OKTAR BABUNA: İyi geceler sayın seyirciler, yeni bir programda birlikteyiz inşaAllah. Birbirinden değerli konuklarımızla. Sayın Dr. Cihat Gündoğdu hoş geldiniz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hoş bulduk.
OKTAR BABUNA: Altuğ Berker siz de hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Hoş bulduk.
OKTAR BABUNA: İlerleyen dakikalarda sayın Hocamız da bizlerle birlikte olacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İlerleyen dakikalarda değil. Hemen şimdi. Yıldırım gibi geliyoruz.
OKTAR BABUNA: Hoş geldiniz. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Oktar Hocam, günlerden beri maşaAllah ortalığı inletiyorsun.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam sizin vesilenizle. Bildiğimiz her şeyi Kuran’dan ve sizden öğrendik Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasılsın?
CİHAT GÜNDOĞDU: Elhamdülillah çok iyiyim Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah bundan sonra böyle gece sohbetleri yapacağız, 12’den sonra, bazen 1 saat bazen 2 saat, bazen 3 saat duruma göre bazen 4 saat, bazen yarım saat, inşaAllah. Ne anlattınız ben gelmeden önce?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, ahir zamanın alametlerini saymıştım Hocam, büyük alametlerini inşaAllah, hadisler doğrultusunda. Sizin söylediğiniz doğrultuda Hocam, siz büyük olaylar olacak demiştiniz, hakikaten Vatan Gazetesinde de böyle bir haber vardı, üslubu pek uygun değildi ama “Kıyamet provası” gibi. Bu Şili’de büyük bir deprem oldu, 8. 8 şiddetinde ve diğer büyük alametleri saymıştık inşaAllah, iman hakikatleri konuşmuştuk, bir de Kuran mucizeleri Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, şimdi bakıyorum internet sitelerine; çok güzel müslümanca, Kuran’a uygun izahlar var, hadislerle anlatılmış, büyük böyle internet siteleri var, geniş geniş konular anlatılıyor. MaşaAllah, elhamdülillah, Allah sayılarını artırsın. Ama şimdi bir insan bir bina yapıyor değil mi? Bina yapıyor, içini de süsledi. Fakat içine insan gelmesi konusunda bir talebi yok adamın. Yani muazzam yapmış; buzdolabı, çamaşır makinesi hepsi tamam, fakat içine insan gelmesi konusunda bir çalışması yoksa ne demektir bu? Çok acayip bir şey olur. Madem bu kadar aşkla şevkle Kuran’ı, İslam’ı anlatıyorsunuz, niye İslam’ın dünyaya hakimiyetinden tek kelime de bahsetmezsiniz? Bir kere kardeşim diyecek ki o internet sitesinde, “kardeşim bizim mühim bir amacımız İslam’ın dünyaya hakim olmasıdır” diyecek. Değil mi? Ve “Müslümanların başına bir lider gelmesi gerekir” diyecek yani Müslümanların lideri olmasını istemek farzdır. Değil mi? İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemek farzdır. O zaman niye anlatıyorsun Kuran’ı sen? Yaşanmayacaksa, dünyada yaşanmasını istemiyorsan, Kuran dünyaya hakim olması diye senin bir idealin, amacın yoksa neyi anlatıyorsun o zaman? Burada bir acayiplik var, burada şeytanın bir oyunu var. Bu oyuna karşı Müslümanlar çok uyanık olacaklar, inşaAllah.
Siz programı bitirdiniz ya dedim şimdi hemen bitti program, niye akşam olmasın 12’ye kadar gece değil mi? Şöyle de denilebilir, kardeşlerimizin işi var, işe gidenler var, tamam ama işe gitmeyenler de var, değil mi? Gece internette gezen kardeşlerimiz oluyor veyahut gece sohbet etmek isteyen insanlar oluyor, biz onlara hitap edeceğiz.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Yurtdışı zaten çok makul saatler oluyor şimdi, Avrupa’da ve Amerika’da Hocam inşaAllah. Onlar iş vaktinde seyredemiyorlardı, bu şekilde seyredebilirler, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet doğru maşaAllah. Arada sırada bir mehter müziği dinleyelim yani internete baktım, olmaz aralarda hep ilanınız var, o güzel maşaAllah. Fakat ben şöyle bir ceddin deden, tarihi çevir, eski ordu marşı, o dinlenme aralarında bir mehter müziği dinlememiz gerekir, inşaAllah. Şöyle dimağını açar insanın, şöyle anlı şanlı Osmanlı binalarını, değil mi Osmanlı şadırvanlarını, mescidlerini, camilerini gösterirken, mehter müziği de şart.
Berker Hocam, İslam’ın dünya hakimiyetini anlatan internet sitesi, isteyen internet sitesi çok az dünyada, bu niye böyle?
ALTUĞ BERKER: Hocam siz daha iyi bilirsiniz, Bediüzzaman Hazretleri de bir yeis ve ümitsizlikten bahsediyor. Buna karşı inançlarını Allah razı olsun siz yıllardan beridir teşvik ediyorsunuz, İslam ahlakının yayılması ve İslam ahlakının dünyaya hakim olması birinci dereceden öncelikli konu olması lazım Müslümanlar için. Çünkü Müslümanlar savaşı istemeyecekler tabii ki barışı isteyecekler, sevgiyi, merhameti, adaleti, hoşgörünün yaşanmasını dünya üstünde isteyecekler. Kim istemez, hangi Müslüman istemez? Bu ancak İslam’ın hakimiyetiyle, ahlakının hakimiyetiyle olabilir. Demek ki birinci dereceden onu istemeleri gerekir.
ADNAN OKTAR: Çok fazla Kuran ayeti var, dünya hakimiyetiyle ilgili buna ehemmiyet vermemek bir hastalıktır, çok ciddi bir imani hastalıktır. Müslümanların liderini aramamak, lider talebinde bulunmamak bu da bir hastalıktır. Şimdi diyorlar ki ‘Kardeşim İslam’ın dünya hâkimiyeti sana yarar çünkü senin Mehdilik iddian var, liderlik aranması da sana yarar, o yüzden sen talep ediyorsun ama biz talep etmeyeceğiz bunu’ gibi bir şeytani mantık geliştiriyorlar. Bir kere kardeşim benim Mehdilik talebim yok, öyle bir iddiam da yok. Ben, şimdi birisi çıksa, ben Mehdi’yim diye çıksa, hakikaten bir Mehdi çıkar inşaAllah, ya Mehdi’ye tabi olmak büyük bir zevk ve konfor, nimet. Niye illa Mehdi olayım diye isteyeyim? İslam dünyaya hâkim olduktan sonra ne fark eder? Değil mi? Ahmet, Mehmet, Muhammed, Mustafa… Ne güzel, biri çıksın, Allah nasip etsin, biz de ona bağlanalım. Mehdi (a.s) olarak zuhur etsin, İslam dünyaya hâkim olsun. Zaten dünyada ne kadar kalacağız, şu an yaşayan nesil ne kadar kalacak yani değil mi? Kıyamet’in zaten arifesindeyiz çok az bir şey kaldı Kıyamet’e inşaAllah. Onun için benim öyle bir hırsım yok, benim hırsım; İslam’ın dünya hâkimiyeti konusunda. Lider kim olursa olsun, benim başımın üstünde kabulümdür. Yeter ki bütün Müslümanların kabul ettiği bir insan olsun. Böyle medeniyet içerisinde, modernlik içerisinde, sevgi içerisinde, huzur içerisinde bir hâkimiyet olsun. Ne diyorsun Cihat Hocam?
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah, bütün dünyadaki fitnelerin çözümü de bunda saklı Allah’ın izniyle. Onlara doğruyu gösteren liderlik yapan bir Müslüman olması başlarında, hem müminlerin imanlarını sağlamlaştıracaktır, kendilerine güvenleri gelecektir, hem de adaletin temini konusunda yeryüzünde çok büyük bir adım olacaktır inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, şu hazır filmlerimizi de gösterelim aralarda onlar hakkında da yorum yapacağım. Hazır neler var filmlerimiz?
OKTAR BABUNA: Kuran mucizeleri var Hocam inşaAllah. İman hakikatleri var inşaAllah, nasıl uygun görürseniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cihat sende var mı bir şeyler?
CİHAT GÜNDOĞDU: Şu anda bir şey yoktu, Oktar’da vardı.
ADNAN OKTAR: Yok, sadece Oktar’da var? Tamam, peki. Göster Oktar o zaman göreyim bakayım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. İnşaAllah Hocam. Birinci olarak…
ADNAN OKTAR: Oktar’ın iyi bir özelliği vardır; filme hazırlanması yaklaşık kaç dakika sürüyor?
OKTAR BABUNA: Hocam bu insan vücudundan iman hakikatleri. Mesela; DNA’dan protein üretilmesinin bir canlandırması görülüyor burada hakikaten birçok protein, ki bundan da daha fazla aslında DNA’dan çok süratli bir şekilde, ki bu her bir harf yüzlercesi saniyeler içersinde birbirine bağlanarak protein sentezlenebiliyor böyle bu şekilde, protein fabrikalarında. Son derece seri bir üretim var. Tabii burada diğer bir büyük imam hakikati, tam aradıkları noktayı bulmaları. Yani 3 milyar harfin olduğu 1. 5 metre uzunluğundaki DNA molekülündeki 3 milyar harfin arasında bir sayfalık bir harf sayısını anında gidip üst üste katlanmış olan DNA içerisinde bulup, sadece o bölgeyi kopyalıyorlar ve işi bitince bırakıyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi izleyen kardeşlerimiz soru da gönderebilirler sana. Adres belli mi?
OKTAR BABUNA: ahirzamansohbetleri@hotmail. com adresi.
ADNAN OKTAR: Evet oraya evet oraya soru gönderebilirler inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Biraz daha ileri alalım. Burada şimdi bir mutasyon örneği de gösterecek Hocam birazdan. Bunlar hep protein sentezlenmesi ile ilgili bölümleri. Burada Hemoglobin molekülünü görüyoruz bu kırmızı olan, hemoglobin molekülünün yapım aşamasını gösteriyor. Hemoglobin vücudumuzdaki 100 bin tane proteinden sadece bir tanesi. Oksijen taşımaya yarıyor. Alyuvarlar içerisinde bakın görünüyor burada. Tabii bunun çok özel bir dizilimi var. Amino asit dilimi var protein yapısında. Kırmızı kan hücrelerini meydana getiriyor ve oksijen taşınıyor bununla. Burada görüldüğü gibi. Şimdi bu normal hali. Akciğerlerimizden aldığı oksijenleri 100 trilyon hücreye taşıyor. Kanın içinde bulunan, alyuvarlarda bulunan Hemoglobin molekülleri. Bir tek bakın harf değişikliği olduğu zaman ki bu yeşil bir mutasyonu gösteriyor. Bakın tek bir harf değişikliği oluyor Hemoglobin üzerinde. Glutamik asit adlı amino asit ‘valin’ haline dönüşüyor ve çok ağır bir hastalık meydana geliyor. Buna ‘Orak hücreli anemi’ deniyor. Bakın normalde bulunan Hemoglobin molekülleri birden bire kristalize olmaya başlıyorlar. Bir araya gelerek topaklar oluşturuyorlar. Bu insanın bütün kemik sisteminde, beyinde doku ölümleri meydana getiriyor, böbrek yetmezliği meydana getiriyor, zatürre meydana getiriyor, enfeksiyon hastalıkları kapıyorlar ve vefat ediyorlar. Tek bir amino asit değişikliği olduğu zaman.
ADNAN OKTAR: Evet Cihat’ım neler anlatacaksın sen?
CİHAT GÜNDOĞDU: Sizden önce şeyden bahsetmiştik; Kuran’da geçen, dikkat çekilen zeytin, incir, bal ve hurma, bunların özelliklerinden bahsettik. Çok büyük mucizevi özellikleri var. 1400 yıl önce bilinmesi mümkün olmayan ama Peygamber Efendimiz (sav)’in hiçbir şekilde o devirde bilinemeyecek şeyler, bilimsel gerçekler, bugün anlaşılmış şeyler, 1400 yıl önce Kuran’da zaten zikredilmiş, yazılmış. Allah’ın sözü olduğunun kanıtı olarak geçiyorlar. Onlardan bahsetmiştik inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Oktar’ım seni çok fazla yormayalım. Bugün sen uzun konuştun. İki saatin üstünde değil mi? İki saatten beri konuşuyor. Evet biraz dinlendirelim Oktar’ı.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah iyiyim Hocam inşaAllah, siz nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Yok, yok o sana zarar verebilir. O kadar şey yapmayalım. Ondan sonra, biraz dinlen dinlendikten sonra belki o arada seni konuşturabiliriz. Şimdi kısa bir ara verelim, inşaAllah devam edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Evet sayın izleyicilerimiz, kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz, sizlerle birlikteyiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İncil’de Faraklit’ten bahseder. Bu Peygamber Efendimiz (sav)’e de bakmakla beraber aynı zamanda Mehdi (a. s)’ye bakan bir açıklamadır İncil’de. Bakın diyor ki: “eğer beni seviyorsanız” diyor Hz. İsa (a.s) “emirlerimi gözetirseniz. Ben de Allah’a yalvaracağım ve O size başka bir "Faraklit" gönderecektir. ” Bir lider, bir Mehdi gönderecektir, (Yuhanna, 14:15-16). “Faraklit, öyle bir hakikat ruhudur ki, Rab onu benim ismimle gönderecektir. ” Yani o da Hz. İbrahim (a.s) neslinden olacaktır. Mehdi (a.s) de biliyorsun Hz. İbrahim neslinden. Hz. İsa (a.s) ile ikisi aynı nesildenler. “O size her şeyi öğretecek ve benim size söylediklerimi de tekrar hatırlatacaktır. ” Yani İslam’ı, Kuran’ı size tekrar tebliğ edecek, anlatacaktır (Yuhanna, 14:26). “Faraklit geldiğinde benim için şahitlik edecektir” yani benim geleceğime, Hz. İsa (a. s)’nın geleceğine, Hz. İsa (a. s)’nın dünyaya hakim olacağını, tek Allah’ı savunacağını ve Dünya’da da Ahiret’te de müjdelendiğini belirtecektir. Kim yapacak bunu? Faraklit yani Mehdi (a. s). “Geldiğinde benim için şahitlik edecektir ve siz de bana şahitlik edersiniz. ” (Yuhanna, 15:26-27) zaten Kuran’da o ayete dikkat ettiyseniz, burada bu konu var. “Siz de bana şahitlik edersiniz. ” Peygamberin, Hz. İsa (a. s)’nın ahir zamanda geldiğine ve bütün Musevilerin ve Hıristiyanların ona tabi olacağını “ve onlar da ona şahitlik eder” diyor. Değil mi? O ayeti bul. Bak “siz de bana şahitlik edersiniz” diyor. Aynısı. Yani bütün Hıristiyan ve Museviler Müslüman olacak diyor Kuran’da değil mi? “Ben size hakkı söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem Faraklit size gelmez. ” Çünkü Mehdi (a.s) ’nin zuhur etmesi için Hz. İsa (a.s) ’nın göğe alınması lazım değil mi? Ben göğe alınmazsam Mehdi (a.s) gelmez diyor. Ben göğe alınacağım sonra Mehdi (a.s) gelecek, sonra ben gökten yeniden Allah’ın izniyle ineceğim diyor inşaAllah. Çünkü ben gitmezsem, faraklit yani Mehdi (a.s) size gelmez “ama ben gidersem O’nu gönderirim.” Allah’ın izniyle yani “Cenab-ı Allah’ın izniyle onu isterim Cenab-ı Allah’tan diyor, dua edeceğim zaten” diyor inşaAllah. Tabii İncil’de bir kısımıyla bozulduğu için burada bir bozulma vardır yani ona dua ederim anlamında. Çünkü bak burada diyor. Bak “Ben de Allah’a yalvaracağım ve O size başka bir "Faraklit" gönderecektir. ” Şimdi bu açıklama, bu açıklamayı bütünlüyor değil mi? Ama ben gidersem onu dua ederek size gelmesini sağlarım. Bu anlamda (Yuhanna 16:7) “Faraklit” yani Mehdi (a.s) “geldiğinde bütün alemi hataları sebebiyle kınar” yani bütün dünyadaki insanları, büyük bir bölümünü kınar, Darwinizmi, materyalizmi kınar ve eleştirir “ve onları terbiye eder. ” Güzel ahlaka, sevgiye, şefkate çağırır. “Fakat o hakikat Ruhu gelince” yani Mehdi (a.s) gelince “size her hakikate yol gösterecek” yani Kuran’a, İslam’a yol gösterecek. “Zira kendiliğinden söylemeyecektir. ” Kuran’a göre hareket edecektir ve ilhamla hareket edecektir. Çünkü hata yaptığı yerde onu doğrultucu bir Meleği olacaktır diyor hadiste Peygamberimiz (sav). “Fakat her ne işitirse söyleyecek” yani Kuran’da ne duyarsa, hadiste ne duyarsa, doğru olan ne varsa hepsini söyleyecek. “Ve gelecek şeyleri sizlere bildirecektir. ” Yani ahir zamanda olacak olayları, ileride olacak olayları sizlere bildirecektir (Yuhanna, 16:7-13). “Mesih (İsa) şöyle dedi: Artık ben sizinle çok söyleşmem. Çünkü bu alemin” bu alemin yani bütün dünyanın, “reisi geliyor. ” Bakın belirli bir bölgenin, belirli bir alanın, belirli bir milletin değil. Bu alemin, bütün dünyanın reisi. Mehdi (a.s) bütün dünyanın reisi olacak mı? Bütün dünyanın imamı olacak mı? Hz. İsa (a.s) da ona tabi olacak mı? Bak diyor ki; “çünkü bu reisi geliyor. Bende asla onun nesnesi yoktur. ” Yani ben onun gibi değilim diyor. O dünyaya hakim olacak diyor. Ben onun yardımcısı olacağım, onun veziri olacağım. Anlaşıldı mı? İnşaAllah. (Yuhanna, 14:30). Aynı zamanda Peygamber Efendimiz (sav)’e de bakan bir yönü var bunun. Birinci dereceden Peygamberimiz (sav)’e Peygamberimiz (sav)’e bakan ama ikinci dereceden çok açık olarak çünkü bak “bu alemin reisi” diyor. Değil mi? Dünya hakimi olan birisi geliyor diyor. “Bende asla onun nesnesi yoktur” Yani ben onun gibi olamam diyor. Ben onun gibi değilim diyor. O çünkü dünya hakimi, dünya lideri. Ben onun veziri olacağım, bu anlama geliyor. Hadislerle birleştirdiğimizde anlam açık olmuş oluyor. Ebru sen bana bir şey sor? Berker Hocam sen o arada bir şeyler anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam inşaAllah. O zaman Hz. İsa (a. s)’ın nuzulünden bahsedeyim Hocam inşaAllah. Hz. İsa (a.s) inşaAllah ahir zamanda Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s) ’nin veziri olacağı geçiyor. İnşaAllah gelince Hıristiyanları da Kuran’a davet ederek ve onları da hak din olan İslam’a döndürerek böylece yeryüzündeki bütün Hıristiyanların Müslüman olmasını ve o gelmeden evvel zaten bütün zararlı ideolojileri yok eden ve dünyaya o ahlakın hakim olmasına zemin hazırlayan ve büyük çapta da İslam Birliği’ni kurup bu şeyi hazırlayan Mehdi (a.s) ile de birlikte bunu yapacaklarını söylüyor. Hz. İsa (a.s) ’nın nuzulüyle ilgili en sağlıklı bilgileri hadislerden en güzel şekilde tevil eden, açıklayan Üstad Bediüzzaman Said Nursi’den öğreniyoruz. Onunla ilgili Hz. İsa (a. s)’nın cismen, vücuduyla yeryüzüne geleceğini Bediüzzaman Hazretleri açıklamış. Bazı kardeşlerimizin bu konuda cismi ile gelmesi konusunda şüphe edeceği, şahs-ı manevi olacağına dair yanlış bir inançları olduğundan dolayı özellikle Bediüzzaman’ın o anlatımlarına kulak vermek lazım.
TARKAN YAVAŞ: Çok fazla yerde, çok fazla vurgu yapmış Bediüzzaman inşaAllah, maşaAllah. Hiç aslında şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklama yapmış. Ama nedense dediğin gibi bazı kimseler bunu anlamamazlıktan geliyor.
ALTUĞ BERKER: Evet. Şöyle diyor Bediüzzaman Hazretleri, “İşte böyle bir sırada” yani Hıristiyanlığın Müslümanlığa döneceği bir sırada, "o akım pek kuvvetli göründüğü bir zamanda Hazreti İsa (a. s)'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini” gerçek Hıristiyanlık dini “zuhur edecek, yani rahmet-i ilahiyetinin semasından nuzül edecek;” yani Cenab-ı Allah’ın gökyüzünden O’nun rahmetiyle nuzül edecek, inecek, “hal-i hazır (mevcut) Hıristiyanlık dini o gerçeği, o hakikata karşı tasaffi edecek,” yani saflaşacak, arınacak, mesela üçlemeden arınacak. O şu anda bir yanlış iman içindeler. Üçleme yapıyorlar, bundan kurtulacaklar. Allah birdir diyecekler. O tasaffi o anlama geliyor. Böylece de Kuran’a, gerçeğe, doğruya ulaşmış olacaklar. “Tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak,” yani değiştirilmiş olduğu için, İncil’in içinde birçok tahrif edilmiş, değiştirilmiş şeyler, onlardan arınacak, saf, gerçek, Allah’ın kelamı olan…
CİHAT GÜNDOĞDU: Hurafelerden de arınacak.
ALTUĞ BERKER: Evet, hurafelerden den, mesela bu bahsettiğimiz özellikle üçleme olarak ve hurafelerden mesela ruhbanlık, o da bir hurafe. Onun gibi birçok şeyden sıyrılacak.
CİHAT GÜNDOĞDU: Haç gibi şeyler.
ALTUĞ BERKER: Evet. “Hakaik-i İslamiye ile birleşecek;” İslam’ın gerçekleri ile birleşecek, “manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir. ” İşte Hıristiyanlık İslamiyet’e dönüşecek. Onu söylüyor Bediüzzaman Hazretleri. “Ve Kuran'a iktida ederek,” Kuran’a tabi olarak, “o İsevilik şahs-ı manevisi tabi;” tabi olan olacak Hıristiyanlık, “ve İslamiyet, metbu (tabi olunan) makamında kalacak. Din-i Hak,” gerçek din, “bu iltihak” bu katılım, “neticesinde (sonucunda) azim bir kuvvet bulacaktır. ” Hıristiyanlık ile Müslümanlık birleşince, Hıristiyanlık saflaşıp, Müslümanlığa dönüşünce çok büyük bir din kuvveti olacak diyor Bediüzzaman. Din büyük bir kuvvet haline gelecek. “Dinsizlik cereyanına karşı” dinsizlik akımına karşı, “ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet” Hıristiyanlık ve İslamiyet ayrı iken, dinsizlik akımına karşı mesela 150 yıldan beri materyalizmin, Darwinizmin şeyine mağlup iken, “ittihad neticesinde,” birleşince, “dinsizlik akımına galebe edip dağıtacak” yani galip gelip dinsizliği tam dağıtma “istidadında” kabiliyetinde “iken; âlem-i semavatta” gökyüzünde, “cism-i beşerîsiyle bulunan” vücuduyla, kendi cismi ile bulunan, “şahs-ı İsa (a. s),” İsa (a. s)’nın şahsı, kendisi, yani vücuduyla gökyüzünde bulunan İsa (a. s)’nın kendisi cismi ile, “o din-i hak cereyanının başına geçeceğini,” yani İslamiyet ile Hıristiyanlık birleşecek Hz. İsa (a.s) vücudu ile, cismi ile gökyüzünden yeryüzüne gelecek, o gerçek dinin, din akımının başına geçecek diyor Üstad. Yani şahs-ı manevi değil, bizzat şahsı ile gelecek. Müslümanlığa tabi olan Hıristiyanlık ile birlikte güçlenen din akımının başına geçeceğini “bir Muhbir-i Sadık” sadık birinin ihbar edeceğini yani Peygamber Efendimiz (sav)’ı kastediyor Üstad, “bir Kadir-i Külli Şey'in” yani kudret sahibi Yüce Allah’ın “va'dine dayanarak haber vermiştir. ” “Madem haber vermiş, haktır;” doğrudur, “madem Kadir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır. ” Madem Allah vaat etmiş bunu, Peygamber Efendimiz (sav) de bize aktarmış, Allah vadini yerine getirecek diyor. Yani Hz. İsa (a.s) vücuduyla, cismiyle, gökyüzünde bulunduğu o şekliyle nuzül edecek, yeryüzüne gelecek inşaAllah. Hz. İsa (a.s) geldiği vakit diye devam ediyor Bediüzzaman Hazretleri, “herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. ” Herkes onu tanıyamayacak başta diyor geldiğinde. “O'nun yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır. " Ahir zaman şahıslarının önemli bir özelliği de budur. Hz. Mehdi (a.s) için de bu geçerlidir. Hz. İsa (a.s) için de geçerli. Peygamber olmasına rağmen, müjdelenmiş ve nuzül eden büyük bir Peygamber olmasına rağmen ancak iman edenlerin, hakikaten o iman gözüyle baktıklarında tanıyabileceği bir kişi olacak. Yoksa sokaktaki insanlar onu hemen tanıyamayacaklar. Ondan bahsediyor. Mehdi (a.s) için de bu geçerlidir. Mesela Mehdi (a.s) uzun yıllar boyunca göreve başlayacağı yıldan zuhur edeceği yıla kadar, zuhurundan belki hakim olacağı zamana kadar, mesela Peygamber Efendimiz (sav) de öyleydi. Asr-ı Saadet döneminde, kendisine ilk vahiye geldiğinden, Mekke’nin fethine kadar belki bir 20 küsür yıl geçti aradan, değil mi? Böyle bir mücadele, hak, gerçek mücadele uzun yıllar boyu süren bir zaman süreci sonucunda gerçekleşiyor. Dolayısıyla Mehdi (a.s) için de bu geçerlidir ve 20-30 yıl belki bir faaliyet dönemi olacaktır.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ve bu şahısların faaliyetleri de öyle sıra dışı faaliyetler olduğu için belki tanınamayacaklar başta öyle değil mi?
ALTUĞ BERKER: “Ancak imanın nuru ile” diyor, “yakınındaki kişiler” yani iman gözüyle bakmak gerekiyor. Kuran’ın gerçekleri gözüyle bakmak gerekiyor. Ancak o iman edenlerin iman ışığıyla görebileceği kişiler olacak Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) . başlarda herkes tanıyamayacak. Ondan bahsediyor Bediüzzaman Hazretleri.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir izleyici sorusu var, ileteyim mi Hocam? “Hayırlı geceler, sevgi ve selamlar” demiş. “Hocamızdan ricamız inşaAllah Taha Suresi 13, 14, 15, 16. ayetleri bize açıklayabilir mi acaba? Yeni yayın programınız hayırlı olsun. Hocamızı yeniden görmek çok güzel. Saygılar” Neriman Hanım.
Bu arada ben mail adresimizi tekrar hatırlatayım. ahirzamansohbetleri@hotmail. com adresinden bize sorularınız iletebilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Daha yeni duyurduk. Şu an on yedi bin sekiz yüz küsur kişi girmiş maşaAllah. MaşaAllah, süper. Ki yani bak kimsenin de haberi yok maşaAllah.
Kaç demiştin bir daha söyle bakayım.
CİHAT GÜNDOĞDU: 13,14, 15, 16.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. "Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle. Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et”. Şeytandan Allah’a sığınırım, “ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl. Şüphesiz, Kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim. " Kıyametin “haberini neredeyse gizleyeceğim” yani gizlemeyeceğim. Yani tam anlamıyla gizleyeceğim demiyorum diyor Allah, ama “neredeyse gizleyeceğim” yani ortalı tutuyor Allah. Gizleyebilirim de gizlemeyebilirim de. Nitekim de Cenab-ı Allah Peygamberimiz (sav)’e bildirmiştir, alametlerini, Kıyamet alametlerini, değil mi? Yani oradan Kıyamet’in çok yakın olduğunu, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden anlıyoruz. Özellikle o 7000 yıl ile ilgili hadisten çok net anlıyoruz. 8 tane Suyuti hadis vermiş. 8 tane, bak Suyuti gibi güvenilir bir alim. Hepsinde 7000 yıllık bir takvimden bahsediliyor. 7000 yıllık. Fakat burada çok hayati bir açıklama daha yapıyor Peygamberimiz (sav), “bunun” diyor, “5600 yılı geçmiştir. ” Bakın 5600 yılı geçmiştir. O zaman 1400 ile 1500’ün arasında her şeyin olup bitmesi gerektiği anlaşılıyor. Ve ahir zamanla ilgili Peygamberimiz (sav)’in başka da hadisi yoktur bak bu konuyla ilgili. 7000 yıl ile ilgili hadis meşhurdur. Başka da yoktur. Dört mezhepte de bu bilinir. Dört mezhep imamı tarafından da bilinir. Bütün ulema bilir. Yani bunun aksini savunan bir Ehl-i Sünnet alimi çıkmamıştır. Bu 7000 yıllık takvim hepsinde aynıdır inşaAllah. 5600 yıl da geçtiğine göre, hicri 1400 ile 1500’ün arasındaki vakitte her şey tamamlanacak demektir inşaAllah. 1500’ten sonra da Kıyamet bekleniyor. Hicri 1545 gibi de Bediüzzaman, inşaAllah, Allah’ın izniyle Kıyamet kopacak diyor. Kuran ayeti de bu konuya bakıyor. Bakın “onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim” Kıyamet’in haberini. Yani bak net gizleyeceğim demiyor Allah. “Neredeyse gizleyeceğim” ortalı bir açıklama yapıyor Allah. Bak öbür konuları mesela, gizlediğini Allah kesin gizledim diyor. Ama burada “neredeyse gizleyeceğim” diyor. Demek ki açıklayacak Allah inşaAllah.
Berker’im sen neler anlatıyordun?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hz. İsa (a.s) ’nın vücuduyla, cismiyle, kendi şahsıyla nuzül edeceğini Bediüzzaman Hazretleri izah etmiş, onu aktarıyordum Hocam. Saflaşacağını Hıristiyanlığın.
ADNAN OKTAR: Nedense birçok Müslüman kardeşimiz Hz. İsa (a. s)’dan pek, haşa hazetmiyorlar. Yani o Hıristiyanların Peygamberi, niye gelsin? Yani rahatsız oluyorlar. Hz. Musa (a.s) ’dan da rahatsız oluyorlar. O da Musevilerin Peygamberi diyorlar. Bu, çok çok özür dilerim, hayvani bir cehaleti gösteriyor. Hepsi bizim Peygamberimizdir. Hz. İbrahim (a.s) de, Hz. İsa (a.s) da, Hz. Musa (a.s) da, Hz. Muhammed (sav) de hepsi bizim Peygamberimizdir. Geçenlerde bir cahil öyle çıkmış. Diyor ki, ismini diyor Harun ve Yahya koymuş diyor. Bakın, bakın diyor. Harun diyor Musevilerin Peygamberi diyor, Yahudi Peygamberi diyor. Onun ismini almış diyor. Yahya bakın diyor, o da Hıristiyanların Peygamberi diyor. Niye diyor Müslümanların Peygamberinin ismini almamış diyor. Yani ahmaklığın en ileri aşaması diyebilirim yani. Yani tam, sıfır numara ahmak yani. Hepsi hak Peygamberdir, hepsi İslam Peygamberidir. Yani hepsinin Müslüman Peygamberi olduğundan haberi yok daha adamın.
ALTUĞ BERKER: Müslümanlar için Kuran’da ayırt etmezler diyor Peygamberleri Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Hepsi makbul ve değerlidir inşaAllah. Berker’im hadislerden oku, senin o kitabın güzel maşaAllah. Sen anlatırken baktım, o dedim Berker’in elinde bir kitap var dedim, sonra bana getirdiler hakikaten bayağı güzelmiş onu göster.
ALTUĞ BERKER: Beklenen Mehdi kitabı. Beklenen Mehdi (a.s) hakkında tüm İslam alimlerinin görüşleri. Hayrettin Gümüşel tarafından yazılmış. Fakat gayet güzel, tüm hadisler, Bediüzzaman’ın izahları ve görüşler…
ADNAN OKTAR: Hayrettin Gümüşel müstear isim. Bizim hazırladığımız bir kitap inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam Taha Suresi’nin 10. ayetinin Mehdi (a. s)’ye işaret ettiğine dair bir yorum vardı daha önceden. Sizi başka şehirden takip eden bir arkadaşımız söylemişti.
ADNAN OKTAR: Taha Suresi 10?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet inşaAllah. Burada yol gösterici kelimesi geçtiği için özellikle. Okuyayım mı inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet. Taha Suresi 10. “Hani bir ateş görmüştü de,” şeytandan Allah’a sığınırım, “ailesine şöyle demişti: "Durun,"” bir kere durun diyor, “bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum. ” Şimdi bu kardeşimiz doğru söylüyor. Bir kere bir ateşin yanında bulacağız onu, Mehdi (a. s)’yi biz. Alameti budur. Yani yoğun bir ateş. Hatta gökyüzünü kaplayan, insanların gündüz mü oldu diyecekleri bir ateş. Gök gürültüsü gibi hadis-i şerifte belirtildiği gibi ve büyük patlamalarla devam eden bir ateş bu ateş. Dumanı dağlar gibi ve kilometrelerce uzayan bir dumanı var. Hadisler bunu anlatıyor. O ateşin olduğu günlerde mukaddes beldeye diyor bilin ki Mehdi (a.s) zuhur etmiştir diyor hadiste. Bakın o ateşi gördüğünüzde, o patlamayı, o sesi duyduğunuzda ki gök gürültüsü gibidir diyor sesi diyor, uyuyan kişi uyanacak gürültüden diyor. Kalktığında da gündüz mü oldu diyecek diyor yani sabah oldu zannedecek, Kıyamet koptu zannedecekler. Bunu gazete küpürlerinden bakıyoruz aynısı. Yani hadislerle gazete küpürleri birebir örtüşüyor. Gündüz mü oldu, hadiste var aynısı var. Gök gürültüsü gibi ses, hadiste aynısıyla var. Dağlar gibi duman kitlesi meydana geleceği, hadiste aynısı var. Malları yakıp bitireceği ve insanların bir kısmının vefat edeceği hadislerde belirtilmiş aynısı ile var. 3 veya 7 gün sürer diyor yani uzun süreli süreceği belirtiliyor. Hadiste aynısıyla var. İşte bu olduğunda bakın mukaddes beldeye diyor, İstanbul’a o kişinin zuhur ettiğini bilin diyor Peygamberimiz (sav). Yani o günlerde. O yönüyle ayet tabii ki bunu açıklıyor. Bakın “veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum”. Yol gösterici yani bir mürşit, bir Mehdi değil mi? Bakın “ateşin yanında” ateş varsa böyle bir olayda var anlamına geliyor. Bir yol gösterici bulurum, ki doğru yol, “İhdinas sırâtel mustakîm” değil mi? Allah’ın doğru yolu. Kuran’ı insanlara gösteren kişidir Mehdi (a. s). “Bulurum” diyor. O yönüyle tabii ki doğru. O yönüyle işaret ediyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: O hadisleri okuyayım mı Hocam? İki tane hadis vardı.
ALTUĞ BERKER: 1979’daki Boğaz’daki tanker patlaması.
ADNAN OKTAR: Evet Boğaz’daki tanker patlamasında, ki dünyanın en büyük tankerlerinden bir tanesiydi.
CİHAT GÜNDOĞDU: 15 Kasım 1979’da Independenta patlamıştı evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 15 Kasım’da değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. Hadis şu şekilde Hocam. Hüseyin b. Ali (r. a) dan şöyle rivayet olunmuştur: "Gökyüzünde doğu cihetinden, geceyi aydınlatan büyük bir ateş gördüğünüz vakit, işte o an, Hz. Mehdi (a. s)’nin geliş vaktidir. ". Diğer hadis ise şu şekilde, “…doğudan bir ateşi gördüğünüz zaman Al-i Muhammed'in (Hz. Mehdi (a.s) ’ın) çıkmasını bekleyiniz".
ADNAN OKTAR: An meselesi yani o günlerde çıkacak diyor Peygamberimiz (sav).
CİHAT GÜNDOĞDU: Burada özellikle hadiste “geceyi aydınlatan büyük bir ateş gördüğünüz vakit, işte o an” ifadesi açık bir şekilde Mehdi (a.s) ’nin…
ADNAN OKTAR: Bakın “işte o an” evet “o an. ” O an.
CİHAT GÜNDOĞDU: Patlamanın olduğu güne dikkat çekmek istiyor.
ADNAN OKTAR: O ateş diyor şu an Berahut denen vadide yerin altındadır diyor. Petrol halindedir diyor. Petrol olarak duruyor diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sönmüş bir şekilde duruyor diyor.
ADNAN OKTAR: Sönmüş bir şekilde duruyor diyor. 1400 yıl sonra onu birileri alıp getirecek diyor. Mehdi’nin (a.s) olduğu yere gelecek ve Allah onu yakacak, patlatacak ve büyük bir duman ve ateş meydana gelecek. Bilin ki diyor o günlerde Mehdi (a.s) gelmiştir. Tam anlamı ile bu olayın olduğunu görüyoruz. 1979 yılında ve İstanbul’da, İstanbulun tarihinde ilktir bu. İstanbul’da başka hiçbir olay olmadı böyle. Tektir yani.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hatta yer sarsılmıştı, deprem tetkik enstütüsü de tespit etmişti yerin sarsıntısına varıncaya kadar.
ADNAN OKTAR: Tabii yani, muazzam bir patlama oldu. Bu şidette bu büyüklükte patlama hiç olmadı İstanbul’da. Böyle bir yangın böyle bir ateş hiç olmadı.
TARKAN YAVAŞ: Herkes sokaklara çıkmıştı gündüz gibi olmuştu.
ADNAN OKTAR: Gündüz oldu zannettiler. Evet Berker’im senin anlatımını dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bediüzzaman şöyle diyor: Hz İsa (a. s) gelir, Hz Mehdi (a. s)’yi namazda iktida eder, tabi olur.
ADNAN OKTAR: Bak benim açtığım sayfada da tam o çıkmış. “Bu imam Hz. Mehdi (a. s), Hz. İsa (a.s) öne geçirmek için geri geri çekilir diyor. Hz. İsa (a.s) onun omuzlarına elini koyar, iki omzuna elini koyar ve ona der ki: “Geç öne namazı kıldır zira kamet senin için getirilmiştir”. Bunun üzerine imamları Mehdi (a.s) onları namazı kıldırır”. Yani onu imam tayin etmiş oluyor, imamlığını kabul ediyor. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri, (Kitabül Burhan fi Alametil Mehdiyyil Muntazar). Çok ünlü, değerli bir eserdir. Bakın ben o konuya yine çok dikkat çekeceğim; alim denen kişiler, internet siteleri geceli gündüzlü bir şeyler anlatıyorlar, hayırlı güzel faliyetler yapıyorlar. Kardeşim hakim olmasını istemediğin bir düşünceyi nasıl anlatıyorsun sen? Yani insanların yaşamasını istemiyorsan İslam’ı niye anlatıyorsun o zaman. Yani dünyaya İslam’ın hakimiyetini istiyorsan söyle, sitenin başına koy. Ya Rabbi de İslam’ı dünyaya hakim et de. Bizim mühim amaçlarımızdan biri İslam’ın dünyaya hakimiyetidir de. Niye bundan korkuyorsun? Ve Kuran’da her kavmin bir lideri olduğunu görüyoruz. Müslümanların da imamı olduğunu görüyoruz. Yani Kuran’da bu açık hükümdür. Bir lider bir manevi büyük. Başta bir kişi oluyor. Bir Müslüman olarak bunu niye isteyemiyorsun sen? Neden korkuyorsun? Niye çekiniyorsun? Hayır kendi mürşidini de düşün, benim mürşidim gelsin baş olsun de. Biz ona da razıyız de, bunu savun. Değil mi? İslam’ın dünyaya hakimiyetine biz vesile olacağız de. Kabul ediyoruz. Hatta güzel bir faaliyet yap biz senin peşine takılıp gelelim. Mesela bazı dangalaklar oluyor şeyde, internette. Bizim faliyetlerimizi durdurmaya çalışıyorlar. E kardeşim ne istiyorsun? Yani tamam biz durduralım. Sen yapacak mısın faaliyet? Darwinizm ve materyalizme karşı mücadele verecek misin? Yoo yapmayacağım diyor. İman hakikatleri anlatacak mısın diyoruz. Onu da anlatmayacağım diyor. Peki bizim ne yapmamızı istiyorsun? Sizin faaliyetiniz dursun diyor. E kardeşim şeytan mısın sen? Demek ki şeytansın sen yani. Bak şöyle olur; dersin ki: “Arkadaş, ben o kadar mükemmel İslam’ı tebliğ ediyorum ki anlatıyorum ki, sizin faaliyetlerinize gerek yok. Siz benim peşimden gelin, beni takip edin, en mükemmel çalışmayı ben yapıyorum, ispatı ortada” de. Biz de ayağının altını öpelim, peşinden gelelim. Hem hiçbir şey yapamıyorsun, hem yeteneğin yok, hem Allah muvaffakiyet vermiyor, hem hitabetin olmuyor, hem anlatamıyorsun, insanları ikna edemiyorsun. Bu konuda fevkalade yetenekli bir cemaati, bir topluluğu, bir arkadaş grubunu var gücünle durdurmaya çalışıyorsun. Ey iblis, ey iblis, nedir senin zorun? Demek ki iblis böyle faaliyet yapacak ahir zamanda. İnsan şeklinde görünecek, internette görünecek, internette faaliyet yapıyor gibi görünecek ve Müslümanların faaliyetini durdurmaya çalışacak. Oturuyor şahsımızı eleştiriyor. Kardeşim bizim koyduğumuz oraya iman hakikatleri. Darwinizm’i-materyalizmi eleştiren eserler, dinsizliği eleştiren eserler ve Allah’ın varlığını birliğini savunan eserler. Benim şahsiyetime karşı olmak ayrıdır. Oradaki imani konuların kalkması için gayret etmek farklıdır. Be hey ahmak. Benim şahsıma ne diyorsan de sen. Ama Kuran hizmetini niye durdurmaya çalışıyorsun? İslami hizmeti niye durdurmaya çalışıyorsun? Değil mi? Tamam, imani çalışmalarımızı bizim çıkarttırdın, koy yerine bir imani çalışma koy. E yeri bomboş kalıyor. Be hey alçak, o zaman nedir senin zorun? Be hey iblis, senin zorun nedir o zaman? Değil mi? Yani hem faaliyet yapmıyor, hem yapanı durduruyor. Şahsi kinin olabilir bize, bir mahsuru yok, bize öfke duy. Ahiret’te hesabını verirsin. Fakat hayır bir hizmeti durdurmak için gayret etmenin alemi ne? Değil mi? Aman dağılsınlar, aman faaliyetleri dursun. Çok acayip.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam bir halk sorusu var tam da bu konu ile ilgili. Okuyayım mı inşaAllah? “Sayın Hocam. Sizin eserleriniz ile kendisini bulmuş birisi olarak her yaptığım iş ve davranışta önce Allah’ın rızasını arıyorum inşaAllah. Bazen insanlar arasında konuları ve olayları tartışıyoruz inşaAllah. Bunların başında Türk İslam Birliği geliyor. Mesela ben ne zaman bu konuyu açsam, her zaman susmamı bekleyen bir çift göz görüyorum. İnsanlar hep kuru ifadeler ile birbirini idare ediyor. Dini anlatımlara bayılıyorlar. Ama inceleme yapıyorum; alakasız hayat süren bir karakter çıkıyor karşıma. Sayın Hocam buna sebep nedir? Acaba öyle insanlar ile karşılaşıyorum ki sakal bırakmayı sünnet olarak sahipleniyor ama ağzında bir küfür, dilinde bir inkar ile dolaşıyorlar. Allah (c. c) selamı üzerinize olsun güzeller güzeli Hocam.” Ali Değirmencioğlu İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam. Hz Ali (a. s)’nin güzel ismini almış güzel kardeşimiz. Cennette inşaAllah komşu oluruz. Allah razı olsun senden.
Televizyona çıkıyor. Öyle sakal sarık cübbe her şey tamam. Falanca alim şöyle hatalı, feşmekanca alim böyle hatalı, Müslüman gruplar şöyle yanlış. Ehl-i sünnete en iyi uyan benim. Tamam Allah razı olsun güzel. Be hey iblis. Peki o zaman niye şu kelimeyi ağzına alamıyorsun? “Allah’ım Kuran dünyaya hakim olsun” niye diyemiyorsun? Madem bu kadar makbul, bu kadar doğru yoldasın, bu kadar Müslümanları eleştiriyorsun, alimleri eleştiriyorsun. Dilin mi kopar? O şeytan çatalı gibi dilin mi kopar yani iki kelime bunu söylesen? “İslam bu yüzyılda dünyaya hakim olsun” de. “Müslümanlar üzerindeki şu fitne kalksın. Müslümanlar bir feraha kavuşsun. Afganistan, Irak, Filistin bütün kardeşlerimiz bir azad olsun, bir ‘Elhamdülillah dünya varmış’ desin” demen gerekmiyor mu? Niye İslam’ın dünyaya hakimiyetini ağzına alamıyorsun be hey alçak? Bir kelime bu. Niye Müslümanların bir lideri olsun diyemiyorsun? Ben senin Hocana da razıyım kardeşim. Bizim için fark etmez. Bir iddiamız yok. Allah kimi nasip ederse o kabulümüz bizim. Değil mi? Bunu da söyleyemiyor. Madem bu kadar kendine güveniyorsun, söylesene bunu. Dönüyor dolaşıyor “eğer biz İslam’ın dünyaya hakimiyetini istersek, Adnan Hoca’ya hizmet ederiz” diyor. Ya mutlaka diyor, onun lehine çıkar bu netice diyor. İslam alemine eğer lider istersek yine ona hizmet etmiş oluruz diyor. En iyisi biz bu iki konuyu hiç ağzımıza almayalım diyor. Ne İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsedelim, ne de Müslümanlara bir lider olsun konusuna girelim. E geriye ne kalıyor o zaman? Yani sen Kuran’ın hakimiyetini istemiyorsun, neyi anlatıyorsun sen o zaman? Niye o zaman Müslümanları eleştiyorsun; şu şunu yapıyor bu bunu yapıyor hata yapıyor falan? O zaman sen kendini şöhret yapmak, öne çıkarmak istiyorsun. Değil mi? Yani ruhu da kör, kafası da topal. Sen iddia et, de ki kardeşim, “ben İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” de. Biz onu da kabul ederiz. Değil mi? Onu da diyemiyorsun. “Benim şeyhim, benim Hocam dünyanın lideri olsun inşaAllah” de. O güzel ağzından nur akar. Onu da diyemiyor. Çünkü layık görmüyor. Olmayacağını biliyor. Yani şeyhinin mürşidinin asla böyle bir şey yapamayacağını biliyor. Kendinin de böyle bir şeye layık olmadığını yapamayacağını biliyor. Fikri sabit takılmış, illa ki hizmet ederiz diyor. Yani ona hizmet ederiz. E ne yapalım? Sitelerini kapattıralım, engel olalım, çalışmalarını durdurtturalım. E kardeşim iblis olmuşsun sen işte. Şeytana dönmüşsün. Kardeşim şahsıma ne diyorsan de. Kuran’dan ne istiyorsun? İman hakikatlerinden ne istiyorsun? Anti-darwinist, anti-materyalist faaliyetlerden ne istiyorsun? Yani benim şahsımla ne alakası var bunların? Şahsıma istediğini ağzına al, istediğini söyle. Bana vız gelir tırıs gider yani. Değil mi? Yağsın yağmur gibi taşlar, diyor değil mi? Dostun attığı bir gül yaralar beni, diyor. Biz onların taşıyla etkilenmeyiz yani. Kilo hesabıyla taş atsınlar. Bize o taşlar havada seker geri onların kafasına düşer yani. Öyle bir derdimiz yok. Ama bakın bu bir kahpeliktir. İslami hizmeti durdurmaya çalışıyor. Değil mi? Koy resmimi istediğin hakareti yap. Alçak. Niye İslam’a saldırıyorsun ? Peygamberimizin (sav) güzel hayatını anlatıyoruz. İman hakikatleri anlatıyoruz. Kuran mucizelerini anlatıyoruz. Niye bunları durdurmaya çalışıyorsun? Zorun nedir yani? Değil mi? Ben sevap alırım yani. Onunla ben yükselirim yücelirim. Yani biliyor oradan da netice alamayacağını zaten. O bizim şevkimizi artırır heyecanımızı artırır. Çünkü it ürür kervan yürür derler. Köpek havlamasından kervan durur mu? Biz bazen akşam arabayla dönerken köpekler oluyor. Hayvanlar keretalar koşuyorlar. Ne olur? Biz işimize gideriz yani. Ama bize en büyük zararı imani hizmetlere vurarak vereceklerini sanıyorlar. Halbuki onu yaratan da yine Allah’tır. Onların Cehennemi’ni genişletiyor onunla. Çünkü bizim anlattığımız konular mutlaka yayılır. Mesela akşam konuşuyorum. Mesela bu Faraklit konusunu anlattım. Bu yarın bütün dünyada duyulur. Mesela ben bu konuyu anlatıyorum, bu bütün dünyada duyulur. Kardeşim bir kere kulaktan kulağa bilgi akışı vardır. Bu gazeteden, televizyondan, internetten, her şeyden daha güçlü bir silahtır. Bizim en büyük silahımız kulaktan kulağa gelen bilgidir. Bizim her anlattığımız ta Endonezya’ya kadar gidiyor. Ne anlatırsak hiçbir şeyimiz gizli kalmıyor. Herkes su gibi ezberlemiş. O ona anlatıyor, o ona anlatıyor. Yani insanlar duyduğunu anlatırlar. Ya bizim çocuklar internete girip çıkıyorlar. “Hocam şöyle bir olay olmuş haberiniz var mı?” diyorlar. Bak buyurun. Kaç dakika sürüyor? Yarım dakika. Hemen konunun özetini veriyorlar. Kahvehanelerde diyor mesela “ya falanca şöyle söylemiş” diyor, o da diyor ki “ya falanca söylemiş”. Yıldırım hızı ile yayılır. Bizim gücümüz işte buradan kaynaklanıyor. Biz oradan kaparsan buradan çıkarız. Tabii. Yüz bin gözlü yüz bin kulaklı değil mi? Yüz bin beyinli bir varlık gibiyiz. Baş edemezsin, durduramazsın, mümkün değil. Şimdi internet sitelerine bir baksınlar kardeşlerimiz. Eğer o internet sitesi haksa, ne diyecek biliyor musun? İslam’ın dünyaya hakimiyeti ile ilgili bir faaliyeti, bir talebi, bir konuşması olması lazım. Değilse, inanın şeytanidir. Yani Kuran dünyaya hakim olmasın diye bir Kuran sitesi varsa ben bunun şeytani olduğunu düşünüyorum. Başka bunun açıklaması olmaz. Yani Kuran dünyaya hakim olmasın ama ben Kuran’ı savunuyorum. Böyle bir mantık olur mu ya? Bu nasıl oluyor bu? Yani insanın oksijene ihtiyacı vardır ama ben size oksijen vermek istemiyorum. Yani ağzınızı kapatmak istiyorum. Oksijen gelmesin. Ama oksijen de çok önemlidir. Şimdi bu ne biçim bir söz? Oksijeni savunan, oksijeni bol bol vermekle mükelleftir. Değil mi? Dünyanın oksijenidir Kuran. Kuran’ın dünyaya hakimiyetini istememek çok anormal bir harekettir Müslüman için. Ne liderlikten bahsediyorlar ne de Kuran’ın hakimiyetinden bahsediyorlar. Sürekli bunu bir kimlik gibi arasın Müslüman kardeşlerimiz. Bu var mı yok mu? Bu yoksa, bitti. Yani adam istediğini anlatsın dinlemeye gerek yok. Oraya şeytan musallat olmuştur. Başka bir açıklaması yok. yani Müslümanların dedikodusunu yapmak, soytarılık yapmak, şaklabanlık yapmak... Adam şaklabanlık yapıyor diyor ki; arada da Kuran ayeti söylüyor diyor. Ya bu kadar gafillik olur mu? Bu nasıl bir mantıktır bu yani? Dinsiz profesörler var, Kuran uzmanı, Arapça uzmanı dinsiz profesörler var Avrupa’da, değil mi? Teologlar var. İslam Kürsüsü’nde profesörler var ateist, komünist, Darwinist. Yani ondan ne farkın kalır o zaman? Aradaki farkı iyi görmesi lazım kardeşlerimizin. Yani bu çağda Müslümanın en hayati konusu dünyaya hakim olmasıdır. Yani Türk İslam Birliği’dir. Bunun adı konmuştur. Bunu hırsla ve ısrarla savunacaklar. Niye Türkler diyor. E bulun birisini o zaman, yapacak adam görelim kim yapacak? Yani doğal lider olduğu için biz Türkler diyoruz. Yani kişiliği, karakteri, ahlakı ile en uygun bu konuda en başarılı gördüğümüz mübarek millet Türkler. Bediüzzaman da diyor: “kahraman ordu” diyor. “Kahraman ve mücahit ordu” diyor Türk ordusu için. Mücahit diyor aynı zamanda bakın. Kahraman ve mücahit ordu ve imanlı millet diyor. “İmanın nuru” ile diyor “Kuran’ın ışığı ile” diyor, “hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin” iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü kastediyor, “tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Mesela bak kahraman ordumuz aslanlar aslanı ordumuz gayet güzel bir faaliyet içerisinde. İçerisine anormal unsur asla sokmuyor. İşte yargı konusunda da dürüst davrandıklarını görüyoruz. Her konuda dürüst davrandıklarını görüyoruz. Bu çok güzel. Yani birçok kişiye cevap mahiyetinde tavırları.
Tamam biraz ara verelim sonra devam edelim.
SUNUCU: Evet sayın izleyicilerimiz, tekrar birlikteyiz. Hocam nasıl devam edelim? Sorumuz var.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sorularımız var evet Hocam. Mehmet Kalyoncu İstanbul’dan soruyor. “Sevgili Hocam. Ahir zamanın bir özelliği olarak toplumlardaki aile yapısı gün geçtikçe daha da bozuluyor. Buna en son örneklerden biri şarkıcı ve aktrist Lindsay Lohan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklama ile ortaya çıktı. Daha 23 yaşında olan genç oyuncu aile sorunları nedeni ile alkol ve kokain de dahil akıl bulandıran maddeler kullandığını itiraf etmiş. Bir keresinde aşırı dozda uyku ilacı alıp bayılmış zor kurtarılmış. Daha bu yaşta üç kez rehabilitasyona gitmiş. Bunun sebebi ailenin sırlarını basına açıklaması imiş. Daha 23 yaşında bir genç kızın başından geçen olaylar konusunda ne düşünüyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Evet çok sevimli bir genç kız. Bir kere sevgisiz, gerçek sevginin olmadığı bir dünyada yaşıyor bu insan. Sevgi, insanın oksijen gibi en büyük ihtiyaçlarındandır. Yani sevgisiz insan yaşayamaz. Sevgi olmayınca bir genç kız bunalıma girer hasta olur. Ama sahte sevgi değil hani böyle bazı it kopuk çakallar çıkıyor ben seni seviyorum diyor internetten yazı yazıp gönderiyor bilmem ne falan. Böyle 3 numaralı bakışlar. O onları daha da zehirler, daha da canını yakar. Onlarda çünkü sevgi yok. Onun amacı onu alıp kullanmak. Yani şöhretini kullanmak, parasını kullanmak ve bedenini kullanmak. Onu çöplük gibi görüyor. Pisliğini atacak bir çöplük olarak görüyor, onda sevgi yok. Bedenini kullanıp atacak çöplük. Sevgi yok. Dolayısı ile her yerde sevgisizlik görünce ruh kanserleşiyor ve bunalıma giriyor. Mesela bak annesi babası en güvenilir insan olması gerekiyor. Aile sırrı mezara kadar gider. Ama Mesela bakıyorsun, aile sırrı diye bir konuda kalmıyor. Çocuğunu müşkül durumda bırakacak bir bilgiyi rahatça açıklayabiliyor bir insan. Ama asıl köken tabii Allah korkusunun, Allah sevgisinin olmamasıdır. Allah korkusu, Allah sevgisi olmadığında gerçek aşk, gerçek tutku ortadan kalkar, gerçek sevgi ortadan kalkar. Artık et-kemik sevgisi kalıyor. Onu alkışlıyorlar ama et-kemik birbirine çarpıyor, şak şak şak et-kemik sesi geliyor kulağına yani. Alkış sevgiden kaynaklanan bir alkış ise bir anlamı olur. Etin kemiğe çarpması onu ilgilendirmez. İnsanlar onu et parçası olarak görüyorsa ondan da mutlu olmaz. Onu bir kendilerini eğlendiren bir unsur olarak görüyorsa yine mutlu olmaz. Gerçekten sevilmeye ihtiyacı vardır insanın. Bunu bulamayınca o bunalım başlar. Mesela sevdiğini söyleyen adam bakıyorsun, parası için seviyor, tipi için seviyor. Mesela biraz yaşlanıyor, adam tiksiniyor, başından atmaya çalışıyor. Veyahut doğum yapıyor, doğumda çok ciddi bozuluyor vücutları kadınların. Yani yüzde 99’unun öyledir, bozulur. Hemen ondan kurtulmaya çalışıyor birçok kişi. Veyahut mesela 20 yaşında bir kız, 30 yaşına geliyor mesela 10 yıl içerisinde, çöküyor tabii genç kız fazla dayanmaz. Sigara falan da kullanıyor, uykusuzluk da etki ediyor. Ama en ziyade sevgisizlik kısa sürede onları çökertiyor. Hemen adam daha genç birini aramaya kalkıyor ve bu da onun için kabus gibi bir şeyler oluyor. Çünkü 10 yıl hemen geçiyor, göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. 30’dan sonra da bir anda da 40’a geçiyor. Bir 10 yıl daha geçiyor, 40 oluyor ve bitiyor. Her şey bitiyor onun için. Onun için böyle bir dünyada, gizli dram yaşanıyor. Bu Lindsay Lohan’ın problemi de bu. Yani bu acıyı yaşayan insanlardan. Yoksa o, gerçek anlamda sevgiyi, şefkati yaşasa, korunup kollansa, sürekli dinç kalır, sürekli neşeli kalır, ne uyuşturucu kullanır, ne başka zararlı maddeler kullanır, ne böyle acı içerisinde kalır. Yani ünlü olan şahısların, hemen hemen bir çoğuna bakarsak, uyuşturucu kullanıyorlar. Çünkü hep yalnızlık çekiyorlar. Yani insanlar onları, kendilerini eğlendiren bir varlık olarak görüyor, birçoğunu. Bazı insanlar. Bu çok azap verici bir şey yani. Gerçek sevgiyi bulamamak, en ufak bir açığında, onu hemen indirmeye çalışmaları. Mesela hastalanmaları aleyhlerine oluyor. Mesela solgun görünmesi aleyhine oluyor. Hemen basında resmi çıkıyor. Diyor ki, “bakın neydi ne oldu” diyor adam. Mesela saçı-başı dağınık bir resmi çıkıyor, bir anda onun aleyhine kullanıyorlar. Ayağı takılıp düşüyor mesela, onu kare kare yayınlıyorlar, onu sanki çok aşağılayan bir şeymiş gibi. Veyahut mesela yolda giderken birisine çarpıyor, olay oluyor. Veyahut ağzından bir söz kaçırıyor, onu da aleyhine kullanıyorlar. Böyle bir dünyada mutlu olamıyor bu insanlar. Yani gerçek dostluğu bulamadığı için mutlu olamıyorlar. Bu kızcağızın da mutlu olamamasının nedeni bu. Anne-baba şefkati çok önemlidir. Toplumun şefkati, sevgisi çok önemlidir. Gerçek sevgiyi yaşamak çok önemlidir. Ama hepsinin üzerinde Allah’a tam teslim olmak, Allah’a sığınmak çok önemlidir. İnşaAllah Lindsay Lohan da Allah’a tam sığınır, Allah’a tam teslim olur, Kuran hakikatleri inşaAllah kalbine iyice işler. Dolayısı ile Allah onu koruyup kollar ve rahatlar inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Hocam birçok soru var. Devamlı geliyor izleyici soruları. MaşaAllah. Zeynep Devrik, İstabul’dan sormuş. “Hocam, Kuran’da Bakara Suresi’nde fitnenin öldürmekten beter olduğu belirtiliyor. Bu konuyu açıklar mısınız lütfen. Çok teşekkür ederim.”
ADNAN OKTAR: Fitne; mesela İslam’ın dünyaya hakimiyetini istememek, bir fitnedir. Yani net fitnedir. Müslümanlar’ın bir lideri olmasını istememek, bir fitnedir. Sessiz kalmak bu konuda, bir fitnedir. Allah, katilden daha beter diyor, çünkü Kuran dünyaya hakim olmadığında, yüzbinlerce Müslüman katlediliyor, eziliyor, şehit ediliyor, mahvediliyor, acı çekiyorlar, ızdırap çekiyorlar. Aç kalıyorlar, sefil kalıyorlar. Mesela Afganistan’daki perişanlığın nedeni ne? İslam’ın dünyaya hakim olmaması değil mi? Türk İslam Birliği’nin oluşmamış olması değil mi? Filistin’deki kardeşlerimizin bu çektiği acının sebebi ne? O kamplarda, o çoluk çocuğun, genç kızların yaşadığı sefaletin kökeni ne? Kaç parçaya ayrılmışlar orada değil mi? Irak’da çekilen acının kökeninde ne var? Diğer İslam ülkelerinde çekilen acının kökeninde ne var? Doğu Türkistan’daki acının kökeninde ne var? Hepsinde Türk İslam Birliği’nin olmaması, İslam Birliği’nin olmaması var. Ve bunu istemediler, büyük bir kitle istemedi. Birçok alim denilen, hatta yani alim diyemeyeceğimiz insanlar bunu istemediler ve birçok kişi de bunlara alim dedi. Alim olması için birinci şartı, Müslümanlar’ın birliğini istemesidir. Kuran’ın dünyaya hakim olmasını istemesidir. Ve Müslümanlar’ın bir lideri olmasını istemesidir. Bunu istemeyen adamlara Müslümanların güvenmemeleri lazım. O yönü ile güvenmemeleri lazım. Dolayısı ile fitne budur. Yani acıya, zulüme, bölünmüşlüğe, parçalanmışlığa, sefalete, açlığa, adaletsizliğe karşı çözüm varken, çözüm getirilmiyorsa, bu fitnedir. Şimdi yangın var, yanıyor. Bir kova su var adamın elinde, suyu dökecek ve o insanları kurtaracak. Suyu dökmüyor, seyrediyor. Bu yangını söndürecek su, İslamiyet’tir. Kuran’dır. Dökmek elindeyken, o suyu dökmüyorsa ateşin üzerine bir insan, fitnedir yaptığı. Başka bir açıklaması yoktur. Buna da alim diyorsa bir başkası, o da ayrı bir fitne çıkarıyor demektir. Çünkü, yani bunun bir açıklaması, ikinci bir açıklaması olur mu?
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Bir soru daha var Hocam. Hz. İsa (a.s) hakkında. Elçin Kahraman sormuş: “Hocam hayırlı akşamlar. Sizi karşımızda görünce çok sevindik. Hz. İsa Peygamber (a.s) ’ın yeryüzüne inişinden, hiçbir şeyi hatırlamaması konusunda anlayamadığım bir noktayı size sormak istiyorum. İmtahanın gereği olarak mı hatırlamayacak? Hocam, Hz. İsa (a.s), hiçbir Peygamberin tanık olmadığı şekilde çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp ona üflediğinde, o kuş olup uçuyor. Dolayısı ile imtihanı zaten diğer insanlardan farklı. Çünkü tevil edilemeyecek bir mucizeye, birebir tanık oluyor. Bu anlamda imtihanı farklı olduğu için, geçmişini hatırlasa bile, imtihanının engellemez diye düşünmüştüm. Peygamberler zaten Melek gördükleri için imtihanları insanlardan farklı oluyor, öyle değil mi? Hz. İsa (a.s) İncil’i okuduğunda, tebliğ yaptığı anlatılan şahsın kendisi olduğunu o anda hatırlamaz mı?”
ADNAN OKTAR: Şimdi hiç öyle zannedildiği gibi değil. Mesela Peygamber’e (sav) Cebrail (a.s) görünüyor ama, veyahut Melekleri görüyor ama, o aynı anda görüntü, halüsinasyon görüyor da olabilir. Yani imtihan oluyor onunla. İmanın nuru ile onların Melek olduğunu anlamış oluyor. Yoksa insan mesela uyuşturucu bir şey kullanır, halüsinasyon görür. Yahut beyninde bir hasar olur, halüsinasyon görür, bir görüntü görür. Onun gerçekten Melek olduğunu, imanın nuru ile anlar o, Peygamber ve onu imtihanıdır. Öyle zannedildiği gibi kolay bir şey değildir o. Çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp uçuyor ama, o da bir halüsinasyon da olabilir. Yani ona bir halüsinasyon olarak görünüyor da olabilir, gerçekten uçuyor da olabilir. İmanı ile onun gerçekten uçtuğunu biliyor o. İmanın nuru ile anlıyor onu. Yani o da mühim bir imtihandır, ama bir kolaylıktır onun için. Ama aklın ihtiyarini kaldıran bir olay değildir. Dolayısı ile Hz. İsa (a.s) ’nın geçmişini hatırlamaması, imtihanın bir gereğidir. Zaten geldiği vakit, kendisi ile konuşacak halk, insanlar konuşacaklar. Onlara sorduğunda, Hz. İsa (a.s) ile muhabbet ettiklerinde, bu açık konuyu da açık gerçeği de görmüş olacaklar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Başka bir soru Hocam. “Bismillahirrahmanirrahim, ben Allah aşığı bir Müslüman, Türk İslam Birliği hayranıyım”. Emre Genç bu soruyu soran. “Hocamıza sualim şu; Seyyid Hocam, 2014 yılında neler olacağını anlatabilir misiniz? İyi geceler, hayırlı yayınlar. Sizi çok özlemiştik. Size kavuşmamızı nasip eden Allah’a sonsuzca kez şükürler olsun” demiş.
ADNAN OKTAR: Bundan sonra gece sohbetlerinde görüşeceğiz. Gece 12’den sonra. Hayır bunlarla görüşün, bu gençlerle konuşursunuz, yani sizin röportajlarınız sürsün, benim hayatım gece 12’den sonra inşaAllah. 2014’lerde yine buralarda olacağız, yine konuşacağız. Ama bakın dedim ki geçenlerde, önümüzdeki günlerde çok büyük olaylar olacak dedim. Söyledim mi, söylemedim mi? Filmi var, getirebilirim. Bakın, hemen peşpeşe büyük olaylar olmaya başladı.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şili’de deprem oldu.
ADNAN OKTAR: Bu yüzyılın en büyük depremidir. En büyük depremi yani. İstanbul, 5 santim yukarıya kalktı, indi, bunu biliyor musunuz?
ALTUĞ BERKER: Bilmiyordum Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bak 5 santim, müthiş bir yükseklik 5 santim. Bütün İstanbul 5 santim yükseldi, geri indi, o depremin etkisi ile. Tabii. Çok önemli bir şey. Arkasından büyük seller, büyük olaylar.
TARKAN YAVAŞ: Japonya’da, Pakistan’da.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Ve özellikle iddia edilen Ergenekon Örgütü, şu an can çekişiyor biliyorsunuz. Yani atak üzerine atak oluyor, Ahir zamanın en büyük olaylarındandır. Yani deccaliyet çöküyor. Yani bu çok hayati bir şeydir, deccaliyetin çökmesi. Çükü iddia edilen Ergenekon Örgütü eşittir deccaliyettir. Bediüzzaman diyor, “kahraman ordu” diyor “ve mücahit ordu” diyor. Demin de söylemiştim; “Kuran’ın ışığı ile ve imanın nuru ile, hakikat hali anlayacağı ve bu dehşetli komitenin” diyor, “tahribatını tamire çalışacağı, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden anlaşılıyor” diyor. Bakın, çok büyük olay. Ama 2014’lerde tabii Darwinizm, materyalizm çok acınacak konumda olmuş olacak. Yani imani konular iyice oturmuş olacak. Bir bereket çağı başlamış olacak. Mehdiyet daha netleşmiş olacak. Şu an Mehdiyet, aşağı-yukarı dünyada geniş çapta anlaşılmış vaziyette. Anlamazlıktan gelme var şu an. Yoksa Mehdiyet’in anlaşılmaması diye bir konu yok. Anlamamazlıktan gelme var. Bu anlamamazlıktan gelmenin olacağını Peygamberimiz (sav) bildiriyor. Bu da Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden birisidir, bu da bir mucizedir. Yani bütün açık alametlerine rağmen, Mehdi (a.s) anlaşılacaktır, fakat anlamazlıktan gelinecektir. Bir süre bu devam edecektir. Onun için 313 kişi olacak talebeleri. “Ahir zaman pek şiddetlidir” diyor Said Nursi Hazretleri. Bakın, ondan değil diyor, yirmiden birine güven olmaz insanların diyor. “Bu fevkalade halata karşı,” bu fevkalade duruma karşı “sabır, metanet ve hamiyeti İslamiye gerektirir” diyor. Yoksa akim kalır, zarar verir diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Dünyevi menfaatlerine ters düştüğü için mi anlamazlıktan geliyorlar?
ADNAN OKTAR: Bu hep böyledir. Mesela ölümü de insanlar anlamazlıktan gelirler, Ahireti anlamazlıktan gelir, Allah’ın varlığını anlamazlıktan gelir, değil ki Mehdi (a.s)’ı anlamazlıktan gelmesin. Yani bakın Allah’ı anlamazlıktan geliyor adam. Allah’ı anlamazlıktan gelen, Mehdi (a.s)’ı anlamazlıktan gelmez mi? Yani artık ölüm gibi bir gerçeği anlamazlıktan geliyor. Uyuşturuyor beynini ve düşünmek istemiyor ölümü. Adım adım ölüme gittikleri halde, anlamazlıktan geliyorlar. Mesela Peygamber (sav)’in hak olduğunu, ehl-i Kitap’ın hepsi biliyor, ben size söyleyeyim. Yani büyük bir bölümü biliyor. Çok büyük bir bölümü biliyor. Yani dünyada Kuran’ın hak olduğunu bilmeyen insan yoktur. Çok çok nadirdir, yani çok az sayıdadır. Anlamazlıktan geliniyor. Yani olay bu. Yoksa Kuran’a baktın mı hemen anlaşılıyor hak olduğu yani. Böyle karmaşık bir durum yok. Dolayısı ile Mehdi (a.s) ’nin anlamazlıktan gelinmesi, bu diğer anlamazlıktan gelinmek konularıyla paralel gelişen bir durumdur. Şaşıracak bir durum yok. Yani Kuran alenen hak olduğu belli değil mi? Anlamazlıktan geliyor adam. Allah’ın varlığı çok alenen açık belli değil mi? Anlamazlıktan geliyor. Mehdi (a.s) istediği kadar açık, aleni olsun, onu da anlamazlıktan gelir. Ama bakın, bu çok önemli. Özellikle Mehdi (a.s) için Peygamberimiz (sav) söylüyor, “insanlar Mehdi (a.s) yokmuş diyecekler” diyor. Yani “kendilerini de bu konudan uzak tutmaya çalışacaklar, anlamazlıktan gelecekler, örtbas etmeye çalışacaklar” diyor Peygamberimiz (sav), anladıkları halde. Yani bak, “Mehdi (a.s) yokmuş diyecekler” diyor. “Ulema da anladığı halde, anlamamazlıktan gelecek ve ona karşı gelecekler” diyor değil mi? Hatta İstanbul’daki o yobaz alim, güya sahte alim, Mehdi (a.s)’ı anladığı halde almamazlıktan gelip, Mehdi (a.s)’a karşı mücadele verecek, hadiste bunu görüyoruz. Mesela münafıklar çıkacaktır Mehdi (a.s) cemaatinden. Bilecekler, anlayacaklar, buna rağmen tavır alacaklar. Peygamberimiz (sav)’in, Peygamber olduğunu münafıklar bilmiyor muydu? Biliyorlardı. Bile bile tavır aldılar. Anlamazlıktan geldiler. Mehdi (a.s) zamanındaki münafıklar bilmiyor mu? Biliyorlar. Ki Mehdi (a.s)’ın münafıkları, dünyanın en azılı münafıklarıdır. Yani Peygamber devri münafıkları da en azılı münafıklardandır, Mehdi devrinin münafıkları da, en azılı münafıklardandır. Ahir zamanın en şiddetli münafıklarıdır. Ve münafıkların bir özelliği vardır, mesela küfüre gitmiş değil mi? Normalde küfür ile iç içe olması gerekir diye düşünürsün. Münafık birbirinden ayrılamaz, kavimdir. Yani nasıl köpek birbirinden ayrılamıyor köpekler. Mesela kediler bir arada ekip oluyorlar, köpekler de. Onlar da köpek gibi birbirinden ayrılamaz. Bir topluluk oluştururlar. Jurasic Park gibi böyle. Anlatabildim mi? Böyle yani o yamuk umuk dinazorlardan oluşan, böyle yamuk yumuk mahluklardan oluşan bir topluluk oluştururlar ve birlikte yaşarlar. Yani böyle korku filmi gibi. Yani bu garip mahluklar mutlaka biraradadır. Mesela bir yere gitsen, bulursun topluca, birarada. Bir metruk binada veyahut herhangi bir halka açık bir yerde, illaki bir aradadırlar. Birbirlerinden nefret eder münafıklar, ki Mehdi (a.s) münafıklarında bunu görüyoruz, hadislerde de belirtilmiştir. Mehdi (a.s) ’ye karşı var güçleri ile gayret edeceklerdir. Birbirlerinden nefret edeceklerdir, fakat birarada toplu hareket ediyorlar. Yani böyle özel varlıklardır, yani mesela insanlar bunları ileride görecekler. Eşgalinden, bakışından, konuşmasından, anormal mahluklar olduğunu insanlar görecekler zaten. Yani normal insan olmuyorlar, değişik oluyorlar. Mantık örgüsü anormal oluyor, ahlaksızlığı anormal oluyor, kahpeliği anormal oluyor, yani alışılmışın tamamen dışında mahluklar. Mesela sahtekarlığı ayrıdır, zalimliği ayrıdır, kafasının dunluğu ve donukluğu ayrıdır, alışılmışın dışındadır. Kafirden daha şiddetlidir. Mesela kafir, ondan daha ehvendir. Daha zekası açıktır. Kafir kadar aklı yoktur onların. Daha karanlık, daha basık ve daha çirkindirler. Daha garip mahluklardır. Hatta Peygamberimiz (sav) onları buğdaya dadanmış kurta benzetiyor, değil mi? “Mehdi (a.s) her seferinde ayıklar onları” diyor, onların pisliğini atar, o kurtları atar, “ama gene buğdaya musallat olurlar” diyor Peygamberimiz (sav). “Temizlene, temizlene, temizlene 313 kişi kalır” diyor. “Az sayıda kalırlar” diyor “Mehdi (a.s) cemaati”. Halk bunu da görecek. Şimdi Mehdi (a.s) ’yi görecek, Mehdi (a.s) cemaatini görecek, bir de münafık cemaatini görecekler. Yani bu da Ahir zamanın mühim bir alametidir. Çünkü Mehdi (a.s) cemaati, halka tanıtılacak, bunlar denilecek. Peki diyecekler, sizin münafıklarınız kimlerdi? Münafıklarımız da bunlardı denecek. Münafık cemaati var mesela Jurasic Park gibi göreceksiniz, garip mahluklardan oluşmuş bir topluluk. “Niye birbirinizden ayrılmadınız?” diyeceğiz. Bir hayvani iç güdü ile ayrılamadıklarını söyleyecekler. Yani mesela “madem kafir karakterlisin, madem böyle kahpe, alçaksınız, küfüre niye gitmediniz?” denecek. “Gidemedik” diyecekler. Yani “bir garip iç güdü ile, birbirimizi bulduk” diyecekler. “Ne yaptınız?” denecek, “var gücümüz ile Mehdi (a.s)’a karşı mücadele verdik” diyecekler. “Kardeşim, siz yani dünyada eğlencenize, keyfinize bakmanız gerekirken, madem kafir tiynetlisiniz, madem böyle karaktersizsiniz, dünyadan bir şey beklemediğinize göre, Ahirete karşı da sevginiz olmadığına göre, dünyada kâm alıp yaşamayı hedeflemeniz gerekirken, malınızı, mülkünüzü, bütün imkanlarınızı hak yol olan, hak cemaat olan Mehdi (a.s) topluluğuna karşı neden teksif ettiniz?” diye halk soracak. Bu çok şaşırtıcıdır. Veyahut “madem İslam’a karşı böyle bir nefretiniz vardı ey münafık topluluğu, birçok Müslüman topluluğu var, niye onlara karşı da bir tavır almadınız da, özellikle seçtiniz Mehdi (a.s) cemaatini?” denecek. Bu mucizedir bu. Mesela bak münafık, Mehdi (a.s) cemaatini seçiyor saldırmak için. Mesela şeytan, Mehdi (a.s) cemaatini öncelikli hedef seçer. En birinci hedefi şeytanın, Mehdi (a.s) cemaatidir. Yani öbürlerini ikinci derecede görür. Münafıkların içinde en önemli cemaat, Mehdi (a.s) cemaatidir. Öbürleri ikinci dereceden görülür. Onlara saldırılır ama çok fludur o. Asıl orayı çok önemli görürler. Bunu görecekler. Hz. İsa (a.s)’ın cemaatini görecekler. Hz. İsa (a.s)’ın cemaatinin münafıklarını görcekler. Onun cemaatinin de münafıkları var. Hz. Hızır (a.s)’ı, bir kısım eşhas görecek. Hızır (a.s)’ın da cemaati vardır. Onun da talebeleri vardır. Mesela Kuran’ı eğer dikkatlice incelerseniz, bazı şahıslar çıkarlar. Mesela Ashab-ı Kehf’in içerisinde, onlara haber veren bir genç çıkar. Veyahut Hz. Musa (a.s)’ın bulunduğu sarayda, koşarak haber getiren birisi vardır. Bilmiyorum biliyor musunuz? Koşarak bir haber getirir, bir habercidir. Haberci, haber getirdi der. İsim verilmez Kuran’da, haberci. İşte onlar, Hızır (a.s)’ın derin dünya devletinin adamlarıdır. Hızır (a.s)’ın kurduğu derin dünya devletinin adamlarıdır. Her yerde çıkar onlar. Her yerde vardırlar. Belki onlarla tanışacak insanlar, bir kısmı ile.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Bunların arasında münafık oluyor mu, Hz. Hızır (a.s)’ın ekibinde? Mümkün değil galiba.
ADNAN OKTAR: Öyle birisi değil o. Hz. Hızır (a.s)’ın görüşü, insana benzemiyor. Değil, öyle değil yani. Zamanın dışına çıkabilen bir insan. Eşya görünümü alabiliyor. Birçok insan suretine girebiliyor. Yani onunla münafık pek baş edemez. Bir de Kuran’a bağlı değil. Tevrat’a, İncil’e de bağlı değil. O ayrı bir şeriata bağlı. Kendine has bir şeriatı var. Yani Hızır (a.s), küfrün çok korktuğu bir varlıktır, birisidir yani. Bir de, yani neyi ne zaman yapacağı pek belli olmaz Hızır (a.s)’ın. Yani o yüzden çok ürkütücüdür küfür için. Yani şok olacak bir karşılık alabilir Hızır (a.s)’dan. Yani şok meydana getirecek bir karşılık alabilir Hızır’dan. Yani şok meydana getirecek bir karşılık alabilir ve gücü de var buna Hızır (a.s)’ın. Yani kurtulamaz ondan. Yani kaçmakla kurtulamaz. Tedbir almakla kurtulamaz. Yani çok şeddit bir karşılık verebilir Hızır (a.s). Mehdi (a.s) gibi değildir Hızır (a.s). Mehdi (a.s) çok şefkatli, çok merhametlidir, affedicidir. Hzır (a.s) öyle değildir. Yani Hızır (a.s) emir aldı mı yapar. Yani öyle bir özelliği vardır. Onun için Hz. Musa (a.s) şaşırıyor biliyorsun yaptıklarına. Değil mi? Mesela gemiyi deliyor. Mesela o gencin boynunu kırarak onu katlediyor. Fakat aynı zamanda duvarcı ustasıdır. Masonları da kontrol altına almış. Onlara da hakim. Yani tahmin edilemeyecek bir insan. Çok yaman bir insan yani ve ne zaman nerede ortaya çıkacağı da belli değil. Taa son zamanlara kadar, Hz. İsa (a.s)’ın vefatından sonraki vakte kadar da görevlidir. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Müslümanların da Hz. Hızır (a.s)’ın yaptığını anlamayacağı kadar bir şey herhalde. Değil mi Hocam? Müslümanlar da anlayamıyor.
ADNAN OKTAR: Yok. Hızır (a.s) mesela birçok yerde oluyor, fark etmiyorlar. Birçok uygulama yapıyor, fark etmiyorlar. Mesela bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü dehşete düşüren Hz. Hızır (a.s)’dır. Yani onların içerisinde görev yapmış bir insandır. Yani şu an tam anlamıyla dehşeti yaşıyor iddia edilen Ergenekon Örgütü. Yani ‘Nereden geliyor bu haber? ’ diyorlar. Yani çuval hesabıyla mesela belge çıkıyor farz edelim. Dinleme çıkıyor, belge çıkıyor ve tespit edilemiyor. Ha bire bir faaliyet var. Değil mi? Mesela çuvalla getiriyor, koyuyor bir yere. Adamlar alıp getiriyorlar. Diyorlar; buyrun belgeler. “Kim getirdi?” deniyor. “Bilmiyoruz” diyorlar. Bir şahıs, birisi. “Bu haberi kim getirdi?” diyorlar. “Bilmiyoruz” diyorlar. Hakikaten aranıyor. Tahkik ediliyor, bulunamıyor. Bulunamaz da. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mehdi (a.s) döneminde çok faaliyette olacağını söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Mehdi (a.s)’ın yardımcısıdır. Cebrail (a.s), Mikail, İsrafil (a.s) Mehdi (a.s)’ın sürekli yanındalar. Sürekli yani. İnşaAllah. Melekler, binlerce Melek yardımcısıdır. İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Soru vardı. Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Yüzlerce soru var. Onlara acele etmeyelim inşaAllah. Ne zaman açsam Hz. İsa (a.s) ile ilgili çıkıyor. Kardeşim yani bir insan göreceksiniz. İnşaAllah, Allah’ın izniyle. Hz. Mesih (a.s)’ı gördün mü, şöyle derin derin bir nefes alıp şöyle bir 10 dakika kadar bir nazarından istifade edeceksiniz. 10 dakika böyle. Ya Allah, bismillah diyeceksiniz şöyle. Nefes çeke çeke bir 10 dakika. O size ömür boyu yeter. Bir kere görseniz yeter. İmkan olursa bir kere bir elinizi yüzünüzü bir sıvazlatın, şöyle o güzel elleriyle sizi bir sıvazlasın, mesh etsin inşaAllah. ‘Mesih’ ismi oradan geliyor zaten. Mesh edilmiş, aynı zamanda mesh edendir inşaAllah. İnşaAllah. Üç kelime duysanız onun sahabesi olursunuz. Havarisi olursunuz. Üç kelime. . . “Nasılsın? İyi misin?” desin bak. . . Nasılsın? İyi misin? “Elhamdülillah” dersiniz. “Elhamdülillah efendim” dersiniz. O kadar. Havarisi olursunuz. “Efendim emredin” dersiniz. “Biz yanınızdayız. ” Ama o dünya tatlısı, dünya güzeli diyecek “haşa” diyecek. “Biz emir sahibi değiliz. Bakın imamınız bu” diyecek. Hz. Mehdi (a.s)’ı gösterecek. “Ben de bak ona tabiyim” diyecek. “Ben onun veziriyim” diyecek. “Bize düşmez” diyecek. “Yani siz emir varsa ondan alacaksınız emiri” diyecek. Böyle de mütevazı, tatlı bir varlıktır. Yani dünya tatlısı. İnşaAllah. Güzelliğiyle, efendiliğiyle hipnotize edecek. Şimdi Hıristiyanlar diyor ki: “Gelecek olan Mesih (a.s) deccaldir” diyorlar. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı kastederek. Kardeşim onun nurunu gördün mü senin ona deccal diyecek gücün kalır mı? Etme gözünü yiyeyim. Eriyeceksin, eriyeceksin. Bak Cenab-ı Allah diyor ki: “Ehl-i Kitap’tan hiçbir fert onun Peygamber İsa olduğunu inkar edecek güce sahip olmayacak” diyor Allah. Herkes onu kabul edecek. Kaderi böyle. Onu gördü mü hipnotize olur adeta. Mesih (a.s)’ı gördü mü. . . Kaderi o. İlla ki kabul edecek. Mesela deccali de bir görüyor, kanı iliği çekiliyor. Felç oluyor. Elinden yüzünden efendilik akıyor bakışından. Kardeşim o dünya güzeline sen haşa nasıl deccal dersin? Takatin yetmez. Diyenleri mesela kolundan tutup götüreceğiz, bakın diyeceğiz Mesih bu. “Haşa” diyecek, “estağfurullah” diyecek. “Allah affetsin. Biz ne yapmışız yahu” diyecekler. Değil mi? Eline ayağına kapanacaklar. Diyemez. Işık saçıyor eli yüzü yani. Nur saçıyor böyle. Çok mübarek bir insan. Bir kere iman edecek. Bakacak dünyaya geldiğinde, kalkacak yerinden. Orada Müslümanlığı andıran Hıristiyanlardan bir cemaat olacak. Yani Müslümanlığa sevgisi olan, Kuran’a tabi olmuş bir Hıristiyan cemaat. Ona Kuran’ı anlatacaklar. Kuran’ı gösterecekler. Tevrat’ı, İncil’i görecek. Kısa sürede hemen anlar zaten. Çok zeki, çok akıllı. Kuran hak diyecek, belli. Allah’ın varlığının delillerine bakacak. Allah’a bir iman edecek, bir kere. Ama ne iman. Çelik böyle. Bir kere. Delillerden anlayacak Allah’ın varlığını. Hemen anlar. Süratle anlayacak. Kuran’a bakacak, Kuran’ın hak olduğunu anlayacak. Bir de o okuduğunda Kuran’ın bir sayfasını, mesela okudu ya, okur okumaz beynine nakş olur o. Peygamber özelliğidir. Yani özel bir hafıza bu. Biliyorsunuz vardır bazı insanlarda. Var değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. Fotoğraf hafızası var.
ADNAN OKTAR: Fotoğraf hafıza, evet. Fotoğraf hafızası var. Bakıyor, su gibi ezberleyecek Kuran’ı. Belki en fazla mesela üç saatte ezberleyecek bütün Kuran’ı. Yani bir günün içerisinde tamamını ezberler yani. Su gibi. Hafız olacak. Zaten Kuran hafızıdır Hz. İsa (a.s). O çelik imanı ve Kuran’ın hakimiyeti ömrünün sonuna kadar devam edecek. Yani bir gelip bir giden iman olmaz olmaz Peygamberler’de. Hz. Mesih (a.s)’ın özelliği odur. Bir iman eder, bitti. Bir kere. Net kararı gelir. Yüzde yüz iman eder. Yüzde yüz kanaati gelir. O işte iman yüzde ışık meydana getiriyor. O şiddetli iman. İnsanın eti kemiği değişir. Yani hücre tam istediğine kavuşuyor vücut. Yani nasıl oksijene, suya ihtiyacı var ya vücudun? İşte öyle imana ihtiyacı var. Onu bulduğunda hücre, bayram eder. Bir anda böyle ışıklı bir nesneye dönüşüyor insan. Etinden, kemiğinden adeta ışık yayılır. Yani akıl yayılıyor, konuşmaları isabetli, tavırları isabetli, ne yapsa bereket oluyor, bir yere elini sürüyor, bereket oluyor, bir şey konuşuyor, bereket oluyor. Olağanüstü bir varlığa dönüşüyor. Gerçek iman çok hayati bir konudur. Onun için mümin yere kapanacak, yalvaracak Allah’tan. “Ya Rabbi bana gerçek iman nasip et. Ya Rabbi bana senin deli aşığın olmayı bana nasip et” diyecek. Anlaşıldı mı? “Ya Rabbi beni divane et, ben delirmek istiyorum senin aşkından” diyecek. Anlaşıldı mı? “Ve o güçlü imanımı hiç sarsma, son nefesime kadar beni o imanla yaşat” diyecek. Biraz iman edip onunla idare etmek olmaz. Yani öyle bir iman olacak ki, “ya Rabbi benim canımı al” diyecek. “Her an hazırım” diyecek. Yani “ben senin uğrunda hemen canımı vermeye hazırım” diyecek ama ağız ucuyla değil, aşkla. “Ya Rabbi hapse razıyım. Beni hemen istediğim hapse sok. 30 yıl yatayım, ömür boyu yatayım” diyecek “Senin uğrunda”. “Kolumu, bacağımı doğrasınlar ya Rabbi” diyecek, “Senin uğrunda ağızımı, yüzümü, her şeyimi doğrasınlar”. “Hepsine razıyım” diyecek ama usülen değil, aşkla, gerçek imanla. Hz. Mesih (a.s) işte böyledir. Yani çok mükemmel derin bir imana sahip. Mesela Kuran’da da bunu görüyoruz. Bakın üslubunda bunu görürsünüz. İncil’de de bozulmayanında görürsünüz. Hatta “ey zayıf imanlı” diyor. Mesela suyun üstünde yürürken suyun içine batıyor birden. “İmanını kaybettin” diyor, “ondan” diyor. “İmanını tutsaydın” diyor, o suyun üzerinde yürüyecektin sen diyor. Kendisi suyun üstünde yürüyerek geliyor imanla olduğu için ama tam iman. Böyle yüzde doksan dokuz değil, yüzde yüz iman. Onda işte metafizik özellik meydana geliyor. İnsan yani böyle insanüstü bir varlık gibi oluyor. Değişir.
CİHAT GÜNDOĞDU: Maddenin olmadığına mı?
ADNAN OKTAR: Yani değişik bir şey o. Değişik bir şey. Yani bizim anladığımız anlamda zaten madde yok. Yani gölge varlık olarak vardır. Yani insanların anladığı anlamda değildir yani. Gölge varlıktır. Bunu daha önce defalarca anlattık ama Mesih (a.s)’ın ve Peygamberlerin imanı çok güçlü oluyor. Onun için bütün Peygamberler’de bir ışık olur. Mesela sözü çok etkileyici olur, bakışları çok etkileyici olur. Her sözünde isabet olur. Mümin dünyada gerçek imanı arayacak. En üstünde duracağı konu budur. Gerçek iman alameti olarak da işte çoluğa çocuğa karışayım, yiyeyim, içeyim, üreyeyim değil. Bak Hz. Mesih (a.s) 33 yaşına kadar hiç evlenmedi. İman hizmetini ön plana aldı. Şimdi çoluğa çocuğa karışsa iman hizmetini yapamayacak. Öyle düşünmüş. O öyle gerek duymuş. Anlatabildim mi? Allah onun kalbine öyle vahyetmiş. Bütün benliğinle Allah’a kendini teslim etti o devirde. Var gücüyle gayret etti. Ne zorluklarla karşılaştı. Yahya (a.s)’ı şehit ettiler mesela onun zamanında. Değil mi? Mesela çok muazzam bir imtihan. Aşkla sevdiği bir insandı ve onun deli aşığıydı Hz. Yahya (a.s) Hz. İsa (a.s)’ın. Bir ağaç kütüğünün içerisinde girdi, saklandı. Küfür, ehl-i küfür onu orada yakaladılar. “Ya Rabbi baki olan sensin” dedi. Sürekli Allah’ı zikretti, testereyle kestiler ve şehit ettiler orada. Biliyor şehit olunacağını ama hiç kalbinde en ufak bir fütur yok. Hz. İsa (a.s) mesela talebelerinin çok büyük bir imtihanıydı bu, Yahya (a.s)’ın şehit edilmesi. Asla sarsılmadılar. Çok önemlidir. İnşaAllah. Çünkü müthiş bir imtihan. Fakat en mühim özellik, “ya Rabbi” diyeceksiniz “tutkuyla, delice bir aşkla kendine beni bağla”. Ama bu böyle romantik bir aşk değil. Yani bu aşkta acının her türlüsünü kabul edecek. Mesela evliliğine zarar getirecekse bana müsaade diyor adam. Değil mi? Olmadı o zaman. Hapse girecekse aman diyor aman bana müsade. O yine olmadı. Mesela çoluğuna çocuğuna bir şey olur diye korkuyor ailesine bir şey olur diye. O yüzden yanaşmıyor. Yine olmadı o. Hz. İsa (a.s) bilmiyor muydu onu? Değil mi? Her şeyi göze alarak ortaya çıktı maşaAllah. Diğer Peygamberler bilmiyorlar mıydı? Her şeyi göze alarak ortaya çıktılar. Canı tatlı olmaz gerçek iman edenin. Bunun ölçüsü de gerekirse ailesini feda eder, çocuğunu da feda eder, Allah için eşi de feda edilir, kendi bedenini feda edebilir, malını mülkünü feda eder. Her şeyi feda eder Allah için. Ama canı tatlıysa bu iş olmaz. Bu iş demeyeyim de, Allah affetsin. Yani bu düşüncesi olmaz. Bu yanlış olmuş olur. Şimdi var mesela yeni insanlar öyle kendince hizmet ettiğini zannediyor. Ev mücahiti, cami mücahiti, salon mücahiti bunlar. Salonun içinde mücahit. Salondan dışarı çıktı mı balık gibi. Yani sudan çıkmış balık gibi. Ölüyor dışarıda. Gücü kalmıyor. Nasıl olacak? Bak mesela balıklar değil mi? Oksijen veriyorsun, hava yeterli derecede hava verilecek. . . oksijen. Ilık olacak, su temiz olacak. Onda yaşayabiliyor. Mücahit öyle değildir Allah yolunda mücadele eden. Oksijensiz ortamda da yaşar, soğukta da yaşar, sıcakta da yaşar. Canı tatlı değildir. Canının tatlılığını insan bilir veyahut tatlı olup olmadığını. Canı tatlı değilse tam mücahittir o. Dava adamıdır.
Tamam, şimdi biraz ara verelim. Sonra yine devam ederiz.
SUNUCU: Sayın izleyicilerimiz tekrar birlikteyiz. Hocam...
ADNAN OKTAR: Bak şimdi Furkan Suresi’nde bir ayet var. Ben onu onu okuyordum. “Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir -cihat ver -mücadele ver. ” Ebcedi 1979. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor.
ALTUĞ BERKER: Tam Hicri 1400.
ADNAN OKTAR: Bak tabii. Bak: “Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la)” bak cihat demiyor. “Büyük bir cihat ver. ” “Büyük bir mücadele ver. ” MaşaAllah.
Berker’im sen ne yazdın? Bir soru mu yazdın?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Evet, bir okuyucumuz size mesaj göndermiş.
ADNAN OKTAR: Tamam, oku.
ALTUĞ BERKER: “Adnan Hocama ve değerli arkadaşlarına iyi geceler diliyorum. MaşaAllah gecenin bu saatinde bile yine tek başınıza İslam aleminde yaşanılan zulme son vermek için canla başla gayret ediyorsunuz. Akan kanları durdurmanın tek yolunun İslam Birliği olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Fikirleriniz, konuşmalarınız beni derinden etkiliyor. Ben şahsım olarak naçizane yarın bu konuyla ilgili çok sayıda blog oluşturmayı düşünüyorum. Mübarek ellerinizden öperim” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın o çok güzel. MaşaAllah kardeşimizin bilmiyorum kardeşimizin ismi var mı?
CİHAT GÜNDOĞDU: Erenköy’den Gülseren.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Gülseren kardeşimiz, bacımız. Allah razı olsun. Şimdi bakın benim çok fazla düşmanım var, karşıtım insanlar var. Yani iblisin bir numaralı hedefiyiz neredeyse. ‘İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir numaraları hedefiyiz. Karanlık oluşumların, PKK’nın, şunun bunun bir numaralı hedefiyiz. Dolayısıyla yarın bir gün yayınlarımızı durdurabilirler, interneti durdurabilirler, sitelerimizi kapatabilirler. Yani bir şekilde, bir oyuna getirip bir şekilde kapatabilirler. Kitaplarımızın basımını durdurtabilirler. Buna karşı ne yapacağız? Ne yapacağız biliyor musunuz? Benim sitemin, Harun Yahya sitemin aynısını olduğu gibi alıp kendisi kardeşlerimiz site açacaklar. Bize gönderme yapmayacak ama. O onda olacak yani. Müstakil site. Mesela ‘Mustafa Demir’ farzedelim sitesi. Biz oraya bastığımızda biz de müstakil ayrı olarak biz de oraya gireceğiz. Filmlerimizi göreceğiz, yazılarımızı göreceğiz, iman hakikatlerini, her şeyi göreceğiz. Farz edelim bizim sitemizi bir şekilde kapattılar. 10 binlerce site açık olmuş olacak ve o bilgi kaybolmamış olacak. Bu çok önemli. Anlaşıldı mı? Küçük de olabilir. Herkes kendi gücüne göre yapsın. Küçük site yapabilen küçük yapsın, büyük site yapabilen büyük yapsın ama mutlaka bu siteler olsun. Değil mi? Bir şekilde. Çünkü şeytan sürekli bizim karşımızda. Onu engeller, bunu engelleyebilir, bir şeyler yapılabilir, bir oyun oynanabilir ama böyle yayılmış bir gücü durdurmak mümkün olmaz. Adam hangi birini kapatsın yani? Hangi birine oynasın? Hangi birine karşı mücadele versin? Ayrıca kafamızın içindeki bilgiyi kimse zaten silemez Allah’ın izniyle. Bu kardeşimizin yaptığı da çok güzel. MaşaAllah. Elhamdülillah. Mesela bak şu ayeti oku Tarkan Hocam yüksek sesle. Şeytandan Allah’a sığınırım.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım inşaAllah. “Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar. ”
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi bizim karşımızda böyle insanlar var. Böyle varlıklar var. İttifak edeceğiz. Bu vatanı-milleti sevenler, İslam alemini seven, Türklük alemini seven, zulümden insanları kurtarmak isteyenler Filistin’deki, Mora’daki, Çad’daki, Türkmenistan’daki, dünyanın her tarafında özellikle Afganistan’daki, Irak’taki bacılarımızın, kardeşlerimizin acı çekmesini istemeyenler, el kadar sübyanların acı çekmesini istemeyenler, “Ya Rabbi” diyecekler; “dinini dünyaya hakim et. İslam’ı dünyaya hakim et, bize bir lider gönder”. Kuran’da var bu. Değil mi? Müslümanlar dua ediyorlar. Aynısıyla var. Bize bir lider gönder diyorlar. Bunu isteyecekler. İslam’ın dünyaya hakimiyetini isteyecekler. İstemeyenleri bir araştırsınlar. Niye istemiyorlar. Kardeşim diyecek önce; sen Müslüman mısın? Değil misin? Bir söyle. Hayır değilse zaten normal, bir şey demeyiz. Müslümansa hangi mantıkla bunu istemiyorsun yani böyle bir nimeti istemiyorsun. Değil mi? Hem Kuran’ı oku, hem Kuran’ı savun ama dünyaya hakimiyetini de isteme Kuran ahlakının. Bunun arkasında çok anormal bir şey var demektir, bir hastalık vardır. Bu kişilere alim deme olayı bir kere ortadan kalkması lazım. Yani siyasi nedenlerden; işte bizim partimizi destekliyor da o yüzden falancayı destekliyoruz... Kardeşim bak uğursuzluk getirir. Bereketsizlik getirir, bela getirir. Yapmayın bunu. Hakkı savunun. Yani iblis de bir partiyi savunabilir. Bu iblis bereket getirmez o partiye. Değil mi? Hak insanın savunması önemlidir. Hakkı nereden anlarız? Kuran aşığıdır, “Ya Rabbi Kuran’ı dünyaya hakim et” der. Bunu demiyorsa, ben Kuran’a aşığım ama hakim olmasını istemiyorum diyorsa, hastalık vardır. Bunu görmezden gelenler artık akıllarını başlarına alsınlar. İnşaAllah. Bir şey mi diyeceksin?
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir ayet var Hocam, Nisa suresi 75. ayet. Şeytandan Allah'a sığınırım. “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Bu ayeti bana bulsana. Nerede ayet?
CİHAT GÜNDOĞDU: Nisa Suresi, 75. “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Bakın 74. ayette ne diyor Allah: “Öyleyse, dünya hayatına karşılık Ahireti satın alanlar,” dünya hayatını bırakmış. Yani evlenmek, üremek, bilmem işte zengin düğün yapmak, hoplamak, zıplamak değil mi? Bunları bırakmış Ahireti satan alanlar Allah yolunda mücadele etsinler diyor Allah. “Kim Allah yolunda mücadele ederken, öldürülürse ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.” Çünkü suikast de yapılabilir Müslümana. Her şey yapılabilir. “Galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.” Kim galip gelecek? Mehdi (a.s) galip gelecek. Ecir alacak mı? Alacak. Kuran müjdeliyor, “bir ecir vereceğiz” diyor İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, 4. Sure’nin 75. ayeti, ikisini toplayınca 79 ediyor. Başına da 19 koyduğumuzda 1979. Hicri 1400 Mehdi (a.s)'ın çıkışı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak Allah diyor ki, “size ne oluyor ki” diyor. Şimdi bir anormallik var ki, “ne oluyor size” diyor Allah. Yani bir soruyor. İrkilir insan bunu duydu mu değil mi? “Size ne oluyor ki Allah yolunda” ve Rabbimiz diyor bak, “bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar”. Mesela Irak’ta zalimler var, Afganistan’da zalimler var, Filistin’de acı çekiyor kardeşlerimiz. Bu, herkes biliyor bunu. Mora’da, Çad’da, Türkistan’da perişan ediyorlar kardeşlerimizi. Bak artık ülkeden çıkmak istiyor, çıkamıyor da. Bak kaçmak kurtulmak istiyor ona da müsaade etmiyorlar. Hicret edip kurtulmak istiyor. Bak çözüm olarak diyor ki, “bize katından bir veli,” bir Mehdi gönder diyor. Müslüman dua ediyor Allah’a. Bize katından bir yardım eden yolla bir mürşid, bir Mehdi değil mi? Allah yolunda bir yönetici yolla “diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına”, Allah rızası için niye savaşmıyorsun, mücadele etmiyorsunuz diyor Allah. Adam diyor ki “ben daha gencim” diyor. “Dur daha bir okulumu bitireyim, bir evleneceğiz daha” diyor. “Yenge adayınız var şimdi diyor. Onu bırakıp bu işlere mi gireyim” diyor, “böyle bir şeye mi gireyim”. Bir iş demeyim de Allah affetsin yani “mücadelenin içine mi gireyim” diyor. Önce bir okul, sonra meslek, sonra evlilik, sonra üreme, sonra emekli olma, “e ondan sonra bir düşünürüz” diyor. “Biz zaten camiye gidiyoruz, Hoca bize anlatıyor” diyor. “Bir şey yok orada” diyor. Kardeşim bunun yüzünden Osmanlı yıkıldı ve İslam alemi paramparça ve sürünüyor. Perişan vaziyetteler. Allah’tan korkun. Aklınızı başınıza alın. Yani bu yetmiyor gibi bir anlam çıkar o zaman. Değil mi? Yani bundan Müslüman sarsılacak. Bak “iman edenler Allah yolunda mücadele ederler. İnkar edenler ise tağut yolunda”, deccaliyet yolunda savaşırlar diyor, “mücadele ederler.” E, onlarda boş durmuyor. Onlar da mücadele edecekler diyor. Darwinistler, materyalistler, “öyleyse şeytanın dostlarıyla mücadele edin.” Ateizm’le, Darwinizim’le, materyalizmle mücadele edin. “Hiç şüphesiz şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.” Bak darmakeşan oldular, fosilleri ortaya koyduk. Proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini ispat ettik. Darmakeşan oldular, pek zayıf. Gücü yok. Bak diyor ki, “kendilerine elinizi mücadeleden çekin, namazı kılın, zekatı verin denenleri görmedin mi? Oysa mücadele üzerlerine yazıldığında onlardan bir grup, insanlardan Allah’tan korkar gibi hatta daha da şiddetli bir korkuyla korkuya kapılıyorlar.” “Yani aman şimdi ya tutuklanırız, ya yakalanırız ya takip ediliriz ya basında ismimiz çıkar. MazAllah” diyor “ya ismimiz sizinle beraber bir yerde zikredilirse ne oluruz biz” diyor. “Okul hayatımız var, evleneceğim” diyor, “evleneceğim kız bunu duyarsa ne olur” diyor ya. “Evliliğim yatar bir kere” diyor “bu çok hayati bir konu” diyor. Adam hamam böceği gibi yani kafayı takmış bir kere üremeye. Bak diyor ki Cenab-ı Allah, “Allah’tan korkar gibi hatta Allah korkusundan daha şiddetli bir korkuyla kapılıyorlar” diyor Allah. “Ve diyorlar ki Rabbimiz ne diye mücadeleyi üzerimize yazdın.” Evimizde otursaydık, işimize gücüme gitseydik, evlenip rahat rahat hayatımızı yaşasaydık, bu daha rahat ederdik diyorlar. “Bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin dediler.” Yani “biz böyle bir mücadele içerisine girmeseydik, yakın bir zaman erteleseydin de hiç böyle bir faaliyete girmeseydik güzel olurdu” diyorlar. “De ki dünyanın metaı azdır.” Mesela doğurduğun çocuk da yok olup ölecek, sen de yok olup öleceksin, baban, anan da yok olup ölecek, uğrunda işte yerlere yattığın nişanlandığın sevgilim dediğin adam da yarın bir gün tuvalet nasıl çirkin kokular saçıyorsa mezarda onun bin beteri çirkin kokular saçarak vefaat edip yok olup gideceksin. Bir mezar açıldığında millet dayanmıyor değil mi? Anormal tiksiniyorlar kokusundan. Perişan oluyorlar. Yani fethi kabir yapılıyor, açılıyor. Adamlar yanaşmıyorlar kokusuna. Bak dünyanın metaı azdır diyor Allah ve kısa sürede oluyor bu, çok kısa sürede. Mesela “Boğaziçi’nden sevgilim var” diyor. E kardeşim gözünü yum, bir anda o mezarın altında olmuş oluyor. Toprağın altı Boğaziçi’li, Boğazüstü’lü filan demiyor, boğaz kenarlı demiyor. Hepsinin yediği, bağırsak muhtevası ağzından çıkıyor mezarda. Değil mi? Doktorum daha iyi bilir. Şişiyor hatta patlıyorlar mezarın içerisinde. Bak “dünyanın metaı azdır” diyor Allah. Allah bunu özel yaratıyor ki dünyaya bağlanmasınlar diye. “Ahiret ise muttakiler için daha hayırlıdır.” Sonsuz mükemmel. “Siz bir hurma çekirdeğindeki ipince bir iplik kadar bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.” Hurma ipliğine bakıyorsun, incecik böyle zor görünüyor yani değil mi incecik. O kadar bile haksızlığa uğramazsınız diyor Allah. Bu kadar güzel bir sistem yapacağım diyor Allah. Bak “her nerede olursanız olun ölüm sizi bulur” diyor bakın. Mutlaka öleceksiniz diyor. Doğurduğunuz varlıklar da ölecek. Çünkü doğurunca, o et parçası kalacak zannediyor. O da ölür. Herkes etten kemikten oluşmuştur. Yani zincirleme o da ölecek. “Yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile” yani uzun gökdelenlerde de yaşıyor olabilirsin, orada da ölürsün diyor Allah. Bak “yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolar.” Gökdelenleri işaret ediyor Kuran. “Onlara bir iyilik dokunarsa bu Allah’tandır derler, onlara bir kötülük dokunursa bu sendendir derler.” Ya başımızı belaya soktun kardeşim diyor. Ne kadar güzel şurada geçinip gidiyorduk diyor. Mahvettin bizi mücadele, dava diye diyor. Bak basında ismimiz çıktı diyor, bütün millet aleyhimizde diyor yaktın bizi diyor adam. “De ki tümü Allah’tandır fakat ne oluyor ki bu topluluğa hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar” diyor. Hepsini ben yaratıyorum diyor Allah. “Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir.” Yani yaptığın eksikliklerine karşılık o olur diyor Allah. Bazen de imtihan için olur. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik şahit olarak Allah yeter diyor Allah ayette. “Kim Resul’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur.” Bunu ahir zamana uyguladığımızda, kim Mehdi (a.s)’a itaat ederse gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. “Kim de yüz çevirirse biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.” Kendisi bilir diyor Allah. “Tamam kabul derler” diyor Allah. Şeytandan Allah'a sığınırım. Tamam mücadele edelim, gayret edelim. “Ama yanından çıktıkları zaman onlardan bir grup karanlıklara senin söylediğinin tersini kurarlar,” ya ne diyor bu adam diyorlar ya yanından ayrıldıktan sonra dinledikten sonra. Abuk subuk konuşuyor diyorlar haşa. “Allah karanlıklarda kurduğunu yazıyor” diyor gece karanlığında yaptıkları izahları yazıyor. “Sen de onlardan yüz çevir,” muhattap olma, “Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.” Ben sana yeterim diyor Cenab-ı Allah. “Onlar hala Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar, çelişkiler, ihtilaflar bulacaklardı.” Bakın Kuran’ın bütününde, 1400 yıldan beri Kuran inceleniyor, tek bir tane bile birbiriyle çelişen açıklama yok, tek bir tane. Ne bilimle çelişen bir şey var, ne kendi arasındaki mantıkla çelişen bir açıklama var, bir insana bir kitap yazdırsan binlerce çelişen konu çıkar. Yani Kuran benzeri bir yazı yazmaya kalksa bir insan, çünkü her biri birbirinden ayrı ayrı konular, değil mi? O kadar fazla çelişki olur ki. Bilimle de çelişir, mantıkla da çelişir her şeyle çelişir. Hiçbir şey ile çelişmiyor bu Kuran’ın bir mucizesidir. Ve bilim hep Kuran’ı sonradan tasdik ediyor. Kuran önde gidiyor. Mesela Kuran dedi ki, “zaman ve mekan sonradan yaratılmıştır” dedi. Adamlar “olur mu öyle şey” dediler ya. “Zaman ve mekan sonsuzdan gelir, sonsuza gidiyor” dediler. 1400 yıl sonra ne dediler biliyor musunuz? “Pardon biz yanlış biliyormuşuz” dediler. “Kuran doğrusunu söylüyormuş” dediler. “Hakikaten zaman ve mekan yokmuş, hakikaten izafiymiş, biz yanlış söyledik” dediler. Bak Cenab-ı Allah diyor, “ilk yaratılışta bütün kainat bulut ve dumanlarla kaplıydı” diyor. Olur mu öyle diyor ya sonsuzdan beri böyleydi dünya diyor. Nereden çıkarıyorsunuz böyle şeyleri diyor. Bak bilim 1400 yıl sonra dedi ki “dünyanın üzeri bulutlarla ve dumanlarla kaplıydı ilk başlangıcında” dediler. Kuran’ın dediğini tasdik ettiler. Kuran ne diyorsa mesela Kuran diyor ki yedi kattır gökyüzü diyor, 1400 yıl sonra “evet dediler gökyüzü yedi kat, doğru” dediler. Ne diyorsa doğru çıkıyor Kuran. MaşaAllah. “Artık sen Allah yolunda mücadele et diyor, kendinden başkasından yükümlü tutulmayacaksın.” Bu Mehdi (a.s)’a da bir hitaptır. “Müminleri hazırlayıp teşvik et.” Biz ne yapıyoruz sizleri şimdi, hazırlayıp teşvik ediyoruz Mehdi (a.s) öncüsü olarak. Hem hazırlıyoruz hemde diyoruz var gücünüzle gayret edin. Bütün Müslümanları teşvik ediyoruz. “Umulur ki Allah küfredenlerin ağır baskılarını geri püskürtür.” Darwinistlerin, materyalistlerin, ateistlerin ve bütün dünyada Müslümanlara zulüm yapanların ağır baskılarını Cenab-ı Allah umulur ki geri püskürtür diyor. “Allah kahredici baskısıyla diyor daha zorlu acı sonuçlandırmasıyla daha zorludur” diyor Allah. Bu Mehdi (a.s)’ın gücünü gösteriyor Allah. Mehdi (a.s)’da tecelli edecektir Cenab-ı Allah bu yönüyle. Ve bu yine dünya hakimiyeti ayetidir bu. “Müminleri hazırlayıp teşvik et.” Bu Mehdi (a.s)’nin bir özelliğidir. Peygamberimiz’e (sav) hitap etmekle beraber ayet, aynı zamanda Mehdi (a.s)’a işaret ediyor. “Umulur ki Allah küfredenlerin, bütün dünyadaki küfredenlerin ağır baskılarını geri püskürtür.” Bu ahir zamanda olacaktır. Küfredenlerin ağır baskıları tamamen püskürtülecektir. “Allah kahredici baskısıyla daha zorlu,” Allah’ın kahredici baskısında bir vesile vardır. Kimdir bu, bu Mehdi (a.s)’dır ve Hz. İsa Aleyhisselam’dır. Kahredici güçtür bunlar. Cenab-ı Allah’ın kahredici güçleridir. “Daha zorlu” diyor, Mehdi (a.s) daha zorludur deccaliyetten. “Acı sonuçlandırması da daha zorludur.” Çeşitli intikamlar alacağım diyor Allah, ahir zamanda. Ona da bak, “acı sonuçlandırmasıyla” diyor. Çok acı sonuçlar alacaklar diyor. Ekonomik krizler olur, felaketler olur, “birçok şeyle de küfre karşı Allah acı sonuçlandıracağım” diyor. Müminler de bu sevaba, berekete ve şehitliğe sebep olur, küfürde de acı sonuçlanmaya sebep olur. İnşaAllah. Evet. Müslümanlar samimi olacaklar, İslam’ın dünya hakimiyetini candan isteyecekler, istemeyen kişilere alim demeyecekler. Hak yolda mücadele edenlere, dünya hakimiyetini isteyen Müslümanlara karşı mücadele edip, bunlara inanmayacaklar. Değil mi? Mesela bak, bakıyorum internette bir adam şeytan gibi bir kafa yapmış kendisine, şeytan görüntüsünde, sürekli bizim aleyhimizde yazılar çıkartıyor adam. Kimi avanaklar da ona inanıyor. Mesela bakıyorum iman hakikatleri ile ilgili bir sayfa yapmış, kapatıyor onu. Bak ahmağa bak ahmağa. Ya kardeşim sen orada iman hakikati anlatmışsın, Kuran’ı anlatmışsın. Niye kapatıyorsun onu sen? Bak bana zarar vereceğim diye Kuran’a saldırıyor ahmağa bak sen. Ya kardeşim bana saldır sen. Kuran’a niye saldırıyorsun? Değil mi? Sersem ahmak. Bana saldır, bana istediğini söyle sen, küfret bana vız gelir tırs gider. Niye Kuran’a iman hakikatlerine saldırıyorsun? Niye Darwinizm, materyalizm aleyhinde hazırlanmış siteleri ortadan kaldırmaya çalışıyorsun? Niye Kuran’ın güzel sözlerini, Peygamberimizin güzel sözlerini, değil mi Cenab-ı Allah’ın vahiyini ortadan kaldırmaya çalışıyorsun? Burada bir şeytaniyet var. Burada bir anormallik var. Güya bana zarar verecek. Bana zarar vermek istiyorsan bana saldır köpek. Kuran’a niye saldırıyorsun? Ve böyle iblislerinden oyununa geliyorlar. Yani bu da çok büyük bir akılsızlık. Ayrıca Müslümanlar diyor mu ki, biz çıkıp diyormuyuz ki ideal Müslümanız, kusursuz Müslümanız, haşa Peygamber gibiyiz, siz bize uyun diyor muyuz biz? Biz ne diyoruz? Biz, Allah’ın zavallı kullarıyız. Gariban kullarıyız, günahkarız, eksik yönlerimiz var, gece gündüz Allah’a dua ediyoruz, tevbe ediyoruz. Biz, bize uyun diyor muyuz? Biz Kuran’a uyun diyoruz. Kuran’a uyalım, Allah’ın vahyine uyalım diyoruz. Peygamberlere uyalım, sahabeye uyalım diyoruz. Örnek insanlar onlardır diyoruz. Değil mi? Günahkar, hatalı, eksikli bir kul çıkıp da bana uyun der mi? Beni çürütünce kendilerince Kuran’a kendilerince zarar vereceklerini zannediyorlar. Bana bir şey yapamasın sen yani. Ne yapacaksın bana? En fazla ağzını bozarsın değil mi? En fazla şehit edersin, ne yapacaksın başka? Değil mi gazi yaparsın. Başka yapacağın bir şey yok. Bunların hepsi benim için şereftir. Ama buradaki bakın ince çizgiyi anlamıyor bir kısım kendine Müslüman diyen insanlar. Bir Müslüman çıkıp da “ben örneğim” diyemez. Bir Şeyh efendi bile diyemez. Biz ne diyebiliriz? Hz. Muhammed (sav)’e benzeyelim, Hz. İbrahim (a.s)’a benzeyelim, Hz. Musa (a.s)’a benzeyelim, Hz. İsa (a.s)’a benzeyelim. Peygamberlere benzeyelim. Sahabeye benzeyelim diyebiliriz ve biz onları örnek gösteriyoruz, kendimizi örnek göstermiyoruz. Ben kendimi örnek mi gösteriyorum sen bana saldırıyorsun değil mi? Hayır bana zaten saldırmasına ben bir şey demiyorum. Kuran’a saldırmalarına şaşırıyorum ben yani buna hayret ediyorum. Ve buna inanan ahmaklara şaşırıyorum. Mesela ahir zamanı anlatan hadislerle ilgili bir site. Onu kapatıyor zarar vereceğiz diye. Veya arının hayatı anlatılıyor. Arının yaşantısı anlatılıyor, mucizeleri. O siteyi kapatıyor. Bize zarar verecek diye. Ahmak, arıyla benim ne işim var, ne alakam var yani o Allah’ın yarattığı bir mucize, bir güzellik. Ondan ne istiyorsun? Değil mi? Yani koy resmimi istediğin gibi küfret, istediğini söyle yani. Bana ne etkileyecek yani. Hıncını Kuran’dan ve iman hakikatlerinden almaları bir kısım Müslümanların, ahmaklık üstü ahmaklıktır. Ahirette bunun hesabını veremezler. Değil mi? Burada hikmet var mı? E, tabii ki var. Yani adamın Cehenneminin derinleşmesini takdir ediyor Allah belki de. Ona böyle bir yol açmış Cenab-ı Allah. Senin oradan kapamanla hizmet duruyor mu? Durmuyor. Bak demin sordum mesela 27 bin kişi var şu an izleyen, 27 bin küsür. Gece yarısı, saat kaç şu an?
ALTUĞ BERKER: İki buçuk.
ADNAN OKTAR: Daha yeni haber verdik. Herkesin işi gücü var. Bak gece yarısı seyrediyorlar. Düşün 27 bin çok yüksek bir miktar yani. 27 bin küsür yani. Elhamdülillah. MaşaAllah. Dolayısıyla Müslümanların akılcı bir çizgide Peygamberin (sav) talimatlarına göre hareket etmesi lazım. Ahir zamanda Peygamberimiz (sav) vefatından önce diyor ki “ben vefat edeceğim Allah’ın izniyle. Ben sonsuz yaşayacak bir varlık değilim. Ben sonluyum, her Allah’ın kulu gibi ben vefat edeceğim. Ben sizin imamınızım” diyor, “bütün ümmetin imamıyım. Şimdi Kıyamete kadar sizin imamınız olarak...” Peygamberimiz (sav) komutanımız değil mi? Bizim imamımız. “Kıyamete kadar sizin ne yapmanız gerektiğini, size emrediyorum” diyor Peygamber (sav). “Şu tarihte şunu yapacaksınız, bu tarihte bunu yapacaksınız, hicri 1400’lerde gemi patlayacak” diyor. Şu olaylar olacak; “Ay ve Güneş tutulmaları olacak. Afganistan işgal edilecek, benim evlatlarından Mehdi (a.s) gelecek, ona tabi olacaksınız. Mehdi (a.s) şöyle faaliyet yapacak, İstanbul’a gelecek” diyor. “ Yer de belirtiyor Peygamberimiz (sav) bak bahane de yok. “İstanbul’a gelecek” diyor, “İstanbul’da şu kadar faaliyet yapacak” diyor. “Sonra arkasında Hz. İsa (a.s) gelecek, o da, ona tabi olacak” diyor. Binlerce, yüzlerce talimat vermiştir Paygamberimiz (sav), Kıyamete kadar imamlığı geçerliğidir. Biz onun emrine tabiyiz Peygamber efendimizin (sav). Peygamberin imamlığına itaat farzdır, yani onun emrini tutmak farzdır, kalk derse kalkarsın, otur der oturursun. Şimdi kendisinden sonra, ki hayatı istese anlatmayabilirdi, Cenab-ı Allah ona bildirmeyebilirdi. Ama diyor ki Cenab-ı Allah: “ Kıyamete kadar imamınız olarak ben ona her türlü bilgiyi verdim, onun emrine uyun diyor. ”Allah.
ALTUĞ BERKER: Bir de Hocam bir ayeti kerimede, “O nefsinden konuşmaz” diyor Hocam ayette.
ADNAN OKTAR: Tabii “o hevasından konuşmaz” diyor değil mi? Şimdi verdiği talimatların hepsi farzdır, biz onun emrine tabiiyiz. Mehdi (a.s) de Peygamberin emir eridir, ona tabidir. O, ne diyorsa yapıyor, Hz. İsa (a.s) da Peygamber efendimize (sav) tabidir. O da ne diyorsa yapacaktır. Dolayısıyla Müslümanların şu an epey bir bölümü, Peygamberin (sav) talimatlarını dinlemiyorlar. Bakın Peygamber (sav) “Bu vaktin benim emrimin ne zaman yapılacağına dair ben size alametler söyleyeceğim diyor. Bu alametleri gördüğünüzde benim emirlerimi yapmaya başlayın” diyor. “Şu şu emirlerim var” diyor, bütün alametleri saymış. Adamlar “biz bunu kabul etmiyoruz diyorlar, biz ehl-i sünnetiz diyorlar, yani dinlemiyoruz” diyor. Onun hesabını verecekler. Dinlemeyince ne oluyor? Zaten dinlememeleri gerekiyor, ahir zamanda onların görevi dinlememeleridir. Yani ahir zamanda Mehdi (a.s)’ı az bir topluluk dinleyecektir, epey bir bölüm insan dinlemeyecektir. Hatta bak Bediüzzaman Said Nursi diyor ki Risale-i Nur külliyatı için: “Risale-i Nur’un diyor sahibi nur talebeleri değildir” diyor. Ya normal de nur talebeleri olması gerekmiyor mu? Risale-i Nur’un sahibi onlar değil diyor. “Peki kimdir üstadımız?” diyoruz. Said nursi’ye soruyoruz, “Mehdi ve talebeleridir gerçek sahibi” diyor. Bakın burada bile bir harika durum var. Bak nur talebeleri yine olmuyor. Mehdi ve talebeleri, bütün ağırlık onlarda. “Risale-i Nur’u Hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecektir” diyor, “buradan da anlaşılıyor ki” diyor (Said Nursi Hazretleri) “ahir zamanda gelecek o eşhas” diyor yani Mehdi “Risale-i nuru hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecektir” diyor. “ O da Risale-i Nur’a uyacaktır diyor. Yani Kuran’a uyacak, Risale-i Nur’a uyacak, hadis-i şeriflere uyacak, İmam-ı Rabbani’nin eserlerinden istifade edecek, Darwinist-materyalist alimlerin eserlerinden istifade edecek ve İslam’ı dünyaya hakim edecek, vesile olacak. Ama “Risale-i Nur’un gerçek sahibi O’dur” diyor. Ahir zaman işte böyle bir vakittir. Peygamberin (sav) emirlerini insanlar tutmayacaklar, belirttiği halde, anlattığı halde ve alimim diyen sahtekarların peşine gidecekler. Peygamberin (sav) talimatının zıttı açıklamalar yapanların peşine gidecekler. Peygamber mesela “7000 yıldır ömrü”, bir tarih veriyor 7000 yıl, “5600 yılı da geçmiştir” diyor. Yani ne kadar kolaylık Peygamber’den. 1400 ile 1500 arasın da olduğu anlaşılıyor çok net. “ Yok diyor oradan hesap çıkmaz” diyor. Binlerce insan da buna inanıyor, ya kardeşim Peygamber (sav) rakam veriyor. Bakın ‘7000 ve 5600’. Bu rakamlar niçin verilir? 5600 yılı geçmiştir niye denir yani? Hesap yapılsın diye verilir. 7000’den 5600’ü çıkart diye verilir. Bunun hesabını geri zekalı bir insan bile olsa, bunu yapar; çok kolay bir şeydir bu değil mi? Yaptığımızda 1400 ile 1500 arası olduğu anlaşılıyor. Bunu anlamamazlıktan geliyorlar. Niye anlamamazlıktan geliyorlar? Çünkü kaderleri öyle de onun için.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hatta hadisi reddediyor.
ADNAN OKTAR: Hadisleri de bir anlamamazlıktan geliyor. Önce yok diyor, sonra var diyor. Değil mi? Bir de ona inananlar da oluyor. Mesela haşa huzurdan, neyse artık söylemeyeyim. Böyle akıl almaz bilgiler onlara öğretiyor. Akıl almaz şeyler yani Kuran’a, İslam’a tamamen zıt şeyler. Onun peşinden gidiyorlar. Evlilik üzerine, cinsel organının sağlığını nasıl sağlayabilir, işte diğer cinsel ilişkiyi nasıl yapabilirler, pilavı nasıl yiyebilir, kavunu neyin üstüne yemesi gerekir; sanki hayati hayati konular bunlarmış gibi. Bir de gösterdiği metotlar da akıl almayacak gibi. Yani ben anlatmaya haya ediyorum, burada izah etmeye ve bunu büyük bir huşu içinde dinleyip, bunları uyguluyor. Sen cinsel organının sağlığı ile ilgileneceğine, İslam’ın dünyaya hakimiyeti ile ilgilen. Değil mi? Acil olan bu, yani onunla ilgili konuları öğreniyor. Onunla ilgili karmakarışık Kuran’a, İslam’a zıt bilgiler öğreniyor; hakaretamiz şeyler öğreniyor, garip izahlar. Yani Kuran’ı tenzih ederim, Kurani her türlü izahı tenzih ederim. Dolayısıyla ana konulardan Müslümanları uzaklaştırıyorlar, ana hedeflerden uzaklaştırıyorlar ve bunu din ve Allah adına yapıyorlar. Bir kısmı da siyasi görüş nedeniyle oturup destekliyor böyle tipleri. Halbuki bak uğursuzluk ve bereketsizlik getirir. Yani bu kişilerin yüzünden koskoca davalar kaybedilmiştir. Yani “zarar verir” diyor, bereketsizlik getirir ve uğursuzluk getirir. Yani bir uğursuzluk ve bereketsizlik varsa bunun kökenini insan araştırmaz mı? Bu tip vakalardan oldu, birçok Müslümanın zor durumda kalmasının nedeni.
CİHAT GÜNDOĞDU: Söylediğiniz ile ilgili bir ayeti kerime vardı. Muminun Suresi, 71. ayet. “Eğer hak onların hevalarına uyacak olsaydı, hiç tartışmasız gökler, yer ve bunların için de olan herkes ve her şey bozulmaya uğrardı. Hayır biz onlara kendi şan ve şereflerini getirmiş bulunuyoruz. Fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. ”
ADNAN OKTAR: “Eğer hak onların hevalarına uyacak olsaydı, hiç tartışmasız gökler, yer ve bunların için de olan herkes ve her şey bozulmaya uğrardı”. İşte bu nedenle bereketsizlik, uğursuzluk geldi. Yani bazı siyasi görüşlere, siyasi düşüncelere. “Hayır biz onlara kendi şan ve şereflerini getirmiş bulunuyoruz. Fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.” Halbuki Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altına girmiş olsalar çok büyük bereket ve güzellik bulacakken; anti-Mehdi, anti-İsa düşünceler içerisinde yaklaşıyorlar. Ve bir uğursuzluk ve bereketsizliğin içersine giriyorlar. İşte mesela onlar istiyorlar ki, böyle sahte rüyalar görsünler. Bir de ahir zamanda bu hadisler de belirtilmiştir. “Yalan rüyadan” bahsediyor hadiste Peygamberimiz (sav), ahir zamanda insanların yalan rüyalar anlatacaklarını. Bu da başladı ahir zamanda. Önüne gelen yalan rüya anlatıyor. O kadar yaygın ki, işte rüyamda şunu gördüm, rüyamda bunu gördüm; yeni bir şey bu ekol. Yani şeytani bir ekol, bununla uğraşıyorlar. İşte doğum nasıl yapılabilir, işte cinsel organının sağlığı için neler yapılabilir. Karısının işte doğurması için neler yapabilir? İki kişi evlenemiyorsa onların arası nasıl düzeltilebilir? İşte yemeği nasıl yiyecekler; yerde mi yesin, masada mı yesin? Ya kardeşim Afganistan’da Müslümanları kedi gibi, köpek gibi görüyor insanlar. Değil mi? Mesela köpek öldürülüyor kimsenin haberi olmuyor. Onun gibi görüyorlar, mesela Avrupada bir köpek öldürülse 10-20 tane, yer yerinden oynar. Ama Afganistan’da mesela 50-100 kişi öldürülüyor günde, kimsenin haberi bile olmuyor. Şimdi böyle bir ortamda, böyle boş konularla uğraşmanın alemi mi? Ve böyle konuların vakti mi şu an? Ve böyle konular ayrıca, böyle anti-Kurani, Kuran zıttı ve böyle acayip yöntemlerle mi hallolur? Buna inanıp kananlar işte nefsinin hevasına uyuyor, Kuran’da ayette buna işaret ediyor. Hevasının peşinde. İşte okulunu bitirmenin, yemenin içmenin, evlenmenin, üremenin. İşte kocasını nasıl muhafaza edebilir, aman işte boşanmasın. Adamla anlaşma yapıyor ömür boyu, bakım için; adamın cinsel ihtiyaçlarını gidermek, işte yemeğini yedirmek, işte çamaşırlarını yıkamak, ütüsünü yapmak karşılığında kendini ona satıyor adeta. İnsan olarak diyor ki: “benim görevim bu” diyor. “Sen de bana” diyor adama “maaş vereceksin, evini vereceksin, para vereceksin, arabanı vereceksin” diyor, bir anlaşma yapıyorlar. Adamın ahlaksızlığını anlasa bile, “ya para nereden gelsin” diyor. Meslek olarak gördüğü için onu. Çünkü “mesleğin ne?” diyorsun adama, “işte onun cinsel atığını diyor temizleyen bir pislik torbasıyım ben” diyor; yani onun pisliğini toplayan bir temizlik süpürgesi gibi görüyor kendini yani onun cinsel atığını toplayan bir kova. Adamın çamaşırlarını, işte pisliğini yıkayan bir bulaşıkçı-çamaşırcı, ona yemek yapan bir aşçı, işte üremesini sağlayan bir kuluçka makinesi gibi kendini görüyor. “Peki ne istiyorsun?” deniyor. “Buna karşı bana bir ev alacak, bir araba alacak, bir de muntazam maaş getirecek, bir de yiyecek alacak” diyor. Bu şekilde anlaşma yapmış adam ve “hiçbir şekilde ben bu anlaşmayı bozmak istemiyorum” diyor. “Bu benim mesleğim” diyor kadın, adam da diyor ki ,” ben böyle bir araba aldım, bir eşya aldım, bir makine aldım” diyor, “çatır çatır parasını verdim.” O da, “bu makine işleyecek tabii” diyor. “Benim bu ihtiyaçlarımı karşılaması için ben bu makineyi aldım” diyor. Yani o, etten bir makine olarak görüyor onu. O da, onu bankamatik olarak görüyor, para basan bir yer gibi görüyor, bırakamıyor adam. Mesela diyor ki: nefret ettiğini söylüyor. “Niye ayrılmıyorsun?” diyorsun. “Ya para veriyor, eve bakıyor, şimdi kim bakacak bize?” diyor. Bu çok korkunç aşağılayıcı bir şey. Yani para için bu kadar kendini aşağılatıp, kendini satmak ve bu kadar karaktersiz bir duruma düşmek, çok haysiyetsiz bir şey. Yani kendini böyle adamın cinsel atığını atacağı bir pislik torbası olarak görmesi, ona yiyecek sağlayan, işte bulaşığını yıkayan, ona yemek yapan bir aşçı olarak görüp, ona köle gibi hizmet etmesi karşılığında bir avuç parayı kabul etmesi, çok aşağılayıcı bir şey. “Biliyorum nefret ediyorum” diyor, “çok aşağılık, ahlaksız adam” diyor. “Müslümanlıkla alakası yok, dine de aykırı” diyor. “Ama böyle” diyor. Veyahut “Müslümanlıkla alakası var ama adam beni böyle görüyor” diyor. Onu da kabul ediyor zaten. Müslümansa seni nasıl öyle görür o, değil mi? Müslüman dava adamıdır. Yahut aynı şekilde erkekte de öyle. Kadın ahlaksız oluyor, her türlü ahlaksızlığı yapıyor bırakamıyor. Ya diyor “kim çamaşırı mı yıkacak, bulaşığımı yıkayacak? Ben nerede bulayım şimdi bu yaştan sonra?” diyor. Kadın küfrediyor, hakaret ediyor, aşağılıyor, gayri meşru ilişkiye giriyor, hiç onu ilgilendirmiyor. Adam kabul ediyor çünkü “ihtiyaç var” diyor. “Yani nasıl yapalım” diyor, adam bir şey olarak görüyor. İşte ahir zamanın özelliklerinden bunlar. Halbuki iki günlük dünya yani bu kadar aşağılanarak yaşayacağına, Allah’a tam teslim olsa, Allah ona ne güzellikler gösterir, ne güzel kolaylıklar gösterir. Zorluk dahi gösterse, onda çok büyük nimet ve bereket vardır. Bunu anlamaları lazım.
CİHAT GÜNDOĞDU: Zaten adamak diyorlar, ben kendimi sana adadım diye ifade edebiliyorlar bu şekilde.
ADNAN OKTAR: İşte adama bastırıyorsun parayı, o da kendini adamış oluyor. Paraya göre, bir de onu zaten şeyine de uyduruyorlar. Ya diyor, “mukaddesatçı aile” diyor yahut “kadın başını örtmüş yeterli” diyor. Yahut göstermelik bir kere namaz kılıyor ona inanıyor. Müslümansa Allah’a kendini tam teslim etmiş olması lazım. Etmediyse... Yani insan mütedeyyin, gerçekten samimi bir Müslüman oluncaya kadar bekler. Allah ona bir yol gösterir. Mesela Bediüzzama Said Nursi ömrü boyunca evlenmedi, Hz. İsa (a.s) da evlenmedi. Hayır yönüyle bakılır. Değil mi? Allah’ın rızasının en çoğu aranarak ve Allah’a, dine gerçekten faydalı olacağına samimi inanıyorsa insan böyle bir ibadetin içersine girer ve bu ibadetin de şartları vardır. Karşıdaki insanın tam Allah’a teslim olması, tam mucahit olması, ömrünü Allah’a adamış olması, gece gündüz Allah için hizmet ediyor olması, bunu göstermiş olması, samimi olması ve Allah aşığı olması gerekir. Adam dünya aşığı bunu görüyor fakat anlamazdan geliyor. Yani ben Müslümanım demesiyle bu yeterli olmaz. Burada samimi davranacaklar, o zaman bir uğursuzluk ve bereketsizlik oluyor.
Evet bugün de böyle bitirelim.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah razı olsun.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...