SUNUCU: İyi günler sevgili seyirciler ve dinleyiciler. “Adnan Oktar’la Başbaşa” programına hoş geldiniz. Saygıdeğer konuklarımız, tüm dünyada kitapları büyük bir ilgi ile takip edilen yazar Sayın Adnan Oktar ve Beyin Cerrahı Sayın Dr. ...
ADNAN OKTAR: Oktar Babuna Beyefendi hazretleri evet, maşaAllah.
SUNUCU: Oktar Babuna hoş geldiniz. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, siz nasılsınız?
SUNUCU: Çok iyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?
OKTAR BABUNA: Çok şükür, ben de çok iyiyim, Allah’a çok şükür.
SUNUCU: Hocam programa başlamadan önce seyircilerimize ve dinleyicilerimize bizi takip edebilecekleri kanalları, radyo istasyonlarını ve internet sitelerini söylemek istiyorum izninizle.
ADNAN OKTAR: Sen kendini yorma. Şu Oktar’a bir ver sen. Oktar, sen bayağı gürbüz adamsın, sen say bakayım.
SUNUCU: Bugün liste bayağı uzun, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Kanal Avrupa, Kanal 35 ve TV Kayseri. Kırıkhan TV Hatay, Özege TV Uşak, Venüs TV Bilecik, Gözde TV Samsun, Polatlı TV Ankara, Iğdır TV, Ahi TV Kırşehir, ART Amasya, Sun TV Konya, CRT Ceyhan, Destan TV Kütahya, Sefa TV Tokat, Elif TV Kayseri, Kanal 56 Siirt, ORT Ordu, BRT Hatay, Kanal 5 Gaziantep, Kapadokya TV, Gece TV Tokat, Kanal 78 Karabük, Süper TV Tokat, MRT Osmaniye, Can TV Erzincan, Kanal 19 Çorum, Karahisar TV, Otağ TV Adana, Güney TV Hatay, Can TV Diyarbakır, Trabzon TV, ORT Osmaniye, Çağdaş TV Karaman, Kanal 60 Tokat, 2000 TV Samsun, Kanal 23 Elazığ, Mega TV Gaziantep, Mersin TV, BGRT, Söz TV Diyarbakır, Kırşehir TV Kırşehir, Seyelan TV Ankara, Kanal G Giresun, Düzce TV Düzce, Güneş TV Tokat, Şah TV Muğla, Sun TV Mersin, Kanal59 Tekirdağ, Genç TV Karaman, ART Uşak, Güneydoğu TV Urfa Radyolarımız:Mavi Karadeniz FM (106.4), Can Radyo 100.0 Diyarbakır, Ufuk FM Yozgat, Genç Radyo 95.5 Hatay, Adıyaman’ın Sesi Radyosu ASR FM 96.0, Kafkas FM 95.5 Kars, Amasya Radyo Gül 102.5, Iğdır FM 93.0, Bingöl FM 102.0, Kahramanmaraş Best FM, Emek Radyo Mardin 101.0, Siverek Radyo Urfa, Renk Radyo Karaman, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Radyo Star 94.0 Aksaray, Aktif Radyo Hatay 102.0, Nur FM 96.5 Diyarbakır, Siirt FM 98.0, Yıldız FM 87.7 Tekirdağ. Ayrıca internet siteleri:www.HarunYahya.tv,www.haberHilal.com, www.diplomatHaber.com, www.selamHaber.com, www.objektifBakis.com, www.bizimAntalya.com, www.haberDem.com, www.varanHaber.com, www.yeniHareket.com Avusturya’da yayın yapan yaklaşık 25 bin tirajlı bir gazete, internet sitesinde röportajı canlı olarak yayınlıyor. www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Ayrıca www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamız’ın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. MaşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: İşte bu kadar, maşaAllah. Bak aslanlarımı saydın. Bütün Anadolu, Avrupa’daki bütün yiğitlerimize, koç yiğitlerimize selâm ediyoruz. Ama nasıl iyi oldu bak; Oktar’a saydırdım, böylece hanımları zor işlerde görevlendirmemiş oluyoruz. İstirham ediyoruz tabii onlardan.
Oktar Hocam, neler anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, sizin her anlattığınız çok büyük müjde oluyor, güzel uyarı oluyor Hocam. Zaten uyarıyorsunuz maşaAllah, Allah razı olsun. Nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam. Ben bir Kuran sayfası açtım. Taha Suresi çıktı. “Korkma” dedik. “Muhakkak sen üstün geleceksin.” Şeytandan Allah’a sığınırım. Ebcedi 1956 tarihini veriyor, Taha Suresi’nin. “Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulmaz.” Darwinistler’in yaptığı, bir büyücü hilesi. Dünyayı çok şaşırtıcı şekilde kandırdılar. Yani bunu insanlar bir düşünsün. İnsanları, meyveleri, bitkilerin hepsinin yaratılışını tesadüfen açıklıyorlar ve buna insanlar inandı. Yani dünyanın yüzde 95’ini inandırdılar buna zamanında. Bu, çok büyük bir büyü. Dünya tarihinin en büyük büyüsünü yaptılar. Hangi insan inanır buna? Olacak iş mi şu. Yani mesela bir protein, muazzam karışık bir yapı. Bir proteinin olması için mutlaka hücreye ihtiyaç var ve mutlaka proteinlere ihtiyaç var. Yani asla oluşamıyor. Yok arkadaş dediler, tesadüfen olur dediler. Yani olmuyor, olmaz, bilimsel bir gerçek. Üniversiteleri kandırdılar, üniversite öğrencilerini kandırdılar, enstitüleri kandırdılar, devletleri kandırdılar, devlet başkanlarını kandırdılar, devlet ordularını kandırdılar, devletin siyasetçilerini kandırdılar. Yani böyle bir şey dünya tarihinde görülmemiş bir şey. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Adem (a.s.)’den Kıyamete kadar deccal daha büyük bir olay yok.” diyor. Deccaliyet, yani bu Darwinizm, materyalizmden daha büyük bir olay yok diyor. Ve bilimsel görünümlü bir büyü yapıldı. Bak Müslümanlar’a Allah diyor, “Korkma” dedik.” Aynı zamanda bu Mehdi (a.s.)’ye işaret. “Muhakkak sen üstün geleceksin.” İnşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitap vardır ama aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye hitap var. Ebcedi 1956, ne oldu 1956’da?
OKTAR BABUNA: Risale-i Nur serbest bırakıldı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Ayrıca Bediüzzaman diyor, “Münafık cereyanın, bitişinin başlangıcıdır” diyor “1956”. 1956’dan itibaren diyor, münafıkane cereyan gittikçe gerileyecek diyor. Yani Darwinist, materyalist, ateist sistem, inşaAllah. Firavun mesela bak, o zamanın çetesi. O zamanın iddia edilen Ergenekon örgütü. Bak, tehdide bak kepaze herifteki. Müslümanlara diyor ki: “O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim” bak, psikopatlığına bak. “Ve sizi hurma dallarında sallandıracağım.” Hurma ağaçlarına asacağım sizi diyor. “Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız.” Yani Allah’ın mı, benim mi görmüş olacaksınız diyor (haşa). Onlar da diyor ki, ne yaparsan yap diyorlar. Yani sen yapsan ne olur diyorlar, dünyadaki bedenimize son vereceksin diyorlar. Biz sonsuz yaşayacağız diyorlar, inşaAllah. O zamanın delikanlıları, koç yiğitleri yani ne yapıyorsan yap diyorlar. Havf işte, korku, Müslümanlar’ın en büyük tehlikesi budur. Değil mi bak? Yani iki günlük dünya, ne korkaklık yaparsın değil mi? O, oradaki yiğitleri görüyor musun? MaşaAllah. Ki bunlar sihirbaz, o zamanın büyücüleri. Bakıyorlar, Hz. Musa (a.s.)’nın asası yılan şeklini alıyor, bütün hepsini yutuyor. Gözüyle görüyor, çünkü kendi yaptığı ipten, şundan-bundan yaptığı sahte yılan görünümlü malzemeler. Yok, yutmuş hayvan. Attığı yere bakıyor, yok. Yılan da gidiyor, geziniyor hayvan. Yani sonra yine Hz. Musa (a.s.) kuyruğundan tutuyor, o anında asa oluyor, yeniden asaya dönüşüyor. Nerede attıkları yılanlar? Saklayan yok, yutmuş. Yılan nerede? Ağaç haline gelmiş. Daha önce normal, üreyen bildiğimiz klasik yılan oluyor. Yaratılışı ispat etti orada işte. O zamanın Firavunu’nun Darwinist, materyalist teorisini yerle bir etti. Çünkü Firavun ne diyordu, o angut? Nil’in çamurlarının kenarındaki, Nil nehrinin kenarında çamurlar var ya, hepiniz diyordu, bütün dünya, kainat, bitkiler, hayvanlar hepsi bu Nil’in çamurlarından tesadüfen oldu diyordu. İbni Miskeveyh avanağı ne diyor? O da aynı şey. O da hurma ağacından oldunuz diyor. Bak, o daha da avanak yani. Tabii hurma, hurma ağacı - insan, ne alaka kardeşim. Bir de, hurma ağacını kim yaratıyor değil mi? Allah yaratıyor. O kadar ipsiz sapsız benzetmeler var ki.
OKTAR BABUNA: Bir de siz söylemiştiniz Hocam, zencileri ve Türkleri bayağı bir aşağılıyor böyle.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şeytani masonik sistem ta o zamanlardan var. Hz. Süleyman (a.s.) devrinde de var masonluk. Bu İbni Miskeveyh de o zamanın Masonu. Ne istiyorsun Türklerden? Ne istiyorsun zencilerden? Tarlalarda diyor (haşa) hayvan gibi çalıştırılması gerekiyor onların diyor. Evrim geçirmemiş mahluklar onlar diyor Türk Milleti için. Bakın, kepazenin sözüne bakın, İbni Miskeveyh kepazesinin. Darwin kepazesi de çıktı, hepsini öldürmek lazım diyor, o daha da azgın. Bütün Türkleri yok etmek lazım diyor. Aborjinleri de diyor. Zencileri, Uzak Doğuluları, Çinlileri hepsini yok etmek lazım diyor. Faşistin faşisti, komünistin komünisti adam. Ve tam klasik sadist. Ve bu sistemi bütün dünyaya kabul ettirdi, büyü yaptı. Yani gelmiş-geçmiş en büyük büyücü diyebilirim, dedesi ve o. Erasmus Darwin dedesi. O da azılı mason. Azılı mason derken tabii ben de hani masonlardan böyle nefret ettiğimi falan düşünecekler. Masonlar, normalde bu vatanın evlatlarıdır. Kaliteli insanlar, seçkin insanlar, dünyanın her yerinde. Fikir sistemlerine karşıyım. Darwinst, materyalist, ateist olmalarına karşıyım. Yoksa ben onların şahsı ile bedenine, yani bunlara karşı benim bir sözüm yok. O fikri değiştirmeleri. Çünkü kandırıyorlar insanları. Dürüst olsunlar, bunu istiyorum. Yalan söylemeyecekler. Yalnız bu büyüye, durup durup hayret etsin insanlık. Yani bu, çok çok büyük olaydır; dünyanın %95’ini kandırmış olmaları. Kardeşim insanlar çok uyanıktır, kolay kolay inanmazlar. Bak hak din İslam’a bile inanmıyor adamlar. Hıristiyanlık geldi, Hıristiyanlığı kabul etmiyorlar, yani son, ilk geldiğinde çok değil mi? Hak din o, makul bir din yani. Çok güzel bir din, öz bir din. 12 kişi kabul etti. İbrahim (a.s.) geldi, tek başına ümmeti, çok az Hz. İbrahim (a.s.) zamanında. Darwin geldi, hepsi birden secdeye kapandı, yüzde 95’i. Sen doğru söylüyorsun, biz sana iman ediyoruz dediler, tesadüfen olduk biz dediler. Bakın, büyünün şiddetine bakın dünyayı oynatıyor yani. Sonra büyülerin üzerine bir asayı bir fırlattık değil mi? Yerle bir oldular. Ciyak ciyak Avrupa’dan bağırıyorlar; nedir o falan diyorlar, orada biri var? Bir şey yaptı bize diyorlar buradan. İyi ne yapacaktık, tabii bekleyecek halimiz yok. Tabii ki yapacağız. Daha dur, daha yeni başladık ayrıca. Yani bir şeyler söyleyecektim ama şimdi söylemeyeyim. Daha çok yapacaklarım var yani, inşaAllah. Yani durdukça, düşündükçe şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüyorum, nasıl kandırıldılar? Kardeşim profesör adam, 2-3 üniversite bitirmiş yani, zehir gibi zeki. Alıyor kitabı, tabii tesadüfen olduk biz diyor. Yani çamurlu suda tesadüfen hücre oluşmuş, hücre de gelişmiş kaş, göz, kulak çıkmış, bacak çıkmış. Sonra çamurlu su, kendini elektron mikroskop yapıyor, bak elektron mikroskop yapıyor, yahu diyor ben çamurlu su iken nasıl geliştim acaba diyor, bir kendimi inceleyeyim bakayım diyor. Yani adam ceddini araştırıyor, çamurlu sudan ilk nasıl başladığına dair kanaat getirmeye çalışıyor. Yani çamurlu su, elektron mikroskobunun başında kendini inceliyor özetle. Yani çamurlu suya vakit veriyorsun sen, al bir kova çamurlu su, bekliyorsun bir 20 milyon sene yahut 100 milyon sene, al sana insan. Al sana Paris şehri, al sana İstanbul şehri. Kardeşim, böyle bir büyü görülmemiştir yani.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah Hocam. Onlarınkinden de daha saçma yani. O yine bir yılan gibi bir şey var falan.
ADNAN OKTAR: Yine orada bir şey var ortada. Adamın gözleri, yani gözü kandırılmış yani değil mi? Burada o da yok yani inşaAllah.
Oktar Hocam bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Bu proteinlerden bahsettiniz, hazır onun ile ilgili bir, oluşamayacağına dair bir filmimiz var. Gösterelim mi Hocam, uygun olur mu?
ADNAN OKTAR: Hem nasıl.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Proteinlerin oluşması için, hücre organelleri gerekiyor. Hücre organelleri proteinlerden oluşur. Yani protein olmadan, protein oluşamaz. Proteinin oluşabilmesi için hücre çekirdeğinin mutlaka var olması gerekiyor. Şimdi hücre çekirdeği de, bakın burada gördüğünüz gibi akıl almaz yani çok muazzam derecede bir kompleks yapısı var; hücrenin ana kumanda merkezi. Proteini üretecek enerji için ayrıca mitokondrinin olması gerekir. Mitokondri, hücrenin enerji üreten santralleri. Mitokondri de şekeri ATP’ye çevirerek hücreye enerji sağlıyor. Bakın görüyorsunuz burada.
ADNAN OKTAR: Neyi neye sağlayarak?
OKTAR BABUNA: ATP’yi şekere çeviriyor. ATP diye enerji depolayan moleküller var hücrenin içerisinde.
ADNAN OKTAR: ATP.
OKTAR BABUNA: Evet. Bunlardan enerji elde edinimine yarıyor mitokondri denen santraller ki dünyadaki en gelişmiş santrallerden daha gelişmiş bir yapısı var, son derece kompleks. Bakın burada 3 boyutlu canlandırmalarını görüyoruz. Tek bir proteinin üretimi için sitoplazma gerekir. Sitoplazma da hücrenin içindeki yapı, zarın içindeki. Bütün kompleks hücresel faaliyetler, bakın burada temsili resmini görüyorsunuz, onun içinde gerçekleşiyor. Ayrıca bir tek protein oluşması için mutlaka hücrenin zarı ile çevrilmiş olması gerekiyor bu ortamın. Hücrenin zarı da, bakın burada görüyorsunuz, akıl almaz derecede kompleks bir yapısı var.
ADNAN OKTAR: Bu ATP nedir?
OKTAR BABUNA: ATP Hocam, enerji biriktiren moleküller. Enerji bunların içerisinde depolanıyor hücrenin içerisinde. ATP molekülündeki enerjiyi kullanıyor hücre, enerji kullanacağı zaman. Enerji, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, böyle elle tutulamayan, hareketli bir şey olduğu için depolanması gerekiyor. Bu moleküllerle depolanıyor hücrenin içersinde, ATP molekülleri.
ADNAN OKTAR: Ama işte bunları tek tek anlatalım. Bir gün kofulu anlatalım. Bir gün mitokondriyi, bir gün golgi cisimciğini, o ATP’yi şu bu falan, bunları tek tek anlatalım. Yayıldığında, bilgi boğulur. Mesela aynı anda on konuyu anlatırsan, onu birden gider. Ama tek tek anlatırsan, hepsini tek tek almış oluruz. Yani insanın dikkati zayıftır, yani öyle yaratmıştır Allah. En fazla bir dakika insan dikkati verebilir, keskin dikkatini, birkaç dakika. Ondan sonra dikkat düşmeye başlar. Yani keskinliği düşmeye başlar. Onun için tek tek anlatılması çok faydalı olur. Daha keskin dikkati olan insanlar vardır ama biz vasatiyesini alıyoruz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, çok iyi olur.
Burada da hücrenin zar yapısını görüyoruz. Bakın o kadar kompleks ki derinliğine inildiğinde, elektron mikroskop ile bakıldığında son derece kontrollü bir yapısı var. Adeta akıllı gibi, bakın görüyorsunuz. Molekülleri çok özel bir şekilde içeriye bırakıyor ama sadece gerekli olanlarını ve hücreye faydalı olanlarını. Bunların hepsi birer kapı bu gördüğünüz yapıların, hücrenin zarının üzerinde. Çok seçici bunlar, adeta akıllı gibi. Sadece hücreye gerekli olan molekülleri, gerekli olduğu bir de miktarda hücrenin içersine bırakıyor. Bunların, organellerin, yani şimdi anlattığımız organellerin tamamı proteinlerden meydana geliyor. Dolayısı ile tek bir protein oluşması için proteinlerin zaten oluşmuş olması gerekir. Ki burada ara proteinler, mesela sırf protein sentezinde kullanılan 60’ın üzerinde protein var.
ADNAN OKTAR: Sırf protein sentezinde kullanılan, 60’ın üzerinde protein var.
OKTAR BABUNA: Biri bile eksik olsa olmuyor.
ADNAN OKTAR: Bir proteini yapmak için?
OKTAR BABUNA: Evet bir proteini yapmak için. Mutlaka DNA’nın olması gerekiyor. 3 milyar harf var DNA’da, yaklaşık 25 bin tane gen var. Genlerin her biri protein sentezleyen bölümler, DNA bölümleri, protein kodlayan bölümler. 25 bin tanesi var bunlardan. Bunlardan 100 bin tane ayrı çeşit protein çıkıyor vücutta. Bunların her birinin ayrı işlevi var. Mesela protein oluşması için enzimler, 60’ın üzerinde enzimin oluşması, mutlaka var olması gerekiyor. Ayrıca protein sentezinde, mesela aminoasitleri yaptıktan sonra, protein olabilmesi için katlanması gerekiyor. Ama sadece bir şekilde katlanırsa işlev görebiliyor, bunun için ayrı proteinler var.
ADNAN OKTAR: Katlanması için?
OKTAR BABUNA: Evet. Bunlar da yeni keşfedildi Hocam maşaAllah. O da endoplazmik retikulum denen hücre organelinde yapılıyor, o da proteinlerden oluşuyor zaten.
ADNAN OKTAR: Kardeşim zaten olay o kadar acayip ki. O kromozomun ayrılmasında, molekül hücre geliyor, adam tutuyor eliyle, cart diye ayırıyor. Yani tam ortadan jilet gibi, öbürü de öbür taraftan, karşı taraftan ayırıyor ve bekliyor, operasyonun bitmesini bekliyor. Yani adam bizden daha akıllı. Yani insan aklından çok daha fazla akla sahip. Görme gücü, dokunma gücü, muhakeme ve yargısı, kusursuz düşünme gücü, insandan çok daha fazla robot molekülün.
OKTAR BABUNA: Evet, kapkaranlık bir ortamda yaşıyor.
ADNAN OKTAR: Kapkaranlık, adam karanlıkta görüyor. Karanlıkta tespit ediyor. İşlem bitinceye kadar, operasyon, ameliyat bitinceye kadar adam tutmuş bekliyor; yani bu çok acayip bir şey. Doktor geliyor parçalar takıldıktan sonra, diyor ki bu yanlış takılmış parça diyor. Tak, çıkarıyorlar. Yanlış parça diyor. Haber veriyor, adam gibi doğrusunu alıp getirin diyor. Ta bilmem nereye haber gidiyor. Paketleniyor özel, üzerine de yapıştırılıyor gideceği adres, hah diyor şimdi doğrusu geldi. Tak diye takıyor. Adam bir daha kontrol ediyor. Bomba gibi diyor, tamamdır diyor. Bu ne demek bu? Bu nasıl tesadüfen olur bu ya? Yani eğer aklını ciddi şekilde, yani peynir ekmekle derler ya kafaya, ciddi bir olay olmadıysa, imkansız aksi.
OKTAR BABUNA: Hocam bu Türkiye’nin en ünlü evrimcilerinden var Ali Demirsoy, ona bir arkadaşı sormuş, evrimci bir arkadaşı; ya demiş Ali demiş, sen demiş hakikaten evrime inanıyor musun? O da bayağı kızmış ona.
ADNAN OKTAR: Ama doğru. Çünkü bakın, inanın hiçbir evrimci, hiçbir evrimci açık söylüyorum, evrime kesinlikle inanmıyor. Hiçbiri inanmıyor. Zaten o gerilimin sebebi o. Var ya senin adamın böyle hareketler falan yapan Habertürk’teki. Yani, ben mesela niye bu kadar sakinim ben değil mi? Gelin tartışalım kardeşim diyorum, bütün millet fellik fellik kaçıyor.
OKTAR BABUNA: Kaçıyorlar. Yan odadaydılar gelemediler, yan odadan içeri gelemediler.
ADNAN OKTAR: Allah Allah.
OKTAR BABUNA: Bu Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, o programa katılan Ender Helvacıoğlu var, tanınmış bir evrimci, yıllar evvel bizim arkadaşlarımızın evine gidiyorlar. Halil Müftüoğlu’nun evine, orada evrimin olmadığını anlatıyorlar, bayağı da kalabalık bizim arkadaş grubu, 6-7-8 kişi varlar. Hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Evrimin olmadığına kanaati geliyor.
ADNAN OKTAR: Hüngür hüngür değil, hüngür hüngür değil, gözleri dolmuş. Gözleri dolmuş yani evet, o doğru evet.
OKTAR BABUNA: Güzel yani, imana gelmiş tabii orada. Evrimin olmadığına kanaati gelmiş orada.
ADNAN OKTAR: Yok, doğruya doğru. Mesela o tip şeyler. Orada hakikaten kabul etmiş. Güzel yani, maşaAllah. Bu şeyde ama ona biraz bozulmuş, bana niye öyle dediniz falan diye ama bu doğru yani.
OKTAR BABUNA: Doğru Hocam yani. Zaten siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bir de samimi bir tavır göstermiş orada. Yani zaten siz bunları anlattıktan sonra, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, hakikaten belki aldatılmış olabilir, ama bunu duyup da inanmıyorsa, o tabii çok garip olmuş oluyor o zaman.
ADNAN OKTAR: Bak, ben bir daha söylüyorum. Yani üniversitede okuyan yahut öğretim üyesi olan tamamı, evrimcilerin tamamı, hiçbiri evrime inanmıyor. Yani bak, tapu gibi garanti veririm. İnanmadığını anlatmada birçok insan ustadır. Onlar da inanmadıklarını anlatıyorlar. Yani inanabilir mi, olacak iş mi şu? Yani bak şunu söylüyorum yani, sırf şu olay bile, arkadaş hadi bakalım şunu ayıralım, şimdi bölünme olacak diye, adam gidiyor haber veriyor. Sen tut hemşerim karşıdan, ben de buradan tutayım diyor. Cart diye çekiyorlar, ayırıyorlar, bekliyor adam operasyonun bitmesini. Bitinceye kadar bekliyor. Sonra da birleştirme için ayrı bir çalışma yapılıyor. Yani her safhası acayip. Bir tanesi bile olacak iş değil, bir tanesi bile. Ve bütün vücutta, bütün, mesela kavun ile karpuzun çekirdeklerinde de bu faaliyetler var. Bak, kavunun, karpuzun çekirdeklerinde. Portakal, mesela portakalın dilimini alıyorsun ya, içi harikalar alemi. Mitokondriler, kofullar, çekirdekler, orada bir hayat yaşanıyor değil mi? Canlı, o anda da canlı, ölü olmuyor onlar. Canlı hücre olarak yeniyor o yenirken. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: En sonunda da zaten, siz bu örneği sık sık veriyorsunuz, Richard Dawkins, onların hepsinin lideri gibi konumunda, o da kabul etti evrimin olmadığını. Tesadüf olamaz dedi, bir akıl var dedi. Uzaylıların aklı gibi böyle bir safsataya girdi ama akıl olduğunu kabul etti. Yani zaten bu evrimin olmadığını söylemiş oldu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yalnız şimdi biz bunu söylüyoruz tabii, bak diyor ki adamlar, doğru diyor. Proteinlerin yapısı, kromozomların yapısı diyor, yani insan aklının alacağı gibi değil diyor. Yani bu, tesadüfen hakikaten hiçbir şekilde açıklanamaz diyor. Dawkins gene biraz, yani o kadar da diretmiyor yani. İçinde, bilinçaltında inancı olduğu anlaşılıyor fakat kuşkusu var. Ne diyor? Göğe şöyle bir bakıyor, bir kısım diyor, uzaylı varlıklar diyor, yapmış olabilirler diyor. Yani açıklanacak gibi değil diyor. Uzayda diyor, bir kısım üst şuurlar diyor, yani insan aklının çok çok üzerinde varlıklar diyor, bunu yapmış olabilir diyor. Kardeşim, ne koskocaman adam yani, 60 yaşına gelmişsin, ne şey yapıyorsun? Samimi konuşsana. Allah yarattı desene. Nerenin uzaylıları değil mi? Uzaylı diyeceksin, peki o kadar üstün akıla sahip varlıkları kim yarattı diye sana soracaklar değil mi? Gene onların da hücresinden bahsedeceksin sen, onlarında kromozomundan bahsedeceksin. Onların kromozomunu kim yaptı? Hücresini kim yaptı, değil mi? Uzaylıların da kromozom hücresi var, onları açıklayamıyorsun. İnsanınkini onlarla açıklıyor, ama onlarınkinde tıkanıp kalıyor. Allah’ın varlığını kabul etmeleri samimi olur, inşaAlah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, çok az zaman kaldı Allahualem. Bir sonraki adımda da söyleyecekler onlar yani. Siz demiştiniz, az zaman kaldı. 2012’lerde şuurları açılacak demiştiniz.
ADNAN OKTAR: ”İman etmedik hiç bir fert kalmayacak.” Yalnız ben bir şey açıklayayım, yanlış biliyor olabilir kardeşlerimiz...
Bu, ne yapıyor bu köfteler? Bunlar benim bir elime bir geçse! O patileri-matileri, kuyruğu-muyruğu, hepsini ısırırım. Bir de kıçlarına vura vura acayip severim ben bunları. Bunlara sarılıp yatmak acayip zevkli olur. Birini sağına alacaksın, birini soluna alacaksın böyle...
Tevrat’ta belirtilen, bak Tevrat’ta belirtilen Mesih (a.s.), Mehdi (a.s.)’dir. Kuran’da belirtilen Mesih (a.s.), İncil’de belirtilen Mesih (a.s.) de Hz. İsa (a.s.)’dır. Tevrat’ta Mehdi (a.s.), açıkça belirtilmiştir. Yani çok kapsamlı, çok detaylı, aynı hadis-i şeriflere uygun olarak, şu ana kadar anlattığım hadis-i şeriflerle aşağı-yukarı aynısı anlatılmıştır. Mehdi (a.s.) çok kapsamlı, yani dış görünümü, faaliyetleri, o devirde ekonomik krizin 7 yıl süreceği hepsi anlatılmıştır. Bununla ilgili ayrı bir gün bir sohbet edebiliriz, Tevrat’tan. Yani Tevrat’ta belirtilen Mesih (a.s.) ile ahir zamanda gelecek Mehdi (a.s.)’nin aynı kişiler olduğunu bir ayrı açıklayalım. Fakat ayrıca, İsa Mesih (a.s.) İbni Meryem var değil mi? Hz. Meryem (a.s.)’in doğurduğu Hz. İsa Mesih (a.s.), o ayrıdır. Onun gelmesine 15-20 yıl var, çıkışına. Çıkışına, gelmesi demeyelim de çünkü o, samimi olmaz o. Görünmesine, görünmesine, evet. İnsanlara görünmesine. Her ikisi de dünyada şu an. Mehdi (a.s.) de, Mesih (a.s.) de, Hızır (a.s.) da, üçü de. Üçü, birbiri ile bağlantılıdır; Mesih (a.s.), Mehdi (a.s.) ve Hızır (a.s.). Dünya onların kontrolünde şu an, inşaAllah. Yani Dünya Hükümeti’nin başıdır onlar. Ve özellikle Hızır (a.s.). Derin Dünya Devleti’nin başıdır Hızır (a.s.). Bakın, Derin Dünya Devleti. İmanlılardan oluşan, saf imanlılardan oluşan, Derin Dünya Devleti’nin başıdır. Ve olayların hepsinin yönetimi onda şu an. Ve Hızır (a.s.)’dan da bu it kopuk takımı, it gibi korkarlar. Çünkü Hızır (a.s.) öyle baş edilecek gibi birisi değildir. Yani feci şekilde korktukları bir varlıktır Hızır (a.s.), inşaAllah. Çünkü anlayamazlar yaptıklarını. Çok şaşırtıcıdır Hızır (a.s.)’ın yaptıkları. Yani böyle hayretler içinde kalacakları olaylarla karşılaşıyorlar, inşaAllah. Bir gün kendilerinden zannederler, bir gün bakarsın onları ele vermiştir. Bambaşka bir şeydir Hızır (a.s.), inşaAllah. O karışıklığın engellemesini, kardeşlerimiz karıştırmışlar. Yani iki Mesih (a.s.) vardır. Biri Tevrat’ın anlattığı, biri Kuran ve İncil’de belirtilen Mesih (a.s.). Yani İsa İbni Meryem (a.s.), Hz. Meryem (a.s.)’den olma Hz. İsa (a.s.), o ayrıdır. Fakat Tevrat’ın Mesih (a.s.)’ini, 3000 yıldan beri Museviler bekliyorlar. İşte bu, Mehdi (a.s.)’dir beklenen. Mehdi (a.s.)’nin devrinde, son derece rahat edecekler. Bütün İsrail’in duvarları yıkılacak. O kutsal beldede istedikleri gibi yaşayacak Museviler. Müslümanlar, bayram edecek. Hıristiyanlar, bayram edecekler. Alabildiğine özgür ve rahat yaşayacaklar.
SUNUCU: Konularla ilgili sorular var da, onları sormak istiyorum izninizle. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.), son Peygamberdir. Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.), ahir zamanda geldiklerinde konumları ne olacak? Peygamberimiz (s.a.v.)’e ve Kuran’a tabi olarak geleceklerse, Hz. İsa (a.s.) Peygamber olarak kabul edilecek mi?” Muammer Doğrucu, Konya.
ADNAN OKTAR: Muammer kardeşimiz, Hz. İsa (a.s.)’nın geldiğinde, Hz. İsa (a.s.) olduğunu kabul etmek farz değildir. Mecburi değildir. Zann-ı galip ile anlayacağız, zann-ı galip ile. O da, hiçbir şekilde Peygamberlik iddia etmeyecektir, yani Kitap’lı Peygamber olarak. Ama Hz. İsa (a.s.) olduğunu söyleyecektir tabii. Yani Allah’ın Resulü’dür, elçidir ama Kitap’lı Peygamber değildir. Yani unvanı kalır, Peygamberlik unvanı kalacaktır. Ama Kuran’a tabi olacaktır, Kuran’a tabidir ve bütün Hıristiyan alemini de Kuran’a tabi edecek, inşaAllah. O kardeşimin sorusunu bana verir misin? Önemli o kardeşimin sorusu. “Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.), ahir zamanda geldiklerinde konumları ne olacak?” Mehdi (a.s.) ile Hz. İsa (a.s.) zaten Hz. İbrahim (a.s.) neslinden iki kardeştirler. Bütün faaliyetlerini birlikte yapacaklar zaten. Hz. İsa (a.s.), Mehdi (a.s.)’nin veziridir. Allah onu, ona vezir tayin ediyor. Bu, Mehdi (a.s.)’nin makamının yüksekliğini, Allah tarafından vurgulanması için Allah’ın bir ikramıdır. Ulul Azm bir Peygamberi, Hz. Mehdi (a.s.)’ye vezir olarak tayin ediyor Allah ve ona imamlık yaptırıyor Mehdi (a.s.)’yi. Vahiy ile karar alacaktır zaten İsa (a.s.). Yani Mehdi (a.s.)’ye tabi olma kararını, vahiy ile alıyor. Vahiy alacaktır Hz. İsa (a.s.), vahiy ile hareket edecek ama onun aldığı vahiyden biz sorumlu değiliz. Yani bir Kitap gelmiyor. Şahsı sorumludur, anlaşıldı mı? Nasıl anlarız? Allah, Mehdi (a.s.)’yi de anlattırır, İsa (a.s.)’yı da anlattırır, Hz. İsa (a.s.)’yı. Yani o konuda hiç tedirgin olmasınalar. Öyle bir konu olamaz. Allah Mehdi (a.s.)’sini çok iyi tanıtır, İsa (a.s.)’sını da çok iyi tanıtır. Onu Allah’a bıraksınlar, rahat etsinler. Ama İsa Mesih yani Peygamber olduğunu tabii imanın nuruyla biz biliriz. Bileceğiz ama bedahat derecesinde diyor Said Nursi; ilk geldiğinde bedahat derecesinde herkes onun Hz. İsa olduğunu bilmek lazım değildir, diyor o kendi güzel, tatlı şivesi, üslubuyla. Bak herkesin diyor, onun Hz. İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Yakın talebeleri ve havası diyor, onu imanın nuruyla tanırlar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de siz söylemiştiniz Hocam delil olarak da tabii; annesinin babasının olmaması, kimsenin onu tanımaması ve fiziksel özellikleri de tarif etmiştiniz Hocam siz söylemiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O konuda öyle bir sorun olmaz. Yani zaten bir kere onlar olacak. Kıyafeti bakın 2000 yıllık kıyafettir üstündeki kıyafet. 2000 yıllık sandaleti ayağında olacak geldiğinde. Sarı renkli bir çift kıyafeti olacak üstünde. Yani bir takım kıyafet, sarı renkli. Kızılla sarışın arasındadır saçları. Çok keskin böyle delici, Allah aşkını ve Allah tutkusunu gözlerinde çok iyi hissettiren, gri gözlüdür Mesih. Saçları böyle yıkanmadığı halde, su değmediği halde ıslak gibi görünür. Yani bak alametleridir bu, ıslak gibi. Çillidir o güzel küçük burnu. Elleri ayakları da çillidir hafif Hz. İsa (a.s.)’ın. Evet. Yani özellik olarak geniş omuzlu, ince belli, atletiktir Hz. İsa (a.s.). Mehdi öyle değil. Mehdi geniştir. Boydan boya geniş, karnı da geniş, omuzları da geniş, uylukları da geniştir, alnı da geniştir. Mesih daha vücudu incedir. Yani geniş atletiktir, atletik yapılıdır ama daha ince belli inşaAllah. Beyaz yüzlü, pembeye çalan beyaz yüzlüdür Mesih ama zaten o baktın mı yani ya adam bir bakan bir bayılır, bir nefesi kesilir. Hemen anlaşılır. Peygamber deyince insanlar yani böyle anlaşılması zor zannediyorlar. Mesela Peygamberimizi (s.a.v.) görenler bayılıyorlardı şiddetinden, heybetin şiddetinden. Dili tutuluyordu, lal oluyordu dili. Konuşamıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) ağzını mesh ediyor, ondan sonra konuşur hale geliyor. Yani Peygamberlik özelliğidir. Mesela Hıristiyan rahipler geliyorlar, bakıyorlar, Peygamber diyorlar. Belli. Yani alamet istemiyor. Bir şey söylemeye gerek yok diyor. Bakar bakmaz kanaati geliyor. Bütün Peygamberler öyledir. Mesela Hz. Musa da öyle, azametine baktın mı heybetinden, mesela genellikle Peygamberler büyük başlı olurlar. Başları büyük böyle çok heybetli olur. Peygamber Efendimizin de başı büyüktü inşaAllah. Yani bakışlarının ve işte gözlerinin güzelliği, üslubunun güzelliği, sesinin güzelliği, ruhta meydana getirdiği heyecan zaten onların mucizesi oluyor. Doğal olarak etkisi altında bırakıyor bakanı. Yani sürekli Peygamberden mucize istemiyor. Öyle bir şey yok. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) bir yere gidiyor. Selamünaleyküm, aleykümselam diyor. Ben Peygamberim diyor. Adamlar bakıyor, doğru söylüyorsun diyorlar. Bitti, o kadar yani delil, yüzü delil, nuru delil yani. Mesih de öyledir. Yani ona yalan söylemek, oyun oynamak yani mümkün değil. Vahiyle hareket ediyor. Yani mutlaka halleder, bitirir. Her hareketi vahiyledir. Mucize de gösterecek. Bak diyor Said Nursi; mucizatlı bir Peygamber gerekir diyor. Mucize ne demek? Hiçbir fizik kanunuyla açıklayamayacağız. Şu an Mesih görevde, Mehdi de görevde. Hz. Mesih’i 33 yaşında değil, biraz yaşlanmış göreceğiz yalnız. Şu an tabii faaliyet yapıyor, devam ediyor inşaAllah. Geldiğinde 33 yaşındaydı. Mehdi de yani daha ileriki yaşlarda ortaya çıkacak, belli olacak. O iman hakikatleriyle ilgili çalışması Mehdi’nin ana görevi o zaten. Siyaset ve saltanat kısmı son anda oluyor, son zamanlarında oluyor. Üstat, o kadar önemli değildir o diyor, yani öbürlerine nazaran diyor. Hatta derecelendiriyor. En önemli ve en uzun vakit alan bölüm o, iman hakikatlerine ayırdığı vakit. Siyaset ve saltanat yıldırım hızıyla oluyor o zaten. Çok kısa sürede bitiriyor onu. O, seneler almıyor yani ülkelerin imar edilmesi, sanatta, bilimde gelişme; onlar yani patlama tarzında oluyor. Çok süratlidir ama iman hakikatlerinin anlatılması ve çile dönemi çok uzun Mehdi (a.s.)’nin. Diyor ya Cenab-ı Allah; mesela Hz. Musa (a.s.) çölde 40 yıl gezdiler, 40 yıl. Yani sünnetullahı bu tarz. Bak 40 yıl. 40 her yerde geçer. Peygamberimiz (s.a.v.)’e 40 yaşında gelir risalet görevi, Peygamberlik görevi.
“Dedi ki: Ey Musa” diyor Fir'avn, “sen bizi sihrinle”, bak o da onu sihirbazlıkla suçluyor. “Yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?” Daha önce de anlatmışım. Bak tas, tab yani bu o zamanın ırkçı faşistlerinin kahpe ağzı. Hemen olayı siyasi suça çevirmeye çalışıyor. Yani ne alakası var? İmani bir konu anlatıyor, Allah’ın dinine gelin diyor değil mi? Bak “yurdumuzdan sürüp-çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?” Vulgarize ediyor ki etrafındakileri tahrik etsin, olumsuz bir tavra girsinler. “Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz.” Kurnazca suçluyor kendilerince. “Şimdi bir buluşma zamanı ve yeri tespit et, bizim de senin de karşı olamayacağımız açık ve geniş bir yer olsun.” Büyük kitlelere seslenilmenin önemi anlatılıyor Kuran’da. Dar alanda değil. Yani bir şey ispatlanacaksa, büyük kitlelerle. Şu anda neyle yapılıyor bu? Televizyon ile yapılıyor, radyo ile yapılıyor, internet ile yapılıyor. O zaman nasıl yapılıyor? Halkın hepsini topluyorsun geniş bir alana, bir ovalık alana, orada yapılıyor. Yani kalabalığa gücün gösterilmesi önemlidir. “Dedi ki: Buluşmamız ülkenin ulusal bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti olsun.” Yani günü de iyi seçmek lazım, yani insanların iyi izleyebileceği, kalabalık olacağı bir günün seçilmesi. Mesela sabah 4’e doğru sana bir şey anlatacağım dersen insanlara, dinletemezsin. Bak diyor ki, “insanların toplanacağı kuşluk vakti olsun.” Onlar için en uygun vakit o, kuşluk vakti onlarda bir gelenek. Kuşluk vakti herkes kalkıyor değil mi? Onu seçmişler ve bayram günü. Biz de bayram günü ne yapıyoruz? Erkenden kalkıyoruz değil mi? Çocukluğumuzdan beri öyledir, inşaAllah. “Böylece Fir’avn arkasına dönüp gitti, hileli düzenini bir araya getirdi, sonra geldi. Musa onlara dedi ki: Size yazıklar olsun.” Biz de diyoruz, yazıklar olsun size diyoruz yani. “Allah’a karşı yalan düzüp-uydurmayın.” Biz de diyoruz Allah’a karşı yalan düzüp uydurmayın. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sonra bir azap ile kökünüzü kurutur.” Bak, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. “Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir.” Biz de diyoruz ki; yalan söylemeyin, milleti kandırmayın diyoruz. “Bunun üzerine kendi aralarında durumlarını tartışmaya ve gizli konuşmalara başladılar.” Tam böyle çete faaliyeti. İddia edilen Ergenekon örgütünün üslubu bak; gizli konuşma ve durum değerlendirmesi yapıyor o zamanın bunakları toplanıyorlar. “Dediler ki: “Bunlar herhalde iki sihirbazdır.” Olayı geçiştirmeye çalışıyorlar. “Sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp çıkarmak” bak milliyetçi söylemler. Kendince insanları galeyana getirmeye çalışıyorlar. “Ve örnek olarak tuttuğunuz yolunuzu” yani o devirdeki ideolojiyi, o devirdeki resmi ideolojiyi “yok etmek istiyorlar”. O devrin ideolojisi Darwinist, materyalist ideolojiyi işte. “Bundan ötürü tuzaklarınızı bir araya getirin. Sonra gruplar haline gelin. Bu gün üstünlük sağlayan gerçekten kurtulmuştur.” diyor. Bak tuzak yapılıyor, yapıyorlar, sonra gruplar halinde. Şimdi karşımızda da yani Amerika’da gruplar var, İngiltere’de gruplar var, Fransa’da gruplar var. Hepsi gruplar halinde karşımıza geliyorlar ama gelince ne oluyor? Buhar oluyorlar, buhar, değil mi? Yani evvelAllah.
SUNUCU: Hocam kısa bir aramız var.
Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikte olacağız.
Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Hocam kaldığımız yerden devam edelim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şimdi yalnız böyle şeylere şaşırıyorlar kardeşlerim, diyorlar ki; ilave program mı oldu? Yahut eski program mı? Banttan yayın mı? Öyle değil, bu güzel kardeşimiz biraz önce geldi. Baktım çok efendi, Çerkez asıllı, çok dindar, mütedeyyin, çok efendi, sen sun istersen dedim. Tamam Hocam dedi, sunarım dedi ve geldi böyle kuzu gibi karşıma inşaAllah. Efendiler efendisi, çok terbiyeli annesinden-babasından Allah razı olsun. Onu çok güzel, efendi yetiştirmişler. Çok asil maşaAllah, çok soylu bir insan maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim Hocam, sağ olun.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Ne uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Şu bizim bir kitap vardı. ‘Ahir Zaman Gerçekleri’ evet, sen aç buradan herhangi bir yerden, bana biraz oku, ben oradan sana yardımcı olayım.
OKTAR BABUNA: ‘Hz. Mehdi’nin İstanbul’u Manen Fethetmesi’
“Allah Konstantiniyye’yi yani İstanbul’u çok sevdiği dostlarının eliyle fethedecek. Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak.”(Kıyamet Alametleri, sayfa 181)
ADNAN OKTAR: Şimdi onu bana bir şerh et yavaş yavaş.
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi’nin (a.s.) talebelerinin, İstanbul’u manen fethedeceklerini. Özellikle de İstanbul’a dikkat çekiliyor.
ADNAN OKTAR: Konstantiniyye değil mi? Açıkça isim veriyor Peygamberimiz (s.a.v.).
OKTAR BABUNA: Çok açık inşaAllah. Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak, bundan da hastalıkların yani büyük hastalıkların, ölümcül hastalıkların olacağını anlıyoruz. Bu şekilde olduğu anlaşılıyor hadislerin inşaAllah.
“Beldeler onun emrine girer, Allah-u Teala onun elinde Konstantiniyye’nin fethini müyesser kılar.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-ül Ahir Zaman, s. 56)
Burada da çok açık bir şekilde İstanbul’un manevi fethinin olacağı, Mehdi tarafından gerçekleştirileceği bildiriliyor.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bak dünyada ne kadar çok şehir var. Ama Allah sadece İstanbul’u söylüyor Mehdi’nin fethetmesi açısından. Bir de Hiraklin şehri Roma inşaAllah. Ora da diyor; tekbir, temhit ile fetholacak inşaAllah. İtalyanlar da Müslüman olacaklar inşaAllah. Bu çok güzel bir müjde biliyorsun, MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Muhtelif ülkelerden birçok alim, birbirlerinden habersiz şekilde Mehdi’yi aramak üzere yollara çıkacak ve her birisine 310 kadar insan refakat edecek. Sonunda hepsi de Mekke’de buluşurlar. Ve birbirlerine ‘Buraya niçin geldiklerini’ sorduklarında, hepsi de ‘Bu fitneyi önleyecek ve Konstantiniyye’yi fethedecek olan Mehdi’yi arıyoruz, çünkü biz onun babasının, anasının ve ordusunun isimlerini öğrendik’ şeklinde cevap verdiler.”
Mehdi’yi arayacakları, Mehdi’yi bulacakları fakat burada, siz açıklamıştınız daha önce Hocam inşaAllah, annesinin, babasının isminin bilinmeyeceği ama bir dönemde Allah’ın bunu ortaya çıkartacağını anlıyoruz hadislerden inşaAllah. Zamanı geldiğinde.
ADNAN OKTAR: Hadislerde, kendinin ve babasının ismi ortaya çıkacak diyor. Ama orada da ilave annesinden de bahsedilmiş. Ama asıl hadisler yani sahih olan hadislerde, babasının adı babamın adına denk düşer (uygun düşer) diyor. Aynı, denk demek aynı, adı da adıma denk düşer diyor, aynı. Bunun oluşabilmesi için nasıl olması gerekiyordu?
OKTAR BABUNA: Soyadı, sadece soyadı ile olabilir. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Soyadı değil mi? Evet devam et.
OKTAR BABUNA: “Mehdi, Konstantiniyye ve Deylem Dağını fethedecektir.” (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar) Burada da yine İstanbul’a dikkat çekilmiş inşaAllah.
“Dünyadan hiç bir zaman kalmayıp ancak tek bir gün kalsa bile, o gün de benim soyumdan bir zatın, Deylem Dağına yahut eyaletine ve Konstantiniyye şehrine sahip olması için Allah muhakkak o günü uzatacaktır.” Burada yine Konstantiniyye’ye dikkat çekilmiş ama bir şey daha var. Siz söylemiştiniz daha önce Hocam inşaAllah. “Hiç bir zaman kalmayıp tek bir gün kalsa bile”; Allah’ın uzatacağı bildiriliyor. Bu Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bildirdiği diğer hadislerden, 7000 bin olması dünyanın ömrünün, 5600 yılının geçmiş olması, 1400 kalması ve bir gün kalsa bile, Allah’ın uzatacağını bildirmesi. 1500 ‘e kadar bir sürenin olduğu ortaya çıkıyor inşaAllah bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Sallallahu Aleyhi Ve Sellem, evet
OKTAR BABUNA: Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Şeyh el-Müfid, El-İrşad adlı kitabında, el-Mufezel ibn Ömer’den Ebu Abdullah (a.s.)’ın şöyle söylediğini bildirdi: ‘İmam Mehdi ile birlikte Musa kavminden bir halk olacaktır.’"
Ben-i İsrail’den yani Mehdi’nin (a.s.) talebesi, gizli talebeleri, ben-i İsrail’den talebeleri olacaktır diyor. Bakın hadisin bir şeyi.
“Ben bu ümmetin ilkiyim diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hz. Mehdi (a.s.) bu ümmetin ortasında, Hz. İsa (a.s.) ise sonundadır. Aramızda diyor sahtekar, yaşlı bir adam vardır.” İşte bu, ahir zamanın deccali Darwin. Saçı sakalına karışmış bir tip.
Oktar Hocam sen devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, “Hz. Mehdi (a.s.) halifenin olmadığı bir dönemde çıkar. Dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacaktır.” (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar) Halifeliğin bittiği.
ADNAN OKTAR: Halifelik Cumhuriyet döneminde kalktı değil mi?
OKTAR BABUNA: Cumhuriyet döneminde kalktı, evet inşaAllah. Yani bu dönemde çıkması gerekiyor inşaAllah Mehdi’nin.
ADNAN OKTAR: Allah niye kaldırmış halifeliği demek ki?
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.) geliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin çıkması için, halife varken Mehdi çıkamazdı zaten. Bakın halife varken Mehdi (a.s.) çıkarsa, bu olmaz. Allah’ın haram kıldığı bir şeydir. Onun için Allah önce, halifeyi kaldırıyor-hilafeti kaldırıyor. Sonra Mehdi’yi (a.s.) getiriyor. Mesela İmam-ı Rabbani zamanında halife vardı. Dolayısıyla o devirde Mehdi’nin çıkması mümkün değil. Hiç kimsenin diyor, biatı boynunda olmayarak çıkacak diyor. Hiçbir tarikata bağlı değildir Mehdi (a.s.). Hiçbir mürşide bağlı değildir. Bütün mürşitler ona bağlanacak çünkü, bütün tarikatlar ona bağlanacak. Bunu kim söylüyor? Mevlana Halid söylüyor inşaAllah. Devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: ”Onun çıkacağı yıl, insanlar Hacca başlarında bir emir bulunmadan gidecekler.” (Kıyamet Alametleri)
“İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın haccederler.” (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celalettin Suyuti’nin tasnifinden hadisler)
‘Hz. Mehdi’nin (a.s.) Bayrağı’
“Hz. Mehdi’nin bayrağı Peygamberimiz (s.a.v.)’in sancağıdır. Peygamber (s.a.v.)’in softan bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dört köşeli olup dikişsizdir ve rengi siyahtır. Onda bir hicr yani hale bulunur. O, Resulullah (s.av.)’in vefatından beri açılmamış olup, Mehdi çıkınca açılacaktır.” (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celalettin Suyuti’nin tasnifinden hadisler)
ADNAN OKTAR: Topkapı’da, ceylan derisi içerisinde saklanıyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Açılmamış.
ADNAN OKTAR: Tabii açılmamış olarak, inşaAllah. İmam Cafer-i Sadık (a.s.), “suçlular çehrelerinden tanınacak” Muhammed Suresi 30 ayeti hakkında şöyle buyurdu; “Allah onları tanır.” Lakin bu ayet, ‘Kaim’ Hz. Mehdi (a.s.) hakkında nazil olmuştur diyor. Bu ayetin nüzul sebebi budur diyor. Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “Suçlular, çehrelerinden tanınacak.” Hz. Mehdi münafıkları çehrelerinden tanıyacak. Baktı mı diyecek bu köpek münafık, belli diyecek, sahtekar diyecek. Ashabıyla birlikte onları darmadağın edecek manen. Bu hadisi-i şerifi kim naklediyor? Cafer-i Sadık, dedem. Tabii arslanlar arslanı.
Esbağ bin Nebate der ki: Emirülmüminin Ali (Kerem Allahü veche), Allah’ın aslanı, Esedullah (a.s.) şöyle buyurdu: “Öyle ki sizden sadece gözdeki sürme kadar veya yemekteki tuz kadar kalacaktır.” Mehdi’nin talebeleri çok az, 313 kişiler.
“Ve ben size bir örnek vereceğim. Adamın birinin bir miktar budağı vardır.” Hz. Ali (Kerem Allahü veche) anlatıyor. ”Onu temizler, bir eve koyar (buğdayı), uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür, onu tekrar ayıklar ve temizler. Sonra tekrar evin içine koyar buğdayları, uzun bir süre sonra döndüğünde onun tekrar kurtlandığını görür. Tekrar onu ayıklar ve temizler hep aynı işi tekrarlar. Sonunda kurtların, hiç zarar veremediği çok az bir sağlam buğday topluluğu kalır.” İşte bu Mehdi cemaati inşaAllah. Sonunda içinizde fitnelerin asla zarar veremediği, çok az bir grup kalacaktır, diyor 313 kişilik Mehdi gurubu.
Daha birçok insan Kuran’dan çok, bak Kuran’dan çok, Kuran’dan çekinmiyor adam, O’nun Hz. Mehdi (a.s.)’ın korkusu nedeniyle günahından kaçınacaklardır. Yani ya Mehdi (a.s.) fark ederse, ya Mehdi (a.s.) hissederse diye günahtan kaçınacaklardır diyor bir kısım insanlar.
“Hiçbir şey seni Mehdi (a.s.)’ye biat etmekten (O’nun talebesi olmaktan, O’na tabi olmaktan) alıkoymasın” diyor. “Seni engelleyenler, her zaman fitneye sığınanlardır.” Engelleyenlere de takılma diyor, annen-baban engelleyebilir, arkadaşların engelleyebilir, sakın bu engellere takılma diyor. Seni engelleyenler her zaman fitneye sığınanlardır, fitnecidir onlar diyor. “Eğer konuşurlarsa şer konuşurlar”, pis konuşacaklardır. Mehdi(a.s.)’nin aleyhinde konuşacaklar, orada burada fitne çıkaracaklardır. “Eğer susarlarsa fasit ve fasıktırlar.” Sustuklarında da yine pislik yaparlar diyor rivayette.
“Sonra Medine -yani İstanbul- sakinleriyle beraber, -insanlarla beraber- üç defa sallanacak. Bunun üzerine Medine’de bulunan, İstanbul’da bulunan münafık erkekler ve münafık kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi deccalin yanına gidecekler. Ve böylece demirci körüğünün demirin kirini, pasını giderip attığı gibi -demirci değil mi soktuğu mu bir şeyin içine kir, pas hepsi yanıyor- pasını giderip attığı gibi Medine de, İstanbul da pisliğini yani habis insanlarını dışa atacak ve o güne halas günü, kurtuluş günü diyecekler.” Mehdi (a.s.) talebeleri tertemiz olacak diyor, içlerindeki pisliği atacaklar. Münafık vücudun atığıdır, pisliktir. Vücuttan o gider, kirdir, yıkanır Müslüman, o kir gider, Müslüman dinçleşir. Mehdi (a.s.) devrinin münafıkları dünyanın en azgın, tarihin en azgın münafıklarındandır. En pislik, en haysiyetsiz, en şerefsiz adamlardır. Tarihi vakalardır, bunlar tarihe geçecekler, tarih kitaplarında okuyacak insanlar bunları. Nasıl Ebu Cehil, Ebu Leheb tarihe geçtiyse, bu münafıklar da tarihe geçecekler, bir bir bilinecekler. Bunların kahpelikleri, alçaklıkları bütün dünyaca tanınacak bunlar. Ömürlerinin sonuna kadar lanet içinde yaşayacak bunlar. İnşaAllah.
“Süleyman Bin Bilal der ki:İmam Cafer-i Cadık aleyhisselam babasından o da dedesinden nakleder ki, Hz. Hüseyin aleyhisselam şöyle buyurdu:bir gün adamın biri emirülmüminin Ali (Kerem Allahü veche) aleyhisselam’ın yanına gelerek:‘ey emirülmüminin! bize şu Mehdi (a.s.)’den bahseder misin?’ diyorlar.” Nasıl halkımız şimdi bize söylüyor; Mehdi (a.s.)’den bahseder misin, o zaman da Hz. Ali (a.s.)’ye soruyorlar. “Diye arz edince şöyle buyurdu:‘gitmesi gerekenler gidip’”, münafıklar, pislikler gidip “müminler azaldığında ve fitneciler gittiğinde” artık fitneciler de geriye çekiliyor. Ahlaksızlık yapanlar, ihbarcılar, oyuncular, itlik, çakallık yapanlar, tuzak kuranlar geri çekildiğinde, gittiğinde, “işte orada” bir yer işaret ediyor, İstanbul tarafını inşaAllah, “zuhur edecektir” diyor, inşaAllah.
“Hz. Muaviye (r.a.)'den rivayet edilmiştir: ümmetimden bir taife herkes üzerinde hakim olmadıkça kıyamet kopmaz.” Mehdi(a.s.) ve talebeleri, bak, herkes üzerinde hakim olmadıkça, dünyaya hakim olmadıkça. “Onlar kendilerini terk eden münafıklara aldırmazlar”, gidin diyorlar lanetler, pislikler gitsin diyorlar. Ve kendilerine yardım edene de aldırmazlar. Yani bir harikalık görmüyorlar, o da Allah’ın bir lütfu, çünkü Allah gönderiyor. (Ramuz El-Ehadis, 476 ve İbni Mace’den) sahih hadis kitabı İbni Mace.
Hz. Cabir (r.a.)'den rivayet edilmiştir: "Bu iş Mehdi (a.s.) ve talebelerinden ayrılan münafıklara rağmen, ayrılan münafıklara rağmen muzaffer olarak devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılan münafıkların ona zararı olmaz” diyor. Demek ki onlar kopek gibi saldıracaklar, komplolar yapacaklar, oyunlar yapacaklar, ama hiçbir şey yapamayacaklar. Yapabileceğini zannedecek, ya diyecek bu nihayet bir insan, bir avuç da etrafında insan var, biz bunu nasıl öldüremiyoruz, nasıl etkisiz hale getiremiyoruz, nasıl hapsettiremiyoruz, nasıl devreden çıkaramıyoruz diye böyle muazzam bir telaş içinde olacaklar. Bütün ömürlerini buna adayacaklar adeta, ama başarılı olamayacaklar. Bu, bir mucizedir.
Sevban (r.a.)’dan rivayet edilmiştir:“Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:Ümmetimden bir cemaat, Mehdi (a.s.) cemaati, Allah'ın emri tahakkuk edinceye kadar”. Allah’ın emri nedir; ayette belirtilmiş; batıl yeryüzünden fitne tamamen kalkıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar diyor Kuran ayeti, doğrudan Mehdi (a.s.)’a bakan bir ayettir inşaAllah. Tamamen İslam’ın hakimiyeti inşaAllah. Yani ikinci anlamı tamamen Mehdi (a.s.)’a bakıyor. Allah'ın emri tahakkuk edinceye kadar batıla; Darwinizme, materyalizme galebe çalarak, ezerek, yenerek “hak üzere devam edecek”, doğru yol üzere devam edecek. “Ve onları yardımcısız bırakanlar”; işte şirketlerini batırmaya çalışanlar, yollarını kesmeye çalışanlar, tutuklamaya çalışanlar, bilmem ne, “onlara zarar veremeyeceklerdir”. Nerede geçiyor? Sünen-i Tirmizi. Nedir Sünen-i Tirmizi? Sahih hadis kitabı, Kütib-i Sitte’de 4.cilt, s.91.
Abdullah bin Ömer Yemani bir ricalden nakleder ki Muhammed Bakır (a.s.). -Muhammed Bakır, bu da seyittir, evet Peygamberimizin nesli- şöyle buyurdu:“Gözdeki sürmenin temizlendiği gibi temizleneceksiniz Ey Ali Muhammedin tabileri ” diyor. Gözdeki sürmenin temizlendiği gibi, yani o bir kirlenmiş sürme gibi gidecek diyor. “Ve gözün sahibi, sürmeyi gözüne ne zaman süreceğini bilir ama ne zaman sürmeyi sileceğini bilmez.” Bak çok muazzam bir ifade, mesela gözüne önce sürüyor, güzellik gibi sürüyor, sonra o kirleniyor bir süre sonra değil mi, ama ne zaman sileceğini bilmez diyor. Bir de bakıyor ki kirlenmiş, gidip yıkıyor, kiri üstünden atıyor. Bak; bilir ama ne zaman sürmeyi sileceğini bilmez, münafığın da ne zaman ortaya çıkacağı bilinmez. Münafık kahpe bir mahluktur, mesela tam normal insan zannederken birden şeytan görünümüyle karşına çıkar. Dişleri mişleri hani var ya korku filmlerinde olur böyle, kulağı mulağı, dişleri uzamaya başlıyor falan, onun gibidir. “İşte aynı şekilde sabahleyin, bizim şiarımıza ve emrimize uyan, akşamleyin ondan çıkacaktır.” Yani Kuran’a uyan, İslam’a uyan akşamleyin ondan çıkacaktır. Birden adam münafık oluyor, akşam vakti bakıyorsun sapıtmış, gözler şeş beş oynatmış, dinsiz olmuş. “Akşam bizim şeriatımıza ve emrimize uyan ise sabahleyin ondan çıkacaktır.” Bir de bakıyorsun sabah sapıtmış adam. Sabah kalkıyorsun, ne oldu falan diyorsun? Gittim diyor, kafa gitmiş, sapık artık münafık. Ondan sonra münafıklarla gider, münafığın özelliğidir; hemen gider münafıkları bulur. Hemen onlarla bir kavim olur, münafık ayrı yaşayamaz. Bu bir mucizedir bakın, mesela normalde münafığın ayrılıp hayata atılmasını düşünürsün değil mi? Öyle olmaz. Münafık mutlaka bir kavm halindedir, kavim olarak ayrı bir kavimdir. O kendi ekibini bulur, başka türlü yaşayamaz o. Ayrı bir şeydir onlar, mesela nasıl şeytanlar bir arada yaşıyor, köpekler bile sokakta hayvanlar, akşam mesela bakıyoruz köpekler sarmaş dolaş bir arada yaşıyorlar. Münafıklar da bir arada yaşarlar, bırakamazlar birbirini münafıklar. Aralarında dalaşırlar, kavgaları vardır. Allah diyor, birbirlerine düşmandırlar diyor, kalpleri uzlaşmaz ama bir arada hareket ediyorlar, münafığın özelliğidir. “Eleneceksiniz” diyor bak Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “tıpkı altının elendiği gibi. Tıpkı altın gibi ayıklanıp saf olacaksınız.” Altın da değil mi böyle potaya konuyor köpük oluyor üstünde kirliyse, bir şey varsa saf altın kalıyor. İşte diyor Mehdi(a.s.) ve talebeleri saf altındır. Üstteki köpükler de ayrılacak diyor. Ama o köpükler tarihe geçeceklerdir. Tabii, böyle ismiyle, resmiyle, cismiyle tarihe geçecektir. Mehdi (a.s.) devrinin münafıkları çok önemlidir. Nasıl mesela Mehdi (a.s.) devrinin Firavunu, Nemrutu Darwinse değil mi, o devrin münafıkları da böyle isim isim, cisim cisim bilinecektir. Dünyada, Ahirette onlar için müthiş bir aşağılanma ve lanet olacaktır. Tabii. Allah’ın laneti Mehdi (a.s.)’nin faaliyetlerini engellemek isteyenlerin üzerine olsun, Allah hepsine lanet etsin, defalarca lanet etsin Allah. İnşaAllah, inşaAllah.
SUNUCU: Bir izleyicimizden soru var: “Adnan Hocam ayetlerin ebcedlerinin günümüz tarihiyle uyumlu çıkması, çok önemli bir konu bence demiş. 30-40 yıl sonrası ya da öncesi gibi farklı bir zamanı verebilirdi ama 1979, 2011 ya da 2014 yılları oluyor. Bu, çok heyecan verici. Benim sormak istediğim Saf suresinin 6. ayetinin ebcediyle ilgili. Ayetin son cümlesinde ‘fakat o onlara apaçık belgelerle gelince, bu açıkça bir büyüdür dediler’ ayetinin ebcedi 2011 çıkıyor ve ayette Ahmet isimli bir elçiden bahsediliyor. Acaba 2011 Hz. Mehdi (a.s.)’ın ismini öğreneceğimiz ya da kim olduğunu daha iyi anlayabileceğimiz bir yıl olabilir mi?” demiş. Erken Doğuş Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Erkan ne?
SUNUCU: Erken Doğuş.
ADNAN OKTAR: Yamanmış maşaAllah, bak bizim ihvan diyelim kardeşlerimiz, bütün milletimiz, bütün Türk alemi, İslam alemi çok yaman maşaAllah. Hayret böyle bir şeyi tespit etmesi, maşaAllah çünkü bunlar araştırma gerektiren konular. Mehdi (a.s.)’nin ismi aynı zamanda hem Muhammed’dir. Peygamberimizin ona koyduğu isimdir, Muhammed’dir. Bir lakabı da Ahmet oluyor tabii ki Muhammed Ahmet’tir inşaAllah. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in gizlediği ismi, asıl ismi ayrıdır. Onu da söylemiyor zaten, yani Hz. Ali’ye sır olarak veriyor zaten hadis var. Hz. Ali de yemin ediyor, Allah ortaya çıkarıncaya kadar söylemeyeceğim diyor. Peygamberimize söz veriyor. O şekilde ismi şudur diye söylüyor Peygamberimiz, Hz. Ali’ye. Çünkü bak adı adıma denk, denk demek tam karşıt karşıya demektir, tam net, ne aşağı ne yukarı, tam demektir, denk. Babasının adı da babamın adına denktir, aynıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyadı olduğunu daha önce de anlatmıştık, anlıyoruz, inşaAllah. Ama bu hiç bilinmeyen bir şeydi. Daha yeni anlaşılmış oldu, inşaAllah. Ama 2011’e de kalmadı, kardeşimiz eğer onu kastediyorsa 2010’dayız değil mi? Şu an belli oldu. Mehdi (a.s.)’nin annesinin ismini gerçi o hadis değil, hadis değil ama söyleyebilirim Mehlika’dır, benim annemin adı da Mediha. Cübbeli falan duysa herhalde sigortası bilmiyorum ne olur?
OKTAR BABUNA: İran’da bir dergi çıkarıyorlarmış galiba Mehlika diye, Mehdi (a.s.)’nin annesinin ismi olarak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Olabilir mesela Mehlika, Mediha da uyar, birçok isim uyabilir. Yani bu bir delil olmaz, zaten hadis değil. Hadis olmadığı için de delil olmaz. Ama diğerleri hadis, anlattıklarımız diğerleri hadistir, inşaAllah.
SUNUCU: “Sayın Adnan Bey, Çinli arkeologlar yeni bir etobur dinozorun fosillerini bulmuşlar. Evrimciler de bunu kendilerince birçok canlının ilk atasının fosili diye adlandırarak milleti kandırmaya çalışıyorlar. Dinozorlarla kuşlar çok benziyor gibi ifadelerle sanki dinozorlar evrimleşmiş bir hava oluşturmak istiyorlar. Ama biz böyle haberlere inanmıyoruz. Böyle haberler artık çok az çıkıyor. Ama Hocam yine de hala vazgeçmiyor bu evrimciler” demiş, Ayşenur Yıldırım İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Vay gariplerim vay vay gariplerim vay. Bir kere bize sundukları hayvanlarda kusursuz bir simetri var, bir. Mükemmel bir kemik yapısı var, iki. Altın oranla yaratılmışlar üç. Hayvanın paçasında tüyler var diyor. Taklalı güvercinler vardır, bütün paçalarında hayvanın tüy olur değil mi? Birçok hayvan o şekilde süslüdür. Yani paçasında tüy olur veyahut mesela arslan olur da yelesi olur, hayvanın tüyleri olur, atın kuyruğu olur yani Allah’ın onu süslemesi değil mi? Allah onu o şekilde yaratmış, süs olarak yaratmış. Mesela mantis böceği var, o hayvanı şeye de benzetebilirsin, ilk çağda kalmış varlıklara da benzetebilirsin. Mesela gergedan böceği var, o zaman diyelim ki biz gergedanın atası bu diyelim, bu böcek. Aynı gergedan, tıpkısı gergedanın, o bir süs, Allah süs olarak yaratır, yani süsün açıklaması olmaz. Tavus kuşu süslü. Niye var diyor adam? Gözümüze hoş gelsin, beğenelim diye yapıyor Allah, hayvanı da Allah süslemiş. Mühim olan bu hayvanın simetrik olması, kemik yapısının muntazam ve mükemmel olmuş olması, altın oranla yaratılması ve kromozomlarının bulunması, bak ciğerlerini yakan bir şey söylüyorum ve proteinlerinin olması. Kardeşim sen orada bitiyor musun sen? Bitti. Bir kere yaratıldığını sen kabul etmiş oluyorsun. Bu hayvanda protein var mı diyoruz, var diyor; o zaman bitti. Ama bu hayvan kömür madeninden oluyor falan diyorsa o zaman tartışalım. Ama proteinlerden oluşuyor diyorsa, proteinler tesadüfen olması mümkün değil. Orada konu bitti, inşaAllah.
SUNUCU: “Adnan Hocam, siz, Tevrat’ta anlatılan Mesih ile hadislerde bildirilen Mehdi (a.s.)’nin aynı kişi olduğunu söylediniz. Bu kastettiğiniz, Mesih İsa mı?” Burcu Kapıdağ, Mardin.
ADNAN OKTAR: Bak maşaAllah, demin anlattığımız konuya geldi. Hayır değil, İsa Mesih İbni Meryem, Hz. Meryem’den olma İsa Mesih ayrıdır. Onu bekliyoruz o güzeller güzelini, çıkışını bekliyoruz. Fakat Tevrat’ta Musevileri kurtaracak olan, iman edenleri kurtaracak olan, dünyaya hakim olacak olan bir Kral Mesih’ten bahsedilir; dünya hakimi. O işte Mehdi (a.s.)’dir. Ve tıpkısının aynısıdır, hadislerle aynıdır. Çok detaylı belirtilmiştir. Ben Musevilerle de konuşmuştum, onlar da diyorlar, Mesih geldi diyorlar. Yani hatta diyorlar; İsrail’de olmayacak zaten diyorlar gelecek Mesih Mehdi. İsrail dışından çıkacak diyorlar ve bütün dünyayı kurtaracak, sırf İsrail’i değil diyorlar. Ve geldiği kanaatindeler, onlar da dünyanın sonu geldi diyorlar.
OKTAR BABUNA: Siz aynı kişi olduğunu söylediniz Hocam Musevilere de, çok hoşlarına gitti hatta çok severek kabullendiler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde Müslüman olan bazı Yahudi ve Hıristiyan mübarek sahabelerimiz;
Muhayrik (r.a.) kendisi büyük bir Yahudi alimi iken Peygamberimiz (s.a.v.) Peygamberliğini kabul ederek Onunla birlikte Uhud savaşına çıkmıştır. Arslanlar arslanı, kendi kavmine “ey Yahudi cemaati. vallahi siz Muhammed (s.a.v.) ’in Peygamber olduğunu, ona yardım etmenizde üzerinize düşen bir vazife ve yerine getirmenizi hak olduğunu pekala bilirsiniz, ” dedi diyor. Yani anlaşılmayacak gibi mi diyor Peygamber olduğu? Apaçık belli diyor. Bunu kim söylüyor? Muhayrik (r.a), büyük bir Yahudi alimi.
Muhayrik akrabasından birisine eğer bugün öldürülsem mallarımın hepsi Muhammed (s.a.v.)’dir diyor, vasiyet ediyor. O dilediğini yapmakta serbesttir diyor. Hepsini, mallarımı Ona verdim, diyor, diyerek vasiyette bulunduğu Muhayrik’in şahadetinin ardından mallarını teslim alan Efendimiz (s.a.v.), maşaAllah, onların hepsini vakfetti. Öyle ki Medine’deki vakıfları umumiyetle Muhayrik’in mallarındandı. Bak öyle ki Medine’deki vakıfları umumiyetle Muhayrik’in mallarındandı, diyor maşaAllah.
“Abdullah bin Selam, hicretten sonra Müslüman olan Yusuf (a.s.)’ın soyundan ve” Mehdi de biliyorsunuz Hz. Yusuf soyundandır. Aynı zamanda Hz. Yusuf soyundandır. “Ve Yahudi Ben-i Kaynuka Kabilesindendi, Yahudi Ben-i Kaynuka Kabilesi. Cahiliye devrinde Hüseyin olan ismini, Müslüman olunca Resulullah Efendimiz (s.a.v.) Abdullah olarak değiştirdi. Çok varlıklı olan Tevrat ve İncil’i iyi bilen bu zat, iman etmeden önce Yahudi alimlerindendi.” Hani diyorlar ya Yahudilere düşman olalım, savaşalım, bak sahabe oluyor onlar sahabe. Akıllarını başlarına alsınlar.
Abdullah bin Selam, biz de Peygamberimiz (s.a.v.)’e gelip ben senin gerçek Peygamber olduğuna şahadet ediyorum demiştir. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyor Yahudi alim.
OKTAR BABUNA: Bu size gelen Museviler de Hocam, İslam’ı hak din olarak kabul ettiklerini, Hz. Muhammed’i hak Peygamber olarak kabul ettiklerini söyleyenler vardı inşaAllah Ben-i Nuh soyundan olarak ve Sultanahmet Camiinde de namaz kılmışlardı hatta cemaatle birlikte.
ADNAN OKTAR: Yani ben mesela sordum birisine, Kuran Hak Kitap mı? Tabii ki Hak Kitap dedi. Muhammed de tabii ki Peygamber, dedi inşaAllah.
“Eğer yakın bir yarar, orta bir sefer olsaydı onlar mutlaka seni izlerlerdi ” diyor. Mehdi (a.s.) zamanında da münafıklar bakacaklar ki bir türlü İslam hakim olmuyor, para da kazanamıyor. Yani keyif, zevk elde edemiyor. “Mutlaka seni izlerlerdi.” Ama diyor “zorluk o münafıklara, o alçaklara uzak geldi. Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte çıkardık’ diye sana Allah adına yemin edecekler” hemen sahtekârca yalan söylemeye başlıyorlar.
“Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar diyor, Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor” diyor Allah, Tevbe Suresi 42.
“Oysa andolsun daha önce arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz (ahit) ise ağır bir sorumluluktur. ” Allah bunları da soracak münafıklara, Ahzap Suresi 15.
“İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün size isabet eden, ancak Allah’ın izniyledir.” Mehdi’nin talebelerine de, Mehdi (a.s.)’a da ani ve büyük saldırılar olacaktır. Bak; iki topluluğun karşı karşıya geldiği gün size isabet eden ancak Allah’ın izniyle idi. Allah yarattı diyor.
“(Bu, Allah'ın) müminleri ayırt etmesi”, müminleri ayıracağım Ben diyor Allah. “Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi.” Münafık, zorlu ortamın dışında belli olmuyor bu köpekler. Yani hoşt dediğinde, o köpeklikleri ortaya çıkıyor, öbür türlü anlaşılmıyor. Zor ortam olması gerekir.
“Onlara:‘Gelin, Allah'ın yolunda mücadele edin ya da savunma yapın’ denildiğinde, ‘Biz mücadele etmeyi bilseydik elbette sizi izlerdik’ dediler.” diyor. Ama bir de para versen o köpeklere, alasını biliriz derler. Çıkar yok çünkü. Allah rızası için olunca gücü yetmiyor. Bastırırsan parayı yapar.
“O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar.” Daha önce bak tereddüt halindeler. İmandan sapmış, küfre doğru kaymış.
“Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı.” Sahtekarlık yapıyorlar diyor Allah. “Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.” diyor Al-i İmran Suresi, 166.
“Onlardan bir grup da” münafıklardan bir grup da, “hani şöyle demişti:Ey Medine halkı, ” ey Mehdi topluluğu, ey bu cemaat da denilebilir, ahir zamana bakan olarak, “artık sizin için (burada) kalacak yer yok” artık her yerden saldırıyorlar size, aileler saldırıyor, şu saldırıyor, bu saldırıyor, üç kağıtçılar, it, kopuk herkes saldırıyor. Bak herkes size karşı, bak, “artık sizin için (burada) kalacak yer yok” hiç bir yerde sizi barındırmazlar diyor. Çözüm gösteriyor; “şu halde dönün." Evlerinize dönün, işlerinize dönün. Bırakın artık faaliyeti diyor, ayet.
“Onlardan bir topluluk da: ‘Gerçekten evlerimiz açıktır’” ya annem, babam bizi bekliyor diyor. Evliyim ben diyor, bir evin bir çocuğuyum diyor, bir evin bir kızı. Titriyorlar üstüme diyor, böyle kuş gibi, değil mi?
"Gerçekten evlerimiz açıktır diye Peygamberden izin istiyorlardı”. Bak, sahtekarlar için ne diyor Allah: “oysa onlar(ın evleri) açık değildi” diyor Allah. “Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” Yani sahtekarca yalan söylüyorlar. İnsanlarda bu ahlaksızlık toplumda çok yaygındır dünyada. Kalbinde olmayanı söyler samimiyetsizce. Mesela bir şey vardır, açıkça söylemez onu, halbuki çıkarıyla çatışıyordur, sahtekarlık yapar.
“Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki:‘Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti.’” Bak, mallarımız ve ailelerimiz. Ticaretle uğraşıyoruz diyor, işimiz gücümüz var, tahsil yapıyoruz diyor. Kariyerimiz var, para kazanacağız diyor değil mi? Bir de aile, anne, baba, oğul meşgul etti. “Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Bize dua eder misin diyor? Böyle sahtekarlar sürekli dua isterler. Sen faaliyet yap maşaAllah, diyor. Sen bize bolca bir dua et diyor. “Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Allah affetsin bizi diyor. “Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar.” diyor Allah.
“De ki:‘Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa’” diyor mesela Allah kanser hastalığı verir, trafik kazası verebilir, beyin kanaması verir, hepsini yapabilir. “Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haberdar olandır” diyor Allah. (Fetih Suresi, 11) “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar” diyor, “oturup-kalmalarına sevindiler.”
Açıkla Oktar.
OKTAR BABUNA: Hocam, Allah’ın elçisine karşı gelerek ondan uzak durmaları sanki, güya tehlikelerden korunuyormuş gibi oturmalarına seviniyorlar. Onların mücadelelerini görerek, dışarıdan bakarak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki; “Allah yolunda mallarıyla” malını vererek, evini, arabasını, parasını vererek, “mallarıyla ve canlarıyla” istikbalini, hayatını vakfederek, “cihad etmeyi” cehdetmeyi, “çirkin görerek” olur mu böyle şey diyor, boş yere paranı harcıyorsun, gençliğini harcıyorsun diyor, ne alakası var diyor.
“’Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler.’” Hava sıcak diyor, görmüyor musun diyor. “De ki:‘Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir.’” diyor. Bu ne demektir biliyor musun? Cehennemde sonsuza kadar yanacaksın demektir. Cenab-ı Allah’ın demek istediği bu inşaAllah. “Bir kavrayıp-anlasalardı” diyor Allah. Tevbe Suresi, 81.
Ne diyorsun bu anlattıklarıma?
SUNUCU: MaşaAllah diyorum.
ADNAN OKTAR: Doğru değil mi?
SUNUCU: Doğru, eyvAllah.
ADNAN OKTAR: “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır.” Böyle, acelesi ne ya diyor. 100 yıl, 200 yıl sonra İslam hakim olur, yahut geçmişte diyor. Bu devirde İslam mı hakim olur, olur mu öyle şey diyor? Türk-İslam Birliği, bunlar hayal diyor, bunları bırakın diyor. Avrupa Birliği olur mu? Olur, diyor. Komünist birlik olur mu? Olur. Faşist birlik olur mu? Oluyor. İslam Birliği niye olamıyor, Türk-İslam Birliği niye olamıyor, değil mi? Akdeniz birliği oluyor, hepsi oluyor. Bir tek Türk-İslam Birliği olamaz diyor.
“Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır.” Ağır davranıyor. “Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa” mesela tutuklansa, saldırılsa, dövülse, hakarete uğrasa, "’Doğrusu Allah bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım’ der” diyor. Allah korudu diyor. Beni de tutuklarlardı diyor, ben de hakarete uğrardım, okuldan atarlardı, bir şey olurdu, istikbalim yarım kalırdı. Allah beni korudu diyor.
Bir de bak bunu Allah’ın ona nimet vermesi olarak belirtiyor. “Eğer size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi” pişkin olur bunlar, çok arsız, “kuşkusuz şöyle der; ‘keşke onlarla birlikte olsaydım’” hatta diyor direkt; “biz sizinle birlikte değil miydik?” diyorlar, değil mi? Ayet var, inşaAllah.
“Böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa' erseydim.” Büyük mutluluk ve kurtuluş ahir zamandadır. Mehdi (a.s.) devrindedir inşaAllah aynı zamanda, Kuran’ın bir işareti.
“İşte kalplerinde hastalık olanları:‘Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz’” yani diyor bizi ya tutuklarlar, ya hapse atarlar, ya döverler, ya söverler, bak zamanın felaketleri, ahir zamandayız diyor. Her türlü felaket gelebilir. Mutaassıp, mütedeyyin aileye mensubuz diyor, gayet güzel namazımızı da kılıyoruz diyor, şimdi bizim başımıza iş çıkartma diyor. Şimdi bizim başımıza iş çıkartma diyor. Tatlı tatlı geçiniyoruz biz şurada diyor. Ticaretimizi de yapıyoruz. Sen bu riskli işlere sen gir diyor, biz de seni uzaktan alkışlayalım diyor. Yahut takdir edelim diyor. Ama sen devam et diyorlar.
“Aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün.” diyor böyle olumsuz çabalar. “Umulur ki Allah bir fetih veya Katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.” Bak, “Allah bir fetih” İslam’ın dünya hakimiyeti, “veya katından bir emir” Mehdi (a.s.)’nin zuhuru, inşaAllah. Ona da bakıyor ayet bir yönüyle. “Nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.” Ya keşke bunu yapmasaydım, bu kadar anlatılmasına rağmen diyor, bu kadar açık olmasına rağmen ben bunu nasıl yaptım diyor. Pişman olacaklar. Bak “gizli tuttuklarından dolayı, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı, pişman olacaklardır.” Bu, pişman olacaklardır deyince Allah, bunun ikinci bir ihtimali olur mu? Pişman olacaklar deyince, mutlaka olacaklar, pişman olacaklar. Ama ne pişmanlık, bu normal bir pişmanlık değil. Bilinen pişmanlık değil. Kahrolacaklar yani, inşaAllah.
SUNUCU: Tekrar soruyla devam edelim mi Hocam? İzleyicimiz; “Sevgili Hocam, bugün Hz. Mehdi (a.s.)’ye Allah katından verilen özel ilimle ilgili bir hadis okudum. Hadisin açıklamasını sizden dinleyebilir miyiz?” diye sormuş. Hadis şöyle: “Mehdi (a.s.) ilahi bilgiyle karar verecek. İnsanları gerçek karakterlerinden tanıyacak. Hz. Davud (a.s.) ve Hz. Süleyman (a.s.) gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın da karar vermesi için şahide gerek olmayacak. Bihar’ul-Envar.” Nezih Taşçı sormuş soruyu.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) ilahi bilgiyle karar verecek.” Allah ilham edecek. Yani ilham ayrı bir şeydir. Mehdi (a.s.) zaten ahkamda masumdur. Bir tek Mehdi (a.s.)’ye mahsus bir özelliktir bu. Hata bile yapmış olsa, öyle görünse bile, yaptığı yine doğru olmuş oluyor. Hata yaptı diyorlar, yine doğru olmuş oluyor, hikmet oluyor. “İnsanları gerçek karakterlerinden tanıyacak.” Baktı mı anlayacak. “Hz. Davud (a.s.) ve Hz. Süleyman (a.s.) gibi” Hz. Davud soyundan Mehdi (a.s.) aynı zamanda. Hz. Yusuf (a.s.), Hz. Davud (a.s.) soyundandır. “Hz. Süleyman (a.s.) gibi”, bak benzetiyor Hz. Süleyman (a.s.)’a, onun gibi hakim olacaktır dünyaya inşaAllah. Hz. Davud (a.s.) gibi de adalet sağlayacaktır. Hz. Süleyman (a.s.) cinlere ve şeytanlara da hakimdi, Mehdi (a.s.) de öyle; hem masonlara, hem şeytanlara, hem cinlere de hakim olacak. Onları da İslam için görevlendirecek inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın da karar vermesi için şahide gerek olmayacak.” Baktı mı anlayacak çünkü. Sahtekarı gözünden tanıyacak, Allah’ın dilemesiyle.
SUNUCU: “Değerli Hocam, Allah’ın insanlarla ne kadar ilgili olduğunu anlattığınız bir makalenizde şöyle yazıyordu: Allah dünyada on binlerce şehir yaratmıştır. Şehirlerde bulunan milyonlarca ev vardır. Her evde yine milyonlarca detayıyla estetik bir düzen bulunur. Her evin içinde mikrop, bakteri gibi görmediğimiz tüm görüntüler, Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşir. Hocam, çevremizde gördüğümüz her görüntüyü Allah’ın yarattığını bilerek yaşamak, çok önemli bir ilim. Allah’ı da çok derin düşündüğünüz anlaşılıyor. Bu konudan biraz daha bahseder misiniz?” Dilara Veli, Diyarbakır.
ADNAN OKTAR: Dilara aslanım benim, bütün Diyarbakırlılara selam, inşaAllah. Bütün Anadolu’ya, bütün Avrupa’ya, Avrupa’daki gurbetçi kardeşlerimize, koç yiğitlerimize hepsine selam ediyorum. Allah hepsine bereket, bolluk, huzur, iyilik nasip etsin. Dünyadaki bütün teknolojiyi Allah yaratır. Radyoları, televizyonları, bilgisayarları, kalemleri, defterleri, kitapları hepsi Allah yaratır. Yani çekirgeler, kuşlar, insanlar nasıl Allah’ın varlığına delil ise, bir kitap da Allah’ın varlığına delildir. Mesela şuradaki bir kitap, bu tesadüfen olabilir mi? Olmaz. Tamam, işte, sırf bu kitap Allah’ın varlığına delildir. Çünkü beynimizin içinde yaratıyor, dışarıdaki halini dedik her zaman, saydam. Yani onun iyi kavranması lazım. Bir günümüzü buna ayıralım biz, maddenin hakikatine, yani en azından yarısını. Çok iyi kavranması önemli. Ama asıl ben, önümüzdeki sene ağırlık vermeye başlayacağım Allah nasip ederse. Yani maddenin hakikatini artık açmaya başlayacağız çünkü Darwinizm bitti-bitecek. Ufak tefek kırıntıları var, onları temizliyoruz. O bittikten sonra maddenin hakikatine başlayacağız. Dinsizleri delirtecek bu. Hakikaten delirirler. İman edenlerin de imanlarını coşturacak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Söylemiştiniz Hocam, Lenin; elini verirsen kolunu kaptırırsın diyor maddenin hakikati için.
ADNAN OKTAR: Acayip korkuyor Lenin. Aman aman aman diyor Lenin, bu konuya hiç girmeyin diyor. Tam böyle komünist uyanıklığı var. Eğer diyor, bu maddenin hakikati konusuna girerseniz diyor, bu dipsiz kuyu gibidir diyor. Burada kaybolursunuz diyor. Mağlup olursunuz burada diyor. En iyisi, bu konuya hiç girmeyin, açmayın ve konuşmayın da diyor. İnşaAllah. Kaçmayla olmaz. Kaçanı yakalarız, değil mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Kaçacak yeri yok zaten inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam bir hadiste Hz. Mesih İsa (a.s.)’nın görünümü şöyle geçiyor: ‘O şüphesiz inceciktir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın. O orta boylu, beyaza çalar kırmızı renktedir. Sarıya boyalı iki elbise içinde olacak. Yağmur yağsa da yağmasa da saçından su damlayacak. İnsanlarla İslam için savaşacak, deccali yok edecek, sonra yeryüzünde tam 40 sene kalacak. Sonra ölecek ve namazını Müslümanlar kılacaktır.’ Sünen-i Davud. Hocam, Hz. İsa (a.s.)’nın görünümün gerçekten çok heyecan verici olacağı hadislerden anlaşılıyor. Benim merak ettiğim, Hz. İsa (a.s.) ikinci kez dünyaya geldikten sonra, tüm dünya onu tanıyacak mı?” Güliz Tanyol, Kırşehir’den.
ADNAN OKTAR: Dünyanın tamamını gezecek Hz. İsa (a.s.). Afrika’yı, Asya’yı bütün dünyayı adım adım gezecek. Dünyada Hz. İsa (a.s.)’yı görmedik hiçbir insan kalmayacak. Herkes görecek. Ve herkes iman edecek. Kuran’ın sözü. Allah Kuran’da söz veriyor. “Ehl-i Kitap’tan” diyor, “ölümünden önce sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor Allah. Herkes iman edecek diyor. “Ve” diyor “seni sevenleri” diyor. Yani biz mesela onun aşığıyız, bütün dünya aşığı. “Seni sevenleri kıyamete kadar küfrün üzerine geçireceğim” diyor Allah. Yani kıyametin son anlarına kadar dünya hakimiyeti var diyor, senin geldiğin vakitte. Bu net dünya hakimiyeti. Bak “küfrün üstüne geçireceğim”.
OKTAR BABUNA: İlk geldiğinde olmamıştı bu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. İlk geldiğinde 12 kişi iman etti. Onlar bile işte, yani uğraştırdılar. Kuran ayetlerinden bu görülüyor.
Oktar Hocam üç dakikamız var. Sonra, devam edeceğiz değil mi?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Senin anlatacakların mutlaka vardır.
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bana sen Resulullah (s.a.v.)’in soyunu say. Ben-i Adnan’dan itibaren. İkinci kısımda olabilir. Hazırla, inşaAllah Oktar Hocam…
OKTAR BABUNA: Şecere hazır Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam. Hadi oku bakalım.
OKTAR BABUNA: İsim isim okuyayım değil mi Hocam? Peygamberimizin (s.a.v.)’in soy şeceresi:Adnan’ın iki oğlu olmuştur.
ADNAN OKTAR: Öyle değil, direk say.
OKTAR BABUNA: Adnan, Nizar, Mudar, İlyas, Müdrike, Huzeyme, Kinane, Nadr, Malik, Fihr, Galib, Lüveyy, Ka’b, Mürre, Kilab, Kuseyy, Abdi, Haşim, Abdulmuttalip, Abdullah ve ondan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir ara verelim. Daha sonra tekrar beraber olacağız.
Sevgili izleyenler, kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Hocam, sorularımızla devam edelim inşaAllah.
“Sayın Hocam, izninizle Darwin’in kendi teorisinin anlamsızlığını anlattığı sözlerinden bir kısmını aktarmak istiyorum demiş izleyicimiz. Teorim sadece, bir kusur ve delikleri olan bir hipotez parçası. Sorum şu ki, acaba bu paçavranın bir kıymeti var mı? Bir türün diğerlerine değişimine ilişkin hiçbir kanıt yok. Tek bir türün değiştiğini kanıtlayamayız. Bunlar Darwin’in sözleri. Darwin’in bu sözlerini bilmiyorlar mı acaba evrimciler?” demiş Ferhat Kartaloğlu, Suadiye’den.
ADNAN OKTAR: İşte, kraldan fazla kralcı derler ya böyle tipler olur. Onlar da öyle. Bakın, ben demin ne dedim? Hiçbir evrimci, evrim teorisine inanmaz dedim. Doğru mu?
OKTAR BABUNA: Doğru Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: En başta Darwin olmak üzere, hiçbiri inanmıyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hepsi olmadığını bir şekilde itiraf ediyor zaten kitaplarında, yazılarında mutlaka. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte, Darwin’e en güzel örnek.
OKTAR BABUNA: Bunu da siz ortaya çıkardınız Hocam, bunlar bilinmiyordu. Siz kitabınızı ortaya koyunca hepsi şaşırdılar böyle. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayır, boş alanda at oynatıyorlar. Bir adam, bir Allah’ın kulu da çıkıp “ne oluyor hemşerim?” dememiş. Yani ne oluyor böyle? Nedir bu konu diyerek. Bütün dünyayı sarmış. Halbuki yani, rezalet tarzında yalan ve yalanın da üstünde tam bir büyü. Ama evelAllah yani bundan sonra nefes aldırmayız inşaAllah.
Ne anlatayım?
SUNUCU: Soru soralım. İzleyicilerimizin sorularını soralım. “Sevgili Hocam, geçen gün internetteki kitaplara bakarken Burak Özdemir isimli bir kişiye rastladım.”
ADNAN OKTAR: Burak Özdemir?
SUNUCU: Evet. “Haşa Allah’a karşı saygıya uygun olmayan üslupla yazılmış kitapları var.”
ADNAN OKTAR: Şu, evet.
SUNUCU: “Kitapların içeriğini görünce, bu kişinin kitaplarının satışına nasıl izin verebiliyorlar diye çok şaşırdım. Gerçi bizim halkımız, imanlı olduğu için bu tür yayınlardan etkilenmiyordur diye düşündüm. Böyle yayınlara ve böyle kişilere nasıl bir tavır alabiliriz sizce? Saygılarımla.” Neriman Uyar, Bilecik’ten sormuş sorusunu.
ADNAN OKTAR: Şimdi, Burak Özdemir de kız kardeşi Banu Özdemir de benim yanımda 15 sene kaldılar. 15 sene benim talebemdi onlar. Yani en az bir 15 sene. Banu da mesela benim çok yakınımdı, yani çok iyi tanıdığım bir insandı. Darwinizme, materyalizme asla inanmıyorlardı. Çok iyi araştırmaları vardı, Darwinizme, materyalizme kesin inanmazlar. Allah’a inanıyorlardı. Namazlarını kılıyorlardı, oruçlarını tutuyorlardı. Kuran’ı, İslam’ı tebliğ ediyorlardı, anlatıyorlardı. Ne zaman ki benden, bizden ayrıldılar; tam tersi bir politika başladı. Banu, işte 30 mumlu pasta mı bir şey, kırk mumlu mu pasta mı çörek mi bir şey bir kitap yazdı. Tam hatırlamıyorum yani. İşte orada, şarap nasıl ikram edilir bilmem ne falan böyle. Yani aslında bunlar reaksiyon kitapları. Yani bana karşı, işte bu inançlara karşı, inancımıza karşı, İslam’a karşı, Kuran’a karşı kalplerinde bir sevgi vardı. Ama çok şiddetli bir şeydi bu, sevgiydi, bağlılık vardı. Sonra bir değişiklik oldu. Ve onu, çevrelerinden istifade etmek için biraz da, benim kanaatim, yani bizim hiç alakamız yok demek için, çevre edinebilmek için böyle bir çizgiye girdiler gibi geliyor bana. Yani Burak Özdemir’in bu kitapta yazılanlara inanması mümkün değil. Yani Darwinizmin, materyalizmin geçersiz olduğunu çok iyi bilen bir insan. Su gibi bilir. Banu da çok iyi bilir. Çok çok iyi bilir. Ne hikmetse benden ayrıldıktan sonra, bizden ayrıldıktan sonra böyle bir çizgiye giriyorlar. Mesela Mustafa Akyol da öyle oldu. O da 15 senelik falan talebemdir benim. Taha Akyol’un oğlu. Darwinizme karşı ben onu her yere konferanslara gönderirdim, birçok Avrupa’da konferanslara gönderirdim. Amerika’ya gitti evet. Konferanslara gitti. Kuran’ı, İslam’ı savundu yıllarca. Ayrıldıktan sonra, evet dedi bir başlangıçta Allah’ın müdahalesi var ama sonra evrimle yaratılmıştır dedi, çıktı işin içinden. Niye? Etiler’de arkadaş çevresi var, onların arasında muhtemelen uyum oluşması için. Yoksa Darwinizme onun inanması mümkün değil. Yani proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğine yüzde yüz emin. Hepsini biliyor. Ara fosil olmadığını biliyor, 300 milyon fosil olduğunu da biliyor yaratılışı ispat eden, hepsini biliyor. Ama bunlar reaksiyon kitapları. Yani, bir hani çocuksu bir tepki bunlar. Çocuksu tepki kitapları. Onun için hiç o yönüyle bir anlamı yok. Yani, samimi olarak inançlarının ne olduğunu biz biliyoruz yani inşaAllah. Bu tip olaylara biz çok rastlıyoruz yani, bir tane iki tane, on tane yirmi tane değil. Yani, reaksiyon tavırları, inşaAllah. Evet bunu geçelim.
SUNUCU: Tekrar bir izleyicimiz; “Adnan Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve etrafındaki sahabeler İslam ahlakını yaymak için gece gündüz son derece şevkli ve heyecanlıydı. Türlü zorluklara karşı yılmadan çaba gösteriyorlardı. Oysa ben etrafımdaki bazı insanlara bakıyorum son derece şevksiz, sakin, monoton ve tekdüze bir hayatları var. Hocam, eğer dünyadaki tüm Müslümanlar kendi dertlerine dalarak ağır ve sakin, içe kapalı bir kişilik geliştirecek olsalardı, böyle olursak yani Kuran ahlakının insanlara tebliğ edilmesi, münafıkların ve inkar edenlerin Müslümanlara karşı kurdukları tuzaklara karşı koyulması nasıl gerçekleşecek? Ben sizin anlattıklarınız vesilesiyle çok şevkli ve heyecanlıyım, Allah razı olsun.” demiş. Nurcan Aktürk, Samsun’dan.
ADNAN OKTAR: Nurcan? MaşaAllah, maşaAllah. Nurcan kardeşimize buradan selam. Selam ediyoruz, Allah’ın selamı üzerine olsun. Şimdi öyle tarif edilen tarzda kişiler var. Böyle muhafakazar, mukaddesatçı, maneviyatçı tanınan. İşte bilmem nerede çalışır, ticaretle uğraşır yahut halı ticaretiyle uğraşır. İşte üç kızı, bir tane oğlu oluyor. Oğlan yurt dışında okur, kızlar bilmem ne yapar. Görevleri nedir biliyor musun? Hedefiniz nedir? Evlenmek, çoluk çocuk sahibi olmak, üremektir. Başka da bir hedef yoktur. Adamın hedefi ne dersen? O da bol para kazanmak, iyi ticaret yapmak, benim hedefim de bu diyor. Başka ne yaparsınız diyor? İşte, canımız sıkıldığında bazen Umre’ye gideriz. İşte duvara da bir ipek halı asar cami resmi olan. Ondan sonra höpürdeterek kahvesini içer. Mesela ailede topluca sarıkla namaz kılınır evin içerisinde. O da onlara acayip bir azamet ve enaniyet veriyor böyle, milleti böyle aşağılayarak bakıyorlar. Böyle bir konuda mesela cihat yaparken, tebliğ yaparken tutuklanan veyahut zor durumda kalan Müslüman olduğunda veyahut küfrün, dalaletin hakaret ve iftira ettiği bir insan olduğunda; ya görüyor musun adamı diyorlar, bak neler yapmış ya diyor. Yani mesela bir mason gazetenin açıklamalarına can-ı gönülden inanıyor. Vay anasını diyor ya, vay babasını diyor işte böyle kendi kendine. Neler oluyor ya diyor, hayretler içinde kalıyor. Ve artık ona, onu inandırmak çok güç hale geliyor. Artık tavır koyuyor, netleşiyor. Ve kızı ayrı kendini beğeniyor, babası ayrı kendini beğeniyor. Bu stil yüzünden İslam dünyada mağlup hale geldi, Müslümanlar. Osmanlı döneminde başladı bu. Böyle muhafazakar, kendini beğenen, imanı zayıf, enesi kavi, Said Nursi diyor; imanı zayıf, enesi kavi diyor, yani kendini beğenmişliği güçlü. Bunlar, kendilerini aldatıyorlar. Mesela akik taşlı yüzük takıyor, oradan bir enaniyeti geliyor. Misvak kullanıyor, oradan bir enaniyeti geliyor. Zaten tamam ona, bir de üstüne sarık, evde diyor, biz bütün eşyaları kaldırdık diyor, yerde oturuyoruz diyor. Sizin evde masa var diyor. Bitmiş zaten, yani kafirle Müslüman ayrımı gibi onun kafasına göre. Kendinden çok emin. Ama karşı taraf diyor mesela tebliğ yapıyor, çalışma yapıyor, basına yansıyor olaylar, işte hakaret görüyor bazı basın mensuplarından. Fitne çıkarıyorsun kardeşim diyor. Böyle şey olur mu diyor? Sen aklı başında mısın sen? Evleneceksin diyor, çoluğa, çocuğa... Çocuklarınla tebliğ yapman lazım diyor. Mesela ben bak diyor, iki tane kızım var diyor ya da bir tane kızım var diyor, onu yetiştiriyorum diyor. Tebliğ budur diyor. Tebliği Peygamber (s.a.v.) yapmış, senin ne haddine ya diyor. Tebliği, nereden çıkarttın sen tebliği diyor. Emri bil maruf nehyi anil münker, öyle bir şey yok diyor. O Peygambere (s.a.v.) has bir görevdir diyor. Onun görevi, evde geğirerek pilav yemesi, tavuğun kemiklerini sıyırması, ondan sonra üstüne de kahve içip terledim hanım deyip böyle alnını eliyle silmesi; görevi bu. Yani öyle gıcık bir görüntü oluyor ki tarifi yani tahayyülü mümkün değil, anlatamıyoruz da. Anlatılması da çok güç. Tabii iyi niyetli, saflığından yapanlar var. Onları tenzih ediyorum. Şimdi buradaki hata bu. Kendilerini kandıracak bir şeyler buluyorlar ve onunla kendini tatmin ediyor. Mesela bir genç kız, nasıl yapayım diyor, muhafazakar, mukaddesatçı ailesi, tamam diyor bir başörtüsünü bağlıyor. Namaz yok, oruç yok, zekat yok, tebliğ yok. Kuran’ın, İslam’ın dünyaya hakimiyeti çok hayati bir konudur. Bir Müslüman’ın, gece gündüz, peşinde devam edip takip etmesi gereken bir konudur. O da yok. İslam’ı dünyaya hakim etmek, kardeşim diyor, Diyanet İşleri Başkanlığı var diyor, o yapıyor görevi diyor. Sen ne alaka diyor, caminin hocaları var diyor. Var mı icazetin diyor, diploma olması gerekir diyor bunu yapman için. Diploma diyor değil mi, diploman da olmadığına göre, otur işte evde, işine gücüne bak diyor, öyle bir şey yok diyor. Sakıt oldu senden diyor. Şimdi bu kafa 1.5 milyar Müslüman’ı dünyada ezim ezim ezdiriyor. Irak’ta mesela 150 adet yahut 200 kişi bombalanıp öldürülüyor. Bakın köpek öldürülse Avrupa’da 200 tane, yer yerinden oynar, 200 köpek. Yani yıkarlar Avrupa’yı. 200 tane Müslüman ölüyor, böcek ölmüş gibi geliyor adamlara yani hiçbir sorun yok. Ama bak kimde sorun yok biliyor musun? Müslümanlar’da da sorun yok. Küfürde de yok, Müslüman’da da sorun yok. Adam kavunu ağzına burnuna sürerken böyle sünnet diyor, böyle delirir gibi yiyor, arkasından pilavı elinle yiyor böyle üstüne başına dökerek, büyük bir iştahla ben diyor sünneti yerine getiriyorum diyor, onlar da işte fitne çıkarttılar diyor, Allah belalarını veriyor adamların orada diyor, anlaşıldı mı? Benim ne üstüme vazife, benim kapıma gelmediler ki kardeşim diyor, ben mücadele edeyim diyor. Oradaki adamlardan bana ne diyor, Irak’taki adamdan, Afganistan’daki adamdan bana ne. Halbuki Allah, müminler kardeştir diyor, değil mi? Dünyanın en ucundaki bir Müslüman’ın burnu kanasa biz sorumlu oluruz. Nasıl seni ilgilendirmez? Beni ilgilendirmez. Adamın kapısına gelecekler, nitekim öyle oluyordu mesela birçok ülkede, Irak’ta falan birçok yerde, kapısında yine düğün yapıyor, bak savaş ortamı düğün yapıyor, eğleniyor. Geldiler, hepsine sıktılar, suratlarına askerler. Ben o zaman diyor kendimi savunurum işte diyor, kapıma gelirlerse diyor. Kardeşim bu rezilliğe ne gerek? Kapına gelinceye kadar Allah’ın dinini anlatsana, sevgiyle, şefkatle, merhametle, dostlukla, güzellikle değil mi? Emri bil maruf nehyi anil münker yapılmayan ülkeler Allah’ın yerle bir ettiğini Kuran söylemiyor mu? Allah yıkım gerekçesi olarak bunun olduğunu söylemiyor mu, değil mi? Mesela bak Mehdi (a.s.) gelmiş olmasa Allah dünyayı yerle bir edecekti. Mehdi (a.s.) kıyameti durdurdu Allah’ın izniyle. Kıyametin gecikmesine vesiledir. Allah diyor bak hadiste söylüyor. Kıyamete bir gün kalsa diyor, Allah kıyameti durduracak diyor Mehdi (a.s.) vesilesiyle, Mehdi (a.s.) sebebiyle. Kıyamet ertelenecek diyor. 100 yıl erteleniyor. Yani 100 küsur yıl Mehdi (a.s.) geldi diye, Cenab-ı Allah nimet olarak. Niye? Mehdi (a.s.) tebliğ yaptığı için. Emri bil maruf nehyi anil münker yaptığı için belanın gerekçesi kalkıyor. Said Nursi diyor ki; bak diyor Mehdi (a.s.)’nin geliş sebebi için diyor ki; beşeri diyor gadab-ı ilahiden kurtarmaktır diyor, gadab-ı ilahi. Allah’ın bela vermesi, dünyayı mahvetmesinden kurtarmak için diyor Mehdi (a.s.) geliyor diyor. Allah’ın gadab-ı ilahisini durduracak Mehdi (a.s.). Açın bakın Risale-i Nur Külliyatını, açıkça yazıyor Said Nursi. Maddi ve manevi felaketlerden korumak ve gadab-ı ilahiden korumak için diyor, Mehdi (a.s.)’yi vaad etmiştir diyor. Allah kıyameti durduruyor, onu söylüyor. Onun sebebiyle depremi durduruyor, depremleri durduruyor. Yani Mehdi (a.s.) vesilesiyle olan olayları saysam, sabaha kadar sayamam. Yani Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlanması için yapılan olaylar vardır, bir de Mehdi (a.s.)’nin yüzü suyu hürmetine, Allah onu sevdiği için, Mehdi (a.s.)’yi sevdiği için yaptığı nimetler ve güzellikler vardır. Mesela dünyaya bütün bereket, bolluk vermesi, İslam’ı dünyaya hakim etmesi hepsi Mehdi (a.s.) vesilesiyledir. Tabii mümin için yüzü suyu hürmetinedir, Allah affetsin öyle demeyelim de, Cenab-ı Allah’ın çünkü Allah’ın hürmete ihtiyacı yoktur Cenab-ı Allah’ın. Cenab-ı Allah onu nimetlendirmiş oluyor inşaAllah, anlaşıldı mı yani öyle bir şeyden Allah münezzehtir, inşaAllah. Hayır, Allah sever, beğenir de yani yanlış anlaşılır, onun için söylüyorum inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam bu, siz Kitap Ehline bakış açısını anlattınız, Kuran’dan ayetlerle anlattınız. Hıristiyanları bir Allah’a inanmaya davet edilmesi gerektiğini, böyle bir çağrıda siz bizzat bulundunuz Hocam inşaAllah ve bunu ayetteki gerekçesiyle açıkladınız. Adalet Bakanımız Sadullah Ergin Beyefendi bir cenazeye katılıyor Hocam, bir Hıristiyanın cenazesi, Ortodokslardan. Hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz diyerek ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in de Kitap Ehlinin cenazelerine katıldığını anlatmıştınız Hocam inşaAllah, hadise dayanarak. Aynı şekilde de gerçekleşmiş maşaAllah. O da; hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz, diye söylemiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adalet Bakanı Sadullah Ergin, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Antakya Rum-Ortodoks Kilisesi’nde gerçekleştirilen bir cenaze törenine katılmış Beyefendi.
ADNAN OKTAR: Çok güzel bir haber, maşaAllah, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Bir de Hocam eğer uygun görürseniz, bu beni çok rahatsız ediyor. Bu annem ve babam sizi çok seviyorlardı Hocam. Bunu böyle mektupları var, televizyon programları var, çok samimi ifadelerle anlatıyorlar. Ama ondan sonra da kalkıp size karşı böyle, sizi, beni, eşimi hapse attırmak için var güçleriyle de bir yandan gayret ediyorlar. Çok büyük bir çelişki var ortada.
ADNAN OKTAR: Sen bunlara bayağı bir içerlemişsin benim anladığım kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Hocam, yani çok büyük iki yüzlülük yapıyorlar açıkçası yani tabir-i caizse, bu yaptıkları çünkü burada siz daha iyi bilirsiniz, Objektif programına çıkıp babam diyor ki, sizinle ilgili olarak; “fakat diyor, fakat 100’ün üzerinde kitabı ve şu gördüğünüz bunların hepsi bilimsel kitaplar” sizin kitaplarınız için söylüyor bunu.
ADNAN OKTAR: Beni övüyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. “Ancak kendi hayatını vakfetmiş bir insan” sizin için söylüyor.
ADNAN OKTAR: Allah’a, Kitap’a, Kuran’a vakfettim kendimi.
OKTAR BABUNA: Vakfetmiş bir insan evet, Allah’a vakfetmiş, “...öyle anlaşılıyor devamlı okuyan bir insan hiç dışarıya çıkmıyor.”
ADNAN OKTAR: Doğru, gündüzleri dışarı çıkmıyoruz, gece çıkıyoruz genellikle, gündüz pek çıkmıyorum.
OKTAR BABUNA: “Başka kim yazacak” diyor “bu kitapları” sizi ve kitaplarınızı, eserlerinizi çok övüyor. Daha sonra da diyor ki sizin arkadaşlarınız için de; “Bu çocukların hepsinin fevkalade iyi ailelerden geldiğini, fevkalade iyi yetiştiklerini yani temenni edilecek vasıflara sahip insanlar. Bunları ben milli, manevi değerlere bağlı, memleketini seven, fevkalade dürüst, ahlaklı kimseler olarak aylarca beraber kalmak suretiyle tanıdım. Aylarca, bir gün, iki gün değil.” Çok iyi tanıyorum, çok iyi insanlar diyor, üstün ahlaklı insanlar diyor, sizin için, arkadaşlarınız için.
ADNAN OKTAR: Hayrettir, bu kadar, adeta göklere çıkarıyor, öve öve. Arkasından da tam tersi ifadeler kullanıyor. Çok acayip.
OKTAR BABUNA: Annem de aynı şekilde Hocam. Mektupta yazıyor. Diyor ki; “En baştan belirtmeliyim ki ben bu insanları,” yani sizi ve arkadaşlarınızı “eşimin Bilim Araştırma Vakfının bilimsel çalışmalarına katılımından dolayı yıllardır tanıyorum. Bu nedenle de yapılan suçlamaların hiçbirisinin doğru olmadığını biliyorum. Ayrıca ortaya atılan iddiaların gerçek olmadığını bilmemin bir diğer sebebi, bu davanın” yani Bilim Araştırma vakfı davasının “ne kadar anlamsız gerekçelerle yürütüldüğünü ve örgüt suçlamasının da nasıl kanuna aykırı temellere dayandığını şahsi tecrübelerimle görmüş olmam. Ayrıca eşim ve ben Sayın Adnan Oktar’ı da tanır, sever ve kendisine büyük hürmet duyarız. Adnan Bey gibi kültürlü ve saygın bir insanı sadece Türkiye’de değil, dünyanın herhangi bir ülkesinde de bulmak son derece güçtür. Kendisiyle tanışmak bizim için büyük bir şeref oldu. Eserleri dünyanın hemen her yerindeki insanlar tarafından biliniyor ve okunuyor. Hatta bildiğim kadarıyla birçok Avrupa ülkesinde en çok okunan eserler arasında yer alıyor. Saygılarımla, Prof. Dr. Cevat Babuna’nın eşi Semin Babuna” burada da imzası var.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir dava daha açmışlar biliyorsun.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Annenler, bir çete davası daha açmışlar. Onda yeğenlerin de var. Erdem, Emre onlar da var.
OKTAR BABUNA: Evet, torunları var. Yani torunları...
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii, onlar da var.
OKTAR BABUNA: Torunları, kızları, ben.
ADNAN OKTAR: Ben de varım. Herkes var.
OKTAR BABUNA: Siz de varsınız. Ama o da çok ilginç Hocam. Siz anlattınız gerçi ama Emin Şirin’in şikayeti ile başlıyor. Emin Şirin de iddia edilen Ergenekon davasının lobi sorumlusu ve annemlerle birlikte sizin davanıza gelip aleyhte yalan tanıklıkta bulundular. Emin Şirin’in şikayetiyle başlayan bu davaya bir tane ihbar mektubu geliyor. Güya bir kızın yazdığı, kadın ismi var altında imzalamış, diyor ki; beni bir evde güya kapattılar, hapsettiler, gelin beni kurtarın, feryat figan bir mektup gönderiyor. Fakat...
ADNAN OKTAR: Dehşetli bir oyun bu, dehşetli bir komplo. Biz, bir barakanın içerisine bir kızı saklamışız. Gece gündüz işkence ediyormuşuz, kaçamıyormuş zavallı. Bir ara mektubu elinden şey yapmış, nasıl olduysa postalamış savcılığa. Bunun üstüne operasyon izni istemiş Emniyet. Sonra? Evet anlat.
OKTAR BABUNA: Ondan sonra Savcı Bey tabii çok zeki bir insan belli ki. Almış mektubu, Adli Tıp’a göndermiş. Bakalım, çünkü bu kromozom, üzerinde kalan DNA parçalarından bunun bir erkek tarafından mı, kız tarafından mı yazıldığı kesin olarak belirlenebiliyor. Bakıyorlar Hocam, erkek tarafından yazılmış. Altında kadın imzası var.
ADNAN OKTAR: O mektubu, kromozomlarını biz şüphelendiğimiz kişinin ismini verip baktırabiliriz, baktıralım ona yani mahkemeye başvuralım onun için.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, tamam.
ADNAN OKTAR: Çünkü çok büyük bir oyun bu. İddia edilen Ergenekon örgütü mensubu olmakla adam yargılanıyor. Geliyor mahkemeye, mahkeme çıkışında gidiyorlar Emniyet’e. Emniyet’te de iddia edilen Ergenekon örgütü davasında tutuklu Adil Serdar Saçan’ın, ki şimdi tahliye edildi, bırakıldı, iddia edilen Ergenekon üyesi olmakla iddia edilen, iddiasıyla tutukluyken, sonra bırakılan Adil Serdar Saçan’ın arkadaşı, neydi o adamın ismi?
OKTAR BABUNA: Serdal Akça.
ADNAN OKTAR: Serdal Akça’ya gidiyorlar ki bu da işkence suçundan, bizlere işkence yapmak suçundan yargılanıyor bu kişi.
OKTAR BABUNA: Yargılanıyor. Adil Serdar Saçan döneminden kalan tek komiser Organize’de şu anda.
ADNAN OKTAR: 12 yıldan beri Organize’de polis memuru olarak devam ediyor. Bir polis en fazla 2 yıl kalabilir Organize’de bakın. Bir birimde yani bir polis biriminde bir polis en fazla iki yıl kalır, bilinir. Oradan oraya gider, oradan oraya. 12 yıldan beri aynı yerde ve bizimle ilgili konularda bakıyoruz, karşımıza bu şahıs çıkıyor.
OKTAR BABUNA: 200 yıl ile yargılanıyor işkence suçundan. Daha önce de işkenceden hüküm giymiş, ertelenmiş ilk suçu olduğu için. Eğer bundan tekrar hüküm giyerse hem polislikten atılıyor Hocam, hem de hapse giriyor.
ADNAN OKTAR: Bak daha önce hüküm giymiş işkenceden. Bize işkence yaptığı için, öyle değil mi, bin küsur sene toplam yargılanıyorlar ve bu kişiye veriyorlar bak, Emin Şirin gidiyor, bu kişi de soruşturma başlatmak üzere fezlekeyi hazırlıyor. Fezlekeyi de buna hazırlatıyorlar. Biz buna rağmen takipsizlik kararı aldık. Savcı bize takipsizlik verdi, 4 kere takipsizlik verdi. Adil Serdar Saçan beyefendi telefon ediyor. Kadıköy’deki, Kadıköy I. Ağır Ceza’ya geliyor çünkü orada dava gelecek, takipsizliği mahkeme ya onuyor ya bozuyor. Eğer bozarsa dava açılıyor. İki gün öncesinden bu bizim hazret arıyor, Adil Serdar Saçan.
OKTAR BABUNA: Bir savcıyla konuşuyor.
ADNAN OKTAR: Bak konuştuğu savcı, oranın savcısı bildiğim kadarıyla.
OKTAR BABUNA: İstanbul Adliye’sinin savcısı.
ADNAN OKTAR: İstanbul Adliye’sinin savcısı, ismi neydi onun?
OKTAR BABUNA: Murat Yiğit.
ADNAN OKTAR: Murat Yiğit, onunla konuşuyor, ne oku bakayım, sen şey yap.
OKTAR BABUNA: Diyor ki...
ADNAN OKTAR: Bu polis tutanağı değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet polis tutanağı. Adil Serdar Saçan, resmi kayıtlar bunlar, telefon tutanağı, “Bir şey söyleyeceğim Kadıköy’de savcı var mı? Basın savcısı tanıdık mı?” Murat Yiğit cevap veriyor:“Basın savcısı değil de, orada senin tanıdığın bizim oradayken Zinnur Topçu var, ”
ADNAN OKTAR: Bak o tanıyor. Ama şimdi hakimi tanıyor da savcıyla da ayrıca görüşmek istiyor, ayrıca savcıyla da görüşmek istiyor yani I. Ağır Ceza’nın savcısıyla da görüşmek istiyor, hakimi tanıyor evet.
OKTAR BABUNA: “Birinci Ağır Ceza reisi orada şu anda.” Adil Serdar Saçan:Zinnur hangisiydi ya? Murat Yiğit: “Ya biz gittik ya, Hicabi Bey falan ayrıldık, ondan sonra o kaldı kısa boylu.” Adil Serdar Saçan: “Hee, şu Ağır Ceza’da mı?”
ADNAN OKTAR: Bak orada onu tanımazdan geliyor. Çünkü telefon dinlenmesi ihtimaline karşı Allahualem anlamazlıktan geliyor, yoksa çok iyi tanıyor, bak diyor ki “Gideyim de yardımcı olur mu, tanır mı?” diyor. Murat Yiğit de diyor ki; “tanımaz olur mu lan seni” diyor. Zaten samimiler. Bakın bu, iki gün önce bizim evrak gitti, karar, mahkeme karar vermeden iki gün önceki konuşma bu. Bu konuşmanın hemen arkasından bizim takipsizlik kararımız bozuldu ve dava açıldı. Yani artık tabii hakimin takdiri. Biz bundan dolayı yani Adil Serdar Saçan’la konuştu, birbirleriyle ahbaptılar o yüzden davayı açtı demiyorum. Bilmiyorum ben. Yani takdir onun, hakimdir. Tabii kendi kanaatini kullanmıştır. Öyle benim bir iddiam yok. Fakat tabii ilginç bir tevafuk. İlginç bir rastlantı. Evet.
OKTAR BABUNA: Hayır Hocam, yani mesela Emin Şirin iddia edilen Ergenekon örgütünün iddia edilen lobi sorumlusu, yargılanıyor, tutuksuz olarak yargılanıyor. Onun şikayetiyle başlıyor. Bakıyorsunuz Adil Serdar Saçan, iddia edilen Ergenekon örgütünün yine tutuklandı, şimdi serbest bırakıldı, onunla suçlanıyor.
ADNAN OKTAR: Bir de para karşılığı, şimdi bir de, işsiz güçsüz böyle mesela böyle bir şey bulmuşlar, eski, kokain kullanan bir genç kız, kokainman. Sakso lakaplı bir kız. Onu gizli tanık olarak yapmışlar. Gizli tanık olarak yazdırmışlar. Bir tanesi var; ağabeyiyle ensest ilişkiye girdiği için ağlayarak gelmişti bize. Ağabeyini iş yerine aldırttı bize, paramız yok, pulumuz yok diye.
OKTAR BABUNA: Merhamet gösterdiniz.
ADNAN OKTAR: Merhamet gösterdik, ağabeyini aldırdık. Sonra ağabeyim dedi, ruhsatsız silah taşıyor dedi. Biz de çekindik, ağabeyini işten çıkardık. Onu da ayarlamışlar, o kızı da ayarlamışlar. İşte akıl almaz cinsel fantezilerle iftiralar attırtmışlar bunlara, ama rezalet tarzında. İşte ruhu istemiyormuş ama bedeni zevk alıyormuş. Bilmem ne böyle çirkin, ipsiz sapsız, böyle birçok abuk subuk laflar ettirmişler. Bir psikopatı yine, bir mafya mensubu psikopat; ona da para vermişler. Onu da gizli tanık olarak kullanmışlar. Yani nerede bize kin duyan, böyle aşağılık kompleksliği içinde olan, ezik, saldırgan tip varsa bunlara 200’er milyar para vermişler, bizim aleyhimizde bunlara hazırlamışlar. Bir davada, bir davada yani, bu davanın hangisi olduğunu söylemeyeceğim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Size zaten her sene böyle düzenli bir şey oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet ve şimdi biz bunlarla da uğraşıyoruz. Çünkü birine çete suçuyla ilgili bir şey söyletmişler, birine bir şey söyletmişler. Bir hukukçu planlamış. Mesela sen şunu söyle demiş, sen şunu söyle, sen şunu söyle, sen de şunu söyle. A, b, c, d, e, f, g; çetenin harfleri çıkmış. Sen anlat diyor mesela o anlatıyor, o da anlatıyor. Anlatınca kendilerince bir çete oluşturmuş oldular. Ama biz buna rağmen takipsizlik aldık. Fakat sonra Zinnur Topçu Beyefendi, teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun, o bozdu ve davayı da açtı. Bu Adil Serdar Saçan ile yapılan konuşmanın arkasından. Biz bunun tevafuk olduğunu düşünüyoruz. Savcıyı tanımasını, hakimi tanımasını, onlarla samimiyetini falan tevafuk olarak görüyoruz. Yani biz bir şey demiyoruz ama sadece garibimize gitti, onu söylüyoruz o kadar.
Bir ayet okuyayım, bitirelim. Ya Allah Bismillah. Yusuf Suresi, 9: "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." Bakın Hz. Yusuf (a.s.)’a kendi kardeşleri komplo hazırlıyorlar. Öldürmeye kalkıyorlar “veya onu bir yere atıp-bırakın” kuyuya bırakıyorlar. Kendi kardeşleri de, Mehdi (a.s.)’ye de kendi kardeşleri kahpelik yapacaktır. Yani Müslümanların içinden münafıklar çıkacak, oyun oynayacaklardır. Onu hapsettirmeye çalışacaklar, kuyuya koymaya çalışacaklar, yani tecrit etmeye çalışacaklardır, hatta öldürmeye kalkacaklardır. Bak diyor ki; öldürün diyor. "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın.” Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Yusuf (a.s.)’a benzer diyor Mehdi (a.s.). Hangi cihetten Ya Resulullah diyorlar, zindan cihetinden diyor. Çile ve zorluklar cihetinden Hz. Yusuf (a.s.)’a benzer, inşaAllah. “İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır.” diyor. Bu işte Mehdiyete işaret eden bir ayet. 6. ayet, Yusuf Suresi, şeytandan Alllah’a sığınırım, bak, “Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Bu, ahir zamanda tam olmuş olacak inşaAllah.
Evet programımız bitmiş. Ne diyelim; Allah güzellik, iyilik versin. Yarın hangi televizyon kanallarında çıkacağız, sohbet edeceğiz, var mı orada öyle bir şey?
SUNUCU: Yarın bizi 22:00 ile 24:00 saatleri arasında Adıyaman Asu ve Kral Karadeniz kanallarından takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Bütün Karadenizli, Adıyamanlı ve Türkiye’deki bütün kardeşlerime, Avrupa’daki herkese selam ediyorum, inşaAllah.