SUNUCU: Hayırlı geceler sayın izleyicilerimiz. Bu akşam da sizlerle birlikteyiz inşaAllah. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarım var; sayın Berker Bey ve dünyada tüm kitaplarıyla ilgiyle takip edilen yazar Adnan Oktar. Nasılsınız? Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, sizler de hoş geldiniz. Sefa geldiniz lutfettiniz. Berker Hocam siz de öyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Berkerim neler anlattınız ben yokken?
ALTUĞ BERKER: Hocam Dr. Oktar ve Dr. Cihat İsviçre’de konferansa gitmişti, siz de katılmıştınız, ondan bahsettiler.
ADNAN OKTAR: Evet ben de katıldım. Dedim, ben de İsviçre’ye mi gittim, Allah Allah.
ALTUĞ BERKER: Telekonferans sistemiyle katıldığınız o konferansı anlattı doktor arkadaşlarımız, ondan sonra Darwinizm’in bilimsel geçersizliği, sosyal yönü, iman hakikatleri, Kuran mucizeleri ve Kuran ahlakı.
ADNAN OKTAR: Dine güzel hizmet etmek isteyen bir kere bu dünya tarihinin en büyük putu olan Darwinizm’i ezmeyi iyi bilecek. Bakın dünya tarihinin en büyük putu ve insanları bu kadar mutsuz ve perişan eden hiçbir put sistemi olmamıştır şu ana kadar. Yani bu kadar kan dökülmesine sebep olan bu kadar insanlara acı veren ve çapı bu kadar büyük olan, böyle bir put sistemi hiç yok. Olmadığını nereden anlıyoruz? Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v) diyor, “Hz. Adem (a.s)’dan Kıyamete kadar deccalden daha büyük bir olay yok” diyor. Yani dünya tarihinin en büyük olayıdır diyor, Darwinist-materyalist sistem. Gelmiş geçmiş en büyük fitne. Onun için bu konuda en azından orta derecede de olsa Müslümanların çok iyi bilgi sahibi olması önemli inşaAllah. Onun dışında Müslümanın biraz varlıklı olması gerekiyor. Hocam diyor mesela, ben memur adamım, çalışıyorum. Dua ederse gayret ederse bir şeyler olur. Yani hiç olmayacak diye bir şey yok, insan kafasını çalıştırırsa, düşünürse değil mi? Yani helalinden güzel kazanç yolları var inşaAllah düşünen için. Diğer insanlar nasıl kazanıyor helalinden, değil mi? Müslüman da akıllıdır Müslüman, ferasetlidir, Allah’a samimi candan dua ederse Allah yol açar, açmıyorsa da bir hayır vardır. Ama hiç olmazsa bir internet masrafını karşılayacak kadar da parası olur bir Müslümanın, değil mi? Yoksa da arkadaşlarının internetinden istifade edecek, bilgisayarından istifade edecek inşaAllah.
Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, ahir zamandan da biraz bahsetmiştik Hocam, Mehdi (a.s)’ın özelliklerinden bahsettik; şefkatli merhametli olması ve adaletin, merhametin yeryüzüne onun vesilesiyle olması. Mesela Afrika’daki açlardan bahsettik; hiçkimsenin bu konuda düzeltme yapamadığı, bozgunculukları düzeltemediği, buna Mehdi (a.s)’ın vesile olacağı, çünkü en yoğun Allah’ın merhamet tecellisinin kendisinde olduğu. Çok vicdanlı olduğundan dolayı şefkat ve merhamet özelliklerinden bahsetmiştik Hocam.
ADNAN OKTAR: Şu ana kadar 29 bin 711 kişi internete girmiş ama bu bizim için çok az bir sayı. Arkadaşlarımız birbirlerini teşvik edecekler, değil mi. Bilmeyen kişiler vardır onları da uyaracaklar. İnternete girenlerin çok olması çok hayati bir konu bunu sabitleyip güçlendirip böyle bir sistemin oturması, günlük bu bilgi akışının sağlanması Darwinistleri, materyalistleri, ateistleri çok sıkacak bunaltacak bir şeydir. Çok büyük bir zafer olur inşaAllah. Tabi burada çok fazla da sayıya ihtiyaç yok işin doğrusu, burada kemiyet önemli, keyfiyet önemli. Fakat keyfiyet daha önemli. Ama biz az sayıya da razı oluruz diye de bir şey yok. Yani bizim için sayı da önemlidir, inşaAllah.
Ahir zamanı haber veren mühim bir hadis, diyor Said Nursi Hazretleri. “Ümmetimden bir taife, Allah'ın emri gelinceye kadar (Kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır.” Bu Mehdi (a.s) taifesidir. Mehdi cemaati ile ilgili sahih hadis kitaplarında geçen önemli bir hadistir bu, birçok sahih hadis kitabında var. “Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (Kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır.” ‘La tezalü taifetün min ümmeti’, ümmetimden bir taife 1542 ederek diyor, Müslümanların en son devrine baktığına dair bir remz olduğunu söylüyor Said Nursi, Müslümanların artık kalmadığı bir devir, 1542. Şimdi Hicri 1431’deyiz inşaAllah. Hak üzerinde olacaktır, ‘Zâhirine ale’l-hak’. Hak üzerinde olacaktır. Fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 edip diyor, bakın çok acayip, hak üzerinde olacaktır, alenen hak üzerinde olacaktır. ‘Zâhirine ale’l-hak’, hak üzerinde olacaktır cümlesi 1506 ediyor, Müslümanların Mehdi (a.s) cemaatinin galibane mücadelesinin son anlarına bakıyor, bakın Hicri 1506. Allah’ın emri gelinceye kadar, ‘hattâ ye’tiyallahü bi emrihî‘, 1545 olup kafirin başına Kıyamet kopmasına ima eder diyor. Yani çok Allah’ın emri gelinceye kadar bakın tam Kıyametin tarihini veriyor. Bakın öbürü de ‘Zâhirine ale’l-hak’, hak üzerinde mücadeleye işaret ediyor hadis mesela, çok net. Hadisin parçaları bak kelime kelime uyuyor ve ebcedleri de kelime kelime mutabık, tabii. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in vahiyle konuştuğunun açık delilidir bu, çünkü böyle bir şey böyle bir mutabakat ancak vahiyle olur.
ALTUĞ BERKER: 2120 demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Miladi 2120. Kıyamet çok yakın. İnsanlar Bediüzzaman’ı tam tanımadıkları için hadislerin bu işaretlerinden tam anlamadıkları için verdiğimiz alametleri de tam anlamadıkları için işte millet çekiyle senediyle uğraşıyor, okulunu bitirmeye çalışıyor, evlenmek isteyenler, işte nasıl bir araba alayım da kız daha çok beğensin... Zaten onbinlerce, yüzbinlerce, milyonlarca sene var, hayat da uzun diyorlar, halbuki dünya pir-i fani, dünya görevini yaptı, ilaveten Mehdi (a.s) geldi diye Kıyamet ertelendi. Kıyametin ertelenmesinin sebebi Mehdi (a.s)’ın gelmesidir. Bunu Peygamberimiz (sav) söylüyor. Mehdi (a.s)’ın gelişi Kıyametin ertelenmesi sebebi olduğunu, değil mi? Bir gün dahi kalsa diyor Peygamberimiz (s.a.v), Kıyametin kopmasına, Allah o günü uzatacak, evlatlarımdan Mehdi (a.s)’yi getirecek, diyor. Sahih hadis kitaplarında bu hadis. Şimdi bir uzatma var, o Hicri 1400’le Hicri 1500 arasında, bu kadar bir vakit, 70 yıl kadar. Bir İslam’ın hakimiyeti devri var inşaAllah. Onun akibinde süratli bir bozulma olacak, şimdi bizim Türkiye’deki gençler çoğunluk, gençlik çoğunluk yani şu an 20 yaşında olan kişiler, 70 sene daha yaşadıklarını düşünelim. 100 yaşına kadar yaşadıklarını düşünelim ki yaşayabilirler. Bu kastedilen anı görecekler yani hem Mehdi (a.s)’ın çıkışını, hem İsa (a.s)’ın inişini, hem İslam’ın geriye doğru bozulması dönemini görecekler. Yaşayan gençler görecekler şu an. On beş yaşında falan olanlar zaten görecekler inşaAllah. Şimdi ispatlı da olunca bu bir fevkaladelik var demektir. Bu fevkaladeliğin üstünde durmaları lazım. Özellikle bizi izleyen kardeşlerimizin üstünde çok büyük hayati görev var. İzleyip bilgisi olanlar sorumlular. Çok hayati bir bilgi almış oluyorlar. Şimdiye kadar söylenenlerin tamamının doğru çıkmış olması, bundan sonrakiler için de çok büyük bir delildir. Yani bak bunu biraz, on dakikasını ayırıp insan bunu düşünürse çok iyi anlar. Böyle bir rastlantı olmaz. Şeytan rastlantı diye insanların dikkatini dağıtır. Rastlantı iddiası şeytanın silahıdır. Şeytan hep tesadüf der, Darwinistlerin de hepsi tesadüf derler. Protein nasıl meydana geldi? Tesadüfen. Hücre nasıl oldu? Tesadüfen. Hücre nasıl çoğaldı? Tesadüfen. Nasıl kol bacak çıktı, göz kulak oldu? Tesadüfen. Her şeyi tesadüfe verirler. Mesela Kuran’daki harflerin ahir zamandaki olayları bildirmesi, bir tane, iki tane, on tane değil yüzlerce; hepsine tesadüf diyorlar. Ben büyük bir televizyon kanalında geçenlerde görmüştüm. “Nasıl olabilir?” diyor, iki akıldane konuşuyorlar. Ünlü akıldanelerden. “Bu nasıl olabilir?” diyor. “İnan tesadüf, başka bir açıklaması yok” diyor. “Peki bu?” diyor, “o da tesadüf” diyor. Kardeşim yüzlerce tesadüf olur mu? Peki niye aksini bir an düşünmüyorsun? Mesela tesadüfe verdiğin emeği, Allah’ın özellikle yarattığı inancına niye on saniye vakit ayırmıyorsun? Burada özel bir kaçma var. Bizi izleyen kardeşlerimiz oraya buraya anlattıklarında hemen netice almıyor oldukları için; anlatıyoruz net, adam anlamıyor gibi bir inanca kapılabilirler. Onların anlamaması özel yaratılan bir şeydir. Mesela Hz. Mehdi (as) da anlatacak. Kırk yıl anlatıyor Hz. Mehdi (a.s), bak kırk yıl. Kırk yılın sonunda millet inanmaya başlıyor. Kırk yıl emek veriyor Mehdi (a.s). Bediüzzaman da şöyle açıklıyor bu sürenin uzunluğunu; “ta ki avamın çabuk iğfal olunabilen akılları bu büyük hizmet başka maksatlara alet olmadığı iyice tahakkuk etsin, Hz. Mehdi (as)’ın samimiyeti anlaşılsın, yani halisane bir mücadele olduğuna tam kanaat getirsinler”, budur konu diyor. Yani insanları Allah ikna ediyor. İkna edilmeleri de önemli bir konu oluyor. Yani böyle insanlara rağmen olmuyor, yani insanları ikna ederek Allah yapıyor. İnsanlar kabul etmeyerek olmuyor, kabul ettirilerek oluyor. Ama kabul dediğim; makul zemin meydana getiriliyor. Onun için bizi izleyen kardeşlerimiz bir kere, çok kişinin izlemesi için yardımcı olsunlar. Mesela teyzesine izletsin, halasına, amcasına, dayısına, akrabalarına. Hatta Kuran’da buna işaret de vardır. Önce diyor, tebliğe yakınlarından başla diyor ayette, Kuran ayeti var. Çünkü yakınlar daha kolay ikna olur. Mesela dayısına insanın daha çok sözü geçer. Halasına, amcasına daha sözü geçer değil mi? Amca oğullarına, teyze kızlarına falan daha sözü geçer. Onun için onları uygun bir dille uyarmaları lazım. Ben yalan söylemiyorum doğru söylüyorum gerçekten ahir zamandayız. Gerçekten Hz. Mehdi (a.s) çıktı, gerçekten Hz. İsa (a.s) geldi, gerçekten Kıyamet kopacak. Bunu göreceksiniz görülecek bir şey bu. Ve hatta ön alametleri başladı Kıyametin görüyorsunuz. Bir kere deccaliyet dünyada mutluluğu aldı insanların elinden. Mesela Yunanistan mutsuzluktan, imansızlıktan manen çöktü arkasından maddeten de çöktü. Adamın kasları çalışmıyor artık yani beyni çalışmıyor. Unutkan oldu mesela gençler, hatırlayamıyor adam. Sevgisizlik beyni felç eder, zehir etkisi yapar toksiktir sevgisizlik. Adama mesela bir resim yap diyorsun, yapamıyor sanat gücünü kaybetti. Bir mimari projeyi yapamıyor. Ancak ezberlediği kaba hatlarla bir şeyler yapabiliyor, zoraki ayakta duruyorlar. Mesela ekonomi de yeni bir tasarım, yeni bir buluş yapamıyor adam. Beyinleri felç oldu. İman zafiyeti insanı mahveder, perişan eder bunu yaşıyorlar. Mesela İspanyol gençliği de öyle. Mesela televoleci oldular, yani günü birlikçi adam oldular. Akşam kazanıp sabah yiyen, sabah kazanıp akşam yiyen böyle. Geleceğini artık gözden çıkartmış, büyüme, gelişme, güçlenme, iyi olma, mükemmel olma heyecanını kaybetmiş insanlar. Böyle günü birlik yaşayabildiği kadar, o günü kurtaracak kadar bir politika içerisinde oldular. Bunun en güzel cevabı televole kültürüdür. Televole kültüründe her şey bedava gelir. Rüya alemi gibi bir yapı vardır, eğlenirler. Mesela ben bazen bir televizyon kanalı var açıyorum böyle. Moda ve işte böyle mankenler, şunları bunları gösteren bir televizyon kanalı. Her açtığımda hoplayan oynayanlar var. Ya sürekli biri gidip geliyor, yürüyor, ya da bunları götürmüşler develerle geziyorlar bedava develer. Meraklıdır öyle tipler; at üstünde resim çektirir, deve üstünde resim çektirir, kortların üstünde resim çektirir. Mesela Porsche arabayı açar üstünde resim çektirir, onu da koyar internete. Böyle sitelerine koyar, onun için çok büyük bir olaydır. Garip bir tebessümle sanki mağfiret yapmış gibi. Eşeğin üstünde resim çektirir. Yani imreneceksin, diyeceksin; ah biz de şu deveyle biz gezsek falan, ne şahane hayat diyeceksin. Orada bakıyorum tam televoleci. Ya mandanın üstüne bindiriyorlar, ya eşeğin; ondan sonra inip hoplamaya, oynamaya başlıyorlar. Akşam bakıyorum yine hoplama, zıplama. Bedava içkiler dağıtılıyor onları içiyorlar. Bedava yiyecek dağıtılıyor. Bunların görevi ne? Sadece hoplayıp zıplamak, süslenmek o kadar. Başka bir özellikleri yok. Yani ne tarih kültürleri var, ne felsefe kültürleri var, ne din hakkında bir bilgileri var. Hiçbir din hakkında bilgileri yok. Ne Musevilik, ne Hıristiyanlık, ne Müslümanlık. Darwinizm hakkında da bilgileri yok. Üstün körü inanıyorlar; yani maymundan gelmişiz biz ya diyor. Yağlı yoğurtlu konuşuyor bir de böyle, o kadar. Hiçbir ufku yok yani böyle kendini geliştirmek, güçlenmek, ileri gitmek gibi bir azmi olmuyor. Zaten memleketin konuları onu hiç ilgilendirmiyor. Mesela bölünme tehlikesi, PKK tehlikesi, şu bu falan. Öyle konulara girince zaten keyfi kaçıyor adamın. Mesela eğlence programları oluyor, geliyor kadın seksle ilgili sorular soruyor. Seks hayatınız nasıl? Zaten adamın hayatı kaymış, yani onunla oturup; onlarla, şunlarla oturup onun vaktini almak, onu böyle ilginç bir varlık haline getirmeye çalışmak çok gereksiz hareketler ve itici duruyor. Veyahut işte adamın televoleci yönünü öğrenmeye çalışıyorlar. Nasıl açıkgözlülük yapmış, kimi nasıl kandırıp bir şeyler elde etmiş, bedava bir şeyi var mı, nasıl eğlenebilir, yeni bir eğlence var mı, ertesi gün, bir daha ki haftaya hangi eğlence yapılabilir, eğlencenin çeşitleri geliştirilebilir mi? Bu tarz oluyor mantıklar. Soru sorduğumuzda da zaten hiçbir konudan haberi olmuyor. Ama bilmişlikte üstlerine yok. Yani ukalalık yapmak, bilmişlik yapmak, bilmediği konularda ahkam kesmek gibi oluyor. Böyle bir model de dünyanın her tarafında yayılıyor. Bunun sonucunda da işte üretim düşüyor, yeni buluşlar ortadan kalkıyor, mimari kayboldu, sanat kayboluyor, bilimsel gelişmeler duruyor, insanların dimağı duruyor. Buna karşı işte Cenab-ı Allah önce bu ölümü meydana getiriyor. İşte sosyal ölümü meydana getiriyor. En sonunda Allah Hz. Mehdi (a.s) ile insanlığı diriltecek. Önce hem sosyal, manevi ölümü meydana getiriyor Allah, arkasından maddi ölümü meydana getiriyor. Maddi yönden de ölüyor şu an dünya. Fabrikalar kapanıyor, iş yerleri kapanıyor, sanatçılar artık sanat yapamıyor, konuşacak adamlar konuşamıyorlar, okuyan adam okuyamayacak hale geliyor. Mesela araştırmacı araştırma yapamayacak hale geliyor, dimağları donuyor. Yani bir şey olduğunu anlayacaklar dünyada, bir olağanüstülük olduğunu; ve anlamaya başladılar. Ama bunun dozu gittikçe artacak. Mesela ekonomik krizi hafife alıyorlardı, dozu gittikçe artıyor. Geçenlerde bir tane sanayici; bizim mallarımız iyi satıyor diyor. Halbuki o mal, sattığı mal çok hayati bir ürün olduğu için ve çok ihtiyaç olduğu için bazı kalemler zaten gelişir. Mesela ekmek satılır. Ekmeğin çok satılması ekonomik krizin olmadığını göstermez. Bunun gibi hayati bazı malzemeler, mallar mecburen satılır. Bu; ki düşük fiyata alabiliyor adamlar gücü de yetmiyor, taksitle falan alıyorlar. Bu ekonominin güçlü olduğunu ve canlı olduğunu göstermez. Diğer kalemler durmuş durumda, diğer binlerce kalem durmuş vaziyette. Ama insanların bir gözüyle görmesi gerekir ölümü yani maddi ve manevi öldüklerini gördüklerinde dirilme ihtiyacı duyacaklar. Kendi kendilerini diriltemeyecekleri için o zaman işte Kral Mesih olarak Tevrat’ta geçen, Mesihi özellik taşıyan Hz. Mehdi (a.s)’a ihtiyaç duyulacaktır. Ki toplumu canlandırabilsin, yani ölü toprağı diriltebilsin. Ki zaten ayette de var; Allah diyor “biz kuru, kıraç toprağın üstüne bir yağmur göndeririz onların bir de bakarsın ki hepsi dirilmiş, canlanmıştır” diyor. Hadiste diyor; “bu Hz. Mehdi (a.s)’a bakan bir hadistir” diyor. “Bu yağmurdan kastedilen Hz. Mehdi (a.s.)’dır” diyor. “Ölü toprak da dünyayı kastediyor, dünyadaki insanları manen diriltecektir” diyor inşaAllah. Buraya doğru gidiyoruz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet inşaAllah Hocam. Biraz önce bizde bahsederken hadis-i şerifte “Hz. Mehdi (a.s.)’dan, onun sevgisinden içerler” diyor Hocam. İnsanların ne kadar sevgisiz ve ruhsuz kalıp Hz. Mehdi (a.s) ile birlikte o sevgiyi, Allah sevgisini ve insanın sevgisini dolayısıyla aç olduklarını ve ondan alacaklarını sevgiyi söylemiştik Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani Hz. Mehdi (a.s)’da tarif edemedikleri bir güç bulacaklar, hissedecekler fakat tarif edemeyecekler. Yani ondan bir feyz gelecek üstlerine, bir nuraniyet gelecek fakat bunu tarif edemeyecekler. Fakat ihtiyaç duyacaklar Hz. Mehdi (a.s.)’a ihtiyaç duyacaklar. Onun kutup olmasının sebebi budur. Yani manevi kutup olmasının sebebi budur. Ama tabii Allah’ın herhangi bir kuludur. Bir de ahir zamanda ayrıca Darwinist-materyalist eğitimden sonra din adamlarında da Darwinist-materyalist din adamları yetişti. Onlar da dinle alay etmeyi; bir kısmı için söylüyorum tabii bunu. Mesela küstah olmayı, dine İslam’a böyle tepeden bakmayı insanlara öğretmeye başladılar; bir kısım insanlara. Ve dinle alay etmek, ayetlerle, hadislerle alay etmek gibi. Mesela hatta inşaAllah, maşaAllah bile bazen halk arasında espri konusu olur. İnşaAllah, maşaAllah bu yaygın mesela bunu cahil insanlarda görüyoruz. Yani ‘inşaAllah’ın ve ‘maşaAllah’ın nerede geçtiğini, Mehdiyetin mühim bir kilidi olduğunu, Mehdiyetin bir anahtarı olduğunun; ondan da haberleri yok. Halbuki Kehf Suresi’nde geçer; ‘inşaAllah’ ve ‘maşaAllah’. Ve ‘inşaAllah’ı, ‘maşaAllah’ı kullananlar, çok kullananlar dünyaya hakim olacaklar. Çünkü kilit kelimelerdir bunlar. Anahtar kelimedir, açıcıdır inşaAllah. Bizlere yardımcı olmak isteyen kardeşlerimiz bir kere; şeytan yorgunluk ve bitkinlik verir. İmtihanın bir sırrıdır bu. Yorgunluk ve bitkinliğe karşı mücadele verecekler. Yani bir anda isterse insan iman neşesi ile dolabilir. Bir anda kendini çok canlı hale getirebilir. Nitekim hatırlarım mesela; gece üçte, dörtte düşünsünler mesela bir yerden bir haber geliyor, bir anda insanlar iki gün bile uyumuyorlar bazen. Akıl almaz canlanıyor değil mi? Müthiş canlanıyor. Demekki irade ile olan bir şey bu. Ama bitkin ve yorgun olduğuna inanırsan böyle hımbıl bir karakter geliştirirse, hımbıl bir ruh geliştirirse o ruh bedenine etki eder ve ondan da kurtulamaz. Bir kere çok cevval ve kararlı olacak yani böyle aşk ehli olacak. Ahir zamanın olaylarını görmek için bu son on yıllık dilim çok hayati. En konsantre tarihe girdik. En konsantre olan olayların olacağı tarihe girdik. Her şeyin çözüleceği tarihtir. Türk İslam Birliği’nin adının konulacağı tarihtir. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün biteceği tarihtir; ki bu deccaliyetti, deccaliyatin biteceği tarihtir. Darwinizm’in net kapanacağı tarihtir. Ekonomik krizin en şiddetli şekilde görüleceği tarihtir. Mesihiyet’in yavaş yavaş kendini hissettireceği tarihtir, yani bu son on yıllık dönem. Ama zamanı Allah kullanır. Burada insanların hata yapmaması lazımdır. Yani bir de bir kanunu vardır son ana kadar kurtuluşu göstermez. Kuran ayeti de var. Hatta diyor; Peygamberler, öyle bir hale geldiler ki diyor, değil mi? Kurtuluş ne zaman demeye başladılar diyor, ayet var. Değil mi?
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allah’ın yardımı ne zaman diyecek son ana geliyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tam hatırlayamadım ben ayeti de, ben genel olarak Peygamberlerin öyle bir şey söylediği veyahut belirli bir Peygamberin bunu söylediği şeklinde hatırlıyorum. Ama varsa bilgisayarda bakabilirsin. Son ana kadar Allah bekletir. Yani mesela artık tam ümitlerini kestikleri sırada diyor zaten ayette de bakın. Ümitlerin azaldığı ve kestiği sırada diyor. O ayeti eğer bulabilirseniz, o anda diyor yardımımız yetişmiştir diyor Cenab’ı Allah. Bak bu imtihanın çok önemli bir sırrıdır yani en son ana kadar Allah erteler bazen ki o gücü belli olsun kişinin yani kararlılığı belli olsun. Başlangıçta olsa ona çok kolaylık olur o. Ama mesela Mehdiyette 40 yıl mücadele veriyor bakın düşünün. Sırf imani çalışması 40 yıl sürüyor. Diğer 40 yılda İslam ülkelerine hâkimiyeti ve dünyaya hâkimiyeti İslam’ın, yaklaşık inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hz. İsa (a.s) için de 40 yıl kalacaktır diyor mesela Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet hep kırktır. Peygamberlik 40 yaşında gelir Peygambere değil mi? Evet.
ALTUĞ BERKER: Bir başka ayette Kuran’ın şeytandan Allah’a sığınırım. “Olgunluk yaşı olan kırka ulaştığı vakit” diyor, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Hz. Musa (a.s)’nın çölde 40 yıl kalması değil mi? Talebeleriyle beraber.
ALTUĞ BERKER: Benim aklıma gelen ayeti ben bulabildim şu anda Hocam o sizin söylediğiniz konula ilgili. “Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin, şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.” (Bakara Suresi, 214)
ADNAN OKTAR: Hangi Peygamber olduğu belli mi?
ALTUĞ BERKER: Değil Hocam şu an.
ADNAN OKTAR: Belli değil mi? Bir daha oku ayeti.
ALTUĞ BERKER: “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin, şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.” (Bakara Suresi, 214)
ADNAN OKTAR: Şimdi karşılaştıkları zorlukları teker teker say.
ALTUĞ BERKER: Yoksulluk.
ADNAN OKTAR: Bir, yoksulluk. Şimdi bak kardeşlerimiz ne diyor? Diyorlar ki internetin parasını bile bulmakta güçlük çekiyoruz işte başka zorluklarla karşılaşıyoruz diyorlar. Bunu meydana getiren Allah, demek ki bu zorlukla karşılaşacaklar. İkincisi ne?
ALTUĞ BERKER: Dayanılmaz bir zorluk.
ADNAN OKTAR: Dayanılmaz bir zorluk. Bakın bu her anlama gelecek gibi. Bir kere adam hasta olabilir, yani bir azasında rahatsızlık meydana gelebilir, genel olarak vücudu hastalanabilir, üzerinde baskı olabilir, saldırıya uğrayabilir, hakarete uğrayabilir değil mi? Ekonomik yönden güçsüz olabilir ayrıca, say say bitmez yani bilinen birçok şey. Bunların hepsini Allah meydana getirir, başka?
ALTUĞ BERKER: “Ve öylesine sarsıldılar ki” diyor.
ADNAN OKTAR: Mesela bak bu da ufku çok geniş bir açıklama bu. Öylesine sarsıldılar ki. Mesela bir yakını ölür, trafik kazası geçirebilir, çekler senetler döner, hapsetmeye kalkabilirler, iftiraya uğrayabilir, değil mi? Birkaç yönden hatta iftiraya uğrayabilir, aynı anda sağlığı birkaç yönden bozulabilir, mesela bakarsın hem efendim kulağında bir rahatsızlık olur hem ayağında bir rahatsızlık olur, aynı anda bir enfeksiyon rahatsızlığı olabilir, aynı anda birkaç kişi iftira atabilir. Fakat imanın derecesine göredir işte imanı güçlü olanlara daha çok geliyor, bela daha çok gelir. Çünkü onların gücü daha yüksek oluyor, daha imtihana uygun oluyor. Zayıf olan insanlara az bir bela bile gelse hemen döner onlar. Yani dine karşı tavır alırlar. İslama, Kuran’a karşı tavır alırlar. Halbuki mesela veli tiynetliyse karakterliyse onlar da daha da imanı gelişiyor ve güçleniyor. Daha Allah’a yakınlığı artar. Onlar da onun için derler, yani yağmur gibi yağar derler. Yani veli olanlara bela yağmur gibi yağar.
ALTUĞ BERKER: Bir hadiste geçiyor Hocam söylediğiniz tarz da inşaAllah. “Dininde kavi, güçlü olanın başına gelecek belalar büyük olur” demiş Peygamber Efendimiz (s.a.v).
ADNAN OKTAR: MaşaAllah ver bakayım.
ALTUĞ BERKER: Bu Mehdi (a.s) için söylenen hadislerden Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. “Dininde kavi, dininde güçlü olanın başına gelecek belalar büyük olur.” Yani akıl almaz yerlerden bela gelir. İftiralar, hakaretler, saldırılar, suikastler. İbni Hibban. “Hak Teala bir kulunu sever veya kendine yaklaştırmak isterse, üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir.” Bak Hak Teala diyor, Cenab-ı Allah “bir kulunu sever ve kendine yaklaştırmak isterse” daha yakın olmasını istiyor, daha derin, daha takva olmasını isterse “üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir.” Biri bitti derken, bir tane daha, biri bitti derken biri daha. Peşpeşe bela geliyor. “Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi,” bakın “ona bela ve musibet verir.” “Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi...” mesela Mehdi (a.s)’a. Ona mesela hayır diyor Cenab-ı Allah. “o zaman ona bela ve musibet veriyor.” Ki, daha yaklaşsın, daha derinleşsin, daha sevgisi coşkusu artsın. İmam Malik ve Buhari’de. Buhari zaten hadis kitapları içinde en güvenilirlerden biliyorsunuz. “Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile,” Nerede bayrak? İstanbul’da değil mi Peygamberimizin (s.a.v) bayrağı.
ALTUĞ BERKER: Topkapı Sarayı’nda.
ADNAN OKTAR: Topkapı’da tabii. “İnsanların başlarına bela üstüne bela yağdı.” Şu an dünyada böyle, bela üstüne bela yağıyor. Ekonomik kriz bir yandan, hastalıklardan bir yandan, saldırılar, terör bir yandan. “Ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar.” Öyle mesela şimdi önümüzdeki yıllarda, bir dahaki sene, öbür sene yine Mehdi (a.s) konusu gündemde olacaktır. Yine Mehdi (a.s) çıkmayacak bekleyecekler. Ya diyecekler, 10 yıl. Ama tamam ama yani epey bir süre geçti. Çıkmadı. Bir gelişme de olmadı daha. Değil mi? O zaman demek ki Cübbeli’nin dediği doğruymuş diyecekler. Veyahut bir başkasının dediği doğruymuş diyecekler. Bak, “ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada” “ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar.” İki rekat namaz kılar. “Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti” yani Mehdi ve talebeleri “çok belalar gördü ve bizler” yani Mehdi (a.s) ve talebeleri “kahr ve haksızlığa maruz kaldık." Haksızlığa uğradık biz diyecek. Hukuki yönden, sosyal yönden, değil mi, baskılar yönünden, iftiralar yönünden haksızlığa uğradığını belirtecek Mehdi (a.s). (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 55)” Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt'tendir...” Peygamber Efendimizin (s.a.v) soyundandır. “Biz öyle bir ev halkıyız ki” yani öyle bir topluluğuz ki, seyidler topluluğu “Allah bizim için Ahireti dünyaya tercih etmiştir.” Yani, dünyayı bize vermedi diyor Peygamberimiz (s.a.v), Ahireti bize verdi diyor. Çünkü hep şehit oldular. Hz. Ali (a.s) şehit oldu, Hasan, Hüseyin hep şehit. “Benim Ehl-i Beytim” yani Mehdi (a.s) ve talebeleri “muhakkak benden sonra bela, kaçırılma” bela, bir kere bakın bela. Bela nedir? Dövülme, sövülme, hakaret, hastalıklar, dertler. Değil mi? Her şey. “kaçırılma” kaçırılma, fiili kaçırılma yani mesela bir genç kızı alıp kaçıracaklar. Fiilen kaçıracak mesela, anası babası kaçıracak veyahut bir başkası kaçıracak değil mi? Yani, fiili bir kaçırma olayı olacak. Bunu kim söylüyor? Peygamber (s.a.v) söylüyor. Kaçırılma olacak Mehdi (a.s) cemaatinde. Yani evinden alıp kaçıracaklar veyahut sokaktan alıp kaçıracaklar. Meçhul bir yere götürecekler, bunu anlıyoruz. “Ve sürgüne uğrayacaktır.” Nasıl oluyor? Hapsedilecek, zorla alınıp götürülecek bir yere konacak. Sürgündür bu. “Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar” Yani, Mehdi (a.s) ve talebeleri bela ve mihnetlerle, zorluklarla karşılaşacaklar. “Ve tarda maruz kalacaklardır.” Yani tard her türlü saldırı, baskı, hırpalamaya maruz kalacaklar (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 14). Bakın Cenab-ı Allah Enam Suresi 34’te diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah yemin ediyor, “senden önce de elçiler yalanlandı;” yani bütün Peygamberler yalanlandı. Demek ki Mehdi (a.s) da yalanlanacak. Değil mi? O da Allah’ın bir tebliğcisi, “onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler.” Bak, onlara yardımımız gelinceye kadar. Ne kadar süre geçiyor? Mesela 40 yıl geçiyor. Mehdi (a.s.)’a 40 yıl “yardımımız gelinceye kadar” Mehdi (a.s) 40 yıl kadar yalanlanacak demek ki. “Yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler.” Demek ki Mehdi (a.s) hapsedilecek, eza görecek, suikaste uğrayacak. Fakat ne yapacak? Sabredecek. İşte sabrettiği için Mehdi oluyor zaten. Bir yönü de odur yani. Mehdi (a.s) olmasının sebeplerinden bir tanesi odur. Enam Suresi 34. İbrahim Suresi 12. "Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim?” Zaten her şeyi Allah yaratıyor, Allah’ın kontrolündeyiz. Niye Allah’a tevekkül etmeyelim diyor Cenab-ı Allah. “Bize doğru olan yolları O göstermiştir.” Doğru olan yol nedir? Kuran’dır, sünnettir. Değil mi? “Ve elbette bize yaptığınız işkenceye karşı sabredeceğiz.” Mehdi (a.s) ve talebeleri ne diyecek? Kendilerine işkence yapanlara, kendilerine saldıranlara, iftira edenlere ne diyecekler? Elbette diyor bak “elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz.” Allah’tan olduğunu biliyoruz, imtihan olduğumuzu biliyoruz sabredeceğiz. Duhan Suresi 14. “Sonra, ondan yüz çevirdiler“. Ki bu aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayettir. “Ve dediler ki: bu öğretilmiştir.” Birileri bunu yönlendiriyor yani, dışarıdan yönlendiriyorlar. Birilerinin kontrolünde hareket ediyor, kendi başına değil bu diyorlar. “Öğretilmiştir.” Ama diyorlar birde en önemli şey olarak kendilerinin silahı; bir delidir diyorlar. Akıl hastası diyorlar. Bakın hem yönlendiriliyor diyorlar, hemde akıl hastası diyorlar. Duhan Suresi 14. Bu, özellikle bu ayet Mehdi (a.s)’a bakan bir ayettir. “Sonra onlara da Yusuf’un iffetine ilişkin delilleri görmelerinin ardından.” Hz Yusuf (a.s)’a biliyorsunuz cinsellikle ilgili iftira atılıyor. Tecavüz suçuyla suçlanmıştır. Gayri meşru cinsel ilişkiye girme iddiası ile suçlanmıştır. Yedi yıl o yafta, o iftira üzerinde kalmıştır, yedi yıl. “Yusuf’un iffetine ilişkin delilleri görmelerinin ardından.” Yani biliyorlar Yusuf (a.s)’ın öyle bir şey yapmadığını ama iftira ediyorlar. “Mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak görüşü ağır bastı.” Yani mutlaka, ne yapıp, yapıp diyorlar, mutlaka Yusuf (a.s)’ı hapsedelim. Yani ne kadar delili olursa olsun, ne kadar olay hukuka uygun olmasa da biz illaki Hz. Yusuf (a.s)’ı hapsedeceğiz diyorlar ve hapsediyorlar biliyorsunuz. “Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı. O inkar edenler zikri, Kuran’ı işittikleri zaman seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi.” Yani nefretle bakıyorlar Peygamberimize (s.a.v) Kuran’ı işittikleri vakit. “O gerçekten bir delidir diyorlardı.” Bakın Peygamberimize (s.a.v)’de aynı şeyi söylüyorlar, delidir diyorlar. (Kalem Suresi, 50-51)
SUNUCU: Evet sayın izleyicilerimiz, HarunYahya.Tv sitesinden canlı olarak yayınımız devam etmektedir. Hocam nasıl devam edelim inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Sohbet ederek devam edeceğiz inşaAllah. Yani Berker Hocam sohbet edecek biz dinleyeceğiz inşaAllah.
İnsanların aceleciliği vardır, Kuran’da da geçer. “İnsan aceleden yaratıldı” diye değil mi? Aceleden imtihan olmaz, acelede güzel ahlak da çıkmaz. Mesela insan sevdiğine karşı vefalı olmasını önemli görüyoruz. Kuran’ın bir emri. Vefa için neye ihtiyaç var? Zamana ihtiyaç var. Ben sana vefalıyım. Kaç saat? Bir saat vefalı olmuş, böyle vefa olmaz. Vefa en az bir 40 yıldan başlar. Değil mi? Zemini 40 yıldır ondan sonra gelişir Allah’ın izniyle. Sabrın da zemini en az bir 40 yıldır. Ondan sonra başlar. Ondan sonrası takvadır yani. 40 yılı zaten makul süresidir. İnşaAllah. Bizi seven kardeşlerimiz, bize kalbi bağı olan kardeşlerimiz, bir dahaki seneyi de düşünecekler, daha öbür seneyi de düşünecekler, daha öbür seneyi de düşünecekler. Allah onlara birçok imkan meydana getirecektir. Bu seneki şevkini, bir dahaki sene iki misline çıkartması çok önemlidir. “Bir günü bir gününe eşit olan ziyandadır” diyor Peygamberimiz(s.a.v.). Mutlaka o şevkin artırılması lazım. Mesela sevgide de sabitlik olmaz. Allah’ı ben seviyorum, bir dahaki sene daha fazla sevmem lazım. İman ediyorum şu an Allah’a, bir dahaki sene daha fazla iman etmem lazım. Hizmet ediyorum Allah’a, bir dahaki sene daha fazla hizmet etmem gerekiyor. Yani sürekli artması, gelişmesi lazım. O hem dünyada, hem Ahirette berekettir. Gelişen bünye genç kalır. Duran bünye ihtiyarlar ve çöker. Durağanlıkta ölüm vardır. Canlılıkta ve gelişmede körpelik ve güzellik vardır. Dinçlik, sağlık, sıhhat ve gençlik vardır ve güzellik, iyilik vardır. Onun için sürekli gelişen olmak lazım. Durağan tiplere dikkat ederseniz, onlar yavaş yavaş gün be gün çökerler. Sosyal yönden de çöker, ekonomik yönden de çöker, bedenen de çöker, aklen de, ahlaken de, her yönden çöker. İmani gelişme, ahlaki gelişmeyi getirir. Ahlaki gelişme tebliğ gücünün artmasına sebep olur. Maddi gücün artmasına sebep olur. Şimdi bizleri seven kardeşlerimiz, bir süre sonra bak görecekler, maddi yönden de güçlendiklerini göreceklerdir. Bereket meydana gelecektir. Allah yolunda her mücadele eden insanın, bir süre sonra şaşıracağı yönden berekete doğru gittiğini, bolluğa doğru gittiğini göreceklerdir. Ama bunu kendi şahsına almaya kalkarsa, yani bunu bir rastlantı olarak kabul ederse, bunu Allah’ın dine hizmet için ona özel verdiğini anlamazdan gelirse, Allah o verdiğini alır, daha önce verdiklerini de alır. Sağlığını sıhhatini de alır. Birçok şeyini geri alabilir. Allah dine hizmet için verir malı parayı. Sağlığı sıhhati de onun için verir. Aklı yeteneği de onun için verir. Yani aklının, yeteneğinin, bütün imkanlarının özel olarak ahir zamanda Allah’ın dinine hizmet etmesi için özel olarak verildiğini insanlar bilecekler. Mesela internet eğlence yeri olarak verilmedi. O Mehdi (a.s) ve Hz.İsa (a.s.)’ın kılıcıdır. Mehdi (a.s.)’ın okuludur internet. Hz.İsa (a.s.)’ın okuludur, üniversitesidir. Herkes ister istemez o üniversiteye kaydolur bir kere. Yani istese de, istemese de internete giren herkes o üniversitenin öğrencisi olmuş olur. Çünkü mesela dinin aleyhinde ateist siteler oluyor. Kardeşim şimdi bir ateist ne yapar? Dünyadan azami kam almaya, dünyada azami eğlenmeye bakar diye insan düşünür değil mi? Veyahut eğlence unsurlarını arar diye düşünür insan. Böyle olmuyor. Mucize meydana geliyor. Adam başından sonuna kadar, inanmadığı Allah’a yönelik, güya alaycı ve aleyhte yazılar yazıyor. Kardeşim sen inanmıyorsan, niye Allah fikri bir türlü aklından çıkmıyor senin? Niye debeleniyorsun? Neden kurtulmaya çalışıyorsun sen o zaman? İnanmıyorsan inanmıyorsundur. Yani hiçbir şekilde Allah’ın adını ağzına almaz, dünyaya döner, işine gücüne bakar. Böyle olmuyor. Adam geceli gündüzlü Allah’tan bahsediyor. İnternet sitelerine gir bak, sürekli Allah’tan bahsediyorlar. Güya dinle alay ediyor. Demek ki bilinçaltından çıkmıyor. Demek ki Allah’a inanıyorsun, o inancına karşı şeytanca bir mücadele içerisindesin ve ondan kurtulmaya çalışıyorsun demek ki. Çırpınıyorsun. Çırpındıkça o inancın içine daha da girmiş oluyorsun. Mesela Kuran’ı okuyup, Kuran’ı eleştirmeye çalışıyor. Senin ne haddine zaten? Yani sen uygun yerlerini yıkamayı dahi bilmiyorsun. Sen nereden anlayacaksın da oturup Kuran’ı eleştirmeye kalkacaksın? Okudukça anlıyor Kuran’ı, debelenmeye çalışıyor, direniyor. Direnme de hissediliyor. Ama anladığı da anlaşılıyor. Yani şeytani gözle bakmasına rağmen anladığı anlaşılıyor. Dolayısıyla onlar da dine hizmet etmiş oluyorlar. Mesela zannedersiniz ki satanist dinin aleyhinde, onlar da istemeden isteyerek dine hizmet etmiş olurlar. İstemese de hizmet eder. İsteyerek de hizmet eder. Hiç farketmez. Ateistler de isteseler de, istemeseler de İslam’a hizmet etmiş oluyorlar. Mesela Darwinist sitelere giriyoruz, benim Yaratılış Atlası’nı eleştiriyorlar, ateist sitede, Darwinist sitede. Kardeşim ben sizi tanımam bilmem. Ama siz beni çok iyi tanıyorsunuz, ne hikmetse. Ben hiçbirini tanımam orada yazı yazanların, adını sanını da bilmem, kimdir neyin nesidir. İsmini vermesine rağmen tanımıyorum bilmiyorum yani. Demek ki kanaatleri gelmiş. Ben niye onun yazısını alıp getirip koymuyorum siteme? Değil mi? Kanaati gelmiş. Biz Dawkins’i koyuyoruz ama, adamın cesedini koyuyoruz oraya. Yani onunla asıl Darwinizm’i çökertmiş oluyoruz. Biz Darwin ile Darwin’i çökertiyoruz. Dawkins ile Darwinizmi çökertiyoruz. Mesela Lenin’in izahlarıyla Leninizm’i çökertiyoruz. Karl Marx’ın kendi izahlarıyla Karl Marx’ı çökertiyoruz. Yani bu bilinmiyor. Kendi izahlarıyla onları çökerttiğimiz bilinmiyor. Kendi izahları olmasa bizim onları çökertmemiz çok zor olurdu. Mesela Darwin’in kendi izahları olmasa Darwinizm’i çökertmek o kadar kolay olmaz. Yani ilk çalışma açısından olmaz yani. Yoksa fosiller, protein açısında olurdu. Ama o düşüncede, ona saygı duyanlar açısından çökertmek mümkün olmayabilirdi. Onun düşünce ekolü içerisinde olanlar için. Adamın bizzat kendi inancı böyle diyoruz. Mesela adam diyor ki, ara fosil olmadan Darwinizm olmaz diyor. Ara fosiller de bulunamamıştır diyor. Eğer ileride bulunamaz ise Darwinizm yok olur çöker diyor adam özetle. Şimdi bu ne olmuş oluyor? Bir numaralı delil olmuş oluyor Darwinizm’i çökertecek. Çünkü adam aramış zamanında, bulamamış. Benden sonra ararlar da bulamazlarsa diyor, bu çökecek diyor. Kendisinden sonra aramışlar bulamamışlar ve çökmüş. Yani mükemmel bir delil olmuş oluyor. Mesela Lenin’in terörle bağlantısını kendi izahlarından anlatarak ispat ediyoruz. Marx’ın kendi izahlarından, değil mi.
Berker’im herhangi bir sayfa aç oku Cübbeli’nin kitabından.
ALTUĞ BERKER:Abdülhamit Güncel, Burdur’dan yazan okuyucu Hocam kitapla ilgili.
“Cübbeli ben çok iyi hesap yaparım diyor. Eğer samimi hesap yapabiliyorsa ve doğru düşünüyorsa, Resulullah (sav)'ın sahih ifadelerini Hadis İmamı Suyuti bizlere bildirmiş. Resulullah (s.a.v.)'ın sözlerine dayalı akıllıca bir hesap yapsın. Ümmetin ömrünün Hicri 1500'e kadar olduğunu ve 1600'ü asla aşmayacağını görür. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’ın önümüzdeki yüzyılda geleceği inancını nereden çıkartıyor anlamıyorum. Hz. Mehdi (a.s)'ın bu yüzyılın dışında çıkması mümkün değil. Bunu ben değil Hadis-i Şerif lerinde Resulullah (sav) söylüyor. Bu yüzyılın dışında çıkması mümkün değil.”
ADNAN OKTAR: Yani hicri 1400’de içinde bulunduğumuz yüzyılda çıkması gerekiyor diyor değil mi? Başka yüzyılda çıkması mümkün değil diyor. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Enes Malik 'den tahric etti. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Dünyanın ömrü, Ahiret günlerinde yedi gündür. Allah-u Teala buyurdu ki: Rabbin katında bir gün sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir. Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişcesine şu dünyanın yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar. Amr bin Yahya, ens hakkında elala' bin Zeyd'e bildirdik Allah ondan razı olsun dedi ki: Allah'ın Resulu dedi ki (s.a.v.): Dünyanın ömrü Ahiret günlerinden yedi gündür. Yüce Allah dedi ki: Gerçekten senin Rabbinin katında bir gün sizin saymakta olduğunuz bin yıl gibidir.”Burada bu ikinci hadiste bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu 7000 yıl ile ilgili hadisi aslında bütün Müslümanlar’ın bilmesi gerekir. Yalnız şu yanlış anlaşılmasın, yani Big Bang’den itibaren 7000 yıl geçmiştir anlamında değil. 7000 yıl ile ilgili Peygamber (s.a.v.) bir takvim vermiş. Nasıl milat Hz. İsa (a.s)’ın doğumu esas alınıyor, Peygamber (s.a.v.)’in Hicret’inde nasıl bir takvim başlangıcı meydana getirildiyse, onun gibi değil mi? Berker Hocam ver bana kitabı. Evet, nasıl bir takvim başlangıcı meydana getirildiyse, çeşitli takvimler de var. Mesela Musevi takvimi vardır, 5000 küsur sene bildiğim kadarı ile şu an, yahut 6000 mi oluyor şimdi Musevi takvimi?
ALTUĞ BERKER: Allah-u Alem 6000.
ADNAN OKTAR: 6000’e geldi herhalde evet. Hep bir başlangıç vardır. Peygamberimiz (s.a.v.) de bir şeyi başlangıç kabul etmiş. Ya Nuh (a.s) dönemini, ya Hz. İbrahim (a.s) dönemini, veyahut kuvvetli ihtimalle Nuh Tufanı olabilir evet, ki bölgesel bir tufan bu. Başlangıç kabul etmiş, böyle bir hadis belirtmiş. Ama diyor ki bakın, bundan 5600 yıl geçmiştir, bu çok hayati. Yani kilit hadistir bu. Bakın 5600 yıl geçti dendiğinde, çok net bir tarih meydana gelmiş oluyor. Çok net bir açıklama meydana gelmiş oluyor. Çünkü 7000’den 5600’ü çıkartıyoruz 1400 kalıyor. Bu hadisler çok güvenilir hadisler, öyle güvenilmez hadisler değil. Yani 8 tane hadis vermiş Suyuti, sekizinde de 7000 yıla dikkat çekilmiş. Bak 8 tane, Suyuti veriyor ve bu 5600 yıl ile ilgili hadisi de İmam-ı Hanbel söylüyor. Yani Hanbeli mezhebinin kurucusu, mutlak müçtehit ve hadis imamıdır, bu kişi söylüyor, bu hadisi naklediyor. Çıkarttığımızda 1400 kalıyor. Bu ne demektir? Bütün olaylar, Hicri 1400 ile 1500 arasında bitecek. İnşaAllah. En güçlü delildir yani Ahir Zaman’ın vaktini belirtmek açısından, en net yani tarih belirtmek açısından. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in verdiği bu yan deliller, yani 15 gün ara ile Ay ve Güneş tutulması, Fırat’ın suyunun kesilmesi gibi deliller, yani çok büyük olaydır. Bunu mesela CNN bir gün bir haber olarak vermiş olsa, yani CNN’in ünlü, efendim spikeri anlatsa böyle bir konu var diye, dünyada yer yerinden oynar. Fakat insanlarda bir şey var.
ALTUĞ BERKER: Bir hadis vardı Hocam. Risaletül Huruc-ül Mehdi, Sayfa 108’de. “İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (a.s)’ın yanında toplanacaklardır...”.
ADNAN OKTAR: Bunun, bu hadisi destekleyen, işte bu diğer hadisler. Çünkü 1400 çok net çıkıyor. Çok net bir tarih 1400-1500. Dünyayan da dikkatlice bakarlarsa, dünyanın böyle pir-i fani olduğu, yaşlandığı yani zoraki ayakta duran bir yapısı var dünyanın. Her yer çürüdü dünyada. Binalar çürüdü, sokaklar çürüdü, bir bakın dışarıya, bakın, dünyanın her tarafına bakın. Her yer zor ayakta duruyor, yani böyle pir-i fanidir dünya. Ama bu 70 yıllık dönemde, ki en keskin bir dönemi de 50 yıllık dönemidir, 50 yıl. Ama bu çok önemlidir tabii 50 yıllık dönem. Akıl almaz bir sürat ile ekonomik gelişme var ve mesela bir hadiste diyor ki, “sizin 20 yılınız, Mehdi (a.s)’ın bir yılıdır” diyor. Yani sizin diyor 20 yılda yapacağınızı, Mehdi (a.s) bir yılda yapar. Muazzam bir sürat meydana getirecektir Mehdi (a.s). Yani böyle bürokrasiyi aşarak, çağı aşarak, olayları aşarak muazzam bir sürat ile hareket edecektir.
ALTUĞ BERKER: İşi sıkı tutar diyor Hocam hadiste inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, hadiste o şekilde geçiyor.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman Hazretleri’nin de aynı ifadeleri var Hocam. Mesela Sözler Kitabı’nda, sayfa 318’de. “İstikbal-i dünyeviyede, yani dünyanın geleceğinde, 1400 sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarına karib, yakın zannetmişler” diyor.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman hadisleri çok mükemmel anlayan, Kuran ayetlerini çok güzel kavrayan, çok güzel açıklayan bir insan. Yani derinliğini kavrayan, hakikatini kavrayan bir insan. Bu yüzyılda değeri çok iyi anlaşılacak. Bizleri seven kardeşlerimiz, Bediüzzaman’ı da sevsinler ve Bediüzzaman’ı da anlamaya çalışsınlar. Dili ağırdır gerçi ama, anlamayanlara biz anlatırız. İnşaAllah. Ama çok önemli bir insandır, çok hayati bir konumu var.
ADNAN OKTAR: Kaç adrese soru gönderiliyor?
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocamız çok tatlı, böyle şeyleri o tarz bir üslup ile kullanıyor. Ne ahlaksız, vicdansız insanlar var. Mesela o dünya güzeli insan, çevresindeki insanlar da çok efendi, çok sıcak ve çok samimi insanlardır. Yani çok değerli bir topluluktur. Haset eden böyle alçaklar, geçenlerde internette gördüm, ağızlarından pislik akıyor, lanet herifler. Yani siz kimsiniz de Şeyh Nazım Hocam’ın ismini ağzınıza alıyorsunuz? Onlar bir arada böyle güzel Kadiriler gibi Allah’ı böyle sevinç ile terennüm ediyorlar böyle hareketli bir şekilde. Yani bir bayram havası var kendi aralarında, onu eleştirmişler, Resulullah (s.a.v.) zamanında var mıydı bu diye. Bir kere Resulullah (s.a.v.) zamanını sen nereden biliyorsun be hey kirli adam? Yani öyle diyeyim ben artık yani, nezaketimi toplamaya çalışıyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) son derece neşeli bir insandı. Spor müsabakalarına, böyle canlı, hareketli tavırları teşvik eden bir insandı ve hatta eşleriyle de bazen böyle eğlenceleri seyrettiği oluyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ve ayrıca orada Müslümanlar, mutluluktan, sevinçten bir bayram heyecanı yaşıyorlar. Ne kadar güzel bir şey bu. Senin gibi, afedersin, lök gibi oturacaklarına değil mi? Hımbıl herif, oturmuş onların canlılığını, onların sevincini böyle haset ile karşılamış, eleştiriyor pis ağzı ile. Gıcık oldum ben artık böyle. Ki dünya tatlısı, o mesela o yaşlı hali ile gelmiş, o da onların içersinde böyle onlarla canlandırıyor, coşturuyor, onlara sevgiyi öğretiyor, onlara muhabbet öğretiyor, onlara değil mi, Resulullah (s.a.v.) sevgisini, Allah sevgisini, her şeyin üzerinde Allah sevgisini öğretiyor. Ki hayret edilecek de aşk canlılığı var ruhunda, Allah aşkından kaynaklanan canlılık var. Şeyh Nazım Hocam’a laf söyleyenler ve aleyhte laf söyleyenler halt etmişler. Yani onların hiçbir sözüne itibar etmiyoruz, cevap dahi vermesinler, hiç adam yerine dahi koymasınlar. Saygılarımı, selamlarımı, hürmetlerimi iletiyorum buradan mübarek Hocamız’a. Dünya tatlısıdır yani, dünya iyisidir. Öyle bir insana bile böyle bir laf söyleyebiliyorsa böyle bir kısım insanlar, yani artık şeytaniyetin ve melanetin dünyayı ne kadar sardığını düşünün. Böyle dünya tatlısı bir insana bunu söyleyebiliyorlarsa.
ADNAN OKTAR: Evet. “Hocam, ben 32 yaşındayım. Sayenizde namaza başladım.” Estağfurullah. Allah bizleri vesile etmiştir. “Her programınızı izliyorum.” Elhamdülillah, ama arkadaşlarına da izlet. Raşit kardeşimiz. Raşit, soyadını verelim mi? Verelim, bir şey olmaz. Topçu, Raşit Topçu. Tabii, anne, akrabalarına, bütün soy, tealukata, hepsine izletsinler. Çok önemli bir şey bu. “Sizinle tanışmak istiyorum” diyor. İnşaAllah, inşaAllah. “Çünkü, samimiyetsiz, ukala, sadece kendini düşünen, birbirlerinin arkasından atıp-tutan insanlardan sıkıldım” diyor. Aslanım benim. Samimiyetsiz, ukala, sadece kendini düşünen, egoist, bencil demek istiyor değil mi? Birbirinin ardından atıp-tutan insanlardan sıkılmış. Ahir zaman böyle tabii. Çok müthiş bir bozukluk oldu. İnsanların kalbinden sevgi alındı, Allah korkusu alındı, Allah aşkı alındı. İnşaAllah biraz daha ilerde, sabır ederlerse çok güzel günleri görecekler ki, yani en iyi zamana rast geldiler. Artık son 10 yıl yani. Bak biz 30 yılını geçtik bunun, 30 yılını değil mi? Aşk ile, şevk ile. Bir 10 yıl daha dayanacaklar inşaAllah. “Sizi çok samimi, ahlakı düzgün ve cana yakın buluyorum.” Allah razı olsun. Sen iman gözü ile bakıyorsun, Allah sana güzel gösteriyor. Güzel bakan, güzel görür. “Çok samimi, ahlaklı, düzgün ve cana yakın buluyorum. Sizin kadar düzgün bir insan bugüne kadar görmedim.” Estağfurullah, inşaAllah öyle oluruz. Allah razı olsun. “Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun.” Allah, üzerinize olsun diyor. Allah seni de rahmete gark etsin, berekete gark etsin.
Evet. Erel Aksoy kardeşimiz. “Hocam, benim sorum Kehf Suresinde geçen, Hz. Musa (a.s) ve Hızır (a.s) yolculuğu sırasında öldürülen çocuk ile ilgili. 80. ayet, “Erkek çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. Bunun için çocuğun onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.” Burada çocuk öldürülünce, gelecek yaşanmamış olup, çocuk da azgınlık ve nankörlük yapmamış oluyor mu? Bu çocuk haksız yere öldürüldüğünü iddia edemez mi? Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.” Şimdi bunu Hızır (a.s) yaparken vahiy ile yapıyor. Yani vahyin hükmü ile yapıyor. O konuşmayı da vahiy ile yapıyor. Yani kendi aklı ve kendi düşüncesine göre yapmıyor. Fakat Ledün ilmi, bambaşka bir ilimdir yani. Çok değişik bir ilimdir. Bunun tabii bir işari manası var. Mesela bir olay olur, bir şeyler olur, mutlaka onun arkasından bir hayırlı olay geliştirtiriyor Allah. Yani mutlaka bir önden başka olayların yani olumsuz olayların olması gerekiyor ki, arkasından güzel olaylar olsun. Mesela doğumda bile bir sancı vardır değil mi? Doğum sancısı vardır, arkasından çocuk olur. Mesela 1. Dünya Harbi’nde, 2. Dünya Harbi’nde 350 milyona yakın insan öldürüldü. Şehirler yerle bir oldu. Ama insanlar o acıyı görmeselerdi, Mehdiyet’in anlamını kavrayamazlardı. Yani onun mutlaka bir hikmeti vardır. Allah orada şehitler ediniyor. Allah orada insanlara bir ibret meydana getiriyor. Dinsizliğin acısını ve kötülüğünü, korkunçluğunu insanlara gösteriyor. Ama Ledün ilmi öyle insanların rahatça anlayacağı bir ilim değildir, onu söyleyeyim. Hızır (a.s), Mehdi (a.s) devrinde ortaya çıkacak bir varlıktır, bir kişidir. Bizzat şahsına da sorulabilir zamanı gelince. Mesela Hz. Mehdi (a.s) sorabilir. Hz. İsa (a.s) sorabilir. O zaman bunu daha net anlayacaklar. Aslında ben bunu daha da net anlatırım da, fakat şimdi pek olmaz yani. Bir hikmet yönünü daha da detaylı anlatabilirim. Çünkü çocuğu zaten Cenab-ı Allah, Ben o şekilde yarattım diyor. Yani çocuk onu mutlaka yapacak zaten. Allah onu yaptırtmadan ve çocuk belanın içine daha çok girmeden Allah onu kurtarmış oluyor. Yani çocuğun erken ölümü, belki onun Cennet’e girmesine vesile olmuş oluyor. Çünkü bak, ileride mutlaka onu yapacak zaten. Yani ahlaksız olacak çocuk, Cehennemlik olacak. Ama gençken ölmesi ile, daha onu yapmadan Allah onu almış oluyor, Cennet’e almış oluyor. Hikmeti nedir? Biraz düşünürlerse insanlar bulurlar tabii. Ama ben bu kadarını söyleyeyim.
Mahmut Sami kardeşimiz yazmış. “Selamın Aleyküm Hocam diyor. Ve Aleyna Aleyküm Selam. Mehdi (a.s) nasıl bir insan, anlatabilir misiniz?” diyor. Konya. Anlatayım tamam ama, biraz bizim internet sitemize girsin bu kardeşimiz, HarunYahya.org adresine. Mehdi (a.s) konusu çünkü çok uzun. Bunu anlatmaya kalkarsak Mehdi (a.s)’ı herhalde sabahı buluruz değil mi? Sabahı da geçer, öğlene kadar devam etmemiz gerekir.
Evet, efendim, Ayşe kardeşimiz, Ayşe kardeşim, soyadlarını vermiyeyim ben bundan sonra değil mi? İsmini söyleyeyim, evet. “Selamun Aleyküm Hocam” diyor. “Allah’ın Rahmeti, feyzi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam muhterem bacım. “İnşaAllah Hocam” diyor, “rüyamda sizi ve Hz. İsa (a.s)’ı gördüm.” Ne kadar güzel, inşaAllah. “Kollarınızı sıvayarak, Ya Allah Bismillah diyerek çıktınız” diyor. EvvelAllah, inşaAllah Seyyid Battal Gazi gibi inşaAllah biz de öyle çıkarız. İnşaAllah cihat halindeyiz, onu görmüşsünüz. Cehd halindeyiz, gayret ediyoruz. Hz. İsa (a.s)’ı da görmeniz de çok büyük bir nimet, maşaAllah. Allah görmeyi, karşılıklı sohbet etmeyi, şöyle bir yanaklarını sıkacağız inşaAllah, bir sakallarını seveceğiz inşaAllah. O dünya güzelinin ondan sonra çok güzel huylu, şakacı ve çok tatlı bir insan Hz. İsa (a.s). Asla hata yapmaz. Zehir gibi bakışları böyle, çok keskin ve çok akıllı bakar. Zehir gibi diyeyim mi? Benim anladığım anlamda olur ama yine de demeyeyim, Allah affetsin. Çok keskin bakışlı yani çok akıllı bir insan. MaşaAllah. “Kollarınızı sıvayarak, Ya Allah Bismillah diyerek çıktınız” diyor. EvvelAllah, inşaAllah öyle oluruz.
Üveyz kardeşimiz. “Selamun Aleyküm” diyor. Ve Aleyküm Selam. Kardeşlerim diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ı...”. Eyvah. Şimdi mesela, kardeşlerim, Hz. Mehdi (a.s)’yi tanıyorum diyor. 21 Ağustos 1971 doğumludur efendimiz diyor. Eyvah, eyvah, eyvah. Allah kurtarsın. “Efendimize görev Ramazan Ayı’nda diyor 40 yaşında olduğunda gelmiştir.” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’a da” diyor. “2011’in 11 Ağustos Ramazan Ayında 40 yaşında olduğunda gelecektir.” Yani o zaman Mehdiyet görevini alacak, ortaya çıkacak, siz de göreceksiniz. diyor. ‘’İnşaAllah, şu an biat eden 2 kişi bulunmaktadır.” Çok çok az yahu 2 kişi. Değil mi Berker’im 2 kişi?
ALTUĞ BERKER: 313 olması lazım.
ADNAN OKTAR: 2 kişi. “İnananlar bir elin parmaklarını geçmemektedir. Türkiye’yi İstanbul’u çok sevmektedir” diyor. “İstanbul’dan çıkması beklenmektedir.” Daha gelmemiş İstanbul’a. “21 Ağustos doğum tarihi” diyor. “Bu 21. asra işarettir” MaşaAllah. “Kuran’da Zülkarneyn (a.s) olarak geçmektedir. Soru varsa, mail atabilirsiniz.” Şimdi mesela bak bu kardeşimiz günaha girmiş. Ben bunu onun için okudum. Bak diyor ki, “Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıyorum.” Bir kere bu olmadı. “Doğumludur.’’ Bir kere yani şahsını teşhis ettim diyor. İsmini de sorsak, söyleyecek. Sonra, “Ramazan Ayı’nda 40 yaşını doldurduğunda gelmiştir.” Bak gelmiştir diyor 40 yaşında. Böyle çok vakalar var. Bununla kardeşlerimiz yazık ediyorlar kendilerine. Yani bilmiyorum, belki Allah vermesin kardeşimi tenzih ederim, bazen dinsiz oluyor da, hani öylesine söylüyor. Bazen ne kadar dindar olup böyle söyleyen kardeşlerimiz var. Her halükarda çok acayiptir. Sakın ha sakın, falanca kişi Mehdi (a.s)’dır denmez, sakın ha. Hele ki, çıkacak işte şu gün şey yapacak, bu Mehdiliği kesindir, böyle, ama hüsn-ü zan edebilir insan. İnşaAllah Mehdi (a.s) olur dersin. Yani Mehdi (a.s) olmasını umarsın. Yani bunu dese, tamam. Ben mesela der ki, ben tanıdığım bir ağabeyim var, inşaAllah Mehdi (a.s) olmasını umuyorum. Biz de dua ederiz, inşaAllah olsun. Ama Mehdi (a.s)’dır dedin mi, dinden imandan çıkar, İslam ile bağlantısı kalmaz. Mehdi (a.s)’dır deyince, ne demektir bu? Evliya, yani Cennet’e gitmesi kesin. İmtihan olmasına gerek yok o zaman. Namaz kılmasına da gerek yok, oruç tutmasına da gerek yok. Yani Kuran hükmü kalkmış ona. Zaten garantili yani. Ne yaparsa yapsın, Cennet’e gidecek anlamına geliyor. Normal bir Müslümanın söyleyeceği bir söz değil. Bu kardeşimiz tevbe istiğfar etsin, Üveyz kardeşimiz. Allah’a sığınsın, ondan sonra böyle garip sözlerden kaçınsın. Bakın, Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde, Hz. İsa (a.s) namaz kılacak. Hz. İsa (a.s) vahiy ile onun Cennet’teki makamını söylüyor, yüzünü sıvazlıyor, namaza geçirttiriyor, bütün dünyanın hakimi oluyor, dünyanın imamı oluyor, dünyanın imamı, buna rağmen Allah’tan tir tir korkuyor. Korkacak Mehdi (a.s). Cehennem’e mi gideceğim acaba diye ömür boyunca, ölünceye kadar bu korku içerisinde yaşayacak. Asla ne kendisine Mehdi (a.s) dedirttirir Mehdi (a.s), ne de kendisi ben Mehdi (a.s)’ım der. Nereden çıkıyor böyle bu izahlar? Kim diyorsa, mutlaka hata yapıyor, yanlış yapıyor. Zann-ı galip ile Allah-u Alem, herhalde diyeceğiz. Yani çünkü İslam’ı dünyaya hakim olmasına vesile olmuş bir insan var karşımızda. Mesela göreceğiz. Hz. İsa (a.s) ile birlikte de namaz kılmış, yani ona imamlık yapmış, bütün dünyaya imam olmuş. Bütün bu açık alametlere rağmen siz Mehdi (a.s)’sınız diyemeyiz biz. Allah-u alem diyeceğiz. Yani çok benziyorsunuz efendim diyeceğiz. Yani hadislere çok benziyor, alametlere çok benziyor, inşaAllah öyle olmasını umuyoruz diyeceğiz. Sizsiniz diyemez kimse, böyle ifade de olmaz. Allah’ım Yarabbim yani Üveyz, yani çocuk gibi yazmış. Nasıl yapıyor böyle kardeşimiz? Hayır, Müslüman üslubu da var yani üslubunda. Onun için yani dinsiz mi acaba diyecektim, ama değil. Dinsize de benzemiyor. Sakın ha sakın, sakın ha sakın.
Efendim, “Selamun Aleyküm Hocam” diyor. Aleyküm Selam. Efendim, “Hocam” diyor: “Özellikle Kıyamet Alametleri, Mehdi (a.s) ve Mesih (a.s) konusunda şimdiye kadar sizin gibi detayı ile, açık ve net Kuran’ı Kerim’i tefsir edip anlatan, tebliğ eden kişiye rastlamadım.” Allah-u alem doğrudur. Ben de rastlamadım çünkü hayır ben hakikaten övünme olarak söylemiyorum. Yani Mehdi (a.s) konusunu o kadar kapatıyorlar ki... Mesela bir dergiye baktım geçen günlerde. Ahir zamanı anlatıyor. Mehdi (a.s) işte diyor bir alime göre Mehdi (a.s) gelecektir, bir kısmına göre geçmiştir diyor. Falanca der ki diyor işte Mehdi (a.s) şahs-ı manevidir ama bizim kavlimize göre bir Mehdi gelecektir fakat zamanını bilemeyiz bilmem ne falan. Yani konuyu öldürmüş adeta. Felç etmiş. Zamanı nasıl bilemezsın sen? Peygamber (s.a.v.) alametlerini niye bildiriyor o zaman Mehdi (a.s.)’ın alametlerini? Çıkış alametleri ne o zaman? Yani o zaman hiçbir anlamı yok alametlerin o anlamda. Olur mu öyle şey? Haşa. Tabii ki anlamı var. Ben açık, dürüst, şakır şakır ne varsa söylüyorum. Ayetteki karşılığını da tam söylüyorum. Ben olayı kapatmak, örtbas etmek peşinde değilim. Ben açıp, netleştirme peşindeyim. Mesela geçmiştir diyor. Geçmiş olmadığını biliyor adam. Gelecektir diyor ama 570 sene sonra diyor ama nasıl bir Mehdi? 300 metrelik deccal var. Deccalin eşeği var. Gökte anırarak eşek uçuyor. Efendim, eşeğinin başının üstüne kürsüye de hazret oturmuş, o ilgili kişi. Ondan sonra o da elinde kılıcıyla deccalin de kafasını kesecek. O da onun tepesinde. Atlas Okyanusu’na alçak iniş yapıyorlar. Deccal’in kafası bulutlarda. Ayakları Atlas Okyanusu’nun dibinde. Böyle izbandut gibi varlık nasıl 300 metrelik eşeğin üstüne oturturuluyor? O da ayrı mesela yani. Eşek onu nasıl havada gezdirsin? Bilmiyorum ki. Yani belki hani bir teknik olarak düşünüyor olabilir. Nasıl olacaksa? Bir bağırıyor oradan deccal eşeğin tepesinden, ta Amerika’dan duyuluyor. Yani böyle esrar komasına girmiş gibi bir üslup bu. Yani çok acayip bir üslup. Yani uyuşturucu komasına girenlerde falan oluyor bazen. Yahut, değil mi? Böyle buna benziyor yani. Kabus gibi bir üslup bu. Veyahut bunu söyleyen saflığından söylüyor veya cahilliğinden söylüyordur yani. İkinci ihtimal de budur. “Tefsir edip anlatan, tebliğ eden kişiye rastlamadım. Çünkü bu konuların bu kadar detaylı ve hiç şüphesiz net olarak anlatılması için.” Estağfurullah. Yani onu geçelim. “MaşaAllah siz hiç şüphesiz.” Yok şüphesiz, öyle denmez. Allah-u alem diyeceksiniz. Allah-u alem. Hiç şüphesiz olmaz. Yani Ledün ilmine sahipsiniz diyor anladığım kadarıyla. “Akıl üstü bir ilmin Ledün ilmi olması gerekiyor” diyor. “MaşaAllah. Bu sizde hiç şüphesiz görülmekte.” Öyle denmez. İnşaAllah Hocam sizde Ledün ilmi vardır, var olduğunu düşünüyorum denir. İnşaAllah, Allah-u alem diyecek. O zaman olur. Bu şekilde söylenmez ama güzel tabii, sevdiğinden söylüyor. Allah razı olsun ama böyle olmaz. “Merak ettim. Neden bir kısım görevli Hocalarımız ve din adamlarımız sizin görüşlerinizi onaylamayıp, ileriye giderek bazı ayetlerin olmadığını iddia ediyorlar?” Yok, ayetin olmadığını iddia etmiyorlar da, hadisin olmadığını iddia ediyorlar. Biz de onu ispat ediyoruz Buhari’den, Müslim’den, Suyuti’den. Onu karıştırmış kardeşimiz. ‘’Eğer bu konularda gerçekten bilgileri yoksa nasıl din adamı olmuşlar?’’ Ona kalırsa adamlar zaten öyle bir konuları yok ki. Adam kaderi inkar ediyor din adamı oluyor. Sonsuz Cennet’i inkar ediyor, gene din adamı oluyor. Darwinist oluyor gene din adamı oluyor. Melekleri inkar ediyor. Cini inkar ediyor. Cinler mikroplardır diyor adam. Yani bu da din adamıyım diyor yani. Öyle bir konu olmuyor. “Günümüzde birçok sözde din adamı Hoca, Adnan Oktar Hocamızı tenzih ederim” diyor. “Kıyamet alametleri, Mehdi (a.s) ve Mesih hakkında bu kadar ciddi konularda Kuran’ı Kerim’ göre değil de, kendi kafasına göre yorum yaparak insanları yanlışa sürüklüyor.” Tabii bir takım cahil insanlar da kolayına geldiği için bunlara uyarak yoldan sapıyor ve birçok kişiler de saptılar zaten. “Adnan Oktar Hocamızı tenzih ederim” diyor. ‘’Kıyamet alametleri, Mehdi (a.s) ve Mesih hakkında bu kadar ciddi konularda Kuran-ı Kerim’e göre değil de’’. Evet, tabii birinci dereceden Kuran-ı Kerim, ikinci dereceden hadislere dayandırılarak anlatılması lazım. Ama tabii ki Mehdiyet Kuran’da çok açıkça belirtilen dünya hakimiyeti alenen anlatılan ayetler var.
Evet, bir şeyler daha gelmiş. ‘’Selamun Aleyküm çok kıymetli Hocam ve diğer Hocamız, sunucu kardeşimiz.’’ Ve Aleyna Aleyküm Selam. Evet. Evet, kardeşimiz bir şeye dikkat çekmiş. “Kuran’da, Yasin Suresi’nde bir ayete dikkatim çekildi’’ diyor. 36/8. ‘’Boyunlarına çenelerine kadar varan prangalar taktık da, kafaları yukarıya dikilmiştir. Önlerine bir set ve arkalarına bir set çekerek onları perdeledik.’’Şeytandan Allah'a sığınırım. ‘’Artık görmezler”. “Bu ayeti incelediğimizde bugün dünyada yaşayan ateistler, Darwinistler, zengin, gurur ve kibir sahibi insanlar hep kafaları yukarıda yürüyorlar. Ayrıca bu tür insanlar, ön ve arkalarına set çekilmiştir. Doğruyu anlamayıp, görmemeleri için.” İşte ne diyor, “bu yüzden kördürler” diyor. “Sizce bu ayetler bugünün küfre sapan insanlarına bakıyor olabilir mi? Saygı, sevgi ve selamlarla, hayırlı geceler” diyor, Selim kardeşimiz. Kuran-ı Kerim her asra bakar, her devre bakar. Tabii ki devrimize de bakıyor ama mesela neyse bunu açıklarım ama biraz acayip olacak, bunu nasıl yapalım? Bu biraz da tabii yani hak yolda olan hakimleri, hak yolda olan yüksek yargıyı tenzih ederim. Veya hak yoldaki üniversite Hocalarını tenzih ederim ama biliyorsunuz onlar böyle bir yakalık takarlar. Şöyle boyunları havada. Bir cübbe giyiyorlar biliyor musunuz, yaldızlı ve yakalı böyle general gibi bir kıyafet. Fakat boyunları böyle havada kalır o şeyle. Belki onların böyle samimiyetsiz, dinsiz ve ateist olanlarına Darwinist olanlarına bir yönüyle ayet bakıyor olabilir. Yani onların bir kısmına yani o kişilerden, hakikaten gururlu ve kibirli, sevgisiz, ruhu böyle katılaşmış, sertleşmiş tiplere bakıyor olabilir yani. Öyle bazı insanlara işaret ediyor olabilir Kuran. Dolayısıyla da asrımıza bakıyor olabilir.
Allah’ım o kadar çok ki bu. İşte dedik Mehdilik iddiası alenen bir kişiye, bir şahsa alenen yapılmaz ama hüsn-ü zan edilebilir. Ben mesela sevdiğim bir alim olsa inşaAllah. İnşaAllah Mehdi (a.s.)’dır, inşaAllah Mehdi (a.s) olur derim. İnşaAllah Cennetlik olur derim. İnşaAllah evliya olur. İnşaAllah Müslümanların başına geçer derim. Yani denir bu, hüsn-ü zan edilir. Ama illa ki böyledir denmez.
Evet, Tuba da bir şeyler demiş. “Selamun Aleyküm Hocam”, abim diyor rüyasını anlatmasını istemiş. Efendim, işte rüyasında, sizi diyor uzun siyah dalgalı, saçla herhalde sakallı olarak diyor, Mehdi (a.s) olarak görmüş diyor. Yani insan rüyasında Mehdi (a.s) olarak görebilir bir sevdiğini, o bir sorumluluk getirmez. Ama onu yorumlayıp, ben rüyamda gördüm demek ki bu kişi Mehdi (a.s.), böyle denmez. Yani mesela Peygamberler ile yanyana kendini görebilir bir insan, veli olduğunu, gökte uçtuğunu görebilir ama onun Cennetlik olduğunu, evliya olduğunu göstermez. Dolayısıyla bir insan da sevdiği kişiyi rüyasında Mehdi (a.s) olarak görebilir. Veya Hz. İsa (a.s.)’ın yanında görebilir veya böyle manevi bir makamda görebilir. Ama şuna yorabiliriz, inşaAllah onlara yardımcı oluruz, demek ki onlar yardım bekliyorlar, onlar İslam’ı, Kuran’ı yaymada Müslümanların da destek vermesini bekliyorlar mantığını da alabiliriz. Nasıl olur, bol bol kitap okur etrafındaki insanlara anlatır, tanıdıklarına güzel şeyler anlatarak, kitaplar vererek, hediye ederek İslam’ı yayabilir. Ama ancak hüsn-ü zan olur. Yani rüyaya göre hareket edilmez; ben rüyamda gördüm konu bitmiştir. Mesela geçenlerde Cübbeli kendisini evliya gibi göstermiş. Said Nursi Hazretleri güya rüyasında Cübbeli’ye... Böyle yani, anlattığı şeye göre evliya olmuş oluyor. Bediüzzaman da onun evliyalığını tasdik eden bir konumda olmuş oluyor. Bediüzzaman hakkında aleyhinde konuşmuştu, Bediüzzaman da işte güya, “oğlum Ahmet” demiş, yani onu övmüş. Onun evliyalığını vurgulayan bir üslup kullanmış güya Bediüzzaman. Burada da kurnazlık yapıyor. Bak önce Bediüzzaman’ı eleştirdi. Baktı Nur talebelerinin tepkisini alıyor, bundan nasıl kurtulabilir? Bu sefer bir rüya olayı ortaya çıktı. Birisi görmüş güya. Bu rüyaya göre de, rüyayı gören adam da zaten ölmüş. Bu rüyaya göre tasdikli evliya olmuş oluyor yani. Bediüzzaman da onu tasdik eden konumda olmuş oluyor. Yani bu biraz acayip ve yani rahatsız edici daha Türkçesi. Yani rüyayla evliyalık yapmak veya rüyayla yalan söylemek çok çirkindir. Ahir zamanda rüyayla yalan söyleme olayının yayılacağı hadislerde var ve özellikle rüya adına, rüyayla yalan söylemenin şedit bir günah olduğu, şedit bir yalan olduğu da belirtilmiş. Değil mi? Yani bu hadis net. Geçen günler okumuştum.
Yüzlerce soru var biz bunları nasıl yapacağız? Başka günlere kalsın. Bugünlük bu kadar olsun, bu kadar, haydi bakalım. İnşaAllah. Bitirelim.
SUNUCU: Hayırlı geceler, sayın izleyicilerimiz.