SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın seyirciler, Adnan Oktar’la Başbaşa programına hoş geldiniz. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarımız var, Dr. Oktar Babuna ve tüm dünyada kitapları büyük bir ilgi uyandıran yazarımız Adnan Oktar ve Sedef arkadaşımız bugün konuğumuz. Sizlere bu akşam Aksu Tv ekranlarından sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyeceğiniz radyo istasyonlarını ve internet sitelerini size hatırlatmak istiyorum. Radyolar Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101.0 Mardin, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Birlik Fm 102.5 Kayseri, Şafak Radyo 100.5 Kayseri, Genç Radyo 95.5 Hatay, Aktif Radyo 102.0 Hatay, Enerji Radyo 90.0 Ordu. İnternet sitelerimizi hatırlatıyorum. www. haberhilal.com, www.selamhaber.com, www.harunyahya.tv, www.yenihareket.com, www.bizimantalya.com. Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Sen de hoş geldin.
SUNUCU: Teşekkür ederim. Buyurun Hocam nasıl başlamak istersiniz? Başlayalım programımıza.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocama sormak lazım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Bugün Adnan Menderes aklıma takıldı, o adamı niye astılar, illet oldum aklıma geldi, çok kinlendim, hiçbir şey yok o adamın, hiç ortada hiçbir şey yokken astılar onu yani. Bugün evde düşünürken birden bire aklıma geldi yani acayip öfke kapladı içimi, yani çok kibar, saygılı bir insan nezaketli bir insan yani bu ne yaptı da adam asıyorsunuz. Hiçbir şey yok ortada bomboş yani ve o devirde hiç kimse de ses çıkartamadı, ben onu da anlayamıyorum. İnsan ne yaparsa yapsın ona tavır koyar. Hayır cinayet işler zulmeder, birçok kişiyi öldürür, bir sözümüz yok yani o devirin kanunları da oysa ki ben her zaman karşıyım yani, ben aftan yanayım, her zaman aftan yanayım. Ama yani ortada hiçbir şey yokken bu kadar nezih kibar bir insanı, saygılı bir insanı asmak ve bu nasıl hazmedildi? Yani bunun gündem olması lazım, bunun yeniden, çok büyük olay bu, o asılan bakanlar da çok efendi insanlar yani dünya iyisi bayağı saygıdeğer insanlar. Müthiş kepazelik yani Allah vermesin rezalet yani.
OKTAR BABUNA: Hiçbir geçerli sebep yok, suç da yok galiba, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Akıl alacak gibi değil yani oradaki tavır çok anormal yani ona reaksiyon gösterilmemesi kepazelik, rezalet. Yani bir insan elinde imkan varken elinde bir şey varken, mesela insan açıkça ona tavrını koyabilir. Tabii orada kanun adamlarını tenzih ederim çünkü onları mecbur ettiler bir anlamda. Halkımızı da tenzih ederim, çünkü onlar da baskı altındaydılar biliyorsunuz. Fakat imkanı olup da yapmayanları ben kastediyorum burada yani gücü yetip imkanı yetip yapmayanlar tam bir kepazelik ve vicdansızlık yaptılar burada. Çok büyük vebal yani. Halk bir şey yapamaz orada yapabileceği bir şey yok, belli şeyleri yapabilirler. Kanun adamlarına da ben bir şey diyemem ben çünkü onların da belirli bir şeyi oluyor kendi içerisinde. Ama imkanı olup da tavır koyamamak yani Allah’ın güç vermesine rağmen tavır koyulmaması tam bir kepazelik, tam bir rezalet yani, Allah rahmet etsin. Dün söyledim arkadaşların da dikkatini çekmiş konuşmalarım. Şimdi bakıyorum dünyada borsalar hareket halinde, çekini alamayan insanlar var. Soruyoruz diyorlar ki, herkes işte biz diyorlar yiyecek yemek bulmak peşindeyiz yani bunun için mücadele ediyoruz şu an yani herkes başı derdinde diyor. Mesela siyasetçiler başka bir konunun peşinde oluyorlar, herkes bir şeylerin peşinde. Ama dünyayı yaratırken Allah kesinlikle bu amaçla yaratmadı yani burada bir acayiplik var. Yani hiç gayesiyle alakası yok dünyanın yaratılışıyla, insanlar anlamamış büyük bir bölümü anlamamışlar gayeyi. Yani milletin çekini senetini ödemesi Allah’ın yani bir amacı... bunun için dünya yaratılır mı? Yani adam çek ödesin senet ödesin, ticaret yapsın diye yani bu niçin böyle bir şey amaçlasın ki Allah? Mümkün değil böyle bir şey olması. Veyahut adamlar hayatla boğuşsun diye böyle yiyecek arasınlar diye bunun için de yaratılmadı. Sadece Allah’a kulluk yapmaları için insanlar yaratıldı. İnsanların büyük bir bölümü bunun farkında değiller. Yani amacın ne olduğunu da bilmiyorlar. Halbuki burada çok müthiş titizlikle yaratılmış bir dünya var. Kofullara kadar atomun yapısına kadar, hücrenin yapısına kadar, kaşa göze kadar, görüntüyü her şeyi mükemmel yaratan bir sistemle Allah oluşturmuş. Yani Allah’ın yaratmasıyla. Bunu insanların anlaması için uğraşılması gerekiyor, bunu düzeltmemiz gerekiyor. Çünkü eğer dünyanın hiçbir amacı kalmadığında Allah dünyayı parçalıyor. Yani yok eder dünyayı çünkü hiçbir şekilde böyle bir amacı yok Allah’ın. Yani kör boğuşma için dünya olur mu? Amaçsız boğuşma için değil mi? Amaçsız boğuşma için yaratılmadı dünya, imtihan olmak için yaratılmıştır. Mehdiyet ve Hz. Mesih’in (a.s) gelişi budur gündem, şimdi bakın benim bu sözümün doğruluğunu olaylar şu ana kadar gösterdi fakat insanların büyük bir bölümü bunu anlamazlıktan geliyorlar. Peygamber şimdi Ahiret’e gitse adam Cenab-ı Allah’ın huzurundalar, şimdi Peygamberimiz diyecek ki (s.a.v) ben benden sonra olacak olayları size bildirdim mi diyecek, bildirdin ya Resulullah diyecekler, nereden diyecek, sahih hadis kitaplarından, Ehli sünnet alimlerinden kitaplarından gördük, okuduk diyecekler değil mi? Bahane yok, ben ahir zaman alametleri olarak neler söyledim, diyecek. Yani neler okudunuz, size neler anlatıldı diyecek, Ya Resulullah Fırat’ın suyunun kesileceğini söyledin diyecek mesela, Fırat’ın suyunun kesilmesi. Kesildi mi diyecek Peygamberimiz (s.a.v) Allah’ın huzurunda veyahut Allah soracak, Peygamberimize de sordurabilir Allah isterse fakat doğrudan kendi de sorabilir. Veyahut Meleklere sordurur ama genellikle kendi soruyor Cenab-ı Allah yani doğrudan kendi soruyor. Evet diyecekler, biz ilk defa tarihte Fırat’ın suyu kesildi gördük, ne aklınıza geldi? Tamam Peygamberimizin (sav) dediği alamet olacağı aklımıza geldi ama yani o şekilde olmaması da daha işimize geldi, belki de diyecek. Yani nefsime daha uygun geldi diyecek, Kabe’de baskın olacak, Hac engellenecek ve Kabe’de kan akacak şeklinde ben bir alamet bildirdim mi, diyecek Peygamberimle diyecek Cenab-ı Allah, bildirdin diyecek Ya Rabbi bildirdin diyecek. Bu oldu mu diyecek Cenab-ı Allah, oldu diyecek, Afganistan’ın işgali oldu, efendim Azerbaycan’ın işgali oldu, İran- Irak savaşı oldu, Lulin kuyruklu yıldızı çift uçlu kuyruklu yıldız gazetelerde okudunuz mu gördünüz mü diyecek Allah, ben bildirdim bunu bak diyecek, değil mi? Alimlerimle bildirdim, hadislerle bildirdim, çift uçlu kuyruklu yıldız çıktı mı diyecek, çıktı diyecekler, ne kadar sürede geliyor bu, 1000 yılda bir geliyor. Bir daha gelmesi mümkün mü, şeye göre yani vakit yok. Bu geldi. Halley kuyruklu yıldızını çıplak gözle de gördünüz mü diyecek Cenab-ı Allah, çıplak gözle görüldü, ben gördüm yani çıplak gözle görülüyordu, Halley gidiyordu yani gökyüzünde. Bunu da gördük diyecekler, ben bunu alamet olarak size bildirdim mi diyecek Cenab-ı Allah, bildirdin değil mi bu da var. Binaların yükseleceğini söyledim, binalar yükseldi mi, gökdelenler mesela deliyorlar artık şeye bulutlara giriyor artık gökdelenler. Bunları da gördük diyecekler, Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulması oldu mu diyecek Cenab-ı Allah, 15’e göre üst üste iki kere, oldu. Bu size bildirildi mi, bildirildi. Yani şimdi saymaya kalksam bir hayli alamet hepsini sayarız, bunların hepsi oldu. Peki bu size ne çağrıştırdı yani bu neyin alameti diyecek, diyecek ki değil mi bunlar Mehdi (a.s)’nin çıkış alametiydi, Mesih’in (a.s) geliş alametiydi diyecek. Peki sen Mehdi (a.s)’yi istedin mi Allah’tan? Yani bak dünya bu kadar hercümerc içerisinde, kan revan içerisinde, açlık var, hayat pahalılığı var. Ve süründüğünü iddia ettin dünyada değil mi? Perişanım. Bir hayat mücadelesi ve boğuşma içindeyim diyordun. Değil mi? Kurtuluşu aradın mı sen? Bak Mehdi (a.s) bir kurtuluş olarak ben sana söyledim diyecek Cenab-ı Allah. Bak acı çektiğini biliyorum diyecek Allah. Ama kurtuluşu da ben sana gönderdim, gösterdim. Mehdi (a.s)’yi sana müjdeledim mi diyecek? Müjdeledin. Mehdi (a.s)’yle kurtulacağını söyledim mi? Söyledin. Sen Mehdi (a.s)yi aradın mı? Yok. Mehdi (a.s)’ye gıyabında yardım etmeyi düşündün mü? O da yok. Mesih (a.s)’in gelişini bekledin mi? Ulul azim Peygamber, değil mi bak Peygamber sevgisi var mıydı ruhunda? Onlara karşı bir aşk duyuyor muydun? Çünkü bak 2000 sonra yeniden göndereceğim diyor Allah. Allah’tan bu güzelliği istedin mi? Yok diyecek. Peki neyi kabul ettin diyecek? İşte bizim Hocamız, bize dedi ki; 570 yıl var daha siz dinlenin, bırakın bu işleri. Bu işleri demeyeyim de Allah affetsin, yani gidin camide oturun, uyuklayın. Veyahut işte, işinize gücünüze bakın. Evlenin, çoluk çocukla, çek senet onlarla uğraşın, ticaretinize bakın. Daha 570 sene var dedin, biz de inandık deseler. Allah diyecek ki; Ben size hadislerle bildirdim, dünyanın ömrü, takvim bildirdim 7000 yıl. 7000 yıl. Ve benim müctehidim, müceddidim, İmam-ı Hanber size dedi ki, bunun 5600 yılı geçti. Şeklinde bir hadis nakletti size Peygamber (s.a.v)’den. Değil mi? Bak, 8 tane hadiste ben size bunu bildirdim mi, diyecek. Bildirdin diyecekler Ya Rabbi diyecekler. Değil mi? 7000 yıl olması kainatın. 5600 yılının geçtiği bildirildi mi? Bildirildi. Peki bu kadar çek senet hesabı yapıyorsun da, 7000’den 5600’ü çıkarmanın hesabını yapamıyor musun dese Cenab-ı Allah? Değil mi? Diyecek ben bunun hesabını tabi yaparım diyecek. Kaç hesap dendiğinde? 1400. Hadis de ne diyor? 1 gün dahi kalsa Kıyamet’in kopmasına Allah o günü uzatacak, Mehdi (a.s) sebebiyle. Kıyamet’in durmasına sebeptir Mehdi (a.s). Allah Mehdi (a.s)’yi nedeniyle Kıyamet’i oluşturmuyor, geciktiriyor. Hadiste belirtiliyor. Yani, kıyametin şartları oluştuğu halde, vakti geldiği halde yapmıyor Allah, uzatıyor. O zaman hicri 1400 ile 1500 arası kalmış oluyor. Değil mi? Bak sahih Suyuti’nin hadisleri bunlar. Peki bu hadisleri gördün mü? Gördüm. Peki Ehli Sünnet alimlerinin bildirdiği, Resulullah (s.a.v)’ın aktardığı bu hadisler mi geçerliydi? Yoksa sizin meşhur Hocanızın sözü mü geçerliydi? Hangisine inanıyordunuz dense, değil mi? Hayır o çünkü şey değil, Peygamber değil. Değil mi? Mutlak müçtehid de değil. Mutlak müçtehidin sözüne inanmamışsın. Suyuti gibi bir alimin aktardığı hadis-i şeriflere inanmamışsın. Sonradan çıkmış bir şahsın, doğru olmayan sözüne inanmışsın. 5600 yıl sözüne. Değil mi? İnanmıyorsun mesela, 7000’den 5600’ü çıkartıp, 1400’ü elde edip tarihi belirleme imkanı varken. Bundan hesap çıkmaz diyor mesela Hocaları, buna inanıyor. Ve 570 yıl var diyor, buna da inanıyor. Bunu sorguladın mı dese Cenab-ı Allah? Yok. Peki bu kadar hadisi, bu kadar alameti görmedin mi? Gördüm. Bunu nasıl açıklıyorsun dese? Kalacak ortada. Değil mi? Mesih (a.s)’e karşı insanın kalbinde muazzam bir aşk olması lazım. Mesela bak Cübbeli nasıl yalvarıyor Ya Rabbi bize Mehdi’yi gönder diye. Madem bu kadar aşkla istiyorsun, niye 570 sene geriye aldın? O anda hemen geleceğinden eminsin, yani düşünüyorsun. Çünkü imkansız olsa bir insan dua eder mi? Ya Rabbi bize Mehdi’yi gönder der mi? Yani imkansız olduğunu bilsen. Madem elinde delil var, çünkü Peygamberimiz (sav) diyor ki hadislerine göre, açıklamalarına göre 570 yıl var diyor. Peygamberin (sav) sözüne göre zaten imkansız gelmesi onun oradaki ifadeye göre. O zaman nasıl dua ediyorsun sen? Değil mi? Peygambere (sav) isyan eden, Allah’a isyan etmiş olur. Peygamber gelmeyecek diyorsa, 570 yıl dua edilmez. Gelmez o artık yani. Değil mi? Peygamber (sav) ne dediyse, o. Yani Peygamberin (sav) sözünü boz diyebilir mi insan? Dua edebilir mi? Değil mi? Olacak iş mi? Demek ki eminsin sen. Zaten ne diyor? Her an Mehdi (a.s) çıkabilir diyor, konuşmasında. Bakın dünya, çekle senetle boğuşmak için yaratılmadı. Kıyamet özel olarak Allah tarafından ertelendi. Sırf İslam’ın dünyaya hakimiyeti için. Kimse anlamamazlıktan gelmesin. Darwinizm’le, materyalizmle şeytan milletle dalga geçti, alay etti. Bütün dünyanın % 99’unu rezil etti böyle. Yani aşağıladı. Küçük düşürdü. % 99’unu. Bir tek Türkler buna dayandı. Türkleri kandıramadı. MaşaAllah. Bakalım.
(Cübbeli VTR)
ADNAN OKTAR: Şimdi bak Cübbeli bunu anlatıyor. Peki bunun oluşmadığından biz emin miyiz? Bu dediğinin oluşmadığından. Peki, ya Mehdi (a.s) geldi de, işine adamların gelmediyse? Ya maddesine dokunduysa? Çünkü daha önce bak gelecek diyor, her an çıkabilir diyor. Değil mi? Ve dua ediyor, Resulullah (s.a.v)’ın bildirdiği bir şeyin aksine dua edilmez. Demek ki çıkacağından emin. İnşaAllah. Yani Allah’tan şiddetle ümit ediyor. Ama diyor ki; inanmamak da var diyor. Ve bu olacak diyor. Kardeşim bak ağzından nur akıyor bu dediğinle. Demek ki dediklerin çıktı. Bak burada bir isabet kaydettin. Cübbeli her şeyde anormal konuşuyor demiyoruz ki biz. Birçok dediği doğru. Bu dediği doğru bak bu oldu işte. Burada tam isabet kaydetti. Bu değil diyen çıkacaktır diyor. Diyecekler doğru. Sapıktır diyecekler, anormal diyecekler, yanlış diyecekler, aman kaçın bundan diyecekler. Ve o nedenle zaten 313 kişi kalacak onlar. Yoksa Türkiye’de İslam aleminde en ufak bir cemaat bile onbinlerce taraftarı var. En ufak bir cemaat bile.
SUNUCU: Buğday taneleri gibi bir benzetme okumuştunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim?
SUNUCU: Buğday taneleri gibi hani elenip elenip o kadarı kalacak diye.
ADNAN OKTAR: Evet sürekli münafık musallat oluyor. Mehdi (a.s) diyor temizler onları diyor, buğdayın içerisinden. Temiz buğdaylar kalır diyor. Bir de bakarsın ki diyor, yine diyor kurt musallat olmuş buğdaylara diyor. Onları da temizler diyor. Temizleye, temizleye, temizleye en sonunda 313 tane diyor aslan kalır. Geceleri abid, gündüzleri aslandır onlar diyor. Geçmiştekiler diyor onlara yetişemezler diyor ve gelecektekiler de onlara yetişemez diyor. Yani o kadar makamları yüksektir diyor. İnşaAllah. Bak işine gelmeyecek diyor. Bak ne kadar isabetli konuşmuş Cübbeli burada. Ağzından nur akıyor. İşine gelmeyecek tabii, işine gelmediği için şu an bu olaylar oluyor zaten. 570 sene niye geriye gitti? İşine gelmediği için geriye gitti. Değil mi? Bir anda, günümüzden alıp 570 sene geriye aldıysa bu sefer de geri çekti 200 seneye indirdi. Yani bu oynamalarda harikuladelik görmüyor mu milletimiz? Bunda bir acayiplik yok mu? 570 sene önce geriye atıp, arkasından 200 sene geriye çekmek ve sürekli bunu hareket haline getirttirmek bir paniğin ifadesi değil mi? Bununla ilgili kitap yazmak. Mehdi (a.s) gelmeyecek bu yüzyılda diye özel olarak kitap yazmak, bir paniğin ifadesi değil mi? İşine gelmeme ifadesi değil mi? Maddesine dokunma ifadesi değil mi? Yani adam açıkca yazmış, izah ediyor.
OKTAR BABUNA: Bir de her an çıkabilir derken söylüyor bunları...
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu yüzyılda gelmeyecek diye ilk defa böyle bir kitap yazılıyor tarihte. Hiçbir devirde yoktur bu. Bu yüzyılda gelmeyecek diye. Çok acayip. Ve Mehdi (a.s)’nin burnunun uzatmaya kalktı, Mehdi (a.s)’yi koyu siyah haline getirdi. Zayıflattı, zenciye... zenciler çok mübarek insanlardır ama zenci değil. Bilal-i Habeşi’de zenciydi. Zenciye çevirdi adeta. Bu peki maddesine dokunma değil mi bu? İşine gelmeme değil mi bu? Bak işte bu yönüyle harika bir insan, hakikaten isabet kaydetti. Yani Allah konuşturuyor. Doğru söyledi. Biz Cübbeli deyince yani adam her şeyi yanlış söyler demiyoruz ki. Çok doğru söylediği yönler var. Mesela o bir televizyonlara çıkmamayla ilgili bir filmi vardı. Eğer o da varsa onu bir gösterin. O da çok manidardır yani oradaki ifadesi de çok manidar. Değil mi? Mason kanalları diyor, mason olan bir kanal diyor ancak diyor üç kağıtçı bir Hocayı diyor çıkartır diyor. Mason bir kanal diyor. Yani, böyle sahtekar bir Hocayı çıkartır diyor. Tabii kendi iddiası o. Hangi kanal, hangi mason kanalı onu biz bilmiyoruz da. Kimi kastediyor onu da bilmiyoruz. Yani böyle hokkabaz, sahtekar, soytarı, üç kağıtçı, dini eğlenceye çeviren haşa, Kuran ile İslam ile alay eden milleti eğlendirmeye çalışan, yalakalık yapan. Değil mi? Mason yalakalarını diyor konuşturur diyor. Değil mi? Bak isabet kaydediyor adam evliya gibi maşaAllah. Evet. Buyurun evet.
(Cübbeli VTR)
ADNAN OKTAR: Bak isabeti görüyor musun? Adamın ağzından bal akıyor, gayet doğru konuşuyor. Diyorlar ki, Cübbeli birçok konuda doğru. Ama birçok konuda doğru konuşuyor. İsabet kaydediyor. Bak dikkat edin diyor, Allah razı olsun tabii ki dikkat edeceğiz. Demek ki sahtekar Hocaları, sahtekar bazı masonlar kanallarına çıkaracaklar. Bazı yerlerde, bazı ülkelerde ve bu sahtekarları orada soytarılık yaptırarak milleti eğlendirecekler. Yani İslam’a, Kuran’a saldırtarak. Taviz vererek. Değil mi? Ve onlara yalakalık yaptırarak. Ve ehli sünnet tertemiz Müslümanları saldırttırarak. Fakat mason olanlara da yalakalık yaptırarak. Çünkü bir Müslüman eğer dürüstse Müslüman kardeşine sahip çıkar, masona karşı da tavır alır. Masonun afedersin kulağını öpüp, elini öpüp oturup onların peşinden gidiyorsa bunda bir anormallik vardır. İnşaAllah. Yani kulağını öpüp derken, onlardan istihbarat alıyor. Bilgi alıyor onu kastediyorum. İnşaAllah. Yani kontak halinde zaten söylüyor adam. Bazı şahıslar, bazı ülkelerden. Diyor ki ben gittim görüştüm diyor. İstihbarat aldık diyor ve beni görevlendirdiler diyor adam. Parasını da almış adam gereği kadar. İnşaAllah. Evet. Adamın alnından öpüp görevlendirmişler, İnşaAllah. Bak dikkat edin diyor, biz de dikkat ediyoruz. Kulağına şeytan bir şeyler ilka ettirmiş ona kulağına. Şeytan öpmüş kulağından. Değil mi? Şeytan ona gerekli bilgileri vermiş, talimatları vermiş. O şeytanın öpmesiyle, ona verdiği talimatlarla o da gereken eylemi ve aldığı meblağın karşılığını yerine getiriyor. Ve aldığı vaatlerin karşılığını yerine getiriyor. Böyle insanlarla karşılaşıyoruz. Mısır’da da var, Suriye’de de var. Her yerde var. Birçok ülke de var. Biz bunları kastediyoruz inşaAllah. Şeytan bunların ağzıyla konuşuyor. Bunların kulağıyla hareket ediyor inşaAllah. Bunlara akan bilgiyi biz biliyoruz. Yani bütün konuşmalarını da biliyoruz, nerede ne konuştuklarını da biliyoruz. Bunların içinde de o adamlar oluyor. Yani para verdi mi, adam anlatıyor. Yani çünkü bu sistemde para dönüyor. Parayla satılan bir sahtekar Hoca varsa, içlerinde parayla hareket eden başka birisi o da onu satıyor. O da onun hakkında bilgi getiriyor. Onu hesap edemiyorlar. Bastırdın mı parayı adam şakır şakır ötüyor, konuşuyor ne varsa. Yani Allah’a sadık olmayan münafığa sadık olmaz.
SUNUCU: Çok güzel. Bir daha söyler misiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a sadık olmayan münafığa sadık olmaz. Yani çünkü ona niye sadık olsun. Para için oraya gelmedi mi o? Para için kendini satmıyor mu adam? Değil mi, ruhunu. Para için ruhunu yine orada satar. Bunu yapan var. Bak buna rağmen bunu söylüyorum. Bizim adama yine işimiz düşer yani. Bununla rencide olmaz adam, içlerinde, bu sözle rencide olmaz. Parayı bastın mı yine anlatır yani niye bunu söyledin, ben sana bunu söylemeyeceğim demez yani. Bunların haşa Allah’ı, dini, imanı, kitabı para oluyor, bu tiplerin ve birçok İslam ülkesinde bunlara rastlıyoruz biz. Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, her yerde. Benim kastettiğim bunlar inşaAllah. Mesela şeytan bunların elinden tutuyor ve şeytan bunlara hürmet ediyor. Eriyorlar. Şeytan kulağından öpüyor, eriyor böyle. Oradan bilgi aktarıyor. Eriyor böyle ve Allah onu bize bildirmeyecek zannediyor. Halbuki ona bildiren Allah bize de bildiriyor. Yani Resulullah (sav)’ın hanımlarında var ya böyle. Peygamber (sav) diyor ki, bir bilgi veriyor, bunu kimseye söylemeyin diyor hanımlarına. Hanımları da gidip ifşa ediyorlar, birkaç hanım. Peygamberimiz (sav)’e vahiyle bildiriyor. Ben vahiy almıyorum ama bizim kaynaklarımız da oluyor tabii. Sen bunu söylemişsin diyor Peygamber (sav). Sana onu kim söyledi diyor. Her şeyi bilen Allah söyledi diyor. Yani mesela bu Peygamber hanımının bir zellesidir, hatasıdır. Sana kim söyledi? Peygamber (sav)’e bu denir mi? Gece-gündüz Cebrail (a.s.) ile beraber, değil mi? En ince detaya kadar Cebrail (a.s.) haber veriyor. Değil mi? Bizim de tabii dostlarımız var. Ecinni takımından var, oradan buradan var, Ehl-i hüddam’dan yani inşaAllah ve başka türlü adamlardan var, bize bilgi gelir yani Allah’ın dilemesiyle. Ama biz hayır kulağıyız, hayır. Peygamberimiz (sav)’e diyor, “O her şeyi dinleyen bir kulaktır” diyorlar kafirler, münafıklar. Allah da diyor “o” diyor “bir hayır kulağıdır.” Yani onun aldığı istihbarat, aldığı bilgi hayır içindir. Yani sizin lehinizde, iyilik için, bereket için, bolluk için, vatanın milletin menfaati içindir diyor, değil mi? İnşaAllah o anlamda.
OKTAR BABUNA: Zaten çok açık İslam’ın, dinin lehine kullanıyorsunuz Hocam bütün bildiklerinizi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela geçen günler yine benim sadık bir cinim var çok sevimli bir şey. Çok tatlı, efendi. Çağırdık bak yavrum dedim şimdi kafir cinler de var, bizim vaktimizi alma dedim yani. Sen eğer geldiysen bir tek soru soracağım dedim, net cevap ver, hiç vakit kaybetmeyelim. Çünkü bazen öyle karmaşıklık oluyor. Bir yazı yazdım, sordum, ne yazdım dedim. Şak diye söyledi maşaAllah. Anında. Dedik tamam maşaAllah, aferin dedim. Ama ben de onu zora sokmuyorum. Mesela soru sordum birkaç kişi hakkında daha soru sordum. Bizim öğrenmek istediğimiz bir şahıs vardı. Onu sordum. Baş belası, çıkaramadım kim olduğunu tanıyamadım, kim dedim, şak diye söyledi. MaşaAllah. Hiç yani şeyi yok, füturu yok direkt söyledi. Yani adıyla soyadıyla söyledi. Öyle boş işlerde sıkılıyor, ben de yapmıyorum. Eskiden öyle boş şeyler soruyordum. Onlar da daralıyorlar yani çok bunalıyor. Bana saygısından da bir şey diyemiyorlar. Ama çok sıkılıyorlar. Onun için boş soru bundan sonra hiç sormuyorum. Ama hakikaten zorda kaldığımızda hakikaten çok net cevap veriyorlar maşaAllah. Mesela bakın iki adli olayımız vardı. Acayip hatta bak kaçıranlar, kız arkadaşımızı kaçırmışlardı, onun demişler cini var, açık konuşmayın demişler, rahat bilgi alır demişler. Bunu da haber aldık. Bak cini var demişler, açıktan konuşmayın, yani gizli konuşalım demişler, duyar, haber alır demişler. Şu an dinliyordur o, Sakso. Evet o meşhur gizli tanık. Sakso yani inşaAllah. Bir kaçırma olayı, ismi malum değil yani onu gizli tutuyoruz inşaAllah. Ataköy’ün ünlü satanistlerinden ama acıyorum yani Allah rızası için kurtarmaya çalıştık ama kurtaramadık. İnşaAllah. Bak onu bildiğim halde, satanist olduğunu bildiğim halde kurtarmaya gayret ettim. Bana fark etmez satanist olsun, kafir olsun, ne fark eder. Müslüman olmak istedikten sonra, sen hayır Müslüman olamazsın demem ben bir insana.
OKTAR BABUNA: Siz başka yönlerini de biliyordunuz Hocam, hırsızlık yönünü, kokain kullanmasını…
ADNAN OKTAR: Tabii kokainden burnu artık deforme olmuş. Burun delikleri böyle deforme olmuş. Sonra söylediler kokainden böyle oldu diye. Hayır, şok oldum işin doğrusu. Ama yine vazgeçmedim. Allah rızası için acıdım. Sonra arkasından dediler ki, bütün okulla aşağı yukarı çoğuyla, büyük bölümüyle cinsel ilişkiye girdi dediler ve adı o yüzden de sakso dediler. Yani acayip utandım. Yine bir şey demedim. Tevbe ettim dedi, vazgeçtim dedi. Bunun arkasından başladılar, anası devreye girdi. Biliyorsun anasının olaylarını. Mektuplar yazmalar, bilmem neler yazmalar yani. Bu sefer ekonomik yönden çöktük dediler, bize yardım edin, para verin dediler. Ne kadar vereceğiz dedik. Ooo. Bir de bu var, beni Merkez Bankası gibi görüyor millet. Ama nereye gidersem gideyim yani Allah’ın hikmeti, az buz değil yani. Yani anlatsam aklınız hayaliniz durur yani. Mesela herhangi bir devlet kurumuna gidiyorum. En hafifinden ev istiyorlar yani en hafifi. Memur ya memur. Hocam dedi bir şey söyleyeceğim, buyurun dedim. Evsizim Hocam dedi. Allah rızası için bana bir ev alsanız dedi. Ne diyeyim yani şimdi. Tabii insanın canı da şey yapıyor ama ben nasıl ev alayım, hangi birine alayım yani? İnsan tabii gönlü istiyor bol bol dağıtsın, şey yapsın ama. Akıl almaz meblağlar, nereye gitsem. Bir parça samimi oluyorum, yüzde 80-90 vakalar böyle. Bir parça sonra Hocam diyorlar işte çok fazla borçlarımız var. Bize bir yardımcı olsanız. Yani sıkıysa bir bağlantı kur. Benim o tarzda bir param yok yani öyle bir gücüm yok. Ben olanı harcıyorum. Öyle bir şey yok, ben biriktirmem. Benim üstüme kayıtlı, isterseniz bakın MASAK’ın tespiti de var, devletin tespiti de var, üstüme kayıtlı hiçbir malım yok benim. Sıfır. Ne bankada param var, ne bir yerde bir şeyim var, birikmiş var, hiçbir şeyim yok. Bir babamdan kalma bir şey vardı, ev vardı. Onun 160’da 60, hissesinin üçte biri benimdi, onu da devrettim yani. Hiçbir şey yok inşaAllah. Olanı anında harcarım ben yani evet.
OKTAR BABUNA: Sizin üstün ahlakınızı bilerek geliyorlar tabii Hocam. Size yıllarca düşmanlık yapmış olanlar bile, hep biliyoruz, örneklerini gördük, hastalanınca, başına bir şey geldiğinde mutlaka size sığınıyorlar. Yani tam düşmanlık yapmış o güne kadar, mutlaka haber gönderip size sığınıyorlar sonra, yardım istiyorlar.
ADNAN OKTAR: Çok yufka yürekliyim hakikaten bak geçen günler bir anne söyledim ya. Ciğerleri bu şey, hepatitten dolayı bozulmuş. Hepatit B mi?
OKTAR BABUNA: Evet hepatitten siroza dönmüş.
ADNAN OKTAR: Siroza dönüşmüş. Şimdi akşam söylediğinde Hocam ne yapmamız gerekir dedi. Ne yapılacak tabii ciğerini verecek başka yapılacak bir şey yok. Şimdi çocuğun da bünyesi de şey yani zayıfça biraz. Kadıncağız 70 yaşında, vefat etmek üzere dediler. Ver dedim ciğerini dedim, bakalım sana. Daha sağlıklı, toparladı biraz inşaAllah. Yani o olması gerekiyormuş yani bünyenin tutması için. Kan grubu da tutuyor onun. Hücre yapısı da tutuyor. O olması gerekiyormuş. Tamam dedik yani hemen ver. Şimdi hazırlanıyor mesela verecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ki hiç tanımadığınız, hayatınızda göremediğiniz birisi.
ADNAN OKTAR: Mesela bunun babası, adam gitmiş, dediler ki kan yok, bak adam bana karşı. Yani beni bir kaşık suda boğar yani, Cevat Hoca neredeyse o tarzda diyelim yani. Lafın gelişi canım yani. Hapsedilmemi istiyor şu an.
OKTAR BABUNA: Çok husumetli Hocam evet.
ADNAN OKTAR: Hapsedilmemi istiyor. Kat kat hapsedilmemi istiyor. Bir daha dava açmışlar. Bir tane açtılar dava. Onu Yargıtay bozdu, geri gönderdi. Evlat acısı gibi böyle oturdu yani Allah-u alem bir kısmına yani öyle tabir edeyim. Acayip bunaldılar. Bu sefer bir dava daha açtılar. İyi ellerine sağlık, Allah razı olsun, ne diyeyim yani. O kadar kolay ki Türkiye’de dava açmak. Topla 10 kişiyi getir, bir de gizli tanık da çıktı şimdi. Daha da kolay. Tabii. Ne yaptı diyorsun. İşte diyor ki biri; beni tehdit ediyor, biri örgütlendi diyor, işte biri bir şey diyor. Yaz diyorlar, hadi gel ifadeni ver. Aç mahkemeyi, başla. Hadi git şimdi sen aksinin ispat etmen gerekiyor ondan sonra. Derler ya bir akıllı, kuyuya taş atar kırk akıllı çıkaramaz. Adam bir laf atıyor, bizim bunu ispat etmemiz gerekiyor. Emek, emek, bak 10 yıldan beri o mahkemeyi ispat etmekle uğraşıyoruz. Kardeşim, benim bildiği adam, karşı taraf ispat eder, konu biter. Ben niye öyle bir suçum olmadığını ispat etmek için uğraşayım yani?
OKTAR BABUNA: Bir şey söylüyorlar, sizin onun olmadığını ispat etmek durumunda kalıyorsunuz. 300 küsür klasörle, 400 klasörle.
ADNAN OKTAR: Hayır ben bu davaları demiyorum yani bundan sonraki olayları kastediyorum. Bu davalarda kanuna uygun ne ise yapıyordur mahkemeler. Biz onları tenzih ediyoruz. Ama kanunda benim eleştirim. Kanunun bu yönde düzeltilmesi lazım. Mahkemelere benim her zaman saygım var. Kardeşim mesela ben birine dedim ki, bu adam casus. Kardeşim adamın gidip yakasına yapışılır mı?
SUNUCU: Ben casus değilim diye o kendisi ispat etmek zorunda kalıyor.
ADNAN OKTAR: İspat etmeye çalışıyor. Kardeşim götürürsün fotoğraflarını gösterirsin, belgesini, konuşmalarını, hepsini ispat edersin. Tapu gibi ortaya koyarsın, konu biter. Adamın usülen ifadesi alınır artık yani. İster kabul etsin, ister kabul etmesin, değil mi? Nitekim de öyle. Mesela adam diyor ki, ben ifade vermek istemiyorum diyor. Ama delillerle tutuklanıyor adam. Konu bitiyor. Bizde de kanunun bu şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Mesela yine şimdi bir tane daha dava açmışlar. Allah. Destan gibi. Yazmış da yazmışlar, yüzlerce. Şimdi hepsini ispat edeceğiz, yeniden anlatacağız. Kaç? 99’dan beri uğraşıyoruz. Kaç tane çete davası açtılar, hepsinden beraat ettim. Halk bilmiyor, milletimiz bilmiyor. 99’dan sonra, 2002’de yine açtılar, beraat ettim. 2003’te açtılar yine beraat ettik. 2004’te açtılar yine beraat ettik. Yani bizi hukukçu yaptılar.
Nerden nereye geldik Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Ama tabii bu sizin dünya çapında yaptığınız faaliyetler, İslam’ın hakim olması için, Darwinizm, materyalizmin aleyhine ateizmin ortadan kalkması için yaptığınız faaliyetler neticesinde oldu tabii İnşaAllah. Siz demiştiniz hiçbir şey yapmayana kimse dokunmaz.
OKTAR BABUNA: Maraşlılar seyrediyor şu anda bizi.
ADNAN OKTAR: Maraş yiğit yatağıdır. Adı üstünde Kahramanmaraş. Silme delikanlıdır maşaAllah. Güneydoğu Anadolu öyle. Orta Anadolu öyle. Akdeniz bölgesi öyle Trakya öyle. Trakya çaka çaka delikanlı doludur. Ege hep efeler diyarı. Yiğitler diyarı. MaşaAllah.
Sen Oktar bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Aynada kendine bakan maymun var. Onu gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Bir göreyim bakalım nasıl bir şeymiş.
(Video)
OKTAR BABUNA: Söylediğiniz ahir zaman alametleri var Hocam. Fırat’ın suyunun kesilmesi. Kabe baskını. Onları göstermek uygun olur mu? İnşaAllah.
Hocam o dönem Keban’ın suyunun kesilmesi ile ilgili gazete haberleri inşaAllah. “Keban açıldı” diyor. “Gözümüz aydın olsun.” İkincisi “komşuda su krizi”. “Fırat suyunun kesilme tarihi yaklaştıkça Suriye ve Irak ta ki telaş artı.” İzleyicilerimiz de hatırlarlar. Hadislerde Fırat’ın suyunun kesilmesi bir ahir zaman alameti olarak bildiriliyor. “Koca Fırat doğduğu yerde durdu.” 1975 li yıllar. “Keban, Fırat’ın yatağı ilk kez kuruyor.” “Komşuda su krizi.” “Fırat suyunun kesilme tarihi yaklaştıkça Suriye ve Irak’ta ki telaş arttı” diye bir haber.Bununla ilgili hadislerde şu şekildeydi. “Fırat nehrinin suları çekilerek altından bir dağ ortaya çıkacak. İnsanlar bunu almak için vuruşacak ve her yüz kişiden sadece biri hayatta kalacak. Bu zaman gelinceye kadar kıyamet kopmaz.” Müslim’den Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O bölgede PKK terörünün olacağını Peygamberimiz 1400 sene öncesinden (sav) bildiriyor. Bölgede muazzam kan akacak diyor Peygamber.
OKTAR BABUNA: “Fırat nehrinin altın bir dağ üzerinden açılması yakındır. İnsanlar bunu işitince ona yürüyecekler ve onun yanında bulunan insanlar bundan bir şey alınmasına müsaade edersek bunun hepsi götürülür diyecektir.”
ADNAN OKTAR: Bak bu da çok acayip. Hz. Ali (r.a) diyor. Fırat’ın kenarına geliyor. Buradan diyor zaman gelecek ateş ve ışık çıkacak diyor ve altından bir dağ oluşacak diyor Peygamberimiz (sav) burada. Barajın yapısı biliyorsun betondan bir dağ şeklinde oluyor. Üçgen tarzda betondan bir dağ yapılıyor. Bu dağın altından ne çıkıyor? Elektrik çıkıyor. Elektrik ne getiriyor? Para getiriyor. O zamanın para birimi ne? Altın. Peygamber (sav) ne demek istiyor. Para basacak adeta oradan. Yani muazzam bir gelir getirecek. Gerek sulama ile gerek elektrik ile çok büyük gelir gelmesine vesile olacak. Ama aynı bölgede menfaate dayalı bir çatışma olacak diyor Peygamber efendimiz (sav). Ama müteşabih anlatıyor tabii. Nasıl deccalin eşeğinden bahsederken Cübbeli bunu anlayamıyor. Mesela diyor ki Peygamberimiz (sav), 30 metreye yakın deccalin kulakları vardır diyor. Bu nedir? Uçak kanadı. Bu genişlikte büyük uçak kanatları vardır. Deccal diyor gelir üstüne oturur. Başına oturur diyor. Bak başına oturur ve yerle bağlantı kurar diyor. Konuşmasını yer ve bütün dünya duyar diyor. Uçaktan yapılan konuşmayı radyo kanalı ile herkes duyuyor, telsiz kanalı ile. Kastedilen bu. Ama Cübbeliye göre, Atlas Okyanusu’nun üstüne deccalin eşeği anırarak uçacak diyor. 300 metrelik eşek ayakları sarkarak, irtifa kaybedip iniş yapacak diyor. Deccal de bir başı bulutların arasında bir ayağı da Atlas Okyanusu’nun dibinde. Eliyle sulardan balık çıkarıyor. Böyle bir adam. Zincire vurulmuş. Zincirini koparıyor eşeğin üstüne biniyor. Eşek de anırarak geliyor İstanbul’un üstüne Cübbeli’nin olduğu mekanın üstünde uçmaya başlıyor. Yani şimdi bu, şu akıl mı şu?
SUNUCU: Bilim kurgu filmi gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Bilim kurguda bile olmaz. Kuran’da nerede böyle bir mantık var, akıl var? Müteşabih olduğu bunun apaçık belli değil mi? Deccaliyet Darwinizm’dir. Darwin’dir. Yani saçı sakalı birbirine karışmış bir adamdan bahsediyor Peygamberimiz (sav). Allah’sız, dinsiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Kabe’ye kanlı bir saldırı olacağı bildiriliyor Hocam inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz hadislerde. Bu da aynısı ile oldu ve hicri 1400 de oluyor. 1 Muharrem 1400 de oluyor. Yani tam Mehdi(a.s.)’nin çıkış zamanı. İlk gün hatta. MaşaAllah.
Bu da dönemin gazete haberleri Hocam inşaAllah. “Kabe’de silahlı saldırı.” “Harem-i Şerif’e vaki saldırı lanetleniyor.” Burada İran’lı militanlarla bir çatışma oluyor. Rehin alıyorlar bazı hacıları. “Mekke işgal edildi.” Türiye gazetesi dönemin. “Kabe’yi bastılar: Hicret’in 1400. cü yılına girildiği gün İslam’ın kıblesi Mescid-i Harem işgal edildi.” Tam hadislerde bildirildiği gibi Hocam 1 Muharrem 1400 de gerçekleşiyor bu kanlı baskın. “Hicri 1400 ile birlikte İslam dünyası kaynıyor.”
ADNAN OKTAR: Bu mesela belirtilen ehemmiyetli bir hadis fakat hiç yerine kondu, yani sanki hiç önemli değilmiş gibi. Ki bir kere olan olay bu. Bir kere oluyor. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bununla ilgili hadisler var. “Onun çıkacağı yıl yani Mehdi(a.s.)’nin çıkacağı yıl insanlar hacca başlarında bir emir bulunmadan gidecekler. Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler. Sonra Mina’ya indiklerinde köpekler gibi birbirine saldıracak. Hacılar soyulacak. Kanlar Akabe cemresinin üzerine akacak.” (Kıyamet Alametleri. Sayfa 168-169).
ADNAN OKTAR: Bu da aynısı ile oldu.
OKTAR BABUNA: Aynısı ile oldu ve 1400 senedir ilk defa olan bir şey. “İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina’ya indiklerinde etrafları köpeklerin sarışı gibi sarılıp kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır.” Yüzlerce kişi ölmüştü bu şeyde, şehit olmuştu. Ölmüştü. (Kitab-ül Burhan. Fi Alamet- i Mehdi Ahir zaman). Aynısı ile gerçekleşti Hocam MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak demin de saydın bu hadisleri, tek tek hepsi tahakkuk ettiği halde yeniden bu hadislerin bir daha olmasını bekliyorlar. Yani kaç defa olur bir şey. Fırat’ın suyu bir kere kesilecek diyor peygamber. Bir kere daha kesilsin o zaman anlamı geliyor. Halbuki ilk kesilmesi hastır. Kabe’ye baskın bir kere olmuştur. Hicri 1400’den bu yana. 1400’den Peygamberin (sav) vaktine kadar bir defa olmuştur. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Mesela Lulin’in çıkması var. Ondan önce yağmurlar kesilecek diyor.
ADNAN OKTAR: Mesela Lulin bir daha 1000 sene sonra çıkıyor. Nasıl olacak bu? Cübbeli’nin dediği tarihi de aşıyor. Mümkün değil bir daha çıkması. Bir kere çıkıyor. Binalar, gökdelenler artık deliyor yani. Bir daha gökdelen mi olması gerekiyor? Zaten olmuş bu.
OKTAR BABUNA: İlk defa da ahir zamanda oldu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani hepsi oldu. Dünya savaşları Mehdi(a.s.)’nin çıkış alametidir. 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi oldu mu bunlar?
OKTAR BABUNA: Oldu. İnşaAllah. Afganistan’ın işgali yine 1400 senedir ilk defa bu yüzyılda gerçekleşti. 1980 yılında. Irak’ın üçe bölünmesi söyleniyor. Bu da aynısı ile oldu. Bağdat’ın alevler içinde kalması bildiriliyor. Bu da oldu. Bir ordu çölde kaybolur diye. Hakikaten Irak ordusu tam tarif edildiği gibi yok oldu. Lağv oldu bir günde ve Amerikalılar hiçbir direnç gösterilmedi Irak işgali sonrasında.
ADNAN OKTAR: Mesela bir daha ordunun çölde bir daha kaybolması gerek. Bunu Ahiret’te bunları açıklayamazlar. Yani bu kadar alamet 150’ye yakın alametin hepsi teker teker oldu. Bunları anlamazlıktan gelmek inanılır gibi değil.
OKTAR BABUNA: İran-Irak savaşı bildiriliyor, aynısıyle oldu Hocam, inşaAllah. 1970-80’li yıllarda, İran-Irak savaşı. Azerbaycan’ın işgali, 1990 yılında Azerbaycan işgal oldu. Bu hadis de gerçekleşti. Ramazan Ayı’nda ay ve güneş tutulmaları, iki sene üstüste Ramazan Ayı’da, 15’er gün arayla, ay ve güneş tutuldu. Bunlar çok büyük alametler, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Doğa olaylarında artış. Fırtınalarda ondan sonra sel baskınlarında artış. Depremlerde artış, mesela depremler tarih boyunca hiç bu kadar yüksek olmamıştı. 1990’lı yıllardan itibaren, sürekli depremlerde artış var, hatta şemasını da göstermiştik daha önce izleyicilerimize, muazzam bir yükseliş var ve hiç durmaksızın devam ediyor. Katrina Kasırgası gibi olaylar, büyük olaylar, büyük deprem olayları, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen ne diyorsun bunlara? Bu kadar olay oluyor, fakat insanlar bunu anlamazlıktan geliyorlar. Nasıl açıklıyorsun bunu?
SUNUCU: Görmek istemeyene.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Sen ne diyorsun?
SUNUCU 2: Sizin de dediğiniz gibi Hocam, insanlar dünyada para işine düşmüşler. Hayatları para olduğu için, görmek istemiyorlar Kıyamet alametlerini demek ki.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, yani bunun için dünya yaratılır mı? Yani boğuşma için. Yani işte deri sanayinde çalışanlar işte deriyi yetiştirmeye çalışıyorlar, öbürü ayakkabıya. Yani bunun için Allah dünyayı yaratır mı? Borç, işte alacaklı oluyor, adamın onu kovalıyor. O, ona çekini getiremiyor. O ona telefon ediyor, o onu mahkemeye veriyor, Savcılığın kapısına gidiyorlar. Yani mahkemeler böyle yüzlerce, binlerce, miyonlarca dava ile dolsun diye mi Allah dünyayı yarattı? Bunun için kainat olur mu? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Allah çok, dediğiniz gibi, net bildiriyor Kuran’da. Sırf kulluk etmek için, kulluk etmeleri için Yarattım diyor. Sadece ibadet etmeleri için. İki ayet var Hocam, inşaAllah.
SUNUCU: Bizimkisi algıda yanılmak oluyor herhalde?
ADNAN OKTAR: Buna inanıyorlar yani, bu sisteme. Şimdi böyle, yani kainat böyledir, böyle gelmiş, böyle gider zanediyor. Böyle bir şey yok. Yani sadece onlar, adeta hipnoz olmuş gibi, hedefe kilitlendikleri için, bu gerçekleri göremiyorlar. İnsan bir düşünmez mi? Bu kadar kainat, bu kadar alem, gökyüzü, güneş, ay yaratılıyor değil mi? Bu kadar muazzam sistem yaratılıyor, hücreler yaratılıyor, insanların dokusu detay detay yaratılıyor. Bundaki hikmeti düşünmek lazım. Burada adam diyor mesela, ne iş yapıyorsun? Sürünüyorum diyor. Boğuşuyoruz abi diyor, müsaade ediniz diyor. Burada bir acayiplik yok mu? İnsan buna bakar bakmaz anlıyor, anlaşılmayacak ne var bunda yani?
OKTAR BABUNA: Bu “Independenta Tankeri” var Hocam, onu göstereyim mi? O hadislerde bildiriliyordu Hocam inşaAllah. Büyük bir patlama ile birlikte, 1979 yılında İstanbul’un önlerinde bir patlama oldu.
ADNAN OKTAR: Tam hicri 1400’e rastgeliyor, evet. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarih, evet.
OKTAR BABUNA: Evet, Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihlerinden bir tanesi. Doğudan gelen bir ateş diye bildiriliyordu. Petrol, hakikaten doğudan gelen, petrol yüklü bu tanker, İstanbul önlerinde...
ADNAN OKTAR: Bak hadiste diyor ki, “Berahut denilen vadide, şu an sönük vaziyette” diyor, “yerin altında” diyor. “Zamanı gelince” diyor, “bu ateş ortaya çıkacak” diyor. Evet.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. Burada işte dönemin gazeteleri. Bakın çok büyük bir patlama, büyük bir parlama olmuştu. Bu parlama ile alevler her tarafı kaplamıştı. “Uyuyan kişiyi uyandırır, ayakta olan oturur, oturan ayağa kalkar”, diye tam o şekilde bakın, insanlar toplanmış. Bu çok erken saatlerde oluyor, daha gün ağarmadan. Binaların camları yıkıldı, bundan dolayı vefat edenler oldu, yaralananlar oldu. Çok büyük alevler ve bir hayli de sürmüştü yanması zaten bunun.
ADNAN OKTAR: Gökyüzü, İstanbul yani adeta kapanmıştı böyle. Kilometrelerce uzunlukta, dev bir duman. Yani kilometrelerce kalınlıkta, kilometrelerce uzunlukta. Mühim bir alametti bu yani, evet.
OKTAR BABUNA: Bağdat’ın alevlerle yok edilmesi var.
ADNAN OKTAR: Ama bu hadisi sen bir netleştir, ondan sonra ona geç. Yani bu, eğer detay vermezsen, bu flu halde kalır.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah. Bu alamet ile uyuyanların uyanacağı bildiriliyor.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki, “bu ateşi gördüğünüzde, kutsal beldeye, o şahıs gelmiştir” diyor. Yani o anda, o ateşin başlaması ile, “bilin ki” diyor, “o kutsal beldeye o kişi zuhur etmiştir” diyor hadis. Açın bakın. Yani tam 1979, hicri 1400, yani Mehdi (a.s.)’nin çıkışı. Bu alev diyor, bu ateşi gördüğünüzde anlayacaksınız diyor. Yani “uyuyan kişi uyanacak, uyanık olan ayağa kalkacak” diyor ve “birçok malı götürecek” diyor. “Birçok canı da götürecek” diyor. “Gök gürültüsü gibi sesi vardır” diyor, gök gürültüsü gibi. Tankerin patlaması gök gürültüsü gibiydi. Ve diyor, “insanlar gündüz oldu diyecekler” diyor, “sabah oldu diyecekler” diyor. Açın bakın gazetelerde, bütün gazetelerde yazdı. Sabah oldu zannettik diyorlar.
SUNUCU: Alevlerden değil mi?
ADNAN OKTAR: Alevlerden, patlamanın şiddetinden, yani normal aydınlandı. Yani öğlen gibi oldu ortalık. Yani normal öğlen vakti gibi oldu. Halk kalktı, Kıyamet oluyor zannetti birçok kişi. Yani o devirde olanlara sorun siz.
OKTAR BABUNA: Ben öyle zannettim Hocam. Dünyanın sonu geldi zannettim.
ADNAN OKTAR: Kıyamet oldu zannettin. “İnsanlar, güzdüz oldu zannedecekler” diyor. Ve aynı, bak kelimesi keslimesine hadiste böyle geçiyor bak, “insanlar gündüz oldu zanedecekler” diyor, aynısıydı gazetelerde. Bak “gök gürültüsü gibiydi” diyor, gök gürültüsü gibi şiddetliydi patlama.
OKTAR BABUNA: Uyuyordum, yüzüme ışık vurdu, odanın ışığı açıldı zannettim. Kalktığımda kıpkırmızı, bütün şehir aydınlanmıştı. Yani bulunduğu yere de yakın değildik biz teknenin. Nişantaşı semtinde oturuyorduk o zaman, bütün olduğu gibi, kıpkırmızı bir aydınlık vardı Hocam. Bütün şehir aydınlanmıştı.
ADNAN OKTAR: Bak “kıpkırmızı aydınlık”, aynı şekilde hadiste de var. Bak, “kıpkırmızı bir aydınlık yayılır” diyor. Açın bakın. Peki Peygamber (sav) bunları niye söyledi? Yani insanlar madem ilgilenmiyecekti, Allah bunu niye kitaplara yazdı? Niye hadis kitaplarına bunu koydu Allah? Yani bunu hadis kitaplarına koyan Allah değil mi? Aynısı ile çıkaran Allah değil mi?
SUNUCU: Kısa bir aramız var Hocam. Daha sonra tekrar beraberiz.
Kısa bir aradan sonra yeniden beraberiz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Hocam, Bağdat’ın alevlerle yok edilmesi ile ilgili bir kısa filmimiz var. Gösterelim mi onu?
ADNAN OKTAR: Tamam, göster.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bağdat’ın alevlerle yok edilmeside hadislerde bildirilen bir ahir zaman alameti. Hakikaten Irak Savaşı’nda, “ahir zamanda, Bağdat alevlerle yok edildi.” (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi), hadisi tam tarif edildiği şekilde gerçekleşti. Irak’ın işgali sırasında. Bombalanmayı gösteriyor. Bu hadiste tam bildirildiği şekilde, bu şekilde olmuştu inşaAllah. Irak’ın üçe bölünmesi, Irak’ın para biriminin ortadan kalkması, Irak’ın yeniden yapılanması, bunların hepsi ayrı ayrı hadislerde bildirilen alametler. Bir ordunun çölde yok olması. İşte o dönemin gazete haberleri. “Bağdat Yanıyor”. Evet ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir. Ahir zaman alametleri bu şekilde gerçekleşmişti.
ADNAN OKTAR: İşte, anlamazlıktan gelenlere, özellikle Cübbeli diyor ya, adamların diyor, ne diyor, neyine dokunacak diyor? Maddesine.
OKTAR BABUNA: Maddesine dokunacak diyor, menfaatine dokunacak diyor.
ADNAN OKTAR: Menfaatine dokunacak diyor onun. Bak Mehdi (a.s.)’nin çıkışını anlamazlıktan gelmekle, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerini anlamazlıktan gelmek aynıdır. Bak bu çok önemli bak. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerini anlamazlıktan gelen adam, Mehdi (a.s.)’nin çıkmasını da anlamazlıktan gelir. Çünkü alametlerle Mehdi (a.s.), bir bütün. Mehdi (a.s.)’nin kerametidir alametleri. Peygamberin (sav) mucizesidir, Peygamber (sav)’in mucizesi, söyledikleri aynen çıkıyor. Mehdi (a.s.)’nin de kerametidir, inşaAllah. Onun bu kadar alameti anlamazdan gelen adam, Mehdi (a.s.)’yi tabii ki anlamazdan gelecek. Bunda ne var değil mi? Şaşıracak bir şey yok ki. Çünkü tıpkısıyla, aynısıyla olay oluyor, ben kabul etmiyorum diyor. Mehdi (a.s.)’de tıpkısıyla çıksa da, adam kabul etmez. Niye kabul etmez? Allah öyle diyor da onun için. Çünkü Mehdi (a.s.) çıktığında kabul edilmeyecek. 313 kişinin dışında kimse kabul etmeyecek. Edemez. Allah izin vermiyor. Ne zaman? Hz. Mesih (a.s.)’in vaktine kadar. O arada eze eze, İslam’ı dünyaya hakim edecek Mehdi (a.s.), bir avuç yiğidi ile, inşaAllah. Şu an onun zıl ve gölgesi altındayız, ben de Mehdi (a.s.)’nin bir talebesiyim. Bunu açıkça söyleyeyim, gıyabında. Yani bak ben Mehdi (a.s.) gelecek, ben Mehdi (a.s.)’ye bu vazifeyi bırakayım demiyorum. Diyorum ki, ben Mehdi (a.s.)’yi görmeden, gıyabında onun talebeliğine geçtim. Yani o beni daha talebe tayin etmeden, ben kendimi talebe tayin ettim. Yani insanlar istiyor ki, Mehdi (a.s.) çıksın desin ki sen benim talebemsin. Öyle olmaz. Durumdan vazife çıkaracak, gerçek Müslüman. Diyecek ki, ben senin talebenim diyecek. Biz kendimizi Allah’a hibe ettik. Allah’ın yoluna hibe ettik. Canımızı, malımızı, her şeyimizi Allah’a hibe ettik. Dolayısıyla da Mehdi (a.s.)’nin askeriyiz, inşaAllah. Ondan talep gelmesi mi gerekiyor böyle bir şey için? Yok, ondan talep gelmeden görev alınır. Yani Mehdi (a.s.) çıkıp bana, niye talebem oldun der mi? Değil mi? Niye hizmet ettin der mi? Yani mantığın bu şekilde olması gerekiyor. Aslında gerçekleri anlamalıktan gelme, dünyanın en büyük sorunlarından bir tanesi. Mesela madde yok diyoruz, o anladığınız anlamda. Dışarıda madde var ama, saydam diyoruz. Bu doğru, bunu anlamazdan geliyorlar. Görüntü beyinde oluyor diyorum, bunu da anlamadan geliyorlar. Bak, Mehdi (a.s)’nin alametleri çıktı diyorum, bunu da anlamazdan geliyorlar. Akılları fikirleri, birçok insanın, evlenip-üremek. Dedim ya, adın ne? Evlenmek. Soyadın ne? Üremek. Ondan sonra da hayatta kalmak için, yemek aramak, yiyecek aramak, içgüdü ile. Peki diğer canlılar ne yapıyorlar? Doğuyor, büyüyor, ürüyor ve ölüyor. Fark ne kalıyor o zaman. Bu çok acayip. Yani bu evliliği bu kadar putlaştırmak, çok yanlış bir şey. Ve Allah da bereketlerini ellerinden alıyor. Mesela evlendiğinde, eşinden tiksiniyor. Çünkü Allah’ın tecellisi olarak bakmadığı için, bir de bakıyor ki, etle kemikle evlenmiş. Kasaptaki et ile, onun arasında bir fark yok. Yani bir cisim; etten, kemikten oluşmuş bir cisim. Doğal ihtiyaçları olan, banyoya giden, yemek yiyen, uyuyan, hastalanan bir et yığını. Çünkü iman gözü ile bakmadı mı, Allah’ın tecellisi olarak değerlendirmedi mi, Allah’ın rızasını en çok arayarak, Allah için o nikahı yapmadı mı, Allah bereketini alıyor. Ondan sonra da, ona karşı bir sevgi isteksizliği oluyor. Ondan sonra da işte, falanca otlar, falanca ilaçlar, falanca kimyasallar, bununla, bunun alakası yok. Sevgi ot ile, ilaç ile, kimya ile olmaz. Allah aşkı ile olur. Ben mesela şimdi ayağa kalkmak istiyorum, ruhum buna emir vermezse, ben ayağa kalkamam. Değil mi? Mesela işitmek istiyorsam, bir şeyi işitmek istiyorsam, dikkatimi verdiğimde işitirim. Ruh da olmadı mı, yani Allah’ın rızası olmadı mı, bedenin hiçbir anlamı olmadığını onlar görüyorlar. Önce bir heves ile evleniyor, bir şey çıkacak zannediyor. Bakıyor ki o, kitlevi bir et parçası ile evlenmiş. Sığır gibi adam. Yani sığır kemiği ve sığır eti gibi bir et. Üstünü bir deri kaplamış, karşısında. Ben ne yaptım diyor. Kardeşim, şimdi mi aklın başına geliyor? Allah’ın rızasını aramazsan, olacağı o, değil mi? Mesela tarif edilemeyen bir tiksinti duyuyor. Adı üzerinde, bak çok acayip, çocukluğumdan beri şaşarım, balayı derler. Yahu kardeşim, nasıl sen, Allah’ın tecellisi ile balayı olur mu? Sonsuza kadardır balayı, sonsuza kadar. Dünyada da değil, Ahiret’te de devam eder. Sürekli seversin sen, Allah’ın tecellisi olarak. Balayından kasıt ne? Bir de kötü kötü başka isimler de koyuyorlar, abuk subuk isimler de var. İlk gün, o bedeni merak ediyor şehvet ile, görüyor, hemen tiksiniyor, hemen soğuyor, bir ay da tahammül ettiği dönem. Aslında ilk gece tiksiniyor, iğreniyor. Ondan sonra tahammül ettiği, yani zoraki götürdüğü bir ay. Halbuki Allah’ın tecellisi, insanı hipnotize eder. Dehşetli bir zevktir, dehşetli bir nimet, yani tarif edilmez. Dehşetli demeyeyim de, o kelime onun karşılığı değil Allah affetsin, yani muhteşem, muhteşemdir. Ama insanlar kafasını maddeye taktığı için, adam parayı vermiş, parası olan sığır. Arabası olan sığır. Evi olan sığır. Adam sadece şu üç maddenin üzerinde duruyor. Dördüncü maddeye dikkat etmiyor bak, sığırlığına dikkat etmiyor. Para, ev, işte çıkarları, bunlara dikkat ediyor. Eve giriyor, bakıyor ki, betondan oluşmuş bir yer, bir şey yok. Eşyalara bakıyor, metal, tahta, bez, onda da bir şey yok. Yiyeceğe bakıyor, yiyiyor, sadece kilo alıyor, bir şey de olduğu yok yemek yiyince, yiyince de hemen doyuyor. Onda da bir şey yok. Lokantaya gidiyor, lokantada bakıyor, hiç kimse kimseyi sevmiyor. Orada da yemek var, onu da yiyiyor, bir tabak yemek, onu da bitiriyor. Ondan sonra da artık o sığırla, sığır muhabbetine başlıyor, boş. Ne Allah’tan bahsediyor, ne dinden bahsediyor, ne sevgiden, ne şefkatten. O işte çeklerinden, senetlerinden bahsediyor. O komşunun aldığı evin eşyaları daha güzel diyor öbürü de. Sen niye onu almıyorsun diyor. Ben diyor komşuda, mesela kadın diyor, mesela bir palto görüyor, aynısını niye alamıyorsun diyor. Halbuki yani her şeyin daha iyisi vardır. Şükretme yok, Allah’a şükretme, Allah’a gönül bağı ile bağlanma yok. O zaman tarifi mümkün olmayan bir acı meydana geliyor, rahatsızlık. Mesela o adamın, eli-yüzü düzgün, şu mesela mankenlerle şunda bunda, artistlerle falan evlilikleri var. Mesela bakıyorsun, kız hakikaten çok güzel. Delikanlı da yakışıklı. Ama tiksiniyorlar birbirlerinden. Ve apar-topar boşanmaya çalışıyorlar. Bak, bunlar hayret edilecek şey bunlar yani. Mesela dünyanın en güzel kadını diyorlar, bu da diyorlar dünyanın en güzel erkeği diyorlar. Daha 5 ay, 3 aya kalmadan, hemen boşanıyorlar ki, yani şöhret anlamında çıkarları olduğu halde, o kadar tiksiniyor ki, artık şöhret adına bile tahammül edemiyor. Şöhret adına devam ettirmesi lazım normalde çıkarı için değil mi? O, yani tiksintinin şiddetinden, öfke ve nefretin şiddetinden, ona da gücü yetmiyor ve hemen boşanıyorlar. Ondan sonra, iki taraf birbirinden ne koparabilirse. O kadından para istiyor, o da erkekten para istiyor. Bakın, Allah’ın rızası yaşanmadığında, Allah nasıl Cehennem’e çeviriyor, görüyor musunuz? Nasıl acı ve azap veriyor Allah, nasıl rahatsızlık veriyor. Cenab-ı Allah onun için diyor, bak diyor, Benim rızam için yaşayın. Beni sevin, Ben de sizi seveyim diyor Allah. Beni sevmezseniz diyor Allah, Ben de sizi sevmem ve unuturum diyor. Canınız yanar diyor Allah. Yok diyorlar, biz Allah (haşa) bizi ilgilendirmez diyorlar (haşa). Biz Allah’ın nimetlerine yöneleceğiz diyorlar. Allah fitil fitil burunlarından getiriyor. Ne o yemeklerin hayrını görebiliyorlar ne o kıyafetin ne evlerin ne imkanların. Mesela arabanın, arabadan da bıkıyor. En lüks araba da olsa bıkıyor. Mesela adamlar geliyor, kadın sabah kahvaltıda, gönlünü alacak mesela, sarılıyor arkadan. Kadın, iliklerine kadar tiksiniyor, sevgi olmadığı için. Şefkat, merhamet olacak ki, değil mi? Allah’ın tecellisi olarak görecek ki, ona karşı içinde coşkun bir sevgi duysun ve böyle bir his olmasın. Tarif edilmez bir nefret duyuyor. Ama işte menfaatlerine bakıyor. Gidiyor palto alıyor, elbise alıyor, yiyecek alıyor diyor, araba sağlıyor diyor. Şimdi bütün menfaatleri bir araya, bir de tiksinmesini bir araya getiriyor. Ya diyor, yüzde 70 menfaat var diyor, yüzde 30’da tiksinmenin şiddeti diyor. Hangisini acaba kabul etsem acaba diyor. Menfaati kabul edeyim, boşver diyor. Köpek de olsa ben buna katlanırım diyor. Erkek de aynı şekilde. Mesela diyor ki şimdi ben boşasam diyor, çocuklara bakacak kimse olmaz diyor. Ütü ütüleyecek adam olmaz diyor. Yemek yapacak adam olmaz diyor. Vücudunun atığını atacak bir yer bulamıyor. Olsun diyor, ne kadar tiksinirsem tiksineyim ne kadar kötü görürsem göreyim devam edeyim bununla diyor. Ve bunun oranı o kadar yüksekki toplumda. Bakın, bakın boşanma oranlarına mahkemelerde. Boşanmak için başvuranların sayısına bir bakın, bir de boşanmayı canı gönülden isteyip de boşanamayanların oranına bir bakın. En az yüzde 80-90 da onlar var. Yani canı gönülden boşanmayı isteyip de boşanamayan. Sırf menfaat saiki ile devam ediyor, menfaat için götürebiliyor. Bu ne kadar aşağılayıcı bir şey. Ne kadar ızdırap verici bir şey. Bir kısmı, korku belasına devam ettiriyor evliliğini. Mesela genç kız, adam tehdit ediyor işte öldürürüm, asarım, keserim diyor. Babası-anası da zavallı insanlar, garibanlar, gücü yetmiyor. Elin köpeğinin, leş gibi kokusunu ömür boyu, ölünceye kadar çekiyor o mikrobun. Yahut işte, dövüyor, sövüyor, eziyor. Yahut paranı vermem diyor. Yahut verdiği imkanları geri alırım diyor, mesela babana verdiğim evi geri alırım diyor, adamın üzerine hakikaten ev. Ama bakın, mümin bir kadına Allah mutlaka yardım eder. Allah’a tam teslim olacak. Allah’a güvenmedikleri için böyle sürünüyorlar ve genç yaşta birçok genç kız, mesela bir kadın 40 yaşında bile çok dinç canlı olması lazım. Yani inanın bana 20 yaşında gibi olur normalde 40 yaşında kadın. Çok makul görünüyor, 40 yaşına kadar çöküyorlar genelde, ben öyle bilirim. Mesela bak, benim kız arkadaşlarım var; 40 yaşındalar, isterseniz yemin ile söyleyeyim, net kime sorsanız 20 yaşında zannediyorlar. 40 yaşında, net 20 yaşında görünümünde. Nereye gitseler şaşırıyorlar yani, inanmıyorlar. Hatta kimliklerine bakıyorlar hakikaten doğru mu diye. Yani makyaj hilesi falan değil, gerçekten öyleler yani. Bu imanladır. Allah sevgisi ile. Kalp müsterih oldu mu, vücut rahat oluyor. Hücre ve beden insana saldırmıyor. Öbür türlü sinir sistemi, vücut insana saldırıyor. Derilerini büzüyor. Cildini buruşturuyor. Gözünü bozuyor. Kemiklerini ezmeye başlıyor. O omurgasını bozuyor. Ya boyun fıtığı yapıyor, ya bel fıtığı yapıyor. Kanserler, ülserler... Yani vücut var gücüyle o iman zafiyetinden dolayı debeleniyor adeta. Çırpınıyor kurtulmak için. Çünkü imansızlığa göre yaratılmış değil. Bütün vücut hücreleri imana göre yaratılmış. Onu göremediğinde vücut kanserleşiyor. Yani çırpınmaya başlıyor ve her türlü hastalık, bela başlıyor bu sefer. Gözlerime inanamıyorum. Mesela 25 yaşında genç kız, 40 yaşında görünümünde. O kadar çok ki... Buruş buruş olmuş. Mesela dün de öyle. Ünlü bir bayanla karşılaştım. Ben onu çok genç bir şey zannediyordum. Yani akıl almaz çökmüş. Tanıyamadım yani. Tanınacak gibi değil. İnanılır gibi değil. Yani hayat şartları o kadar feci çökermiş ki onu. Halbuki Allah’a tam teslim olsa, Allah’ı aşkla sevse o azabın tamamı üstünden kalkardı. O naif bedeni de ona böyle dayanamayıp feci şekilde çökmezdi. Çünkü Bediüzzaman diyorki; adam diyor geliyor diyor. Bir gemi... gemi benzetmesi yapıyor. Üstünde yük var diyor, sırtında diyor. Kilolarla ağırlık yük var diyor. Gemi gidiyor diyor. Bırakıp diyor, geminin üstüne bıraksana diyor, üstündeki yükü diyor. Gemi seni götürecek zaten diyor. Yani Cenab-ı Allah’ın kaderini, sistemini söylüyor. Kadere teslim olmayı söylüyor, Allah’a teslim olmayı. Bırak diyor yükünü geminin üstüne, ferahla, gayet dinç, rahat... ama bırakmıyor yükünü sırtından diyor. Gemi onu götürdüğü halde diyor, o yükü de ayrıca üstüne alıyor diyor ve o yükün altında çöküyor diyor Said Nursi, Bediüzzaman. Şimdi bak, gençlerin yaptığı da bu oluyor. Yani ben nesli tanıyamıyorum adeta. Bu çöküş hızı, bu nasıl hız bu böyle? 30 yaşında bir genç kızın filinta gibi olması lazım. Mesela 40 yaşında bir delikanlı dinçtir, bir şeyi yoktur. Akıl almaz çöküyorlar. Sigara bir yandan, gerilim bir yandan, alkol bir yandan, korkular bir yandan, ümitsizlik bir yandan, tevekkülsüzlük bir yandan. Zaten bir avuç etin kemiğin var. 60-70 kiloluk beden. Su gibi beden onu kaldırır mı? O hücre ona dayanır mı? Her yerden çöküyor. Saçları kuruyor dökülüyor, cildi buruş buruş oluyor, gözlerinin feri kayboluyor. Dünyada, bütün dünyada bir dünyevi felakettir sevginin kalkması. Dünyanın hiçbir yerinde aşağı yukarı sevgi yok. Bir tek bizim Anadolumuz, Türkiyemiz böyle sevginin yatağıdır. Gözlerden sevginin feri gitmiş, ışığı gitmiş. Böyle kurt ve köpek gözü oluşmuş insanlarda. Yani bir kurtun azgınlığı, açlığı, korkusu ve tevekkülsüzlüğü var. Mesela kurtlar, çakallar hep aç gezerler. Hep korku içindedir hayvanlar. Hep karnı karnına geçmiştir yiyecek hırsıyla ama Bediüzzaman diyor ki mesela ağaçlar diyor Allah’a tevekkül ederler diyor. Bayağı gürbüz ağaçlar. Ayağı yok gidemiyor. Allah’a bırakmış kendini. Mesela çocuklar diyor Allah’a tevekkül ederler diyor anneleri onları en güzel sütle besler diyor. Anne kucağında yaşarlar diyor. Allah’a bırakmış kendini. İnşaAllah. Yani özetle Allah’a tam teslimiyet saadet ve huzur getirir. Aksi azap ve acı getirir.
Oktar Hocam, şimdi söz sende.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kuran mucizesi söyleyelim mi Hocam inşaAllah?
Big Bang, yani büyük patlama evrenin yoktan var olduğu bir patlamaya işaret ediyor. Aslında patlamadan ziyade yoktan varoluş. Yaklaşık 14 milyar yıl önce yoktan, yani sıfır hacim diyor bilim adamları. Sonsuz yoğunlukta, yani yokluktan Allah var etmiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen öyle bir anlattın ki, bak sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk. Bunu ağızında yuvarladın. Bu çok hayati bir şeydir. Yani sanki sıradan bir şey söylemiş gibi anlattın. Sıfır hacim ne demek biliyor musun? Yani sıfır hacim, buna derler sıfır hacim. Hiçbir şey yok demektir ve sonsuz yoğunluk ne demektir biliyor musunuz? Uçsuz bucaksız bir ağırlık. Tarif edemeyeceğim bir şey yani ama sıfır hacim hiçbir şey. Yani yok demektir. Bu çok büyük bir mucizedir bu. İkisi de mucizedir. Sıfır hacim de mucizedir, sonsuz yoğunluk da mucizedir. Bundan kainat yaratıyor Allah. Bu çok hayati. İnsanların beyni bir şeye dikkat vermek için güçlü vurgu, tekrar... tekrarlar özellikle. Resulullah (sav) en az üç kere tekrarlıyor mühim bir şey olduğunda. En az üç kere. Tekrar ve iyi vurgu. Buna çok dikkat edeceksin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Aslında siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, bilim adamları sıfır hacim sonsuz yoğunluk lafını gereksiz olarak kullanıyorlar. Onlar da biliyorlar yoktan var oluş olduğunu. Yani sırf onu dememek için bir kısım çevreler onu söylüyor. Sanki bir şey varmış gibi.
ADNAN OKTAR: Adap olarak söylüyor kendi aralarında güya. Kendi adap anlayışına göre. Çocuk olsa bilir yani. Sıfır hacim. Sıfır hacim ne demektir? Yani sıfır hacim diye buna derler. İşte bak hiçbir şey yok.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sıfır hacmin yoğunluğu da olmaz zaten. Yani sonsuz yoğunluk lafı da kafa karıştırmak için kullanılan bir şey. Yani yokluk.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani, o çok güzel. Gururlarına ağır geldiği için bunu söyleyebiliyorlar. Sıfır hacim. Sıfır hacim eşittir yokluktur. Yokluk da yani değil mi? Sonsuz yoğunluk nasıl olsun? Ki yani sıfır hacimi zaten Kuran açıklıyor. Yani yokluktan yarattım diyor Cenab-ı Allah.
Şimdi anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kuran’da bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “O, gökleri ve yeri yoktan var edendir.” Yani çok açık. Allah yoktan var ettiğini bildiriyor. Hakikaten evren 14-15 milyar yıl önce Big Bang adı verilen büyük patlama ile sıfır hacime sahip bir noktadan, yani yoktan var olmuştur. Modern fiziğin ortaya koyduğu bu büyük gerçek de Kuran’da gördüğünüz gibi 1400 yıl önceden haber verilmiştir. Bir ayet daha var. Onda da Allah Zariyat Suresi’nde şöyle buyuruyor: “Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.” Allah göğü, yani evreni genişletmekte olduğunu bildiriyor. Hakikaten Edwin Hubble isimli Amerikalı bir astronom 1929 yılında gök cisimelerinin birbirinden uzaklaştığını keşfetti. Onu da şöyle keşfetti; bizden uzaklaşan cisimlerin ışığı kırmızı tarafına kayar, bize doğru gelen ışıklar da mor tarafa kayar. Kırmızı tarafa kaydığı için tayfı ışığın, teleskobuyla bunu gözlemledi. O zaman dedi, demek ki dedi bütün evren, galaksiler, yıldızlar, hepsi birbirinden uzaklaşıyor. Buna dayanarak zaten Big Bang teorisi gelişti dedi. Allah da göğü, evreni genişletmekte olduğunu 1400 sene önce bildiriyor çok net bir şekilde inşaAllah. O zaman tabii kimsenin bilmediği gerçekler bunlar.
ADNAN OKTAR: Bak; “Biz onu genişleticiyiz” diyor. Yeni çıktı, yeni bilindi ve mucize bu.
OKTAR BABUNA: Evet. Materyalistler de tam tersini savunuyorlardı bugüne kadar. Evrenin statik olduğunu, yani sonsuzdan beri var olduğunu maddenin ve evrenin ve sonsuza kadar var olduğunu iddia ediyorlardı materyalistler. Yani maddenin mutlak varlık olduğunu. Maddeden başka hiçbir yaratıcının olmadığını savunan bir çarpık felsefe bu materyalizm felsefesi, özellikle 19. yüzyılda ortaya çıkmış olan. Halbuki bu keşif bunun kesinlikle yanlış olduğunu, kainatın bir başlangıcı olduğunu ve yoktan ver edildiğini kanıtladı. Yani yaratılmış olduğunu kesin olarak ispatladı.
ADNAN OKTAR: Bakın 1400 yıl aksini savundular. Sonunda Kuran’ın dediğine geldiler. Değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. Hatta bunu siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, sizin kitabınızda var. İlk keşfeden Einstein aslında. Einstein bu sonuca varıyor, evrenin genişlemekte olduğuna. Fakat o dönem bu statik evren denen, yani sonsuzdan beri var olduğunu iddia eden materyalist çarpık düşünce hakim olduğu için o da ona uyarak, çekinerek denklemlerini değiştiriyor. Bir sabit rakam koyuyor. Sonra söylüyor ama kariyerimin en büyük hatasıydı diye. Onu ortaya çıkartamıyor o dönemde. Daha sonra bu gözlemlerle ortaya çıkıyor bu gerçek.
ADNAN OKTAR: Evet. Einstein Allah’a inanan birisi biliyorsun. Evet.
OKTAR BABUNA: Evet. İnşaAllah.
Bugün Kahramanmaraş’ımızın Hocam kurtuluş yıl dönümü. 12 Şubat’ta Kurtuluş Savaşı’nda kurtuluşu, yani yıl dönümü olarak kutlanıyor bu gün Kahramanmaraş’ın kurtuluşunun.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah ne tevafukat, ne güzel, ne güzel hayır var. Bütün Maraş’a selam, bütün Maraş’ın yiğitlerine, koçyiğitlerine ve bütün milletimize bütün kardeşlerimize.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam sizin bana sürekli ben iletemiyorum size yüzlerce böyle mail, tebrikler geliyor, Allah razı olsun, Allah başımızdan eksik etmesin diye ve siz söyledikten sonra da bayağı bir insanlar böyle canlandı. Türk İslam Birliği’ni savunmaya, aralarında gruplar oluşturmaya, faaliyetlere başladılar maşaAllah. Yavaş yavaş dalga dalga yayılıyor Hocam sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği’ni savunanlar acele etmesinler çünkü her şeyin bir vakti merhunu var. Vakti gelmeden olmaz. Yani acele etseler de olmaz, acele etmeseler de olmaz. O tabii bir süreci var onun akışıyla devam edecek o. Vakti geldiğinde de Türk İslam Birliği’nin olduğunu görecekler inşaAllah. Hep beraber göreceğiz Allah’ın izniyle. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz dediniz Hocam, alametleri aslında siz önceden söylediniz. Mesela vizeler kalksın dediniz, pasaportlar kalksın, hakikaten bunlar her gün gerçekleşiyor. 57 ülke oldu mesela vizesi kalkan ama, sonra da ilave ettiniz, yani dediniz Mehdi(a.s.) çıkmadan da Türk İslam Birliği oluşmaz.
ADNAN OKTAR: Mehdi(a.s.) ona ruh verecek Allah’ın dilemesiyle, Hz. Mesih(a.s.) gibi. Bu Mesih konusunu da karıştırıyorlardı, onu anladılar değil mi kardeşlerimiz?
Bak Hz. İsa (a.s.) Mesih ayrıdır, Meryem oğlu Mesih. Tevrat’ta belirtilen Mesih ayrıdır; Kral Mesih, bu Mehdi (a.s.)’dir. Kral Mesih. Çok fazla yüzün üzerinde Tevrat’ta Mehdi (a.s.)’nin tarifi vardır. Museviler de Mehdi (a.s.)’yi bekliyorlar, aynıdır. Ve onlar da vaktinin geldiğine inanıyorlar. Yani bize gelen Musevilerin gönderdiği yazılarda Mesih geldi, Mehdi (a.s.) geldi diyorlar. İsrail dışından diyorlar ve Davut (a.s.) soyundan olacak diyorlar. Mehdi(a.s.) de Davut (a.s.) soyundandır. Biz diyoruz, bizim Mehdi (a.s.)’mizle sizin Mesih’iniz aynı diyoruz. İnşaAllah. Ve sizleri kurtaracak dedik. İnşaAllah.
SUNUCU: Seyircilerimizden sorular var Hocam devam edelim mi?
Metin Kaçmaz Mecidiyeköy’den yazmış bize, “Adnan Hocam, Yeşilay Genel Başkanı Necati Özfatura Türkiye’de tütün ve sigara kullanımı nedeniyle yılda yüzbin kişinin yaşamını yitirdiğini belirterek, bu kişilerden 17 bini sigara dumanını pasif olarak solumuş vatandaşlarımızdır. Sigara nedeniyle akciğer hastası 300 milyon vatandaşımız türlü zorluklar ve nefes darlığıyla yaşamaktadır, dedi. Hocam bir yandan sigaranın zararlarıyla ilgili bu şekilde haberler duyuyoruz, bir yandan da TEKEL işçilerinin haberlerini duyuyoruz. Siz bu iki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Tıbbi konumunu doktor bir açıklasın, öbür kısmını da ben açıklayayım.
OKTAR BABUNA: Sigaranın mı Hocam? Hocam sigaranın içerisinde yaklaşık yüze yakın zararlı madde bulunmuş, sadece nikotin değil. Nikontin de son derece zararlı kanserojen bir madde. Sigara içildiği zaman bir kere, akciğere direkt tahribatı var. Akciğer kanserine sebep olabiliyor, akciğerde anfizem diye bir hastalık var, bronş keselerinin duvarlarının patlamasıyla akciğer önemli ölçüde doku kaybına ve fonksiyon kaybına uğruyor, bunu yapıyor. Bronşit yapıyor, bütün bronşların yapılarını, tüycüklerin yapılarını bozuyor, enfeksiyona açık hale getiriyor. Akciğerde çok ciddi enfeksiyonlar gelişiyor. Bunun dışında mide rahatsızlıkları yapıyor, hemen altında mide denen organ var. Mide de ülser, gastrit, gibi çeşitli rahatsızlıklara sebep oluyor. Aynı zamanda çok uzakta olmasına rağmen mesela mesane kanseri meydana getirebiliyor. Bütün kalp, damar sistemini bozuyor. Damar sertliği yapıyor. Yüksek tansiyon yapıyor, kalpte çarpıntı meydana getiriyor. Bütün tabii buna bağlı olarak, bu tip rahatsızlıklara bağlı olarak o kişinin cildi bozuluyor, soluklaşıyor, kansızlık başlıyor. Beyne rahatsızlık vermeye başlıyor, tabii damar sertliği ve dolaşımı bozduğu için. Dolayısıyla bütün vücuda zararlı bir etkisi var sigaranın kanıtlanmış.
ADNAN OKTAR: Evet TEKEL de sigara yapacağına diyoruz biz de, fındık üretimi yapsın, fıstık üretimi yapsın, üzüm üretimi yapsın, faydalı şeyler yapsın. Zararlı madde yapmasın TEKEL. Bunu hükümet artık bir şekilde çözer diye umuyoruz inşaAllah.
Evet Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Şurada da gazete haberleri vardı Hocam eğer uygun görürseniz sigarayla ilgili. Her yıl 100 bin kişinin vefat ettiğini söylemiş sigara sebebiyle, Türkiye’de tütün ve sigara kullanımı nedeniyle yılda 100 bin kişi yaşamını yitiriyormuş. Son derece büyük bir rakam, savaşlardan bile daha büyük neredeyse. “Sigara 110 bin can aldı” yine Cumhuriyet Gazetesi’nden bir haber. Sigaranın zehiri odada bir ay kalıyormuş Hocam. Amerika’da yapılan araştırma ortaya koymuş. “Sigara en ucuz kitle imha silahı.” Bunu defalarca vurgulamıştınız Hocam, dediğiniz gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen bize biraz Kuran’dan ayet oku. Ama şerh ederek.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.” Allah takva sahiplerine vaadettiği cennetin ırmaklarının ve yemişlerinin, gölgelerinin sürekli olduğunu yani sonsuz olduğunu bildiriyor bu ayette ve sırf takva sahiplerine, iman edenlere mahsus olarak.
“Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler;” -iman edenler, kendilerine kitap verilenler Peygamber(sav)’e indirilen dolayısıyla seviniyorlar, bundan bir sevinç duyuyorlar- “fakat (Müslümanların aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır." Fakat bunun yanında Müslümanların aleyhinde birleşen grupların olduğunu Allah ve onların inkar edeceklerini bildiriyor. Dolayısıyla hem inananları, hem de inanmayanları Allah ben yarattım diyor.
SUNUCU: “Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç)bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tespit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır.”
OKTAR BABUNA: Allah Peygamberler gönderdiğini, senden önce de Peygamberler gönderildi diyor. Allah’ın emrinin dışında hiçbiri için herhangi bir ayet, bir mucize getirmek mümkün değil. Sadece Allah’ın emriyle olduğunu bildiriyor Allah.
ADNAN OKTAR: Değil mi, şahsi gücü yok Peygamberlerin, Allah’ın yaratmasıyla oluyor.
SUNUCU: Bismillahirrahmanirrahim. “İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).”
OKTAR BABUNA: Açıklamıştınız Hocam salih ameli, samimi yapılan işlerin hepsi salih amel oluyor inşaAllah. Samimiyet burada vurgulanıyor.
“Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.” Allah hileli düzenler kuranların olduğunu bildiriyor. Fakat diyor Allah, asıl düzen kuracak olan, tuzakların asıl sahibi olan Allah’tır, başka ayetlerde de Allah bunu belirtiyor. Allah’ın tuzağı galip gelecektir. Her iki tuzağı da yaratan Allah’tır ama öbür tuzak eksik olarak yaratılmıştır, eksik olarak kurulmuştur, asıl galip olan da Allah’ın tuzağıdır inşaAllah.
“ İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).” İşte iman edip sürekli olarak samimi amellerde bulunanlar, samimi olanlar, onlar inşaAllah Cennet’i hakedecekler Ahiret’te.
“Böylece Biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip-geçmiş olan bir ümmete (elçi olarak) gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O, benim Rabbimdir, O'ndan başka İlah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve son dönüş O'nadır."Daha önce de Allah ümmetlerin gelip geçtiğini bildiriyor bu ümmetten önce. Allah Peygamberimizi (sav) elçi olarak gönderdiğini bildiriyor ve sana vahyettiklerimizi okuyasın diye. Vahyeden Allah onları okuması için gönderdiğini bildiriyor. Fakat onlar da Allah’a nankörlük ediyorlar. Bir insan iman etmemekle, inkar etmekle Allah’a karşı çok büyük nankörlük ediyor. Çünkü Allah’ın nimetlerini Allah genelleme yaparak bile sayamazsınız diyor. Allah bizim için hayatı ölümü yaratan, bütün dünyadaki nimetleri yaratan Allah’ı inkar etmek en büyük nankörlük. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Şimdi buradan da biraz hadislerden oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Zalime karşı hakkı müdafaa etmesi.
ADNAN OKTAR: Kimin?
OKTAR BABUNA: Mehdi(a.s.)’nin Hocam inşaAllah. “Mehdi (a.s.) zalime karşı hakkı müdafaa edecektir. Hatta (zalim) bir insanın azı dişinde olan (haksız bir lokmayı) bile ondan çekip alacak ve sahibine iade edecektir. Hz. Mehdi (a.s.), zulüm yapana, kötülük yapana, baskı yapana karşı, hakkı yani dini savunacaktır.” Allah’ın hak olarak bildirdiğini savunacaktır. İyiliği, güzelliği, merhameti, sevgiyi ve şefkati savunacaktır.’
ADNAN OKTAR: Kaynağı ne?
OKTAR BABUNA: En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal.
ADNAN OKTAR: Hadis bu?
OKTAR BABUNA: Hadis inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Devam et.
OKTAR BABUNA: İnsanlara ihsanda bulunması Hz. Mehdi (a.s.)’nin. ‘’Zamanın inkitaya uğrattığı yani sistemlerin değiştiği bir dönemde… ’’
ADNAN OKTAR: Bu oldu mu şu an? Komünizm yıkıldı, faşizm yıkıldı. Kapitalizm yıkıldı.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. ‘’Mehdi denen bir adam gelecek ve ihsanı bol ve güzel olacak.’’ İhsan: veren.
ADNAN OKTAR: Bol bol mal dağıtan...
OKTAR BABUNA: Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. “O, -yani Mehdi- fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek ve ihsanı karşılıksız olacaktır.” (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar). Hakikatten fitnelerin olduğu zaman. Hz. Mehdi (a.s)’nin geliş dönemi, ahir zaman. Bütün komünizm, faşizm, anarşizm, katliamlar, kan dökmelerin ki 20. yüzyılda 350 milyon insan katledilmiştir. Böyle bir dönemde geliyor ve “ihsanı karşılıksız olacaktır’’ yani mal verecek fakat hiç beklemeyecektir, karşılık almayacaktır bundan.
Cömert Olması: “Ahir Zamanda bir halife olacak, malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir.”(Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman). Hz. Mehdi (a.s) saymaksızın yani o kadar bol verecek ki hatta bir hadiste Hocam siz daha iyi bilirsiniz, açıklamıştınız. Fakir bulamıyor. Verdiği malı kişi artık utanarak malın çokluğundan dolayı iade etmeye kalkıyor onu da almıyor Hz. Mehdi (a.s) inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi sana başka bir sayfa açayım. Evet, buradan devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Sevgi ve Kardeşliğin Hâkim Olması: “Allah bizimle gibi insanları nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Hz. Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır.” Yani Hz. Mehdi (a.s) ile birlikte fitneler ortadan kalkacaktır yeryüzündeki. Bütün savaşlar, kan dökmeler, zulüm, adaletsizlik kalkacak. Bunun yerini, fitnenin yerini de adalet, merhamet, sevgi, barış, kardeşlik alacaktır inşaAllah daha önce olduğu gibi. “Nasıl bizimle onlar, aralarındaki adavetten kurtulmuş ve kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmişse, onun gelişi ile yine öyle olacaktır.” Allah’ın şirki kaldırması gibi kalplerine nasıl muhabbeti yerleştirdiyse Hz. Mehdi (a.s)’nin gelişiyle aynen bu şekilde olacaktır inşaAllah. Bu tekrar ortaya çıkacaktır.
ADNAN OKTAR: Yine Hz. Mehdi (a.s) zamanında şirk ortadan kalkacak adavet kalkacak. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında olduğu gibi.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Benim evladımdan Muhammed Bin Abdullah Mehdi ile Cenab-ı Hak Sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalpleri ferahlar. Acem ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir.” Hz. Muhammed, benim evladım dediği, kendi soyundan olan Muhammed Bin Abdullah ki Peygamberimizin (sav) Hz. Mehdi (a.s)’ye verdiği isimdir. “Cenabı- ı Hakk sünnetleri ihya edecektir.’’ Yani Peygamber (sav) dönemindeki sünnetler, Kuran’daki sünnetler inşaAllah tekrar hâkim olacak bu dönemde. “Adalet ve bereketiyle müminlerin kalpleri ferahlar.’’ Öyle bir adalet olacak ki herkes de büyük bir ferahlık büyük bir mutluluk olacak toplumda, toplumlarda dünya çapında.
Ömürlerin Uzaması: “Onun zamanında ömürler uzayacak ve emanet zayi olmayacaktır. Kötüler helak olacak. Peygamber Efendimiz (sav)’e buğz edecek kimse kalmayacaktır.” (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar). Birçok hadiste Peygamber Efendimiz (sav) ömürlerin uzayacağı bildiriyor hakikatten. Bu tabii sebepler dairesinde, tıbbın teknolojik gelişmeleriyle hastalıkların çarelerinin bulunması ki nitekim bunun alametleri de başladı. Mesela kanserin çaresinin bulunmasının çok yakın olduğu bildiriliyor. Enfeksiyon hastalıkları ile mücadele ve beslenme şartlarının gelişmesi, Mehdi (a.s) dönemindeki bolluk, bereket ve Hocamızın bahsettiği daha da önemlisi; mutluluğun, Allah’a imanın kalplerde oturmasıyla insanlar rahatlayacaklar ve daha uzun ömürlü ve sağlıklı olacaklar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ver bakayım. Orada başka detaylar da oluyor. O detayları da ayrıca incele. Geçtiğin detaylar var.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Ve emanet zayi olmayacaktır.” Bir kere bu, Kuran ahlakının bir gereği. Verilen emanetin Allah, mutlaka iade edilmesi gerektiğini ve korunması gerektiğini bildiriyor. Bu, imana dönüşle, inşaAllah “Kuran ahlakının hâkim olmasıyla hiçbir emanet zayi olmayacaktır.” diyor Peygamber Efendimiz (sav).
ADNAN OKTAR: “Peygamberimiz’e (sav) buğz eden kimse kalmayacak’’ diyor değil mi orada? Şimdi Peygamberimiz’in (sav) aleyhinde çalışmalar oluyor mu?
OKTAR BABUNA: Haşa, karikatürünü çiziyorlar, başka iftiralar atanlar oluyor.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) zamanında bu mümkün mü? Tahayyülü bile mümkün değil.
OKTAR BABUNA: Tahayyülü bile mümkün değil Hocam. Hatta siz bir kere örnek vermiştiniz. PKK’nın çözülmesi dakikalar içerisinde olur. Sadece Hz. Mehdi (a.s)’nin rica etmesine bakar demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Rica etmez. Hz. Mehdi (a.s)’ye Müslümanların bağlandıklarını duyduklarında onlar zaten buhar olur. Ne rica edecek? Öyle tiplere rica olmaz.
OKTAR BABUNA: “Ömürler uzayacak, emanetler yerine teslim edilecek.’’ Ömürlerin uzayacak olması da ahir zamanın mucizesi ki daha önce Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Allah’ın dilemesi ile oluşan bir şey. Mesela Hz. Nuh (a.s) 950 sene yaşamış. Hz. İbrahim (a.s)’in uzun bir ömrü olmuş.
ADNAN OKTAR: Mesela, 1900’ler ile şu anki ömürler aynı mı? Ne kadar fark var?
OKTAR BABUNA: Çok fark var. Ortalama yaş 40’larda 1900’lerde, ortalama insan ömrü. Şimdi 70’lere ve üzerine çıkmaya başladı.
ADNAN OKTAR: Demek ki ömürler uzamış. Resulullah’ın (sav) dediği çıkmış. Bir mucize. Hz. Mehdi (a.s)’nin de çıkış alameti.
OKTAR BABUNA: Ölülerin Dirilere İmrenmesi: “Zamanı o kadar adil olacak ki kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir.’’ (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar). O kadar büyük bir adalet olacak ki hakikatten eski yaşayan insanların imreneceği kadar güzel bir dönem olacak inşaAllah. Bir adalet gerçekleşecek. “Onlar her zalime ve Cebbara galip gelir. Onun devrinde ölülerin dirilere imreneceği bir adalet görülür.” Mehdi ve talebeleri inşaAllah, zulüm edene, kan dökene. Kötü niyetli insana Cebbaroğlu Cebbara yani güçle zulüm yapan insana mutlaka galip geleceğini bildiriyor Peygamber Efendimiz (sav).
ADNAN OKTAR: Mesela; iddia edilen Ergenekon örgütü, PKK, it kopuk takımı, hepsine galip gelecek, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Hatta yaşayanlar kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir.” O kadar bolluk, refah, mutluluk, adalet, sevgi, şefkat, merhamet hakim olacak ki hatta geçmişte yaşamış olanların bile kendilerinin döneminde yaşamasını isteyecek kadar, inşaAllah. Bediüzzaman Said Nursi de Hz. Mehdi (a.s)’nin kendisinden sonraki dönemde gelip İslam ahlakını hakim kılacağını anlatırken, kabrinden bu güzel dönemi seyredip şükredeceğini ifade etmiştir. “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asil sahipleri yani Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtleri yani talebeleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir. O daireyi genişletir, o tohumlar sümbüllenir bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz.” “Bunun asıl sahipleri Hz. Mehdi ve öğrencileri gelir”. İslam’ın dünyaya hâkimiyeti gerçekleşir, inşaAllah. “Biz de onu kabrimizden seyredip, Allah’a şükrederiz’’ diyor. Siz bunu bir mucize olarak bildirmiştiniz Hocam, Bediüzzaman’ın bu döneme bizzat, inşaAllah şahit olduğunu.
ADNAN OKTAR: “Nur külliyatının asıl sahipleri Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtleridir’’ diyor.
Kaç dakikamız var? 1 dakikamız var. Ne demek? Bitti demektir, inşaAllah hadi bakalım.