SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın seyircilerimiz. Bu akşam da HarunYahya.tv sitesinden sizlerle birlikteyiz canlı olarak inşaAllah. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarım var. Doktor Oktar Babuna ve Doktor Cihat Bey ve dünyada tüm kitaplarıyla, ilgiyle takip edilen Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
SUNUCU: Sağolun, hoş bulduk inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam bizden önce ne anlattın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Ehl-i Kitap’a bakış açısı, Kuran’la inşaAllah, hadislerle, Peygamberimizin (sav)hayatıyla inşaAllah, sahabe dönemindeki yapılan anlaşmalarla ve Osmanlı dönemindeki uygulamalarla inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bazı akıldaneler böyle işte, “ben Yahudileri keser doğrarım, Hıristiyanları keser doğrarım, onlar işte kafir tahifesi, bizim onlara saldırmamız lazım” dendiğinde bunu takva alameti olarak görüyorlar. Peygamber efendimiz (sav)zamanındaki uygulamayı anlattığımda da, bunu dinden taviz vermek olarak görüyorlar. Bu çok büyük bir sapıklık ve anormallik. Resulullah (sav) ne yaptıysa, biz aynısını savunuyoruz. Ne bir fazlası, ne bir eksiği. Din şefkat üstüne, merhamet üstüne ve insanların hidayetine vesile olmaya gayret etmek üzerinedir. Dinde tebliğ var, anlatım var. Değil mi? Onlara böyle saldırgan bir üslup, onları dinden uzaklaştıracak, İslam’a yaklaşmalarından onları uzak tutacak bir üslup yok. Dolayısıyla millete yaranmak için böyle akıldanelik yapmalarına gerek yok. Kuran’ın hükmü neyse biz ona göre hareket ediyoruz. Hadisler ne diyorsa, ona göre hareket ediyoruz. Kuran’da Ehl-i Kitap’a nasıl davranılacağı ve Ehl-i Kitap’ın hükmü açık açık anlatılmıştır. “Onları veli edinmeyin” demek; onları yönetici edinmeyin demektir. Yani onları işte vali yapmayın, başınıza Başbakan yapmayın ve onların inancı ve dinine göre kendinizi yönetmeyin. O anlama geliyor. Yoksa onlarla savaşın anlamına gelmez. Öyle bir şey olsaydı... Peki niye sahabe o devirde Ehl-i Kitaptan hanımlarla evlendiler? Hıristiyan ve Musevi hanımlarla evlendiler? İnsan hanımına ne diyor? Her şeyi söyler. Değil mi? İltifat eder. Bir insan evlendiğinde hanımına ne diye iltifat ediyor? ‘Ey kafir’ mi diyor? Değil mi? Nezaketli bir konuşma yapıyor. O Ehl-i Kitap işte o. Değil mi? O zaman biz de Ehl-i Kitap’a karşı şefkatli bir üslup kullanmak durumundayız. Nitekim bu sevgi muhabbet ortamında da onlar da Müslüman oluyorlar. İnşaAllah. İslam’ı yaşamaya başlıyorlar.
OKTAR BABUNA: Sizin üslubunuz zaten çok etkili oldu Hocam. Onu da söyledik. Yurt dışındaki yaptığınız bağlantılarla onların kendi radyoları ve şeylerinde; onların yanlış bir bakış açısı vardı. Onun da düzelmesine vesile oldunuz hatta bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Saldırganlığı takva alameti olarak görüyorlar. Halbuki böyle saldırgan tipler bir olay olduğunda zaten masanın altına saklanıyorlar. Yani öyle kabadayılık yaptıkları gibi olmuyorlar yani. Tabii. Mesela Saddam da öyle. Kabadayılık yaptı Amerika’ya. Değil mi? Ondan sonra girdi toprağın altına kör köstü gibi saklandı. Değil mi? Çayır köpeği gibi yani. Toprağın altından çıkarttılar. Hani öyle kabadayıydın sen? Hani delikanlıydın? Değil mi? Irak’taki kişiler de; hadi asalım, keselim diyenler; bir anda toz duman oldular. Araziye geçtiler. Ortada kimse kalmadı. Milleti böyle zulüme, kan dökmeye, şiddete teşvik edenler yarın bir gün Allah esirgesin öyle bir şey olursa ya gider onlarla işbirliği yaparlar, ya onlara casusluk yaparlar. Bir kısmını tabii söylüyorum. Hepsini dahil etmiyoruz. Veyahut onlara gider, yalakalık yaparlar. Yahut onlarla birleşip Müslümanlara saldırırlar. Burada bu stile gerek olmadığı açık. Kuran’a göre hareket edilmesi lazım. Barış anlaşması olan bir kavime karşı saldırgan bir üslup olmaz, şiddet olmaz. Nezaketli, saygılı, normal bir üslup olur. Barış anlaşması yapmışsın. Savaş halinde değilsin. İnşaAllah. Evet, Cehdi Hocam anlat. Ben Cihat Hocama Cehdi diyorum bazen onun için, ama siz demeyin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Osmanlı’nın da uygulamalarında olsun, yine Endülüs Emeviler zamanında da yine Hıristiyanlara ve Yahudilere yapılan davranış şekilleri olsun, hepsi İslam ahlakının bir göstergesi inşaAllah söylediğiniz gibi. Çok güzel bir şekilde refah içinde yaşamışlar. Hem ticaretlerini yapmışlar, hem de huzur ve barışı tatmışlar. Aynı şekilde Filistin’e de 500 sene boyunca Osmanlı hükmettiği sırada oranın bizzat Yahudilerin önde gelenlerinin söylediği ifadeler bunlar. Biz huzuru ve barışı ilk defa tattık diyorlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi bana internette mesajlar geliyor; Hocam diyorlar, biz sizi seviyoruz, saygı duyuyoruz, Allah razı olsun ama sert bir üslup da kullanıyorsunuz diyorlar. Hani “adamlar odun” gibi, “hayvan” gibi falan... “Yani bunlara gerek var mı?” diyorlar. Gerek var, gerek var. Kuran’da Allah kullandığına göre biz de kullanırız tabii ki. Kullanmamız gerekir yani inşaAllah. Mesela diyor ki Allah; “Kalpleri vardır” şeytandan Allah’a sığınırım; “bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar.” Benim köpeğe benzetmem yine iltifat olmuş oluyor yani. Değil mi? Köpekten de aşağı oluyorlar yani. Bunda şaşılacak bir şey yok. “Onlar, kendisinden sakındırıldıkları 'şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca' onlara: "Aşağılık maymunlar olunuz" dedik.” diyor. Bak maymun değil, “aşağılık maymun”. Değil mi? Köpek bile hafif bir ifade olmuş oluyor yani. İnşaAllah. Ama tabii asıl nezaket tam Kuran’a göre uygun olmakta yani. Allah affetsin. Orada yanlış anlaşılma olabilir yani. Hani ben daha nezaketli söylüyormuşum gibi de. O anlamda değil. Kuran’ın üslubu asıldır. Yani tam gereğini yapmış oluyorsun. Nezaket demeyelim o zaman orada o çünkü konu karışmış oluyor. Allah affetsin. Tam gerektiği gibi konuşmuş oluyoruz. Mesela Allah onları kof kütüğe benzetiyor, ben odun gibi herif diyorum. Allah oduna, boş kof kütüğe benzetiyor Cenab-ı Allah zaten Kuran’da değil mi? “Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir.” Aşağılık herif diyorum. Kuran’da aşağılık olduklarını söylüyor Cenab-ı Allah. Mesela şeytandan Allah’a sığınırım, Münafikun Suresi’nde; “Sanki onlar dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar” diyor Allah. “Allah onları kahretsin” diyor Cenab-ı Allah. Müdessir Suresi’nde; “Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler” diyor Allah. Biz de eşeğe benzetiyoruz. Eşek gibi herif diyoruz yani. “Gerçekten Allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır” diyor. Demek ki biz de gereğini yapıyoruz inşaAllah. Tevbe Suresi, 9. Bir de bir delikanlı da; “Hocam” diyorlar, “siz Allah razı olsun iyi, has, güzel konuşuyorsunuz ama her konuyu döndürüp dolaştırıp Mehdi (a.s)’a dayandırıyorsunuz. Yani biz bunu anlayamıyoruz...” diyorlar. Peki kardeşim yani Kuran’da, bütününe baktığımızda hangi devirde deccal ve Mehdi (a.s) mücadelesi olmayan bir dönem var? Hangi dönemde var? Bir göstersinler bakayım? Kuran’ın her döneminde, her yerde, Hz. İbrahim (a.s) döneminde. Hz. İbrahim (a.s) dönemin Mehdisidir. Nemrut dönemin deccalidir. Firavun dönemin deccalidir. Hz. Musa (a.s) dönemin Mehdisidir. Değil mi? Dolayısıyla onların göğüs göğüse çok güçlü bir mücadelesinden bahsediyor Kuran. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında...” diyor Said Nursi. Dünya tarihinin görülmüş, gelmiş geçmiş en büyük fesadı yaşanıyor şu an. Bakın Hz. Adem (a.s)’dan itibaren bu devre kadar bu derece büyük bir fesat ne Firavun devrinde, ne Nemrut devrinde, ne Hülagü devrinde hiç olmamış. İlk defa oluyor bu kadar büyük bir fesat ve deccal çıkmış artık bakın. Bütün Peygamberler Allah’a sığınıyorlar deccalin şerrinden. Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük olayıdır deccal. Peki, Deccaliyet zuhur etmiş, değil mi? Firavunların, Nemrutların toplamından daha şiddetli bir küfür dünyaya hakim olmuş fakat Mehdi yok diyorlar. Mehdisi yok bu hareketin. İlk defa diyorlar yani. “Dünya tarihinde her zaman Allah böyle bir adetullah yaratmıştır, her zaman küfür oluştur, deccaller olmuştur, Mehdiler olmuştur ama bu sefer en büyük deccal çıkmıştır, en büyük firavun ve nemrutlar zuhur etmiştir fakat Mehdi (a.s) yoktur” diyorlar. Şimdi bu olmadı. Bu sahtekarlık ve samimiyetsizlik olur. Yani Kuran’a göre, Kuran mantığıyla baktığımızda samimiyetsizlik olur. Yani mutlaka deccal varsa, mutlaka Mehdi vardır inşaAllah. “Dolayısıyla bize Mehdi (a.s)’dan bahsetme”. Peki neden bahsedelim? Nasıl canımızın yandığından bahsedelim. İşte ‘Ey Amerika kahrol’ diyeceksin, Yahudiler, siyonistler işte onlara düz gideceksin, masonlara düz gideceksin. Peki çözüm? “Ağlaşacağız” diyor. “Toplanıp beraber ağlayalım” diyorlar. Hadi başla bakalım diyorlar. Bismillah birisiyle başlatıyorlar ağlamaya. Ağlama günü tertip ediliyor, ağlamaya başlıyorlar. Herkes mendillerle falan; “niye işte bizi bu hale getirdiniz ey zalimler, ey acımasızlar?” Hüngür, hüngür, hüngür, hüngür. “Sizde hiç acıma yok mu ey zalimler?” Hüngür, hüngür, hüngür, hüngür. Konu bu. Çözüm? Aman diyorlar yani Mehdi konusunu bırak. Bunun çözümü ağlamaktır diyorlar. Çözümü Mehdiyet’tir. Çözümü Mehdiyet’tir. Allah böyle demiş Kuran’da. Hadislerde bunu demiş. Ama diyor ki adam, “Mehdiyet gündeme gelince şimdi benim işim var, gücüm var, güzel rahat eve kavuştum, yiyeceğim, içeceğim yerinde. Tam evlendik, yengen evde. Keşkül, sütlaç falan her şey var.” Mehdi dedin mi; Mehdi (a.s) ne demek? Çile, savaş, mücadele, acı çekmek, hapis. Değil mi? Heyecan, açlık susuzluk. Ayette ne diyor Cenab-ı Allah? Açlık, susuzluk, zorluklarla müminlerin imtihan olacağını söylüyor ve ne diyor ayette ayrıca? “Daha öncekilerin başına gelenler” diyor şeytandan Allah’a sığınırım; “sizin de başınıza gelmeden hemen Cennete girebileceğinizi mi zannettiniz?” diyor Cenab-ı Allah. Şimdi adam daha öncekilerin başına gelenler; “aman Allah esirgesin” diyor. Hz İbrahim (a.s)’ın başına gelenler, Hz. Musa kavminin, Resulullah’ın (sav) zamanında olan olaylar şimdi bizim de başımıza gelirse bütün keyfimiz, saltanatımız kaçar. Şimdi en iyisi biz şu Mehdi (a.s) konusunu bir ortadan kaldıralım. Dolayısıyla sadece deccal çıktığında ağlaşalım. Deccal vursun, bunlar da ağlasın. Değil mi? Deccal dövsün, öldürsün, bunlar ağlaşsınlar. Basbas bağırsınlar böyle dövüne dövüne, şarkılar söyleyerek. Orada artık beste yapıyor adam. Yani besteyle ağlıyor. Çözüm budur diyor. Çözüm ağlamak değil. Deccal çıkmışken, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında Mehdi (a.s)’ı aramamak oyundur. Nefsani bir oyundur ve şeytanın da bunda etkisi olduğunu görmemek için çocuk olmak lazım. Değil mi? Bu kasten anlamazlıktan gelinen bir sistem. Taa başından beri. Önce Bediüzzaman’a bıraktılar. Zaten o Mehdi (a.s)’dır. 30 yıl gider hapiste yatar, onlar da evde otururlar, Risale-i Nur külliyatını okur, “vah vah işte üstadımız ne kadar zorluklar çekmiş maşaAllah” diyecek. Ama o Üstad tabii, o yapar. Yani o çile çeker o. Olmuş. Eski Peygamberler, bizim Peygamberimiz de (sav) çile çekebilir ama 21. yüzyıla gelmiş artık yani çile devri kalmış mı yani onlar için? Artık ev mücahitliği dönemi başlamış artık cami mücahitliği. Camiye çıkacak, sarığı cübbeyi takacak. Böyle elinde yüzükle, akik yüzükle bağıra bağıra; “ey işte gafiller, ey cahiller” diye camideki garibanlara orada onlara esip savuracak. Onlar da terliyor böyle artık olayın şiddetinden. Ve muazzam bir cihat yapılmış oluyor. Böyle bir olay yok. Küfre karşı aktif olarak, etkili mücadele var. İnşaAllah. Ve bunun sonucunda da basın üstüne gelir, iftiraya uğrarsın, hakarete uğrarsın, tutuklanırsın. Gözaltına alınırsın, işinden gücünden olursun, keyfin kaçar, hastalanırsın. Hepsi olacak yani. Bunları göze alacak mümin. İnşaAllah. Şimdi Kuran’ın herhangi bir sayfasını açsınlar. Açtıklarında ya deccal, ikisi birden hatta. Mesela şu iki sayfayı açtığımızda hem deccalden, hem Mehdi’den bahseder. Hep Mehdi ve deccal mücadelesiyle doludur Kuran. Onlar istiyor ki deccal olsun fakat Mehdi olmasın. Böyle olmaz. Mesela İslam aleminin birleşmesi farz. Bu konuyu ağzına alan kimse görüyor musunuz? Çok nadir. Çok azdır. Müslümanların başına bir lider seçmek mesela farzdır. Bu konu ile ilgilenen görüyor musunuz? Bu da yok. Çünkü lider seçerse kendi şeyhi, mürşidi, Hocası ikinci derecede kalacak veyahut üçüncü derecede kalacak. O zaman aman diyorlar. Yani “benim küçük bir krallığım olsun, ama böyle bir konuya girmeyeyim” diyor. Yani “küçük de olsa kral olayım” diyor. Değil mi? “Küçük küçük krallar olalım ama böyle bir konuya girmeyelim” diyor. Bu konuda müslüman aleminde bir geniş anlamda -iyi mücahit olanları tenzih ederim- bir gaflet var. O yüzden de Allah, İslam alemini perişan ediyor. Allah kırıp geçiriyor. Yani değil mi? Yani bütün İslam alemi şu an perişan. Çok gergin, zor şartlar altında yaşıyor. Terör var, anarşi var, korkular var, baskılar var, açlık var, işgaller var, savaşlar var, ekonomik kriz var, tam anlamı ile perişan haldeler. Adamlar çıkıp da; “bu acaba niye oluyor? Bunun çözümü nedir?” demiyorlar. “Çözümü ne arkadaşım?” diyorlar; “bombayı sararsın şöyle göğsünün içine” diyor. Mesela gariban, çoluk çocuğu, mesela Musevi, Hıristiyan kim varsa, o da fark etmez veyahut bir banka. Türkiye’de bulunan bir banka veyahut bir sinagog veyahut herhangi bir cami de olur. Mesela bir Şii camisi. Değil mi? Veyahut Sünni olur da, tam onun dediği gibi değildir. Yani onun kafasına uygun değildir. Sünni’dir ama yine de onun çizgisinde değildir. Yeterli. Bombaları yerleştirecek, uzaktan kumanda ile bir patlatacaklar adam ile beraber. “Al sana cihad” diyor adam. Bu hayatından bezmiş psikopatların, kolay intihar yöntemlerinden bir tanesidir. Yani ebedi Cehennem’dir zaten karşılığı da. Ebedi Cehennem. Yani çünkü bir insanın kendi kendini katletmesi, cinayettir. Allah, insan öldürmenin karşılığı, ebedi Cehennem’dir diyor. Ebedi Cehennem. Hiçbir şekilde çıkamıyor Cehennem’den. Tevbe de edemeden öldüğü için, ebedi Cehennem’dir karşılığı. Çoluk çocuk öldürmek, kadın öldürmek; bu yiğitlik mi bu? Cihat mı bu? Değil mi? Gücün yetiyorsa hasmına çıksana. Ondan it gibi kaçıyorsun, korkuyorsun. Ama gidiyorsun elin garibanlarına, elin zavallılarına, çoluk çocuğa, eli-ayağı tutmayan yaşlılara, bunlara saldırıp, delikanlılık yapmaya kalkıyorlar. Bu çok büyük bir zulüm ve ahlaksızlıktır. Gücün yetiyorsa, çık bir hasımına bakayım ne oluyor yani, inşaAllah. Ondan kaçınıyor, yani ondan şiddetle kaçınıyor. Gariban seçiyor yani mesela. Sübyan seçiyor. Ağzı-dili olmayan, kendini savunamayan gariban seçiyor. Yani tabii gitsin boğuşsun, kavga etsin anlamında demiyorum. Mesela git, tebliğ yap, tartış. Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğini anlat, bundan kaçınıyor. Yani çünkü kafanın içi bomboş. Bir kere kendi iman etmiyor ki gidip anlatsın yani. Kendi Darwinizm’e inanıyor zaten; İbn-i Miskeveyh hayranı adam. Gidip nasıl gitsin de komünizmi, faşizi eleştirsin adama? Kendi zaten komünist adamın yani. Değil mi? Bunlara zamanında da ‘Yeşil Komünist’ falan da derlerdi. Yani hem Müslüman, hem komünist ama aslında komünist de, Müslümanlık hani ilaveten olmuş oluyor yani. İnşaAllah. Bu mantık Müslüman alemini çökertiyor ve böyle kıl tiplerinde peşinden bayağı giden insan oluyor. Çok fazla giden insan oluyor. En doğru yol, Kuran’a tabi olmak ve sünnete tabi olmaktır. Kuran’a baktığımızda biz bunu görüyoruz.
SUNUCU: Evet sayın izleyicilerimiz, kısa bir aradan sonra tekrar karşınızdayız inşaAllah. Hocam nasıl devam edelim?
ADNAN OKTAR: Evet, kaldığımız yerden devam edeceğiz. Berker Hocam da ünlü Nur talebelerindendir, maşaAllah. Hakikaten Risale-i Nur Külliyatı’na çok iyi vakıftır. Oktar gibi o da çok iyi bilir maşaAllah. Evet. Mesela Kehf Suresine baktığımızda, Kehf Suresi’nde baştan sona kadar Mehdiyet anlatılır. Ama ehl-i keyif böyle rahatını araştıran insanlar için, orada efsaneler anlatılır. “Gençler varmış” diyor adam, böyle bir yudum içiyor, “mağaraya saklanmışlar” diyor, böyle esrarkeş muhabbeti gibi anlatıyor, böyle esrar içmiş gibi heyecan içerisinde. Yani gelmiş geçmiş bir hikaye, onu ilgilendirmiyor yani. Burada ne anlatılıyor, şu anki hayata yönelik uygulaması nedir; o onu ilgilendirmiyor. Taa yüzyıllar önce olmuş bu olay diyor, böyle sarhoş muhabbeti gibi onu anlatıyor. Muhabbet dedim de, konuşma diyelim, çünkü muhabbet hak olan bir şey için söylenir. Allah affetsin. Şimdi burada kendini kandırma politikası var. Şimdi Mehdiyeti savunanları da yıldırma politikaları var. Şimdi mesela bir kardeşimiz vardı, daha önceki anlatanlarda da öyle; Mehdiyeti anlattım mı, maşaAllah mübarek zuhur ettin herhalde, yani herhalde Mehdi (a.s.) sensin gibisinden konuşup veyahut da, “kardeşim çok büyük bir fitne konusu bu” diyor, “sen buna niye girdin böyle bir konuya, böyle konuya girilir mi?”... Ne anlatacağız? Sadece decccali anlatacaksın. Yani ağlayarak anlatacaksın. Yani nasıl ezdiğini, nasıl perişan ettiğini, nasıl böyle dünyayı onlara dar ettiğini anlatacaksın. Gece-gündüz şikayet edeceksin. Sopaya böyle karton yapıştıracaksın, sokaklara çıkacaksın, yazacaksın işte; “zalim yaktın bizi” diyeceksin mesela. “Perişan olduk artık, ölüyoruz” falan böyle; elinde karton ile gezeceksin. Bu tamam. Amam Mehdiyet konusu oldu mu; “yahu kardeşim, sen herhalde kendini ima ediyorsun” diyor. Yahut “açıkça Mehdilik iddia ediyorsun herhalde” diyor. Kardeşim velevki açıkça iddia etse bile, alameti var. Yok kardeşim sende dersin, konu biter. Ben Mehdilik iddia eden İstanbul’da en az 100 kişi biliyorum ve şimdi söylemek istemiyorum isimlerini. Hatta bizi eleştiren kişilerin kendi mürşidleri, Mehdi (a.s.) biliniyor birçoğu, Hocaları yani. Bak adam bizi eleştiriyor, kendi Hocasının alenen Mehdi (a.s.) olduğunu zaten yazıyor. Yani harf ile yazıyor. “Falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir” diyor, isim yazmış yani adam, net. Bu adam bizi eleştiriyor. Mesela diyor ki, “benim mürşidim Mehdi (a.s.)’dir” diyor, açık Mehdi (a.s.)’yi ilan etmiş adam, ama bizi eleştiriyor. Halbuki ben, Mehdilik iddia etmeyeceğime, ömür boyu iddia etmeyeceğime; Allah’ın, Melekler’in, insanların lanetini üzerime alarak yemin ettim defalarca. Buna rağmen iddia ediyorsun demek, ahlaksızlıktır artık. Şerefsizliktir, kahpeliktir, terbiyesizliktir. Başka bir şey olmamış oluyor yani, değil mi? Yani bir insan değilim dediği halde, oturup yalan söylüyorsun demek, yalan söylemek ahlaksızlıktır, kahpeliktir, terbiyesizliktir, başka bunun bir açıklaması yok ki yani. Dönekliktir, oynaklıktır. Yani adam, mesela ben, diyor buradan dışarıya çıkmadım. Yok sen dışarıya çıktın diyor. Bu bir yalandır, ahlaksızlıktır bu. Yalan söylemenin haram olduğunu Kuran belirtiyor. Ben böyle bir şey demiyorum diyorum, yeminle söylüyorum. “Yok dedin” diyor. Bu ahlaka sığmaz. Yani yalancılık, ahlaksızlık olduğunu herkes bilir, bütün dünya bilir yani. İlk defa benim ortaya çıkarttığım bir şey değil. Kuran’da Allah’ın hükmüdür, hadislerde de Allah’ın hükmüdür, yalancıların yeri de Cehennem’dir. Çok büyük bir ahlaksızlıktır yalancılık. Mehdiyet’ten bu kadar huylanmanın kökeninde de, asıl olan dünyevi dengenin, yani dünyevi çıkarlarının bozulacağından emin olmaları düşüncesi var. Son derece eminler. Çünkü kendi kendilerine yeni bir İslam modeli çıkarttılar böyle; kelebek bıyık, işte okulunu bitirir, evlenir. En büyük cihat zaten, iki tane çocuğunu yetiştirirse, o cihat olmuş oluyor, o kadar. Yani böyle bir inanç.
ALTUĞ BERKER: 15 günde bir sohbet toplantıları.
ADNAN OKTAR: Çocuklarının da zaten dindar olmasını tam da istemiyor, utanıyor ondan. Mesela kızının dindar olmasını da o kadar istemiyor. Yani hem dindar olacak, hem böyle biraz da daha değişik olacak. Yani bazı böyle tipler de türedi, yeni. Mesela kızının gevşek olmasından gurur duyuyor. Ama yani dindar olmasından da utanç duyuyor. Yani herkes bilir, böyle tipler vardır yani. Diğer kişiler, iyi düşünen, doğru hareket edenleri tenzih ederim, fakat böyle tipler var, yani toplumda yaşanıyor bu. Böyle en az emekle, en çok netice alan bir kafa geliştirdiler kendilerine göre, bir kurnazlık stili. Mehdiyet, bu insanlar için zehir olmuş oluyor. Yani bir kere adam, hayatın bütün yönlerinden çekilmek, Kuran’ın emri. Mesela Peygamber (sav)’e Allah emrediyor; “bütün hayatın yönlerinden, sosyal yönlerinden çekil, sadece kendini Allah’a ada” diyor. Bu adam için ölüm gibi bir şey yani. Asla kabul etmez. Ölümü müminler içinde bir nimet ama o, onun için bir kabus, tabii. Mehdiyetin önemini, Peygamber Efendimiz (sav)’e müjdeleyin diye bildiriyor. Buna Resulullah (sav) karar vermiş. Resulullah (sav) bize emretmiş, Peygamber (sav)’in emri var. Yani vefatından önce, 1400 sene sonraki Müslümanlara talimat veriyor, bu devrin Müslümanlarına ve zaman belirterek de belirtiyor. Bakın diyor, şu şu şu alametler oluştuğundaki zamanın Müslümanları diyor; “ey Müslümanlar diyor, o devirdeki ey Ümmet’i Muhammed” diyor Peygamber (sav). “Size emir veriyorum” diyor. “Bu alametleri gördüğünüzde, bilin ki benim evlatlarımdan Mehdi (a.s.) çıkmıştır” diyor. “İlk yapacağınız şey, müjdeleşeceksiniz” diyor. “Mehdi (a.s.)’ın geldiğini müjdeleyin” diyor. Ben de bu emri, Resulullah (sav)’ın bu emrini yerine getiriyorum ve müjdeliyorum ümmete. Peygamber (sav)’in emrini yerine getiriyorum. Yani kumandanımın emrini yerine getiriyorum. İkinci olarak diyor ki, “o devirde” diyor, “bazı üçkağıtçılar, sahtekarlar, düzenbazlar, karaktersizler, şerefsizler olabilir” diyor Peygamber (sav). “Bunlar rahatına düşkündür. Bunlar oyuncudur. Bunlar dini kullanırlar” diyor. “Bakın ben onların size şeklini şemalini anlatacağım” diyor Peygamber (sav). “Sakın bunlara ittiba etmeyin, bağlanmayın” diyor. “Zorluk da olacak” diyor, “bakın zorluk sizi sakın hak yoldan vaz geçirmesin, Mehdi (a.s.)’a yardımdan vazgeçirmesin” diyor. “Size öyle bir örnek vereceğim ki, hiçbir bahaneniz kalmayacak” diyor. “Karda, kışta, Kıyamette” diyor, kar yağdı diyor tipi, her yer kar kış, Kıyamet, soğuk. “Siz de ayağa kalkamıyorsunuz” diyor bakın, “yürüyemiyorsunuz” diyor, “yüz üstüsünüz yerde” diyor. “Sürünerek karda, bahane kabul etmiyorum” diyor, “gidip Mehdi (a.s.)’yi bulacaksınız” diyor ve “onun grubuna katılacaksınız” diyor ve “mücadele edeceksiniz” diyor. Şimdi bu Peygamber (sav) emri. Adam karda kışta değil, altında arabası var, anlatabildim mi? Ayakları da çok sağlam, istediği yere anında gidebiliyor, fakat Peygamber (sav)’in bu emrini yapmıyor. Ben de Peygamber (sav)’in bu emrinin yapılması için, insanları uyarıyorum. Ben yapıyorum. Arıyorum Mehdi (a.s.)’ı ve öncüsü olarak da var gücüm ile gayret ediyorum. Peygamberimiz (sav) diyor ki; “o devirde, bir kısım sahtekar, üçkağıtçı, karaktersizlerin damarına, kanına dokunacak Mehdiyet” diyor. “Bunalacaklar” diyor, değil mi hadiste? “Bunların diyor eşgalini de belirteyim” diyor; “70 bin tane, sarığı da olacak bunların kafasında, 70 bin tane sarıklı, başı traşlı yobaz, deccalin yanına geçip, Mehdi (a.s.)’ye karşı huruc edecekler, Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele verecekler” diyor. Bak eşgal bildiriyor Peygamber (sav) sahih hadis kitaplarında. “Sarıkları olacak, kafaları da traşlı olacak” diyor. “70 bin adet” diyor, az buz değil yani, 70 bin tane. “Mehdi (a.s.)’ye karşı huruc edecekler”. Niye? Çünkü kendi şeyhleri, kendi adamlar, kendi çıkarları, kendi sosyal yapıları, ticari sistemleri ile bir yapı oluşturmuş olacaklar. Buna muhalif görecek Mehdiyeti. Adam çünkü bunların hepsinden vazgeçmiş olacak o zaman. Yani adam kendine bir rüya alemi kurmuş, bambaşka bir alem kurmuş. Bunu kaldırması gerekecek. O zaman ne yapıyor? Deccalin tarafına geçiyor. Mehdi (a.s.) ile nasıl mücadele edilir? Şimdi elinde de başka güç yok, kendi 70 bin tane gücü ile yapacak gibi değil. “Ne yapayım ben” diyor? “Deccalin tarafına geçeyim” diyor. Mesela ahir zamanın deccali ne? İddia edilen Ergenekon Örgütü. “Tamam, biz bu idia edilen Ergenekon Örgütü’nün emrindeyiz” diyor. Ağa Babaları’ından üç-beş gidiyorlar, iddia edilen Eregenekon Örgütü’nün böyle o elinden kan damlayan vampirlerinin karşısına iki büklüm geçip, “ya hazret sizin emrinizdeyiz biz. Biz Mehdiyeti fark ettik, Allah vermesin” diyor yani, “çok büyük bir olay, siz emredeceksiniz, biz ne istiyorsanız yapacağız” diyorlar. “Ayaklanma istiyorsanız ayaklanma yapalım, kan dökülmesini istiyorsanız kan dökelim, efendim Şii düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı, Alevi düşmanlığı, başka mezheplere karşı da, hak mezheplere karşı da bir düşmanlık mücadele, bombalama, ne gerekiyorsa, fitne-fücur, hepsine hazırız” diyorlar. “Sadece emredeceksiniz siz” diyorlar. “Biz, hücre faaliyeti olarak hazırız” diyorlar, yani böyle 5-10 tane. Sırf benim de bildiğim var yani. Şu anda bile 5-10 tane İstanbul’da böyle iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kullanmaya hazır, hücre olarak beklettiği adamlar ve herkes biliyor. Yani fitne için hazır olda beklediklerini herkes biliyor, bu adamların. Fakat bunların en kanına dokunan konu; “aman aman yani deccaliyet olabilir, fakat Mehdiyet sakın” diyorlar. Bize de geliyorlar, “kardeşim Darwinizm ne alaka?” diyorlar. “Sen deccalin dinine dokunuyorsun” diyorlar. Deccalin dinine... Bak diyorlar; “şöyle anlaşalım, öldü yahu deccalin dini” diyorlar. “Bunu dersek bırakır mısın?” diyorlar. Ben de diyorum; “iflahlarını keseceğim” diyorum. Yani bunu diyorsan; öldü diyorsan ve bana onu yani bu şekilde etkisiz gibi gösterip, benden kurtulmaya çalışıyorsan, bu beni coşturur. Lime lime, paramparça ederim yani. Daha da iyi saldırırım inşaAllah. “İbn-i Miskeveyh şeyhimiz, ona mı karşı geliyorsun?” diyor. Şimdi İbn-i Miskeveyh’in de diyorum, senin de ne karakterde olduklarınızı biliyorum ben diyorum. Yani karaktersiz, cibiliyetsiz bir şey içindesiniz diyorum. Yani ilgili kişilere kimse onlar. Onlar kendilerini biliyorlar. Şimdi burada, anlamazlıktan gelme her dönemde olmuş. Hz. Yusuf (a.s) döneminde de, “Allah bir daha Peygamber göndermez” diyorlar. “Bir daha, Mehdi (a.s) gelmez. Hz. İsa (a.s)nuzül etmez artık”. Hatta bununda üzerine “İslam dünyaya hakim olmaz” diyorlar. Yani 21. yüzyıla geldik biz, “Elhamdülillah beş vakit namazımızı kılıyoruz biz, orucumuzu da tutuyoruz ama İslam’ın dünyaya hakimiyeti olmayacak şey, biliyorsun” diyorlar. Komünizm hakim olur mu? “E, olur niye olmasın” diyorlar. Avrupa Birliği oluyor. Masonluk; o da rahatça hakim olur zaten diyorlar, çok makul bunlar beşeri sistemler diyor. Kuran ahlakı, güzel ahlak? “O olmaz” diyor. İşte bu deccaliyete yardım eden insanların özelliği olmuş oluyor.
ALTUĞ BERKER: Evet, Mehdi (a.s)’a da dinimizi değiştiriyorsun diye itiraz ediyorlar Hocam. Demek ki siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, nefislerine uydurmuşlar dini. Mehdi (a.s)da gerçek, saf, samimi davranmalarını isteyince...
ADNAN OKTAR: Evet, yani bir kısmı cehaletinden yapıyor onları ben tenzih ediyorum. Ama böyle şeytani kasıtla yapanları kastediyorum ben burada.
CİHAT GÜNDOĞDU: Mağlubiyeti kabul etmiş oluyorlar kendi içlerinde zaten bu şekilde davranarak. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zaten mağlubiyet işine geliyor. Mağlubiyette o rahat yaşayabiliyor zaten. Yani galibiyet istemez o. Mağlubiyette şeyhiyle, abileriyle mutlu yaşıyor. Çayını içiyor, geğirerek böyle yatıyorlar. Zaten ders dinlerken uyumaya başlıyorlar, devriliyorlar filan. Yine kalkıyor bir daha devriliyor. Herkes bilir yani. Tabii çay üzerine çay, yemek üstüne de iyi geliyor yani değişik. Adam zaten böyle menkıbeler anlatıyor, o menkıbelerde o, esrar içmiş gibi uçuyor yani, alemlere geçiyor yani. Bambaşka bir aleme geçiyor. Yani pratik, dünyada yaşanan İslam ahlakını kabul etmiyor. Dedim ya mesela; Kehf Suresi’ni anlatıyorsun, Hızır kıssası onun için bir efsane. Yani esrar içmiş bir keş gibi dinliyor adam. Yani hayata yönelik bir konu olduğundan haberi yok adamın. Mesela Zülkarneyn konusunu on binlerce sene önce olmuş veya binlerce sene önce olmuş bir efsane gibi dinliyor. Doğrudan Mehdiyetin orada anlatıldığından haberi yok. Yani hayata geçen bir konu olduğundan haberi yok. Dolayısıyla da, “yani Hocam her konuyu neden Mehdiyete bağlıyorsun?” diyorlar. Bağlayacağız. Allah’ın emri o da; onun için. Zaten dünyanın yaratılışında, deccallerin, Mehdilerin Kıyamete kadar mücadelesi var. Dünya tarihinde başka bir şey yok zaten. Allah bizi böyle yaratmıştır, dünyayı böyle yaratmıştır. Adem (a.s)’dan itibaren başlamıştır, Kıyamette son bulacaktır deccal ve Mehdi (a.s) mücadelesi. Ama en sona en büyük Mehdi (a.s)’ı bırakmıştır Allah. Yani ‘Hatem-i Veli’yi bırakmıştır. Dünyayı anlı, şanlı onunla bitiriyor en son olarak. Bunu bir tek ben savunmuyorum, ben anlatmıyorum. Bunu bir kere en başta Muhbir-i Sadık (sav) bildiriyor, Bediüzzaman gibi büyük bir alim bildiriyor. Mesela bak bunun anlamazdan gelinmesi inanılır gibi değil. 1431’deyiz değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: “Hicri 1506’da artık bitecek” diyor Said Nursi. Yani “Müslümanlar artık mağlubane bir devreye girecek” diyor ve “‘ittihat-i İslam’ olacak” diyor. Bakın 1431, hicri 1500. Çok az bir süre var değil mi arada?
ALTUĞ BERKER: 75 sene.
ADNAN OKTAR: Evet. Bunu geçiştiren binlerce, yüzlerce Nur talebesi var. Bu konuyu geçiştiren. Sanki bunu Said Nursi demiyormuş gibi. Bir de utanmadan çok iyi Nurcu olduklarını iddia ediyorlar, “Nur talebesiyiz biz” diyor. Yani “has talebesiyiz” diyor. Üstüne entari giymiş, kelebek gibi bıyık, kafasında takkesiyle falan oturuyor. “Üstadımız çay içerdi mübarek” diyor. Tamam güzel de, Üstad çay için, evde oturun böyle geğirerek bir köşede oturun demiyor ki. 30 yılı hapislerde geçmiş bu insanın. Can siperane mücadele vermiş ve ittihad-i İslam’ı istiyor yani bütün Müslümanların birleşmesini istiyor Üstad ve bir Türk hayranı Üstad ayrıca. Türk milletine hayran. Ahlakından, kişiliğinden dolayı. Ordumuza hayran, sevgi dolu. Ahlakından ve kişiliğinden dolayı. Irk olarak demiyor yani genetik koduna göre demiyor. İnşaAllah. Mehdiyet’i örtbas etmek için büyük bir ekip faaliyet halinde dünyada. Yani dünyanın neresine giderseniz gidin ana konularından bir tanesi odur. Böyle kart-kaşar, kemik kafalı tipler, sevgisiz, ruhsuz bir İslam anlayışı içinde oluyorlar. İnsanlara da yani Mehdiyet heyecanını vermemek için var güçleriyle gayret ediyorlar. Sadece deccaliyeti insanlara anlatarak, insanların ruhlarını kavuruyorlar. Kardeşim zehir veriyorsun, panzehirini niye vermiyorsun? Hastalığı ortaya koyuyorsun, ilacını niye koymuyorsun ortaya? Sırf hastalıktan bahsediyorlar. Sırf zehirden bahsediyorlar ve insanların beynini pişiriyor bununla.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (sav), siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, ahir zamanda deccaliyetle karşılaşıldığında Kehf Sure’sini okumayı tavsiye ediyor.
ADNAN OKTAR: Ama işte onlar onu öyle anlamıyorlar ki. Mesela Peygamberimiz (sav) “Kehf Suresi’ni okuyun dedi” diyor. Bir kere deccalin çıktığına adam kani değil. Yani Afganistan, Irak; sel gibi kan akıyor. Evinden dışarı çıkamayacak hale gelmiş. Değil mi? Üniversite kapılarında olan olayları biliyorsunuz. Kaya porsuğu gibi evin altında zemin katlarda yaşayabiliyor. “Daha deccal çıkmadı” diyor. “Nereden anlayacağız?” diyor. “Deccal bir kere eşeğiyle bir İstanbul’un üzerinden uçuş yapması gerekiyor” diyor. “Ben onu göreceğim” diyor. 300 metrelik bir eşek, ayakları aşağı sarkmış anırarak eşek uçacak havada. Kafasında bakırdan kürsü, değil mi? Üstüne de efendim, deccal binmiş. Deccalin eşeği ve deccal de üstüne binmiş. Ondan sonra, ona karşı da bir işte artık Mehdi (a.s) çıkacak, o da gökyüzünü bütün her yeri Melekler kaplayacak. Bütün Melekler aşağı doğru parmaklarıyla işaret ederek “falanca kişi Mehdi’dir” diye onu gösterecekler. Mehdi (a.s)da onların hepsini yalancı çıkaracak, haşa bütün Melekleri. Siz yalan söylüyorsunuz ben Mehdi (a.s) değilim diyecek. Bakın bütün Melekleri yalancı çıkaracağını söylüyor değil mi? Adam yani ilgili zat. Böyle bir adeta rüya gibi bahsediyorlar, yani asla olmayacak bir olaydan bahsediyorlar. Yani o dedikleri tarz bir Mehdi hiçbir zaman çıkmayacak. Dedikleri tarz deccal de hiçbir zaman için çıkmayacak. Ama Peygamberimizin (sav) dediği deccal çıktı. Peygamberimizin (sav) tarif ettiği Mehdi (a.s) da çıktı. Ama onların tarif ettiği; halusinasyon gören böyle bir insanda ancak böyle bir şey olur mu acaba diye düşünebiliriz. Onda bile böyle bir şey olmaz. Eşek kulaklarını açacakmış gökyüzünde, ondan sonra deccal de tepesine biniyor. Tabii ilgili zevatın evinin üstünden uçacak böyle deccal, eşeğiyle beraber. Alçak uçuş yapacak filan. Yerden altın sütunlar fışkıracak. Cübbeli’nin takkesi düşecekmiş böyle bakarken sütuna. Altın sütuna bakarken, kendi özel şivesiyle anlatıyor; “takke düşecek” diyor bakarken. Yani kafasına kaç derece açı verecek kim bilir ki böyle beş metre çapında, yedi metre çapında altın sütunlar bütün İstanbul’da boş bütün arazilerden fışkıracakmış. Yukarıya doğru ama 100 metre, 150 metre boyunda. Bunu bekliyor adam. Eğer bu yoksa zaten Mehdi(a.s.) yok. Asla olmayacağına göre böyle bir şey, dolayısıyla Mehdiyet diye bir konu olmamış oluyor. Yani deccaliyet de Müslümanları mahvettiği halde, tarif ettiği deccal de hiçbir zaman için çıkmayacağı için; öyle eşek havada uçacak, gidecek Atlas Okyanusu’na alçak iniş yapacakmış. Atlas Okyanusu’nda deccal bekliyor olacakmış zincirlerle bağlı adam. Deccal de başı bulutların arasında, ayağı Atlas Okyanusu’nun dibinde . Yani yaklaşık...
ADNAN OKTAR: 20 km’lik falan. Eşeğe nasıl binecek o da ayrı mesele. 300 m’lik bir eşeğe öyle bir adam nasıl binecek? O eşek onu nasıl kaldıracak? Onu tam anlayamadık yani. Değil mi? Sonra deccal işte zincirlerini koparıyormuş. Eşeğe biniyor, alçak uçuş. Cübbeli’nin olduğu mekana gelecek böyle, havada uçuş yapacak. Bir anda da Melekler dolduracak. Sonra Cübbeli’ye soracaklar, “Mehdi(a.s.) kim?” O da imtihan edecek mübarek. “Hadi bakalım diyeceğiz” diyor. “Göster bir keramet bakalım diyeceğiz” diyor. “O da havadaki kuşu bir işaret edecek, kuş düşecek” diyor. Ama bu yetmiyor ki zaten, “bütün Melekler olması lazım” diyor. “Dolacak” diyor “gökyüzü” diyor. Beni bununla mat ettiğini söylüyor. Övünüyor bununla. Ben böyle bir şey söyledim, mat oldu bununla diyor. Ben acırım sana, ne mat olacağım. Bu lafa, bu söze. Laf demeyeyim de Allah affetsin. Bu söze acınır ancak yani. Ya kardeşim dünyada 7 milyar insan var. 7 milyar Melek göryüzünü doldursa ne olur? İmtihan ortamı kalır mı? Ve “herkese kendi dilinde, kendi lehçesinde anlatacaklar” diyor. “Falanca parmağıyla işaret edecekler” diyor, “bulutun içinden el uzanacak , bu kişi Mehdi(a.s.)’dır diyecektir” diyor. Mehdi(a.s.) da bütün Melekleri teker teker yalanlayacakmış. “Ben Mehdi(a.s.) değilim, siz yalan söylüyorsunuz” diyecek. “Ben Mehdi(a.s.) değilim, siz yalan söylüyorsunuz” diyecekmiş. Bir kere Meleğin sözü vahiy hükmündedir. Farzdır ona inanmak. Melek yalan söylemez, Allah’ın emrine uyuyor. Değil mi? Meleği yalancılıkla suçlamak haramdır. Nasıl olsun böyle bir şey? Ve dolayısıyla imkansız böyle Mehdi(a.s.)’ın çıkışı. Dolayısıyla bak Mehdiyet böyle kitlenmiş vaziyette. Kilitliyorlar bu yöntemle. Bununla da baş edemedi, 570 yıl geriye attı. Onu baktı abartılı buldu. Çok acayibine gitti. Bu sefer 200 yıl geriye çekti. Yani burada bir anormallik yok mu? Anlamıyorlar bir kısım insanlar, anlayamıyoruz diyorlar. Allah akıllarını açsın, hidayet versin ne diyeyim yani?
CİHAT GÜNDOĞDU: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Onlar da farkında inşaAllah. Mehdi(a.s.)’ın da çıktığı, deccalin de var olduğunu. Ama sorumluluklarından kaçmanın kurnazca bir yolunu bulmuşlar. Bu şekilde rahatlarının bozulmasını istemiyorlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayır bu nasıl bir Nur talebeliğidir ki? Said Nursi net tarif verdiği halde, yer belirttiği halde, nasıl faaliyet yapacağını belirttiği halde ve Kıyametin de bu kadar yakın olduğunu belittiği halde, bu kadar umursuz ve rahat olabiliyorlar bir kısım nur talebeleri. Bakın Seyid Salih Özcan Hocamız diyor ki, “Mehdi(a.s.) çıktı” diyor. Kardeşim kimi kastetdin, ne çıktı? Madem böyle bir olay var öğrenelim demiyorlar. Değil mi? Yani bir anda bak Seyid Salih Hocamızı da harcayabilirler bir kısmı. Yani eğer kendi kafalarına göre değilse o da biter. Üstadın sır talebesi olması, sır katibi olması, büyük alimlerden olması, en sevdiği kişilerden olması bazı tipler için bir kalemde silinecek bir olaydır bu. Yani dese mesela “Mehdi (a.s.) çıktı”, bir kalemde silebilir bayağı bir kısmı. Hatta Üstad çıksa Bediüzzaman dese mesela dese ki, “Mehdi (a.s.) çıktı” dese Bediüzzaman’a da karşı gelirler. Yani o kadar bir taassup ve deli bir düşünce bir kısmında yayılmış durumda. Yani makul aklı başında düşünenleri tenzih ediyorum. Yani gözü dönmüş bir yapı var. Ve bu kadar kararlılık inanılır gibi değil. Mesela bak Sungur ağabey diyor, kendisi söylüyor. “Ben görmedim sen göreceksin dedi” diyor. Sungur ağabeyi de devreden çıkartmaya kalktılar bir ara. Bir ara onu harcayacaklardı, olaya el koydum. Ve it gibi tırstılar hepsi. Ben böyle ahlaksızlık yaptırmam, terbiyesizlik yaptırmam, kanun ve hukuk ölçülerinde beyninizi parçalarım dedim. Beyninizi dağıtırım dedim. Kanunla hukukla. Aklınızı başınıza alın dedim. Ondan sonra o pis pençelerini Sungur ağabeyin üstünden çektiler. Yoksa en aşağılık iftiralarla onu harcamaya kalkmışlardı.
ADNAN OKTAR: Tabii, öldü ölecek diyorlardı. Ben dedim, senin böyle bir konumun yok dedim. Sen Allah’ın velisisin inşaAllah, ahir zamanda sen görevlisin dedim. Sen Mehdi (a.s.)’ı göreceksin dedim. İslam’ın hakimiyetini de göreceksin. Bu konuda özel olarak görevli bir insansın sen dedim. Dolayısıyla senin ölmen diye bir olay Allah’ın izniyle yok dedim. Ve Allah vermesin (haşa) sende bunama olmaz dedim. Velisin dedim. Bak, çok çok özür dilerim bunadığını iddia ediyorlardı. Bunadığını iddia ediyorlardı, “aklı gitti” dediler. “Şeker kafasını sardı, aklı gitti, ne yaptığını bilmiyor” dediler. Ben dedim, “terbiyesizlik yapmayın”. Değil mi? Gittim kalabalık topluluğun içinde söyledim. Bak, “kanunla hukukla boynunuzu kırarım” dedim. İnşaAllah, “aklınızı başınıza alın” dedim. Bu Allah’ın velisi, velilerde bunama olmaz. Olmaz dedim. Hiçbir şeyin yok, aslan gibisin dedim. Bir anda dirildi mübarek, maşaAllah böyle. Değil mi? Bir kendine geldi, sonra ateş oldu. Gitti Rusya’ya, Kazakistan’a, ortalığı birbirine kattı. Öldü ölecek diyorlardı. Kendi de kabul ediyordu. Ben artık öleceğim herhalde diyordu. Bu sene ölürüm ben dedi. Evet değil mi? Yanınızda söyledim. Benim sonum geldi Allahu alem öleceğim dedi inşaAllah. Ve konuşamıyordu da hakikaten, perişan vaziyetteydi. Böyle iyice şey olmuş vaziyette. Allahu alem harcayacaklardı. Bu anti- Mehdi lobi. İnşaAllah. Çünkü biliyorlar onun Mehdiyet konusunda sırlar bildiğini. Yani Mehdi (a.s.)’ın zuhur edeceğini bildiğini biliyorlar. Onu devreden çıkartmaya kalktılar. Mesela, Seyid Salih Özcan çok mübarek, çok muhterem ve olağanüstü önemli bir insan. O da yalnız. O da yalnız benim gördüğüm kadarıyla. Pek ilgilenen yok o kadar. İlgilenenleri tenzih ederim ama, ilgilenmiyorlar. Biz ilgileniyoruz. İnşaAllah, elhamdülillah. Allah ömrünü uzun etsin. O da görevli. Ve hiçbir şey olmaz onlara Allah’ın izniyle. Yani bu vahim durumu, Nur talebesi kardeşlerimizin hepsinin görmesi lazım. İyi, doğru yolda olan halis Nur talebelerini ben tenzih ederim. Ama bu vehameti görmeleri gerekiyor. Değil mi? Yani Üstad’a karşı oynanan bu oyunu da görmeleri gerekiyor. Bak söyledim, açık açık söylüyor Üstad, “1506” diyor. “1506’dan sonra tamam” diyor, o kadar. “Hicri 1400’le 1506 arasındadır” diyor.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, “benden bir asır sonra gelecek O zat” diyor. Bu zat kim diye bir sormaları lazım, aramaları lazım Hocam.
ADNAN OKTAR: Değilse de; kardeşim siz bunu yanlış anladınız, bunun aslı şudur diye... Bak biz diyoruz gelin. Buraya gelsinler ben ellerini, ayaklarını da öpeyim. Bakın, vakitlerini ayırdıkları için. Belki işinden gücünden ayrılacak, bir ilminin, ilim çalışması yaptığı için belki maddi ihtiyacı da olabilir. Yani gerçi ilim ücretsizdir ama yol parasını, imkanlarını verelim. Belki zor durumdadır. Gelsin bize anlatsınlar. Aydınlatsınlar, insanlara göstersinler. Bediüzzaman bunu demedi böyle bir şey yok desinler. Değil mi? Bu Risale-i Nur’da yazanlar yanlış desinler. Anlayalım yani neden yanlış. Ama doğruysa neden anlamazlıktan geliyorlar? Bunu da açıklamaları lazım. Bütün alametler çıkmış, adam “niye Mehdi (a.s.)’den bahsediyorsun?” diyor. Peki neden bahsedeyim? Senden mi bahsedeyim ben yani? Çay kahve muhabbeti, nasıl Avrupa’da iyi tahsil yaparsın, ondan sonra evliliğinde sana ne gönderelim? Nasıl bir ev tutalım daha rahat et? Eşyaları nasıl döşeyelim? Bunlarla mı uğraşalım? Ne konuşalım? Kendi kendilerine bir İslam modeli, kendi kendilerine bir mantık geliştirdiler. Canı intihar etmek isteyenlere de bir kolaylık sağladılar. Böyle hayatından bezmiş tiplere. Bombayı sarıyor demin de anlattım ya adamlara. Mesela çoluk çocuk gençler orada düğün yapıyorlar. Kadınlar çoluk çocuk. Giriyor içeriye bombayı bir patlatıyor. Çığlık çığlığa, çoluk çocuk kadınlar, kan revan içinde kalıyorlar. “Aslanım benim” diyor. “Cihadın mübarek olsun” diyor. Madem öyle yiğit delikanlısın, bak bir daha söylüyorum; git bir hasmınla bir karşılaş bakalım. Niye onlardan it gibi kaçıyorsun o zaman? Git mesela tartış, konuş, anlat. Kaya porsuğu gibi oraya buraya saklanacağına; bomba bilmem ne falan. Bunlar zulümdür. Mazlum adam. Sen onunla barış anlaşması imzalamışsın. Savaş yapmayacağınıza dair sözleşme yapmışsın. Savaş hukuku vardır. Kuran’da da bu açık açık anlatılıyor. Barış anlaşması yapıldıktan sonra gidip elin çoluğuna çocuğuna, garibanlara gidip bomba patlatmak; dinle Kuran’la ne bağlantısı var bunun? Hayır savaş olur mesela hakikaten... Mesela bir Çanakkale Savaşı vardı; bu hakikaten farzdı. Adam gelmiş senin memleketini işgal etmiş yani. Adam ben böyleyim diyor. Bunu yapacağım diyor. Sizi asacağım keseceğim diyor. Allah için orada farzdır kendimizi korumak. Ne yaptı bizim aslanlarımız? Çanakkale’de “Allah Allah” diyerek, Allah’ı anarak konuyu bitirdiler. Bir daha da gelemedi adamlar düşün, tahayyül dahi edemiyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah Hocam. Çok güzel ifade ettiniz inşaAllah. Peygamber (sav)’in sünnetinde de hep adaletle olduğunu gördük inşaAllah bugüne kadar. Zor durumda olan Ehl-i Kitab’a yardım edildiğini gördük. Vergi bile alınmadığını halktan, zor durumda olduğunda yardım edildiğini.
ADNAN OKTAR: Hayır kardeşim, niye evleniliyor o zaman? Ehl-i Kitap’la evlenmek helal. Sen eşini alıp getiriyorsun. Bir insan karısına nasıl iltifatlar eder? Sürekli gece gündüz “ey kafir” mi diyor bu adam karısına? Olacak iş mi şu?
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela “niye kardeşim dedin?” diyor. Adam eşim diyor, hanımım diyor. Canım ciğerim diyor artık ne diyorsa değil mi? Eşin artık Ehl-i Kitap yani. Gidip yemeğini yiyorsun, sofrasında oturuyorsun.
CİHAT GÜNDOĞDU: İbadethanelerini bile inşa ediyorlar kendi Müslümanlar inşaAllah. Hıristiyanların ve Yahudilerin. Eğer tahrip edilmişse tekrar onarılmasına yardımcı oluyorlar.
ADNAN OKTAR: Kuran’da ayet de var sinegogların, kiliselerin konumuyla ilgili. Onlara mesela saldırılmıyor Peygamberimiz (sav) zamanında. Bu konuda çok kesin hükümler var. İnşaAllah. Yani özetle, şefkat, merhametle, ilimle, akılla ve Allah’a kendini adayarak mücadele edilmesi gerekir. İnşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız inşaAllah.
Tekrar birlikteyiz sayın izleyicilerimiz. Hocam inşaAllah nasıl devam edelim?
ADNAN OKTAR: Demin kaç kişi girdi diye sordum. 25.402 kişi girmiş maşaAllah. Ama bir düşüş olmuş. Dedik; bir şey mi var bugün, olağanüstü bir şey? “Kurtlar Vadisi var bu akşam Hocam” dediler. Kurtlar Vadisi dizisi varmış. Neyse 25 binde çok az bir sayı değil. Çok iyi maşaAllah, elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER: Ki Hocam gece daha ileriki vakitte bekliyorlardı sizi. Daha erken gelmenize rağmen yüksek olmuş yine maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Sevgili Hocam sizi çok seviyorum. Allah talebelerinizden ve sizden razı olsun. Talebelerinizin size olan saygısına, sevgisine, hürmetine hayranız. Hocam gündemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Şu an da Amerika’da Ermeni tasarısı oylanıyor. Görüşlerinizi paylaşır mısınız? Allah’a emanet olun.” İstanbul’dan Esra.
ADNAN OKTAR: Daha önce de bir kabul etmişlerdi. Sonra Türkiye bir kükredi. Sonra pardon deyip düzeltmişlerdi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim sözümü tutsalar çoktan bu konu hallolmuştu. Ermenistan’ın kapıları çoktan açılmıştı. O gariplerimi çoktan bağrımıza basmıştık. Konuyu, böyle garip bir çizgiye doğru götürüyorlar. Yani o bazı lobilerin, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün gayretleri neticesinde o engellendi. Yani Ermenistan’la Türkiye’nin birleşmesi. Halbuki orada Millet-i Sadıka dediğimiz, mazlum kardeşlerimiz var. Onları biz çoktan Türkiye’nin yed-i emanına almıştık. Çok da rahat edeceklerdi. Bir avuç orada toprakları var, bir avuç insan. Hem ekonomik yönden de çok rahat ederlerdi. Hem hür de olurlardı. Kafaları açılırdı. Dimaları açılırdı. Neşeleri yerine gelirdi. Gelsinler elele çalışsınlar, görüşelim, konuşalım. Onlar bizim evlatlarımız. Zamanında biz içiçe birlikte yaşıyorduk. Onları bizden zoraki aldılar. Allah’a emanet vermiştik biz onları. İnşaAllah geri almaya geldik şimdi. Ermeni tasarısı, şu bu tasarısı, bunlar gereksiz şeyler. Orada da Ermeni kardeşlerimiz tavır koymalı, bu konu tamamen bitmeli. Yani, işte sen beni öldürdün, ben seni öldürdüm. Bu mantık değil. Bunlar tamamen unutulması, kapanması gereken şeyler. Geçmiş dönemde birçok zor dönemlerden geçtik. Ama bunları şu anda, şu tarihte gündem yapmak doğru değil. Bunun kapatılması lazım. Ermenistan’la kapıları açıp, Türkiye’nin yed-i emanına alıp Ermeni kardeşlerimizi koruyup, kollayacağız. Şefkatle inşaAllah Türkiye’nin bir parçası gibi olacaklar. Mutlu sevinçli yaşayacaklar. Ama bu tabii aşkla, sevgiyle, muhabbetle olur. Yine bakın diyorlar ki burada; Hocam diyorlar, her konuyu evirip çevirip Mehdiliğe getiriyorsunuz. Çözüm Mehdiyet’te yine. Mehdi(a.s.) devrinde Türk İslam Birliği tam kamil anlamda oluşacaktır inşaAllah.
Ebru sen o zaman bize bir şeyler anlat. Al şu kitaptan aç bir sayfa oku bakalım.
SUNUCU: Muammer Arif Doğan, Nevşehir’den; “Üstadımız Abdullah Gürbüz (ks) Hazretleri 2004 yılında, Muharrem ayının onuncu (Aşure) günü, yani 1 Mart sabahı saat 6.30'da Efendi Hazretleri bu fakiri yanına çağırdı. Efendi Hazretlerine: Efendim, kardeşlerimizin sormak istedikleri sorular var. Müsaade buyurursanız, bunları sormak isterim, dedim. Tabii evladım sor, dedi. "Efendim, İsa (as) ve Mehdi Resule ulaşıp, O'na asker olacak mıyız?" dedim. Efendi Hazretleri: "İnşaAllah, İsa (as) ve Mehdi Resule ulaşacaksınız, buyurdular..." Hemen hemen bütün Mürşid-i Kamil'ler bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhur edeceğini söylüyorlar. Aksini söyleyen bir tane Mürşid-i Kamil görmedim ben, diye yorum gelmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet güzel söylemiş. Ama buna rağmen işte biz Mehdiyet’ten bahsedince, insanların bir kısmında alerji meydana geliyor. Alerjinin sebebi de keyiflerinin, rahatlarının kaçması. Halbuki Mehdiyet dünyayı Cennete çevirecektir. Onların ruhunu Cennete çevirecektir. Ahiretlerinde Allah’ın onlara Cenneti nasip etmesi umulur inşaAllah. Dünyada ve Ahiret’te mutluluk sebebidir Mehdiyet. Aksi kabustur. Huzursuzluktur. Ekonomik krizdir. Adaletsizliktir. Acılardır. Anarşidir. Terördür. Çünkü Mehdiyet, sevgi, şefkat, merhamet, dostluk ve kardeşliktir. Akılcılıktır, sanattır, bilimdir. Birleştiriciliktir, bölücülüğe karşı olmaktır. Değil mi? Akılcı olmaktır. Ama her ne olursa olsun, herhalükarda Mehdiyet çığ gibi böyle, süratle yayılıyor şu an dünyada. Yani Mehdiyetin durdurulması mümkün değildir. Yani böyle çığ nasıl başladığında, sürekli gelişerek, büyüyerek, gücünü artırarak ilerler, aynı Mehdiyet de öyledir. Süratle ilerliyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ayet-i kerimede de Hocam inşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah nurunu tamamlayacaktır. Müşrikler istemese de...” diyor. Dediğiniz gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii istemeyecekler, fakat buna rağmen Allah nurunu tamamlayacaktır. Başka kardeşlerimiz neler sormuşlar?
ALTUĞ BERKER: Bir soru daha var Hocam önümde. “Sayın Hocam dünyaya olan sevgimizi Allah’a yöneltmek nasıl olur? Hocam Allah için sevebilmek nasıl olur? Allah için sevebilmek için ne yapmamız gerekir? Allah’a deli aşık nasıl olabiliriz? Ne yapmamız gerekir?”
ADNAN OKTAR: Gerçekten de derin imanlı insan nadir oluyor dünyada. Azdır. Normal imanlı insan çok olur. İmansız da çok fazla olur. Dünyanın ne olduğunu bir kere insan iyi bilirse, konu hallolur. Ama bunu düşünmezse, gerçeği görmezse bu olmaz. Şimdi dünya ne? Ben bakıyorum; bir görüntü görüyorum. Elips şeklinde bir görüntü pırıl pırıl, aydınlık, renkli 3 boyutlu bir görüntü, sonra daha akılcı, daha bilimsel, mantıklı olaya baktığımda; beynimin içinde şu kadarcık yerde bu olayın olduğunu anlıyorum. Kardeşim bir insanın hayatı beyninin içinde şu kadarcık yerde geçer de ve sadece görüntüden ibaret bir dünyası varsa nasıl dünyaya kendini böyle bağlar? Şunu çocuk olsa yapmaz. Bir de bu hayali bir konu da değil. İman etmeleri gereken, elle tutulan elle tutulmayan gözle görülmeyen bir konu değil. Bu elle tutulan, gözle görülen, işitilen, bilinen bir açık gerçek. Bunu görürse bir insan, dünyadan geçer. Çünkü adamın evi dediği şey beyninin içindeki bir görüntü oluyor. Arabası, eşyaları beyninin içerisindeki bir görüntü olmuş oluyor. Dünyaya aşık olduğu için insanlar ruh hastası oluyorlar, psikolojileri bozuluyor. Mutsuz oluyorlar halbuki durumunu tam görse bir de bakacak ki; sadece şu kadarcık yerde oluşan bir görüntü var. O görüntüye bu kadar bağlanmış. O görüntüye o kadar bağlanacağına, o görüntüyü sana gösterene tam bağlansan. En doğrusu bu olur değil mi? En doğrusu demeyim Allah affetsin, doğrusu bu olur. Şimdi görüntüyü gösteren sonsuz güce bağlanmak varken, “sadece bir görüntü görüyorum ama kim gösteriyorsa gösteriyor beni ilgilendirmez” diyorsa bir insan, bu normal bir hareket değildir. Aklı başında bir insan bunu yapmaz değil mi? Onun için aşık oldukları dünyanın özelliği nedir, bir ona bakacaklar. Günde 8 saat uyumamız gerekiyor. Değil mi? İnsanlar genelde 8 saat uyuyor. Günün neredeyse yarısı. İşte banyo yapıyor, elini yüzünü yıkıyor. Yemeğini yiyor falan yani bu günün yarısını aşıyor, geriye kalan kısmında da çalışıyor. Fakat bu beyninde ona bu şekilde gösteriliyor. Adam buna razıysa, Allah onun devamını hayatında gösteriyor. Yine sürünme tarzında bir hayatı ona sonsuza kadar vermiş oluyor Cenab-ı Allah. Şimdi renkli bir görüntü var, ses var, duyma var, konuşma var, konuşmayı duyan biri var. Görüntüyü gören birisi var. Dokunma hissi var. Koklama hissi var. Beş duyuyla insan her şeyi anlıyor. Nefis bir gülü koklayabiliyor. Güzel bir yiyeceği tadabiliyor. Güzel bir müziği duyabiliyor. Görebiliyor, dokunabiliyor, mükemmel bir hayat yaşıyor, görüntü olarak. Ama bunların hepsi hislerden oluşuyor ve Allah bunu his olarak yaratıyor. “Bu bir gerçek mi?” diyoruz, “gerçek ama sen bunu anlatmasan daha iyi olur” diyor. Bak bu konuyu anlatmamı da istemiyorlar. “Bu bizi biraz ürkütüyor, korkutuyor” diyorlar. İnsan o zaman biraz acayip oluyor; mesela “evim var”diyor , bakıyor beyninin içinde olduğunu görüyor, “evin pek bir anlamı kalmıyor benim için” diyor. “Okula gidiyorum” diyor, “bakıyorum okul beynimin içinde, üniversite imtihanları da, her şey de, öğretmenlerim de beynimin içinde yaratılıyor, onun da bir anlamı kalmıyor benim için” diyor. Dolarları, arabası bakıyor onlar da görüntü beyninin içerisinde. “O zaman pek zevkli olmuyor” diyor. Çünkü o, gözü metaya göre alıştığı için, Allah’ı unutmak ve maddeye dalmak istiyor. Allah da ona onun görüntü olduğunu gösterip, “bu görüntüyü yapan Benim” diyor. “Bana dikkatini ver” diyor Allah. O da diyor ki “Yarabbi sana dikkatimi vermeyeceğim. Senin yarattığın görüntüye dikkatimi vereceğim” diyor. Allah da “Ben senin canını yakacağım o zaman” diyor. Ondan sonra başlıyor bunalım, sıkıntı, üzüntü, gerilim değil mi? Allah’ı bırakıp keyfinin peşine düşmeye kalktıkça canı gittikçe yanmaya başlar, gittikçe yanmaya başlar. Hatta Allah vermesin kendini öldürmek isteyecek dereceye gelir, öldürmeyle kurtulacağını zanneder halbuki o bir başlangıçtır. Asıl acının ve ızdırabın başlangıcıdır. Hani var ya böyle intihar eden tipler oluyor. Aklı gittiği için. Yapanları tenzih ederim de, sonsuza kadar kahredici bir azapla yaşıyorlar. Sonsuz ne demek biliyor musunuz? Yüz trilyon sene geçiyor. Kahredici azap katlanarak devam ediyor. Bir yüz trilyon daha geçiyor kahredici azap katlanarak devam ediyor. Allah’a meydan okumak haşa sonsuza kadar azapla karşılık alır. Kim yaparsa. Bu meydan okumanın karşılığı budur. Bunu da Allah insanlara gösteriyor. Ahiret’te, müminler onu görünce ibret alıyorlar: “Aman Ya Rabbi sana sığındık” diyorlar. Bu görüntüye aldanmak; akılcı bir bakın. Şu kadarcık bir yerde bir görüntü. Bir insanın olduğunu düşünün; siz şu kadarcık bir yerde görüntü oluştursanız orada da birisi olsa ve o görüntüye tamah etse ve başka da hiçbir şey düşünmüyor olsa, bu sizi çok kızdırmaz mı? Ve yahut şöyle söyleyeyim. Biz bir misafir çağırıyoruz. Her türlü yiyecek var, çok lüks çok güzel yiyecekler hazırlandık, çok iyi ağırladık. Yemeği yedikten sonra adam kapıyı vurup çıkıyor. Sen diyorsun ki “Bu yemeğe kim yaptı biliyor musun?” diyorsun. “Bana ne” diyor. “Yemeklerin çeşitlerine dikkat ettin mi”, “gördüm” diyor,“lezzetli miydi”, “lezzetliydi” diyor. “Seni buraya kim getirdi”, “o da beni ilgilendirmez” diyor, “yemeğin sahibi seni ilgilendirir mi”, “o da beni ilgilendirmez” diyor. Peki böyle bir durumda insanın kalbinde o insana karşı bir sevgi kalır mı?
ALTUĞ BERKER: Kalmaz tabii.
ADNAN OKTAR: Kalmaz. Allah’tan nasıl sevgi bekliyor o zaman o insanlar? Değil mi? Bakın bizim anlatımlarımızdaki alışılmışın dışında çarpıcı anlatımlarımızın başında gelen konulardan biri budur. Alışılmışın dışındadır. Biz o yüzden bu kadar etkiliyiz. Yoksa ben alışılmış klasik bir arkadaş grubum olsa, herhangi bir cemaate bağlanırdık, onlara irtiba ederdik yardımcı olurduk. Benim böyle bir faaliyetim de olmazdı. Bu tarz olmazdı gayretli çalışkan olurdum da, ayrı bir faaliyet yapmama gerek kalmazdı. Bakın Müslümanların epey bir kısmı bu konudan çekiniyorlar. Madde insanların beyninde oluşuyor görüntü olarak Allah oluşturuyor. Dışarıda vardır ama dışarıdaki saydam olan, simsiyah karanlık olan madde ile insanın bir bağlantısı olmuyor. Onu Allah biliyor. Asıl gördükleri Allah’ın beyinlerinde yarattığı görüntüdür. O görüntü de Allah’ın meydana getirdiği hafif amperdeki bir elektrikle oluşuyor. Çok az bir amperdeki elektrikle, beynine gelen çok düşük volttaki bir elektrik beyninin içerisinde, şu kadarcık et parçasının içerisinde bütün bu alem oluşuyor. Ve adamlar konuşuyor, kavga ediyor. Elindeki çeki senedi yırtıyor birbirlerinin başına atıyor. Arbede çıkartıyorlar, kan gövdeyi götürüyor. Hepsi beyninin içinde oluşuyor. İnsanlar da rüyasında kavga ederler, olay çıkartırlar. Kaçar, kovalanır, hastaneye kalkar, bağırır, çağırır, ağlar. “Aman” der “kabusmuş” der, insanlar. Dünya da işte bir rüya yeridir. Öldüğümüzde biz yine bu rüyadan başka bir rüyaya geçmiş olacağız. İnsan rüyadan rüyaya geçer. Hatta “siz tabakadan tabakaya bindirileceksiniz” diyor Allah, ayet var “tabakadan tabakaya bindirileceksiniz”. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rüyadan rüyaya geçiyor insanlar, hatta uyandığında bak, diyor ki adam ayet bu: “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyor. Adam uyuduğu kanaatinde, uykudan kalktığı kanaatinde rüyadan kalktığı kanaatinde “uyuyorduk biz” diyor, “yattık kalktık burası neresi, nerdeyiz biz?” diyor, “ne oldu böyle?” diyor. Aklına da gelmiyor öldüğü. Sonra çağırıcı çağırdığında herkes o tarafa koştuğunda Cehennem’in arazisine giriyorlar. “Eyvah bize” diyorlar “ bu din günü” diyorlar. “Öldük” diyorlar. “Öldük ve dirildik” diyorlar. “Şimdi anladık” diyorlar. “Eyvah” diyorlar, ayet var Kuran ayeti. “Bu din günü” diyorlar. Sonra da Allah’a diyorlar: “Ya Rabbi diyorlar, bizi geri gönder, biz anladık diyorlar, hata yaptık, eksikliklerimiz var, çok mükemmel olacağız” diyorlar. Allah diyor ki, “dönseler gene ahlaksızlıklarına devam ederler” diyor Allah. Çünkü onlar kendilerini çok akıllı zanediyorlar. O görüntüyü bilerek döneceklerini zanediyorlar. Halbuki Allah onları unutturarak gönderir, gönderse bile, farzedelim gönderse. Gönderdiğinde ne diyecek biliyor musun? Hatta o hatırlasa, farzedelim onu hatırlasa bile, “ya ne korkunç rüya gördüm arkadaşım” der. Ve eski azgınlığına bütün şiddeti ile devam edecektir. Rüyasında birçok dinsiz, Cehennem’e gittiğini görür. Etkileniyorlar mı? Yoo. Öldüğünü de görür rüyasında, etkilenmezler. Aynısıdır işte, yani o yine etkilenmez, yine kaldığı yerden devam eder. Başka?
ALTUĞ BERKER: Hocam, ahirzamansohbetleri@hotmail.com sitemize soru sormuş okuyucularımız: “Mümin neler karşısında üzüntü duymalıdır? Peygamberimiz (sav) ve büyük İslam alimleri neler karşısında üzüntü duymuşlardır? Teşekkür ederim, Atakan.”
ADNAN OKTAR: Üzüntünün tamamı haramdır. Yani bütün üzüntü çeşitlerinin tamamı haramdır. Çünkü üzüntü, (haşa) Allah’a isyandır. Çünkü bir şey meydana gelmiş, adam üzülüyor. Şer görünse de, mutlaka hayır vardır. Mutlaka hayır vardır. “Üzülmeyin, gevşemeyin”, şeytandan Allah’a sığınırım, “inanıyorsanız güçlü olan sizsiniz, galip olan sizsiniz” diyor Allah. Mehdiyet’e de bakan bir ayettir bu. Bu muhkem ayet. Allah haram kılmıştır üzülmeyi. Müslüman üzülmez. İmanı zayıfsa, yahut inanmıyorsa üzülür. Çünkü onu kendi yaptı sanır. Dünyaya aşıktır o, dünyevi bir olay onu çok sarsar. O görüntü içerisinde, hani var ya film seyredip ağlayan tipler veyahut mesela mafya filmi seyrediyor, o da havaya giriyor... Hatta o kıyafetleri giyiyor. Mafya kıyafetleri falan giyiyor, onlar gibi görünmeye başlıyor. Filmin hemen akabinde, sinemadan çıktı mı; mesela kovboy filminden çıkıyor, kovboy gibi yürüyerek çıkan tipler oluyor böyle, o kadar etkisinde kalıyor değil mi? Mesela mafya filminden çıkıyor, yan yan yürüyerek çıkıyor. Böyle kendi de o havaya giriyor, yani kendini de o filmin bir kahramanı olduğuna inanıyor. Böyle tipler çok çok çok fazladır.
ALTUĞ BERKER: Karate filmlerinde de yine öyle.
SUNUCU: Efendimiz (sav)’in de böyle bir hadisi var. “Sizlerin içlerinizde en kötünüz, dünyayı sevendir” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Hayır, dünyanın ne olduğunu bilseler, sevmezler canım, bu kadar bağlanmazlar. Ne olduğundan haberleri yok. Şimdi mesela ben bu fincanı elime alıyorum; yani bayağı net. Çok çok net. 3 boyutlu görünüyor. Yani görüntü gibi görünmüyor. Yani benden uzakta görünüyor ayrıca yani, o kadar kaliteli bir görüntü oluşuyor beynimde. Bir de his var yani, dokunma hissi de oluşmuş. Bu da beynimin içinde. Ama sanki uzakta dokunuyormuşum gibi. Yani his kalitesi 3 boyutlu olduğu için, gerçekten uzakta dokunuyormuşum imajı veriyor şu an bana. Bir de tadı var. Yani alenen ıhlamur. Şekerli, kokusu da var. Şimdi inanmayan beri gelsin. Halbuki hepsi beynimin içerisinde oluyor. İşte bu görüntünün ve hislerin 3 boyutlu kalitesinden dolayı, üçü de çok, beşi de çok kalitelidir hislerin. Yani çok kaliteli yaratıyor Allah hisleri. Yani kusursuz, temiz ve çok nettir. Ama Ahiret daha nettir tabii.
Giriş sayısını yine bana yazıp versinler, internete giriş sayısını. Yani şu anda bakayım Kurtlar Vadisi’nin farkına bir bakayım. Bitti mi Kurtlar Vadisi? Devam mı ediyor?
ALTUĞ BERKER: Bilmiyorum Hocam aslında tam saatini. Ama bu saatlerde bitmek üzeredir tahmin ediyorum.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hadis-i şerifte de Hocam, sizin söylediğiniz gibi, inşaAllah: “İnsanlar uykudadırlar, ölüm ile uyanırlar” diye geçiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “İnsanlar uykudadırlar, ölüm ile uyanırlar.” Uyanırlar, yine bir uykuya geçmiş olurlar, tabii. Ama bak bu çok net, yani konuyu tam açıklıyor. “İnsanlar uykudadırlar, ölüm ile uyanırlar.” İşte bizim anlattığımız konunun bir özeti bu. Ve bunu Peygamber (sav) söylüyor. Mesela rüyasında bir şey görüp ağlamak nasıl mantıksızsa, üzülmek nasıl mantıksızsa, aynı şekilde dünyada bir şey olduğunda, ona üzülüp ağlamak da aynı şekilde mantıksızdır.
Hay maşaAllah, hay maşaAllah. 32.033. MaşaAllah. Bu ne oldu böyle? MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah, elhamdülillah. O zaman Kurtlar Vadisi bitti. Buradan anlamak lazım.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine Hocam bir ayet-i kerime’de Yüce Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “İşte orada, her nefis önceden yaptıkları ile imtihana çekilmiş olacak ve onlar asıl gerçek mevlaları olan Allah’a döndürülecekler. Yalan yere uydurdukları da kendilerinden kaybolup, uzaklaşacaklar.”
CİHAT GÜNDOĞDU: “İşte orada, her nefis önceden yaptıkları ile imtahana çekilmiş olacak ve onlar asıl gerçek mevlaları olan Allah’a döndürülücekler. Yalan yere uydurdukları da kendilerinden kaybolup, uzaklaşacaklar.”
ADNAN OKTAR: Normalde kaybolmaması gerekiyor onların inancına göre değil mi? Kaybolup, uzaklaştığına göre. Bak, kaybolma ne demektir? Yok oluyor tabii.
CİHAT GÜNDOĞDU: Değer verdikleri diğer her şey, Allah’ın dışında, hepsi gitmiş oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de kardeşim, dünyada ne var yani? Yemek var, yani onu bile bir tabak, birkaç tabak yenebiliyor yani yense bile. O da kilo aldırıyor insana, rahatsızlık veriyor yani. Öyle bir şey yok. Uykudan uyanıyorsun, zaten bakın 8 saat uyku mecburiyetindedir insanların büyük bir bölümü, %90’ı. Hadi 6 saat diyelim, 7 saat diyelim yani. Genellikle böyle. Bu insan aczi açısından çok dev bir olay yani. Çünkü en hayati, en güzel saatler uyku ile geçmiş oluyor. Mesela gece saatleri uykuya mecbur oluyor. Yemek yemek de yani o kadar kolay bir şey değildir. Yani insan zaruri olduğu için yemek yiyiyor değil mi? Mesela dişini fırçalıyor bilmem ne. Mesela bak televizyon reklamlarına bakıyorum; işte falanca krem sizin ağrınızı giderir. Baş ağrınızı, diş ağrınızı, sırt ağrınızı giderir, ağrı ile ilgili krem. Saçınız dökülüyorsa diyor, şu ilaç var piyasada diyor. Gözünüz görmüyorsa, falanca hastane diyor sizin için çok ideal diyor, göz hastalıkları için diyor. Mesela kulağınız işitmiyorsa diyor, bizde alet var, bakın diyor, işitme aleti. Bunu şu kadar indirim ile satıyoruz diyor. Tansiyonunuz yüksekse diyor, işte doktorlar toplanıyorlar, şu şu şu yiyeceklere dikkat edin, sürekli de ölçün. Size bakın otomatik tansiyon aleti satıyoruz diyor. Yanında da hediyesi var diyor. Bakın hep insanların aczini, hep çektikleri zorlukları ortadan kaldırmak için Allah’ın yarattığı alet edavatlarla insanlar içi içe yaşıyorlar. Onları da Allah yaratıyor. Sırf aczlerini görsünler diye, mesela tansiyon aleti. Şekeriniz yükseldiyse diyor, işte şekerin tespiti için kan alıp hemem anında tespit yapan, bakın alet çıktı diyor. Onu da Allah yaratıyor acz için. Mesela o kadar çok insan şeker hastası ki. Yani nefes aldırmayan bir sistemdir şeker hastalığı, mesela müthiş aczdir. Tansiyon mesela müthiş bir aczdir. Ama mesela bir kokonaların topluluğu oluyor bazen, televizyonda da gösteriyor, böyle kokoş topluluğu. Mesela 50 tane filan kokoş; böyle oksit sarı kafaları, ojeler, dört kat ojeden böyle artık üstü kırmızı, altı yeşil öbürü bilmem ne böyle kat kat... Mobilya dökülür de böyle altından astarı çıkar ya öyle. Takma dişler karmakarışık, gözünde lens. Efendim orasında burasında silikonlar, işte yüzünde silikonlar, suratını germek için binbir türlü operasyon, ilaç. Tansiyon ilacını alıyor gitmeden önce, şekerini önce bir kontrol ediyor. Romatizma da var, romatizma ilacını da alıyor yürüyebilsin gibisinden. Sonra gidiyor toplantıya sanki hiçbir şey olmamış gibi. Millet birbirini böyle çeliktenmiş gibi görüyor. Halbuki herkes, oraya toplananların hepsi sürünüyor, perişan vaziyetteler. Kiminin böbrek taşı var böbreği ağrıyor, kiminin tansiyonu var adam tansiyon ilacı almış zor ayakta duruyor. Kimi kanser tedavisi görüyor. Ama orada bir sahte mutluluk içerisindeler. Ellerinde viski bardaklarıyla filan böyle; dinle, imanla, İslam’la alay ederek, eğlenerek –haşa- bir sahte mutluluk tablosu yapıyorlar. Kafalarında peruk, peruğu mesela kayıyor, onu düzeltiyor. Değil mi? Suratı silikondan şişmiş, ağzı burnu silikon, uyuşmuş böyle silikondan ağzı. İçtiğinin farkına varmıyor. Veya botox yaptırmış ağız tamamen uyuşmuş, ağız kontrolü yok. Gülemiyor bile artık. Yüzde anlamsız bir ifade. Mutluluk resimleri çektiriyorlar beraber topluca, gazetecileri topluyorlar filan. Diyor işte, “falancazadeler bilmem ne gününde çok mutluydular” diyor. Ama iki ayağı birden mezara sallanmış mesela. Tirit böyle artık perişan vaziyette, öldü ölecek yani. Tek bir kere Allah’ı ağzına almıyor, tek bir kere. Müslümanlara karşı nefretini coşkuyla anlatıyor böyle azgınca anlatıyor. İşte bu da bir mucizedir. İnsanın bu kadar aczine bu kadar zavallılığına rağmen, bu perişan şartlar altındaki yaşama azmi ve Allah’ı unutma azmi ve dine karşı olma azmi bir mucizedir. Çok şaşırtıcıdır. Halbuki orada insan aczini görür, Allah’a tam teslim olur. “Ya Rabbi ben senin huzuruna geleceğim kısa sürede. Benden dertleri, elemleri uzak tut, ben sana ram oldum, sana kendimi teslim ettim” diyerek, ruhunu Cennete çevirmesi gerekir. Yani öyle bir şeyde insan vücudunun acısını bile duymaz. Yani hastalığın rahatsızlığını bile duymaz. Mesela tansiyon da genelde asabiyetten oluyor. Şeker yine asabi olarak çıkıyor. Mesela birçok gencin boyunlarında fıtık var, boyun fıtığı. Birçoğunun sırtında fıtık var insanların. Mesela ondan da kimsenin haberi olmuyor. Bel korsesiyle geliyor; “işte falanca doktor bir sırt şeyi yaptı” diyor, “bununla merdivenleri 15 yaşındaki gibi koşarak çıkmaya başladım” diyor. Bak o da bir insanın aczi yani. Yani işte mıktanısla bir şey oluşturdu diyor, yelek gibi bir şey. Üzerine giyiyor böyle kat kat. Altta romatizma bantları. Bakın burada da romatizma bileziği altta diyor. Koluma bakır romatizma bileziğimi taktım diyor. Şeker ilacımı aldım diyor, insülin iğnesi de oldum diyor, bomba gibiyim diyor. Tansiyon ilacını da aldık diyor. Peruk da kafaya tam oturmuş. Bu sefer zamklı peruk, bu daha da sağlam diyor. Zamkla yapıştırdık, çıkmıyormuş abi diyor. Yani bu perişanlığı içerisinde daha hala dine, Kuran’a, Allah’a haşa kendince saldırmaya kalkıyor. Ve şu kadarcık yerde yaşıyor bakın. Bu kadarcık yerde ve görüntü olarak yaşıyor. Görüyor musun insanın zavallılığını, aczini? Ve buna rağmen haşa kendince Allah’a meydan okumaya kalkıyor. Yalnız onu yaratan da yine Allah’tır.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir soru var Hocam internetten. Muhammed Cabir diye bir kardeşimiz sormuş Avrupa’dan, “Rabbim yaptığınız hizmetleri daim eylesin, Adnan Oktar Hocamıza sorularımız olacaktır inşaAllah. Miladi 1400’de Mehdi (a.s) doğmuş mudur? İki, nübüvvet mühürü solunda mı olacak sırtında? Üç, ismi Ahmed, Mustafa olmayacak demiştiniz. Neden gizlenecek? Dört, nerede doğacak?” diye sorularını sıralamış.
ADNAN OKTAR: Nereden soruyor demiştin?
ADNAN OKTAR: 1400’de doğacak mı diyor?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. Miladi 1400’de Mehdi (a.s) doğmuş mudur?
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman Said Nursi net tarih vererek 1400’de Mehdi (a.s) faaliyete başlayacak diyor, faaliyete başlayacak. 30 ile 40 yaş arasında faaliyete başlayacaktır Mehdi (a.s). 30 ile 40 yaş arasında, yani hicri 1400’lerde 30 ile 40 yaş arasında olması gerekiyor. Faaliyetine başlamış olması gerekiyor veya o çevrelerde. Yaklaşıktır yani buradaki o şeyler. Mesela 30-40 diyorsa Peygamber Efendimiz (sav)yaklaşıktır inşaAllah. Ama 30-40 arasında oldupu açık anlaşılıyor. Hicri 1400’de İstanbul’da diyor Bediüzzaman. Çok net açıklamış. Zaten Hicri 1300’deyken diyor, benden bir 100 yıl sonra çıkacak Mehdi (a.s) diyor. Kendi ifadesi var. Öbür soruları tek tek sor. Öyle topluca sorma.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Nübüvvet mührü solunda mı olacak sırtında?”
ADNAN OKTAR: Nübüvvet, evet. Kalp hizasında büyükçe bir bendir. Bir de ayrıca Mehdi (a.s)’da ikinci olarak, insanlara daha kanaat gelmesi için demek ki Cenab-ı Allah yaratıyor, bir de yaprak şeklinde dışa çıkık üç boyutlu bir ben daha olacak diyor Peygamberimiz (sav). O da ona yakındır diyor. Yine o da solda. Onun biraz üzerindedir diyor. İkinci bir ben daha var diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: “İsmi Ahmet, Mustafa olmayacak demiştiniz, neden gizlenecek?”
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav) zaten ismini açıkça söylemiyor. Bakın diyor ki; “Adı adıma uygundur. Adı adıma denk düşer.” Denk düşer ne demektir biliyor musun? Tam böyle karşı karşıyadır. Ama söylemiyor adını bakın bu çok acayip. Halbuki der Ahmet, Mahmut, Muhammed, Mustafa değil mi Peygamber Efendimiz (sav)? Bu 3-4 isimden birisi olacak der. Ahmet, Mahmut, Muhammed, Mustafa. Değil mi? Bu kadar. Yani bu şekilde söyleyebilirdi. “Babasının adı da babamın adıyla denk düşer, aynıdır” diyor. “Birebir, tamdır” diyor. O yüzden birçok kişi, ismi Abdullah olan kişi çocuklarının ismini hep Muhammed koymuştur ki çocukları Mehdi (a.s) olsun diye. Yani bunlar tabi çok çocukça ve saf hareketler. Yani ne alakası var onun öyle önceden hazırlıkla, gayretle, kurnazlıkla Mehdi (a.s) olunmaz. Mehdi (a.s) olarak yaratılır. Allah tarafından yaratılır o kişi. Mehdi (a.s) doğulur. Öyle şey olmaz. Gayretle Mehdi (a.s) olunmaz.
ALTUĞ BERKER: Kaderde bellidir demiştiniz. Kendisi bile başta kendisini bilmez diyordunuz Hocam her zaman.
ADNAN OKTAR: Ama bakın sonra baktık, Peygamber Efendimiz’in (sav) nesli en başlarda ‘Adnan’a dayanıyor. Şimdi soyadı dedin mi, ilk bilinen kişinin isminden başlar soyadı. Mesela farz edelim, ‘Kaşıkçıoğulları’ derler. İlk bilinen ‘Kaşıkçıoğulları’ diye bir kişi vardır orada, Kaşıkçıdır. Ondan kaynaklanarak adı kaşıkçıoğlu diye gelir bu devre kadar. İlk bilinendir. Değil mi? Veya işte ‘Karamanoğulları’ derler. Mesela adam Karamanlara dayanıyordur en son bilindiği. Oradan ‘Karamanoğulları’ diye soyadı gelir. İlk başlangıcı odur. Başka bilinmiyordur. Mesela Karaman denen bir kişi vardır. Oradan geliyordur. Peygamber efendimiz’in (sav) neslinde de ilk ‘Adnan’. Başka bilinmiyor ondan sonraki neslin. Onun için Peygamber Efendimiz’in (sav) neslinin tamamının soyadı ‘Adnan’dır, ‘Adnani’dir. Yani Cübbeli bunu anlamazdan gelip bunu değiştirmeye çalışıyor ama samimi olan bir hareket değil. Ben-i Adnan’dır Peygamberimizin (sav) soyu. Dolayısıyla Peygamberimizin (sav) adı Muhammed fakat soyadı Adnan’dır. Muhammed Adnan’dır. Babasının ismi Abdullah’tır. Abdullah Adnan’dır soyadı. Yani eğer bugün nüfusa kayıt olmuş olsaydı. Muhammed Adnan diye kayıt edilecekti Peygamberimiz (sav). Babası da olmuş olsaydı o mübarek Abdullah Adnan diye kaydolacaktı. Çocukları da yine aynı şekilde, Peygamber efendimiz’in (sav) çocukları da ‘Adnan’ soyadını alacaklardı. Soyadları ‘Adnan’ olacaktı ve olmuştur. Yani eğer kayıt altına alınmış olsa o şekilde olacaktı. Çünkü Hz. Ali (a.s) da ona hitap ederken ‘Mustafa Adnan Peygamber’ diyor. Hadi olan, yani Mehdi olan Mustafa Adnan Peygamber diyor. Yani Hz. Ali (a.s) ona Peygamberimiz (sav)’e o şekilde hitap ediyor isim olarak. Mustafa Adnan. Hadi olan, Mehdi olan diyor. Mustafa Adnan Peygamber diyor. O devirde Cübbeli böyle bir isim duymadık diyor. Duymadıysan, işte şimdi duy. Ben söyledim. Ve Hz. Ali (a.s)’ın bizzat kendi el yazmalarında bu var. Tabii. Velev ki olmasaydı dahi, zaten böyle olduğu açık görülüyor. Dolayısıyla Mehdi (a.s)’ın isminin ‘Adnan’ olduğunu görüyoruz. Yani adı adıma uygun; ‘Adnan.’ Babasının adı nedir? O da ‘Adnan’. Çünkü daha önce bir kaç defa daha söyledim ama kardeşlerimiz duymamış olabilir. Mesela biz Süleyman Demirel’e Süleyman demiyoruz mesela, değil mi? Sayın Demirel diyoruz. Eşine bayan Demirel diyoruz değil mi? Babasına sayın Demirel diyoruz. Çocuğu olsaydı ona da sayın Demirel diyecektik. Dolayısıyla Peygamber efendimiz (sav) olsaydı, yani ona hitap yine muhterem Adnan şeklinde olacaktı hitap olarak. Babasına da muhterem Adnan diye hitap edecektik. Çocuklarına da yine muhterem Adnan diye hitap edecektik. Çünkü soyadıyla insanlara hitap ediliyor. Değil mi? Yani görüyorsunuz dünyada. Bunu uygulaması budur. Şimdi o durumda Peygamberimizin (sav) adı da ‘Adnan’ olmuş oluyor soyadıyla hitap edildiği için. Bakın bir adı var, bir soyadı var ama hitap soyadıyla olduğu için adı ‘Adnan’ olmuş oluyor. Babasının da adı soyadıyla hitap edildiği için yine ‘Adnan’ olmuş oluyor. Dolayısıyla babasının adı da, kendi adı da denk düşmümüş oluyor. “Babasının adı babamın adına denk düşer.” diyor. ‘Adnan’la tam denk düşüyor. Adı da adıma tam denk düşer diyor, uygun düşer diyor. ‘Adnan’la tam uygun düşmüş oluyor, denk düşmüş oluyor. Denk derken tam birebir anlamında söylemiş Peygamberimiz (sav). Yoksa yani öbür türlü adı adıma denk düşerin bir anlamı kalmaz yani. Der; ‘Ahmet, Mahmut, Muhammed, Mustafa’. Bunlardan herhangi biri der Peygamberimiz (sav). Bu kadar. Böyle demiyor. Hiçbir isim vermiyor. Sadece adı adıma denk düşer diyor. Ama genel olarak Mehdi’ye Muhammed Mehdi denir. Peygamberimizin (sav) ona taktığı bir isimdir aynı zamanda ‘Muhammed’, Mehdi (a.s)’a. Yani eğer ayrıca bir ek bilgi olarak bildirmek istiyorsa kardeşimiz, Said Nursi Hazretleri de öyle. Mesela ‘Muhammed Mehdi’ diyor. Yani o Peygamberimizin ona verdiği bir isimdir aynı zamanda. İnşaAllah. “Şimdi senin adın Adnan, dolayısıyla ben Mehdi’yim mi diyorsun?”... Kardeşim benim öyle korkularım yok. Yani ben yemin ettim. Ben diyorum. Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun eğer ömrüm boyunca, ölünceye kadar Mehdilik iddia edersem dedim. Bitti yani. Bu en ahmak bile bunu anlar yani. Değil mi? En kafası çalışmayan bile anlar. Buna rağmen benim Mehdilik iddia ettiğimi iddia eden bir insan varsa bu da ahlaksızdır. Yani çünkü yalan söylemiş oluyor. Yalan söylemek ahlaksızlıktır. Başka bir açıklaması yok bunun. Değil mi? Kuran’da haramdır. Kuran’da ahlaksızlıktır diyor yalan söylemek. Yani meşru bir şey değil. Bütün alametler Mehdi’yle ilgili anlattığım da bende var. Birçoğu var ama benim hiçbir korkum çekingenliğim yok. Ben öyle millete yaranmak için, ‘millet ne der’e göre hareket etsem gidip tımarhanede yatmazdım, gidip hapislerde yatmazdım. Halen de yargılanıyorum. Yine yargılanacağım, yine çete suçuyla yargılanıyorum. Binbir türlü iftira atılıyor üstüme. Vız gelir, tırıs gider. Bakın ‘iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne meydan okuyorum diyorum. Alçak ve kahpedirler diyorum. Yani adım belli, yerim belli. Gelin diyorum. Ne yapacaksanız yapın bir görelim diyorum. Gık yok. Kimseden çıt çıkmıyor yani. Hiçbir şey yapamazlar Allah’ın izniyle. Çünkü biz Allah’ın inayeti altındayız. Ben vazifemi yapacağım. Vazifemi yapıncaya kadar kimse benim tüyüme dokunamaz. Bugün biter, tamam bugün Allah canımı alır. Şu saat biter, şu an canımı alır ama kaderimi yaşayacağım ben. Dolayısıyla benzerlik var. Mesela çok caydırıcı bir şey olur. Normalde benim Mehdiyeti hiç anlatamamam lazım yani öyle yalaka kafa içerisinde olsam. Çünkü bayağı benziyorum. Benzeyince anlatmamam lazım. Diyeceğim; “şimdi millet benim Mehdilik iddia ettiğimi düşünecek. O zaman nasıl anlatayım ben bunu? Tek çözüm anlatmamak” diyeceğim. Çünkü alnı geniş diyor. Değil mi? Sen say bakayım, neler var?
ALTUĞ BERKER: Tek çataldır diyor kaşlarının arasındaki çizgi.
ADNAN OKTAR: Alnının ortasında çatma çizgisi tekdir diyor. Evet tek, doğru.
ALTUĞ BERKER: Evet. Saçları güzeldir diyor.
ADNAN OKTAR: Siyah saçları var diyor. Evet. Hatta saçının, sakalının nuru yüzüne yansır diyor. Evet.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Kaşları kavislidir. Sakalı seyrek ama uzun.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki; sakalları yandan incedir diyor. Mesela benim sakalım yandan ince. Sakalı incedir diyor ayrıca. Bakın sakalı vasıf olarak da incedir diyor ve alt kısmı daha dolgundur diyor sakalının diyor. Daha fazladır ve bunu tek tek Arapça karşılıklarını vermiş Peygamber (sav) bir bir. Yani bunların Arapça’da karşılıkları var. Onları tek tek söylüyor. Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER: Teni Arap rengidir. Yani pembeye yakın beyazdır diyor Hocam. Yüzünde bir şey vardır diyor; ‘ben’ kastedilerek ben söylüyor.
ADNAN OKTAR: Evet, yanağında bir ben vardır diyor fakat o ben siyah bir ben değildir diyor. Yani inci gibi diyor, ışık gibidir diyor. Yani bir et beni ama siyah değil oradaki ifadede. İnci gibidir diyor. Evet.
ALTUĞ BERKER: Karnı geniştir diyor Hocam fiziksel özellik olarak.
ADNAN OKTAR: Omuzu geniştir diyor.
ADNAN OKTAR: Alnı geniş diyor.
ALTUĞ BERKER: Alnı geniştir diyor. Orta boylu.
ADNAN OKTAR: Uylukları geniştir diyor. Boydan boya geniş vücudu. Evet. Cübbeli ne diyor? İnceciktir Mehdi (a.s) diyor. Yani bak yani kitap yazmış, yani bu kadar hadis... Hadi bir tanesini gizledin diyelim. Hangi birini gizleyeceksin sen? Hangi birini gizleyeceksin?
SUNUCU: Hocam siz daha iyi bilirsiniz, burnu küçük.
ADNAN OKTAR: Evet, burnu küçük. Kalkık küçük burnu vardır diyor Mehdi (a.s)’ın. Hatta burnunun üst tarafında hafif bir çıkıntı vardır diyor. Yani ince bir bombe vardır diyor burnunda. Yani dümdüz değildir burnu diyor. Hafif bir çıkıntı vardır. Alnında da hafif bir iç bükeylik vardır diyor alın kısmında. Evet.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani beyaz kırmızı arasıdır diyor. Evet.
ALTUĞ BERKER: Biraz evvel bahsettiğiniz omuzundaki Peygamber efendimiz’in (sav) mühür mahiyetindeki olan et benleri.
ADNAN OKTAR: Sağ ayağında diyor, bir ben vardır diyor. Yani dikkati çekecek bir ben. Bakın ilave. Benim sağ ayağımda kocaman bir ben var hakikaten. Hatta arkadaşlar da vardı yanımda. Ondan sonra o havuza giriyorduk aşağıda. Gördüler. Acayip şaşırdılar. Hayret ettiler. Yani sırtımdaki ben içinde hatta doktora gittik. Sen götürdün değil mi cildiyeciye?
ADNAN OKTAR: Sırtımda büyükçe bir et beni var sırtımda. Yani omuzumda bir ben var tam kalp hizamda büyükçe bir ben var ama o et beninden kuşkulandım. Acaba dedim bir şey mi? Yani bozukluk bir şey mi var dedik. Doktora gittik birlikte. Cildiyeci çıkart dedi sırtını. Çıkarttım üstümü. Baktı, yok dedi, hiçbir şey yok dedi. Çocukluğumdan beri var sırtımda bir et beni. O bene yakın, biraz onun üstünde var. Evet.
ALTUĞ BERKER: Bir yara izi vardır diyor alnında galiba.
ADNAN OKTAR: Evet. Alnımda. Mesela abimle biz şakalaşırken abim yastık vurdu kafama, büfenin camına kafam girmişti. Alnımda bir iz kaldı. Yara izi kaldı. Evet.
ALTUĞ BERKER: Şu an hatırladıklarım bunlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşi azdır diyor. Malı mülkü olmaz diyor. Mesela benim hiç malım mülküm yok. Doğumu gizlidir diyor. Benim doğumum evde oldu. Abim mesela hastanede doğdu, ben evde doğdum. Hatta bir Şii kardeşimiz dedi ki; sanki ben Mehdilik iddia ediyormuşum gibi “siz dedi, Mehdi olamazsınız dedi. Çünkü dedi Şii inancında dedi ve bizim hadislerimizde dedi Mehdi’nin doğumu gizlidir” dedi. Yani “evde olacaktır” dedi. “Evde”, altına da yazmış. Evet dedim. Ama dedi siz dedi yani bütün herkes hastanede doğduğu için sizin böyle bir durumunuz yok dedi. “Buradan zaten Mehdi (a.s) olmadığınız belli” dedi. “İyi teşekkür ederim. Zaten benim böyle bir iddiam yok. Allah razı olsun” dedim, “ama ben evde doğdum” dedim. Hatta ebem yaşlı bir anne de vardı böyle, tabii.
ALTUĞ BERKER: Konuşurken sağ elini kullanır diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Zaman zaman konuşmada zorluk çeker diyor. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Peygamber efendimiz’in (sav) soyundan olacağı söyleniyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Seyyiddir. Evet. Dişleri parlak ve düzgündür diyor. Evet. Bakayım Berker daha başka aklına gelen var mı?
ALTUĞ BERKER: Aslan diye anılır diyor Hocam lakabı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela benim soyadım Aslan. Aslanoğlu aslandır diyor. Benim babamın adı da Aslan. Dolayısıyla Aslan oğlu Aslan olmuş oluyorum yine aynı şekilde. Haras bin haras. Hadiste geçiyor inşaAllah. Evet. Başka?
ALTUĞ BERKER: Gözleri çekik olmasından bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Hafif çekiktir diyor gözleri diyor. Evet. Mesela benim gözlerim çekik hakikaten hafif. Evet.
ALTUĞ BERKER: Adımını dışarıya doğru atar diyor.
ADNAN OKTAR: Hakikaten hatta ben bir ara düzeltmeye de çalışmıştım fakat yürüyemiyordum. Pati pati... Yürürken baktım bir mağaza vitrininde, dışarı şöyle basıyorum. Dedim napıyorum ben böyle? Nasıl yürüyorum? Düzeltmeye çalıştım. Olacak gibi değil. Yani çocukluğumdan beri hep dışarı basarım adımlarımı. Dışarı dışarı basarım.
ALTUĞ BERKER: Arapçayı pek bilmez, ümmidir.
ADNAN OKTAR: Arapçayı pek bilmez diyor. Evet. Ümmidir diyor Mehdi (a.s) için. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: İşleri hızlı halleder özelliği var.
ALTUĞ BERKER: Şu an başka sosyal olaylar aklıma geliyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben bu yönlerimle benziyorum. İki türlü çözüm var; hadisleri ya hiç anlatmayacağım yani çünkü diyeceğim bu kadar cemaat var, insanlar var, şimdi bunlar alenen benim Mehdilik iddia ettiğimi düşünecekler. Çünkü çok net yani böyle bir durumda net Mehdilik iddia ediyor diye düşünürler. Bunlarla da baş edemem ben. Yani bu insanlarla ne yapayım, bu Mehdilik konusunu hiç açmayayım bari. Zaten onlar da tavsiye ediyorlar, zaten Mehdi (a.s) gelip geçti diyorlar, veyahut yüzyıllar sonra gelecek diyorlar, değil mi? 570 yıl sonra gelecek, bunlardan herhangi birine uyayım bu konuyu kapatayım demem gerekir. İşte ben öyle değilim. Ben Allah’ın delisiyim. Yani ben doğru bildiğimi söylerim yani kimin bana ne dediği beni ilgilendirmez. Bin bir türlü hakaretle karşılaştım, iftirayla karşılaştım, kurşun da sıktılar. Hiç. İftihar ederim yağmur gibi yağdırsınlar, ben Allah’ın herhangi bir kuluyum, İslam hakim olsun, kim Mehdi (a.s) olursa olsun beni hiçbir şey yapmam yani rahatsız olmam. İftihar ederim giderim ayağını altını öperim, deseler ki bu Mehdi (a.s)’dır deseler, bak alametleri var, İslam’ın dünyaya hakimiyetine vesile oldu; ayakkabısının da altını öperim, ayağının altını da öperim, peşinden giderim. Yani benim bir enaniyet, kibir, böyle büyük olmak, baş olmak, benim böyle bir derdim yok. Ama müminler takva sahiplerine önder olmaları için dua ediyorlar Kuran’da. Ben dua ederim, Allah nasip ederse hoşuma gider tabii, ibadet olduğu için hoşuma gider. Ama lider olmak zaten çok zor bir şeydir. Tabi olmak çok kolaydır. Tabi olduğunda emret dersin, yaparsın bu kadar kolay. Yani ne sorumluluğu var, ne başka bir zorluğu var yani son derece kolaydır. Yani farzedelim bir Mehdi (a.s) olsa, Mehdi (a.s) ile karşılaşsam ben yani benim ne kadar saygılı olacağımı, onu ne kadar seveceğimi herkes bilir. Değil mi? Ve itaatte de ne kadar kusursuz olacağımı ve saygılı olacağımı da herkes bilir. Ve seve seve de ben o görevi yerine getiririm. Mesela Hz. İsa (a.s) geldiğinde görün benim ona karşı muhabbetimi, dünyada bakayım kaç kişi benim kadar onu sevebilecek. Yani deli aşığım ben, çok coşkundur benim sevgim. Tabii yani enaniyet, gurur yok yere kapanırım yani ayağının altına kapanırım yani benim öyle bir şeyim yok. Ama şimdi benzerken yani ne kadar samimiyetsiz olacak; diyeceğim ki alnı geniştir. Diyecekler ki sana benziyor, yok canım benim alnım dar nereden çıkartıyorsun, diyeceğim yani. Mesela Mehdi (a.s)’ın saçı zaman zaman uzun oluyor hadislerde var, zaman zaman da normal. Peygamber efendimiz (sav)’in de zaman zaman uzun, zaman zaman kısadır; hadislerde belirtilmiştir. Şimdi sırtımda ben var. Yok mu diyeyim? Mesela diyor ki Bediüzzaman; “darwinizme materyalizme mücadele edecek.” Ben bu konuyu nasıl açıklayacağım Üstad’ın bu konusunu, ne diyeyim? Darwinizm’e materyalizme karşı mücadele o kısmı geçeceğiz. İstanbul’da çıkacak diyor, onu da geçeceğiz. 1400’de çıkacak diyor onu da geçeceğim, neyi nasıl anlatacağız o zaman? Yani niye bu kadar Peygamber (sav) müjdeleyin diye emrettiği halde ben bu müjdeyi nasıl gizleyeyim? Nasıl gizleyeyim? Benim başkumandanım bana tarih vermiş. 1400 yılına eğer çıkarsan sen diyor, bakın hitap etmiş bizlere. 1400 yılına çıkarsanız, ki bakın dünyanın ömrü 7 bin yıldır diyor bir de hesap veriyor Peygamberimiz (sav) kolaylık olsun diye. 5600 yılı geçti diyor, ey diyor Hicri 1400 yılının ümmeti Muhammedi diyor, size sesleniyorum diyor, Peygamber (sav) ve emir veriyorum diyor. Mehdi (a.s) ile müjdelenin diyor. Ben Peygambere (sav) haşa karşı mı geleyim müjdelenmeyeceğim mi diyeyim? Ben O’nun emrini yerine getiriyorum, müjdeleniyorum. Karın üstünde emeklemek suretiyle yerde sürünerek de olsa diyor, yani ayağın tutmasa felç olsan diyor, kollarınla diyor, değil mi? Mesela kötürüm adam yürüyemiyor, kötürüm adam ne yapar kendini yere atar kollarıyla yerde sürünür. Kar kış kıyamet de olsa diyor, bakın kar kış kıyamet, normal toprakta da demiyor. Kar kış kıyamette, eliniz donarak da olsa gidin Mehdi (as.)’ı bulun diyor. Ben böyle bir talimatı varken Peygamberimiz (sav)’den yok hükmünde mi sayacağım onu? Haşa. Ben onun için ölürüm yani onun emriyle, ne demek yani tabii ki emrini yerine getireceğim yani. Değil mi? Ben onun aşkıyla yanıyorum Peygamber aşkıyla yanıyorum. O benim başkumandanım ne diyorsa yaparım. Bakın şaşırmamamız için zorluğa girmememiz için o güzeller güzeli bize kolaylık sağlamış. Bakın ben size net ölçüler vereceğim, çok net anlayacaksınız vakti diyor. 15 gün arayla iki kere Ay ve Güneş tutulması olacak başlangıcında diyor. Kardeşim çok büyük bir mucize değil mi? 81 ve 82’de 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları oldu. Ramazan ayında olacak diyor. Bakın mucizeye bakın. Ramazan ayında Mehdi (a.s)’ın çıkış yıllarında başlangıcında, bak Mehdi (a.s)’ın çıkışının başlangıcında, Ramazan ayında 15 gün arayla iki kere üst üste, hiç görülmemiş bir şey bak, Ramazan ayında iki kere üst üste ay ve güneş tutulmaları olacak diyor. Bunu bir anlayın diyor. İki kere kuyruklu yıldız gönderecek Allah diyor. Bir tanesi çift uçlu olacak diyor, iki yanından parlayacak, öbür kuyruklu yıldızların tersi istikameti gidecek, diyor. O dönemde yağmurlar azalacak diyor. Ve arkasından çok fazla yağmur yağacak diyor. Fakat insanlar yağmurdan şikayetçi olacak diyor. Kabe basılacak, kan akacak diyor. Tam hicri 1400’de. Ve hac engellenecek diyor Peygamber (sav). Kabe işgal olacak o devirde diyor. O dönemde Afganistan işgal edilecek diyor, Talikan diyor. Ki onların maden yatakları var, olduğuna kadar da açıklıyor Peygamber efendimiz (sav), onlar zengin bir ülkedir Talikan diyor. Afganistan. Yani hadisin devamında zengin ülke olduğu belirtiliyor, toprak zenginliği vardır diyor ama yazık oldu orası işgal edecekler diyor Mehdi (a.s) zamanında.
ALTUĞ BERKER: Siyah alevli bir duman çıkacak diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben Mehdi (a.s)’ın çıktığını anlamanız için, gündüz olacağını zannedeceğiniz şekilde aydınlanacak diyor. İstanbul’un tarihinde böyle bir olay hiç yok yani binlerce yıllık tarihinde İstanbul’un hiç yok. Bir kere var, gündüz gibi aydınlandı İstanbul. Bir kere. Ve gök gürültüsü gibi bir ses yeri göğü inletecek diyor Peygamber (sav), ve canları malları götürecek bu patlama ve muazzam bir duman sutünü olacak ve günlerce devam edecek diyor. Bu işte Mehdi (as.)’ın o mukaddes beldeye geldiği günlerde olacak diyor. Kuru bir yoldan geçerek Mehdi (a.s) , İstanbul’a gelecek diyor. Boğaz köprüsünü söylüyor, kuru yoldan yani artık detay. Ve boğazın kenarında, denizin kenarında bayrağı dikecek diyor. Her yer Türk bayraklarıyla doldu, büyük görkemli. Bayrağı dikecek diyor. Ve faaliyetine başlayacak, kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, şefkatli davranacak diyor. Yani Yahudileri, Hıristiyanları işte Şiileri şunları bunları kesip doğrayalım demeyecek diyor. Birleştirici olacak, bütünleştirici olacak diyor. Böyle bir çalışma içinde olacak diyor. Darwinizm’i materyalizmi yok edecek diyor Said Nursi de, değil mi? O da İstanbul’a geleceğini söylüyor. Şimdi ben bunları anlattığımda şahıs tabii ki bende bunları görünce, “sen kendini iddia ediyorsun” diyecek. Ve benim üstüme gelecek. Vız gelir tırs gider kardeşim, benim böyle bir sorunum yok. Ben bayağı aklı başında bir adamım ve Allah’tan da korkuyorum. Ben bir gün çıkacağım da ben Mehdi (a.s)’mım diye ortada böyle çılgınca bir tavırda bulunacağım. Asla ve asla yapmam ben böyle bir şeyi, ben Allah için yaşıyorum. Ne zorum niçin böyle bir şeyi yapayım yani? Ben nasıl diyeyim yani Cennette gideceğim kesin, ben evliyayım der miyim böyle bir şey? Her gün korkuyorum Cehenneme gideceğim diye. Olur mu öyle şey? Biz seni böyle yıldırırız anlatırsan... Beşer beşer yüz bin yüz bin üstüme gel, vız gelir tırs gider. Ki Mehdi (a.s.) ile zaten yani karşıt güçler mücadele edeceklerdir. Öncüsü olarak benimle mücadele etmelerinden ben hiç fütur etmem. Hiç şaşırmam yani ki Mehdi (a.s)’a karşı diyor; “o devrin fukuhası (fıkıh alimleri), mezhep mukallipleri, Mehdi (a.s)’a karşı var güçleriyle mücadele edecekler” diyor. Hatta Peygamberimiz (sav), 7 bin tane sarıklının huruc edeceğini Mehdi (a.s)’a karşı, deccale taraftar olup onunla birleşerek Mehdi (a.s)’a karşı bir alçakça mücadele içine gireceklerini söylüyor. Yani bir gözü dönmüşlük... Biz öncüsüyüz. Bize feda olsun Allah rızası için tabii ki bize de olacak. Yani talebelerine olmaz mı, diyorlar ki Mehdi (a.s)’ı Hocam arıyor musunuz? Biz nasıl arayıp bulacağız? Kardeşim işte ben karda sürünerek arıyorum. Var gücümle. Ama beklemiyorum. Kanımın son damlasına kadar mücadele veriyorum. Mehdi (a.s)’a böyle hizmet edilir. Kötürüm olsam Allah esirgesin, yerde sürünerek bulurum ben. Yine gayret ederim. Yine Darwinizm’i anlatırım. Değil mi? Materyalizmi anlatırım, geçersizliğini Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğini anlatırım. Sevgiyi şefkati anlatırım, birleştirici olurum. Mehdi (a.s)’ın birleştiğini görünce o devrin fukuhası sapıtacak diyor Peygamberimiz (sav). Çünkü alıştıkları için kendi inançlarına sahabe dönemine çevirecek tabii Mehdi (a.s). Yani bütün mezhepleri kaldırıyor. “Çünkü mezhebinin aksine hüküm verdiklerini gördüğünde kalben ondan nefret edecekler” diyor. “Eğer arkadaşları olmazsa onun ölümüne fetva verirlerdi” diyor. “Öldürürlerdi onu” diyor. “Ama arkadaşlarından çekindikleri için bir şey yapamayacaklar” diyor. Hadis. Yani biz böyle bir ortamdayız. Tabii ki Mehdi (a.s) öncüsü olarak bize bir şeyler söylenecektir. Yani Mehdi (a.s) öncüleri Mehdi (a.s) talebeleri rahat yaşayacak, Mehdi (a.s) çile çekecek diye bir hadis yok ki. Mehdi (a.s) talebeleri her türlü belanın içine girecek, her türlü acının içine girecek. İnsanlardan çoğu onlardan nefret edecek. “Ondan bir şeyler de umacaklar” diyor. Mehdi (a.s)’den. Bakın buna rağmen hem kalben nefret edecekler hem de ondan bir şey umacaklar diyor. Yani Mehdi (a.s)’yi zengin bildikleri için. “Ondan da bir şeyler kopartmaya çalışacaklar” diyor. Mesela bizde öncüsüyüz. Benim malım mülküm falan yok. Bütün millet beni zengin bilir. Beş kuruş malım yok yani. Hiçbir yerde bir şeyim yok yani. Akşam sabah ne kazanıyorsam onu harcıyorum yani. İşte bir gelir getirecek bir şeyler yapıyorum Allah’ın izniyle. Onlarla geçiniyoruz. Ki arkadaşlarımın büyük bir bölümüne haciz geldi. Kardeşlerimin iş yerlerine haciz geldi, evlerine haciz geldi. Malları mülkleri alındı. Çok zor durumdalar ekonomik yönden. Ama bak hiç kimseye sezdirmiyoruz. Bak mesela televizyon yayınlarının birçoğunun durmasının nedeni budur. Ekonomik gücün son şeyine kadar, buraya kadar getirdik. Burada bitince artık internetten… Yani adamın elinden silahını alırsan artık tırnağı ile kendini savunur değil mi? Biz de şu an kendimizi tırnağımız ile savunuyoruz. Pençemiz ile savunuyoruz İnşaAllah. Var gücümüzle gayret ediyoruz. Eskiden mesela kitap dağıtıyorduk, her şeyi yapıyorduk. Hayır hasenatta bulunuyorduk. Ancak kendimizi geçindirecek duruma geldik yani. Elhamdülillah. Allah bak “Bollukla da zorlukla da imtihan olacaksınız” diyor. Biz eğer zorlukla imtihan olmuyorsak ben kendimden şüphe ederdim. Bu da çok büyük bir nimet ve bir iltifattır Müslümana. Değil mi? Allah’ın bir lütfudür. Ve bir güzelliktir. Yani adamın birisi bana böyle bir şey söylemiş olsa, malım mülküm yok dese, bana iltifat olarak gelir. Çok hoşuma gider. Mesela kardeşlerimde de en ufak bir fütur yok. MaşaAllah. Yani hiçbirinin malı yok bizim çocukların. Yani günü birlik olduğu gibi harcıyoruz. Ve ne bir şikayet, ne ekonomik krizden dolayı ne bir sıkıntı, ne bir açlık şikayetimiz var. Mesela soğukta da kalsak ses çıkartmıyoruz, aç da kalsak ses çıkartmayız. Allah rızası için değil mi? Ne bulursak Allah’a şükrederiz. O şekilde yaşıyoruz. Elhamdülillah. Bizi zengin bilenler... Mesela bazen öyle şeyler oluyor; “Hocam bize büyük bir yardımda bulunsan...”, bazı televizyon kanallarından falan. İşte epeyden beri diyor yayın yapıyoruz sizin yayınlarınızdan. Bize artık bir şey yapsanız. İşte bir ihsanda bulunsanız. Mesela başka bir radyodan oluyor. Hocam diyorlar artık bir ihsanda bulunsanız. Biri diyor ki, Hocam yeni ev açtım bize biraz ihsanda bulunsanız. Biri evleniyoruz diyor. Biri çok sıkışık. Biri ameliyat oluyor. Ameliyatlarda bir tek onda vicdanen çok rahatsız oluyorum. Mecburen yardım ediyoruz. Yani para olarak değil de imkanımız olarak yardım ediyoruz. Yani inşaAllah bol bol harcayacağımız günler de gelir. İnşaAllah. Ama takatimizin en son yettiği ölçü bu. Yani Müslüman da böyle yapacak. Bakın “darlıkta ve bollukta harcayanlardır” diyor Allah. Şimdi bak darlıkta… Darlıkta nasıl olur? Mesala daha önce on milyarım var harcadım. Sonra on milyonum kaldı. On milyonunun ne kadarı senin hayati ihtiyacın için? Beş milyonu… O beş milyonu yine dağıtıyoruz. Ama beş milyon dağıtabiliyoruz artık. Yani şu an o kadarına gücümüz yetiyor. Ama eskiden uçarlardı insanlar. Mesela ben bilirim bir devlet dairesinde; “Hocam yeni evlendim ben” dedi. “Allah mübarek etsin” dedim. “Hocam bana bir ev alsan” dedi. “Ya inşaAllah Allah nasip eder” dedim. Yani ne sevimli insan. Yani en hafifi ile öyle başlıyorlar artık. Ev ile başlıyorlar. Zengin bilinmek de ayrı bir şey oluyor yani. Zor oluyor. Kolay bir şey değildir zenginlik. Yani her yerde onun zorluğunu yaşar insan. Yani fakir bilinmek daha kolaydır. Zengin bilinmek zordur. Çünkü hakikaten eğer ona ihsanda bulunmazsan içerliyor. Ona kötülük yaptığını düşünüyor. Yani zulmettiğini düşünüyor. Yani hakikaten var da vermiyorsun zannediyor. Yani değil mi? Mesela hizmet yapıyor adam, bol bol ona ihsanda bulunmamızı istiyor. İnanmıyor yani. Sen mutlaka zenginsindir. Öyle güzel de bir imaj oluşmuş. İnşaAllah. MaşaAllah.
Evet. Sizin bu saatlerde saatin kaç olduğu belli olmuyor, en iyisi ben kendim saatime bakayım.
CİHAT GÜNDOĞDU: 12’yi 8 geçiyor.
ADNAN OKTAR: E daha yeni 12 olmuş ya. Bizim 12 programımız daha yeni başlamış o zaman. Şu sayıyı bana bir daha bildirin bakayım.
ALTUĞ BERKER: Kuran’dan işaretlerde anlatıyordunuz Hocam. 7 yıl darlık 7 yıl bolluk zamanın olacağı ahir zamanda. Ekonomik krizin sebepleri.
ADNAN OKTAR: Evet ekonomik kriz herkese dokunup da bize dokunmasa, bu Adetullah’a uygun olmaz. Onun için Allah bizim üstümüze getirdi. Yani hakikaten çok iyiydi durumumuz. Birden inanılmaz derecede, mesela 100’den bir anda 1’e düştü. Çok mübarek bir imtihan. Çok hoş bir imtihan. Çünkü bu ayeti uygulama imkanımız oldu. “Darlıkta ve bollukta harcayanlardır” ayetini uygulama imkanımız oldu. Eskiden hakikaten bolluktaydık. Ama şu an darlıkta harcıyoruz. MaşaAllah, elhamdülillah.
Allah Allah, 4200 kişi daha artmış. MaşaAllah çok güzel. Gece yarısı böyle vakitli çok güzel olmuş.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah bereketiniz inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İman hakikati var. İman hakikati mi anlatayım, soru vardı onu da sorabilirim.
ADNAN OKTAR: Soru sor.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Selam.” Derya Özçelik sormuş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Sorum şu: “Mehdi (a.s)’ın Mehdiliğini ilan etmemesinin sebebi nedir? Peygamberler Peygamber olduğunu halka açıklamışlardır. Mehdi (a.s) vahiy almadığı için mi böyle açıklama yapamıyor? Farklı bir imtihanı mı olmuş oluyor? Allah için çok sizi seviyorum.” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mehdi (a.s)’ın Mehdilik iddia etmemesi... O aslında Allah’ın mükemmel bir tuzağı. Mükemmel bir tuzak kurmuş Allah. Yani ehl-i gaflete ve ehl-i küfre. Çünkü Mehdi (a.s)’ı alenen bilecekler. Ama iddia edemeyecekler. Yani sen hani Peygamberlik iddia ediyorsun gibi hani… Çünkü Peygamberlik iddia ettin mi üstüne muazzam gidiyorlar. Çok çok giderler. Ama burada iddia yok anlayacak fakat bir şey yapamayacak hale gelmiş oluyor. Yani tam bir açmaza girmiş oluyor. Allah Mehdi (a.s)’a kolaylık olsun diye böyle bir imkan sağlamış olabilir. Bir de imtihan açısından bu daha makbuldür. Çünkü vahiy almamış oluyor, Cebrail (a.s)’ı göremiyor. Yani tam anlamı ile gaybe iman etmesi sağlanmış oluyor. O yüzden makamının bu derece güçlü olması mevzubahis olabilir. Çünkü Mehdiyet insanların tam şu an büyüklüğünü tam kavrayamadıkları bir olay. Yani olayın çapını tam kavrayamamışlar. Bak ahir zamanın en büyük fesadı diyoruz. Yani dünya tarihi Hz. Adem (a.s)’dan itibaren, bu yüzyılda, şu içinde bulunduğumuz yüzyıldaki gibi fesada gitmemiş. Böyle bir fitne hiç görülmemiş. Ateist cereyan bu kadar kapsamlı, bilimsel görünümlü putperest inanç, üniversitelere varıncaya kadar, Darwinist materyalist inanç -dediğim put inanç- hakim olmamış. Dünyanın hiçbir döneminde olmamış. Bu kadar anarşi ve kan dökülmesi bu kadar zulüm ve Müslümanların böyle perişanlığı, bu kadar parçalanması, böyle mezheplere ayrılması, kendi aralarında mücadele etmeleri, bu kadar terör ve anarşinin oluşması hiç görülmemiştir. Ve bu kadar sefahat alemi... Çünkü eğlence ve nefse yönelik imkanlar dünya tarihinde ilk defa bu kadar kapsamlı olmuştur. Çünkü muazzam bir fuhuş imkanı var. Muazzam bir cinsi sapıklık imkanı meydana getirilmiş durumda dünyada. Muazzam bir içki, kumar ve eğlence ortamı meydana getirilmiş durumda ve her yerden buna ulaşılma imkanı var. Eski tarihlerin on binlerce, yüz binlerce misline ulaşmış durumda şu an. Değil mi? Mesela Peygamber (sav) 100 bin kişilik şehre geldi diyor Cenab-ı Allah ayette, 100 bin kişilik. Şimdi 7 milyarlık dünyada Mehdi (a.s.) hükmedecek, 7 milyara. Dünya tarihinde hiç görülmemiş böyle bir şey. 7 milyarın imanına vesile oluyor ve Hz. İsa (a.s.) gibi bak Ul-ül azim bir Peygamber, “ben gitmezsem” diyor, “Faraklit,” Mehdi (a.s.) “gelmez” diyor. Yani onun için taraftarlarını öyle rahatlatıyor. “Ben gideyim ki gelsin o” diyor, inşaAllah. Bakın Ul-ül azim Peygambere Allah, Hz. İsa (a.s.) gibi büyük bir Peygamberi Mehdi (a.s.)’ın veziri yapıyor. Allah Kuran’da, ayette Peygamberimiz (sav)’e diyor bakın; Cenab-ı Allah “senden” diyor, Resulullah (sav)’e, “senden, Hz. Musa’dan, Hz. İsa’dan, Nuh’tan ve İbrahim’den, hepinizden bir söz aldım” diyor. Bu büyük ahdimi diyor, bu büyük sözümü aldınız, kabul ettiniz mi diyor. Amenna diyor bütün Peygamberler, sıradan böyle, Allah’ın huzurunda kabul ettik diyorlar. “Bu sözüm şu” diyor Cenab-ı Allah, “Ben size diyor bir elçi göndereceğim”, bir Mehdi (a.s.) göndereceğim. “O geldiğinde ona yardım edeceksiniz, söz mü?” diyor Allah. “Söz Ya Rabbi” diyorlar, “yemin ediyoruz yapacağız”. Yani bu yardımı sonuna kadar gerçekleştireceğiz diyorlar. Hz. Musa (a.s.) yalvardı Allah’a, “Ya Rabbi beni Mehdi (a.s.) yap” dedi. Allah kabul etmedi duasını. Yani o ahir zamanda gelecek dedi. Defalarca yalvarmıştır Allah’a Mehdi (a.s.) olmak için. Çok övüldüğünü gördüğü için Tevrat’ta. Tevrat’taki övülmesi yani çok çok uzun. Yani en az 100 sayfa övülüyor Mehdi (a.s.) Tevrat’ta. Çok çok fazla Tevrat izahı vardır. Ki Tevrat muharif hale gelmiştir ama bozulmamış bölümleri var, bozulmadığı anlaşılıyor çünkü Kuran ile de mutabık. Hz. Nuh (a.s.)’a nasip olmamıştır, Hz. İbrahim (a.s.)’a nasip olmamıştır. Peygamberimiz (sav)’e Allah hitap ediyor. Bakın Peygamberimiz (sav)’e, o da söz vermiştir. Peygamberimiz (sav)’e de nasip olmamıştır. Hz. İsa (a.s.)’ı Allah gökten indiriyor, ona nasip olacaktır inşaAllah, Mehdi (a.s.)’a yardımcı. O ayetteki o söz yerine gelecektir. Bu ayetin ikinci işari anlamı olmuş oluyor. Ayetin ikinci işari anlamı budur. Bu tahakkuk etmiş olacak inşaAllah. Bu çok büyük bir olay ve çok fazla Kuran ayeti vardır dünya hakimiyeti ile ilgili. Hepsi Mehdi (a.s.) ile ilgilidir. Dünyaya İslam hakim olacak diyor Cenab-ı Allah ve Mesih (a.s.)’ı göndereceğim diyor. O ayetlerde de, o iki ayette de çok net alenen söylüyor Allah, dünyaya Mesih (a.s.) zamanında İslam’ı hakim edeceğim diyor. “Sana uyanları” diyor Mesih (a.s.)’a “ve seni sevenleri Kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim.” Sosyal, siyasi, askeri, ekonomik her yönden Kıyametin son vakitlerine kadar dünya hakimiyeti olacak diyor Allah. Hz. İsa (a.s.) için bunu söylüyor. İkinci olarak da diyor ki; “ehl-i kitaptan” diyor, Hıristiyan ve Musevilerden “sana iman etmedik hiçbir fert bırakmayacağım” diyor, hepsi iman edecekler diyor. Tamamı. Bu da dünya hakimiyeti. Cenab-ı Allah onları asın, kesin, doğrayın demiyor. Bak, Hz. İsa (a.s.)’ı Ben göndereceğim, Mehdi (a.s.) ile birlikte olacaklar ve hepsini iman ettireceğim, hepsini Müslüman edeceğim diyor. Burada doğrama, asma, kesme ile ilgili bir ayet yok. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Allah’ın bu hükmünü savunuyoruz inşaAllah.
SUNUCU: Tüm dünyaya barış, adalet sağlayacaktır inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Mehdi (a.s.) tüm dünyayı kardeş hale getirecektir. Biz de öncüsüyüz. Ortam hazırlıyoruz, imkan hazırlıyoruz, o yönde mücadele ediyoruz ve Mehdi (a.s.)’ın terbiyesi altındayız biz. Zıl ve gölgesi altındayız. Mehdi (a.s.)’nin emirleri, ne yapacağı, ne edeceği, hepsini bizim Peygamberimiz (sav), başkumandanımız bize bildirmiş. Mehdi (a.s.)’a bütün talimatlar verilmiştir hadislerde. Mehdi (a.s.) bunu bizzat yapmakla mükelleftir. Ayrıca Üstad Bediüzzaman Hazretleri de “ben” diyor, “onun” diyor, “pişdar bir neferiyim,” öncü bir askeriyim diyor. Bak “pişdar bir neferi,” öncü bir askeriyim diyor. Bediüzzaman diyor bunu. Nur talebesi kardeşlerin bir kısmı ne diyor biliyor musunuz? Yalan söylüyor Said Nursi diyorlar. O talebesi değil, yalan söylüyor diyorlar. Ben talebesiyim, öncü bir askeriyim diyor. Açıkça piştar bir neferiyim diyor. “Hiçbir cihette diyor ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam” diyor bakın; “Hiçbir cihette ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam. Onun piştar bir neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor ve “ona ortam hazırlıyorum” diyor. “Bu Risale-i Nur Külliyatı bana ait değil” diyor. “Nur talebelerine ait değil” diyor. “Mehdi(a.s.)’ye aittir ve talebelerine aittir” diyor. “Gerçek sahipleri” diyor, “Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir” diyor, Risale-i Nur’un gerçek sahipleri. “Buradan da anladık ki” diyor “o mübarek zatlara” diyor “zemin isare ediyoruz” diyor. Ya kardeşim bu kadar açıkken etmeyin, tutmayın yani nasıl inkar edersiniz. Akıl alacak gibi değil. Mucize bu .Bir mucize de budur. Bakın Hicri 1300’de diyor ki; “yüz yıl sonra gelecek” diyor Mehdi (a.s.) diyor açık. Risale-i Nur’da net tarih vermiş, 100 yıl sonra. “Bir asır sonra gelecek o zat” diyor değil mi? Ve siyasete girmeyecek Mehdi (a.s.) diyor. Siyasetle ilgilenmeyecek diyor. Bu ne demektir biliyor musun? Mütevazı, benim güzel Üstadım, Mehdi (a.s.)’a, o güzel üslubuyla, o mübarek meclisin karşısında aldığı bilgiye dayanarak. Çünkü yekaza halinde beni diyor karşılarına getirdiler diyor. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.), kırklar, yediler, hepsi vardılar, birlikteydiler diyor. Tam uyanık halde, böyle bu uyanıklıkta, fakat uyku halinde, fakat şu netlikte, yekaza halinde, bu asrın meclisinin bütün kişileri ordaydılar diyor. Bir konuşma oldu aramızda diyor. Bir kısmını anlatıyor. Orada ona anlatmışlar. Mehdi (a.s.)’ın siyasete girmeyeceğini öğrenmiş orada. Mehdi (a.s.) diyor siyasete girmeyecek diyor. Hz. İsa (a.s.)’a bırakacak diyor dünya siyasetini. Sadece imani konulara ağırlık verecek diyor. Taa ki diyor, avamın çabuk ifal olunan akılları diyor, yani çabuk kandırılabilen akılları, bu güzel kutsi hizmet başka amaçlara alet olmadığı iyice tahakkuk etsin diyor. Bunun oluşması ne kadar sürüyor biliyor musun? 40 yıl sürüyor. 40 yıl. Ya diyorlar artık, bu adam, bu mübarek 40 yılını verdiğine göre, bu yaşına kadar hizmet ettiğine göre bu samimi diyorlar. Yani Adetullah geçerli. 40 yıl. Ondan sonra ulemanın geniş çapta iltihakları başlıyor Mehdi (a.s.)’ye, vakti geldiğinde. Ben-i İsrail’den de bir ekip onun talebesidir diyor hadiste. Böyle de bir ekibi olacak diyor hadiste. Musevilere Tevrat’ın aslıyla hükmedecek. Gerçek Tevrat’ı bulacak diyor. Hıristiyanlara da gerçek İncil’i bulup, İncil’in gerçeğiyle onlara hükmedecek diyor. Yani Kuran’a uygun olan şekliyle hükmedecek diyor hadiste. Biz böyle bir dönemde yaşıyoruz. Dolayısıyla konu bütün dünyada şu an Mehdiyet üstüne döndüğü için ve bütün sistem Mehdiyet’e hizmet ettiği için ben de tabi ki Mehdiyet’e olayları bağlayarak anlatmak durumundayım.
ALTUĞ BERKER: Bütün sosyal olaylar da öyle Hocam. Ahir zamanda olup da Mehdilik ile alakalı olmayan bir konu olabilir mi? Depremler olacak diyor mesela Mehdi (a.s.) zamanında, gökyüzü olayları oluyor. Mesela Amerika’nın Ortadoğu’ya şeyi de Mehdilik ile alakalı. İzah etmiştiniz Hocam, mesela onun çıkışıyla alakalı.
ADNAN OKTAR: Mesela Irak’ın işgali Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. Allah vahy ediyor, emrediyor, adamlar gidip işgal ediyorlar. Kaderdedir bu. Yani şimdi onu Allah yapmadı diyecekler bir kısım tipler. Irak’ı işgal ettiren Allah’tır. Havadan bombalatan Allah’tır. George Bush’u iktidara getiren Allah’tır. İran’da Ahmedinejad’ı iktidara getiren Allah’tır. Tayyip Erdoğan Beyefendi’yi iktidara getiren Allah’tır. Afganistan’ı işgal ettiren Allah’tır. Yani kuyruklu yıldızı havada gezdiren Allah’tır. Fakat bunların sırları vardır, hikmetleri vardır.
ALTUĞ BERKER: “Bütün ordular Allah’ındır” diyor Hocam Cenab-ı Allah ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım.
ADNAN OKTAR: Bütün ordular Allah’ın emrindedir.
ALTUĞ BERKER: Bir de o ordu kaybolacak diyor mesela Hocam. Allah kaybediyor o orduyu mesela Irak’ta.
ADNAN OKTAR: Ordu, normalde Irak ordusunun çatışması beklenirdi. Dünyanın 3. büyük ordusuydu. Hadise uygun olarak bir günde, bir gecede kayboldu orada. Hadis tahakkuk etmiş oldu. Çünkü Allah’ın dediği olacak. Mesela Irak işgal olacak diyor. Allah’ın dediği olacak. İşgal edenler onun karşılığı olan cezayı alacaklar ayrı mesele. Zulüm yapanlar ayrı cezasını alırlar. Ama yaratan Allah’tır. Allah’ın gücüyle yaratılmıştır inşaAllah.
SUNUCU: Evet sayın izleyicilerimiz kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyiz. Sizlerden gelen sorularla devam etmek istiyoruz, Hocam inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Çin’den bir kardeşimiz sormuş. Muhittin Malazgirt sormuş inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Şu anda burada sabah namazı vakti ve gece sohbetleri programında sizi canlı izleme şerefine nail oluyoruz. Hocam nacizane bir sorum olacak. Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ilk olarak nerede karşılaşacaklar? Dünyada fiziki olarak birbirleriyle görüşmeden önce mana aleminde birbirlerini görüp tanımış olacaklar mı?”
ADNAN OKTAR: İşte Said Nursi asrın bütün mebusları bir aradaydı diyor ya, orada hep birlikteler işte. Mehdi (a.s.), İsa (a.s.), Hızır (a.s.), kırklar, yediler, hepsi. O kastettiği o. Tabii ki daha önce bir görüşmeleri var inşaAllah. Ama Mehdi (a.s.) onu hatırlamaz. İsa (a.s.) da hatırlamaz inşaAllah. İlk karşılaşma Allah’ın izniyle İstanbul’da Ayasofya’da. Kılacakları namaz Ayasofya’dadır inşaAllah. Kudüs’te Mescid-i Aksa’da namaz kılacaklar birlikte. Ondan sonra zaten sürekli birlikte onlar, etle tırnak gibi, Hz. İsa (a.s.) ile Hz. Mehdi (a.s.). Onlar ikisi de Hz. İbrahim (a.s.) neslinden kardeş. Zaten benzer, tipleri de benzeyecek, yüzleri de benziyor. Yani bayağı andıracak görünüş olarak Mesih İsa (a.s.) ile. Ama o kızıl saçlıdır, kızıl kahverengiye çalar. Yani açık kahverengi gibi fakat böyle yıkanmadığı halde saydam gibi, cam gibi saçı. Böyle su… Hadislerde de var zaten, çok fazla hadis var. Su değmediği halde diyor, saçı ıslak gibidir. Gri gözlüdür Hz. İsa (a.s.) inşaAllah. Ama o naiftir. Böyle geniş omuzlu, fakat atletiktir. Mehdi (a.s.) geniştir boydan boya. O daha naif yapısı inşaAllah. Orta boyludur Hz. İsa (a.s.). Elleri güzel, uzun parmaklı böyle inşaAllah, beyaz tenli, beyaz, kırmızıya çalan beyaz tenli, burnu falan her yeri çilli. Bayağı sevimli. Ayaklarında bile çil var, ayaklarında yani Hz. İsa (a.s.)’nın, vücudu çilli. Ama çok keskin bakışlı çok yani böyle delici ve çok akıllı bakışlı inşaAllah. Mükemmel imana sahip. Çok akıllı olduğu için. Bir kere karar veriyor imana. O kararla tüm ömrü boyunca yaşıyor. Çok zorlukla karşılaşacaktır Hz. İsa (a.s.). Çok çileyle karşılaşacaktır ama mükemmel idare edecek talebeleri onu. 1400 tane talebesi, 1400 civarında. Mehdi (a.s.)’ın 313 civarında onun 1400’dür talebe topluluğu Hz. Mesih (a.s.)’ın inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ı insanlar aslında vicdanen anlayacaklar benim anladığım o. Vicdani kanaatleri gelecek ama anlamazlıktan gelecekler. Epey bir öyle sürecek. Sonra vicdanlarının sesini dinleyip iltihak edecekler inşaAllah. Yoksa Mehdi (a.s.) anlaşılmaz diye bir şey yok yani. Gün gibi belli olacaktır Mehdi (a.s.).
ALTUĞ BERKER: Üstad diyor Hocam siz daha iyi bilirsiniz, bütün seyyidler, bütün veliler, bütün alimler hepsi iltihak edecek diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii hepsi iltihak edecekler diyor. Ama uzun süre Mehdi (a.s.)’ı gözlemleyecekler insanlar ne yapıyor diye. Bir kuşku dönemleri var insanların, kuşku duydukları bir dönem olacaktır. İşte onu Bediüzzaman açıklıyor. Diyor ki; “insanların diyor çabuk iğfal olunan akılları bu güzel hizmetin başka hiçbir şeye alet olmadığı insanların aklında tam tahakkuk etsin” diyor. Bu faaliyetindeki süreyi anlatırken bunu vurguluyor. “Başka hiçbir amaca hizmet etmediği”, halisane olduğu hatta mütehayir mi diyor,“insanların çabuk iğfal olunan akılları” diyor. Fakat diyor, “ahir zaman çok şiddetlidir” diyor Said Nursi. “Uzun bir zamandır, biz bir faslındayız” diyor. “Fakat” diyor “ahir zamanda insanların ondan değil yirmiden birine güven olmaz” diyor. Mehdi (a.s.)’a bunu söylüyor yani Mehdi (a.s.) ile ilgili kısımda. “Ondan, yirmiden birine dahi güven olmaz” diyor. “Bu duruma, bu halata karşı” diyor “fevkalade bir hamiyet-i İslamiye, sabat ve metanet gereklidir” diyor. “Yoksa akim kalır, zarar verir” diyor. Zaten Mehdi (a.s.)’de öyle akim bırakma diye bir konu olmayacağı için inşaAllah yani talebelere hitap eden bir üslup bu aslında, talebelerine hitap eden bir üslup inşaAllah. Gayret edeceklerdir. Fakat vicdanın sesini dinlemek farzdır. İnsanlar bunu yanlış biliyorlar. Yani farzlar sadece işte şarap içmemek, kumar oynamamak gibi değil. Halbuki bak vicdanının sesini dinlememek de haramdır. Vicdanının sesini dinlemek de farzdır. Mesela Mehdi (a.s.) olduğuna dair, Mehdiyet hareketi olduğuna dair bir kanaati gelirse bir insanın orada Kuran’a uyma mevzubahis olduğu için o harekete uymak farzdır. Farz olur çünkü Allah’ın dinini tebliğ ediyorlar, İslam’ı yayıyorlar. Kuran’ı yayıyorlar, gece-gündüz gayret ediyorlar. Böyle bir topluluk var. Sen ne yapıyorsun? Yan gelip yatmışsın. İşte nişanlısının gönlünü almak için gidip ona pırlanta yüzük almakla meşgul oluyor. Gidiyor evine eşya düzmekle ilgileniyor. Evin eşyalarını beğenmiyor. Onları yeniden değiştirmeye kalkıyor, değil mi? Yaz tatilinde nereye gideceğini onu ayarlıyor. Yazlıktaki evin konumunun daha iyi olması için neler yapılabilir onunla uğraşıyor. Bakıyor ki, oradaki hareket çok ciddi olarak İslam’a, Kuran’a hizmet için gayret ediyor. İnsan vicdanen ne der? Ben boş işle uğraşıyorum . Allah’ın rızası için samimi olarak hizmet eden bu insanlara iltihak edeyim veyahut yardımcı olayım veya onlar gibi olayım gibi karar vermesi gerekir vicdanen. Geçenlerde de bunu söyledim yani insanlar sadece belirli farzlar vardır onu yaparım zannediyor. Halbuki vicdanın her emrine uymak farzdır ve karşılığı da Cehennem’dir yapılmamasında. Bir insan ömrü boyunca vicdanı ile mücadele ettiyse, vicdanının emrettiğinin tersini yaptıysa harama girmiş olur ve bu Cehennem ahlakıdır bu. Cehennem ehlinin ahlakıdır. İnsan vicdanın emrini yerine getirmesi lazım. Mesela bir kedi yavrusu orada ciyak ciyak bağırıyor, hayvanın ayağı sıkışmış. Adam beni ilgilendirmez, bu Kuran’da yazmıyor diyemez. Bu haram olur, oradan onu çıkartması farzdır. O hayvan acı çekiyor orada. Anlatabildim mi? Veyahut mesela adam diyor ki, ölmek üzereyim açlıktan diyor. Bana yarım dilim ekmek verin diyor. Farz o verilmesi ekmeğin. Yani bana ne diyemez adam. Yahut hani diyorlar ya başka kapıya, diyemezsin sen. Adam seni görmüş, sen o anda sorumlusun. Ölüyorum diyor adam çünkü. Ama keyfi istese ayrı mesele. Anlatabildim mi? Mesela bak geçenlerde de örnek verdim. Trafik kazası mesela, adam bir yerlerde vurmuş araba, düşmüş adam can çekişiyor. Orada onu gören herkesin o kişiye yardım etmesi farzdır. Aksi haramdır, cinayet gibi bir şey olur o, hükmü. Ölüyor adam yani sen kurtarsan kurtulacak adam değil mi? İşte Mehdiyet de öyledir. Mehdiyet’in ilan edilmesine gerek yok. İnsan onu anlar zaten vizdanen. Mesela Mesih (a.s.) de, Hz. Mesih (a.s.)’ı da talebeleri imanın nuruyla anlayacaklar, vicdanıyla anlayacak. Vicdanı kanaatle ona yardımcı oluyorlar. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri de vicdani kanaatle onun Mehdi (a.s.) olduğunu anlıyorlar. Yani vicdanının sesini dinlediği için. O 313 kişi böyle rastgele Mehdi (a.s.)’a uymuş değilki. Vicdanının sesini dinlemenin farz olduğunu bildiği için Mehdi (a.s.)’a uyuyorlar. Hz. İsa (a.s.)’ın 1400 tane talebesi rastgele öyle böyle bir insan var biz buna yardım edelim demiyor ki. Vicdanının sesini dinliyor. Farz olan vicdanın sesini dinliyor ve gereğini yapıyor. Çok risklidir Hz. İsa (a.s.)’ın talebesi olmak. Çok zordur. Çok meşakkatlidir. Yani, onlar da uykusuzluk çekecek, çile çekecek, acılar çekecekler, tehdit görecekler, kimi şehit edilecek. Zordur Hz. İsa (a.s)’ın talebesi olmak da.
Başka sorular neler var Doktor?
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii Hocam. Hadi Özaydın sormuş. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Dünya hayatı rüya alemiyle tıpatıp aynı mıdır? Rüyamızda gördüğümüz mekan, hatta kişiler uyandığımızda kayboluyor. Rüyamızdaki kişiler de ruh var mıdır?”
ADNAN OKTAR: Rüyasındaki kişiler hiçbir zaman için kaybolmaz. Allah’ın Katında o sürekli durur. Yani var olan bir şey, Allah Katında asla kaybolmaz. Yani, mesela bizim çocukluğumuzda ilkokula giderken çantamıza böyle haşlanmış yumurta koyuyorlardı farzedelim değil mi? Portakal koyuyorlardı. O olduğu gibi tadıyla, kokusuyla, biçimiyle sonsuza kadar durur kaybolmaz. Hiçbir şekilde kaybolmaz. Her adımın, okula giderken sonsuza kadar durur kaybolmaz. Yani onun kaybolması için haşa Allah’ın yok olması lazım. Allah’ın hıfzından, Allah’ın bilgisinden bir şeyin kaybolması mümkün değildir. Mesela bizim bu konuşmamız sonsuza kadar Allah’ın katında durur. Sonsuz evvelde bizim bu konuşmayı yapacağımızı da Allah biliyordu. Ve yaratmıştı. Yani insanların aklını alacağı gibi bir şey değil bu. Tek bir an içerisinde, bakın sonsuz hayatı yaratıp bitirmiş Allah. Sonsuzluk biter mi? Bitmez. Ama bitiyor Allah katında. Değil mi?
ALTUĞ BERKER: Bu konuyu izah eden bir kitabınız var Hocam gerçekten çok muazzam bir eser. ‘Sonsuzluk Başlamış Durumda’ diye.
ADNAN OKTAR: ‘Sonsuzluk Başlamış Durumda’ evet. Mesela adamın kedisi var. Kedisini kucağında seviyor. Hırlıyor falan hayvan. Sonsuza kadar o kaybolmaz. Rüyanızda gördüğünüz hiçbir görüntü sonsuza kadar kaybolmaz. Rüyanızdaki varlıklar, onlar da Allah’ın ruhunu taşıyan görüntüdür. Yani Allah’ın ruhu her yerdedir. Dolayısıyla o görüntü de şuurlu bir varlıktır. Hepsi Allah’ın ruhunu taşıyor. Allah’ın ruhunun olmadığı hiçbir yer yoktur. Bütün kainatı kaplamıştır Allah’ın ruhu. Cennette de öyle, mesela bardağa gel dediğinde Allah’ın ruhunu taşıdığı için dinliyor o bardak seni.
ALTUĞ BERKER: Deriler şahitlik ediyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Deri niye şahitlik ediyor? Allah’ın ruhu deride olduğu için şahitlik ediyor. Orada konuşan Allah. Allah tecelli ediyor. Mesela çalıdan Allah seslendi diyor. Değil mi? Kuran’da ayette. Allah’ın ruhu orada her yerde orada olduğu için. Çalıdan sesleniyor Allah. Mesela Hz. Musa (a.s)’nın asası, asanın içinde Allah’ın ruhu var. Bir anda yılana dönüşüyor. Mesela çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor. O çamurun içinde Allah’ın ruhu var, üfürdüğünde üfüren yine Allah. Onu kuş haline getiren de Allah’tır. Yani Allah’ın ruhunun olmadığı şuurlu olmayan hiçbir şey yoktur, hiçbir yer yoktur. Ama şu an sözümüz, mesela şu an şu bardak şuurlu bu. Allah’ın ruhunu taşıyor. Bu şuurunu nasıl gösteriyor? Havaya kalktı bakın bardak. Allah emrettiği için havaya kalktı bardak. Mesela geri bırakıyorum, Allah kolumu vesile ediyor Allah geri bıraktı. Allah’ın ruhunu taşıdığı için. Şuurlu. Mesela bak demin bana ıhlamur ikram etti Cenab-ı Allah. Allah içirdi şuurlu olduğu için. Mesela bu kap da şuurlu. Allah bunun içinde ıhlamur meydana getiriyor. Ihlamur yaratıyor, şuurlu olduğu için. Mesela Allah döktü kabın içerisine, Allah içirdi. Kolumu vesile yaptı aklımın ihtiyarı kalkmamış oldu. Şuurlu olmayan hiçbir şey yoktur. Mesela ben şimdi Kuran’ı kapatıyorum, kapattım Allah kapattı. Açıyorum, Allah açtı. Allah’ın ruhu Kuran’ın üstünde ve her yerinde şu an. Mesela harfleri görüyorum. Mesela 73. ayet Yunus Suresi şeytandan Allah’a sığınırım. “Fakat onu yalanladılar;” Ne olacak? Mehdi (a.s)’yi de yalanlayacaklar. “Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık” Yani Mehdi (a.s) ve talebeleri o devirde kurtulmuş insanlardır. Diğer insanlar adeta ehli fetret gibidir. Yahut bir kısmı bilgiye ihtiyacı olan insanlardır. Yani, daha canlandırılması gereken insanlardır. “Ve onları halifeler kıldık.” Mehdi (a.s) halife olacaktır mesela. Kuran buna işaret etmiş oluyor. “Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk.” Allah onları da manen boğuyor şu an. Mutsuzluk, neşesizlik, bunalım, korku, gerilim. Değil mi? Ve buna bağlı hastalıklarla ve sevgisizlikle Allah onları boğmuş oluyor. Çünkü ölümden insanlar niye korkuyorlar? Acı çekeceği için korkuyor. Allah zaten şu an manen öldürmüş oluyor yine acı çektiriyor. Yani, ölü olmak, diri olmak da asıl şey nedir? Acı çekmemektir değil mi? Ve rahat etmektir. Suda boğulduk, mesela adam suda boğulsa da mutlu olsa suda boğulmak ona bir ceza olmaz ki. Acı çektiği için orada suda boğulma bir ceza olmuş oluyor. Adam suda boğulmadan, suda boğulmanın acısını çekiyorsa ki bin katını çekiyorsa suda boğulmuş oluyor o da işte. Değil mi? Şu an dünyayı Nuh (a.s) dönemindeki gibi sular kapladı her yeri. Ve insanlar o suyun içinde boğuldular. Materyalizmin, Darwinizm’in, ateizmin, Allahsızlığın verdiği o ruhsuz, sevgisiz, heyecansız, tutkusuz, korku dolu, gerilim dolu kapkaranlık dünyalarında karanlık denizin sularında boğulur gibi boğuldular. Ve çırpınıyorlar şu an suyun içinde. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Alkol ve uyuşturucunun bu kadar yaygınlaşmasının sebebi de bu acılarını unutmaktı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabi. Alkol aldıkça daha da boğuluyor. Uyuşturucu alınca daha da boğuluyor, suyun içinde daha da debeleniyor. Bak “Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak.” diyor Allah. Şu an bakıyoruz, ekonomik kriz bir yandan değil mi dünyayı kasıp kavuruyor. Acılar, terörler, savaşlar. Kimse kafasını yerden kaldıramıyor korkudan dolayı. Birbirlerinden korkuyorlar. Ve dünyayı Cehenneme çevirdiler. Ve bu suyun içinde, bu karanlık denizin içinde boğuluyorlar şu an. “Sonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler gönderdik;” Mesela Mehdi (a.s)’ı gönderiyor Cenab-ı Allah “onlara apaçık belgeler getirmişlerdi.” Biz de mesela Mehdi (a.s) öncüsü olarak apaçık belgeler getiriyoruz. Fosilleri gösteriyoruz, proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini gösteriyoruz, Kuran ayetleriyle, hadislerle Mehdi (a.s)’ın çıktığını anlatıyoruz. Apaçık belge değil mi bu? Net ispat etmiyor muyuz tek tek birer birer “apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar.” Bizlere de inanmıyorlar anlatıyoruz. Adam diyor, kendi şeyine göre anlatıyor. Yok öyle bir şey diyor, inanmıyor. “İşte Biz, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.” Allah, bir gaflet meydana getirdim ben diyor. Göremiyorlar diyor, göremezler diyor. Mühürledim diyor. Cehaletinden, saflığından olanları tenzih ederim ama, böyle bir olay oldu şu an. “Sonra bunların ardından Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle gönderdik.” Alın size Mehdiyet işte buyurun. Yani nereden çıkarıyorsun diyorlar. Mehdiyet bütün hayata hakimdir. Her devirde var. Bakın o devirde Mehdisi’nden bahsediyor Cenab-ı Allah. “Sonra bunun ardından Firavun’a” deccale, o devrin deccaline “ve onun önde gelen çevresine” deccal ordusuna. O devrin iddia edilen Ergenekon Örgütü. “çevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle” yani Allah’ın delilleriyle “gönderdik.” Mehdi de öyle delillerle, Kuran’la gelecektir insanlara. Kuran ve ilmi delillerle gelecektir. “Fakat onlar büyüklendiler.” Şu an karşımızdakiler, mesela tebliğ yaptığımız kişler neden reddediyorlar? Büyüklendikleri için. Benim şeyhim çok büyük diyor, ben de çok büyük en büyük müceddid benim diyor. Asrın müceddidi benim diyor. Asrın müçtehidi benim diyor. Her yüzyılda müceddid gönderilecek diyor ya, o benim işte diyor. Öbürü de diyor ki, benim diyor. Öbürü de benim diyor. Her biri ayrı benim diyor. Bak diyor ki Allah: “Fakat onlar büyüklendiler.” diyor. “Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi.” diyor. Mesela fuhuş, zina, uyuşturucu, içki dünyada çok yaygın. “Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi.” Bak tam Kuran ayetinin karşılığı işte. “Onlara Katımız'dan hak geldiği zaman,” onlara katımızdan Mehdi geldiği zaman, “dediler ki: "Bu, kuşkusuz apaçık bir büyüdür." Yani, hipnoz yapıyorsun, kandırıyorsun, insanlara büyü yapıyorsun. Yani insanlara tekrarlar yaparak anlatarak falan onları aldatıyorsun. Mehdi (a.s)’a da böyle diyeceklerdir. Mehdi öncüsü olarak bize de bunu diyorlar. Geçmişte Peygamberlere de bunu söylemişler. “Musa: diyor ki "Size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz?” diyor yani sizin kanunuzun bu mu diyor? Hak geldiğinde. Yani Mehdi geldiğinde, Mehdiyet geldiğinde, Kuran’ın hakikatleri geldiğinde, bilimsel gerçekler geldiğinde siz böyle mi söylersiniz diyor? “Bu bir büyü müdür?” diyor Hz. Musa (a.s), benim anlattıklarım. Tevrat’ın hükümleri bir büyü müdür diyor? “Oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler" diyor. Ama biz kurtuluşa eriyoruz diyor, siz de batıyorsunuz diyor. “Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz?” Bak “siz ikiniz”; Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) bu devire uygulaması. “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek”, Darwinist, materyalist, darwinist ateist düşünceden bizi çevirmek; vahşi kapitalizmden bizi çevirmek, komünizmden, faşizmden bizi çevirmek için mi yeryüzünde çevirmek için mi geldiniz diyor? Ve, yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Yani Mehdilik iddiasıyla mı? Büyüklük iddiasıyla mı geldiniz? “Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" diyorlar.” Yani yalan söylüyorsunuz, biz size inanmıyoruz diyorlar. Bak “yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz?” Yani iddialar hep böyle oluyor. Büyüklük iddiasıyla mı geldiniz? Lider mi olmak istiyorsunuz? Zorun ne falan gibi. İnşaAllah. Mesela Firavun diyor ki... 79 Mehdi (a.s)’ın zuhur tarihidir. Mehdi(a.s)’ın mücadeleye başladığı dönem. "Bana bütün bilgin büyücüleri getirin." Yani bu devrin mesela ateist, darwinist, materyalist bütün bilim adamlarını biz çağırıyoruz. Değil mi? Gelin tartışalım diyoruz. “Büyücüler geldiğinde Musa: "Atacağınız şeyleri atın” dedi.” Yani biz de diyoruz ki, atacağınız şeyleri atın; ne varsa elinizde getirin fosiliniz varsa hatta üstüne bir de para vereceğiz diyoruz. Değil mi? Atın elinizdekileri. “Onlar atınca, Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır.” Biz de diyoruz ki, sizin söyledikleriniz yalandır, tekrarlardan oluşan bir büyüdür. Siz bir pagan dinine mensupsunuz. “Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır.” Çünkü proteinler tesadüfen meydana gelemez. 350 tane, 350 milyon fosil var. Sizin yalan söylediğiniz açık diyoruz. Allah onu geçersiz kılacaktır göreceksiniz diyoruz. “Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez." Bozgunculuk çıkarttılar dünyada, terör, anarşi çıkarttılar. Komünizmi, faşizmi getirdiler. 350 milyon insanın katline sebep oldular. “Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez." İşleri düzelmedi ve ekonomik yöndende çöktüler. Perişan oldular, mutsuz oldular, neşesiz oldular. Allah kalplerinden sevinci, neşeyi, aşkı, tutkuyu aldı. “Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.” Yani Mehdi (a.s)’ı getirecek, İslam’ı dünyaya hakim edecektir. İnşaAllah. “Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı.” Bakın tam Mehdiyet işte. Firavun ve önde gelen çevresi, mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü ve onların elemanları. Ve onların meydana getirdiği, etkilediği kişiler. Bunların, “kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla” yani öldürür, asar, keser, iftira eder. Gazetesinde rezil edebillir, güya rezil eder. Rezil eder demeyeyim de Allah affetsin, yani işte iftira eder, zor durumda bırakır düşüncesiyle. “Sadece gençlerden” diyor, bir küçük grup Hz. Musa (a.s)’a tabi oluyor. Mehdi (a.s)’da nasıl oluyor? Mehdi (a.s)’da yine insanların öyle bir durumda, zor da kalacaklarını anlıyoruz ki, bir avuç gencin dışında aynı bu olaydaki gibi Mehdi (a.s)’a tabi olan olmayacak. Bakın “kendi kavminin gençlerinden başka” diyor kimse ona tabi olmadı diyor. Mehdi (a.s)’a da aynı şey. Ashab-ı Kehf’e de aynı şey oluyor değil mi? Çok az bir grup. Ailelerinin yanından kaçıyorlar, ayrılıyorlar, hicret ediyorlar. Bir yere sığınıyorlar. Mehdi (a.s)’a ne yapacaklar? Ailelerinin yanından kaçıp, kurtulup Mehdi (a.s)’ın yanına sığınacaklar. Hz. Musa (a.s)’a nasıl oluyor? Ailelerinin yanından kaçıp, zürriyet gençler geliyor sadece. Ailesi gelmiyor, anası babası gelmiyor. Gençler geliyorlar sadece. Ve az bir genç topluluğu. Neden? Toplum baskısından. O devrin, Darwinist, materyalist, ateist düşüncesinden; o devrin kapitalist kafasından, o devrin çıkarcı, kokoş mantığından. O devrin, putperest inançlarından ve birçok sapkın düşünceden dolayı insanlar korkup gelemiyorlar. Bu devrimizde de aynı şeylerle karşılaşıyoruz. Toplum kınar, basın kınar işte gazeteciler dedikodu çıkartır. İşte sevgilim beni terk eder diyor, nişanlısı oluyor mesele. Veyahut sözlüsü, nişanı atar diyor. Beni işimden atarlar diyor. Okulum yarım kalır, sınıftaki okuldaki karizmam bozulur diyor. Değil mi? Diyor da, diyor yani. Önü sonu yok. O yüzden çok az bir insan aktif olarak canlı mücadelenin içine girebiliyor. Çekiniyor insanlar. Yapanlara da diyorlar, ya sen deli misin sen? Ne alaka? Diyanet İşleri Başkanlığı bu işi yapar diyor. Senin ortaya çıkman, son derece boş bir şey diyor. Çok yanlış bir hareket diyor. Sen nereden çıkarıyorsun bunu diyor? Değil mi Diyanet İşleri Başkanlığı, tebliğ yapılacaksa onlar yapar diyor. Sen okuluna git, işine git, ondan sonra evlen çoluğuna çocuğuna karış diyor. Yani öyle bir konu yok. Senin üstüne bir farziyet yok diyor. Halbuki, her Müslümanın üzerine, emri bil maruf ve nehyi anil münker farzdır. Allah’ın dinini tebliğ etmek farzdır. Dili dönen, konuşabilen, aklı yerinde olan herkes bunu yapmakla mükelleftir. Diyanet İşleri Başkanlığı bunu yapacak, siz de susacaksınız demiyor ki Kuran’da Allah. Diyanet İşleri Başkanı ayrı bir nimettir, bir güzelliktir. Bir hizmet grubudur. Ama, onun sevabını kendileri alır onlar. Oradaki çalışan kişiler alır sevabını. Onların sevabı sana gelmez. İnşaAllah. Ahirette biz Diyanet İşleri Başkanı yapıyordu mu diyeceğiz YaRabbi, onlar bu görevi yaptılar. Biz yapmaya gerek duymadık. Camiye gider, amcalar namaz kılar bizler de namaz kılmaya gerek duymadık. Halk diyeceğiz oruç tuttu, biz gerek duymadık. Hacılar Hacca gittiler, biz gerek duymadık. Olur mu böyle şey? İbadetler herkesi kapsayan bir farzdır. Şeytandan Allah’a sığınırım “Musa dedi ki: "Ey kavmim, eğer siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O'na tevekkül edin." Allah’a tevekkül edin diyor. Yani, vesveseler, korkular, gerilimler, işte yarın ne yiyeceğim? Aç mı kalacağım? Okuldan atarlar mı? İşten mi atarlar? İşte, nişanlım beni terk eder mi? Boşanır mıyım? İşte hastalanır mıyım? Bunu Allah haram kılmıştır. Yani bundan dolayı vesvese ve acı çekmeyi haram kılmıştır. Tevekkül edeceğiz. Allah’a bırakacağız. Çünkü hepsini Allah yaratır. Yani sen korksan da onu yapar Allah, korkmasanda onu yapar. Acı çeksen de yapar, çekmesen de yapar. Yani olacak olan iş zaten olur. Değil mi? Bir de ne biliyorsun aleyhinde olacağını? Mutlaka lehine olur. Mutlaka, her şeyde bir hayır vardır. Bir de, yani her şeyin senin nefsinin aleyhinde olacağını zannediyorsun. İnsanın nefsinin hoşuna gideceği şekilde de yaratır Allah istese. Nefsin hoşuna gitmeyeceği şekilde de yaratabilir. Şeytandan Allah’a sığınırım “Dediler ki: "Biz Allah'a tevekkül ettik;” MaşaAllah ne güzel. “Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir fitne (konusu) kılma." Yani zulmeden kavmi bize musallat etme Ya Rabbi diyorlar. Biz de diyoruz Allah zalimlerden bizleri korusun. Deccalin şerrinden bizleri korusun, kötülüklerinden. "Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar." 86. Ayet. Bak 86’da kurtuluş dileniyor. 1986’ya bakıyor ayet. Demek ki 86’da bir saldırı var. Bir şey var. "Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar." Kurtarmak için, ne demek ki insan bir yerde sıkışırsa o zaman kurtuluş ister değil mi. 86’da kurtarma isteniyor. “Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." Müslümanlar küçük küçük kendilerine evler açsınlar diyor. Orada bir arada toplansınlar, oralarda namaz kılsınlar, o evleri mescit edinsinler. Değil mi? Allah’a hizmet etsinler diyor. Bir nur çerağ olsun o evler diyor. Allah’ın dinini tebliğ ettiğiniz yerler olsun.
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun maşaAllah Hocam 3 saattir irşad ediyorsunuz Hocam, Allah razı olsun inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah anlatıyor, bizleri vesile ediyor inşaAllah. Biz de dinliyoruz, ben de dinliyorum, Allah’ın anlattığını ben de dinliyorum. Allah beni vesile ediyor, ağzımı vesile ediyor, dilimi vesile ediyor.
ADNAN OKTAR: Her konuşmayı Allah yaratır. Kulun öyle bir gücü yoktur.
ALTUĞ BERKER: Sizi vesile ediyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...