SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Her akşam olduğu gibi, bugün de Adnan Oktar’la Baş Başa Programı’na hoşgeldiniz. Yanımda birbirinden değerli iki konuğum var. Beyin Cerrahı Oktar Babuna, hoşgeldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoşbulduk, siz de hoşgeldiniz.
SUNUCU: Hoşbulduk. Sayın yazarımız, Adnan Oktar Hocamız, hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk efendim teşekkür ederim.
SUNUCU: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, sizler de çok iyisiniz?
SUNUCU: Ben de iyiyim çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Bir de psikolog Esra Hocamız, maşaAllah.
SUNUCU: Şimdi ben sözü size bırakmadan önce radyo istasyonlarımızı iletmek istiyorum. Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Şafak Radyo 100.5 Kayseri, ASR FM 96.0 Adıyaman, Kozan FM 90.0 Adana, Aktiv Radyo 102.0 Hatay, Osmancık FM 106.0 Çorum. Bu akşam sizlere STV, Kayseri TV ve Samsun AKS ekranlarından sesleniyoruz. Ayrıca size internet sitelerimizi ben aktarmak istiyorum. www.haberhilal.com www.harunyahya.tv www.selamhaber.com www.yenihareket.com www.bizimantalya.com sitelerimizden bizleri canlı olarak izleyebilirsiniz. Ayrıca www.ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan bize görüşleriniz iletebilirsiniz. Sayın Hocam ben size tekrardan hoşgeldiniz demek istiyorum. Bizlere bugün neler anlatmak istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk, hepimiz hoşgeldik. Neler anlatalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz. Türk İslam Birliği kuruluyor adım adım, inşaAllah. Yine güzel haberler var. Nasıl uygun görürseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlat sen, müjdelerle başlayalım.
OKTAR BABUNA: “Rusya Müslümanları birleşme yolunda’’ diye bir haber var Hocam, www.internethaber.com sitesinde. Rusya’da Müslümanların 18 yıllık bir dağınıklık ardından tek bir çatı altında birleşmeye hazırlandıkları bildirildi. Siz daha önce Rusya’ya dikkat çekmiştiniz, Said Nursi Hazretlerinin izahların da dayanarak inşaAllah Hocam, maşaAllah. Hızla İslam’ın yayıldığı ile ilgili haberler geliyor Rusya’dan da.
ADNAN OKTAR: Rusya diyor Said Nursi; önce Hristiyan’dı, dinsiz oldu diyor komünist rejim döneminde. Yeniden dönemez Hristiyanlığa diyor, Müslüman olacak diyor. Hakikaten de çığ gibi yayılıyor Rusya’da Müslümanlık, maşaAllah. Bir de Rus halkı çok çile çektiği için, çok acı çektiği için, böyle Anadolu insanı gibi çok mazlumlar. Enaniyet, kibir pek yok böyle. Daha efendi, daha saygılı. Fransızlar gibi falan değildir. Onları da ben severim gerçi de fakat daha mazlum, daha mütevazi, daha insancıl, daha haddini bilen, daha az şımarıktırlar yani öyle söyleyeyim. Avrupa’da biraz daha yaygındır yani şımarıklık. Gurur ve kibir daha yaygındır. Ama iyi olan insanlar da çok fazla yaygındır tabii Avrupa’da. Fakat ben de diyorum, Rusya’ya müjde veriyorum, silme hepsi Müslüman olacak Allah’ın izniyle. Putin de dahil.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah. Sizin kitaplarınız da orada çok ilgi görüyor Hocam. Hatta okunmasına izin verilen tek kitap, dini kitaplar arasında, İslami kitaplar arasında.
ADNAN OKTAR: Ben yanlız Rusya’da Risale-i Nur’un yasaklanmasını hiç doğru bulmadım. Çok yanlış, hata yaptılar. Çünkü Risale-i Nur Külliyatı; şefkati, sevgiyi, merhameti, anarşiye karşı olmayı, insancıl, güzel olmayı, güzel ahlakı savunan eserlerdir. Bunu anlamadılar ve çok büyük hata yaptılar. Bir tek benim kitaplarım serbest Rusya’da. Diğer kitaplar da yasak. Ama benim kitaplarım hakikaten öyle. İran’da öyle mesela, ehl-i sünnet diğer âlimlerin eserleri yasak, bir tek benimki serbest İran’da, maşaAllah. O güzel bir şey. Rusya’da müftü efendiyle bizim çocuklar beraber değil mi? Yemek yediler, Putin de geldi. Tek kameraman bizim arkadaşın kamerasıydı. Hiç soruşturmadılar Rus Polisi, bizi tanıyorlar. Putin, müftü efendiye yemek yedirdi bizim gözümüzün önünde, böyle kaşıkla. Müftü efendi de ona karşı böyle sevecen tavırlar gösterdi. Bu dostluk ruhunun, sevecenlik ruhunun, güzel ahlakın güzel bir tecellisi. Biz zamanında Rusya ile tam anlamıyla düşmandık. Ama Allah’a çok şükür şu an gittikçe dostluk bağları güçleniyor. Daha sevecen, daha sevgi dolu oluyoruz. Ama 10 yıla kadar Rusya tamamen Müslüman olur, söyleyeyim. Allah’ın izniyle, inşaAllah. Evet, söyle başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Eğer uygun görürseniz, proteinin oluşma ihtimalinin üzerinde çok sık duruyorsunuz. Onunla ilgili bir filmimiz daha var. Uygun olur mu?
ADNAN OKTAR: Göreyim.
OKTAR BABUNA: Tek bir proteinin bile oluşamayacağını siz sık sık vurguluyorsunuz Hocam, çünkü mutlaka başka proteinler gerekiyor. Tek bir proteinin oluşabilmesi için, hücrenin tam olarak var olması gerekir. Bütün organelleriyle.
ADNAN OKTAR: Tek bir proteinin oluşabilmesi için, bir hücreye ihtiyaç var, mükemmel bir hücreye.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Bütün organellerin var olması gerekiyor. Bütün protein için gerekli enzimlerin var olması gerekiyor. Sıcaklığın ve PH ayarının da mutlaka ideal sınırlarda olması gerekiyor. Enzimler olmadan proteini oluşturan amino asitler ise kesinlikle birleşemiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Ayrıca enzim de gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Onlar da proteinin yapısında zaten.
ADNAN OKTAR: O zaman imkânsız oğlu imkânsız, imkânsız oğlu imkânsız. Mümkün değil yani mutlaka bir yaratılma gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Amino asitler başka moleküllerle birleşiyorlar, eğer enzimler olmazsa.
ADNAN OKTAR: Tek bir proteinin üretilebilmesi için 60 ayrı enzim, protein gerekiyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah. Bu proteinlerden tek bir tanesi de eksik olsa, protein yine kesinlikle oluşamıyor.
ADNAN OKTAR: 60 tane enzim?
OKTAR BABUNA: 60 tane. Evet, en az, protein sentezi için. Ayrıca kopyalama sırasında oluşabilecek hatalarn düzeltilmesi için enzimlerin olması gerekiyor. Ayrıca enerji santralları gerekiyor. Ayrıca fabrikaları gerekiyor. Yani dolayısıyla bütün bunlar olmadan tek bir proteinin bile oluşması imkânsız oluyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bunu anlatıp şu Darwinistler ile diğer konulara girmesek olmuyor mu?
OKTAR BABUNA: Oluyor Hocam. Bu zaten bitiriyor, temelden bitiriyor, bütün her şeyi bitiriyor.
ADNAN OKTAR: Kilo hesabıyla sürekli fosil getiriyoruz adamlara gösteriyoruz. Bundan sonra böyle uğraşmayacağım.
OKTAR BABUNA: Ona bile gerek yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şunu konuyu anlatıp, konuyu bitireceğim, inşaAllah. Peki nasıl açıklıyorlar bunu?
OKTAR BABUNA: Hiçbir açıklaması yok Hocam yani, kimse bir şey diyemiyor zaten. Sadece bunu gizliyorlardı Hocam, siz ortaya çıkardınız. Ya da akıllarına gelmeyenler bile olmuştur.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, Marmara çırası gibi yandılar yani.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR: Yani ilmen, fikirle. Esra Hocam, kurtulma ihtimali var mı sence Darwinistlerin?
SUNUCU 2: Zaten onlar da kendileri bunun hani somut artık bir bilim olarak sunmaktan geri çekiliyorlar. Sadece bir ideoloji olarak savunuyorlar. Bilimselliğini kendileri bile tartışır hale geldiler ama bazen dile getirmek çok zor gelebiliyor insanlara.
ADNAN OKTAR: Esra Hocamla yukarıda konuştum, hitabeti mükemmel. Bir de yanında kardeşi gelmiş. Eni boyu belli değil, 16 yaşında böyle maşaAllah. Izbandut gibi bir şey.
OKTAR BABUNA: Ne yedirip ne içiriyorlar acaba?
ADNAN OKTAR: Bu yaşta böyle ise, geleceğini ben bilemiyorum. Bir de pehlivan yani, olay anladığın gibi değil. MaşaAllah, annene babana da buradan selamlarımı saygılarımı iletiyorum.
SUNUCU 2: Çok teşekkür ediyoruz, onların da çok selamları vardır, çok sağolun.
ADNAN OKTAR: Çok güzel yetiştirmişler, çok efendisin, çok akıcı ve çok güzel konuşuyor. İnşaAllah önümüzdeki günlerde de bize yardımcı olacak sunum olaylarında.
SUNUCU 2: Şerefle.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Oktar Hocam, dün Kehf Suresi’ni okudum, sabah namazından sonra. Yıllardan beri Kehf Suresi’ni okurum, yıllardan beri buradan hikmet çıkartırım. İşaret çıkartırım, bitmiyor. Sabahleyin, bir saat, bir buçuk saat hiç daha önce bilmediğim konuları gördüm. Yani Allah’ın hikmeti. 30 yıldan, 40 yıldan beri okuyorum. Sürekli bir konu çıkıyor, devamlı, maşaAllah. Bu Kuran’ın mucizesi, herhangi bir kitabı al, bir kere okursun, iki kere konu biter başka da bir şey çıkmaz. Ama, Kuran’ın kendine has bir özelliği var. Bu çok büyük bir mucize, yani bunun üzerinde çok ciddi durulması lazım.
SUNUCU 2: Her okuyan farklı lezzet alır. Her okuduğunda farklı lezzet alırsın.
ADNAN OKTAR: Tabii, üç kere okursun, dört okursun, beş okursun. Yüzlerce kere okumuşumdur, her seferinde bir konu çıkmıştır. Her seferinde ders olur, sohbet edip anlatıyorum; hatta bazen de okurken farkına varıyorum. Çok acayip sırlarla dolu, maşaAllah, elhamdülillah.
SUNUCU 2: Bir de görebilen bir göz olmak lazım, önemli olan noktalardan biridir.
ADNAN OKTAR: Birisi bir mektup yazmış. Sen bana tam dün tam okuyacaktın, akşam bilgisayardan. Özetle, her halde cinlerle ilgilenen bir tip anladığım kadarıyla. Çok ilginç bulduğum için, çok sevimli bir şey. “Selamunaleyküm” diyor. Ve aleyna aleyküm selam, Savaş kardeşim. Savaş Uçar’mış ismi de, bir mahsuru yok herhalde ismini yazmış. Diyor ki, bana cin kardeşlerimi musallat edeceğim diyor. Allah Allah, ben ne yaptım sana? Eğer canlı yayında bunu söylemezseniz diyor size de musallat ettireceğim diyor cinlerimi. Aman aman aman. Ondan sonra falan işte Mehdi’nin geleceği günü cinlerin bilmediğinden bahsediyor. Bilmezler tabii canım cinler ne bilecekler bizden öğreniyorlar. Ya şimdi dedim şu keretanın külahını alıp buraya getirteyim dedim şu cinler kanalıyla. Ama o kadar şoku kaldıramaz dedik artık yapmayayım dedim. Çok şeker bir şey maşaAllah, çok sevimli. Herhalde küçük çocuk anladığım kadarıyla, öyle düşündüm.
OKTAR BABUNA: Çocukça bir şey değil mi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çünkü çocuk üslubu, inşaAllah. Efendim cinler Ahir zamanda Müslümanların emrine girecek, şu anda da gayet güzel hizmet veriyorlar. Fakat onlara yani sürekli üzerlerine yüklenmek değil de, onları eğitmek çok önemli. Kuran bilgisine çok ihtiyaçları var, çok cahiller, kimse de onlarla ilgilenmiyor. Yani bir insan onlarla oturup gelin size anlatayım, eğiteyim demiyor. Çok başsızlar yazık, sayıları da az. Onun için, onlarla ilgilenmek, onlara Kuran’dan ders yapmak, böyle hikmetli, imanlarını güçlendirmek, şevklerini arttırmak çok önemli. Genellikle bozuklar, yani insanlardan çok daha berbat onların konumu. Yani insanların bozukluğu mesela; 50 ise onların ki 250, o kadar bozuk. Ama buna rağmen bu şartlar altında çok dindar bir gençlik gelişmiş aralarında maşaAllah. Beni de seviyorlar. Hüddam ilmiyle ilgilenenler gitsin sorsunlar, yani aksi yoktur. Sordun mu yani hüsnüzanları da çok şiddetli maşaAllah. Yani kim sorarsa aynı cevabı veriyorlar, inşaAllah. Bizim de soracağımız bir hayli soru birikti onlara. Dün söylemişti bizim çocuklar Hocam dediler yine bazı konular var, soralım dediler, ben niyet ettim ama yarım kaldı sen bana hatırlat, inşaAllah.
Said Nursi Hazretleri’nin bir açıklamaları vardı burada. Beşinci mesele diyor, beşinci şuada; “rivayette vardır ki, Ahir zamanda deccal gibi bir kısım şahıslar uluhiyet dava edecekler ve kendilerine secde ettirecekler”, yani; Allah olduklarını iddia edecekler. “Allahu âlem bunun bir tevili şudur ki, nasıl ki padişahı inkâr eden bir bedevi kumandan”,’ yani ben seni kabul etmiyorum diyor, bedevi, cahil, fakat padişah var. “Kendinden ve başka kumandanlarda hâkimiyetlerini, nispetleri birer küçük padişahlık tasavvur ederler’’, yani Allah’ı kabul etmiyor ama kendini hâşâ, ilah gibi görüyor. Cahilliğinden, gücünün zayıflığından yani padişahın gücünü hissetmediği için padişahtan teşbih yapıyor hatırlatıyor yani Allah’ı bilmeyen cahiller kendini öyle görebilir diyor. “Aynen öyle de, bakın tabiyyun ve maddiyyun mezhebinin başına geçen”, Darwinist, materyalist felsefenin başına geçen, “o eşhas”, şahıslar yani Ahir zamandaki, Darwinist, materyalist ideoloji ile yönetilen devletler. Kim; komünist Çin, komünist Rusya, o zamanlar Küba.
OKTAR BABUNA: Doğu bloku ülkeleri.
ADNAN OKTAR: Evet yani, bütün komünist ülkeler, “kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi rububiyet tahayyül ederler’’, yani Rusya’da diyor mesela çocuklar diyorlardı o zamanlar; Allah’tan elma isteyin çocuklar diyorlar, kreşlerde, elma yok. Şimdi diyorlar, Stalin’den isteyin diyorlar, yağmur gibi elma yağdırıyorlar çocukların önüne, döküyorlar elmaları. Hâşâ “Allah kimmiş” diyorlar. “Stalin” diyor çocuklar. Öyle bir eğitim veriyorlar. İşte ona dikkat çekiyor Said Nursi. “Kuvvetleri nispetinde kendilerinde bir nevi rububiyet”, yani ilahlık “tahayyül ederler ve riayetini kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârane serfüruettirirler”. Çin’de mesela, Mao’nun heykellerine secde ediyorlar. Rusya’da Lenin’in heykellerine secde ettiler. Hatta şu an yine devam ediyor, Kore’de bir vatandaş, bir adam var orada Kore’de, komünist. Yine atom bombası yapacağım diye ortalığı birbirine karıştıran, o da çok cins bir şey, o da kendisine secde ettiriyor. Buna dikkat çekmiş Said Nursi yani, deccaliyetten kastettiğim budur diyor. Yani Darwinist, materyalist olan kişilerin, kendilerini ilah ilan etmeleri, Allah ilan etmeleri ve kendilerine secde ettirmeleri insanları. Ama deccal öldü tabii, deccaliyet öldü Dünya’da Darwinizm, materyalizm çökünce, onların dini çökünce, o sistem de otomatik çöktü. Rusya’daki sistem de çöktü, Küba’da da artık o artık sistem yok. Müslümanlık hızla gelişiyor Küba’da, camiler açılıyor değil mi, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hatta siz söylemiştiniz Müslüman ülkelerde bile o sosyalizm hâkimdi çöktü o da inşaAllah Darwinizm’in çökmesiyle maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuzey Kore’de resimleri vardı, hatta bizim kitapta vardı. Adam açıkça kendisine secde ettiriyor, inşaAllah. Efendim, yine onuncu mesele; “rivayetlerde, eşhas-ı Ahir zamanın fevkalade iktidarından bahsedilmiş. Vel’ilmü indallah, bunun tevili şudur ki, o şahısların temsil ettikleri manevi şahsiyetin azametinden kinayedir. Bir vakit Rusya’da mağlup edilen Japon Başkomutanının sureti; bir ayağı Bahr-i Muhit’te, diğer ayağı Port Artür Kal’asında olarak gösterildiği gibi”, Üstad’ın şu Osmanlıcası şahane, müthiş. “Şahs-ı manevisinin dehşetli azameti, o şahsiyetin mümessilinde, hem o mümessilin büyük heykellerinde gösteriliyor”. Mesela, Lenin’in, Stalin’in değil mi, büyük dev heykelleri oluşturulmuştu. Darwinist, materyalist ve ateist, kendisinin Allah olduğunu iddia eden kişilerdi bunlar. “Amma fevkalade ve harika iktidarları ise, ekser icraatları tahribat ve müştehiyat olduğundan’’ tahribat mesela, komünistlerin akıl almaz tabribatları oldu değil mi, 350 milyon insan öldürdüler. Mesela Hitler, Hitler de kendisini hâşâ Allah olarak görüyordu. Stalin de, efendim Mao da hepsi bunların kendisini Allah olarak görüyorlardı Allah esirgesin. Bak “tahribat ve müştehiyat olduğundan” yani, her türlü dinsiz ahlaksız sisteme de insanları teşvik ettiler. Büyük mesela Kızıl Ordu, çok özür dilerim genelevler oluşturdular. Fuhşu, gayrimeşru ilişkiyi teşvik ettiler. Onlar, fevkalade bir iktidar görünür. Yani acayip bir iktidar gibi görünür, muazzam kan döktükleri için ve şiddet gösterdikleri için, “çünkü tahrib kolaydır”. Bir kibrit diyor bir köyü yakar. “Müştehiyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder”. Yani haram olan her şeyi kullanmak. Evet, mesela diyor ki; “rivayette var ki; Ahir zaman da bir erkek kırk kadına nezaret eder.Allahu âlem bissavab, bunun iki tevili vardır. Birisi, o zamanda meşru nikâh azalır”, yani nikâhsız ilişkiye giriyorlar, gayrimeşru ilişki. “Veya Rusya’daki gibi kalkar”. Tamamen kalkıyor, Darwinist, materyalist sistem olduğu için, dediler ne alaka yani siz hayvandan gelmiş maymun türüsünüz nikâhta ne dediler ve kaldırdılar. “Bir tek kadına bağlanmaktan kaçıp başıboş kalan, kırk bedbaht kadınlara çoban olur’’ diyor yani, çok fazla kadın kontrolsüz, sahipsiz, sevgisiz, ilgisiz, alakasız kalır diyor Ahir zamanda, inşaAllah. “Rivayetlerde vardır ki, deccalin birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür. Allahu âlem bunun iki tevili vardır. Birincisi; büyük deccal kutb-u şimali dairesinde’’ şimal tarafında, yani Rusya tarafı işte Kuzey ülkeleri tarafı, evet. “Şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir”. Darwinist ve materyalist felsefenin en yoğun uygulandığı yer oralardı. “Çünkü kutb-u şimali mevkiinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Bir gün şimendifer ile bu tarafa gelse, yaz mevsiminden bir ay mütemadiyen güneş gurub etmez”. Orada biliyorsunuz, güneş sürekli duruyor veya sürekli batıyor. Mesela sürekli gece, karanlık oluyor. “Ben Rusya’daki esaretimde bu mevkiye yakın bulunuyordum. Demek büyük deccal, şimalden bu tarafa tecavüz edeceğini mucizane bir ihbarıdır”, diyor yani Darwinist, materyalist felsefenin asker de kullanarak, şiddette kullanarak, insanlara zulmedeceğini, insanları fesada götüreceğini işaret eder diyor. Yer olarak da diyor bu hadisler bunu gösteriyor diyor. Bak, “deccalin birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür. Yani günlerin orada ki uzaması, gündüzün uzaması, gecelerin uzaması buna işaret eder diyor. “Hem büyük deccalin, hem İslâm deccalinin üç devre-i istibdatları mânâsında üç eyyam var. Bir günü, bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene de yapılmaz.” Anormal bir tahribat yapar diyor, komünist Rusya, mesela Hitler, Stalin, Mussolini 350 milyon insanı katledip, binlerce şehri, kasabayı yerle bir ettiler ve akıl almaz bir tahribat yaptılar. “İkinci günü, yani ikinci devresi, “bir senede, otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapamaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır diye, gayet yüksek bir belâğatla ümmetine haber vermiş”. İşte burada kastedilen de iddia edilen Ergenekon Örgütü’dür. Yani buradaki deccal. Bak diyor ki, “dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz”, şu an hiçbir şey yapamıyorlar. “Yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır”. Şu anda da muhafazaya çalışıyor, önce mesela Osmanlı’yı yıktı iddia edilen Ergenekon Örgütü. Bizim yazarlarımızı, insanlarımızı yüz binlerce insanı şehit ettiler, başbakanları. Çok büyük bir deccal haraketiydi bu. “Dördüncü günü” bak, “devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır”. Şu anda da durumu muhafazaya çalışıyorlar. Darmakeşan oldular, inşaAllah. “Gayet yüksek bir belagatla ümmetine haber vermiş"diyor inşaAllah.İslam deccali, mesela Irak’ta da camileri bombaladı, mesela Suriye’de de camileri bombaladı. Sünni, şii ayrımını körükledi. Zannettiler ki iddia edilen Ergenekon Örgütü bir avuçtur, burada bir örgütlenmedir, değil. Afganistan’da da örgütlüler, Azerbaycan’da darbe yapmaya kalktılar. Azerbaycanlı kardeşlerimizi çok mağdur durumda bıraktılar. Kan akıtılmasına sebep oldular ve Türk İslam Birliği tam oluşma aşamasındayken, Azerbaycan’la birleşecekken birden durmasına sebep oldular. Ve nefret ediyor şu an Azerbaycanlı kardeşlerimiz bu tiplerden. Haklı olarak nefret ediyorlar. Irak’taki cami bombalamalarının arkasında hepsinde iddia edilen Ergenekon Örgütü vardır. Oradaki insanlar nereden bulsunlar C4 bilmem ne patlayıcıları. Tam bunların işi, profesyonel işler. Bakın Osmanlı padişahlarını şehit ettiler. Atatürk’ün de vefatı normal değildir. Yani kinin, yüksek dozda kinin verdiler ve Atatürk bunu belirtmiştir manevi kızına, açıklamıştır inşaAllah. O mektubu da ben açıklayacağım, inşaAllah. Şimdilik ben detay vermiyorum inşaAllah, tabii doğrudan süikasttır. O da iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir eylemidir, bir uygulamasıdır. Ama şu an debeleniyorlar, fakat yine de var gücüyle milletimizin gereken tavrı koyması gerekiyor inşaAllah. “Kat’î ve sahih rivayette var ki”, bak kat’i ve sahih, açık diyor, hiç reddedilmez diyor. “İsa Aleyhisselâm büyük deccalı öldürür. Vel'ilmü indallah, bunun da iki veçhi var, bir veçhi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli deccalı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek, ancak harika ve mucizatlı umumun makbulü”, Hristiyanların ve Müslümanların da makbulü, “bir zat olabilir ki, o zat”, bak şahs-ı manevi demiyor, şahıs, o zat, “en ziyade alâkadar” yani herkesin alakasını üzerine çeken, “ve ekser insanların da peygamberi olan”, Müslümanların da Peygamberi, Hristiyanların da Peygamberi “ekseriyetin peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâmdır. İkinci veçhi şudur ki, şahs-ı İsa Aleyhisselâmın kılınciyle maktul olan şahs-ı deccal”, yani Hz.İsa(a.s.)’ın öldüreceği, “kılınciyle maktul olan şahs-ı deccal teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azameti ve heykeli”, Darwinist ve materyalist felsefenin hakim olduğu devletler zinciri, dünyadaki dev yapılanma, “dinsizliğin azametli heykeli ve şahsı manevisin öldürecek”. Bak mânevîsini öldürecek, demek ki kanlı bir kıtal yok, fikri bir öldürme var. “Şahs-ı mânevîsini öldürecek ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhânileridir ki, o ruhâniler din-i İsevînin hakikatini hakikat-i İslâmiye ile mezc ederek”, lailaheillallah’a dönecekler diyor ve Hristiyanlık’taki yanlış olan, anormal olan düşünceleri atacaklar, tasaffi edecekler diyor. “Hakikat-i İslâmiye ile mezc ederek o kuvvet onu dağıtacak, ve mânen öldürecek. Hattâ, Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazreti Mehdîye’ye namazda iktida eder”, imamlığa geçirir, tâbi olur “diye rivayeti, bu ittifaka ve hakikat-i Kur’âniye’nin makbuliyetine ve hâkimiyetine işaret eder”. Sadece Kuran hakim olacak diyor. Yani Hristiyanlar da tamamen Kuran’a tabi olacaklar. Evet bunlar uzun konular, fakat bunlar bilinmediği için ben bunları şehr ederek açıklıyorum. Mesela bu Said Nursi’nin bu 5. şuası sırlarla doludur, fevkalade izahlarla doludur. Fakat saptırmaya çalışıyorlar. Biz ona müsade etmeyiz, İnşaAllah. Fakat bakın her yerde Darwinist ve materyalist felsefenin deccaliyet olduğunu ve bununla yönetilen devletlerin de yırtıcı ve tahribatkarane olduklarını, işte deccaliyetten kastın bunun olduğunu söylüyor Said Nursi. Yani Darwinist, materyalist sistemdir diyor ve bununla oluşan hükümetlerdir, devletlerdir. Bunların özelliği ne, akıl almaz kan dökmeleri, şehirleri yıkmaları, orayı burayı bombalamaları, anarşi ve terör meydana getirmeleri, insan sevgisi olmaması, insanlara insan olarak bakmamaları, zalim olmaları, ırkçı olmaları, insanların kalbinden sevgiyi, aşkı, tutkuyu kaldırıp, insanları robotlaştırmaları. Ve büyük bir insan kitlesini bir ara moron hale getirdiler, insanlar insanlıktan çıkmıştı bir ara. Darwinist, materyalist felsefe yıkıldıktan sonra, insanların o robotlaşan beyni açılmaya başladı ve kendilerinin insan olduğunu farkettiler. Ve gele gele gele şimdi şu an bu noktaya geldik. Az bir şey kaldı, biraz daha silkelersek tamamen düşecekler Allah’ın izniyle. İnşaAllah, devam.
OKTAR BABUNA: Ağlama sesleri geliyor Hocam artık zaten.
ADNAN OKTAR: Evet, hıçkıra hıçkıra.
OKTAR BABUNA: The Guardian’da çıkan haber o şekildeydi.
ADNAN OKTAR: Bakın burada maddiyyun, tabiyyun diyor ya, bak nereye dönsek bunu, Hz.İsa(a.s.)’nın da mücadelece edeceği maddiyyun, tabiyyun, Darwinist, materyalist felsefedir, Mehdi(a.s.)’nin de yapacağı Darwinist, materyalist felsefeye karşı mücadeledir. Ama Said Nursi diyor ki, Mehdi(a.s.) konuyu bitirir diyor. Mehdi(a.s.) konuyu halleder, Mesih(a.s.) hazır ortama geliyor. Geri kalanı yani, siyaset yönünü Mehdi(a.s.) İsa(a.s.)’ya bırakır diyor. Yayınlanmamış mektubu var, onu getirip okuyacağım, Said Nursi’nin. Çok fazla yayınlanmamış mektubu vardır. Mehdi(a.s.) ile de ilgili yayınlanmamış mektupları var. İnsanlar onları okuduğunda şöyle bir nefesi kesilecek, çok şaşıracaklar, inşaAllah. Bu konunun da üzerine gidilmesi lazım Atatürk’ü kinin vererek şehit ettiler, bu gizleniyor. Bunun da üzerine gideceğiz. Atatürk’e bakmadılar zamanında, bir şey yaptılar, bunun üzerine gideceğiz. Ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’dür yine, bakın II. Mahmut devrinden itibaren. Bakın o devre, tarihe bakın. Sel gibi Müslüman kanı akıtmışlardır, sürekli. Yeniçeri kanı akıtmışlardır. Nizam-ı Cedid’i kurdular o devirde de yine kan akıttılar. İttiat ve Terakki’yi kurdular yine kan akıttılar. Kan kan kan kan, hep kanla geldiler şu ana kadar. Kan, kan, kan, kan. Hep kanla geldiler şu ana kadar. Ama şu an Mehdiyet’in ateşi onları yaktı, inşaAllah. Darwinist, materyalist felsefe çökünce, garibanlaştılar böyle zavallı hale geldiler ve çöktüler dizlerinin üzerine inşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam, izniniz olursa bir soru sormak istiyorum size. Alara Yağızkan size bir soru sormuş, “değerli Hocam, dünya çapında tanınan ve Allah’a inanan ünlülerden Snoop Dogg, Britney Spears gibi kişiler hakkında yorumunuzu merak ediyorum. Saygılar” demiş Alara Hanım.
ADNAN OKTAR: Çok ilginç bir soru. O çocuğun ismini niye öyle koydular ki? Değiştirsin o ismini değil mi?
OKTAR BABUNA: Kimdi Hocam?
SUNUCU: Snoop Dogg.
ADNAN OKTAR: Değil mi, soyadı o. Biraz garip, o ismi ağzıma almak istemiyorum yani. Ama çok kalender bir şey çok sevimli. Ama o ismi Allah aşkına değiştirsin. Özellikle o soyadı, o olmaz o. Haşa, tamam, gerçi köpek sevimli bir hayvan da, soyadı olarak pek gitmiyor. Ben ona şimdi öyle hitap edemem işin doğrusu. Tabii mazlum, mütevazı iyi bir Müslüman. Helal olsun o kardeşimize. İmanını, aşkını, Allah’a olan muhabbetini tebrik ediyorum. İnancını tebrik ediyorum. Allah mübarek etsin imanını, Müslümanlığını. Epeyden beri Müslümandı o kardeşimiz, yeni açıkladı. Gizli Müslümandı. Öyle çok fazla var sanatçılardan. Bizim bildiğimiz, fakat gizli tutuyorlar, söylemiyorlar, Müslüman.
SUNUCU: Birçok Hristiyan söylemiyor bunu, evet.
ADNAN OKTAR: Söylemiyor evet. Çünkü mahalle baskısı var. Acayip mahalle baskısı var. Müslümanım dedi mi tepesine biniyorlar.
OKTAR BABUNA: Bu Michael Jackson’u anlatmıştınız Hocam özellikle.
ADNAN OKTAR: Mesela o çocuk da öyle. Epeyden beri Müslüman. Bizim de haberimiz vardı epeyden beri Müslüman olduğunun. Aman dediler söylemeyin dediler. Biz de söylemiyorduk. Nihayet bak içlerine sindiremediler. O çocukcağızı şehit ettiler. Halis munis Müslümandır, inşaAllah.
İkinci soru neydi?
SUNUCU: Britney Spears Hocam.
ADNAN OKTAR: O kerata da çok sevimli bir şey. Acayip sevimli, çok şeker. Tipi de çok tatlı, kendi de çok tatlı. Ya o çocuğun üzerine acayip yüklendiler o zamanlar. Yok delirmek üzere, yok intihar edecek. Yani sanki böyle intihar etse kulaklarına kına yakacaklar. Yani teşvik ediyorlar çocuğu. El kadar çocuk yani öyle, o tip sözler söylenir mi? Teşvik eder gibi izahlar olur mu? Bilmiyorum Hocam daha iyi bilir değil mi, psikologsun sen. Bir insan, bunalımda olan bir insana bu intihar etmek üzere, intihar etmek üzere denir mi?
SUNUCU 2: Onu hatırlatması bile, kişide tetikleyebilir durumu.
ADNAN OKTAR: Tabii, şom ağız bu yani çok acayip bir şey. Desene sağlığı sıhhati yerinde, seviyoruz. İnşaAllah kendisini toparlayacak, inşaAllah çok iyi desene. Olumlu şey konuşsana. Yok işte gazetecilere saldırdı, bilmem ne çocuğun moralini bozdular. Allah vermesin hakikaten de intihar edecek raddeye de gelmiş olabilir o dönemde.
SUNUCU 2: Ki belki etmiş bile olabilir, bilgimiz dahilinde olmayan.
ADNAN OKTAR: Allah esirgesin tabii. Zulüm bu, böyle şey yapılır mı? Mesela o da Allah’a inanır. Yani o da Allah’a inanan birisidir. Yani imanlıdır inşaAllah. Yani sanatçıların çoğu öyle. Bir de sevimli bir çocuğu var ufaklık. Acayip şeker bir şey.
OKTAR BABUNA: Bunda da aslında sizin çok büyük payınız var. Sizin kitabınızın gitmediği kimse kalmadı. Hemen hemen önde gelen sanatçılardan, sporculardan, akademisyenlerden ve politikacılardan kimse kalmadı Hocam. Bunu söyleyelim buradan.
ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusu bunlar bizim bir nevi talebimiz gibiler. Ben bunların hepsine kitap gönderdim. Yani kitapları okudular. Okuduktan sonra da çok etkilendiler. Allah’a hamdolsun. Yaratılış Atlası’nı gönderdik. Yani sanatçılardan benim göndermediğim kimse yok. Politikacılardan da herkese gönderdim.
OKTAR BABUNA: Bütün başbakanlar, kral, kraliçeler dahil.
ADNAN OKTAR: Ünlü profesörlere gönderildi, bakanlar. Değil mi, hepsine gönderildi.
OKTAR BABUNA: Sporcular dahil.
ADNAN OKTAR: Ünlü sporcular, onlara da gönderildi. Dolasıyla onlardan bu arkadaşlardan, bu kardeşlerimizden iman eden çok fazla kişi var. Fakat diyorlar ki niye illa açıklamıyorsun. Ya kardeşim açıkladığında işinden atıyorlar, hakaret ediyorlar, suikast yapıyorlar, canını yakıyorlar, çoluğuna cocuğuna zarar vermeye kalkıyorlar. Ya bir mahallede durması mümkün olmuyor kardşim yani Allah vermesin çok kötü bir şey bu. Evine gidemiyor adam yani. Sokmuyorlar mahalleye. Muazzam bir sokak baskısı oluyor. Onun için bazı kardeşlerimiz diyorlar aman açıklayın, izah edin, niye açıklamıyor? Açıklanmaz, açıklayamaz yani o konuda açıklayamaz kolay bir şey değildir. Yani onun açısından diyorum, yani o belirli bir güç, belirli bir imkan, belirli şartlar gerektiriyor onun açısından.
OKTAR BABUNA: Tony Blair’e sordular Hocam “siz şimdi Müslüman mı oldunuz?” diye, ben şimdi bu soruya cevap vermeyeyim diye cevap vermişti.
ADNAN OKTAR: Ya mesela bizim Müslüman kardeşlerimiz de yani acayip rahatlar yani. Kardeşim sen Mısır’da gayet rahat, dindar bir mahallede oturuyorsun. Sen son derece rahatsın. Yani tuzu kuru derler. Şimdi kolay bir mesele midir bu? Sen olsan kim bilir ne yaparsın? Şimdi bize de öyle mesela tavsiyeler oluyor tuzu kuru tipler. İşte çık şunu söyle, çık bunu böyle. Allah, Allah.
SUNUCU 2: Onu söylemek o insanın birçok elindeki imkanı almak demektir aslında. Ve ciddi olarak hani hem fiziksel hem psikolojik ona baskı var, iş baskısı var. Her şey olacaktır.
ADNAN OKTAR: Buna rağmen ben deli aşığım. Benim gözüm kara, buna rağmen herkesi gözümü karartıp karşıma aldım. Yani öyle bir sorunum yok. Ama sevgiyle, şefkatle hallediyorum. Mesela masonlara kimse ağzını açamazken, ben onları darma keşan ettim. Masonlukla ilgili ilk kitabı çıkartan bendim ve her Müslüman ailenin evinde vardır aşağı yukarı. Yani herkesin temel baş ucu kitabıdır. Biliyorsunuz, değil mi bak sizin evde de vardır. Olmayan da hiç kimse yoktur. Çünkü yani 1 milyonun üzerinde basıldı.
SUNUCU 2: Kimsenin konuşmadığı bir konuydu.
ADNAN OKTAR: Tabii, kimsenin konuşamadığı, aman aman dediler. Hatta bana da o zaman ulemadan, Hocalardan dediler yavrum dediler yok ederler seni dediler. Sen ne yapıyorsun? Allah seni korusun, sakın yapma böyle bir şey dediler. Kitabı bastık piyasaya verdik, Allah seni korusun dediler. Yani artık bizim bir sözümüz yok dediler. Yani Darwinizme meydan okumak, Darwinizmi yıkmak ne demek? Yani insanı böyle değil mi, kıyma makinesinde insanı ince ince parçalara ayırırlar. Onu da yaptık Allah’a çok şükür. Var güçleriyle atak yaptılar. Dedik biz hatta 100’er 100’er, 5’er 5’er gelin. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü de öyle. Tam anlamıyla karşımıza aldık. Yıllardan beri bana karşı mücadele veriyor iddia edilen Ergenekon Örgütü.
OKTAR BABUNA: Siz ismen yazdınız Hocam, 96 ya da 97 yılında kitabınızda. Yani ilk deşifre eden sizsiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii, kitapta daha Ergenekon’un adı yoktu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün. Ben ilk adını açıklamıştım o zaman. Gazetelerde de sürekli ilan verdik dedik, devlet içinde yapılan, komünist devlet içinde yapılan komünist derin devlet yapılanmasına karşı devlet müdahele etsin. Yıllarca, yıllardan beri ilan verdik. Allah’a çok şükür şu an derdest vaziyetteler. İnşaAllah devlet pençesini tepelerine geçirdi. Ama şimdi bunlar böyle, hani mahluklar oluyor ya böyle çiyan oluyor falan hayvan. Ölüyor, böyle öbür tarafından gelişiyor yine de kol bacak çıkarıyor. Böyle bir mahluktur bunlar yani. Müdahale ettik deyip bitmez. Yani bunları böyle bozuk fasulye gibi ayıklayacaksın. Teker, teker, hepsini. Başka türlü olmaz. Bir bir uğraşılması lazım. Peşini bırakmaya da gelmez.
OKTAR BABUNA: Aslında siz yol gösteriyorsunuz. Nasıl yapılacağını tarif de ediyorsunuz sık sık Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın Türkiye’de yine ortalığı karıştırmaya çalışıyorlar. Hükümeti MHP ile AKP’yi karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Halbuki MHP de Türk İslam Birliği’ni savunuyor, AKP de Türk İslam Birliği’ni savunuyor. O da muhafazakar, o da muhafazakar. O da dindar, o da dindar. Her iki taraf da delikanlı. Bakın kardeşi kardeşe düşürme yöntemini görüyor musunuz?
SUNUCU 2: Evet birleşmek yerine karşı karşıya.
ADNAN OKTAR: Yani çok büyük hata olur. Onun için bu konuyu bir kere basın hemen kapatsın. Bu konuyu dallandırıp budaklandırıp böyle şekillendirip, alevlendirip insanların önüne getirmesinler. Olabilir bazen böyle kardeş kardeşle bir mizas olabilir. Onu orada kapatmak lazım. Bunu daha fazla dillendirmek doğru olmaz. O zaman fitne olur bu. Olmuş tamam, konuyu kapatsınlar. Durup durup tazeleyip yeniden, işte televizyonlarda gösterip yeniden konu yapmak değil. İki taraf da birbirine sarılsın, iki taraf da delikanlı zaten. AKP de delikanlıdır, MHP de delikanlıdır yani. Yani araya da insanlar girsinler.
ADNAN OKTAR: MHP öyle, AKP’yi karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Halbuki MHP de Türk İslam Birliği’ni savunuyor. AKP de Türk İslam Birliği’ni savunuyor. O da muhafazakâr, o da muhafazakâr. O da dindar, o da dindar. Her iki taraf da delikanlı. Bakın, kardeşi kardeşe düşürme yöntemini görüyor musunuz? Yani çok büyük hata olur. Onun için, bu konuyu bir kere basın hemen kapatsın. Bu konuyu dallandırıp budaklandırıp, böyle şekillendirip, alevlendirip insanların önüne getirmesinler. Olabilir, bazen böyle kardeş kardeşe bir nizası olabilir. Onu orada kapatmak lazım. Bunu daha fazla dillendirmek doğru olmaz. O, o zaman fitne olur. Olmuş tamam, konuyu kapatsınlar. Durup durup tazeleyip yeniden, işte televizyonlarda gösterterek yeniden konu yaparak değil. İki taraf da birbirine sarılsın. İki taraf da delikanlı zaten. AKP de delikanlıdır. MHP de delikanlıdır yani. Yani araya da insanlar girsinler. Çünkü müminlerin arası bozulduğunda diyor Allah ayette, iki tarafı barıştırın diyor Allah. Farzdır, Allah’ın emridir, Kuran’ın emridir. Şimdi benim Meclis’e barıştırmak için gitmem olmayacağına göre. Çünkü İstanbul’u biz bırakamıyoruz. Orada kardeşlerimiz, iki tarafı da şöyle bir yemekli toplantı ile barıştırması lazım, değil mi? Böyle sohbet toplantısı ile. Bir sarılıp konuyu kapatmaları lazım. O gün Erdoğan Bey’e baktım, o da çok sinirlenmiş o gün. Baktım kıpkırmızı kızarmış. O da iyi bir şey değil, yani bu kadar sinirlenmek değil mi? O Tayyip Bey, tamam delikanlı insandır, böyle yiğittir. Fakat öfke de sağlığa zarar verir. Halim olunacak, sakin, inşaAllah. Tabii, insanlık hali, olabilir insanlarda böyle şeyler ama. Sağlığını da, sıhhatini de düşünecek tabii. Çünkü o kadar öfke. Kim bilir tansiyonu kaça çıktı o anda?
SUNUCU 2: Mutlaka tahribat yaratabilir tabii.
ADNAN OKTAR: Canım tahribat. Kıpkırmızı olmuş yani, bu bayağı tehlikeli. Üstüne biraz daha gidilse düşünün. Onun için, öfkeden kaçınmak lazım. Resulullah (s.a.v.) diyor, “öfkelendiğinizde gidin bir abdest alın” diyor. Hemen kesmek lazım. Yani öfke ortamını hemen kapatmak lazım, hemen.
SUNUCU 2: Tabii, psikoloji de bunu söylüyor Hocam. Tamam bundan kaç, 1000 yıl önce Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediği cümle. Öfkelendiğiniz zaman mola verin der. Hani bunu söyleyemez tabii, bulunduğunuz ortamı terk edin, işte ılık bir duş alın, ya da elinizi yüzünüzü yıkayın der.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, tabii. Acayip tehlikelidir. Öfke ortamında durulmaz. Hemen keseceksin. Güzel soğuk su ile elini yüzünü böyle yıkayıp, değil mi? Güzel abdestini alıp, kulaklarının arkasını mesh ediyor, kulakları falan. Allah’ı anıp, bir sakinleşip. Çünkü öfke, her halükarda zarar veriyor. Yani hem kendine, hem etrafına zarar veriyor. Çünkü hep koçyiğitler. AKP’liler de öyle yiğittir, MHP de yiğittir ve hepsi büyük Türkiyecidir. Türk İslam Birliği’nin koçyiğitleri, aslanları yani. Dışarıdan buna sevinen ne kadar çok insan olur. Bizim kimseyi sevindirmeye niyetimiz yok, inşaAllah. Tayyip Bey’i de biz seviyoruz, bütün Türkiye, o Başbakanımızdır. Şefkat duyuyoruz. Tabii ben belirli partiyi desteklemiyorum. Mesela ben şu partiliyim demiyorum. Çünkü Saadet’i de destekliyorum ben. MHP’yi de destekliyorum. AKP’yi de destekliyorum, sağ yani.
OKTAR BABUNA: Büyük Birlik Partisi’ni.
ADNAN OKTAR: Büyük Birlik Partisi’ni, zaten onlar benim koçyiğitlerim, aslanlarım, canım ciğerim onlar benim. Hepsine biz kucak açtık. Hepsini çok seviyorum. Ama birbirlerine böyle kırıcı, sökücü bir mücadeleye girmelerine asla ve asla müsaade etmeyiz. Aman ha aman. Hiç kimse de bu konuyu büyütmesin. Hemen kapatalım, hemen bir sarmaş dolaş olsunlar konu bitsin. Olur böyle şeyler bazen arada sırada, bir gerginlik olabilir, aman ha, inşaAllah.
Oktar Hocam, var mı anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Hocam, eğer uygun görürseniz, örümceklerin bir avlanma tekniği ile ilgili bir, gösterelim mi onu?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bu bir örümcek çeşidi Hocam. Bir ağ üretiyor. Fakat ürettiği ağ birazcık farklı. Birazcık farklı, böyle daha lifli bir ağ, şimdi gösterecek onu. Onu kullanarak avlayacak avını inşaAllah. Onu gösteren bir film. Bebek resimleri var, onları göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Göster, inşaAllah. Ne kadar nefis, güzel bu böyle, maşaAllah. Hayret. Benim canım. Bunu alnından, burnundan, gözlerinden, her tarafından öpmek lazım bunu. MaşaAllah, tablo gibi, elhamdülillah. Allah’ın “Cemal” isminin tecellisi. Rahman ve Rahim olduğunu, değil mi bak Cenab-ı Allah burada, tam anlamı ile çok güzel bir şekli ile bir yönü ile vurgulamış oluyor inşaAllah? Bu da Uzak Doğulu, bu da çok şeker. Ne kadar hoş oluyor bunlar böyle çekik gözlü falan. Severim ben onun canını, tertemiz maşaAllah. MaşaAllah. Ben bazen görüyorum dışarıda Japon çocuklar falan görüyorum. Artık şimdi alacağım elime, elimde kalacak Allah esirgesin, anormal şeker bir şey yani. Baksana tatlılığa, saçı da böyle pankçı yapmış. Gözleri şahane, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Fosiller var Hocam, eğer uygun görürseniz? Bu, sizin yine Yaratılış Atlası’ndan Hocam. Fosillerin evrimi yalanladığına dair.
OKTAR BABUNA: Nasıl yalanladığı, Allah’ın yaratmasını ispat ettiğini gösteren fosiller, inşaAllah. 150 milyon yıllık karides, burada görüldüğü gibi bu bugünkü hali. En ufak bir fark olmayacak şekilde, karidesin bakın baş kısmı burası. Antenleri ile, bacakları ile, kuyruk kısmı, hiçbir değişikliğe uğramıyor, 150 milyon yıl boyunca.
ADNAN OKTAR: Kardeşim pazarda satılıyor. Çocuğa versen, koyar çocuk, karidesi onun üzerine koyar fosilin üzerine. Bakar, milimi milimine aynı. Hiçbir şekilde değişmemiş. Hani evrim vardı, tabii.
OKTAR BABUNA: Kesinlikle Hocam, evet. Bir de sizin Yaratılış Atlası’nda, son derece modern resim teknikleri ile çok yakın planda gösteriyorsunuz siz Hocam. Milimetrik fark yok, yani o kadar düzgünlükte.
ADNAN OKTAR: Ama ciğerlerine oturdu birden bire böyle. Aman Allah’ım o Fransa’dan gelen feryatlar.
OKTAR BABUNA: Atom bombası gibi.
ADNAN OKTAR: İlk böyle tır ile buradan gitti, dağıtıldı. İlk 2-3 gün bir sakin oldular, böyle şoktan. Hani bazen insan böyle kafasını çarpar bir şey demez. Hocam daha iyi bilir, toparlanamadılar ilk 2 gün. 3’üncü gün atom bombası demeye başladılar.
OKTAR BABUNA: Evet, Le Monde, Le Express, hepsi manşetten girdiler Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani, ne diyor? Havadan diyor, felâket yağıyor diyor gökten diyor.
SUNUCU 2: En son evre kabullenmeye vesiledir, inşaAllah orayada gidecekler. Ondan önce bir inkâr yaşayacaklar, sonra bir yas yaşayacaklar, sonra da kabullenecekler.
ADNAN OKTAR: Şimdi yok mazlumlaştılar zaten. Şu an tereyağı gibiler.
SUNUCU 2: Yas dönemine geldiler yani.
OKTAR BABUNA: Söylüyorlar artık zaten, onları siz anlatmıştınız Hocam. Haberler çıkıyor artık, biz artık evrimi analatamıyoruz diye biyoloji sınıflarında ve derslerde.
ADNAN OKTAR: Ve geçenlerde miydi The Guardian?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Göstereyim mi onu?
ADNAN OKTAR: Evet, bakayım.
Oktar, sen şu teknolojiyi bir geliştirsen çok iyi olur.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu İngilizcesi Hocam. Akademisyenler, yükselen yaratılışa karşı savaşıyorlar diye üniversitelerde. Türkçesini müsaade ederseniz Hocam okuyayım inşaAllah. İngiltere kampüslerinde ve kolejlerde sayıları hızla artan öğrenciler, evrim teorisine meydan okuyorlar ve Darwin’in yanıldığını savunuyorlar. Bazıları üniversite imtihanlarından geçemiyorlar. Çünkü İncil ya da Kuran’daki bilimsel gerçeklerden alıntılar yapıyorlar. Londra’da ise, bir kolejdeki biyoloji öğrencilerinin çoğunun yaratılışçı olduğu düşünülüyor. Bu aybaşında Londra’da Müslüman tıp öğrencileri, Darwin’in teorilerinin sahte olduğuna dair broşür dağıttılar. Evanjelik Hıristiyan öğrenciler de evrim ile mücadele konusunda giderek seslerini yükseltiyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde, kanunlar bu duruma karşı olmasına rağmen yaratılış ya da akıllı tasarımın bilim derslerinde öğretilmesi konusunda baskı artıyor. Şimdi bu ülkedeki benzer yaklaşımlar, İngiltere’nin en önde gelen bilimsel akademisi olan Royal Society’yi de harekete geçirdi. Darwinizm’i sorgulayan broşürler, Kings College London’ın Guy’s Hastanesi bölümündeki öğrenciler arasında bu ay İslami Bilinç Haftası’nın bir bölümü olarak dağıtılmış. Guy’s Hastanesi’nin bir çalışanı, yakında doktor olarak çalışacak insanların, Darwin’i red etmelerini, ciddi şekilde endişe verici bulduğunu söyledi. Hocam, siz buraya konferansa göndermiştiniz bizi. Bütün üniversitelerde yaptık inşaAllah. Guy’s Hastanesi’nde de yaptık. Bugün İngiltere’nin en önde gelen Tıp Fakülteleri’nden. Bir anımı müsade ederseniz anlatmak istiyorum. Sizin, Harun Yahya’nın vesilesi ile biz ilk defa Müslüman olmaktan onur duyduk demişlerdi oradaki Müslüman organizatörler. Beraber yürüyorduk hatta konferansa. Bizi hiç tanımıyorlar. Sizin temsilciniz olarak biliyorlar. Sizinle beraber yürümek bile bir şereftir, demişlerdi çocuklar, Tıp Fakültesi öğrencisi çocuklar. MaşaAllah. İslami bir toplum üyesi olan, 21 yaşındaki Tıp Fakültesi öğrencisi, insanın yaratıldığı ve Darwin’in iddia ettiği gibi, evrimleşmediği konusunda Kuran’ın oldukça açık olduğunu söyledi. Darwin’in iddia ettiği, türlerin kökeni konusunda hiçbir bilimsel delil yok. Bu sadece bir teori. İnsan, Allah’ın yaratılış harikasıdır. Tıp eğitimi için, evrime inanmanın gerekli olmadığını, ama buna rağmen sınavları geçebilmek için bu konu hakkında bir şeyler yazmanın gerekli olduğunu söylüyor. Doktor ve diş hekimleri olmak istiyoruz. Bu nedenle de sınavlarımızı geçmek istiyoruz. Aynı zamanda Allah’ın, insanı 6 günde yaratmadığını da ekliyor. Bu 6 dünya günü değildir diyor. Bu birkaç bin yıla işaret edebilir, ancak bu yine yaratılıştır, evrim değil. Başka bir Londra kampüsünde, bazı öğrencilerin başarısız olmasının sebebi, yine sınavlarda yaratılış gerçeğini anlatmaları. Eğitmenleri, eğer sınavları geçmek istiyorlarsa, İncil’i veya Kuran’ı bilimsel bir gerçek olarak sunmamaları gerektiğini söylüyorlar. Yaratılış savunucusu Portsmouth Yaratılış Bilim Hareketi’nden David Rosebarry ise, bu konuya öğrencilerin git gide artan bir ilgilerinin olduğunu söyledi. MaşaAllah. Londra’nın oldukça ünlü özel üniversitelerinden birinde çalışan bir biyoloji öğretmeni, gelecek jenerasyonun, tıp ve bilim öğrencilerinin, pek çoğunun yaratılışçı olabileceğini söylüyor. Öğrencilerimin oldukça büyük bir kısmı, şu anda şaratılışçılığa inanıyor. Ve bunlar çok becerikli, konuşkan, düşünen genç insanlar. Hiçbir şekilde içe kapalı değiller. Küçük çekmeceme koydukları yaratılışçılıkla ilgili bir kitapcık var. Bunların büyük çoğunluğu Müslüman, Pentokostal, yani Protestanlığa bağlı, tek Allah’a inanan bir Hıristiyan mezhebi ve Baptis ailelerden geliyorlar. Ve eczacı, doktor, genetikçi ve nerobilimci olmayı amaçlıyorlar. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak Hristiyan gençler de değil mi? Bizim kitaplardan istifade onları böyle paspas gibi ezmeye başlamışlar. Bak bir de tek Allah’a inanç, Hıristiyanlar arasında yayılıyor. Ne dedin o mezhebin ismi?
OKTAR BABUNA: Pentakostal Hocam. Evet, tek Allah’a inanan bir mezhep.
ADNAN OKTAR: Gittikçe güçleniyorlar onlar, maşaAllah. Baptisler de öyle, maşaAllah. Tasaffi ediyor Hristiyanlık. Kuran’ın işaretidir bu.
OKTAR BABUNA: Orada, üniversitedeki Müslüman öğrenciler söylemişlerdi bize, toplantıyı organize edenler. Hangi odaya gitsek demişlerdi, Hocamızın Yaratılış Atlası var kütüphanede. Evrimcilerin kütüphanesi. Bir de koyuyorlar kütüphanelere herkesin göreceği şekilde Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, şimdi bir ara mı vereceğiz?
SUNUCU: Evet, şimdi kısa bir ara vereceğiz Hocam. Eğer sizin ekleyecek bir şeyiniz yoksa eğer.
ADNAN OKTAR: Tamam, bu kadar şimdilik, inşaAllah.
SUNUCU: Peki o zaman, kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikte olacağız. Kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyiz. Ben size tekrardan internet sitemizi hatırlatmak istiyorum. www.harunyahya.tv adresinden bizi canlı yayın olarak izleyebilirsiniz. Ayrıca ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden de bize görüşlerinizi yazabilirsiniz. www.harunyahya.org , www.harunyahya.net adreslerinden de Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Hocam, size bir soru sormak istiyorum eğer müsadeniz varsa.
Samsun’dan Furkan Ereğli sorusunu soruyorum. “Muhterem Hocam. Büyüye inanılır mı? Büyünün, hayatın çeşitli alanlarında, örneğin iş hayatında, arkadaş arası ilişkilerde etkisi olur mu?” diye bir soru sormuş.
ADNAN OKTAR: Bana cahil-cühela, bazı aileler, bazı mason gruplar, bazı satanist gruplar büyü yapıyorlar, bana daha iyi geliyor. Daha dinçleşiyoruz, gençleşiyoruz, gücümüz artıyor, daha iyi oluyor. Büyü hiçbir şey yapmaz. Bütün güç-kuvvet Allah’ın elindedir. Büyüye inanılırsa adam, onun müstekar bir gücü olduğuna inanırsa, şirk koşarsa, Allah onun etkisini meydana getirir, belasını verir. Ama Allah’a inanır, bütün gücün Allah’ta olduğunu bilirse, büyünün hiçbir etkisi olmaz.
SUNUCU: Samsun’dan Kartal Doğan sormuş Hocam. Adnan Hocam’a, Oktar Bey’e, Sunucu kardeşime ve tüm izleyenlere selamlar demiş. Biz de selamlarımızı iletiyoruz buradan kendisine. Ben, o ilim deryası, heybetli, Allah aşığı Hocamdan bana ve izleyenlere, Kuran’da Kehf Suresi’nde geçen, Zülkarneyn Kıssası’nın, ahir zamana işaretlerini açıklamasını istiyorum. Bir de bu suredeki, 89, 90 ve 91’inci ayetlerin izahını özellikle merak ediyorum. Allah’ın Rahmeti inananların üzerine olsun demiş, Kartal Doğan.
ADNAN OKTAR: Bir bakabilir miyim o soruya?
SUNUCU: Tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR: Kartal Doğan. 89, 90, 91. Tamam, bakayım. Oktar, senin sorun ne?
OKTAR BABUNA: Benim de yakın Hocam, diyor ki: “Sunucu Kardeşlerimize, Oktar Bey’e ve canımız olan Adnan Hocamıza selamlar. Aleykümselam. Hocam, röportajın başında yanlış anlamadıysam, Kehf Suresi’ni her okuduğunuzda farklı bir hikmet öğrendiğinizi söylediniz. Peki, bu sabah okuduğunuzda ne anladığınızı öğrenebilir miyin? Allah’a emanet olun.” Okan Balta.
ADNAN OKTAR: Okan çok yaman, maşaAllah. Onu anlatacağım, inşaAllah. Ama bugün bunu anlatalım inşaAllah. Kehf Suresi 84, “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik...” Bak yeryüzü, bütün dünya demektir. Sapasağlam ne demektir biliyor musun? Tepmez, devrilmez, asla yıkılamayan bir iktidar demektir. Mükemmel bir iktidar, her yönden. “...ona...” bak “her şeyden bir sebep verdik.” Her şeyden ama. Yani bu, dünya çapında istihbarat gücü olarak, askeri güç olarak, sosyal güç olarak, her yönden mükemmelliği göstertiyor bu açıklamam. Ebcedi de, 84’üncü ayetin, hesap etsin kardeşlerimiz görürler, 2017’dir. Mehdi (a.s.)’nin iyice anlaşılacağı bir devir, inşaAllah, 2017. 85, “O da, bir yol tuttu. Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı....” Şimdi güneş, daha önce bunu anlatmıştık. Güneş’in battığı. 86’da bir olay var. Güneş, Mehdiyet’i açıklar. Mehdi (a.s.)’ye yönelik bir hareket var, onu anlıyoruz. “...ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu,....” yani kötü bir mekânda, kara çamurlu bir mekânda. Bir yerde güneş kayboluyor. Güneş oraya alınıyor, bunu görüyoruz. “...bir gözede..” bir hücre olmuş oluyor göze, küçük bir yer. “...batmakta buldu ve yanında bir kavim gördü. Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, istiyorsan onları ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.” Mehdiyet’in vasfı nedir? Güzelliktir, şefkattir, değil mi? Mehdi (a.s.) neyi tercih edecek? Şefkati, merhameti, sevgiyi tercih edecek. 87, “Dedi ki: “Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız...” Allah, zulmedenlerin hepsine bir azap yapıyor, görüyorsunuz. Hiç kimsenin yaptığı yanına kalmıyor. “...sonra, Rabbine döndürülür. O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır.” 87, 97, 2007, 2017, 2027, 2014. Vakti gelince kardeşlerimiz görecektir. “Kim iman eder...” 88’inci ayet, “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa...” Bak iman etmeyi yeterli bulmuyor Allah, salih amelde bulunacaksınız. Yani samimi olmak, alabildiğine samimi olmak. “...onun için güzel bir karşılık vardır.” Hem dünyada, hem ahirette. “...Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.” İslam dini, aslında çok kolay bir din. Fakat insanlar, bunu zorlaştırıyorlar. İslam dininin gerçeği, son derece kolaydır. Ayette de belirtiyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hz. İbrahim (a.s.)’in dini gibi kolaydır.” diyor. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler.” diyor. Ayet var. Ama yobaz düşünce, tutucu düşünce, yani kaba softa düşünce, dini içinden çıkılmaz bir sistem gibi insanlara göstertip, dini içeriden vurmaya çalışıyor. Buna müsade etmeyeceğiz, inşaAllah. “..Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.” Demek ki Müslüman kardeşlerine de kolay olanı söylemesi lazım, kolaylaştırmak lazım. Yani insanlara bir şey söylerken onun canının yanmamasına özen göstermesi lazım. Mesela bir iş yerinde birisini çalıştırıyorsa ona kolaylık sağlamak lazım. Mesela imtihana çalışıyorsa çocuk, ona kolaylık sağlamak lazım. Biri bir söz söyleyip açıklayamıyorsa ona kolaylık sağlamak lazım. Değil mi bazen insan bir şeyi ifade edemez, ona kolaylık sağlarsın. Her yerde insanların birbirine kolaylık sağlaması güzel ahlaktır. Zorlaştırmamak lazım. Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisi var, “Zorlaştırmayın, kolaylaştırın.” değil mi? Müjdelemeyi ister Peygamberimiz (s.a.v.) bu hadisi şerifinde, inşaAllah, “müjdeleyin” der. “İşte böyle,” diyor 91.ayette Cenab-ı Allah “onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten her şeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.” Özü kapsayan bilgi Mehdi (a.s.)’nin özelliğidir. Mehdi (a.s.) rivayetlerde “Arapça pek bilmez” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Üstad diyor ki “araştırma yapmaya vakti yoktur” diyor. Peki o zaman medrese eğitimi almamış, bir mürşide bağlı değil çünkü hiç kimsenin biadı üstünde olmayacak diyor rivayette. Vakit de dardır diyor, vakti ve hali, hal de müsaade etmez diyor, Said Nursi. Bizzat kendisi araştırma yapmaya. O zaman geriye ne kalıyor? Ledün ilmi, hikmet ve Vehbi ilim ve özü kapsayan bir bilgi. Özlü konuşuyor Mehdi (a.s.) yani lafı uzatmıyor. Yani vardır böyle Hocalar çıkar, bir konuyu mesela 4 saatlik programda anlatır, anlatır milletin beyni uyuşuyor, dini konuları tenzih ederim. Fakat konu bir türlü ortaya çıkmıyor. Anlaşılmıyor, karmakarışık. Veya çıkıyor saatlerce şaklabanlık yapıyor. İnsanlar da bir bakıyor kalpleri kararmış haşa Allah’a sözler ediyor. Kuran’a karşı sözler ediyor. İslamiyetin saygınlığını gidermeye çalışıyor. İnsanlar onu dinlerken dine, İslam’a, Kuran’a ısınmak ve daha çok sevmek için dinlerken bir de bakıyor ki kalbi boşalmış adamın, dine saygısı azalıyor. Allah’a karşı saygısında ona çirkin bir cüret veriyor. Bak diyor ben alim Hocayım, bak Allah’a karşı nasıl bir çirkin cesaretim var diyor. Siz niye cesur değilsiniz, siz de söyleyin bunları diyor. Yani bu kadar haşa dine, Kuran’a, Allah’a, Kitap’a niye saygılısınız ki diyor? Bu kadar niye özenlisiniz, niye hürmetkarsınız, niye böyle Allah’tan korkuyorsunuz diyor haşa. Bak diyor haşa ben nasıl pervasızım diyor, nasıl münasebetsizim. Nasıl şaklabanlık yaptığını söylüyor, nasıl soytarılık yaptığını söylüyor. Ve çirkin kötü örnek oluyor. Ve dolayısıyla da hiçbir bilgi çıkmıyor ortaya, boş boş ipsiz sapsız böyle abuk sabuk şeyler anlatıyor. Dini konuları tenzih ederim. Dolayısıyla da özü kapsayan bilgi olmuyor. İnsanlar oradan bir maneviyat alarak, bir şevk alarak, değil mi Allah’a karşı saygısı artarak, Kuran’a İslam’a karşı saygısı artarak ayrılmıyor. Bilakis vesveseler, kuruntularla ayrılıyor. Bu işte, sinsi kahpe bir oyundur. Masonluğun iddia edilen Ergenekon örgütünün kahpe bir oyunudur. Bu oyuna kimse gelmesin. Müslümanlar bu olayı da çok dikkatli izlesinler inşaAllah. 92’de “Sonra bir yol (daha) tuttu.” 92’de bir şeyler var demek ki. “İki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.” 93, 93 93’ün tarihine bakanlar birçok konuyu göreceklerdir. “İki seddin arasına kadar ulaştı” ebcedi zaten 2015’i veriyor. Bu da gösteriyor ki Türkiye’de, Güneydoğu’da dağlar set oluşturur. Demek ki 2015’lerde PKK terörü, anarşi tamamen son bulacak inşaAllah. Kuran buna da işaret ediyor, Mehdiyetin zıl ve gölgesi ile, inşaAllah. “Hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu” Oradaki vatandaşlarımızın büyük bir bölümü Türkçe bilmiyorlar. Kuran aynı zamanda buna da işaret ediyor, inşaAllah. “Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" Yani anarşi ve terörün en azgın olduğu dönemde Mehdi (a.s.) zuhur edecektir, inşaAllah. Ve Ye’cuc ve Me’cuc’un dünyadaki terörün kaynağını kurutacaktır. “Bir sed inşa etmen için” Seddi Zu’l-Karneyn Mehdi (a.s.) ilmi bir sed meydana getirecektir. Darwinist, materyalist felsefeyi yıkarak, kitaplarıyla, bilgileriyle, internetteki izahlarıyla, radyolardan televizyonlardan her yerden insanları aydınlatıp bir manevi sed meydana getirecektir. Seddi Zu’l-Karneyn meydana getirecektir. İlmi sed önemlidir yani toprak seddi herkes yıkar. Demirden seddin üstünden uçakla geçerler çıkarlar. Yani Ye’cuc Me’cuc’un çıkamadığı sed ayrı, o konu ayrı. Ama şu an günümüzde değil mi insanların aşamadığı bir sed yok. Ama fikir seddini aşamıyorlar. İlmi seddi aşamıyorlar. Darwinistler hadi bakalım aşsınlar aşabiliyorsa. Diyoruz ki proteinler tesadüfen meydana gelemez. Zınk diye orada kaldılar ondan sonra. Bakın tek vuruşta bittiler. Bir tane. Biz seri yüzlerce vuruş yapabilirdik. Ki zaten fosillerle de vurduk ayrı mesele. Ama ona bile gerek kalmadı ilk vuruşta düştüler, ikinci yumruğumuz havada kaldı. İlmi yumruk vuramadık daha ikinci. Demek ki ilmi sed önemli. Kurani sed önemli. Kuran da Seddi Zu’l-Karneyn’dir, inşaAllah. “Sana vergi verelim mi?" sana para verelim mi, diyor. Mehdi (a.s.) para almaz. Mehdi (a.s.) Allah rızası için hizmet eder. Zu'l-Karneyn yani iki cihetli hem madde dünyasına girebilen, hem mana dünyasına girebilen, hem istediğinde madde olabilen, istediğinde de ruh olabilen Mehdi (a.s.)’a işaret ediliyor, inşaAllah. Ruh olması şudur. İstediğinde bir ruhaniyet kesbedebiliyor demek ki Cenab-ı Allah’ın izniyle. Bu Bediüzzaman’da da vardı, inşaAllah. Yani Hz. Mesih (a.s.)’ın da bir özelliğidir. Velilerde, peygamberlerde oluşan bir özelliktir, inşaAllah. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in miraç mucizesinde Peygamberimiz (s.a.v.) ruhaniyet kesbetmiştir. Yani ruhani bir varlık olmuştur. Ondan sonra bu olay oluşmuştur, inşaAllah. “Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır.” Yani Allah’ın bana verdiği imkanlar daha hayırlıdır, diyor ben böyle maddi yönden yanaşmam, diyor. 1987 tarihini veriyor. Mehdi (a.s.)’nin faaliyet yılları inşaAllah. Baksınlar anlarlar. “Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de,” Siz beni sosyal yönden destekleyin, sevin, saygı duyun bana bağlanın, itaat edin, ben bu konuyu hallederim diyor. Benim paraya ihtiyacım yok diyor. “Sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım” İşte Mehdi (a.s.)’nin yapacağı da Darwinist, materyalist felsefeye karşı ilmi bir sed oluşturacaktır. Ve Ye’cuc Me’cuc bunu aşamayacak bu seddi artık. Yıkamayacaklardır ve kıyamete kadar da yıkılmayacaktır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Radikal gazetesinin internet sitesinde bir haber çıkmış Hocam, “İran uzaya canlı gönderdi” diye. Haberin devamında Ahmedinejad’ın ifadeleri var. Şöyle diyor; bu haberde İran’ın bilim ve teknoloji de geldiği noktanın önceleri hayal bile edilemediğini anlatan Ahmedinejad, bilim ve kültürle sulta düzenini yıkabiliriz. İran’da hiç kimsenin dünyaya hakim olan zulüm düzenini yok etmek için askeri çatışma ile zafere ulaşacağını düşündüğünü sanmıyorum. Ne buna inanıyoruz, ne de doğru bir yol olarak kabul ediyoruz, diye konuştu, maşaAllah. Siz haber gönderdiniz önce “İsrail’i yeryüzünden kazıyacağız, yok edeceğiz” diye bir açıklaması olmuştu. Atom bombası atma tehlikelerinden bahsediliyordu. Siz İslam’ın hakim olması gerektiğini, Kitap Ehline bakış açısını, Hz. Mehdi (a.s.)’ın döneminde tek damla kan akıtılmayacağını, atom bombasının haram olduğunu söyledikten sonra bu açıklamalar yapıldı Hocam. Hem Birleşmiş Milletler de söyledi bunu hem diğer televizyon kanallarında söyledi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu bahsettiği ilmi hakimiyet nasıl olacak sence? Neyi kastediyor?
OKTAR BABUNA: Darwinizmin çökmesiyle, ilimle, fenle Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Ahmedinejad’ın aşık olduğu birisi vardı, kim o?
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s.).
ADNAN OKTAR: Bütün İran’ın aşık olduğu, bütün Müslümanların aşık olduğu Mehdi (a.s.) vardır. Mehdi (a.s)’dan bir bahsediyorlar Ahmedinejad’ın gözlerinden sel gibi yaş akıyor. Burada indi cuma günü gelmişti, yanlış hatırlamıyorsam. Uçaktan indiğinde bir kız çocuğu ile karşılaşmış. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir şiir okumuş. Gözlerinden böyle sicim gibi yaş akmış. Muazzam bir Mehdi (a.s.) sevgisi vardır Ahmedinejad’da. Geçenlerde açıkladı. “Mehdi (a.s.) geldi” dedi. Hamaney de dedi, “Mehdi (a.s.) geldi”. Asrımız Mehdi (a.s.) çağı dedi. Mehdi (a.s.)’nin bilimle sevgiyle İslam’ı dünyaya hakim edeceğini söyledi. Değil mi? Hürriyet de sür manşet verdi. Evet, tamam devam et.
OKTAR BABUNA: Hocam bu örümceği tekrar müsaade ederseniz. Çok güzel bir avlanma tekniği var. Özel bir ağ kullanıyor bunun için de. Bu normalden daha lifli bir ağ. Bunun üretişini gösteriyor şu anda. Böyle bunu normal ipliklerle tutturuyor çerçevesini ama içindeki ağ bu özel avlanmada kullandığı bakın normalden daha kalın olan, burada gözüküyor, ipliksi ağlardan oluşuyor. Bunların üzerinde yapışkan yok diğer ağlarda olduğu gibi. Fakat bu kalınlıklarından dolayı böceklerin tüyleri ile de dolanarak onları tam bir paketlemeye yarıyor. Önce bunun üretimini gösteriyor inşaAllah. Burada hazırlıyor, normal ipeklerle de bakın çevreye tutturmuş.
ADNAN OKTAR: Oktar yine arızaya mı geçti. Sen bu konudan bugün vazgeçeceksin.
OKTAR BABUNA: Gösteriyor Hocam inşaAllah. Onu üretti. Birazdan avı gelecek. Hazırladı, bir kement gibi de açıyor ayaklarıyla, geriyor onu. Geriyor ve beklemeye başlıyor. Son derece keskin gözleri var. Hatta gece görüşü olan. Burada da gözlerini gösteriyor. Bakarak, böyle bakarak beklemeye başlıyor gözleriyle. Nitekim bir çalı çekirgesi geldi, avı. Normalde onunla rekabet edebilecek büyüklükte. Fakat ağını son derece güzel hazırladı ve burada beklemede. Bakın geliyor, bir anda üzerine indiriyor. Üzerine indirdikten sonra da paketlemeye başlayacak onu. Evet, o dolandıktan sonra kurtulamıyor avı. Bu ağların özelliğinden dolayı son derece esnek.
ADNAN OKTAR: Böyle balık avlar gibi avlıyor anladığım kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam maşaAllah. Kement hazırladı. Siz söylemiştiniz Hocam örümcekte çok akıl var diye. Her birinin değişik avlanma teknikleri var. Kapı tuzaklı olanı var. Kement yapanı var. Bu şekilde ağı örüp üzerine çullananı var. Kuartz kristallerini kullananı var. Onu da müsaade ederseniz başka programda gösteririm inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O zaman sıradan gidelim tek tek.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bir de kedilerle ilgili bir şey var. Onu gösterelim mi Hocam? Böyle hediye şeklinde, hediye paketine koymuşlar.
ADNAN OKTAR: Bu iyi ki benim elime geçmiyor bu. Ne yapıyor bu? Uykusu geldi bunun.
OKTAR BABUNA: Evet uykusu geldi mayıştı biraz. Yoruldu.
ADNAN OKTAR: Ne tatlı hayvan maşaAllah. Tam şeker maşaAllah. Dişleri görüyor musun? MaşaAllah, elhamdülillah.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Hemen bulayım Hocam. Bu, geçenlerde Hocam bir fosil çıkmıştı. Bunu güya kuşların atası diye iddia etmeye kalktılar böyle. Normalde bir dinozora ait bir fosil. Buna da isim vermişler “Haplocheirus sollers” diye isim böyle. Ön ayakları normalde gayet güçlü, pençeli. Normal gelişmiş ön ayaklardan oluşuyor. Bunun güya kuşların atası olduğu gibi böyle, geçiş formu olduğu gibi iddia etmeye kalktılar. Halbuki bu kesinlikle doğru değil. Şundan dolayı doğru değil. Bir kere uçuş için gerekli olan, kanatlar için gerekli olan yapı tamamen farklı. Bu böyle normal kaslı, güçlü bir ön ayağı gösteriyor tutup çekmeye yarayan. Halbuki bir kuşta, mutlaka asimetrik tüy yapısı, sternum denen göğüs kemiği, güçlü uçuş kasları ama bu normal kaslardan siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah çok daha farklı. İnce, uzun, metabolizması son derece değişik. Oksijenlenmesi normal kaslardan kat kat daha fazla olması gerekiyor. Ona göre bir akciğer yapısı olması gerekiyor ve iskelet sisteminin içi boş kemiklerden oluşması gerekiyor. Dolayısıyla onu da söylüyorlar zaten. Bu diyorlar et obur bir dinozora benziyor diye. Yani hem kendi söylediklerini de yalanlıyorlar, hem de söyledikleri tamamen uydurma. Ayrıca sizin söylediğiniz gibi Hocam, tam ve mükemmel nesli tükenmiş bir canlıya ait. En ufak bir asimetri yok. Bir patoloji yok. Yarım yamalak organı yok. Hiçbir şeyi yok. Mükemmel bir dinozora ait bir fosil.
ADNAN OKTAR: Bu atışları da boşa gitti diyorsun.
OKTAR BABUNA: Boşa gitti evet Hocam. Siz zaten sitenizde. Siz demiştiniz Hocam, asıl bir vuruş yaptık elimiz havada kaldı diye ama, siz net.cevap sitesinde aslında günlük de saydırıyorsunuz bir yandan Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu, en son Hocam kuraklıktan sonra barajlar tamamıyla doldu. En son Devlet Su İşleri’nden de uyarı gelmiş. Ömerli Barajı’nda rekor doluluk, baraj boyunca taşkınlıklar olabilir diye. Siz bunu söylemiştiniz Hocam. Global ısınma diye bir şey olmadığını. Bunun hadislerde belirtilen kuraklık olduğunu, Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti olduğunu. Lulin kuyruklu yıldızının çıktıktan sonra, onunla ilgili hadisleri işaret etmiştiniz inşaAllah. Ondan sonra da yağmurların başlayacağını söylemiştiniz Allah dilemesiyle. Tam o şekilde oldu. Hatta barajlar doldu. Şu anda artık taşma noktasına geldi halk uyarılıyor, civar bölgede kalan halkları uyarılıyor Hocam inşaAllah, halkımızı.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, sen biraz da şu kitaplardan oku. Hadi bakalım. Her hangi bir sayfasını aç, sonra oradan bir oku önce. Her hangi bir sayfasını aç oradan da okursun.
OKTAR BABUNA: Seyfettin Battal, Nevşehir. Şeyh Ali Haydar Efendi, Şeyh Mehmed Zaid Kotku, Şeyh Muhammed Raşit Erol, Bediüzzaman Said Nursi, Şeyh Nazım Kıbrısi, Şeyh Mahmud Ustaosmanoğlu, Şeyh Nimetullah Hocaefendi. Bu muhterem ve muhteşem heyet, bu yüz yılda Hz. Mehdi (a.s) gelecek dediğine göre bu konu bitmiştir. Cübbeli’nin, şunun, bunun Hz. Mehdi (a.s) bu yüz yılda gelmeyecek sözü önemli değil.
ADNAN OKTAR: Diyor. Çünkü Cübbeli ne diyor? O konuşmasında.
OKTAR BABUNA: Önce, her an çıkabilir diyordu. Sonra 570 yıl sonra dedi, sonra 200 yıl sonra demeye başladı. Hatta en son, dün gösterdiğimiz konuşmasında Hocam. Çıkar, korkarım tanımayız, maddeye dokunur. Çünkü madde…
ADNAN OKTAR: Onu dinleyelim biz en iyisi.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Sen oku devam et. Hazır olduğunda biz onu dinleriz.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Halim Kılıç, Rize. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Öldürün Yusuf’u veya onu bir yere atıp bırakın ki, babanızın yüzü yalnızca size dönük kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz.” Yusuf Suresi, 9. Hz. Yusuf (a.s)’ı kıskanan kardeşleri, onu öldürecek kadar gözü dönmüş bir nefret içindeydiler. Bu güzeller güzeli muhteşem insana, hem küfür, hem inanan kardeşleri tuzaklarla komplolarla saldırıya geçmişlerdir. Ahir zamanda da, daha Hz. Mehdi (a.s.)’ı görmeden, Hz. Mehdi (a.s.)’a ve onun gelişini müjdeleyen insanlara karşı hem küfürden, hem de güya inanan kesimden kahpece saldırıların başladığını görüyoruz. Yusuf Suresi’ndeki bu ayeti kerime, ahir zamanda deccal ordusunun her kesim içerisinde yuvalanacağını işaret ediyor. MaşaAllah.
SUNUCU: Hazırlamış olduğumuz VTR hazır Hocam. İzleyelim mi?
(Cübbeli Ahmet ile ilgili bir VTR)
SUNUCU: VTR’mizi izledik Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun Oktar Cübbeli’nin bu sözlerine?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Çok manidar inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu zamanda çıkacağına bir kere inanmış olduğunu ve dua ediyor bu konuda. Çünkü başımıza gelecek diye söylediğine göre bu zamanda yaşayanların, kendisinin ve etrafının bir kere göreceğine işaret ediyor. Bir kere buna inanmış inşaAllah. Ayrıca geldiğinde de, bidatlara alışılmış olduğu için onu tanımayabileceğini. Çünkü diyor maddeye dokunur diyor, menfaate aykırı olarak görüldüğü için tanımamazlıktan gelebileceğini ve korkarım ki diye söylüyor bunu Hocam inşaAllah. Medine’den çıkan bir alimin de bu şekilde bir şeyi olacağı, Mehdi (a.s.)’a karşı, kendisi söylüyor. Hadise binaen tabi inşaAllah. Hz. Peygamber (s.a.v.) hadisine binaen.
ADNAN OKTAR: Konuşması delil.
OKTAR BABUNA: Evet delil.
ADNAN OKTAR: Anlat başka neler var? Bakalım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Okumaya mı devam edeyim, yoksa?
ADNAN OKTAR: Oku oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Kaan Bozkurt, İstanbul. Bir insanın kendisine Hz. Mehdi (a.s.) demesinin küfür olduğunu, bu tarzda konuşan bir insanın tevbe istiğfar etmesi gerektiğini ve yeniden kelime-i şehadet getirmesi gerektiğini söyleyen ve bu hususu bilmeyen büyük kitlelere öğreten Sayın Adnan Oktar’dır. İnşaAllah. Gülben Hisarcık, İstanbul. “Al-i Beytten Muhammed Hz. Mehdi (a.s.) isminde bir zat-ı nurani…” Mektubat sayfa 56, 57. “Ahir zamanın o büyük şahsı, Al-i Beytten Peygamberimizin (s.a.v.) soyundan olacak.” Şualar. “O zat, o taifenin uzun tetkikatı yani o topluluğu uzun araştırmaları, incelemeleri ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak.” Emirdağ Lahikası. “Ahir zamanın o büyük şahsı, Al-i Beytten yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in ailesinden olacaktır.” Emirdağ Lahikası. “O, ileride gelecek acip bir şahsın ve o büyük kumandanın…” Barla Lahikası. “En büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Hz. Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem kutbu azam olarak bir zat-ı nurani gönderecek. Ve o zatta Ehli Beyti Nebevi’den olacaktır.” Mektubat. Bediüzzaman, Risale-i Nur külliyatında ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (a.s.) için 26 yerde 35 kere şahıs demiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin şahsı manevi olmadığını şahıs olduğunu 26 yerde 35 kere açıklaması bile bazı kişilere yetmemiştir. 70 bin kere söylese bile yine bu kişiler anlamayabilirler. İnsan anlamamaya azmettikten sonra, bir şeyi anlaması çok güçtür. Normal bir insan tek bir cümleden anlar. Anlaşılmayacak bir şey yok. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s.) hicri 1400 yılında gelecek demiştir. Saygılar, selamlar. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tam 26 yerde, 35 kere o şahıs diye geçiyor Hocam inşaAllah. O zat diye, o şahıs diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam devam et. Yine oku, sayfadan.
OKTAR BABUNA: Alparslan Karaçam. Bu gibi sözlerin zahir manada olmadıkları, akli veya şerri delillerle bilinir. Akli delil; zahir manaya hamletmenin mümkün olmamasıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Müminin kalbi Rahman olan Allahu Teala’nın iki parmakları arasındadır.” buyurduğu gibi bu hadisten gerçek manasını muradı olmadığı akıl ile bilinir. Çünkü biz kalbin etrafında parmak görmüyoruz. Anladık ki bundan gaye, parmağın sırrı ve gizli ruhu olan kudrettir. Kudretten el kinayesi iktidarı el daha iyi ifade ettiği içindir. İhya-u Ulumiddin Din Tercümesi, 1.cilt. Cübbeli’nin İmamı Gazali’den öğreneceği çok şey var. Kendi aklına o kadar güvenmesin de, büyük ehli sünnet alimlerinin sözlerine tabii olsun. Ayeti kerimenin de, hadisi şerifin de müteşabih anlamı olur. Cübbeli’nin artık bunu öğrenmesi gerekir.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’den bahsetmeyen bir yer yok mu?
OKTAR BABUNA: Burhanettin Kansu, Adana. Biz Müslümanlar, Kuran ahlakının ve İslamiyetin bu yüz yılda bütün dünyaya hakim olmasını, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışını ve Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulünü büyük şevk ve heyecanla bekliyoruz. Cenab-ı Allah’ın ayetinde bildirdiği kesin vaadinin tecelli edişini önümüzdeki yıllarda göreceğimize iman ediyoruz inşaAllah. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır, şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah, içinizden iman edenleri ve salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir. Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak. Kendileri için seçip beğendiği dinlerini, kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak. Ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55. ayet)
“Cenab-ı Allah vaadine sadık olandır. İslamiyet'in bu yüzyılda dünyaya hakim olmayacağını kesin bir dille anlatanlar, Yüce Rabbimiz'in vaadi kısa bir süre içinde gerçekleştiğinde nasıl utanacaklar kimbilir?”
Doğan Cankaya; “Hazreti Cebrail (a.s.) ve Hazreti Mikail (a.s.), kırk altı bin (46,000) Melek İmam Mehdi (a.s.)'ın yardımcıları ve yoldaşları arasında olacaktır. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar -Ahmet ibn-i Haceri Mekki (Heytemi) (Beklenen Mehdi'nin Alametleri) Tarihin her döneminde Melekler, Müslümanlara yardım etmiştir. Ama insanlar açıkça Melekleri görmemişlerdir. Bu muhteşem olaylar Melekler aleminde açıkça görülebilen olaylardır. Cübbeli'nin bu hadisi, Meleklerin Hz. Mehdi (a.s.)'ın yanında apaçık görüneceği ve Hz. Mehdi (a.s.)'ın hiçbir zorlukla karşılaşmayacağı şeklinde yorumlaması gerçekten büyük yanlış. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.)'nin yaşamının çok büyük zorluklarla, eziyetlerle, hapislerle geçmesi ve en sonunda Allah'ın izniyle muvaffak olması Hz. Mehdi (a.s.)'ın hadislerde bildirilen en önemli alametlerindendir. Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)'a hiçbir silah, bomba, tank etki etmeyecek diyerek büyük hata yapıyor. Hz. Mehdi (a.s.)'ın Cübbeli'nin dediği gibi özellikleri olsa Deccal onun yanına bir adım bile yanaşamazdı. Deccal'in fitnesinin özellikle Hz. Mehdi (a.s.)'a yönelik olacağı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hadislerinde açıkça geçmektedir. Cübbeli müteşabih hadisleri açıklamayı ve yorumlamayı bilmiyor, o yüzden çok büyük hatalara düşüyor.”
ADNAN OKTAR: Ama yavaş yavaş, güzel güzel, anlayacağımız gibi anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ali Alkoç Antalya. "Allah bu dini Hz. Ali (r.a.)'nin fethiyle (eliyle) fethetti ve din bozulduğunda da onu ancak (onun soyundan gelen) Hz. Mehdi (a.s.)'la düzeltecektir." (Ramuz El-hadis) Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ile birlikte Allah'ın arslanı Hz. Ali (r.a.) gibi muazzam bir güç ve cesaretle deccaliyeti ortadan kaldıracak, inşaAllah.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne anladın Oktar Hocam oradan?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, Hz. Ali (a.s.)’dan sonra bozulan dinin yerine Hz. Mehdi (a.s.) Hz. İsa (a.s.) vesilesiyle Hocam, deccaliyetin ortadan kaldırılacağı hadiste çok açık şekilde bildiriliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama çok seri okuyorsun biraz sakin okursan daha iyi anlaşılır.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam. Memduh Fevzioğlu, Muş; “Dedikodudan, kınamadan, laftan, sözden, yılmamak hatta hapisten, işkenceden, baskıdan, tehditten etkilenmemek Hz. Mehdi (a.s.)'ın hadis-i şeriflerde anlatılan bir özelliği. Hadis-i şeriflerden, Hz. Mehdi (a.s.)'ın talebelerinin de aynı şekilde cesur ve yiğit olacaklarını anlıyoruz.
Sizden sonra onlarla mücadele etmek için Müslümanların en hayırlıları (Hz. Mehdi (a.s.) cemaati) çıkar ki, onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir. (Sünen-i İbni Mace)” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hadis kitabında.
OKTAR BABUNA: Muzaffer Sırrı Ata; “Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ehl-i beytimden ismi ismime benzer bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) iş başına geçecektir." Asım diyor ki: Ebû Salih, Ebû Hüreyre'nin şöyle dediğini bize aktardı: "Dünyanın bir günlük ömrü kalmış olsa bile o kimsenin (Hz. Mehdi (a.s.)) başa geçmesi için Allah o günü uzatır." (Ebu Davud, Mehdi) Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. (Sünen-i Tirmizi ) Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadis-i şeriflerin sahih olmadığını idida eden bazı insanlar görüyorum. Bunlar bu sözleri cahilliklerinden söylüyorlar. Sünen-i Davud, Sünen-i Tirmizi, Sünen-i İbni Mace, Sahih-i Müslim gibi sahih hadis kitaplarına baksınlar. Ben sadece sahih hadis kitabı Sünen-i Tirmizi'den bir tane hadis-i şerif örneği verdim. Ayrıca diğer ahir zaman hadis-i şerifleri tahakkuk edip, olay meydana gelince sahih hükmünde oldular. Çünkü olaylar hadis-i şeriflerde belirtildiği şekliyle aynılarıyla meydana geldi. Yüzün üzerinde örnek verebilirim. Resulullah (s.a.v.)'in bildirdiği bu güzel müjdeleri kimsenin örtbas etmeye gücü yetmez.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam Oktar Hocam teşekkür ederim. Başka ne var anlatacağın Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Gece gündüz karıncaların rekabeti var. Yusufçukların uçuş tekniği ile ilgili bir film var.
ADNAN OKTAR: Göster bakalım.
OKTAR BABUNA: Yusufçukların Hocam çift kanatlı bir yapıları var maşaAllah. Her ikisini birbirinden bağımsız olarak kullanabiliyor. Burada ağır çekimde de görüldüğü gibi. Ve çok hassas manevralarla ve çok düzgün bir şekilde uçabiliyor. Bu muazzam bir teknolojik yaratılışı gerektiriyor Hocam inşaAllah. Çok hassas Allah’ın yaratmasıyla.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çünkü iki kanatta burada görüldüğü gibi, izleyicilerimiz görebilirler. Tamamen birbirinden bağımsız ve farklı kontrol edebiliyor. Bunun için çok güçlü kaslara, çok seri kaslara, çok dakik bir sinir sistemine sahip olması gerekiyor inşaAllah ve en ufak bir bozulma yok. İkisini birbirinden ayrı hareket ettirebiliyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah hakikaten öyle.
OKTAR BABUNA: Ve saniyenin içerisinde defalarca yapabiliyor bu hareketi. En ufak bir dengesinde bozulma da olmuyor maşaAllah. 125 milyon-140 milyon yıllık fosilleri var. En ufak bir değişikliğe uğramamış. Hep bu şekilde, milimetrik olarak aynı maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Gücünü hep korumuş, özelliklerini değil mi? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bunların göz yapıları da Hocam son derece kompleks. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, trilobit gözünde görülen petek göz yapısına sahipler. Yani 540 milyon yıl önceki en kompleks göz nasıl ortaya çıktıysa birden bire, bütün böceklerde de, bu böceklerde de hiç değişmeden aynısıyla kalmış. Bu da evrimin hiç olmadığını kanıtlayan ayrı bir, diğer delil inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka ne anlatacaksın?
OKTAR BABUNA: Burada karıncaların rekabeti var Hocam inşaAllah. Bunlar gündüz karıncaları. Gündüz karıncaları ortaya çıktıktan sonra çölde, Arizona çöllerindeki bir yaşamı gösteriyor. Son derece sıcak bir ortam. Ortalığa çıkıp besin topluyorlar. Dolayısıyla da ortalığı oldukça talan ediyorlar. Tohumları mesela alıyorlar, yuvalarına taşıyorlar ve yuvalarına getiriyorlar bunları. Biraz sonra gece olacak Hocam inşaAllah. Bu sefer de gece karıncaları ortaya çıkacaklar. Burada hızlandırılmış çekimde gün batımı. Son derece sıcak olduğu için işlerini erkenden tamamlayıp güneşin en sıcak olduğu dönemde yuvalarına çekiliyorlar ve gece oluyor. Gece de farklı karıncalar ortaya çıkıyor. Fakat bunların, gece karıncalarının bir dezavantajları var. Gündüz ortaya çıkan karıncalar bütün tohumları ve yiyecekleri aldıkları için bunlara pek bir şey bırakmıyorlar. Bunlar da bu durumun önüne geçmek için bir önlem alacaklar Hocam inşaAllah. Etraftaki gündüz karıncalarının yuvalarının ağzına taş taşıyorlar. Onların yuvalarını kapatıyorlar.
ADNAN OKTAR: Çok komik.
OKTAR BABUNA: Burada bakın Hocam taş yığıyorlar, ilk işleri bu. Önce bir onların yuvalarını kapatıyorlar, ki kolay kolay çıkamasınlar diye sabah olduğunda.
ADNAN OKTAR: Süper uyanıklar.
OKTAR BABUNA: Biraz sonra sabah olacak, güneş doğacak. Evet güneş doğdu. Şimdi gündüz karıncaları şaşkına dönecekler bu şeyden dolayı. Çıkmaya çalışıyorlar, zorlanarak çıkıyorlar, bir kere bu zamanlarını alıyor. Onlara önemli bir zaman kaybettiriyor. Ayrıca enerjilerinin ve zamanlarının önemli kısmını o taşları oradan kaldırmaya harcıyorlar. Böylece gece karıncaları da bu durumdan istifade ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama hayret onu bilmeleri. Çok garip bir şey. Yani bayağı insan aklı gibi aklı olması lazım.
OKTAR BABUNA: Görmedikleri halde onları, yani karşılaşmadıkları halde böyle bir önlem onların aldığını…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Anlat başka bir şey daha anlat bakalım. Bugün senin günün konuşabilirsin.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. İran ortak para birimi ile ilgili haberler var Hocam. Türkiye ile İran arasında Türk Lirası ile alışveriş başladı diye. İran ile Türkiye arasında daha önce yapılan anlaşmalar neticesinde ilk Türk Lirası ile alışverişin gerçekleştirildiği belirtildi. Sizin söyledikleriniz birer birer gerçekleşiyor Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Pasaportlar kalkacak dediniz. İnşaAllah onlar da telaffuz edilmeye yavaş yavaş başlandı zaten inşaAllah. 57 ülke ile vize kalktı. Ortak para birimi ve siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, geçtiğimiz günlerde de ortak bir ordunun kurulması gündeme geldi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İran teklif etti değil mi onu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. MaşaAllah. Bunlar da Türk-İslam Birliği’nin alametleri, her gün gerçekleşiyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Hemen açıyorum Hocam inşaAllah. Burada da Allah’ın renk ve desen sanatıyla ilgili Hocam inşaAllah. Uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Çiçekler, insanın ruhunu bu kadar okşayan, insanı bu kadar etkileyen değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın hikmeti bu inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Renkleri de son derece canlı. Hatta yapay çiçeklerde elde edilmesi bile son derece güç canlılıkta ve güzellikte.
ADNAN OKTAR: Bak sistemi görüyor musun? Altın oran hepsinde var, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam maşaAllah. Kokuları da çok güzel dediğiniz gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce dikkat çekmiştiniz Hocam o da çok önemli seyircilerimiz açısından. En ufak bir parçasında bile milyonlarca cilt ansiklopediye eşdeğer bilgilerle bütün özellikleri ve ondan sonraki nesillerin özellikleri de kodlanmış, şifrelenmiş olarak var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir iplikçiğinde bile inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kokusu ayrı güzel, birbirinden ayrı güzel kokuları var değil mi?
OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz kapkara bir topraktan çıkıyor ama…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah ve dediğiniz gibi Hocam hiç, en ufak bir kirlenme alameti yok. Tozun, toprağın içinde yaşadığı halde pırıl pırıl ve tertemizler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Son bir şey daha anlat Oktar.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kısa ama.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama yok vakit hiç yok. Ne diyelim? Allah milletimize mutluluk, sevinç, sağlık, sıhhat versin. İyilik güzellik versin. Daima Allah’a kalben bağlanmayı nasip etsin. Şirkten Allah bütün milletimizi korusun. Şirk çok kötü bir şey. Her şeyi Allah’ın yaptığını bilmek çok önemli. Mutluluk ve neşeyi Allah milletimize nasip etsin. Kavgadan, gerilimden, iç mücadeleden bizleri muhafaza etsin. Hepimize hidayet versin, bütün milletimize. Birbirlerini sevmelerini nasip etsin. Aralarındaki öfkeyi gidersin. Milletimizin neşesizliğini Allah kaldırsın. Neşeye çevirsin. Birbirini sevemeyenlere birbirini sevdirtsin Allah. Darwinizmin, materyalizmin tahribatını Allah yeryüzünden kaldırsın. Türkiyemiz’den kaldırsın. Türkiye’yi Türk-İslam Birliği’nin lideri yapsın Cenab-ı Allah. En kısa zamanda inşaAllah.
SUNUCU: Yarın 22.00 ile 24.00 arasında tekrar sizlerle birlikte olacağız. Aksu TV ve Çay TV’den sizlere yayın yapacağız. Yarın görüşmek üzere diyoruz sizlere. İyi geceler. Hoşçakalın ve sevgiyle kalın diyorum.