SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz. Efendim yine bir “Adnan Oktar’la Başbaşa” programında daha sizlerleyiz bu akşam. Bu akşam bizleri Çay TV ve Aksu TV ekranlarından izlemektesiniz. Bizleri dinleyebileceğiniz radyo frekanslarımızı da veriyorum: Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Ilgın FM Konya, ASR FM 96.0 Adıyaman, Osmancık FM 106.0 Çorum.
İnternet sitelerimizi de ben hemen vermek istiyorum: www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv, www.selamhaber.com, www.yenihareket.com ve www.bizimantalya.com internet sitelerimiz efendim. Ayrıca www.HarunYahya.tv sitesinden de yayınlarımızı 24 saat canlı olarak takip edebilirsiniz. Soru ve görüşleriniz için de ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere ulaşabilirsiniz ve www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz. Evet, yine bu akşam değerli Hocamız Sayın Adnan Oktar ve Sayın Doktor Oktar Babuna ile birlikteyiz. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, Allah’a çok şükür.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam çok iyiyim maşaAllah, elhamdülillah.
SUNUCU: Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Ne yapalım, ne yapalım... Oktar Hocam, sen söyle bakayım ne yapalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz. Kuran okumanız, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran da okuyayım... İslam’ın dünyaya hakimiyetinde temizlik, yani insanın çok temiz olması önemli bir yer tutacak. Yani dış görünüm temiz olacak. Temiz giyinecekler. Böyle çapaçul giyinen insan olmayacak. Biçimsiz giyinen insan olmayacak. Güzel giyinecekler. Özenli böyle, çok güzel olacak.
SUNUCU: Temizlik imanın yarısıdır.
ADNAN OKTAR: Tabii. İnsanlar mis gibi kokacaklar tertemiz, bu çok önemli. Birbirlerine iltifat edecekler. Sevgi gösterecekler, saygı gösterecekler. Gönül alacaklar. Gönül almamayı takva olarak görüyorlar. İltifat etmemeyi takva, dinin bir emri olarak görüyorlar. Kirli, çapaçul giyinmeyi bazı kişiler güzel görüyor. 15 günde bir yıkanmayı takva alameti olarak görüyor. Müslüman, günde en az 2-3 kere yıkanır, en az. Çok şık ve temiz giyinir, tertemiz olur. Öyle marul gibi giyinip kirli, ter kokmaz, değil mi? Birisiyle karşılaştığında hanımsa nezaketiyle iltifat eder hanımlara, beylere de gene aynı şekilde, gönül alıcı şekilde, Allah’ın ondaki nimetini ona hatırlatacak şekilde iltifat eder. Bu, karşılıklı muhabbeti artırır. Sevgiyi artırır. Birbirine bön bön bakmak takva değildir. Birbirine boş boş bakmak takva değildir. İmalı, ters konuşmalar takva değildir. Dedikodu, gıybet, laf sokma, abuk sabuk konuşma; bunlar takva alameti olmaz. Müslüman güzel huylu olacak. Evleri güzel olacak. Yani sefil-perişan yaşamak, bu da takva olmaz. Bu, şeytanın insanlara ilka ettiği yanlış bilgiler. Müslümanları ezmek için şeytan bu tarz bilgileri veriyor. İşte bir hırka giyersin, bir lokma yersin, perişan şekilde gez, perişan bir evde otur. Tavandan bir lamba sarksın, tak bir tane ampul. O tek bir ışıktan aydınlan. Karanlık, izbe yerlerde yaşayın, berbat yiyecekler yiyin böyle yani vitaminsiz, protein yönünden eksik. Ondan sonra işte güzel gıdalardan kaçının, nefsi azdırır çünkü diyor, mesela nefsi azdırır. Güzel giyinmek de gösteriş olur diyor. Güzel ev, o da diyor kafirin vasfı zaten diyor. İltifat haşa diyor, iltifat olur mu? Nasıl iltifat edersin sen diyor? İltifat, Müslümanın yapacağı bir şey değil diyor. Sığır gibi bakmak, bu da takvadır diyor. Yani sevgiyle bakmak, olmaz diyor, öyle şey olur mu diyor. Nasıl bakacaksın? Öküz gibi bakacaksın. O zaman takvadır diyor. Bunu yapınca insanlar dinden soğuyorlar. Ve muazzam bir gerileme oluyor İslam’da, Müslümanlarda. 150 yıldan beri bu zihniyetle Müslümanları perişan ettiler.
SUNUCU: Hocam bu şeytanın bir yöntemi midir aslında?
ADNAN OKTAR: Tabii ki şeytanın bir yöntemi, ilka ediyor onu. Mesela evi perişansa yere sırf bir kilim seriyor. Hay maşaAllah diyor, evliya diyor maşaAllah diyor. Yerde böyle iki büklüm oturuyor. Evliya bu diyor, başka bir açıklaması yok diyor. Mesela bir sofra getiriyorlar. Biraz kuru ekmek var, üç beş tane de zeytin var. Yahu diyor bir evliya alameti daha gördüm diyor. Adamın avurdu avurduna göçmüş, protein almadığı için, vitamin mineral almadığı için beyninde erime oluyor. Bu sefer de deli alametleri göstermeye başlıyor. Bir alamet daha çıktı diyor, evliyalık alameti diyor. Adam uyumuyor, mesela günlerce uyumuyor zaten diyor, 3 gün uyumazsa yavaş yavaş diyor ruhaniler ona görünmeye başlar diyor. Okudum, yazıyor. 10 gün kadar da uyumazsa ezan sesleri duymaya başlar diyor, artık görüntüler yoğunlaşır diyor, artık konuşurlar onunla Melaikeler diyor. Yani kafası gittiğini kastediyor. Getireyim okuyun, yani var.Yani inanılır gibi değil. Ne yapmak istiyor ben anlamıyorum. Günlerce diyor, 4 tane hurmayla yaşamak lazım diyor. Adamlar şizofren oluyor, perişan oluyorlar; kırklara karıştı diyor, evliya oldu diyor, maşaAllah diyor. Yani şeytan alenen alay ediyor. Adam mesela leş gibi geziyor. Takva da onun için diyor. Evliya adam diyor. Mesela farz edelim bir kardeşiyle karşılaştı. Ona sevgiyle bakar. Mesela bir bayana da saygıyla, Allah’ın tecellisi olarak sevgiyle bakılır ve sevgiyle iltifat edilir. Yani ona yakışacak bir iltifatla iltifat edilir. Haşa diyor, adamın gözünü böyle şehvet ve delilik bürüdüğü için, onun arkasında mutlaka bir anormallik olması gerekiyor onun için. Yani başka türlü olamaz zaten diyor. Böyle bir hayatta ne olur? Yani böyle bir hayatı insana teklif ettiğinde, insan diyor ki, adamlar diyor ki, sen bize ölümü teklif ediyorsun diyor. Sanat yok, bilim yok, sevgi yok, nezaket yok, estetik yok, hiçbir şey yok. Ne istiyorsun diyorsun? Zaten diyor müminin Cehennemi dünya diyor, kafirin Cenneti diyor. Müminler için dünya manevi bir Cennettir. Biz Allah’la iç içe yaşıyoruz niye bize Cehennem olsun dünya. Allah bin bir türlü nimet veriyor müminlere, niye Cehennem olsun? Hz. Süleyman Cehennemde mi yaşıyordu? Yaşadığı saray da Cehennem miydi yani?
OKTAR BABUNA: En güzel hayatı yaşadı.
ADNAN OKTAR: En güzel hayatı yaşadı. Allah diyor; sizi güzel bir geçimlikle geçindiririz diyor Allah ayette. Güzel bir hayat vaad ediyor Allah Kuran’da, Müslümanlara. Cehennem vaad etmiyor. Öyle bir şey yok ayette, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, elhamdülillah. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela lüks araba, güzel araba, kaliteli arabalar küfrün olması lazım diyor. Villalar, güzel evler onlar da küfrün olması lazım. Müslüman nasıl olacak? Böyle izbe, alt katlarda, bodrum katlarda oralarda sürünmesi lazım diyor. Ne haddine onların diyor. Öyle şey mi olur diyor. O zaman sen dünyaya gönül verdin diyor. Bu oyunla fiili olarak dine dev bir darbe vurmuş oluyor, Müslümanlığa. Yani zaten bunu yaptıktan sonra, bunun üzerine ilave dinle masonların, komünistlerin uğraşmasına gerek yok ki. Sen bunu yaptıktan sonra zaten geriye bir şey kalmıyor yani, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gülmek kalbi öldürür diyor. Gülemiyorsun. Ne yapalım? Bol bol ağlayın diyor. Uyumayın diyor. Uyku da uyumayın. Bunun sonucunda sağlıksız, deli gibi insanlar oluşur. Yani şizofren insanlar oluşur. Yani ne konuştuklarından haberi yok bunların, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nefsi azdırır diyor mesela güzel yiyecek yemek. Protein niçin yenmesin? Müslüman, her türlü Allah’ın verdiği nimetten istifade eder, yer. Spor da yapar, neşelidir de, güler de, konuşur da, iltifat da eder, şık tertemiz giyinir, değil mi? Muhabbet ehlidir, komşularına çok sevecen. Yahudileri düşman bil diyor, Hıristiyanları da düşman bil, Şiileri de düşman bileceksin diyor, Vahabileri de düşman bileceksin, kendi tarikatından olmayanları da düşman bileceksin diyor. Allah Allah, kardeşim geriye ne kaldı, değil mi? Peygamberimiz Ehl-i Kitap’a şefkat göstermiş, Hıristiyanlara, Musevilere şefkat göstermiş. Onlar o şefkati görerek, o güzel ahlakı görerek İslam’a girmişler. İslam’ı sen ona tanıtmazsan İslam’ı nereden anlayacak o insanlar? Konuşmazsan, bağlantı kurmazsan değil mi? Ama diyalog, hoşgörü falan ben bunlardan alerji kapıyorum bu laflardan, yani çok gereksiz laflar. Şimdi ben sizinle konuşuyorum, diyalog mu kuruyorum ben? Kardeşimsin, Müslüman kardeşim konuşuyorum, ne alakası var yani? Hıristiyan hahamlar geliyor, ben burada konuşuyorum, sohbet ediyorum, şefkat duyup konuşuyorum. Ne diyaloğu yani? Hadi diyalog kuralım, biz diyalog kuramadık, diyalog kuralım. Laf mı bu? Hoşgörü; bir kere hoşgörü çok acayip laf, geçenlerde de anlattım, adam bir kepazelik yapacak, sen de hoş göreceksin, olur mu öyle şey? Uyarırsın, anlatırsın, hatasını izah edersin ama gidip de kafasını, gözünü de yarmazsın. Mesela şimdi Cübbeli’nin geçenlerde bir sözü oldu, basına yansıdı. İşte bu ne biçim din? Dine giren dinden ayrılırsa, dine girenin aşağıdan kesiyorlar, çıktığında da yukarıdan kesiyorlar. Şimdi bununla milletin güldürüyorlar, yerlere yatıyorlar, sesi geliyor, gülme sesi. Şimdi bu, dini tebliğ mi bu? Bunu duyan bir adam, dine nasıl olur bakış açısı bunun? Ve kendi dinine karşı böyle konuşan bir insana, bir insan nasıl bakar? Din, İslamiyet böyle mi, bu şekilde mi?
OKTAR BABUNA: Değil Hocam, kesinlikle değil.
ADNAN OKTAR: Yani bu insanı niye çıkarıyorlar böyle, niye konuşturuyorlar? Yani bilmiyorum. Yani buna sözü geçen insanlar vardır, değil mi? Yani Allah rızası için sustursunlar yani böyle konuşma olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz Hocam, inşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: İmani konularla alay olur mu, gülme olur mu? Espri olur mu değil mi? Kuran’da Allah diyor; Allah ile, Resulü (s.a.v.) ile, din ile mi alay ediyorsunuz diyor Allah, inşaAllah. Hani biz söze dalmış, oyalanıyorduk, eğleniyorduk gibi bir mantık olmuş oluyor. Kuran’da bunu telin ediyor Cenab-ı Allah. Haramdır böyle bir eylem. Yani mutlaka mürşitleri vardır, yani üstünde insanlar vardır. Ben istirham ediyorum Allah rızası için, bu tip sözler söyletmesinler. Bunun tahribatı çok büyük oluyor. Sonra bu tahribatı düzeltmek çok zor oluyor. Ne biçim sözdür bu? Yani dine gireni aşağıdan kesiyorlar, çıkanı yukarıdan kesiyorlar. Bir de buna hakır hakır gülüyor. Bunda gülünecek ne var bu sözde? Utanç duyulacak bir söz bu, değil mi? Yani buna gülünür mü? İnşaAllah. Yani adamın dine karşı bakış açısının çirkinliğinin, hayali bir şahsın çirkin üslubunu, eğlence konusu ediniyorlar. Biz böyle bir şeye gülmeyiz. Ayrıca, dinden çıkan bir adam niçin öldürülsün yani? Bir de bu, bu nereden çıktı yani? Kardeşim şimdi adam Müslümandır, bir gün Allah vermesin imanını kaybeder. Der ki, Allah vermesin (haşa), ben arkadaş imanımı kaybettim der. Allah bana yardım etsin der. Acırsın, şefkat duyarsın, kurtarmaya çalışırsın. Peki sahtekârlık yapıp, münafıklık yapıp, münafıklığın en aşağılık karakter olduğunu biliyoruz, Cehennem’in en derin tabakası, kafirden daha çok eşeddir. Kafir ile kıyas olmaz münafık. Adama diyorlar ki; kafir olma, münafık ol diyorlar. Kardeşim niye adamı eşedd, rezil bir konuma sokuyorsun? Adam açıkça, merdane söylüyor işte, imansız olduğunu söylüyor. Yardımcı olursun imansız olursa. Nasıl olacak yani? Olabilir. Zaten hadiste var, diyor, kişi diyor, ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde, kişi gündüz imanlı olur diyor, akşam imansız olur. Akşam imansız olur, sabah imanlı olur diyor. İman; ateş, bir kor gibi, avuçta duran bir kor gibi olur diyor. İnsanlar imanını zor muhafaza eder diyor, ahir zamanda. Mehdi (a.s.) çözüm getirecektir bu acıya; Mehdi (a.s.) ve cemaati. Yani imansızlık sorununa, imansızlık hastalığına o çözüm getirecektir. Ama ondan önce böyle bir durum olacaktır. Dolayısı ile yukarıdan kesme diye bir konu yok. Öyle bir olay olmaz yani. Adam imansızsa, imansızdır. Biz ona şefkatle İslam’ı, Kuran’ı yeniden anlatırız, yeniden imana girmesi için gayret ederiz. Niçin adam kesilsin? Ve dinde bu vardır, demek ne demek yani değil mi? Ayrıca sünnet olmak, mesela adam 40 yaşında, 30 yaşında adam. Sünnet olmak; sünnet olan bir konudur, isterse olmaz da yani. İlla olacak diye bir şey yok. Ama olursa, hem sünneti yerine getirmiş olur, hem sağlığı açısından daha iyi olur. Yani beden sağlığı açısından daha iyi olur. Ama dinden çıkmaz, inşaAllah. Dolayısı ile dini yani böyle asan, kesen, kan akıtan. Kardeşim nereye dönsek, kandan bahsediyorlar, sürekli kesmeden. Mehdi (a.s.)’nin Şiiler’i keseceğini, pırasa gibi doğrayacağını söylüyor. Vahabiler’i pırasa gibi doğrayacağını söylüyor. Dine girenin alttan kesilir diyor, çıkanın üstten kesilir diyor.
OKTAR BABUNA: Kuşun uçması diyor cesetlerin üzerinden demişti.
ADNAN OKTAR: Evet. Cesetlerin üzerinden kuş diyor uçacak, insanla cesetler yığılmış, cesetler bitmiyor, yani o kadar fazla ceset var. Kuş ömrünü bitiriyor, ölüyor fakat cesetler bitmiyor. Bu kadar ceset merakı, bu kadar ölüm merakı, öldürme merakı, bu kadar asma-kesme merakı nasıl oluyor bu? Bunu Müslümanlıkla nasıl bağdaştırıyoruz yani, bu nereden çıkıyor bunlar? Yani Müslüman, demin de söyledim bak, evi berbat olması gerekiyor adeta, perişan yaşayacak. Perişan giyinecek, yani böyle bir şey yok. Ve bunun sonucunda Avrupa’da, Amerika’da insanlar, İslam deyince, adamların böyle eli-ayağı kasılmaya başladı. Ve bunları da Müslüman diye ortaya çıkarıyorlar, örnek adam diye. Bir de alkışlıyorlar da, yani bunları destekleyen de çok oluyor. Tahribatını nasıl görmezler? Bunların yaptığı tahribatı düzeltmek, o kadar zor oluyor ki! Gece-gündüz uğraşıyoruz yaptıkları tahribatı temizlemek için. Tabii. Yani mutlaka başlarında bir sözün geçen insanlar vardır. İstirham ediyorum tekrar. Sussun, çok büyük hizmet edecek yani sussa. Yani hiç bir şey konuşmasa, anlatacaksa, açsın Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerini okusun; İmam Rabbani’nin Mektubat’ını okusun, Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’nı okusun fakat kendi yorum yapmasın. Bir şey ilave etmesin, anlaşıldı mı? Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, müjdeleyiniz, korkutmayınız diyor. Böyle bir dönemde, biz emek emek dini yaymaya çalışırken, şimdi ortaya bir söz atıyor, yani onu düzeltmek, aylarımızı, yıllarımızı alıyor bu sefer. Biz, asıl ana konuları anlatamayacak duruma geliyoruz. Yani bak Darwinizm, materyalizm asıl ateistlik düşüncesi var, onunla uğraşıyoruz. İman Hakikatleri, asıl konu iman hakikatleridir zaten. Yani en önemli, azam konu imandır. Yani insanlara şu helâl, şu haram, şunu yapma, bunu etme, namaz şöyle kılınır. Önce imanının çok güçlü olması lazım adamın. İmanı güçlü olduktan sonra, adam zaten yapar, yani öyle bir konu yok ki, gayet kolay.
SUNUCU: Temel sağlam olmalı.
ADNAN OKTAR: Tabii yani. Allah’a coşku ile iman ettikten sonra adam, İslam’a, Kuran’a tam bağlandıktan sonra, yani onun, bir ilmihal kitabı alır, mesela Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini alır, konu biter. Hepsini alır okur değil mi? Dolayısı ile halkın önüne geçip, sürekli şu helâl, şu haram, yasaklar, şunlar, şunu yaparsanız kesilirsiniz, bunu yaparsanız asılırsınız, bu bir yöntem değil. Önce Allah’ı sevdirmek lazım. Allah inancını pekiştirmek lazım. Allah korkusunu kalplere raptetmek lazım. Yani dünyadaki tek sorun bu kardeşim. İman sorunu var, Allah’a imanda zorlanıyor insanlar. 50’ye 50 insanlar. Yani genelde, Kuran’da buna işaret ediyor Allah. Tereddütler içinde bocalarlar diyor. Yani yüzde 50 iman ediyor, yüzde 50 iman edemiyor. Onu 51’e çıkarttığında, iman ediyor adam ve bu geçerli oluyor. Allah diyor hatta: “Siz iman ettik demeyin diyor.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Daha iman etmediniz, teslim olduk deyin” diyor. Esleme, değil mi? Teslim olduk deyiniz diyor. Bak Allah onu bile kabul ediyor. Eslemeyi bile kabul ediyor, teslim olun. Daha iman etmediniz diyor Allah. Onun için samimi gayret etmek, yani imandan zevk almak, imanın güzelliğini kabul etmesi ve bunun için gayret etmesi. Allah bir süre sonra hidayet nasip ediyor samimi insanlara ve iman ediyorlar. Bütün mesele imandadır, Allah’a samimi imandadır yani. Mesele demeyeyim de Allah affetsin, yani konu budur; Allah’a iman etmek, Allah’ı sevmek, Allah’tan korkmak, aşk ile Allah’a bağlanmak. Zaten dinde karmaşık bir şey yok ki. Yani burada imtihan oluyoruz, vefat ediyoruz, müminler Cennet’e gidiyorlar, kafirler Cehennem’e gidiyorlar ve adalet ile hüküm kuruluyor. Melekler var, geçmiş Kitaplar var, Peygamberler var; bunlara iman ediyoruz, kadere iman ediyoruz değil mi? Allah’ın birliğine iman ediyoruz. Bütün Peygamberlere iman şart zaten. Dinde karışık bir şey yok. 5 vakit de namazımızı kılacağız. Sağlığı yerinde ise oruç tutacak. Parası varsa zekat verecek. Durumu müsait ise Hacca gidecek. Bunun dışında, İslam’ın dünyaya hakimiyeti için gece-gündüz 24 saat ilgilenecek ve uğraşacak. İslam’ın dünyaya hakimiyeti, İslam’ın şartı 5 değil, 6. Bir tane daha var, o da İslam’ın dünyaya hakimiyeti için gayret etmektir. Farzdır bu, Allah’ın emridir. İslam’ın şartı 5, e? Bana müsaade. 500 yıl sonra da Mehdi (a.s.) çıkacağına göre, hiçbir şey yapmasına gerek yok. Bu mantığı geliştiriyorlar. Böyle değil. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağına inanmasa dahi, İslam’ın dünyaya hemen hakimiyeti için her Müslüman’ın mücadele etmesi, farzdır. Farz-ı Ayn’dır, yani mutlaka yapacak.
SUNUCU: Bundan da hesap sorulacak Ahirette değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Yani nasıl, yani her yerde Allah’ın hükümlerinden bahsediyor Kuran’da. Bu, çok büyük bir felakettir. Mesela bak, başörtüsü için kardeşlerimiz nasıl can siperane gayret ediyorlar. İslam’ın dünyaya hakimiyeti başörtüsünden daha önemsiz bir konu mu? Kat kat kat kat önemli bir konu. Kıyas olmaz yani, kıyas olmaz. Başörtüsü ile ilgili yapılan gayretlerin trilyonlarca misli, sonsuz misli İslam’ın dünyaya hakimiyeti için yapılması gerekir. Anlaşıldı mı?
Ne diyorsun Oktar anlattıklarıma?
OKTAR BABUNA: Kesinlikle Hocam inşaAllah. Tam dediğiniz gibi olması gerekiyor. Verilen Müslüman imajı yanlış, onu anlattınız Hocam. Nasıl temiz olunması gerektiğini, nasıl yaşanması gerektiğini. Söyledikleriniz de zaten hepsi Kuran dayanaklı.
ADNAN OKTAR: Mesela bu sevimli, nur gibi bir insan. Ben buna diyorum ya mesela sevimli. “Nasıl sevimlisin?” Mesela sevgi ile bakıyorum, bön bön bakılması gerekiyormuş böyle. Yani kardeşim sen sığırsan, sığırlığına devam et ama sığırlık propagandası yapma yani, değil mi? Müminler birbirine sevgi ile yaklaşacak, şefkat ile yaklaşacaklar. Müslüman helâli, haramı bilir. Orada kastedilen zinadır, haram olan. Şefkat niçin haram olsun? Sevgi göstermek niçin haram olsun? Yani pis pis baktın mı, ters ters baktın mı nasıl takva olunuyor? Ters davrandın mı nasıl takva olunur yani? Ama tabii aklı başından biri, vahşi ise zaten dışarı çıkmasın. O kadar anormal bir mahluksan, kendini zapt edemeyecek bir mahluksan, dışarı çıkmazsın. Zaten o sana, en makbul ibadetin o olur değil mi? Dışarıya çıkıp hayvanlık yapacağına, bir bahçe gibi bir yerde falan kendini muhafaza et, bir ağılda değil mi? Ahıra gir veyahut orada muhafaza et kendini, madem o kadar hayvanlaşmışsın. Böyle bir hayat olduğunda, kimse Müslüman olmaz. Böyle bir kafa olmaz. Yani normal, sevgi dolu bir insani hayat olması lazım. İnsanın beyni dumura uğrar öyle bir hayatta. Sevgi yok, şefkat yok, dostluk yok, arkadaşlık yok, kardeşlik yok, muhabbet yok, güzel söz yok. “Birbirinize iltifat etmeyin.” Kardeşim iltifat etmeyeceksin, dedikodu serbest mi? “Serbest.” Bir araya geliyorlar, hemen, şu tarikatın mensubu şöyle, bu tarikatın mensubu böyle. Ben mesela kimseye bir şey söyletmem. Bütün tarikatları seviyorum. Hepsini seviyorum. Tabii, hatta böyle garip bilinen tarikatlar, onlara da şefkat duyuyorum ben. Mesela geliyorlar o şeyler, Dereziler var, falan. Gariban, yazık adamlara, onların da düzelmesi, iyi olması lazım. Ben onların yani, niye lanetleyeyim adamları, niye ezmeye kalkayım? Niye aşağılayayım yani? Şefkat göstereceğim ki onlar sevsinler bizi. Mesela hakikaten canları gibi çok seviyorlar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, o zaman da, sizin şahsınızda, İslam’a kalpleri ısınıyor hepsinin Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani şahsı sevdi mi, İslam’ı da seviyor. Yani önce kendini sevdirmek de çok önemlidir hatta Peygamberler diyor, bak diyor, bana itaat edin, size doğru yolu göstereyim, diyor. Yani şahsi sevgi çok önemlidir. Adamın şahsını sevmedi mi, onun anlattığını da sevmezler. Anlattığı doğru olsa da dinlemez adam. Yani şahsının sevilmesi çok önemlidir. Sevgi için de gönül almak, iltifat etmek, temiz bir ortam, sevecen bir ortam gerekir.
OKTAR BABUNA: Çok tanınmış bir İsrailli profesör gelmişti Hocam misafirimiz olarak. Birkaç gün kaldı. Dönerken hava alanında bize, Hocanızın vesilesi ile dedi, İslam’a bütün bakış açım değişti demişti Hocam inşaAllah. Boynumuza sarılarak gitmişti ondan sonra, dönmüştü İsrail’e.
ADNAN OKTAR: Bakın bu stil olursa, İslam dünyaya hakim olmaz. Mehdi (a.s.) bu stili kıracak. Bunu ortadan kaldıracak. Onun için yobaz diyor ki Mehdi (a.s.)’ye, bu adam diyor, bizim dinimizi ortadan kaldırdı, bu ne anlatıyor diyor yani? Bu nereden çıkarttı bunları diyor? Bizim dinimiz böyle değildi ki diyor değil mi? Yani İstanbul’da çıkacak o yobaz alim, bunu söyleyecek Mehdi (a.s.)’ye. Adam acayip, Mehdi (a.s.)’yi kendisi gibi istiyor o. Kendi gibi böyle, porsuk gibi, kaya porsuğu gibi. Vahşi bir insan istiyor böyle, insanlıktan çıkmış değil mi? Alışmış o leş gibi olmaya. Yani hem güzelliği, hem estetiği, hem sevgiyi iç içe yaşamak; Müslüman’ın ruhunun bir coşmasıdır, yansımasıdır. Cennet de böyle çünkü. Cennet’te herkes birbirine selam veriyor. Melekler selam ile, güler yüz ile karşılıyorlar Müslümanları. Sevinçle karşılıyorlar. Sert bir yüz ile karşılamıyorlar. Sert bir üslup ile karşılamıyorlar. Bizim ruhumuz sevgiye göre ayarlıdır. Biz sertlikten, terslikten rahatsız oluruz. Ruhumuz kararır. Biz böyle şeyle, yaşayamayız biz böyle bir ortamda değil mi? Yani müminin gözünden sevgi akacak, feyz akacak, muhabbet akacak. Allah’ın tecellisi olarak görecek. Kız arkadaşlarını da Allah’ın emaneti olarak görecek. Adam öyle görmüyor ki, vahşi. Adamı odada yalnız, herhangi bir şekilde yalnız bıraksan hemen zina etmeye yatkın bazı cins mahluklar, anında. Adam ren geyiği gibi, yani ne kendine hakim, ne şuuruna, ne aklına hakim. Kontrol edilemiyor, vahşi tip. Böyle tipleri işte, ağıldan çıkartmamak gerekiyor en güzeli. Ağılda tutacaksın adamları. Müslüman, kendine hakim insandır. Mesela Resulullah (s.a.v.), bir hanımın evinde kalıyor, tek başına. Hanım da tek başına, Resulullah (s.a.v.) da tek başına. Sonra Resulullah (s.a.v.) söylüyor mesela, falanca idi diyor, falanca kişi idi. Mesela “Ya Resulullah (s.a.v.), senden de mi biz şüphe edeceğiz?” diyorlar. Olsun diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ben söylerim diyor. Yani söylemem gerek, vesvese etmesinler gibisinden. Tabii ki yani ben hani böyle olsun demiyorum ama bu, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yüksek ahlakının ve güvenilirliğinin bir yansımasıdır bu. Çünkü o bayan da çok güvenilir, ama Peygamberimiz (s.a.v.) çok çok çok güvenilir bir insan. Müslüman’ın kendisinin güvenilir, yüksek ahlaklı olması çok önemlidir. Yani kendini kontrol altında tutabilen, ahlakına, haysiyetine düşkün insan olması önemlidir. İradesiz olmaması çok önemlidir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz hep anlatıyorsunuz Hocam inşaAllah, Hz.Yusuf (a.s.) mesela, kadın kapıyı kapatıp zina yapmak istediğinde, hapishane benim için bundan daha hayırlıdır diye duası var.
ADNAN OKTAR: Mesela Müslüman işte böyledir. Böyle kendini korur Müslüman. Yani yöntem budur. İman ile insan kendini korur. İrade ve akıl ile kendini korur. Yoksa işte, mesela bazı vakalar oluyor öyle o tip şeyler. Ayrı ayrı takva uygulamaları var. Müslüman ile konuşmayı, mesela takvaya ters görüyor. O otobüslerde milletle iç içe gidiyor, o takvaya uygun oluyor. Okulda komünistler ile iç içe yaşıyor, o da takvaya uygun oluyor. Ama Müslüman ile konuşurken eziliyor, büzülüyor, bir şeyler yapıyor. Yok haşa diyor, ben, hareketler böyle garip tavırlar. Yani bu çok samimiyetsiz, yani çok yapmacık hareketler bunlar. Mümin kadın zaten aklı başında, iradelidir. Kendine de hakimdir, ne yapıp ettiğini bilir. Ona göre de imanı ile kendini korur. Mümin erkek de imanlıdır, akıllıdır, Allah korkusu ile kendini korur. Yani böyle vahşiyane hareketlere, vahşiyane tedbirlere gerek duymaz değil mi? İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam aksi takdirde, insanın kendi zaten tamamen soyutlaması gerekir. O da imkânsız oluyor.
ADNAN OKTAR: Öyle bir durumda zaten kimse Müslüman olmaz, bütün hayat durur yani sonunda. Yani öyle bir konu yok. Sahabe döneminde böyle bir olay yok. Sevgi ve güvene dayalı olması lazım sistemin, tabii. Mesela bak değil mi, en az 20 tane şey göndermişler, yazı. Mesela diyorum, ne sevimli diyorum sana, nurlu diyorum sana, kanım kaynıyor seviyorum, sevgi gösteriyorum. Bunu söyleyenler, dansözlü filmleri seyrediyorlar. Kadın çıkarıp şarkı söyletiyorlar. Onu büyük bir keyif ile dinliyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu yani değil mi? Yani güya takva. Bu dini program diyor, orada sen diyor, iltifat edemezsin diyor. E öbür program? Orada olur diyor. O ayrı mesele, o program ayrı diyor. Kardeşim öyle bir şey varsa, bütün her yerde uygulanması lazım böyle bir sistemin. Ayrıca Kuran’da böyle bir şey yok. Kuran’da kalp temizliği, dürüstlük ve efendilik vardır ve Allah korkusu vardır. Niçin sevgi göstermeyesin? O benim kardeşim, tabii ki sevgi gösteririm. Niye muhabbetimi göstermeyeyim? Niye koruyucu hislerimi ona göstermeyeyim değil mi? Kılına zarar getirttirmem yani, inşaAllah. Bu akıl, bu mantık Kuran’ın yöntemidir, yani benim anlattığım; sevginin ve şefkatin, muhabbetin hakim olduğu yöntem. Öbür türlü, koyu karanlık taassuptur. Onda Osmanlı yıkıldı zaten, görmüyor musunuz ne olduğunu? İslam alemi paramparça oldu ve esir oldu, bir buçuk milyar İslam alemi ve mahvoldu. Masonlar yıktı diyor, masonların falan yıktığı mıktığı yok. Masonlar muhatap dahi olmaz öyle bir şey ile, öyle bir konu yok. Mason, senin yaptığın sistemi izliyor ve haline gülüyor. Olay bu, bu kadar yani. Masonun yaptığı bu olur.
SUNUCU: Onlara iş kalmıyor yani.
ADNAN OKTAR: Tabii, onları ne vuracak adam? Zaten kendini öldürmüş, içten vuruyor kendisini, adam ne. Yani bütün Şiiler’i kesin, Vahabiler’i kesin diyen adama, masonun üzerine ilave ne sözü olabilir? Adam ne desin bunun üzerine?
OKTAR BABUNA: Zaten destekliyorlar öyle bir durumda.
ADNAN OKTAR: Sadece güler yani en fazla bunun dediğine, başka ne diyecek yani, değil mi? Yani onun yapacağı görevin bin mislini yapmış oluyor bir anlamda. Mason yapsa yapsa, onu yapacak değil mi? O tahayyül edilir. Burada yapılan bambaşka bir şey. Yemede-içmede en kötüsü, kıyafette en kötüsü, konuşmada en kötüsü, bakışta en kötüsü, lafta-sözde en kötüsü. Bilim, bilime zaten yanaşamıyorsun. Sanat, komple ölüyor zaten, sanata hiç yanaşmayacaksın. Mobilya yok, eşya yok hiçbir şey yok; dümdüz bir hayat.
SUNUCU: Acziyet gibi yani.
ADNAN OKTAR: Hırkayı giyecek üzerine, çok az da yemek yiyecek; günde üç hurma, beş hurma. Bir de Resullullah’ı (s.a.v.) da öyle gösteriyorlar, işte karnına taş bağlıyordu. Sahabeler o dünya güzeline, o güzeller güzeline öyle bir hayat yaşatır mı? Sahabelere hakaret bu. Onu öyle aç bilaç bırakırlar mı?
OKTAR BABUNA: Tabii ki bırakmazlar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi, o hepimizin sevgilisini, hepimizin aşık olduğu Hz. Muhammed (s.a.v.)’e o zulmü kim reva görür? Karnına taş bağlamış, böyle söz olur mu? Yahudi’ye zırhı rehindi diyor, sahabeler ezdirir mi Peygamberlerini böyle? Nerede görülmüş böyle bir şey? Peygamberimiz (s.a.v.) zengindi Allah söylüyor, bak şeytandan Allah’a sığınırım “seni diyor fakir bulup zengin etmedi mi?” diyor Allah. Allah’ın hükmüne güveniyorsa Allah zengin diyor, Allah’a inanıyorsa. Hz. İbrahim (a.s.) de zengindi diyor Allah, onu da övüyor. Hz. Süleyman (a.s.) da zengindi. Yani bir de tabu oluşturuyorlar, diyor ki; haşa sen buna karşı mı geliyorsun diyor? Evet, karşı geliyorum, böyle bir şey olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) fakir değildi, zengindi. Sevgi doluydu, iltifat ediyordu, gönül alıyordu, espri yapıyordu, şaka yapıyordu, hanımlarıyla şakalaşıyordu. Hanımlarıyla kovalamaca oynuyor, eşleriyle, hanımlarıyla. Toplu gösterilere gidiyor, onları seyrediyor. Mesela torunlarını kovalıyor, torunlarıyla şakalaşıyor. Yani çok hoş, güzel bir insandır bizim Peygamberimiz (s.a.v.). O zamanki hayat çok güzeldi, sevgi doluydu. Hz. Ali (a.s.) mesela çok şakacıydı, herkesi kırıp geçiriyordu gülmekten böyle, bayağı neşeli bir insandı. Ama dinle alay ederek değil, Kuran’la espri yaparak değil haşa. Gönül alıcıydı, buna denir Müslümanlık. Bu çarpık kafa, İslam’a muazzam zarar veriyor. İslam’a hizmet etmek isteyenler, önce şu çarpık kafayı ortadan kaldırmaları lazım. Ve böyle abuk subuk adamları da devre dışı bırakmak çok önemli, inşaAllah. Yani bu kafada kim varsa.
Oktar Hocam sen bir şey mi anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz, inşaAllah. Bu Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun tarihi çağrısı, Timetürk’te yayınlanmış. Davutoğlu; Avrasya bölgesindeki ülkelerin büyükelçilerine yönelik toplantıda Türkiye’nin sıfır sorun, maksimum iş birliği politikasını Avrasya’ya doğru yaymaya kararlıyız, dedi. Bununla ilgili bir haber yapılmış böyle Hocam inşaAllah. Her gün Türk-İslam Birliği’ne giden yolun daha da açıldığını gösteriyor Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahmet Davutoğlu hakikaten helal süt emmiş, şahane bir insan. Ben onu tebrik ediyorum. Çok da değerli görüyorum, çok önemli görüyorum. Ama son günlerde bu AKP, MHP gerginliği, onu da söyledim, aman, aman, aman. Bakın AKP de, MHP de Türk-İslam Birliği’ni savunurlar, sakın, bunlar kardeştirler her ikisi de, her iki taraf da delikanlıdır. Birbirlerine karşı bu tavrı hiç tasvip etmiyoruz millet olarak, kim yapıyorsa. Küçük bir oranda oldu bu ama gene de onu da tasvip etmiyoruz, aralarını mutlaka bulup düzeltsinler, bir kere bu olay bir ortadan kalsın. Hemen örtbas edilsin, basında sürekli gündem oluyor, buna da gerek yok, o da kapatılsın. Bir de; her şeyde hayır vardır, bugünler gelir geçer. Yani bunları biz gülerek hatırlayacağız, espriyle hatırlayacağız. Tayyip Bey de bu konuyu o kadar ruhunda büyütmesin, tevekkül etsin, çok rahat olsun, gönlü çok rahat olsun. O da ileride bunu gülerek hatırlayacak. Bunlar çok gelip geçici şeyler, on yıl sonra bambaşka bir Türkiye olacak inşaAllah. Kendini çok üzüyor benim gördüğüm, çok müteessir oluyor. Hiç gerek yok, her şey hayırla yaratılıyor, hepsini Allah yapıyor, hikmetle yaratıyor Allah. Allah hikmet sahibidir, hayırsız, hikmetsiz hiçbir şey yaratmaz inşaAllah. Müslümanlar için her şey hayırla yaratılır. Böyle mutazarrır olmuş olabilir, üzülmüş olabilir; fakat mühim olan, burada hikmet olmuş olması. Hikmet ve hayır olmuş olması çok önemli. Buna benzer olaylar gene olabilir, fakat her zaman yatıştırıcı, sakin, huzurlu olmakta güzellik var inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de dünyanın her tarafından da dindarlaşma haberleri geliyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun siz de tabii çok büyük oranda vesile oldunuz Hocam buna inşaAllah. Mesela Almanya’dan gelen güzel bir haber böyle; ‘Alman imam dönemi’ diye, “Almanya Bilim Konseyi, imam yetiştirilmesi için Alman üniversitelerinde ilahiyat eğitimi verilmesini teklif etti” diyor. Ringo Starr diye bu Beatles topluluğunun eski ünlü yıldızı, yetmiş yaşında, Allah’ı bulduğunu açıklayarak, “artık dinin hayatındaki en önemli şey olduğu” ifadesini kullanmış, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu Risalehaber’de mi yayınlanmış?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. İzleyicilerimiz de bilmiyor olabilirler; bu önde gelen sanatçıların, akademisyenlerin, politikacıların hepsine Hocam sizin kitaplarınız gitmişti inşaAllah. İstisnasız bir şekilde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ringo Starr’ a da göndermiştik. Benim Atlasım gitti ona.
OKTAR BABUNA: Tom Cruise’dan bütün akla gelebilecek aktör, aktris, sanatçıların hepsine. ‘Minare yasağıyla Müslüman oldu’ diye, bu da yine, İsviçre’de gerçekleştirilen minare yasağı halk oylamasının mimarlarından olan Die Schweizerische Volkspartei (SVP)/ İsviçre Halk Partisi’nin Bulle şehrinde Belediye Meclisi üyesi olan Daniel Streich İslâm dinini seçti ve partisinden istifa etti. Müslüman olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Almanya’da kiliseden ezan okunmuş Hocam inşaAllah. Almanya'nın Mainz kentinde, bir sanat etkinliği çerçevesinde Antoniuskapelle adlı küçük kiliseden, ezan ve çan sesleri birlikte yankılanmış. Almanya’da da beş vakit ezana da izin çıkmış Hocam inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Almanya’yı nurlandırır ezan. Almanya, Danimarka, Norveç her yerde ezan okunsun. Öbür ülkelerde olmaması çok anormal bir şey. Ezan her yere bereket getirir. İnim inim inlesin Münih, Berlin ezan sesleriyle, orada şeytan, iblis hiçbir şey kalmaz, temizlenir. Daha iyi rahat ederler, bereket, bolluk gelir, ferahlık gelir, Allah felaketten korur. İnşaAllah.
SUNUCU: Bir izleyicimiz de Hocam demiş ki, “iman edenlerin sayısındaki artışı neye bağlıyorsunuz?” Aynı buradaki örnekten birini vermiş kendisi.
ADNAN OKTAR: Neye bağlıyoruz? Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor, çünkü Mehdi (a.s.)’sini gönderdi. Mehdi (a.s.)’nin zıl ve gölgesi, ruhaniyeti, feyzleri bütün dünyayı sardı da ondan. Tabii, Mehdiyet bir ana kaynaktır, yani güneş kaynağı gibi Allah orayı kullanıyor, vesile ediyor. Oradan bütün feyzler, bereketler oradan yayılıyor. Bir kutup olur, Cenab-ı Allah oradan yayar. Her asırda olur, bu asrın da mürşidi, müceddidi Mehdi (a.s.)’dir. Ama Hz. Adem (a.s.)’den bu yana gelmiş en büyük müceddid ve müçtehiddir. Bakın, bütün tarikatlarda en büyük halifedir. En büyük Nakşibendi halifesidir, en büyük Kadiri halifesidir Mehdi (a.s.), en büyük Şazeli halifesidir, en büyük Rufai halifesidir, en büyük Mevlevi halifesidir. Bütün hilafetler O’nda toplanmıştır. Ve bütün tarikatları kaldırmıştır Mehdi (a.s.), kendinde mezc olmuştur. Yani herkes, bütün mürşidler O’na bıraktılar emaneti. Yani bu yüzyılda büyük mürşidlerin, Osmanlı döneminin mürşidlerinin hepsi bıraktılar. Hiçbiri halife bırakmıyor. Sorulduğunda diyorlar Mehdi(a.s.)’ye, Mehdi(a.s.)’ye, Mehdi(a.s.)’ye; kime sorsak aynı. MaşaAllah.
SUNUCU: Nur Suresi Hocam.
ADNAN OKTAR: Nur Suresi, Allah nurunu artırsın, maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar”; bakın Kuran önce diyor ki, faziletli diyor, varlıklı olanlar demiyor, faziletli, çünkü fazilet yoksa varlıklı olsa da kıymeti yok. “Yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere”; evini bırakmış gelmiş mesela Müslümanlara sığınmış, “mal vermekte”, para vermekte “eksiltme yapmasınlar”, bol bol Allah rızası için onlara tasaddukta bulunsunlar, “affetsinler ve hoşgörsünler.” Bu hoş görme demin söylediğim tarzda gene aynı şekilde, yanlış anlaşılmasın. Hoş görme demek; yaptığı hatayı hatırlatıp, ona şefkatli davranmak. “Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mümin kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve Ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azap vardır.” İt kopuk takımı, mesela bir kadınla ilişkiye giremediğinde hemen ona bir iftira atar. İşte bana şunu dedi, bunu dedi, şöyle ilişkiye girdim, böyle ilişkiye girdim; ahlaksızlık yapar. Ben lise yıllarında çok bilirim, Akademi’deyken falan, ele geçiremedi mi şey yaparlar. Hatta kızcağız da ilişkiye girmezse bu sefer lezbiyen olduğunu yayarlar etrafa. Mecbur ederler onu böyle biriyle beraber olmaya. Bak diyor ki Allah; “Onlar için büyük bir azap vardır.” Azap demiyor Allah ‘büyük bir azap’ vardır diyor mümin kadına iftira atıldığında çok büyük karşılığı var. “O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlikte bulunacaklardır.”Diyor ki mesela; “ben, yok öyle bir şey yapmadım” diyor. Dili diyor ki; “evet yaptı, söyledi böyle bir sözü” diyor. Elleri ve ayakları da şahitlik yapıyor. “O gün Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir.” diyor, tam.
“Ve onlar da Allah'ın hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir.” “Kötü kadınlar kötü erkeklere; kötü erkekler kötü kadınlara” tam denk diyor Allah. Kötü ise erkek, kötü kadına. “İyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara yaraşır.” Allah karşılıklı birbirinden etkilenecek şekilde, iyi-temiz kadın, iyi-temiz erkekten hoşlanıyor. Takvaysa, akıllıysa takva ve akıllı erkekten hoşlanıyor. Akılsızsa akılsızdan hoşlanıyor. Pis ise pisten hoşlanıyor. Allah; öyle bir kanun yarattım, diyor.
“Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır.” Yani mümin kadınlar temizdirler diyor Cenab-ı Allah. “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur.” Müminlerden de iftiracı ve dedikoducu böyle adamlar çıkıyor ahlaksız yani Müslüman kadınlara iftira atıyor, Müslüman erkelere iftira atıyor. Cinsellikle ilgili iftiralar bunlar. Bu şerefsizliğe çok yatkındır insanların birçoğu, cinsel iftiraya. Ve içinizden birlikte davranan bir topluluktur, Müslümanlardan diyor Allah. Müslüman olduğu halde bu ahlaksızlığı yapıyorlar diyor. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır.” Bak demin anlattım, şer gibi görünüyor ama hayır var. Daha çok sevap alır. Daha hayrına olur, hiçbir şey olmaz. “Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır” diyor Allah. “Onu işittiğiniz zaman, erkek müminler ile kadın müminlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez miydi?” Şimdi birçok angut ve avanak Müslüman, gazetede bir haber çıkıyor. Mesela Baron’un gazetesinde bir haber çıkıyor. Diyorlar ki; falanca Müslüman zina etmiş. Seks kasetleri çıkmış evinde. Tam da tahmin ediyordum, doğruymuş demek ki ya diyor. Yahut diyor ki; direk zina etmiş diyor. Böyle bir olay varmış, hatta kasetler bile varmış diyor. Vay vay vay! diyor. Ne kadar çok duyuyoruz, değil mi? Bak diyor ki Allah böyle adamlara; “onu işittiğiniz zaman, erkek müminler ile kadın müminlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup”; bak hayırlı bir zan! “Bu, açıkça” yani çok alenen, “uydurulmuş” kurgu olarak atılmış, yalan olan “iftira bir sözdür demeleri gerekmez miydi?” Demek ki farz, Müslümanlarla ilgili bir haber geldiğinde inanmak haram. Kuran’ın açık hükmü var. Anlamadım yok. Muhkem bu ayet. Nasıl inanabiliriz? Dört tane şahit gelir, salih mümin. Dördü de der ki; “kardeşim biz gözümüzle gördük, kulağımızla işittik”, tamam. Bunun dışında haramdır, olmaz. Onun dışında hüsnü zan edeceğiz. Bak zaten diyor ki Cenab-ı Allah; “Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi?” Dört şahit. “Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir” diyor. Allah Katında yalancı olmak ne demektir biliyor musun?
SUNUCU: Allah muhafaza.
ADNAN OKTAR: Karşılığı Cehennemdir. Allah affetmezse karşılığı Cehennemdir. “Eğer Allah'ın dünyada ve Ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı –bu gayriahlaki tavırdan dolayı- size büyük bir azap dokunurdu.” Büyük bir bela verirdim, diyor Allah.
“O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız.” Allah bunu telin ediyor, iftira aktarılmaz. “Ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz.” Gözünle gördün mü? Yok! Kulağınla işittin mi? Yok. Neye göre söylüyorsun? Allah diyor ki; “hakkında bilginiz olmayan şeyi ağzınızla söylediniz”;bilgin yok, atıyor. Gazetede okudum diyor. “Ve bunu kolay sandınız” diyor. Ne var ya konuşuruz, diyor. “Oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç)tür” diyor Allah. Allah Katında büyük bir suç nedir biliyor musun? Karşılığı Cehennem anlamına gelir. “Onu işittiğiniz zaman: ‘Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah'ım) Sen yücesin; bu, büyük bir iftiradır’ demeniz gerekmez miydi?” diyor Allah. Müslüman ahlakı böyledir. Aksini yapan; ahlaksız, haysiyetsiz, şerefsizdir. Kuran’dan biz bunu anlıyoruz değil mi? Haramidir yani, harama giriyor. “Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir.” Sakın bir daha buna bir daha dönmeyin, diyor Allah. “Allah size ayetleri açıklıyor; Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Bu kadar bu günlük yeter.
SUNUCU: MaşaAllah. Ağzınıza sağlık.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: 2 dakikamız kalmış. Bitirelim o zaman. Evet, sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz. Yine kısa bir aramız varmış. Daha sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, kısa bir aranın ardından programımız kaldığı yerden devam ediyor. Değerli Hocamız Sayın Adnan Oktar, Sayın Oktar Babuna ve aramıza katılan yeni arkadaşımız Mine ile devam ediyor. Evet Hocam, nasıl devam edelim?
ADNAN OKTAR: Arkadaşına istersen sen bir soru sordur.
SUNUCU: Tabii.
SUNUCU 2: Seyircilerimizden gelen soruları soruyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 2: “Adnan Hocam, uzun zamandır uyuşturucu yüzünden oldukça kötü durumda olan ünlü Amerikalı şarkıcı Whitney Houston, geçen gün Oprah Winfrey’in programında bütün kötü alışkanlıklarından sadece bir dakikada kurtulduğunu çünkü Allah’a yöneldiğini ve dua ettiğini söyledi. Kendisini Allah’a adadığı için çok mutlu olduğunu söyleyen Houston; ‘herhangi bir durumda Allah’a sığınacağımı biliyorum çünkü Allah’ın beni sevdiğini düşünüyorum.” diye açıklama yaptı. Dünyada genel olarak güçlenen bu Allah aşkında, sizin payınızın çok büyük olduğunu düşünüyorum. Allah razı olsun” demiş.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ona da Yaratılış Atlası gönderdim ben, o sevimliye de bir tane. Epey oluyor göndereli, olumlu etkisini bir anda almıyoruz bak. Yavaş yavaş, yavaş yavaş olumlu etkileri ortaya çıkmaya başlıyor. Bak dedik ki; “bütün dinsizliğin, ateizmin, anormal düşüncenin kökeninde Darwinizm var” dedik. O put yıkılırsa insanların kafası berraklaşır, makul iman düzeyine gelirler dedik değil mi? Bak nitekim dediklerimiz doğru çıkıyor. Bu put gitti mi her şey yerine geliyor. Hz. İbrahim ilk önce putları kırdı. Hz. Musa putları kırdı. Resulullah (s.a.v.) putları kırdı. Put çok önemlidir. Darwnizm putu dünya tarihinin, bak Hz. Adem’den itibaren, kıyamete çok az bir vakit var, en büyük puttur. Gelmiş geçmiş en büyük puttur. Hz. İbrahim devrinin putlarının milyonlarca misli büyük bir put. Bunu kırdık Allah’ın izniyle. Bu putu devirdik Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle, güç vermesiyle inşaAllah. Dolayısıyla bu putun enkazının kaldırılmasında da Müslümanların bize yardımcı olması lazım, kardeşlerimizin. Ne yapacaklar? İnternet sitelerinde, bizim siteden indirecekler Darwinizm ile ilgili; fosil resimlerini, Darwinizmle ilgili bilgileri. Kendileri ayrı, müstakil site kuracaklar yani bize gönderme yapmaları, bu olmaz. Yani orayı tıklayın, olmaz. Tamam, o da olur da ama kendilerinin ayrı, müstakil site yapması lazım. Yani biz mesela tıkladığımızda, onların sitesine girdiğimizde bu bilgilerin hepsini bulmamız lazım. Nasıl olsa orada var, olmaz. Ne olur ne olmaz, gün olur devran döner, Allah esirgesin, bir şey olur, bir komplo yapmaya kalkarlar, bir oyun oynamaya kalkarlar, siteyi bozmaya kalkabilirler bir şeyler olur. Onun için önceden herkes, bütün Müslümanlar bilgiyi stoklasınlar, bizdeki bilgileri. Çünkü bin bir türlü düşmanımız var, bin bir türlü komplo karşısındayız, bin bir türlü oyun var. Müslümanlardan bile, kendi kardeşlerimizden bile bize karşı mücadele veren insanlar çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Masonundan, itinden kopuğundan, komünistinden, PKK’lısından, iddia edilen Ergenekon örgütünden ama en büyük hasmımız; iddia edilen Ergenekon örgütüdür. Yani ben bu kadar şerir, bu kadar azgın bir örgüt yani dünya tarihinde olmamış olabilir. Tam süfyan, süfyaniye tam deccaliyet işte. Bediüzzaman’ın kastettiği bu, süfyan fitnesi, deccaliyet fitnesi. Bakın, cesaretlerine bakın ki Atatürk’ü bile kininle şehit ettiler, kininle ve kimse de bunun farkına varmadı. Böyle kahpe bir örgüttür bunlar. Ecevit’i de biliyorsun zora soktular. Suikast yapmaya kalktılar, bayağı bir şeyler oldu.
OKTAR BABUNA: Sağlığında…
ADNAN OKTAR: Yani onlar ayrı meseleler. Ama tabii asıl şey; Müslümanlar birbirlerini sevecek, birbirlerini kollayacak, birbirlerine kuşku ile bakmayacaklar. Erdemli olacaklar, güzel huylu olacaklar, olgun olacaklar, şefkatli olacaklar, affedici olacaklar, öfkeli olmayacaklar, hüsnü zan sahibi olacaklar, aleni ve açık bir delil olmadıktan sonra Müslümana su-i zan haramdır. Demin okudun Nur Suresi’nde çok açık muhkem ayetler, sırf gıybetin haramı bile Müslümana yeter, Cehenneme gitmesine yeter, Allah esirgesin. Gıybetten Müslüman kaçınacak, hüsn-ü şehadet edecek, hüsn-ü niyetle bakacak, teşhislerimiz hep hayra yönelik olacak, inşaAllah. Güzel bakan güzel görür, insanları da hayra yorarak değerlendirmemiz lazım. Kuşku, kardeşim karşılıklı kuşku yoğun olursa ne yaparız biz, nasıl olur bu? Selamünaleyküm, aleykümselam. Tanrı misafiri Müslüman kardeşimiz eve geldi. Bu adam ya hırsızsa, ya soysuzsa, ya bilmem şuysa buysa böyle hayat olur mu? Hüsn-ü zan edeceğiz, aleni bir anormallik görürse mümin tedbir alacak, bunun dışında hüzn-ü zan esastır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Size bir soru var Hocam okuyayım mı?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: “Hayırlı akşamlar Hocam, tarikatlar ortadan kalkacak derken tam olarak neyi kastettiğinizi bizlere anlatır mısınız? Yeni bir yapılanmama mı olacak?” Ayşegül Göksel.
ADNAN OKTAR: Ayşegül Göksel nereden yazıyor?
OKTAR BABUNA: Yer yok Hocam, isim vardı sadece.
ADNAN OKTAR: Evet Ayşegül.
OKTAR BABUNA: Bir tane daha var Hocam.
ADNAN OKTAR: Söyle.
OKTAR BABUNA: “Ayhan Bey ve arkadaşı Ünal Bey ve Yasemin Hanım dua isteyen diğer kişiler için Hocamız dua edebilir mi?”
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle, kimler?
OKTAR BABUNA: “Ayhan Bey ve arkadaşı Ünal Bey, Yasemin Hanım ve dua isteyen diğer kişiler için Hocamız dua edebilir mi?” Dua istemişler sizden Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah hepsine hidayet nasip etsin, samimiyet nasip etsin, eğer bunlar kazanılırsa bitti, kurtuldular Allah’ın izniyle ama bütün müminlere, bütün Müslümanlara Allah hidayet ve samimiyet nasip etsin. Bütün kilit nokta odur. Konu budur. Bakın Ali Haydar Efendi, en büyük Nakşibendi şeyhidir. Huzur Hocasıdır padişahın, azametli, muhteşem bir insandı. Bu mübarek, tarikatı kendinde sonlandırdı, hilafeti Mehdi (a.s.)’ye bıraktı, Hicri 1400’ü esas alarak. Bütün Kadiri şeyhleri, bütün Şazeli şeyhleri hepsi Mehdi (a.s.)’ye bıraktılar hilafeti bu yüzyılda, hiçbiri halife bırakmıyor. Vekaleten devam ediyor, vekillerle, halife bırakmıyorlar. Ve açık ifadeleri var, çok açık, sarih ifadeleri var. Mehdi (a.s.) en büyük mürşiddir zaten, yani eğer tarikat anlamında alıyorlarsa mürşid olarak yani ondan alacakları feyz ve bereket yeter onlara. Bütün dünyaya yetecektir Mehdi (a.s.)’nin feyz ve bereketi, bir tek onlara değil, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin inşaAllah nazarı yetecektir. Bir sohbetinde bulunmak yetecektir ama temiz kalp varsa, hüsn-ü kalp varsa; çünkü Resulullah (s.a.v.)’ın sohbetleri de öyle oluyordu. Mesela geliyordu insanlar temiz kalple, halis kalple geliyorlardı, bir kere nazar ediyordu Peygamberimiz (s.a.v.); ciğerlerine, kalbine, ruhuna bütün bedenine nur doluyordu. 5 dakika sohbetine katılıyordu, sahabe oluyordu, 5 dakika. Bir kere nazar ediyor, 5 dakika sohbetinde bulunuyor, selamünaleyküm diyor, elini öpüyor gidiyor, sahabe oluyor. Mehdi (a.s.)’nin de öyle ashabı olacaktır; talebeleri inşaAllah. Sevenleri inşaAllah onun nazarı ile bereketleneceklerdir, onun sohbeti ile bereketlendirecektir. Bütün dünya, talebesi olacaktır Mehdi (a.s.)’nin, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin tarikatı Kuran, İslam’dır, Resulullah (s.a.v.)’nin yoludur, inşaAllah. Ama 12 büyük tarikatın tamamı Mehdi (a.s.)’de hatem buluyor, hateme velidir Mehdi (a.s.), mührü O vuruyor bitiriyor artık. Bütün tarikatlar Onda toplanıyor hepsi. Gerçek mürşidler zaten bildikleri için -hal ehli- Allah onlara ilham ediyor, biliyorlar, yani hiç tereddütsüz teslim ettiler tarikatı yani acaba yok, gerçek mürşidlerde acaba olmaz. Mesela Şeyh Nazım Adil El-Kıbrısi de Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır halifeliği, halifeliği o da bırakıyor. Çünkü Mehdi (a.s.) geldi diyor, Mehdi (a.s.) geldi deyince halife bırakır mı? Bırakmaz. Tabii Cübbeli de diyor ki; gelininden korktu da onun için bırakmadı, diyor Ali Haydar Efendi için. Yani Ali Haydar Efendi tam Osmanlı aslanı böyle, yani gözlerinden cesaret akıyor, olabildiğine yiğit bir insan, ne belalar, ne olaylar geçirmiş bir insan, hapiste de yattı. Bir tek Allah’tan korkar o, gelininden ne korkacak o? Gelininden korktuğu için hangi mürşit şimdiye kadar halifeliği bırakmış, hilafetliği terk etmiş? Öldürmüşler işkence yapmışlar gene bırakmamış, vazgeçmemişler. Nerede görülmüş böyle bir şey? Tek sebebi budur. Mesela Muhammed Raşid Erol Hazretleri seyyittir, halis seyittir. O da diyor, artık diyor bizim vazifemiz bitti, diyor; açın bakın konuşmalarını, artık feyz, bereket, irşad Mehdi (a.s.)’dedir diyor, bizim yapacağımız hiçbir şey kalmadı diyor. O da Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Büyük Nakşibendi şeyhlerindendir. Ve onlar Mehdi ile hitam buluyor. Yani Mehdi (a.s.) insanlığa bir güneş nasıl sürekli ışık yayar, yani insanlar istese de istemese de o ışığı alırlar, değil mi? Ama mesela kömürün üzerine güneş ışığı gelse kömüre etki etmez. Ama bir buğday filizine güneş ışığı geldi mi o gelişir, büyür, serpilir, değil mi başak verir, çok sağlıklı olur; aynı bu şekildedir. Kömürler kömür olarak kalacaktır. Kömüre etki etmez ışık, ama buğdaya açmış çiçeğe gıdadır güneş, yapraklanır, dallanır, güzelleşir. Mehdi (a.s.)’nin etkisi de bu şekilde olacaktır. Hz. Mesih de, Hz. İsa (a.s.) da öyle aynı şekilde kutuptur, bütün feyzler ve bereketler dünyaya O’nun kanalı ile yayılacaktır aynı zamanda, Hz. Mesih kanalıyla. Fakat O da kendisine imam olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ı seçmiştir. Yani Onun emrindedir, bakın, Hz. İsa Mesih Mehdi (a.s.)’nin emrindedir. Emir alıyor Mehdi’den, Mehdi (a.s.)’nin büyüklüğünü buradan anlayın, maşaAllah. Bak Ulul azm bir Peygamber ve umumun makbulü bir Peygamber, 2000 yıl sonra Allah yeniden gökten indiriyor, Mehdi (a.s.)’nin emrine veriyor vezir olarak. Masum bir veziri vardır diyor Muhyiddin Arabi Hazretleri ve hafız diyor, masum bir hafız, o güzel bir üslupla anlatıyor, masum bir hafız. Masum nasıl olur bir insan? Ahkâmda masum, ismette masum, Peygamber olması lazım. Ve hafız diyorlar; bu, Hz. İsa (a.s.)’dır işte kastettiği, inşaAllah, Hz. Mesih (a.s.). Fukaha şok olacak Mehdi’de. Bunu Muhyiddin Arabi Hazretleri diyor. Yani, çünkü hiçbir şeyleri kalmıyor. Yani halk onlara artık itibar etmiyor. Onun için fukahanın bir kısmı, Mehdi’nin gelmeyeceğini ve yahut mümkün mertebe geriye götürerek kendi itibarlarını, kendi konumlarını muhafaza etmeye çalışacaklardır Mehdi (a.s.) devrinde. Onun için çok fazla “Mehdi gelmeyecek” sözü yayılacağını Peygamberimiz hadis-i şeriflerde belirtiyor. “Mehdi (a.s.) çıktığı vakit diyor, Mehdi (a.s.) vaktinde halk arasında, ulemanın arasında Mehdi çıkmayacak sözü yayılacak” diyor. Çünkü niye çıkmaması gerekiyor? Memleketten bal gelmeyecek, peynir gelmeyecek, baklava gelmez, iki büklüm karşısındaki adamlar olmayacak, itibarı kalmayacak yani. O da Mehdi (a.s.)’ye itibar etmek durumunda kalacak, yani mesleği bitiyor adamın. Gelir kapısı kapanıyor. O zaman ne yapsın? Hiç gelmeyecek diyeceğine; ya geçmiştir diyor -yani Nurcu kardeşlerimi tenzih ederim- ya şahs-ı manevidir diyor veyahut yüzlerce sene sonra gelecek diyor. Yani bütün mesele gelmemesinde. Gelmez olur mu? Mübarek gelecek, hepimiz talebesi olacağız diyor Allah’ın izniyle, ama diyor, yüzlerce sene sonra diyor. Yani bu, bambaşka bir mantık. Cübbeli bir aralar Mehdi (a.s.) konusunu çok muazzam gündemde tutuyordu. Mehdi (a.s.) her an çıkacak diyordu. Her an çıkabilir, Allah bizi ona asker etsin diyordu. Bu camileri, bu evleri onun için yapıyoruz. Bu ortamları, bütün çalışmaları onun için yapıyoruz, diyor. Eğer onun VTR’si hazırsa ona bir bakabiliriz, hazırlasınlar. Bakın bu külliyeler diyor -o külliye hani var ya Cübbeli Ahmet’in külliyesi vardı, sonra kapatıldı- bunu da onun için yapıyoruz diyor, buraları, Mehdi (a.s.)’ye hazırlık için yapıyoruz diyor. Sonra ne olduysa oldu.
SUNUCU: Değişim sebebi nedir Hocam peki?
ADNAN OKTAR: Birilerini fark etti, bir şeyleri fark etti. Yani Allahualem kendisinin de olamayacağını hissetti. Yani büyük bir ihtimalle kendisine hüsn-ü zanlığı vardı. Çünkü ben Cübbeli ile daha önce görüşüyordum, konuşuyordum. Ben cezaevinden çıktığımda ziyaretime gelmişti. Hulusilerin eve gelmişti. Hulusilerin evine gelmişti. Yine konuyu ben Mehdi (a.s.)’den açtım özellikle konuşturmak için. Öbür seferinde sadece dedi ki; buluttan bir şahıs olacak dedi. Buluttan, bir Melek olacak; bu Mehdi (a.s.)’dir diyecek dedi. Hocam dedim, aklın ihtiyarını almaz bu dedim çünkü Mehdi (a.s.)’nin başının üstünde Melekle gezse İstanbul’da yani yer yerinden oynar. Bütün dünya çok muazzam bir olay olur. Aklın ihtiyarını kaldırır. Ve Mehdi (a.s.), başında Melek, “bu Mehdi (a.s.)’dir” derken Mehdi (a.s.) nasıl “ben Mehdi değilim” desin. “Melek yalan mı söyledi” diyecek Mehdi (a.s.). Belli ki değil, bu yani buradaki hadis, görünmeyen bir Melekten bahsedildiği anlaşılıyor. Bizim yanımızda da şu an Melekler var ama görünmüyor. Dolayısıyla tartışmak istemedim böyle. Ama öbür geldiğinde dedi ki; iki şey aklımda kaldı. Bizim çocuklara da sordum, onların da aklında çok az kısım kalmış. Sultanahmet Camisinin üstünden dedi, oğlum Ahmet diye dedi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in herhalde bağırdığını söyledi yani duydum veyahut ona benzer. Yani birkaç kelime aklımda kaldı. Fakat imalarından net olarak kendini Mehdi olarak anlattığını anlamıştım o zaman. O yüzden ben dedim ki, ona hatırladı mesela Tarkan o sözümü. Hocam dedim, biz aradığımız Mehdi’yi bulduk dedim. O da bayağı bir keyif oldu, acayip rahatladı. Yani şimdi, böyle bir şeyi deyince benim yanımda birisi dese ki; ben aradığım Mehdi’yi buldum dese, sen beni mi kast ettin derim veyahut kimi kast ettin derim, değil mi? Sorarım yani. Bunu sormaya gerek duymadı, acayip keyiflendi. Çok rahat etti, hoşuna gitti. Yani bir hüsn-ü kabul havasındaydı. Ben oradan kendini hüsn-ü zan ettiğini düşündüm Allahuâlem. Sonra bu konunun bana yarayacağını anladı herhalde o, açıkça benim kanaatim. Yani bana hizmet edeceğini zannetti. Onun için bakın İslam’ın dünyaya bu yüzyılda hakimiyetinden, bundan bahsedemiyor bana hizmet edeceğini düşündüğü için, Allahualem. Yani bir Müslüman, bu yüz yılda İslam’ın dünyaya hakimiyetini istememesi veyahut bununla ilgili bir söz söylememesi normal bir şey midir? Hayır kardeşim Mehdi (a.s.) gelmeyecek diyebilir, yüz yıllar sonra gelecek diyebilir. Ama İslam’ın hemen dünyaya hakim olmasını istememek nasıl açıklanır?
OKTAR BABUNA: Hiçbir şekilde, farz Hocam dediniz yani inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim başörtüsü için bu kadar gayret edilmiyor mu? Peki İslam’ın dünyaya hakimiyeti için nasıl gayret edilmez? Biz diyor muyuz; 500 yıl sonra başörtüsü konusunu gündeme getireceğiz. Diyor muyuz? Demiyoruz, hemen hallolsun diyoruz. Değil mi?
SUNUCU: Sürekli bir mücadele içindeyiz yani.
ADNAN OKTAR: Tabii, bir an önce hallolsun istiyoruz. Peki Mehdiyet, İslam’ın dünyaya hakimiyeti niye 500 sene sonra? Mehdiyet demeyelim. Adamın alerjisi var konuya anladığım kadarıyla. Ona söylemeyelim. İslam’ın dünyaya hakimiyeti. Çünkü alerjisi, bu yüz yılda çıkmasını daha önce savunurken vazgeçmiş şu an.
OKTAR BABUNA: Her an çıkabilir diyor daha önce Hocam.
ADNAN OKTAR: Her an çıkabilir diyor, bak bu külliyeleri, camileri onun için yapıyoruz biz diyor. Ya Rabbi bizi ona kavuştur diyor. Beraber olalım diyor Mehdi (a.s.)’yle. Var mı, hazır mı film? Bakayım, dinleyeyim.
-VTR-
Kardeşim bak, madem 500 sene sonra çıkacak Mehdi (a.s.), 500 sene sonra çıkacak diyor, emin yani. Sonra 200 seneye indirdi şu an. 500’den 200’e indi. Peki niye Allah’a dua ediyorsun o zaman bize Mehdi (a.s.)’yi göster diye? Madem bu kadar eminsin. Yani bunda bir mantık var mı? Yani her an Mehdi (a.s.)’nin çıkması ihtimali olduğunda insan bu duayı edebilir. 500 sene sonra çıkması kesinse ve eminim diyor. Sonra 200 yıl sonra dedi, ondan da eminim dedi. Hesap yanlışlığı yaptım, yanlışlık olabilir, insanlık hali dedi. 200 yıl dedi. Hadi 200 yıl dediğini düşünelim. Peki bu duayı nasıl ediyorsun o zaman? Madem 200 yıl sonra gelecek. Madem bu kadar eminsin, değil mi? Demek ki Mehdi (a.s.)’nin çıkmasının bu yüz yılda olduğunu biliyorsun sen. Aşkla dua ediyor bak. Ama diyor bak, adamın diyor maddesine dokunacak diyor. Değil mi? Bu bizim dinimizi değiştirdi diyecekler diyor. Adam sapık, bu anormal diyecekler diyor Mehdi (a.s.)’ye. Acaba bunlar denmiş olmasın zaten, Mehdi (a.s.) de çıkmış olmasın. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Bu başımıza gelecek diyor zaten. Başına gelecek bir olayı söylüyor, bizim başımıza gelecek bu diyor.
ADNAN OKTAR: Yani artık bilemiyorum, Allah biliyor ama biraz manidar yani konuşması. Bir de orada bir şey daha vardı, VTR’de eğer varsa o bilmiyorum. Bizde var mı? Orada da bu külliyeleri, camileri diyor onun için yapıyoruz diyor. Mehdi (a.s.) için yapıyoruz, hazırlık yapıyoruz şu an diyor. E kardeşim 500 yıl sonraya senin o külliyen kalır mı 500 yıl sonrayı düşünüyorsan. Bir beton 100 yıl falan dayanıyor en fazla yani. 500 yıl nasıl dayansın o külliyen senin? Burada bir acayiplik var, bak bunu talebeleri görsünler. Hadi kardeşim 500, bak bu çok önemli. 500 sene geriye attı diyelim. İslam’ın dünyaya hakimiyeti gün, saat olarak istenmesi lazım. Anında istenmesi gerekiyor. Bunu söylemekten bu insan kaçınıyor. Bunu söyleyecek, ben bunu duyacağım. Bunda bir acayiplik var, bunu söyleyemiyor. Bunu söylediğinde, bana hizmet ettiğini düşünüyor Allahualem. Hizmet edeceğini düşünüyor. Allah esirgesin yarın bir gün sakalı bıyığı da kazıyıp ortaya çıkmasından da endişe ediyorum, onun için fazla da üstüne gidemiyorum yani.
SUNUCU: Farklı olmak adına değil mi Hocam? Yani farklı bir şey söylemiş olmak adına.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi beni yalancı çıkaracak ya kendince, yani bak nelerden vazgeçiyor. Nelerden vazgeçiyor.
OKTAR BABUNA: Hiç olacak şey değil tabii inşaAllah. Bir de o kitabında Hocam, siz daha iyi bilirsiniz siz söylediniz, Mehdi (a.s.)’yle ilgili hadisleri de saptırmıştı. Yani görüntüsüyle ilgili mesela, fiziksel özelliklerini olduğu gibi alıp tahrif etmiş yani.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) mesela çok yapılı bir insan olarak geçiyor hadiste, geniş omuzludur diyor. Karnı geniştir, uylukları geniştir, boydan boya geniş diyor, alnı da geniştir diyor. O zayıf dedi, çok zayıf dedi. İnce bir insandır diyor.
OKTAR BABUNA: Küçük güzel burnu vardır diyor, uzun bir burnu olacak diyor. Rengini de.
ADNAN OKTAR: Koyu esmerdir rengi diyor. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) Arabi’dir diyor, Peygamberimizin (s.a.v.) rengi Arabi. Pembe beyazdı Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Hz. İbrahim (a.s.)’in rengi Arabi’dir, pembe beyazdır. Hz. Ali (a.s.) Arabiydi rengi, pembe beyaz, yani kırmızıya çalan beyazdır. Bu, koyu esmer diyor, yani zenci gibi diyor. Yani, bu panik niye bu panik? Bu panik niye böyle? Allah hidayet versin, akıl versin inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam siz, dün bu AKP-MHP gerginliğine değindiğinizde, milletvekilleri bir araya gelsin hatta bir yemek versinler, hepsi kucaklaşsınlar, barışsınlar demiştiniz. Dün söylemiştiniz bunu.
ADNAN OKTAR: Doğru.
OKTAR BABUNA: “Vekiller yemek yiyip barışacaklar” diye. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, kavgalı mecliste barışı sağlamak için tarafları yemekli toplantıda bir araya getirecek. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın, ne dediysem oluyor görüyorsunuz.
OKTAR BABUNA: Evet. Daha dün söylediniz Hocam röportajda, kaydı var yani inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Daha yeni söyledim, dün söyledim, bak bugün oldu.
OKTAR BABUNA: Kaydı var, isteyen bakabilir zaten inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Ne Demişti, Ne Oldu?” 700’ü mü buldu şu ana kadar?
OKTAR BABUNA: 700’ü geçti galiba şu an. MaşaAllah Hocam. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çünkü her iki taraf da delikanlı. MHP de delikanlıdır, AKP de delikanlıdır. Alayı delikanlıdır. Ve her iki taraf da Türk-İslam Birliği’ni istiyor. Şimdi diyorlar ki ne yapalım? Bunlar muazzam bir güç: MHP, AKP. Şimdi ne yapalım? Şöyle ortadan bir ayırırsak Türk-İslam Birliği’ni biraz geciktiririz. Ayırma yok, biz alacağız, yapıştıracağız. Zaten kopmuş değil de, ama Mehmet Ali Şahin Bey’i tebrik ediyorum. Çok severim ben kendisini inşaAllah, çok değerli bir insandır. İnşaAllah çok güzel olur.
SUNUCU: Hocam, bu Türk-İslam Birliği demişken bir sorumuz var.
ADNAN OKTAR: Tamam, sor hadi bakalım.
SUNUCU: Sorayım. Seyircimizden gelmiş. “Muhterem Hocam, ben sizin vesilenizle öğrendim; Türk-İslam Birliği’nin gerçekleşeceğine inanıyorum. Ve elimden gelen çabayı gösteriyorum, fakat bazı kişiler bu birlik gerçekleştiğinde ülkelerin özgürlüklerinin kısıtlanacağını zannediyorlar. Ayrıca önce mezheplerin ve tüm ırkların birleşmesi gerektiğini söyleyenler de var. Ama siz söylediniz. Her ülke bağımsız olacak ve Türk-İslam Birliği’nin çatısında güven, refah, huzur içerisinde yaşayacak. Dil, ırk, mezhep ayrımı olmayacak. Herkes birlik içinde yaşayacak. Bu konuyu lütfen tekrar açıklar mısınız? Bir de Hocam, ‘inançsızlık parayla giderilir’ şeklinde mantığı olan kişilere karşı ne söyleyebilirim?” Muammer Rafioğlu, Kahramanmaraş’tan.
ADNAN OKTAR: Helal olsun o Kahramanmaraş’ın koç yiğitine maşaAllah. Çok güzel söylemiş, aferin. Kardeşim Türk-İslam Birliği söyleyeyim mi? Kat kat kat kat fazla özgürlüktür. Kat kat fazla akıldır. Teknolojidir, bilimdir, sanattır, estetiktir, sevgidir, güzelliktir. Bütün gençlerin özgürlüğüdür, neşesidir. Genç kızların özgürlüğü, neşesidir. Genç kızların bir araya toplanıp şarkı söyleyecekler, eğlenecekler. Delikanlılar eğlenecekler, inşaAllah. Bir kadın tek başına Şam’a gidebilecek, tek başına. Tek başına Hacca gidebilecektir. Şimdi korku dağları bekliyor görüyorsunuz. Her devlet kendi içinde özgür olacak. Demokrasi esastır. Olur mu öyle şey? Yani ne istiyorsa o. Mesela İran ne istiyorsa o. Türkiye ne ise odur. Zor yok Mehdiyette. Kan dökmek yok. Uyuyan kişiyi dahi uyandırmayacak. Mehdi (a.s.) deli aşıktır. Aşkı ve sevgiyi insanlara gösterecek. Herkes birbirine hüsn-ü niyetle bakacak, sevgiyi yaşayacaklar. Dost olacaklar. Öyle çocuk kaçırma, adam öldürme, asma, kesme bunların hepsi biter. Allah’tan korkmayan, Mehdi (a.s.)’den korkacak söyleyeyim. Kimse, bir tane tek bir vaka göremezsiniz Mehdiyet devrinde bakın bir tane. Bir şey yapacağından değil Mehdi (a.s.)’nin. Sevgi, şefkat ehlidir. Ruhaniyetinden korkarlar. İnşaAllah. Hapishanelerde inşaAllah, şarkılar türküler olacak inşaAllah. Yemek yiyeceğiz, sohbet edeceğiz, lokantaya çevireceğiz oraları böyle inşaAllah. Karakollar da böyle, sohbet edeceğiz pastane gibi olacak inşaAllah. İç içe. Yani, cayır cayır böyle adliyeler çalışmayacak. Cayır cayır karakollar çalışmayacak. Polis devriyeleri sokaklarda sürekli gezmek mecburiyetinde kalmayacak.
OKTAR BABUNA: Kameralar olmayacak demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Kameraları sökeceğiz. O var ya kıyafetlere bir şeyler yapıştırıyorlar, hırsızlık yapmasınlar diye. Öyle bir şey yok. Hepsi kalkacak. Yani, insana güven, esas olacaktır. İnsana saygı, esas olacaktır. Herkes birbirini sevdi mi, kimse kimseye zulmetmez. Sevgisizlikten bu zulüm. Bu acımasızlığın kökeni, sevgisizliktir. Sevgi hepsinin ilacıdır. Sevgi oldu mu, mesela bir genç kıza sen kıyamazsın. Ona zarar getirtemezsin. Haysiyetine dokunamazsın. Onu kendi canından daha iyi korur, kollarsın. Allah’tan korkar, Allah’ı seversin. Ama Allah’tan korkmadı mı, işte maganda kültürü ortaya çıkıyor, it kopuk kültürü ortaya çıkıyor. Yanında ablacığım, kardeşim, bacım der. Arkasından bin bir türlü çirkin sözler eder. Gelir tuzak kurmaya kalkar, asabını bozmaya kalkar. Her türlü ahlaksızlığı yapar biliyorsunuz. Herkesin gözü yerde gezmiyor mu şu an? Yüzde 80-90 insanların gözleri yerde, birçokları yerde. Kimse kimseye bakamıyor. İltifat edemiyor, gönül alamıyor. Sıkı mı öyle bir şey konuşsun? Nereden tanışıyoruz? Ne oldu falan diye böyle. Merhaba diyorsun, niye merhaba dedin diyor. Onun da hesabını vermek durumundasın, merhabanın. Kardeşim Müslümansın diye selamunaleyküm, ne alaka nereden şey yaptık diyor bu sefer. Değil mi?
SUNUCU: Evet. Allah’ın selamı bile bazen garip karşılanabiliyor yani Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Selamunaleyküm diyor, merhaba diyor. Yahut günaydın diyor, selamunaleyküm diyor. Biz de günaydın diyoruz, ne diyelim yani? Yani sırf gıcıklık olsun, yani mesela muhalefet göstermek. Kardeşim aleykümselam deyince dilin mi kopar, ne olur? Sen bana günaydın deyince, ben sana günaydın diyorum. Ne var? Benim de dilim kopmaz. Değil mi? Tünaydın diyorsun, tünaydın diyoruz, bir şey dediğimiz yok. Ne var bunlar, ne alaka yani bunların. Müslümanların da muhalefet ruhu çok var, küfürde de var, herkeste var. Mesela genç kız, Müslüman genç kızlara bakıyorum; kendi aralarında olduklarında, kendi aralarında bile zor denge kurabiliyorlar. Mesela başka bir cemaat, başka bir topluluğa hiç tahammülleri olmuyor bayağı bir kısmının. Zaten Darwinistlerin ayrı bir kafası var. Marksistlerin ayrı bir kafası var. Onlar da kendi aralarında muazzam bir kavga içerisindeler. Ama Müslümanda bunun olmaması lazım, Müslümana yakışmıyor. Genç kız Müslüman, birbirini el ele sarılacak, bağrına basacak kardeşi değil mi? Ne güzel Allahımız bir, Kitabımız bir, Kıblemiz bir. İnşaAllah. Her şeyleri bir. Suni olarak ortaya çıkıyor. Bir de bilmişlik yapmaya ne gerek var? Mesela illa onun şeyhini eleştirecek, cemaatini eleştirecek. Elleme işte, ittifak halindeyiz. Allah’ın birliğinde ittifak var mı? Peygamber (s.a.v.) de ittifak var. Tamam. Kıblede ittifak var. Namazlarda ittifak var. Peygamberlerde, Meleklerde. Kardeşim daha ne istiyorsun? Bitmiş işte, tamam. Değil mi? Ama illa ilişecek. Mesela yanında güzel konuşuyor falan, çıkıyor arkasından dedikodusunu yapıyor. Güzel konuşsana gıyabında. Çünkü dedikodusunu yaptın mı yüzüne bakamazsın, kötü etki yapar. Tabii yani insanın dengesini bozar, güzel konuş hakkında, için açılsın; karşılaştığında gözüne sevgiyle bakabilirsin, gönlün rahat olur o zaman. Öbür türlü rahat etmiyor, vicdan azabı çekiyor, insan zayıf yaratılmıştır. Muhabbet esastır, maşaAllah.
Şu yemeğe aklım takıldı maşaAllah, elhamdülillah. Dün söyledim hakikaten, bugün...
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu kadar, bu kadar, çaka çaka delikanlı doludur iki tarafta. MaşaAllah. Efendim, dil, din, ırk, mezhep ayrımı olmayacak. Dil ne münasebet, dil ayrımı olur mu? Dil, isteyen istediği dilde konuşur. Irk, Kuran’da var, ırk “Sizleri ayrı ayrı ırklar olarak yarattık.” diyor, Allah. “Tanışasınızdiye” diyor. Irklar vardır, olmaz olur mu ırk?
SUNUCU: Farklılık devam edecek yani, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Var tabii. O bir şeydir, o güzellik, süstür o. Bir şey değil ki o, kötü bir şey değil ki o. Mezhep, ama bu olmayacak. Niye olmayacak biliyor musunuz? Mehdi’yi sevecek insanlar, o ne diyorsa ona göre gidecekler o kadar yani, Mehdi bu mezhebi bırakın demeyecek, milletin gırtlağına çökmeyecek, ben diyecek inancımı böyle yaşıyorum diyecek, Mehdi’yi görecekler halk ona uyacak, o kadar, sevdikleri için. Seve seve, güvenle zaten aynı Ehli Sünnet’ in tam birebir uygulamasıdır, sahabe dönemi gibidir Mehdi inşallah. Ama mutlak müçtehiddir, inşaAllah. İlhamla, o diyor hata yaptığında onun doğrultucu bir meleği vardır, diyor. İlhamla hareket edecektir Mehdi. Ahkâmda masum, asla hata yapmaz Mehdi, inşaAllah. İnançsızlık parayla giderilir diye bir şey yok. İnançsızlık, bilakis zenginlikte insanların birçoğu kudururlar. Zenginlik insanları azdırır çoğu zaman, Kuran da buna işaret eder. Hatta diyor Cenab-ı Allah; “eğer güzel, normal davranacağınızı bilseydim” diyor Cenab-ı Allah, “tavanlarınızı gümüşten yapardım” diyor, değil mi? Yani çok zengin kılardım sizi diyor, ama Allah’a isyan ediyor insanlar zenginlikte. Onu özellikle yaptığını Allah belirtiyor. Ekonomik darlığı özellikle yaptığını belirtiyor. Çünkü Allah’a o zaman daha bağlanıyorlar, daha mütevazı oluyorlar, daha enaniyet ve gururları kırılıyor, inşaAllah.
SUNUCU: “Hayırla ve şerle ben sizi imtihan ederim” diyor, Enbiya Suresinde Hocam.
ADNAN OKTAR: İnsan olmak çok büyük bir olaydır. Yani mesela bir insana denilse ki, Melek mi olmak istersin? İnsan mı olmak istersin? İnsan olmayı tercih etmesi lazım.Çünkü Meleklikte bir ilerleme yok ki, yani sabittir, aşkında, sevgide sabittir. İnsanda deli âşıklığın sınırı yok, sonsuz, yani alabildiğine gelişebilirsin, alabildiğine. Alabildiğine çile çekersin, alabildiğine deli âşık olursun. Yani Mecnun gibi çölde sürünürsün böyle. Tabii, Allah insanların içerisinde varlığını devam ettiriyor Cenab-ı Allah, yani insanların gözünden bakan Allah’tır aynı zamanda. İnsanların ağzından konuşan Allah’tır. Hepsini yaratan Allah’tır. Ve Allah’ın en beğendiği varlık da insandır. Çünkü yani ondaki tecelli çok mükemmel oluyor. Çok çok mükemmel çünkü acıya rağmen âşık, zorluğa rağmen âşık, hapishaneye rağmen âşık, dövülüyor, sövülüyor sevgisini bırakmıyor. Bu, ne şahane bir şey. Ama bir elin yağda, bir elin balda konforlusun. Fakat diyorsun ben Allah’ı seviyorum. Herkes sever onu, onda aşkı gösterecek bir delil yok, az yani ama deli aşığın, çile aşığının sonuna kadar var. Mesela yaralanıyor, dövüyorlar, sövüyorlar; habire Allah diyor.
SUNUCU: Her koşulda sevdasında.
ADNAN OKTAR: Sürekli Allah diyor. Mesela Allah bunu çok beğeniyor çünkü aşk var burada çok güzel. Yoksa maddeden bir şey çıkmaz yani, diyorum. Mesela, küfrü sen al götür Cennete koy, muazzam köşkler, bahçeler var. İtlik yapar orada, olay çıkartır adam. Yani bir şey ifade etmez. İstediği kadar Cennetin mücevherleri olsun, tahtlar olsun; bakar adam, yani bir şey ifade etmez onun için. Cennet çocukları da güzel olur. O da onu ilgilendirmez. Allah aşkıyla onlar bizi şiddetli hazın içerisine sokar. Yani ne kadar Allah’a âşıksak o kadar şiddetli haz duyarız. Mesela Cennet vildanları var, dünyada da vildan çocuklar var, bakıyorum kimse ilgilenmiyor. Çok az insan var ilgilenen. Ben mesela İstinye’de geçenlerde bizim çocuklar gösterdiler bir Japon çocuk, anormal tatlı, kimse bakmıyor.
OKTAR BABUNA: Evet, bakmıyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani böyle bütün kaslarım kasıldı. Böyle anormal sevimli yani, insan ne yapacağını bilemiyor. Şimdi sevsem elimde kalacak kerata, süper şeker bir şey. İnsan doya doya bakar, ne kadar güzel. Mesela yol boyunca çiçekler var, bahçeler. Belediye ellerine sağlık Allah razı olsun, süslüyorlar. İlgilenmiyor kimse, çok az insan ilgileniyor. Benim boynum şey olacak neredeyse bakacağım diye. İnsan doyar mı böyle güzelliklere? Cennet de öyledir; Mümin Allah aşkıyla gittiğinde Cennete doymaz, kapılar, pencereler böyle her yeri okşar. Böyle bakıyor. Her yere âşık. Çocuklara, vildanlara, hurilere hepsine âşık. Allah niye kadınlardan bahsetmiyor, kadın menfaatinden? Kardeşim şimdi şu söz mü yani? Ne kadar boş bir söz. Cenab-ı Allah belirli bize bir ahlak anlayışı vermiş, onun içerisinden bizim hoşumuza gidecek bir üslupla Cenab-ı Allah bize hitap ediyor. Şimdi Cenab-ı Allah dese ki; Cennette kadınlara mesela erkek vereceğim. Erkeklerle beraber olacak, mesela her kadına helaliyle erkek vereceğim. Bir tane erkek vereceğim dese, evlendireceğim. Şimdi bir erkek de çıksa dese ki hâşâ; Allah bizden niye bahsetmiyor? Senden işte bahsediliyor ya senden. Aynı şey, ne fark eder? Sana gene nimet olmuş olmuyor mu kadın? Kadına da erkek nimet olmuş olmuyor mu? Yani orada sadece bir gurur sözü kalmış oluyor geriye. O, Allah’ın nezih bir üslup kullanmasındandır. Mesela diyor ki Hz. Meryem; “bana hiçbir beşer dokunmamışken” diyor, “benim nasıl bir çocuğum olabilir?” Kuran’ın bu nezaket üslubudur. Cenab-ı Allah’ın üslubudur. Yani cinsel ilişki sözü geçmiyor orada, değil mi? Onu söylemeye gerek duymuyor Cenab-ı Allah. “Dokunmamışken” diyor, “bana bir beşer dokunmamışken”. Tamam, biz buradan anlıyoruz. Mesela kadınların diyor, başka hükümler var, hiçbir şekilde böyle bir üslup kullanmaz Kuran. Kadınlara karşı da bu üslupla anlatıyor Cenab-ı Allah. Kadına erkek vermek, erkeğe kadın vermek ne fark eder? Aynı şey olmuş oluyor. Yani bu kadar bunu anlayamamak, inanılır gibi değil. Yani mümin kadın da Allah’ın tecellisi olarak sevilir Ahirette. Yoksa etin, kemiğin yani neyini seveceğiz biz dünyada? Klasik et, kemik, bağırsakları var, karaciğeri var, dalağı var kadının; normal bir varlık yani Allah’ın yarattığı. Allah’ın nurundan dolayı, Allah’ın tecellisinden dolayı kadın güzeldir ve Allah’ın içimize koyduğu o aşktan dolayı biz ondan hoşnut oluruz. Allah aşkından dolayı hoşnut oluruz. Allah o aşkı vermese biz bakarız, bomboş bakarız. Yani adam koyun gibi bakar, hiçbir şey olmaz. O hayvani şehvet; o eşekte, atta falan da var. Onu bıraksınlar bir kere, onun bir özelliği yok. O yani boş yani küt şehvet, tiksinti vericidir, çok aşağılayıcıdır o. Zaten tiksiniyorlar, Allah belalarını veriyor o kafada olanlara, anında iğreniyorlar birbirlerinden, hemen iğrenirler. Yani onun pisliği peşindedir, hemen anında olur. Mesela evleniyor, daha evlenir evlenmez saatinde iğreniyor ondan, dakikasında iğrenir. Hemen kurtulmanın yolunu arar çünkü aşk yok, Allah aşkı yok. Allah aşkıyla sevdiğinde ona doymaz insan, bu şehvet değildir Allah aşkı, o tutku, Allah’a olan sevgidir. Allah’ın tecellisi olan sevgidir o, inşaAllah. Yani saf şehvet, eşeğin özelliğidir, hayvanın özelliğidir. Bakın söylüyorum; Allah onun belasını peşin veriyor, bütün insanlığa veriyor. Ve bütün insanlık bundan sürünüyor ve acısını çekiyorlar. Her yerde bu yaşanıyor, tabii. Ama Allah aşkından muzdarip olan hiç gördünüz mü siz? Hep mutludur hâşâ değil mi? Hep mutludur Allah aşkıyla yaşayanlar. Doymaz bir sevgi anlayışıdır, Cennette de böyledir onlar. Çiçeğe bakar âşık olur, kuşa bakar âşık olur. Kuş mesela bir şarkı söylüyor ona, mümin kendinden geçiyor. Allah güzel bir koku rüzgârı gönderiyor, kendinden geçiyor zevkten.
SUNUCU: Hocam kötüye baksa da güzeli görüyor aslında. Allah’ı hani severek bakan göz, kötüye baksa da onda bir güzellik görüyor. Hani kimsenin görmediği güzelliği aslında o göz baktığı zaman görebiliyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela, bir kadında mutlaka hatalar olur. Ama Allah aşkıyla bakarsan sadece onun güzel yönlerini görürsün. Ve koruyucu gözle bakarsan, onun iffetine dikkat edersin, onuruna, haysiyetine, şerefine. Çünkü bir kadının iffetini kaybettiğinde zaten ölmüş demektir o. Yani bir değeri kalmaz ki ondan sonra, sen ona ne saygı göstereceksin ondan sonra? Nasıl değer göstereceksin, vereceksin? Nefsi için de bir anlamı kalmıyor, hiçbir şey kalmıyor ki orada. Yok, olmuş oluyor o adam, öldürmüş oluyorsun. Buhar olmuş oluyor adam yok yani, bütün güzelliğini öldürmüş oluyorsun. İffetini aldın mı her şeyini aldın demektir yani, bitti yani. Eğer ona değer vermiyorsan, değer vermeyen bir kadın nedir, hiçbir şeydir. Bomboş bir insandır. Ne kalmış geriye değeri değil mi? Onun gözünde büyütmüyorsan, ona büyük bir saygı duymuyorsan, değil mi? Derin bir hürmet duymuyorsan, hayranlık duymuyorsan bitmiştir o. Geriye ceset kalmış oluyor. Ceset de insanı ürkütür. Morga getiriyorlar cesedi değil mi? İnsanlar bakamaz. Mezarda bakamıyor, değil mi? Mümin ruhla, güzel ahlakla güzel oluyor, inşaAllah. Mümin erkek de, mümin kadına karşı onore edicidir. Onun iffetini ondan çok daha iyi korur, kollar. Aklını korur, bedenini korur, sağlığını korur, sıhhatini korur, mutluluğunu, sevincini korur. Çünkü mutlu olacak ki o güzel olsun. Sağlıklı olacak ki güzel olsun. Mesela onun yemeğine dikkat eder; “benim çocuğum değil ki, benim karım değil ki, benim eşim değil ki bana ne?” olmaz. Hepsi onun kardeşidir. Evli de olsa kardeşi olur. Evli de olmasa kardeşidir. Çocuğu da olsa kardeşidir, çocuğu olmasa da kardeşidir. Çocuğu olmayınca mümin kardeşi olmamış mı oluyor yani? İman kardeşliği esastır. Dolayısıyla hepsini koruyup korumakla mükelleftir Müslüman. Yani ona bir zarar geldiği mi kendine zarar gelmiş olur. Onun iffetini yok ettiğinde, kendini de yok etmiş olur. Kendi güzelliğini de yani güzel olan her şeyi yok etmiş olur. Ama tabii bu şuuru, toplum daha yeni yeni alıyor dünyada, inşaAllah. Amerika’da, Fransa’da, Avrupa’da insanların bu kadar ruhsuz, kemik gibi olmasının nedeni bu. Şu Fashion TV mi nedir o, bakıyorum geçen gün, dün de baktım yani isterseniz sen de bir bak, o çocuklara bakıyorum. Plastikten yapılmış gibi, bir insan bu kadar boş olamaz. Ruhu yok sanki, yani insanda bir doluluk olur yani bir kişilik doluluğu, bir şahsiyet doluluğu. Yani büyük bir bölümü öyle. Mesela, genç kızlara bakıyorum, o güzelim çocuklar böyle bomboş, hiçbir anlam yok. Bu nasıl bir hayattır böyle? Soru soruyorlar işte “elegant” bilmem ne, “very” bilmem ne. Üç beş tane cümle. Kelime dağarcıkları da çok dar. Yani mesela bir şeyi yorumlamada ufukları geniş değil. Çok dar konuşabiliyorlar. “Very beautiful”, işte “very elegant”, işte “very” bilmem ne şimdi burada söylemeyeceğim...
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi bir kaç cümle ile konuşuyorlar.
ADNAN OKTAR: Bir de 70 yaşına gelmiş pir-i fani dedelere soruyorlar. İki ayağı birden mezara sallanmış. O da daha hala “elegant” bilmem ne. Tamam da yani bir Allah’tan tek kelime bahset, değil mi? Allah güzel yaratmış de. Bütün kıyafetleri Allah yaratır. Kendi yapmış gibi şekilden şekle giriyor, olaydan olaya giriyor. Her kıyafeti, her şeyi Allah yaratır. Size giyimlikler var ettik diyor Allah. Siz yaptınız demiyor Allah. Ben var ettim diyor. Ben yarattım diyor. Cennet’te de Allah yaratıyor. Adam da kendi diktiğini zannediyor. Sen beyninin içinde nereye dikiyorsun, değil mi? Maddenin hakikatini görse bacakları ayrılır, yerinden kalkamazlar ama acımayacağım, 2012’den sonra Allah’ın izniyle, deliren delirsin, akıllı olan akıllı kalsın anlatacağım; çünkü iman edene hiçbir şey olmaz. İman edenin aşkını artırır. Allah’a sevgisini artıracak. Alabildiğine derinleşir. İmanı olmayanları delirtir söyleyeyim yani.
OKTAR BABUNA: Lenin gibiler korkuyor Hocam maddenin hakikatinden.
Bir soru var, konuyla ilgili aslında bağlantılı. Sorayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Söyle anlat bakayım.
OKTAR BABUNA: Sayın Hocam, selamunaleyküm.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
OKTAR BABUNA: “Her gece sizi ailece dinliyoruz. Allah razı olsun. Duruşunuz, anlatımınız çok doğal. Benim 9 yaşında çocuğum her gece yanımda sizi dinliyor. Sizi çok sevdiğini söylüyor. Hem benim, hem ailemin Ahiretinin kurtuluşuna vesile oluyorsunuz.” MaşaAllah. “Size sormak istediğim bir ayet vardı.” Şeytandan Allah’a sığınırım: “ “Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” Bu ayet günümüzü düşündüğümüzde hologram teknolojisine de işaret ediyor olabilir mi? Çünkü hologram teknolojisinde etraftaki birçok projeksiyon makinesinden gelen görüntü ortada birleştiriliyor ve ortaya hologram görüntü çıkıyor diye biliyorum.” Hakan Borka.
ADNAN OKTAR: Hakan, aferin. Ufku geniş maşaAllah. Tabii o şekilde düşünebiliriz. Ama bak şunu da söyleyeyim; hiçbir mucizede aklın ihtiyarını alan, iman etmeye mecbur edecek hiçbir olay olmaz. O olayda da öyle. Yani tarif ederim fakat ben tarif etmişim gibi kabul etsinler. Aklın ihtiyarını alacak gibi bir olay değildir o. Yani hiçbir şekilde o tarzda değildir, inşaAllah. Yani mesela kuşun parçalarının havada birbirine yapıştığını Hz. İbrahim görmez. Yani o kadar söyleyeyim. Yani aklın ihtiyarını alacak bir olay olmaz çünkü imtihan sırrına aykırı bu. Çünkü öbür insanlarla Hz. İbrahim aynı olmamış olur o zaman.
SUNUCU: Çağır diyor zaten. Onun birleşimini göstermiyor değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Yok. Aklın ihtiyarı kalkmaz yani. Hiçbir olayda kalkmaz. Yani mesela halk öyle, insanlar öyle zanneder. Hz. Musa’nın denizi yarmasında da deniz böyle cam gibi dondu zannediyorlar. Böyle bir şey olmaz, bu şekilde değil. Deniz çok geriye doğru gidiyor. Dağ gibi dalga oluyor ama çok geride olur. Firavun ordusu oraya girmez yoksa. Onlar yani kurt gibi herifler. Yani başında deniz donmuş olarak durduğunu görerek onun içine girer mi o? Son derece emin kendinden. Yani belki bir tsunami oldu zannetti, her zaman olan olaylardan biri olduğunu zannetti. Ara ara olan bir olaydı o zaten. Yani hiç olmayan bir olay değil. Çok nadir de olsa olan olay, ama o ana rast gelmesi mucize eder onu. Yani o an olmasıdır. Onun için gönlü çok rahat ortaya kadar gelmiştir, geldi. Birden bire dev dalgalar gelip altına alınca, orada dedi; ben dedi, Musa’nın ve Harun’un Rabbi’ne iman ettim. Allah; şimdi mi diyor, değil mi?
SUNUCU: Kabul edilmiyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii. Canı çıkıyor artık yani orada. Ölüm anı var. Yani sekerata girmiş artık öyle orada. Olmaz. Daha önce söyleyecekti. Cenab-ı Allah da diyor zaten. O da o zamanın Darwinist, materyalistiydi. Hayır, Allah kurtarmayacağım demiyor zaten. Kurtaracağım seni diyor. Bedenini kurtaracağım diyor. Sadece ruhunu alacağım Ben senin. Yani ruha inanmıyor o. Ruh yok diyor. Ruh, tamam inanmadığına göre niçin panik oluyor, değil mi? İnanmadığı bir şeyi, zaten inanmadığı bir şeyden panik olmaması lazım. Bedeninin sağ kalmasını, bedenini istemiyor mu o bedenini? Bedenini bırakacağım diyor Allah ve ibret olacak zaten diyor. İleriki nesillere de ibret olacak. Bırakacağım bedenini. Sadece ruhunu alacağım diyor Allah. İnşaAllah. O kadar.
SUNUCU: Bedeni de ibretlik bir şekilde şu anda müzede değil mi Hocam? Sergileniyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Yani o aynı zamanda o, onların bedenlerinin kalacağına da işaret ediyor Kuran. Firavunların bedenlerinin kalacağını işaret ediyor inşaAllah. Dört dakikamız kalmış. Ne yapalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Kuran okursanız belki inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İki sevimli, ikiniz birden şöyle patilerinizle bir açın bakalım, Kuran’dan bana bir sayfa verin bakayım. İkiniz parmağınızı aynı anda koyun açın. Bismillah. Tamam, hadi. Ankebut. İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanlardan öylesi vardır ki, ‘Allah'a iman ettik’ der; fakat Allah uğruna”, sevgilimiz uğruna “eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar” ve Allah’a isyan ediyor tabii Allah esirgesin. “Ama Rabbinden 'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: ‘Biz gerçekten sizlerle birlikteydik’” diyor. Aşka geliyor. “Demektedirler. Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir?” diyor Allah. Dürüst olacak Müslüman. Acıda da aşık, tatlılıkta da aşık olacak. Hiçbirinde Allah’a aşkını bırakmayacak. “Allah muhakkak iman edenleri de bilmekte ve muhakkak münafıkları da bilmektedir” diyor. “Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.” 950, 1000 ekle; 1950. Evet. Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı tarihin yakın tarihi. 1950ler artık İslam’ın inkişafının başladığı tarihlerdir, inşaAllah. Ona da işaret ediyor ki, 14. ayettir. Hicri 1400’e işaret ediyor inşaAllah. 14. Hicri yüzyıla işaret ediyor. “Böylece Biz onu ve gemi halkını kurtardık” 15’te. “Ve bunu alemlere bir ayet kılmış olduk. İbrahim de; hani kavmine demişti ki: ‘Allah'a kulluk edin ve O'ndan sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz.’” Bu asrın putu da Darwinizm, değil mi? Ve bir takım yalanlar uyduruyorlar mı şu an Darwinistler? Bir takım değil, bayağı bir yalan uyduruyorlar. “Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler.” Değil mi? Tabii. “Öyleyse rızkı Allah'ın Katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz. Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de” İbn-i Miskeveyhler, Firavunlar hepsi, Nemrut da “yalanlamışlardır. Elçiye düşen”, Mehdi’ye düşen, ”yalnızca açık bir tebliğdir.” Ondan gerisini Allah bana bırakın diyor.
SUNUCU: Hocam. Afedersiniz, sözünüzü kestim. Kavimlerin Helakı kitabınızda da giriş cümlesiydi sanıyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. “Onlar görmediler mi ki, Allah yaratmaya nasıl başlıyor” yaratılış. Değil mi? Biz de bak yaratılışı ispat ediyoruz. Bak diyor Allah; Ben nasıl yarattım, yaratmaya başladığımı görün diyor. Delilleri var diyor. “Sonra onu iade ediyor? Şüphesiz, bu Allah'a göre kolaydır.” “De ki: ‘Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın’” Fosilleri araştırın. Proteinlerin yapısını araştırın yeryüzünde. Yaratmaya nasıl başladığına bir bakın diyor Allah. “Sonra Allah Ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır.” Nasıl ilk önce diyor doğrudan yarattıysam, evrim olmadan yarattıysam, Ahirette de aynı şekilde yaratacağım diyor Allah. “Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.”
SUNUCU: MaşaAllah Hocam. Ağzınıza sağlık. Lezzetli bir program oldu yine.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. MaşaAllah.
SUNUCU: Oktar Bey size de çok teşekkür ederiz.
OKTAR BABUNA: Ben de teşekkür ederim.
SUNUCU: Arkadaşımız Mine’ye de çok teşekkür ederiz katkıları için.
SUNUCU 2: Ben teşekkür ederim.
SUNUCU: Evet sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, yarın tekrar bizi 21:00 ile 23:00 saatleri arasında Tempo TV ekranlarından izleyebilirsiniz. Allah’a emanet olun.