SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bu akşam Kayseri Tv ekranlarından size sesleniyoruz. Aynı zamanda her akşam olduğu gibi HarunYahya.Tv ekranlarında da sizlerle birlikteyiz. Bugün de sizden gelen sorularımızı Hocamıza yönlendireceğiz. Öncelikle konuklarımızı size takdim etmek istiyorum. Sayın Oktar Babuna, Dr. Cihat Gündoğdu, merhaba, Altuğ Berker, Sevgi Aksu. Merhaba Sevgi’ciğim.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Allah razı olsun. Siz nasılsınız?
SUNUCU: Teşekkürler. İzin verirseniz gelen sorulardan biriyle başlamak istiyorum.
“Saygılarımla değerli Hocam. Günümüzün en zevkli geçen saatleri sizin sohbetlerinizin saatleri oluyor, maşaAllah. Kuran’dan yeni kapılar açılmasına vesile oluyorsunuz. Hocam Peygamberimiz (s.a.v.) ‘ümmetimin ömrü 7000 yıl’ dediğinde, biz de İbrahim ümmeti olduğumuz için ve tabi olduğumuz dinimiz de İbrahim dini olduğuna göre Hz. İbrahim (a.s.) dönemi olabilir mi? Saygı ve hürmetlerimle, hayırlı geceler”, Mete Kahraman sormuş.
ADNAN OKTAR: Tabii olabilir. Hz. İbrahim (a.s.)’ın doğumu olabilir. Vefatını esas alan bir takvim olabilir. Veyahut Hz. İbrahim (a.s.)’ın hicretini veyahut ateşe atıldığı dönemi esas alan bir takvim olabilir. Mesela Hz. İsa (a.s.)’nın doğumu esas alınıyor, milatta. Öbür hicri de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hicreti esas alınıyor, böyle bir olay olabilir.
Berker Hocam, sen neler anlatmak istiyorsun?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Ben Mehdiyet’le ilgili araştırmalar yaparken internette Nur talebesi ağabeylerden çok tanınmış olan, kitapları da olan, yazıları da olan ağabeylerimizin bazı şeylerine rastlıyorum Hocam. Şimdi tabii şahs-ı manevi olarak yorumlar yaptığını siz söylüyorsunuz. Ama bununla birlikte Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanımanın önemini de çok vurguluyorlar. Yani oldukça önemli olduğunu, ona tabi olmanın gerekliliği, uzun uzun, derin derin anlatılıyor Hocam. Ama ona rağmen yine tabii Üstad’a hüsnüzanla ve şahs-ı maneviyle yorumlamaya devam ediyorlar. Onu bağdaştıramıyorum haliyle Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hiçbir mahsuru yok onun, yani Ahir Zamanda imtihan dünyası içerisinde Allah’ın meydana getirdiği bir örtüleme o. Zaten öyle olmasında hayır var ki Cenab-ı Allah öyle yaratıyor. Hiçbir şey öyle hikmetsiz, hayırsız yaratılmaz. “Ehl-i siyaset evhama başlar” diyor, bir kısım kişiler işte tedirgin olur, şüphelenir gibi şeyler söylüyor Bediüzzaman, buna benzer güzel ifadeleri var. Dolayısıyla onlar da hikmetli olan olaylardır. Yani zaten nasipli olan insan mutlaka Allah yolunda hizmet edecek kapıyı bulur, hizmet eder. Bizim aslında hiç öyle bir derdimiz yok, biz Ahir Zamanı çok güzel anlatırız, Bediüzzaman’ın da sözlerini de çok güzel anlatırız, anlayan anlar, anlamayan anlamazlıktan gelebilir, hiçbir sorun yok. Hatta daha da zorlarsa inkar da edebilirler, yani bir kısım, o bir sorun değil. Burası imtihan dünyası, imtihan dünyasında bu tip şeyler son derece normaldir. Doğal akışı içerisinde normaldir. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.) bize 1400 yıl önce Müslümanları oturtmuş karşısına, “ben size talimat veriyorum” diyor, “benden sonra olacak olaylarla ilgili talimat veriyorum. Bu talimatları benden sonra silsile olarak birbirinize aktarın ve Hicri 1400 yılının Müslümanları için de, Hicri 1000 yılının Müslümanları için de benim çeşitli emirlerim var” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Bunları yapacaklar” diyor. Adam “ben yapmıyorum” diyorsa yapmıyordur, yapmaz, yani bir sorun yok. Fakat Mehdiyet öyle kapatılacak gibi bir şey değil. Bu alametler yani çıkış alametlerinin hepsinin olması eğer güzel anlatılırsa, isabetli anlatılırsa, doyurucu anlatılırsa, mesela geçenlerde de söyledim, CNN’de çıksa ünlü bir kişi, “bu olağanüstü bir olay, bu nasıl oldu hayrettir” deyip anlatmış olsa dünya ayağa kalkar, çok dikkat çeker. Ama bizim bu anlatımlarımız da tabii öyle sathi kalmadı. Türkiye çapında şu an bilmeyen yok gibi. Herkes birbirine anlatıyor. Ama buna rağmen insanların gücü sınırlıdır. İmtihan dünyası olduğu için o kadar tahmin ettiğimiz gibi bir şey olmayabilir inşaAllah.
Bir bakayım sorularına. Benim meşhur ‘Yahudilik ve Masonluk’ kitabımdan bahsediyor kardeşimiz. Bediüzzaman’ın izahlarını almışlar, Azerbaycan’dan “Hocam, 11 yıl önce 2 kez ard arda rüyamda Hz. İsa (a.s.)’ı görmüştüm. Bana ‘ben döneceğim’ dedi. Gördüğüm kişi gerçek İsa (a.s.) olabilir mi? Mesajı size telefonla yazıyorum, lütfen cevaplayın, sizi çok seviyoruz” diyor. “Allah’ın emanında olun, yüce Rabbimiz sizi tüm kötü insanlardan ve onların size vermek istedikleri zararlardan korusun. Sayenizde İslam’ın doğru yolunu bulmuşuz” diyor, “iyi geceler” diyor. Güner Miri. Bak, hemşerin. Dolayısıyla bizim de kardeşimiz, canımız inşaAllah, böyle bir soru sormuş. Hz. İsa (a.s.)’ı rüyada gören insanlar çok olur. Bu güzel, mübarek, insanlar rüyalarında görür, bazen Peygamberimiz (s.a.v.)’i de görürler, ben bir tek Said Nursi Hazretleri’ni gördüm bir kere rüyamda, daha önce anlatmıştım. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’i görmedim rüyamda, diğer Peygamberleri de görmedim, herhangi bir veli şahsı bir başka kişiyi görmedim ama Bediüzzaman’ı gördüm. Yani yardım isteyen bir tavrı vardı. Tek bırakmışlardı Bediüzzaman’ı, tek böyle. O aklımda kaldı, hatta beni de biraz kızdırdı, rahatsız etti. “Nasıl bırakırlar bu mübarek insanı?” dedim. Daha önce de anlatmıştım. Ankara’da Hacettepe Üniversitesi’ne inen yolun başlangıcında, orada bir otobüs durağı var, Bala otobüsleri var. Orada böyle eski model otobüsler var ya şöyle burunlu murunlu böyle şey otobüsler, öyle bir otobüsün içine biniyor ve halktan insanlar, böyle o tip insanlar var, yine her zamanki gibi eski kıyafeti üstünde, o başında sarık ama bayağı net gördüm. Otobüse bindi, dedim “yalnız kalır bu insan çok, Üstadımız, hemen peşinden ben de bineyim” dedim otobüse, o ilerledi otobüste, ben de otobüse bindim ama sonrasında herhalde hatırlamıyorum, o kadarı aklımda kaldı. Ya uyandım, ya bilmiyorum. Ama o kısım net aklımda. Bir konuşmamız da oldu, kısa bir konuşmamız oldu. Ama onu da o kadar net hatırlamıyorum. Yardım etmeye yönelik yani buna benzer bir şey.
ALTUĞ BERKER: Bizim aklımıza tevile dair şeyler geliyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz ama.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, Bediüzzaman Hazretleri Hicri 13. asrın müceddidi olarak o bir mücadele yolunda yani o gördüğünüz otobüs onun irşad ve tebliğ vazife yolunu gösteriyor diye kalbime geldi. Sonra siz bindiğinizde aynı yola girip onun irşadını devam ettiren, materyalizme, Darwinizme mücadele. Sonra kendisi yok oluyor dediniz Hocam, onun vazifesi bittikten sonra sizinki onun ruhuyla, onun verdiği bir şeyle Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, aynı yolda, otobüsle o mücadeleye sizin devam etmeniz.
ADNAN OKTAR: Evet, Bediüzzaman’ın talebesi olmak benim için şereftir, inşaAllah. Olabilir tabii, böyle güzel teviller yapılabilir, rüya tabiri yani güzel tabir edilirse hoş tabii.
Sayın Adnan Hocam, diyor. Allah aşkına yalvarıyorum, diyor -bunu büyük yazmış. “Bugün acilen Harab sinegogu hakkında görüşlerinizi açıklayın. Mescid-i Aksa tehlikede diye çırpınıyor Filistinli gruplar. O cesur tavrınızı gösterin. Allah aşkına tekrarlıyorum, ne olur, içimiz yanıyor. Mescid-i Aksa bizim için Kabe kadar kutsaldır. Açıklamanızı acilen bekliyorum.” Salih İlker.
Şimdi ben söyledim. Bakın, yerde yüz kiloluk bir taş olsa, yüz kiloluk bir taş. Bir insan gelse onu kaldıramaz. İki insan gelse yine kaldıramaz. Dört insan belki. Ama on insan onu uçurur; yani onar kilo düşer her birine, ağırlık, değil mi. Ama yirmi kişiyse zaten havalandırırlar. Yüz kişi birden kaldırırsa birer kilo düşecektir, haberleri bile olmaz. Şimdi orada, Filistin’de o yüz kiloluk taşı dört kişi kaldırmaya kalkıyor. Kaldıramazlar. Bakın söylüyorum Peygamberimiz (sav) ahir zamanda Kudüs’te olacak olayları, Filistin’de olacak olayları, Müslümanların karşılaşacağı olayları belirtmiştir. Mağdur durumda kalacaksınız diyor, zor durumda kalacaksınız diyor. Museviler de zor durumda kalacaktır, Hıristiyanlar da zor durumda kalacaktır, Müslümanlar da zor durumda kalacaktır. Bu konumda, diyor Peygamberimiz (sav) şu şu şu alametler oluşacak o devirde diyor bakın, alametleri de belirtiyor. Orada diyor o devirde, Müslümanlar birlik olsunlar diyor ittihad-ı İslam oluştursunlar ve başlarında evlatlarımdan Mehdi (as) olacak diyor. Bulsunlar, Mehdi (as)’ı başlarına geçirsinler, diyor. Yok kardeşim bunlar hurafedir, bırak bunları, diyorsa adam; peki o zaman kardeşim diyoruz – yani haşa öyle diyorsa- Kuran’ı açıp bakıyoruz. Kuran’da çok sayıda İslam’ın dünya hakimiyetiyle ilgili ayetler var ve Müslümanların birlik olmasıyla ilgili ayetler var. Bölünmenin haram olmasıyla ilgili ayetler var. Bölünmeyi Allah haram kılıyor. Ve Nur Suresi’nde de Allah eğer samimi olursanız, Allah yolunda ihlasla gayret ederseniz, sizi dünyaya hakim ederim, diyor değil mi, Nur Suresi 55’te. Bunlar da beni ilgilendirmiyor diyor, adam. E o zaman Kudüs seni niye ilgilendiriyor kardeşim. Mescid-i Aksa seni niye ilgilendiriyor yani. Hiçbir şey ilgilendirmez ki. O zaman orası bir... salon gibi görürsün sen, bir bina. Öyle adamlar için spor tesisi daha etkileyici gelir onlara, yani bir kapalı spor salonu. Bizim sözümüz halis, samimi Müslümanlara. Yani buradaki kardeşim tabi çok candan yazmış. Bunu söylüyor. Bakın Museviler bana geliyor burada adamlar neredeyse ağlayacak yani acayip gerginler. Yani İsrail’deki devletten yaka silkiyorlar, hepsi, dindar Musevilerin tamamı. Tekme tokat hepsini dövüyor İsrail polisi. Hakaret ediyorlar, aşağılıyorlar. Aynı şekilde Müslümanlara da yapıyorlar, aynı şekilde Hıristiyanlara da yapıyorlar. Bunlar bir avuç. Dindarlar çok fazla. Bakın Musevilere de söylüyorum, eğer orada Hz. Süleyman Mescidinin yapılmasını istiyorsanız, eski güzel rahat günlerinize dönmek istiyorsanız, bütün o bölgede -Ürdün dahil her yer, bütün bölgeler- elinizi kolunuzu sallayarak rahat rahat gezmek, ticaret yapmak, huzur içinde yaşamak istiyorsanız Allah’tan Kral Mesih’in çıkışını isteyin. Tevrat dolu, Tevrat’ın hükmü bu. Tevrat’ı inkar edemezler. Hadislere göre de Mehdi (as)’ı. Yani Kral Mesih’le Mehdi (as) aynı kişi zaten. Tevrat’taki belirtilen Kral Mesihle Mehdi (as)’ın aynı kişi olduğunu hem hadislerden hem Tevrat’ın izahlarından hem Kuran’ın işaretlerinden anlıyoruz. Dünya hakimi bir kişi. Şimdi mesela Musevilerin bir kısmı dediler ki, biz bu Mescidi yapacağız, Süleyman Mescidi’ni yapacağız. Mesih herhalde gelmeyecek, diyorlar, “biz Mescidi yapacağız.” Kardeşim sen Tevrat’a inanmıyorsan Mescid senin neyine yarar? Yani ne yapacaksın sen Mescid’de. Sen Mesih’e inanmıyorsan, Kral Mesih’in gelişine inanmıyorsan, yüzlerce Tevrat’ın izahına inanmıyorsan sen, ne alakası oluyor o zaman yani ne istiyorsun sen, değil mi. Eğer samimiysen Mesih’in yani Mehdi (as)’ın gelişi için Allah’a dua et, sebebe sarıl. Mesela ben konuştum Musevilerle; evet dediler Mesih geldi, biz anlıyoruz dediler, “ortamdan anlıyoruz.” Ama ittifak etmeleri lazım, yani Müslümanlarla Musevilerin ve Hıristiyanların ittifak etmesi gerekiyor. Zannediyorlar ki İsrail’de dindarlar hakim; İsrail’de dinsizler hakim, öyle bir konu yok. Mahvediyorlar İsrailli Musevileri ve parya muamelesi yapıyorlar onlara yani böyle üçüncü sınıf insan muamelesi yapıyorlar, garip bir varlıkmış gibi davranıyorlar onlara. Ve provoke ediyorlar; mesela hadi gidin diyorlar Süleyman’ın Mescidi’ni kuracağız diye onları da ayrıca ezdiriyorlar. Ve Müslümanları da ezdiriyorlar, İsrail’deki askerleri de ezdiriyorlar. Bir avuç adam bunu yönetiyor. Halbuki Museviler, Hıristiyanlar, Müslümanlar bir otursalar bir araya; ne oluyor böyle, hepimizin amacı aynı, tek Allah’a inanıyoruz, değil mi, hak peygamberlere inanıyoruz. Museviler diyorlar ki, bütün Müslümanlar zaten Hak yoldadır diyorlar. Yani biz Müslümanları İslam dini olarak görüyoruz, hak dindir diyorlar İslamiyet için; bu mesela bilinmiyor. Yani Nuhi olarak görüyorlar Müslümanları, İslam dini olarak görüyorlar. Ve Hz. Muhammed (sav) hak Peygamberdir, diyorlar. Kuran da haktır diyorlar, ama biz Museviyiz diyorlar. Öyle bir inançları var, adamları zorla Müslümanlığa çeviremeyiz, takdir Allah’tan. Allah onlara ne nasip ettiyse olacak. Ama burada yapılacak şey; Müslümanlar bir lider aramazlarsa, istemiyorlarsa... Pankartlar açıyorlar işte “kahrolsun İsrail” işte “zalimlere lanet olsun” Bu ne kardeşim, nedir bu yani, bu ne? Ne anlama geliyor bunlar? Niye diyemiyorsun “Türk İslam Birliği oluşsun” “Bütün Türklük İslam alemi birleşsin. ” Aç pankartı “İttihad-ı İslam olsun” “Bütün Müslümanlar birleşsin, hep Müslümanlar kardeştir” değil mi, “başımıza bir Müslüman lider gelsin”, böyle değil mi, “sevgi dolu, şefkatli, merhametli, adil, Musevileri de korusun, Hıristiyanları da korusun, bütün Müslüman Hıristiyan Musevi kim varsa hepsine şefkat göstersin. Asrımız şefkat, sevgi çağı; savaşlar dursun” demesi lazım.
ADNAN OKTAR: Bunu demezlerse bu devam eder yani herkes sürünür, ben söyleyeyim.
SUNUCU: İspanya'da kurulan bir fuarda yapılan bir heykel vardı onu duydunuz mu bilmiyorum. En alta bir Müslüman namaz kılıyor. Onun üstüne bir Hıristiyan çıkmış, Müslümanın da önünde İncil var. En üstte de Tevrat var. Kuran var, arada Tevrat var. Hıristiyanın elinde. Bir din çatışması yaratmışlar. Ben orada çok fazla bilmiyorum, birlik görüntüsü var mı? Çok çeşitli yorumlar aldı bu görüntü. Ama hani birçok Müslüman tarafından yadırgandı.
Bana karşı taraf da çok ılımlı gelmiyor. Sadece Müslümanlardan değil.
ADNAN OKTAR: Şimdi cinsi bozuk böyle tipler oluyor dinsiz. Ama şeyinde Hıristiyan yazıyor. Adam -çok özür dilerim- klasik manyak yani. Böyle cins. Adam sabah esrar, akşam kokain, öyle yaşayan tipler. Bir de sanatçıyım diyor bu. Bir heykel yapıyor. Yahut bir karikatür yapıyor. Maymun gibi birisini yapıyor adam, kendisini yapıyor. Diyor ki, haşa, bu Peygamber’in resmi diyor. Birçok saf adam da, "yahu" diyor "sen Peygamber’in resmini nasıl yaparsın" diyor. Kardeşim şimdi bir şey söyleyecektim. Yani sen ne konuşuyorsun sen. Peygamberimiz (sav) nur gibi son derece yakışıklı, güzel, mükemmel bir insan. Ne alakası var Peygamber’le onun. Peygamber’e bu söz söylenir mi? "Peygamberimiz’in niye resmini yaptın" denir mi? Adam kendi resmini yapmış. Özgür, sana ne, adam yaparsa yapsın resmini, değil mi? Akrabasının resmini yapar, kendi resmini yapar. Peygamberimiz (sav)’in resmi, ben tarif edeyim: Siyah uzun saçlı omuzlarına kadar, arslan gibi, geniş omuzludur. Siyah gözlü, küçük burunludur. Böyle hafif, orta kısmı kalkıktır burnunun, böyle hafif çekme burunludur inşaAllah. Böyle biraz da iri dudaklı, tertemiz bembeyaz dişleri beyaz yüzlü, pembe beyaz, arslan gibi. Elinden yüzünden nur akan bir varlık. Ne alaka o resimle o. Ona sahip çıkıyor bak saflığa bak yani. Ben daha ağır kullanırım da şimdi Müslüman olduğu için söyleyemiyorum. Böyle söz söylenir mi? Yani kılavuzu kertenkele olanın derler başı topraktan çıkmazmış derler. Böyle ipsiz sapsız adamların peşinden gidiyorlar. Ve sonunda da hep hüsrana uğruyorlar. Laf söz dinlemiyorlar.
Mesela bak dedim ki ben bu Ermenistan konusunda. Bu insanlar Allah'ın bize emanet verdiği insanlar. Daha önce biz bu insanlara generallik de veriyorduk, paşalık veriyorduk. Ne diyorduk, güvenilir insanlar olarak görüyorduk biz bu insanları ve sadık insanlar olduklarını belirten güzel sözler söylüyorduk. "Millet-i sadıka" diyorduk. Yapılacak şey ne idi? Sınırları açmaktı. Pasaportu kaldırırsın, sınırı açarsın, bağrına basarsın. Burada maç oldu mesela Ermenistan-Türkiye, değil mi maç oldu. Ermenistan bayraklarını as her yere. Azerbaycan bayraklarını da as. Türk bayraklarını da asarsın. Ermeni takımı çıktığında alkışlarsın. Türk takımı çıktığında da alkışlarsın. Bir dostluk maçı olur burada, yani dostluk maçı tarzında. Yani böyle yenme hırsı değil orada. Bu muhabbetle gönderirsin ve nezaket göstertirsin. Dedim ki mesela Ermenistan'dan gençler gelsin dedim buraya. Bazı büyük televizyon kanallarıyla da konuştuk. Bizim Türk gençlerine karşı konuşturalım. Kaynaşsınlar, sohbet etsinler, arkadaş olsunlar dedik. Azerbaycan'dan böyle aygır gibi bir kadın buldular. İnsana benzemiyor, böyle bir mahluk. Her yeri oynuyor kadının yani, getirdiler buraya. Bütün ortalığı karıştırdı ve tâbi oldular o cazgır kadına. İşte Ermeniler bizim ezeli düşmanımızdır, işte her görüldüğü yerde ezilmelidir, bilmem ne. Tam iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün ağzı. Bütün yapıp ettiklerimizi, emeklerimizi bir anda kadın sildi. Ve şukerası tabii, onun ekibi de vardı ayrıca böyle kokoşlardan oluşmuş. Ve batırdılar ortalığı. Adamlar mahçup oldu, gittiler. Sessiz sedasız beklediler. Buyrun, şimdi her yerden Ermenistan'la ilgili meclislerde kararlar çıkmaya başladı; soykırım kararı. Şimdi Başbakanımız diyor ki, falanca yerde soykırım kararı çıktı, ben oraya gitmem diyor. Güzel. Orada da çıktı, oraya da gitmem diyor. Güzel. 10, 20, 30, 40, 50, 100, 150. Bir tek Türkiye kalıyor ondan sonra geriye, değil mi? Yani meşru Başbakanın oradaki tepkisi fakat bu bir yol değil. Bir kere Türk-İslam Birliği konusunda bak, iki yıldan beri konuşuyorum. Bunun süratle yerine getirilmesi lazım. Ermenistan hayati nokta dedim. Başında söyledim. Kilit nokta, bir kere orayı bir çözelim dedim. Orayı çözdük mü Dağlık Karabağ anında hallolur. Daha başlangıcında şart koştun mu Dağlık Karabağ'ı, sanki böyle bir dostluk, sevgi esas değilmiş de sadece siyasi bir manevra varmış imajı vermiş oluyor. Sınır kalktı mı, pasaport kalktı mı, sen Ermenistan'ı bağrına bastın mı Dağlık Karabağ'ı kalmış mı bu olayın. Zaten Ermenistan Türkiye'nin olmuş oluyor. Bizim olmuş oluyor, kardeşimiz olmuş oluyor onlar. Bu kadar. Dağlık Karabağ da bizim olmuş oluyor. Bitti yani bu kadar. Elimizi, kolumuzu sallaya sallaya gideceğiz zaten. Her yeri açmış oluyorsun. Bütün yollar açık olacak. Bas oradan geç ondan Azerbaycan'a yani. Azerbaycan da Türkiye'ye bağlandı mı Türkiye'nin önünü kimse tutamaz artık ondan sonra. Takır takır takır saydırırız yani. Türkistan, Tacikistan, Kazakistan zincirleme gelir Allah'ın izniyle. Bu taraftan da Suriye, Irak, Ürdün, ta aşağıya kadar. Mısır. Öbür taraftan Pakistan. Kısa sürede olacak bir şey bu. Sevgiyle halletmek yerine siyasi, diplomatik bir üslup kullanılırsa, soğuk üslup kullanılırsa daha da olmazsa kemik sayımına geçelim denirse olaylar bambaşka bir çizgiye giriyor. Yani kemik sayımına girdiğinde olayın anlamı başka bir yere girer. Olmaz. Bir kere kemiği hiç gündeme getirmemek lazım dedim ben. Bir kere bu konuyu unutacağız. Bu gündemden kalksın dedim, geçmişte olan olaylar. Kardeşim geçmişteki olaylara bakarsak biz bir kere bizim diplomatlarımızın büyük bir bölümünü şehit ettiler. Ermeni faşist katiller. Ermeni halkı mı yaptı bunu, yok. Benim Ermenim tertemizdir. Mazlum, kendi halinde annelerdir babalardır. Böyle tıpış tıpış giderler kiliselerine. Nezih, kibar, saygılı insanlar. Bir avuç it kopuktur bunu yapan. Biz onlara bunu niye mal edelim kardeşim, değil mi? O dönemde de bir hayli kardeşimizi şehit ettiler. Biz bunları affediyoruz dedik, konuyu kapattık. Onların da karşılaştığı zor olaylar vardır, olabilir yani canlarını yakan olaylar olabilir. Onlar da onu kapatırlar, konu biter. Biz geçmişin, 100 sene öncesinin muhasebesini yapamayız kardeşim. Bitmiş olay yani.
ALTUĞ BERKER: Nitekim o ışığın söndürülmesi olayından çokça bahsettiniz Hocam, onun anlamından.
ADNAN OKTAR: Tabii kardeşim bakın, Ermeni intikam anıtı vardır, bak nezaket gösterdiler. Cumhurbaşkanımız oraya gittiğinde ışıklarını söndürdüler, işte bu kadar. Işığın sönmesi ne demektir, ben bunu devreden çıkarttım diyor. Bu bir nezakettir. Bunun arkasının getirilmesi lazımdı. Mesela maça geldiklerinde de. Fakat tabii bunun önceden hazırlanması lazım, bir ekibin bunu organize etmesi lazım. Biz amma yeneriz Ermenistan'ı mantığıyla ortaya çıkarsanız o o zaman bambaşka bir şekle girer. Oradaki maç dostluk maçı olacaktı. Sevgi, nezaket gösterilecek. Mesela Ermenistan Cumhurbaşkanı alır gezdirirsin, güzel yerlere götürürsün, gençlerle görüştürttürülür, oradan gençler getirttirilir. Yani çok kolay bunları yapmak. Karmaşık bir şey de değil. Ama bu tip bir politika Türkiye'yi yalnızlığa iter. Yani Türkiye tek kalır. Ve Allah vermesin sonunda çok vahim olur. Ama Cenab-ı Allah buna müsaade etmemiştir kaderde. Mehdiyeti Allah devreye sokmuş. Bütün bu olumsuz gibi görünen şartlara rağmen yine Türk-İslam Birliği kurulacak. Yani bu bir mucize, durdurulması mümkün değil.
Bakın, Allah Mehdiyet olmazsa neler olacağını da insanlara gösteriyor. Yani buradaki hikmet bu. Mesela bak, Kudüs, Mehdiyete ne gerek var diyorlardı. İşte zaten biz anlaşıyoruz, konuşuyoruz, işte İsrail’e bir höt deriz bu konu biter gibisinden. Yani İsrail höt’le hareket etmez. Hiçbir ülke höt’le hareket etmez; İran da höt’le hareket etmiyor yani, değil mi. Öyle kabadayılığa hiçbir ülke gelmez. Kabadayılıkla hizaya gelen ben kimse görmüyorum yani öyle bir olay olmaz. Dolayısıyla ilk yapılacak şey Filistin’deki kardeşlerimizin, Mısır’daki, Pakistan’daki, Ürdün’deki kardeşlerimizin yani bu konudan rahatsız olan herkesin tek yapacağı şey bunun ana çözümünü istemektir. Şimdi diyorlar ki “Harab Sinegogu hakkındaki görüşlerinizi açıklayın.” Kardeşim sinegog açıyorsa açsın. Sinegoglar zaten Kuran’da garanti altına alınmıştır. Sinegogun açılmasında ne var yani niçin açılmasın? Onlar da o zaman, cami açmasın der, olur mu öyle şey. Sinegog açacak, konu o değil. “Mescid-i Aksa tehlikede diye çırpınıyor Filistinli gruplar.” Kardeşim Mescid-i Aksa, bütün İslam aleminin üzerine farz olan bir konu vardır, İslam Birliği. Bakın, farz-ı ayn’dır bu. Büyük bir hükümdür, Allah’ın önemli bir hükmüdür Müslümanların birleşmesi. Bunu hiç hükmüne koyup orada işte Harab Sinegogu nasıl açılır, dersek bu olmaz. Orada yapılacak ilk Allah’ın emrinin yerine getirilmesidir bak, Türk İslam Birliği’nin oluşması farzdır, Allah’ın emridir. Müslümanların parçalanması haramdır. Bir kere bu haramı ortadan kaldıralım, harama giriyor her gün Müslümanlar, değil mi. Ve bu farzı yerine getirelim; Türk İslam Birliği oluşsun. Türk İslam Birliği oluştuğunda böyle bir olay nasıl olsun, yani bunu gündeme getirmeye gerek olur mu Türk İslam Birliği olsa. Müslümanların başında bir kişi olsa, değil mi, Filistin’de ne yapar, gider selamun aleyküm, aleyküm selam. Gider İsraillilere bir sarılır; siz bizim tebamızsınız, kardeşimizsiniz, yed’i emanımızdasınız. Açın sınırları şöyle bir güzel, yıkalım şu duvarları falan, der. Gezin istediğiniz gibi, her yer sizin der. Allah’ın izniyle. Nil’den Fırat’a diyor ya, Fırat’ın da ötesine gidin, nereye gidiyorsanız gidin istediğiniz gibi. İstediğiniz gibi ticaret yapın, yerleşin, evlenin, düğününüzü yapın, ne yapıyorsanız yapın, size bir yasak yok. Yed’i emanındasınız Müslümanların, değil mi. Güzel ala oraya efendim, Mescid-i Aksa’nın bitişiğinde arka tarafta geniş bir arazi var, arsa var, ben göstermiştim, oraya Hz. Süleyman’ın Mescidi’ni güzel ala kuralım. Üç bölümlü: bir bölümü Müslümanlara, bir bölümü Hıristiyanlara, bir bölümü Musevilere. Böyle dev bir yapı Allah’ın izniyle mükemmel, orijinalinin aynısı, değil mi. Müslümanlar garantör olurlar, istedikleri gibi yaşarlar kardeşim bereket, bolluk, huzur içerisinde. Konu biter. Bu tam bir kör açmaz, tam bir kör açmaz bu. Bunun sonu felaket olur normalde. Bak, İsrail için de felaket olur, Filistin için de felaket olur, Ürdün için de felaket olur, Mısır için de felaket olur, başka bir şey olmaz. Çünkü Allah’ın gazabını çekecek bir durum var. İttihad istenmiyor, Türk İslam Birliği istenmiyor, ağızlarına alamıyorlar. Kardeşim, bu yüzyılda Yarabbi Türk İslam Birliği’ni bize nasip et, diyecek adamlar, bu kadar başka bir şey yok. Şu dua ne kadar vakit alıyor? Yarabbi bize bu yüzyılda Türk İslam Birliğini hakim et, hemen olsun, diyecek; bu kadar. Şu dua insanın ne kadar vaktini alır? Bakın, bunu bütün Müslümanlar desin, bir kere desinler İslam hakim olacak diyorum, bir kere desinler. Diyemiyorlar.
SUNUCU: Müslümanlar istiyor mu peki bunu?
ADNAN OKTAR: İşte burada bir acayiplik var. Mesela gazetelere bakıyorum; “kahrolsun İsrail” işte “İsrail kudurdu” şu bu falan. Peki senin Türk İslam Birliği’ni istememen ne anlama geliyor? Hadi onun kudurduğunu kabil edelim de senin böyle derin bir harama girmen, büyük bir harama girmenin hükmü ne? Böyle Allah’ın hükmünü yapmamanın açıklaması ne, değil mi. Onu niye yapmıyorsun? Dilin mi kopar, de: buna çözüm, Filistin’in İsrail’in kurtuluşu, bütün bölgenin kurtuluşu Türk İslam Birliği’ndedir. Allah’ın bereketli, nurlu sistemi olmadan bundan kurtulamaz, diyeceksin. İslam ahlakı oluşmadan, İslam ahlakı bölgeye hakim olmadan bu olamaz, diyeceksin. Tank taşlamakla, İsrailli askerlere taş atıyor, onlar da onlara bomba atıyorlar, onlara mermi atıyor... bu bir kör açmaz bu. Tam anlamıyla kör açmaz, yani kördüğüm olmuş ve hiçbir netice alınmaz. Bunun sonucunda Filistinli yüzlerce sakat insan var, kimi kör olmuş kimi topal olmuş kimi sakat olmuş. İsrailli askerlerin de orasını burasını kırıyorlar ağzını burnunu kırıyorlar. Herkes huzursuz, Filistin huzursuz İsrailliler huzursuz. Onlar ölüm korkusu içinde, onlar ölüm korkusu içerisinde yaşıyorlar. Bakın, Allah’ın çözümüne kimse yanaşmıyor, yani kimse yanaşmıyor derken çoğunluk anlamında diyorum yoksa milyonlarca Müslüman var bunu isteyen. Ama çoğunluk anlamında yanaşmıyorlar. Müslümanların ısrarla bu konunun üstünde durması lazım.
SUNUCU: Hocam, güven sorunu da var biraz, karşılıklı birbirine güven. Nasıl güveneceğiz?
ADNAN OKTAR: Şimdi, ben Musevilerle görüştüm, buraya geldiler. Geçen günler de geldiler de daha yayınlamadık konuştuk. Onlar Türk İslam Birliği’nin bölgeyi yönetmesini istiyor. Yönetin, diyorlar. “Yeter ki biz rahat olalım, güven içinde yaşayalım”, değil mi. Bir devletimiz olsun orada, rahat, huzur içinde yaşayalım, Türk İslam Birliği de bölgeye hakim olsun, huzuru sağlasın diyor adamlar. Yani hayır diyen yok. Gayet açık sözleri ve diyorlar bakın, Mesih de geldi, biz farkındayız diyorlar. Onların inançlarına göre de başka vakit yok zaten, Mesih geldi. Fakat onların sayısı da az yani İsrail devletine etki edecek kadar değil sayıları, o kadar değil. Onların da bir kere birlik ve beraber olmaları gerekiyor. Musevilerin de ittifak etmesi gerekir. Mesihiyet konusunda Mehdiyet konusunda ittifak etmeleri lazım. Ve Türk İslam Birliği’nin oluşması için vargüçleriyle gayret etmeleri gerekiyor. Kardeşim istedikleri hürriyet değil mi, söz bir Allah Bir, bu sağlanacak inşaAllah. Bereket, bolluk mu, en fazlasıyla olur. Tüyüne, kılına kimsenin zarar gelmez. Filistin de bir ferahlar, çocuklar mahvoldular orada. O kız çocukları falan, yazık bak bugün yine baktım, başörtülü falan sokakta beyaz başörtülü kız çocukları. Polis onları kovalıyor, onlar onları kovalıyor. İsrail diken üstünde oturuyor. Her yerde kontrol noktaları, dedektörler; bomba, işte adam girecek mi, işte bir yeri mi havaya uçuracaklar. Şu dehşete ne gerek var kardeşim. Kaldırın dersin bu dedektör müdür, ne varsa, değil mi. Ne gerek o sınır kapılarında falan doluşmuşlar, aletler edavatlar falan. Biz garanti veriyoruz kardeşim, kimsenin kılına zarar gelmeyecek dersiniz, değil mi. Sök, aç şu kapıları dersin. Yıkın şu duvarları. İstediğiniz gibi yaşayın, bu kadar açık. Süleyman Mescidi’ni Musevilerin istemesi gayet güzel. Yani Hz. Süleyman devrinden kalma bir mescidin onarılmasını bir Müslümanın istemesi zaten şarttır. Mesela Hz. İbrahim’in mübarek kabr-i şerifi var, bakımsız. Yık oradaki bir evleri falan bir açın ferahlatın, böyle bağlık bahçelik yapalım. Yanına yine bir mescid, değil mi. Böyle dev bir mescid, güzel. Ben Hıristiyanları düşünmüyor değilim, onlara da, mescidin bir bölümünü Hıristiyanlara, bir bölümünü Müslümanlara, bir bölümünü Musevilere. Herkes güzel ibadet etsin, kardeş olsunlar. Dostluk güven içerisinde yaşasınlar. Allah’ın böyle bir kolaylık göstermesi varken bunu görmezlikten geldin mi, tam bir kör açmaz olur. Mesela bak çok telaşlıydı buraya gelen Museviler de. Savaş olacak... Allah muhafaza diyorlar bir atom bombası atılsa İsrail zaten küçücük yer diyorlar, ufacık bir ülke. Yok olur diyorlar Allah vermesin diyorlar. Doğru yani, niye peygamber nesli yok olsun. Yani böyle bir şey zaten olmaz, kimseye de müsaade etmeyiz, evvelAllah, Allah’ın izniyle. Ama ne Müslümanın kılına zarar getirttiririz, ne Musevinin, ne Hıristiyanın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Ahmedinejad da açıklama yapmıştı Hocam inşaAllah. Bu konuda fikirlerini değiştirip sizin atom bombası kullanmanın haram olacağına dair izahlarınızdan sonra.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Şimdi Kayseri Tv’de miyiz?
ADNAN OKTAR: Bütün Kayserili kardeşlerimize buradan selam, hürmetler. Ben Kayserililer’i çok severim, çok zekidir Kayserililer. Bilirsiniz, çok yamandırlar. Bütün Türk Milleti öyledir ama Kayseri malum maşaAllah. Güzel bir memleket, bereketli bir yer maşaAllah. Huyu, suyu, ahlakı çok güzel olur Kayserililer’in. Bütün Anadolumuz gibi, bütün Türkiye gibi maşaAllah.
Evet bakın, diyor ki, “O cesur tavrınızı gösterin, Allah aşkına tekrarlıyorum, ne olur, içimiz yanıyor. Aksa bizim için Kabe kadar kutsaldır.” Bir kere bakın, Mescid-i Aksa’ya kimse bir şey yapamaz. Kim yaparsa Allah dünyayı onun başına yıkar yani, öyle bir konu olmaz. Mescid-i Aksa kıyamete kadar ayakta Allah’ın izniyle, öyle bir konu olmaz. Kuran’da geçiyor. Allah’ın hıfz-ı emanındadır inşaAllah öyle bir konu olmaz. Rica etsem, bak, ben Filistinli aslanlarımızdan ben duyayım bu sözü: “Ya Rabbi, Mehdi’yi gönder” desinler, zor mu bu? “Yarabbi Türk-İslam Birliği’ni hakim et” desinler ve Kuran’da da var. “Yarabbi, bir lider gönder” diyorlar, değil mi ayet var.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, Nisa Suresi, 71. ayet.
ADNAN OKTAR: Evet, tabi, Nisa Suresi, bul ayeti bana. Dili mi kopar değil mi, Müslümanın. “Ya Rabbi, bize ittihadı İslam’ı, İslam birliğini nasip et. Türk-İslam Birliği oluşsun.” Bir de Türkler gibi böyle cesur, yiğit bir milletin öncü olması büyük bir güçtür. Büyük bir kolaylıktır, büyük bir nimettir. Niye Türk lafını geçiriyorsun, diyor. Kardeşim şimdi benim adım Adnan, bir konuda lider isem lider olmuş olurum. Türk milleti de lider diyorum, lider yani doğal olarak doğal lider. Yani şaşılacak ne var bunda? Şimdi mühendise ne görev yaptırırsın, mesela inşaat mühendisine?
SUNUCU: Proje çizer.
ADNAN OKTAR: Proje çizer o, görevi o. Türk milletinin de özelliğidir bu, mühendistir yani. Dünya devleti kurma konusunda mühendistir. Dünya devleti yönetme konusunda mühendistir. Eğitim görmüştür. Buranın okuludur Türkiye. Bu konunun uzmanlık alanıdır Türkiye. Allah diyor, “emaneti ehline tevdi edin” (Nisa Suresi, 58). Ayete göre, ehil kim bana göstersinler, başka varsa biz onların peşinden gidelim. Yok, Türk milleti var, yiğit delikanlı bir millettir. Nitekim gördünüz mesela. Bakın mesela çıktı Başbakanımız birkaç kelime etti, bütün İslam alemi heyecanlandı ki ufak bir kıvılcımdı o, değil mi, inşaAllah. Tabi ben böyle kıvılcım derken sahip olma yönünü diyorum yoksa öbür yönlerini demiyorum. Sahip olma. Yani Hıristiyanlara da, Musevilere de, Müslümanlara da sahip çıkma. Sahip çıkarken sadece Müslümanlara sahip çıkma da çok büyük bir dengesizlik ve eksiklik olur. İslam dininde ehli kitaba da şefkat vardır. Onların korunup kollanması da çok hayati bir konudur. Onları yok hükmünde kabul ettin mi öyle bir din yok zaten, öyle bir din anlayışı yok. Peygamberimiz (sav)’in öyle bir uygulaması yok. Ehl-i Kitap son derece rahattı. Bana diyorlar, siz onlara niye kardeşim diyorsunuz, niye dostum diyorsunuz? Kardeşim şimdi Ehl-i Kitap’tan, Ehl-i Sünnet itikadında, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi dört mezhepte de Ehl-i Kitap’tan hanımla evleniliyor. Mesela ben şimdi Ehli Kitap’tan bir hanımla evlendim düşünelim, geldik eve. Ey kafir mi diyeyim ben kadına, ne diyeceğim? Tabi ki ne derim; sevgilim derim eşim derim hanımım derim. Ne diyeceğim, canım ciğerim her şeyi derim yani. Dostum derim arkadaşım derim kardeşim derim her şeyi derim. Yani insan eşine nasıl hitap eder, Ehl-i Kitap işte bu. Buna hitap ediyorsan öbürüne garibime niye diyemiyorsun? Dostum, kardeşim niye diyemiyorsun. Bu benim eşim, ben buna derim ama sana kafir derim mi diyeyim, böyle şey olur mu? O özel bir statü meydana getirmez, aynı şey. Ne kadar anlatsak da bir kısım vatandaşlar kendi şeylerinde gitmeye devam ediyorlar.
Evet, bak Nisa Suresi, 75; “size ne oluyor ki”, bak, “Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar’” artık bunalmış Müslümanlar orada, Allah’a sığınıyorlar, diyorlar ki; “bize Katından bir veli” bir Mehdi (a.s.), “gönder” diyorlar, bir lider. Müslüman’ın vasfı demek ki bu, kurtuluş istiyor. İttihad istiyor, birleşmek istiyor. “ ‘Bize Katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz” diyor. Allah kınıyor, telin ediyor Allah. Bu birliğin istenmemesini, bu liderliğin gereğinin yapılmamasını kınıyor Allah. “İman edenler Allah yolunda mücadele ederler; inkar edenler ise tağut yolunda mücadele ederler. Öyleyse şeytanın dostlarıyla mücadele edin. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır” diyor. Yani bak bu sistem uygulansa yani gözlerinin önünde dağlar gibi görünen engellerin tereyağı gibi eridiğini görecekler. Hiçbir şey kalmaz.
ALTUĞ BERKER: Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Ayet ve sure numarası 4. surenin 75. ayeti. Toplayınca 79 ediyor. Yani 1979, yani Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihi olan Hicri 1400’e denk gelmiş oluyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Ebcedine bakmak lazım, akşam bir ebcedine bakayım.
Bu huruf-u mukattanın cinlerle bağlantısı olduğunu gördüm.
ALTUĞ BERKER: Evet, Hocam dün ilk defa duydum ben de sizden bunu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir konu vardı, cin çağırdık, sorduk. Böyle çok çok özür dilerim, manyak gibi yani bir türlü ifade alamıyoruz. Soru soruyorum, abuk subuk cevaplar veriyor. Bir türlü kendine gelmedi. Huruf-u mukattadan birkaç ayet okudum, yani bir kısım detayını vermeyeceğim de, hiç kimseye söylemedim daha, olağanüstü değişti. Şakır şakır dili çözüldü yani. Hayrettir, bir şey var yani tevafuken fark ettim. Hayır, biliyordum, huruf-u mukatta ile bağlantılarını biliyordum. Ona ait bilgi veriyordum da, okuduğum da hemen anında böyle bir reaksiyon göstermelerine şaşırdım. Ama ben biliyorsunuz birçok şeyi bilsem de söylemiyorum.
ALTUĞ BERKER: O konuyla ilgili bir izleyicimizin sorusu var Hocam.
ALTUĞ BERKER: Dün de sormuş. “Değerli Hocam dün akşam size e-mail ile iki soru sormuştum ve Berker Hocamız size bu iki soruyu iletmişti. Ama siz ilk soruyu cevaplamıştınız sonra ara olmuştu”.
ADNAN OKTAR: Vay yaman vay, vay yaman vay. Tamam sor bakayım.
ALTUĞ BERKER: Takipte Hocam. İkinci soru cinlerle alakalı olduğu için ben de soruyorum. “Siz daha evvel anlatırken cinlere gel diyorsunuz geliyorlar ve gönderdiğiniz yere gidip istediğinizi yapıyorlar dediniz. Ama üzerinde pek durmamıştınız. Hatta söylemenin uygun olmadığını düşündüğünüz için konuyu o sırada şey yaptınız”.
ADNAN OKTAR: Bak şimdi yine ara geliyor. Birkaç dakika oldu.
ALTUĞ BERKER: Cinlerle görüşüp görüşmediğinizi merak ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim gerçekten ihtiyacımız olan bir bilgi olduğunda, hayati bir bilgi olduğunda Allah razı olsun, elhamdülillah, Allah vesile ediyor, veriyorlar hakikaten. Çok önemliyse. Ama ara ve önemsiz bilgileri vermiyorlar. Yani o kadar. Ama mesela önemli bilgi verileceği vakit kendisini ispat etmesi gerekiyorsa hakikaten net ispat ediyor. Mesela harf yazıyorum, herhangi bir harf söyle diyorum, söylüyor. Bir harf daha söylüyorum, söylüyor. Gizli yazıyorum mesela kimsenin görmeyeceği bir harf, kapalı. Ne yazdım diyorum? Küt söylüyor. Hepsini teker teker söylüyor. Ama hakikaten önemli bir şey varsa. Diyoruz ya, gerçekten senin Müslüman cin olduğunu olup olmadığını anlamak için bizim buna ihtiyacımız var diyorum. Bunu söylemen lazım ki ona göre devam edeceğim. Hepsini şakır şakır söylüyor. Ondan sonra kilit bir konu varsa mesela bir şahıs ismi, bir yer ismi veyahut gizli bize yapılmış bir konuysa adetullaha dokunmayacak tarzda olmak şartıyla, bakın imtihan sırrına muhalif olmayacak şekilde ilgili kilit konuyu şak diye söylüyor. Bitmiş ara vereceğiz, biraz ara veriyoruz birazdan devam edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrar ekrandayız. Hocam söz sizde devam edelim konumuza.
ADNAN OKTAR: Tamam, tamam inşaAllah. Berker o delikanlının cevabını tam verdik mi biz yoksa yarım mı kaldı yine?
ALTUĞ BERKER: Görüşüp görüşmediğinizi merak ediyor Hocam. Herhalde biraz bilgilenmek istiyor o konuda.
ADNAN OKTAR: Görüşme işte, görüşüyorum tabii, görüşüyoruz ki biliyoruz. Ama Mümin cinlerle oturup gelecekle ilgili bilgi sormam bunlar anormal hareketler, haramdır. O tip hareketler olmaz. Cinler gaybı bilmezler. Bir de gelenler işte ruh falan diye düşünen kişiler var. Öyle bir konu yok. Kafir cinler onlarla alay ediyorlar, dalga geçiyorlar. Büyük bir bölümü de alay eder yani yüzde 99’u da alay eder. Mümin cin sayısı çok az. Yani aklı başında samimi Müslüman sayısı çok çok az. Onların böyle güzel Cin Suresi okunarak, Kuran’dan, Kuran ahlakından bahsederek uzun eğitilmeleri lazım. Anlatılmaları lazım. O zaman eğer samimi bir soru sorulursa, önemli bir konuysa, hakikaten İslam’ın, dinin hayrına ise cevap verirler. Ama mesela şimdi vakti gelmemişken Ahit Sandığı nerede desem, bu garip bir soru olur, bu olmaz. Vakti değil çünkü. Ama mesela bir Müslüman çok mağdur durumda farz edelim, hakikaten çok önemli hayati bir bilgiye ihtiyaç var. Allah’a dua edilirse o, o şekilde bilgi veriyor. Defalarca gördük inşaAllah. Hatta gerekirse de basının önünde bile yapılabilir bir gün yani. Ama bilmiyorum kim bilir ona da ne tevil bulurlar yani. Yani sorulan soruyu aynısıyla bilir.
SUNUCU: Aradayken ben sormuştum. Hz. İsa (a.s.) yaşıyor diyorlar mesela, bir de Hz. Mehdi (a.s.)’ın da yaşadığına dair birçok şey duyduk.
SUNUCU: Ama nerede, nasıl yaşıyorlar? Bizim gibi mi yaşıyorlar? Evde mi yaşıyorlar, nasıl bir yapıda, nasıl besleniyorlar, neredeler?
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) normal bizim bildiğimiz insandır yani. Hz. İsa (a.s.) da öyle normal insandır. Bizim yediğimiz gibi yerler, içerler. Fakat tabii helale harama titiz, dikkatli oluyorlar. Ama bizim, normal insanlardan çok daha fazla çile çeker onlar. Yani normal bir insan bir çile çekiyorsa onlar bin çile çekerler. İmtihanları daha güçlü olur onların. Bela daha çok gelir öyle mübarek insanlara. Yani bela derken zorluklar, meşakkatler. Çünkü bela deyince sanki Allah’ın intikam alması gibi anlaşılıyor. Yani mihnet ve zorluk anlamında diyeyim, Allah affetsin öyle demeyeyim de bela demeyelim, mihnet ve zorluk olarak çok karşılaşırlar, inşaAllah. Yani alışılmışın üzerindedir. O da dikkat çekicidir, mesela o da bir alamettir. Yani Mehdi (a.s.) olduğuna bir alamettir, yani çilenin çokluğu, acının çokluğu, iftiranın çokluğu, baskının ve şiddetin çokluğu, onun Mehdi (a.s.) olduğuna alamet olarak değerlendirebiliriz. Çünkü hadis-i şerifler onu bu şekilde açıklıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi Allah’ın özel yönlerinden bir tanesi de budur, yani Cenab-ı Allah çok küçükten, çok büyüğü yapar. Mesela incir çekirdeği, biliyorsunuz toplu iğne başı kadardır. Ondan 30-35 metrelik incir ağacı yapıyor Allah. Yüz binlerce meyve veriyor, koca koca yapraklar açıyor, incir ağacı dev. İlk başlangıcı toplu iğne başı kadar. Hz. Musa (a.s.) mesela hiç ummadıkları bir insan. Nehirde, Nil Nehri’nde bırakılmış küçük bir sepet içinde bir çocuk, böyle küçük, tatlı, sevimli bir çocuk. Yani adam ne bilsin orada onun bütün hanedanlığını yıkacağını, onunla, değil mi, Allah’tan gelmiş bir şey o, yani tebliğci, fakat bilmiyor. Hz. İsa (a.s.)’ı da bilmediler. Mesela Hz. Nuh (a.s.)’a da önem vermediler. Hz. Yusuf (a.s.)’a da önem vermediler. Hatta diyor ya, “onu önemsemediler” diyor, “onu birkaç dirheme sattılar” diyor Cenab-ı Allah. Onun için de Mehdi (a.s.)’ı da önemsemeyeceklerdir, bilmeyecekler Mehdi (a.s.)’ı.
ADNAN OKTAR: Hızır (a.s.)’ın yaşadığına inanmamaları sorun değil. Yani Allah’ın varlığına inanmayanlar da var, o da bir sorun olmaz.
SUNUCU: Yani şöyle bir şey, Allah’ın varlığını inkar etmiyor. Mesela geliyor diyor ki, ben diyor herkesten daha da yürekliyim, daha da Müslüman’ım. Bunu konuşan kişiler de gördüm. Gerçekte yaşanmış bir hikaye diyorum, anlatıyorum, sonra Hz. Hızır (a.s.) belki de yetişti gibi bir konu geçiyor, bir şey oluyor, bir mucizeden bahsediyoruz. Öyle şey olur mu diyorlar. Peki, varsa, yaşıyorsa olur, yani olamaz diye bir şey yok. Bu bir tartışma konusu yaratıyor ama ortada.
ADNAN OKTAR: Hazreti Hızır (a.s.) halk ile o kadar muhatap olmaz. Yani Hz. Hızır (a.s.)’ın görevi, devletleri yıkmak, devlet kurmak, büyük olaylarda görev alır. Yani Ahir zamanda, Mehdi (a.s.)’a yardımda görev alacaktır. Hz. İsa (a.s.)’a yardım etmede görev alacaktır. Kıyametin hemen öncesinde de canı alınacaktır Hz. Hızır (a.s.)’ın. Halk ile haşır neşir olmadığı için bu kişilerin, yani Hz. Hızır (a.s.)’a inanıp inanmamaları zaten önemli değil. Ama büyük olayları Hz. Hızır (a.s.) bizzat üstlenir ve yönetir. Bu eskiden beri bilinir. Hz. İsa (a.s.)’ın yardımcısı şu an. Mehdi (a.s.) de aleni bir faaliyet halinde şu an dünyada. Yani Bediüzzaman’ın açıklamasına göre Mehdi (a.s.) geldi. Hadislere göre zaten açık geldi ve dünyanın şu konumuna göre de, genel konuma göre de, geldiği anlaşılıyor. Mehdi (a.s.)’a da insanlar inanmazlar. Zaten inanmamaları da Mehdi (a.s.)’ın lehinedir. Hem onun imtihanını güzel, güçlü kılar, hem onun gizlenmesini daha kolaylaştırır, hem faaliyet yönünü de daha kolay hale getirir. Mesela Hz. İsa (a.s.)’ın gizlenmesinin nedeni, aleni olarak Peygamber olduğunun bilinmesidir. Mesela bak, o gizli, hiç belli etmiyor kendisini. Ama Mehdi (a.s.) halk arasında şu an. Mesela o bir kolaylık Mehdi (a.s.) için. Çünkü Mehdi (a.s.) peygamberlik iddia etmiyor. Ama Hz. İsa (a.s.)’ın Peygamber olduğu belli. O vahiy alıyor, yani “sen kimsin?” dediğinde, “ben Hz. İsa (a.s.)’ım” diyor. “İsa Mesih (a.s.)’ım” diyor, söylüyor yani. Ama mucize gösterecektir, yani Hz. İsa (a.s.) olduğunu biz öyle, tamam siz öyle dediyseniz doğrudur, şeklinde talebeleri kabul etmeyecekler. Yani hiçbir fizik kanunun ile açıklanamayacak mucize gösterecektir Hz. İsa (a.s.). Biliyorsun, o ölüyü diriltme özelliği vardır. Mesela baras hastalığını iyileştiriyor değil mi? Anadan doğma kör olanı, görür hale getiriyor. Mesela bu mucizedir. Yani bunu gören bir doktorun yani ikinci bir açıklaması olmaz.
SUNUCU: Peki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) mesela zamanında Hz. İsa (a.s.) da vardıysa, görmüş olması gerekiyor değil mi? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ya da hadislerinde hiç bahsetti mi bu konudan? Ya da bununla ilgili ipucu bize vermez mi, söylemez mi, gizli mi kalır?
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Hz. İsa (a.s.) gökteydi. Fakat Peygamberimiz (s.av.) Miraç’ta görüştü Hz. İsa (a.s.) ile. Hatta diyor, iki kişinin kolları arasında Hac ederken gördüm diyor, Hz. İsa (a.s.)’ı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendi mezarının yanında boş yer bırakılmasını istemiştir. “Hz. İsa (a.s.)’ı benim yanma gömün” demiştir. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.)’in mezarında öyle Hz. İsa (a.s.)’nın gömüleceği kadar bir mezar alanı boş bırakılmıştır. Hz. İsa (a.s.)’ın geldiğinde, gömülmesi için, vefat ettiğinde, inşaAllah. Şu anda da zaten herkes biliyor, o şekilde olduğu bilinen bir konudur, İnşaAllah. Ama tabii Mehdi (a.s.) hepsini bitirecek. Yani bütün bu ortamı, zemini hazırlamış olacak. Allah onu vesile ediyor, yani Mehdi (a.s.)’ın özel bir gücü olduğundan, yani özel bir kabiliyeti olduğundan değil. Yani insanlar her halükarda kafası ona gidiyor, yani Mehdi (a.s.)’ın, yani, haşa, böyle Allah gibi özel bir gücü var zannediyorlar. Mehdi (a.s.)’ın gücü sıfırdır, hiçbir gücü yok. Mehdi (a.s.)’de Allah tecelli ediyor. Allah onu vesile ediyor, o kadar başka bir özelliği yoktur. Allah’ın herhangi zavallı bir kuludur Mehdi (a.s.), yani öyle bir şey değil. Ondan meydana gelecek bütün harikaların tamamını Allah yaratır. Mesela Allah interneti yaratmıştır, Mehdiliğe zemin hazırlamak için, Mehdi (a.s.)’ın rahat faaliyet yapması için. İnternet olmazsa Mehdi (a.s.) nasıl faaliyet yapsın? Allah televizyon kanallarını meydana getirdi. Mesela uydu yayını meydana getirdi Mehdi (a.s.)’a hizmet olsun diye, Mehdi (a.s.)’a kolaylık olsun diye. Yani etrafındaki insanla Mehdi (a.s.)’a hizmet edebilsinler diye. Yayınları kolaylaştırdı Allah değil mi? İnsanların üzerindeki baskıyı kaldırıyor, mesela demokrasiyi dünyaya yayıyor. Bu dinin yayılması için çok önemlidir. Demokrasi ortamında din yayılıyor. Despot sistemlerde din yaşanmıyor, yaşanamıyor, çok zordur. Bediüzzaman’ı takip edenler, herkes, Bediüzzaman’ın sözlerine eğer inanıyorlarsa, Mehdi (a.s.) gelmiş durumda. Net tarih vermiş, yer vermiş, ama bir kısmı anlamazlıktan geliyor. O da olabilir yani, bizim bir rahatsız olduğumuz bir şey yok. Ama için için bilirler, çünkü çok sarih ifadeler. Berker’im sen anlat bakalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz bahsettikçe, ruh dedikçe Hocam, ruh ile ilgili sorular geliyor. Hangi konudan bahsederseniz ilgili sorular geliyor ama siz nasıl takdir ederseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ruh, “ruh hakkında az bilgi verildi” diyor Allah. Dolayısıyla bizde de bilgi az.
ALTUĞ BERKER: Hz. İsa (a.s.)’dan bahsediyor Bediüzzaman Hazretleri oldukça Hocam inşaAllah. Mesela şöyle diyor ”Evet, hadis-i şerifin ifade ile Hz. İsa (a.s.)’ın semavi nüzulü”, yani gökyüzünden inişi, “kati”, kesin “olmamakla beraber, mana-i işareti ile” işari anlamı ile “başka hakikatleri ifade ettiği gibi, bu hakikati de mucizevi bir şekilde işaret ediyor” diyor, inşaAllah Hocam.
ALTUĞ BERKER: “Hadis-i şerifin ifadesi ile Hz. İsa (a.s.)’ıın semavi nüzulü”, gökyüzünden inişi, “kati olmak ile birlikte”, kesin olmakla birlikte”.
ADNAN OKTAR: Öyle, yani usülen söylenmiş bir söz gibi bazen alimler aktarıyorlar, değil mi? Bak “kati” diyor Said Nursi.
ADNAN OKTAR: Yani Bediüzzaman öyle usülen söylememiş, net, açık söylemiş. Hadis-i şerifi delil gösteriyor, evet.
ALTUĞ BERKER: Evet. “İşte bu sırra azime”, yani büyük sırra, “Hz. Peygamber (s.a.v.) işaret etmiştir ki, Hz. İsa (a.s.) gelecek, ümmetimden olacak, aynı şeriatım ile amel edecektir”.
ALTUĞ BERKER: “Hz. İsa (a.s.) geldiği vakit, herkes onun hakiki İsa (a.s.) olduğunu bilmek lazım değildir. Onun murakkab ve havassı -derin imanlı yakın talebeleri nur’u iman”, yani imanın ışığı “ile onu tanır. Yoksa bedahet” yani birden bire ve açıkça, “derecesinde herkes onu tanıyamayacaktır”.
ADNAN OKTAR: Şu anda da işte insanlar bedahet derecesinde onu tanıyamıyorlar. Faaliyet halinde ama bilinemiyor şu an.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. “Belki nur-u imanla ancak o eşhas-ı Ahir zaman tanınabilir”.
ADNAN OKTAR: Yani Mehdi (a.s.)’ı kastediyor Üstad. Mehdi (a.s.)’ı kastediyor. Belki diyor, imanın nuru ile samimi bakan insan onu anlayabilir diyor. Ama anlamaları bir şey değiştirmez, yani fark etse de insanlar, anlamazlıktan gelirler. Yani bir şeyler yapsın, iyice belli olsun, ona göre tavır alalım mantığında olurlar. Yani bir kısmı tabii, hepsi için demiyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar”, fikir akımları “var ki her şeyi kendi hesabına aldığı için faraza” farzedelim, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zat, dahi bu zamanda gelse” diyor Üstad Mehdi (a.s.) için.
ADNAN OKTAR: Bakın, bir asır, kendisinden bir asır sonra geleceğini söylüyor değil mi? Evet.
ALTUĞ BERKER: “O zat” diyor, o kişi diyor, kişi olarak. “Çok zaman evvel, bir ehl-i velaiyetten” veli kişiden, “işittim ki, o zat” Hz. Mehdi (a.s.), o kişi, “eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş” bir anlam çıkartmış “ve kanaati gelmiş ki, Şark tarafında bir nur zuhur edecek, bidatlar zulümatını” yani dine sonradan girmiş olan hurafelerin oluşturduğu karanlığı “dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhurunu” ortaya çıkışını “çok imtisar ettim” çok gözledim “ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kutsi” kutsal “çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir ve anladık ki, bu hizmetimiz ile o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz”, zemin hazırlıyoruz.
ALTUĞ BERKER: “Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi” en önemlisi “ve en büyüğü ve en kıytmettarı” en kıymetlisi “olan iman-ı tahkiki neşr” gerçek imanı yayma “ve ehl-i imanı dalaletten” iman edenleri sapmaktan “kurtarmaktır”.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam İnşaAllah, yani materyalizm ve Darwinizm Müslüman dünyasında da oldukça etki yapmıştı.
ALTUĞ BERKER: Böyle sosyalist iktidarlar vardı dediğiniz gibi. Orada Müslümanların dalaletten kurtarılması, yani Allah’ın varlığının karşısındaki tek düşünce olan, buna inkar etmeye yönelik tek düşünce olan Evrim Teorisi’nin, Darwinizmin ve materyalizmin etkisinden onların kurtarılmasını işaret ediyor Allah inşaAllah.
SUNUCU: Peki, Müslümanlar üzerinde bu Darwinizmin etkisi yavaş yavaş azalıyor. Ama devam eden kesimler var. Peki, bu kesimler için ne düşünüyorsunuz? Hala karşı çıkan, ben bu konuyu görüştüm bazı arkadaşlarımla. İşte “Evrim Teorisi’ni destekliyorum” diyorlar. Sizin işte anlattığınız bu, her varlık ayrı yaratılmıştır, bunu kabul etmiyorlar. Peki, bunun mantığını ne olarak savunuyorlar? Yani soruyorum ben bunu onlara, gerekli bir açıklama yapamıyorlar. Hani siz anladınız mı bir şey peki buradan, çıkartabildiniz mi neyi savunduklarını? Müslümanım deyip de bunu kabul etmemek, yani eksiklik nerede? Kuran’ı mı detaylı okumuyoruz, hadislerden mi bir şey almıyoruz?
ADNAN OKTAR: Bir kere hadislerle, Kuran ile Evrim Teorisi’ni çürütmek mümkün değil. Yani böyle bir, Kuran’ın böyle bir üslubu yok. Kuran bize bilimi farz kılıyor. Birçok şeyi bizim bilim ile ezeceğimizi ve etkisiz hale getireceğimizi bize bildiriyor. Yani mesela bir hastalık olduğunda, bilim ile biz bunu ortadan kaldırıyoruz. Bir manevi hastalık olan bu Darwinizmi de yine bilim ile ortadan kaldırıyoruz. Allah diyor çünkü “yerde ve gökte alametler var. Bunları görmüyor musunuz? Görün” diyor Allah. “Bunları izleyin” diyor Allah. Bu nasıl izlenir? Mesela yerdeki alamet nasıl izlenir? Mikroskop ile diğer teknik aletler ile değil mi? Gökteki alet olarak ne kullanılır? Teleskop olur veyahut uydular olur. Yani “gökyüzünü de, yeryüzünü de” Allah “inceleyin” diyor. Dolayısı ile Kuran ile değil, bilim ile Darwinizmi yıkıyoruz. Mesela Hz. Musa (a.s.) o zamanda Tevrat’ın izahları ile yıkmadı. Cenab-ı Allah bir mucize meydana getirdi değil mi? Asasını attı, asa yılana dönüştü, bir anda o devrin Darwinist düşüncesi ortadan kalkmış oldu, yıkılmış oldu. Yani elle tutulur bir şey meydana getirdi. Allah onlara karşı da, yani iman etmeyenlere karşı, bilim ile etkili olmayı bize emrediyor. Çünkü şahıs zaten Kuran’ı kabul etmiyor ki Kuran ile biz onu mat edelim, etkisiz hale getirelim. Zaten Kuran’ı kabul etmiyor. Yani hadisi de kabul etmiyor. Dolayısı ile bizim onunla, Kuran ile veyahut hadis ile mücadele etmemiz mümkün değil. Ama o bilimi kabul ediyor, hepsi kabul ediyor bilimi. Bilim karşısına geldiğinde, yapacağı hiçbir şey kalmıyor, ayakları yere basmış oluyor. Reddedenler var diyorsun Evrim Teorisi’ni.
SUNUCU: “Kuran’da yazmıyor, işte vesaire yerde ben görmedim, rastlamadım, neden işte insanların mesela maymunlardan geldiğine inanıyorum, neden Evrim Teorisi’ne inanmayayım” diyenler var.
ADNAN OKTAR: Kuran zaten yaratılışı anlatıyor yani. Kuran’da bu konudaki deliller net.
ADNAN OKTAR: Çünkü Allah mesela “ol deriz olur” diyor, bu yaratılıştır zaten. Yahut mesela Hz. Musa (a.s.) çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor, üfürüyor anında uçuyor. Kuş oluyor, normal yumurtlayan kuş oluyor. Allah evrimin olmadığını zaten Kuran’da ispat ediyor, gösteriyor. Demin anlattığım da, Hz. Musa (a.s.)’ın asası mesela, atıyor asayı, ağaç, tahta bu. Atar atmaz yılana dönüşüyor. Bu evrimi yıkan net delildir. Evrim olmuş olsaydı, Hz. Musa (a.s.)’ın tahtasından, böyle bir şey oluşmazdı, değil mi? Allah derdi, yüzyıllar geçti, mesela binlerce sene geçti, yavaş yavaş o toprakta, bu hayvan oluştu derdi. Ama aniden oluşuyor, birden. Dolayısı ile Kuran’da bunun delili çok nettir. Yani Darwinizmin olmadığı, yaratılışın olduğunu anlatan delil olarak bu iki delil, daha üzerine hiçbir açıklama yapılacak gibi değildir. Yani konuyu kökten söküp, bitiren iki delildir. Zaten ben bu delilleri verdikten sonra, Darwinizmi savunan Hocaların dili tutuldu. Bakın, Kuran’da bu konunun varlığından dahi haberleri yok adamların.
SUNUCU: Öyle öyle, zaten sorun orada geliyor biraz. Çünkü Kuran’ın yorumlanması ya da hadislerin yorumlanmasına karşı olan kesimler var ama okuduklarını da anlamıyorlar. Hani bu okuduğunu anlama meselesidir, yorum değil yani. Kimse kendi yorumunu ve kendi fikrini katmıyor burada. Ama yorumlanması da gerekiyormuş o zaman bir nevi, ki insanlara daha doğru bilgi aktarılabilsin.
ADNAN OKTAR: Biz bunu açıklayınca zaten, süt dökmüş kediye döndüler, anında konuları bitti. Yalnız halihazırda evrimi savunan insanlar var dedin sen, yani bize anlatıyorsun ama yine savunanlar var. Şimdi bakın, bunun tam tersi bir sistemi size anlatacağım. Osmanlı’nın son dönemleri, 1850’ler. Mesela 1840’lar diyelim. Darwinizmin böyle en azdığı dönemler bu dönemler, yani geliştiği dönemler. Erasmus Darwin’in falan fikirlerinin de zemin bulduğu devirler. Ve 1880’ler, 1870’ler. Artık Darwinizmin yaygınlaştığı dönemler. Bu dönemlerde Darwin’in kitapları, eserleri, mesela 1000 tane, 2000 tane basılmış. Mesela bir ülkeye, farz edelim İstanbul’a 3 tane geliyor kitaptan, 3 tane. Mesela İzmir’e bir tane gidiyor bu kitaptan, o kadar. Viyana’da mesela 10 tane oluyor. Paris’te 20 tane oluyor o kitaptan, ama bütün Paris gidiyor. Hepsi dinsiz oluyor, yani büyük bir ekalliyetle dinsiz oluyorlar. İstanbul’da Osmanlı aydınlarının hemen hemen büyük bir bölümü dinsiz, ateist ve Darwinist oldular. Bu zincirleme gelişir. Yani mesela biri kitabı okur, ya böyle bir durum var der, gider bir kahvehanede anlatır. Öbürü der ki, ya böyle bir durum varmış der, gider evde anlatır. Öbürü, ya böyle bir durum varmış der, gider okulda anlatır, o gider hanımlar toplantısında anlatır mesela, onun eşi ve zincirleme etki meydana gelir. Ama bu arada da ben Allah’a inanıyorum diyorlardı yine de Osmanlı aydınları ama zehir almışlardı. Yani normalde Darwinist, bilinçaltında Darwinisttiler fakat bilinç üzerinde Müslümandılar. Yani ezan okuyorlar, Kuran okuyorlar, namaz kılıyorlar ama bilinç üzerinde, bilinçaltında Darwinisttiler. Şimdi burada sistem tersine döndü; bilinçaltında yaratılışçı, yaratılışa inanan, bilinç üzerinde ateistler yani Darwinist ve materyalistler, bilinç üzerinde zahiren dilinde. Ama bilinçaltında öldüğünü biliyorlar yani şu an dünyada Darwinizmin öldüğünü bilmeyen hiç kimse kalmadı diyebilirim. Yani yüzde 99 öğrendiler bizim şu faaliyetimizden sonra.
ADNAN OKTAR: Ya bu tarihe karışmasıdır zaten yani bilinç üstü o kadar önemli bir şey değildir. Bilinç üzerinde insanlar o kadar durmasınlar yani beynin inanması çok önemlidir, bilinçaltının inanması çok önemlidir. Mesela bak Türkiye’de sol öldü, CHP’nin de açıklaması var. Niye öldü? Çünkü bilinçaltında yaratılışın var olduğuna herkes inandı, yani Darwinizmin olmadığına inandılar. Dolayısıyla materyalist, Darwinist düşünce yok olmuş oldu. Bunu bile bile bir insan, beyninde bundan emin ola ola gidip solcu olamaz, mecburen sağcı oluyor. Osmanlı döneminde ki, sistem şu an tersine döndü. Olay bu sadece mesela Osmanlı aydınlarının hepsi o zaman dindar gözüyorlardı. Ama mesela Ömer Seyfettin normal konuşmalarında dindar bir Osmanlı aydını olarak bilinir. Ama mesela kendi kara kalemle Darwinin resmini yapmış. Çok kapsamlı böyle ince ince, kara kalem, yani beynine nakşolmuş adam yani, o kadar önemli görüyor. Bilinçaltında Darwinist, materyalist ama bilinç üzerinde Müslümandı hatta Türkçü, milliyetçiydi. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yıkılmasının nedeni de budur. Yani bilinçaltlarına yaratılışçılık oturdu ve bilinç üstünde ateist, Darwinistiz dediler ama hiçbiri inanmıyor buna, mühim olan bu. Mesela Osmanlı’daki gençler, insanlar niye gücünü kaybetti? Çünkü Müslümanım diyor ama inanmıyor Müslüman olduğuna, bilinçaltında Darwinist adam. Güç yetiremedi bıraktılar kendilerini ve imparatorluk paramparça oldu.
SUNUCU: Nasıl çıkabilir ki yoksa? Bu şekil de olmasa, o kadar isyan.
ADNAN OKTAR: Tabii, güçsüzlük oluştu, otomatikman ırkçılık gelişti, yani Müslümanlık bağı ortadan kalktığı için, ırkçılıkla durumu muhafazaya kalktılar. Irkçılık da felaket getirdi, yani bütünleşme değil, parçalanmaları kat kat arttırdı. Ve kanlı savaşlar ve kavgalar getirdi arkasından. Bakın Darwinizmin tahribatı bu işte.
Evet, Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, Bir izleyicimiz diyor ki Hocam; “selamün aleyküm Sayın Hocam, siz dünkü programınızda ‘Kuledeki Küçük Adam’ konusuna değinmiştiniz ve çok önemli bilgiler vermiştiniz inşaAllah. Sayın Hocam, bugün gazetede tam da bu konu ile ilgili bir habere rastladım. Haberde savaşta gözlerini kaybeden bir İngiliz askeri için geliştirilmiş bir gözlük kameradan bahsediyordu. Bu kamerayı asker olan şahıs gözlük gibi takıyor ve ağzına aldığı bir elektrik akımını ileten alet ile görmeyi az da olsa temin ediyor. Sayın Hocam, tam da bu konu aslında hayatın beyne elektriğin gittiği sürece yaşandığını anlatmıyor mu inşaAllah? Dün uzunca anlattığınız bir konuydu. Bugünkü gazetenin haberi bence çok güzel bir örnek inşaAllah Sayın Hocam, Allah’ın selamı üzerinize olsun inşaAllah, selametle” Ali Değirmencioğlu, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Ali Değirmencioğlu bayağı yamanmış maşaAllah. Bak gözünden kaçmamış, tam benim anlattığım konunun net cevabı. Bak adamın dilinden oluşan görüntü, tabii elektronik aletler kullanılıyor, beyninde bir hayatmış gibi ona aksediyor. Halbuki böyle bir olay yok dışarıda, ama Allah onun beyninin içinde o görüntü meydana getiriyor. Dışarıda başka bir alem var, dışarıdaki şekli göremiyor. Beynin nakledileni görebiliyor ancak. O önemli, onu mühim bir delil olarak alabilir kardeşimiz yani onu başka kardeşlerimize de daha detaylı aynı konu üzerine gidelim.
Evet, Yeni Şafak’ta haber; “Adil Serdar Saçan’ın işkence raporu buharlaştı” işte benim anlattığım konu buydu, dün dedim ya “ Adil Serdar Saçan bir şeyler karıştırıyor yine” diye “Saçan’ın işkence raporu buharlaştı” yarın Yeni Şafak alanlar konuyu oradan izleyebilirler. Yeni bir marifeti, Adil Bey’in marifeti derken yani ilginç çalışmaları oluyor, ilginç çalışmalarından bir demet, bir bölüm. Benim bildiğim var ama burada ne şekilde anlatılmış, ne detaylarla anlatılmış bilmiyorum, ama okuyanlar anlarlar.
SUNUCU: Hocam, Mehdi (a.s.) yaşıyorsa onu birçok kişi görmüş olabilir değil mi ama Mehdi olduğunu bilmeden?
ADNAN OKTAR: Bence şu an Mehdi (a.s.)’ı on binlerce, yüz binlerce insan biliyordur. Net biliyordur, yani bakın Ahirette isterseniz inşaAllah Cenab-ı Allah nasip ederse yüzleşelim, Allah nasip etsin itiraf edeceklerdir. Yüz binlerce insan hakikaten biz biliyorduk diyecekler. Bilinmez diye bir şey yok.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, yani Cenab-ı Allah nasip eder. Ama birçok insan farkına varır fakat, farkına varmaz hava vereceklerdir, görüneceklerdir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Peygamber olarak zuhur etti, herkes biliyordu Peygamber olduğunu, anlamazlıktan geliyorlardı. Yüzüne bakar bakmaz anlaşılıyordu Peygamber olduğu anlamazlıktan geldiler. Sonra da itiraf ettiler, en sonun da evet dediler: “Biz senin Peygamber olduğunu biliyorduk ama anlamazlıktan geldik” dediler. Şimdi Mehdi (a.s.)’da da aynı şekilde Mehdi (a.s.) olduğunu bileceklerdir, fakat anlamazlıktan geleceklerdir. Tarih tekerrür ediyor, mesela Peygamber (s.a.v.)’in mucizelerini de o zaman görüyorlardı; inkar ediyorlardı müşrikler veyahut oradaki diğer Kitap ehlinden bazı kişiler inkar ediyorlardı, “değil” diyorlardı. 1400 sene sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini görüyor insanlar ve inkar ediyorlar. Mesela “iki tane Kuyruklu Yıldız çıkacak” dedi Peygamberimiz (s.a.v.), vakti tam bildiriyor, zamanı tam bildiriyor. Kuyruklu yıldızın şeklini şemalini hepsini bildiriyor, bunu bilmesi mümkün değil Peygamberimiz (s.a.v.)’in 1400 yıl öncesinden, hangi vakitte nerede çıkacağını ve peş peşe çıkacağını. Lulin’i bilim adamları bile bilmiyor daha önce ki çıkışının ne zaman olduğunu bilmiyorlar. Ama Peygamber (s.a.v.) neredeyse böyle gün, saat verecek, o şekilde bildirmiş. “Fırat’ın suyu kesilecek “dedi hepsi değil mi? 15 gün arayla ay-güneş tutulması olacağını bildirdi, “2 kere tekrarlayacak” dedi yani buna ait yüzlerce hadis-i şerif var bu konuya ait, hepsi tahakkuk etti. Anlamazlıktan gelen insanlar aynı Peygamberimiz (s.a.v.) zamanı da nasıl anlamazlıktan geliyorlarsa şu anda da anlamazlıktan geliyorlar.
ALTUĞ BERKER: Tam “Hicri 1400’ün ilk günü Kabe’de kan akıtılacak” demişti Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tam 1400’ün ilk günü cereyan etti Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela “Afganistan işgal olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) o devirde, “Azerbaycan işgal olacak” diyor, “Irak işgal olacak” diyor aynısı oldu. Birçok insanda bu hiç etki yapmadı, önemli görmüyorlar yani kabul etmiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesi olarak görmüyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) o zaman Allah’ın bildirmesi ile gelecekten haber veriyordu, gelecekte şunlar olacak diye. Gaybı Allah istese bildirir, Peygamberlere bildirir Kuran ayeti var. ”Gayb bilinmez” diyorlar ya, tamam bilinmez ama Allah seçtiği Peygamberlerine bildiriyor, ayet var. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’e bildirmiştir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) bir hafta sonra olacak olayları bildiriyordu, aynısı ile çıkıyordu. Bir ay sonra olacak olayları söylüyordu kendi zamanında aynısı ile oluyordu. Bazen bir saat sonra olacak olayı söylüyordu, aynısıyla oluyordu. Ama inanmayan da inanmıyordu. Ama sahabeler iman ediyorlardı ve mucize olarak görüyorlardı. Şu anda da yine mucizeleri devam ediyor Peygamber (s.a.v.)’in, dediği olaylar. O zaman bir ay sonra dediği olay, şimdi 1400 sene sonraki olayı söylüyor, bu daha büyük mucize, bir saat sonraki olayı bilmekten daha büyük bir şey bu. 1400 sene sonraki olaylar değil mi? Adama “ne diyorsun” diyoruz, “hiç” diyor. Önemsiz görüyor. Onu da yaratan Allah’tır. Ama bakın tarihin tekerrür ettiği de görülüyor. İnsanlar diyorlar ki, “Peygamber (s.a.v.)’in nasıl mucizelerine inanmıyor insanlar o zaman, hayret ya” diyorlar. “Ben olsam muazzam inanırdım, Peygamber (s.a.v.)’in yanından hiç ayrılmazdım” diyor. Al görün buyurun mucize meydana geliyor ilgilenmiyorsun. Aynı mucize. Bu tarzdaydı Peygamber (s.a.v.)’in mucizeleri işte, ilgilenmiyorsun. Mesela Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu bildiriyor ilgilenmiyorsun. Dolayısıyla işte merak edenler, nasıl olur merak ediyorlarsa, bu şekilde oluyordu. MaşaAllah.
Berker Hocam seni dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Ayşen kardeşimiz bir şey sormuş yine Mehdi (a.s.) ile alakalı. “Allah’ın rahmeti sizin ve sizi sevenlerin üzerine olsun sevgili Hocam. Sizi çok seviyorum ve sizi sevenleri de çok seviyorum. Sevgili Hocam, bu aralar sıklıkla karşılaştığım bir şey var internette. Hz. Mehdi (a.s.)’ın kim olduğunu öğrenmek için namaz kılın ve görün diyorlar. Hocam, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Eğer öyle bir şey olsaydı, herkes bu namazı kılar ve herkes hidayete ermiş olmaz mıydı Hocam? Sizi çok ama çok seviyorum Hocam, mübarek ellerinizden öperim. Bu dünyada olmasa da Ahirette kavuşuruz inşaAllah” Ayşen.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Niye canım bu dünyada da görüşürüz. Allah ömür versin inşaAllah. Yazsın internetten bağlantı kurarız. Annesiyle, babasıyla gelsin görüşelim. İnşaAllah. Hem onlarla da tanışmış oluruz. Tanışmak isteyenler o şekilde gelsinler. Bayanlardan tanışmak isteyen olursa, annesini babasını alsınlar, görüşmek istiyoruz Hocam desinler, bize bildirsinler. Ama detaylı bilgi versinler, çünkü ben kimin ne olduğunu bilmem. Güvenlik açısından bu benim için önemli. Bildirirlerse ben çok seviyorum, insanlarla tanışmaktan çok zevk alırım. Fazla vakit ayırmam ama görüşürüm. İnşaAllah. O sevimlinin sorusunu sen bana bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER: İnternette sıkça karşılaşıyormuş Hocam. “Hz.Mehdi (a.s.)’ın kim olduğunu öğrenmek için namaz kılın ve görün diyorlar.”
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. “Eğer öyle bir şey olsaydı, herkes bu namazı kılar”.
ADNAN OKTAR: Ha şunu demek istiyor. Hacet namazı kılın Allah size ilham eder gösterir. O İskender Evrenesoğlu Hocamızın talebeleri onu söylüyorlar. İskender Evrenesoğlu biliyorsunuz Mehdi (a.s.) olarak söylüyorlar. O Mehdi (a.s.)’dır, Ahir zamanda gelecek kişidir diye. Zaten İskender Evrenesoğlu da söylüyor, kendisi de söylüyor, “ben” diyor “Mehdi (a.s.)’ım” diyor. Ya cezbe ehli olduğu için, tarikat ehli olduğu için, o makama geldi ise, yani sulukünde ilerlerken Mehdiyet’in gölgesine girdiğinde, o bir manevi sarhoşluk halinde, sekir halinde kişi böyle bir şey söyleyebilir. Yani “ben Mehdi (a.s.)’ım” diyebilir. O sorumlu da olmaz ondan. Ama etrafındaki insanlar çıkar da, “falanca kişi Mehdi (a.s.)’dır” derse, dini imanı kalmaz söyleyeyim. O şekilde olmaz. Veyahut “ben rüyamda gördüm, bana malum oldu falanca kişi de Mehdi (a.s.)’dır”. Yani bu vahiy hükmünde değil ki gördüğünüz rüya. Dolayısıyla onunla amel edilemez ve haram olur böyle bir hüküm. Olur mu? O zaman rüya ile yeni yeni farzlar oluşmuş olur. Mesela rüyasında adam falanca kişi, herhangi bir kişiyi görse rüyasında, o Mehdi (a.s.) mı olmuş olur yani? Mehdi (a.s.)’ın alameti İslam’ı dünyaya hakim eder, Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılar, biz deriz ki “Allah-u alem herhalde Mehdi (a.s.) bu insan olabilir” diyeceğiz. Yoksa ne haddimize bizim oturup açıkça Mehdilik ilan edelim o kişi hakkında. Değil mi? Onun için öyle bir şeyin aslı yok. Ama Müslüman hacet namazını Allah’tan kalbine doğmasını isteyebilir. Fakat onunla amel edilmez, farz bir hüküm meydana gelmez. Allah-u alem deriz. Çünkü açık alamet varken, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği alamet varken, hacet namazına ne gerek var. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini bildirmiş mi Peygamber (s.a.v.)? Bildirmiş. Dış görünümünü de bildirmiş. Fizik alametlerini de bildirmiş. Yerini de, nerede olacağını şehri de bildirmiş. Yani bütün özellikleri bildirilmiş zaten tanımamız için. Onun için ayrıca hacet namazına ne gerek var. Mesela bize farz edelim, mesela bir kitap, kitabın tarifi yapılsa. İşte cildi şöyledir, içinde şu konular vardır, şu sayfasında şu, şu sayfasında şu, tarihler şuraya gelecek dense, bizim hacet namazı kılmamıza gerek var mı? Tarif ettiğimiz şekilde o kitabı bulursak biz, kitap, o kitaptır o. Biz kitapçıya gittiğimizde nasıl buluyoruz kitabı? Aradığımız kitabı kütüphanede. Diyoruz mesela falanca yazarın şu isimli eseri, şu baskılı şu eseri diyoruz gidip buluyoruz. Mehdiyet de öyledir. Hadislerde belirtilmiş, zamanı belirtilmiştir, yeri belirtilmiştir. Alametleri vardır. Bunlar oluştu ise ve bu hizmeti yapan bir insan varsa, İslam’ın dünyaya hakim olmasına vesile oldu ise ve Hz. İsa (a.s.) ile namaz kılıyorsa, Hz. İsa (a.s.) da onun veziri oldu ise Allah- u alem Mehdi (a.s.) odur. Allah’ın izniyle. Onun dışında ben hacet namazı kıldım, rüyamda gördüm, falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir, böyle bir şey Kuran’a da, hadise de uygun değil. Değil mi Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam inşaAllah.ADNAN OKTAR: Dış alametleri var mı? Bütün dış görünümü? Ondan önce olacak olaylar belli mi? Belli. Nerede çıkacağı da belirtilmiş. Yapacağı faaliyetler de belli. Bütün eşgal belli. Mehdi(a.s.)’ın bütün dış eşgali, manevi eşgali, yer eşgali, adresi, nasıl faaliyet yapacağı hepsi bildirilmiş. Bu alametler dururken, yeni bir alamet aramanın sebebi ne? Bunlar tam doyurucu hadise dayalı net alamet oluyor. Vahye dayalı alamet. Öbürü öyle bir şey değil. Yani 150 tane, 150’nin üstünde hadis var Mehdi(a.s.)’ı belirten, anlatan. Bunları araştırmaları lazım.
ALTUĞ BERKER: Halen de yaşıyoruz Hocam mesela ekonomik kriz olsun, kuraklık olsun. Alametler peşi sıra devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Tabii mesela yerini söylemiş Peygamberimiz (s.a.v.). Mesela “İstanbul’da çıkacak” diyor net. “Yaşı şudur” diyor, “görünüşü budur”, “şöyle faaliyet yapacaktır” diyor. Bediüzzaman diyor mesela, “Darwinizmi, materyalizmi yeryüzünden yok edecek” diyor. Karmaşık bir şey yok. Değil mi? Burada bu bilginin yetersizliği diye bir şey var mı? Mevzubahis mi yani bu hadislerin? Ben bu hadislerden bir şey anlayamadım diyebilen var mı? Yok. Hadislere bakan anlıyor. Anlaşılmayacak birey var mı? Ben bu hadislerle ararım Mehdi (a.s.)’ı o kadar. Rüyasında insan şeytani rüya da görebilir. Alakasız kişileri de görebilirsin. Şey değil ki o. Ölçü mü yani? Her insan ayrı bir insanı görebilir rüyasında. O bir delil olmaz.
ALTUĞ BERKER: Nurcu, Nur talebesi ağabeylerimizden çok tanınmış bir ağabeyin Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanımanın önemiyle ilgili aslında bir, iki üç paragraflık bir bahsi var Hocam. Yani ismini sonra siz söylerseniz, isterseniz söylerim ama.
ALTUĞ BERKER: Bakın diyor ki şu anda yaşayan ve bu konularda çok yazı yazan ünlü tanınmış bir Nur talebesi ağabeyimiz; “Mehdi (a.s.)’ı tanımanın önemi: “Elbette ki bu asır, bütün bu korkunç manevi felaketlere göğüs gerebilecek, gerekli tecdit ve irşadı yapabilecek bir kutb-u azamı gerektirmektedir. İşte o kutb-u azam da Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Mehdi (a.s.) Ali Resul’ü tanımanın her Müslüman için büyük bir önemi vardır. Çünkü ondan çok şeyler istifade edeceklerdir. Kuvvey-i maneviyesini toparlayacak, cesaret kazanacak, akıl bataryasını ilmi ve fikri ile dolduracak, ruh ve kalbini irşadı ile doyuracak, dünya ve Ahiretini o sayede aydınlatacak ve iman edecektir. İnancı gereği doğrunun, hayrın, hakkın ve haklının yanında olmayı bir sorumluluk olarak gören Mümine düşen elbette O’dan azami derecede istifade etmek olacaktır. Onun yanında, safhında, onun grubunun içerisinde yer alacak, deccalizme, Süfyanizme karşı mücadele verecektir. Bir mümin için onun kervanına katılmak kadar önemli bir hadise ve saadet olamayacağı gibi, O’nu tanıyamamak, O’nun yanında olamamak kadar da büyük bir gaflet de düşünülemez. Eğer kişi Mehdi (a.s.)’yi tanıyıp da gayrete gelebiliyor, O’na talebe olmanın hakkını verebiliyor, hazzını yaşayabiliyorsa Mehdi (a.s.)’den çok şeyler istifade eder. Ama onu tanıdığı halde gaflet içinde yaşıyor, mukaddes davasında ilgisiz kalıyor, onun can baş koyduğu hakikatlere gönül veremiyor, safhında şu veya bu bahanelerle yer almıyor ve alamıyor, yoğun bir gayret ve faaliyet içerisine giremiyorsa, su kaynağının başında bulunduğu halde, susuzluktan kıvranan insan misali kendine yazık etmiş olur. Hz. Mehdi (a.s.) ve onun nurani cemaati bin bir türlü sıkıntı ve meşakkatlerle İslam’ı yüceltme ve yayma gayretleri içerisinde ter döküp kendilerini yiyip bitirirken, uyanamayan, kılını dahi kıpırdatmayan insanın iş işten geçtikten sonra uyanması, pişman olması ona hiçbir şey kazandırmaz”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakayım. Ha evet maşaAllah. Sen o zaman biraz da ne anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER: Osman Servet, Karabük’ten yazmış Hocam bunu. “Elçilerin yanında Meleklerin görünür durumda bulunması gerektiğini düşünen insanları Allah ayetlerinde şu şekilde bildiriyor: “Dediler ki: ‘Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?’” Furkan Suresi, 7. “Şimdi onların: ‘Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?’ demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah her şeye vekildir” Hud Suresi, 12. “Eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?” Hak olmaksızın biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz” Hicr Suresi, 7-8. “Allah'ın tarih boyunca gönderdiği bütün elçiler gibi Hz. Mehdi (a.s.) da dünyadaki sebeplere bağlı yaşayacak ve imtihanda aklın ihtiyarını kaldırmayacak bir faaliyeti olacaktır. Cübbeli'nin anlattığı şekilde Hz. Mehdi (a.s.)'ın yanında görünür durumda melek bulunması mümkün değil”.
SUNUCU: Sayın izleyiciler bu akşamlık da programımızın sonuna geldik. Bizi HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat izleyebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Ve aynı zamanda HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv’den izleyebilirsiniz. İyi akşamlar.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...