SUNUCU 1: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz, her akşam olduğu gibi bu akşam da sizlerle birlikteyiz. Hocam nasıl başlamak istersiniz, sorularımızla mı yoksa sizin anlatmak istediklerinizle mi?
ADNAN OKTAR: Ben güzel bir şeyler anlatayım, inşaAllah. Müsaade ederse tabii Tarkan Hocam da inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama herhalde Sevgi’nin de bize soruları olacak sonra anladığım kadarıyla.
SUNUCU 2: Evet var sorayım istiyorsanız. İzmir’den Dilara Kalyon Hanım sormuş: “Hocam sizi dinlemek izlemek ne güzel bir nimet ve zevk maşaAllah. Hocam ekonomik kriz dediğiniz gibi hala sürüyor. Yunanistan ekonomisi çökmüş durumda, en son emekli maaşları donduruldu. Kamu çalışanlarının maaşlarında kesintiye gidildi. Ve ülke acilen Avrupa Birliği’nden yardım bekliyor. Hocam siz Yunanistan’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz inşaAllah” demişler kendileri.
ADNAN OKTAR: İki sene önce ben bunu söyledim. Sevgisizlik, egoistlik, bencillik öyle şakaya gelir bir olay değildir yani insanın ruhundan sevgi, şefkat, merhamet, dostluk hisleri alındığında insan robota dönüşür. Yani fizik gücünü kaybeder, kaybedince bu sosyal olaylara da, ekonomiye de yansır adam üretim yapmak istemez, fabrikada gidip çalışmak istemez. İş yeri açmak istemez. Gücü kırılır yani bir anlamda insanlıktan çıkar, bu oluşmuştur. Yunanlıların ruhunu aldılar adeta, felç ettiler, böyle bu konuların eğlenceye gelmediğini Allah gösterdi. Eğlence konusu olmadığını ve Avrupa Birliği’nin kucağına yattılar şu an, “bizi kurtarın” diyorlar. Avrupa Birliği zaten ölmüş durumda, zaten sürünüyor, onların onları kurtaracak hali yok, bu daha da feci olaylara sebep olacak yani bir tek bununla da kalmıyor. İspanya da çökecek, onun arkasından İtalya da çökecek, Fransa da çökecek. Yani sevgisizliğin, egoistliğin, bencilliğin ne demek olduğunu dünya tadacak. Çünkü o zaman sanatçı sanat yapmak istemiyor, öğrenci okulda okumak istemiyor, herkes bedavacı, televoleci olmak istiyor, televole kültürü yayılıyor. Mesela İtalyan kızlar işte iyi giyinsin, süslensin püslensin, sokağa çıksın, koca arasın veyahut işte başka türlü yollar arasın, İtalyan delikanlılar da öyle, mesela Yunanlılar da öyle; adamlar süslenip püslenip sokağa çıkıyorlar. Yani ne bir bilimde, ne kültürde, ne sanatta, ne teknolojide bir ilerleme olmuyor. Adamlar o konulardan tamamen vazgeçmiş durumdalar, soru sorduğunda, tarihi bir olay sorduğunda kesinlikle bilmiyorlar. Bilimle ilgili, sanatla ilgili bir soru sorulduğunda hiçbir şey bilmiyorlar yani zır cahil bir kitle oluşmaya başladı. Ama internette dedikoduyu çok iyi biliyorlar, laf sokmak, demagoji yapmak, kavga yapmak, milletle sürtüşmek, fitne, fücur bunları çok iyi biliyorlar, böyle bir yapı gelişince dünyada ciddi bir çöküntü meydana gelmeye başladı. Dolayısıyla kurtuluş gene Türk İslam Birliği’ndedir. Yani dünyanın ruhu alındı, Darwinist-materyalist sistemden dünyanın ruhu alındı. Biz anlattık, Darwinizm büyük bir tehlikedir dedik. “Ne olur ki” falan dediler, işte böyle oluyor. İnsanı öldürüyor, manen öldürüyor. Ekonomiyi de batırıyor, hayatın bir anlamı kalmıyor, neşeyi alıyor, sevinci alıyor, mutluluğu alıyor. İnsanlar birbirinin yüzüne bakamayacak hale geldiler. Değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet Hocam, “bu haliyle bizim Avrupa Birliği’ne girmemiz bize bir fayda olmaz” demiştiniz önceden inşaAllah. Türk İslam Birliği’nin öncüsü olarak Türkiye, Avrupa Birliği’ne fayda getirecek ve çözüme de Türkiye vesile olacak diye söylemiştiniz Hocam. Nitekim de olaylar o şekilde gelişiyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye girmiş olsaydı, Allah esirgesin, belki de Yunanistan’ın konumuna gelecektik. Türkiye, oradan buradan para isteyen bir ülke olmaz hiçbir zaman için. Türkiye güç sahibidir, yardım edendir, destek olandır.
TARKAN YAVAŞ: Hatta Yunanistan şu anda Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini, ılımlı ilişkilerini taklit ederek yani öyle yaparak bu zor durumdan kurtulmaya çalışıyormuş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yine olmaz. Bunun kökeninde iman olması lazım. Allah sevgisi, Allah korkusu olması lazım. Allah sevgisi, Allah korkusu gitti mi insanlığın mutluluk gücü de gidiyor. Heyecan gücü de gidiyor.
SUNUCU 1: “Selamlar ben Mersin’den Vakkas Güneş” demiş. “Hocam size bir şey söylemek istiyorum, affınıza sığınarak. Hocam size o kadar alışmıştık ki sizin sohbetinizi dinlemeden uyuyamıyordum” diyor kendileri. “Sizin sohbetinizi dinlemek için bilgisayar almak gerekiyor. Bilgisayarı aldık diyelim, ya sonrası? İnternet parası ve telefon parası derken her ay 100 lira oluyor. Bu maliyetli iş bazı Müslüman kardeşlerimize ağır geliyor ve sizin sohbetlerinizi dinleyemiyorlar. Ve sizden mahrum kalıyorlar. Saygılarımla, Allah’a emanet olun” demişler.
ADNAN OKTAR: Yani çözüm, televizyon programlarının devam etmesi, değil mi? Ben onu anladım. İnşaAllah gücümüz yettiği kadar yapmaya çalışacağız, yani zaten ben durumdan memnun değilim. Ne iyi oluyor demiyorum, vargücümüzle gayret ediyoruz. Televizyon programlarının gelişmesine hatta birkaç kanalda aynı anda yayınlanmasına özen gösteriyoruz. Yani istiyoruz bunu, o yönde bir gayretimiz var. Ama onlar da internet konusunda biraz fedakar olacaklar, artık o 100 lirayı bulacak bir şekilde, inşaAllah çalışacak, gayret edecek. Bir kere herkesin bir tane bilgisayarı olsun.
SUNUCU 2: Artık her evde olması lazım. Okul, iş yani.
ADNAN OKTAR: O şart, yani Dabbe-tül arz’ın girmediği hiçbir ev kalmıyor, hadiste bu belirtilmiş, o Dabbe-tül arz’dır, Kuran’a, İslam’a hizmet için Allah’ın meydana getirdiği bir vesiledir. İnternet Mehdi (a.s.) için, Hz. Mesih (a.s.) için hazırlanmıştır. Mehdi (a.s.)’a ve Mesih (a.s.)’a yardımcı olmak istiyorlarsa mutlaka onların o kılıcıyla bağlantı kurmaları lazım. Mehdiyetin ve Mesihiyetin kılıcı internettir. Dolayısıyla yani o kadarlık hizmet güçleri olacak. Zaten internete girmeyen bir insan genel kültür yönünden de o kadar gelişmesi mümkün olmaz. Kitap da alamayacaktır, kitap da çok pahalı. Ama internetten bütün kitapları ücretsiz indirebiliyor. Benim bütün kitaplarımı indirebilir. Değil mi? Bizim televizyonda anlattığımız konular sınırlı oluyor. Ama istediği kadar çok fazla kitap indirebilirler. O yüzden o 100 lirayı mutlaka bulacak. Allah’ın izniyle dua edecek Allah’a, sebebe sarılacak, gayret edecek o 100 lirayı bulacağız.
SUNUCU 1: Hocam hazır internet demişken, ben de internet sitelerini vereyim buradan; harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv sitemizden de takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah ve her gün, inşaAllah. Gece sohbetlerimiz var, değil mi gece 24:00’ten sonra bazen yarım saat, bazen 1 saat oluyor, bazen 2 saat oluyor. Efendim Sevgi’nin bir özelliği var, Azeri. Azeriler benim aslanlarımdır, koçyiğitlerimdir, şu an onlar da bizleri izliyor, Azerbaycan.
SUNUCU 1: Azerbaycan’dan soru vardı hatta.
ADNAN OKTAR: Hadi sor bakalım.
SUNUCU 2: “Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde buyurur; ‘güneşin battığı yerden çıkmadıkça kıyamet kopmaz’. Hocam bu hadis İslam’ın Türkiye’de batmasına ve Türkiye’de çıkmasına işaret olabilir mi? Yani Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’dan çıkması hakkında. Hocam Allah sizden razı olsun, sizi Azerbaycan’da çok sevirler”. Bunu Azerice yazmış kendileri. “Her gün sizi izleyirik ve sizin eserlerden faydalanirik ve yaymaya gayret edirik” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah onlar benim koçyiğitlerim, aslanlarım. Türk İslam Birliği’nde ilk ülkedir Allah’ın izniyle. Gönüllerde birleştik, adı konmadı. Mesela bak orayla vize ve pasaport kalkmış olsa gerçek anlamda birleşme olmuş olur. Çünkü gönül birleşmesi de oldu. Diğer yerlerde de gönül birleşmesi çok önemlidir ama bunu sağlayacak olan Mehdi (a.s.)’dır işte. Yani o aşkı, o tutkuyu Mehdi (a.s.) verecektir inşaAllah.
Yalnız tabii internete girdiğinde, internetin faydası da var zararları da var, buna da çok dikkat etmek lazım. İnternet aynı zamanda kavga yapmak isteyen, öfkesini tatmin etmek isteyenlerin de yeridir. Yani dedikodu yapmak isteyenlerin. Dedikodu bir içgüdüdür. Yani Kuran’da Cenab-ı Allah’ın yasakladığı hükümler vardır. Şunları şunları şunları yapmayın der Allah. Bu, insanlarda şeytani bir istektir. Yani birçok ahlaksızlığı Allah yapmayın der. Dedikodu yapmayın, bölünmeyin, milletle uğraşmayın, iftira atmayın değil mi? Dürüst olun, yalan söylemeyin der Cenab-ı Allah. Şimdi yalan söylemek insanlarda bir içgüdü, dürtüdür, adam yalan söylemeden duramaz birçok insan.
SUNUCU 2: O da bir hastalık.
ADNAN OKTAR: Hastalık tabii, mesela iftira atmadan duramaz, hastalıktır. Gıybet etmeden duramaz. İlla ki dedikodu yapacak. İlla ki kavga edecek. Kavga etmeyince rahatlamaz, deşarj olmaz. Onun için hemen internete koşar. Ve bakıyoruz mesela internete blog siteler var falan. Acaba bir sevgi, şefkat, merhamet var mı diye bakıyorum arada sırada. Bol bol kavga var. O ona, o ona, o ona, o ona veyahut direk saldırı şeklinde. Çok nadir sevgiden ve şefkatten bahseden, affedicilikten, hürmetten bahseden yerler görüyoruz. Bol bol yalanların söylendiği yerler değil mi?
Bir de o sözü geçmişken, iddia edilen Ergenekon Örgütü daha önce dedi ki; -iddianamede var bu, kendi iddianamelerinde var- “Müslümanlara karşı Müslüman gibi görünen internet siteleri kurarak mücadele edelim” diyorlar adamlar bak, “Müslüman gibi görünen internet siteleri kuralım”. Kardeşim bu olur mu acaba dedik, yani hakikaten böyle sözlü olarak var, pratikte var mı acaba dedik. Hakikaten varmış. Adam hakikaten Müslüman internet sitesi kurmuş ve Müslümanlara saldırmak için onu kullanıyor. Allah adına, Allah’ın adını anarak münafıkane bir saldırı sistemi kurmuş. Hatta adam şeytan maskesi kullanıyor amblem olarak. Birkaç tane değiştirmiş, şeytan maskesi kullanıyor. Müslümanlık adına Müslümanlara iftira ediyor, saldırıyor, yalan söylüyor bir şeyler yapıyor, kendince mücadele edeceğini zannediyor. Ahmak, halbuki Müslümanları daha da güçlendirmiş oluyor, mesela benim cinlerle ilgili konuşmalarımı bir araya almış, güya benim aleyhimde olacak, mükemmel bir yazı hazırlamış yani program hazırlamış. Yani benim -söylemeyeyim ama neyse söyleyeyim ağzımızdan çıktı bir kere- mükemmel propagandamızı yapıyor, mükemmel. Ve çok aydınlatıcı güya aleyhte yazmış. Yani Allah aklını almış, ahmak, hizmet ediyor haberi yok. Muazzam hizmet ediyor.
TARKAN YAVAŞ: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Bu Ergenekon’da da dediğiniz gibi size ve sizin eserlerinizden faydalanılarak hazırlanan sitelere saldırmak, sözde işte onlara birtakım iftiralar atmak için siteler kuran kişi de tutuklu şu anda, bu tip kişiler de var. Sizin sitenizin ismini özellikle geçirerek sırf bunun için iş edinmiş insanlar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tutuklu olmayanlar şu an asıl dışarıda, tutuklu olmayanlar çok önemli, evet. Bu arada da tabii faaliyetler, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bize karşı faaliyetleri de yoğunlaştı bu aralar değil mi? Yani mesela gerçekten var olan bir belgenin, var olan bir belgenin sahte olduğuna dair rapor almışlar ama halisane, belge gerçek. Çünkü mesela o belgeyle o arkadaş 15 gün izinli sayılmış. 15 gün izinli sayılmış o belgeyle. Kardeşim resmi daire 15 gün niye izin verdi peki o zaman? Yani o belge geçerli değilmiş de, değil mi? Yani sahte belgeden devlet izin verir mi? Bir kere buradan yalan olduğu belli yani buradaki şeyin bakın, gerçek belgeye sahte raporu almışlar. Sırf aleyhimize bir şey meydana getirebilmek için, sistem meydana getirmek için.
TARKAN YAVAŞ: Daha sonra da o belgeyi okuyup teyit etmiş, evet doğru verdiğiniz şeyi.
ADNAN OKTAR: Bak onu da unutuyorlar. Kendi kurumu teyit ediyor, “bu belge gerçektir” diyor, teyit ediyor. Onun belgesi de var bizde. Bunu sağlamaya çalışan iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi sahtekar da gitmiş, ilgili kurumları tek tek gezmiş “ben avukatım” diye, arkadaşımızın adına belgeleri kontrol etmiş, değil mi? Takip ediyor ve bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün mensubu adam, yani biliniyor ve bak bu adamın aracılığıyla sağlam belgeye sahte raporu alınmış. Tabii biz bunu, yeri yerinden oynatacağız. Bu avanak zannediyor kendince çok muazzam bir icraat yaptı. Rezil rüsvay edeceğiz kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde. Bütün Türkiye’yi ayağa kaldıracağız Allah’ın izniyle. Çok büyük bir olay. Şu pervasızlığa bak sen. Değil mi? Apaçık gerçek rapora sahte dedi. Bir de böyle ipsiz, sapsız mantıklarla gerçek raporu sahteye çevirmeye kalkmışlar. Çok acayip bir olay. O zaman adama demezler mi 15 gün nasıl izin vermişsin sen? Niye izin verdin, değil mi? Demek ki gerçek. Arkasından da “belge gerçek” dediğini unutmuşsun. Daha önce verdiğin yazıyı da unutmuşsun. Ondan da haberi yok, daha önce verdiği yazıdan da haberi yok. O angut da gitmiş oraya, kendince halledeceğini zannediyor. Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü elemanlarının kafa hiç çalışmıyor. Bunlar kaz gibiler yani Allah’ın hikmeti. Allah akıllarını almış yani. Değil mi? Kafasını örteyim derken sırtı açılıyor, sırtını örteyim derken kafası açılıyor. Tam çizmiş vaziyetteler.
TARKAN YAVAŞ: O gerekçeler de hiçbir maddeye uymayan, hiçbir delil teşkil etmeyen gerekçelerle dediğiniz gibi bunu yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Şahitleri susturmaya çalışıyorlar, onu susturmaya çalışırken yeni suç işliyorlar. Yani tam bir psikopat ve akılsız mantık içerisindeler. Aslında iddia edilen Ergenekon Örgütü ne kadar böyle kemik kafalı adam varsa bir araya toplanmışlar. Nerede odun kafalı, böyle tahta kafalı adamlar varsa bir aradalar. Beton kafa yani. Akılsız oldukları için de sürekli Allah ayaklarını dolandırıyor. Biraz kafaları çalışsa bu duruma düşmezler aslında, kafa hiç çalışmıyor.
TARKAN YAVAŞ: Dediğiniz gibi Hocam, bir şey söylüyorlar, çok kısa süre sonra yalanları ortaya çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Acayip avanaklar. Nerede avanak varsa bir araya toplanmışlar.
Bu aralar İran ve İsrail arasında böyle bir el altında, zemin dibinde bir gerilim var. Şimdi İsrailli arkadaşlarımız, kardeşlerimizle de biz görüştük, konuştuk. İranlılarla da görüştüm. Bir kere İran ile İsrail’in savaşacaklarına dair düşünce özel olarak körüklenen bir düşünce. Böyle bir şey mümkün değil. Yani mümkün değil. Özel bir provokasyon olmuş olsa dahi Türkiye burada baş ülkedir. Yani “ne oluyor?” konumundadır. “Ne oluyor?” diyecektir. Öyle bir şey olmaz. İkincisi; İran’ın İsrail’e atom bombası atması, bu imkansız üstü imkansız çünkü İsrail’de çok fazla Müslüman var. Yani sırf o Müslümanları düşünerek öyle bir şey yapamazlar; bir. Çok fazla Hıristiyan var. Onları düşünerek böyle bir şey yapamazlar; iki. Çocuklar ve kadınlar var Musevi. Bunları düşünerek öyle bir şey yapamazlar. Çok fazla dindar Musevi var. Bunları düşünerek bir şey yapamazlar. Deseler ki işte “üç-beş tane veyahut yüz-iki yüz tane ateist gözü dönmüş, azgın kişi var İsrail’de, Musevi kökenli” deseler. “Biz bunları cezalandırmak istiyoruz”. Ee? Bütün İsrail’i haritadan silerek. Kuran’da var mı? İslam’da var mı? Hangi dönemde var? Böyle bir şeyin olması mümkün değil. Çok büyük haramdır. Hiçbir İslam ülkesi, hiçbir Müslüman böyle bir şey yapmaz. Dolayısıyla İran’ın da böyle bir şey yapması mümkün değildir. Özellikle Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Kudüs-ü Şerif, oraya atom bombası atmak yani Allah insanın kolunu kırar yani, boynunu kırar. Böyle bir şeyin tahayyülü bile mümkün değil, tahayyülü bile mümkün değil. Böyle bir şey olmaz. Hiçbir zaman için olmaz.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah Hocam. Siz bu konuda açıklama yapmıştınız. Nükleer silah kullanmanın, atom bombası kullanmanın haram olduğunu söylediniz. Hemen akabinde dediğiniz gibi İran’ın en yüksek derece insanları, Ahmedinejad bunu teyid ettiler sizin söyledikleriniz gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onu açıklasınlar dedim, ondan sonra açıkladılar. Yine uyardık, yine açıkladılar inşaAllah. Ama bu böyle olmaz. Aslında İran yönetiminin üst düzeyinden, yine İsrail’in yönetiminin üst düzeyinden bazı kişileri bir araya getirip bunun mümkün olmadığını bir daha teyiden konuşmakta fayda var çünkü gereksiz bir gerilim ve tedirginlik var. Sanki hakikaten bir şey olacakmış gibi bir ruh hali içindeler. Halbuki böyle bir şeyin olması imkansız. Üç-beş kişinin bu tip sözleri oluyor ama İran koskoca ülke, Türkiye koskoca ülke. Başıboş değil ayrıca Ortadoğu, yani öyle başıboş bir alan değil. Bir de İsrail’deki Müslüman kardeşlerimiz, Hıristiyanlar, Museviler hepsi Allah’ın kulları. Onların biz kılına, tüyüne zarar getirtmeyiz. Daha önce de söyledim, bunu yapanın gök kubbeyi başına yıkarım, yıkarız yani inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Basın toplantısında bunu söylemiştiniz Hocam maşaAllah. Bütün internet sitelerinde, gazetelerde haber olmuştu.
ADNAN OKTAR: Bunun altını çizerek bir daha söylüyorum. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Bakın diyorum orada, İsrail’de Müslüman kardeşlerimizin, Musevi kardeşlerimizin, Hıristiyan kardeşlerimizin kılına birisi dokunursa gök kubbeyi başlarına yıkarız. Orası huzur, barış ve kardeşlik içinde yaşanacak bir ülkedir ve bundan sonra zaten savaş yok. Ben bunu söyledim. Bundan sonra 70 yıllık bir dönem var zaten. İslam’ın hakim olacağı bir dönemdir. Türk İslam Birliği’nin oluşacağı bir dönemdir. İsrail, Türk İslam Birliği’nin huzurlu yapısı içerisinde mutlu olacak bir ülkedir. Alabildiğine özgür olacaktır, alabildiğine mutlu olacaktır. Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini yeniden yapacağız inşaAllah. Hz. İbrahim (a.s.)’ın mezarının yanında yine mescit kuracağız inşaAllah. Diğer Peygamberlerin mezarlarının yanında yine mescitler kuracağız. Türk İslam Birliği buram buram inşaAllah oraya hakim olacak. Osmanlı’nın sıcak sanatı, o sıcak kültürü hakim olacak. Mutluluk içinde yaşayacaklar. Hadis-i şeriflere göre Mesih (a.s.) -İsa Mesih (a.s.) ve Mehdi (a.s.) asla kan akıtmayacaktır. Tevrat’a göre de, Tevrat’ın tarif ettiği Mesih (a.s.) ile Mehdi (a.s.) aynıdır. Kral Mesih (a.s.) ile Mehdi (a.s.) aynıdır. Kral Mesih (a.s.)’ın konumunu Tevrat çok detaylı anlatıyor. Hiçbir şekilde kan dökmeyecektir. Hatta diyor; “okları, yayları eritip saban demiri yapacaktır”. Yani tarımda kullanacaktır diyor. Dolayısıyla damla kan akıtılmayacağı belirtilmiştir. Kastedilen Ahir zaman da gelmiştir.
TARKAN YAVAŞ: Bu Hıristiyanların da Hocam bir yanılgısı vardı. Onlar da kendilerince İncil’e göre İslam Birliği’ni haşa deccal birliği gibi görüyorlar. Büyük savaşlar, kıyımlar olacağını söylüyorlardı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim kan dökmenin meraklısı o kadar çok ki. Mesela bizim Müslüman bildiğimiz kardeşlerimiz de diyor, hatta Cübbeli de diyor değil mi? “Öyle bir kan akacak ki” diyor, “öyle bir ceset dağı oluşacak ki” diyor, yani insanlar böyle balık istifi gibi dolacaklarmış. Ceset, insan cesedi. Kuş, o cesetlerinin üzerinde uçmaya başlayacakmış, güvercin. Hayvan hayatını kaybediyor artık yani uça, uça, uça. Mesela bazen kuşlar 3000 kilometre falan uçabiliyorlar değil mi? 3000 kilometre uçuyor fakat ceset bitmiyor. Yani böyle balık istifi gibi. Bu ne kan arzusudur, bu ne ceset arzusudur? Ve bu ne ölü arzusudur? Bu ne kadar acayip bir düşünce bu? Böyle bir şey yok. Hadislerde bilakis Mehdi (a.s.)’ın yani Kral Mesih (a.s.)’ın hiçbir şekilde kan dökmeyeceği uzun uzun anlatılmıştır. Mesela diyor ki Yeremya’da; “akıllı davranacak” diyor (23:5). “(Mehdi) Süleyman'dan bile daha akıllı olacak” diyor. Tabii o Tevrat inancına göre ve bu şekilde inanıyorlar. “(Mehdi dönemi) iyilik ve akılla egemen olacak”. “(Mehdi) sonsuza dek sevgi gösterir”. “(Mehdi) uluslara barışı duyuracak” yani Mesih (a.s.) bakın, Mesih (a.s.) yani Kral Mesih (a.s.) yani Mehdi (a.s.) “uluslara barışı duyuracak”. Yani kan dökülmeyecek diyecek, savaş olmayacak diyecek, Zekeriya bölümü 9:10. “Onun”, Kral Mesih (a.s.)’ın yani Mehdi (a.s.)’ın, “doğruluğu ve onun getirdiği kerametler, bütün insanların onunla barış yapmalarına sebep olacak” (Maimonides, Mişna Tefsiri, Sanhedrin 10:1). “(Mehdi, Kral Mesih) zamanında savaşlar olmayacak ve bir millet diğer bir millete kılıç kaldırmayacak” (Mişna Tefsiri, Sanhedrin 10:1). “Mesih Mehdi (a.s.) fevkalade dindarlığı nedeniyle” diyor. Fevkalade dindar olduğu belirtiliyor. “Rab'bin ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu (Mesih Mehdi’nin) üzerinde olacak” diyor (Yeşaya, 11:2). Bak; “Rab'bin ruhu”, Allah’ın ruhu, “bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu (Mehdi Mesih’in) üzerinde olacak”. “İşte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum!” diyor Tevrat’ta Mehdi (a.s.) için. Bak, “işte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum! Ruhum'u onun üzerine koydum”. Mehdi Mesih’in üzerine koydum diyor. Cenab-ı Allah’ın izahı olarak, hükmü olarak belirtilmiş Tevrat’ta.
TARKAN YAVAŞ: Museviler bunu bilmiyorlardı Hocam. Siz vesile oldunuz Tevrat’ta geçen Kral Mesih (a.s.)’ın Mehdi (a.s.) olduğuna inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet bak, “güçlü bir kral (Mesih Mehdi) çıkaracağım, soyunu ışık olarak sürdüreceğim”. Yani burada tabii Hz. İbrahim (a.s.) soyu. “Rab, Mehdi Mesih’e kuvvet verecek ve Mehdi’nin kuvvetini yükseltecektir” (1. Samuel, 2:10). “Yönetim onun omuzlarında, Mesih Mehdi’nin omuzlarında olacaktır” (Yeşaya 9:6). “Mehdi Mesih kurtarıcıdır” (Zekeriya 9:9). “Şöyle yazılmıştır: Sen Mesih Mehdi belalarla sarsılmış olanları kurtaracaksın”. Bakın “belalarla sarsılmış olanları kurtaracaksın” (Talmut 98:A). “Dünyaya ağzının değneğiyle vuracak” yani konuşarak etkili olacak diyor. Yani silahla değil. Tabancayla, tüfekle değil. Ağzıyla. ”Ve kötüyü, dudaklarının soluğuyla öldürecek”, kötülüğü konuşarak yok edecek diyor (Yeşaya 11:4). “Onun adı harika öğütçü olacak”, yani çok güzel öğüt veren kişi olacak (Yeşaya 9:6). “Adaleti uluslara ulaştıracak” (Yeşaya 42:1). “Adaleti sadakatle ulaştıracak. Yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek”. Yani o kadar şevkli ve kararlı olacak ki, insanlar diyecekler ki; “sen boş yere uğraşıyorsun. Bu kadar insan mümkün mü? Olur mu?” diyecek. Ama bak diyor ki Tevrat’ta; “yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek” (Yeşaya 42:4). “Doğudan adaleti harekete geçiren, hizmete koşan kim? Ulusları önüne katıyor, krallara baş eğdiriyor?” Mesih Mehdi için, Tevrat’ta bu şekilde söyleniyor (Yeşaya, 41:2). Bak “doğudan adaleti harekete geçiren”; doğu; Türkiye tarafı işte. “Hizmete koşan kim? Ulusları önüne katıyor, krallara baş eğdiriyor”. Ama sevgiyle, bilimle. “Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin” diyor Mesih Mehdi için (Mezmurlar, 45:7). “Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek”, ezilenleri, fakirleri, zorda olanları, herkesi kurtaracak diyor (Yeşaya 11:4). “Ülkede adil ve doğru olanı yapacak” (Yeramya, 33:15). “Doğru olanı yapmakta tez davranacak” (16:5), çabuk davranacak. “(Mehdi) doğrulukla krallık yapacak” (Yeşaya, 32:1). “Salih ve dürüst (Mehdi) Mesih tarafından yönetilecek” diyor dünya, (Sanhedrin, 10:1). Yani anlatsak, tabii sabaha kadar anlatırız çok fazla. Tevrat’ta çok fazladır Mesih Mehdi’yle ilgili izah, anlatımlar. Onun için Musevilerin bu konudaki tedirginliği yersizdir. Mehdi devrindeyiz. Bu, bir duygusal açıklama değildir. Bu, Tevrat’ın bir hükmüdür benim anlattığım. Kuran’ın bir işaretidir. Çünkü Kuran’a göre Mescid-i Aksa ve Kudüs, Kıyamete kadar sağlamdır. Hiçbir şey olmayacaktır ve Museviler de, Kıyamete kadar yaşayacak bir kavimdir. Yani yok olmayacaklardır. Dolayısıyla böyle bir, yani kitle katliamı tarzında bir olay mevzu bahis değildir. Savaş çığırtkanları yani savaşın planlayanları, savaş müteahhitleri diyelim, bir hazırlık içindeler tabii. Yani İsrail ile İran’ı savaştıracak ki silah satsın. Olay çıksın, yani hatta pansuman bezi satsın, ilaç satsın. Değil mi? Bomba satsın, silah, tüfek, tabanca satsın. Değil mi? Kariyerler, tanklar satsın. Böyle bir olay olmayacak. Bakın Tevrat’ın hükmünü de açıkladım, hadislerin hükmünü de aynı şekilde çok detaylı açıklanıyor. Mehdi zamanında kan akıtılmayacağı, uyuyan kişinin dahi uyandırılmayacağı ve adaletin tam sağlanacağı ve savaşların olmayacağı, bu çok önemlidir.
TARKAN YAVAŞ: Hz. Mehdi (a.s), her bu savaş çabasına girdiklerinde Allah’ın izniyle söndürüyor onların o çabasını, o alevlenmeyi olduğu yerde bastırıyor, söndürüyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet.
SUNUCU 2: Benim bir sorum olacaktı. Sorayım mı Hocam onu?
ADNAN OKTAR: Sor.
SUNUCU 2: Edirne’den Ahmet Genç arkadaşımız sormuş; “Sayın Adnan Hocam’a ve Hocamın öğrencilerine hayırlı akşamlar diliyorum. Basın insanların üzerinde güçlü bir etki oluşturabiliyor. Bunun örnekleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de var. Özellikle bazı köşe yazarları var, beni çok çok rahatsız ediyorlar. Dindar gibi görünüp dindarları bölmeye yönelik alttan alta iftiralar ortaya atıyorlar. Bu tarz erkek yazarlara tepkiliyken, bir de bayan köşe yazarları ortaya çıktı. Fitneci ve İslamiyet’in iyiliğini değil de, kötülüğünü isteyen anlaşılmaz karmakarışık yazılar yazıyorlar. Sayın Hocam, bu tarz dini kullanıp, Müslümanmış gibi görünüp tam ters yönde insanların kafasını karıştıran bu kişilere tepki göstermek için ne yapmamız gerekir? Allah razı olsun” demiş kendileri.
ADNAN OKTAR: Şimdi demin anlattığım konu içerisinde bu da geçiyor, ama tabii ben bunu özellikle daha detaylandırmadım. Şimdi, bir kısım Müslümanlarda, kadın Müslümanlarda, Müslüman yazarlarda da, bazı erkek Müslüman yazarlarda da aşağılık kompleksi ve büyük olma arzusu, bir de diğer insanların içerisinde yer edinebilme, bir imaj kazanabilme arzusu olduğu için -bir kısmı için söylüyorum tabii- züppelik ve bilmişlik, lafazanlık, böyle üst perdeden konuşma ve ukalalık ana tema olarak hakim oluyor. Bu tip kişilerde bakın dikkat ederseniz, yani bir Türk İslam Birliği ideali olmuyor. Yani Türk İslam Birliği oluşsun, İslam dünyaya hakim olsun, Kuran ahlakı dünyaya hakim olsun. Zaten orada adamın öyle bir ne ümidi var, ne amacı var, ne de böyle bir isteği var. Daha ziyade dinsiz olan kesime, Marksist olan kesime yalakalık yapmak, onların beğenisini kazanmak, işte Etiler’de kahvehanelerde oturduğunda biraz adam yerine konulmak veyahut televizyon programına çıktığında adam yerine konulmak için böyle biraz züppe, biraz Darwinist, biraz materyalist, biraz hafif komünist ağzı kokan bir üslupla onlara hem yalakalık hem de böyle şirin görünme politikası içinde oluyorlar. Zaten ne konuştukları da hakikaten anlaşılmıyor. Orada kardeşimin dediği doğru. Yani neyi savunduğunu anlayamıyorsun. Yani zaten züppe yazarların klasik özelliği oluyor o. Yani böyle anlaşılmazlık, asıl hedefi oluyor. Mesela diyor ki, “falanca yazarın mesela bir sözü vardır” diyor, oradan bir giriyor. Diyorsun, adam kimleri biliyor ya. Mesela hiç adı sanı duyulmamış bir yazarın ismiyle geziyor. Demek ki diyorsun adam, bu felsefe kitaplarını yalamış yutmuş. Yani dini konuları tenzih ederim, adamdaki ilme bak ya diyorsun. Arada da bir kaç Fransızca kelime geçiriyor. Yani o züppeliğin ve aşağılık kompleksinin adeta bir laboratuvar yansıması gibi. Farkında değil o. O, muazzam sükse yaptığı kanaatinde. Çok özür dilerim, bazı avanaklar da onu alıyor. O da ona hayran oluyor. Yani işin korkunç yanı o, değil mi? Yani tencere yuvarlanıyor kapağını buluyor adam. Onun alıcıları da var. Yani züppe hayranları da var. Böyle garibanlara, böyle ezik, aşağılık kompleksi içerisinde olanlara söyleyeceğimiz söz şu olabilir; samimi olsunlar. Samimi olacaklar. Samimi olmayan bir söz etkili olmaz. Mesela adam her gün yazıyor, senelerce okusan yani bir milimlik bir bilgi bulamazsın. Neyi savunduğu belli değil. Mesela ben açıkça çıkıyorum ortaya, Türk İslam Birliği’ni savunuyorum, İslam Birliği’nin hakim olmasını istiyorum diyorum. Mesela, televizyon programları oluyor. Geçen günler vardı, yine. Tabii bu cümleden değil. Yani bu anlattığımın dışında, tenzih ederim bu kişileri. Yiğit Bulut’un yine herhalde programıydı. Türkiye’deki konuları işte irdeliyorlar, işliyorlar. Ama mesela Ermeni sorununu işliyor. Getirdiler, bazı şahısları konuşturuyorlar. Ne Allah korkusundan bahsediliyor, ne Allah sevgisinden bahsediliyor, ne kardeşlikten bahsediliyor, ne sevgiden bahsediliyor, ne muhabbetten, ne tutkudan, ne coşkudan hiçbir şeyden bahsedilmiyor. Sen kaç kişiyi öldürdün? Ben kaç kişiyi öldürdüm? İşte bende belgeler var, sende belgeler var. Yani bunlarla eğer ortaya çıkılırsa, bunun sonucunda sadece kavga çıkar ve sevgisizlik çıkar. Yani tomarla belgeler alıp getirip, biz şu kadar adamı işte öldürmedik. Şu kadar şunu öldürdük, bilmem ne falan. Böyle bir mantık olmaz. Yani, bütün meseleler sevgiyle, şefkatle, merhametle, muhabbetle çözülür. Yani insanların en büyük ihtiyacını anlamazdan gelen bir sistem uyguluyorlar. Mesela farzedelim PKK konusunda, taş atan çocukların ailelerini uyarıyorlar. Mesela diyorlar ki, çocuklarınıza sahip çıkın, çocuklarınıza işte akşamları çorba içirin, beraber yemeğinizi yiyin. Mutlu aile içerisinde olur mu bu gibi, değil mi? Çocuklarınızın kulağını niye bükmüyorsunuz? Çocuklar zaten PKK tarafından komünist militan olarak özel olarak yetiştiriliyor. Parti programında var bu. Parti programının bir gereği olarak bu yapılıyor. Marksist, Leninist, Stalinist olarak çocuklar yetiştiriliyor ve eğitimin mühim ayağı çocuklar zaten. Şimdi burada, “anan-baban ilgilenmiyor mu seninle evladım” muhabbeti böyle yani, sanki her şey süt limanmış gibi, espri yaparmış gibi bir şey bu yani değil mi? Yani bir şeyi yok hükmünde saymak, o olayı yok etmez. Bu, çok yanlış bir şey bu.
TARKAN YAVAŞ: Daha da kızdırır demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Yani çok kızdırıcı bir şey. Sanki PKK propagandası yok. Sanki partinin PKK’nın komünist partisinin sistemli bu yönde özel alınmış bir kararı yokmuş gibi özel çalışması yokmuş gibi, evladım ne işiniz var sizin sokakta, hadi bakalım yemek yeme vaktiniz geldi. Babanız, anneniz sizi bekliyor. Gidin dersinize çalışın, öğretmenlerinizin verdiği görevleri yapın. Yani, espri yapar gibi bir şey bu. Yani bilmiyorum ben ne demek istiyor yani böyle. Değil mi? Yani bu bir görmezden gelinir, iki görmezden gelinir. Bu karşılarına öyle bir çığ gibi çıkar ki bu sefer görmezden gelirler ama iş işten geçmiş olur. Bu görmezden gelme politikasının kalkması lazım.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah Hocam. Sizin yaptığınız hizmetler inşaAllah o fikri, o bölgedeki özellikle materyalizme karşı, Darwinizme karşı yaptığınız hizmetler, eserlerinizle oradaki o zihniyeti çürütmeniz son derece etkili olmuştu Hocam inşaAllah. Hala da oluyor. Hatta Abdullah Öcalan bile bunu kendi kitabında zikretmiş. Darwinist ve evrimci olduğunu açıkça yazıp, sizin de bu konuda en etkili karşı propaganda gücü olan, söz gücü olan insan olarak da söylemiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Benim MİT elemanı olduğumu söylüyor. MİT’in beni görevlendirdiğini söylüyor. MİT’in böyle adamları vardır diyor, felsefeci diyor, devleti yönlendirir o diyor. Osmanlı’dan beri gelenektir diyor. Ben MİT’in kapısını bile bilmem. Yani değerli bir kurum, ben saygı duyuyorum da, hakikaten bilmiyorum. Nerede olduğundan bile haberim yok yani inşaAllah. Hayır, olsa da iftihar ederim ayrıca. Öyle bir konu da yok. Öyle bir şeyden, değil mi rahatsız olunacak bir yönüm yok inşaAllah. Yani maaliftihar kabul ederim. Fakat yok öyle bir şey. Fakat diyor; devleti böyle din adamları yönlendiriyor diyor. Yani felsefeci yönü ağır basan kişiler diyor, devlete fikir verir ve onları yönlendirirler diyor. Bize karşı yapılan hareketin kökeninde de diyor, böyle kişiler var diyor. Yani Adnan Hoca gibi insanlar var diyor. Dolayısıyla demek ki rahatsız olmuş bizim anti-komünist propagandamızdan, anti-Darwinist çalışmalarımızdan rahatsız olmuş. Olay bunu gösteriyor.
TARKAN YAVAŞ: Biz de Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Anadolu’da konferanslardayken, her zaman sizin anlattığınız İslam ahlakını inşaAllah, Darwinist, materyalist felsefeye karşı onu çürüttüğümüz delilleri ortaya koyduğumuz zaman hiçbir şekilde insanların kandırılamayacağı, PKK yanlısı kesinlikle olamayacağını anlatmışlardı bize. Ve son derece de etkili olduğunu bu anlatımların, konferansların, eserlerin. Nitekim de gerçekten onlar da bunu hissetmişler ki böyle burada konuşuyorlar Hocam o şekilde.
ADNAN OKTAR: Gelin size top alayım, çocuklar size şeker dağıtalım, siz bu işten vazgeçin... Yani böyle bir mantık olur mu? Orada on binlerce çocuk, PKK’nın eğitimi altındalar. Yani parti programında var bu. Yani ilkokul çocukları için ayrı, ortaokul çocukları için, lise talebeleri için ayrı partinin özel çalışması var. Marksist, Leninist, Stalinist, Darwinist yetiştirilmek üzere özel elemanları var. Öğretmenleri var. Kitle propagandası yapıyor adamlar. Yani bunları boncukla, şekerle bilmem neyle falan vazgeçirmek, böyle bir şey mümkün değil. Böyle bir şey olmaz. Veyahut ailelerine sitem etmekle, işte “çocuğunuzu niye dışarı bırakıyorsunuz?” Sanki çocuk dışarıda gitti arabaları çizdi falan veyahut haşarılık yapıyormuş gibi. Öyle bir olay yok ki. Burada sistemli, siyasi bir çalışma var değil mi? Hapsetmekle de hiçbir şekilde çözüm olmaz. Yani hapsettiğinde veyahut yani bu hapis konusundan bahsederken, yani şimdi çocuklar illa hapiste kalmıyorlar tabii. Mesela yetiştirme yurduna veriyorlar, başka yerlere veriyorlar. Ama orada da bir aradalar zaten. Oraya da adamlar yetişiyor. Yani değil mi, orada da onları o yönde yetiştiriyorlar. Yani devletin yetiştirmesinde müdahale dışarıdan da oluyor. Yani içerideki devletin eğitimi ile kalmıyor olay. Bir de devlet neyi anlatabilir zaten değil mi? Yetiştirme yurdunda neyi anlatabilir? Yine Darwinizmi, materyalizmi anlatacak değil mi? Yine felsefeden bahsedecek, yani en fazla klasik din dersleri hakkında bir parça yani yüzeysel, okullarda verildiği gibi bir din dersi verilecektir, bu kadar. Yani antikomünist, anti Stalinist, anti Leninist bir propaganda yapılacak mıdır burada? Yapılmayacağına göre, çocuk zaten o eğitimi alarak gelmiş oraya, değil mi? Çıktığında, zaten 18 yaşında da çıktığında bırakacak devlet onları değil mi? Adam kaldığı yerden devam edecek, bu kadar yani, karmaşık bir şey yok ki. Tabii. Dolayısıyla görmezden gelme, anlamazdan gelme politikası çok çok yanlıştır, yani yok hükmünde sayma politikası. Yani bunlar sonra bir çığ olarak insanların karşısına çıkarlar, toplumun karşısına çıkarlar. Çok tehlikelidir bu.
TARKAN YAVAŞ: Sizden sonra, estağfurullah, siz bunu açıkladıktan sonra Sayın Diyanet İşleri Başkanımız Bardakoğlu da bütün Anadolu’da, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu’da da dini eğitim verilmesini, İslam ahlakının çok daha köklü, kapsamlı anlatılması gerektiğini söylemişti. Oraya da bir, hatta siz daha iyi bilirsiniz Hocam, gezi yaptığında da sürekli bu konuyu gündeme getirdi. Oradaki halkı topladı. Direkt halka yönelik böyle bir konuşma yapmıştı. Tam dediğiniz gibi, bu uygulandığında ancak Türkiye’de bir çözüm olabileceğini Hocam vurguladı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: PKK Doğu’da katlanarak gelişiyor. Yani çünkü propaganda tek yanlı, açık şu an. Yani adamın, adamların önüne binlerce insan verilmiş, bunları eğit der gibi bir kurum olmuş oldu. Yani şimdi ses çıkartmazsan değil mi? Ses çıkartmamak ne demektir? Yollar açık demektir. Adama, adamlara adeta teslim edilmiş durumda buradaki gençlik. Adamlar da göğüslerini gere gere bunlara anlatıyorlar, eğitiyorlar. Her şeyi anlatıyorlar çocuklara.
TARKAN YAVAŞ: Evet. Bir de Hocam, siz daha önce söylemiştiniz inşaAllah. Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü de zaten bölgede alt yapı çalışması yapmış PKK’ya yol açmak için. Oradaki insana zulmetmiş, oradaki halka. Onu da kullanıyorlar bu propagandayı yaparken.
ADNAN OKTAR: Yani zannediyorlar ki çocuklar sadece canları sıkılınca alıp taş atıyorlar zanediyor. Yani sanki çocuk yani hakikaten Türk milliyetçisi, Atatürkçü olarak yetiştirilmiş, Müslüman, muttaki, aklı başında, antikomünist, anti Darwinist olarak yetiştirilmişler; fakat örgüt çocukları bir ara böyle sanki futbol maçı fanatiği gibi, “alın keratalar, şu taşları atın kafalarına polislerin” demişler, onlar da atmışlar. Oradakiler de diyorlar ki, “yavrum evlerinize dönün, ne işiniz var sizin sokakta değil mi, akşam oldu gidin anneniz babanız yok mu sizin falan. Ayıptır evladım falan”. Yani kardeşim, akıl almaz kızdırır bu karşıdaki insanları bu yani. Çok acayip bir laf bu yani. Böyle bir konum var mı? Adam Marksist eğitilmiş, adam sonra çocuğa diyor ki, bilinçlenmiş sonra keratalar. Yani cahil çocuk yani. Televizyona çıktı, keratalar demeyeyim de artık, acayip adam konumuna gelmiş. Soruyor, ATV mi, bir televizyon programında, “sizin” diyor, “nasıl Atatürk ise lideriniz” diyor, “bizim liderimiz de Apo” diyor, “ne var bunda” diyor, “şaşırıyorsunuz” diyor. Bu da yayınlandı, yani bütün Türkiye seyretti bunu, değil mi? Yani kafa bu, mantık bu. “Her milletin bir lideri vardır” diyor, “bizim de liderimiz, milli liderimiz Apo’dur” diyor. “Biz Kürt’üz” diyor adam yani, değil mi? Bu kadar diyor adam. Adama taşla deyince, taşlıyor. Bir tanesi yönü o, tek bir yönü. Kardeşim tamam Kürt’sün, Laz’sın, Çerkez’sin ama Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür. Yani bir hars milliyetçiliği var Türkiye’de yani kana dayalı bir milliyetçilik yok ki. Mesela herkes bir ırk kökeni olarak incelenirse, herkes ayrı bir kavimden gelir. Ama biz kendimizi Türk biliyoruz, Türk’üz değil mi? İnşaAllah. Dolayısıyla yani Allah vermesin, mesela Kürtler öyle ayrılmış olsalar mahvolurlar, perişan olurlar yani. Küçük, güçsüz, zavallı, ekonomisi olmayan bir ülke olmuş olacak. Önüne gelenin ezeceği bir ülke. Türkiye için de bu felaket olur, onlar için de bir felaket olur. Hayır, böyle bir şeye zaten asla ve asla müsaade etmeyiz, zaten böyle bir şey olmayacak da, Yani Türk İslam Birliği’nin yapısı içersinde zaten bu konular çoktan hallolmuş olacak, kökten hallolmuş olacak, böyle bir konu olmayacak. Ama bu görmezden gelme politikasının bir an önce durdurulması gerekiyor yani bu konuda herkes ilgilileri uyarması lazım, inşaAllah.
Birinci bölüm için 10 dakikamız mı var?
Evet, güzel, Bediüzzaman’ı öven bir yazı, Cüneyt Ülsever’in; “Yeni Asya Gazetesi’nden arkadaşlar arayıp hatırlatmasalardı” diyor, “Bediüzzaman Said Nursi’nin ölümünün 50. yılına ulaşıldığını hatırlamayacaktım” diyor. 23 Mart 1960 yılında. Evet. Güzel, yani. Ama daha var yani, inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Siz maşaAllah Hocam bayağı vesile oldunuz Said Nursi Bediüzzaman Hazretleri’nin tanınmasına, onun fikirlerinin en iyi şekilde anlaşılmasına. Özellikle Hz. Mehdi (a.s.), Ahir zaman, Hz. İsa (a.s.) konularındaki düşüncelerinin anlaşılmasına, bilinmesine. Hatta Nurcu kardeşlerimize de bayağı örnek oldunuz, onların o yanlış ya da eksik bildikleri konuları da doğru bilmelerine vesile oldunuz, maşaAllah Hocam. Tanıdıklarımız, gördüklerimiz de hep bu yönde bize fikir bildiriyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sevgi tam Türk milliyetçisi gördüğüm kadarıyla maşaAllah, değil mi? Azerbaycan ile Türkiye’nin birleşmesini istiyorsun?
SUNUCU 2: Gidip gelmek için birleşsinler. Çünkü gidip gelmek çok zor yani şu an. Hani yani şu vizeler bir kalksa.
ADNAN OKTAR: Bir kere vize de kalkacak, pasaport da değil mi? Arabaya bindin mi basıp gideceğiz Hazar’ın kenarına kadar ya da uçağa binip gideceğiz. İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah Hocam, siz söyledikten sonra bayağı, Azeri kardeşimiz internetten muazzam size sevgileri, ilgileri var Hocam. Muazzam takip ediyorlar. Ciddi bir topluluk oluşmuş Azerbaycan’da.
ADNAN OKTAR: Bir kere Azeri kardeşlerime ben şimdi buradan sesleniyorum. Bir kere birleşeceğiz diye bir şey yok, birleştik biz. Sadece adı konmadı. Yani o bizim için kalp, gönül olarak birleştikten sonra bu tamamdır. Vize, şimdi pasaport için bastırsınlar. Kaldıralım pasaportu.
ADNAN OKTAR: Vize bizi kesmez. Vizenin kalkması bizi kesmez. Pasaport da istemiyoruz. İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Siz Hocam ilk başta hiç ortada yokken bir kere vizeler kalksın demiştiniz Türk İslam Birliği coğrafyasında. Sonra pasaportlar, vizeler müthiş bir hızla, çok kısa bir sürede 57 ülkede kalktı başlangıçta.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, bak 2 yıl önce söyledim değil mi? Ben söyler söylemez başladı, bak 57 ülkeye kadar ulaştı. Ben şimdi istirham ediyorum, Azerbaycan ile pasaport istemiyorum. Benim pasaportum yok, şimdi gitmek istiyorum, ben nasıl gideceğim?
TARKAN YAVAŞ: Suriye ile Hocam çok iyi olmuş maşaAllah. Vesile oldunuz Hocam inşaAllah. Suriye ile kalkınca vizeler, o bölgede ciddi bir hareketlenme olmuş, hem böyle karşılıklı ahbap, dost görüşmeleri artmış hem de böyle ticari olarak da maşaAllah bayağı bir bereketlenmiş oraları Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Bereket, bolluk akacak. Lübnan ile, Irak ile, Azerbaycan ile her yerle sınırlar kalkarsa, pasaportlar kalkarsa Türkiye dünyanın en zengin ülkesi olur. Onlar da en zengin ülke olur. Onların malına mülküne bizim ihtiyacımız var, bizim malımıza mülkümüze onların ihtiyacı var. Onların iş gücüne bizim ihtiyacımız var, bizim iş gücümüze onların ihtiyacı var. Teknik adamlarımıza ihtiyaçları var. Pasaport bilmem ne, uğraşamaz insanlar pasaport ile yani, değil mi? Pasaport yok. Nüfus cüzdanımız, o kadar. Hatta unutursak, gider evden alırız. Fotokopisi de olur nüfus cüzdanının. Tabii, o kadar.
Aslı sen ne diyorsun Türk İslam Birliği’ne, Azerbaycan ile birleşmeye?
ADNAN OKTAR: Aslanım benim, koçyiğidim benim, helal olsun. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Bu kadar zaten kardeş ülke diyoruz devamlı birbirimize, hiç gerek yok dediğiniz gibi vize, pasaport. Ne, Amerika’ya mı gidiyoruz yani?
ADNAN OKTAR: Tabii. Azerbaycan’a, ne kadar acayip bir şey yani, Azerbaycan’a. Konya’ya giderken bana “pasaportun var mı hemşerim?” diyecekler bana, onun gibi bir şey. Halis kan Türk değil mi kardeşlerimiz? Müslümanlar, yediğimiz, içtiğimiz, örfümüz, ananemiz her şeyimiz bir, bir de Türkçe konuşuyorlar. Ne alaka?
ADNAN OKTAR: Ne alaka yani. İnşaAllah. İnşaAllah oradan biz, koridoru kapattılar işte oradaki. Yalnız şu Ermeni konusunda, bak sözümü dinlemediler. Daha hala aynı çizgiden gitmeye kalkıyorlar. Kemik muhabbetine girdin mi, olay açmaza girer ve tamamen kilitlenir, bu sefer Allah esirgesin, olay bambaşka bir çizgiye gidebilir ve çok kötü netice alınabilir. Bak diyoruz ki, biz Ermeniler’i geçici olarak, Allah’a emanet olarak oraya verdik ve emaneti geri almaya geliyoruz biz inşaAllah. Millet-i Sadıka niye dedi bizim ecdadımız peki onlara o zaman? Sadık millet niye dediler Ermeniler’e? Bir avuç orada gariban insan. Küçücük bir ülke. Açalım kapılarını, gelsinler. Dağlık- Karabağ bilmem ne. Kardeşim onlar hallolur. Oraları da, her yer zaten bizim, bizim zaten Allah’ın izniyle. Ermenistan da bizim zaten. Kardeşimiz onlar. Toprağı açtın mı zaten nedir, ne kalıyor geriye yani. Pasaport, vize olmadan, Ermenistan’ın kapısını açtın mı sen ne olmuş oluyor? İstediğin yere gider yerleşirsin, onlar da istediği gibi buraya gelirler, kardeşimiz yani. “Siz ne kadar adam öldürdünüz, biz ne kadar adam öldürdük”. Bak, bunu yapmayın dedim. Bak aynı şeyi geçen gün de çıkarttılar televizyona, Fatih Altaylı’nın programına, bak bunlar çok tahribat meydana getirir, zarar meydana getirir ve karşı tarafın ekmeğine bir anlamda yağ sürülmüş olur. Çünkü o, eğer dışarıdaki Ermeni faaliyetinin asıl bizi çekmek istediği çizgi bu zaten. “Arkadaşlar” diyor, “işte siz bizi astınız, kestiniz, topraklarımızı elimizden aldınız. Biz de diyoruz ki, siz bize değil mi? Bilakis şehit ettiniz insanlarımızı”. Bu zannedildiği gibi başa çıkılacak bir konu değildir. Yani bu tam bir açmaz, bir kilittir yani. Buradan netice alınmaz. Bunu çözümü sevgi, muhabbet ve kardeşliktir. Geldiler buraya maça, bir tane Azerbaycan bayrağı koyarsın, bir tane Ermeni bayrağı koyarsın, Türk bayrağı da koyarsın, bütün takımları alkışlarsın, konu biterdi. Azeri bayrağını hiç sokmadılar stadyuma. Çöpün içine attılar. Bak provokasyonu görüyor musun, oyunu ve iş çıktı. Buz gibi bir muamele, buz gibi bir karşılama. Bas bağrına güzelce, “hoş geldin kardeşim” de. Misafirdir, ayıptır değil mi? Mesela Azerbaycan milli marşı çalsın alkışla, Ermenistan milli marşı çalsın, alkışla. Türk milli marşı çalsın, alkışla değil mi? Ve bir dostluk maçı olsun. Orada oturdular, olay çıkarttılar ve müthiş bir fırsat varken o fırsatı kaçırmış oldular. Bu sefer de kemik muhabbetine girdiler şimdi yeniden.
TARKAN YAVAŞ: Siz o ilk söylediğiniz dönemde Hocam bu söylediklerinizi, ciddi bir ilerleme olmuştu hem de ortada hiçbir şey yokken kapılar açılma notasına gelmişti.
ADNAN OKTAR: Tam halloluyordu, bir izbandut gibi bir kadın geldi Azerbaycan’dan, böyle şey gibi, hükümet gibi kadın, böyle kamyon gibi bir şey böyle, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün elemanlarından. İşte ortalığı birbirine kattı, geldi ve ona da inandı adamlar. Yani ikna oldular onun sözüne ve ortalığı batırdı, çekti gitti adam ve bütün yapılanlar yattı. Bakın, yine olay dönüyor dolaşıyor Mehdiyet’te kilitleniyor. Bak görüyor musun yani? Adım atılacakken, adım atılamadı. Bunun çözümü sevgidir, muhabbettir. Biz mesela Azerbayacan’ı nasıl muhabbet ile seviyoruz Azeri kardeşlerimizi, aşk ile seviyoruz, değil mi? Bak kaç yıl, çocukluğumdan beri kafamda bir idealdir Azerbaycan. Hep aklımdadır yani.
ADNAN OKTAR: Birleşmesi Türkiye’nin ve gitmek de tabii inşaAllah. Ben pasaportla gitmem. Yani mümkün değil, isterseniz yemin edeyim yani. Pasaport kalkmadan asla kabul etmem ben. Pasaportu kaldıracaklar yani. Ne demek yani, o zaman kabul etmiş oluyorum yabancı bir yere gittiğimi değil mi? Pasaportun anlamı budur. Ben kendi kardeşimin yanına nasıl pasaport ile giderim? Olacak iş mi şu? Bütün Azeri kardeşlerimiz bastırsınlar, bizler de bastıralım, pasaport kalksın. İstemiyoruz biz Azerbaycan ile. İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah Hocam. Nasıl uygun görürseniz inşaAllah. Kuran’dan bir bölüm okuyabilirsiniz uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Yalnız bizi izleyen kardeşlerimizden benim ricam, bu internet konusunda çok titiz olsunlar, yani o 100 lira falan, ben öyle bahane kabul etmiyorum. Mutlaka bilgisayarları olacak. Mutlaka internete girecekler, kitap indirecekler, okuyacaklar yani öbür türlü kendilerini yetiştiremezler. Bir de bizim, benim gece sohbetlerimi çok titiz takip etsinler, birbirlerine haber versinler, arkadaşlarına, akrabalarına, tanıdıklarına. Onun sayısını çok artıralım, yani 26 bin kişi çok düşük bir miktar. En az 260 bin kişi falan olması lazım değil mi? 26 bin kişi nedir? Bir avuç insan. Onun sayısını arttıralım. Birbirlerine tavsiye ederlerse bu çok iyi olur inşaAllah.
İkinci olarak da, internette böyle dedikodu yapan, çirkin söz söyleyen insanlarla oturup onlarla vakit kaybetmesinler kardeşlerimiz. Yani hiçbir Türk evladı, aklı başında bir insan, boş dedikodu ile vakit kaybetmek istemez. Olgun meyvalı ağaç taşlanır derler. Adam tabii ki bizim aleyhimizde bir şeyler söyleyecektir, konuşacaktır, bilmem ne yapacaktır. Bizim vaktimiz yok onlarla uğraşmaya, onlara cevap vermeye. İt ürür kervan yürür derler. Şimdi oturup onlarla, işte kim ne dedi, şu ne dedi, bu ne dedi, eğer bunu yaparsak, 24 saat vaktimiz olduğunu düşünelim gün içinde hiç uyumadan, yine yetmez. Yani değil mi? Derler ki hani, elalemin ağzı torba değil ki büzesin derler yani. Adam konuşur yani, vatandaşın konuşması mümkün. Bizim yapacağımız, sadece faydalı olan yerlerle ilgilenelim. Aleyhimizde olan insanlar zaten merak meydana getiriyorlar ve zaten bize hizmet ediyorlar. Yani onların hizmeti, o arkadaşların hizmetlerinden daha da büyük oluyor aslında, tabii. Yani şimdi mesela adam diyor ki, “işte duydun mu” diyor, “işte falanca site Adnan Hoca ile ilgili bir şeyler var” diyor, “anlatamam” diyor, “girip görmen lazım” diyor. Adam da merak saiki ile giriyor ve dolayısı ile bizim internet sitelerimize giriyor, her şeyi araştırıyor, merak ediyor acaba aslı var mı gibi, çünkü adamlar uçuyor. Öyle ipsiz-sapsız izahlar yapıyorlar ki, insanlar yani gayrı ihtiyari merak ediyorlar. Yani dünyadaki anormal olan her şey neredeyse değil mi? İşte “Hoca yapıyor” diyorlar. Mesela “kokain içer” diyor, “bilmem şudur, budur, hiperseksüeldir, işte şunu yapar, bunu yapar anlatıyor da anlatıyor. Bu, hakikaten merak meydana getiriyor insanlarda. Acaba nasıl bir şey, yani hakikaten değil mi? Öğrenmek isteyecektir. İstediği, öğrenmek istediğinde de, bizim internet sitelerimize girmiş oluyor. Detaylı olarak araştırmış oluyor ve bizim amacımıza uygun bir durum olmuş oluyor. Hiç bahsetmezlerse kötü. Bu iyi değildir yani hiç bahsetmezlerse. Bahsedecek, merak meydana getirecek, adam da araştıracak, konu hallolmuş olacak inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam, eskiden beri hep böyle en büyük faydayı verenler, hep böyle en zahiren karşıt gibi gözükenler oldu böyle. En fazla duyulmamıza vesile olan inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela Türkiye’de basının bana hizmeti konusunda, yani aleyhte hiçbir söz söyleyemem yani. Anormal faydalı oldular. Akıl almaz faydalı. Mesela Nokta Dergisi’nde. Ben daha önce gariban bir insandım. Kimse beni tanımaz, bilmez, etmezdi. Nokta Dergisi’nde böyle çok vahim bir varlık gibi, muazzam bir güç gibi gösterince, insanların içinde muazzam bir heyecan meydana geldi. Bu sefer ortaokullarda, liselerde, üniversitelerde müthiş bir hareket meydana geldi, durduk yere. Basın da üzerine gittikçe daha alevlendi, basın üzerine gittikçe daha alevlendi. Bunlar durumun farkına vardılar ama iş atı alan Üsküdar’ı geçti diyor zaten Nokta’da. Nokta Dergisi’nin sonu öyle bitiyor. Diyor ki, “tamam” diyor, “bir şeyler olmuştu ama” diyor, “atı alan da Üsküdar’ı geçmişti” diyor. Yani her halükarda lehimize hareket etmiş oluyorlar.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah, 86 yılındaydı maşaAllah Nokta’nın kapağı, böyle tamamen size ayırmıştı bütün dergiyi. O yıllardan beri de devam ediyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun için yani “şer zannedersin hayır olur” diyor Allah, “hayır zannedersin şer olur” diyor. Aleyhte olan ifadelerin hiçbirinin zannedildiği gibi aleyhimize bir tavrı olmaz. Merak meydana getirir, sempati meydana getirir, heyecan meydana getirir. Mesela diyorlar ki, “Hoca çapkın”. Kardeşim şimdi ben namaz kılmasam, dindar olmasam, Darwinizm, materyalizme karşı tavır almasam, benim çapkınlığımdan adam zaten iftihar eder, çok hoşuna gider, takdir eder. Görmüyor musunuz gazeteleri? Televizyonları görmüyor musunuz? Öyle bir şey olduğunda adamlar nasıl övünerek anlatıyorlar. “Falancayla çıktı” diyor, “aniden yakalandı” diyor, “vay çapkın” diyor, “bizden kaçamazsın” diyor. “Flaşları görünce ne yapacağını şaşırdı” diyor, değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet, söylediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: “Süratle taksiye binip uzaklaştılar” diyor, “meçhul bir istikamete doğru” diyor. Takip ediyorlar. Bu, onları mutlu ediyor gördüğümüz kadarıyla. Yani öyle bir konu yok değil mi? İşte “gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiriyor” diyor, “her gün bir sevgili değiştiriyor” diyor. Adam takdir ediyor onu. Öyle bir konu yok. Demek ki sorun din. Yani Müslüman olmamız, onun dışında başka bir şey yok. Şimdi hakikaten dindar kişi hakkında böyle bir şey anlatılınca bilinçaltında adamlarda bir irkilme meydana geliyor. Halbuki normal zaten yaşadıkları bir hayat yani. Herkesin çevresinde gördüğü, gece gündüz gördüğü bir hayat bu adamların anlattığı, değil mi? Şaşıracak bir şey yok. Ama dindar insan yapıyor deyince geçici bir şok geçiriyorlar. Yani bir hayretlerine gidiyor. O da bize yarıyor. En sonunda yine bizim kitaplarımızı okumuş oluyorlar inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Hz. Yusuf’un da Hocam sünneti olmuş oluyor. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Aynı şekilde o da böyle cinsel içerikli bir iftiraya maruz kalıyor.
ADNAN OKTAR: Ama Hz. Yusuf (a.s.) da dayanılamayacak derece de yakışıklıydı. Biliyorsunuz değil mi? Bir hanımın biliyorsunuz iftirasına uğradı. O zaman bir vezirin evinde kalıyordu değil mi? İleri gelen insanların evinde kalıyordu. Yani Mısır’da çok etkili olan bir insan, en etkili insan. Onun evinde kalıyordu. Kadın Hz. Yusuf (a.s.)’daki çekiciliğe dayanamadı ve ona adeta saldırdı. Gömleğini yırttı. Kuran’da var, ayet. Arkadan yırtıyor gömleğini inşaAllah. Hz. Yusuf (a.s.) da kapıya doğru kaçıyor ve kurtulmaya çalışıyor. Hz. Yusuf (a.s.)’la karşılaşıyorlar. Hz. Yusuf (a.s.)’a kadın iftira atıyor. “Bak görüyorsun” diyor, “tecavüz ediyordu” diyor, “ve kaçıyordu” diyor. “Gördünüz” diyor, “yakaladık” diyor. Şimdi ne desin Hz. Yusuf (a.s.)? Oradakilerden birisi diyor ki, “eğer gömlek arkadan yırtıldıysa Yusuf haklıdır” diyor. “Ama önden yırtıldıysa kadın haklıdır” diyor. Ki yine haklı olmaz öyle bir durumda da ayrı mesele. Fakat bakıyorlar gömlek arkadan yırtılmış. Kadın arkasından yırtmış. Fakat buna rağmen Hz. Yusuf (a.s.)’a 7 yıl hapis veriliyor. Bak “bütün bu delillere rağmen” diyor. “Bu açık delilleri görmelerine rağmen Hz. Yusuf (a.s.)’ı bir süre” diyor, “hapiste tutma kararı aldılar” diyor o devrin yönetimi. İnşaAllah. Hatta kadın haklılığını ortaya çıkartmak için diyor ki yani o, “o kadar çekici ki” diyor, “ve o kadar etkileyici ki” diyor, seksi yani aşırı derecede seksi. Onu demek istiyor. Kadının anlatmak istediği o. Yani “tahammül edemeyeceğiniz derecede etkiler sizi” diyor. “Baktın mı” diyor, “adeta koparsınız” diyor. “O derece etkilenirsiniz” diyor. Hakikaten müthiş yakışıklıydı Hz. Yusuf (a.s.). Yani bu et-kemik olayı değil tabii, akıllı olduğu için. Yani o yüzündeki heybet, etkileyicilik yani elektriği kadınları çok etkiliyordu. Kadınlara, o kadın haklılığını vurgulamak için meyve tabakları dağıtıyor, getiriyor. Bir de ellerine keskin bıçak veriyor kadınlara. “Çık önlerine” diyor. Hz. Yusuf (a.s.)’ı görünce kadınlar hipnotize oluyorlar böyle. Yani meyveyi soyarken elini kesiyor. Yani gözü Yusuf (a.s.)’da olduğu için, gözü meyvede değil, gözü Hz. Yusuf (a.s.)’da. “Allah’ı tenzih ederiz” diyorlar. “Bu beşer değil, insan değil bir melek” diyorlar. “Olamaz böyle yakışıklı ve bu kadar etkileyici” diyorlar. MaşaAllah. Ama bu bak tertemiz mübarek varlık, Hz. Yusuf (a.s.), “ya Rabbi” diyor, “bunların fitnesinden beni koru” diyor, “ben” diyor, “hapse razıyım” diyor. “Hapis isterim, beni kurtar bunlardan” diyor. Allah duasını kabul ediyor, Allah onu hapse alıyor. Ve 7 yıl kalmıştır, 7 yıl. Bir gün, iki gün de değil. Ama çıktığında Allah onu Mısır’a sultan yaptı. O çileden geçecekti o. Haklı yatmak çok zordur. Haksızlığa uğrayıp yatmak çok büyük bir şereftir ve nimettir. Nitekim Hz. Mehdi (a.s.) da yine iftiraya uğrayacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) da hapis yatacaktır. “Hz. Yusuf (a.s.)’a benzeyecek” diyor çünkü Peygamberimiz (s.a.v.). Ne cihetle benzer diyor değil mi? Hz. Yusuf (a.s.)’a benzer diyorlar. Ne cihetle benzer? Zindan cihetiyle benzer. İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Hocam, gerçekten pek bilinmiyor böyle Müslümanların bu tarz böyle cinsellikle suçla, iftiralar birtakım işte şey yapıldığı pek bilinmiyor. Halbuki dediğiniz gibi birçok Müslüman alime de, Peygamberlere de hep bu tarz iftiralar atılmış inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak Hz. Yusuf (a.s.)’ı özellikle diyor ki, “Mehdi (a.s.) Hz. Yusuf (a.s.)’a benzer” diyor. “Ne yönden” diyor, “zindan yönünden”. Demek ki aynı Hz. Yusuf (a.s.)’a benzer bir iftira da Hz. Yusuf (a.s.)’a atıldığı gibi Mehdi (a.s.)’a atılacak iftira. İnşaAllah. Ve haklı olduğu bilinmesine rağmen, yani Mehdi (a.s.)’ın haklı olduğu bilinmesine rağmen yine hapis yatacak. Buna dikkat çekilmiş inşaAllah.
Aslı sen biliyor musun Yusuf kıssasını, Kuran’da, hiç duymuş muydun daha önce?
SUNUCU: Duymuştum ama tam olarak bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Bilmiyorsun değil mi? Böyle benimle sohbet ede ede bunların hepsini öğreneceksin inşaAllah. 12. suredir Hz. Yusuf Suresi. 111 ayettir inşaAllah. “Hani Yusuf babasına, babacığım”, şeytandan Allah'a sığınırım, “gerçekten ben rüyamda 11 yıldız, güneş ve ayı gördüm. Bana secde etmektelerken gördüm” diyor. Bir kere yıldız. Yıldızlar şu an, mesela Halley Kuyruklu Yıldızı, Mehdi (a.s.)’a hizmet etti. Özel olarak değil mi? Diyor ki burada, ne diyor? “Bana secde etmektelerken gördüm” diyor. Yani Hz. Yusuf (a.s.)’ın emrindeler bu yıldızlar. Şimdi Ahir zamanda da mesela Lulin Kuyruklu Yıldızı Hz. Mehdi (a.s.)’a hizmet ediyor. Ona bir alamet olarak geliyor. “Ben” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdelemeye geldim” diyor koskoca kuyruklu yıldız. İki taraftan ışık saçarak geliyor. “Niye geldin” dediğimizde, “ben” diyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdelemek için Allah tarafından gönderildim” diyor. Değil mi? Yani lisan-ı haliyle bunu söylüyor. Halley Kuyruklu Yıldızı ne yapıyor? “Ben de Mehdi (a.s.)’ı müjdelemek için geldim” diyor. “Beni gördüğünüzde bilin ki Mehdi (a.s.) gelmiştir” diyor. Lulin geldiğinde ne diyor? “Beni gördüğünüzde bilin ki Mehdi (a.s.) gelmiştir ve ben gelmeden önce kuraklık olacak, ben geldikten sonra yağmurlar yağacak” diyor lisan-ı haliyle.
TARKAN YAVAŞ: 1000 yılda bir geliyor.
ADNAN OKTAR: Bakın burada da Kuran buna işaret ediyor. Yani yıldızlar nasıl Yusuf’un emrindeyse, ona bir işaret ve ona bir müjdeyse, onu tebşir ediyorsa, aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s.)’ı da tebşir ediyor ve müjdeliyor yıldızlar. Ona açıkça burada işaret var. “Demişti ki oğlum”, şeytandan Allah'a sığınırım, “rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanlar için apaçık bir düşmandır. Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim, İshak’a tamamladığı gibi senin ve Yakup ailesinin üzerindekini nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir”. Bakın, “böylece Rabbin seni seçkin kılacak”, 2020 ebcedi. Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihi, ortaya çıkışı 2020 ebcedi. 5 ve 6. ayetlerde bu var. 5 ve 6: “Demişti ki oğlum rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa sana tuzak kurarlar”. Mesela Mehdiyetin de açıklanmasıyla beraber bütün anti Mehdi hareketlerde biliyorsunuz, muazzam bir depreşme başladı. Bir kısmı derken “Mehdi (a.s.) çıkmıştır”, bir kısmı “Mehdi (a.s.) çıkacaktır, ama 570 yıl sonra çıkacaktır”. Bir kısmı “Mehdi ruhtur, televizyon yayınları gibidir, görünmez. Televizyon dalgaları gibidir” dedi. Değil mi? Bir kısmı “şahs-ı manevidir, fikir sistemidir, Mehdi diye bir şey yok” dediler. Ve her yerde bir anti Mehdi hareket başladı değil mi? “Mehdi gelmeyecek” demeye başladılar. Bakın Kuran buna işaret ediyor. “Demişti ki oğlum rüyanı kardeşlerine anlatma”. Biz mesela şimdi Mehdiyet’i bir anlattık, dediler “sen Mehdilik iddia ediyorsun o zaman. Sen nasıl anlatırsın böyle bir şeyi, bu fitnedir” diyorlar. “Mehdi konusunu biz eskiden beri hep gizlerdik, gizli tuttuğumuz bir konuydu, sen bunu niye ortaya çıkarttın? Niye anlatıyorsun” diyorlar. Mesela bak bana bile Mehdi öncüsü olarak, faaliyet yapan bir insan olarak bana bile kendi Müslüman kardeşlerim muazzam tavır aldılar. Yani “Mehdi (a.s.)’ı nasıl anlatırsın” diye. Değil mi? Bak o bizim bir rüyamız o İslam’ın dünyaya hakimiyeti. Bak diyor ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma”. Biz de bak rüyamızı kardeşlerimize anlattık. “Yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır". Mesela bize karşı yapılan iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün faaliyetlerinde de kendisine Müslüman denen kişiler de görev aldılar bize karşı yapılan oyunda. Yani bize karşı sırf zannediyor ki millet dinsizler faaliyet yapıyor. Öyle bir şey yok. Bizzat Müslüman görünen kişiler de bu işin içinde. Yani bize karşı faaliyette görev alıyorlar. Bakın Mehdi (a.s.) öncüsü olarak bizde de bir benzerlik olduğunu görüyoruz. Yani Kuran her yere, her olaya işaret ediyor. Mesela İbrahim ve İshak’ın nesline nimetini tamamlamaktan bahsediyor Cenab-ı Allah. Hz. İbrahim (a.s.)’ın neslinden kim var? Mehdi (a.s.) var, Hz. İsa (a.s.) var. Bu nesile nimetini Allah tamamlayacak Ahir zamanda dünya hakimiyetiyle. İslam’ın dünyaya hakim olmasıyla. “Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler vardır”, yedinci ayet. Bu da çok manidar, 12 ve 7 Yusuf Suresi’nde kilit rakamlardır. “Onlar şöyle demişti: ‘Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz’”. Bakın mesela kıskançlık var Hz. Yusuf (a.s.)’a karşı. Mehdi (a.s.)’a karşı da kıskançlık olacaktır ve bu kıskançlık ve hasetten dolayı da Mehdi (a.s.)’a karşı birçok Müslüman bilinen kişi tavır alıp eylem yapacaktır. Kuran buna da işaret ediyor. Bakın: "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın”. Bak sırf haset görüyorsunuz ve haset yüzünden öldürmeyi dahi göze alıyorlar. 22. ayet Yusuf Suresi’nde: “Erginlik çağına erişince” 22. ayet. Yani ayetlerin rakamları da sırlıdır Kuran’da. 22, iki tane 2’den meydana gelen rakamdır. Değil mi? “Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz”. Yani Ledün ilmi, derinlik ilmi. Bakın mesela 19. ayet: “Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını gönderdiler”. Kuran’da millet bunu bir kısım insan hikaye gibi zannediyor olabilirler. Yani ne güzel bir menkıbe bu diye dinliyorlar. Halbuki bunlardaki her kelime, her cümle önemli bir olayı açıklamış oluyor. Bakın: “Bir yolcu-kafilesi geldi” bir. “Sucularını gönderdiler.” iki. “O da kovasını sarkıttı.” üç. "Hey müjde... Bu bir çocuk.". Şimdi bak bir çocuktan bahsediliyor ve müjdeleniyor. Müjdeleniyor. “O da kovasını sarkıttı”. Mehdiyet çağı Kova burcunun hakim olduğu bir çağdır. Mesela biz şimdi Kova burcu çağına girdik biliyorsunuz. Bütün dünya biliyor. Kova burcu çağıdır, değil mi, Kova burcu. Bakın Kuran’da Kova burcuna da işareten; “O da” diyor “kovasını sarkıttı” değil mi? Evet ve bir çocuktan bahsediliyor. Bak: "Hey müjde! Bu bir çocuk". Kova burcundan bahsediliyor ve bir çocuktan bahsediliyor. Bir çocuğu müjdeleniyor. “Onu pek önemsemediler” diyor. Mesela bu da çok önemli. Mehdiyet’in bir özelliğidir. Önemsenmeyecektir Mehdi (a.s.). “Bırak canım sen de” diyecekler. “Ne alaka” falan diyecekler. Önemsenmemesi Mehdi (a.s.).’ın örtüsüdür, perdesidir. Allah onu önemsenmediği için örtecektir, kapatacaktır. Önemsenmesi tehlikeli olurdu. Önemsenmediği için korunacak inşaAllah. “Yusuf'u yeryüzünde yerleşik kıldık”. Mehdi (a.s.)’ı da Allah yeryüzünde yerleşik kılacaktır. “Ona sözlerin yorumundan öğrettik”, Mehdi (a.s.) da mükemmel yorum yapacaktır. Kuran yorumu ve hadis yorumunu mükemmel yapacaktır. “Allah, emrinde galib olandır”, ebcedi 2014. Bakın Kuran, her yeri dolu. Bir kere bakın Kova çağında olmamız, Kova burcu çağında olmamız çok önemli. Bütün dünyada bu önemli bir husustur; Ahir zamanda Kova burcu çağında olmamız ve bir çocuktan bahsedilmesi ve müjdelenmesi çok önemli. “Allah emrinde galip olandır” ayetinin de 2014 tarihini ve Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini vermesi. Mehdiyet’in önemli bir tarihini vermesi önemlidir. Çıkış derken tabii onun dikkati çektiği devir. Yani gücünün iyice ortaya çıktığı devir. Bakın Allah diyor ki: “Kadın onu arzulamıştı” ayette. Yani hakikaten çok çekici ve çok etkileyici, olağanüstü yakışıklıydı Yusuf (a.s.). “Çünkü o, muhlis kullarımızdandı”, samimiydi. Samimi insanı Allah çekici kılar. Yani samimiyetsiz insanda bir iticilik olur. Yani istediği kadar güzel olsun, kadın çok samimiyetsizse böyle löp et gibi gelir insana. Böyle et, kemik yığını gibi itici olur. Erkek de kadına sığır gibi gelir. İstediği kadar yakışıklı olsun. Mesela herif izbandut gibi. Eni boyu belli değil ama kadına o camış gibi gelir. Yani etkilenmez. Çünkü bir akıl yok, ruh yok. Samimiyet çok etkiler insanı. Adam mesela sığır gibi ama kadın bakıyor itici yani pis. Elektriği yok. Yani bir etkileyiciliği olması için samimi ve akıllı olması lazım. Bunun gücü artınca kadınların dayanamayacağı derecede bir etkilenme meydana geliyor. Yani kadın mesela bu duruma neden düştüğünü onlara ispat etmeye çalışıyor, kadınlara. Yani “o kadar şiddetli çekici ki” diyor, “bunu siz de görün, benim haklılığımı anlayın” diyor. Kadınlar dağılıyor Hz. Yusuf (a.s.)’ı gördüklerinde. Sebebi ne? Samimi olması ve çok akıllı olması. Ondan dolayı etkiliyor. Yoksa Hz. Yusuf (a.s.) gibi yakışıklı çok insan vardır orada. Ama onun elektiriğinin, onun etkileyiciliğinin sebebi aklı, samimiyeti, derinliği, tutkusu, Allah’a olan aşkıdır ve Allah aşkıyla ruhunun coşmuş olmasıdır ve onun meydana getirdiği bir elektriktir. İnşaAllah. Kadınların da kendi arasında, yani fitneci kadınların “’doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür’ dedi” diyor. Kadınlar kendi aralarında yardımlaşarak çok büyük teşkilatlar kurarlar. Bu bilinir. Değil mi? Yani acayip oyunlar yaparlar. Yani böyle safatorik erkekler özellikle düşerler o şeye.
SUNUCU 2: Şey derler zaten; ‘Kadının bulunduğu ortamda şeytan bulunmaz’ derler.
ADNAN OKTAR: Tabii orada kastedilen şeytani kadınları kastediyor. Yoksa temiz kadınlar kastedilmiyor orada. Aklı başında kadınlar için değil. Bakın: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara eğilim gösterir, cahillerden olurum" diyor. “İstemiyorum ya Rabbi” diyor. “Beni kurtar” diyor. Bakın: "Rabbim, zindan, bunların” diyor bakın, kadınların tamamının. “Bunların”. Bir tek bir kişi için demiyor bak; “bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden” hepsi sevişmek istiyorlar Hz. Yusuf (a.s.)’la. Hepsi beraber olmak istiyorlar. O da Allah’a sığınıyor. Yani hiçbir şekilde istemiyor. Çünkü gayrimeşru ilişki olacak. Helal bir ilişki olmayacak. “Çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir” diyor zindan. Bak “zindanı ben tercih ederim” diyor. Yani bir kadınla cinsel ilişkiye girmektense, kadınların onu çağırdıklarıcinsel ilişkiye girmektense, -sarayda kalacak, bak sarayda kalacak, keyif zevk içinde olacak, kadınlarla istediği kadar ilişkiye girecek- “ben bunu istemiyorum, beni zindana koy ya Rabbi” diyor. “Ben helaliyle yaşamak istiyorum” diyor. Bak, çekici ve güzel olmasının sebebi de bu işte. Eğer bir erkek fahişeyse, Allah onu çok itici kılar. Yani çok tiksindiricidir fahişe bir erkek. Yani nasıl fahişe kadın insana itici gelirse, fahişe erkek de kadına itici gelir. Önüne gelenle yatan, önüne gelenle bilmem bir şeyler yapan, helale harama dikkat etmeyen, Allah’tan korkmayan, samimiyetsiz, düzenbaz, üçkağıtçı bir erkek böyle sürekli pozdan poza, oyundan oyuna geçen, işte üç numaralı bakış, iki numaraları bakış, var ya böyle sokakta tipler sokakta, piyasada, kadınlara çok itici gelir onlar. Profesyonel erkek yani. Kadınlar doğal ve samimi olan erkekten hoşlanır, Allah’tan korkan. Çünkü onun kendine has bir asilliği, derinliği, temizliği ve bir soyluluğu vardır. Kadın adilikten tiksinir. Yani onun ruhunu felç eder. Yani bilemediği bir güç devreye girer ve ondan tiksinir. Diyorlar ki; “daha yeni evli. Nasıl oluyor boşanıyor?” diyor. Kardeşim sen etle mi evlendin? Kemikle mi evlendin? Ruh ile evlendin. Ruhu yok, adamın ruhu kopmuş. Samimiyetsiz, Allah’tan korkmuyor, Allah sevgisi yok. İçi boşalmış adamın, geriye cesedi kalmış. Kadın da cesetten tiksiniyor. Cesetten zaten tiksinir bir kadın, bunda şaşacak ne var yani? İnşaAllah. Bakın; “böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı”. O “fuhşa girmesini engelledi” diyor Allah. Çünkü Hz. Yusuf (a.s.) biter öyle bir şey olmuş olsaydı, Allah esirgesin. Bütün güzelliği giderdi. O’nun güzel olmasının sebebi, o temiz olması, iffeti. Bir erkek iffetini kaybetti mi o da fahişe olur. Bakın, “yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru” diyor. İneği bir başka inek yiyor. Bu, bizim hiç tahayyül edemeyeceğimiz bir olaydı; inek ineği yer mi? Bakın 2010 yılındayız, şimdi inekler inekleri yiyor. İneğin kemiğini yiyor, etini yiyor, kanını yiyor. Yem yapılıyor biliyorsunuz. Sığır etinden yapılıyor. İneklere sığır etinden yapılmış, sığırın kemiğinden, etinden, kanından yapılmış yem veriliyor ve onu yiyor. Ve Kuran’ın bu işareti ortaya çıkmış oldu. Mesela Kuran’ın bir sırrı bu. Bak diyor ki, “biri efendisine şarap içirecek” diyor. Bunu 10 yıl sonra açıklayacağım. Allah ömür verirse bunu açıklayacağım. “Diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek”. Kuşonun başından yiyecek, bunu da açıklayacağım 10 yıl sonra inşaAllah. Ama bir asılma var, bu da Menderes dönemine bakıyor olabilir. Yani Adnan Menderes’in asılmasına bakıyor olabilir. “Dedi ki: ‘Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın’". 47. ayet ve burada yine 7’ye dikkat çekiliyor. “Bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir”. İşte şimdi başladı bu. Ekonomik kriz başladı. 2007’de başladı, 2014’e kadar devam edecek. Kuran buna işaret ediyor. “Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulacaktır” diyor. 2009’da nasıl yağmurlar başladı, bakın 49, burada 9 rakamına işaret var, değil mi? İnşaAllah. Yağmur yağmayacak diyorlardı, bol bol yağmaya başladı. “Ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız” diyor Allah, Yusuf Suresi’nde, 1998 ebcedi. 56. ayet, Yusuf Suresi’nde 56. ayet ki Bediüzzaman 56’ya çok dikkat çekmiştir 1956’ya. “Münafıkane sistemin ölümünün başladığı tarihtir” diyor. Münafıkane sistemin ölümünün başladığı tarihtir 1956. 56. ayette diyor ki; “işte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik”, 2017 tarihini veriyor. Yani demek ki 1956’larda başlayan münafıkane sistemin, yani Darwinizmin, materyalizmin çöküşü 2017’de tamamlanacak ve devrin Yusuf’u yani Mehdi (a.s.) ortaya çıkacak inşaAllah. Bakın “işte böylece Biz yeryüzünde”, bakın belli bir alanda demiyor, bütün dünyada, yeryüzünde. “Yusuf’a” yani Hz. Mehdi (a.s.)’a inşaAllah, “güç, imkan ve iktidar verdik” diyorAllah. 2017 ve iktidar. Dünya çapında 2017. “Ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız”. Bu da 1998 veriyor, ayetin devamı inşaAllah. Aslında şöyle dilim benim bir çözülse anlatacağım çok konu var da. Şöyle rahat rahat bir anlatabilsem. Ama 10 yıl sonra birçok şeyi rahat anlatabileceğim. Yoksa Yusuf Suresi’nde, yani en az yüz tane konu vardır anlatmadığım, en az. İnşaAllah. Mesela bak diyor ki 82’de; "içinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. Biz gerçekten doğruyu söylüyoruz". Şimdi ben bunu nasıl açıklayayım yani? Bir de burada tabii bilimsel bazı konulara da Kuran dikkat çekiyor. Mesela diyor ki, “gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı”. Üzüntüde, vücut organlarının bozulacağına Allah işaret ediyor. Gözde bozukluklar olur, körlük gelişebilir. Şekeri yükselir insanın, tansiyonu yükselir. Körlüğe sebep olabilir üzüntü. Ona dikkat çekilmiş. Ve üzüntünün sonucunda diyor ki bak, “hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın". Yani hastalanabilir de insan üzüntüden, ölebilir de. Kuran buna işaret ediyor. “Dedi ki: ‘Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum’”. 86, daha önce de söylemiştim bakın, Kehf Suresi’nde de var 86’da, 86’da bir şey var. Bir sıkıntılı bir durum var, zor bir durum var. Burada da bak 86’da dikkat çekiyor. Diyor ki, “Dedi ki: ‘Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum’”. “Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez". Mesela İslam dünyaya hakim olacak diyoruz. Yok, adam “olur mu ya” diyor. Bak Allah ne diyor, “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin”, haram. “Çünkü” diyor Allah, çok müthiş bir açıklama yapıyor Allah, “kafirler topluluğundan“ topluluk olarak hepsi diyor, “başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez". 90’da Yusuf belli olmaya başlıyor. "’Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?’ dediler”. O da diyor ki, "ben Yusuf'um" diyor inşaAllah. “Dediler ki: ‘Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir’”. Şimdi Mehdi (a.s.) için de her cemaat, her topluluk, kendi şeyhinin Mehdi (a.s.) olmasını bekliyor. Kendi toplumundan bekliyorlar. Bakın Kuran buna da işaret ediyor, “Dediler ki: ‘Allah adına, hayret’” müthiş bir hayret nidası. “Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir”. Yani “bizi seçecekken seni seçti” diyorlar, şaşırıyorlar. Yani Mehdi (a.s.) da aynısıyla karşılaşacaktır. Cemaatler, topluluklar değil mi, kendi mürşitlerini, kendi ağabeylerini, kendi büyüklerini Mehdi (a.s.) olacak diye beklerken hiç ummadıkları bir kişi Mehdi (a.s.) olunca ne diyecekler, "Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik". Sonra da Mehdi (a.s.)’a karşı yaptıkları mücadeleden dolayı utanç duyacaklarına da Kuran işaret etmiş oluyor. Mesela bu gömlekten bahsedilir, "bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin. İnanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum". Mesela bunları açıklayamıyoruz şu an. Tabii ne gömleğini açıklayabiliyoruz, ne kokusunu açıklayabiliyoruz. Evet açıklayamayız. Mesela bakın yine Yusuf Suresi’nde; “Allah'ın azabından” bakın 107. ayet, 2007’ye işaret eden bir ayet. 2007’ye işaret ediyor. “Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden”, ekonomik kriz kapsamlı bir bürüme olarak toplumu sardı mı?
TARKAN YAVAŞ: Evet, çok geniş çapta sardı.
ADNAN OKTAR: Yine burada, ayette 2007’ye bakıyor mu? Ekonomik krize bakan ayeti gördük mü? Gördük değil mi? Demin açıkladım. Bak burada, bir daha teyiden bir daha açıklıyor. İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Bitiş süresini de siz 2014 diye söylemiştiniz. Biraz önce de açıkladığınız ayetin ebcedi 2014.
ADNAN OKTAR: Yusuf Suresi doğrudan Mehdiyete bakan bir suredir. Kehf Suresi de öyle. Hz. Süleyman’la ilgili olan açıklamalar hep Mehdiyetten bahseden surelerdir. Birinci dereceden oraya bakar, Mehdiyete bakar. Ama birçok işari anlamı vardır. Bak mesela “kuraklık başlayınca Yusuf’un kardeşleri gelip yanına girdiler”. Bak “O’nu tanımadıkları halde kendisi hemen onları tanıdı”. Mesela Mehdi (a.s.)’ın özelliğidir o, “halk onu tanımaz diyor, Mehdi (a.s.)’ı, ama Mehdi (a.s.) onları tanır” diyor. Bakın ayet ne diyor; “onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı”. Aynısıdır hadisin birebir aynısı inşaAllah.
Tarkan Hocam sana da söz verelim, bir şeyler anlat.
TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah Hocam. Biraz önce ayetleri okurken dediğiniz gibi gömlek birkaç yerde geçti, benim de dikkatimi çekti; hem kadının saldırısında gömlek geçiyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Hem babası Yusuf’un gömleğini istiyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yusuf’un gömleği önemlidir.
TARKAN YAVAŞ: Evet, bayağı oraya dikkat çekilmiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi anlatırsak ortalık birbirine girer, onun için anlatamıyoruz.
TARKAN YAVAŞ: Bir de Hocam maşaAllah sizin vesilenizle Müslümanlar gerçekten Türk İslam Birliği’ni çok isteyen konuma geldiler. Biz dün inşaAllah bir yemekteydik, bayağı değerli insanlar vardı; yazarlar, mütefekkir ağabeyler vardı. Hepsi... Evet buyurun estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Dün yaptığımızı diyorsun değil mi? Evet, onu özellikle zaman zaman inşaAllah tekrarlayacağız. Çünkü bütün Müslüman cemaatlerden, topluluklardan kardeşler bir araya geldiler, hepsine yemek verdiniz dün. O kardeşliği pekiştirmek, bölünme-parçalanma olmasın değil mi herkes birbirini sevsin. Düşmanlıklar izale olsun değil mi? Küsler barışsın diye yaptığımız bir güzel hareket. Her gruptan vardı gelen, değil mi?
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah hepsi de bir birlikten, beraberlikten, sevgiden, barıştan, kardeşlikten bahsediyorlardı. Bu sizin anlattığınız inşaAllah güzellikleri hepsi samimi olarak yaşıyorlar Hocam. Tam hissettik inşaAllah, Allah’ın izniyle. Bir de aklıma geldi Hocam, siz böyle 20 sene önce aşağı yukarı bizi bunları anlatmak üzere zaten yönlendiriyordunuz. Yine böyle kardeşlik, barış, sevgiyi görüşüyorduk, konuşuyorduk. O günden bugüne maşaAllah sizin inancınızla, azminizle bize de vesile oldunuz, şimdi çok büyük bir çoğunluk inşaAllah bütün İslam coğrafyasında bu sevgi, barış ve kardeşlik isteği tam oturdu Hocam maşaAllah, çok güzel bir birlik oldu. Tam o Türk İslam Birliği’nin ruhu meydana geliyor Allah’ın izniyle Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. 4 dakikamız varmış, ne yapalım?
TARKAN YAVAŞ: Bir de Hocam dün bir konferans vardı, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sizin internet vesilesi ile bağlandığınız İsviçre’de Lugana şehrinde inşaAllah muhteşem oldu o da.
ADNAN OKTAR: Akşam bir de radyo konuşması da yaptım ben. Ne kadar yoğunum ben, maşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah, Allah sizi vesile ediyor Hocam, dünyada gerçekten birçok denge değişiyor. Bu sizin gayretinizle, vesilenizle Allah nasip ediyor. Bayağı bir denge değişti hem Hıristiyanlar çok farklılaştılar Hocam, düşünceleri Müslümanlara yakınlaştılar. Hem Museviler öyle.
ADNAN OKTAR: Bir kere Ortadoğu’da savaş çıkartmak için yanıp tutuşuyorlardı, bunu engelledik. Hatta atom bombası kullanmaya, birbirlerini kırıp geçirmeyi düşünüyorlardı, İran’la İsrail’i birbirine düşürüp İran’a İsrail’in atom bombası atmasını, İran’ın da İsrail’e atom bombası atmasını böyle karşılıklı atom bombası atmasını istiyorlardı; bir kere bunu engelledik inşaAllah. Şu anda da yine Musevi misafirlerim var. Sanhedrin üyeleri, yeni gelen Sanhedrin üyeleri var inşaAllah, kalabalık bir ekip olarak yine gelmişler. Bu, İran ile İsrail’in arasında savaş çıkmaması için değil mi bir gayretli olarak, bir çalışma olarak gelmişler. Biz de tabii var gücümüzle bu konuda gayret ediyoruz. Zaten böyle bir şey yok ama suni savaş çığırtkanları var. Böyle bir suni ortam meydana getirildiğinde bazen insanlar kendini kaptırabiliyorlar. İşte bizim görevimiz, bu oyunu bozmak. Yoksa iki tarafın da zaten böyle bir şeye niyeti yok. Ama suni kavga çıkarıldığında hani şimdi diyorsun ki o sana saldıracak, öbürüne diyorsun ki o sana saldıracak diyorsun; adamlar karşılaştıklarında mesela ufacık bir havaya mesela birisi silah atsa değil mi veyahut herhangi bir şey yuvarlansa, düşse bile anında birbirlerine girerler. İşte biz bu oyunu ortadan kaldırıyoruz. Yoksa iki tarafın da böyle bir niyeti yok. İsrail de barışçıl normalde, İran da barışçıl. Yani öyle bir niyetleri yok. Ama öyle bir çizgiye geldi ki sanki üç-beş haftaya kadar atom bombası da kullanılarak büyük bir savaş olacakmış gibi bir imaj veriyorlar. Bunun olamayacağını inşaAllah anlattık, anlatıyoruz, anlatacağız da inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Her iki kesimin de Hocam sizin sevginize, barış, adalet hislerinize kanaati gelmiş, çok samimi görüyorlar Hocam. Hatta ifadeleri oldu, izin verirseniz onu da söyleyeyim. Sizin için diyorlar ki; yeryüzündeki tek yani bu kadar barışı, sevgiyi içten isteyip gayret eden tek Müslüman olarak görüyoruz sizi diye. Bunu ifade ediyorlar.
ADNAN OKTAR: İsteyen çok da, ama görmemiş olabilir. Hakikaten yukarıda şimdi öyle söylediler. Aslında canlı yayına alacaktım ama çünkü çok geniş bir konu olduğu için öyle yapmadık ama internetten yayınlayacağız yine. Bir konuşmamız olacak, sohbet edeceğiz. Ama yarın zannediyorum internetten yayınlarız inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: İranlılar da aynı şekilde. Aynı şekilde sizin samimiyetinize, sevginize onlar da çok güveniyorlar. Siz söylediğiniz şeyleri birebir Sayın Ahmedinejad olsun, diğerleri olsun tekrar edip hemen onu uyguluyorlar.
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad’a haber göndermiştim; Mehdi’nin çıktığını açıklasın dedim. Hakikaten Hürriyet Gazetesi’nde sürmanşetten çıktı, birinci haber olarak ‘Mehdi Geliyor’ diye değil mi? Defalarca açıkladım hatta Hugo Chavez falan da açıkladı “Mehdi (a.s.) çıktı” diye.
TARKAN YAVAŞ: Atom bombası haram dediniz, direkt yine Hürriyet Gazetesi’nde manşet olarak açıkladı İranlılar haram olduğunu. Ve de son dönemde sürekli sevgi, şefkatin asıl olacağını vurguluyorlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani çözüm Türk İslam Birliği özetle. Programımızı bugün bitiriyoruz.
SUNUCU 2: Ağzınıza yüreğinize sağlık sayın Adnan Hocam ve Tarkan Hocam.
TARKAN YAVAŞ: Allah razı olsun.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...