SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın seyircilerimiz, her akşam olduğu gibi bu akşam da harunyahya.tv ekranlarında sizlerle birlikteyiz. Bugün de sizden gelen sorularla programımıza başlayacağız. İzin verirseniz gelen sorulardan birini ben size yöneltmek istiyorum.
“Değerli Hocalarım İslam dünyasına sizlerden başka hiç kimsenin sözde Evrim Teorisi’ni çürütmek için hiçbir eser ortaya koymaması kesinlikle tam bir Ahir zaman mucizesidir bence. İnsanlar bunu nasıl göremezler anlamıyorum. Sadece ama sadece sayıları 300 kadar olan bir arkadaş grubu dışında koca İslam dünyasında hiçbir cemaat ve topluluk, böyle bir misyona da sahip değil zaten. Sizler sayı itibarıyla da, ruh itibarıyla da aynen ve aynen Bedir Ashabı’sınız inşaAllah. Allah sizlerden razı olsun” demiş. Serdar Yavuz, İskoçya’dan.
ADNAN OKTAR: Serdar Yavuz bizleri bir hayli seviyor gördüğüm kadarıyla maşaAllah.
SUNUCU: Bu pek soru olmadı zaten. Altında bir tane soru var, onu ben yönelteyim. “En güzel olan Allah’ın selamı ile selamlıyorum” demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Hocam İslam’ı, ilmi ve Ahir zamanı anlatan site açma çalışmalarına başladık, arkadaş, aile ve yeni tanıştığım insanlara durmaksızın bu konuları anlatmaya çalışıyorum inşaAllah. Malımı mülkümü bu konuda yani Allah yolunda harcamayı düşünüyorum. Yakında ilk büyük çaplı konferansları Almanya’da başlatıyoruz. Allah razı olsun, Türkiye’den arkadaşlarınız bu konferanslarda konuşmacı olarak Almanya’ya gelecekler inşaAllah. Hocam inşaAllah gelecek olan Hz. İsa (a.s.)’a detaylı olarak nasıl yardımcı olabiliriz ve kendisini nerede bulabiliriz?” Sorumuz bu. “Hocam inşaAllah gelecek olan Hz. İsa (a.s.)’a detaylı nasıl yardımcı olabiliriz ve kendisini nerede bulabiliriz?” Almanya’dan Öztürk Kalem.
ADNAN OKTAR: Tamam Öztürk’ün yazısı soru olmuş artık. Ona cevap verebiliriz. Birincisi o ilk kardeşimizin anlattığı evrimle ilgili cemaatlerin, toplulukların, Hoca efendilerin hiçbir eser kaleme almadıkları konusu doğru değil. Var, fakat çok az ve yetersiz yani mesela tek ince bir kitap yazmışlar veyahut bir makale yazmışlar yani yetersiz. O anlamda. Ama çap ve vuruş açısından tabii yani çok çok güçlü yani bizim vuruşumuz Darwinizm’e karşı çok güçlü. Ama onlar da tabii kendilerince bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama mesela 1000’e karşı 1 gibi görünüyor. Gönül ister ki tabii hepsi çok güçlü çalışma yapsınlar. Kararlı atak yapsınlar. Öyle olmuş olsaydı Darwinizm zaten darmadağın olurdu. Dolayısıyla da hiçbir güç bulamazlardı. Hz. İsa (a.s.)’ın ortaya çıkışı Mehdi (a.s.) bütün çalışmaları yapıp İslam’ın dünyaya hakimiyetini sağlamadan Hz. İsa (a.s.) ortaya çıkmaz. Hz. İsa (a.s.)’ın ortaya çıkması için Mehdi (a.s.)’ın vazifesini bitirmesi gerekir. Yani geniş çaplı bitirmesi gerekir. Son aşamada çıkacaktır.
Sen anlat biraz o Hz. İsa (a.s.)’la ilgili bildiklerini.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam inşaAllah hemen. İsterseniz Bediüzzaman Hazretleri’nden inşaAllah okuyalım. Bediüzzaman Hazretleri Hz. İsa (a.s.)’la ilgili oldukça mebzul miktarda izahlar yapmıştır. Hz. İsa (a.s.)’ın vücut olarak cismani insan vücuduyla tekrardan yeryüzüne döneceğini hadis-i şeriflerden izah etmiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlat sen devam et hadi bakalım.
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor Bediüzzaman Hazretleri; “alemi semavatta”, yani gökler aleminde “cismi beşerisiyle”, yani insani cismiyle “bulunan şahs-ı İsa (a.s.)” yani İsa (a.s.)’ın bizzat şahsı “o dini hak cereyanın” yani hak dinin “başına geçeceğini” burada Üstad Hazretleri “bir şahs-ı İsa (a.s.)” diyerek yani İsa (a.s.)’ın bizzat kendisi şahs-ı vücuduyla insani cismiyle diyor, “cismi beşerisiyle” yani insani vücuduyla İsa (a.s.)’ın kendisi bizzat göklerden nuzül edeceğini söylüyor Bediüzzaman Hazretleri. Yani maddi bir varlıktan bildiğimiz bizim gibi bir insandan söz ediyor. Bir manevi şahs-ı manevi olmadığını açıkça ifade ediyor. “Semai dünyada, gökler aleminde cesediyle, insan bedeniyle bulunan” yani vücuduyla bulunan “ve hayatta olan Hz. İsa (a.s.) belki alem-i Ahiretin”, Ahiret aleminin, “en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azime yani büyük bir son için ona yeniden ceset giydirip yani bedeniyle dünyaya göndermek, O Hakimin” Cenab-ı Allah’ın, “hikmetinden uzak değil. Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için” gerektirdiği için “vaat etmiş, vaat ettiği için elbette gönderecek”.Yani Hz. İsa (a.s.)’ın vücuduyla gökte bulunduğu ve tekrardan vücuduyla yeryüzüne ineceğini bir şahsı manevi olmadığını çok açık bir şekilde ifade etmiş, Bediüzzaman Hazretleri.
ADNAN OKTAR: Yalnız buna rağmen bu açıklamaya rağmen bazı eserlerde bazı alimlerin bu şahs-ı manevi izahının doğru olduğunu yani sadece şahs-ı manevi olduğunu şahıs olarak inmeyeceği şeklinde ifadeleri oluyor. Bediüzzaman’ın o konuşması bunu tam anlamıyla ortadan kaldırıyor. Bir daha oku o kısmı.
ALTUĞ BERKER: “Semai dünyada yani gökler aleminde cesediyle bulunan”, insanı bedeniyle bulunan.
ADNAN OKTAR: Bakın “semai dünyada cesediyle bulunan”, ruhuyla bulunan demiyor değil mi? Cesediyle bulunan yani cesedi. Bedeni de orada kendi de orada.
ALTUĞ BERKER: “Ve hayatta olan Hz. İsa (a.s.)”.
ADNAN OKTAR: Ölü değil. Değil mi?
ALTUĞ BERKER: “Belki Ahiret aleminin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine böyle büyük bir son için böyle bir netice-i azime için ona yeniden ceset giydirip bedeniyle dünyaya göndermek, O Hakim’in hikmetinden uzak değil”.
SUNUCU: Beden olarak. Aynı beden mi?
ADNAN OKTAR: Aynı orijinal kendi bedeni. Yalnız ben şimdi bir Hoca efendi bir taktik olarak bunu söylediğini düşünüyorum da ama talebeleri buna inanıyor, o zaman bunu nasıl açıklayacağız? O o zaman nasıl olacak? Yani yanlış bir inanç yanlış bir iman oluşmuş oluyor. Yani “Hz. İsa (a.s.) gerçekten öldü” inancı oluşmuş oluyor o zaman, o çok acayip. Hz. İsa (a.s.)’ı zaten bir 10 yıla kadar görecekler niye o kadar telaş ediyorlar anlamadım. Daha rahat olmaları lazım. Şimdi bakın Mescid-i Aksa’da olaylar çıkmaya başladı. Hz. Süleyman (a.s.) Mescidi’ni yeniden yapmak istiyor Museviler biliyorsunuz. Yalnız şimdi burada Süleyman (a.s.) Mescidi’ni Hz. Mehdi (a.s.)’ın yani Tevrat’ta da geçen Kral Mesih’in yapması gerekiyor. Biz Kral Mesih’e yani Mehdi (a.s.)’a ihtiyaç duymadan bu mabedi yaparız derlerse Tevrat’ın lanetine tabi olurlar. Tevrat lanetliyor bu hususu ve burada Allah intikam alacağını söylüyor. Yani Tevrat’a gerçekten uyanlar mutlaka Mescidi Mehdi (a.s.) yani Kral Mesih’in yapmasını istemeleri gerekir. Eğer buna iman etmiyorlarsa, yani buna inanmıyorlarsa Tevrat’a inanmıyorlar demektir. Tevrat’a inanmıyorlarsa Süleyman (a.s.) Mescidi onların neyine yarar. Hiçbir işlerine yaramaz. Bir bina olmuş olur sadece. İnanıyorlarsa o zaman önemli olur. Değil mi? İnanıyorlarsa Mehdi (a.s.) yani Kral Mesih zaten o mescidi yapacak. Onun için “Biz Mesih’i beklemeye gerek duymayız. Kral Mesih’e gerek yok. Mehdi (a.s.)’a gerek yok. Biz gider yaparız” derlerse o zaman Tevrat’ın kehaneti gerçekleşir. Allah esirgesin yani çok büyük felakete sebep olur. Yani herkes için felakete sebep olur. Onun için samimi bir Musevi’nin, Mesih’in çıkmasını canı gönülden Allah’tan istemesi gerekir, Kral Mesih’in yani Mehdi (a.s.)’ın. Ona zemin hazırlaması lazım herhangi bir Musevi kardeşimizin ve onun talebesi olmak için canı gönülden istek duyması lazım. Eğer bu yoksa o olmaz inşaAllah.
Berker Hocam o hangi sayfada Bediüzzaman’ın o ifadesi, hangi kitap hangi sayfada?
ALTUĞ BERKER: Alıntılar arkada bakayım hemen Hocam. Mektubat sayfa 60.
ADNAN OKTAR: Pelin sen hiç Risale-i Nur Külliyatı’nı okudun mu?
SUNUCU: Hayır okumadım.
ADNAN OKTAR: Hiç okumadın. Said Nursi 1960’larda vefat etti. Çok modern, vatansever, güzel huylu, anarşiye, teröre karşı olan makul, sevgiyi ön plana alan bir insan, her şeyin sevgi ile hallolmasını isteyen bir insandır. Çok güzel bir Osmanlıca’sı vardır, üslubu vardır. Fakat bu insanın ana özelliği metafizik yönü çok güçlü. Yani mesela ileride olacak olayları, ta Kıyamete kadar olacak olayları hepsini teker teker Allah’ın bildirmesiyle biliyor. Ve hepsi doğru çıkıyor, bütün dedikleri doğru çıktı. Mesela 1971’deki olayları bildirdi. Aynısıyla çıktı. 81’deki gelişmeleri bildirdi aynen çıktı. Rusya’nın yıkılacağını söyledi, aynı. 91, 2001’deki olaylar. 28 Şubat’ı bildiriyor, ta 60-70 yıl öncesinden 28 Şubat’ı bildiriyor. Olacak olayı bildiriyor. Mesela cesedinin kaybolacağını, mezarının yıkılacağını bildirdi. Yani buna benzer yüzlerce konu var, bildirip ve doğru çıkan. Yani söyleyip de doğru çıkmayan hiçbir konuşması yok. Tamamı doğru çıkıyor. Böyle bir insan ve sevgiyi ön plana almış. Yani böyle hani yobaz, tutucu yani gerici mantığa karşı da çok güzel bir İslam anlayışını, sahabe döneminin İslam anlayışını insanlara yansıtmıştır. Çok çile çekmiş, çok acı çekmiş bir insandır. Yani o devirde değeri pek o kadar bilinmedi birçok insan tarafından. Ama şu an Türkiye’deki en güçlü ekoldür yani fikir ekolüdür. Balkanlarda da öyle. Türkiye’de. Ama özellikle de Türkiye’de öyledir. Bu insan Mehdi (a.s.)’la ilgili ve Hz. İsa (a.s.)’la ilgili çok detaylı bilgi vermiştir. Ve dedikleri aynısıyla çıkıyor. Mesela Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’dan çıkacağını söylemiştir. Hicri 1400’de çıkacağını söylüyor. Yapacağı çalışmaların çeşidini söylüyor. “Darwinizm’e ve materyalizme karşı mücadele verecek” diyor. Bu konuda kesin başarılı olacağını söylüyor. Yani ezici bir güçle ortaya çıkacağını söylüyor. “Siyasete karışmayacak” diyor, “Mehdi (a.s.)”. “Siyasetle ilgilenmeyecek” diyor. Ve bu devri de anlatıyor. Mesela diyor “bu devirde insanların aklı çabuk çelinir” diyor, “çabuk iğfal olunacak hale gelecek” diyor. Bakın “avamın çabuk iğfal olunabilen akılları” diyor. Mesela şimdi sen benimle tanıştın, konuşuyoruz. Benim mesela namaz kıldığımı biliyorsun, dindar olduğumu. Güzel huylu diyorsun. İnsanın aklının çelinmesi nasıl oluyor biliyor musun? Adam mesela bin tane iyi yönü oluyor. Bin tane. Bir tane yönüyle ilgili bir kişi şüphe atıyor ortaya. Adam o bin tane yönü bir anda siliyor. Bin tane iyi özelliği siliyor. O bir tane şüphenin etkisiyle tamamını yok ediyor. İşte buna “avamın çabuk iğfal olunabilen akılları” diyor Bediüzzaman. “Ahir zamanda avamın çabuk iğfal olunabilen akıllıları” diyor “bu hayırlı hizmet bu güzel hizmet başka maksatlara alet olmadığı ta ki avamın kafasında iyice tahakkuk etsin” diyor inşaAllah. Yani insanların telkine açık olduğunu, olumsuz telkine açık olduğunu izah ediyor. Ve karakterli güzel ahlaklı bir insan için telkinle bir insan hakkında olumsuz kanaate varması çok aşağılayıcıdır. Yani insan gözüyle görmeden, kulağıyla işitmeden, samimi kanaati gelmeden, bir insan hakkında olumsuz kanaat belirtiyorsa bu onun karaktersizliğini, adiliğini ve basitliğini gösterir. Yani ne kadar aklının zayıf olduğunu, kişiliksiz olduğunu, vicdanının kontrolsüz olduğunu gösterir. Çünkü böyle bir insan çok tehlikelidir. Bir başka dostuna da bunu yapabilir. Arkadaşına da yapabilir. Çünkü adamın vicdanı çabuk delinebiliyor. Yani ruhu çabuk delinebiliyor. Bir güç karakter yok adamda. Halbuki mesela karakterli bir insan, iyi bir insanı fark edebilir. Kötü bir insanı da fark edebilir. Kötünün telkiniyle iyi hakkında olumsuz bir kanaate varmaz. Yani bir anda böyle kafası iğfal olunmaz. Kendine hakimdir. Ama basit insanlar, basit izahlarla hemen basitliklerini ortaya koyabiliyorlar. “Hocam İslam’ı, ilmi ve Ahir zamanı anlatan site çalışmalarına başladık”. Aferin maşaAllah. Bak tam anlattığım konu bak. “Hayırlı akşamlar Hocam, münafıklarla ilgili Kuran’da bir ayet okudum. Allah Nur Suresi 11. ayette; “doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler”, şeytandan Allah’a sığınırım. Bak “uydurulmuş bir yalanla” yani hayali bir iddia “sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur”. Demek ki Müslümanların içinde de üç kağıtçı münafıklar çıkabiliyor, ahlaksız insanlar da çıkabiliyorlar. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın” bir şer saymayın, ben Müslüman toplulukları için, ama oradaki insanlar tevbe etmişlerdir düzelmişlerdir onları tenzih ederim, ama Müslümanların içerisinde münafıklar çıkar. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır”. Müslümanların aleyhine faaliyet mutlaka Müslümanların lehine olur. Daha onu güçlendirir, daha çok dikkat çeker. Çünkü olgun meyve veren ağaç taşlanır, derler biliyorsunuz. Hatta derici derler, beğendiği deriyi yerden yere vururmuş. Mesela birçok deri getiriliyor, en beğendiği deri dikkatini çeker dericinin. Alır onu yerden yere atar bu hiçbir işe yaramaz, bu kötü zaten ucuz falan diyerek. Çünkü en kaliteli deri odur. Ona kafasını takar. Onun için insan en beğendiğini genellikle karşısına alır. Yani halk arasında da öyledir. Mesela bir kız delikanlıyı beğenirse onu hemen olumsuz yönlerini araştırmaya başlar. Olumsuz yönde konuşmaya başlar. Gençlerde de öyle bir genç kızı beğenirse o da onun olumsuz yönlerini gündeme getirmeye çalışır. Elde edemiyorsa eğer, evlenemiyorsa kaşı şöyle, gözü şöyle, ağzı böyle falan bir bahane bulmaya çalışır veya kişiliği ile ilgili abuk sabuk şeyler konuşmaya başlar. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın”, yani Müslümanın aleyhinde dedikodu olduğunda Müslümanın makamı yükselir. Çünkü zordur dedikodu. Değil mi? İnşaAllah, o dedikoduya karşı Müslümanın sabretmesi onun ahlakının yüksekliğindendir, gücünün yüksekliğindendir. Ve onu değerli kılar. Mesela biri birine hakaret ettiğinde insan onu alttan alıp, “Allah sana selamet versin, Allah sana hidayet versin inşaAllah güzel insan olursun, inşaAllah böyle kötü sözler söylemezsin” derse bu yüksek ahlaktır. Ama gidip ona küfürle karşılık verirse saldırırsa kepazelik çıkartırsa, bu basitliktir, bu sıradan bir harekettir. Müslüman soylu olacak, asil tavırlar gösterecek. “Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır”. Bakın iftiranın büyüğü var demek ki. Bak “her bir kişiye kazandığı günahtan bir ceza vardır”. Durumuna göre, iftiranın gücüne göre cezanın da gücü artıyor. “İftiranın büyüğünü yüklenene ise en büyük bir azap vardır”. Daha şiddetli onun etkisi, demek ki Müslümana büyük iftira atılırsa daha çok sevap kazanıyor aynı zamanda değil mi? İftira atan da daha çok Cehenneme yaklaşıyor, Cehennemi daha ağır olmuş oluyor. Yani onun sevabı ona geçmiş oluyor. Cennetteki onun imkanları ona geçmiş oluyor. Onun Cehennemdeki imkanları da ona geçmiş oluyor. Çünkü her ikisi için de Cennet, Cehennem mevzu bahistir dünyada. Müslüman için de Cehennem hazır Ahirette, kafir için de hazır. Kafir için de Cennette yer hazır, Müslüman için de Cennette yer hazır. Kafir ahlaksızlık yaptığında yahut herhangi bir insan ahlaksızlık yaptığında o kişinin Cennetteki payı Müslümana geçer. Müslümanın Cehennemdeki payı da ona geçer. Onun için Müslüman için o bir konfordur. Ne kadar ona iftira atılırsa oturduğu yerde o kadar çok sevap kazanır. Hiçbir şey yapmadan. Yani hiçbir gayret yapmasa bile sırf onunla bayağı bir kazancı olur inşaAllah. Mesela bizlerle ilgili çok fazla iftira oluyor. Dünyada hiç kimseye bu kadar iftira atılmamıştır bana atılan kadar. Dünyada varsa bana söylesinler. Akla gelen bütün iftiralar atılmıştır. Yüzlerce, binlerce insan tarafından ve koro halinde, gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda. Bu benim oturduğum yerde ibadetim olmuş oluyor. Yani durduk yerde sevap kazanıyorum. Onların Cennetteki payları bana geçmiş oluyor. Benim Cehennemdeki paylarım da onlara geçmiş oluyor inşaAllah. Ben Cehennemden uzaklaşıyorum, onlar Cehenneme yaklaşmış oluyorlar. Çünkü beni o riskten kurtarıyorlar. Üstümdeki kiri almış oluyorlar. Onlara gelecek sevaplar da bana gelmiş oluyor. Onun için yani Müslümana yapılan gıybet Müslüman için nimettir. Her atılan iftira çok büyük bir nimettir. Yani mesela bir iftira atar adam, 100 kilo altın vermiş gibi dünyada anla. Her iftiranın bir karşılığı vardır mesela 1000 kilo altın, 2000 kilo altın kadar. İftiranın gücüyle orantılı da sevabın gücü vardır. Yani iftira ne kadar şiddetliyse sevap o kadar şiddetli olur, fazla olur. O tarafta, bak Kuran ayeti açıkça, aldığı günah da fazla oluyor karşı tarafın. Onun için ben hiç karışmam iftira atanlara, hiç ellemem. Sadece uyarırım yani ayıptır, günahtır diye kısaca açıklarım ama ses çıkartmam. Çünkü yağmur gibi sevap kazanmış oluyorum. Elhamdülillah, durduk yere. Yani Allah’ın izniyle sırf o sevap bile belki bir Müslümana yetebilir. Yani sırf onun sevabı bile insana yetebilir. İftiranın sevabı. Yani iftira atılıyor olmak, Müslümanın üstünde kalması. Tabii iftiraya karşı da çok olgun, akılcı davranmak lazım. Yani onlara karşı böyle hani çirkin bir ağız, üslup kullanmak veya delilenmek falan olmaz. Halktan bir kısım insanların reaksiyonları çok şiddetli oluyor. Birden böyle barut, ateş kesiliyor falan o tip olmaz. O sevabı azaltabilir. Müslüman daima asil olacak, soylu olacak tavırları. Her adiliğe adilikle karşılık verilmez. Kötülüğe mutlaka iyilikle, asillikle karşılık verilir. Allah ayette diyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Sana birisi bir kötülük yaptığında sen ona iyi davran” diyor, “onun sana dost olduğunu göreceksin” diyor Allah ayette. Bu çok zordur, intikam almamak. İnsanın nefsi arzu eder, intikam almak çok ister. Yani intikam almak lezzetlidir. Ama intikama ket vurduğunda da çok ağır gelir bu insana, zor gelir. Ama çok sevaptır. Bayağı değerlidir ve asil olmuş olmanın zevkini alır. İntikam alan da küçülmüş olur yani. Kuran’a uygun olmayan bir intikam anlayışı içerisindeyse eğer küçülmüş olur. Basitliğin kiri üstüne gelir. Çünkü asillikte ayrı bir yüz ifadesi oluyor. İnsanın yüzüne bir nur, bir heybet, bir anlam gelir. Derinlik gelir. İnsanlar adi olmanın hiçbir mahsuru olmadığını zannediyorlar. Adilikle rahat yaşayacaklarını, mutlu olacaklarını zannediyorlar. Halbuki Allah diyor ki; “onları hiç bilmeyecekleri yerden helaka yaklaştırırım” diyor. Bir kere adilik de simasına çöker adi insanın. Mesela ben her adi insanı Allah’ın izniyle biliyorum yüzünden. Çok açık oluyor. Yani adiliğinin şiddetine göre de yüzünde artıyor. İt kopuk mesela hemen anlaşılır yüzüne bakar bakmaz. Dersin bu it dersin böyle. Çakalsa, dersin, bakar bakmaz bu çakal diyorsun, anlaşılıyor. Yani kısa bir konuşmadan sonra, kısa bir üsluptan sonra yani belki on dakika, on beş dakika veya yarım saat bir konuşmadan sonra her şey çözülür aşağı yukarı. Bütün kişiliğini anlayabilirsin. Yani simadan sonra. Çünkü Kuran’da Cenab-ı Allah diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e; “sen onları simalarından Ben istersem tanırsın” diyor. Yani Allah’ın dilemesiyle insan yüzünden anlaşılır. Ama diyor “onları bozuk konuşmalarından da anlarsın” diyor Allah ayette. Bakın iki delil vardır. Bir yüzündeki ifade, bir de bozuk konuşması. Yani her ne kadar kibarlaşırsa kibarlaşsın, ne nezaket gösterirse göstersin, zırvalamaya başlar ve anlaşılır. Yani dengesizse, anormalse anlaşılır. Konuşmalarından hissedilir bu. Ama bu tabii feraset, basiret sahibi Müslüman için böyle geçerlidir yoksa akılsız bir insan anlayamaz. Genellikle de hep başı belaya girer akılsızların. Akıllı insan çok iyi kavrar, anlar. Allah ona ilham eder, hissettirir. Çünkü gerek bakışlarından, gerek ses tonundan, üslubundan bir insan anlaşılır Allah’ın dilemesiyle. Buna “nur-i iman” diyor Bediüzzaman. Mesela “Mehdi (a.s.) imanın nuruyla anlaşılır” diyor Bediüzzaman. Nereden anlayacağız? Yüzündeki heybetten, derinlikten, nurdan, akıldan, itidalden, değil mi? Mesela hatta diyor hadiste “nasıl anlaşılır?” diyor “Mehdi (a.s.)” diyor. Hadis var. Tek bir delil vermiş. “Heybetinden anlaşılır” diyor, heybetinden. Yani yüzündeki olağanüstü görünümden. Bakar bakmaz bir olağanüstülük var. Ama bunu kim görüyor? İmanın nuruyla bakan görüyor. Bediüzzaman “imanın nuruyla görülebilir” diyor. Çünkü Bediüzzaman diyor; “imanın nuruyla fark edilir” diyor. Demek ki bir gaflet gözüyle bakmak var, bir de imanın nuruyla bakmak var. İmanın nuruyla bakan görmüş oluyor. İmanın nuru ne demek? Allah’ın nuruyla bakmak inşaAllah. Yani hayır gözüyle, güzel gözle, Kuran ahlakıyla, samimi vicdanla bakmak. O zaman Allah ona hissettiriyor, insanlara. Onun için iyi insanların birbirini sevmesi, koruyup, kollaması önemlidir. İyi bir insana rastladın mı merhaba deyip geçmek doğru değildir. İyi insanlarla mutlaka arkadaş olmak, dost olmak lazım ve birbirlerini onların tanımaları lazım yani bir bağ kurmaları lazım. Kötü insandan da fellik, fellik kaçmak gerekir. Hayır düzeltmek için gayret edersin ayrı mesele ama fazla da yaklaşmaya gelmez. Yani vahşi at gibidirler, çok tehlikeli olur. Yani deli adamın ne yapacağını bilemezsin. Ama hiç ilgilenmemek de olmaz. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) en azılı müşriklerle bile ilgilendi. Münafıklarla da ilgilendi. Yani onlara Cehennemin dibine gitsinler, ne olursa olsun diyemeyiz. Ama nezaketiyle, uygun bir üslupla onları uyarmamız gerekir, akılcı bir üslupla.
Dün 52 bin kişi girmiş internete fakat yine az. Eve gittiğimde tespit ettim. 52 bin kişi yine az. Bizi izleyen kardeşlerimiz tekrar söylüyorum, akrabalarını, tanıdıklarını, kardeşlerini teşvik etsinler. Bakın biz televizyon yayınlarına da başlayacağız önümüzdeki günlerde ama, mesela yarın Kayseri Tv’deyiz inşaAllah. Fakat internet çok hayatidir. Çünkü internette çok iyi dikkat verilebiliyor. Bir de yayın kesilme riski yok, şu yok, bu yok, falan feşmekan. Her yönden çok iyi. Sessiz sedasız izlenebilir. İsterse insan değil mi? Tek başına da izleyebilir. Mesela evde birçok kişi yatıyorsa insan kendi televizyonu olmuş oluyor internet, kulaklığını takar, kendi dinleyebilir yani etrafı velveleye vermeden. Sayının artması çok önemli inşaAllah. En güzel hizmetlerden bir tanesi budur. Çünkü anlattığı kişilere de dini anlatmış oluyor aynı zamanda. Tebliğ görevi de yapmış oluyor. Faydalı da bir çalışma olmuş oluyor.
Ama şu şey, gerçi konudan konuya geçmek. Gerçi bizim sohbetimiz öyle oluyor konudan konuya geçme şeklinde oluyor da. Filistin konusu... Şimdi oradaki Musevi kardeşlerimiz, Museviler Allah’a inanan, tek Allah’a inanan, Allah’a aşkla bağlı olan insanlar. Bütün peygamberleri çok severler. Müslümanları da Ben-i Nuh olarak görürler. Yani mümin olarak görürler. İslam dini olarak görüyorlar Müslümanlığı. Yani Müslümanları kafir olarak görmez Museviler. İslam dini olarak görürler. Ama Mesih’i beklememe gibi bir gaflete düşerlerse, Allah’ın intikamıyla karşılaşırlar. Kim yaparsa yapsın. Çünkü görevli olan, Hz. Süleyman Mescidi’ni kuracak olan -ki Tevrat’a göre açık ve aleni yüzlerce Tevrat’ta izah vardır bu konuda- Mehdi’dir; yani Kral Mesih’tir. Biz Allah’ın hükmüne önem vermiyoruz derse bir insan, yani Kral Mesih’in yapması konusu bizi ilgilendirmiyor, biz kendimiz yapmaya kalkarız derse, o mescit onlara fayda değil zarar getirir o zaman. Olmaz, yani mutlaka Allah’ın dediği gibi olması lazım inşaAllah. Ve bu çok büyük fitneye sebep olabilir, çok büyük yıkıma sebep olabilir, acılara sebep olabilir. Çok yanlış hareket olur. Ben bunu yarın ya da öbürsi gün Tevrat’tan çok detaylı anlatacağım. Yani Mesih’in alametlerini, Mesih’in beklenmesi...
Evet, mesela buradan da bir parça açıklayabilirim:
Daniel Bölümü 7/14: “Ona” Mesih Mehdi’ye, “Ona egemenlik, yücelik ve krallık verildi.” “Egemenliği hiç bitmeyecek, kıyamete kadar bir egemenlik” diyor. “Krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır. Onun egemenliği bir denizden bir denize” yani bütün denizlere, bütün ufuklara her yere hakim olacak. “Fırat’tan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak” diyor. “Mehdi Mesih bilgece egemenlik sürecek. ”
Baksana yani anlatmaya kalksak, bu kitabın tamamını anlatsak sabaha kadar devam eder. Hep Tevrat izahlarından oluşuyor bu kitap. “Hz. Mehdi (as) Hz. İbrahim (as)'ın Neslindendir” isimli kitap. Yani bütün bunları yok hükmüne koyarsa bir insan, o zaman zaten o Musevi değildir, değil mi? Yani Tevrat’ın bütün hükümlerini kabul etmiyorsa Musevi olamaz. Onun için orada acelecilik yapıp, işte biz Mesih’i beklemeden Mescidi kuracağız demek çok çok çok yanlış olur. Çok tehlikeli olur, fitneye sebep olur. Mehdi (a.s.)’ın, Kral Mesih’in gelişini beklemek en doğrusudur, inşaAllah.
“Gaybet-i Numani adlı bir hadis kitabında Mehdi (a.s.) ile ilgili şu şekilde bir tarif okudum: ‘En fazla korunak sağlayan ve en yüksek ilime sahip olan odur’. Bu hadiste anlatılan en yüksek ilim hakkında açıklama yapar mısınız?” Malatya’dan Arif Kahraman. Malatya’nın gençlerinden demek ki, maşaAllah. En yüksek ilme sahip olan odur, en fazla korunak sağlayan. Müslümanların, tüm Müslümanların korunmasını sağlayan, değil mi? Onları hıfz altına alan kişi anlamında. En yüksek ilme sahip olan da yani o devrin bütün modern ilimlerini, Kuran’ın hakikati ile birleştirerek Kuran’ın ruhunu, Kuran’ın gerçeğini insanlara anlatacak anlamında. Yani en akılcı, en makul izahları Mehdi (a.s.) yapacak anlamına geliyor inşaAllah.
Bismillah. Enfal Suresi’ni açmışsın inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım: “Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında” Peygamberimiz (s.a.v.) tebliğe, mücadeleye çıktığında, “mü'minlerden bir grup isteksizdi”. Böyle biraz hımbıl, ilgisiz, alakasız, gevşekler. “(Her şey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı”. Peygamber (s.a.v.) ile tartışıyorlar. Yani onları riske attığını, onları tehikeye attığını iddia ediyorlar oradaki kişiler. Yani Peygamber (s.a.v.)’e saygı ve sevgi tam gelişmemiş. Tam anlamamışlar. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim Olan Allah’ın Adıyla. “Aranızı düzeltin” diyor Allah “ve Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin”. Demek ki Müslümanlar birbirine küsmeyecekler. Aralarını düzeltecekler.
Bismillah. Evet, Şuara Suresi. “Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir”. Sen oku bakayım buradan. Oku o ayetleri, sen devam et, ben söyleyeceğim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Şeytan’dan Allah’a sığınırım: “Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler. Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir. Yeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik. Şüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler. Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir. Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;" Firavun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı?" Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum. Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."”
ADNAN OKTAR: Tamam şimdilik bu kadar yeterli. Bir ara verelim sonra ben bu konuda açıklama yapacağım inşaAllah.
Demin okuduğumuz Şuara Suresi’ne yine devam edelim. Mekke’de indirilen bu sure 227 ayetten oluşuyor. Rahman Rahim Olan Allah’ın Adıyla. “Ta, Sin, Mim”. Şimdi bunu söylemek istemezdim ama yine söyleyeyim. Bu huruf-u mukattanın cinlerle de bağlantısı olan yönü var. Yani cin çağırmada, cinlerle bağlantıda huruf-u mukattanın derin sırları var, onu söyleyeyim. Yani cinlerin anladığı bir hitaptır huruf-u mukatta.
ALTUĞ BERKER: Bunu ilk defa duyduk Hocam sizden inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet onlarla bağlantıda, onlarla işte boyut açmada; ha, mim, ta, sin, mim ve diğer huruf-u mukattanın çok derin sırları var. İnşaAllah. Ve cinlerin de çok etkilendiği bir yöntemdir inşaAllah. “Bunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir. Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin” diyor Peygamberimiz (s.a.v)’e Cenab-ı Allah hatırlatıyor. Yani insanların kendisini üzmemesi, kendisini sıkmamasını söylüyor. Çünkü üzüntü biliyorsun kansere sebep olabilir, ülsere sebep olabilir. Tansiyona sebep olabilir. Kalp enfarktüsüne sebep olabilir. Değil mi? Yahut birçok hastalığa sebep olabilir. Kuran bu konuya dikkat çekmiş “kendini kahredeceksin öyle mi?” Allah, bu üzüntüden kaçınmamızı söylüyor. Biliyorsunuz Müslümanların üzülmesi haramdır. Üzülmek haram. Sinirlenmek de haramdır, Müslümana yakışmaz. Tabii. Müslümanın yapacağı bir şey değildir. Müslüman tevekküllü olacak. Her şeyde bir hayır vardır çünkü, her şeyi Allah yaratır. Sinirlenmek ne demek? “Ben yapıyorum” anlamına gelir. Halbuki her şeyi Allah yapar. Üzülmek de haramdır. Çünkü Allah’ın yarattığını beğenmemek anlamına geliyor. Çünkü, tamam anormaldir ama hayır vardır. Yani sonuçta hayır olan bir şey. 4. ayette mühim bir konuya Kuran dikkat çekiyor işari anlamda. “Dilersek” yani Ben istersem diyor Cenab-ı Allah; “onların üzerine gökten bir mucize indiririz” ayet. Allah’ın ayeti “bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir”. Yani onun emrine uyarlar. Ona bağlanırlar, Ona boyun bükmüş olurlar. Onun kumandasına girerler. Ona karşı boyunları büküktür. İtaatkardır, evet. Ve ebcedi de 2022’yi veriyor. Harf karşılığı 2022 veriyor. Evet. Bak, “dilersek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz”. Hz. İsa (a.s.)’ın inişi biliyorsun bir mucizedir. 2000 yıl sonra göğe alınmışken gökten yeniden inmesi bir mucize. Çok büyük bir mucize. “İndiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverirler” inşaAllah 2022. Ayetin bir işari yönü budur inşaAllah. “Onlara Rahman (olan Allah)’dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler”. Yani Kuran’dan, İslam’dan bir şey anlattığında mutlaka yüz çevirirler diyor Allah. “Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir”. Mesela Müslümanları alay konusu yapıyorlar, bunun haberini yakında alacaklar. Mehdi (a.s.)’ı alay konusu yapıyorlar, yakında haberini alacaklar. Hz. İsa (a.s.)’ı alay konusu yapıyorlar, yakında haberini alacaklar. Kıyameti alay konusu yapıyorlar, yakında haberini tam anlamıyla alacaklar. Yani çok doyurucu şekilde alacaklar. İslam’ın dünyaya hakimiyetiyle ilgili alay ediyorlar, onun haberini yakında alacaklar. Hızır (a.s.)’la ilgili alay etmeye kalkıyorlar kendilerince ama, Hızır (a.s.) pek alay ettirmez kendisini onu söyleyeyim yani. Mehdi (a.s.)’la belki, çünkü şefkatlidir Mehdi (a.s.). Hz. İsa (a.s.) da çok şefkatlidir. Ama Hızır (a.s.) tahmin ettikleri gibi birisi değil. Onu söyleyeyim yani. Metodları değişiktir. Çünkü o Kuran’a göre hareket etmiyor Hızır (a.s.). Yani, hiçbir şeriata göre hareket etmiyor. Kendinin özel şeriatı var ona uyuyor. Yani öyle, o tip bir hareket kimsenin haddine olmuyor yani. Hızır (a.s.)’dan, yani söyleyeyim mi söylemeyeyim mi ama, mesela masonlar çok korkarlar. Yani acayip korkarlar, delice bir korkuyla korkarlar. Yani bu kadarını söyleyeyim. Hızır (a.s.) da duvarcı ustasıdır, onu da ayrıca söyleyeyim. Duvarcı ustasıdır, Kuran’da biliyorsunuz duvar yapıyor duvarcı ustasıdır. Masonlar da duvarcı ustasıyız diyorlar ama, asıl duvarcı ustası Hızır (a.s.)’dır.
ALTUĞ BERKER: “İki öksüz çocuğun duvarını yükseltti” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Ücretsiz duvar yapıyor inşaAllah. Masonlar ücretle yaparlar. İnşaAllah. “Hani Rabbin, Musa'ya seslenmişti: ‘Zulmetmekte olan kavme git’”. Cenab-ı Allah da Mehdi (a.s.)’a vahyedecek kalbine, ilham edecek. Zulmetmekte olan ateistlere, Darwinistlere, materyalistlere yani kim onlar içinde zulmediyorsa, onlardan yanlış yolda olanlara git tebliğ yap diye Allah vahyedecek. Ve Mehdi (a.s.)’ı İstanbul’a gönderecek inşaAllah. Nasıl Hz. Musa (a.s.)’ı da değil mi ilgili yere, Firavun’un sarayına gönderdiyse o zamanki Darwinistleri, materyalistleri darmadağın ettiyse gösterdiği mucizeyle. Değil mi? Hz. Musa (a.s.)’ın ilk yaptığı, evrim düşüncesini ortadan kaldırmak oldu. İlk gösterdiği odur. Asasını attı, atar atmaz asa yılana dönüştü. Böylece yaratılışı ispat etmiş oldu, gösterdi. O zaman bütün Firavun’un takımı evrime inanıyorlardı. Yani, Darwinist kafadaydılar hepsi. Nil’in çamurlarından insanların, hayvanların, bitkilerin tesadüfler sonucunda oluştuğuna inanıyorlardı. Hz. Musa (a.s.) da yaratılışı savunuyordu, Allah’ın yarattığını savunuyordu. İlk tartıştıkları konu bu oldu. Ve attığında asa, hemen normal üreyen, yemek yiyen yılana dönüştü. Bunu gördüğünde oradaki Darwinist, materyalist kafadaki olanlar, evrimci kafada olanlar dümdüz oldular. Konu bitti. Değil mi?"Zulmetmekte olan kavme git" Mehdi (a.s.)’a da böyle ilham edilecektir Allah tarafından. O da İstanbul’a gelecektir. “Firavun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı? Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum". Mehdi (a.s.) da yalanlanacaktır. "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor” Mehdi (a.s.) bütün Peygamberlerin bir özetidir. Hz. Musa (a.s.)’a çok benzer, Hz. İsa (a.s.)’a çok benzer, İbrahim (a.s.)’a, Yusuf (a.s.)’a çok benzer. Onların hayatına da hayatı çok benzer. Ve hepsinin bir karışımı gibidir. Bakın "göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor”, Mehdi (a.s.) da heyecanlı bir insan. Onun da zaman zaman konuşma gücünü kaybedeceği, dilinin dönmeyeceği anlaşılıyor yani. Aynı Hz. Musa (a.s.) gibi olduğu anlaşılıyor. Çünkü heyecandan kaynaklanan bir konuşma tıkanması olacağı zaman zaman anlaşılıyor. Hatta diyor, “sağ elini depretir, vurur sol dizine sol tarafına vurur”. Yani elini hareketlendirir, sağdan sola doğru elini hareketlendirir. “Depretir” diyor. Yani “konuşma güçlüğü çektiği vakit” diyor. Konuşma güçlüğü neden olur? Heyecandan olur. Hz. Musa (a.s.)’da neden oluyor? Heyecandan oluyor. “Dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder.” Hz. Mehdi (a.s.)’a Cenab-ı Allah kimi gönderiyor? Hz. İsa (a.s.)’ı gönderiyor. Bakın aynı durum. Yani o küfre karşı ona yardımcı olarak da Cenab-ı Allah Hz. İsa (a.s.)’ı gönderiyor. Bakın, “dediler ki: ‘Bunu ve kardeşini oyala’”. Bunu diyorlar Hz. Musa (a.s.)’a hitap olarak. “Ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder. Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler". O devrin Darwinist, materyalist, ateistlerini bir araya getirsinler. Yani ilmi bir panel, toplantı gibi bir şey ayarlıyorlar. Hz. Musa (a.s.) ile tartışmaları için. “Böylelikle”, bakın bilgin büyücüler, Darwinistler de bilgin büyücüdür Ahir zamanda. Değil mi? Yani, o devrin bilgin büyücülerinin karşılığıdır. Şimdi onlar da bir nevi insanlara ilmi anlamda büyü yapıyorlar. Yani sanki gerçekten varmış gibi, gerçekten bir fosilleri varmış gibi, gerçekten bir delilleri varmış gibi. Sanki proteinler tesadüfen meydana geliyorlarmış gibi böyle uydurma izahlar yapıyorlar. “Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi”. Mesela bugün nasıl oluyor? Kuran’ın bu hükmü nasıl oluşuyor? Televizyonla oluşuyor. Bilgin büyü etkisi yapabilen, bilim adamları bir araya geliyorlar. Müslümanlarla karşılıklı tartışıyorlar, anti Darwinistlerle. Mesela siz bir çıktınız tartıştınız bizim çocuklar. Değil mi? Ben de gitmiştim, tartışmıştım. Bakın burada ne isteniyor? Vakit, insanların en kalabalık olacağı, en çok dikkatlerini vereceği vakit isteniyor bir. Ve geniş kitleye yönelik olmasına dikkat çekiliyor. Yani, çok fazla insanın bunu dinlemesi isteniyor. Televizyonlarda ne yapılıyor? Çok geniş bir insan kitlesi seyrediyor değil mi? Vakit, hangi vakit? En iyi vakit yani insanların en çok toplanacağı vakit esas alınıyor. “Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi. Ve insanlara da: ‘Siz de toplanıyor musunuz?’ dendi”. Demek ki geniş kitlelere, iyi bir saatte toplu bir ilmi gösteri yapılmış oluyor. Mesela büyücüler o devrin mantığını, felsefesini, din anlayışını savunuyorlar. Hz. Musa (a.s.) da hakkı ve doğruluğu savunmuş oluyor. Ama Cenab-ı Allah vakit dar olduğu için, mesela şimdi biz Darwinizmi, materyalizmi anlatıyoruz. Gerçi çok çok etkili oluyor ama, vakit alıyor. Allah o devirde kısa kesin, net, tek vuruşla bitirecek gibi yapmış Cenab-ı Allah. Mesela Hz. Musa (a.s.)’ın asasını atmasıyla birden yılana dönüşüyor. Şimdi yaratılışı uzun uzun anlatmak yerine, çok kısa bir an içerisinde evrimin olmadığını Allah göstermiş oluyor. Bir anda yani. Allah’ın yaratma gücü. Mesela insan da diyor ki, “canlılar nasıl oldu?” İşte görün, aniden bir anda yapıyor Allah. Mesela Hz. İsa (a.s.)’ın zamanında da öyle evrim düşüncesi vardı. Hz. İsa (a.s.) da kuş biçiminde çamurdan bir şey yaptı, üfürdüğü anda anında kuşa dönüştü. Bir anda oradaki evrim düşüncesi yok oldu. Ama, o devrin şartlarından dolayı Cenab-ı Allah böyle bir kolaylık sağlıyor. Bu devirde de şimdi internet ve bilim var. Bilimin bütün imkanları var. Bilim, aynı Hz. Musa (a.s.)’ın asası gibi oldu. Bunların başına bilimle attın mı, mutlaka bunları yutuyor. Bütün uydurduklarını, yalanlarını. Bakın diyor ki: “ ‘Hayır’ dediler. ‘Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk’” Adamlara sorduğumuzda Darwinistlere, “biz Darwinizmi böyle öğrendik. Bize daha önce Hocalarımız bunu öğretti” diyorlar. Yani nereden çıkarttınız dediğimizde. Değil mi? Bak onlar da “atalarımız böyle diyorlar” diyorlar. “Dedi ki: Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?” Bir anda altüst etmiş oluyor, yok etmiş oluyor fikir sistemini. "Hem siz, hem de eski atalarınız? İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç". Yani “bütün put düşüncelerine, bütün put inançlara ben karşıyım” diyor. “Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur; bana yediren ve içiren O'dur”. Yani “ben kendim yiyip içmiyorum” diyor. Bak “yeme ve içme fiilini yapan O” diyor. Adam kaşık alıp yemeğini yiyor, o yeme fiilini, görüntüsünü tamamını meydana getiren Allah’tır. Yani bir insan “ben yemek yedim” diyemez. Allah yedirir. “Bana içiren O’dur”. Mesela ben dedim ya geçen günler dedim mesela ıhlamuru ben içiyorum, Allah havaya kaldırıyor fincanı, yaklaştırıyor ve bana içiriyor. Elimi vesile ediyor. Elim varmış gibi gösteriyor Allah. Halbuki elimi beynimde yaratan Allah. Elim dışarıda var ama, saydam. Yani atomun yapısından dolayı saydam. Daha önce de söylemiştim. Ama o saydam olan elimle muhatap olmuyorum ben. Beynimdeki görüntüyle muhatap oluyorum. Beynimde benim yaratıyor Allah, içme olayını. Dolayısıyla bakın havaya kaldırdığında mesela bunu getirip Allah bunun içine döküyor. Bu dökme işlemini Allah yapıyor. Ondan sonra bunu bak geri yerine koyuyor Cenab-ı Allah. Elimi vesile ediyor ve ben bunu gelip bunu koyuyorum. Şimdi sen beni seyrediyorsun burada. Ben senin beyninin içinde bir görüntüyüm. Bu doğru mu?
SUNUCU: Doğru.
ADNAN OKTAR: Doğru, değil mi? Sesim de beynimin içinde oluşuyor. Bu da doğru. Sesimi beyninin içinde duymuyor musun?
SUNUCU: Evet. Beynimin sayesinde duyuyorum.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak benim ses dalgalarım bir geliyor, kulağına geliyor. Kulak duymaz, kulak sadece. Evet. Onu beynine iletir. Ve dolayısıyla beyninin içinde duyuyorsun. Beynine gelen elektrik akımını beyninin içinde duymuş oluyorsun. Mesela şimdi sen su içtiğinde, su bardağı beyninin içinde mi oluşuyor? Dışarıda mı var?
SUNUCU: Beynimin içinde mi yine?
ADNAN OKTAR: Beyninin içinde oluşur tabii. Yani dışarıdaki bardakla sen muhatap olmazsın. Dışarıda var ama, o saydam o.
SUNUCU: Ama bardak var.
ADNAN OKTAR: Bardak var, dışarıda var. Ama senin muhatap olduğun bardak, beyninin içindeki bardak, değil mi?
SUNUCU: İkisi de aynı bardak.
ADNAN OKTAR: Ama senin gerçek hayatta birebir muhatap olduğun, yaşadığın bardak dediğin şey beyninin içinde görüntü. Dışarıdaki bardakla muhatap olmuyorsun sen. O ayrı. O ayrı bir cisim olmuş oluyor. Senin yaşadığın alem çok önemli. Sen beyninin içinde gördüğün bardağa bardak diyorsun. Ihlamurun tadı, beyninin içerisinde oluşuyor.
ADNAN OKTAR: O da beyninin içinde oluşuyor. Tutma hissi, o da beyninin içinde oluşuyor. Dolayısıyla bunların tamamını yaratan Allah olduğu için, sana o bardağı içiren, yemek yediğinde yediren Allah’tır. Tamamını Allah yaratır. “Dışarıdaki maddeyi de, onu da Ben yarattım” diyor Allah. Ama o da bir gölge varlıktır yani bizim anladığımız anlamda değildir atom yapısı. Atom, enerjinin yoğunlaşmış hali. Yani yoğunlaşmış enerji. Dolayısıyla atoma biz eğer normal gözle bakmış olsaydık, bakabilmiş olsaydık aslında sadece bir kere karanlığı görecektik. Velevki karanlığı kaldırtmış olsak bile, maddenin saydam olduğunu görecektik. Çünkü atom birbirlerine çok uzak yapısı. Nötron, proton ve elektronların birbirlerine uzaklığı çok fazla. O yüzden böyle yani kevgir gibi yapısı. O uzaklıktan dolayı saydam görünüyor. Bir de renk yok dışarıda. Rengi de beyin algılıyor. Yani beynin yorumu. Yani yeşil kırmızı diye bir şey yok dışarıda. Renk yok bir kere dışarıda, ışık yok. Dalgalar var, sadece dalga var. Dalgayı beyin, ışık olarak algılıyor. Yani, mesela güneşe baktığımızda güneş normalde simsiyah karanlıktır. Güneş sadece foton elektrik ışık ışınları gönderiyor. Biz, o ışık ışınlarını dalga olarak alıyoruz. O dalgaları beynimiz ışık olarak algılamış oluyor. Yani dışarıda öyle bir şey olduğundan değil.
Bunu biliyor muydun sen?
SUNUCU: Hayır, sizden öğrendim.
ADNAN OKTAR: Bakın modern bilimin de tespit ettiği bir gerçek bu. Yani bu konuda bütün bilim adamları ittifak halindeler. Bu şekilde olduğu konusunda. Mesela ben seninle şu an konuşuyorum, ben senin beyninin içinde konuşuyorum. Doğru mu bu?
SUNUCU: Anlattıklarınıza göre evet. Deminkilerden yola çıkarak dersek.
ADNAN OKTAR: Şimdi, ben seninle konuşurken ben de beynimin içinde seninle konuşuyorum. Yani Pelin dediğimde, beynimin içinde bir sevimli görüntü oluşuyor. Onunla muhatap oluyorum. Yani benim elimle senin elin aynı yerdeyiz. Yani benim yüzümle senin yüzün aynı yerde, beynimin içinde.
ADNAN OKTAR: Tabii yani, ayrıca bilimsel bir gerçek. Mesela ben şu an karşında gibi konuşuyorum ama bir metre falan uzağındaymışım gibi. Öyle değil. Senin sesinle benim sesim aynı yerde oluşuyor. Yani ayrıca bu hiç kimsenin reddedemeyeceği bilimsel bir gerçek. Yani dinsizin de, dindarın da reddedemeyeceği bir gerçektir.
ALTUĞ BERKER: Rüyadaki gibi.
ADNAN OKTAR: Evet rüyadaki gibi. Rüyada da böyle konuşmuyor muyuz karşılıklı? Ama aynı yerdeyiz. Doğru mu? Ama sanki uzaktaymışız gibi görünüyor değil mi? Bu dünya da öyle rüyadır, aynı şekilde. Yani rüyadan rüyaya geçiliyor. Ama daha net bir rüyadır. Ölüm anında da daha net bir rüyaya geçeceğiz. Ama yine rüya şeklindedir, bu şekildedir. Allah’ın yarattığı sistem bu. Yani buradaki açık “yediren ve içiren O'dur” dediği o Cenab-ı Allah’ın. “Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur” mesela doktora gidiyor, doktor da beyninin içerisinde yaratılır. Mesela ilaç alıyor, şu kadarcık küçük bir şey. Beynin içerisinde beyaz bir şey gösteriliyor hap diye. Halbuki beynin içinde o bir görüntü dikkat edersen. Onu yuttuğu gösteriliyor, o ilaçtan iyileştiğini zannediyor. Halbuki ilaçtan iyileşmiyor o, Allah ilacı ona sebep ediyor. Yani doğrudan o iyiliği, şifayı meydana getiren Allah’tır. Halk mesela Aspirin içti mi yahut Gripin içti mi o geçiriyor zannediyor, böyle bir şey mümkün değildir.
SUNUCU: İyileşeceği varsa da o iyileşir. İçmesine gerek yok mu o zaman?
ADNAN OKTAR: Hayır sebebe sarılacak, onlar var. Mesela ben bunu ıhlamuru elimi uzatmaya niyet etmem lazım, elimi uzattığıma dair bir his veriliyor, yani elimi uzattığıma dair his, mesela bardak bana yaklaştırılıyor. Ben buna niyet ediyorum. Ama Cennette sistem böyle değil. Mesela ben bardağı içme hissini, bu hissi duyduğumda, o bardak bana yaklaşır. Yani elime ait hisse gerek kalmaz. Yani elimi uzatma hissine gerek kalmaz. Direkt gelir, yani yaklaşır.
ADNAN OKTAR: Evet evet, yani direkt. Sanki elim varmış gibi direkt yaklaşır. Zaten şimdi mesela elim burada dururken el etten, kemikten oluşan bir cisim değil mi yani? Et kemikten olan, yani et kemik söz dinlemez normalde. Yani kasaptan gelen bir ete biz desek ki, et hadi, hareket et desek etmez, bir şey yapmaz et. Ete emir veren bir ruh var. İşte o Allah’ın ruhu. Yani bize Allah’ın üfürdüğü ruh. Mesela ete diyoruz ki, kaldır elini diyoruz, kaldırıyor et havaya, eli kaldırıyor. Bardağı tut diyoruz, tutuyor. Ama o bize öyle gösteriliyor, yani beynimizin içerisinde öyle gösteriliyor.
SUNUCU: Ama o mesela, iyileştiren Allah, hastayı iyileştiren Allah.
SUNUCU: İlacı içse de içmese de iyileşeceği varsa eğer, iyileşecek.
SUNUCU: Ama ilacı içse de iyileşmeyecekse iyileşmeyecek, ne kadar ilaç içse de. O zaman iyileşeceği varsa, ilaç içmesine gerek yok mu yani? Öyle bir soru çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Sebep çok önemli. Sebep çok önemlidir yani. Bütün sebepleri kullanması lazım insanın. Mesela soğukta insan hasta olur. Soğuğa karşı giyinmesi gerekir. Mesela yemek yemediğinde, hasta olur, yahut ölebilir. Mutlaka yemek yemesi lazım. Yani Allah o sebebi ister bizden. Allah mükemmel bir sebep sanatı meydana getirmiştir. Sebep silsilesi meydana getirmiştir. Bütün sebeplere sarılması lazım. Mesela saçı taramazsan, saç düzgün görünmez. Kıyafeti giyme, mesela bütün elbiseleri Allah yaratır. Mesela “sizi giydiren” diyor Allah, mesela değil mi? “Yediren, içiren O’dur” diyor Allah. Giyimi meydana getiren de Allah’tır. Yani “size giyimlikler var ettik” diyor mesela ayette, giydiren dediğim o yani. Size giyimlikler, mesela elbise konfeksiyon atölyesinde yapılıyor gibi gösteriyor Allah. Ama bizim beynimizin içinde oluşur elbise. Her insan beynindeki elbiseyi giyer. Dışarıdaki hiçbir elbiseyi giyemez. Dışarıdaki hiçbir arabaya binemez. Mesela arabaya bindiğinde, araba ile gidiyor görüntüsü verir Allah sana, sen gittiğini zannedersin. Beynin sana verdiği bir algıdır o. Mesela elips bir ekran var bak dikkat edersen önümüzde. Dışarıda bir araba vardır, ama onunla bizi hiç Allah muhatap etmez. Hep onun görüntüsü ile biz muhatap oluruz. Yani dışarıdaki cisim ile hiçbir insan muhatap olamaz, yani mümkün değil. Bir adeta monitörden, yani bir televizyon ekranından, beyninin içerisinden sürekli seyreder insan. O televizyon ekranında ne kadar biliyor musun olduğun yer? Şu kadar falan toplam.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır beyindeki o şuur merkezi, şu kadar falan.
ADNAN OKTAR: Evet. Şu kadarcık bir et parçası. İçinden kan geçen küçücük bir et parçası. Bütün alem dünya hayat hepsi orada oluyor. Mesela Güneşe, Ay’a bakan adam diyor ki, “Ay ne kadar güzel bugün” diyor, “dolunay olarak açmış” diyor, Ay’a bakıyor. Ay’a baktığında, beyninin içindeki Ay’ı mı görür, dışarıdaki Ay’ı mı görür?
ADNAN OKTAR: Beyninin içindekini, tabii onu görüyor. Yani hiçbir kimse dışarıdaki Ay’ı göremez, Ay’ın gerçeğini göremez. Vardır Ay’ın gerçeği, fakat göremez.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, dışarıda maddenin tamamı saydam. Yani yapısından dolayı, mecburen öyle olması gerekiyor. Yani nötron, proton, elektronun birbirlerine uzaklıklarından kaynaklanıyor. Bir de ışık yok dışarıda. Yani ışık, doğrudan beyinde oluyor, zifiri karanlıktır dışarısı, simsiyahtır. Ses, hiç çıt yoktur dışarıda, ses diye bir şey yoktur. Ses de beynin yorumu. Yani dalgaları, elektrik akımına çeviriyor biliyorsunuz beyin, o elektrik akımını beyin ses olarak alıyor. Yani beyin öyle yorumluyor elektriği. Beyine görüntü de elektrik akımı olarak geliyor. O elektrik akımını beyin görüntü olarak yorumluyor. Her kulak sağırdır. İnsanın kulaklarının hiçbiri duymaz. Beynin içindeki kulak duyar. Yani ruh kulağı duyar. Hiçbir göz görmez, bütün gözler kördür, tamamı. Yani iki gözü de kördür insanın. Beyninin içindeki göz görür. Yani ruh gözü görür, insan gözü görmez. Yani nasıl görsün ki? İki tane kamera zaten bu göz, yani. Sadece kamera, etten oluşmuş kameradır. Bu kameralar görüntüyü, elektrik enerjisine çeviriyor, o kadar. Başka bir özeliği yok. Beyine götürüyor, en sonunda şuur merkezine geliyor. Şuur merkezinde o, onu görüyor.
SUNUCU: Peki bu şuur merkezi için, bu anlattıklarınızdan şöyle bir şey çıkarabilir miyiz? Bu şuur merkezi dediğiniz bu küçük parça, beden ile ruhun bir iletişime geçtiği bir yer, yani ikisinin birbirine dokunduğu bir nokta mı, gibi söylenebilir mi yani?
ADNAN OKTAR: İşte Allah, Allah şuuru bir sebep olarak yaratıyor, bakın sebep çok önemlidir. Allah’ın bir sebep sanatı vardır. Nerede buluşuyor dediğimizde, işte Allah o şuurdaki adres burası oluyor. O küçücük et parçası oluyor, “orada buluşuyor” diyor. “Orada gösteriyorum “diyor Allah. Yani sebep olarak yaratıyor. Sadece sebep, evet. Yani bir kere muazzam bir sebep silsilesi meydana getirmiştir Allah. Mesela ben sana Kuran’ı uzatıyorum, Allah uzatıyor normalde, ama biz uzatıyormuşuz gibi görünüyor. Mesela açıyorum sayfayı, ilgili sayfa çıkıyor, Allah açar o sayfayı. Mesela okuyup, konuşmaya başlıyorum, Allah konuşur, o sesimi Allah meydana getirir. Yani biz beynimizin içinde, Allah’a teslim olmuş ruhuz yani başka bir özelliğimiz yok bizim. Dışarıda da cisim olarak bedenimiz var, ama zifiri karanlıktır dışarısı da. Bu konunun aksini savunan hiçbir bilim adamı yok zaten şu anda dünyada. Yani dinsiz olsun, dindar olsun, hepsi bunu kabul ediyor. Net bir gerçektir. Ama toplumun milyonda biri biliyor bunu, bu gerçeği. Yani milyonda biri ancak biliyordur. Çok az insan biliyor. Mesela kavga ediyor adam, beyninin içindeki kişi ile kavga eder insan. Yani hiçbir zaman için dışarıdaki kişi ile kavga edemez. O kavgayı Allah yaratır. Mesela öfkeleniyor, bağırıyor, çağırıyor, “paracıklarım gitti” diyor, “evim yandı” diyor. Beyninin içinde yanar paracıkları, evi falan. Mesela dolarlarını sayan, beyninin içindeki doları sayar, dışarıdaki dolar ile hiçbir şekilde bağlantı kuramaz. Yani gözünden gelen elektrik akımı o dolarların görüntüsünü beynine taşır. Beyninde o elektrik akımı, dolara dönüşür, yani görünür, görüntü olarak ruhu onu görür. Beyninin içindeki hayal olan dolar ile muhatap olur insan. Hiçbir şekilde gerçeği ile buluşamaz.
SUNUCU: Peki adam evi yandığı için ağlarken, kendi beyninin içindeki evine ağlıyor, fakat dışarıdaki ev de yanıyor o sırada değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, dışarıda ev var, tabii. Yani dışarıda vardır ama o zannettiği gibi değil. Mesela o yanmayı o görse, mesela normalde yanma, parlak ışıklı yanıyor, ama dışarıdaki yanma o tarzda olmuyor.
ADNAN OKTAR: Simsiyah karanlık dışarıda. Yani zaten, yani ışık vermiyor yanma, öyle bir şey yok ve madde saydam, zaten yapısı saydam. Mesela dışarıda siren sesi yok. Siren sesini beyin oluşturuyor, beyinde oluşur. Mesela geliyor ya itfaiye ışık şaçarak, öyle bir yani bir kere kırmızı beyaz ışık yanıp sönüyor, kırmızı diye bir şey yok dışarıda. Beynin yorumu kırmızı. Allah öyle harika olarak yaratmıştır. Ama dışarıdaki o madde de yine gölge varlıktır, yani mutlak varlık Allah’tır. Yani o da bizim anladığımız anlamda bir madde değildir yani. O da gölge varlık olarak yaratılıyor. Sadece mutlak varlık Allah’tır. Allah da zamansız ve mekansızdır. Yani hem mekanın, hem zamanın dışındadır. Biz zamanlı ve mekanlıyız.
ADNAN OKTAR: Evet. İnsanlar aslında bu gerçeği bilmiyorlar o kadar. Yani ben Darwinizm’i anlatıyorum ama, mesela bu konuyu bilse insanlar, Darwinist olmaları mümkün olmaz zaten. Yani çünkü bu Darwinizm’in çok üzerinde bir konu. Darwinizm bunun içinde erir, kaybolur yani. Yani buhar olur böyle bir konuda. Adam muhatap dahi olamaz Darwinizm’le böyle bir şeyde. Çünkü Darwinizm’i ve diğer sapkın felsefeleri kökünden buhar haline getiren bir gerçek bu.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ahireti, ölümü, her şeyi anlar kişi o zaman. Allah’ın gücünü, Cenneti, Cehennemi, hepsini anlar. Ama bu konudan şiddetli korktukları için, bunu düşünmek istemiyor insanlar. Yani bir kısmının işine gelmiyor, bir kısmı korkuyor, bir kısmı da hakikaten anlamıyor.
SUNUCU: Olabilir. Yani herkesin algılama yetisi farklı sonuçta, düzeyi, anlamayabilir.
ADNAN OKTAR: Yalnız, ruh sahibi olan bunu anlar. Yani ruh sahibi olması lazım. Ruh sahibi olup da bunu bilmemesi mümkün değil bir insanın. Eğer özel yaratılan bir varlıksa, yani Allah onda ruh üflemediyse, o fark edemez, yani ölü varlıksa fark edemez. Her insan biliyorsun canlı değildir. Birçok insan ölüdür dışarıda gezen insanlar. Kuran ayeti ile belirtiliyor Allah. “Siz onları canlı zanedersiniz, onlar ölüdürler”diyor, “bilmezsiniz” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, yani gözüyle gördüğünü zannedersiniz diyor Allah, gözü görmüyor onların diyor. Kulağının duyduğunu zannedersin, kulakları da duymaz onların diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, anlamıyor yani. Yalnız anlamıyor derken, anlayışsızlığından dolayı değil. Yani robot tarzında. Adam et ve kemikten oluşmuş bir varlık, o kadar yani, başka bir şey değil. Üçüncü ben ile, yani beynindeki üçüncü ben ile konuşuyor, hareket ediyor. Dolayısı ile sen de onu şuurlu zannediyorsun. Bazen insan rüyasından kalkar, konuşur ya, bilmiyorum gördün mü sen. Konuşur, yani normal mantıklı cevap verir. Mesela “nasılsın” dersin, “iyiyim” der rüyasında konuşan adam. Ama normalde uyuyor adam, haberi yok, yani ne dediğinden haberi olmaz onun. Mesela hipnozda da adam uyuyor, yani ölmüş oluyor, hipnoza giren insan ölür, yani ruhu gitmiş oluyor, ölü olur hipnozdaki insan. Ayağa kalkıyor, gözü açık, “beni görüyor musun?” diyorsun, “görüyorum” diyor. “Ben kimim?” diyorsun, “arkadaşımsın” diyor, konuşuyor. “Nasılsın?” diyorsun, “iyiyim” diyor “teşekkür ederim, sen nasılsın?” diyor. Adam diyor ki mesela, karşısındaki adam, “ben bir kaplanım” diyor. Adam onu hakikaten kaplan olarak görüyor. “Değil mi?” diyor, “görüyor musun şu an kaplan olduğumu” diyor. “Evet, konuşan bir kaplanım ben” diyor. “Evet” diyor, hakikaten adam onu net olarak konuşan bir kaplan olarak görüyor. Emin oluyor ondan, öyle bir şey olmadığı halde. Ama o anda işte o ölü, yani Allah ona onu o şekilde gösteriyor. Uyandığında birdenbire bambaşka bir aleme geçmiş oluyor. Yani hipnoz yapanlar bilirler bu konuyu, yaygındır bilinen bir konu.
Mesela insan istese beyninin içerisine geçse yani şuuruna insan istese çekilebiliyor yani, şuurunun içerisine çekilebilir. Şuurunun içine çekildiğinde, etin kemiğin konumu ona değişik bir hale gelebilir, bambaşka bir hale gelebilir insan.
ADNAN OKTAR: Yani adeta bir ruh olduğunu hisseder kendisinin. Tam anlamıyla bir ruh olduğunu hisseder. Yani görüntüden ibaret bir ruh olduğunu hisseder. Çünkü beyninin içerisinde sadece görüntü ile muhatap oluyor insan. Dışarıdaki madde ile şu ana kadar bağlantıya geçen hiçbir insan olmamıştır şu ana kadar. Yani Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren hiç kimse olmamıştır. Olamaz da zaten. Bir tek Allah bilir dışarıda maddenin aslını, biliyor. İnsan bilmez. Ama bu gerçek yani çok detay ile anlatılıyor ki, benim kanaatim önümüzdeki yıllarda daha netleşecek, daha çok insan kavramış olacak. Daha çok insan bu gerçeği bilmiş olacak. Evet.
ALTUĞ BERKER: Siz kitapları gönderdikten sonra, bayağı bu konuda filmler çoğalmıştı Hocam, Matrix gibi. Bu konunun özünü anlatmaya çalışan.
ADNAN OKTAR: Evet, ben Matrix’in yazarına kitap göndermiştim, madde ile ilgili, bu konu ile ilgili. Yani o filmin yapımından iki yıl önce göndermiştim. Aynı o paralelde film yaptı adam, aynı o mantığı işleyen.
ALTUĞ BERKER: Ve konuşma pasajlarında bile o sizin anlattığınız şeylerin çok benzeri yani.
ADNAN OKTAR: Evet. Akılcı düşünen bu konuyu, her şeyi çözer. Yani Cehennemi çözer, Cenneti anlar, ölümden sonraki hayatı anlar. Mucizelerin nasıl olduğunu anlar, her şeyi kavrayabilir. Ama Matrix, seyretmişsindir filmi.
ADNAN OKTAR: Orada aklına geldi mi o filmi seyrettiğin zaman böyle bir konu?
SUNUCU: Yani, evet doğaüstü şeyler vardı filmde anlattıklarınız gibi. Maddeye gördüğümüz anlamdan farklı anlamlar yüklendi filmde anladığım kadarı ile ama. Yani sizin söylediklerinizi daha önce duymadığım için, bilmediğim için, böyle bir bağlantı kuramamıştım tabii ki.
ADNAN OKTAR: Matrix demek ki o imajı tam vermiyor o zaman. Yani o, bu anlattığımı tam oradan onu çıkaramıyor olabilirler. Yani bunun daha net anlatılması gerekiyor. “Kuledeki Küçük Adam” diye benim bir kitabım var. Biraz hafif romanımsı, o kitaptan varsa sana onu verirsem oradan da çok iyi anlayabilirsin. Ama “Yaratılış Atlası”nın bir bölümü bu konuya ayrılmış durumda, çok detaylı. Sana “Yaratılış Atlası” vermiş miydim ben?
ADNAN OKTAR: Tamam, bugün veririz inşaAllah. Orada çok detaylı, kapsamlı anlatılıyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Bak şu uyarı, ne yazıyor orada Pelin, uyarı kısmında?
SUNUCU: “Okuyacağınız bu bölüm, hayatın çok önemli bir sırrını içermektedir. Maddesel dünyaya bakış açınızı kökten değiştirecek olan bu konuyu, çok dikkatli bir biçimde ve sindirerek okumalısınız. Burada anlatılacak olanlar yalnızca bir bakış açısı, farklı bir yaklaşım veya herhangi bir felsefi düşünce değil, dine inanan, inanmayan herkesin kabul edeceği, bugün bilimin de kanıtladığı kesin bir gerçektir”. Söyledikleriniz yazıyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Sonra konuya geçiyoruz, inşaAllah. Tamam, yerini göstermiş olduk. Evet, Pelin bu kitap senin, inşaAllah.
Bak, “din günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da odur”. Müslüman tabii korku ile ümit arasında oluyor. Allah’ın bağışlamasını istiyor. “Rabbim bana hüküm bağışla ve beni salih olanlara kat”. Mesela güzel konuşmayı da Allah meydana getirir. İnsan diyorsun ki “ne kadar güzel konuşuyor” diyorsun. Öyle bir şey olmaz, yani hiçbir insan konuşamaz. Konuşmayı Allah yaratır. Görüntüyü Allah yaratır, bu dediğim sistem içerisinde, demin anlattığım sistem içerisinde Allah yaratır. Şimdi Pelin sen bana bir sayfa daha açıp, ver. Tamam. Furkan Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım: “Göklerin ve yerin mülkü O’nundur.” Tamamını Ben yarattım diyor Allah. “Göklerde ne görüyorsanız, yerde ne görüyorsanız, tamamını Benimdir. Çocuk edinmemiştir”. Bu Hıristiyanlar’ın, Allah çocuk edindi inancına karşı Allah böyle bir cevap veriyor. “O’na mülkünde ortak yoktur” yani başka ilahlar yoktur diyor Allah. “Her şeyi yaratmış” yani her şeyin tamamını Ben yarattım diyor Allah. “Ona bir düzen vermiş”, bütün canlılar, bitkilerde de hepsinde var. Biliyorsun bir “altın oran” kullanıyor Allah. “Belli bir ölçü ile takdir etmiştir”. İşte bu aynı zamanda altın orana da bakıyor. Her şeyde bir ölçü koymuş Allah ve simetrik. Simetri de Allah’ın koyduğu bir kanundur. Darwinistler’in içinden çıkamadıkları konulardan biri de budur. Yani hiçbir konunun içinden çıkamıyorlar da, bu da içinden çıkamadıkları konulardan bir tanesi budur. Bir altın oran, yani mükemmel bir oranla yaratılmış olması, böyle matemetik oran ile yaratılmış olması, bir de simetri. Çünkü onların bir mutasyon iddiası var biliyorsunuz. Diyor ki mesela “parmağımızda mutasyon oldu, küçük parmağımız böyle küçük kaldı” diyor. Peki bir tarafı öyle oldu diyelim, onların inancına göre, sağ taraf nasıl oldu? O da aynı. Orası da mutasyon, öyle bir mutasyon ki bu, sağda yaptı mı, solda da yapıyor aynı anda. Yani onu unutmuyor. Mesela gözlerin rengi, mesela bir gözü yeşil ise, öbür gözünü de yeşil yapıyor mutasyon. Mesela mercek sistemini mükemmel solda yaptıysa, sağda da mükemmel bir mercek sistemi yapıyor. Görüntüyü tam irise düşürüyor, mutasyon, tesadüf sonucu. Ama öbür tarafta da tam irise düşürüyor. Yani burnun yapısında da öyle, beyin kanatlarında da öyle, ciğerde de öyle. Yani bütün vücut biliyorsun simetriktir iki taraf birbirine. O simetrinin tamamının mutasyonla tesadüfler sonucunda oluştuğunu iddia ediyorlar. Mantıklı mı bu sence?
SUNUCU: Bu kadar tesadüf.
ADNAN OKTAR: Olmaz tabii ki. Değil mi? Sağ tarafta azı dişi olunca, sol tarafta da azı dişi oluyor. Onun diş kökündeki yapı neyse, orada o tarafta da oluyor. Göz merceğinde içindeki göz sıvısı olsun. Mesela ışık ayarlama sistemi; biliyorsun göz merceği otomatik ayarlama yapıyor sürekli. En kaliteli fotoğraf makinesi bile yapamıyor şu an. Flu çekiyor. Arka taraf bulanık çıkıyor. Ama biz baktığımızda ön taraf da net, arka taraf da net görünüyor ve mükemmel bir süratle optik ayarlama yapıyor. “Nasıl oldu bu?” diyoruz. “Mutasyonlar sonucu tesadüfen oldu” diyorlar. “Öbür göz, öbür gözün özelliği nasıl oldu?” diyoruz. “O da mutasyon, o da tesadüf” diyor. Tesadüfler sonucu. “Beyine giden sinir nasıl oldu?” diyoruz. Yani “görüntüyü elektriğe çeviren sistem nasıl oldu sol gözde” diyoruz. “Tesadüfen oldu” diyor. Peki öbür sağ gözde nasıl oldu? “Orada da tesadüfen oldu” diyor. Yani tesadüflerden artık insanın midesi bulanıyor. O kadar çok tesadüf iddiası var. Ama tam açmaza girdikleri noktalarda da mesela bir protein meydana gelmesi konusunda da; onu da uzaylılar yaptı diyorlar. Mesela “kromozomlar nasıl oluştu?” dediğinde, “protein nasıl oluştu?” dediğinde matematik imkansız yani. Proteinin oluşabilmesi için başka proteine ihtiyaç var. Yani tam bir kitlenme var burada. Bir proteinin olması için başka proteine ihtiyaç olduğunda artık sıfır ihtimal proteinin oluşması. “Nasıl oldu?” dediğimizde “uzaylılar geldi yaptı” diyorlar. Ne diyorsun bunların iddiasına?
SUNUCU: Uzaylıların da bir başlangıç olarak bir proteine ihtiyacı var bu durumda.
ADNAN OKTAR: “Onları da başka uzaylılar yaptı” diyorlar, zincirleme. İşte bak biz bunların böyle yakasına yapışmasaydık böyle milleti kandırmaya devam edeceklerdi.
SUNUCU: Peki onlara göre bu evrim devam ediyor mu hala?
ADNAN OKTAR: Ediyor tabii.
SUNUCU: Yani bir insan ileride belki bir binlerce yıl sonra farklı bir görünümde mi olacak?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Mesela gazetede, Baron’un gazetelerinde var ya böyle abuk subuk adam şekilleri yapılıyor. Kafası böyle balon gibi küçücük incecik vücutlu. “Böyle olacak” diyorlar. “Devam edecek evrim” diyorlar. Ama biz fosillere bakıyoruz; 350 milyon fosil var. Bakıyoruz 400 milyon yıllık, 300 milyon yıllık canlılar aynısıyla, değişmeden kalmışlar. Ve bakın 350 milyon adetin üstünde fosil var değişmediğine dair ispat eden. Hiç değişmemiş. Halen elimizde de canlı gösteriyoruz. Mesela bu Atlas’ın içinde de fotoğraflar var. Yalnız 350 milyon çok yüksek bir rakam. Buna karşıt diyoruz ki; sizin iddia ettiğiniz gibi bir değişim olduysa, bir evrim olduysa tek bir tane kanıt olması gerekmez mi? Bir tane fosil, tek bir tane fosil olması gerekir. Bak Pelin dikkat et, tek bir tane ellerinde fosil yok. Bir tane... Ben dedim ki “bana bir tane fosil getirin, size 10 trilyon hemen masaya koyacağım” dedim. “10 trilyon vereceğim” dedim. İki yıldan beri bekliyorum. Avrupa’da da ilan verdik gazetelere, söyledik. Avrupa’da da haber verdik. Bütün Avrupa’lıların da haberi var. Her yere haber verdik. Kimse gelmiyor. Hatta dedik “fosilin, artık fosilin kendinden de vazgeçtim” dedim. “Fotoğrafını göster onu da kabul ediyorum, ona da vereceğim” dedim 10 trilyon. “Bir tane fosil fotoğrafı gösterin” dedik. Onu da gösteremediler. HaberTürk’teki o tartışma programında dediler ki; “ara fosil var” dediler. “Göster” dedik. Bir kağıt vardı şöyle, gösterip şöyle çekiyor, gösterip çekiyor. Yani niye öyle yapıyorsa? Tut kameraya görelim. Fotoğraf rica ettik nihayetinde yani. Bu kadar tutup tutup çekmeye ne alem var? Sence niye öyle yapıyorlar Pelin böyle gösterip çekiyorlar? Çünkü doğru olmadığını biliyor. O gün Malazgirt Meydan Muharebesi gibi oldu. Darmakeşan oldular. EvvelAllah. Ondan sonra bir daha karşımıza çıkamadılar ve çıkmaya da hiç niyetleri yok. Mesela Yiğit Bulut Dawkins’e haber göndermiş. “Gel seni burada tartıştırayım” demiş. Yani benimle ve arkadaşlarımla tartıştıralım demiş. Adam hiçbir şekilde yanaşmıyor.
SUNUCU: Kime haber göndermiş?
ADNAN OKTAR: Dawkins. Bu İngiliz evrimci var ya meşhur. Duymadın mı? Evet. Hatta Yiğit Bulut gerçi bilmiyorum söylemek gerekir mi gerekmez mi, “para da vereyim” demiş, gel. Yani adamın tiynetini bildiği için para da teklif etmiş. Yine kabul etmemiş.
ALTUĞ BERKER: Yalnız burada kim olduğunu bildiği için Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biliyor böyle paspas gibi çiğneyeceğimi. Ama gidiyor liseli çocuklarla gidip tartışıyor, hahamlarla tartışıyor, rahiplerle tartışıyor. “Gel benimle tartış” deyince tartışmıyor. Sence niye gelmiyor Pelin?
SUNUCU: Kendisine sormadınız mı?
ADNAN OKTAR: Kendisine soruyoruz, “ben” diyor “onunla tartışmam” diyor. O kadar. Gerekçesi bu.
SUNUCU: Neden söylemiyor mu?
ADNAN OKTAR: Bir nedeni yok.
ALTUĞ BERKER: Nedeni belli.
ADNAN OKTAR: Hayır, tartışmayan bir insan değil zaten. Tartışıyor herkesle.
SUNUCU: Geçerli bir nedeni olsaydı söylerdi demek ki.
ADNAN OKTAR: Ama sence ne olabilir? Sen çözmeye çalış.
SUNUCU: Korkuyor mu?
ADNAN OKTAR: Yani hem nasıl. Yani rezil rüsvay olmaktan korkuyor. Çünkü 10 dakikanın içinde bitiririm. 10 dakika bile sürmez. Hayır, zaten sıkıştı. Daha önce böyle bir şey söylemiyordu. Yeni çıktı ortaya. Buna soruyorlar; “proteinler nasıl oldu” diyorlar, “bu kromozomlar nasıl oldu” diyorlar. Düşünüyor, düşünüyor, düşünüyor. “Bir kısım uzaylı varlıklar” diyor “yapmış olabilir” diyor. Yeni çıkarttı bu modayı. Daha önce demiyordu böyle bir şey. Bizden sonra, yani sıkıştıktan sonra. Duvara sıkıştı. Şimdi uzaylı muhabbetine başladı.
SUNUCU: Madem dayanacağı hiçbir neden yok, nasıl devam ettirebiliyorlar bu iddialarını?
ADNAN OKTAR: Yani boş alanda işte at oynatıyorlar. Kimse karışmayınca. Daha önce çok etkiliydiler. 71’lerde falan Türkiye’de de Darwinizm ezici şekilde hakimdi. Sol da hakimdi. Çok güçlüydü Türk sol. Yani bütün üniversitelerde hakimdi aşağı yukarı. Ama şu an her yerden söküldüler. Yani ilmi mücadele verildikten sonra söküldüler. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün de yani temel ideolojisi Darwinizm’di. Biz yıktıktan sonra iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün moral gücü kalmadı. Yani aralarındaki bağı ortadan kaldırmış olduk ve tasfiye sürecine geçtiler ve ezildiler, yok oldular. Mesela Türkiye’de sol kalmadı. Bunu sol kendi söylüyor. Mesela CHP de diyor. Geçenlerde açıklama yaptılar. “Türkiye’de sol yok” dediler. “Sol kalmadı” dediler. “Artık biz de sağ içerisinde mücadele vereceğiz” dediler. Sol neden kalmaz? Solun kökeni Darwinizm’dir. Yani solu sol yapan Darwinizm’dir. Solu kaldırmak için ne yapılır? Darwinizm ortadan kaldırılır. Bizim yaptığımız da Darwinizm’i ortadan kaldırmak oldu. Hatta Arap ülkelerinde de. Hep bütün ülkeler diyebilirim yani. Değil mi? Libya’dan itibaren Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Filistin, Irak, Suriye hep solun elindeydi. Sol partiler, Stalinist partiler, sol partiler hakimdi. Biz Darwinizm’i yıktıktan sonra bütün ülkelerde sol gücünü kaybetti ve her yerde sağ hakim oldu. Yani bu siyasete de yansıdı, politikaya da yansıdı, sanata da yansıdı. Her şeye yansıdı.
SUNUCU: Peki bu sağ sol dediniz. Bu siyasetle alakalı bir olay. Darwinizm başka bir olay. Bunun çıkış sebebi, yani solu bir arada tutan neden Darwinizmdi?
ADNAN OKTAR: Marksist düşünce, Marksist felsefenin kökeni, temeli doğrudan Darwinizm’e dayanıyor. Yani bina onun üzerine kurulmuş. Darwinizm olmadan Marksizm olmaz. Yani Karl Marx kendi eserlerinde bunu açıkça söylüyor. Yani “benim feslefem Darwinizm üzerine kurulmuştur” diyor özetle. Troçki de aynı şeyi söylüyor, Mao da diyor. Mesela Mao’nun kendi ifadesi var. “Çin komünizminin” diyor “kökeni Darwin’e ve Evrim Teorisi’ne dayanır” diyor. Yani Darwin ve Evrim Teorisi’ni yıktın mı, Çin komünizmi de gitmiş oluyor. Nitekim şimdi onlar da bir hoş oldular, değişik şekillere girdiler.
ADNAN OKTAR: Tamam peki bitirelim. Hadi bakayım.
SUNUCU: Hayırlı akşamlar sevgili izleyicilerimiz. Her akşam olduğu gibi bu akşam da Harun Yahya TV’den yayınımızı yapıyoruz. Sizden gelen soruları Hocamıza yönlendireceğiz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Ben bir şeyler anlatacağım ama önce bir Oktarımız bir şeyler anlatsın bakalım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu sevimli koalalarla ilgili bir filmimiz vardı. Gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Göster bakayım nelermiş.
OKTAR BABUNA: Yavrusuyla ilgilenen annesini gösteriyor. Bu okaliptüs ağacındaki yapraklarla besleniyorlarmış Hocam inşaAllah. Fakat çok besleyici olmadığı için de sürekli yemek zorunda kalıyorlarmış. Bütün gün yemek yemek durumunda kalıyorlarmış onun için.
ADNAN OKTAR: Bu ne yapıyor annesinin göbeğinde mi o?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam keseli bu da kangrular gibi. Yavrusunu o şekilde taşıyor. Ağaca tırmanırken yavrusu daha küçük olduğu için, hatta sırtına alıp çıkartıyor.
ADNAN OKTAR: Şahane sistem. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Orada şimdi beslenmeye başlayacaklar. Fakat çok yemek zorunda kalıyorlarmış çok besleyici olmadığı için. Bütün günleri böyle bu şekilde yemekle geçiyor. Sonra da uyuyorlar. Ama uykuları da ağaçta oluyor.
ADNAN OKTAR: Sırf bunu mu yiyor bunlar?
OKTAR BABUNA: Evet, bu şekilde bununla besleniyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bu bitkinin zaten uyuşturucu etkisi de var. Ondan dolayı devamlı uyuyorlar.
ADNAN OKTAR: Başka şey niye yemiyorlar, bunu yiyorlar, buna meraklı oluyorlar?
OKTAR BABUNA: Tam bilmiyorum. Hoşlarına gidiyor herhalde bu.
ADNAN OKTAR: Esniyor, mesniyor. Herif zaten yamulmuş. Bunlar hapçı takımı anladığım kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Orada hiç dengesi bozulmadan da uyuyorlar Hocam bu şekilde. Ağacın üzerinde uyumaya başlıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bayağı şeker şeyler.
OKTAR BABUNA: Bu da manyetik alana duyarlı deniz canlısı. Manyetik alanları hisseden gözenekleri, bir yapısı var üzerinde. Duyargalar varmış Hocam inşaAllah. Bu şekilde manyetik alanları hissedebiliyor denizin altındaki. Onları algılayabiliyor. Çok yakın çekimde gözüküyor Hocam inşaAllah gözenekler. Bu gözeneklerin içindeki duyargalarla algılayabiliyor.
ADNAN OKTAR: Manyetik alan tespiti yapıyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet, tespiti yapıyor.
ADNAN OKTAR: Bunlar elektronik alet gibiler maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet. MaşaAllah. Bu da Hocam bir köpeği elektriklendiriyor sahibi.
ADNAN OKTAR: Üzerindeki örtüyle.
OKTAR BABUNA: Evet üstündeki örtüyle.
ADNAN OKTAR: Vay garibim vay. Vücudu elektriklendi tüyleri de tepeye dikildi.
OKTAR BABUNA: Evet, diken diken oldu.
ADNAN OKTAR: Bayağı şekermiş.
OKTAR BABUNA: Şaşırdı biraz.
ADNAN OKTAR: Evet, devam et. Ben bakıyorum.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, bu güzel canlılar Hocam maşaAllah. Masumluklarıyla, güzellikleriyle.
ADNAN OKTAR: Köfte, acayip şeker bir şeymiş. Bu eşek sıpası mı nedir?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ördek büyük bir şaşkınlıkla arkadaşına bakıyor.
OKTAR BABUNA: Kolunu atmış, evet. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne tatlı varlıklar bunlar maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam daha önce. Yavruları da hepsinin sevimli oluyor maşaAllah. Halbuki Darwinistlerin söylediğinin tam aleyhine bu hayvanlar arasında sevgi ve şefkat olması maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bana girişleri de bildirin. Yani internet giriş sayısını.
OKTAR BABUNA: Bu ceylan maşaAllah. Söylemiştiniz Hocam, çok masum bir bakışları oluyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii Allah Rahman ve Rahim ismiyle tecelli ediyor.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bu Hocam, bir palyaço balığı isimli bir balık. Normalde zehirli bu otlar, deniz altındaki. Gelen bütün canlıları zehirleyebiliyor bu şekilde. Yalnızca bu balık buradan faydalanabiliyor bu ortamdan. Çünkü üzeri özel bir madde ile kaplıymış. O özel maddeden dolayı da o ot o zehiri salgılamıyor ve bu şekilde korunup onların arasında rahatlıkla yaşayabiliyor. Hatta gizlenebiliyor diğer canlılardan. Böylece avlanmaktan korunabiliyormuş bu şekilde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Onun için güvenli bir ortam olmuş oluyor.
OKTAR BABUNA: Normalde bayağı zehirli bir şeyi var, yapısı var. Fakat o maddeden dolayı da zehrini salgılamıyormuş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bu da üzerine katlanabiliyor böyle, bu şekilde örtü gibi.
ADNAN OKTAR: Kendisi mi katlıyor onu?
OKTAR BABUNA: Bitkinin özelliği o Hocam inşaAllah. O şekilde katlanma özelliği varmış. Yatak gibi, döşek gibi kullanıyor orayı.
ADNAN OKTAR: Denizin altı ayrı bir alem, üstü bir alem, değil mi?
MaşaAllah. MaşaAllah, bu sayı bayağı iyi giriş.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Siz olduğunuz zaman. MaşaAllah Hocam.
Bunlar da güzel kelebekler maşaAllah. Bu biraz önce bahsetmiştiniz Hocam simetrilerinden. Yani milimetrik bir simetri var, maşaAllah. Renkleri, desenleri ile. Saydam da olabiliyor kanatları.
ADNAN OKTAR: Bir de simetri var değil mi? Altın oran var. Evet, renk mükemmelliği var. Geçişlerde bir mükemmellik var. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Bu yakın plandan çekimini yapmışlar. Bu aslında renk olmadığını görüyorlar. Minik tabakalardan oluşmuş kanatların en iç kısımlarında. O tabakalardaki aralıklar var, karanlık içerisi. Işığın oradan geçerkenki yaptığı kırılmadan dolayı bu renkler oluşuyormuş. Bu teknolojiyi Hocam, en son televizyon ekranlarında ve bilgisayar ekranlarında kullanıyorlar şimdi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın yarattığı sanatı onlar bilim alanında kullanıyorlar. Kendisi bulamıyor değil mi? Bak, Allah’ın yarattığı sanattan elde edebiliyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, evet. Milyonlarca yıldır var bu kelebeklerde inşaAllah. Bu da deniz yunuslarındaki zeki avlanma metotlarını gösteriyor burada Hocam inşaAllah. Tam bir takım oyunu şeklinde yapıyorlar, özel bir durum. Fakat bu kuşlar da, bu yunusların suyun içindeki balıkları getireceğini hissediyorlar ve orada konuşlanıyorlar. Şimdi ilk olarak bir kontrol ediyor yunus önce çıkıp. Ortamın uygun olup olmadığına bakıyor. Suyun altında haberleşiyorlar ve tam bir organizasyon içerisinde, birden fazla yunus, önlerindeki balıkları önlerine katarak suyun dışarısına atıyorlar ve avlıyorlar. Bakın bu şekilde. Birden bire, aynı yönde, hepsi birlikte balıkları dışarı püskürtüyorlar.
ADNAN OKTAR: Ama kuşlar da olayı biliyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet biliyor. Onlar da hissedip önceden oraya gidiyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Onlar da bu işten faydalanıyorlar. Yunuslar da balıkları alıp, ondan sonra geri dönüyorlar. Biraz da çamurlu bir su, onun içerisine. Fakat siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, burada önemli olan, aralarındaki bu işbirliği ve düzenli hareket etmeleri. Yani anlatan da onu söylüyor zaten. “Eğer” diyor “mesela farklı yönlerde olsa, ayrı yönlere doğru bir hareket yapsalar, bunu yapamayacaklar”. Hepsi aynı anda, bir işaret ile başlamış gibi, bu şekilde püskürtüyorlar dışarı balıkları. Mesela bu tekne ile takip ediyor şimdi, kuşların bulunduğu yere gidiyor, bakalım yunuslar gelecek mi diye. Böylece kuşların onları önceden haber alıp almadığını anlayacak. Bir tanesi nitekim çıktı. Ortamı kontrol etti. Evet, yine geldiler.
ADNAN OKTAR: Onun önceden haberi oluyor. O nasıl oluyor peki?
OKTAR BABUNA: Onu bilmiyorlar Hocam inşaAllah. O kuşlar, haberi alıp onun, yani hissedip geleceğini orada beklemeye başlıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ama çok acayip o. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Onlar da o balıklardan faydalanıyorlar dışarı çıkan bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Tamam. Başka neler göstereceksin?
OKTAR BABUNA: Kuran mucizesi vardı Hocam inşaAllah.
Kuran’da dikkat çekici sayılardan Hocam, sizin kitabınızdan inşaAllah. 70 defa bağışlanma dileme ile ilgili Kuran mucizesi inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Sen onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için 70 kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah’a ve elçisine karşı nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” Tevbe Suresi, 80. ayette 70 rakamına dikkat çekiliyor, 70 kere bağışlanma ifadesinde. Bu Arapçası “Seb’ine merraten” 70 kere ifadesinden itibaren ayet sonuna kadar olan harf adedi 70’miş Hocam inşaAllah. “Seb’ine merraten” 70 kere ifadesinden itibaren ibare, yani ibare de Kuran okunurken kullanılan durak işaretleri ile veya ayet sonu ve ayet başı ile ayrılan ifadeler. İbare sonuna kadar kullanılan harf çeşitlerinin ebced değeri de 70. En küçük ebced hesabı ile. Bu ayetteki noktasız harf adedi de 70’tir. MaşaAllah, 3 ayrı mucize, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, 70. Kuran’da 7’ye dikkat çekilmiştir, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Cihat Hocam, sen neler anlatacaksın?
CİHAT GÜNDOĞDU: Ben de kanser hücrelerinden bahsedecektim. Bağışıklık sistemi, kanserin ilk ortaya çıktığı anda hemen müdahale ediyor normalde. İlk olarak o hücrelerde, genlerinde bulunan bir imha geni var, o geni faaliyete geçiriyor. Böylece kanserleşmiş olan hücre, yani çoğalması hızlanmış ve kontrolden çıkmış olan hücre, o bağışıklık sisteminin gelen emri ile, gönderdiği o sinyal neticesinde, içindeki o genin faaliyetine maruz kalıyor ve bir anda kendini imha etmeye başlıyor, bu tip kanser hücreleri. Bu birinci hareket olmuş oluyor. İkinci hareket ise, ölmemiş olan kanser hücrelerinde, geriye alan kanser hücrelerinde de yine aynı gen bu defa kendini imhadan öte, bu sefer hücre bölünmesi yavaşlamış oluyor ve hücre bölünmesi tamamen durmuş oluyor, ta ki hücre kendi kendine ömrünü tamamlayıncaya dek bu şekilde muhafaza olmuş oluyor. Çoğalması durulmuş olarak. Hücredeki bu kontrol, hiçbir şekilde tesadüflerle açıklanamayacak bir gerçek ortaya çıkarmış oluyor böylece. İnsan vücudunda müthiş bir intizam, nizam ve Allah’ın kontrolü ile bir yaratma hakim, bunu görmüş oluyoruz. Zaten insan vücudunda devamlı surette bu kanser hücreleri, devamlı hep faaliyette. Ama bu kontrol mekanizmasıyla da Allah bunu da bir ayet olarak, Kendi bir yaratılış delili olarak bizim karşımıza koymuş durumda inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vücudun direncinin güçlü olması için ne yapmak gerekiyor? Yani sebep olarak.
CİHAT GÜNDOĞDU: Moralin çok yüksek olması lazım. Yani imanın kuvvetli olması lazım, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Neşeli, dışa dönük, canlı olacağız inşaAllah, inşaAllah.
Bismillahirrahmanirrahim, şeytandan Allah’a sığınırım. Yine Hz. Musa (a.s.) ile ilgili ayet çıkmış. Demin çocuğa açtırmıştık, yine aynı şey çıktı. Şuara Suresi, Berker ile okumuştuk. Bakın yine aynı ayeti okuyorum; “dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir”. Ebcedi 2022’yi veriyor. Bak, “dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de”, gökten mucize ne olabilir?
OKTAR BABUNA: Ben açıklamanızı seyrettim Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Hz. Musa (a.s.) zamanındaki, diğer Peygamberlerin zamanındaki mucizeler nasıldı, bu da bir mucize, çok büyük bir mucize ama Hz. Musa (a.s.)’ın zamanındaki mucizeler de, mesela asayı atıyor, asa yılana dönüşüyor. Ama şimdi 2000 yıl sonra, bir insan gökten iniyor. Bak, 2000 yıl önce göğe alınıyor, 2000 yıl sonra da gökten iniyor. Bu nefes kesecek bir şey. Bir de bütün insanlar görüyor, çünkü Hz. Musa (a.s.)’ın asası bir süre sonra yeniden değneğe dönüşüyor. Yani bir daha insanlar o mucizeyi göremiyor, yani o anda gördün, gördün, görmedin görmedin bitti. Ama burada mucizeyi Hz. İsa (a.s.), en az 40 yıl kalacak insanların içerisinde. Bakın 40 yıl insanlar mucize görecekler. Yani 2000 yıl önce göğe çekilmiş bir insanı, 40 yıl görüyorlar. Tabii.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Bilimsel olarak da kanıtlanacak” demiştiniz. Genetik olarak.
ADNAN OKTAR: Tabii, inşaAllah. Yani onun Hz. İsa (a.s.) olduğuna insanlar tam kanaat getirecekler, inşaAllah. Tabii, mesela saçından bir parça alınsa, bakılsa, Hz. İbrahim (a.s.) neslinden...
OKTAR BABUNA: Hocam şu balık hep aynı yükseklikte, daha önce aşağıda duruyordu hatırlarsanız, şimdi aynı yükseklikte, her konuştuğunuzda, her gün, o yükseklikte kıpırdamadan sizi dinliyor.
ADNAN OKTAR: Ah severim ben onu.
OKTAR BABUNA: 15 santimde duruyor orada.
ADNAN OKTAR: Ah bir seversin onu. Ne anlatıyorum ben bakayım? Dinliyor musun sen minik canınla? Uslu uslu bakıyorlar. MaşaAllah. Öbürü de pek gayretli o dağlarda falan. Ama hakikaten bu çok özenli, burada böyle, maşaAllah.
Bismillahirahmanirrahim, şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani Musa kavmine şöyle demişti; ‘Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın.İçinizden Peygamberler çıkardı’”. Ben’i İsrail’e söylüyor Allah. “Çıkardı” değil mi? Birçok Peygamber çıktı. “Sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi. Ey kavmim, Allah’ın sizin için yazdığı, (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin, yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz. Dediler ki: ‘Ey Musa, orada zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz’”. Hz. Musa (a.s.)’ın sözünü dinlemiyorlar. “Şayet oradan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz. Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: ‘Onların üzerine kapıdan girin’” diyor inşaAllah.
Bu tabii daha detaylı bir ayet, ama sen şimdi buradan başla, bir devam et Oktar Hocam, ben onu anlatacağım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. "Onların üzerine kapıdan girin”diyor. Görebildin mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Şeytandan Allah’a sığınırım. “ ‘Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin’ dedi. Dediler ki: ‘Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız’”.
ADNAN OKTAR: Bak. “Sen ve Rabbin gidip savaşın”, işte insanların en büyük anormalliklerinden bir tanesi budur. Mücadeleyi belirli bir insan grubuna bırakmak. Yani sen yap, ben karışmayayım. Ben bu riskli işe girmeyeyim, siz devam edin mantığı, değil mi? Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “(Musa:) ‘Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır’ dedi.”
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA:“(Allah) Dedi: ‘Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır’”.
ADNAN OKTAR: 40 yıl.
OKTAR BABUNA: Evet. Siz dikkat çekmiştiniz daha önce Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne demiştim?
OKTAR BABUNA: Evet. 40 yıl, 40 yaş var, bir de bu 40 yıl mücadeleleri var. Mehdi (a.s.)’ın da 40 yıl bir mücadelesi olacak inşaAllah. Bu ateist felsefeleri, Darwinizm’i ortadan kaldırıp, iman tesis edinceye kadar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Mehdiyet devrinin özelliklerine de Kuran dikkat çekmiş oluyor.
Şimdi Museviler ile ilgili sürekli ayet çıkması, belki Cenab-ı Allah benim bu Filistin’deki durumu anlatmam için de Allah vesile ediyor da olabilir. Çünkü dün bir mektup göndermişler Filistin’den, canhıraş bir mektup. “Aman” demişler, “Hocamız bir açıklama yapsın, burada durum çok gergin” demişler. Ben şunu söylüyorum. Hz. Süleyman (a.s.) Mescidi, Ahir zamanda yapılacak. Bunu Mehdi (a.s.) yapacak. Yani Kral Mesih olarak Tevrat’ta geçen kişi yapacak. Her kim olursa olsun, ben bunu Mehdi (a.s.)’a bırakmayacağım, yani Kral Mesih’e bırakmayacağım, yani derse; ki Tevrat’tan ben bunu uzun uzun, detayları ile anlattım. Çok fazla Tevrat’ta bu konuda izah var. Bu kitap sırf bu konular ile dolu. O zaman Allah intikam alacağını söylüyor. Yani böyle bir şeye Musevi olan arkadaşlarımız da, kardeşlerimiz de sakın girişmesinler, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı için dua etsinler. Sebebe sarılsınlar, gayret etsinler. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.), Müslümanları, Hıristiyanları, Musevileri kardeş hale getirecek. Birbirlerine dost hale getirecek. Yani Müslümanlara rağmen, Hıristiyanlara rağmen biz burada istediğimiz gibi Süleyman (a.s.) Mabedi’ni yaparız derlerse, bu Tevrat’a uymaz. Tevrat’a asi gelmiş olurlar, Tevrat’a savaş açmış olurlar. Böyle bir şey olmaz ve bundan bir bereket olmaz. Bu felaket getirir. Ben bunu açıkça söylüyorum. Çok büyük felaket getirir. Ama Tevrat’a uyarak hareket ederlerse, Mesih (a.s.)’ı ararlarsa, Kral Mesih (a.s.)’ı, Mehdi (a.s.)’a bırakırlarsa Süleyman (a.s.) Mescidi en mükemmel şekilde yapılacaktır. Museviler de son derece rahat edeceklerdir. En güzel çağlarını, en güzel hayatlarını yaşayacaklardır ki Tevrat’ın onlara vaadettiğidir. Kuran’da da buna işaret vardır. Hadislerde de bu açıklanmıştır. Müslümanlar da son derece rahat yaşayacak, Hıristiyanlar da çok rahat yaşayacaklardır. Onun için mutlaka Allah’a bırakmaları gerekiyor. Yani bu konuda hatayı Allah affetmez onu söyleyeyim. Affetmeyebilir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz bu konuyu anlattığınızda da Hocam tam kanaatleri gelmişti, Mehdi (a.s.) ile Mesih (a.s.)’ın aynı kişi olduğuna. Bu basın toplantısı yaptığınızda gelen hahamlar, Sanhedrin hahamları tam bu şekilde kanaat etmişlerdi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir kere “Samimi olarak iman edenlerin baskı görmesi” var. “Benim adımdan ötürü kralların ve valilerin önüne çıkarılacaksınız” diyor. Fakat bu, İncil’de. Yani Hz. İsa; benim ismim anıldı diyelim mesela siz kimin talebesisiniz deniliyor. Hz. İsa’nın talebesiyiz. Aman diyorlar siz, nalet olsun size diyorlar. Saldırıyorlar, hakaret ediyorlar, iftira ediyorlar Hz. İsa’nın talebelerine. “Anne-babalarınız, kardeşleriniz, akraba ve dostlarınız bile sizi ele verecek.” Bakın, anneniz sizi polise şikayet edecek, o devrin polisine, mahkemesine şikayet edecek diyor anneniz. Kendi evladını, mesela o devirde artık ne diyor, çete şikayeti mi yapacak, yahut işte terörist mi diyecek, yahut ne diyecekse kendi kafasına göre şikayet ediyor. “Babalarınız sizi şikayet edecek” diyor, o zamanın devletine diyor. “Kardeşleriniz size düşman olacak, akraba ve dostlarınız bile sizi ele verecek.” Mesela “akraba ve dostlarınız sizi ele verecek”; “gidin yakalayın, şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar”; gizli şahitlik yapacaklar. İncil’de bu. “Ve bazılarınızı öldürecekler.” “Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek.” Yani falancanın talebesi. Mesela Hz. İsa’nın talebesi dendiği için nefret edecekler diyor. “Dayanmakla canlarınızı kazanacaksınız.” Sabırlı olacaksınız diyor, o zaman kazanacaksınız diyor, İncil. “Bütün bunlar doğum sancılarının başlangıcıdır.” Mehdi (as)’ın zuhurunun Hz. İsa’nın nuzülünün alametleridir bunlar diyor. “O zaman sizi sıkıntıya sokacak, öldürecekler.” Yani, sizi muazzam sıkıntıya sokacaklar; mahkemelere verecekler, hapsedecekler, saldıracaklar, acı çektirecekler, öldürecekler. “Benim adımdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecekler.” Yani her nereye giderseniz gidin, aman diyecekler, değil mi. Hz. İsa’nın talebesi yahut Hz. Mehdi’nin talebesi ise nefret edecekler, İncil’de buna dikkat çekiliyor. Bunlar doğru olan, değişmemiş yerleri İncil’in, inşaAllah. “İnsanlar sizi mahkemelere verecekler.” Bak, insanlar sizi diyor mahkemelere verecekler. İftira ederek mahkemeye verecekler. “Benden ötürü valilerin ve kralların önüne çıkarılacak” yani devlet erkanının önüne çıkarılacak, “böylece onlara tanıklık edeceksiniz.” Sizin ifadenizi alacaklar diyor. “Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek.” Aman diyor değil mi, Hz. İsa’nın talebesi yahut Mehdi (as)’ın talebesi diye nefret edecekler diyor. Markos 13/9-13. “Korkmayın sakın, bunların olması gerek. Ama daha bu, son demek değildir. Depremler olacak.” Son günlerde yoğunlaştı, değil mi. “Bütün bunlar doğum sancılarının başlangıcıdır” diyor. Yani Mesih’in inişinin, Mehdi (as)’ın çıkışının alametidir. Matta 24/6-8. Bunlar değişmemiş olanlar inşaAllah. “Şiddetli depremler olacak.” Bakın 8 küsur şiddetinde oldu değil mi Şili’de. Luka 21/11. Mesih’in inişinden önce ve Mehdi (as)’ın zuhurundan önce olacak olaylar bunlar. “Günler gelecek ki o vakit burada yıkılmadık taş üstünde taş kalmayacaktır.” Şehirlerde muazzam depremler olacak, savaşlar olacak, binalar yıkılacak diyor. “Öylesine büyük bir deprem oldu ki insan yeryüzünde oldu olalı bu kadar büyük bir deprem olmamıştı.” Son 150 yılın en büyük depremi oldu değil mi Şili’de. “Büyük kent üçe bölündü.” Mesela orada da kent paramparça oldu. “Uluslara ait kentler yerle bir oldu.” Mesela sürekli depremler devam ediyor Mehdi (as) çıkışı öncesi. Yine Markos’da da yer yer depremler olacak diyor. Markos 13/8. “Leş nerede ise akbabalar oraya üşüşecek.” Yani insanlar böyle kötü bir şey gördüler mi oraya gidecekler ona hakim olmaya çalışacaklar, birlik olacaklar; bunlar anlatılıyor.
“Dindarların Hor Görülmesi”. Talmud, Tevrat’ta geçiyor. “Mehdi’nin çağı gelmeden önceki sürede” yani Mehdi (as)’ın az bir zaman kala, (Kral Mesih olarak Tevrat’ta geçiyor, bizim, Müslümanların izahında ise Mehdi olarak) “Mehdi’nin çağı gelmeden önceki sürede” yani o devirde “günahtan korkan insanlar hor görülecek ve gerçek bulunamayacak.” Bir türlü insanlar gerçeği bulamayacaklar diyor ama Müslümanlar baskı görecek diyor, hor görülecekler diyor. Talmud 49/2. “Kral Mesih (Mehdi’nin) çağı gelmeden önceki sürede günah işlemekten korkan insanlardan nefret edilecek.” Yani günaha girmek istemiyorum diyor adam. Sen gerici misin kardeşim, anormal misin, nasıl oluyor bu? Niye günaha girmiyorsun, niye içki içmiyorsun, niye gayrimeşru bir ilişkiye girmiyorsun diyenler olacak diyor. Talmud, Sota 49/2. “Mehdi’nin geleceği nesilde kötü insanlar takdir görecek.” Yani mesela adam süper adi oluyor, mesela gazete patronu oluyor bilmem ne oluyor, bütün millet karşısında el etek dönüştürüyor, avuçlarını ovuşturuyorlar. Seviyor mu, yok değil. Ama nefret ediyor. Ama nefret etse bile takdir ediyor gibi görünüyor. Yahut mesela bir televizyon yöneticisi oluyor, adam mesela farz edelim ağzına gözlüğü sokuyor bilmem parmağını sokuyor bütün milletin gözünün önünde değil mi, ne bulursa ağzına sokuyor, kalem buluyor ağzına sokuyor. Adam cins, değil mi, vicdansız. Nerelere hizmet ettiği biliniyor. Fakat önemli bir kilit noktada olduğu için aman diyorlar iftira edebilir, oyun oynayabilir, aleyhimde bir şey konuşabilir, biz buna gidip yalakalık yapalım diyorlar. Ve adam da kendini adam zannediyor. Bak, ona dikkat çekiyor. “Mehdi’nin geleceği nesilde kötü insanlar takdir görecek.” Talmud’da. “Sizler ki iyiden nefret edersiniz” mesela iyi bir insandan nefret edeceksiniz diyor, güzel bir insandan, doğru bir insandan, güzel ahlaklı insandan nefret edeceksiniz diyor. Görüyoruz, oluyor bu. Ve kötüyü de seveceksiniz diyor, “kötüyü de seversiniz” Mika 3/2’de. Yani mesela zalim adam, ama güç sahibi diye seviyorlar. “Allah’ın sözlerini öğrenenlerin sayısı azalmadıkça Mehdi gelmeyecektir." Yani dini eğitim düşüp dini eğitim azalmadıkça Mehdi çıkmayacak diyor. Talmud’da yine, 97. “Mehdi (as)’ın çağı gelmeden önceki sürede krallar kafirlere dönecek.” Devlet yöneticilerinin büyük bölümü kafir olacak diyor, dinsiz. Yani, görüyoruz dünyada. “Ve hiçbir sistemi duymayacaklar.” Hiçbir sistemi kabul etmeyecekler, kendi kafalarına göre gidecekler diyor. “Mehdi’nin geleceği nesil, bu neslin liderleri köpekler gibi davranacak” çıkarcı olacaklar diyor. Talmud, 97/a. Dünyada büyük bir bölümü öyle liderlerin. Değil mi, çıkar, insanlar yaka silkiyorlar, o yüzden zaten istemiyorlar, inşaAllah.
Evrimle ilgili kısmı açmışsın. Ama olur, o zaman onu da şöyle gösterelim. Bakın o zaman Firavun’un takımı canlıların, timsahların şunun bunun, evrimle tesadüfen olduğuna inanıyorlardı ve onun evrim dinine inanıyorlardı yani o dine inanıyorlardı. O zamanki pagan diniydi. Bak bu onun resmi. Onun resmi bak nasıl secdeye kapanıyor şeyin timsahın önünde? Görüyorsunuz değil mi? Timsahın önünde, evet, secde halinde evet.
OKTAR BABUNA: Bunu da ilk siz açıkladınız Hocam zaten. Sümerlere ve Mısır’a giden bir pagan dini olduğunu. Bu bayağı bir onları aşağılayan ve ağırlarına giden bir şey olmuştu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Halley Kuyruklu Yıldızı’nı açmışsın. Onun çıkışı. Biliyorsun o da Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti. Müddessir Suresi’nde de yine bu konuyla ilgili bir şey var. Halley Kuyruklu Yıldızı 76 yılda bir geçiyor. 76, 19’un 4 katı. Bakın 76 yılda 1 geçiyor. Bu yıldız en son, Hicri 1406’da görüldü. Yani Mehdi (a.s.)’ın çıkış zamanında görüldü. En son. 19x74. 19x74. Yani 19’un 74 katı. Müddessir Suresi’nin sıra numarası 74. Müddessir Suresi bakın 74. sure nasıl başlıyor: “Ey örtüsüne bürünen kalk ve korkut”. “Ey gizlenen”. Mehdi (a.s.)’a işaret ediyor burada aynı zamanda. “Kalk ve korkut”. Artık insanları uyar, inşaAllah. Bir başka açık mucize de, işaret ise Halley Yıldızı’nın 1986 Hicri 1406’daki geçişinin Hz. Muhammed (s.a.v.) Peygamberlikle vazifelendirildiği milattan sonra 607’den bu yana 19. geçişi. Bak Mehdi (a.s.) zamanına kadar 19. geçişini yapıyor. Kuran’da da 19’a işaret ediliyor biliyorsunuz. Çok önemlidir, Kuran’da 19. Yine bu Halley Kuyruklu Yyıldızı çıktığında bu Nuh (a.s.) kavmi helak olmuş daha önce. Hz. İbrahim (a.s.) ateşe atılmış. Mehdi (a.s.)’ın da ateşe atıldığı bir devire rast gelecek inşaAllah. Firavun kavmi yok edilmiştir. Hz. Yahya (a.s.) öldürülmüş. Hz. İsa (a.s.) doğmuştur. Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’e ilk vahiy gelmeye başlamıştır. Bu Halley kuyruklu yıldızı çıktığında. Yani dönemleri çok harika.
ADNAN OKTAR: Evet hep büyük olaylarda çıkıyor inşaAllah.
Cihat Hocam hep tıp ilminden anlatacaksın herhalde sen bize. Ne var başka anlatacağın?
CİHAT GÜNDOĞDU: Bu insanın kendi vücudunda çeşitli bakteriler var hiç haberimiz olmadan bizim bağırsaklarımızın içinde yaşayanlar. Bunlar çok hayati bir üretim faaliyeti içindeler. Devamlı surette. K vitamini denen bir vitamin üretiyorlar. Hiçbir besinde gıdada bulamayacağımız bir vitamin bu. Öylesine hayati bir vitamin ki bu. Kanın pıhtılaşmasında yegane bir önemi var. Bir basamağı teşkil ediyor. O olmadan kan asla pıhtılaşmıyor. Bir yerimiz kesilse mesela, parmağımız kanamaya başlasa bütün kanımız oradan boşalıp akıp gidebilir normalde. Eğer bu K vitamini olmasaydı. K vitamini bakıyorsunuz, bu bakteriler tarafından üretiliyor. Bizim hiç haberimiz olmadan Allah bu şekilde bir sistem koymuş vücudumuza.
ADNAN OKTAR: Fabrikalarda şurada burada elde edilemeyen bir şeyi bir bakteri yapıyor değil mi?
ADNAN OKTAR: K vitamini ustası adam. İnşaAllah. MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah’ın bir mucizesi. Yaratılış mucizesi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar sen ne anlatacaksın başka?
OKTAR BABUNA: Hocam siz bu proteinlerin olması için mutlaka başka proteinler gerekiyor demiştiniz, inşaAllah. Siz daha iyi bilirisiniz inşaAllah. Amino asitlerin olması için de mutlaka başka proteinler gerekiyor. 20 tane amino asit var proteinleri yapan inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bu 20 tane proteinin 10 tanesini sentezleyebiliyor, insan vücudunda. Bakteriler 20’nin 20 sini de yapabiliyorlar. Mesela bir bakteri bu 20 tane amino asitten 6 tanesini sentezleyebilmek için Hocam 20’den fazla 25 tane protein gerektiriyormuş. Ayrı protein. Yani onlarca protein gerekiyor sırf amino asitlerin yapılması için. Hatta bir amino asit var ismi trozin. Bunun, sadece bunu yapan bir tane enzim var. O enzimde ufak bir değişiklik, mutasyon meydana geldiği zaman genetik olarak, o kişi hem zeka özürlü oluyor hem kötürüm oluyor, yürüyemeyecek felçli duruma geliyor inşaAllah. Bir tek amino asit.
ADNAN OKTAR: Bakın insanlar bütün dünyada bizim memleketimizde de böyledir. Karışık konuları o kadar akıllarında insanlar tutamazlar. Yani % 80, 90’ı böyledir. Ama özlü olanı aklında tutar. Bakın diyoruz ki biz. 1 proteinin olması için proteine ihtiyaç var. Diyorlar ki proteinin oluşabilmesi işte 950 tane sıfırlı sayıda 1 ihtimaldir. Kardeşim 950 bin sıfırlı sayı olsa yine olmaz. Bakın 1 protein için başka proteine ihtiyaç varsa, bu sıfır ihtimaldir artık, bitmiş. Kilitlenmiş o artık yok olmuş yani. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Bir ihtimali yok.
ADNAN OKTAR: Evet yani ihtimal kalmamış oluyor orada. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun için bunu bakın Dawkins gibi kafası yarım çalışan bir insan bile biliyor. Yani bu konulara kafası yarım çalışıyor benim gördüğüm. Yarım çalışıyor dediğim şu, çünkü “hiç çalışmıyor” derdim. “Tesadüfen oluyor” deseydi, “hiç çalışmıyor” diyecektim, yarım çalışıyor demem “uzaylılar yapıyor” diyor. “Uzaylıların proteinini kim yapıyor” onu aklına getiremiyor yalnız. Yani uzaylıların vücudundaki proteini kim yapıyor? Bunu akledemiyor. Onun için “yarım” diyoruz. Yani bunu çocuk olsa akleder. Değil mi?
SUNUCU: Belki ilerleyen zamanlardadır Hocam. Zamanı vardır Dawkins için.
ADNAN OKTAR: Bekliyoruz bakalım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ama Allah’ın yarattığını söyleyecek Hocam, Allah-u alem. Çünkü o noktaya gidiyor yavaş yavaş.
ADNAN OKTAR: Canım, biraz da aslında çocuklanıyor. Hafiften de şımarıyor aslında. Yani pür neşe. Bunu şımartıyorlar etrafındakiler de şımartıyorlar. O da öyle ilginç hareketler animasyonlar yaparak milleti güldürmeye çalışıyor. Zaten bilimsel artık çalışma yapmıyor. Milleti güldürmekle uğraşıyor. Programlara bak millet hep gülüyor. Başka bir şey yok.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ünlü bir matematikçi var Hocam. Paul Davis, bütün bu istatistik hesapları normal değerlendiriyor, Big Bang’den itibaren değerlendiriyor. İnsan vücudundakileri de değerlendiriyor, sizin söylediğiniz rakamları şöyle bir itirafı var İnşaAllah: “Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin şu andaki yapısının çok dikkatli bir bilinç tarafından ortaya çıkarıldığına karşı çıkmak çok zordur. Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayılar, dengeler kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir”.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne kibar konuşmuş o da. Lafı amma uzatmış yani. Ne kadar kibar. Geçenlerde konuştum radyolarında. Tasarımcılar değil mi bunlar?
ADNAN OKTAR: O kadar kibarlar ki böyle, lafı uzatıyor da uzatıyor, uzatıyor da uzatıyor. Ben çıktım konuştum. Nutukları tutuldu.
OKTAR BABUNA: Evet, evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi şöyle olabilir böyle olabilir. Böyle küt diye oturtturduk. Dümdüz oldular. Şimdi yayınlanıyor, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kimse sizin gibi böyle cesur olarak ortaya çıkamıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani tabii, bir varlık tarafından yaratılmış olabilir gibi görünüyor. Kardeşim desene Allah yarattı diye. Değil mi? Çok titrek konuşuyorlar. Ne gerek?
OKTAR BABUNA: Siz net anlatınca anladılar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, onların asıl ekibini buraya çağırsak biraz, onların entelliğini bir hale şekle sokarız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir de bulundukları çevrede baskıdan mı endişe ediyorlar acaba, siz daha iyi bilirsiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Kardeşim, hayır alay edenler var da, hayır alay edenlerin ciğerine oturtturmayı bilmiyor bunlar. Bizle niye alay edemiyor adamlar? Biz değil mi çıktık Haber Türk’e gelse bir alay etseydiler. “Gel bir konuşalım” dedik adamlara, adamlar araziye geçtiler. Yok oldu adamlar ortadan. Yani öyle bir oturttururum ki böyle ciğerlerine lök gibi oturur böyle. Ama ilmi olarak. Tabii hakaret falan değil. Bunlar entellik, kibarlık yapınca işi uzatıyorlar. Kardeşim ne karıştırıyorsun sen, değil mi? Buraya en ağa babaları geldi tartışmaya. Böyle entel dantel takımından hepsi geldiler. Biz ne dedik? “Kardeşim üç yüz elli milyon fosil var” dedik yaratılışı ispat eden. Adam zınk diye kaldı, ne desin? Hayır diyemiyor ki yani “böyle bir fosil yoktur” diyemiyor. Arkasından diyorum ki ben “tek bir tane ara fosil yoktur” dedim. “Buyurun göstertin” dedim. Adam kem küm ediyor; yok. Bu kadar. Bunu uzatmanın bir alemi yok yani. Yoksa bitmiştir işte evrim. “Protein tesadüfen meydana gelebilir mi?” diyoruz. “Tesadüf biz ne zaman dedik?” diyor adam. “Tesadüfen olur mu? Olmaz tabii ki” diyor. “Nasıl oldu?” diyoruz, “tesadüfen oldu” diyor. Kardeşim yani böyle artık çelik gibi sinirin olacak.
Tamam ara verelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam neler anlatmak istiyorsun başka?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, fosiller var Hocam eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen evrimcilerin midesini ekşiteceksin yine.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Güzel böcekler var.
ADNAN OKTAR: Önce bir kalsiyum karbonat alsınlar şöyle bir kaşık. Tatlı kaşığı ile başlayalım fosilleri göstermeye.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evrimcilerin en bunaldığı konulardan birisidir fosil.
SUNUCU: Evet onların savunduğu her şeyi tamamen çürütüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Göreyim.
OKTAR BABUNA: Fosillerin çok detaylı fotoğraflarını görecekler şimdi. 7.3 milyon yıllık çita ama 73 olacak o herhalde.
ADNAN OKTAR: 7 milyon yıl da çok yüksek. Dişler mişler olduğu gibi kalmış baksana, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Diş çok iyi dayanıyor. Diğer kemikler değil de dişler çok iyi dayanıyor. Yerim ben bu herifleri. Kulağına sinek konuyor herhalde oynattırıp duruyor kulağını.
OKTAR BABUNA: Suikastçi böcek 25 milyon yıllık çok detaylı olarak korunmuş aynısıyla günümüzdeki hali. Hiç değişiklik yok. 84 milyon yıllık benekli fok. Dişleriyle her şeyiyle çok iyi korunmuş. Yakın plandaki çekimi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Diş niye bu kadar daha uzun dayanıyor Oktar Hocam kemiğe nazaran?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Bunlar metaller yerleşiyor bu dokuların içerisine. O şekilde kalabiliyorlar inşaAllah. Günümüzdeki hali, 95 milyon yıllık kılçıklı balık bütün kılçıkları korunmuş.
ADNAN OKTAR: Bu herif yenmez.
OKTAR BABUNA: Çok kılçıklı.
ADNAN OKTAR: Her yeri kılçık bunun.
OKTAR BABUNA: Ki milimetrik gösteriyor yani fosilde detaylarını. Aynısıyla yani günümüzdeki hali.
ADNAN OKTAR: Ama görünüşü de lezzetli görünüyor işin doğrusu. Izgarası iyi olur bunun gibi geliyor bana?
OKTAR BABUNA: Allahualem çok iyi olur Hocam.
50 milyon yıllık karayemiş yaprağı. Bütün detayları var; damarlarıyla, şekliyle. Günümüzdeki hali aynısı. Hiçbir değişiklik yok. En ufak bir evrim geçirmemiş. 23 ile 5 milyon yıllık arası denizatı. Bu da şekli çok net olarak korunmuş. Günümüzdeki hali aynısı, hiçbir farkı yok maşaAllah. Milyonlarca yıllık.
ADNAN OKTAR: Bazen fosilde taşın üstünde o kadar belli olmuyor. O zaman gomalak sürüyorlar. Gomalakta gölgeler daha güçlü belli olmaya başlıyor. O zaman fosil daha netleşiyor. Şimdi bu denizatında da öyle. Gomalak sürüyorlar gomalaksız çok zor hissediliyor yani dikkatlice büyüteçle bakıldığında anlaşılıyor.
SUNUCU: Anladım o kıvrımlarından dolayı.
ADNAN OKTAR: Evet o kıvrımlarından dolayı.
OKTAR BABUNA: Günümüzdeki hali, siyah ayının.
ADNAN OKTAR: Bunu ikna etmek herhalde çok zor.
OKTAR BABUNA: 54 milyon yıllık kese örümceği. Amber içinde korunmuş bu da.
ADNAN OKTAR: Dokusu da kalıyor, bu çok önemli. Diyorlardı ki evrimciler sadece kemiği evrimleşmemiştir ama dokusu evrimleşti. Doku da kalmadığı için biz bunu ispat edemiyoruz diyorlardı. “Canım ciğerim” dedik biz “amber içindekine ne diyorsunuz?” deyince küt aşağıya düştüler. Amberde doku da kalıyor çünkü. Hem de 95 milyon yıllık, 100 milyon 150 milyon yıllık. Tüy de. Mesela amber içerisinde tüy de kalmış. Yani hiç kaçarı kurtarırı yok inşaAllah.
OKTAR BABUNA: 58 milyon yıllık yaban domuzu. Yukarıdan üstten görüntüsü, yandan. Aynısıyla günümüzdeki hali. 50 milyon yıllık lindera yaprağı. Ki çok net bir görüntü. Aynısı yine günümüzdeki hali. Çulluk sineği yine 50 milyon yıllık. Dediğiniz gibi Hocam bütün kanatların damarlarına kadar antenleri, gözleri, gövdesi, bacaklarıyla aynısı. Hiçbir değişiklik yok, günümüzdeki hali. 50 milyon yıllık yarasa.
ADNAN OKTAR: Bu da bir petrol yatağında çıkıyor. Bunlar ayrı bakın. O yüzden böyle koyu oluyor üstü. Yani ayrı fosil çeşitleri oluyor, petrol yatağından buluyorlar. Çok eski ama biraz biçimsiz oluyor tabi simsiyah kaplı oluyor üstü.
SUNUCU: Neden petrol yatağı?
ADNAN OKTAR: Orada fosilleşen zaten petrol.
SUNUCU: Evet doğru, evet petrol yatakları.
OKTAR BABUNA: Testere balığı 95 milyon yıllık. Hocam bunların yavruları da siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, çıkarken o ağızlarındaki testereler zarar vermesin diye bir kılıfla çıkıyorlar annesinden.
ADNAN OKTAR: Bak çok mükemmel kalmış, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da günümüzdeki hali maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mide ekşimesine ne iyi gelir Oktar Hocam ilaç olarak?
OKTAR BABUNA: Anti-asid Hocam inşaAllah. Bir de haplar var.
ADNAN OKTAR: Neler var? Ne tavsiye edersin mesela?
OKTAR BABUNA: Bu Gaviscon’un güzel bir şeyi var. Şurup hali var.
ADNAN OKTAR: Başka?
OKTAR BABUNA: Pantpas diye bir ilaç var onlar da hemen asidi kesiyor. Hap olarak Pantpas.
ADNAN OKTAR: Senin bildiklerin ne var?
ADNAN OKTAR: Rennie. Tamam şimdi bu fosilleri seyredip midesi ekşiyenlere tavsiye ediyoruz. En yakın nöbetçi eczaneden alsınlar. Karbonat biraz daha ev metodu herhalde değil mi? Modern ilaçlar daha iyi olur evet.
OKTAR BABUNA: Ama eczaneye gidemiyorsa süt içse olur mu?
ADNAN OKTAR: Süt?
OKTAR BABUNA: Gerçi sütte biraz sonradan ekşimeye devam ettiriyor ama.
ADNAN OKTAR: Yine bu dedikleriniz daha iyi olabilir.
Başka var mı Oktar gösterebileceğin bir şey?
OKTAR BABUNA: Böcekler var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Böceğin güzeli nasıl oluyor? Bu güzelmiş.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah çok renkli güzel görüntüler var.
ADNAN OKTAR: Mesela bu çok şeker. Bayağı süslü maşaAllah. Aman, tam teşkilat bu ne biçim kafa?
OKTAR BABUNA: Evet çok değişik, tüylü süslü.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bu da bayağı güzel.
SUNUCU: Sanat eseri gibi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah gücünü göstermek için çok çok fazla yaratıyor. Ki bu kalanlar yüzde bir. Yani yüz canlı çeşidinden doksan dokuz canlı çeşidi kaybolmuş. Bir çeşidi kalmış. Bizim evrimci saflar, bir kısmını diyorum yani mesela kedi, kedinin biraz daha büyüğünü buluyorlar, biraz daha büyüğünü, türler tükenmiş ya, sıraladın mı küçük kediden büyük kediye doğru evrim olduğu zannediyor. Halbuki onlar ayrı ayrı türler. Yaşamış hayvan türü tükenmiş, bitmiş. Başında da aynı şekilde o, sonunda da aynı şekilde. Ama sıralamaya sokarsan sanki küçükten büyüğe doğru gelişiyormuş gibi görünüyor. Halbuki aynı. Hepsi aynı. Tabii öyle bir şey yok. Ve zaten fosilleri arayıp baktığımızda da mesela atın evriminde kullandıkları fosillere bakıyoruz. Aynı hayvandan her yerde var. Bir başlangıcı var hayvanın ve en sonunda soyunun tükendiği bir dönem var. O dönem içerisinde hayvan hep aynı kalmış. Ama o arada at var, yani evrim olduğu dediği dönemde at zaten duruyor hayvan. Yine var. Onlar da evrimde ara fosil diye onu kullanmaya kalkıyorlar. Uyanıklık yapıyorlar kendilerince, idi. Fakat gereğini yaptık. Kandırmak yok bundan sonra.
SUNUCU: Bizim lisedeki biyoloji Hocamız şey diyordu; atın atasının köpek olduğunu söylüyordu. Daha sonradan toynak şeklini almıştır. Hani o, doğada değişim var ya yılan mesela kollarını kullanmadığı süründüğü için, artık el-kol yok falan. Bunları anlatırken, atın atasının da köpek olduğunu söylüyordu.
ADNAN OKTAR: Bakın o yılanla ilgili yalanlarını nasıl çıkardık? Mesela 100 milyon yıllık yılanı gösterdik. O “sürünerek gelişti” falan dediği dönem ayak-bacak çıktı falan. Öyle bir olayın olmadığını ispat ettik. Çünkü fosili gösterdik; 100 milyon yıllık - 150 milyon yıllık yılan gösterdik. Aynısı, hiçbir şekilde değişikliğe uğramamış. Şimdi neyse 100 milyon yıl önce de aynı. Yani milim santim değişiklik yok. O dedikleri ara fosilleri de at ile ilgili köpek gibi dedikleri hayvan. O devirde o hayvandan çok sayıda var. Aynı dönemde yine at da var, yani o evrim olduğu dönemlerde at var zaten. O dönemde de var. Fakat o kafalarına göre yani halk da itiraz etmediği için “işte buradan başladı, buraya doğru gelişti” diyor. Halbuki o, tamamen ayrı müstakil bir hayvan türü. Uzaktan-yakından alakası yok. Hatta bazen değiştiriyorlar onu mesela diyorlar ki: “Buraya şu evrim için daha makul olur, şöyle bir canlı daha var” diyor. Onu getiriyorlar. At sıralaması dünyanın her yerinde aynı değil. Herkesin kafasına göre bir at sıralaması var; büyükten küçüğe doğru.
OKTAR BABUNA: 20 tane dediğiniz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak 20 ayrı sıralama var. Yani mesela adam diyor ki: “Bana göre şu hayvanı koysak araya daha iyi olur” diyor. Halbuki o da ayrı bir hayvan türü. Yani düşün mesela, köpekler var ya, mesela iri bulldoglar var. Daha büyük çoban köpekleri var. Finolar var. Şimdi onların kemiklerini bulsan bir evrimciye versen ne yapar adam?
SUNUCU: İlla ki kendine yontar. Büyük bir köpek için at bile diyebilir.
ADNAN OKTAR: Tabii yani küçük köpekten itibaren sıralıyor büyük köpeğe doğru, “al sana evrim” diyor. Halbuki fino, milyonlarca seneden beri var hayvan. Hep küçüktür o, hiçbir zaman için büyümemiştir. Yani bulldog da her zaman için bulldog başlamıştır, bulldog bitmiştir hayvan. Yani fosil bilimine göre bu böyle. Bundan sonra böyle kandırma imkanları kalmadı. Atın fosilini millet zannediyor ki bir çeşit sıralama var zannediyor. 20 ayrı çeşit sıralama var ve zaman zaman da bunu değiştiriyorlar. Mesela kafasına uygun başka bir hayvan buluyor “bu da belki evrimde ara fosil olabilir” diyor. Yani “ara geçiş aşaması bu olabilir” diyor. Başka bir hayvanı koyuyor. Çünkü bak bak yüz çeşit hayvandan 99’un türü kaybolmuş. Onun için muazzam bir zenginlik var. Yani fosil zenginliği var. Ama hepsi mükemmel canlılar yani altın oranla yaratılmış, simetrik düzgün canlılar. Ama ayrı ayrı canlılar. Şimdi mesela günümüzde de var. Kedi var, pars var, puma var, kaplan var, panter var, vaşak var, yaban kedisi var. Hepsi birbirine benziyor. Ama hepsi ayrı hayvan bunların.
SUNUCU: O zaman türleri yok etmeye çalışıyorlar. Yani genetik çeşitliliği. Çünkü hepsi aynı familyaya ait ama, evet farklı cinsler-türler. Darwinizm bunu kabul etmiyor o zaman.
ADNAN OKTAR: Yani başından beri hiç değişmemiş bunlar. Mesela aslan hep aslan olarak kalmış. Yani aslan zamanla gelişip böyle tank gibi bir hayvan olmamış. Veyahut mesela kedi zamanla gelişip aslan olmamış. Kedi hep kedi. En başından beri mesela milyonlarca sene öncesine ait kedi fosilleri var; hep küçük hayvan, normal kedi. Mesela o devre ait kaplan fosili var. Aynısı mesela elimizde var fosil olarak da var. Kaplan döneminde kedi de var yani aynı dönemde biz kediyi de buluyoruz. Kaplanı da buluyoruz, aslana ait fosili de buluyoruz. Yani mesela 50 milyon yıl önce hepsinden var. At da öyle. Mesela 70 milyon yıllık at var. Hiçbir değişikliğe uğramamış, normal at, günümüzdeki at.
Devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Bu kazların, göçü ile ilgili bir film var Hocam inşaAllah. Manyetik alanları ve güneşi ve kuzey yıldızını kullanıyorlar maşaAllah. Gece uçuyorlar. Gece uçarken yönlerini kuzey yıldızına göre tayin ediyorlar. Kuzey yıldızının çünkü konumu hiç değişmiyor hep kuzeye doğru gösterdiği için, buradan yönlerini buluyorlar. Gündüz olduğunda bu sefer güneşi kullanacaklar. Ki 1800 kilometrelik bir yolculuk yapıyorlar. Ta Grönland’a kadar uçuyorlar maşaAllah. Bu 1800 kilometrelik bir yolculukta Hocam.
ADNAN OKTAR: Bombardıman uçağı gibi adamlar.
OKTAR BABUNA: Sürekli uçuyorlar, Güneşe göre yön tayini yapıyor gündüz. Fakat güneşin tabii kapandığı zamanlar oluyor; bulutlarla vs. O zaman da çok üstün bir teknoloji kullanıyor.
ADNAN OKTAR: Bilmiyorum yani anormal bir düşünce mi ama? Ben, bunu pilavın üstünde kızarmış olarak şimdi düşündüm. Kötü bir şey mi yaptım bilemiyorum. Yani şahane bir şey olur diye düşünüyorum.
OKTAR BABUNA: Doğru Hocam inşaAllah.
Güneş kapandığı zaman da dünyanın manyetik alanına göre bir şey yapıyorlar. Kuzeyden, güneye olduğu için manyetik alanı mesela güneye yüzlerini döndüğünde, manyetik alan yüzüne karşı oluyor, oradan güneyi tespit ediyor. Yolculuğa o şekilde devam ediyor. Yani tamamen manyetik alanı dikkate alarak.
CİHAT GÜNDOĞDU: Özellikle gagalarının üzerinde hareketli küçük metallere rastlandı son olarak, bilimsel olarak. Bunların yeryüzünün manyetik alanına göre hareketlerinden dolayı pusula etkisi yaptığı saplandı.
ADNAN OKTAR: Gagalarının üzerinde.
CİHAT GÜNDOĞDU: Gagalarının belirli bölgelerinde, buruna yakın, kafataslarına yakın bölgelerinde özel ağır metallar saptandı. Bunlar yeryüzünün manyetik alanına göre, serbest durumdaki metaller bunlar. Buna göre onları yönlendirmeye yarıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne kadar oldu saat?
OKTAR BABUNA: 01:30 oldu Hocam inşaAllah. Üç buçuk saat oldu başlayalı maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bugün yeter. Bu kadar yeter inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...