OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın seyirciler, Bir Adnan Oktar’la Baş Başa programına daha hoşgeldiniz. Sayın Hocam hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk sen bayağı heyecanlısın Oktar hayırdır böyle. Sen de hoşgeldin.
OKTAR BABUNA: Hoşbulduk efendim. Biz bu akşam Adıyaman Asu Tv ve Kral Karadeniz ekranlarından size sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini size söylemek istiyorum. Radyolarımız Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Güneydoğu Radyo 99.6 Şanlıurfa, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, Asr FM 96.0 Adıyaman, Ilgın FM 97.4 Konya, Genç Radyo 95.5 Hatay, Osmancık FM 106.0 Çorum. Ayrıca internet sitelerimiz www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv ayrıca www.selamhaber.com.www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz, soru ve görüşlerinizi de bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adreslerinden gönderebilirsiniz. Hocam nasıl başlayalım?
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayalım, sence nasıl başlayalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, gündemde bayağı konular var. Sizin de zaten anlatacağınız çok önemli şeyler oluyor inşaAllah.
SUNUCU: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Sen nasılsın?
SUNUCU: Ben de çok iyiyim, çok teşekkür ederim. Size bir soru yönlendirmemi ister misiniz?
SUNUCU: Seçeyim o zaman buradan bir tane güzel soru buradan. Bir tane güncel soru sorayım o zaman ben size. Saffet Hanım bir şey sormuş. “Hocam 1 ayı aşkın bir süredir Tekel işçileri eylemlerine devam ettiriyor. Son olarak eşleri ve çocukları ile oturma eylemi yapmaya karar verdiler. Hocam, işçilerin, çocuklarını böyle bir durumda mağdur etmelerine gerek var mı? Devlet ne yapmalı, çözüm ne olmalı sizce?” diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Tabii dışarıda durmaları çok içler acısı, hava müthiş soğuk, pencereyi bile açamıyoruz. Yani akılcı, mantıklı, onları üzmeyecek, yormayacak makul bir çözüm mutlaka vardır. Hükümet de düşünüyordur. Ama dışarıda böyle acı çekmeleri, soğukta kalmaları çok rahatsız edici. Ama ben Tekel’in vasfının değişmesinden yanayım. Tekel Atatürk Orman Çiftliği gibi böyle çok faydalı güzel şeyler üretsin. Mesela Atatürk Orman Çiftliği’nin sütü, yoğurdu efendim dondurması şu, bu, değil mi, üzüm suyu her şeyi çok güzel. Aynı onun gibi böyle kaliteli gıda maddeleri üreten bir yere çevrilebilir. Ve üretim de çok artar. Bayağı faydalı olur. Ama tabii bu kısa sürede net bu hale getirilebilir. Mesela 6-7 ay içerisinde bile bu hale getirilebilir. Gerçekten rahatsızız onların böyle soğukta çoluk çocuk dışarıda kalmaları çok içler acısı. Çok zor bir durum. Ama bir kolaylık bulunacaktır inşaAllah. Fakat yani en azından ısınmalarını sağlamak lazım yani orada bir acayip durum oldu. Öyle olmaz. Allah korusun hasta olurlar çoluk çocuk, değil mi? Grip olabilir nezle olabilir, bilmem başka Allah esirgesin başka ağır hasta olabilir.
SUNUCU: Okullarından da oluyorlardır.
ADNAN OKTAR: Her yönden. Olmaz. Yani orada bir kolaylık, bir çözüm vardır. Ama tabii bütün Türkiye’de bir açmaz var. Bütün dünyada bir açmaz var, zorluklar var.
SUNUCU: Ama bayağı iradeli çıktılar.
ADNAN OKTAR: Ama bak ben başında da söyledim. Tarıma ağırlık verilmesi lazım. Tarıma ağırlık verilirse onlara da bol bol para ve iş imkanı da çıkar. Yani kısaca mesela tütün, yani kardeşim tütün insanları zehirliyor. Hasta yapıyor, bitkinleştiriyor, nesli bozuyor. Bakıyorum sapsarı genç kızlar. Hatta gri renkli kalmışlar. Gece gündüz sigara içiyorlar birçoğu. Delikanlılar öyle, zayıf böyle değil mi? Bitap daha genç yaşta ciltleri buruş buruş olmuş. Yani 27 yaşında, 28 yaşında genç kızlara bakıyorum teyze olmuşlar yani. Böyle, yaşlanmış. İnsan şaşırıyor.
OKTAR BABUNA: Tam bir zehir dediğiniz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ne gerek var o tip şeylere? Güzel meyvenin, sebzenin falan hasını tertemizini yesinler, sağlıklısından. Temiz havada gezinsinler. Faydalı gıda maddelerine ağırlık verilmesi lazım. Değil mi? Böyle alkol, malkol üretimi falan bunlar çok gereksiz. Oktar Hocam var mı anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz. Bu DNA’nın kopyalanması işlemi vardı, filmi onun. Eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam bakalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. DNA kopyalanması sırasında DNA sarmalını fermuar gibi açıyor görev alan enzimler. Şimdi DNA’nın kopyalanması işlemini gösterecek bu kısa filmimiz.
Bu enzim sadece şifrenin alınacağı noktaya kadar DNA’yı açar. Geri kalan kısmı bırakır. DNA’nın üzerinde sadece belirli bir bölge protein kodlayabiliyor. Bunlara gen deniyor. İnsan DNA’sında yaklaşık 25 bin tane bu şekilde bölge var. Bakın burada görüyorsunuz, bir fermuar gibi açarak kopyalama işlemi başlıyor. DNA döne döne giden bir merdiven gibi düşünülebilir. Burada enzimler kopyalama üzerine, kopyalamaya başlayarak DNA üzerindeki şifreyi okuyorlar. DNA dört tane harften oluşuyor. Yani dört tane alfabetik şifreden oluşan bir şifresi var. Bunun karşısına ilgili kodları getirerek de bu şifre okunuyor. Burada görüldüğü gibi. Bu bir enzim. Kopyalamayı, kopyalama tamamlandıktan sonra enzimler kopyayı iki kez kontrol ediyorlar. Bu çok büyük bir mucize. En ufak bir hata bulunup düzeltiliyor. Başka bir enzimle gelerek kopyadaki bağlantıları sıkıştırıp güçlendiriyor. Bakın burada görüldüğü gibi. Bakın geliyor, kitleme işlemi gerçekleştiriyor. Sonra tamir enzimi geliyor ve hata oluştuysa o kısmı çıkartıyor. Yani tabi burada muazzam akıl olmuş oluyor. Hatayı bilip tanıyan bir akıl olması gerekiyor. Bunun için özel enzimler üretilmiş. Bu enzimler de DNA’da şifrelenmiş. Hatayı bulup hemen değiştiriyor doğrusuyla. Başka bir enzim geliyor ve çıkartılan kısmın yerine doğru olanı yerleştiriyor. Yani hem hatayı tanıyan enzimler var, hem de ayrıca doğru olanı getiren ayrıca enzimler var. Tabi bunları sayı olarak saydığımız zaman, onlarca enzim bu görevi gerçekleştiriyor.
ADNAN OKTAR: Bunlar akıllı molekül mü oluyorlar?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Muazzam bir akıl olmuş oluyor. İnsan aklından daha üstün bir akıl. Yeni DNA molekülü eskisinin aynısı olmuş oluyor. Tabi Darwinistlere bunu tesadüfen olabilir mi diye sorulduğu zaman da, cevap da uzaylılar diyorlar. Burada görüldüğü gibi. Böyle bir cevap veriyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Geçenlerde yine öyle bir toplanmışlar bir şeyler yapıyorlar. Yani bizim Türkiye’de ve Avrupa’da Darwinizm’i yıkmış olmamız, bir kısmında hem kurdeşen çıkmasına hem de midelerinde rahatsızlığa sebep olmuş. Bir yerde toplanmışlar. İşte “Bu yüzyıl ateizm yüzyılı olacak.” Ama 10-15 kişi. Hem çay kahve içiyorlar, böyle şamata yapıyorlar bir şey varmış gibi. Kardeşim bu yüzyıl imanın yüzyılı, Allah’a inananların yüzyılı. 19. yüzyıl öyleydi. Artık ateizm bitti. Bu yüzyılda yok. Ama bir dahaki yüzyılda yine var. Hep böyle. Allah bir yüzyıl öyle yaratıyor, bir yüzyıl böyle yaratıyor. Cenab-ı Allah’ın bir kanunu bu. Hayret edilebilecek bir şey. Yani, İslam’ı sürekli hakim etmiyor. Küfrü de sürekli hakim etmiyor Allah. Bir onu getiriyor, bir onu getiriyor, bir onu getiriyor, bir onu getiriyor. Öyle, imtihanın gereğidir bu.
SUNUCU: Güzel ama. Hep şey oluyor o zaman, kıymetini biliyoruz dinimizin. Değil mi, o zaman daha sahipleniyoruz.
ADNAN OKTAR: Hayır var tabii. Allah’ın yarattıklarında hayır vardır. Hayırla yaratıyor Cenab-ı Allah, tabii inşaAllah. Oktar Hocam anlat başka ne var?
OKTAR BABUNA: Hocam bu tam dediğinizi destekler, yine The Guardian, İngiltere’nin ünlü The Guardian gazetesinde, internet sitesinde çıkan bir haber var Hocam. “Akademisyenler Üniversitelerde Yaratılışın Artışıyla Mücadele Ediyorlar”
ADNAN OKTAR: Nasıl oluyormuş bu?
OKTAR BABUNA: Yaratılışa inananların sayısının çok arttığını. Biraz okuyayım mı Hocam? Burada tercümesi de var.
ADNAN OKTAR: Oku oku.
OKTAR BABUNA: “İngiltere kampüslerinde ve kolejlerde sayıları hızla artan öğrenciler, evrim teorisine meydan okuyorlar. Ve Darwin’in yanıldığını savunuyorlar. Bazıları üniversite imtihanlarından geçemiyorlar. Çünkü, İncil ya da Kuran’daki bilimsel gerçeklerden alıntılar yapıyorlar. Londra’da ise bir kolejdeki biyoloji öğrencilerinin çoğunun yaratılışçı olduğu düşünülüyor. Bu aybaşında, Londra’da Müslüman Tıp öğrencileri, Darwin’in teorilerinin sahte olduğuna dair broşür dağıttılar. Evanjelik Hıristiyan öğrenciler de, evrimle mücadele konusunda giderek seslerini yükseltiyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde kanunlar bu duruma karşı olmasına rağmen, yaratılış ya da akıllı tasarımın bilim derslerinde öğretilmesi konusunda baskı artıyor. Şimdi bu ülkedeki benzer yaklaşımlar, İngiltere’nin en önde gelen bilimsel akademisi olan Royal Society’i de harekete geçirdi. Darwinizm’i sorgulayan broşürler Kings College London’ın Guy’s Hastanesi bölümündeki öğrenciler arasında bu ay İslami bilinç haftasının bir bölümü olarak dağıtılmış. Hocam siz bu hastaneye, Kings College London’ın Guy’s denilen çok ünlü bir hastanesi burası, bizi konferansa göndermiştiniz. Orada evrim teorisinin geçersizliğini anlatan konferans vermiştik. Yaklaşık 2 sene kadar önce. Şimdi orada broşür alıp dağıtıyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Bu haber nerede?
OKTAR BABUNA: The Guardian da Hocam inşaAllah. İngiltere’nin ünlü The Guardian gazetesi.
ADNAN OKTAR: Ölüm haberi gibi. Darwinizm’in ölüm haberini veriyorlar.
OKTAR BABUNA: Artık inandıramıyoruz diyorlar maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İngiliz gençlerini inandıramıyorlarmış.
OKTAR BABUNA: Evet. Tamamen Hocam sizin vesilenizle. Çünkü, biz oraya gittiğimizde herkesin kütüphanesinde Yaratılış Atlası vardı. Hatta Müslüman öğrenciler, konferansı engellemeye çalışan bir rektör yardımcılarından birinin odasına girmişlerdi Hocam o zaman. Basına da haber olmuştu bu. Çünkü Darwin’in özel evinin olduğu yerde konferans ayarlamışlardı. Sonra bütün İngiltere ayağa kalktı. Darwin’in evinin olduğu yerde, nasıl Harun Yahya’nın öğrencileri konferans verebilir diye. Mecburen yandaki eve vermek zorunda kaldılar. Odasına gittiğinde de sizin Yaratılış Atlası’nız varmış. Bu ne demişler? Adam da, zaten ben de onu işte şöyleydi, böyleydi, işte bir şeyler kem küm etmiş. O şekilde Hocam inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, elimizden kurtulamazlar. Yani ben böyle panter gibi üstlerine çöktüm. Bundan sonra kurtulamazlar. Böyle lime lime etmedikten sonra bırakmam. Bak İngiltere de dümdüz olmuş. Ben demiyorum, kendi adamları söylüyor. The Guardian söylüyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Yüzde 25’e inmiş Hocam Darwinizm’i savunanlar.
ADNAN OKTAR: Kaç?
OKTAR BABUNA: % 25. Bu Guardian’ın yaptığı 2008 yılında yaptığı son kamuoyu yoklaması.
ADNAN OKTAR: Oh maşaAllah. Isparta halısı gibi, dümdüz olmuşlar.
OKTAR BABUNA: Tam tersiydi, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O yüzde 25 de, onu da kazıyacağım. Allah’ın izniyle. Elimden kurtulamazlar. EvvelAllah.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam anlat. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Bu, gazetelerde sizin Yargıtay’daki davayla ilgili bazı haberler çıktı bugün Hocam.
ADNAN OKTAR: Nedir?
OKTAR BABUNA: Göstereyim hemen Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Yargıtay’dan Adnan Hoca’ya Kötü Haber” Hayırdır inşaAllah, nedir, nasılmış kötü haber? Kim diyor bunu?
OKTAR BABUNA: Habertürk.
ADNAN OKTAR: Habertürk Gazetesi, ne zaman çıktı?
OKTAR BABUNA: Bugün Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bugün? Fatih Altaylı Beyefendi’nin maşaAllah yeni bir icraatı daha. Ya kardeşim, bir türlü sakinleşemiyor şu Fatih Hoca yani. Ben anlayamıyorum nedir bu olay?
OKTAR BABUNA: Tamamen çarpıtmaya dayalı bir haber Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nedir, niye kötü habermiş, ne gelmiş Yargıtay’dan?
OKTAR BABUNA: Bir kere Yargıtay sizin ana davayı bozdu. Birkaç tane sebepten bozdu. Birincisi…
ADNAN OKTAR: Şimdi detaylandırma boşver. Şimdi bu bugün Habertürk’te çıktı öyle mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: “Yargıtay’dan Adnan Hoca’ya Kötü Haber” Ne diyor? Adnan Hoca…
OKTAR BABUNA: Adnan Hoca olarak bilinen Adnan Oktar’ın “Çıkar amaçlı suç örgütü kurma, yönetme ve faaliyetlerde bulunma” suçundan 34 kişiyle birlikte yargılandığı davanın zaman aşımından düşmesine ilişkin kararı bozdu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu Fatih Altaylı’ya, Allah Allah bir şey oldu yani. Kardeşim bana bir kere mahkeme 3 yıl hapis cezası verdi. Yargıtay ne dedi? Siz bunu yanlış yaptınız dedi, ben bozuyorum dedi. Hukuki hatalar yaptınız dedi. Bir tane, iki tane de değil. Çok fazla hata yaptınız dedi. Bu karar haklı bir karar değil dedi. Yaklaşık yani… Burada bir bozukluk var dedi, hukuki bozukluklar var dedi. Ben bunu bozuyorum dedi. Yeniden yargılamasını yapacaksınız bu gençlerin dedi. Bu niye kötü haber oluyor?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah. Zaten savunma alınmadan bir hüküm verilmesi hukuken geçersiz oluyor.
ADNAN OKTAR: Hayır canım o ayrı konu. Bir sürü. Bir tane, iki tane, 10 tane değil. Çok fazla o ayrı konu. Yani birçok cihetten bozdu Yargıtay. Yani normalde onanması için gitmedi mi Yargıtay’a?
OKTAR BABUNA: Evet, onanması için gitti.
ADNAN OKTAR: Bu cezayı onayın diye gittiler. Cezayı onasa biz zaten şu an içerideydik. Değil mi, Yargıtay ne dedi? Burada hukuki hatalar var dedi. Bir tane de değil. Çok fazla hata var dedi. Bu hatalardan dolayı biz bu mahkumiyet ile ilgili kararı bozduk dedi. Şu an mahkumiyet geçersizdir dedi. Geçersiz dedi ve aynen gönderdi. Fatih Altaylı’ya göre de, Fatih Bey’e göre de bu kötü haber. Allah, Allah, Allah, Allah. Hayırdır inşaAllah, iyi saatte olsunlar. Fatih Altaylı o gözlüğü bir değiştirse çok iyi olacak. Ne görse ters görüyor. Cübbeli’ye baktı mı dev aynasında görüyor. Cübbeli’ye baktığında. Bize baktığında da ters görüyor ne hikmetse. Şimdi burada tabi bir şeyler var. Burada bir…
SUNUCU: Ama resmi iyi, güzel seçmiş. İyi çıkmışsınız.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah.
SUNUCU: Onda torpil geçmiş size.
ADNAN OKTAR: Evet. Bir de onu değiştirseydi bari şeyden.
OKTAR BABUNA: Kötü resminizi bulmaya çalışıyor ama o da olmuyor Allah’ın dilemesiyle. Sizin yakışıklılığınız, şıklığınız hep nurunuz bütün resimlere yansıyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bak Fatih Bey’e sesleniyorum. Canım, ciğerim kardeşim, sen de bu vatanın evladısın. Kötü haber diye neye derler, biliyor musun? Gider Yargıtay’a, Yargıtay’da onarlar, gider hapse girersin. Buna kötü haber denir, tabi onlara göre kötü haber. Bu nedir biliyor musunuz? Bu da şahane haberdir. Öyle olsaydı. Hz. Yusuf (a.s.) makamı olurdu. Nur yağmış olurdu üstümüze, iftihar ederdik. Allah’a hamd ederdik. Daha fazlası yok mu derdik, Allah’tan yani, ya Rabbi daha fazlasını nasip et derdik. Hayır var, velayet alametidir inşaAllah. Ama Cenab-ı Allah ne yaptı? Dedi ki mahkemeye; siz burada çok fazla hukuki hatalar yaptınız. Değil mi? Böyle diyor. Ben demiyorum, ben mahkemeden memnunum. Eline sağlık, Salih Bey’in de, diğer zevatın da, ben onlara bir şey demiyorum. Ben Yargıtay’ın hükmünü söylüyorum. Buradaki hatalarınızı düzeltin dedi. Geri gönderdi. Bunun Fatih Altaylı’ya göre kötü haber olmaması lazım. Onun böyle midesine oturan bir haber olması lazım yani.
OKTAR BABUNA: Zaten öyle anlaşılıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bunu bıraksın. Bu içindeki öfkeyi atsın. Mümin kardeşi olarak. Bilmiyorum herhalde değil mi iman ediyor duyduğum kadarıyla, anladığım kadarıyla inşaAllah. Allah hidayet versin. Müslüman Müslüman’a öfke duymaz. Müslüman Müslüman’a sevgiyle, şefkatle yaklaşır. Dostça, kardeşçe yaklaşır. Bizim mücadele edeceğimiz güçler yurtdışında. Yurtiçinde kendi vatandaşlarımıza, kendi kardeşlerimize öfke olmaz. Dostlukla yaklaşsın, kardeşçe yaklaşsın. Kardeşim bu ne bitmez öfkedir. 11 sene oldu artık, Allah’tan korksun. Acayip birşey. Bu inanılır gibi değil bu olay, değil mi? Biz onu defalarca affettik. Benimle ilgili suçlamalarından ben beraat ettim. Fatih Altaylı’nın benimle ilgili suçlamalarından ben beraat ettim. Mahkeme de onayladı. Ağır Ceza Mahkemesi onayladı. Ebru Şimşek’le ilgili de beraat ettim ben. Kardeşim o zaman ne oluyorsun? Yani neden dolayı böyle bir husumeti var, öfkesi var bilmiyorum. Ve yatışmıyor. Şu gazete sayfalarına yazık. Onun bir Habertürk diye şu renkli falan bir gazete çıkarıyor değil mi, mecmua gibi? Orada mı, bugün mü çıktı? Aşağı yukarı tabi yani. Kardeşim güzel güzel faydalı şeyler çıkart. Ne alaka yani. Farz edelim kötü haber dediği gibi. O mutlaka iyi haber olur. Onda hayır olur. Bak Allah diyor, “şer zannedersiniz hayır olur, hayır zannedersiniz şer olur” diyor. Benim aleyhimde hiç bir şey yapamazlar, hepsi hayır olur. Şu ana kadar yaptıklarından hangisi bana şer oldu kardeşim. Bir tanesini söylesinler. Hepsi bana şeref olmadı mı, hepsi bana onur olmadı mı? Hepsi beni yükseltmedi mi, güç vermedi mi? Dünyaya, Darwimizm’e yönelik yaptığımız hareketlerde Allah bizleri %100 başarılı kılmadı mı? Yerle bir etmedik mi? Sırtlarını yere getirmedik mi? Bu nedir, nedir bu çırpınma? Fatih Bey’den istirham ediyoruz, bak, kardeş gözüyle baksın. Akılcı baksın, şefkatle baksın. Bu husumete, bu öfkeye gerek yok. Ahirette pişman olur. Ahirette pişman olur, değil mi?
SUNUCU: Acaba şey demek mi istedi? Hani daha devam ediyor ya mahkeme süresi. Hani acaba bu yüzden mi kötü bir haber sizin için? Hani bitmedi?
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi kötü haber nasıl olur biliyor musun? 3 yıl ceza vermiş zaten. Allah razı olsun Salih Bey’den, Hocamız Salih Beyefendi’den. Bir yıl da ilave etti. Bilmiyorum niye ilave ettiğini, onu da bilmiyorum. Onu açıklamadı zaten. Mahkeme kararında yok, teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Yani belki uzun süre yatarsam daha da sevap alırım diye de düşünmüş olabilir. Beni bereketlendirmek için de yapmış olabilir. Hz. Yusuf (a.s.) 7 yıl yatmıştı. Normalde 7 yıl verse daha da güzel olurdu ama takdir onun tabi inşaAllah. Ben Hz. Yusuf (a.s.) gibi yatmak isterdim inşaAllah. Ama mahkeme kararını…
SUNUCU: Ama demeyin Allah korusun. Niye öyle söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ama sen oradaki manevi makamı, manevi güzelliği görmen lazım. Çile olmazsa Ahiret olmuyor. Allah’ın rızası olmuyor. Yani bana sen iyilik etmek istiyorsan çilenin güzel olduğuna inanacaksın. İmtihanın güzel olduğuna inanacaksın. Benim Cennet’e gitmemi istiyor musun sen?
SUNUCU: Tabii ki isterim herkesi isterim, tüm iyi insanların.
ADNAN OKTAR: Allah’ın rızasını kazanmamı istiyor musun?
SUNUCU: Tabi isterim.
ADNAN OKTAR: Bana çile teklif edeceksin. Rahat oldun mu, keyif zevk oldu mu Allah’ın rızasını kazanamazsın. Çilenin içindedir bunlar. Hz. Yusuf (a.s.) hapse girmeseydi, Hz. Yusuf (a.s.) olmayacaktı. Kuyuya koydu kardeşleri. Yusuf denildi mi aklına ne geliyor senin, Hz. Yusuf (a.s.) denildi mi? Hapis. Ondan dolayı seviyoruz işte. Allah onu süsledi, hapisle süsledi. Ama Yargıtay ne dedi? Ben bu kararı hukuki bulmuyorum dedi ve birçok cihetten bulmuyorum dedi, bozdu ve geri gönderdi. Yani bu, onun açısından nasıl kötü haber oluyor ben anlamadım. Ama şu anlamda demiş olabilir Fatih Altaylı, belki böyle derin bir yönü de olabilir. Tam büyük sevap kazanacakken, biz hapse girip sevap kazanacakken, Allah’ın rızasını daha çok kazanacakken, ondan mahrum oldu anlamında demiş olabilir. Öyle dediyse doğru söylüyor o anlamda.
OKTAR BABUNA: Siz dışarıdaki vakti öyle bir değerlendirirsiniz ki Hocam, o sevabı Allah’ın izniyle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Biz tebliğle, İslam’ı anlatarak aynı sevabı inşaAllah kazanmaya çalışırız. Yalnız beni yerin 7 kat altın koysalar ben yine durmam bak söyleyeyim. O zaman da durmadım. Akıl hastanesine koydular. En yoğun geliştiğimiz dönem o dönemdir. En yoğun faaliyet yaptığımız dönem o dönemdir. Cezaevine girmeden önce bir meskenet gelmişti üstümüze, bir durgunluk. Cezaevine bir girdik atom bombası oldum. Arkadaşlarım da böyle hidrojen bombası oldular. Fırtına olduk, estik. Elhamdülillah, vitamin gibi geldi bana. Dinçleştim, gençleştim, kendime geldim, bana hayat verdi. Elhamdülillah, Allah vesile ediyor. Yani açılıyorum. Çile olmadığında yani acayip bir şeydir o. Bir eksikliktir. Allah’a dua ederim Yarabbi benim hatalarımı affet diye.
SUNUCU: Üzüntüyü, çileyi hiç sevmem ben. Öyle bir şey istemem hayatımda ben ama. Hiç istemem hep mutlu olmak isterim.
ADNAN OKTAR: Ama sen oradaki aşkın kökenidir o, tutkunun kökenidir. Çile çekmeyen aşkı bilmez. Çile çekmeyen tutkuyu bilmez. Deli aşık ruhu, ruhuna yerleşmez. Değil mi? İnşaAllah mecnun olamaz. Mecnun olacak, değil mi? Çöllere düşeceksin Allah için, değil mi?
OKTAR BABUNA: Şeyh Nazım bu hücre hapsinden ve akıl hastanesinden çıktığınızda sizin çok büyük bir velayet makamına ulaştığınızı bildiriyor zaten.
ADNAN OKTAR: Var mı Şeyhimizin sözü sende hazır olarak?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam bulurum ama inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben burada şimdi sözlü olarak söylüyorum sana gönderirler birazdan inşaAllah. Bir bilen olursa inşaAllah. Efendime söyleyeyim, var mı böyle bana bulaşan kişiler, cevaplandırayım.
OKTAR BABUNA: Var Hocam. Bir de nedense bir avukatın ölümünü size bağlamaya kalkmışlar. Ne alaka yani. Hiçbir alakası olmayan.
ADNAN OKTAR: Kim o?
OKTAR BABUNA: Böyle bir haber çıktı bugün Vatan gazetesinde. O da böyle bu tarz haberler yapıyor, Vatan gazetesi.
ADNAN OKTAR: Vatan deyince bir duracaksın. Aydın Bey’in gazetesi mi o?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet Allah rahmet etsin kardeşimize. Nerede benden bahsetmiyor burada.
OKTAR BABUNA: Aşağıda Hocam, “çeteler ve Adnan Hoca’nın davalarına bakan bir hukuk bürosunda çalışan Arslan’ın yapılan ön otopsisinde kalp krizi ya da beyin kanamasından ölmediği anlaşıldı” diye böyle bir iki satır bir şey yazmışlar oraya.
SUNUCU: Haberlerde izlemiştim ben bunu.
OKTAR BABUNA: İlaç yan etkisi ya da zehirlenme olasılığı üzerinde duruluyor demiş.
ADNAN OKTAR: Tamam benim avukatım, kim avukatım, kimin için diyor?
OKTAR BABUNA: Yani sizinle uzaktan yakından ilgisi yok.
ADNAN OKTAR: Hayır bu avukat kim?
OKTAR BABUNA: Ece Arslan diye bir avukat.
ADNAN OKTAR: Ece Arslan. “Bir hukuk bürosunda”. Hangi hukuk bürosu bu? Ne zaman çıktı bu haber?
OKTAR BABUNA: Bu da yeni, yeni bir haber.
ADNAN OKTAR: Nasıl yeni canım, bu hafta mı, bu ay mı, bu şey mi?
SUNUCU: İki gün mü oluyor haberlerde göstermişlerdi. Hatta yanında çalışıyor beyaz, kır saçlı bir beyefendinin yanında.
OKTAR BABUNA: Bugün çıkan haber.
ADNAN OKTAR: Beyaz kır saçlı beyefendi?
SUNUCU: Beyefendinin yanında çalışıyormuş. Hatta babası da bayanın avukatmış. Babasının arkadaşının yanında çalışıyormuş. O da hukukçuymuş beyefendi. Öyle yani. Hatta ağlatmıştı haber beni, kız arkadaşı ağlayınca.
ADNAN OKTAR: Yani benim bu hukuk bürosuyla, benim davalarıma mı bakmış bu hukuk bürosu?
OKTAR BABUNA: Onu ima ediyorlar evet.
ADNAN OKTAR: Yani ima olur mu? Öyleyse öyledir. Ne ne diyor?
OKTAR BABUNA: Tam açık söylemiyor Hocam. 28 yaşındaki avukat…
ADNAN OKTAR: Bak Adnan Hoca’nın davalarına bakan bir hukuk bürosunda çalışan diyor. Kardeşim biz her yerden avukat tanıyoruz yani birçok kişiyle avukatlık bağımız var. Yani avukat tayin ediyoruz. Büroda çalışan avukat var. Büronun sahibi bu kardeşimiz de, bu rahmetli de onun yanında çalışıyormuş. Değil mi? Benimle bağlantısı nasıl oluyor? İyi saatte olsunlar. Kardeşim o zaman şimdi Gima’ya gittim mesela Migros’dan alışveriş yaptım. Migros’tan alış veriş yaptık. Migros’ta çalışanlardan birinin yakını vefat etti. Adnan Hoca Migros’tan alış veriş yapmıştı, orada da falanca kişinin yakını vefat etti. Dolayısıyla bağlantıyı siz kurun. Allah Allah. İyi saatte olsunlar. Yani artık insaf ya. O zaman biz yani, şu mantığa bak ya. O zaman ben mesela bu avukatlık bürosunda, bu şahsın yüzlerce müvekkili vardır kardeşim. Yani müvekkillerin ne alaka, bağlantı nasıl olabilir? Bir hukuk bürosundan bir kişi avukat tayin etmiş olmak, ki ben bu bayanı avukat tayin etmedim. Hatırlamıyorum.
SUNUCU: Zaten haberlerde çete sadece demişlerdi. Çete demişlerdi. Sizin adınız geçmedi haberlerde. Tek bu haberde öyle geçiyor gibi geldi bana. Haberlerde izlediğimde adınız geçmiyordu sizin.
OKTAR BABUNA: Tıbbi olarak da zaten şu tarif edilen şey, ağzından köpükler gelmiş. Siz daha iyi bilirsiniz. Bir sara nöbeti sonucunda da olmuş olabilir. Yani bazen sara hastaları…
ADNAN OKTAR: Yani kardeşim, Allah rahmet etsin her şey olabilir. Şimdi yani ben mesela İstinye Park’a gidiyorum alışveriş yapıyorum. Şimdi orada birisi vefat etse, ben sorumlu mu olacağım oraya gittim diye. Alışveriş yapmış olmak, veyahut avukat tayin etmiş olmak orada birisiyle bağlantı kurmak yani ne alaka? Aydın Bey’e de yani maşaAllah, maşaAllah. Kardeşim yani dışarıda nem işte var, hava yağmurlu. Ee, niye bana ördek dedin? Bağlantılara bak, inanılır gibi değil.
SUNUCU: Allah rahmet eylesin Ece Hanım’a.
ADNAN OKTAR: O benim kardeşimdir. Tabii, avukat Ece Hanım. Allah ona gani gani rahmet etsin. Makamını Cennet etsin. Allah ona güzellik versin ama ben çok fazla bu tavrı yani ahlaki bulmuyorum. Yani burada bir acayiplik var. Yani kardeşim bu nasıl bir öfkedir? Nasıl yatışır bu? Ben kimin nasırına bastım ben? Kimin canını yaktım ki bir türlü yatışmıyor bu öfke. Kardeşim bu Darwinizm’i, materyalizmi böyle af edersin böcek gibi ezdik ya. Yani delirttik insanları. Bir kısım şahıslar delirdiler yani. Ben şey kastetmiyorum yani bu vatandaşları kastetmiyorum. Ezmeye devam edeceğiz. Komünizmi, faşizmi, Darwinizm’i, materyalizmi, satanizmi, ateizmi yeryüzünden kaldıracağız. Din Allah’ın oluncaya kadar, bak Kuran’ın hükmüyle ve fitne yeryüzünde kalmayıncaya kadar, eğer gayret etmezsem Allah beni helak etsin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, ben de aynı şekilde söylüyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Var gücümle gayret edeceğim. Asla vazgeçmem. Haa, birilerinin canları yanıyor. Benim hiç dikkatimi çekmez o. Hiç de önem vermem. İstediklerini yapsınlar. Ama ben Aydın Bey’i kınıyorum. Çok ayıp. Hürriyet gazetesinde şimdi birisi vefat etse, biz gidip Aydın Bey’in yakasına mı yapışacağız? Ne alaka? Bu senin işyerinde çalışıyor der miyiz? Şimdi Vatan Gazetesi’nde birisi vefat etse, Vatan Gazetesi’nin yöneticileri mi sorumlu olur bundan? Bir hukuk bürosunda, zamanında ta bilmem ne vaktinde bir avukatı görevlendirmişiz. Yok onun arkadaşı bir bayan vefat etmiş. Allah gani gani rahmet etsin. İnşaAllah Allah annesini, babasına da uzun ömür nasip etsin bu değerli kardeşimize. Bağlantıya bak sen. Bu nasıl bir öfkedir? Nasıl yatışmaz bir öfkedir? Bu, milletime ben bunu şikayet ediyorum.
OKTAR BABUNA: Hayır zaten, siz daha iyi bilirsiniz Hocam yani nasıl öldüğü dahi anlaşılmamış daha. Yani bir otopsi sonucu dahi yok yani. Ona dayanarak böyle … ağzından köpükler çıkarak…
ADNAN OKTAR: Kardeşim ayrıca ben ne alaka? Ben yani, karınca görüyorum yerde hayvanı peçeteyle alıp dışarıya koyuyorum yani. Biz yani, böyle bir bağlantı nasıl düşünebiliyorlar yani?
OKTAR BABUNA: İşte pilavından taş çıkıp dişi kırılsa sizden bilecek duruma gelmişler Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Ekonomik krizin sebebi o. İşte bilmem nerede yangın oluyor, Adnan Hoca çıkartmıştır. Bilmem ne oluyor, bilmem ne. Biraz kendilerine gelsinler. Biraz öfkelerini yatıştırsınlar.
SUNUCU: Başınızı ağrıtıyorlar sadece.
ADNAN OKTAR: Yok ağrıtmıyor. Hiç ağrımışa benziyor mu? Bayağı açılırım ben böyle şeylerden.
SUNUCU: Ben üzülürüm böyle şeylerde.
ADNAN OKTAR: Bana acayip yarar. Ben bu olmadığında inan meskenet haline düşerim. İnan benim gıdam budur. Yani benim benzinim bu. Ah sen beni tanımıyorsun.
SUNUCU: Ama çözmeye başladım.
ADNAN OKTAR: Ben kor ateş gibiyim. Bak kor ateş gibi. Yani bana fırtına geldikçe, göklere çıkar benim ateşim.
SUNUCU: Hırslanıyorsunuz değil mi? Daha verimli olmak için.
ADNAN OKTAR: Ben aşk ehliyim. Deli aşığım ben. Ben böyle şeyde. Ama tabi kardeşimizin vefatı yani bunu anlatırken oradaki şey ayrı. Allah defalarca rahmet etsin, mezarını Cennet bahçesine çevirsin. Ama böyle bir şeyi bile bak, taa handalı handalı derler yan kapının mandalı. Oradan bile ilişkilendirmeye çalışmak muazzam bir öfkeyi göstertir. İnsaf kardeşim, insaf. Yani o dediği avukatın, binlerce müvekkili vardır. Ne alakası var? Değil mi? Çok ayıp yapıyorlar. Çok ayıp yapıyorlar. Bak en ufak bir haberde, lehime olan bir haberi bile anormal gibi göstermeye çalışıyorlar.
OKTAR BABUNA: Yani bu çok acayip Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bizim mahallede birisi vefat etse, şimdi diyecekler ki işte Adnan Hoca adamı sinirlendirdi adam da vefat etti. Veyahut bir şey oldu. Yahut bir yerde bir yangın çıkacak İstanbul’da, Adnan Hoca orada durduğu için böyle oluyor. Ben bereket getiririm, uğur getiririm. Akıllarını başlarına alsınlar. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam sizin merhametiniz, ahlakınız ben bir kere şahit oldum, yani çok şahit oldum da inşaAllah, televizyonda, bu arabaların üzerine ellerini koyarak şey eden yarışmalar oluyordu. Orada fenalaşan birine doktor göndertmiştiniz hemen siz Hocam. Hatırlıyorum ben inşaAllah. O derece bir merhametiniz, şefkatiniz var.
SUNUCU: Dokun bana, yani arabaya dokunmaydı değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani kardeşim bunlar söylenmez de ben yani. Mesela internetten bir haber gönderiyorlar, sabaha kadar uyuyamıyorum. Neticesini bekliyorum. Gönderiyorum çocukları. İlgilendiniz mi, ilgilendiniz mi, ilgilendiniz mi? Mesela bak geçenlerde de bir anne, karaciğeri değiştirilecekmiş. Bir haftadan beri onunla uğraşıyorum.
SUNUCU: Allah razı olsun.
OKTAR BABUNA: Evet, ben şahidim Hocam inşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Dedim bak, bizim çocuklardan biri git sen ver dedim ciğerini. Tutuyormuş, ölecek kadıncağız. Bak arkadaşımız, ciğerini verince dedi, ciğeri yeniden yerine geliyormuş. Tamam dedik yani o zaman ölmeyeceğine göre bir şey yok. Git ver dedim yani.
OKTAR BABUNA: Ki bildiğim kadarıyla da hiç tanımadığınız birisi. Yani hasta olan.
ADNAN OKTAR: Yani kadınla hiçbir bağlantım yok. Vicdan azabı çektim, acayip rahatsız oldum yani. Kadıncağız demiş işte ben ciğer bulamıyoruz, öleceğim demiş 15 günü falan var demişler. Şimdi bana…
SUNUCU: Çoluk çocuğu da vardır, mağdur olacaktır.
ADNAN OKTAR: Yaşlı da, 70 yaşında falan. 70 yaşında falan kadın. Duydum kardeşim arabada söyledi, acayip içime oturdu. Git dedim, ne gerekiyorsa yap. Kanını verdi şimdi çocuk, uyum var mı ona bakıyorlar. Kan grubu tutuyormuş bunun, kan grubu. Oluyorsa dediler şimdi bak haber bekliyorlar.
OKTAR BABUNA: Hocam ben hastalandığımda, ailem beni bıraktığında siz dünyayı ayağa kaldırdınız Hocam inşaAllah, ki bütün doktorlar ölecek diyordu. Yani bütün hastalar ölmüş bu hastalıktan. Öyle bir hastalıkta kesinlikle bütün dünyayı ayağa kaldırmıştınız. Kampanyanın yanında Hocam, bunu bilmeyebilirler izleyicilerimiz dünya çapında tam bin tane doktora takip ettirmiştiniz benim hastalığımı. Tam bin, sayı söylüyorum.
ADNAN OKTAR: Bak, bine tamamlayın dedim. Bana dediler ki, % 99 uyumlu buldular dediler ilik. Olmaz dedim. Bu dedi ki ben olacağım dedi, ameliyat olacağım dedi. Kardeşim bak tutmayabilir, vicdan azabı çekerim. Sanki ben ölümüne sebep olmuşum gibi düşünürüm. Yani ben vicdan azabından ne olduğunu düşünemiyorum Allah vermesin. Allah vermesin yani Allah öyle bir acı vermesin. % 99,99,99’unu bulacaksınız dedim. Dünyayı yıktım. Ve sonunda bulduk. Dünyayı yıktım yani. Bakan o zamanın Osman Durmuş muydu?
OKTAR BABUNA: Osman Durmuş evet.
ADNAN OKTAR: Osman Durmuş televizyonlara çıktı dedi. Adnan Hoca’nın bu yaptığı dedi titan saadet zinciri gibi mi ona benzer böyle. Yani beni suçlu gösterdi. Polis neden duruyor dedi, devlet neden duruyor dedi. Hemen müdahale edin dedi. Bana. Yani bu çalışmayı yaptığım için, buna yardım ettiğim için. Tabii, tabii. Osman Durmuş çıktı resmi açıklama yaptı. Polis harekete geçsin dedi, bir an önce dedi devlet harekete geçsin. O tür faaliyetler yapıyorum diye. Bu tip, bunu kurtarmaya çalışıyorum diye.
SUNUCU: Sizi kurtarmak için, ilik almak için mi oluyor böyle şey?
OKTAR BABUNA: Ki siz ilik kampanyası başlatmıştınız Hocam yani faaliyet buydu.
ADNAN OKTAR: Bunu yaptığım için.
SUNUCU: Can kurtarıyoruz.
ADNAN OKTAR: Basın sür manşet dediler, titan saadet zinciri gibi falan dediler. Kardeşim ne diyorsa desin, 30 yıl da olsa hapis yatarım ben dedim. Kurtacağız dedim çaresi yok.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Babası dedi ki, ben dedi para vermem dedi. Çünkü kurtulmaz bu dedi. Televizyona çıkıp söylediler, bak televizyona çıktı söyledi.
SUNUCU: Siz inancınızı kaybetmediniz ama, en iyi destektiniz. Ne güzel.
OKTAR BABUNA: Dünyayı ayağa kaldırdı Hocamız.
ADNAN OKTAR: Babası vermem ben, beş kuruş vermem dedi. Akrabalarına bakılacaktı, ya dedi siz rahatsız etmeyin milleti, bizi azarladı babası. Kimseden kan istemeyin dedi, kurtulmaz dedi. Yani ilik istemeyin dedi kimseden.
OKTAR BABUNA: Hatta ters bile, sizin hakkınızda konuştu ciddi hakaretamiz konuştu.
ADNAN OKTAR: Bak küfür etmiş.
OKTAR BABUNA: Telefonda küfür etti evet. Akrabalar bu iş için rahatsız edilir mi? Siz bir şey misiniz diye böyle bir hakaretamiz bir ifade de kullandı.
ADNAN OKTAR: Yok canım televizyona çıktı söyledi yani ben duydum, kulağımla duydum. Dedi, ben para vermem böyle bu şeye dedi. Bu zaten ölecek dedi.
SUNUCU: Benim babam ne yapar eder, hayatımı kurtarmak için elinden geleni yapardı.
ADNAN OKTAR: Hani ölüyordu? Aslan gibi bak buyur.
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah. Sizin vesilenizle Hocam inşaAllah. 6 sene 1 dakika yalnız kalmadım Hocam. Bakıldım, sizin vesilenizle maşaAllah. Öyle bir takibiniz vardı.
ADNAN OKTAR: Şimdi isim vermeyeyim de bir kardeşimiz daha. Yani bu ailelerin bir kısmı böyle, değişik oluyor. Çocuk kansere yakalandı, ama çok süratli gelişen bir kanser. Akciğere falan da atladı, vücudun başka yerlerine de atladı. Babası da tanınan bir insan. O dedi, Adnan Hoca ilgilensin bana hiç gelmeyin dedi. Ben muhatap olmak istemiyorum dedi. Terk ettiler çocuğu. Allah Allah. Tamam dedik olsun.
SUNUCU: Ama bazılarının da maddi gücü olmuyor ya hani.
OKTAR BABUNA: Varken.
SUNUCU: Varken mi? Aa çok ayıp.
ADNAN OKTAR: Olmayan adama ben söyler miyim? Olmayan adama söyler miyim ben? Yani isim vermiyorum, isim vermiyorum. Onu da kurtardık elhamdülillah. O da aslan gibi. O da aslan gibi. Benim yufka yürekli olduğumu bilir millet. Gelen bana gelir o yüzden. İnşaAllah. Ve iftihar ederim, iftihar ederim.
OKTAR BABUNA: Çok tanınmış kimselerin de böyle, çok şahit oldum Hocam inşaAllah. Size böyle sığındıklarına. Çok tanınmış, hastalanıp hatta.
SUNUCU: Bağış yapan, yardımsever, hep böyle yardıma koşanları çok severim ben. Çok eksik böyle şeyler.
ADNAN OKTAR: Mesela bu bizim Savaş Ay var biliyorsunuz. Televizyona çıktı, açık açık bu faaliyetimden dolayı bana sert bir üslupla konuştu. Hatta dedi, sen beni şu an seyrediyorsundur dedi. Açık açık konuştu televizyonda, söyledi. Bu faaliyetimden dolayı beni kınadı o zamanlar. Yani buna ilik aradığım için, beni o yöndeki faaliyetlerimden dolayı kınadı. Kınamakla da kalmadı çok ağır konuştu. Çok ağır konuştu. Ve günlerce devam etti TGRT’de. TGRT’de. Türkiye Gazetesi Radyo Televizyonu. Evet, ona ait televizyondu. Sonra onlar Fox TV oldular. Evet. O zamanlar yani sen o zamanlar Türkiye’de olmayabilirsin. Sonra Savaş Ay gırtlak kanseri oldu. Gırtlak kanseri oldu. Sesi gitti. Ben evine kadar gittim. Evine gittim. Geçmiş olsuna gittim. Bütün gücümüzle onu kurtarmak için de her yeri ayağa kaldırdık. Araştırma yaptırdım bunlara.
OKTAR BABUNA: 370 doktordan görüş alındı dünya çapında Hocam.
ADNAN OKTAR: 370 doktordan görüş aldırttım. Ameliyat yapılması gerekiyordu, onu tavsiye ettik. Yani çeşitli şeyler yaptık. O da dua etti, böyle bir helalleştik. Ve bana benim aleyhimde yoğun faaliyet yapan bir insandı. Çok yoğun. Ve hakkımı helal ettim. Hasta olduğu için. Hakkımı helal ettim. Yani kalben hakkımı helal ettim. Sarıldık. Annesiyle de tanıştım, evine de gittik. Oktar ile haber göndermişti, değil mi? Seninle haber göndermişti önce değil mi? Nasıl olmuştu?
OKTAR BABUNA: Hocam bir mucize oldu. Hiç sesi çıkmıyordu, yani ses çıkaramıyordu, böyle fısıltı ile konuşabiliyordu, hatırlarsanız evine gittiğimizde. Ve televizyon programlarını bırakmıştı zaten bu yüzden. Bayağı bir süredir çıkmıyordu. Siz dua etmiştiniz Hocam. Evine gittiniz, çok kısa bir süre, günler içerisinde bana telefon açtı, konuşmaya başlamış. Şu anda televizyon programları yapıyor zaten, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Hocam bana dua etsin demiş sana.
OKTAR BABUNA: Evet, benden dua etsin diye istemişti, söylemiştim size de zaten.
ADNAN OKTAR: Dua etsin dedi. Biz de ziyaretine gidelim dedik, inşaAllah, geçmiş olsun diye. Hem dua ettim, ziyaretine gittim. Yani ben kindar bir insan değilim. Bu söylenmez ama, bir güzellik olduğu için, bir hoşluk olduğu için söylüyorum. Yani affedici yönümün bilinmesi açısından. Ben ondan intikam almak, aklımın ucundan dahi geçmez. Ki günlerce TGRT’de faaliyet yaptı aleyhimde. Gazetelerde de yaptı. Uzun sürdü, çok uzun sürdü, çok uzun sürdü. Gani gani hakkım helâl olsun. Allah şifa versin. O zaman da dua etmiştim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şimdi aslan gibi zaten maşaAllah, programlar yapıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
SUNUCU: Çok sempatik buluyordum ben onu televizyonda.
ADNAN OKTAR: Yani aslında, bizim memleketimizin insanları, hepsi iyidir, mazlumdur bizim millet ama işte bazen böyle, ya nefislerine uyuyorlar, ya şeytana uyuyorlar, ya bazen, yani bir şeyler. Yahut işte halkın, bir kısım vatandaşların gönlünü almak için bazı tavırlar koyuyorlar. Çoğu zaman da öyle oluyor, mesela samimi kanaati öyle olmuyor. Mesela bir gazeteci daha var öyle, geçenlerde öyle bir mail göndermiş, yani bambaşka bir şey. Onlara yaranmak için yaptığını dolaylı yoldan anlatmış oluyor üslubunda. Yani bu tip olaylar.
OKTAR BABUNA: Çok var Hocam böyle. Yani size, Savaş Bey’i tenzih ederim de, böyle düşmanlık yapıp, ondan sonra size gelip sığınan, bir rahatsızlığı olduğunda, başına bir şey geldiğinde, ben çok gördüm, hiç kin gütmüyorsunuz, tam tersi sahipleniyorsunuz.
SUNUCU: Demek ki çok merhametlisiniz ve çok inançlısınız ki affedicisiniz.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yani hayret edilecek bir şey. Yani mesela, kardeşim, eğer beni hakikaten dediği gibi tanımış olsa adam, gelir benden yardım ister mi? Yani o kadar çok aile var ki. Geçenlerde bunun babası da öyle, epey oluyor. Kalbi durmuş evde, doktora gitmiyor. Allah Allah, sorduk, nabzında bir sorun var. Bir daha söyledik, gitmiyor. Ben mecbur ettirdim, zorla götürttürdüm, Cevat Hoca’yı hastaneye. Götürttürdük, acil kalp pili taktılar. Büyük bir olaymış, ölüyordu. Ben göndermemiş olsam ölüyordu.
OKTAR BABUNA: Kalbinde blok diye bir şey oluşuyor böyle, dediğiniz gibi yığıldı. Kalp pili takılmasaymış yani %100 gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zorla gönderttirdim, bak zorla. Yani zorla götürttürdük, ve kurtuldu.
OKTAR BABUNA: Ameliyatta arkadaşlarınızı göndertip kan verdirtmiştiniz Hocam. By pass ameliyatı oluyordu.
ADNAN OKTAR: Kalp ameliyatı, tabii. Yani çok fazla kardeşi gönderttirdim, bizim çocuklardan.
OKTAR BABUNA: Ama işte yani samimi kanaatleri, çok seviyorlardı, öve öve bitiremiyorlardı televizyonlarda. Mektuplar gönderdiler sağa sola. Sonra tam tersi bir faaliyet içersine girdiler. Yani Hocamızı mahkum ettirebilmek, hapse girmesini sağlayabilmek için.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir dava daha açmışlar, bir çete davası. Oktar da orada mahkum. Üç-beş kişiyi gizli şahit olarak, onlara para dağıtıp onları da işin içine sokmuşlar. Yani bunun ailesi değil de.
SUNUCU: Siz mi çetesiniz demek istiyor?
ADNAN OKTAR: Yani kendince, tabii. Şimdi, senin ailen, zaten şu davayı onlar açtırttırmış değil mi? Bir dava daha açtırdılar, evet.
SUNUCU: Sizin aileniz?
OKTAR BABUNA: Evet, benim ailem.
ADNAN OKTAR: Bir de yine bir ekip daha, onlara da para verip böyle yalancı şahitler bularak milleti kandırmışlar.
SUNUCU: Ne güzel doktor olmuş, yükselmiş hayatında. Çok gurur verici şeyler yaptı. Neden aileniz böyle kötü?
OKTAR BABUNA: İşte o hale geldi.
SUNUCU: Çok üzüldüm şu an, ciddi anlamda. Ben bile gurur duydum geçen röportajda, hani İngilizceniz harikaydı.
OKTAR BABUNA: Göstereyim mi Hocam samimi kanaatlerinin olduğu o ifadeleri.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, şunu söyleyeyim de ondan sonra. Bir para dağıtarak yalancı şahit bulma modası başladı. Bir kısım aileler şimdi buna başladılar. Ailen de ayrıca gitti bizleri şikayet etti. Onların da ayrı bir yöntemi var, kendilerine göre ayrı bir yöntem kullanıyorlar. Daha önceki davalardaki olaylarda da ayrı yöntemler kullanıldı. Bir de yanlız bu para dağıtma modası çıktı, 200’er milyar, yalancı şahitlere. Bir de yeni bir ekip de bu koldan çalışıyor. Ne yapıyorsan yapsınlar, ellerinden geleni artlarına koymasınlar. Anlat, göreyim bakayım neymiş?
OKTAR BABUNA: Bu Vakit Gazetesi’nde çıkan bir ilan burada. Şimdi annem ile babamın gerçek, samimi kanaatleri tam burada anlatıldığı gibi. Bakın burada, Cevat Babuna’nın Objektif Programı’nda, 2000 yılında çıktığı Objektif Programı’ndaki konuşması var. Diyor ki Hocamız için; “fakat yüzün üzerinde kitabı ve şu gördüğünüz, bunların hepsi bilimsel kitaplar”, Hocamızın kitapları için. “Ancak, kendi hayatını vakfetmiş”, Allah’a adamış anlamında, “bir insan, öyle anlaşılıyor. Devamlı okuyan bir insan, hiç dışarı çıkmıyor. Başka kim yazacak, Adnan Oktar’ın yanında bir atom profesörü, bilmem ne yok ki”. Bakın diyor ki Bilim Araştırma Vakfı mensupları hakkında, Hocamızın arkadaşları hakkında; “bu çocukların hepsinin fevkalade iyi ailelerden geldiğini, fevkalade iyi yetiştiklerini yani temenni edilecek vasıflara sahip insanlar. Bunları ben, milli, manevi değerlere bağlı, memleketini seven, fevkalade dürüst, ahlaklı kimseler olara aylarca beraber kalmak sureti ile tanıdım. Aylarca, bir gün, iki gün değil”. Yani çok iyi insanlar diyor, üstün ahlaklı. Annem de diyor ki, bakın yazdığı mektup 2002 tarihli, Adalet Komisyonu Başkanlığı’na yazdığı mektup; “en baştan belirtmeliyim ki, ben bu insanları, eşimin Bilim Araştırma Vakfı’nın bilimsel çalışmalarına katılımından dolayı yıllardır tanıyorum. Bu nedenle de yapılan suçlamaların, hiçbirisinin doğru olmadığını biliyorum. Ayrıca ortaya atılan iddiaların gerçek olmadığını bilmemin bir de diğer sebebi, bu davanın ne kadar anlamsız gerekçelerle yürütüldüğünü ve örgüt suçlamasının da nasıl kanuna aykırı temellere dayandırıldığını, şahsi tecrübelerim ile görmüş olmam”. Bakın diyor ki, “örgüt suçlamasının nasıl kanuna aykırı temellere dayandırıldığını, şahsi tecrübelerim ile görmüş olmam” diyor, devam ediyor; “ayrıca eşim ve ben Sayın Adnan Oktar’ı da tanır, sever ve kendisine büyük hürmet duyarız. Adnan Bey gibi kültürlü ve saygın bir insanı, sadece Türkiye’de değil, dünyanın herhangi bir ülkesinde de bulmak son derece güçtür. Kendisi ile tanışmak bizim için çok büyük bir şeref oldu. Eserleri dünyanın hemen her yerindeki insanlar tarafından biliniyor ve okunuyor. Hatta bildiğim kadarı ile birçok Avrupa ülkesinde, en çok okunan eserler arasında yer alıyor”, Profesör Dr. Cevat Babuna’nın eşi Sevim Babuna. İmzası burada, Sevim Babuna olarak imzalamış. Şimdi bunlar, samimi kanaatleri. Ondan sonra akıl almaz bir faaliyet içersine girdiler. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün lobi sorumlusu olarak yargılanan, tutuksuz olarak yargılanan.
ADNAN OKTAR: Bu şeyi daha sonra konuşuruz. Diğer başka konulara girelim. Evrim konusunu konuşalım, her şeyi konuşuruz, ama bir ara verelim, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, nasıl devam etmek istersiniz?
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, bir şeyler anlatıyordun sen, ben senin konuşmanı kestim değil mi yarım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam anlat, nedir anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Bu davanın açılış şeklinden bahsediyordum Hocam. Annemlerin samimi kanaatleri.
ADNAN OKTAR: Onları sonra anlatırsın sen. Yine anlatırız, onları da anlatırız.
Efendim, Bediüzzaman Said Nursi ne diyor; “hem deccalin” diyor, “rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükümetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsı ile münasebetten rivayet edilmesi ciheti ile manası gizlenmiş. Mesela o kadar kuvvetlidir ki, devam eder. Yanlız Hz. İsa (a.s.), onun fikir sistemini öldürebilir, başka çare olamaz, diye rivayet edilmiş. Yani onun mesleğine ve yırtıcı rejimini bozacak, ancak semavi ve ulvi, halis bir din İseviler’de zuhur edecek ve Hakikat-i Kuraniye’ye iktida uyan ve ittihad eden, birlik olan bu İsevi dinidir ki Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulü ile o dinsiz meslek mahvolur”. Bak, “Hz. İsa (a.s.) nuzulü ile, inişi ile, o dinsiz meslek mahvolur”. “Yoksa onun, deccalin şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir”. Yani mikroptan ölecek diyor. Hastalıktan ölecek deccal diyor. Yani bizzat Hz. İsa (a.s.)’ın öldürmesi mevzu bahis değil diyor. O kadar kuvvetlidir ki ve devam eder diyor. Halen de bak direniyorlar. Şimdi Darwinizm’i yıkmak yetmiyor. Devletlerin rejimi, Darwinizm’in üzerine oturmuş. Şimdi altından adamların oturduğu sandalyeyi çekiyorsun, ama adam boşlukta oturmaya devam ediyor, cins yani adam. Adam, yani sandalyede oturur gibi oturuyor bir şey olmamış gibi. Baba diyorsun, sandalyeni çektik diyorsun, oturacağın bir şey kalmadı diyorsun, olsun ben havada otururum diyor. İşte Hz. İsa (a.s.)’nın yapacağı, bu havada oturanları, yerin üzerine yapıştırtmak. Siyaset cihedinden vuracak Hz. İsa (a.s.) da, inşaAllah. “Maddiyunluk, ateist, Darwinist ve Materyalist felsefeler, manevi taundur” diyor. Yani vebadır diyor, hastalıktır diyor, Darwinizm ve Materyalizm, Said Nursi diyor. “Beşere şu müthiş sıtmayı tutturduk”. Bütün beşer diyor, insanlık titriyor diyor, hasta oldular diyor. “Gazab-ı İlahi’ye çarptırıldı” diyor. Yani insanlar sevgisizlik, savaşlar, kavgalar, hayat pahalılığı ile mahvoldular diyor. “Telkin ve tenkit kabiliyeti”, yani insanları ikna etmek ve ona karşı mücadele edenleri tenkit etmek, aleyhinde propaganda yapmak. Mahçup edecek güya. Aleyhte faaliyetler yapmak, basın ile, televizyon ile, gazeteler ile Müslümanların aleyhinde ve anti-Darwinist olanların aleyhinde yapılan faaliyet ile tevessü edip geliştikçe, bu taunda bulaşıcı veba hastalığı da tevessü eder gelişir. Yani komünist, Darwinist, materyalist sistemin özelliği budur diyor. Bir telkin yapar diyor, yalan haberler ile insanları kandırır, gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda, Darwinizm ile ilgili sahte haberler çıkarır. Bir de, ona karşı, Darwinizm’i ezenlere karşı da diyor, tenkit yaparak; yani aleyhte faaliyet yaparak, onları kendince iftiralarla, karalama kampanyaları ile durdurmaya çalışarak, gelişmeye gayret eder diyor, deccaliyet diyor. “Tabiyyun, maddiyun”, materyalist, Darwinist felsefeden, “tevellüt eden”, doğan, “bir cereyan-ı Nemrudane”, yani Nemrut gibi, dinsiz, imansız akım. Hani Hz. İbrahim (a.s.) zamanındaki Nemrut gibi, Firavun akımı, deccal akımı. “Gittikçe, Ahir Zamanda, felsefe-i maddiye,” materyalist felsefe kanalı ile “intişar ederek”, gelişerek, “kuvvet bulup uluhiyeti”, Allah’ın varlığını, “inkâr edecek bir dereceye gelir”. Zaten inkâr ettiler Allah’ı. Buna karşı, işte Said Nursi diyor, Ehl-i Beyti Nebevi soyundan gelen diyor, Hz. Mehdi (a.s.), bu cereyan-ı Nemrudane’yi ortadan kaldıracak diyor. Ve Hz. İsa (a.s.) ile, ikisi birleşerek.
Evet Oktar, sen anlat birşeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, bu Türk İslam Birliği’ne yönelik önemli haberler çıkıyor Hocam, sık sık. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, Pakistan Cumhurbaşkanı ve Afganistan Cumhurbaşkanı ile biraraya geldiler geçtiğimiz hafta içerisinde. “Afganistan’ı sahiplendik. Asya ve Avrupa’yı birleştiren İstanbul, bu kez Afganistan’ın istikrarının masa yatırıldığı zirvede, üç kıtadan ülkeleri buluşturuyor” diyor. Tam söylediğiniz yönde, her gün bir gelişme oluyor Hocam, maşaAllah. “Üçlü zirveden, eğitimde işbirliği mesajı çıktı. Afganistan’daki rolünüz çok önemli”, demiş İngiltere Ankara Büyükelçisi ve eski Afganistan özel temsilcisi David Reddaway. İstanbul’da başlayan Afganistan Konferans’ı için Hürriyet’te yazmışlar Hocam inşaAllah. Herkes bölgede sizin söylediğiniz yönde, Türkiye lider kabul ediliyor. Türkiye büyük ağabey diye Ferit Şahenk de bir konuşma yapmış Hocam inşaAllah. O da söylüyor, herkes de söylüyor Hocam maşaAllah, tam dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki, “deccalin şahs-ı surisi, görünüşü insan gibidir”. Yani deccaliyetin dış görünümü insana benzer diyor. Yani fikir sisteminin oluşturduğu yapı. “Mağrur, enaniyetli, firavunlaşmış, katılaşmış ve sevgiyi, şefkati, merhameti ortadan kaldırmış, sökücü, asmaya-kesmeye kafası yatkın, Allah’ı unutmuş olduğundan” diyor, “suri”, sureti görünümü, “cebbârâne”, zorla olan hakimiyetine, iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi. Asarak, keserek, cami bombalayarak, Müslümanları tahrip ederek, kan dökerek, “hakimiyetine uluhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır”, diyor. Allah biziz diyorlar haşa. Bir çok devlet, bir çok hükümet, gizli derin devletler bunu söylüyorlar. Allah biziz diyorlar haşa. Bak “uluhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessastır”, aldatıcı insandır diyor. “Fakat şahs-ı manevisi olan dinsiz cereyan-ı azimi pek cesim büyüktür”. Darwinizm bütün dünyayı kapladı biliyorsunuz. İdi, biz böyle, efendim ağaç gibi kökten söküp böyle değil mi, ince ince, istif istif böyle doğrayıncaya kadar, ilim ile fikir ile. “Rivayetlerde deccal'a ait tavsifât-ı müthişe”, dehşet verici vasıflandırmalar ona işaret eder diyor. Yani çok azgın bir sistemdir diyor Mektubat’ta. Evet, bu deccal bahsine devam ederiz. Ne diyor, Vakit Gazetesi, yarınki sayısı mı bu, evet. Yargıtay diyor BAV davasını bozdu diyor. Evet, burada gerekli bilgiler var. Burada detaylı bilgi edinmek isteyen kardeşlerimiz buradan alıp okuyabilirler. Ayrıca başka ne var burada, var mı bunda başka haber?
OKTAR BABUNA: İlan.
ADNAN OKTAR: Nerede var, arka sayfalarda falan mı, şurada evet. Burada da ilan var. Bu ilanı evet, detaylı, kapsamlı hazırlamışlar. Yarın bu gazeteyi alan kardeşlerimiz çok detaylı buradan görebilirler. Evet, tamam değil mi, gösterdik, tamam. Vakit Gazetesi, delikanlı gazetedir. Bak her zaman söylüyorum. Müslümanlar güvenerek alabilirler. Dürüsttür, samimidir, iyi niyetlidir, cesurdur, Allah’tan başka kimseden korkmazlar. Böyle çıkar amaçlı değildir, yani bundan geçim sağlayalım, ondan sonra, gibi değil. Allah rızası için faaliyet yapan insanlardır. Haklarında aleyhten konuşan kişilere kimse inanmasın. Yani yakından tanıdığım çok değerli, zaten gazeteyi alanlar da bunu görürler. Benim söylememe dahi gerek yok. Hep haklıdan yana, mazlumdan yana, iyiden yanadırlar. Onun için bu gazetenin güçlenmesinde çok büyük fayda var. Kardeşlerimiz mesela dışarı çıktıklarında, bir simit aldığında bir de, bir tane de Vakit Gazetesi alır. Almış olsa dahi, yolda gidersin bir simitçiye verirsin. Kardeşim ben sana vereyim bu gazeteyi, al oku dersin. Veyahut bakkala bırakırsın, mahalle bakkalına. Bak al oku, bu güzel gazete de denebilir. Böyle hayırlı, güzel faaliyetler yapan gazeteleri desteklemekte fayda var. Nedir nihayet yani bu, ne kadar bunun fiyatı?
OKTAR BABUNA: 60 kuruş falan.
ADNAN OKTAR: Çok cüzi miktarda yani bu benim cebimde böyle para yok deyip denecek bir durum yok değil mi? 50 kuruş, 60 kuruş para mı yani? Allah rızası için bu gerekir. Çok faydalı, güzel şey olur. Dürüstlüğe, iyiliğe, samimiyete bir katkı olmuş olur. Yani böyle mesela ufak-tefek yine gazeteler oluyor, mesela ne bileyim, Yeni Asya gibi. Bunlar güzelliktir. Yani böyle samimi gazeteler, hepsi samimi de, yani birçoğu, tabii samimi olmayanlar da var. Fakat özellikle böyle küçük olup, fakat güzel faaliyet yapan gazeteler, dergiler bunların desteklenmesi önemlidir, inşaAllah.
Oktar Hocam, anlat birşeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, Hocam bu Ahir Zamanda vahşi hayvanların ehilleştirileceğini hadislere dayanarak açıklamıştınız Hocam. Sürekli bu yönde haberler çıkıyor. Çitaların, vahşi hayvanlar avlanmak için gezdiklerinde impala ile karşılaşıyorlar. Birdenbire böyle aralarında bir sevgi bağı oluşuyor karşılaştıklarında. Onları yemek yerine, sevgi ve merhamet gösteriyorlar. Bu da haber oldu Hocam inşaAllah. Ava çıktılar, dost oldular diye burada fotoğrafları var.
ADNAN OKTAR: Baksana kafasını okşuyor, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, kafasını okşuyor Hocam inşaAllah. Hemen yanında da kedileri evlat edinen köpek haberi var.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) devrinin özellikleridir bunlar. Mehdi (a.s.) devrinde bunların olacağı çok detaylı hadislerde belirtilmiştir. Evet, anlat Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Hocam bu kelebek kanatlarıyla ilgili bir görsel bir şey vardı, slayt şeklinde gösterelim mi onu?
ADNAN OKTAR: Görelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, kelebek kanatlarında Allah’ın yaratma mucizesi. Çok güzel bir tasarım var, üstün bir tasarım var inşaAllah. Hem renkli, hem simetrik ve çok özel desenlerle bezenmiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hayret mesela bu gidiyor, bu süste, bu güzellikte olan, aynısı olan gidip kelebekle, onunla çiftleşiyor, ondan yavru meydana getiriyor. Mesela yüzlerce kelebek cinsi var, gidip o, onu buluyor, birlikte yaşıyorlar. Allah’ın hikmeti, nereden bulursun, arasan bulamazsın ama onlar birbirini buluyor, maşaAllah. Bak bunun saydam kanatları, maşaAllah. Ah güzelim benim maşaAllah, bak Allah nasıl gıcır gıcır elbise giydirmiş bunlara değil mi, pırıl pırıl defile gibi şuraya baksana hepsi birbirinden güzel.
OKTAR BABUNA: Simetrileri ve altın oranla oranlanmış olmaları da maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu simetri olayı Darwinistlerin başına bomba gibi patladı ayrıca. Bak mesela orada şu süs var orada da var, orada var, orada da var. Diyor ki adam, bu mutasyonla oldu diyor, şimdi bir şey söyleyecektim de ağzımı, kendime hakim olayım. Peki orada ki ne ile oldu, karşı taraftaki, bir mutasyon da orada oldu diyor. Kardeşim insaf et, peki buradaki bu nasıl oldu diyorsun süs, mutasyonla, tesadüfen oluyor. Karşı tarafında aynı simetrik nasıl oluyor, o da mutasyonla oldu diyor.
OKTAR BABUNA: Siz böyle üzerilerine gidince son zamanlarda tesadüf lafını ağızlarına alamamaya başladılar Hocam.
ADNAN OKTAR: Tesadüf olur mu diyor, öyle şey olur mu, nereden çıkarttınız tesadüfü diyor. Peki nasıl oldu, tesadüfen oldu tabii diyor. Kardeşim iyi saatte olsunlar. Allah Allah, Allah Allah. Şimdi diyorsun ki, proteinler tesadüfen mi oldu diyorsun, yok olur mu tesadüfen, nasıl oldu, uzaylılar yaptı diyor. Uzaylıları kim yarattı diyorsun, onları da başka uzaylılar o zaman. Bu kafaya göre o gidiyor yani. Olay anladığın gibi değil çok acayip bir durum var. Bak bak, bak bak süse bak ağabeysi bak maşaAllah. Cennette de böyle doğal güzel elbiseler olacak inşaAllah Allah’ın yaptığı.
OKTAR BABUNA: Daha yakın plan çekimleri.
ADNAN OKTAR: Bak orada ne varsa orada da var, orada ne varsa orada da var, aynısı.
OKTAR BABUNA: Bu siz daha iyi bilirsiniz Hocam filmini de göstermiştik, çok yakın plana girince aslında gerçek anlamda renk yok bunlarda. Hava dolu boşluklar çıkıyor böyle küçük minik plakaların üzerinde, altında siyah bir zemin var. Onun üzerindeki o hava dolu boşluklardan geçen ışığın kırılması sonucu renkler oluşuyor. Bu teknolojiyi taklit ederek, bu ekranlarda kullanılan led denen, ışığı yayan diot diye bir teknoloji var. Led en son teknoloji, kelebek kanatlarından taklit edilerek gerçekleştirilmiş Hocam inşaAllah Amerika’da.
ADNAN OKTAR: Bak her şeyi hayvanlardan taklit ederek yapıyorlar değil mi, ne diyorlar ona bilimde var mı onun bir adı.
OKTAR BABUNA: Biyomimetik sizin kitabınız var Hocam bu konuda maşaAllah. Hocam sizin eseriniz olmayan bir konu Allah’ın izniyle pek yok, maşaAllah. Üçyüzün üzerinde kitap her konuda. Biyomimetik konusunda üniversite öğrencilerinden duymuştum, doktora öğrencilerinden Hocam, araştırma yapıyorlar, o konuda tek eser sizin eserinizi bulup okuyanlar olmuştu, öyle o şekilde üniversitede maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam devam et.
OKTAR BABUNA: Bu daha yakın plan çekimde, çok yakına girince 2000 büyütmeyle bunun filmini de göstermiştik izleyicilerimize, renkler kayboluyor o zaman siyah beyaz görüntü ortaya çıkıyor. Oradaki ışığın kırılmalarından dolayı bu mükemmel renk uyumu Allah çok üstün bir yaratmayla yaratmış maşaAllah. Ekranlarda da, şimdi bilgisayar ekranlarında ve televizyon ekranlarında bu teknoloji kullanılmaya başlandı en son.
ADNAN OKTAR: Şu renklerin şekerliğine bakın ne kadar güzel, tablo gibi acayip güzel renkler. Cennette bunlarla ahbap olacağız. Tabii bizim de uçma özelliğimiz olacak bunlarla beraber sohbet edeceğiz, akıllı olacaklar bunlar. Tabii, Cennette hem havada uçabiliyor insan, hem suyun altında yaşayabiliyor. Rüyanda hiç uçmadın mı sen?
SUNUCU: Evet uçtum rüyamda.
ADNAN OKTAR: O sistemin biraz daha netleşmesine Cennette kavuşacaksın, daha net olacak. Demek Allah havada uçuruyor değil mi gördün, o daha net oluyor işte Cennette, daha keskin, daha üç boyutlu o gördüğün görüntü o kadar, tabii. Suyun altında da yaşayacak insan, havada, istediği an. Kolayca uçabiliyorsun değil mi, kanat yok, herkes görür rüyasında, çoğu görür. Anında uçuyor istediği kadar irtifa alıyor böyle, kafasının içinden geçmesi yetiyor.
SUNUCU: Peki rüya tabirlerinin anlamları gerçek mi?
ADNAN OKTAR: Peygamberlerde olur o, peygamberlerde vahiy yerinde Allah rüya gösteriyor o ayrı.
SUNUCU: Mesela ben rüya gördükten sonra bakarım mesela rüya tabirine böyle böyle birşey, bu demektir, şu demektir diyorlar rüya tabirlerinde. Doğru mu inanayım mı yani yorumlarına, ya da yalan mı?
ADNAN OKTAR: Tek kelimeyle söyleyeyim atıyorlar. Öyle birşey yok.
SUNUCU: Bazen hoşuma gidiyor yorumları, bazen hiç hoşuma gitmiyor kapatıyorum direkt.
OKTAR BABUNA: Burada daha yakın plan çekim var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Picasso’nun tablolarına benzemiş şahane birşey, şöyle bir tablo yapılsa müthiş bir şey olur. Fırça darbeleri gibi olmuş çok güzel. Mesela şu da tek başına tablo yani bayağı güzel. Bak görüyor musun ablası süslerin güzelliğini? Öbür tarafta da aynısı var, sivri akıllı Darwinistlere göre bunların tamamı mutasyonla, tesadüfen olmuş. Ama öyle bir mutasyon olmuş ki, o kadar şaşırtıcı ki, bir o kadar da karşıya yapmış tesadüfen. Tesadüfler sonucu, hep tesadüf yapıyormuş bunları. Bir de toplanıp kendi aralarında çaylı, kahveli bunları savunuyorlar, hala tesadüf muhabbeti yapıyorlar.
OKTAR BABUNA: Ama artık güçleri kalmadı Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi yenilmenin verdiği acıyla, böyle o insanın gururunun kırılmasında hani böyle debelenmesi vardır ya, tam bir debelenme. Debelenmeye ne gerek kardeşim işte yenildiniz, anladınız doğrusunu Allah razı olsun, teşekkür ediyorum deyin yolunuza devam edin. Böyle toplanıyorlar kahvehanelerde, oraya buraya falan, çay getirttiriyorlar, en güzel ikramları da çay. Çay getirtip getirtip o Darwin’in 150 yıllık, 100 yıllık zırvalarını oturup millete anlatıyorlar. Adamların uykusu geliyor sıkıntıdan, bunalıyorlar artık yani. Millete eziyet etmeyin kardeşim, daha hala bademcik muhabbeti yapıyor, daha hala kör bağırsak muhabbeti yapıyor. Bunlar ölmüş bitmiş, sen proteini açıklayamıyorsun, oradan bitmişsin sen zaten başka konuşacak halin kalmış mı? Bir de orada burada işte Adnan Hoca diyalogdan yana mı, diyalog hoşgörülü, bu iki lafta da bir kere çok gereksiz laflar. Diyalog, hoşgörü, neyi hoş göreceksin, bir adam suç işliyorsa, hata yapıyorsa hoşgörü olur mu ona? Haram olur direk uyarırsın, ne hoş göreceğiz yani. Diyalog, ne demek diyalog yani, zaten herkes herkesle konuşur, insan insanla konuşur. Şimdi ben seninle konuşmak için gel bir diyalog yapalım mı diyorum yani? Bir Hristiyanla konuşmak için diyalog davetimi olur? Peygamberimiz zamanında, Peygamberimiz onlara emri bi'l-maruf nehyi ani'l-münker yaptı, İslam’ı anlattı, bu diyalog mu bu, Allah’ın dinini onlara anlattı. Şefkat gösterdi ve büyük bölümü de Müslüman oldular. Şimdi arkadaşlar diyorlar ki, arkadaş onlarla konuşma, dini de anlatma, bağlantını da kes. Ne yapmamız gerekir, öldürmek gerekir diyor. Kardeşim ben psikopat değilim, onu psikopatlar yapar. Nereden çıkartıyorsunuz ya, onlar da Allah’ın kulu, ehl-i Kitap Hristiyanlar, Museviler Kuran’da onların hükmü açıklanmış. Hatta Hristiyanları diyor Allah “kendinize daha yakın bulursunuz” diyor, inşaAllah. Dolayısıyla Peygamberimiz Musevilere tebliğ yapmıştır, onlarla beraber yemek yemiştir değil mi, düğünlerine gitmiştir, onlarla her türlü insani sosyal bağlantılar içerisinde olmuştur. Ve onların da büyük bölümü Müslüman olmuşlardır. Bunun tartışılacak yönü var mı? Museviler ile görüşmeyecekmişiz, ne yapmamız gerekiyor? Dini anlatmayacağız, güzel örnek olmayacağız, onların kafasına göre kesmemiz gerekiyormuş adamları. Siz o, akılsız kafanızdaki yalnış bilgileri kesip atacaksınız, değil mi? Asıp-kesmeyi bırakın, doğrama kafasını bırakın.
OKTAR BABUNA: Siz Kuran’dan ayetlerle çok net açıkladınız Hocam. Bir de Peygamberin hayatından ve hadislerden örneklerle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen orada var mı, sende. Biraz daha birkaç kelime anlat sen. Bir şey anlatacağım demiştin neydi o demin? Senin anlatacağın sıradan neler var şimdi bilgisayarında?
OKTAR BABUNA: Estağfrullah Hocam, bu köpek balıklarının vahşi saldırmaması var Hocam inşaAllah. Güzel canlılar var.
ADNAN OKTAR: Yazılı ne var? Yazılı var mı anlatacağın bir şey? Şeyh Nazım Hocamızla ilgili bir şey vardı.
OKTAR BABUNA: Vardı Hocam, var inşaAllah, tamam Hocam. Şeyh Nazım Hocamızın Kıbrısi Hazretleri’nin, sizin bulunduğunuz bir ortamda, sizin ile 1987 yılında yaptıkları bir röportajdan deşifre var Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben cezaevinden çıktığımda elini öpmeye gitmiştim, evet.
OKTAR BABUNA: Deşifresi; Şeyh Nazım Hazretleri diyor ki;” Cenab-ı Hak Efendim size Yusuf (a.s)’ın makamını versin, selahiyetini de versin diyorum. Siz bu beyi tanıdınız mı?” Hocamızı işaret ederek söylüyor bunu. “Siz bu beyi tanıdınız mı?”, bir bayan var orada, “evet” diyor. Şeyh Nazım “kimdir?” diye soruyor. Bayan da “Adnan Hoca değil mi oradaki, resminden tanıdım” diyor. Adnan Oktar Bey, siz sağolun diye cevap veriyorsunuz. Şeyh Nazım devam ediyor, “hem o rütbeyi, hem salahiyeti versin diye ben dua ediyorum. Adnan Bey kardeşimize de Cenab-ı Allah, namaz için Yusuf Peygamber’in (a.s) tecellisini ona giydirmek üzere ona, halvet emreylemiş. Ve onu ikmal ettiği kimi kafidir. Şık giyerekten ona icazet vermiş”.
ADNAN OKTAR: Şimdi halvet dediği, hapishanede, Allah onu halvete koydu özel hücrede, orada manevi makam geliştirdi diyor. Hz. Yusuf (a.s.) gibi yani çilehane gibi orada bir makam aldı diyor. İnşaAllah dua olarak kabul ediyoruz, Allah dediğini kabul etsin inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Ümit ederiz ki, ileriye doğru Adnan Bey’in yapacağı mükemmel hizmetler vardır, maşaAllah”.
ADNAN OKTAR: Bak 87’de diyor, maşaAllah, keramet ehli maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Velayet sırrı ile zahiri de başka da, velayet sırrı ile yapacağı ve yapmakta olduğu hizmet de vardır”.
ADNAN OKTAR: Benim veli olduğumu söylüyor. Velayet sırrı ile hareket ettiğimi. O, hüsnüzan ediyor Allah razı olsun.
OKTAR BABUNA: “Tebrik ederiz, kendisi sabırlılardan yazılmıştır. Sabırlıların bir ötesi efendim, razılardan da yazılmış, razılık da verildi ona, kendisine”.
ADNAN OKTAR: Allah ondan inşaAllah razı oldu diyor. İnşaAllah razı olsun. Cenab-ı Allah’ın rızasını arıyoruz biz zaten, ona işareten bir hüsnü zannını söylüyor, evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, “kendisini efendim ben kendime göre bir düşünüyorum, bakıyorum benim tahammül edebileceğim gibi değildi o. O, maşaAllah gençti zamanında. O, hizmeti tekmil etmiş, arada askerlik hizmeti gibi velayet erbabına böyle iftiralar geliyor, size zarar vermemiştir o”, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet sizi velayet erbabı olarak değerlendiriyorum sizi diyor. Veli olduğunuzu söylüyorum diyor. Tabii hüsnüzan ediyor, sevgisinden. Yani o cezaevinde, akıl hastanesinde çektiğin çilelerle bir makam aldın diyor. İnşaAllah öyle hüsnüzan ediyor. Zorluklar çektin diyor, evet sonra.
OKTAR BABUNA: Siz Hocam Adnan Oktar, “Allah razı olsun Hocam, duanızla himmetinizle inşaAllah”. Şeyh Nazım devam ediyor, “estağfrulllah o da geçmiştir, şimdi sizin Peygamber huzurunda size bir rutbe giydirilmiştir. Bu Muharremi-şerifte hafzeten, zahir ve batında sizi tevhit edecek. Hem manevi bir ruh, hem bir maneviyat giydirilmiş ve bir anlayışla bir ilhamda size açılmıştır ki, o ilham üzerine siz kendinizi etraf ile meşgul etmeyin”.
ADNAN OKTAR: İnsanlarla ilgilenmeyin, asıl faaliyetlerinize devam edin diyor.
OKTAR BABUNA: “Siz Kuran-ı Kerim’i okuduğunuz vakit de, teemmül ile okuyunuz. Üzerinde düşüneceğiniz her ayet-i kerime her okumanızda, gusül abdesti ile okuyun. Bu size olan hitaptır”.
ADNAN OKTAR: Bak Hocam söyledikten sonra ben, her namazımı gusül abdesti ile alıyorum. Bak kaç yıl, 87’den beri her namazımı gusül abdesti ile kılıyorum. Beş vakit inşaAllah, devam et.
OKTAR BABUNA: Siz “inşaAllah Hocam” diye devam ediyorsunuz. Şeyh Nazım; “bir defa okuyun, lakin gusül abdesti ile okuyun ve tenha bir makamda okuyun ve ayak üzeri okuyun. Kuran-ı Kerim’i yüksekte tutun”.
ADNAN OKTAR: Bak aynı dediğini yapıyorum. Benim ayrı bir odam var hakikaten ayakta okuyorum. Yani aynı şekilde yaparım bak yıllardan beri. Mesela hakikaten bakıp, Allah ilham edip bir bilgi geldiğinde de yazarım. Öyle demişti Şeyh Nazım Hocam aynısını yapıyorum.
OKTAR BABUNA: Şeyh Nazım; “böyle ayakta durduğunuzda okuyabilecek yükseklikte tutacaksınız”.
ADNAN OKTAR: Hakikaten yüksekte tutuyorum yani gögüs hizamdan yüksekte, evde öyle okuyorum.
OKTAR BABUNA: Siz “inşaAllah” diyorsunuz. Şeyh Nazım; “ve onun huzurunda sultan huzurunda durur gibi duracaksınız. Gusülle geleceksiniz oraya, iki rekat namazı kıldıktan sonra ayakta üç kelimeyi şehadet, yüz estağfirullahtan sonra destur alıp Kuran-ı Kerim’i siz tilavet edeceksiniz”.
ADNAN OKTAR: Okuyacaksınız diyor, evet.
OKTAR BABUNA: “İsterseniz efendim bir çeyrek tilavet edin, isterseniz yarım saat, isterseniz sizin kalbinizdeki ilhama göre okuyacaksınız. Ve ondan sonra kalbinize verilecek ilhamı göreceksiniz. Çünkü size bu yapmış olduğunuz halvetin neticesinde, size bir ikram olarak bir şerik bağlanmıştır kalbe, ilham ile bağlanmıştır. Ve siz beni buraya kapattılar kapatanlara, beni muhakeme eylediler, muhakeme edenlere, beni suçladılar, suçlayanlara diyerekten kötü ber temenni olmayacak”.
ADNAN OKTAR: Seni diyor hapsedenlere, hakimlere hiçbirine kötü söz söyleme ve kötü bir dua da etme diyor. Ben de her zaman ellerine sağlık diyorum biliyorsunuz. Allah razı olsun diyorum evet.
OKTAR BABUNA: “Onlara muğber olmak ister insanın nefsi, red edeceksiniz”.
ADNAN OKTAR: Yani böyle öfkelenmek, hani onları bela ile anmak ister insanın nefsi diyor. Sakın böyle yapma diyor. İnşaAllah, ben de hep hayır dua ediyorum. Hapis edenlere, ceza verenlere hepsine hayır dua ediyorum. Onu söylüyor Şeyh Nazım Hocamız. Kalp onu ister diyor, intikam almayı ister, öfkeyi ister diyor, ters konuşmayı ister diyor. Sakın bunu yapma diyor, ben de hakikaten hep şefkatle davranıyorum evet.
OKTAR BABUNA: Hocam maşaAllah. Şeyh Nazım “ve siz bu minmal üzerine, size mükellefiyet vardır şimdi. Yanınızda kimse olmadan o, hücrenizde yüksek sehpa gibi yerden Kuran-ı Kerim’i böyle sultan huzurunda duruyor gibi okuyacaksınız. İsterseniz bir hizip, isterseniz iki, isterseniz üç, isterseniz tekbil bir cüz okuyun. Ondan sonra size bir varidat vardır. Manevi varidat verilecektir, size mükafat olarak. Ki o ilhamdır o ilham geldiği vakit de o ilhamı kaybetmeyeceksiniz. O kıratı bitirdikten sonra diz üzerine oturunuz mecliste. Elinizde kalem kağıt efendim, kalbinize doğacak olanı zaptedin. O, inkişaf edecektir ve genişleyecektir”.
ADNAN OKTAR: Yani Kuran’ı okudukça sen, Allah sana ilham edecek Kuran’ın derinliklerini, fakat onları bir kağıda yaz unutma diyor. Sonra onları kitap haline getireceksin, yazı haline getireceksin diyor. Şeyh Nazım Hazretleri evet.
OKTAR BABUNA: “Genişleyecektir, darlanmayacak, artacaktır. Eksilmeyecektir o suretle siz Kuran-ı Kerim hakkında yeni bir görüş, yeni bir anlayışla bilhassa o gençlere çok bir hizmet yapacaksınız”.
ADNAN OKTAR: Yani Kuran’ı çok mükemmel açıklayacaksın, çok güzel anlatacaksın, izah edeceksin diyor. İnsanlığa gençliğe bir hizmet vereceksin diyor.
OKTAR BABUNA: “Velayet sırrı olduğu için, size ben bunu söylemeye memurum bugünkü günde efendim, sizin vilayetiniz vardı. Yani evliyaullah olduğunuz için, lakin şimdi o, böyle tomurcuk gül olur. Daha ne rengi belli, ne şekli belli, ne kokusu bellidir”.
ADNAN OKTAR: Siz diyor evet Allah’ın evliyasısınız diyor. Ama inşaAllah hüsnüzan ediyor inşaAllah öyle oluruz. Ama diyor daha tomurcuk halindesiniz diyor, daha sen açacaksın gelişeceksin, değil mi?
OKTAR BABUNA: “Çiçek gibi açılacak. O açıldığı vakitinde belli olur. Şimdi Adnan Bey’in hali de o, kapalıdır. 24 saat zarfında bir defa bir veliullah, bir defa bir veliullah, bir defa bir veliullah”.
ADNAN OKTAR: Evet diyor ki; yani küçük gül goncası gibisin diyor. Açtığında insanlar seni anlayacak diyor. Bu zaman alacak diyor değil mi? Ama yavaş yavaş gelişeceksin diyor, yavaş yavaş açılacaksın diyor. Ama tam açtığında insanlar seni tanımış olacaklar diyor. Yani hizmetini, iyiliklerini, güzel ahlakını, sevecenliğini anlamış olacaklar diyor. Hüsnüzan ediyor mübarek sultanımız.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, “3 evliyadan rıza çıktı, onun kalbine nazar ettiler. O gerek mahpusta, gerek bu hastanede bulunduğu bir vakitte öyle nazar etmese, o bu halde çıkamazdı”.
ADNAN OKTAR: “3 büyük evliya onun kalbine nazar ettiler, ona dua ettiler’’ diyor, birisi kendisi zaten, inşaAllah. Yoksa normal çıkamazdı, sağlıklı çıkamazdı oradan diyor. Çünkü benim kaldığım yerde değil 9 ay, 10 ay, 10 saat değil, 10 dakika kalamaz biris. 300 tane akıl hastasının içerisindeydim. Feryatlar, bağırtılar, kendini öldürmeye kalkanlar, elini yüzünü kesenler, kafayı duvara vuranlar. Yani korku filmi gibiydi, 10 ay kaldım. “Oradan normal çıkamazdın” diyor “sağlıklı çıkamazdın” diyor. “3 büyük evliya sana dua etti” diyor. Değil mi, evet buyur.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, “gerek bu hastanede bulunduğu vakitte, öyle nazar etmese, o bulunduğu yerden çıkamazdı. O efendim, zindanın sıkıntısı onu bozardı, bozmadı. Bozulmaya bırakmadılar ve şimdiki imanı ve mertebesi bu halvethaneye girmezden önceki halinden çok fazla farklıdır”, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak gördün mü sen çile iyi bir şey değil diyorsun. Ne diyor?
OKTAR BABUNA: Girdiğinden çok farklıdır diyor şimdiki hali.
ADNAN OKTAR: Daha mükemmeldir diyor. Daha iyi oldu diyor, onun için oradaki hikmeti iyi göreceksin, inşaAllah.
SUNUCU: Her şeyde bir hayır vardır. Benim de bir sorum var konuyla ilgili, Şeyh Nazım’ın bir sözünü okumuş Yaman Aldağ, Adıyaman’dan, demiş ki Şeyh Nazım “Adnan Hoca ile uğraşılmaz, tavsiye etmem. Bundan sonra uğraşanlara da bir felaket geleceğini haber veririm” demiş. Şeyh Nazım sizi çok sevdiğini belirtiyormuş. Sizin duygularınız Şeyh Nazım’a karşı nasılmış diye merak ediliyormuş.
ADNAN OKTAR: Evet bu Güneş Gazetesi’nde çıkmıştı o zamanlar, 1987. Gazetecilere söyledi bunu Şeyh Nazım Hocam; “Adnan Hoca ile uğraşılmasını tavsiye etmem’’ veyahut toplantıda söyledi, teybe söylemişti, tam hatırlamıyorum. “Bundan sonra uğraşanlara da bir felaket geleceğini haber veririm” dedi. “Maneviyat âleminden bana bilgi gelir” dedi, “bakın söylüyorum” dedi. Hakikatten benimle her uğraşana, Allah bir felaket verdi. Allah huzurlarını kaçırdı. Allah basiretlerini bağladı, akıllarını kapattı, hastalıklar verdi, birçok şeyler verdi, inşaAllah. Ben aleyhlerinde dua etmedim ama Allah bela verdi. Toplum bir düşünsün, hepsine teker teker Allah bela verdi.
OKTAR BABUNA: İstisnasız Hocam.
ADNAN OKTAR: İstisnasız evet ama ben hep hayır dua ediyorum onlara. Cenab-ı Allah diyor; “sen yetmiş kere onlara dua etsen, bağışlanma dilesen Allah onları bağışlamaz” diyor ayet var. Belki böyle bir durum var, böyle bir şey uyguluyor Allah, bilemiyorum.
Oktar Hocam anlatmaya devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, fosiller var eğer uygun görürseniz. Ya da Kuran mucizeleri var.
ADNAN OKTAR: Kuran mucizesi anlat bir tane.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu Hadid Suresi’nden inşaAllah Kuran mucizesi. Hadid Suresi’ndeki bir mucize. Kuran’da Hadid isminde bir sure var. Demir elementinin ismine sahip bir sure bu.
ADNAN OKTAR: Hadid demir demek değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet demir demek. Yaklaşık 1400 yıl öncesinden evrendeki maddeleri oluşturan atomlarla ilgili bilgiler sunulmaktadır. Elementlerin atom numaralarının ve atom ağırlıklarının henüz keşfedilmediği bir dönemde yani 1400 sene önce kesinlikle bilinmiyordu bunlar.
ADNAN OKTAR: 1400 sene önce bilinmiyordu evet.
OKTAR BABUNA: 19. yüzyılda bilindi zaten. Bu bilgilerin işaret edilmesi Kuran’ın önemli mucizelerinden biridir. Hadid Suresi’ndeki Arapça harflerin dizilimi, atomlarla ilgili henüz geçtiğimiz birkaç yüzyılda keşfedilen bilgiler içermektedir. Burada da periyodik tabloyu görüyoruz, atom ağırlıklarının verildiği, bakın burada. Şimdi bunlarla ilgili mucizeler. Hadid Suresi’nde Tantal elementi. Tantal elementi, TA bunun simgesi, Kuran’da demir anlamına gelen Hadid Suresi’nde toplam 34 elementin atom numarasına işaret edilmektedir. Bu elementlerden biri de 16. ayette sembolü ve atom numarası gizli olan Tantal elementidir. Bu ayette T ve A harflerinin ilk defa biraraya geldiği noktadan, bakın burada Arapçası’nda, T ve A harflerinin ilk defa biraraya geldiği noktadan, ayetin başına kadar 73 harf yer almaktadır. Tantal elementinin atom numarası 73’tür. T ve A harflerinin biraraya geldiği yerden ayetin başına kadar da 73 harf var, Allah’ın mucizesi.
ADNAN OKTAR: Bu kimin kitabından aldığın?
OKTAR BABUNA: Ömer Çelakıl.
ADNAN OKTAR: O çocuk çok mübarek bir insan, bak Allah ona nasip ediyor böyle bilgileri. Hepsi de doğru, çok şaşırtıcı. Çok dürüst, çok efendi bir insan. Allah için yaşayan bir insan, Allah ona nasip ediyor maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hadid Suresi’nde yine aynı surede, Flor Elementi ile ilgili bir mucize. Hadid Suresi 1. Ayet, Flor elementini 1886’da Henri Moissan isimli Fransız kimyager elde etmeyi başarmıştır. Hadid Suresi’nde ilk F harfinden ayetin başına kadar, 9 harf geçmektedir. Bakıyoruz Flor elementinin atom numarası da tam 9, maşaAllah. Devam edelim; demirin anlatıldığı Hadid Suresi’nin 25. ayeti demir elementine dair 2 matematiksel şifre içermektedir. 1.si el- Hadid Suresi’nin ismi Kuran’ın 57. suresidir. El Hadid kelimesinin Arapça’daki sayısal değeri de 57’dir. 2. mucize; sadece Hadid kelimesinin sayısal değeri 26’dır. 26 sayısı ise demirin atom numarasıdır. “Demir” anlamına geliyor Hadid kelimesi, demirin de atom numarası 26, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, böyle yüzlerce konu var. Bir tane, iki tane değil yüzlerce yani.
Oktar başka ne anlatacaksın, fosillerden anlat.
OKTAR BABUNA: Fosiller var inşaAllah Hocam. Sizin Yaratılış Atlası isimli kitabınızdan Hocam inşaAllah. Evrimi yalanlayan fosiller, çok açık bir şekilde. Fosiller evrimi yalanlıyor. 150 milyon yıllık karides, bakın burada gördüğümüz fosili 150 milyon yıllık, burada da günümüzdeki hali. Milimetrik olarak aynı bakıldığı zaman, yakın çekimle de bakıldığı zaman. Milimetrik olarak aynı olduğunu görüyoruz. Yani 150 milyon yıl önce çıktığından beri hiç değişmemiş günümüze kadar. Hiç evrim geçirmemiş. 300 milyon yıllık eğrelti otu, bakın burada günümüzdeki gerçek halini görüyoruz. Burada da fosilleşmiş hali, 300 milyon yıl.
ADNAN OKTAR: 300 milyon yıl. Miskeveyh ne diyor, sahtekâr? Hurmadan insanlar oldu. Kardeşim şimdi eğrelti otundan uzaylılar olması gerekiyordu onun dediğine göre değil mi? Çünkü 300 milyon yıl, az buz bir vakit değil ki.
OKTAR BABUNA: Burada daha yakın çekim. Milimetrik olarak detaylar hiç değişmemiş. 54 ile 37 milyon yıllık dikenli vatoz görüyoruz burada. Bakın fosili, kuyruğu bu tarafta, baş kısmını görüyoruz. Gerçek haline bakıyoruz, en ufak bir değişiklik yok. Kuyruğu, bütün detayları, baş kısmı, vücudunun genişliği bakın burada olduğu gibi tıpa tıp aynısı. En ufak bir evrim yok. Allah’ın yarattığının kesin kanıtı. 65 ile 23 milyon yıllık kozalak; bakın günümüzdeki hali ve 60 milyon yıl önceki hali. En ufak bir değişiklik yok. Daha detaylı baktığımızda, milimetrik detayları aynı hiç değişmemiş.
ADNAN OKTAR: Kozalak, şu an onların dediğine göre samba yapıyor olması gerekiyordu değil mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam evet. 144 ile 160 milyon yıllık Istakoz görüyoruz burada. Bakın, ıstakozun fosili. Bakıyoruz günümüzdeki haline, en ufak bir değişiklik yok. Dıştaki kabuk kısmı, bacakları, bu ön kısmı bakın tıpa tıp aynısı birbiriyle. En ufak bir değişiklik yok. Yani evrimin olmadığı kesin.
ADNAN OKTAR: Şu tepeden itibaren değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuyruk kısmı aynısı evet.
OKTAR BABUNA: 54 ile 37 milyon yıllık Ringa Balığı. Bakın kılçıklarına kadar belli. Tamamen aynı, üzerindeki bakın alttaki yüzgeçleri, hepsi kuyruk kısmı, şekli, milimetrik olarak değişmemiş. 100 milyon yıllık Keman Vatozu, bakın tıpa tıp aynısı. Üçgenimsi böyle sivri yapısıyla burun kısmında.
ADNAN OKTAR: 100 milyon yıl.
OKTAR BABUNA: 100 milyon yıl Hocam inşaAllah. Hocam siz bunları ortaya koyana kadar, kimse bunların farkında değildi. 300 milyon fosil oldu bilinmiyordu, yalanlayan evrimi.
ADNAN OKTAR: Bu The Guardian İngilizlerin gazetesi yeni mi çıkarttı bu haberi?
OKTAR BABUNA: Evet, Hocam yeni haber bu.
ADNAN OKTAR: Ağlıyorlar değil mi Darwinizm bitti diye. Bütün gençlik artık Darwinizmle alay ediyormuş İngiltere’de. Kimse inanmıyor diyor artık gençlik. Kim bunların tepesine böyle bindi, darmakeşan etti?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah siz Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ın dilemesiyle, Allah beni vesile etti. Yüzde 25 mi kalmış geriye?
OKTAR BABUNA: Evet. O da 2008 yılında, şimdi daha da azdır Allahualem.
ADNAN OKTAR: Yüzde 25’i, yüzde 2,5’a düşereceğiz önce, sonra 0 virgül 2,5, sonra 0. Ama bayağı bir ağlamıştı Guardian değil mi? Gittik, mahvolduk. Hoca bizi dümdüz etti diyor değil mi özetle? Daha dur, daha dur. Daha hiçbir şey yapmadık. Daha yeni başlıyoruz. EvvelAllah, EvvelAllah. İnşaAllah, böyle asfalt silindiri gibi üstlerinden geçeceğim daha dur bakalım.
OKTAR BABUNA: Tam Hz. Musa’nın yaptığı gibi Hocam. Asasını atıyor bütün büyüleri yutuyor. Onun gibi inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam son sözlerini söyle.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam siz nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Anlat bir şeyler işte.
OKTAR BABUNA: Siz çok büyük müjdeler veriyorsunuz Hocam, siz konuşsanız.
ADNAN OKTAR: En güzeli ben size bir ayet okuyayım. Ya Allah, Bismillah. Ya Allah, Bismillah. Diyor ki Cenab-ı Allah bak; “Ahiret azabından korkan için bunda kesin ayetler vardır”, şeytandan Allah’a sığınırım. “O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür”, Kıyamet, bakın, “o, gözlemlenebilen bir gündür”. Kime söylüyor biliyor musunuz Cenab-ı Allah bu ayeti? Bütün insanlığa. Ölmüş, ölecek, canlı, kim varsa, herkes diyor. Gözlemlenebilen bir gündür. Ölüler de seyredecek. Herkes seyredecek diyor Allah Kıyamette bakın. Çok net. “O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür. Kıyametin geleceği günde, onun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır”. Sevinç içinde olacaktır ehl-i iman. İnşaAllah. “Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada kahırla ve acıyla, hırıltılrar halinde, nefes alıp vermeler vardır” diyor. Allah muazzam azap edeceğim onlara diyor. “Onlar, Rabbinin dilemesi dışında”, Allah’ın dilemesi dışında, “gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır”. Sürekli Cehennemde tutacağım onları diyor Cenab-ı Allah. “Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır” diyor. “Mutlu olanlar da, artık onlar Cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz” sonsuza kadar cennette kalacaklardır diyor Allah. “Bu kesintisi olmayan bir ihsandır” diyor Cenab-ı Allah maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam bir okuyucu sorusu var. Paylaşalım mı izleyicilerimizle? “Selamun aleyküm Hocam. Şu an karşılaştığım iki tevafuku paylaşmak istedim. Programınızı dinlerken bir yandan sitenizde eserleri kontrol ediyordum ki, biyomimetik dediniz, tam da o anda o eserinize bakıyordum. Sonra başka eserlerinize bakıyordum ki Ehl-i Kitap eserinize denk geldim. Siz de o anda ehl-i Kitap’tan bahsetmeye başladığınız”, Alparslan Özderya.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu kaderi gösterir. Çok rastlanır bu. Yani yüzlerce, binlerce kişide oluyordur. O bir kardeşimizdir. Allah kaderi anlayalım diye yapıyor.
SUNUCU: Tamam ben bitireyim o zaman programı. Yarın bizi 22:00 ile 24:00 saatleri arasında Mavi Karadeniz ve Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. İyi geceler diyorum ve sizlere teşekkür ederim bu güzel program için.