Hz. İsa (a.s.) geldiği vakit, onun hakiki İsa olduğunu” diyor. Onun mukarreb ve havvası, derin imanlı yakın talebeleri onu tanıyorlar. Şahs-ı manevi tanınır mı? Tabii, bir âlim hoca efendinin ben yazısında gördüm, hayretler içinde kaldım. Diyor ki –geçenlerde de söyledim- “Bediüzzaman, Hz. İsa (a.s.) için gelecektir yani şahıs olarak gelecektir demiştir; ama o Müslümanların gönlünü yapmak için bunu söylemiştir’’diyor. Yani “ayıp olmasın diye söylemiştir Müslümanlar’a diyor, yoksa tabii ki şahs-ı manevi olarak gelecektir” diyor. Üstad Bediüzzaman’ın böyle bir ahlakı, kişiliği var mı? Nerede gördünüz bunu?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam. Bir de yüzlerce sayfa, siz söylemiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Diyor ki; “Ahiretin en uzak köşesine gitse dahi, hakikatten ölseydi’’ diyor, ve “Ahiretin en uzak köşesine gitseydi dahi” diyor, “Allah’ın ona bir ceset giydirip dünyaya indirmesi, Cenab-ı Allah’ın kudreti dâhilindedir” diyor. “Ve vaad etmiştir, elbette vaadini yerine getirecektir” diyor. “Muhbir-i Sadık’tan hadis vardır” diyor, “ve mutlaka gelecektir Hz. İsa (a.s.)” diyor. “Şahs-ı İsa (a.s.)’ın gelişi, kati olmakla beraber’’ diyor.
OKTAR BABUNA: Ayrıca siz defaatle dikkat çektiniz Hocam, Kuran’da ayet olarak var Hocam inşaAllah. Allah’ın kesin vaadi var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, iki tane ayet net söylüyor, evet, dünya hakimiyetini Hz. İsa (a.s.) zamanında, evet. “Fakat çiçekler baharda gelir, öyle ise o kutsi çiçeklere zemin etmek lazım gelir”. Yani Mehdi (a.s.) ve talebelerine zemin hazırlıyorum diyor. “Ve anladık ki biz bu hizmetimizle o nurani zatlara, nurlu şahıslara, Mehdi (a.s.)’a zemin ihzar ediyoruz, hazırlıyoruz” diyor. Hz. İsa (a.s.)’ın zeminini hazırlamış oluyor, Mehdi (a.s.)’ın da zeminini hazırlamış oluyor. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında elbette en büyük bir müçtehit ve en büyük bir müceddid”, mesela Said Nursi Şafi mezhebindendi, mezhep mukallitiydi, mezhebe tabiydi. Ama buradaki belirtilen Mehdi, en büyük müceddid yani mezhep imamlarının üzerinde bir alimden bahsediyor. Yani bütün mezhep imamlarından daha büyüktür, diyor. Büyük bir alim dolayısıyla mezhep mukalliti değil. Yani onun anlattığı, sahabe dönemindeki gibi hayat hakim olacak. “En büyük müceddid, hem hakim” diyor, mesela Mehdi (a.s.) gelecek, hakimlik görevi yapacak. Adaletin en yüksek makamında olacak. Said Nursi Hazretleri sürekli, aslanlar gibi gitti hapis oldu, yattı değil mi inşaAllah; ama mahkumdu, hakim olmadı. Mehdi (a.s.) hakim olacak diyor Said Nursi. “Hem Mehdi hem mürşit” yani bütün tarikatlar Mehdi (a.s.)’a bağlanacak, tarikat kalmıyor Mehdi (a.s.) zamanında. Nakşibendi, Kadiri bütün tarikatlar; tarikatı O’na teslim ediyorlar ve kalkıyor. Ali Haydar Efendi de Mehdi (a.s.)’a teslim etmiştir tarikatı ve hilafet bırakmamıştır, halifelik bırakmamıştır. Cübbeli diyor; gelininden korktu, çekindi, onun için halifelik bırakmadı, diyor. Ali Haydar Efendi, Hz. Ali gibi bir şey. Yani muazzam cesur, böyle acayip heybetli bir Osmanlı yiğidi ve huzur hocası ve cesareti ile ünlü bir insan. Gelini ne alaka gelininden çekinsin yani. Nerede görülmüş bu? Mehdi (a.s.)’a bıraktığı için halifelik vermemiştir, inşaAllah. “Mürşit, Kutb-u Azam” -en büyük Kutup- “olarak bir zat-ı nurani” –şahs-ı manevi demiyor bak, zat-ı nurani- “bir” diyor “bir zat-ı nurani”. Burada nerede şahs-ı manevi? “Gönderecek o zat”, şahs-ı manevi değil, o zat diyor. “Ehl-i Beyt-i Nebevi’den seyit olacaktır”, kardeşim şahs-ı manevi seyit olur mu? Peygamber Efendimizin (s.a.v.) neslinden olur mu? Yani bu nasıl bir yalan söyleme tekniğidir ki yüzlerce, binlerce insanı böyle kandırabiliyorlar şahs-ı manevidir diye, bu kadar açık izah edilmesine rağmen. Bak diyor ki “Cenab-ı Hakk bir dakika zarfında beyne's-semâ ve'l-arz (yer ve gökler arası) âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder.” Çok karmaşık bir ortamı, bir anda sakinleştirir diyor Allah. “Bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini –örneğini- ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal (büyük Cenab-ı Allah, her şeye muktedir olan Yüce Allah), Hz. Mehdi (a.s.) ile de –şahs-ı manevi demiyor bak, Hz. Mehdi (a.s.) ile de- âlem-i İslâmın zulümatını dağıtabilir.” Zulümat dağıldı mı? Daha yeni dağılacak. Bundan sonra dağılacak. Üstat zamanında dağıldı mı?
OKTAR BABUNA: Dağılmadı Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, “dağıtabilir ve vaad etmiştir; vaadini elbette yapacaktır" diyor Allah. Elbette, mutlaka yapacak diyor Mehdi (a.s.) devrinde inşaAllah. Bak diyor; “hamiyet-i Aliye, yüce bir gayret feveran edecek (harekete geçecek) ve Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip”. Şahs-ı manevinin başına geçilir mi? Şahs-ı manevi, şahs-ı manevinin başına geçer mi?
Bir şahs-ı manevinin yani büyük bir kitlenin başına bir insan geçer. “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” Mehdi (a.s.) lider olacak diyor. Bu şahs-ı manevi diye kandırabilen kardeşlerime hayret ediyorum, yani Ahirette nasıl açıklayacaklar, Üstad’ın karşısında bunları nasıl açıklayacaklar, Cenab-ı Allah’ın yanında bunu nasıl anlayacaklar ben anlamıyorum. Yani mucize.
SUNUCU: Hocam çok teşekkür ederiz yine, çok güzel bir programdı, sağolun.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Oktar Bey, sizlere de çok teşekkür ederiz.
OKTAR BABUNA: Ben de teşekkür ederim.
SUNUCU: Evet değerli izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, yine bir “Adnan Oktar ile Başbaşa” programının daha sonuna geldik. Yarın bizleri 22:00 ile 00:00 saatleri arasında Aksu TV, Çay TV ekranlarından izleyebilirsiniz. Yine görüşmek üzere, Allah’a emanet olun.
Basında Harun Yahya
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Sunumlar
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...