ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, selam.
OKTAR BABUNA: Aleyküm selam Hocam.
ALTUĞ BERKER: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA: Bu proteinlerin oluşmasının imkansızlığını anlatıyorduk Hocam. Darwinizmin geçersizliği, sosyal darwinizmden bahsettik sizin kitaplarınız doğrultusunda inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi niye öyle istiyoruz biliyor musunuz? Başka konular da anlatabiliriz. Biz nasıl bizim dinimize saldırıldığında rahatsız oluyorsak, onlar da kendi dinlerine saldırıldığında çok rahatsız olurlar. Yani çok can yakılır. Sizin zannettiğiniz gibi değil. Biz darwinizmi burada anlatıyoruz ama bir komünist bunu dinlerken tansiyon 24’e çıkar. Acayip bunalır. Tabii Allah şifa versin, istemeyiz. İlaç alsın, düşürsün ayrı mesele de çok kızdırır. Kuran ayeti var diyor ki Allah; “onların kalelerini işgal etmeniz” diyor inşaAllah. Yani onların bulunduğu yerlerde etkili olmanız onlara azap verir diyor Allah, ayet var. Değil mi, “kızdırır” diyor. Bir de bazı şeyler anlatılmaz ama insanların çoğu, birçoğu iman konusunda hep tereddüt içindedirler. Yani 50’ye 50’dir, hep tereddüt içindedir. Darwinizmi anlattığınızda o 50’ler 51-52’ye doğru çıkar. Çünkü bu şeytanın, iblisin büyük bir oyunudur. Çok büyük bir olaydır bu. Bakın, Hz. Adem (a.s.)’den itibaren bütün peygamberler bu fitneye karşı, bu Darwinizm fitnesine karşı.
Evet, Oktar Hocam ne diyorsun anlattıklarıma?
OKTAR BABUNA: Hocam kesinlikle, maşaAllah sizin vesilenizle oldu bu. Hakikaten bütün kötülüklerin kaynağında bu var.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz en can alıcı yerden olaya girdik. En sıkıntı veren yerden girdik. Şimdi imani konuları anlattıkça insanların imanları pekişmeye başlıyor. İman pekişince insana neşe gelir. İman tereddüdünde insanların canı müthiş yanar. İnsanların mutsuzluğunun nedeni ne biliyor musunuz dünyada? Bir tane nedeni var. Ne ekonomik krizdir, ne şu, ne bu. Tek bir tanedir. İman tereddütüdür. Kardeşim bir insan Allah’ın varlığından yüzde100 emin olsa, Cennetin varlığından yüzde 100 emin olsa, niçin mutsuz olsun? Bu mümkün mü? Aç bırakılsa, sürünsün yerde yine olmaz öyle bir şey. Adam, öleyim der. Müthiş mutlu olur. İman tereddütünden dolayı insanların canı yanıyor. Mutsuzluğun kökeni budur. Başka hiçbir nedeni yoktur. Mesela Rusya’da komünistler, o zaman ‘’Rustik’’ falan derlerdi, komünistlerin, Rusya’da çekilmiş resimler. Bütün milletin suratı düşmüştü değil mi? Mutsuz insanlar, neşesiz. Mesela Çin’de gidin, insanlıktan çıkmıştır insanlar adeta. Büyük bölümü öyledir. Mutluluk yoktur yüzlerinde. İman olmadığı için öyle işte. İman, hem dinçlik hem neşe, hem sevinç, hem güzellik hem kafa açıklığı ve müthiş bir akıl meydana getirir. Çok akıllı olur imanlı insanlar. Dolayısıyla evrime böyle ara ara vuruş yapılması büyük bir belayı engellemiş oluyor. Mesela bir kısım zavallı Müslüman kardeşlerimiz var, bazı garibanlar “Darwinizm var mı ki?’’ diyor. “Zaten öldü” diyor. Peki, niye sürünüyorsun? Niye böyle aşağılanıyorsun? Okul kapılarındaki konumun ne? Değil mi, niye bu kadar garibansın? Niye belirli semtlerin dışına çıkamıyorsun? Niye belirli mahallelerde, belirli yerlerde yaşayabiliyorsun sadece? Madem Darwinizm yokmuş. değil mi? Niye okullarda doçent, profesör olamıyorsun üniversitelerde? Göğsünü gere gere git de bir ol bakayım. Demek ki var. Anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Halk arasında biz bunu yok ettik. Daha önce yüzde 75’ti Darwinizme inananların oranı Türkiye’de, 1971’lerde. Her yer işgal altındaydı. Bütün mahalleler parça parça alınmıştı. O zaman sadece ülkücü gençlerin ve o zamanlar Milli Selamet Partisi vardı, onun gençliğinin bir atağı vardı, imani atağı vardı. Ama tabii o zamanlar yetersiz kalıyordu. İnsanlar çekiniyorlardı Darwinizmden. Yani Darwinizmin üzerine giderken altta kalmaktan korkuyorlardı. Darwinizmi inceleyip onu çökertmek istiyor ama mayın tarlası gibi giriyor imanını kaybediyor. Kendi düşüp patlıyordu. Kimse giremiyordu o alana. Sadece uzaktan uzağa “olur mu öyle şey, maymundan gelsek bütün her yer maymun dolu olurdu şu anda” falan ipsiz sapsız mantıksız izahlar, böyle çocuksu mantıklarla yahut da; “var mı ki Darwinizm ya, nerede?” falan diyor. Dünyadaki devletlerin yüzde 95’inin resmi ideolojisi resmen devlet Darwinizmin üzerine oturmuş durumda. Devlet ideolojisi yani. Nasıl var mı yok mu diyorsun sen? Devlet orduları, dünyanın yüzde 95’inde Darwinizmin üzerine oturmuştur. Dünyadaki devlet ordularının yüzde 95’inin resmi ideolojisidir. Subaylar Darwinizme göre eğitiliyor dünyada. Güçlü olan kazanır, tabii seleksiyon vardır, bilmem ne falan feşmekan. Altan alttan aşılanıyor ve subaylara din yok deniliyor, din yok. Bu halkın inancıdır. Siz bunlara bakmayın. Eğer dinde herhangi bir kıpırdama olursa, tepelerine bineceksiniz denir. Dünyanın yüzde 95’inde böyledir. Amerika, İngiltere, Fransa hep bu işi garantiye almışlardır kendi kafalarına göre. Mesela Fransa’da masonluk desteğinde Darwinizm devlet ideolojisidir. Biz vurunca ani bir gece hareketiyle, Fransa zangır zangır sallandı böyle. Şöyle bir gitti, geldiler. Bir daha vurduk, bir daha vurduk. Vura vura çökerttik. Gururları çok işimize yaradı. İlk vurduğumuzda gururlarından bağırmadılar. Bir daha vurduk yine bağırmadılar. Böyle ana vuruşları yaptıktan sonra bağırdılar ama ağır yaralandılar. Diz üstü çöktüler bir daha da kalkamadılar. Önce dediler ki; “ya ne var bunda, kitap göndermiş önemi yok. Gönderir gençler. Böyle oluyor arada sırada. Biz duyuyoruz zaman zaman’’ diyorlardı. Ama olay öyle değilmiş, kezzap içmiş gibi oldular.
OKTAR BABUNA: “Bomba etkisi yaptı, nükleer bomba yağıyor’’ falan diye böyle.
ADNAN OKTAR: ‘’Gece baskını’’diyor. Gündüz mü basacaktık, tabii gece basacağız yani. ‘’Gökten felaket yağıyor’’ diyor. Var ya Amerikalıların B52’leri, havadan ağır bombardıman yapıyor. O tarz bir açıklama yapmış.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun Hocam, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Herhalde iki yüz Fransız gazeteci sizinle görüşmeye gelmiştir o dönemde, hatırlıyorum ben Hocam.
ADNAN OKTAR: İki yüz olmasa bile, epey gelen oldu. Fransız gazeteciler var, atom forvet keratalar, böyle kendilerini çok uyanık zannediyorlar, benim ağzımdan laf alacak, beni tongaya düşürecek falan. Yatta saatlerce röportaj yaptık, aynı soruyu bir daha soruyor. Sinirleri bozulmuş böyle. Bir daha soruyor, bir daha soruyor. Kendilerince tongaya bastıracak böyle. Kendilerince bir aralık arıyor. Sen kurtsan biz yetmiş bin kere kurduz. Sen kimsin kerata? Daha kıtibiyoz kerata, atom forvet, uçuyor havada bize oturmuş açık yakalayacak, Fransız basını da böyle manşetten verecek. Tabii böyle turşu yemiş kedi gibi gözleri dört açıldı gitti. Dolayısıyla Amerika’yı da çökerttikten sonra, Fransa, İngiltere’yi de çökerttikten sonra müthiş garibanlaştılar, şu an bir sessizleştiler. Yani bir şey olduğunu anladılar. Arkasından şimdi Museviler diyorlar “Mesih geldi” diyorlar. Kardeşim bak, kaç bin yıldan beri Mesih bekliyorlar. İlk defa Mesih geldi diyorlar ve Sanhedrin’in kararı bu. Sanhedrin diyor bunu. Yani Musevilerin Sanhedrin Mahkemesi söylüyor ve onların üyeleri söylüyor; “Mesih geldi”. Yani kim, “Mehdi (a.s.) geldi” diyorlar. “İsrail dışından gelecek” diyorlar “ve İsrail’e sahip çıkacak” diyorlar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sanhedrin de üç bin yıldan beri var olan, onların en üst düzey hahamlarının olduğu bir topluluk.
ADNAN OKTAR: Peygamberleri de tasdik eden bir topluluktur Sanhedrin. Yani halk genellikle Sanhedrin’e soruyor Peygamberleri. O devirde gelenleri, onlar tasdik ediyorlar, halk ondan sonra inanıyor. Genelde öyle olmuş inşaAllah. Şimdi Ahir zamanda gelecek Mehdi (a.s.), Hıristiyanlara da sahip çıkacak, Musevilere de sahip çıkacak. Bazı ahmak Müslümanlar, Hıristiyanlarla savaşalım diyorlar. Musevilerle de savaşalım. Yani dökelim kanlarını, hepsini öldürelim, yok edelim diyorlar. Kafir hepsini biçelim diyorlar. Şii kafirlerini de keselim diyorlar. Onlar da kafir diyorlar. Alenen inkar edemezler, hepsi kafir diyorlar. Vehabiler için de kafir diyorlar. Alevi, Bektaşi zaten kafir olarak görüyorlar. Bir avuç kendileri, o da belirli yerlerde, belirli semtlerde böyle, bina altlarında, çok kötü, kirli bir hayalle yaşıyorlar. Böyle bir şey yok. Allah’ın sünnetinde böyle bir şey yok. Peygamberlerin sünnetinde böyle bir şey yok. Allah’ın kanunlarında böyle bir şey yok. Allah biz boğalım diye yaratmadı onları, değil mi? Hepsi “la ilahe illallah” diyor. Sen nereye asıp kesiyorsun? Ve sen asıp kesmeye karar veren adam, Ahiret’te Cehennem’in en dibine gideceksen sen ve onlar da Cennette olacaksa, sen nereden biliyorsun, değil mi? Dört cepheden bana işte bunları kafir ilan et, senin işte “bunlara saldırman lazım, Yahudilere saldırman lazım, Hıristiyanlara saldırman lazım. İşte bu bizden değil”. Sizden olduğumu nereden gördün benim? Ben Sünnileri sadece Müslüman olarak kabul eden, Alevileri ve Bektaşileri, Vehabileri insan olarak kabul etmeyen bir mantığın içine ben girer miyim? Tabii ki senden değilim ben. Ben Müslümanların birliğini savunan bir insanım. Türk İslam Birliği’ni savunan bir insanım. Birleştiriciyim, bölücü değilim. “O bölücü değil” diyor, iftihar ediyorum tabii ki ben senden değilim yani. “O yobaz değil” diyor, ben zaten yobazlığa karşıyım yani. “Karanlıktır” diyor, “çok karanlık görüyorum diyor. “Mason da diyemem, olabilir de, olmayabilir de”. Allah Allah, ipsiz sapsız. “Destekliyor da diyebilirim, diyemem de, tam karar veremiyorum. Ama şu açıktır ki, karanlıktır yani”. Karanlık, senin her yerin kararmış yani. Senin dünyan kararmış yani değil mi? Kıtibiyoz keratalar.
OKTAR BABUNA: Bir de duruyor Hocam arada hiç kıpırdamadan, 10 saniye 15 saniye.
ADNAN OKTAR: Hayır akıldane, bir de baktım hergeleyi araştırdım, PKK’lı. Tabii PKK’nın yani böyle tam elemanı. O ekibi de PKK’lı, ırkçı. Müslümanlıkta ırkçılık var mı? Bölücülük var mı? Kan döken komünist örgütü desteklemek var mı? Darwinist, materyalistler zaten öldü diyerek, Darwinizmi, materyalizmi alttan alttan desteklemek var mı? Bakın canı yanmış diyor ki, “niye Darwinizme saldırıyor ki?” diyor. “Darwinizm zaten yok” diyor. Komünistler demişlerdir, durdur ya. İşte iflahımızı kesiyor. Şimdi ne desin? Buradan yanaşıyor. Darwinizmi korumak için kendince şeytani bir taktik. Çünkü Darwinizmi vurursak biz, PKK’yı da vurmuş oluyoruz. PKK’yı kurtarmak için, Darwinizmi kurtarması gerekiyor. Nasıl kurtarsın? Tehlike yok diyor. Tehlike var. Ve silindir gibi ezeceğiz ve ezmeye de devam edeceğiz. Mesela “niye Türkleri savunuyorsun?” Ben Türküm ve güzel ahlaklı bir millet. Herkes tasdik ediyor bunu. “Sen ırkçı mısın?” diyor. Irkçı sensin. Çünkü PKK’lısın, hergele. Ben bütün milletimi kucaklıyorum. Ben has Türk milliyetçisiyim. Atatürk milliyetçisiyim ben. Türküm diyen herkes benim için Türk’tür. Irkçılık mı bu? Ben kromozom yapılarına göre mi insanları ayırt ediyorum yani? Değil mi, genetik kodlama mı yaptık biz?
OKTAR BABUNA: Bütün Müslümanlara sahip çıkıyorsunuz Hocam. Mesela, sizin kitaplarınıza baksa, Filistin sorunuyla ilgili kitabınız var, Türkmenistan, Türkistan’daki sorunlarla ilgili kitabınız var. Bütün dünyayı kucaklayan bir yapınız var.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Türk dedim mi adamlara alerji geliyor, yani çok acayip bir şey. Türk necip bir millettir. Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından övülmüştür. “İstanbul’u fetheden kumandan ne güzel kumandan” diyor. “Orayı fetheden asker, ne güzel askerdir”, diyor. Bu ne demektir? Hangi asker fethetti burayı? Türk askeri. Bak Peygamberimizin (s.a.v.) dilinden övülmüştür bu ordu ve millet. Uzatmaya gerek yok. Biz ırk üstünlüğü olup da dünyada sadece Türkler yönetecek demiyoruz ki. Biz diyoruz ki, Ermenileri de koruyup kollayacağız, Musevileri de, Ortodoksları da. Onlar hep bizim yedi emanımızda diyoruz. Allah’ın emaneti olarak alıyoruz diyoruz. Bu ırkçılık mı bu, değil mi? Kürdü, Lazı, Çerkezi, Zaza’sı hepsi bizim için Türk’tür. Türk demek, Türk eşittir Müslüman. Has ya. Eskiden biz hiç bilmezdik yeni çıktı bu konular. Yani biz ilkokuldayken falan aklımızın ucundan geçmezdi. Bizim akrabalarımız vardı, Kürt, Laz, Çerkez. Herkes kendini Türk bilir. Bu kadar, başka bir konu yoktu ya. Ivıklıya, cıvıklıya bir anormal felsefe çıkartmaya çalışıyorlar. Ama bizim milletimiz evvelAllah çelik, çelik. Şimdi de orduya kafayı taktılar, Türk ordusuna. Ordu yıpranıyor, yıprandı. Ordu bitti. Sen bitmişsin, senin kafan, beynin bitmiş. Ordu nereye bitiyor yani değil mi? Ya mesela sen farzedelim Ağrı Dağı’nı al çelikten, baristik çelikten. Şimdi o yüz bin kişi onun üstünde gezinse, elini sürse, o erir mi o dağ? Türk ordusu öyledir işte. Ama kir varsa o çeliğin üstünde, kir döküldüyse kazıya kazıya çıkartırız, çıkartırlar. Bizim ordumuz aslandır, gereğini yapar. Ne komünistini sokar, ne bilmem neyini sokar. Hepsini temizler. Nitekim mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olduğundan şüphelenirlerse hemen atarlar. Vatan, millet düşmanı olduğuna inanırlarsa atarlar. Gereğini yaparlar. Bu yıpranma değildir. Eleştiri de olur, niye eleştirilmesin? Dokunulmaz hiçbir yeri yok ki. Hiçbir kurum, hiçbir kişi yoktur. Cumhurbaşkanına bile dava açılıyor da, değil mi? İşte dokunulmaz şu şu şu şahıslar var diye öyle bir konu yok. Türkiye’de ki şu dokunulmazlık olayı kalkmadıktan sonra, Türkiye’ye demokrasi gelmez. Allah esirgesin. Çok büyük bir tehlikedir bu. Şu şu şu şu şahıslar, bunlara dokunamazsınız. Olur mu öyle şey? İstediğin gibi mahkeme edebilirsin, yargılayabilirsin, teknik takibe alabilirsin. O da vatandaş, o da dokuz ay on günlük, o da Allah’ın kulu. O da insan, o da hata yapabilir. Vatandaş hata yaptığında içeri, başka vatandaş hata yaptığında dışarı. Böyle hukuk olmaz, tabii.
SUNUCU: Hocam kısa bir ara verelim mi?
Kısa bir ara veriyoruz.
SUNUCU: Yayınımıza tekrar hoş geldiniz diyoruz ve Adnan Bey’e tekrar sözü bırakıyoruz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam alıştın, dedin nasılsa Hocamız var diyorsun. O anlatır.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Sizin anlatmanız her zaman bambaşka maşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Tamam. Bir de komünistleri, Stalinistleri, PKKlıları en kızdıran şeylerden bir tanesini söyleyeyim mi? Atatürk’ün dindarlığı. Anormal yani, böyle mide ülserinden tut, ne o? Kasılmalara ne deniyor? Sinire dayalı kasılmalara?
OKTAR BABUNA: Nöbet. Miyokronik nöbet.
ADNAN OKTAR: Miyokronik nöbetlere kadar, birçok şeye sebep olabiliyor. Bakıyorum ara ara hemen Atatürk’ün böyle bazı kanallar böyle, komünist kafalı bazı düşüncede kişiler, hemen Atatürk’ü haşa böyle dinsiz gibi göstermeye çalışıyorlar. Kardeşim gençliğinden vefatına kadar hep Allah’tan bahsetmiş bir insandır. Namaz kılıyor. Hutbe veriyor. Kuran taşıyor yanında. Hasan Basri Çantay mealinden tut, Elmalılı Hamdi Yazır’dan çık. Kuran tefsirlerini, mealleri yaptırmıştır. Buhari’yi tercüme ettirmiştir.
ALTUĞ BERKER: Diyanet İşlerini kurdurdu.
ADNAN OKTAR: Tabii, saysak, yani say say bitmez. İman hatipler, ilahiyatlar. Onun için, Oktar sen yine Atatürk’ün dindarlığından bir şeyler söyle.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e duyduğu hayranlıktan bahsedelim mi Hocam inşaAllah?
Diyor ki Atatürk: “Muhammed Mustafa (s.a.v.), Peygamber olmadan evvel, kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Fahr-i alem Efendimiz sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılarla ve zorluklar karşısında 20 sene çalıştı ve İslam dinini kurmaya ait Peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra Cennetin en yüksek katına erişti”, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1922. Devam ediyor: “Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Anayasası hepimizce bilinir ki; şanı büyük olan Yüce Kuran’daki naslardır. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir”. Yani hem Peygamberimiz’in (s.a.v) ahlakını övüyor.Hem de İslam dini için “en eksiksiz dindir” diyor. 1923 yılında Balıkesir Zağnos Paşa Camii’ndeki minberden söylemiştir bunları. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri; “din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu dinlerin en sonuncusu, elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür. Onun hak peygamber olduğundan şüphe edenler şu haritaya baksınlar ve Bedir Destanı’nı okusunlar. Hazreti Muhammed’in (s.a.v) bir avuç imanlı Müslüman ile mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş Ordusu’na karşı Bedir Meydan Muharebesi’nde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir.
ADNAN OKTAR: Şimdi, evet. Atatürk’ün güzel o sözlerinden. Şimdi Beril sen, kendi yakınlarının dillerinden anlatılıyor mesela Ülkü Adatepe, manevi kızı ben görüşmüştüm Ülkü Hanım ile. Onun dilinden kendileri anlatıyor. Yani yaşayan şahitler anlatıyor bunu birebir. Evet. Yani biz komünistlerden öğrenmeyeceğiz Atatürk’ü, yakınlarından öğreneceğiz. Evet inşaAllah.
SUNUCU: “Annemi Zübeyde Hanım büyütmüştür. Onun anneme anlattığı bir anıyı aktarayım; Atatürk, 25 Ağustos'ta Kocatepe'ye çıktığı zaman orada şöyle dua ediyor: ‘Allah'ım, senin bana verdiğin fikir ve zekayla ben bütün planlarımı gerçekleştirdim. Bundan sonrası artık Sen’in mukadderatın…’ O, Allah'ına inanan bir insandı. Paşa, Ramazan’da Dolmabahçe'de veya Çankaya'da olduğunda anneme, 'Vasfiye, oruç tutuyor musun?' diye sorar, annem ‘tutuyorum’ dediğinde de çok memnun kalırmış. Bana hastalandığımda dua ettirirdi, kendisi de ederdi. Çok iyi hatırlıyorum; paratifo geçiriyordum, çok üzülmüş ve beni kurtarması için Allah'a dua etmiş. Annesi Zübeyde Hanım da çok dindarmış. Anneme de daha yedi yaşındayken Kuran dersleri aldırmaya başlamış. Kız kardeşi Makbule Hanım'ın da namazını devamlı kıldığını biliyorum.
Safiye Ayla: Annesi Zübeyde Hanım da, ablası Makbule Hanım da çok dindar insanlardı, namaz kılarlardı. Atatürk, tam dindar, Müslüman bir aile ortamında yetişti. Atatürk de dindar bir insandı. Çok beğendiği Hafız Yaşar vardır. O Kuran okurken gözlerinden yaşlar boşanırdı. Hatta bütün Hocaları toplayıp, ayetleri okuyup izah ederek incelemeler yapardı. Bana; 'Allah'ın sana verdiği bu lütfu unutma ve bununla şımarma, mütevazı ol, daima Allah'a şükret' derdi. Kendisine ‘Paşam sen şunu yaptın, sen bunu yaptın' diyenlere de; 'bana Allah yardım etti, ben talihli bir insanım' derdi”.
Vasfi Rıza Zobu: “Peygamber (s.a.v.)'e çok hürmet ederdi. Peygamber (s.a.v.)'in çok sağlıklı bir muhakemeye vakıf olduğuna kaniydi. Bir gece Hz. Peygamber (s.a.v.)'in askeri dehasından bahsediyordu. Onun dine, fikre karşı saygılı bir kişiliği vardı. Kuran'a çok hürmeti vardı. Yanında üç hafız vardı; Hafız Yaşar, Hafız Hüseyin ve Hafız Mehmet. Ben o hafızları onun yanında, Çankaya'da tanıdım. Saygıyla dinlerdi. Onun karşı olduğu, yobazlardı”. Cemal Kutay:“Dünyada Atatürk kadar İslam dinini mana ve mefhumuyla kavramış ve onu aslına iade etmek için büyük kavga yapmış başka bir insan yoktur. Mustafa Kemal, 1300 sene sonra Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ruhunu şad edecek esasları getirmiştir. Mustafa Kemal'e 'dinsiz' diyenler Allah'tan utansınlar. Bugün secde-i Rahman'a alın koyabiliyorlarsa bu, onun sayesindedir”.
ADNAN OKTAR: Yeterli. Evet. Şimdi tansiyonların düşmesi için biraz ara verelim şöyle. Dinsizlerin falan, bazı komünistlerin. Atatürk’ümüz milliyetçi, mukaddesatçı, vatanını milletini seven, bayrağını seven, değil mi? Türk-İslam Birliği’ni savunan bir insan. Bıraksınlar yani, bu tip izahlar yapmayı. Evet, Oktar Hocam. Beril ne anlatayım söyle? İlk aklına geleni söyle anlatayım.
SUNUCU: Darwinizmi tamamladığımızı düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Yani bir konu söyle. Mesela şu konu da bana bir şeyler anlat de. Sana 25 saniye mühlet.
SUNUCU: Bulamadım, çok ani oldu. Hemen düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: O arada ben Oktar ile konuşayım.
SUNUCU: Soru sorayım o zaman. Ona kaçıyorum şu anda.
ADNAN OKTAR: Tamam hadi soru sor bakalım.
SUNUCU: Peki. Serkan Tan, Adana’dan: “Sayın Hocam, Amerika’daki iki yayınevi “21. yüzyılın Kuran’ı” ismiyle Rabbimiz’den indirilen Kuran-ı Kerim’de değişiklikler yaparak, örneğin üçleme inancını ekleyerek ve kendilerine göre haramlar koyarak bir kitap hazırlamışlar. Ve bu kitabı –haşa- Kuran diyerek, Kuveyt’te İngiliz okullarında öğrencilere dağıtıyorlarmış. Biz eminiz ki Kuran-ı Kerim asla değiştirilemez inşaAllah. Hocam bizim bu konu da yapacağımız bir şey var mı?”
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu konularda korkmaya ne gerek var? Şimdi Allah’ın bir olduğunu çocuk bile bilir. Üç tane Allah olur mu? Yemek yiyen, banyoya giden, uyuyan insan Allah olur mu? Buna kim inanır da, oturup bunu bir tehlikeymiş gibi oturup anlatıyor bilmem ne yani. Çok ciddi şekilde bir sorunu yoksa bir insanın, böyle bir şeye inanması mümkün değil, bir Müslüman’ın. Bir tane Allah vardır. O kadar inşaAllah. Dolayısıyla onların o tip kitap yazması ki, doğru da bilmiyorum yalan mı haberin aslı var mı? Hiçbir önemi yok. Bir tane Kuran’ımız vardır bizim, herkesin bütün dünyada aynıdır. Ben Kuran’ı değiştirdim diye birisi çıksa, ne cevap vereceğiz? Hiç muhatap olmayız yani. Her zaman öyle tipler çıkar. Oturup bunu ciddi bir sorunmuş gibi biz ele almayız. Hıristiyanlık da bir süre sonra Müslümanlığa dönecektir. Hz. İsa (a.s)’ın nuzulüyle. 10-15 yıla kadar dünyada çok büyük değişiklikler olacak, göreceksiniz. İnşaAllah. Yani, Avrupa’daki bir genç herhangi bir insan, üniversite öğrencisi üç tane Allah var dersen, Hz. İsa da Allah’tı dersen; yemek yiyor, banyoya gidiyor, uyuyor, yıkanıyor, acıkıyor. Böyle bir insan Allah’tır dersen, buna kim inanır Allah aşkına yani? Oturup bunun tehlikesini anlatmanın bir gereği yok. İnanan da bir garip durumda demek ki, Allah hidayet versin. Böyle bir tehlike tamamen kalkacaktır, Mehdi (a.s)’ın zuhuruyla, Hz. Mesih (a.s)’ın gelişiyle bu konu kökten hallolacaktır inşaAllah. Az bir şey kaldı. Biraz beklerlerse görürler. Mehdi (a.s) geldiğinde zaten Hıristiyanlara İncil’in aslıyla, Musevilere de Tevrat’ın aslıyla hükmedecek inşaAllah. Tevrat’ın ve İncil’in orijinalleri bulunacak. Bulunmamış olsa bile, şu anda bile Tevrat’ın ve İncil’in orijinalini biz nerede bunu görüyoruz? Kuran’da görüyoruz. Hz. Musa (a.s)’ın bütün hayatı anlatılıyor, İbrahim (a.s)’ın bütün hayatı anlatılıyor, değil mi? Hz. Lut (a.s)’ın, Hz. Yusuf(a.s)’ın, ben-i İsrail Peygamberler yani bütün müminlerin, Peygamberlerin hayatı Kuran’da çok detaylı anlatılıyor, Hz. Süleyman’ın da. Dolayısıyla Tevrat’ın orijinali zaten Kuran’da var. İncil’in orijinali de Kuran’ın içerisinde var. Ama ayrıca bulunacaktır inşaAllah. Biz Hz. İsa (a.s)’ın Kuran’da belirttiği izahlara, ayetlere de uyuyoruz. Hz. Musa (a.s)’ın Kuran’da, onun diliyle Cenab-ı Allah’ın aktardığı ayetlere de uyuyoruz. Hz. Musa (a.s) da bizim Peygamberimiz, Hz. İsa (a.s) da bizim Peygamberimiz, Hz. İbrahim (a.s) de ve Hz. Muhammed (s.a.v) de. Dolayısıyla, İslamiyet dünyanın en akıllı, en doğru, en mantıklı dinidir. Yani dünyada tek din olacağı çok aşikar görülüyor, değil mi? Tertemiz böyle, ekmek gibi. Her şey çok nettir. Cennet, Cehennem çok nettir. Allah’ın varlığı, birliği çok nettir. Hiçbir konu kapalı kalmamıştır. Allah, ayette diyor: “Her şeyi açıkladık” Kuran’da, şeytandan Allah’a sığınırım. Hatta ileride olacak olaylara varıncaya kadar, değil mi? Bilimi mesela Kuran farz kılmış, bilimi. “Beni anlamak için bilime ihtiyacınız var” diyor Allah. “Ben size bilim yarattım” diyor. “Bilime sarılın beni anlayın” diyor ve “bilimi size farz kılıyorum” diyor Allah ayette. Onun için Müslümanlar paleontolog olacak, jeolog olacak değil mi? Biyologları olacak, kimyacıları olacak, genetikçileri olacak. Binlerce bilim dalında inceleme yapan insanların olması farzdır. Müslümanların buna çok büyük ihtiyacı var inşaAllah.
Oktar Hocam ne anlatmak istiyorsan anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Fosillerimiz var eğer uygun görürseniz. Bir de sizin söylediğiniz konuyla ilgili bir haber var Hocam inşaAllah. Siz demiştiniz ki; “Gazze’de öldürülen insanlar ya da başka yerlerde, herhangi bir hayvan öldürülse bütün dünya ayağa kalkar” demiştiniz. Bunun için bakın: “Ey insanlık neredesin” diye; “Katar’da ABD-İslam Dünyası Forumu’nda konuşan Başbakan Erdoğan ‘gelişmiş dünya, kutuplarda nesli tükenen hayvanları önemsediği kadar çocukların katledilmesini de önemsemelidir’ dedi”.
ADNAN OKTAR: Şimdi gelişen dünya, İslam aleminin şu durumuyla bu sözü benimseyip yerine getirir mi? Getirmez. Peki, Türk İslam Birliği oluştuğunda, Hz. Mehdi (a.s.) da manevi lider olarak başında olduğunda bunu söylemeye gerek var mı?
OKTAR BABUNA: Yok kimse hayal bile edemez zaten böyle bir şeyi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi, bir Müslümanın tüyüne dokunmak mümkün olur mu?
OKTAR BABUNA: Mümkün değil Hocam. Hayal bile edemezler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evini ocağını yıkmak mümkün mü? Hapishanelere doldurmak mümkün mü? Değil mi? Koyun boğazlamak gibi boğazlamak mümkün mü? Tahayyülü mümkün değil. Peygamberlerle güya haşa, alay etmek mümkün mü? Bundan kurtulmak istiyorsak o zaman neyi istemesi gerekiyor? Türk İslam Birliği’ni. Ey Avrupa, ben Başbakan’ı tenzih ederim. O politikacı tabii ki bu konuları anlatamaz benim anlattığım gibi. Anayasa ile, kanunlar ile onun ne konuşacağı sınırlıdır. Ama benim sınırım geniş inşaAllah, istediğimi konuşurum Allah’ın izniyle. Türk İslam Birliği olmadan Avrupa hiçbir şeyi dinlemez. İnsanlardan merhamet dilenmekle olmaz. Başbakanımı tenzih ediyorum o doğrusunu yapıyor, ona bir şey demiyorum. Güç, Allah’ın verdiği bir güç vardır. Bak Cenab-ı Allah diyor: “Birleşin, kimse sizi yenemez” diyor. “Bölünürseniz perişan ederim sizi” diyor Allah. “Onları size musallat ederim” diyor Allah. Bak “dışarıdaki insanları size musallat ederim” diyor, çok fazla Kuran ayeti var. Nitekim de böyle olmuştur. Allah diyor: “Parçalayıcılar gibi olmayın” diyor. Parçalayıcılardan bahsediyor Allah. “Bölünmeyin” diyor, “ayrılıp dağılmayın, Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi” diyor, “lehimlenmiş gibi omuz omuza gelin” diyor Allah. “Birlikte mücadele edin” diyor, “Allah böyle olanları sever” diyor, değil mi? “Çekişmeyin” diyor Allah, “gücünüz elinizden gider” diyor, haram kılmıştır Allah. Hem çekişme, ne çekişme? Bir tane Kuran var, bakın mezhep ayrılıklarından meydana gelen nefrete bakın. O, onun camisini bombalıyor. O, onun camisini bombalıyor gibi gösteriyorlar. Ve müthiş bir oyun oynanıyor. Çözüm Hz. Mehdi (a.s.)’dadır. Peygamberimiz (s.a.v.) yolunu göstermişken, bak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Ben, benden sonraki olayları size bildireceğim” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’ın imamlığı Kıyamete kadar geçerlidir. Kıyamete kadar onun emirlerini yerine getirmekle biz mükellefiz. Şimdi Peygamberimiz (s.a.v.) yan evde olsa, bize bir haber gönderse, dese ki; “buradan Adnan git evine aç Kuran oku”. Kuran oku demeyeyim de mesela “git evine arkadaşlarına yiyecek dağıt”. Bu, mesela “yiyecek dağıt” dedi. Benim adıma dedi Peygamber (s.a.v.) bunu, benim adıma yiyecek dağıt dedi. Derhal yapmakla mükellefim ben. Mesela dedi ki Peygamberimiz (s.a.v.): “Ben vefat ettikten sonra Adnan git”, efendim “Fransa’da tebliğ yap”, değil mi? Veyahut da “orada şöyle bir faaliyet yap”. Vefat etti artık onun imamlığı bitti diyebilir miyim ben? Bana emir vermemiş mi o? Bu emri Kıyamete kadar geçerli. Şimdi ne diyor Peygamber (s.a.v.)? “Benden sonraki Kıyamete kadar olayları size bildiriyorum ve size talimatlarımı söylüyorum” diyor, emirlerimi. Şu olay mesela bak; “Hz. Hasan (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.) şehit edilecek” diyor, “Hz. Ali (a.s.) şehit edilecek” diyor. “Ömer, Osman şehit edilecekler, fitneler başlayacak” diyor. Cengiz Hülagü fitnelerini söylüyor. Arkasından diyor; “benim evlatlarımdan Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. “Alametleri şudur” diyor: “Fırat’ın suyu kesilecek, on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak”. Hepsini sayıyor. “Bunları gördüğünüz de bilin ki benim evladım geldi” diyor. “Büyük de bir ateş göreceksiniz” diyor. “Onu da gördükten sonra o artık oraya ayak bastı demektir” diyor. “Eğer” diyor, bak; “o dönemde bölünmüş olacaksınız siz” diyor, “parçalanmış olacaksınız ve fitneye düşmüş olacaksınız” diyor. “Ve mezheplere ayrılmış olacaksınız” diyor. “O mezheplerinizi kaldıracak, sizi birleştirecek, İslam’ı dünyaya hakim edecek, ona uyun” diyor. Bahane türetmesinler diye ne diyor biliyor musunuz Peygamber (s.a.v.)? “Karda” diyor kar, kış böyle tipi ama ayağa da kalkamıyorsun böyle yaralısın “Karda sürünerek olsa da, karda sürünerek de onun yanına gidin” diyor.“Ve ona uyun” diyor. Allah’ın Resulü’nün emri var. Adam diyor ki; “ben Allah’ın Resulü’nün emrini tutmuyorum” diyor. Allah da belanı verir o zaman işte bu kadar, olay budur. Ben kendim başka bir yol buldum diyor. Başka bir yol yok. Allah’ın Kuran’ı ortada, Kuran’da dünya hakimiyeti ile ilgili çok fazla ayet var. İslam dünyaya hakim olmadıktan sonra, fitne yeryüzünden tamamen kalkmadıktan sonra, din Allah’ın olmadıktan sonra bütün dünyada Müslümanlara hiçbir şekilde huzur olmaz. Allah böyle perişan eder ben söyleyeyim, kurtarırı olmaz bunun. “Ben başka bir yol buldum. Bir başka siyasi çözüm buldum, politik çözüm buldum veyahut benim mürşidim başka bir yol gösterdi”. Bunlar olmaz. Allah Resulü’nü göndermiş kurtuluş yolunu göstermiş. Ve bütün alametleri de saymış. Bakın diyor; “bu alametleri gördüğünüzde Hz. Mehdi (a.s.) gelecek”. Ayrıca anlamazlıktan gelmesinler diye Allah müceddidini göndermiş, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni. Tamamen şerh etmiş artık tarih olarak veriyor. “1400’de Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor, “1545’de de Kıyamet kopacak” diyor. “Söylediklerimin çıkmasından diğerlerinin de çıkmasını kanaat getirin” diyor Bediüzzaman. Kardeşim her söylediği çıkmış mı? Her söylediği, 28 Şubat’a kadar, bak 28 Şubat Olayı’nı da söylüyor aynısı ile çıkmıştır. 12 Mart Olayları’nı söylüyor aynısıyla çıkmıştır. Ne varsa söylediği hepsi çıkmıştır. Hepsi yani yüzlerce, binlerce olay var. Hz. Mehdi (a.s.) konusunda da, bak çok net olduğu halde anlamazlıktan geliyorlar. Ondan sonra diyorlar ki; “vay vicdansız zalimler yaktınız bizi” diyor, “kan kusturuyorsunuz bize” diyor. Peki, sen ne yapıyorsun? Sen kan kusturmuyor musun? Sen Müslümanları yakmıyor musun? Peygamber (s.a.v.)’ın sözüne uymamakla, Peygamber (s.a.v.)’ın talimatlarını yerine getirmemekle ve Müslümanların dikkatini Peygamber (s.a.v.)’dan başka yöne çekmekle zulmetmiş olmuyor musun sen, değil mi? Ben başka bir yol buldum diyor. Madem bir yol buldun da niye sürünüyorsun o zaman? Bulduğun yol çıkar bir yol olsaydı sürünmezdin, perişan olmazdın. İşte “Mısır’da falanca alim çıktı bize kurtuluş yolu gösterdi” diyor, belanın içine giriyorlar. “Afganistan’da falan alim çıktı” diyorlar belanın içine giriyorlar. “Türkiye’de falanca alim çıktı” diyorlar belanın içine giriyorlar veya “falanca grup” diyorlar. “Bilmem ne, bilmem ne grubu kurduk” diyor, “bilmem ne teşkilatı kurduk” diyor. Hepsinde Allah belalarını veriyor, perişan oluyorlar. Ve müthiş bir bereketsizlik ve uğursuzluktur gidiyor. Hepsinin, yani benim samimi olan yiğit milletimi tenzih ederim. Milletim Hz. Mehdi (a.s.) aşığıdır. Peygamber (s.a.v.)’ın sözünü dinlememenin bedelini feci şekilde ödüyorlar ve ödeyecekler. Bakın Hz. Mesih (a.s.) gelecek diyoruz, sevinsene, havalara uç. İstemiyor gelmesini Hz. Mesih (a.s.)’ın. Hz. Mesih (a.s.)’ın gelmesini istemiyor. Yüzyıllarca geriye atmaya çalışıyorlar veyahut “geçmişte” diyor. Böyle “şahsı manevi” diyor, “nerede” diyor, “hava gibi bir şey” diyor, “hava göremezsin” diyor. Mesela Şiiler’de de var o. Onlar da “ruh gibi” diyor, görünmez. İllaki gelmeyecek bir Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyorlar. Gelecek gerçek Mehdi (a.s.)’ı Peygamber (s.a.v.) tarif ediyor. Bir de bunlar Peygamber (s.a.v.)’in tarif etmediği başka bir Mehdi (a.s.) daha meydana getirmişler. Orijinal bir Mehdi (a.s.) meydana getirmişler. Peygamber (s.a.v.) bir şey söylemiyor bak, Allah böyle bir şey bildirmemiş. Kendileri bir Mehdi (a.s.) meydana getirmişler, onu bekliyorlar. Biz Peygamber (s.a.v.)’in söylediği Mehdi (a.s.)’ı bekliyoruz. Müslümanların böyle bu tavırlarından Mehdi (a.s.) gelmez mi? Söke söke gelir. Zaten bunlar bunu yapacaklar. Buna rağmen Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, zaten özelliği orada. Durdurulabilir mi? Hiçbiri durduramaz. Bakın öldüremezsin Hz. Mehdi (a.s.)’ı, öldüremiyorlar. Bir kişi öldürse bitecek iş değil mi? Kaderinde yok, öldüremiyorlar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i öldüremezler, şehit edemezler kaderinde yok. Dört taraftan sarıyorlar ama yok. Mesela bak Mekke müşrikleri kudurmuş gibi saldırdılar Resulullah (s.a.v.)’e. Bir kişi ya bir kişi bir suikast bitecek olay, olmuyor kaderinde yok. Hepsi karşı olmasına rağmen, büyük bir bölümü karşı olmasına rağmen, bir avuç sahabeyle İslam’ı hakim etti değil mi? Ama Cenab-ı Allah dünya hakimiyetini o devirde Resulullah (s.a.v.)’a vermedi. “Senin evladına vereceğim” dedi, “torununa vereceğim” inşaAllah. “İnna Atayna” değil mi? Orada belirtiyor Allah. “Sana” diyor, “Rabbin Kevseri verdi” diyor. Bu Mehdiyet’e ve dünya hakimiyetine bakıyor aynı zamanda inşaAllah. Kevser bütün dünyaya İslam’ın hakim olması, nurunun hakim olması, Hz. Mesih (a.s.)’ın inip Resulullah (s.a.v.)’in şeriatına tabi olması ve onun evladının onun torununun dünyanın imamı olmasıdır inşaAllah. Hani soyu kesikti Peygamber(s.a.v.)’in, değil mi? Allah cevap veriyor işte Hz. Mehdi (a.s.) ile. Ve iti, kopuğu, yobazı, üç kağıtçısı olduğu gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın üzerine saldıracaklardır. Köpek sürüsü gibi dağılacaktır hepsi, hiçbiri başarılı olamayacaktır. O İstanbul’daki yobazdan da bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.); mühim bir olay, vaka olarak veriliyor. İmamı Rabbani mübarek sadece onun üzerinde durmuş özellikle, diğer alametlerini o kadar söylememiş. Bir Lulin Kuyruklu yıldızının üzerinde durmuş, bir de onun üzerinde durmuş. Medine’den çıkacak o yobazın üzerinde durmuş. “Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı huruç edecek” diyor. “Bu kişi bizim dinimizi kaldırdı diyecek” diyor. Bu yobaza bakıyoruz, analiz ediyoruz bakıyoruz ki tek de değil bu hadislerde baktığımızda. “Yetmiş bin tane” diyor “sarıklı yobaz deccale tabi olur”. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı ordu oluştururlar. Bakın deccale tabiyse ne demek bu? Deccal Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı savaşan şeytanın ordusu değil mi? Kim diyor bunu? Resulullah (s.a.v.) diyor. Nerede diyor? Sahihi Buhari, Muslim, Tırmizi, İbni Mace sahih hadis kitaplarında bunlar inşaAllah değil mi? Bak yetmiş bin tane sarıklı değil mi? “Başları traşlı” diyor, detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ve İstanbul’daki yobaz için de diyor ki; “koyu gözlüdür, göz rengi koyudur” diyor bakın detay veriyor. Başka detaylar da var da şimdi uygun değil burada onun için söyleyemiyorum yani. Hayret edecek bir detay daha var yani, özel onu soran olursa söyleyeyim. Bu kişi diyor; “Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı huruç edecek ve dinimizi kaldırıu diyecek” diyor insanları isyana sürükleyecek diyor. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bakıyoruz şu an, böyle onların beslemesi olan yobazlar var. Niçin besliyorlar onları biliyor musunuz? Günün birinde bir Müslüman ayaklanması yapmak için ve arkasından da Müslümanları ezmek için. Önce bu kanı bozuk yobazları ayaklandıracaklar. Birkaç tane bunların elemanı var. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün beslemesi. Bunlar normal çakal, kendi hayatlarında normal çakal, halk bilmiyor. Özel hayatında bunlar it, kopuk. Yani millet namazında, niyazında dindar zannediyor. Yani tahmin edilemeyecek derecede sapık ve ahlaksız, deli tipler bunlar. Psikopat yani bir mahallenin klasik çakalı. Yani bir yerin çakalı, belirli yerlerin çakalı. Fakat iddia edilen Ergenekon Örgütü bunlarla anlaşmış. Diyor ki; “biz düğmeye bastığımızda sen bu güruhu ayaklandıracaksın arkadaş. Şuradan gideceksiniz elinizde sopalarla, sel gibi kan akıtacaksınız. Ve şu sloganları atacaksınız” diyor. “Sen bunu yaptırabilir misin?” diyor. “Ne demek sultanım” diyor, “sen biraz paradan bahset” diyor. “Sana istediğin kadar para, biz seni besleyeceğiz zaten” diyor. “Basında destek de sana sağlayacağız” diyor, anladın mı? “Bu ayaklanmanın memuru sensin, hücresin sen” diyor. “Devletin” diyor; kendisine devlet diyor zaten o. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü kendisini öyle tanıtıyor. Sahte devlet yani, bir gerçek devletimiz var, meşru devlet, bunlar sahte devlet. Vakti gelince böyle ayaklanacak yobaz, kilit noktalar var. Hücre, bunlara hücre deniliyor. İllerde oluyor bu, mesela İstanbul’da da oluyor, Ankara’da var, başka illerde de var anladın mı? Gününü, saatini bekliyor bunlar, emirde bunlar. Yani böyle çakar selamı istediğini yapar yani sahtekâr. Bir de bunlar zaten gebe bırakılmış tipler. Yani şimdi burada müsait değil de anlatamıyorum tam, yani iddia edilen Ergenekon Örgütü bunları gebe bırakmış. Adamların elinde bunlarla ilgili malzeme var yani, anlatabildim mi? Adamı bir yönden oradan da sağlama bağlamış. Yani “elin mahkum” diyor adam, anladın mı? Buna karşı ben milletimi de uyarıyorum. Bizim yapacağımız Atatürkçü, milliyetçi, laik, dindar, vatanını, milletini seven bir gençlik yetiştirmektir. Ve Türk-İslam Birliği’ni bir an önce oluşturmak, bir Müslümanın görevi. Modern, mukaddesatçı, maneviyatçı, laik, ilerici, bilime, teknolojiye, sanata son derece önem veren, hürriyetçi, aydın, sevinçli, neşeli, bütün dünyaya örnek olan, büyük bir ekonomik güç, büyük bir askeri güç olarak Tük İslam Birliği’ni inşaAllah Allah’ın izniyle oluşturacağız. Böyle insanlardan nefret eden devrik gözlü bir yobaz mı deseler, değil mi? Böyle ağzından kin akan, salya akan efendim, fakat tam donanımlı yani adam mı deseler, Beril mi deseler ben milyonlarca kere Berili seçerim. Bir kere samimiyet, samimi olacak Müslüman değil mi? Sevgi dolu olacak, şefkatli, merhametli olacak, azgın olmayacak. Bektaşisiyle, Alevisiyle, efendim Sünnisiyle bizim milletimiz hep bir bütündür. Hepsi Allah’ın aslanıdır. Hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’ın canlarıdır, inşaAllah. Ben de Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir talebesiyim, ayağının tozuyum. Bak durumdan vazife çıkardım ben, Hz. Mehdi (a.s.)’ı görünce arıyorum ben deli aşık olarak ama daha görmeden ayağının tozu olarak hizmetini de yapıyorum. Değil mi, tabii, yan gelip durmuyorum.
OKTAR BABUNA: Darwinizmi çökerttiniz Hocam bütün dünyada maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim çökmeyecek gibi değil ki, yani bir deli bir kuyuya taş atmış, ondan sonra bir avuç akıllı da alıp çıkarttı o kadar. Değil mi, inşaAllah. Ama dünyayı nasıl kandırdılar, Allah’ın hikmeti yani ne büyük olay oldu yani Ahir zamanda. Yahu tesadüf kardeşim düşün diyor ki; atom, çamurun içindeki atom var ya bir gün karar veriyorlar, görme kararı alıyorlar. Ya diyorlar; cbiz öyle bir çalışma yapalım ki, 30 milyon yıl sonra, 40 milyon yıl sonra şöyle zümrüt gözlü falan, böyle yakışıklı bir delikanlı yapalım” diyorlar. “Bir de görsün” diyorlar, yani “görüntüyü oluşturalım ama üç boyutlu, renkli olarak görsün, idrak etsin, görüntüyü seyreden bir ruh yaratalım ayrıca” diyorlar. “Hem kamera sistemini yaratalım, hem de o kameradaki görüntüyü gören bir ruh yaratalım ayrıca” diyorlar. Anlaşıldı mı? “Tamam arkadaş” diyor; “atomlar, bunu hallettik” diyor. “Peki, kulak işitme, neye ihtiyaç var” diyor, “ne yapıcağız şimdi” diyor. “Sırf görmeyle kurtarmaz” diyor delikanlı. “Bir işitme de yapalım” diyor, “ama biz işitemiyoruz” diyor, “sağırız” diyor, “olsun ya” diyor. “Bilmediğimiz bir şeyi nasıl yapacağız” diyor. Bak “sağırız” diyor, “biz bilemiyoruz” diyor. “Yahu” diyor, “olsun biz bir yapalım belki çıkar” diyor. “Yani tesadüf yok mu” diyor. “Tesadüfen belki işitme de çıkar ne olacak yahu” diyor. “Hem kulağın işitme sistemini yaparız” diyor, mükemmel bir sistem. “Hem de efendim ona bir ruh veririz” diyor, “kulağı işitir de” diyor. “Yani şimdi dokunması biraz acayip olmaz mı” diyor, “dokunmayı da biz bilmiyoruz” diyor. “Atomlar, o da tesadüfen olur yani biz sallayalım bakalım arada karıştıralım bakalım birbirine değil mi şöyle, karbonu ona atalım, azotu da onun üzerine atalım tutar belki” diyor, “yani ne olacak yani”. “Yani şimdi koklama da gerekiyor” diyor, “nasıl yapacağız” diyor. “Koklamayı da biz bilmiyoruz” diyor. “Yahu sen de amma liste çıkardın. Tamam onu da yapalım ama” diyor. “Tesadüfen onu da çıkarırız kim bilir belli mi olur? Dünya bu” diyor, onları da karıştırıyor. “Bir de tat diye bir şey olabilir” diyor, “böyle bir şey duyduk” diyorlar. “Herhalde artık bilemiyorum nasıl oluyor bunların kafasına göre, ama biz bilmiyoruz” diyor yani. “Tat mat hayatımızda bilmeyiz zaten”, onları da bir araya alıyor. “Tesadüfen olur” diyor onu da karıştırıyorlar. 30 milyon sene sonra filinta gibi genç kızları, delikanlıları diziyor atomlar. “Yahu” diyorlar, “ne başarılı adamız kardeşim” diyorlar, “bak gördün mü?” diyorlar. “Haydi şimdi de bir şehirler kurun bakalım” diyorlar bunlar, Paris, Londra, Fransa falan. “Bir de elektromikroskop yapsın bunlar” diyor ileride yani hani atomdan nasıl oluşmuş değil mi? “Atalarını unutacak mısınız” diyor, mesela değil mi âlimlere. İlgili, ilgilenen, Darwinist, Darwinlere, “bizi bir inceleyin de dedenizi unutmayın biz atomuz” diyor. “Şuursuz dedelerinizden siz nasıl oldunuz bunu bir bulun bakalım” diyor. Onlar da buluyor ona göre tabii torunları da ona göre oluyor yani. Dedelerine uygun oluyor. Dedelerinin mantığına uygun oluyor. Çünkü dedesiyle aynı kafada çünkü. Dedesi öyle demiyor mu, tesadüfen oldu demiyor mu? Bu da aynısını söylüyor işte. Ve bunun olacağını Resulullah (s.a.v.) söylüyor ve akıl durduracak bir olay bu. Akıl durduracak demeyeyim de Allah affetsin. Yani nefes kesecek bir olay. 7 milyar adamın yüzde 99’unu secde ettirttiler bu konuya. Çok büyük mucize bu, bak Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren sürekli insanlar uyarılmıştır buna. Çok büyük olaydır.
Ne diyorsun Beril bu anlattıklarıma?
SUNUCU: Ama dediğiniz gibi. Bir de şöyle bir şey var. O zaman hakikaten çok ilkelmiş. Ne kadar daha bilinebilirmiş. Ama teknoloji o kadar ilerlemiş ama hala aynı şeye inanması çok acayip. Düşünmek, bilmek biraz, onları yapmak lazım.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bunların kafasına yeni bir damar taktırıp beyinlerinin beslenmesini sağlamak mı gerekiyor bilmemki? Şekerleri mi düştü bunların ben anlamıyorum.
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun Hocam. Sizin çalışmalarınız vesilesiyle yüzde 90’ların üzerine çıktı Darwinizme inanmama. Dünyada da bir numara Türkiye inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İngiltere’de yüzde 25’e düştü Hocam, ki 2008 yılında.
ALTUĞ BERKER: 80’lerde 50-50’ydi.
ADNAN OKTAR: Tersten düze olmaz; yüzde 25 deyince şimdi bunu insan anlamaz. Yüzde 75’i Allah’a inanıyor ve Darwinizme inanmıyor. Düzden gideceksin, tersten olmaz.
OKTAR BABUNA: Yüzde 90’ı Darwinizme inanıyordu, yüzde 25’e, ki bu 2008 daha da düşmüştür o.
ADNAN OKTAR: İlanda da yanlış yapıyorsunuz. Mesela ilana baktım yüzde 25 diyor. Olmaz oradan insan anlamaz onu. Yüzde 75’i Allah’a inanıyor, düzden gideceksiniz ve Darwinizme inanmıyorlar. Değil mi, öyle insan karıştırabilir onu.
OKTAR BABUNA: Ki orası Darwinizmin beşiğiydi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Beril ne anlatayım?
SUNUCU: Bu arada Hintliler’de bir tane çocuk, gazetede okudum da aklıma gelmişken söyleyeyim. İkiz doğacakmış, çocuğun karnında doğmuş. Onu da ilah ilan etmişler.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim Hintliler, onlar apayrı bir alem. Onları Allah, biz en sona bırakıyoruz. Şimdi onların hepsini tenzih ederim bayağı bir kısmının cinsliğini tarif etmek olacak gibi bir konu değil yani. Hepsinin ayrı putları var. Evler, odundan, tahtadan, her evin ayrı bir putu var. Adam bakıyor tahta dışarıda bir meşe parçası var. “Bundan çok iyi bir put çıkar, bir bakayım” diyor. Ekmek bıçağını alıyor, yonta yonta yontuyor. Evin mütena bir yerine koyuyor. Ona yemek götürüyorlar. Böyle “fasulye, pilav falan ızgara mızgara yer misin” diye. Yani kardeşim ben rüya aleminde mi yaşıyorum, anlamıyorum. Biri de bak, “tesadüfen atomlardan insan oluşuyor” diyor, “şuursuz atomlardan, gözü görmeyen, kulağı duymayan, dünyadan haberi olmayan atomlar bunu yaptı” diyor. Öbürü tahtadan put yapıyor. “Hadi yemek ye koçum” diyor. Yani çok acayip bir olay bu, işte Mehdi (a.s.) devrinin orijinal olaylarından bunlar. Ama bak Mehdi (a.s.) bak Hint’i fetheder manen ama sonradır o, en sonradır. Sıradan gidecek Mehdi (a.s.) inşaAllah. Önce diyor şarktan gelecek, garba inşaAllah, ondan sonra yeniden şarka. Ona Zülkarneyn Kıssası’nda da işaret edilir. Mehdi (a.s) çeşitli yönlere döner biliyorsunuz, bir oraya bir oraya, bir oraya çeşitli yönlere döner, değil mi? Mesela daha konuşmayı bilmeyen adamların yanına gidiyor, işte bu onlara işaret ediyor, bu tiplere inşaAllah.
Berker’im efsane gibisin maşaAllah. Kaç yıldan beri 20 yıldan beri mi?
ALTUĞ BERKER: 25 yıl Hocam.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, koçum benim yani maşaAllah. 25 yıllık arkadaşım, maşaAllah. Ne badireler atlattı, ne gözaltılar, ne efendim olaylar hepsinde yanımızdaydı maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun Hocam vesilenizle inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Televizyon programından bile tutuklamışlardı Altuğ Hocamı.
ADNAN OKTAR: Yani bunun haddi hesabı yok, benim her olduğum yerde bunu da alır götürürlerdi. “Selamün Aleyküm hadi gidiyoruz”, “iyi tamam gidelim” diyorduk, o zamanlar kanunlar çok değişikti yani böyle.
OKTAR BABUNA: Hocam çok büyük şeref maşaAllah. Biz sizinle yaşarız, sizinle mücadele ederiz, sizinle ölürüz, şehit oluruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Mahir Ağabey vardı, bilmiyorum yaşıyorsa Allah uzun ömür versin, pala. Ben ona Osmanlı diyordum ağabeyimiz, siyasi şubede, sağolsun böyle akşam 8, gün 9 biz sürekli Hilton Oteli gibi ikide bir emniyete. “Böyle buyurun, hep beraber gidelim”. O zamanın Renault’ları vardı böyle beyaz, böyle bakımsız eski polis Renault’ları biliyorsun, şu an pek kalmadı onlardan. Orhan Gencebay’dan şarkılar dinleyerek falan giderdik. Ben niye gözaltına alındığımı bilmiyordum. Yani mesela sormuyordum da ben, sevdiğim için onları ağabey gibi. Sadece gözaltına alınmam gerekiyor zaten yani mantığa gerek yok ki yani. Bazen de hiç evrak tutanak falan tutmadan geri dönüyorduk. Bazen tutuyorlardı evrak, sonra yırtıyorlardı. Yani evlere şenlik böyle. Bir kere o Mahir Ağabey bir döşendi bana, uzun bir fezleke hazırladı, o coşmuştu o da bir ara. Aman Allah’ım ne çeteliğimi bıraktı, “örgüt safhasını bitirdim diyor, artık çete ve eylem safhasına geçtim”, “ağabey ben öyle bir şey demiyorum ben” diyorum. “Yok sen takma kafanı sen yaz yaz” diyor. “Ondan sonra artık son aşamaya geldik” diyor, ona benzer böyle yani zehir zemberek bir şey hazırladı. Bir bildiği vardır ağabeyimizin dedik. Böyle dediğine göre bir hayır vardır dedik, bu çok uzun bir fezleke hazırladı ama acayip döşendi fezlekede, savcıya gittik, savcı dedi; “bu nedir bu kadar, bu eylemler, bu olaylar, ne diyorsun buna” dedi. “Efendim işin doğrusu ben böyle bir şey demedim ama orada o ağabeyin, Mahir ağabeyimin hatırını kıramadım ne diyorsa bir şey diyemedim, imzala dedi, imzaladım ama bunların hiçbiri doğru değil” dedim, “öyle bir şey yok” dedim. Şimdi işin ilginç yanı da, deliller diye bir kısım var evrakta. Şimdi “ifade” diyor, “deliller” diyor, deliller kısmı şu kadar falan kağıt bomboş, bembeyaz kağıt deliller kısmı yani insan bir çizik çeker yani bir şey der yani. Ya da sonradan gelecek de, sonra de, bomboş deliller kısmı savcı anladı tabii olayı, bütün basın falan bekliyor büyük bir heyecanla falan. Biz ünlü bir yıldız gibi flaşlar çakıyor falan, yüzlerce gazeteci mutlu sonu bekliyorlardı. Yüzlerce demeyeyim de ama en az bir 30 kişi falan vardı. “Takipsizlik aldım”, dedim. Ne, dediler. Biz pür neşe arabaya bindik, zaten gazetede yazıyordu “pür neşeli arabaya binip gittiler” diyor. Peki, ne olması gerekiyordu? Yani Allah hidayet versin tabii, güzellik versin ama Mahir Ağabeyimizi severiz, Allah hayırlısıyla ona uzun ömür versin, bir sözümüz yok.
OKTAR BABUNA: Tarih yazacak Hocam inşaAllah, size karşı çok var, hiç çizginiz değişmiyor.
ADNAN OKTAR: Doğan Ağabey vardı rahmetli çok şahane bir insandı, benim tutuklanmamda da o şey yapmıştı; “Hocam” dedi, “seni savcım istiyor”. İlk tutuklandığımda, “tamam ağabey gideriz” dedim. Normalde Emniyette ifadem alınması gerekiyor ama savcılıkta daha herhalde emniyetteki ifade diye gerek duymamış anladığım kadarıyla, o zaman avukat falan olayları yoktu zaten. Avukat yoktu, savcıya gittik dediler “sen ‘Türk milletindenim, Türk kavmindenim, İslam milletindenim’ cümlesini kullandın mı” dedi. Dedim “kavmim Türk doğru, milletim de İslam Kuran’a göre millet-i İbrahime diyor, ayete göre, Kuran ayeti var, doğru” dedim. “Tamam” dedi, “yaz kızım” dedi, “sanığın tutuklanmasına” dedi; “niye ki” dedim, “sana anlatırlar cezaevinde ne olduğunu” dedi. “Tamam o zaman teşekkür ediyoruz” dedik. Yani Doğan Ağabey ile bizim son görüşmemiz o olmuştu. Sonra mübarek bu Ecevit’in mitingini dinlerken, çatıda üstte koruma görevi vermişler, soğuk yaşı da ileri aslında öyle yapmamaları lazımdı. Zatürre olmuştu. Ondan sonra rahmetli beni hastaneye çağırdı, son kez görüşmek üzere, beni seviyordu maşaAllah. “Ağabey geçmiş olsun, hiçbir şeyin yok senin yani” dedim, “olur mu Hocam” dedi. Hakikaten nefes aldı, hırıl hırıl ötüyor akciğeri. “Ağabey ben yine gelirim ziyaretine” dedim, gittim 3 gün sonra vefat haberi geldi. Yani ayaktaydı hiçbir şeyi yoktu, Allah’ın hikmeti inşaAllah ama çok değerli bir ağabeyimizdi maşaAllah, yani bizim Emniyet hikayelerimizin sonu evveli yoktur, yüzlerce.
ALTUĞ BERKER: Aslında 99’da bu yargılandığınız davanın başlangıcındaki süreç de aslında aynı Hocam, o ifadelerin kendi kendine oluşturulması, delilsiz olması.
ADNAN OKTAR: Hakikaten hayret, orada Mahir Ağabey bana böyle bir şeyi nasıl yaptı, harbiden seviyordu da akıl alacak gibi de değil. Yani öyle bir fezleke ki kardeşim zehir zemberek, akıl hayali durduracak gibi, hiç delil yok. Kardeşim delil kısmı bomboş yani mazAllah ben boş bulundum; “evet efendim bu benim ifadem” deseydim ne olacaktı. En az 30 yıl yerdim, en az yani. Kardeşim “örgüt bir de eylem safhasına geçti” diyor artık “örgütü kurdum” diyor, “eylem safhasına geçti” diyor. “Yani safhalara ayırdım örgütü diyor. “İşte şu safhasını bitirdik, şu safhasını bitirdik, örgütü şu şu şu kollarına ayırdım” diyor. Şöyle şöyle yani ezberlemiş Allahualem bir örgüt nasıl olur, tam bir terör örgütü gibi bir şey anlattı fezlekede. Halbuki iyi davranıyordu niye böyle bir şey yaptı ben anlamadım. Tabii biraz da yüz göz olmak istemiyor, çok sert bir üslupla “sen karışma” dedi, “tamam bir şey yok, tamam” dedi. “İyi tamam” dedik yani gerilim olmasın yani. Çünkü aramız açılsın da istemiyorum. Bizim böyle olaylarımız çoktur Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Emniyette yemeğe kokain karıştırılması zaten hiç duymadık öyle bir şey yani, tarihte hiç olmamış olabilir Hocam.
ADNAN OKTAR: Cumhuriyet tarihinde yok. Aslında buna şöyle olaylar bir otursun, iddia edilen Ergenekon Örgütü bir yatışsa, anayasa değişikliği yapıp şu hukuk sistemi, yargı sistemi bir Avrupa standartlarına bir otursa, bu Emniyette yiyeceğime kokain konulması olayına ben meclis araştırması isteteceğim. Bunu mutlaka bulacaklar bu adamı ve adamları, ben biliyorum kim olduklarını. Duruyor bu adamlar, bu ne cesarettir kardeşim yani devletin Emniyet Müdürlüğü’nün içerisine kokain sokacaksın, eli kolu bağlı adamın zincirini çözeceksin, kokaini ona yedireceksin, sonra da alıp götüreceksin onu Adli Tıp’a, “bak kokain içti” diyeceksin. Bak Allah’tan hesabını, Allah ayaklarına dolandırdı. 72 saat gözaltında kaldım, 72 saat. Kokain 24 saatte kandan atılıyor, kanda kalmıyor, kanımda 5 mikrogram bölü mililitre kokain bulundu. En yüksek dozda, yemeğin içine katmışlar, bak aAllah akıllarını ellerinden almış, Allah ayaklarına dolandırmış. Bana dedi ki müdür; “kabul et” dedi, “muayeneye götürmeyeyim” dedi. “Ben içmedim ki muayeneden çekineyim, bilakis” dedim. Götürün olmadığı görülsün, olur mu öyle şey. Evde kutuların içerisinde, 16 kişi geldiler. Kütüphanede kardeşim yani 6 katlı benim kütüphanem, orta sıradan başladı 3. katın, aceleye bak yani telaşa bak. Üçüncü kitabın arasından çıkarttı,çıktı yaptılar. Bak 16 tane polis memuru yüzlerce kitabın arasından yani nasıl oluyor bu daha ikinci dakikanın içerisinde daha üçüncü kitaptan çıkarıyorsunuz. Üst sıradan bir gitsene kitapları at, niye kitaplar yani? Somyanın altına bak, mutfağa gir, evin diğer odalarına gir, bavulları aç, sandığı aç, niye oraya bakıyorsun, niye 3. dakika sonra işiniz bitiyor yani bulunca ve niye hemen dönmeniz gerekiyor?Ya deposu varsa içeride değil mi? Ve bana niye sormuyorsun onu kimden aldığımı, onu kim sattı onu sorsana bana çünkü öyle bir konu yok. Biliyor yani adam öyle bir olay olmadığını biliyor, sormuyor da yani. Normalde sorulmaz mı kardeşim öyle bir şey bulunduğunda; “bunu nereden aldın hemşerim, asıl bunun kaynağı nedir?” Açın bakın tek kelime soru yok, öyle bir şey yok. Çünkü hiçbir yerden almadığımı biliyor adamlar, ne bileyim ben ne söyleyeceğim.
ALTUĞ BERKER: Hakim de inandırıcı bulmadı zaten.
ADNAN OKTAR: Bakar bakmaz anladı hakim.
OKTAR BABUNA: Bir de siz Hocam 2 gün önce hem faks çekiyorsunuz bana komplo yapılacak diye, bir gün önce de anneniz, komşu ve kapıcı şahitlerle bütün evi tepeden tırnağa temizliyorlar.
ADNAN OKTAR: Dedim bunlar böyle oyun yapabilirler dedim her yere bakın eve dedim, böyle bir pislik yapabilir dedim ve faks çektim, buna rağmen yaptılar adamlar, 2 gün öncesinden faks çektim her yere.
SUNUCU: Müsaadenizle kapatıyoruz. www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınları takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com’ dan gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Yarın bizi 14.00 ile 16.30 saatleri arasında Kanal 35, Kanal Avrupa ve 70’den fazla televizyon ve radyodan takip edebilirsiniz. İyi akşamlar.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...