SUNUCU: Hayırlı akşamlar sevgili izleyicilerimiz. Her akşam olduğu gibi bu akşam da sizlerle Adnan Oktar’la Başbaşa programında birlikteyiz. Bugün programımızı Tv Kayseri kanalından sunuyoruz. Konuğum tüm dünyaca tanınan, eserleriyle büyük yankı uyandıran Kuran ahlakını anlatmak için hayatını bu yolda vakfetmiş kıymetli yazarımız, Hocamız Adnan Oktar. Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk. Bir diğer konuğum ise Sayın Dr. Oktar Babuna, siz de hoş geldiniz.
Hocam nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, siz nasılsınız?
SUNUCU: Çok teşekkür ederim, çok şükür biz de iyiyiz.
Hocam nasıl başlamak istersiniz sohbetimize?
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayalım? Her konudan konuşabiliriz, sevimli Melis’le beraber. Tabii sevgisiz insanlar şaşırıyorlar böyle konuşulur mu? Ben sizin gibi odun gibi olamam. Sevgi doluyum, Allah’ı seviyorum, Allah’a aşığım, Allah’ın yarattıklarını da çok seviyorum. İnsanları seviyorum, çocukları seviyorum, balıkları seviyorum, kuşları seviyorum, hepsini seviyorum. Allah’ın yarattıklarına karşı şefkat duyuyorum. Muhabbet duyuyorum inşaAllah. Cennette inşaAllah, asıl Cennet elbiseleri çok güzel olacak. Cennette inşaAllah Cennet elbiseleri, Cennet ipekleri giyeceğiz. Bak diyor ki Cenab-ı Allah dünya için; size giyimlikler var ettim, fabrikada yapılmadı diyor Allah, konfeksiyon atölyelerinde yapılmadı diyor. Ben yaptım, diyor. Onları vesile ettim diyor. Sizin gözünüze öyle görünüyor diyor. Yaratan Benim diyor, Allah, anladın mı?
Ama Cennette de ne atölyede yapılacak ne fabrikada yapılacak, doğrudan yaratan Allah’tır, inşaAllah.
Son günlerdeki en önemli konular neler, neler anlatayım? Herhalde şu Ergenekon olayları falan var. Ergenekon’dan önce; ben bir şey anlattığımda samimiyetsiz dinleyenler ters anlamaya çok meyyaller. Böyle hasut, kalbinde sevgi olmayan insanlar yani bir şey anlattığımda böyle yandan anlıyorlar. Ben dedim ki; Hıristiyanlar kendini hak bilir, yani Cennete gideceğine inanır Hıristiyanlar. Dolayısıyla Müslümanların ve Musevilerin hak yolda olmadığına inanır. Dolayısıyla da Allahualem Cehenneme gideceklerine inanırlar. Musevilerde de yani eğer Ben-i Nuh olarak görüyorlarsa o ayrı, ama Ben-i Nuh olarak görmedikleri durumda Cehenneme gideceğine inanır Musevi olmayanların. Biz Müslümanız, bizim inancımıza göre de Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i Peygamber olarak kabul etmeyen bir insan, harama girmiş olur ve Cehenneme gitmesi mevzubahis olur. Yani Peygamberi eğer kabul etmiyorsa bir şahıs, değil mi Peygamber olarak kabul etmiyorsa bunun karşılığı Cehennemdir. Yani bunun tartışılacak bir yönü yok. Peki, bu böyledir diye biz, Musevilerle, Hıristiyanlarla işte yani üç din mensubu birbiriyle savaşması mı gerekiyor? Tabii ki birbirimizle görüşeceğiz, konuşacağız. Allah, ehl-i Kitap diyor, ehl-i Kitap olarak bahsediyor. Ama şimdi adama ben çıkıp, mesela Musevi bir insana; “kardeşim sen mutlaka Cehenneme gidersin” nasıl diyeyim ben adama? Allah sonradan hidayet verebilir, Peygamber (s.a.v)’ı sevebilir, son nefesinde imanla gidebilir veyahut Kuran ona anlatılmamıştır. Fetret ehli gibidir yani hiç kimse Kuran’ı teklif etmemiştir. Kapalı yetişmiştir. Belki Allah onu o durumundan dolayı affedebilir. Yani biz ona yüzde 100 öyledir diyemeyiz. Çünkü fetret ehli konumuna girebilir veyahut son nefeste iman eder. Peki, buraya bir Müslüman kardeşimiz gelse ben ona diyebilir miyim, “sen mutlaka Cennete gideceksin?” Diyebiliyor muyum? Diyemiyorum. Peki, “mutlaka Cehenneme gideceksin” diyebiliyor muyum Müslümana? Diyemiyorum. Peki, Hıristiyana nasıl diyebiliyorum ben o zaman “mutlaka Cehenneme gidersin” diye? Ne bileyim ben, son anda Allah hidayet verir. Peygamberimizi sever, Kuran’ı sever, Müslüman olur Cennete girer. Benim anlattığım bu, bazı odun kafalılara bunu bir türlü anlatamadım. Diyorlar; “sen diyalog yanlısısın, işte Hıristiyanlığı hak din olarak görüyorsun, Museviliği hak din olarak görüyorsun”. Kardeşim bir tane hak din var. Müslümanlık var. Peki, hey dangalaklar diyeyim artık, kimse o kafada olan adamlar. Ben öyle bir şey düşünmüş olsam Hazreti İsa (a.s.) geldiği vakit herkes Müslüman olacak diyor muyum geceli gündüzlü? Bunu niye diyorum ben o zaman? Hazreti İsa (a.s.) geleceği zaman kimsenin Müslüman olmasına gerek yokki o zaman, değil mi? Ben bunu dediğime göre, değil mi, demek ki hak din İslam, insanlar hak dine girecek diyorum Hz. İsa (a.s) gelecek, Mehdi (a.s) ile beraber. Mehdi (a.s) diyorum Tevrat’ın aslıyla Musevilere hükmedecek, aslıyla. Hıristiyanlara da İncil’in aslıyla hükmedecek. Ne zamana kadar; Hz. İsa (a.s) gelinceye kadar. İsa (a.s) geldiğinde de hepsi Müslüman olacak diyorum. Burada yanlış olan anormal olan ne var?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah hak konuşuyorsunuz Hocam inşaAllah. Hakkı savunuyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Kardeşim, ya ben anlatamıyorum ya karşımdakilerin kafasında bir odun gelişti, bir kısmında. Anlayanları tenzih ederim de yani beyin mi odun mu tam anlayamıyorum bazı vakalarda.
OKTAR BABUNA: Siz sık sık Hocam Hıristiyan kanallara bağlanıyorsunuz. Hem televizyonlarda hem radyolarda konuşmalarınız oldu. Orada hatta teslisin yanlışlığını da defalarca açıkladınız. Hıristiyanlara açıkladınız.
ADNAN OKTAR: Bak teslis yanlıştır dedim, değil mi? Her konuşmamda ısrarla söylüyorum. La ilahe illallah vardır diyorum. Allah birdir diyorum, Hıristiyan kanallarında. Bugün yine konuştum bir Hıristiyan kanalıyla. Amerika’yla konuştum. Yaklaşık 1 saat oldu, değil mi?
OKTAR BABUNA: Hatta biraz aştı bile.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bir de yeni bir teknoloji geliştirdik maşaAllah; mutfakta konuşuyorum, odamda yattığım yerde, yatağımda konuşuyorum, çok şahane oldu.
OKTAR BABUNA: Çok da net duyuluyor sesiniz.
ADNAN OKTAR: Böyle sedire uzanmış orada konuşuyoruz Amerika’yla çok kolay oluyor. Eskiden stüdyoya gelmemiz gerekiyordu falan. Teknoloji maşaAllah Ahir zamanda Müslümanlara bir nimet olarak sunuldu inşaAllah. Şimdi bu konu inşaAllah anlaşılmıştır. Ben buraya Müslüman, Musevi geldiğinde “kardeşim siz hepiniz Cehenneme gideceksiniz” diyemem. “Hepiniz Cennete gideceksiniz” diyemem. Bilmiyorum, Allah bilir. Onun için ne Müslümana ben “kesin Cennete gidersin” diyebilirim, ne de Hıristiyana “kesin Cehenneme gidersin” diyemem. Allah bilir, yani son anda adam iman edebilir veyahut Müslümandır sezdirmiyordur. Veyahut fetret ehlidir, yani olabilir adama Kuran anlatılmamıştır. Mesela bazı mahallelerde tecrit edilmiş yaşıyorlar, hiçbir kitap okutmuyorlar, hiçbir bilgiyle bağlantı kurdurulmuyor belki. Allah onları ehl-i fetret olarak kabul edebilir. Bilmiyoruz. Ama Peygamberimiz (s.a.v)’ın Peygamberliğini kabul etmemek haramdır. Açık Peygamberin hak Peygamber olduğu, yani hangi vicdanla reddedilsin ki, neye göre edilsin yani hangi anormal durum var da reddetsin. Her şeyi hak, her şeyi doğru, Peygamber olduğu aleni belli. Nitekim bana gelen Museviler maşaAllah hepsi Peygamber olduğunu kabul ediyorlar Peygamberimizi, Kuran’ı da kabul ediyorlar, hak kitap diyorlar, doğru diyorlar. “Ama biz Museviyiz” diyorlar yani. “Museviyiz ama bir eksik yönümüz varsa onu da tamamlamak isteriz” diyorlar.
OKTAR BABUNA: Hatta cemaatle namaz kılanlar oldu, camide.
ADNAN OKTAR: Yani kardeşim Müslümanlarla görüşmezlerse, konuşmazlarsa adamlar nasıl Müslüman olsun? “Düşman olun” diyorlar, “nefret edin, uzak durun, asın, kesin”. O zaman nasıl Müslüman olacak onlar? Diyalog yani kıl bir laf, zaten diyalog miyalog öyle bir şey dediğim de yok. Dostuz, arkadaşız, konuşuruz, sohbet ederiz, muhabbet ederiz, kardeşiz kardeşim. Dost da demeyin, peki kardeş? Onu da demeyelim. Ne diyelim? Adam mı, şahıs mı diyeyim? Birisi mi diyeyim, ne diyeyim? Evine gelen misafire insan ne der? Güzel bir söz söylemek lazım. Adama “ey kafir, hoşgeldin” mi diyeyim? Yani, denir mi böyle şey? O bana dese şimdi bu yakışık alır mı? Ben geldiğimde “ey kafir hoş geldin” dese olur mu? Bir Hıristiyanla karşılaşsam, değil mi, “hoş geldin” diyor adam nezaketiyle, ben de ona “hoş geldin kardeşim” diyorum. O beni hak görmez, ben de onu hak yolda görmem. Çok normal bu. O benim Hıristiyan olmam için uğraşır, ben de onun Müslüman olması için uğraşırım. Ama hak galip gelir sonunda, değil mi?
OKTAR BABUNA: Hocam, sizin basın toplantısına katılan İsrail’den gelen Ortodokslar’ın lideri vardı. O da Allah’ın birliğine inanıyorum diye açıklama yapmıştı basın toplantısında.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani böyle düşmanlıkla, nefretle bir yere varılmaz. Çok kötü sözler seçip kullanamayız bize gelen insana. Misafir gelen bir insana böyle söz kullanılır mı? “Ey kafir, gel sana Müslümanlığı anlatayım” diyebilir miyim insana? Tabii ki “hoş geldin kardeşim” derim. “Allah sana hidayet versin” derim. Adam bana nezaketli, ben de ona nezaketli olurum inşaAllah. Nitekim bütün Peygamberlere inanıyorlar, Meleklere inanıyorlar, Ahirete inanıyorlar bir tek Peygamberimiz (s.a.v)’a inanmıyorlar. Onu da bizim güzel ahlakımızla anlatmamızla mümkün. Ama adamlara kötü örnek olursak, kötü davranışta bulunursak adamlar uzaklaşır, ters etki yapar. Olmaz.
Melis haklı mıyım?
SUNUCU 2: Haklısınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben böyle güzel insanları görünce çok sevinç duyuyorum. Allah sayınızı arttırsın. Böyle insan sevgisiyle dolu, nezih, kibar, böyle fitne fücurdan uzak gençleri görünce insanın içi açılıyor, seviniyorum. Dedikodu bilmez, laf söz taşımaz, laf sokmaz, saygısızlık yapmaz, edepsizlik yapmaz, değil mi? Sevgi dolu, nezih. Mesela böyle hayvan gibi azılı yobazlar var, böyle insanlık düşmanı, sevgi düşmanı. Değil mi? Gözlerinden ateş saçılıyor. Tam karikatürdeki tipler gibi böyle azgın tipler. “O mu, sen mi” desen, ben seni tercih ederim. Yani hayvan gibi bir insanı tercih edeceğime, Müslüman ahlaklı bir insanı tercih ederim. Geçenlerde bunu söyledim. Genç kız kardeşlerimiz; “kapalı kızkardeşleri mi kastediyorsun” diyorlar. Ya kardeşim bu kadar mı artık kafası döndü. Etmeyin, yapmayın. Ben burada, nerede söyledim kapalı genç kızları. Onlar bizim canımız, ciğerimiz, başımızın tacı insanlar. Bu kardeşlerimiz de bizim canımız, ciğerimiz, başımızın tacı. Tertemiz müminler. Benim orada kastettiğim sevgisiz, saygısız, kaba, hayvan gibi saldırgan insanlar.
Evet, başka ne anlatayım? Gece sohbetlerimiz oluyor bizim, gece 24:00’ten sonra.
OKTAR BABUNA: Harunyahta.tv’den Hocam.
ADNAN OKTAR: Vicdan azabı çekiyorum. İnsanları uykusuz bırakıyorum.
SUNUCU: Ama Hocam yine de izleyen sayısı çok iyiymiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hayret ediyorum, Allah’ın hikmeti. 29 bin küsurdü dün. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de Avrupa’da, Amerika’da asıl izleyenler oluyor Hocam sizi. Tam denk geliyor.
ADNAN OKTAR: Avustralya’dan bilmem hiç.
OKTAR BABUNA: Çin’e de uygun geliyor, Uzak Doğu’ya da uygun geliyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama arada biraz İngilizce de bir şeyler, Türkçe konuşuyorum ben. Onlar İngilizce biliyorlar. Buna rağmen seyredenler var. Sen arada sırada en iyisi İngilizce bir şeyler söyle, yahut kardeşimiz öyle konuşsun. Öyle devam edelim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam bütün dünya takip ediyor sizi. Bugün bağlandığınız kanalda Hıristiyan yaratılışa inananların en önemli kanalıydı inşaAllah. Bir saat boyunca size bütün Darwinizmi her yönüyle sordular Hocam inşaAllah. Terörizmle bağlantısı, bütün fikirlerinizi. Bütün kitaplarınızı da okumuşlar. O da büyük bir mucize. Bütün her şeyinizi biliyorlardı Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet normalde 20 dakika konuşacağız dediler. Sonra konuş konuş bitmedi. Bayağı konuştuk.
OKTAR BABUNA: Bırakmak istemediler.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “Darwinistler kesinlikle tamamen yanlış yoldalar” diyor, “yalan söylüyorlar, doğru söylemiyorlar, bunun farkına varıyoruz” diyorlar. “Peki bu onların hiçbir zaman için doğru olmayacakları anlamına mı geliyor?” dedi, değil mi. “Kardeşim” dedim, o zaman ben de “havadaki Güneş’e bakın” dedim. “O, lamba aslında elektrik lambası, size öyle Güneş olarak geliyor. Gelin aksini ispat edin” dedim. “Eğer öyle mantıksız laf söylenecekse ucu sonu yok” dedim bunun. İstediğimiz kadar mantıksız laf söyleyebiliriz. “Gel aksini ispat et”, olur mu öyle şey? Yani alenen mantıksız o kadar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: O zaman güldü, “tamam” dedi sunucu inşaAllah. Hocam bir fosil bulmuşlar. Zaman Gazetesi’nde de yayınlanan bir şey. “600 bin yıllık gergedan fosili”. Diyor ki; Özbekistan’da bulunmuş Hocam inşaAllah. “600 bin yıllık kafatası iskeletinin günümüz gergedanından farkının olmaması canlıların binlerce yıldır değişmediğini gözler önüne serdi. Uzmanlara göre sadece bu örnek bile Evrim Teorisi’nin gerçek dışı olduğunu göstermeye yetiyor” diyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hangi gazete bu?
OKTAR BABUNA: Zaman Gazetesi.
ADNAN OKTAR: Zaman. Zaman delikanlı gazetedir. Zaman der de, fakat öbürlerine bunu anlatmak çok önemli. Ama öbürleri derken yani malum medya. Öbürleri derken böyle delikanlı gazeteleri kastetmiyorum. Darwinizm konusunda nefesleri kesildi. Benim gıdamı da kestiler. Kardeşim mücadele etmezsem bana daral gelir. Adamlar üstüme gelmiyorlar. Yani bana işkence yapmak için yapıyorlar herhalde bunlar. Ben adamları ezmezsem rahat edemiyorum. Bunlar yalan söyleyecek, ben de onların yalancılıklarını ortaya çıkaracağım, ezeceğim. Benim görevim bu. Yalan söylesinler demiyorum ama yani bir şeyler söylesinler de şöyle bir paspas gibi çiğneyeyim.
OKTAR BABUNA: Bu gece Hocam bu konuşmada da, röportajda da söylediniz. Dediler ki; “Türkiye’de kimse karşınıza çıkamıyor mu?” Siz; “çağırıyorum ama kimse çıkmıyor” dediniz. “Eğer Amerika’da varsa oraya gelelim” dediniz. Bayağı güldü, o da şaşırdı böyle maşaAllah. Dawkinsle ilgili gazeteye verdiğiniz ilanı da biliyordu Hocam. The Times Gazetesine verdiğiniz ilanı. “Ne oldu?” dedi o, “cevap vermedi mi ona?” diye sordu size.
ADNAN OKTAR: Ne diye cevap versin yani inşaAllah. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de o paranın üzerinde bayağı durdu Hocam. 7 milyon dolar olduğunu hesaplayınca onların parasıyla.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bak bir fosil getirsinler dedik. Bu 3. seneye döndü, daha hala bekliyoruz. O tombul dededen de bekliyoruz. Ondan da ses yok. O tarihe karıştı, kayboldu. Yaşıyor mu o?
OKTAR BABUNA: Evet, kayboldu Hocam.
ADNAN OKTAR: Ortada yok. Hiç esamesi yok. Eskiden hopluyor, zıplıyor bir şeyler anlatıyordu. Şimdi o da yok.
OKTAR BABUNA: Bitirdiniz Hocam maşaAllah, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Evet bitirdik ama yakasını bırakmaya gelmez. Sürekli antibiyotik tedavisi yapacağız. Değil mi? Antibiyotik tedavisinde hastalık geçtikten sonra bile antibiyotiğe devam ediliyor üç gün daha. Biz de devam. Arkasını kesmeden devam edeceğiz inşaAllah.
Oktar, bir şeyler mi göstereceksin?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Hep sizin söylediğinizi teyit eden haberler çıkıyor Hocam, sürekli olarak.
ADNAN OKTAR: Şimdi Kayseri Tv’de mi yayınlanıyoruz?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kayseri kardeşim ne şahane yerdir. Böyle halis kan, böyle yiğit delikanlı kaynağıdır tam maşaAllah. Çok da güzelmiş. Gitmedim ben Kayseri’ye ama çok şahane. Mantısı, şunu bunu falan çok çok güzel oluyor. İnsanları da çok hoştur Kayseri’nin. Bayağı sevecenler maşaAllah. Bütün Anadolu gibi çok sağlamdır Kayseri de inşaAllah.
Şimdi başka ne anlatayım Oktar? Bana bir konu söyle sen.
OKTAR BABUNA: Siz “büyük olaylar olacak” demiştiniz Hocam. Büyük olaylar oluyor. “Bu iddia edilen Ergenekon” demiştiniz. Ondan sonra büyük depremler oluyor dünya çapında.
ADNAN OKTAR: Kardeşim dediler ki; “orduya yönelik söz söylemeyin. Orduyu zaten mahvettiniz, bitirdiniz, eridi, ordu yok oldu” dediler. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü savunmak sanki faydalı bir şeymiş gibi bir üslup geliştiriyorlardı bir kısım yağcılar. Sonra dedim ki kardeşim Ağrı Dağı’nın çelikten olduğunu düşün, balistik çelik. Elini sürsen, üzerinde gezinsen o dağ yıpranır mı? Yıpranmaz. Türk ordusu dedim, balistik çelikten yapılmış Ağrı Dağı gibidir. Hiçbir şekilde yıpranmaz. Temizlenir ayrı, temizlenmesi ayrı. İçinden kir gelir, temizler ama yıpranmaz. Bunu söyledikten sonra hepsi benim fikrimi savunmaya başladılar. Bak daha yeni söyledim. Bu kadarcık şey bile akıllarına gelmiyor birçoğunun. “Hakikaten doğru ya” dediler. Bak “ordu eridi bitti” diyenler, “yok, ordu eriyip bitmemiş” dediler. “Bitmedi bilakis daha güçlendi, daha iyi oldu çünkü arınıyor, güçleniyor” dediler. Şimdi bak üslup değişti bakın dikkat edin.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam tamamen değişti.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü savunan yalakalar da üslubu değiştirdiler. Tam tersine döndüler. “Hakikaten varmış” demeye başladılar. Bu güzel, bu çok güzel. O zaman yalaka demeyelim de alaka diyelim. Alakalı kişiler. Yani faydalı insanlar olmuş olsunlar. Yani yalakadan alakaya dönüşmüş oldular. Tabii canım iyi işler yapana yalaka diyemeyiz. Alakalı kişi diyebilirsin.
Başka, başka, başka… Evet. Kayseri’de çok Nur talebesi vardır. Bir tane Risale-i Nur’dan bir tane, ama dün okumuştum bunu. Fark etmez yine okuyalım. 28. Mektup’ta Said Nursi Hazretleri diyor ki; “fakat çiçekler baharda gelir”. Mehdi (a.s.) ve talebelerini kastediyor. “Öyle” bakın, “kudsî çiçeklere”, kutsal çiçeklere, “zemin hazır etmek lâzım gelir” diyor. Yani Mehdi (a.s.) ve talebelerine ortam hazırlamak lazım gelir. “Ve anladık ki biz bu hizmetimizle”, Nur talebeleri o devirde, “o nuranî zâtlara”, yani Mehdi (a.s.) ve talebelerine, “zemin ihzar ediyoruz”. Bu çok büyük bir şereftir. Bediüzzaman’ı dünyaya sevdirecek olan Mehdi (a.s.)’dır. Başlara taç edecek olan yine Mehdi (a.s.)’dır. Mehdi (a.s.)’ın vesilesiyle Bediüzzaman’ın değeri dünya çapında bilinecektir ve Kıyamete kadar değeri bilinecektir inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz çok defa da vurguladınız Hocam. Gerçek sahipleri de Risale-i Nur’un Mehdi (a.s.) ve talebeleridir diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bak “Cenab-ı Hak” diyor “kemal-i rahmetinden”, Mektubat’ta yine, 29. Mektup; “Cenâb-ı Hak kemal-i rahmetinden” rahmetinin kemalinden, “şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak” yani İslam, Kuran ahlakının Kıyamete kadar geçerliliğine delil olarak diyor, “her bir fesad-ı ümmet zamanında” ümmetin fesada gittiği yani anarşinin, terörün, hayat pahalılığının, ekonomik krizin, ızdırabın, acının, adaletsizliğin değiştiği ortamlarda, “bir muslih” ıslah edici, “veya bir müceddid” din yenileyicisi, “veya bir halife-i zîşan” yani bir halifelik yapan, liderlik yapan bir kişi, “veya bir kutb-u azam” kutup, yani değerli bir alim, o devrin en değerli insanı, “veya bir mürşid-i ekmel” yani gelişmiş, değerli, kaliteli bir mürşid, “veyahud bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zâtları göndermiş”. “Cenab-ı Allah sürekli gönderir” diyor. Dünya boş değil demek ki. Demek ki bu yüzyılda boş olması mümkün değil. Bu yüzyılda, en şiddetli devirdeyiz şu an. Yani dünya tarihi böyle şiddetli devir ilk defa görmüştür. Darwinizmin en azgın, materyalizmin en azgın olduğu dönemdir. İlk defa oluyor böyle bir şey. “Fesadı izale edip”, izale etmek ne demektir, temizlemek, ortadan kaldırmak. Fesat; karmaşa, fitne, fücur, her türlü anormallik. Bunu izale edip, “milleti ıslah etmiş” bütün insanlığı ıslah ediyor, düzgün hale getiriyor, güzel hale getiriyor. Müslih vasfıyla. Bakın “din-i Ahmedîyi (A.S.M.) muhafaza etmiş”. Yani İslam dinini Allah böyle muhafaza etmiş diyor bu yöntemle. “Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor”, madem Allah’ın böyle bir kanunu var diyor, sürekli bunu yapıyor, “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” işte şu zaman, Ahir zamanın en büyük fesadı, dünya tarihi böyle bir fesadı görmedi, ilk defa oluyor bu kadar büyük, “elbette” diyor, “en büyük bir müçtehid,” en büyük müçtehid, daha bunun üzerine yok, “hem en büyük bir müceddid,” yani bütün mezhep imamlarından daha büyük, bütün alimlerden, İmam Rabbani, Abdülkadir Geylani, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanbel, İmam-ı Azam, hepsinden daha büyük diyor, yani daha büyük bir alim yok diyor, “en büyük müceddid ve en büyük müçhetid” diyor, “hem en büyük bir müceddid hem hâkim”; yani bütün dünyaya adalet dağıtan bir hakim olacak Mehdi (a.s.), bütün dünyaya. “Hem Mehdi (a.s.)” gerçek, en büyük Mehdi (a.s.), “hem mürşid”, en büyük tarikat şeyhidir. Yani bütün tarikatlar ona bağlanıyorlar, 12 büyük tarikatın tamamı Mehdi (a.s.)’a bağlanıyor. Yani bütün tarikat şeyhlerinin şeyhidir Mehdi (a.s.), yani onların Hocasıdır. Onların mürşididir. Tarikatlar Mehdi (a.s.) zamanında kalkıyor. Sadece Mehdi (a.s.) kalıyor. “Hem mürşid, hem kutb-u azam” dünyadaki kutup, yani güneş gibi, Allah’ın verdiği ışığı, manevi nuraniyeti o yayıyor dünyaya, Allah’ın izniyle. “Kutb-u azam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek”. Bak bir, bir tane. Şahs-ı manevi göndermeyecek Allah. “Bir zât-ı nuranî”, nurani bir zat. Bir tane, bir kişi. Şahs-ı manevi diyenler yalan söylüyorlar. “Bir zat-ı nurani gönderecek”. O zat da, bak şahs-ı manevi değil. “O zat da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacaktır”. Peygamber Efendimizin neslinden olacaktır. Yani seyyid olacaktır. “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi”; bir dakika, mesela gündüz normal aydınlık oluyor bir anda bulutlar bütün her tarafı kaplıyor değil mi? Karanlık oldu zannediyorsun. Sonra bir dakika daha geçiyor, bütün bulutlar açılıyor güneş açıyor. Herkes bilir bunu değil mi? “Bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder” diyor. Mesela denizde muazzam fırtına oluyor birdenbire duruyor fırtına. “Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini”, mesela bahar ayında bazen kar yağıyor birdenbire. “Yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden” diyor, “Kadîr-i Zülcelal”. Bazen de yazın fırtına oluyor, yağmur oluyor, soğuk oluyor değil mi? Ortalık karışıyor millet hırkasını alıyor, bir anda ortalık değişiyor. “Kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelal”. Bakın burada sürekli dikkat çekiliyor. Dikkat ediyor musunuz? Yani aniden değiştirecek diyor Mehdi (a.s). Bakın yüzyıllarca yapılan bozulmayı birdenbire değiştirecek. “Mehdi (a.s.) ile âlem-i İslâmın zulümatını dağıtabilir”. Bütün İslam alemindeki zulumatı, acıyı, ızdırabı, sıkıntıları, ekonomik zorlukları dağıtabilir. “Ve va'detmiştir”, Allah’ın va’di var diyor. Bunu kim söylüyor? Allah’ın Resulü söylüyor, vahiyle söylüyor, Üstad da naklediyor. “Vaadini elbette yapacaktır. Vaadini elbette yapacaktır”. Yani, vaadettiğine göre Allah vaadini yerine getirecek. “Kudret-i İlâhiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır”. Allah’ın kudreti noktasında gayet kolaydır. Olmayacak bir şey değil bu diyor. “Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbâniye noktasında düşünülse, yine o kadar mâkul ve vukua lâyıktır ki”, yani Ahir Zamanda internet var, bilgisayar var, televizyonlar var. Küfür çökmüş, Darwinizm çökertiliyor, kitaplar var, her şey var. Her yönden durum müsait diyor. “Eğer muhbir-i Sadık’tan, Peygamberimizden (s.a.v.) rivayet olmasa dahi”; hadis olmasa dahi; Peygamberimize (s.a.v.) diyorlar ki, Mehdi (a.s.) ile ilgili hadis yok diyorlar değil mi? Hiç olmadığını farz edelim diyor, dediğinizi doğru kabul edelim diyor. Ki Kütüb-i Sitte dolu, Buhari, Müslim, Tırmızi, İbni Mace, Süneni Nesei, Süneni Davud hepsinde var. “Olmasa dahi herhalde öyle olmak lâzım gelir”. Bak herhalde öyle lazım gelir, öyle olması gerekir. “Ve olacaktır” diyor. Yani Adetullah’ta bu var diyor. Zaten Allah’ın kanunu bu diyor. Hadis bile olmasa böyle olması gerekir. Yani küfür varsa, mutlaka yani Firavun varsa mutlaka Musa (a.s.) var. Nemrut varsa mutlaka İbrahim (a.s.) var. Allah’ın kanunu. Yani bunun için hadis olmasa dahi bir şey farketmez diyor. Madem Nemrut var, Nemrut sistem var mutlaka İbrahim (a.s.) var orada diyor. Değil mi, “diye ehl-i tefekkür hükmeder” diyor. “Umum ümmet, umum namazında, günde beş defa tekrar ettikleri bu dua-bilmüşahede kabul olmuştur ki” diyor. Hz. İbrahim (a.s.)’a Kadde’de namazda dua ediyor biliyorsun. Hz. İbrahim’in al-i’ne dua ediliyor. Yani dolayısıyla Mehdi (a.s)’a da dua edilmiş oluyor. Her namazda Müslümanlar dua ederler Hz. İbrahim (a.s.)’ın soyuna. Al-i İbrahime ve Al-i İbrahim. Bu şekilde herkes bilir. Kadde’de “bütün Hz. İbrahim (a.s.)’ın nesli her yerde kilit noktalardadır” diyor. Şu anda da bütün dünyada da Hz. İbrahim (a.s.) nesli yönetiyor hakikaten. Hep kilit noktadalardır. Bak diyor; “eğer maddî şekle girse ve bir tesanüd ile bir fırka vaziyetini alsalar, İslâmiyet dinini milliyet-i mukaddese hükmünde rabıta-i ittifak ve intibah yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz”. Eğer biraraya gelirlerse dünyanın en büyük ordusu oluşur diyor, dayanamaz. İşte ittihad-ı İslam dediği de bu, Said Nursi’nin. “İşte o pek kesretli o muktedir ordu”, iktidar sahibi, güç sahibi ordu, “Al-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır ve Hazret-i Mehdi (a.s.)'ın en has ordusudur”. Bu ordunun başı kimdir biliyor musunuz? Türk ordusudur. Osmanlı’da da böyleydi, şimdi de böyle, lideri budur inşaAllah. Türk ordusu bütün Ortadoğu’ya, Balkanlar’a, dünyaya, her yere Allah’ın izniyle hakim olacaktır. “Kahraman ordu” diyor, kahraman mücahid ordu diyor Üstad. Yani Üstad böyle kimseye boyun eğen bir adam değildir söyleyeyim. 30 yıl hapiste yattı. Tam anlamıyla delikanlıdır, tam anlamıyla yiğittir. Yani mesela gönlünü almak için iltifat eden adam mesela, Abdülhamid’i beğenmediğinde direkt eleştirmiştir. Güzel yönünü görmüş takdir etmiştir, güzel yönünü de. Yanlış yönünü gördü mü eleştirmiştir. Kimseye boyun eğen bir insan değil. Yani orduya böyle bir sempatik görünmek için değil. Ne ise hak onu söylüyor. Çünkü hadise dayandırarak söylüyor. Bunu ben söylemiyorum diyor, bunu Resulullah söylüyor diyor. Çünkü biliyorsunuz, “İstanbul’u fetheden asker ne güzel asker” diyor, değil mi? Türk askeridir. Bitti, bu Peygamber’in sözü bu. Peygamber bir şey söylüyorsa doğrudur o. “Kahraman ve mücahid ordu” diyor, “Kuran’ın ışığıyla hakikat hali göreceği ve o dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetten anlaşılıyor” diyor. Bakın bir Mehdiyet’le ilgili büyük bir olay, tarihi bir olay daha meydana geliyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü, deccaliyetin, süfyaniyetin ordusudur. Yani süfyan ordusudur. Süfyan, Darwinizm ve materyalizmdir. Süfyaniyet şahs-ı manevisi bütün dünyayı kaplamıştır. Bütün İslam alemini kaplamıştır. Ama zuhuru olarak, yani bir şahısa indirgediğimizde Hafız Esad olduğunu görüyoruz. Yani bütün o Filistin’i şurayı burayı hepsini fesada boğan oydu o zamanlar. Ama oğlunu tenzih ederim, oğlu çok iyi. Beşir Esad terbiyeli çocuk o, hakikaten saygıdeğer bir insan. Mübarek bir insan, hakikaten efendi de, güzel ahlaklı. Onu tenzih ederiz. Süfyan komitesidir, iddia edilen Ergenekon Örgütü. Ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek amacıyla kurulmuş deccali bir sistemdir iddia edilen Ergenekon Örgütü. Kahraman ordumuz pençesini gırtlağına geçirdi. Diyorlardı ki; “işte hani ordumuz acaba bu konuya nasıl bakıyor?” Nasıl savcılık, askeri savcılık ne dedi? Söylemeye gerek yok, askeri mahkemeler ne diyor? Genel Kurmay Başkanımız ne dedi? O nasıl coşkuyla Allah Allah’ı söylüyor gördünüz mü? Değil mi, “Allah Allah nidalarıyla” diyor. “Bizim askerimiz, düşmana karşı saldırırken Allah Allah nidasıyla saldırır” diyor. Aşkla söylüyor burayı, imanla söylüyor. Bakın her Mehmetçiğimize cenaze namazında bütün o yiğit kumandanlar maşaAllah tam sünneti seniyyeye, tam sünnete intibak ederek mükemmel namazlarını kılıyorlar. Abdestlerini alıyorlar. Nur gibi insanlar. Ağrı Dağı’na da benzetemezsin, Everest Dağı’na da benzetemezsin Türk ordusunu, yani bir yere sığmaz o. İnşaAllah. Nur ordusudur o. Yani yiğit, modern, aklı başında, demokrat, Atatürkçü, akılcı, gerçek Türk milliyetçisi, vefakar, güzel ahlaklı. Niye bu kadar çok seviliyor Afganistan’da sence Türk ordusu? Bu nedenlerden dolayı seviliyor. Herkes çok seviyor. Irak’ta mesela görev almış olsa, Irak sorunu tamamen ortadan kalkar. Mesela Filistin, Filistin’e gitsin Türk askeri bir bölük gitsin, konu biter. Hiçbir şeye gerek kalmaz, her yer yatışır. Onun için, Türk ordusunun bütün bölgenin kontrolünü ele alması şart. Bu bir ırkçılık değil, güzel ahlakından dolayı, efendiliğinden dolayı, çalışkanlığından, yiğitliğinden, delikanlılığından dolayı diyorum. Herkes Türk askerini istiyor.
Ahir Zamanda bak Türkiye’yi Allah böyle bereketli kıldı. Güzel bir bölge bak, İstanbul’u bize verdi elhamdülillah. Mehdi (a.s)’nin çıkacağı memleket haline getirdi Allah Türkiye’yi. Mesela bak, Mehdi (a.s)’ın çıkacağı ne kadar büyük bir şeref ve güzellik. Hz. Mesih (a.s) da Türkiye’den çıkacak inşaAllah, Türkiye’ye gelecek. Ama tabii bunu böyle yanlış çarpıtmalar şeklinde sunmak da yanlış. Mesela sahte Mehdiler olur, sahte Hz. İsa (a.s.) iddiaları olabilir. Bu zaten Mehdilerin ve Hz. İsaların böyle bu tarzda sahte olarak ortaya çıkması hadislerde zaten belirtilmiş bir husustur. Yani bunu böyle mühim bir konuymuş gibi böyle, sarsıcı bir konu gibi anlatmak da yersiz. Zavallı gariban adamlar. Bunları oturup ciddiye almayı ben çok çok mantıksız görüyorum. Yani meczub mesela sekir halinde olur mesela. Aklı başında da olmuyor o, kendini kaybediyor. Bazen Mehdiyet makamında olur seyri sulukunda, Mehdiyetin zıl ve gölgesine girer o cezbe halinde kendini Mehdi (a.s.) zanneder. Ve iddialarda bulunur böyle akıl almaz iddialar da bulunur. Yani, kale alınacak bir durum değildir, yani ona inanmak çok yanlış olur. Aklı başında hiçbir Müslüman Mehdilik iddia etmez. Mehdilik bir başarıdır, eze eze başarı. Söke söke başarıdır, alır parçalar getirir önüne koyar Mehdi (a.s), bu kadardır. “Hangi aslan bunu söktü” dersin, “bu” derler. “Tamam” dersin. “Herhalde o Mehdi (a.s)” dersin. Değil mi? Hayber’in kalesini kim sökerse, Mehdi (a.s.) odur. Anladın mı? O devirde mesela o devrin Mehdi (a.s.)’ı Hz. Ali (r.a.) idi. Yani, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonraki. Gitti Hayber Kalesi’nin kapısını söktü, koydu ortaya. Mehdi (a.s) de işte, küfrün kapısını sökecek. Darwinizm, materyalizmin kapısını sökecek, getirip koyacak masanın üzerine. “Kim söktü” dediklerinde de diyecekler ki; “bu koçyiğit söktü” diyecekler. Biz desek ki yani, acaba Mehdi (a.s) midir? Deme, farketmez yani. Sen mi mükafatlandıracaksın? İnsanlardan mükafat mı bekleyecek Mehdi (a.s)? Allah’tan bekliyor. Allah’ın rızası için yapacak Mehdi (a.s). İnsanlar kendisini alkışlasın, takdir etsin, beğensin, kabul etsin, öyle bir konusu yok ki Mehdi (a.s)’ın. Hiçbir zaman için de olmayacaktır. Hep Ahireti isteyecektir Mehdi (a.s.). 40 yıldır bak, 40 yılını verecek iman hakikatlerine. Rivayetlerde geçiyor, 40 yıl. Hz. Musa (a.s.) da çölde 40 yıl gezmiştir biliyorsunuz. “40 yaş” diyor Allah, “olgunluk yaşıdır” diyor. 40 Kuran’da da çok geçer. Mesela 40’lar vardır, 7’ler, 3’ler vardır. İmanlılardan oluşan bir derin dünya devleti vardır. Onların adlarıdır bunlar. Hızır (a.s.)’ın da bir derin dünya devleti vardır. Bir küfrün derin dünya devleti vardır. Başkanı da şeytandır. Bir de Müslümanların derin dünya devleti vardır, onun da başkanı Hz. Hızır (a.s.)’dır. Derin dünya devleti her dönemde olur, her zaman olur. Kıyamete kadar da olacaktır. Yani Hızır (a.s.) her zaman görevde olacaktır inşaAllah. Kıyamette bile bir kenara çekilip seyredecektir Kıyameti. Nasıl İstanbul fethedilirken surların üzerine oturdu, seyretti askerleri. Kıyamet koparken de öyle, bir kenara oturup seyredecektir insanların halini inşaAllah. Son ana kadar görevdedir inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir halk ricası gelmiş Hocam. Söyleyeyim mi onu size?
Size Antalya’dan Sibel Ayyıldız Hanımefendi, “İsra Suresi, 12. Surenin, 17. ayetini açıklar mı” diye rica ediyor. Çok da sevgi ve hürmetlerini de sunmuş.
ADNAN OKTAR: Bilmukabele. Göster bul inşaAllah.
“Her şeye egemen Efendimiz diyor ki, bir kere daha...” Tevrat’ta geçen bir bölüm, söylüyorum, bakın, “Her şeye egemen Efendimiz diyor ki: Bir kere daha vakit azdır. Ve ben göklerle yeri, denizle karayı sarsacağım. Ve bütün milletleri sarsacağım”. Ahir zamandan bahsediyor bakın, “bütün milletleri sarsacağım”. Savaşlar olacak, depremler olacak, olaylar olacak ve “bütün milletlerin Himdası gelecek” Himda, Mehdi, Mesih. Bakın Tevrat’ta da böyle geçiyor “Himda” diye geçiyor. Dikkat ederseniz, M, H ve D harfleri hakim. Himda, Tevrat’ın Hagay bölümünde geçiyor, evet. “Ve bu Mabedi şanla şerefle dolduracağım”. Yani, yeniden Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini kuracağım diyor. Mehdi (a.s) kuracaktır yeniden. “Gümüş de, altın da benimdir” diyor ve “her şeye egemen Efendimiz” yani Allah. “Benim bu son evimin şöhreti ilkinden daha büyük olacak”. Hz. Süleyman döneminden daha güzel yapacağım diyor Cenab-ı Allah sarayı. Hz. Süleyman’ın mescidini daha mükemmel yapacağım diyor. Hakikaten şimdi 3 bölümde yapılması gerekiyor. Daha büyük yapılacaktır inşaAllah. “Kalabalıkların efendisi; ve bu yerde selam vereceğim der” Kalabalıkların Efendisi yani Allah’ın selamı üzerlerine olacak diyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: 12. ayet Hocam.
ADNAN OKTAR: 12. ayet, evet. İsra Suresi evet. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, her şeyi yeterince açıkladık”. Bakın Allah istisna koymuyor, “her şeyi açıkladım” diyor. “Ahir zaman da, Mehdiyet de, Mesihiyet de, Tevrat’ın, Kuran’ın içinde gizli diyor” Allah. “Kuran’da gizli” diyor. “Bunun içindedir” diyor. “Ve yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık”. Demek ki Müslümanlar hesabı da iyi bilecekler. Diyor ya Cübbeli; “bundan hesap çıkmaz” diyor “hadisten” diyor. “Kainatın ömrü 7000’dir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “dünyanın ömrü, 5600 yılı geçmiştir” diyor. “Bundan hesap çıkmaz” diyor. Allah da bak ne diyor? “Hesabı öğrenmeniz için” diyor. Demek ki bir kısım insanlar hesabı öğrenemeyecek. Biz hesabı biliyoruz. 7000’den 5600’ü çıkartmayı biz biliyoruz. Bütün insanlar bilir yani. Değil mi? Çıkarttığımızda 1400 kalıyor. Bediüzzaman ne diyor Mehdi (a.s.) için? “Hicri 1400’de gelecek” diyor. Değil mi? “Kıyametin kopmasına bir gün dahi kalsa” diyor, Allah, “o günü uzatacağım Mehdi (a.s.) için” diyor, Mehdi (a.s.)’ın vesilesiyle. Dünyanın ömrü özel olarak Mehdi (a.s.) vesilesiyle uzatılmıştır. Kıyamet ertelenmiştir. 100 yıl kadar. Fakat yine hadise uygun olmuş oluyor. 1400’ün bitmesi, 1500’ün bitmesiyle olur. 1400 küsur olmuş oluyor. Çünkü 1460, 1470, 1400 kelimesi sürekli burada geçiyor. 1500’de bitiyor. 1500 zaten ümmetin galibane ömrü bitiyor. 1545’te de Kıyamet kopacak diyor Said Nursi. Bu açık hesaptır, anlaşılmayacak bir yönü yok. Kıyametin her an kopması da mevzu bahis. Şu anda da kopabilir Kıyamet. Bir hafta sonra da kopabilir. Ama Bediüzzaman “Allah-u alem” deyip, “1545’te kopacak” diyor. Zaten o tarihe gelenler görecekler. Zaten iki nesil sonra bunu görürler. Karmaşık bir şey yok. Evet söyle.
OKTAR BABUNA: Bir ayet ricaları daha var Hocam açıklamanız için, Murat Öztürk isimli kardeşimiz. Nisa Suresi, 4. surenin 79. ayeti rica etmişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah kardeşlerimiz.
Tesniye bölümünde, Tevrat’tan bir örnek vereyim yine: “Ve Allah adamı (Allah kulu) Musa (a.s.)'ın ölümünden önce İsrailoğulları’na okuduğu hayır dua şudur. Ve dedi: Efendiniz Sina'dan geldi. Ve onlara Seir'den doğdu. Paran dağından parladı. Ve mukaddeslerin onbinlercesinin içinden geldi. Onlar için sağ elinde alev alev yanan ateş vardı”. Burada da aynı zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e de bakıyor. Bu Paran Dağı, çünkü o taraftan gelmiştir Peygamberimiz (s.a.v.). Aynı zamanda Mehdi (a.s.)’a bakıyor. Mehdi (a.s.)’ın da çünkü ceddi oradan gelmiştir. MaşaAllah.
Ver bakalım.
OKTAR BABUNA: 79. ayet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 79, şeytandan Allah’a sığınırım: “Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter”. Bir iyilik olduğunda bu Allah’tandır. Ama insanın başına bir bela geldiğinde, insanlar diyor ki “bunu Allah bana niye verdi?” Bir hikmetle vermiştir. Yani ya bir günahına karşılıktır. Ya bir eksiği olmuştur, ya hatırlatıcı bir yönü vardır. Hikmet ve hayırla olur. Allah buna işaret ediyor. “Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter”. 79. ayet Mehdi (a.s.)’ın çıkışına da bakıyor. Mehdi (a.s.)’a da işaret eden bir ayettir. İnsanlara Kuran’ı anlatan bir elçidir Mehdi (a.s.). Bütün insanlar elçidir. Allah’ın elçisidir. Dini anlatan herkes elçidir. Peygamber anlamında değil. Yani risaleti, Allah’ın dinini aktaran kişi. Mesela elçi dediğinde nedir? Bir dini, bir hükmü, bir şeyi anlatana elçi deriz. O anlamda, Peygamberlik ayrı. 79. ayet olması o yönden manidar.
Şimdi bütün genç bayanlarda, özellikle bayanlarda ben çok görüyorum. Beylerde görüyorum ama bayanlarda çok yaygın bir hastalık var. Yalan rüya söyleme hastalığı. Önüne gelen, mesela biriyle evlenmek istiyor değil mi, işte “gökten sen böyle beyaz bir kutunun içinde önüme doğru geliyordun. Üç tane de Melek vardı. Kutu yanaştı yanaştı yanaştı bir de ne göreyim beyazlar içinde sen inmeyesin mi böyle”. Yani akıl almaz bir sahtekarlık, bir delilik furyası tarzında yaygın. Yani o kadar çok yalan söyleyen var ki bu konuda. İnanılır gibi değil. Yani mesela istediği herhangi bir şey varsa mutlaka onu rüya ile anlatıyor. Vay diyorsun ya adam evliya mübarek, bak görmüş. Anlıyorsun sahtekarlık yaptığını. Ben kimsenin yüzüne karşı vurmam tabii. “Sen yalan söylüyorsun” demem. İbn Ömer (r.a.)’dan rivayet ediliyor; “yalanların en büyüğü kişinin görmediği rüyayı gördüm demesidir” diyor. “En büyük yalancıdır” diyor. Yani görmediği rüyayı yalan yere anlatan insan en büyük yalancıdır diyor. Hz. Ömer (r.a.) söylüyor bunu. Bu bütün bilinen klasik yalancılara ithaf ediyorum. Rüya yalancılarına. Bakın nerede geçiyor biliyor musunuz? Buhari’de. Sahih hadis kitaplarının en önemlisi. Tabir bölümü 45. Müsnet’te, yine aynı Müsnet’te ki, bu da çok önemli bir hadis kitabı. 2/96, bakabilirler. Bakın Tabiri’de 45’te, Müsnet’te 2/96 ve 119’da. Bak “yalanların en büyüğü kişinin görmediği rüyayı gördüm demesidir”. Mesela farzedelim, bir işe girmek istiyor. “Ya rüyamda senin işyerinde, oraya gitmişim, bir koltuk kurmuşum orada kendimi gördüm” diyor. Ya illa evliya olacaklar, illa mübarek böyle. Bakın her konuyu rüya ile anlatırlar. Yüzde 99’u yalan. Yani yüzde 99’u yalan. Bu delilik. Bak iki tür delilik gelişti. Birisi de ahlaksızlık. Dinle ilgili espri yapmak, soytarılık, şaklabanlık yapmak. Ki çok büyük bir ahlaksızlıktır. Ayetle, Kuran’la haşa, güya alay etmek. Bektaşi fıkraları anlatıyor. Hacı Bektaş, ehl-i sünnet, son derece titiz bir insandı. Alevi’ydi ama gerçek Alevi’ydi Hz. Ali (r.a.) gibi. Değil mi? Ve halis Müslümandı Hacı Bektaşi Veli. Ve onun taraftarları da öyle. Halis muhlis tertemiz Müslüman insanlardır. Yani Alevi dediğin gerçek ehl-i sünnettir onlar. Gerçek Müslümandır. Çünkü sünnete tam uyuyor. Ehl-i sünnet o değil mi? Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine uyması değil mi? Tam uyuyor işte. İkincisi de şu yalan söyleme. Şu özellikle evli bayanlar falan bir araya toplandıkları günlerde münlerde falan, katur kutur pasta yerken, yağmur gibi birbirlerine yalan söylediklerini duyuyorum. Bir de dinle ilgili espriler yapmak. Bak ahlaksızlık üstü ahlaksızlıktır. Çok büyük terbiyesizliktir. Bazı avanaklar çıkıyor biliyorsunuz televizyonlara, dinle ilgili güya soytarılık yapıyor. Böyle şaklabanlık yapıyor ve milleti güldürüyor. “Ben dine hizmet ediyorum” diyor. Kardeşim şaklabanlık, soytarılık ayrı bir meslektir. Değil mi? Müslümanlığı tebliğ etmek, anlatma ayrı bir konudur. Sen soytarılık yapacaksan ayrı, git bir gazinoya falan bir yere müracaat edersin. Soytarı olduğuna dair yazı yazar, değil mi? Anlatırsın. Hayır, yapsın demiyorum da soytarı böyledir. Müslümanlık, hadislerle veyahut işte dinle ilgili herhangi bir konuda şaklabanlık olmaz.
“Eğer beni seviyorsanız diyor” Hz. İsa (a.s.), “emirlerimi gözetirseniz, ben Allah’a yalvaracağım O’da size başka bir Faraklit (Mehdi (a.s.)) gönderir” diyor. Yuhanna 14-15-16. “Faraklit (Mehdi (a.s.)), öyle bir hakikat ruhudur ki, Rab onu benim ismimle gönderecektir”. Yani benim soyumdan, İbrahim (a.s.) soyundan. “O size her şeyi öğretecek ve benim size söylediklerimi de tekrar hatırlatacaktır”. Yeniden la ilahe illallah öğretecek diyor. İnşaAllah. Yuhanna 14/26. “Faraklit (Mehdi (a.s.)) geldiğinde benim için şahitlik edecektir”. Hz. İsa (a.s.) gelecek diye herkesi müjdeleyecek, Hz. İsa (a.s.) gelmek üzere diyecek. “Ve siz de bana şahitlik edersiniz”. Bu da zaten Kuran’da ayet var, değil mi? Hz. İsa (a.s.) geldiği vakit ehl-i kitap ona şahitlik edecektir inşaAllah. Yani Ahirette şahit olacaklar. "Ben size hakkı söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır”. Benim gitmem gerekiyor diyor. “Çünkü” diyor, bak; “çünkü ben gitmezsem Mehdi (a.s.), Faraklit size gelmez” diyor. “Ben gideceğim, geri geleceğim” diyor. “Benim gitmem gerekiyor” diyor. “Mehdi (a.s.) Faraklit size gelmez ama ben gidersem onu Allah’ın izniyle dua eder gönderirim” diyor, Yuhanna 16/7. Yuhanna, 16/7
"Mehdi (a.s.), Faraklit geldiğinde bütün alemi hataları sebebiyle kınar ve onları terbiye eder". Darwinizmi, materyalizmi, değil mi, ahlaksızlığı, zulmü ortadan kaldırır diyor. Fakat o hakikat ruhu, Mehdi (a.s.) gelince size her hakikatte yol gösterecek. Kuran’a, İslam’a davet edecek. Zira kendiliğinden söylemeyecektir. Kuran’a göre hareket edecektir. Fakat eğer işitirse söylecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir. Ahir zamanda olacak olayları, şu olaylar olacak, şunlar olacak diye, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayanarak söyleyecektir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu Darwinizm konusuyla ilgili büyük bir röportaj oldu Amerika’daki bir yaratılışçı kanalla. Orada Darwinizm’in geçersizliğiyle ilgili her türlü soru sordular. Şu çok net olarak anlaşılıyor. Hakikaten bunu dünyada bitiren Hocamız. Allah razı olsun, vesile oldu. Bu mesela fosil konusunu tam olarak anlamamışlar, yani bilmiyorlardı onu sordular özellikle. Neden dediler, yani ara geçiş fosilinin nasıl olması gerektiğini sordular Hocamız tarif edince tam kanaatleri geldi maşaAllah Hocam siz anlattığınızda. Onu bilmiyorlardı, o konuyu yani siz evrimcilerin nasıl aldatmaca yaptığını nasıl asimetrik, patolojik varlıklar olması gerektiğini söyleyince anlıyorlar.
ADNAN OKTAR: Allah’ın hikmeti bazen insanlar en kolay şeyi anlayamıyorlar. Halbuki bunu çok iyi bilmeleri lazım. Mesela simetrik oluyorsa bir şey o yaratılmıştır. Asimetrikse onların iddiasına delil olarak kullanılabilir idi, güya. Fakat hem altın oran var, hem çok simetrik ve düzgün. Bu simetriden haberleri yoktu, bunu bizden öğrendiler. Altın oranı da bilmiyorlar. Mesela altın oran, o da Evrim Teorisi’ni yıkan bir sistemdir.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah evet. Onu da bilmiyorlardı evet. İkisini de bilmiyorlar. Bir de bir şeyi daha bilmiyorlar Hocam onu yine siz öğrettiniz bu akşam, sayı olarak nasıl olması gerektiğini. Mesela evrimciler dedi, binlerce ara geçiş formu olduğunu söylüyorlar dedi. Siz dediniz ki; “300 milyon fosil varsa milyarlarca, hatta trilyonlarca ara geçiş formu olması lazım gelir. Bir tane bile yok” dediniz. Yani o sayıyı da anlayamıyorlar. 100 tane mi olacak 1 tane mi olacak. Halbuki bir de söyleyince “ben 10 trilyon teklif ettim diye getiren olmadı” orada bitti maşaAllah konu. Noktalandı.
Hocam Güney Kore’den bir kardeşimiz, size soru sormuş gerçi cevabını verdiniz ama kardeşimizin ismi Fatih İrşad Yazar. Diyor ki: “Selamun aleyküm sayın Hocam”. Aleyküm selam. “Sohbetlerinizi her gün sabırsızlıkla bekliyorum. Sizlerden öğrendiklerimle buradaki Hıristiyan arkadaşlarıma Müslümanlık ve İslamiyet hakkında doğru ve güvenilir bilgiler vermeye çalışıyorum. Allah sizlerden razı olsun. Buradaki Hıristiyan arkadaşlarıma Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) konusunda bilgi vermeye çalışıyorum. Hz. Mehdi (a.s.) konusunda Yeni Ahit’te herhangi bir işaret veya anlatım bulunuyor mu? Bu konuda bizleri bilgilendirmenizi rica ediyorum. Allah sizlerin yardımcısı oldun” diyor.
ADNAN OKTAR: Demin anlattım. Öyle mi, anlatması güzel yoksa “ey kafir” diye üzerlerine gidip değil mi? Onları doğramaya kalkması mı? Pek tabii ki onlara şefkatle yaklaşacak. Sevgiyle yaklaşacak. Değil mi? Hakkı hakikati güzelliği anlatacak. Kendi hayatını onlara güzel bir örnek olarak sunacak. Dolayısıyla bağlantı halinde olacak. İnşaAllah. Demin anlatmıştım. Ama bir daha mesela şunu anlatmadım, onu söylemedim. Yuhanna 14/30: "Mesih İsa (a.s.) şöyle dedi: Artık ben sizinle çok söyleşmem”. Yani artık benim vaktim bitti diyor, ben gideceğim. İkinci boyuta alınıyor. Ölmüyor, canlı olarak. Allah onu 2000 yıl zamanın dışına çıkarttı. Yeniden zamanın içine girecek ve girdi şu an zamanın içine. “Çünkü” diyor. Hazreti İsa (a.s), bak gerekçe gösteriyor; “bu alemin, dünyanın reisi geliyor”. Kim bu alemin dünyanın reisi?
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.) inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda başka Mehdi (a.s.) yok, değil mi? Peygamber Efendimiz(s.a.v.), belirli bir bölgede görev yapmıştı. Ama dünya reisi olarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan Hz. Mehdi (a.s.)’a bu görev tebliğ edilmiş. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor Bakın “çünkü bu alemin reisi geliyor. Bende asla onun nesnesi yoktur”. Yani ben onun gibi değilim diyor. Yani onun gibi bir dünya lideri değilim diyor. “Çünkü ben onun veziriyim. Ben onun yardımcısı olarak geleceğim” diyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kore’de kardeşimiz tebliğ faaliyeti yapıyor, çok iyi.
OKTAR BABUNA: Tabii şimdi sizin 24:00 yayınlarınızı oradan seyredebiliyorlar Hocam inşaAllah. Amerika’dan, Uzak Doğudan, Avrupa’dan. MaşaAllah.
SUNUCU: Hocam, ben bir soru yöneltebilir miyim size, başkasının bana sormak istediği, sizin şahsınıza?
ADNAN OKTAR: Çok şahane olur.
SUNUCU: “Mehdi (a.s.) gelişinde Müslüman olarak mı gelecek?” diye bir soru vardı. Bunu özellikle sormam söylendi Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) zaten Müslüman. Peygamberimiz (s.a.v.) soyundan. Hz. İsa (a.s.) için belki sormuşlardır.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.) geldiği vakit zaten hafızasını kaybetmiş olarak gelecek. Yani geçmişine ait hiçbir şey hatırlamayacak. Her şeyi burada öğrenecek. Tevrat’ı, İncil’i, Kuran’ı burada öğrenecek. Dilleri burada öğrenecek. Arapça öğrenecek, İngilizce bilecek, Aramice bilecek. Birçok dili bilecek. MaşaAllah. Yani çok müthiş bir zekaya, akla sahip Hz. İsa (a.s.). Yani bir sayfaya bir kere baktı mı okur, biter ezberine alır. Mesela Kuran’ı kısa sürede ezberleyecek. Hafızdır, Hz. İsa (a.s.) ve nefes kesecek bir akla sahiptir. Onun arkadaş grubu ondan tam anlamıyla istifade edeceklerdir. Onun sözlerine göre hareket edeceklerdir. Dünya siyasetinde etkili olacak Hz. İsa (a.s.), Hz. Hızır (a.s.) ile de bağlantılıdır. Yani Hızır (a.s.)’la Hz. İsa (a.s.) bağlantı halindedir. Sonradan Mehdi (a.s.) ile karşılaşacaklar. Hz. İsa (a.s.) ve Hızır (a.s.) inşaAllah. Şu an birlikte Hz. Hızır (a.s.) ile Hz. Mesih (a.s.). Birlikte dünyaya yön veriyorlar. İnşaAllah.
SUNUCU: Ben mi sorayım Hocam? Hocam şimdi tam günümüzde ifade edebileceğimiz tarzıyla Ahir zaman alametlerinden tam içinde olduğumuz bir alamet var mı ya da birkaç tane, yani şu an yaşadığımız zaman?
ADNAN OKTAR: Said Nursi’nin dediği var; “deccal komitesi” diyor, “Süfyan komitesi darmadağın olacak” diyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü’dür işte o ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü o çok detaylı anlatıyor. Diyor ki, “bârika-âsâ bir elmas kılınç olan Türklüğü” diyor. Bak, “elmas kılınçtır” diyor Türklük. “Türklüğü ve Türkçülüğü muvakkaten kullanacaklar” diyor, geçici olarak kullanacaklar. “Fakat başarılı olamayacaklar geri çekilecekler” diyor, bak vasfını anlatıyor. Böyle kokoş kadınlardan oluşan ateist, Darwinist, materyalist kadınlardan oluşan bir komite oluşacak diyor. Var ya böyle kartal tırnaklı falan kokoşlar oluyor, sürekli dine saldırır, İslam’a saldırır. Ağzından köpükler saçar, küfürler eder. Hiçbir şekilde sevgiyi yaşayamaz. Sürekli nefret vardır, her şeyden nefret eder. Bakkala gider kavga eder, şoförle konuşur kavga eder, değil mi kapıcı ile kavga eder, yani böyle kudurmuş köpek gibidir. Böyle bir kadın ekibi oluşacak diyor. Onlar da onlara yardım edecekler diyor. Şimdi onu da görüyoruz, öyle bir ekibi. Bak kokoşlara da dikkat çekmiş Bediüzzaman net ve diyor “İslam deccali masonların da muhayetlerinde yardımlarını desteklerini alacak” diyor. Bir kısım masonlar İslam’a yatkındırlar. Bir kısmı Hıristiyanlığa yatkındır, bir kısmı Museviliğe yatkındır. Ama asıl olarak tabii dinsizdir masonlar. “Onları kullanacaklar” diyor, “dinsiz masonları kullanacaklar” diyor. Zaten dindar masondan masonlar pek hoşlanmazlar, şimdi benim önümüzdeki günlerde dindar mason olan arkadaşlarım gelecekler. 33 dereceli masonlar, Amerikan masonları ki, en ileri derecede masonlar yani üstad masonlar onlar, topluca gelecekler. Ama bunlar Hıristiyan yani dindarlar, bir kısmı Musevi onlar da dindarlar. Allah’ın varlığına, birliğine inanıyorlar onlar. Ama İngiliz ve Fransız masonluğu tam ateist. Şimdi onlarla konuşacağım, onlara karşı neler yapabiliriz? Yani biraz istişare edeceğiz, konuşacağız. Onların da dindar olması için, Allah’a inanması için ne yapılabilir değil mi? Masonluk eğer ıslah edilirse çok mükemmel bir hale gelebilir. Tabii, ilk hali ile son hali çok değişik inşaAllah. İlk başlangıçta muhtemelen hak bir tarikattı, fakat sonra dinsizler ele geçirmişler, görünüş o inşaAllah. Yeniden Hz. Süleyman (a.s.) dönemindeki gibi yapacağız inşaAllah, dindar hale getireceğiz, duvarcı ustalarının o topluluğu haline, o loca haline getireceğiz, Ahi topluluğu gibi olacağız, Ahi locası gibi olacağız inşaAllah. Namazında niyazında masonlar yapacağız inşaAllah. O zaman sözümüz yok. O zaman baş tacılar. İnşaAllah ona gayret edeceğiz ki gelecekler. Bak 33 derecenin de üzerinde olanlar geliyor ayrıca, 33 derece ve üzeri olanlar.
OKTAR BABUNA: Bir de dünyanın en itibarlıları onlar zaten inşaAllah. Türk masonlarını pek şey etmiyorlar herhalde.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biraz acayip konuşmalar yaptılar ama neyse. O bizim Türk masonlar çok garibandır. Yani pek kale almıyorlar onları. Fakat işte onların yardımlarını alacak diyor iddia edilen Ergenekon Örgütü. Fakat “kahraman ve mücahid ordu” diyor Said Nursi, bak özellikle ona dikkat çekiyor birinci dereceden. “Hakikat hali göreceği” diyor, “Kuran‘ın ışığıyla” diyor. Bak “Kuran’ın ışığı ile hakikat hali göreceği ve o dehşetli komitenin” diyor “tahribatını tamire çalışacağı hadislerden anlaşılıyor” diyor, “rivayetlerden anlaşılıyor” diyor inşaAllah. Mesela alametse, bu şu an buram buram yaşıyoruz bunu, bir alamet bu. Mesela ekonomik kriz var, 2014’e kadar devam edecek, bir alamettir. Mesela bizi de çok zengin biliyorlardı ama ekonomik kriz bizi de çok etkiledi, herkesi etkiledi. Tabii mesela şu an bizim, yayın politikamız çok genişti daha önce biliyorsunuz, daralmasının nedeni ekonomik krizdir. Yoksa bizim ekonomik gücümüz olmuş olsa, yani her gün yüzlerce kanaldan yaparız yayın. Ama ekonomik yönden gücümüz daraldığı için artık internetten yayına başladık. Ama o da bereketli oldu maşaAllah. Çünkü yani 29.000 öyle az sayı değil. Yani çok acayip yüksek, gece 24:00’ten sonra 29.000 pek alışılmış bir sayı değil. Allah sevenlerimizin sayısını arttırsın maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam daha da önemlisi sizin söylediklerinizi çok kısa bir süre içerisinde devlet başkanları, başbakanlar, Batı medyası tekrarlıyor, birebir tekrarlıyor, bilim adamları tekrarlıyor. Mesela “global ısınma doğru değil” diyorsunuz, yalanmış diye haberler çıkıyor. “Vizeler kalksın” diyorsunuz, vizeler kalkıyor.
ADNAN OKTAR: İki yıl önce dedim bak, “global ısınma yalan” dedim. “Böyle bir şey yok” dedim. “Bu hadislerde belirtilmiş bir olaydır, geçici olarak yağmurlar yağmayacak birkaç yıldır bu” dedim. “Sonra çok fazla yağmur yağacak” dedim, hadislerde bu belirtiliyor. Lulin Kuyrukluyıldızı’ndan sonra. Bize de yağmurdan şikayetçi olacaklar dedim. Ben bunu 10 yıl önce kitaplarımda yazdım. 20 yıl önceki kitaplarımda var. Yani ilk defa söylediğim bir şey değil ve aynen dediğim gibi çıktı. Bak “ekonomik kriz” dediler, yok “Bir yıl falan devam edecek” dediler. “Yok” dedim, “2014’e kadar devam edecek” dedim bak çökerte çökerte devam ediyor ekonomik kriz. Ki bak o kadar özen gösterdiğimiz halde bize de etkisi oldu ekonomik krizin. Yani çok fazla şirket açmaza girdi. Mesela arkadaşlarımıza da öyle, arkadaş çevremizde de öyle, çok ciddi şekilde etkilendiler.
OKTAR BABUNA: Avrupa ülkeleri Hocam batma noktasına gelmişler. Geçenlerde böyle bir haber vardı gazetede “Avrupa Topluluğu dağılma noktasına geldi” diyor. İngiltere’nin dış borçları 2.5 trilyon doların üzerine çıkmış, Almanya o şekilde, 2 trilyon doların üzerinde, Fransa o şekilde. Hatta Almanya, marka dönmeyi planlıyormuş Avrupa Topluluğu’ndan ayrılıp. Yunanistan zaten battı. Ve siz bunun 2014’e kadar süreceğini söyledikten sonra IMF bunu aynen tekrarladı Hocam aynı tarihi verdi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim millet bizi multi milyarder biliyor. Biz bile bu ekonomik krizin içine girdiysek, yani ben düşünemiyorum artık dışarıyı maşaAllah. Bir hayır var, bir güzellik var maşaAllah. Biz de ne yapıyoruz, iktisat, şükür bereketine gidiyoruz. Mesela bütün harcamaları kıstık, internet yayınına girdik. O çok güzel, daha ucuza mal oluyor ve etkili de hakikaten çünkü gece yarısı 24:00’te 29.000 daha ikinci günü muazzam bir sayı bu yani değil mi maşaAllah?
OKTAR BABUNA: Ki bilmedikleri halde. Yayın saatini de bilmiyorlardı.
ADNAN OKTAR: Evet yayını maşaAllah zincirleme birbirlerine bildirerek bu yani maşaAllah. Yani gayret etmeyle falan da çözülecek gibi değil ekonomik kriz. Mesela bizim çocuklar vargüçleriyle çalışıyorlar gayret ediyorlar ama dünyada her yer kilitlenmiş vaziyette. Yani sırf Türkiye’de değil. Yani bütün ülkelerde nerede çalışma yaparsan yap, mutlaka ekonomik kriz çökertmiş sistemi. Ama böyle bir kriz döneminde de insanlara baskı yapmak, işte parasını ödeyemeyenlere gidip haciz yapmak falan ben bunları doğru bulmuyorum. Yani ben mesela şahsen böyle bir durum olsa “gidip haciz yapın” demem yani bana adamın birisinin büyük borcu olsa. Nitekim bak bizim borçlarımız ödenmediği için bizim arkadaşlarımız da ekonomik yönden bir krize girmiş oldular. Yani bizim ekonomik krize girmemizin nedeni bu. İnsanların borçlarını bize ödeyememesidir. Ama hakikaten ödeyemiyorlar. Yani adamlara sorduk, gerçekten yok adamların. Yani şimdi gidip adamın malını mülkünü alsak, ben vicdanıma bunu sığdıramam, ben bunu yapmam. Yani adamın bir tane evi var, onu da elinden mi alacağız yani. Olur mu öyle şey? Buzdolabını, çamaşır makinasını almak ne demek? Ne yapsın adam? Biz zorda kalıyoruz; kalalım. Yani açlıktan ölmeyiz. Ama ben bir insanı öyle mağdur durumda bırakmam. Veyahut adamın malı haraç mezat satılıyor farzedelim ölü fiyatına. Ben ölü fiyatına almam onu. Hakkı neyse onu vermek lazım. Olur mu öyle şey? Adam “sıkıştım” diyor mesela adamın 100 milyarlık evi var “50 milyara satayım” diyor hemen. Adam elini avuçluyor “hemen alayım ben” diyor. Olmaz öyle şey, bu nasıl bir mantıktır böyle? Adamın değeri neyse tam onu vereceksin. O evde bereket olmaz, bir uğursuzluktur sarar insanı, uğur bereket kalmaz onda. Böyle şey olmaz inşaAllah. Gidip adamın malına mülküne el koymak yok. Yani bizim birçok arkadaşımıza ödemediler. Gittik araştırdık, onlara da başkası ödemiyor hakikaten. Yani kasti bir durum yok, adam çökmüş, yok. Adama niye zulüm mü yapalım adama? Ne diyelim hiçbir şey diyemiyoruz. Sonucunda tabii bizim faaliyetlerimize de çok ciddi, mesela ücretsiz kitap dağıtıyorduk, dağıtamıyoruz şu an. Ama bir hayır var dağıttırmayan Allah’tır. Mesela birçok yayın ağı vardı, çok geniş yapıyorduk şu anda yapamıyoruz. Ama internette mesela Allah kapı açtı, ordan bir imkan sağladı ki, internette çok daha titiz dinliyorlar, daha dikkatli dinleniyor ve günbegün de artıyor maşaAllah. Yani biz hiçbir şeyden şikayet etmeyiz. Çünkü biz de imtihan oluyoruz, Allah bizi de zorluklar içerisine sokuyor. Yani bizim bir elimiz yağda, bir elimiz balda değil. İnsanlara bunu yansıtmıyorsam, son derece rahat olduğumuzdan değil, değil mi? Mesela birçok arkadaşımızın evine haciz geldi, birçoğu açmazda, ekonomik kriz içerisindeler. Ama hepsi dik başlılar ve hiçbiri de bu konudan ne şikayetçiler, ne bir şeyler. Yani Allah’a hamd ediyoruz, şükrediyoruz çünkü meydana getiren Allah’tır, biz sadece sebebe sarılırız inşaAllah. Çünkü böyle bir dönemden geçeceğiz biz, çünkü herkes imtihan olup biz imtihan olmamamız gibi bir konu olmaz. Biz de imtihan oluyoruz çok makul yani inşaAllah. Ama zorda kalanın üzerine yüklenmek olmaz. Bir adalet anlayışı olması lazım. Yani fazla olan az olana malından bir parça ayırması gerekir, fazla olanın. Az olana yüklenme olmaz, az olandan bir şey beklenmez. Bu bir ahlaktır, güzelliktir, bereket getirir, bolluk getirir. Malı tutmak uğursuzluk getirir. Ekonomik kriz meydana getirir. Harcamak zenginlik getirir. Harcadıkça daha çok gelir. Allah diyor ayette; “dağıtın daha arttırayım” diyor. Bu zaten modern ekonominin de kökeninde bu vardır. Mal harcanmazsa, para harcanmazsa ekonomi canlanmıyor. Sürekli tüketilmesi lazım ve sürekli paranın dağıtılması lazım. Paranın sürekli hareketli olması lazım yoksa kanın damarlarda donması gibi donuyor. Para donuyor, mal da donuyor, ekonomi de donuyor. Ekonomik kriz öyle meydana geliyor, kalp krizi gibi, tıkanma meydana geliyor. Tıkanmanın olmaması için, deveran olması gerekiyor, hareketlilik. Piyasanın çok hareketli olması lazım, bunun için ne yapmak lazım, parayı tutmamak lazım her yere harcayacaksın, fakire fukaraya dağıtacaksın, insanlara dağıtacaksın, onlar gidip alışveriş yapacaklar ki hareketlilik olsun. Ama korkup bir yere yığarsan, o orada kalır zaten hiçbir işine yaramaz. Mesela 100 kilo para, 100 kilo parayı doldurmuş, kağıt para 100 kilo kağıda dönüşüyor, bu sefer hiçbir işine yaramaz. Ama o 100 kiloyu kullanırsa, etrafa yayarsa o ona kat kat gelir ve işlevsel faydalı olarak döner inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz bunu söylediniz ekonomik krizin başında. Bunun üzerine tanınmış şahsiyetleri radyolara televizyonlara çıkarıp “gidin bakkaldan çiklet alın, simit alın” diye açıklamalar yaptılar sonra.
ADNAN OKTAR: Evet, bakın şu Mehdi (a.s.)’ın dış görünüşüyle ilgili yeni bulduğum bir hadis, bunu geçenlerde anlattım ama çok acayip bu, şaşırdım. O kadar detay var ki Mehdi (a.s.) ile ilgili, sanki milim milim tarif etmiş Peygamberimiz (s.a.v.). Alnından itibaren alnın bölgeleri bile, alnı bölüm bölüm belirtilmiş. Mesela alnının şurasında şu var diyor, alnının şu kısmında şu var. Sırf alnıyla ilgili özel anlatım var. Kaşlarıyla ilgili de özel anlatım var. Gözüyle ilgili özel anlatım var. Gözüyle ve burnuyla ilgili özel anlatım var. Burnunun üzerindeki hafif çıkık kavis bile detaylı belirtilmiş. Mesela alnındaki hafif kavis, iç bükey kavis, “alnı hafif iç bükeydir” diyor. “Burnu hafif dış bükeydir” diyor. Peygamber (s.a.v.) hafif onu da belirtmiş. Alnındaki yara izi, alnının parlaklığı, yanağı, yanağındaki iz, ben çok acaip. Mesela bak diyor ki; “Mehdi (a.s.) için orta boylu, esmer, meczum, hafif sakallı” diyor. Sakalı hafif, kalın değil. Hafif sakallı. “Kevseç, sakalı yanlarda azdır”. “Şakak kısımlarından aşağı inen kısım incedir” diyor. Dolu sakal vardır bütün yanağı kaplar, yan sakal vardır. Ama Mehdi (a.s.)’da öyle değil diyor. “Kevseç, sakalı yanlarda azdır” diyor. “Aşağı tarafta uzundur” diyor, aşağı tarafı uzundur. Aşağı sarkan asıl sakal kısmı o uzundur diyor. “Yemen asıllı” yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğduğu bölgeden gelen “bir adamdır ki”, Mehdi (a.s.), “ona Şuayb Bin Salih denilir”. Beyaz elbiseli kişilerden bahsediliyor. Diyor ki bakın; “Mehdi, Cehcah, deccal, Süfyani gibi isimler birer unvandır. O şahıslar aynı bu isimle gelir demek değildir. Mesela Peygamber (s.a.v.)’in ismi Tevrat’ta ve İncil’de Ahyet, Ahmet, Faraklit, Münhemenna olarak geçmektedir. Mesela Mehdi de, mesela Faraklit olarak geçiyor, aynı zamanda o Mehdi (a.s.)’a işaret ediyor. Hz. İbrahim (a.s.)’ın babasının adı Tareh olduğu halde Kuran’da ona Azer denmiştir. Allah-u alem “meşrikten çıkan o zat” Mehdi (a.s.), “bütün dünyanın ordularına karşı koyan”, bakın “dünyanın bütün ordularına karşı koyan” Darwinist, materyalist ordulara karşı koyan ilim ordularına, sahte ilim tabii onlar. “Karşı koyan küçücük bir ordusu” olduğu için 313 kişi zaten ufak ordusu var biliyorsunuz. “Şubecik”, şubecik, şube de değil “şubecik” anlamına gelen “Şuayb” adı verilmiştir. “Bin Salih denilmesi ise bu zatın babası kendisi gibi salih bir insandır” diyor. Hz. İbrahim (a.s.) soyu o da tertemiz salih bir insandı, Kuran’da bu geçiyor. Salih bir insan olduğu ki Peygamberimiz (s.a.v.) de onun soyudur tertemiz bir insandır, salih bir insandır. Mesela yine bir hadiste Haris Bin Harras; “Arslanoğlu arslan” olarak geçiyor mesela Mehdi(a.s.) ayrı bir isim bunları ayrı ayrı şahıs zannediyor insanlar. Demin anlattığım Haris Bin Harras, efendim mesela Şuayb Bin Salih aynı şekilde inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çok detaylı maşaAllah hakikaten.
ADNAN OKTAR: Cübbeli kitabı var elinde herhangi bir sayfa oku, bana sor oradan. Evet.
SUNUCU: “Benim bildiğim, gördüğüm, duyduğum şu ana kadar birçok Müslüman göğsünü gere gere kendi şeyhinin, mürşidinin, Hocasının Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu söylemiştir.”
ADNAN OKTAR: Birçok kişi doğru, evet.
SUNUCU: “Kitaplarında, makalelerinde, yayınlarında, açık açık bu durumu ifade etmişlerdir. Bu konuda en net ve doğru tavrı ortaya koyan Adnan Hoca olmuştur. Herhangi bir kişi için ‘falanca Hz. Mehdi (a.s.)’dır’ demenin ya da şahsın kendisinin Mehdilik iddia etmesinin haram olduğunu, kişiyi dinden çıkarabileceğini, böyle bir şey yapan kişinin Allah’a tevbe etmesi gerektiğini yeniden kelime-i şahadet getirmesi gerektiğini açık açık defalarca röportajlarında söylediğini biliyoruz. Bütün bu gerçeklere rağmen şaklabanlık yapıp milleti eğlendirmeye çalışan soytarıların Sayın Adnan Oktar’ın Mehdilik iddia ettiğini söylemeleri çok alçakça ve şerefsizce bir iftiradır”.
ADNAN OKTAR: Biraz ağır konuşmuş kardeşimiz ama doğru, demediğim halde “dedi” demek çok samimiyetsiz ve çok çirkin bir üslup yakışık almaz. Çünkü ben Kuran’a, İslam’a akılcı bakan bir insanım. Ben uç ve anormal düşünceye karşı tavır almış özelliği olan bir insanım, bu yönümle özelim ben. Benim yobazlığa karşı, mantıksızlığa karşı, münasebetsizliğe karşı, akılsızlığa karşı özel tavrım vardır. Ben uç ve mantıksız şeyler asla savunmam. Bir şey savunuyorsam mutlaka delili vardır. Hadise dayalıdır, Kuran’a dayalıdır. Uydurma hadise değil, doğru hadise dayalıdır ve ispat ederim ve olmuş olayları anlatırım. Bir şey de anlatmam olmuştur, ispat ederim, “bak delili de bu” derim. Değil mi? Delilsiz hiç konuştuğumu görmediniz siz benim. Evet, inşaAllah.
Şimdi sıra sende, kapat şimdi yine herhangi bir sayfa aç, Bismillah de.
SUNUCU: Faik Cebeci Yalova’dan yazmış: “Benim anladığım kadarıyla Cübbeli Hocanın bir gün duymak istediği şu; Sayın Adnan Oktar televizyona çıkacak ve şunları söyleyecek, ‘ben seyyid değilim. Alnım açık ve geniş değil, alnımda bir ben yok, alnımda hafif bir içbükeylik de yok. Değilim, yanağımda bir ben yok. Dişlerim parlak değil. Kaşlarım da kavisli değil. İki kaşımın arasında bir tane kaş çatma çizgim yok. Yüzüm de parlak değil. Saçlarım da siyah değil. Sakalım da bol ve sık değil. Karnım, uyluklarım geniş değil, omuzlarım geniş değil. Sağ bacağımda bir iz yok. Sırtımda bir ben yok. Ayrıca sırtımda bir tane daha yaprak şeklinde bir ben de yok. Yürürken adımlarımı dışarıya doğru atmıyorum. Ben-i İsrail görünümünde değilim. Bekar değilim, evliyim. Üzerime kayıtlı çok fazla malım mülküm var. Adım Adnan değil. 1956 doğumlu değilim. 1979’da İstanbul’a gelmedim. Ve İstanbul’a geldiğim gün gök gürültüsü gibi büyük bir patlama ve büyük bir duman sütunu oluşmadı. Darwinizmi, materyalizmi dünya çapında yok etmedim. Bu yönde bir çalışmam da yok. Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahsı manevi olacağını söylemiştir. Zaten Hz. Mehdi (a.s.) yüzlerce yıl sonra gelecek. İmam Rabbani Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.) için; Peygamberimizden (s.a.v.) 1000 yıl sonra değil, kendi vefatından 1000 yıl sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek demiştir. Büyük ve değerli alimlerimizden Muhterem Mahmut Efendi Hazretleri, onun Hocası Ali Haydar Efendi, Nimetullah Hoca Efendi, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Bediüzzaman Said Nursi, Hekimoğlu İsmail, Abdullah Gürbüz Hazretleri, hiçbiri Hz. Mehdi (a.s.) 1400’de gelecek dememiştir. Ve daha birçok konuda söylediklerim doğru değildir’. Tabii ki Sayın Adnan Oktar bu sözlerin hiçbirisini hiçbir zaman söylemeyecekir. Çünkü Kuran-ı Kerim’de yalan söylemek haram olduğu için Sayın Adnan Oktar yalan söylemez ve Allah’tan korktuğu için doğruları söyler. Cübbeli Ahmet, Sayın Adnan Oktar’ın yalan söylemesini bekliyorsa eğer, boş yere beklemesin, O dürüst, doğru ve samimi bir insandır”, demiş. Aynı zamanda bir ayet de eklemiş: “Yalanı yalnızca, Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur”, Nahl Suresi, 105. ayet.
ADNAN OKTAR: Kim söylüyor bunu?
SUNUCU: Bunu, Yalova’dan Faik Cebeci Beyefendi yazmış.
ADNAN OKTAR: Faik Cebeci çok yamanmış. MaşaAllah, bizim öyle bir talebe gurubumuz var. MaşaAllah. Binlerce, bak bu 29 bin kişiye, müthiş şuurlular. Yani üslup, konuşma, mantık mesela o, mesela maşaAllah diyoruz değil mi? O “A”’yı büyük yazıyorlar. Yani aynısı. Aynısı böyle, maşaAllah. Mantık örgülerinin sağlamlığı, mesela akılcı yaklaşmaları, sinirlenmeden cevap vermek, güzel konuşmak, nezih yaklaşmak, affedici, şefkatli olmak, her konuda maşaAllah çok mükemmeller. Bayağı güzel gidiyor. Geçen gün dedim, “canlarım” dedim, “gece uykusuz kalacaksınız yatın” dedim. “Ondan sonra ertesi gün seyredersiniz” dedim. Yani yüzlerce mail gelmiş. “Hocam biz yatmayacağız, dinleyeceğiz” diye. MaşaAllah. Ama gene de tabii biraz değil mi, mesela yarısını dinlesinler, uykuları gelince yatsınlar ki ertesi günü daha dinç, İslam’a hizmet edecekler, faydalı olacaklar, işe gidiyorlar çünkü. Ertesi gün zaten seyretme imkanları var. Nitekim ertesi gün de yine baktık o girişlere, bir o kadar daha yeniden izleyen olmuş. Yaklaşık yani 28 bin küsur, maşaAllah. Yani Hocamız ne diyor diye, izliyorlar maşaAllah. Şu interneti kim bulduysa Allah ondan razı olsun. MaşaAllah tam bize göreymiş, maşaAllah, elhamdülillah. İnşaAllah bir arızası, bozukluğu olmaz. Mükemmel bir sistem yani. Ahir zaman için tam. Hz.İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) için kurulmuş bir sistem. Biz de öncüler olarak istifade ediyoruz, elhamdülillah, maşaAllah.
OKTAR BABAUNA: Size Risale-i Nur ile ilgili bir soru var. Sorayım mı Hocam?
“Hayırlı akşamlar Hocam. Said Nursi’nin eseri olan Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de Üstad der ki: ‘Benim vefatımdan sonra yayınlansın istedim, ama olmadı’ diyor. Sizce Mehdi (a.s.) hakkında bu eserde enteresan bilgiler var mı? Lütfen açıklar mısınız?”, Tuncay Irmak.
ADNAN OKTAR: Üstad’ın yayınlanmamış mektupları var. Mehdi (a.s.) ile ilgili, talebelerine verdiği özel sırlar var. Ben o sırlarla bizzat karşılaştım. Bak açıkladım ben. Mesela Sungur Ağabey onun sır katibiydi, sırlarla doludur. Fakat iki kere bu sırdan bilgi alabildik. Birisi o dediğim, camide, Kılıç Ali Paşa Camii’nde karşılaştığımızda geldi, bizim çocuklara zaten sürekli ders veriyordu. Adımı sordu, soyadımı sordu. Biz, söylemiştim, sarıklarla otururduk böyle papatya tarlası gibi, böyle bir topluluk olarak, sohbet ediyorduk. İlk önce öyle yapıyorduk. Camilerde toplanabiliyor, sohbet ediyorduk. Adımı, soyadımı sordu. Bir defter çıkarttı, bir ebced yaptı, bizim arkadaşlarımız heyecanlandılar, böyle şey yaptılar. Birkaç kişi böyle, yeni gelmiş oldukları için gülüştüler. Biraz yakışık kalmadı, çirkin gördüm ben. “Hocam” dedim, “şöyle ileride gidip konuşalım, buyrun” dedim, uzaklaştırdım. Orada dedim ki Sungur Ağabey’e, “Hocam” dedim; “Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak?” dedim. “Bediüzzaman’ın bu konudaki açıklaması şöyle” dedi, “bambaşka olacak dedi” dedi. “Nur talebesi olmayacak dedi” dedi “Said Nursi”. Böyle şeylerde hep tabii insan pişman oluyor. Keşke dedim birkaç kelime daha sorsaydım. Çünkü o moda girmiş bir insan, devamını söyler. Aman dedim, şimdi daha da üzerine gitmeyeyim dedim. Sungur Ağabey’in zaten üzerine gitmeye gelmez. Yani öyle fazla soru sormayacaksın. O kendisi coştuğunda söylüyor. Geçenlerde öyle bir ziyaretine gitmiştim. Orada da, Mehdi (a.s.) konusunda o hiç söylemez. Hep Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dır der. Yani her zaman kapatır bu konuyu. Sonra dedi ki, “Hocam” dedim, işte bu Ahir zamandan konu açıldı, “Mehdi (a.s.) konusunda Üstad’ımız ne dedi” dedik, ona benzer bir şeyler sorduk. “Ben görmedim, sen göreceksin dedi” dedi Sungur Ağabey. Kalabalıktı, bayağı kişinin içinde, Allah-u alem ilk defa söyledi. Yani benim kanaatim, çocuklarının bile haberi yoktur. Bana olunca söylüyor Hocamız, maşaAllah. Beni seviyor maşaAllah. Ama seyyid Salih Özcan, o da sır katibidir. Onda da çok fazla bilgi var. Bak geçen gün konuşturdum yanına giden kardeşimizi, Mert’i. Hatta seyyid Salih Hocamızı eğer mümkün olursa, yani canlı yayında da bir konuşturabilirim Allah nasip ederse. Bakın Mehdi (a.s.) gelecek dememiş bu sefer. “Mehdi (a.s.) geldi” demiş. “Mehdi (a.s.) geldi” demiş, seyyid Salih Özcan. Çünkü Üstad demiş, “benim alnıma vurdu şakadan” diyor, “Keçeli Keçeli ben görmeyeceğim, sen göreceksin Mehdi (a.s.)’ı dedi” diyor. Bakın, “ben görmeyeceğim, sen göreceksin Mehdi (a.s.)’ı” demiş. “Mehdi (a.s.) gelecek gelecek” diyordu. Geçenlerde gittiğimizde, kardeşimize “Mehdi (a.s.) geldi” demiş. Ve defalarca bana tekrar etti diyor.
OKTAR BABUNA: “Üç dört defa tekrarladı” dedi.
ADNAN OKTAR: “Hocanıza söyleyin dedi” diyor, “Mehdi (a.s.) geldi” şeklinde söylemiş. “Sizler de Mehdi (a.s)’ın talebesisiniz” demiş. Yani Allah-u alem onda çok çok daha fazla bilgi var ve yazılı belgeler de var Üstad’ın. Ama bu Ahir zamanda ortaya çıkacak. Yani Sungur Ağabey onun vaktini bilir, ne zaman ortaya çıkaracağını. Diğer Ağabeyler de onun ne zaman ortaya çıkacağını bilir. Ama şu an Allah-u alem zamanı değil, onun için söylemezler. Yani ancak bu kadar, yani şu bilgi bile fazla yani. Onu da bana diye söylediler yani, bunu bile söylemezler normalde. Çünkü tamamen tahakkuk etmedikten sonra, söylemek olmaz diye düşünüyor olabilirler. Yani tam tahakkukunu bekliyorlar. Bediüzzaman da diyor, “bakın” diyor, bu tip söylemelere karşı, “mütehayyir” diyor, yani “şüpheci olan insanların kalbinde” diyor, “şüphe tohumları gelişir” diyor. “Avamın çabuk iğfal olunan” diyor, yani çabuk olumsuz düşünebilen kafalarında, “bu kudsi hizmet”, bu güzel hizmet, “sanki başka maksatlara alet ediliyormuş düşüncesini doğurabilir” diyor. “Onun için” diyor, “o ismi vermek doğru değil” diyor. “Söylemeyin” diyor yani inşaAllah. Belki ona binaen söylemiyor. Yoksa Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’ın ismini, adını, soyadını, hepsini biliyor. Doğum tarihini de biliyor. Yani doğum tarihine varıncaya kadar biliyor Mehdi (a.s.)’ın. Nerede faaliyet yapacak, nasıl faaliyet yapacak, vaktinin dar olacağını. Bunu söylerken de diyor ki, “ben” diyor, “gördüklerimi anlattım” diyor. Yani “bizzat gördüğümü anlatıyorum” diyor. Çünkü anlattıkları zaten, görmeye dayalı bilgiler. “Gördüm, onu anlattım” diyor. “Beni” diyor Üstad, “yekaze halindeyken” diyor, asrın heyetinin önüne çıkarttılar diyor, yekaze halinde. Yani şu uyanıklık hali oluyor yekaze hali. Rüya oluyor ama rüya, fakat şu uyanıklıkta.
SUNUCU 1: Gerçek gibi.
ADNAN OKTAR: Gibi değil, gerçek yani. Tam şuur açık. Yani şu andaki şuur açıklığı nasıl bizim, bunun aynısı yekaze hali. Asrın heyetinin önüne çıkarttılar diyor. Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.), 40’lar, 7’ler, 3’ler anlaşıldı mı? Bütün yani, “mebusan tamamı vardı” diyor. Orada konuşmalar geçiyor, bir kısmını aktarmış, bir kısmını. Bir kısmı kendinde. Bir kısmını talebelerine aktarmış. “Kendime geldiğimde” diyor, “yeniden yani o yekazeden çıktığımda, yatağımda el pençe divan, terlemiş vaziyette kendimi buldum” diyor. Böyle oturmuş vaziyette, namazdaki kadde vaziyetinde anlatabildim mi? “Böyle eller şu şekilde, el pençe divan, başı önde, o şekilde kendimi buldum yatakta” diyor. “Yekazeden o şekilde çıktım” diyor. Yani ve “gördüklerimi anlatıyorum” diyor. Yani Said Nursi, öyle insanların tahmin ettiği gibi birisi değil. Yani herhangi bir alim, herhangi bir insan değil. Bir de, hani var ya bazı, şeyh uçmaz, mürit uçurur derler. Yani ben öyle şeyleri, öyle bir yakalarım ki, yalana asla müsaade etmem. Bediüzzaman ile ilgili olan, doğru olan her şeyi çok iyi biliyorum. Hepsini çok iyi biliyorum ve yüzde yüz doğru yani. Yüzde yüz doğru. Mesela uydurma olanları, onları da biliyorum. Onlar zaten kitapta geçmiyor. Risale-i Nur Külliyatı’na koydurmamıştır Üstad. Yalan onlar, onlara gerek yok. Ama talebelerinin bizzat yaşayıp da doğru olanlar var naklettiği, onları da biliyorum. İnşaAllah.
Oktar Hocam, 8 dakikamız var. Ne yapacağız?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, nasıl uygun görürseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ebru, bir şey söyle anlatayım.
SUNUCU 2: Hocam istişare ile ilgili konuşabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: İstişare demek istiyorsun. İstişare, tartışma, konuşma, bir şeyi değerlendirmek. İstihare, bir şeyi anlamak için, hayır mı, şer mi onu anlamak için rüyaya yatıp, onun hakkında bir bilgi beklemek, Allah’tan bir işaret beklemek. Bunu kastediyorsun değil mi?
SUNUCU 2: İstişare.
ADNAN OKTAR: Tartışmak, konuşmak, kendi aramızda konuşmamız.
SUNUCU 2: Evet, yani her konu için olabilecek bir şey değil mi Hocam istişare?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, ama yani yemek yemek için de olur, insanın sevdiği ile “hadi yemek yiyelim mi, yemeyelim mi” der. “Yemeyelim şimdi, televizyon seyredelim” diyebilir. O anlamda mı diyorsun?
SUNUCU 2: Yani Hocam, örneğin mesela bir konu hakkında ya da bir düşünce hakkında istişare yapıldığı zaman, o ortamdaki kişiler hakkında, hangi, kimin fikri alınır, ya da ne konuşulur Hocam?
ADNAN OKTAR: Dangal adamlarla istişare olmaz. Kafalı adam ile istişare yapacaksın, Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven, derinliği olan. Onları sana hissettirir Allah, sana onu. Yani bilir insan, akıllı bir insan anlaşılır üslubundan, konuşmasından. Cins adama sorarsan, hani “kılavuzu” derler, güvercin olan” mı derler değil mi? “Başı şekerden çıkmazmış” derler yani. Öyle bir konu mudur? Yani akıllı, kültürlü, bilgili, samimi insanı seçmek lazım. Herkes ile olmaz.
SUNUCU 1: Bu hani hep metodlarınızda, anlatım metodlarınızda, daha şefkatle yaklaşma var. Hani gayri Müslimlere bile. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir de hadisi var. İkisinin arasında böyle böyle bir.
ADNAN OKTAR: Tenakuz, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, evet hangisi?
SUNUCU 1: Yani tam olarak ifade edemeyebilirim.
ADNAN OKTAR: Yaklaşık söyle.
SUNUCU 2: Hani onlara benzemeyin, onlarla işte kişinin kişi dostunu kendisi gibi şeçsin tarzında bir şeydi sanıyorum. Yani şefkatteki sınırımız onlara ne olmalı, bakış açımızdaki sınır?
ADNAN OKTAR: Şimdi biz bir Hıristiyan ile karşılaştık. “Gel kardeşim, canım kardeşim otur” deriz. Güzel bir yemek yeriz, sohbet ederiz. Ben derim ki “la ilahe illallah” derim. O der ki, mesela “Allah üçtür”. Derim ki, “canım kardeşim olur mu? Allah birdir. Peygamber Hz. İsa (a.s.) yemek yiyiyordu, banyoya gidiyordu, uyuyordu, Allah’a dua ediyordu, Allah’ın birliğini anlatıyordu”, İncil’den gösteririm. Ama diyor Allah, “güzel bir tartışmanın dışında, tartışmayın” diyor. Yani “kalplerini kırmayın, sert konuşmayın” diyor, bak ayet. Bakın “güzel konuşun” diyor. “Güzel bir tartışmanın dışında, tartışmaya girmeyin”. Güzel bir tartışma nasıl olur? Şefkat ile nezaket ile ve saygı ile olur. Ama adama dersen, “ey kafir gel bakayım buraya. Ey imansız dinle beni” dersen, olur mu bu? Olmaz. “Canım, ciğerim” dersin, “kardeşim” dersin, yazık, Allah’ın bir kulu. Belki hidayet bulacak. Belki sen imanını kaybedeceksin bir süre sonra, ne malum yani? Ne biliyorsun onun iman etmeyeceğini o konuda? Zaten eksik olan yerlerini düzelttiğimizde, namaz kılmamaları, oruç tutmamaları, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Peygamberliğini kabul etmeleri gerekiyor. Çünkü apaçık Peygamber (s.a.v.)’in Peygamber olduğu. Yani normal vicdanda bir insanın bunun aksini savunması mümkün mü? Yani bakar bakmaz anlaşılıyor Kuran’ın hak olduğu. Ama kırıcı, yıkıcı olmaz. Onun için Allah diyor bak, “güzel bir tartışmanın dışında, tartışmayın ve onları Alah’ın birliğine davet edin” diyor. Bakın “Hıristiyanlar’ı Allah’ın birliğine davet edin. Üzerlerine gitmeyin” diyor Allah. “Allah’ın birliğine davet edin”, ayet var, Kuran ayeti. “Allah birdir dedirtin onlara” diyor. Hz. Mesih (a.s.) geldiğinde zaten hepsi Müslüman olmuş olacaklar. Buradaki benim anlattığımı bir türlü anlayamamaları, bir kısmının odun kafalı olmalarından oluyor. Yani bir daha söylüyorum, yahu kardeşim, ben “Hıristiyanlık haktır” diyor muyum? “Hak dindir” diyor muyum? “Musevilik hak dindir” diyor muyum? “Tahrif olmuş” diyorum, benim kitaplarımda yazıyorum, “değişmiş” diyorum. “Ama hepsi, Hz. İsa (a.s.) geldiğinde Müslüman olacaklar” diyorum. Ama o insanlara zulüm edilmez, ters davranılmaz, acımasız bir üslup ile konuşulmaz, sevgi ile şefkat ile yaklaşılır. Ve onlara kafir demem ben. Yani “sen mutlaka Cehennem’e gideceksin” demem. Çünkü her an iman etmesi ihtimali var. Yani içeri, kapıdan girerken bile iman etmiş olabilir, ben bilemem ki. Mesela o gün gelen Hıristiyan, ben teslise inanıyor zanediyordum adamı, adam “lailaheillallah” dedi, “Allah birdir” dedi. Sonrada Peygamberimiz (s.a.v.)’i övdü arkasından. Ben Musevilerin mesela bilmiyordum Kuran’a tabi olduklarını, yani inandıklarını. “Biz inanıyoruz Kuran’a” dediler adamlar. Ben adama nasıl kafir diyeyim? “Kuran’a inanıyorum, Allah birdir” diyen adama, ben kafir diyebilir miyim ben? Nasıl diyeyim? Denir mi böyle bir şey? Yani en fazla günahkar Müslüman olmuş olur. Yani çünkü mühim olan Kuran’ı kabul etmesi, Peygamber (s.a.v.)’in Peygamberliğini kabul etmesi. Uygulamıyor olmak, uygulamıyorsa dahi, o Müslümandır o. Ben ona kafir demem. Bizim anlattığımız bu. Ama Paygamberimiz (s.a.v.)’in Peygamberliğini kabul etmemesi, ehl-i Kitap’tan birisi, bu küfürdür bu. Yani haramdır yapmaması, kabul etmemesi. Kabul eder, uygulamayabilir ayrı. Günahkar olur. Ama kabul etmesi gerekir. İnşaAllah. O yüzden, yani böyle hemen bakar bakmaz “sen mutlaka Cehennem’e gideceksin” diyemeyiz. Biz bilmiyoruz. Adam düzelebilir, o anda düzelmiş olabilir, belki ehl-i fetrettir, yani hiç kimse ona dini anlatmamıştır, ulaşamamıştır Kuran’a. Yani belki de Allah onu ehl-i fetret hükmüne sokmuştur, yani bu kadar kesin konuşulmaz. Ama kesin olarak bildiğimiz şu vardır, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Peygamberliğini kabul etmemek haramdır. Dünyada her kim olursa olsun, kabul etmekle mükelleftir. Çünkü hangi vicdan Kuran’ın hak olduğunu reddedebilir yani, nasıl reddedilir değil mi? İnşaAllah. Onun için şefkat ile, sevgi ile yaklaşılması gerekir. Kuran’ın emri bu. Eğer kabul etmezlerse, Allah, deyin ki; “bizim dinimiz bize, sizin dininiz size, deyin” diyor Allah. Biz de bunu yapıyoruz. İnşaAllah. Yani niye konuşuyorsun? Kardeşim konuşmasam tebliğ nasıl olur? O, “sen diyalogçu musun” diyor. Şimdi kardeşim, diyalog ile, zaten kıl olduğum bir laf diyalog lafı, din diyaloğu yani. Konuşuyoruz bir, diyalog mu yapıyoruz burada, sohbet ediyoruz, Allah’ı anıyoruz yani. Ne diyaloğu yani? Bir de Hıristiyan’a tebliğ yapmak, diyalog mu bu? Bir Musevi’ye tebliğ yapmak, güzel ahlakı anlatmak, Kuran’ı anlatmak diyalog mu bu? Bunun adına tebliğ denir? İnşaAllah. Bir de şu, yani hayır bunu diyenler var, ben buna karşıyım. Yani adam diyor ki, “Hıristiyanlık hak dindir” diyor. Yani “Müslüman olmasına gerek yok adamın” diyor, Hıristiyan’ın diyor. Olmaz. Yani Kuran’ı mutlaka kabul etmesi gerekir. Peygamberin (s.a.v.) Peyganberliğini kabul etmesi gerekir. Uygulasın veya uygulamasın, kabul etmesi gerekir. Yani uygulamazsa günahkar olur. Ama mutlaka yapması gerekir. Ben “hak dindir” demiyorum yani. Onlar da bizi hak din olarak görmüyorlar. Yani bu acayip bir şey değil ki bu. Zaten binlerce senedir böyle. Bunu Allah bu şekilde yaratmış, bir hayır var. Biz onlara kendi dinimizi anlatırız, onlar bize anlatırlar. Ama sonunda İslam galip olacak Allah, ayette belirtmiş. Yani çok fazla ayet vardır, İslam’ın dünyaya hakim olacağı ile ilgili. Hz. İsa (a.s.) geldiğinde, dünyaya İslam’ın hakim olacağını anlatan iki ayet var. Onlarca ayette dünya hakimiyetinden bahsediyor.
Program bitmiş, kimse bana söylemiyor. Neyse güzel. Evet, tamam, bir dahaki sefere yine görüşürüz inşaAllah. Akşam 24:00’te de var sohbetimiz. İnternetten izlesinler kardeşlerimiz. 24:00’de devam edeceğiz gece sohbeti, inşaAllah.
SUNUCU 1: Bizlere www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip ederek ulaşabilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Bizi 7 Mart Pazar günü saat 14.00 ile 16.30 saatleri arasında, Kanal 35 ve yetmişin üzerinde televizyon, radyo ve internet sitesinden takip edebilirsiniz. Gece sohbetimizde görüşmek üzere, hayırlı geceler efendim.
ADNAN OKTAR: Ama internette görüşeceğiz tabii.
SUNUCU 1: İnternette. Hoşçakalın.