OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın seyirciler Bir Adnan Oktar’la Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Sayın Hocam hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Bu akşam bizi Çay TV ekranlarından izliyorsunuz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarını ve internet sitelerini sizlere söylemek istiyorum. Radyolar Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101.0 Mardin, Keyif FM 92.7 Nevşehir, ASR FM 96.0 Adıyaman, Osmancık FM 106.0 Çorum, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Ilgın FM Konya, Göksu FM 95.5 Erzincan. Ayrıca internet sitelerimiz www. haberhilal.com, www.harunyahya.tv, www.selamhaber.com, www.yenihareket.com, www.bizimantalya.com, Adıyaman-haber.com.
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayalım? Güzelliklerle başlayalım. Sohbetle başlayalım, inşaAllah. Ama daha önce Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Emekli General Rıza Bekin vefat etti. Allah rahmet etsin. Cenazesi bugün Ankara Kocatepe Camii’nden kalktı. Paşamız konferanslarımıza katılıyordu. Koç yiğitti, vatansever, yiğit, delikanlı muhterem bir insandı. Bana plaket de sunmuştu, maşaAllah. Bizzat gelip böyle çok sevgilerini saygılarını ifade etmişti. Çok değerli bir paşamızdı. Cenazesine kardeşlerimiz de katıldılar. Allah gani gani rahmet etsin. Ahirette de beraber Cennet sofralarında birlikte olmayı nasip etsin, inşaAllah. Oktar Hocam senin çok güzel konuların oluyor genelde. Anlatmak istersen anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz? Bir yusufçuğun larvadan çıkışı var. Onu gösterelim mi Hocam inşaAllah?
OKTAR BABUNA: Siz daha önce bahsetmiştiniz, bu kanatlarını hidrolik olarak şişirerek açabiliyorlar. Bunu gösteren böyle çok değişik bir şekilde Allah’ın dilemesiyle böyle çıkış anını gösteriyor. Bakın ilk çıktığı an. Bu oksijenlenme iplikçikleri bunlar. Bunu daha sonra kullanmayacak tabii dışarı çıktığı için.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam İnşaAllah. Şimdi çıktı tamamen. Şu anda çıkmış durumda. Bir gerinme hareketleriyle ilk defa başlıyor, ağzını açıyor ilk defa. Vücudundaki sıvıdan bakın kanatlarının içerisinde bu minik kanallara sıvı pompalayarak yani hidrolik bir şekilde kanatlarını açıyor maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, kanatlarını iyice geriyor ve bir daha Allah’ın dilemesiyle ölene kadar hiç katlanmamak üzere kanatları geriliyor. Açtı kanatlarını, çift kanat sistemi var. İyice doldurdu içlerini sıvıyla.
ADNAN OKTAR: Çok şahane bir şey oldu bir anda. Naylondan yapmışsın gibi kanatları.
OKTAR BABUNA: Şimdi antrenman yapmaya başladı, birazdan da uçuşa geçecek, maşaAllah. Bir canlının yaratılışındaki muhteşem detaylar, Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Efendim iddia edilen Ergenekon örgütüne hükümetin yaptığı müdahale çok yerinde, çok doğru. Devletin yaptığı müdahale çok yerinde ve çok doğru. Bütün milletimiz bakın Allah rızası için devleti desteklesin diyorum. Türk milletinin var olma mücadelesi var. Yani İkinci İstiklal Savaşı veriliyor. Memleketi içeriden işgal etmişler, komünist güçler. Tabi komünist güçler memleketi içten işgal etmişler. Maocu, Stalinist, Komünist güçler ittifakla devletin birçok yerine sızmışlar. Devlet bütün kurumlarıyla kendini savunuyor şu an. Kapıcı, efendim sokaktaki hamal, ayakkabı boyacısı her türlü benim mübarek kardeşim kim olursa olsun, her türlü bilgiyi hemen devlete ulaştırsınlar. Her türlü istihbaratı. Ve var gücümüzle devlete destek olalım. Hükümete bakın, hükümete karşı olmak çok normal. Bir insan karşı olabilir. Ama bu hususta bütün Türkiye’nin hükümeti desteklemesi lazım, bu hususta. Hak olan bir şeyde bütün Türkiye’nin hatta dışarıdaki vatandaşlarımızın da, herkesin desteklemesi gerekiyor. Bir de polise mahkemelere kolaylık gösterilmesi lazım, ayaklarına dolanmamak lazım. Kardeşim diyorlar ki vatandaşa operasyon yapılır. Vatandaş polis takibi olabilir, vatandaş hapsedilebilir. Ama yüksek bürokratsa ne polis takip edebilir, ne tutuklanabilir, ne mahkeme edilebilir, ne telefon dinlenebilir. Yapmayın bunu ve siz bu insanları töhmet altında bırakırsınız, bırakın aklansınlar. Niye aklanma hürriyetini ellerinden alıyorsunuz? Niye şaibe altında tutuyorsunuz? O zaman bir üst bürokrat cinayet işlese, nasıl devlet bunun yakasına yapışacak? Cinayete azmettirse bu da çok ağır bir suç, nasıl yakalanacak bu insan? Veya uyuşturucu işine girse nasıl yakalanacak? Veyahut iddia edilen Ergenekon örgütünün yöneticisi adam, nasıl yakalanacak? Bu kadar devletin ayağına dolanmaya kalkmak çok anormal hareketler bunlar. Bırakın hükümet çalışsın, devlet çalışsın, değil mi? Bu nasıl bir mantıktır bu yani. Vatandaş oldun mu vatandaş Mehmet, o tutuklanabilir, onu polis alabilir, araştırabilir ama bu şahıs, buna dokunulmazlığı var. Niye? Hiçbir şekilde istediği suçu işlesin kimse bir şey diyemez, böyle bir şey olmaz. Yani bunun açıklaması yok, akıllarını başlarına alsınlar. Ve acilen bir yargı reformu gerekiyor. Anayasa’da değişiklik. Tabii bakın iki yıldan beri sürekli söylediğim bir şey. Dedim ki en büyük tehlike dedim, en büyük yapılanma iddia edilen Ergenekon örgütünün en acımasız en sert yapılanması ve en disiplinli yapılanması yargı içinde dedim. Acayip dal budak sarmış vaziyetteler yargı içerisinde. Ve acayip fütursuz, küstah, saygısız, tepeden bakan, arsız bir atakla ne oluyorsunuz diyorlar. Yani iddia edilen Ergenekon örgütüne ellemeyeceksiniz diyorlar. Biz asacağız, keseceğiz, kitle katliamları yapacağız. Ellemeyin diyorlar yani bize, bombalar yakalanıyor. Binlerce bomba, binlerce silah mühimmat. Havai fişek onlar, onlarda bir şey yok, nereden çıkarıyorsunuz kardeşim diyor. Bir şey yok, onlardan bir şey çıkmaz diyor. Cephanelikleri basacağız diyor adam. Cephanelikleri de basıp, oradan da silah alıp 3 milyon kişiyi katledeceğiz diyor. Şehit edeceğiz diyor. Ne olur diyor Türkiye 70 milyon, 3 milyon kişi ölse ne olur diyor? Yani bunu bu kadar büyütmeye ne gerek var, diyor. İşte falanca binaları bombalayacağız diyor, bombalansın yani ne olur diyor, depremde de yıkılıyor zaten diyor. Bombalansın yıkılsın. Kardeşim Bahriye Üçok’u siz şehit etmediniz mi? Uğur Mumcu’yu, değil mi? Ve say say bitmeyecek aydınlarımızı, başbakanlarımızı hepsini hepsini öldürdünüz. Birçoğunu şehit ettiniz. Bunlardan ne olur ya diyor? Kardeşim o zaman geriye 70 milyon millet kalıyor. Onları da öldürüp rahatlayacak mısın, onu mu istiyorsun? 70 milyonu şehit mi etmek istiyorsunuz? Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın olmaz. Herkes canla başla kendini savunacak, bu çok büyük bir tehlike.
OKTAR BABUNA: Zaten sizin tam söylediğiniz doğrultuda kendilerini gösterdiler. Siz hep dikkat çekiyordunuz buna. Bu şekilde dedikleriniz bir bir de çıkıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet yani iki yıldan beri ben bu konuya dikkat çektim. Bak şimdi dişleri uzamaya başladı, hırlamaya başladılar iddia edilen Ergenekon örgütü. Çünkü can evine doğru yaklaşmaya başladı devlet. Olayın kalbine doğru gidiyor. Hiç bekletmeden yargı reformu gerekiyor. Avrupa’daki modeller esas alınıp, bu derin devlet yapılanmasının, komünist derin devlet yapılanmasının yani iddia edilen Ergenekon örgütünün silinip kaldırılması gerekiyor. Bu olmadan bizim milletimize rahatlık yok. Mesela diyorlar ki farz edelim devletin bir üst bürokrat şahsı, vay be diyorlar adam iddia edilen Ergenekon örgütüne girmiş, adam örgütün üyesi. Niye girdiğini de merak etmiyor millet. Kardeşim adamı tehdit ediyorlar. Zincirleme bir mafya sistemi bu, zincirleme mafya sistemi. O onu korkutuyor, o onu korkutuyor, o onu korkutuyor, herkes birbirini korkutuyor hiçkimse çıkamıyor örgütün içinden. Böyle bir tehlike var. Yoksa devletin üst bürokrat bir görevlisi niye böyle bir cinayet örgütüne girsin, değil mi? Yüz binlerce insanı şehit eden komünist bir örgütün içerisine aklı başında bir insan girer mi? Deli olması lazım yani çoluğu çocuğu var adamların. Bakın her türlü tehlikeyi alarak. Çünkü diyor ki adam kardeşim diyor ben diyor ki mesela farz edelim adam başsavcı, biz diyor daha önce Doğan Öz’ü katlettik, şehit ettik diyor. Yani bizim için öyle bir sorun var mı ki, diyor. Mesela diyor ki adam ben bakanım diyor. Kardeşim diyor biz kaç tane bakan şehit ettik diyor, öyle bir konumuz var mı? Sana liste vereyim diyor, resimleriyle göstereyim diyor. Eski başbakan, ne fark eder diyor, Nihat Erim’in halini görmüyor musunuz, diyor. Değil mi? Ayrıca mesela bu Adnan Menderes’in şehit edilmesinde de iddia edilen Ergenekon örgütü muazzam zemin hazırladı, zeminini hazırladı, değil mi? Bakın bir tarihimize bakın hep kan, hep kan. Bakın Atatürk’ümüze varıncaya kadar. Onu da kininle şehit ettiler. Kinin verdiler, kilo hesabıyla. Oturup bunları seyretmek olmaz. Yani kimse üstüne böyle ölü toprağı serpilmesine müsaade etmeyecek. Silkinip bu beladan kurtulacağız. Şimdi iddia edilen Ergenekon örgütüne girmiş insanları da kurtarmaya çalışacağız. Onlar da birbirlerini kurtarmaya çalışsınlar. Örgütü deşifre etsinler. Anlatsınlar, büyük bir tehlike bu. Yani böyle kahpe bir örgüte sadakat olmaz. Böyle alçak bir örgüte sadakat olmaz. Deşifre edecekler, inşaAllah. Ama ben yargılananları tenzih ederim. Çünkü bilmiyorum onların konumu yani mahkemesi sonuçlanmadan onlara ben bir şey diyemem. Ama örgütün içindeki gerçek yılanlara bu söz. Akıllarını başlarına alacaklar. Ama maşaAllah her yerden bilgi akıyor vatandaşlarımızdan. Ama biraz daha hızlandıralım. Biraz daha hızlandıralım. Çünkü kardeşim bu hukuk ve yargı işi öyle bir iş ki yani iddia edilen Ergenekon örgütünün eline bir vatandaş düşerse Allahualem onu kurtarırı yok yani çok çok zor. Yani muazzam bir yapılanma. Çünkü bunlar polisi ayarlayabiliyor, emniyet müdürünü ayarlıyor belirli miktarda, belirli kişileri. Savcıyı ayarlayabiliyor, hakim ayarlayabiliyor. Yargıtay’da da adamları var. Kardeşim her yerde yapılanmış adamlar, tepeden tırnağa çok büyük bir tehlike bu. Bir vatandaşı aldı mı mesela bir topluluğu da çete hükmüne sokabiliyor, rahatça sokabilir, örgüt hükmüne sokabilir, değil mi? Müebbet hapis de verebilir. Kurtarırı yok ki.
Mesela bana emniyette kebap getirdiler. Adana kebap böyle şiş karışık, dedim ne iyi insanlar dedim maşaAllah. Günlerdir böyle 72 saattir göz altında olduğum için acıktım da. Buyurun Hocam dediler, çok rahat ol falan dediler. Meyve suyu, ayran ne istiyorsan dediler. Bizi seviyorlar demek ki dedik. Biz de daldık tabii böyle acılı macılı falan. Günlerden beri ben uykusuzdum gözlerim şey gibi açıldı bir süre bir anda. Herhalde sağlık verdi bana yemek ondan etkilendik dedik. Meğer yüksek dozda kokain vermişler. Yemeğin içine koymuşlar. 72 saatte. Hakim, Allah razı olsun yani tam Türk evladı. Baktı, tak hemen anladı. Girer girmez. Hiç daha konuşturmadan. Nasıl oldu oğlum anlat dedi. Efendim dedim, geldiler eve birkaç dakikanın içinde buldular dedim. Aldılar, ben hayatımda dedim, suyu bile memba suyu içerim ben dedim. Çeşme suyu bile içmem dedim. Çok sağlığıma dikkat eden bir insanım. Kokain gibi zararlı pis bir maddeyi ben niye kullanayım dedim? Ve ben 2 gün öncesinden faks çektim efendim dedim. Bana komplo yapılacak bu günlerde diye faks çektim dedim. Mahkemeye onu da sunduk. Hakim çağırdı şeyleri polisleri. Kaç kişi gittiniz dedi. 16 kişi gittik efendim dedi. Allah Allah, normalde 3 kişiyle arama yapılır. 16 kişi, ordu. Ben dedi 20 yıllık hakimim dedi, ben hayatımda ilk defa görüyorum dedi böyle 16 kişiyle dedi baskın yapıldığını, arama yapıldığını dedi. Bir de ilk defa duyuyorum dedi, iki dakikanın içinde elinizle koymuş gibi bulmuşsunuz dedi. Hayret dedi böyle yani. Bak elinizle koymuş gibi, iki dakikanın içinde bulmuşsunuz dedi. Ama, yani acayip bağırtıyla söyledi. Çok yüksek sesle bağırarak söyledi. Yani müthiş hiddetlenmiş belli. Polislerin başı önünde böyle dinliyorlar. Ellerini bağladılar ve başları önündeydi. Çünkü iki dakikanın içinde bulunması. Tabii. Bulur bulmaz da zaten öbür odalara hiçbir yeri aramadılar. Evin hiçbir yerine bakmadan çıkıp gittiler. Ya kardeşim orada bulduysan, ya başka yerde de varsa. Değil mi? Deposu vardır belki içeride ona niye bakmıyorsun? İş bitmiş, kanıt yok yani başka bir şey yok. Kalabalıkta benim gözüm dağıldı tabii hangi birine bakayım. 16 kişi kaynıyor evin içinde. Dikkat veremedik biz. Kitapların içinde adam, birinci kitap, ikinci kitap, üçüncü kitabın arasından açtı çıkarttı. İlmihalin arasından. İlmihalin arasına kokain koymuşlar. O anda mı koydu? Nasıl, göremediğim için bilmiyorum. Yani nasıl yaptılar bilemiyorum.
OKTAR BABUNA: Ayrıca siz bir gün önce de evi temizletiyorsunuz Hocam, komşunuzla birlikte annenizle.
ADNAN OKTAR: Evet dedim bak, oyun oynayabilirler dedim anneme. Evin içine bir şey koyabilirler dedim bak. Biliyorum adamları. Çok titiz evi temizleyin dedim, yani her yere de bakın. Sakın böyle bir şey olmasın dedim. Ayrıca garantiye almak içinde faks çektim. Dedim, bana komplo yapılacak dedim. Bakın buna rağmen iddia edilen Ergenekon örgütünün azgınlığına bakın. Bütün Türkiye’nin gözü önünde kokaini getirip gözümün önüne koydular. Ve emniyetin içinde yemeğimin içine kokaini bütün Türkiye’nin gözlerinin önünde koydular. Daha hala, devlet bunun üstüne gitmedi. Ne olduğu belli değil bunun. Yani, kokaini kim koydu? Eve kim götürdü? Benim yiyeceğime kim karıştırdı? Bununla ilgili ne soruşturma oldu, ne araştırma oldu. O dönemde ben nasıl diyeyim ya araştırma yapın. Yani, sen misin araştır diyen bu sefer götürürler evde bahçede ton hesabıyla çıkartırlar. Yani kimi kime şikayet edecektik o dönemde? Bilmiyorum ki nereden kimin çıkacağını? Onu yapan güç, onu da yapabilir tabii. Onun için dedik, aman şimdi kurcalamayalım dedik. Ama şu aralar, işte eğer bir yargı reformu olursa bir meclis araştırması isteyip bunu şey yapabiliriz, ortaya çıkartılabilir. Ki ben bunları kimin yaptığını çok iyi biliyorum. Şimdi, ben değil herkes biliyor. Yani o dönemde bunu kimin yaptığını ve kimlerin yaptığını herkes biliyor. Bilmeyen yok. Meşhur konudur yani inşaAllah. Yani özetle vatandaş için çok büyük bir tehlike iddia edilen Ergenekon örgütü. Bak, herkesin çoluğu çocuğu var, evladı var. Üniversiteler de aslan gibi fidanlarımızı devirdiler zamanında. Üniversitelerin önünde bomba patlattılar. Taksim’de, 1 Mayıs’ta vatandaşlarımızın üstüne yağmur gibi kurşun yağdırdılar. Delik deşik ettiler. Ve büyük izdiham oldu. Ve birçok insanımız orada, değil mi vefat ettiler, şehit ettiler. Bunları unutmak, deli olmak lazım bunları unutmak için. Değil mi? Ülkücü kardeşlerimizi, aslanlarımızı delik deşik edip şehit ettiler. Solcu gençleri de. Yazık değil mi onlar da bu vatanın evlatları. Onları da delik deşik ettiler. Öyle şeytani bir örgüt ki kardeşim ne istediği belli değil. Bak, komünist örgüt gidip komünisti de öldürüyor. Ne istediği de belli değil. Ülkücüleri öldürüyor, şehit ediyor. Müslümanların üstüne bomba yağdırıyor. Yani böyle deli bir örgüt... Hepsi birbirinden korkuyor. Bakın iddia edilen Ergenekon örgütü üyeleri, Allah’tan çok çok fazla birbirlerinden korkuyorlar. Yani akıl almaz bir korkuyla korkuyorlar. Mesela bir örgüt mensubu gördü mü eli ayağı boşalıyor adamın, anormal korkuyorlar. Tabii korkularını açıklamak, iman zafiyetiyle açıklanabilir. Yoksa, bu kıtibiyoz dangalaklardan böyle korkmaları inanılır gibi değil yani. Değil mi?
SUNUCU: Önleri nasıl kesilecek Hocam bu örgütlerin. Bir de azalacaklarına gitgide artıyorlar hep.
ADNAN OKTAR: Artmıyorlar da, bu mikrop temizliği fazlalaştı. Vücuttaki enfeksiyonun yerleri daha çok çoğaldı. Onları temizliyorlar. Yoksa, ceset öldü. Yani adam bitti, bir şey kalmadı. Ceset vaziyetteler. Ceset öldü derken yani adam zaten cesetti bir daha öldü. O anlamda. Yani bunlar doğmadan ölmüş vakalar. Ne istedikleri de belli değil. İsrail’e yaranmaya çalışıyorlar, İsrail bayrağının rozetini alıyorlar, amblemini alıyorlar 6 köşeli yıldız. Mason amblemini alıyorlar, masonlara yaranmaya çalışıyorlar. Bozkurtla. Siz bozkurtun düşmanısınız sizi. Yani, ülkücülerin düşmanısınız siz. Nasıl oluyor bozkurt kafasını alıyorsunuz siz oraya? Ne alakanız var sizin bozkurtla? Türkiye’yi 20 eyalete ayırmaya kalkan adamın, bozkurt olması mümkün mü? Komünist, Stalinist kafanızı niçin gizlemek için böyle yöntemler kullanıyorsunuz? Baksana şu bayrağa. İddia edilen Ergenekon örgütünün bayrağı. Bakın İsrail bayrağını da kullanıyorlar, kurt kafası bozkurt kafası kullanıyorlar. İsrail’in kullandığı renkleri kullanıyorlar ve mason amblemi üst köşede de pergel ve iletki. Orada görülmüyor gerçi şu an ama, pergel ve iletkiden oluşuyor. Yani bakın, her yere bir kendilerince ışık saçmaya çalışıyorlar. Yani özetle ben vatandaşlarıma söylüyorum; can-ı gönülden herkes hükümeti, devleti, polisi, savcıları, mahkemeleri bu konuda var güçleriyle desteklesinler. Bakın, nasıl çırpınmaya başladılar? Değil mi? Çünkü devletin bıçağı omuriliğe geldi, dayandı. Yani kalbe geldi artık. Burayı da devlet sökerse bitti. Vatandaşlarımız kurtulmuş olacak. Türk milleti kurtulacak. Çünkü bunların asıl kalesi yargı içerisinde. Çok fazla hem yargıtayda, hem diğer yüksek yargıda, hem mahkemelerde, hem diğer savcılarda, hem emniyette çok geniş yapılanmaları var. Hükümeti bu konuda cesur tavrından dolayı tebrik ediyorum. Ama, bakın diyorum yani hükümete karşı olanlar son derece normal. Gitsin istediği partiye oyunu versin, helal olsun saygı duyarım. Zaten hepsi benim canım ciğerim partiler. Mesela MHP benim canımdır. Saadet benim canımdır. Hükümeti bir konuda desteklemek ona oy vermek demek değildir. Bu konuda desteklesinler. Devlet bunu bitirsin.
Kardeşim 2. İstiklal Savaşı veriliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin ayakta kalma mücadelesi bu. Ya cumhuriyet var olacak, ya cumhuriyeti yıkacaklar. Ama ben söyleyeyim, gümbür gümbür kendileri yıkılacaklar. Çünkü, hadis-i şeriflerden bunu anlıyoruz. Bediüzzaman Said Nursi’nin verdiği müjdeden de anlıyoruz. Ne diyor? Kahraman ordu diyor, Türk ordusuna kahraman ordu diyor; ve imanlı millet diyor, Kuran’ın ışığıyla hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin diyor. İddia edilen Ergenekon örgütünü kast ediyor. Tahribatını, tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor diyor. Kahraman ordu diyor, zincirlerden kurtuluyor diye rivayetler buna işaret eder diyor. Tabii. Ordumuzu köşeye sıkıştırmaya kalktılar. Bir de diyorlar ki şimdi yeni bir moda çıktı. Ordu yıprandı, çürüyor, gitti ordu. Ulan nereye yıpratıyorsun sen, neyi kimi yıpratıyorsun? Balistik çelikten bir dağ düşünün Subhan dağı gibi mesela bir dağ düşünün. O dağın üstünde insanlar gezinse, elini sürseler, koşuşsan, o dağ yıpranır mı?
Türk ordusu da böyledir işte. Nereye yıpratıyorsun? Milletin kendidir ordu zaten. Bütün milletimiz ordu zaten aynı zamanda. Nereye yıpratıyorsun? Yani ordunun üstündeki bir kir, bir toz, bir yanlışlık gittiğinde ordu dinçleşir, sağlık sıhhat kazanır. Nereye yıpransın? Yani bir insan üzerindeki bir kir leke gittiğinde yıpranıyor mu bir insan? Daha zindeleşir, daha sıhhat kazanıyor ordu. Ordumuzun sırtını kimse yere getiremez. Türk-İslam Birliği’nin lider ordusudur. Dünyanın en büyük ordusudur Türk ordusu. İnşaAllah. Bu edebiyatı bıraksınlar. Ben televizyonlara falan çıkıyor böyle, yani neyse şimdi söylemeyeyim de uygun bir üslupla kullanayım. Yani böyle gıcık tipler diyeyim, artık yani. Türk ordusu yıprandı, yıprandı, yıprandı, yıprandı... Senin kulağın yıpranıyor, senin kafan yıpranmış, beynin yıpranmış. Ordu yıpranmaz. Bu lafı, bu sözü bir daha ağızlarına almasınlar. Bu çok acayip bir laf yani. Acayip bir söz bu. Ve ben bunun, çok çok samimiyetsiz, art niyetli bir söz olduğuna inanıyorum. Niye yıpransın ordu? Çelik gibi bizim Mehmetçiklerimiz, aslan paşalarımız. Ordumuz da, kaya gibiler evelAllah. Beşer beşer, onar onar gelsinler. Hepsini toz duman eder Allah’ın izniyle. Öyle bir konu yok. Ama bizim ordumuz, imanlı ordu. Bakın Mehmetçiklerin cenaze namazında görüyorsunuz. Bütün kumanda heyeti, genel kurmay başkanı, kuvvet komutanları, hava-kara-deniz. Aslan paşalarımız. Sünnet-i seniyyeye uygun gidip abdest alıyorlar. Sünnet-i seniyyeye uygun gidip namazlarını kılıyorlar, şehitlerin cenaze namazını. Arkasından Rablerine Allah’a dua ediyorlar. Bediüzzaman ne diyor? Kahraman ordu diyor ve imanlı millet diyor. Bu milletin evlatları onlar. Orduyu komünist yapmak istediler, iddia edilen Ergenekon örgütünün çizgisine sokacaklar zannettiler. Ordu bir şamar vurdu elinin tersiyle, otuz takla attılar böyle. Otuz takla bir de duvara çarptılar, neye uğradıklarını şaşırdılar. Bu sefer de cıyak cıyak ötüyorlar. Orada işte şu istifa etsin, şu geriye gitsin, şu ileriye gitsin. Akıl veriyorlar. Kimin ne yapacağını devlet çok güzel bilir. Ordumuz gayet istim üstünde, gayet sağlıklı dümdüz gidiyorlar. Türk-İslam Birliği’nin de lideridir ordumuz. Bölgenin en büyük gücüdür. Bu hikayeyi bitirecekler. Yani bundan sonra konuşan olursa isim isim söyleyeceğim. Aklınızı başınıza alın diye. İnşaAllah. Aslında susmaya da başlamışlar dikkat ederseniz son günlerde. Ben bu konuşmayı yaptıktan sonra, gördün mü televizyonların üslubunu. Birdenbire Genel Kurmay Başkanı’nı övmeye başladılar. Muhabbet değişti dikkat ettin mi? Böyle ağzından köpükler saçanlar, aslında iyi bir insandır, kültürlüdür, değerlidir. Değil mi? Ağzı yamulmuştu, ağzını hafif şöyle kenara çekince ağız düzeldi. Tabii. Konuşmamdan birkaç gün sonra başladılar. Yamulan ağızları düzelttik. İnşaAllah. Sakın ha sakın, ordunun aleyhinde böyle şom bir ağız duymayacağız. Yamulan ağızları düzelttik inşaAllah. Sakın ha sakın. Ordunun aleyhinde böyle şom bir ağız duymayacağız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir tane şarkı söyleyen Japon bir kız var onu gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Ah yerim ben onun minik burnunu. Allah vermesin bunu benim elime verseler ne olur bilmiyorum yani. Yerim ben bunu canlı canlı. Çok şeker.
Burçin anneyi çıkaralım mı ikinci yarıda?
ADNAN OKTAR: Değil mi? O muhterem misafirleri de onlar da çok temiz, hoş insanlar inşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Alametlerden var Hocam, ahir zaman alametlerinden 11 Eylül. Gösterelim mi Hocam onu inşaAllah?
OKTAR BABUNA: 11 Eylül hadislerde bildirilen, önce bir müsaade ederseniz hadisi okuyayım inşaAllah: “Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takip edecek...” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman) 11 Eylül 2001 tarihinde tam bu hadiste tarif edildiği gibi tozlu dumanlı büyük bir fitne oldu ve onu diğerleri takip etti. Hakikaten dünya çapında büyük bir yayılım gösterdi.
ADNAN OKTAR: Tozlu, dumanlı. Ama bakın ton hesabıyla toz çıktı, ton hesabıyla duman çıktı. Tam hadis-i şerifin işaretine uygun. Görmedim, duymadım kimse diyemez. Tozla, külle her taraf kaplandı değil mi?
OKTAR BABUNA: Hatta bütün insanların üzerini kaplamıştı. Böyle kül içindeydiler, toz içindeydiler.
ADNAN OKTAR: Fitne olacak diyor ve onu diğerleri takip edecek diyor. Bu olaydan sonra zincirleme olaylar. Afganistan işgal edildi, Irak işgal edildi. Bu tetikleyen olaydı. Hadiste ne diyor; bu olay tetikleyecek diyor. Ondan sonra olaylar gelişmeye başlayacak diyor. Aynı şekilde oldu.
İşte “tozlu-dumanlı fitne.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği olay bu. Bak şehirde toz olmadık, duman olmadık bir yer kalmamış. Aslında binanın böyle çökmesi de mucize. Normalde bu binalara, başka binalara uçak çarpıyor. Sadece o kısımda yangın olur. Binanın çökmesi için böyle, bu şekilde çökmesi için hiçbir sebep yok normalde. Tereyağı gibi eridi. Tereyağ bile böyle erimez. Mucize bu. Bir olağanüstülük var. İkisi birden. Birçok yer var görüyoruz. Uçak çarptı diyorlar. Yangın çıkıyor. Çarpıyor gökdelenlere uçak, o katta yangın oluyor o kadar. Başka bir şey olmaz. İkinci kata sıçrar, üçüncü kata sıçrar yangın olur. Yangından dolayı bir binanın çökmesi, bir apartmanın çökmesi nerede görülmüş? Çok acayip yani. Olduğu yere yığıldı.
Evet Oktar Hocam, devam edebiliriz şimdi.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam, estağfurullah. Söyledikleriniz, siz tabi Kuran ve hadislerin ışığında ve Said Nursi’nin izahlarıyla söylüyorsunuz Hocam, birer birer gerçekleşiyor. Demiştiniz ki, Avrupa Birliği’ni Türk-İslam Birliği içine alacak. Onları da biz kurtaracağız diye. Bu yönde de haberler çıkmaya başladı böyle. Avrupa Birliği çöküyor diye bir haber. Yıllardır Türkiye’yi kapısında bekleten Avrupa Birliği sonunda kendisi çatırdamaya başladı diyor. Yıllardır bekleten. Mesela Yunanistan’ı örnek vermiş. 440 milyar dolara varan dış borcuyla iflasın eşiğine gelen ve Avrupa Birliği’nden yardım isteyen Yunanistan’a bütçe açığını kapatmak için istediği 33 milyar euro konusunda somut bir cevap verilmezken Yunanistan’a yapılacak mali yardımı karşılayamayacak duruma gelmişler. Diyorlar ki bunu karşılarsak biz bunu İngiltere, Almanya, İspanya hepsi birden çöker diyorlar böyle.
ADNAN OKTAR: İki yıl önce ben çökecek demedim mi Avrupa Birliği, çöküyor demedim mi?
ADNAN OKTAR: Buraya girmemizin bizim için bir anlamı yok dedim. Yani bunlar kendilerini idare edemiyorlar, bizimle ne alaka dedim. Ve ayrıca Türk Milleti gidip dilenmez, bizi kurtarın demez, para istemez. Bizim millet onurlu, aç kalır, yerde sürünür yine böyle bir şey söylemez. Biz oraya zengin, güçlü, muktedir olarak gireceğiz. Ve onları da Türk-İslam Birliği içerisine alacağız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bunu söylediğinizde de Hocam 2 sene önce hiç alametleri yoktu bunun. Gayet şey durumdaydılar böyle iyi durumdaydılar görüntüde. Şu anda Almanya da zor durumdaymış. Mark’a dönmeyi düşünüyormuş. Avrupa Birliği’nden ayrılmayı düşünenler var. Hatta deniliyor ki; bir lider çıkıp dese ki “Kurtulun şu Avrupa Birliği’nden” hepsi, dağılır diyor, çıkarlar diyor. Bu da sizin Hocam Sayın Ahmedinejad’a gönderdiğiniz haberler doğrultusunda, tavsiyeler doğrultusunda nükleer silahları kullanma dönemi bitti diye yeni bir açıklaması olmuş tekrar, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın. “Bugün hiç kimse” diyor “nükleer silahları kullanabilecek güce sahip değildir. ABD'nin nükleer silah depolamasını da yanlış buluyoruz.” Hatta eleştirmiş. “Amerika için Irak ve Afganistan'dan daha ciddi ve önemli bir konu olmayacak. Peki bu silahlar, ABD'yi zafere ulaştırabildi mi?” Ahmedinejad… Siz demiştiniz Hocam hatta.
“Nükleer silahlar artık işe yaramıyor diyen Ahmedinejad nükleer silahları kullanma döneminin bittiğini ve bütün dünyanın bu silahlardan arındırılması gerektiğini'' söyledi. Siz de bütün silahlardan arındırılacak Mehdi (a.s.) döneminde bütün silahlar kalkacak demiştiniz. Nükleer silah kullanmak hatta haram demiştiniz. Aynısını tekrarlamıştı inşaAllah.
Bu yine sizin dikkat çektiğiniz konulardan bir tanesi. Yine sizin söylediğiniz doğrultuda gündeme geldi. “Çocuklara cinsel istismar araştırılsın” diye meclis harekete geçmiş Hocam inşaAllah. Parti içinde sert bulunan bazı yasal düzenlemelere ilişkin rapor hazırlayan AK Parti’nin kadın milletvekilleri araştırma önergesi vermişler Hocam inşaAllah. Bu konuya dikkat çekilmiş.
ADNAN OKTAR: Ben bunu iki yıldan beri söylüyorum. Nihayet maşaAllah harekete geçmişler. Biraz gecikmeyle beraber. Fark etmez yine de olmuş oluyor.
OKTAR BABUNA: Genelde söylediklerinizde, biraz gecikme oluyor ama ondan sonra hemen Allah meydana getiriyor inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Zariyat Suresi. “Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da.” Ne anladın ayetten?
OKTAR BABUNA: Gökte Hocam yağmur var. Bu yağmur yere iniyor inşaAllah, bundan bir rızık meydana geliyor. Biz o yetişen bitkilerle, besinlerle besleniyoruz. Hayvanlar yiyor onları biz hayvanlardan besleniyoruz. Rızık var bunda inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gökte ayrıca azot var proteinin kaynağı değil mi? Bütün bitkiler proteinlerini azottan alıyor.
OKTAR BABUNA: Güneş ışığı var bununla fotosentez yapılıyor inşaAllah. Bundan da besin oluşuyor.
ADNAN OKTAR: Evet ve bütün hayata ait değil mi, ne varsa bütün gıda maddeleri bu şekilde oluşuyor. Güneş ışığı, toprak ve havadaki oksijen, azot ve karbondioksit, evet. Ama diyor ki bak bir daha; “ve size va'dolunmakta olan da” diyor. Buradan ne anladın? Hz. İsa (a.s.). Değil mi? Bakın 22. ayet bu. İki, iki. Bu iki ikilerde hep bir hayır vardır, bir önem vardır. Hepsinde bir hayır var ama burada bir işaret var. “Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da.” “İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki,” ebcedi 2036. Hz. İsa (a.s.)’ın en güzel yılları. Her yılı güzel ama güzel yıllarından, 2036. “şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir” diyor. Nasıl konuşmanız kesin gerçekse o vaat edilen de kesin bir gerçektir diyor. Hem Kıyamet, hem Hz. İsa (a.s.)’ın inişi, hem Mehdi (a.s.)’ın çıkışı. Buna işaret ediyor inşaAllah.
Oktar Hocam devam et, dinliyoruz seni.
OKTAR BABUNA: Kuran mucizeleri vardı Hocam eğer uygun görürseniz.
Atmosferin katmanları. Allah bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, her şeyi bilendir.” Bakara Suresi, 29. Ayrıca, “Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; … Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti.” (Fussilet Suresi, 11-12) Burada dikkat edilirse, altı çizili bölümlere baktığımızda Allah göğü yedi gök olarak bildiriyor. Bugün bilimsel gelişmeler ışığında biz biliyoruz ki Kuran’da pek çok ayette kullanılan gök kelimesi her şeyden önce tüm evreni ifade etmek için kullanıldığı gibi Dünya göğünü ifade etmek için de kullanılır. Kelimenin bu anlamı düşünüldüğünde, Dünya göğünün, bir başka deyişle atmosferin, 7 katmandan oluştuğu sonucu çıkmaktadır. Bu 1400 sene önce bize Kuran’da bildirilen bir gerçek. Bugün halen 48 saatlik hava durumu tahminlerinde kullanılan ve "Limited Fine Mesh Model" yani “Kısıtlı Ağ Şeklinde Bir Örgü Modeli”, olarak adlandırılan atmosfer modeline göre de atmosfer üst üste dizilmiş 7 katmandır. Bakın bakıyoruz burada. Troposfer, stratosfer, mezosfer, termosfer, ekzosfer, iyonosfer, manyetosfer diye tam 7 kattan oluşuyor. Kuran’da bildirilen gerçek.
ADNAN OKTAR: Ve Kuran’ın mucizesi bu. 1400 sene önce Kuran bildirmiş, bilim sonradan onu takip ediyor. Evet.
OKTAR BABUNA: Ayrıca başka ayetlerde de Hocam. "Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?" (Nuh Suresi, 15) “O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır...” (Mülk Suresi, 3) Şimdi bu ayetlerde Türkçeye "uyum" olarak çevrilen Arapça "tibakan" kelimesi, aynı zamanda "tabaka, bir şeyin uygun olan kapağı ve örtüsü" anlamlarına da gelir ki, üst katın alt kata uygunluğunu vurgular. Kelimenin çoğul anlamında ise "tabaka tabaka" anlamı kazanmaktadır. Ayette tarif edilen tabaka tabaka halindeki gök, kuşkusuz atmosferi en mükemmel şekilde ifade eden açıklamalardır. Yani kullanılan kelimelerin de mucizevi bir yönü var inşaAllah Hocam. Bu konuyla ilgili bir diğer mucizevi yön ise Fussilet Suresi'nin 12. ayetinde geçen "Her bir göğe emrini vahyetti" ifadesinde yer almaktadır. Allah atmosferin her tabakasını insan hayatı için önemli bir görev üstlenecek şekilde yaratmıştır. Hakikaten bütün tabakaların özel görevleri var. Yağmurların oluşmasından zararlı ışınların engellenmesine, radyo dalgalarının yansıtılmasından göktaşlarının zararsız hale getirilmesine kadar her tabakanın kendine özgü bir işlevi bulunmaktadır. İşte Allah şöyle buyuruyor: “ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)'ın takdiridir.” Bu da bir mucize.
Evet, “her bir göğe emrini vahyetti” diyor. Hakikaten baktığımız zaman atmosferin bütün tabakalarının özel görevleri var. Mesela bir tabaka dünyayı gök taşlarından koruyor. Diğer bir tabaka mesela ozon tabakası, ultraviyole ışınlarını süzmekte görevli. Eğer o olmasa hayat olmayacak. Diğer bütün tabakaların böyle bu şekilde bakıldığında mutlaka özel görevleri var. “Her bir göğe emrini vahyetti” ile de tam uyumlu olduğunu görüyoruz, bu ifade ile inşaAllah. Ayrıca Hocam inşaAllah bir mucize daha var bu konuyla ilgili olarak inşaAllah. O da şu şekilde. “O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Mülk Suresi, 3. ayet bu. Baktığımız zaman 7 gök anlamına gelen “semavat” ifadesinde kullanılan harf çeşidi 7. Yedi gök için geçen Arapça kelimedeki harf adedi 7. Ayrıca ayette “seba semavat” yani 7 sema ifadesine gelinceye kadar olan harf adedi de 7. Yani bu ifadeye kadar olan harflerin sayısı da yedi ayrı bir mucize olarak. Devam ediyoruz; “Seba” 7 kelimesinden itibaren ayet sonuna kadar “seba” kelimesindeki harfler, yedi defa geçmektedir. Yani bu harflerde “Sin, Be, Ayn” harfleri 7 defa geçiyor ayetin sonuna kadar. Surede “seba” yani 7 kelimesine gelinceye kadar “seba” kelimesinin harfleri yine 7 defa geçmektedir. Bunlar da “lam elif” iki olarak 7 defa geçmektedir. “seba” 7 kelimesinden sonra ibare sonuna kadar olan hece adedi de tam 7’dir. Ayrı ayrı çok mucize ile yaratmış Allah.
ADNAN OKTAR: Kuran’da hem 19 kod sistemi vardır hem 7 ile ilgili kod sistemi vardır. O tekrarlayan 7 ile ilgili de ayet vardır.
Kuran Ayeti var. Yedinin ehemmiyetine Kuran ayette dikkat çekmiştir.
OKTAR BABUNA: Evet, tekrarlayan 7 ile inşaAllah Hocam. Fosiller var Hocam gösterelim mi onu?
Evrimi yalanlayan fosillerden bir dizi olarak inşaAllah, sizin Yaratılış Atlası kitabından. 345 milyon yıllık denizlalesinin fosili. Bakın; bütün ayrıntıları ile gözüküyor. Şimdi dikkat edelim buna. Günümüzdeki halini göreceğiz birazdan. Bu yakın çekim hali yine denizlalesinin.
OKTAR BABUNA: Evet, taşlaşıyorlar inşaAllah Hocam. Günümüzde yaşayan “Denizlalesi”. Bakın bütün detaylarıyla tıpa tıp aynısı. İşte bunlar 345 milyon yıl önce taşlaşmışlar ve günümüze kadar gelmişler. Yani hiçbir değişim yok. Evrim falan yok. Burada 50 milyon yıllık bir “sinek” görüyoruz. Bütün detayları var içerisinde. Kanatları, bacakları, anteni, gözleriyle. Şimdi buna dikkatli bakıldığında; günümüzde yaşayandan en ufak bir farkı yok. Hiç evrim geçirmemiş. Allah tarafından olduğu gibi yaratılmış ve günümüze kadar gelmiş. 50 milyon yıllık “dişli ringa”. Burası baş kısmı, kılçıkları, omurgası, kuyruk kısımları, bakın yüzgeçlerini görüyoruz.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Baktığımız zaman günümüzdeki haliyle tıpa tıp aynı. Milimetresi milimetresine aynı, en ufak bir değişikliğe uğramamış. 50 milyon yıllık “sekonya dalı”. Bakın bütün yapraklarla dallar olduğu gibi muhafaza edilmiş.
ADNAN OKTAR: Darwinistlerin midesinde ekşime meydana gelmiş midir şu anda?
OKTAR BABUNA: Hocam sizi görünce bu kadar kaçmaları da mucize. Şimdi düşündüm de Douglas Futuyma’ya sizin adınızı söyleyince fenalık geçirdi. Yığılacak zannettim, bembeyaz oldu. Sadece sizin adınızı söyledim. “Ben Harun Yahya’yı temsil ediyorum” dedim, ona bakıyordum, göz gözeydim zaten. Kül gibi oldu. Dawkins kaçacak yer arıyor.
ADNAN OKTAR: Mahcup olacak, karizması gidecek. Gidecek değil, gitmiş…
OKTAR BABUNA: Kaçtı zaten, kürsüden kaçtı. 128 milyon yıllık “mantar sivrisineği”. Çok detaylı olarak muhafaza edilmiş bu da. Bütün ayaklarıyla görüyoruz, kanat sistemi. Günümüzdeki ile kanatları, bacakları, antenleri her şeyi ile gövdesiyle tıpa tıp aynen korunmuş. 125 milyon yıllık “Semender”. Bakın, bütün baş kısmı, omurgası, bacaklarıyla… Burada görüyorsunuz bacak yapılarını. Bu bir amfibiyen.
ADNAN OKTAR: Bir gün şu Darwinistler çıksa; “Ya kardeşim bize sürekli fosil gösteriyorsunuz, evrimin olmadığına dair, ispat malzemesi gösteriyorsunuz. Yüzlerce fosil gösterdiniz. Biz de naçizane, bizim de elimizde bir tane fosil var. Siz de bizim fosilimizi görün.” diyemiyorlar. Kardeşim üstüne “tık” anında 10 trilyon para alacaksın, daha ne istiyorsun? Biz bundan hiç para istedik mi bir tanesi için? Değil mi? Bakın, tek bir tane. Çıksınlar bir gün fotoğrafına da razıyız. Fosilin kendisinden vazgeçtim, fotoğrafına da razıyız. Yok. Buna rağmen oturup evrimi savunmaya kalkıyor bu atom forvet bazı adamlar. Yani milletin uykusu geliyor. Yapmasınlar gençlere artık. Gençler böyle “dik dik” Hocalarının gözlerine bakıyorlarmış. “Yapma bize” der gibi hani.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bir tane olsa; amuda kalkarak getirirler onu size parayı alabilmek için. Siz demiştiniz Hocam; Allah’ın dilemesiyle hakikaten mutasyona uğramış, eciş bücüş bir iki canlı fosili olabilirdi. O da yok.
ADNAN OKTAR: Hayır kardeşim hakikaten olabilir. Mesela; travma oluyor. Adam kaza geçirir. Eciş bücüş bir şey bulunabilir. Yahut kromozom hakikaten doğuştan anormal çocuklar oluyor bazen. Böyle bir olay da bulamıyorlar, hiç yok. Hep mükemmel varlıklar. Altın oranla yaratılmış, simetrik, mükemmel, kusursuz canlılar var. Ve ayrıca şimdiki ile yüz milyon yıl önceki hayvanın bütün sistemi aynı. Kardeşim ufak tefek değişiklik olsa, aslında olabilirdi de yani. Hiç olmamış. Mucize, Allah’ın hikmeti...
OKTAR BABUNA: 25 milyon yıllık “at nalı yengeci böceği”. Burada görüyorsunuz yakın plan çekimde de.
ADNAN OKTAR: Yalnız bundan sonra cepheden, üç cepheden resmini göstereceksin. Böyle olmaz. Mesela burada da… Olmaz, olmamış bu.
OKTAR BABUNA: 50 Milyon yıllık “erguvan yaprağı” bu çok net gözüküyor. Burada bakın yaprağın kendisi, damarlarıyla.
ADNAN OKTAR: Mesela o böcek de. Onda da bir acayiplik var. O da karışık…
ADNAN OKTAR: Bu doğru, çok net. Bak hiç değişmemiş. 125 milyon yıldan beri, amber içerisinde donmuş. Yani bir cam içerisinde bazen donar ya bir şey. 125 milyon yıldır olduğu gibi dokuları da duruyor. Bunlar diyorlardı ki; “Kemiği değişmedi tamam da ama dokusu değişti” diyorlardı. Dokunun değişmediğini de amberden anlıyoruz. Kardeşim bize yalan nerede söker? Yapmayın. Bana yapamazsınız. Yani bunu böyle aradan geçireceğiz zannettiler. Bir serbest atışa geçtiler. Kardeşim amberlerde doku duruyor dedik. Bak buyurun olduğu gibi dokular duruyor. Tüyleri bile duruyor. Hani değişiyordu? Hani dokularda değişme vardı? Dokuda evrim vardı? Değil mi? Amberi onlar hesap edemediler.
OKTAR BABUNA: Ama bunu ilk defa siz ortaya çıkardınız. Dünyada başka hiç bugüne kadar bunu gündeme getiren olmadı. Yani zaten sahtekârlık yapmışlar, siz daha iyi bilirsiniz. Mesela; Kambriyen dönemi fosillerini buluyorlar 70 sene saklıyor. Smithsonian Enstitüsü diye bir yer var Amerika da. Çok ünlü bir müze dünya çapında. Adam öldükten sonra, yani müdürü öldükten sonra arşivde buluyorlar.
ADNAN OKTAR: Özetle; bizim elimizden kaçmaz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bu benziyor, bu doğru. Klasik eşek kafası yani…
ADNAN OKTAR: Dişleri, tam tipik eşek kafası. Ne sevimli şey bu böyle…
OKTAR BABUNA: 45 milyon yıllık “ceratopogonidae” diye burada gözüken hali.
ADNAN OKTAR: Sevsin ağabeyi onları. Onlar çok tatlı ablası. Onlar sürekli dinlerler böyle.
ADNAN OKTAR: Demin fink atıyorlardı ortalıkta, ortalığı karıştırmışlardı. Birbirlerini kovalıyorlardı. Ders başlayınca muntazam dinliyor.
ADNAN OKTAR: Ağabeyinin canı onlar. Ağabeyinin kuzusu bunlar. Ders bitti. Biraz ara vereceğiz tamam mı? Tamam hadi anlaştık.
OKTAR BABUNA: Tekrar yayındayız kısa bir aradan sonra. Yeni konuklarımız var.
SUNUCU: Biricik dünya tatlısı annem Şenay. Dayım gibi sevdiğim Tamer ağabeyim, saygı duyduğum.
ADNAN OKTAR: Tamer kardeşimiz maşaAllah. Hal ehli böyle çok güzel, Allah aşığı. Annemiz zaten dünya tatlısı maşaAllah.
KONUK ANNE: Çok şükür Allah’a. İmanımız bizi ayakta tutuyor.
ADNAN OKTAR: Yiğit, böyle Türk annesi. Aslanı da askerde koç yiğit değil mi?
ADNAN OKTAR: Edirne’de aslanımız. Bizi orada koruyor, Edirne tarafında maşaAllah, elhamdülillah. Anne, o nurlu güzel ellerinle aç bir sayfa bana ver Kuran’dan. Bismillahirrahmanirrahim. Koç yiğit anne, maşaAllah. Ahkaf Suresi, 15. Bak, diyor ki Cenab-ı Allah: “Biz insana anne ve babasına iyilikle davranmasını tavsiye ettik.”
ADNAN OKTAR: Anne kerametin bu senin maşaAllah. “Annesi onu güçlükle taşıdı ve güçlükle doğurdu. Onun taşınması (yani hamilelik) ve sütten kesilmesi 30 aydır.” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “nihayet, güçlü ergenlik çağına erip 40 yaşına ulaşınca” olgunluk çağıdır, Peygamberlere hep 40 yaşında Peygamberlik gelir. Mehdi (a.s.) de 40 yaşında zuhur ediyor biliyorsunuz. 30 ile 40 yaş arasındadır. “Dedi ki: Rabbim bana anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi” sağlık, sıhhat afiyet yani elhamdülillah diyor. Rabbimiz’e şükrediyoruz. “Ve senin razı olacağın,” Allah’ın razı olması, “salih bir amelde bulunmamı” yani samimi bir tavırda bulunmamı, samimi bir ibadette bulunmamı “bana ilham et”. Benim zaten aklım yok diyor Ya Rabbi sana aitim ben, her şeyi sen yaratıyorsun bana ilham et. Ben bulamam diyor sen bana yaratırsın diyor, çünkü insanın bir gücü yok. “Benim için soyunda salahı ver” salihlik güzel ahlak, samimiyet, kurtuluş, ferahlık, iyilik, “gerçekten ben tevbe edip sana yöneldim” affet ya Rabbi diyor sana yöneldim “ve gerçekten ben Müslümanlardanım” diyor.” Elhamdülillah. Ama hangi anne-baba kastediliyor? Böyle yiğit, delikanlı, samimi, candan. Hocamız gibi böyle Allah aşığı.
KONUK ANNE: Allah emanetleridir evlatlarımız bize. Rabbimiz’in güzel emanetidir. Onları en güzel şekilde yetiştirip Yüce Rabbim’e mahcup olmadan bir yerlere getirebilmek en büyük lutüf bence. En büyük bir gururdur. Ben buna inanıyorum Hocam. Yani bizler bir vesileyiz.
ADNAN OKTAR: Yaratan Allah elhamdülillah. Bu da Allah aşığı maşaAllah. Böyle Allah aşkı ile divane maşaAllah. Kalbi coşkun bir muhabbet ile dolu. Allah hidayetini arttırsın, Cennette kardeş etsin inşaAllah. Biz ne tür ana-baba istemiyoruz. Komünist, çocuğunu da komünist yapmak istiyor. Allahsız kitapsız yapmak istiyor. Bunu kabul etmeyiz. Kaçacak böyle yerden çocuk. PKK lı kaçacak. MazAllah neuzubillah ensest ilişkiye giriyor ahlaksız kaçacak. İddia edilen Ergenekon örgütüne mensup. Yahut Sabetaycı yapmaya kalkışıyor çocuğunu. Ben böyle anne-baba gördüğümde kaçarım. Böyle olmaz. Müslüman evladı olacak, Türk-İslam ahlakını benimseyecek ve çocuğunu da o yönde yetiştirecek tamamdır inşaAllah. Ama onlara dua ediyoruz Allah hidayet versin, akıllarını açsın güzel yola eriştirsin. Hani dışlayıp böyle yok olsunlar demiyoruz. Dua ediyoruz düzelsinler inşaAllah. “İşte bunlar” diyor Cenab-ı Allah “yaptıklarının en güzelini kabul ederiz,” diyor Cenab-ı Allah “kötülüklerinden geçeriz.” Yaptıkları hataları kapatacağım diyor Cenab-ı Allah. Yüzlerine vurmayacağım, mahcup etmeyeceğim diyor Allah. Bütün insanların topluluğun bir araya geleceği gün, onu örteceğim diyor Allah. Kendi de hatırlayamayacak, yaptığı hatayı insan hatırlayamayacak. “Bunlar Cennet halkı içindedirler.” Bayram yeri Müslümanlarla bir arada “İşte bu onlara vaad olunan doğru bir vaaddir” diyor Allah. Doğru söylüyorum diyor Allah. “O kimse ki, anne ve babasına öf size, benden önce nice nesilleri gelip-geçmişken beni diriltip çıkarılacağımla siz mi tehdit ediyorsunuz dedi.” Bakın hayırsız evlat, dinsiz ne diyor annesine bakın. Öf size diyor anneye öf denmez haram. “Benden önce nice nesiller gelip-geçmişken” yani onlar da dinsiz, imansızken diyor. “Beni diriltilip çıkarılacağımla mı tehdit ediyorsunuz?” Annesi babası diyor ki: “yavrum Müslüman ol, Allah’tan kork, Müslümanların içine katıl, Allah’ın dinine uy diyor, güzel ahlak sahibi ol diyor. Sen nereden çıkarıyorsun ya, bununla mı bizi tehdit ediyorsun? diyorlar. Ahiretle mi tehdit ediyorsun bizi, Ahiret var mı ki diyor haşa. “O ikisi, anne ve babası ise, Allah’a yakararak yazıklar sana iman et.” Bak mümin anne görüyor musun? Biz böyle annenin ayağının altını öperiz. Ayağının tozunu öperim ben onun. Bakın “yazıklar olsun sana iman et” İmana çağırıyor evladını. İmandan soğutmuyor. Müslümanlardan soğutmuyor, Müslümanlarla gidip görüşme demiyor, git görüş diyor. “Şüphesiz Allah’ın vaadi haktır” Nedir? Mehdi (a.s.)’ın çıkışı, Mesih (a.s.)’ın inişi, kıyamet değil mi? “O” bakın hayırsız evlat ne diyor. “ Bu, geçmişlerin masallarından başkası değil der” diyor, iman etmiyor. “İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden evvel gelip-geçmiş ümmetler içinde azap sözü üzerine hak olmuş kimselerdir.” Cinlerden de böyle avanaklar var. Mesela bir anne çağırıyoruz öyle ecinnilerden konuşuyorum. Çizmiş kafayı. Ne din, ne iman Allah vermesin ne Kitap. Birkaç tanesi var imanlı maşaAllah, onları eğitiyoruz, anlatıyoruz. Bayağı da kalabalıklaştılar. Bu cinler gariban. Kimse bunlarla ilgilenmemiş, bu gariplerimle. Ne bunlara ders veren olmuş, ne sohbet eden olmuş. Yazık bunları böyle bırakmışlar. Böyle acayip açlar Kuran’a, İslam’a anlattıkça aşkla dinliyorlar. Anne ne sorsam küt anında cevabını doğrusunu veriyorlar MaşaAllah. “Gerçekten onlar ziyana uğrayanlardır.” diyor Allah, yani Cehenneme gideceklerdir diyor. “Her biri için yaptıklarından dolayı dereceler vardır. Öyle ki amelleri kendilerine eksiksiz ödensin ve onlar zulme uğratılmasınlar.” Müminler için de derece derecedir. Cehennem ehli için de derece derecedir. Mesela münafıklar en derinindedir. Müminler için de Cennet derece derecedir ama hep birlikte ama ayrı zevk alıyorlar. Mesela Cennet meyveleri geliyor. Birisi şiddetli zevk alıyor ama bilmiyor öbürünün az zevk aldığını. Hepsi aynı zevki aldığını zannediyorlar. Derece farkı öyle oluyor. Mesela Cennet vildanı çocuklar var, koşuşturuyorlar. Allah aşığı coşkuyla bakıyor. Ama bir başkası daha az zevk alıyor. Fakat onun aynı zevki aldığını zannediyor. Onun için adaletli Cenab-ı Allah orada. Cennette hani acı çekmesinler diye, ayrı ayrı Cennetlere koymuyor. Yani çünkü mesela o zaman, Peygamberlerin ayrı bir yerde olması gerekecek. Veliler ayrı yerde olacak. Tabii bu ne olsa şey kalbe bir şey gelebilir. Allah öyle yapmıyor onun için iç içe birlikte, Peygamberlerle bir arada tutuyor Cenab-ı Allah. Evet şimdi muhterem Hocamızdan bir sayfa, aç bir sayfa Bismillahirrahmanirrahim, Şeytandan Allah’a sığınırım. Rad Suresi 5. ayet, “Andolsun Musa'yı: "Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik.” Zülumatlardan nura. Ahir zamanda inşaAllah Risale-i Nur’un da makbuliyetine bakan bir ayettir. İnşaAllah, karanlıklardan nura çıkart. İnşaAllah.
“Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor,”Şimdi iddia edilen Ergenekon örgütü Firavunun yerindedir işte. Bu asrın Firavunu iddia edilen Ergenekon örgütüdür. Bak diyor ki, “onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor.” Bizim binlerce gencimize akıl almaz işkenceler yaptılar. Domuz bağı, şu, bu değil mi? “kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı.” Binlerce evladımızı şehit ettiler. Gençlerimizi boğazladılar adeta, değil mi? Kuran buna işaret ediyor. “Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır." Bir imtihan vardır diyor Allah.
"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: -şeytandan Allah’a sığınıyorum- “Andolsun,”diyor Allah yemin ediyor. “eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım”Elhamdülillah deyin diyor, Allah’a şükredin artırayım diyor Cenab-ı Allah. “ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz,” 2007’lerde dünyada muazzam bir nankörlük yayıldı değil mi? “Şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir." diyor Allah. Canınızı yakarım diyor. Ekonomik kriz meydana getiririm, anarşi meydana getiririm, birbirinize düşürürüm, canınızı yakarım diyor Allah. Ahirette de Cehenneme koyarım diyor.
“Musa demişti ki: "Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile”Bakın, siz ve yeryüzündekilerin tümü, ne kadar insan varsa, “İnkar edecek olsanız bile, şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür.”İşte Mehdiyetin sırrı da buradadır. Diyorlar ki bir avuç insanla nasıl dünyaya hakim oluyor. Kimseye ihtiyacı yok Allah’ın. Kalabalıktan dolayı değil, Allah’ın emri olduğu için hakim ediyor Allah, inşaAllah.
Ya Allah Bismillah. “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar;”ayetin ilk anlamı Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor.
Tevrat’ta Mehdi (a.s.)’dan bahsediliyor mu? Yüzün üstünde Tevrat izahı var. Yüzün üzerinde. Acayip detaylı anlatmış Tevrat. Ekonomik krize varıncaya kadar, yedi yıl süreceğine varıncaya kadar hepsini anlatmış. Ahlakı, kişiliği, görünümü, adaleti. İncil’de de Faraklit olarak geçer, Faraklit. Mehdi (a.s.)’ya bakar inşaAllah. Faraklit Pazulu inşaAllah. Bir kere ebcedi 2025 tarihini veriyor. Mehdi (a.s.)’ın en anlı şanlı yıllarıdır 2025 inşaAllah. Ümmi, Mehdi (a.s.) da ümmi, Peygamberimiz (s.a.v.) de ümmiydi. Yani okuma yazması yok. Mehdi (a.s.) da diyor, Arapça’yı pek bilmez diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Vehbi ilme sahip, ledün ilmine sahip ve özel bir ilme sahip. Kimsenin bilmediği bir ilme sahiptir diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bakın, “onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.” Peygamberimiz (s.a.v.) bu güzel görevi yapmıştır. Mehdi (a.s.) ne yapacak? Müminlerin üzerindeki ağır yükleri alacak. Bu baskıları, iddia edilen Ergenekon örgütünün zulmünü, sevgisizliği, acımasızlığı, ekonomik krizi, fitneyi, fücuru, insanın canını yakan korkuyu, tehdidi, hepsini kaldıracak. Üzerlerindeki zincirleri indiriyor, insanlara hürriyet verecek diyor. Tam bir demokrasi.
“Ona inananlar”Peygamberimiz (s.a.v.)’e inananlar, aynı zamanda bir işareti de Mehdi (a.s.)'a inananlar. “destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru”Allah’ın kitabını “izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır”diyor Allah. İnşaAllah.
159. ayette,“Musa'nın kavminden hakka yönelten ve onunla adaletle davranan bir topluluk vardır.”Ben böyle bir topluluğu biliyorum. Musevi, Musevilerden oluşuyor ve halim Musevilerden oluşuyor. Kuran’a hayranlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e hayranlar. Biz Musevi’yiz fakat diyorlar, Kuran’ın hükümlerine muhabbet duyuyoruz diyorlar. Bağlıyız Hz. Musa (a.s.)’ya, Musa (a.s.)’yı Peygamberimiz biliyoruz diyorlar. Ama Resulullah (s.a.v.)’in hak Peygamber olduğuna iman ediyoruz diyorlar. Bak ayette ne diyor, “Musa'nın kavminden hakka yönelten ve onunla adaletle davranan bir topluluk vardır.”Bu topluluk adaletle ilgilenen bir topluluk. Demek ki Musevi hakimlerden oluşuyor. Dindar hakimlerden, bunu anlıyoruz. Tevrat’a göre hüküm veren hakimler, onlar olduğu anlaşılıyor inşaAllah.
Oktar Hocam sen bize bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam inşaAllah nasıl uygun görürseniz. Kelebeklerin Hocam özellikleriyle ilgili bir filmimiz vardı. Eğer uygun görürseniz. İnşaAllah. Kelebeklerin şimdi bakın bu ön kısmında uzun yapılar var, böyle tüp şeklinde. Çiçeklere kondukları zaman, onların nektarıyla besleniyorlar. Fakat ulaşmak için onlara bu uzun yapıları kullanıyorlar. Bakın burada gördüğünüz gibi içeriye yerleştiriyor. O olmasa ona ulaşamayacak. İçeriye yerleştirerek onunla besleniyor böyle bu şekilde. Tüp şeklinde yapılar. Şimdi bu, gördüğünüz gibi ilk oluşum anını gösteriyor. Pardon beslenme anını gösteriyor. Bakın tüp şeklinde içleri böyle, bunu bir kamış gibi kullanarak, nektarı kendi içine çekiyor ve besleniyor bununla. Çok özel yapılar bunlar. Resilin denilen bir maddeden oluşuyor. İlk başta bunlar ayrı birbirinden yeni doğduğunda. Fakat daha sonra bir fermuar gibi kapanıyor ve tek bir tüp haline geliyor. Başlangıçta ayrı olan, yeni doğanda. Bunun üzerinde de kaslar var resilin denen maddeden yapılmış olan bu tüplerde bakın, bıraktığınız zaman katlanıyor. Kasları kastığı zaman bunları böyle dilediği zaman açabiliyor ama. MaşaAllah. Bakın şimdi tekrar gösterecek. Bakın kasıyor kaslarını, bunu açıp ileriye doğru uzatabiliyor. Ve bu şekilde çiçeklere ulaşarak, çiçeklerin nektarlarına ulaşarak onunla beslenebiliyor.
ADNAN OKTAR: Demek ki böyle kola, fanta falan olsa onun içine daldırıp içecek kereta.
OKTAR BABUNA: Yeni başlangıçta iki parça olan şey de böyle fermuar gibi böyle bir maddeyle kaynatılıyor birbirine tek bir tüp haline geliyor böyle. Onunla çekebiliyor.
OKTAR BABUNA: Evet, o olmasa zaten aç kalır ölür. Yani hayatta kalamazdı.
ADNAN OKTAR: Milyarlarca, trilyonlarca tesadüf sonucunda biz oluştuk diyor değil mi Darwinistler?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bu da kanatlarının yapısı. Bu rengarenk kanatlarında bakın çok minik yapılanmalar var. Detaya inildiği zaman, bunların içinde böyle havaya geçirgen özel yarıklar var. Işık burada kırılarak renklerine ayrılıyor ve bu rengarenk yapılar oluşuyor. Aslında üzerinde pigmentli bir tabaka var, koyu renk ama, aslında bu renkler yok. Bu renkler işte ışığın kırma sanatından dolayı, Allah’ın yarattığı özel yapılardan dolayı bu rengarenk yapı oluşuyor. Bu teknoloji de şu anda, günümüzde televizyonlarda ve bilgisayar erkanlarında kullanılıyor. Aynısını taklit ederek Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu da tesadüfen oldu diyorlar. Peki Hocam böyle trilyonlarca tesadüfe bunların inanması normal bir şey mi? Kardeşim tesadüfen olay başlıyor, tesadüfen bitiyor. Yüz milyonuncu safhaya geliyoruz, bu nasıl oldu? Bu da tesadüfen oldu diyor. Yüz milyon bir, o da tesadüf, yüz milyon iki, o da tesadüf. Bakalım ahirette nasıl açıklayacaklar.
“Sonunda benim evlatlarımdan Mehdi (a.s.) halkın gözlerinden gayba çekilecek.” Hapsedilecek veyahut gizlenecek.
“Halk onun kaybolduğunu, öldürüldüğünü veya öldüğünü söyleyecek.” Bir aralar kaybolacak Mehdi ( a.s.). Yani halk nerede bu insan öldü mü, öldürdüler mi bunu diyecekler, inşaAllah.
“sonra fitne doğacak” olaylar, kargaşalar, anarşi. “ve belalar inecek, ırkçılık kavmiyetçilik taassubu dirilecek” PKK’nın olayı. Ve “halk dininde yolunu kaybedecek” diyor bir kısmı. Yani PKK’nın yapacağı olaylar. Halkı komünistleştirmesi, dinsizleştirmesi bir kısmını. Dinsizliğe çekmesi. Ve ırkçılık üzerine kurulu biliyorsunuz PKK.Komünist, ırkçı bir sistem. Bu hadis-i şerifte Mehdi (a.s.) döneminde böyle bir olayın olacağı belirtiliyor.
Evet, Oktar Hocam, seni dinlemeye devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Cennette bunlar, oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya koşuşturacaklar. Bunların adı Vildan. Cennetteki isimleri Vildan. Temizliyor da onu. MaşaAllah.
KONUK ANNE: Rabbim hepimizi işte böyle yaratıyor. Daha sonra işte.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hoppala, sarman ile aynı. İkisinin de merak ettiği yer farklı. O fiber gibi bir şeyin arkasında değil mi? MaşaAllah, bayağı yakışmış, güzel olmuş. Anne, görüyor musun, günahsızlığı, temizliği yüzdeki? Şu nura bak. Günah olmayınca, nasıl güzel oluyor yüz. MaşaAllah.
KONUK BEY: Hocam, bir şey danışabilir miyim? Şimdi, öncelikle izniniz olursa bir-iki cümle söylemek istiyorum. Biz hasbelkader, birkaç kere, epeyce bir süre televizyon ekranlarında bulunduk. Fakat bunu bir şans kabul edip, bir-iki cümle söylemek istediğimi...
KONUK BEY: Nasip olmadı. Reklamlar girdi araya, vesaire. Öncelikle bizim gibi, işte aynı biz ekranları başındaki insanlar gibiyiz, sade vatandaşlarız. Şeref verdiniz, bizi davet ettiniz, öncelikle onun için çok teşekkür ederim.
KONUK BEY: Ben, efendim şu dikkatimi çok çekiyor. Bu konuda acaba bir şeyler yapılabilir mi diye, ben sade bir vatandaş olarak dile getiriyorum. Çünkü her zaman takdir edersiniz bu tip fırsatlar oluşmuyor. Şimdi bu çocuklara baktığımız zaman, bütün insanlık, hangi dinden olursa olsun, örneğin bir kanalda düzenlenen bir yarışma var efendim. Herkes ilgili ile izliyor, onları seviyorlar, beğeniyorlar. Şimdi ben kendi kendime düşündüğüm zaman, acaba çocuklar neden bu kadar çok seviliyor diye. Şunu anladım ki, çocuklar da kavga ediyorlar birbirlerinin arasında. Çocuklar da aynı bizim gibi yemek yiyorlar. Bir şeyleri paylaşamıyorlar, ama çocuklar gene de çok seviliyor. Düşündüm, düşündüm kendi kendime, neden diye. Anladım ki, çocuklar yalan bilmiyor. Şimdi kendi kendime düşünüyorum, siz daha iyi bilirsiniz efendim. Acaba Resulullah (s.a.v.)’ımız buyurmuş ki, Müslüman, birtakım hataları, günahları işleyebilir. Şunu yapabilir mi, yapabilir, ama tevbe eder. Fakat, yanlış bilmiyorsam eğer, şunu biliyorum ki, sıra yalana geldiği zaman, yalan ile iman bir arada olmaz demiş. Bu bence belki, insanlığın bugünlere gelmesinde çok çok çok önemli bir etken. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çok açıkça söylemiş, yalan ile iman bir arada olmaz demiş. Örneğin, bir Müslüman hataya düşüp, alkol alabilir değil mi? Ellerini açar, Rabbimiz’den tevbe eder. Ve Rabbimiz, tevbesini kabul edebilir. Ama Peygamberimiz (s.a.v.), çok açık bir şekilde, çok önemli bir unsur bu, demiş ki, yalanla iman bir arada olmaz. Yani yalan söyleyen bir insanda, iman olmaz ki. İmanı olmayanın, tevbesi de kabul olmaz demektir diye anlıyorum efendim. Heyecanımı mazur görün. Şimdi efendim, ben diyorum ki, ben bir teklif yapıyorum, sokaktaki basit bir vatandaş olarak. Ben diyorum ki, ticaret kötüye gidiyor, dünya ekonomisi kötüye gidiyor, her şey ailevi ilişkiler kötüye gidiyor. Artık birbirimizi sevmeyi unuttuk biz. Yani Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i sevdi, onun yüzü suyu hürmetine, bu kainatı yarattı ve biz birbirimiz sevmekten aciz olduk. Yani para, dünya, ekmek ayrı. Ama ben bakıyorum, insanlar birbirlerine sevgi ile yaklaşamıyorlar. Yolda, çok afederiniz, bir kedi ve bir köpek, üzerlerinden insanlar araba ile geçip, aşağıya inme ihtiyacı bile hissetmiyorlar. Kazara olsa bile, bilerek yapan insanlar da var. Şimdi eğer biz, Rabbimiz’in kuluysak, Müslüman isek, bir, bence görüşüm bu, hepimiz zaman zaman hata yapabiliriz, ama yalanı ortadan kaldırmalıyız, önce kendimiz temizlemeliyiz. Ben akşam evde yattığım zaman, ben bugün yalan söyledim mi? Ben eğer bunu yaptıysam, Efendimiz (s.a.v.)’in asla ve asla hiç sevmediği bir şeyi yaptım demeliyim. Bunu bir daha yapmamak için elimden geleni söylemeliyim. İki, sigarayı bırakmak için gün yapıyoruz efendim. Kanser günü yapıyoruz. Ben diyorum ki, yalan kanserden daha büyük bir hastalık. Ama bunun ile ilgili dünyada bir gün yok. Biz, efendim sizin önderliğinizde eğer mümkün ise, bana kızmayın sakın. Ben diyorum ki, siz bize önderlik yapın efendim. İnanıyorum ki, medya da size verecektir. Dünyada bir gün. Biri çıkmış demiş ki, biz annemizi çok seviyoruz, anneler günü olmuş, öyle değil mi? Ben de diyorum ki, hangi dinden olursa olsun, insanlar yalana karşı. Hiç kimse kendisine yalan söylenmesini istemez. O zaman, dünya genelinde bir gün olsun, o gün de yalanlar, kim, yani yalan mevhumu lanetlensin, bir. İki, yalan söyleyenler, tanıtılsın. Tamer yalan söylediyse, densin ki, Tamer bir yalancıdır. Tamer, en büyük cezayı almış olur zaten o zaman. Çünkü artık Tamer, ne ticaret yapabilir, ne bir yere gitse, o insanlar arasında güvenilir o insana, biter. Biz, yalan ön planda olduğu için sevgiyi unutmuşuz. Çünkü güven kalkmış. Güvenin olmadığı bir yerde, sevgi olabilir mi? Biz ailemizle, bakın siz öyle bir program yapıyorsunuz ki, ben bunu can-ı gönülden söylüyorum. Ben sizi uzun zamandır efendim takip ediyordum. Şimdi din, din ile ilgilenen bir insan gelince, sanki o insan hiç şaka yapmaz, bir bebeği burnundan ısırmaz. Öyle zannediliyor. Ama öyle değil. Sizin içinizde sevgi var, bu hissediliyor. Ben ilk defa hayatımda sizinle yan yana geldim ve sizi can-ı gönülden çok sevdim efendim, bunu yürekten söylüyorum. Şimdi diyorum ki, birbirimizi sevelim. Sohbet edelim. Akşamları tabii dizi de seyredelim, bilmem ne de. Ama bu tür programlar, sizin yapıyorsunuz ne güzel, Allah sizlerden razı olsun, başımızdan eksik etmesin. Sizin gibi bu tür programlar artsın. Bizim, televizyonlarda artık para alışverişi, o bunu öldürdü, bu bunu öldürdü yerine, bizim Türk Milletimizin çok önemli, dünyaya önderlik edebilecek. Bakın, biz hep Avrupa Birliği’ne girmek istiyoruz. Niye Avrupa Birliği bize girmek istemiyor? Bakın, bizim bir kanunumuz var. Diyor ki, komşusu açken, tok olan bizden değildir. Şimdi bu, bir kanun olmalı ve Avrupa Birliği bu standarda uymalı. Bu standartları biz üretmeliyiz. Avrupa Birliği’ne karşı değiliz. Biz dünyaya karşı değiliz. Allah’ın yarattığı hiçbir şeye karşı olamayız ki biz. Yani böyle bir şey düşünülemez. Bir Müslüman’a yakışmaz. Bir Müslüman ne demektir? Kıyafeti ile mi belli olur Müslüman? Cenab-ı Hak bizim kıyafetlerimize göre değerlendirmeyecek ki. Burada ona olan sevgimize, sadakatimize göre bizi değerlendirecek. İnşaAllah, bütün hepimizin günahlarını Rabbimiz affeder. Şu dünyada bir sevgi olsa, birbirimizi sevsek, yalan konuşmasak, insanlar birbirine güvense, biri aç kaldığı zaman ona gitsek, yardımcı olsak, komşumuzun gerçekten kapısını çalıp, komşum nasılsın, iyi misin? Biz efendim Şenay Hanımlarla karşı karşıya komşuyuz. Karadeniz’de yaklaşık 5 yıl yaşadık. Orada insanlar, emin olun, bu büyük şehirlerin stresinden uzak, biraz daha yardımlaşmayı seviyorlar. Şimdi birinin bir sıkıntısı olduğu zaman birbirlerine koşuyorlar dertlerine ve böylelikle emin olun çok daha dirençli bir şekilde bu tür krizlerden çıkabiliyorlar. Biz Şenay Hanımlar ile aynı apartmanda oturuyoruz. 40 tane şey var. Şimdi çok ilginç, ben bizim apartmanda, apartmanımızda, 3 tane, 4 tane komşudan başkasını tanımıyorum. Yani bu benim ayıbım. Ben komşuma gitmeliyim. Bir sıkıntın var mı diye sormalıyım. Eğer o beni kovsa bile, ben yarın gene gitmeliyim ona. Aramızda, herhangi bir insan ile bir sürtüşme çıkabilir. İnsanız, beşeriz, hatalar yapabiliriz. Ama çok basit bir yöntem var. Onu suçlamak yerine, çünkü ben onu suçladığımda, o bana geri dönüyor, ben ona, o bana, o bana, iş uzuyor, ya mahkemeye oluyor. Bakın, mahkemeye bile ihtiyaç kalmaz, şunu yapabilsek. Hepimiz birer yargıç olsak, yargıçların, mahkemelerin yükünü hafifletsek. Desek ki ben ne hata ettim? Ben ne hata işledim? Önce kendimizi yargılasak. Çünkü efendim takdir edersiniz, Cenab-ı Hak ayeti kerimesinde, bazen, siz daha iyi bilirsiniz benim haddime değil belki bunları söylemek ama örneğin diyor ki; andolsun o Ay’a, andolsun o Güneş’e. Bir ayeti kerimesi de şöyle başlıyor, andolsun nefsi levvameye diyor efendim. Şimdi nefsi levvame takdir edersiniz, siz daha iyi bilirsiniz, konuşmak benim haddime değil ama her zaman böyle nasip gelmez takdir edersiniz. Şimdi nefsi levhame büyüklerimiz bilirler, herhangi bir kişinin bir kulun, bir nefsin kendi kendini levmetmesi Arapça bir kelime takdir edersiniz, yani kendi kendini yargılaması, kendinde hata araması demektir. Şimdi biz bile kullar olarak herhangi bir şekilde bir yemin edeceksek takdir edersiniz hep değer verdiğimiz şeyler üzerine yemin ederiz. Ne deriz vatanımızın üzerine andolsun, bayrağımız üzerine, annemiz üzerine, Kitabımız üzerine andolsun deriz. Çünkü değer verdiğimiz şeyler üzerine and içeriz. Cenab-ı Hak da eğer nefsi levhame üzerine andolsun diyorsa, ben buradan şu sonucu çıkarıyorum yanılıyorsam beni mazur görün Rabbim de mazur görsün, demek ki Cenab-ı Hak kendi kendini eleştiren nefse çok ama çok değer veriyor. O halde biz kendi kendimizi birazcık yargılamalıyız. Ticaret hayatında olsun, ailevi hayatımızda olsun. Biz gerçekten ben inanıyorum efendim. Rabbimiz’in sevdiği bir milletiz öncelikle. Çünkü bir Fatih Sultan Mehmet gibi, büyük bir sultan bizim milletimizden çıkmış. Kuran-ı Kerim’de ismi geçen çok büyük bir komutan. Tüylerim diken diken oluyor. Şuna emin olsun sevgili milletimiz. Şöyle dua ediyorum efendim. Bana güvenebilirsiniz, insanlar da bana güvenebilirler. Benim milletim iyi olsun gerçekten ben öleyim. Gerçekten canımı verebilirim.
ADNAN OKTAR: İşte ben Allah aşığı derken bunu kastediyorum. Bak gördünüz, içi sevgiyle dolu, bak diyor ki bütün milletimiz birbirini sevsin diyor. Ben yıllardan beri bunun üzerinde duruyorum. Dışarı çıktığımızda birbirimize selam verelim. Lokantaya gittiğimizde birbirimize sevgi göstertelim, masaları birleştirelim. İki günlük dünya. İmtihan oluyoruz. Bu nedir böyle? Kimse kimsenin yüzüne bakamıyor.
KONUK BEY: Şimdi efendim bazen mesela takımlarımızın maçları oluyor yurt dışında. Şimdi bakıyorsunuz, çok büyük bir takım ama Fenerbahçe’miz ama Beşiktaş’ımız ama Galatasaray’ımız ama Trabzon’umuz hangi takımımız olursa olsun, o takım olduğu zaman bir kere hepimiz o takımlı oluyor bu bir gerçek. Şimdi bakın. O takım 3-0 mağlup oluyor sonra bütün halkımız öyle gönülden istiyor ki öyle bir şey oluşuyor ki, bir birlik ruhu oluşuyor ki o ruh öyle bir mutluluk veriyor ki insana, o mutluluğu ne ekmek veriyor, ne son model bir araba veriyor, ne para veriyor ne pul veriyor. İnsanlar bir kere şöyle elele tutuşsa, birbirimizi şöyle bir can-ı gönülden, hani siz bizi geldiğimizde öyle yürekten sarıldınız ya efendim. Orada bir şey oluyor, kelimelerle anlatamıyorum ama unuttuk biz bunu. Neden unuttuk? Şunun için unuttuk. Bir, biz bir geçim derdine düştük. Biz hep sistemden şikayet ettik. Ama unuttuk ki bu sistemi biz kendi elimizle yaptık. Ne diyor? Allah zulüm etmez, lakin siz kendi kendinize zulüm edersiniz. Başınıza gelen musibetler kendi ellerinizle kazandıklarınızdandır. Peki, biz bunu unuttuk. Şimdi ne yapalım? Dönelim Kitabımıza. Sistemi biz kurduk kendi elimizle, şimdi sistemden şikayet ediyoruz. Yalanı biz söylüyoruz sonra yalancılara kızıyoruz. E, ben söylüyorum yalanı. Ben bırakayım yalanı. Biz bırakalım yalanı. Kimse kimseden şikayet etmesin. Fakir, adam kötülük yapıyor, yapmasın. Çekelim onu ama ona kötülük yapacak zemini de hazırlamayalım. Elinden tutalım, birlik olalım. Birbirimizi sevelim, sonra bütün dünya desin ki ya böyle bir millet var dünyada, bu millet değişti bir acayip oldu. Çünkü her şeyi yaparız biz. Biz çağ değiştirdik. İstanbul’u fethettik. Bunu yapalım, önderlik edelim. Emin olun aklın yolu bir. Ben bazen efendim şöyle düşünüyorum. Amerika’da görüyorum. 30 yaşında gencecik bir çocuk, 25 yaşında gencecik bir kız. Bir anda Rabbim hidayet veriyor. Bir anda o insanlar değişiyor. Bir bakıyorsunuz o Amerikalı insan gidiyor Kâbe’ye, gencecik yaşta. Hacı oluyor efendim. Ben emin olun, kendi adıma konuşuyorum. Ben kendi, kendimden utanıyorum. Çünkü şöyle düşünüyorum. Diyorum ki bu insan Amerika’da kendi uğraşarak, didinerek araştırarak bu dinin hak olduğunu buldu, anladı, hissetti. Ve bunu çok değerli görüyor. Ama biz belki biraz hediye gibi bize verildiği için hani Rabbimiz bizi Müslüman bir memlekette dünyaya getirdi. Annemiz Müslüman, babamız Müslüman. Acaba birazcık da hani alışkanlıktan dolayı Müslüman olmaktan Allah’a sığınırım. Öyle söyleyeyim efendim. Şimdi ben şöyle düşünüyorum. Ben inşaAllah, Rabbimiz hepimizi Müslüman olarak kabul eder efendim. Ben Cehennem azabından korkarak Rabbime secde etmekten Allah’a sığınırım. O öyle bir Allah ki, O, o kadar güzel ki. O, o kadar güzel ki yani Bağışlayıcının öyle bir bağışlama özelliği var ki. Yani bunun sonu yok, bunu anlayamıyoruz. Nasıl bir kudret olduğunu. Bizi nasıl sevdiğini. Şimdi benim başıma bir şey gelse. Benim annem ne kadar çok üzülür değil mi? Bırakın annemi, bir dostum bile üzülür. Peki, benim teker teker atomlarımı var eden, beni topraktan var eden, beni yoktan var eden, bana her şeyden önce Ruhundan üfüren güzeller güzeli beni ne kadar çok önemser. Ben O’nun rızasını diliyorum. İnşaAllah hep O’nun rızası bizim vatanımızın, dünyanın üzerinde olur. Kamil bir Müslüman, Müslüman olmayan bir insan için ellerini açıp onun için hidayet dilemedikçe, onun da İslam’a hak yola girmesini istemediği sürece, kamil bir insan olamaz.
ADNAN OKTAR: Anne, gördün mü Allah aşkını? Ben ne dedim? Bakar bakmaz anladım dedim. Yani yüzüne baktım dedim bu Allah aşığı dedim.
KONUK BEY: Estağfurullah efendim, siz önderlik yapın efendim. Bir yalancılar günü yapalım efendim.
ADNAN OKTAR: Bak nasıl Allah aşkıyla konuşuyor, nasıl samimi? Değil mi nasıl candan? İşte benim vatandaşım böyle, benim milletim böyle. Ben diyorum ki Türk Milleti diyor niye lider olsun diyorlar. E bu nedenle işte diyorum.
OKTAR BABUNA: Tam dediğiniz gibi Hocam söylemişler zaten. Amerikalı söylüyor. Türkiye Orta Doğu ve Batı arasında köprü oluyor diyor. Sizin söyledikleriniz doğrultusunda.
ADNAN OKTAR: Yani dünyanın neresinde böyle insan vardır bana bir göstertin. Beraber gidelim Almanya’ya bulun böyle biri. Norveç’te filan. Böyle coşkulu, Allah aşkıyla, fedakar, yiğit. Allah için gözünü kırpmaz bu insanlar. Canını da verir, malını da, her şeyini verir. Yeter ki Allah aşkı olsun, Allah sevgisi olsun, muhabbet olsun. Anlatmak istediği bu. Yani sevelim birbirimizi. Allah aşkıyla yanalım diyor değil mi? Kardeşçe güzel yaşayalım. Eğer biz iyi olursak ne hayat pahalılığı olur, ne ekonomik kriz olur. Zaten Cenab-ı Allah onu, biz onu yapmadığımız için veriyor.
ADNAN OKTAR: Tabii şükür noksanlığından oluyor. Onlar da zannediyorlar ki bir para pul olsa biz Allah’a döneriz gibi. Halbuki o yapılmadığından bu oluyor zaten. Yani sistemin nedeni bu. Allah ayette diyor sizin diyor Bana diyor tam kul olacağınızı görürsem tavanlarınızı gümüşten yaparım diyor Allah. Yani müthiş bolluk veririm size diyor. Ama yapmıyorsunuz diyor Allah. Şükretmiyorsunuz diyor özetle. Aksini yapıyorsunuz Ben de o yüzden nimeti alıyorum diyor Allah. Ama maşaAllah Hocam tam Allah aşığı. İşte bizim vatanımız, bütün Mehmetçiğimiz, ordumuz, Anadolu böyledir. Olay bu.
KONUK ANNE: Ben buna inanmasaydım, bilmeseydim Hocam sizin yanınıza getirmezdim, davet etmezdim.
ADNAN OKTAR: E, sen de öylesin. Sen de delikanlı annesin.
OKTAR BABUNA: Onun için de Türk milleti, siz söylemiştiniz Hocam çok itibar görüyor, lider kabul ediliyor bu ahlakından dolayı demiştiniz siz.
ADNAN OKTAR: Şimdi Hocamın dediği o şey de çok önemli. Hakikaten şimdi yalanda insan, o insanla görüşemiyorsun. Yani adam ölmüş. Yok adam. Yani bir plastikten bir şeyle konuşuyor gibi. Doğru konuşan insan, normal insan o olmuş oluyor. Yani insanın nuruyla muhatap oluyorsun. Şimdi yalan söyleyen adamla, nasılsın diyorsun, iyi olmadığı halde iyiyim diyor. Mesela ne okuyorsun diyorum başka bir şey okuyorum diyor. Şimdi biz ölüyle mi konuşuyoruz, diriyle mi konuşuyoruz? Onun için samimi insanın vasfı bir de doğru söylemesidir. Doğru insanı ferahlatır, beynini açar, sağlık sıhhat verir. Yalan söyledikçe insan büzüşür, kavrulur.
KONUK BEY: Bir de dişi bir günah değil mi efendim. Dişi bir günah, yeni günahların oluşmasına vesile oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii yalandan her türlü rezalet çıkar. Bir kere, Allah kalpten sevgiyi alıyor yalanda. Yani Allah bir nursuzluk verir. Yalan çok berbat bir şey. Ama tabii bunu bütün her yere hakim etmek lazım. O da Kuran’ı ekmek gibi bağrımıza basmakla. Ekmek gibi böyle yanımızdan ayırmayacağız. Allah’a tam teslim olacağız. Can-ı gönülden çok seveceğiz. O zaman Cenab-ı Allah bize nurunu bereketini Allah’ın izniyle yağmur gibi yağdırır. Osmanlı döneminde nasıldı? Bak, kusurlu olmalarına rağmen, gene de daha iyi oldukları için en zengin memleketti Osmanlı. Bereket, bolluk, fetih. Musevi de rahat ediyordu, Hıristiyan da rahat ediyordu, Müslüman da rahat ediyordu. Eksikliğine rağmen. Darwinizmi soktular Osmanlı’ya, mahvettiler milleti. Bir tek orayı batırmadı, dünyanın her tarafını batırdı, Darw inizm.
ADNAN OKTAR: Bu eracifi temizlemek için bak aylardan beri uğraşıyoruz, yıllardan beri uğraşıyoruz. Daha yeni pes ettiler. Bir tek üniversitelere sığındılar şimdi, dünya üniversitelerine. Oralardan da kazıyacağız Allah’ın izniyle. Sığındılar derken, yani yalancı bir sığınma. Hocamın dediği tarzda. Gerçek bir sığınma değil. Şimdi hiçbir profesör şu an Darwinizm’e inanmıyor dünyada. Ama sorsan meslek icabı inanıyor. Yani çünkü mesleğini elinden alacaklar. Adamın sistemi Darwinizm’in üstüne kurulu. O giderse maaşını kesecekler. Maaş Darwinistleri türedi şimdi de. Onlara biz para vereceğiz. Normal Kuran’ı savunacaklar. Buna gerek yok. Para için insan kendini o hallere düşürmez. Yani, benim geleceğim ne olacak? Allah senin rızkını verir, değil mi? Böyle bir açmaza girdiler. 7-8 yaşında çocuklar bile öğretmenleriyle, çok özür dilerim, dalga geçiyorlarmış. Böyle alay ediyorlar yani. Tek bir tane ara fosilleri yok. Çocuklar soruyor, Hocam diyorlar bir tane bize ara fosil getirebilir misiniz? Bakıyorlar, normal bir hayvanın fosilini getiriyor. Tam, mütekamil, efendim altın oranla yaratılmış, değil mi simetrik, kemik yapısı her şeyi mükemmel. E çocuk soruyor, bunun neresi ara fosil diyor? Çocuklar cin gibi şimdi. Yani 7 yaşında çocuk 70 yaşında adam gibi, çok acayip akıllılar. Tabii, bilgisayara bir girdi mi çocuklar, bilmedikleri yok, tabii.
OKTAR BABUNA: Çok değişiklik oldu Hocam. Bizim arkadaşlar geçen gün dünyanın en büyük üniversitelerinden birinde evrim konferansı verdiler. “Evrim Aldatmacası”, PennsylvaniaState University. Dümdüz etmişler orayı. Cuma günü de şimdi Drexel Üniversitesi’nde Philadelphia’dasaat 7’de konferansları var isteyenler gidebilir.
ADNAN OKTAR: Sen bize bilgi vermedin. Bak daha yeni. Isparta halısı gibi diyorsun. Çiğnemişler.. EvelAllah. Yani kardeşim, gerçeğin karşısında nasıl dursunlar?
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, elhamdülillah. Şimdi bakın bir proteinin meydana gelmesi için nelere ihtiyaç var, say Oktar.
OKTAR BABUNA: Hocam, en az 60 tane başka protein gerekiyor. En az 60 tane.
ADNAN OKTAR: Yani burada zaten olay bitiyor; bir proteinin oluşması için başka proteinlere ihtiyaç varsa. Sıfırdır artık, bitti. Bundan sonra artık Darwinizm’den bahsedilemez. Başka?
OKTAR BABUNA: DNA gerekiyor. Mutlaka DNA’da kodlanmış olmaları gerekiyor bunların. Artı enerji gerekiyor, bunun için mitokondri gerekiyor. Çok kompleks bir yapısı var. Enerji santralleri. Artı protein fabrikaları gerekiyor, ribozom gerekiyor. Artı bütün bu proteinleri üçe katlayacak böyle, ona fonksiyon kazandıracak olan endoplazmik retikulum denen yapı gerekiyor, organeller gerekiyor. Bu da yetmiyor, golgi denen posta ofisi gerekiyor, ki proteinleri alıp görev yerlerine gönderecek. Bu da yeterli değil. Çok izole bir ortam gerekiyor. Bunun için mükemmel bir hücre zarı gerekiyor. Kapılarıyla, böyle iç seçici kapılarıyla. Bu da yetmiyor, hücrenin canlı olması gerekiyor, Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Darwinistler sıkışınca, bu konuyu uzaylılara bıraktılar. Uzaylıların işi gücü yok da mitokondrilerle, kofullarla uğraşacak. Hangi biriyle uğraşsın, insanların mitokondirisiyle. Değil mi? Hangi bir insanın kofuluyla uğraşsın adamlar uzayda. Peki onun kofullarını kim yaptı, mitokondrilerini kim yaptı? Onun proteinlerini kim yapıyor, uzaylının? O yok. Ona bilgi yok.
OKTAR BABUNA: Bir sonraki aşamada, Allahualem onu söylettireceksiniz Hocam, Allahualem.
ADNAN OKTAR: Tabii. Türk milleti çok zeki. Yüzde doksan dokuz, Allah’a inanıyor Türkiye’de. Dünyadaki en yüksek oran. Ve Darwinizm’e inanmıyor, yüzde doksan dokuz. 1971’lerde neydi kardeşim, bizim çocukluğumuzda. Tam tersiydi. Elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Evet. Yarın bizi 22:00 ile 24:00 saatleri arasında Aksu TV’den takip edebilirler.
ADNAN OKTAR: O benim güzel annemle beraber inşaAllah yine böyle programlar yapacağız. Yine görüşeceğiz inşaAllah. Hadi bakalım.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...