SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bu akşam her akşam olduğu gibi harunyahya.tv ekranlarından sizlerle birlikteyiz. Bugün de sizden gelen soruları Hocamıza yönlendireceğiz. Hocam izin verirseniz gelen sorulardan biri ile başlamak istiyorum.
“Çok sevgili Hocam”, Dilara Hanım soruyor. “Çok sevgili Hocam, Yunanistan, içinde bulunduğu ekonomik krizin son bulması için ülkece Pazar günü Allah’a dua edecek ve yardım isteyecek inşaAllah. Çözümün Allah’ın dilemesi ile olacağını anlamaları güzel bir gelişme diye düşündüm Hocam. Sizin değerli fikirlerinizi de öğrenebilir miyim?”
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bugün Çanakkale’deki aslanlarımızın zaferinin yıldönümü değil mi? İnşaAllah, koç yiğitlerimizin, maşaAllah. Allah hepsine rahmet versin. Cennetteki makamlarını güzelleştirsin. İnşaAllah Ahirette onlarla görüşmeyi nasip etsin, o koçyiğitlerle maşaAllah. Şanımız, şerefimiz onlar, maşaAllah. Değil mi? Bile bile, biliyorlardı böyle şehit olacaklarını. Aslanlarımız kuzu gibi böyle dizildiler peş peşe, peş peşe maşaAllah. Ne güzel Cenab-ı Allah’ın huzuruna gittiler. Hiç zorluğa girmeden direkt Cennete gitmiş oldular, elhamdülillah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Önce toplu bir dua ettiler Hocam, o resim maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Koçyiğitlerimiz değil mi? Savaştan önce, evet. Hepsi böyle sıradan namaz kıldılar, toplu namaz değil mi? Binlerce kişi böyle, komutanlarla beraber. Bakın diyor ki, “hem Hak katında hem de halk yanında, şehadet mertebesine yükselmek büyük bir mazhariyettir. Şehit, Allah’ın huzurunda diri olarak hazır bulunup, rızıklanacağı ve Cennete gireceğine şehadet olunduğu için, bu adı almıştır. Bir kimse Allah yolunda şehit olmayı can-ı gönülden isterse, yatağında ölse dahi Allah onu şehitler derecesine ulaştırır” buyurmuştur diyor. Müslüman daima buna niyet edecek, inşaAllah.
Şimdi soruya geçelim. Yunanistan bu metafizik gerçeği demek ki halk olarak, millet olarak kavramış. Biz ne dedik? Ekonomik krizin tek nedeni dedik, Allah’tan insanların uzaklaşması dedik. Böyle şımarıklık yapmakla falan kurtulamazlar dedim. Bir-iki yıl falan sözleri de yanlış dedim. 2007’de başladı, 2014’e kadar devam edecek dedim ki, Allah’ın lütfu 2014’e kadar devam etmiş olması da. Bak istese Allah daha da batırıp, iyice mahvederdi. 2014’lerde kurtulacaklar. Mehdiyetin vesilesi ile kurtulacaklar. Yunan halkı bunun doğru olduğunu, topluca şu an kabul etmiş durumdalar. Demek ki, bilimsel şarlatanlıklarla, Darwinist, Materyalist izahlarla bu iş olmuyormuş.
“Sayın Hocamız”, Ermeniler ile ilgili bir soru sormuş ama, biz tabii, bir siyasi yönü var sorunun, o yönden soruya girmeyiz. Fakat şöyle diyeyim. Ermeni kardeşlerimiz, hiçbir demeçten, hiçbir konuşmadan, olumsuz olan, alınmasınlar, tedirgin olmasınlar. Bakın kesinkes söylüyorum, 10 yıla kadar tamamen kurtulmuş olacaklar. Türk İslam Birliği’nin içerisinde, onları şefkatle bağrımıza basacağız. Yani şu an bazı insanların kaba tavırları, garip tavırları falan, onları üzmemesi lazım. Tedirgin olmamaları lazım. Bunda bir şey yok. Çünkü daha Mehdiyet tamamen her tarafı sarmış değil. Gölgesi sardı etrafı. Acele etmesinler. Çok çok güzel olacak. Ne Ermeni kardeşlerimiz, ne efendim, Musevi kardeşlerimiz, ne Hıristiyan kardeşlerimiz huzursuzluk, tedirginlik içerisinde olmasınlar. Türk İslam Birliği, çok asil bir birliktir. Soylu bir birliktir. Varı-yoğu laf etmez. Küçük şeylere tenezzül edip, ağzına almaz Türk İslam Birliği. Yani soylu bir birliktir. O soyluluğun gereğini yapacaktır inşaAllah. Dolayısı ile yani o garip tartışmalar, şunlar-bunlar, bunların hiçbiri olmayacaktır. Başlarını ağrıtacak hiçbir şey olmayacak. Biraz sabırlı olsunlar, onu diyorum inşaAllah.
SUNUCU: Akın Taşkent, Ankara’dan sormuş. “Hocam, Kuran’da bildirilen ayetlerden ve rivayet edilen hadislerden anladığımız kadarı ile, sizin söylediğiniz Kıyamet yaklaştı inşaAllah. Fakat İngiliz bir deprem bilimci, ‘Dünyanın sonu gelmedi, dünyanın sona doğru gitmediğini kesin olarak söyleyebilirim’ diye açıklamalar yaptı. Hocam, bazı kişiler bu konuda neden panik yaşıyormuş bir izlenim veriyorlar anlayamadım. Haiti, Şili ve diğer ülkelerde, üst üste depremlerin yaşanmasının tesadüf olduğunu söyleyen bu kişi, depremlerin çoğalmasının ahir zaman alameti olduğundan haberdar mı acaba?”
ADNAN OKTAR: Tamam, cevap verelim. İnşaAllah.
Geçenlerde bir gazete haberi gördüm. Bilmiyorum sen gördün mü? Bir psikopat yıldızdan bahsediyorlar, büyük bir şey. Böyle içinden parça fırlatıyor, ani parça fırlatıyor ve bu yakınlarda geziniyor. Bak psikopat yıldız diye anıyorlar. Biraz onu incelesinler. Yani psikopat yıldız mı yoksa Allah tarafından özel oraya getirilmiş görevli mi? Onu bir araştırsınlar. Kıyamet, bakın açıkça söylüyorum. 2120 gibi Allah’ın izni ile kopacak. Kardeşlerimiz diyor ki, bana yazıyorlar, işte oradan, buradan da, Mısır’dan da yazmışlar, Filistin’den yazan kardeşlerimiz de var. “Allah” diyorlar, “Kıyamet vaktini bildirmemiştir, siz nereden biliyorsunuz?” Şimdi bakın, buna birkaç cevap vereyim ama ilk önce şunu söyleyeyim. Kıyamet bilgisi gayb haberidir. Gayb da Allah’ın Katındadır. Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Buraya kadar doğru. Peki Allah diyor ki, “Gaybı Ben Peygamberlerime, istediklerime bildiririm” diyor. Ne olmuş oluyor o zaman? Gayb demek ki, Peygamber (s.a.v.)’e bildirilirse, Peygamber (s.a.v.) de ümmetine bildirirse, gayb biliniyor. Değil mi? Nasıl Peygamber (s.a.v.) peki geleceği söyledi de, 1400 sene sonra olacak olayları söyledi de, oldu peki o zaman, değil mi? Lulin Kuyruklu Yıldızı’na ait bilimsel delil, hiçbir şey yoktu. Bilim adamları bile yeni farkına vardılar. 1400 sene öncesinden nasıl bildi? Irak’ın işgal olacağını nereden bildi? Afganistan’ı nereden bildi? İşgal olacağını, Azerbaycan’ın aynı dönemde. Fırat’ın suyunun kesileceğini nereden bildi? 15 gün ara ile, üst üste, Ramazan ayında ve Hicri 1400’ün başında yani, üst üste ay ve güneş tutulmaları olacağını nereden bildi? Sayayım mı? Sabaha kadar sayarım. Bunları nasıl bildi? Bunlar gayb değil miydi? Kim bildirdi ona? Cenabı Allah bildirdi Sallallahü Aleyhi vesellem’e. O da gaybı bize bildirdi. Dünyanın ömrü ile ilgili 7000 yıl ile ilgili hadisi Suyuti Müslüman değil mi, bilmiyor mu, yani o hadisi bildirip bildirmeyeceğini? Bak “Dünyanın ömrü 7000 yıl” diyor Suyuti. “Bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor Peygamber (s.a.v.). Bunu Peygamber (s.a.v.)’in de söylediğini söylüyor. Bakın burada hem Peygamber (s.a.v.)’i suçlamış olurlar o zaman, hem Suyuti’yi suçlamış olurlar, değil mi? Yani gaybı Peygamber (s.a.v.), Allah’ın bildirdirmesi ile bilir. “7000 yıldır 5600 yılı geçmiştir” diyor. Ne olmuş oluyor? Biz Hicri 1400’de olduğumuza göre 1431’de olduğumuza göre yaklaşık 70 yıllık bir dönem var. İslam’ın hakimiyetinin yaşanacağı bir dönem, 70 yıl. Ondan sonra bozulma bekleniyor. Zaten 1545 gibi Kıyamet, yani 2120. Ve bunu da derken bakın, hadise rağmen Allahu Alem diyoruz, Allahu Alem. Doğrusunu Allah bilir. Zaten Üstad Bediüzzaman Hicri 1560 tarihini de veriyor ikinci bir ebced olarak. Fatiha Suresi’nden de çıkarıyor. Fatiha Suresi’nden ayrı bir ebced çıkartıyor. Hatta 1577 tarihini de veriyor Kıyamet için. Bakın 3 ayrı tarih veriyor. “1577 de olabilir, 1560 da olabilir” diyor yaklaşık. “1545 de olabilir” diyor. Ben de diyorum ki, Allah-u alem 1545. Çünkü hadisin oturuşu, konumu her kelimesi tam mutabık olarak, çok net veriyor olayı. Bir de 45 sayısı çok önemli bir sayıdır. Bakın 56 ve 45. Bunlar hep sınır sayılardır. Bakın 55 orta bir sayıdır, 55. 56’ya geçtin mi, başka bir aleme geçersin. Değil mi, 55 orta bir sayıdır? 45 de orta bir sayıdır. 45’ten 46’ya geçtin mi, başka bir aleme geçersin. Yani bu benim tabii görüşüm.
Ama vakti gelince, yaşayanlar görecekler. İnşaAllah. Ama ayrı, 1545 geldiğinde adamlar tabii içki masalarında coşmuş şekilde böyle, “Adnan Hoca Kıyamet olacak” demiş falan diye, yerlere yatarak gülecekler, eğlenecekler. Yani tahmin edemeyecekler. Çünkü bak, ayı belli değil, günü belli değil, saati belli değil. Ama yılı, Allahu Alem doğru. Çünkü onlar 1545 gelince, akşamına tabii kutlama olacak. “Ya” diyecekler, “hani Kıyamet kopuyordu?”. Ondan sonra iyice sapıtacaklar. Birinci ay, ikinci ay, üçüncü ay, dördüncü ay, belki de taa Şubat’a kadar gidecek, değil mi? Ocak’tan Şubat’a kadar belki. Belki başka türlü olacak bilmiyoruz, inşaAllah, değil mi? Fakat hiç tahmin etmedikleri bir anda, birden evin açısı değişecek. Yani ev yere paralelken, 45 derece böyle açı aldığında, mahalleler değişmeye başlayınca, mahalleler birbirine girecek. O mahalle oraya, o mahalle oraya. Deniz bu tarafa, kara öbür tarafa. Boğaz kapanacak-açılacak. Bayağı bir değişik olaylar olacak. O zaman diyecekler, “Peygamber (s.a.v.) doğru söylemiş, Bediüzzaman da doğru söylemiş, Hocamız da doğru söylemiş” diyecekler. Ama iş işten geçmiş olacak, inşaAllah. Bakın, sözümün doğruluğuna delillerim var. Bir kere Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu olaylarla ilgili, yani Ahir zamanda Kıyametin başlaması ile ilgili verdiği alametlerin hepsi oluştu. Yani bakın bir alamet olsa, yetersiz görebilir insanlar. İki de olsa belki yetersiz olabilir, üç de belki. Ama bakın, 150’nin üzerinde, böyle bir rastlantı olmaz. Yani buna rastlantı dedin mi, adamın aklından şüphe ederler. Çok acayip olur, rastlantı değil bu. Dediklerimden, sözlerimden herhangi birinin çıkamadığı vaki olsa, gene kabul ederim. Yani tamamı çıktı dediklerimin. Bakın ben yıllar önce, iki yıl önce daha vizenin adı yokken, ben vizeler kalkacak dedim. Bak 60’a vardı vizelerin kalkması. Ekonomik krizi 20 yıl önce yazdım ben kitabımda ve şak tarihi geldiğinde başladı ve durduramıyorlar. Durduramayacaklar dedim. Onun için, yani bundan sonraki olayları da izlesinler. Bakın İslam dünyaya hakim olduğunda eğer yine inanmazlarsa, artık onlara pes diyeceğim yani. Bakın Mehdi (a.s.)’ı görecekler, Hz. İsa (a.s.)’ı görecekler, “Ben buna rağmen inanmıyorum” derse, bir şey diyemem. O zaman Allah ona ispat eder, inşaAllah. Gayb bilgisi Allah Katındadır, Allah, bakın, Peygamberlerinden, elçilerinden seçtiklerine gaybı bildirdiğini Allah ayette belirtiyor, bitti. Delil ne diyorlar? İşte ben delil veriyorum ve Peygamber (s.a.v.) gayba ait bilgiler vermiş 1400 sene öncesinden. Gayba ait verdiği bütün bilgiler doğru çıkmış. Zaten Allah diyor, “Gayb bilinmez” diyor. Ama Allah’ın bildirmesi ile Peygamber (s.a.v.) biliyor ve ümmetine de bildiriyor, bunda şaşıracak bir şey yok.
ALTUĞ BERKER: Çok doğru Hocam inşaAllah. Nitekim siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, Peygamberimiz (s.a.v)’e de “Ahir Zaman Peygamberi (s.a.v.)” diye hitap ediliyor. Bir daha tekrar bir kitap ve Peygamber gelmeyeceği belli. Zaten oradan da dünyanın sonuna yakın bir dönem olduğu çok aşikar ve alametler de belirince.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi bir kere alametleri, meydana gelen alametleri bir kısmı hiç yerine koyuyor haşa. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) mesela daha önce diyor ki sahabeler otururken, mesela diyor, “Yarın sabah buraya bir kervan uğrayacak” diyor. “Onların” diyor, “develerinin birinde şöyle bir yük vardır” diyor. Sahabeler “inşaAllah” diyorlar. Bekliyorlar. Ertesi gün hakikaten kervan geliyor. Devenin, hakikaten de orada yükü buluyorlar. Nedir bu? Mucizedir bu. Gaybı Allah ona bildirmiş, değil mi? Mesela bu sahabelerde heyecan meydan getiriyor. Çok önemli bir konu olarak, mucize. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, “bir hafta sonra yağmur yağacak” diyor. “Allah’ın izniyle” diyor ve aynen dediği gün, mesela “Cuma günü yağmur yağacak” diyor, dediği gibi çıkıyor. Bu da mucize oluyor. Bu sefer diyor ki Peygamber (s.a.v.) 1400 sene sonra şunlar şunlar şunlar olacak, 150 tane olayı sayıyor, hepsi oluyor. Adama anlatıyoruz, “evet” diyor,” ne oldu?” diyor. “Elhamdülillah ben Müslümanım” diyor. Peki diyoruz “bu nedir, bu olaylar?” “Hiçbir şey değil” diyor. Kardeşim, sahabenin gösterdiği tavra bak, senin gösterdiğin tavıra bak. Yani oradaki mucize ile buradaki mucizenin farkı ne? Burası, 1400 sene sonrasını biliyor Peygamber (s.a.v.), daha büyük mucize bu. Bir hafta yine insan belki “havadan mı acaba anladı?” der, mesela değil mi? “Rüzgarlardan mı anladı, bir yerlerden mi anladı?” diyebilir bir ihtimal. O da mantıksız da. 1400 sene sonra olacak olayları, en ince detayına kadar bilmek, nedir bu? Şimdi mesela Mehdi (a.s.)’ı tarif ediyor, onu da aynısıyla göreceklerdir. Bir insan 1400 sene önce, vücudundaki en ince detaya kadar bildiriyorsa Peygamber (s.a.v.), değil mi? 30-40 tane özelliğini bildiriyorsa, tıpkısının aynısıyla o insan da geliyorsa. Mesela 30-40 olay bildiriyor, dev dünya çapında olay, bunlarda tıpkısının aynısı oluyor. Bu nedir bu?
ALTUĞ BERKER: Mucize inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bak mesela “Hz. İsa (a.s.) inecek” diyoruz. Mehdi (a.s.) safhası büyük bölümü tamam. Yalnız şimdi Hz. İsa (a.s.)’ı da görünce insanlar tabii böyle şoka gireceklerini zannediyorlar. Öyle bir şey olmuyor. Yani bir kere Mehdi (a.s.)’da şoka girmezler. Ahir zaman olaylarında, bu olaylarda şoka girmeyen orada niye şoka girsin? Yani gayet normal karşılayacaklar, zannettiğiniz gibi olmaz. Bakın görün, Hz. İsa (a.s.)’yı da görecekler, çok normal karşılarlar. Hemen alışırlar, yani öyle hani böyle müthiş bir şey meydana gelmez. Hızır (a.s.)’da da zannediyorlar ki, Hızır (a.s.)’ı görünce, Hızır (a.s.) onlara bir harika gösterir o anda. Öyle bir şey olmaz. Hızır (a.s.) halk arasında geziyor. İstanbul’da da geziyor, Ankara’da da geziyor, Kudüs’te de geziyor. Her olayın içindedir Hz. Hızır (a.s.), halkın içerisinde. Hatta kenara itiyorlar Hızır (a.s.)’ı elleriyle mesela kalabalık olduğunda. Haberleri bile olmaz. Yani gücünü bilse, mesela Allah’ın onda meydan getirdiği gücü, tecelliyi bilse, kanı iliği çekilir. Yanına bile gidemez. Ama Hızır (a.s.)’dan haberi bile olmuyor, mesela “hemşerim” diye hitap ediyor, bilmiyor. Her olayda, her yerde bulunur Hızır (a.s.). Birçok olayda olur, inşaAllah. Aklın ihtiyarini kaldıracak hiçbir olay olmayacak. Şimdi bakın, Hıristiyan aleminde, Müslümanlar önümüzdeki yıllarda iyice yaklaşacaklar, bunu da çok makul görecek insanlar. İslam bakın dünyaya hakim olacak, diyecekler “sosyal olayların gelişmesi ile, evet gayet normal”. Darwinizm’in yıkılmasını zaten çok normal karşılıyorlar, şu anda da normal karşılıyorlar, çok vasat bir şeymiş gibi. Halbuki dünya çapında, dünya tarihinde en büyük deccaliyetiydi tepelenen. Bakın dünya tarihinde gelmiş geçmiş en büyük deccal vakası yok oldu. Herkes çorbasını içiyor yemeğini yiyor, gayet sakin bir şey olduğu yok yani. Hatta bakın, Hz. İsa (a.s.) mucize gösterecek, inanın bana onu da çok normal karşılayacaklar. Yani zannettiğiniz gibi olmaz. Mesela ölüyü diriltiyor, milletin gözünün önünde. Mesela 3 gün olmuş adam ölmüş, mezarda, “Allah’ın izni ile kalk gel” diyor. Adam mezarın kapısını açıp çıkıyor, mezardan dışarı çıkıyor, mezarın taşını itip. Canlı adam, kefeni ile falan ayağa kalkıyor, normal ölmüş adam. Mezarının içinden çıkıyor. Çok normal karşılıyorlar, “hiçbir şey yok bunda” diyorlar, “gayet normal” diyorlar. Mesela anadan doğma kör adam, mesela 30-40 yıllık kör, yani ömrü boyunca elinden tutarak gezdirmişler adamı. Hz. İsa (a.s.) elini sürüyor yüzüne, “bismillah” diyor, adam hemen görmeye başlıyor. “Allah senden razı olsun” diyor, sarılıyor. Adam işine gücüne bakıyor ondan sonra. İsa (a.s.)’ı bırakıyor, kendi başka işine bakıyor. Mesela müteahhitlik falan yapmaya başlıyor. Yani öyle olmuyor insanda, siz hani dediğiniz gibi olmuyor yani. Çok normal karşılıyorlar, yani “herhalde” diyor, “psikolojik bir etki oldu bana” diyor. “Beynimde ya bir sinirime dokundu herhalde” diyor. “Beynimin bir sinirine bir şey oldu” diyor. Veyahut “kafamda bir pıhtı vardı herhalde” diyor, “o ana rastgeldi, elini sürünce o pıhtı açıldı ben de gözüm görür bir hale geldim” diyor. Yani onunla bir alakasını, bağlantısını kurmuyor. “Tamamen bir rastlantı” diyor eli. “Zaten iyileşecektim ben” diyor, “o elini sürdüğü için, ona rast geldi” diyor. “Olay bu” diyor, “bu kadar” diyor. Yani dünya tarihinin başından beri bu böyledir. Yani insanlar bunu bilmiyorlar. Tabii yani, bir olağanüstü bir şey mi ne? Mesela, kardeşim bak bundan büyük mucize ne olur? Ben söylüyorum yani, diyorum ki bak, insanlar şu kadarcık yerde yaşıyorlar diyorum, beyninin içinde. Bunu inkar eden hiçkimse yok Türkiye’de. Var mı böyle değil diyen? Görüntünün beyni de oluştuğunu. “Doğru” diyor, “hakikaten biz şu kadarcık yerde yaşıyoruz” diyor. “Dolarlar, paralar, evim hepsi burada” diyor. Yerlere yapışır bunu anlayan insan. Dehşet bir şey bu, çok büyük bir olay. Bunu bu kadar normal karşılayan bir insan, onu niye anormal karşılasın. Anormal demeyeyim de Allah affetsin. Niye acayip karşılasın? Öyle bir şey olmaz. Olmuyor. İmtihan ortamının gereğidir bu. Mesela Mehdi (a.s.) da öyle. Halk içerisinde Allah 40 sene tutacak, 40 sene tanıyamayacaklar Mehdi (a.s.)’ı. 40 sene. Yani şüphelenecekler de, hani belki gibisinden. Acaba yüzde 1 -2 -3 ihtimal verecekler. Ama konduramayacaklar. 40 yıl farkına varamıyorlar. Ondan sonra, “aaa hakikaten oymuş” diyecekler. “Allah-u alem oymuş” diyecekler. Böyle yani imtihan dünyası. Allah’ın aklın ihtiyarını kaldırmama sanatı vardır. Sebep sanatı vardır. İnsanlar sebep sanatının gücünü anlayamıyorlar. Allah’ın orada olağanüstü gücü vardır. Sebepleri çok mükemmel yaratır Allah. Yani mesela, arabaya benzini sebep ediyor gitmesi için. Araba benzinle gitmez. Ama insanların aklının ihtiyarının kalkmaması için, oraya su gibi bir şeyi Allah döktürüyor. İşte “orada motor var” diyor, “bujiler var” diyor, yanıyor manıyor bir sistem var kafasında. Mesela televizyonda da, televizyonu doğrudan doğruya Allah yaratıyor, görüntüyü. İnternette de görüntüyü doğrudan Allah yaratır. Ama o kablolar, bilmem bağlantılar, kısa devreler falan, onlar olunca insanların aklı normal karşılıyor. Halbuki rüyasında da insan bilgisayarı açıyor ve aynen çalışıyor. Bilgisayarın başına geçip rüyasında iş yapan o kadar çok insan vardır ki. Değil mi? Her türlü işlemi yapmıyor mu rüyasında? Bastığında tuşa her türlü haber bilgi akıyor. Ne istiyorsa oluyor. Orada bilgisayarın aleti edavatı mı var kafasında? Ne elektriği var, ne devreler var, hiçbir şey yok. Allah orada yaratıyor. Aynı sistem dünyada da vardır.
SUNUCU: İstanbul’dan Mustafa M. soruyor. “Hocama sonsuz selam ve dualar. Sohbetlerinizi her akşam dinlemeye çalışıyorum. Ayrıca gün boyunca da kendimce bir gayretle Hocamızın makalelerini arkadaşlara yollayarak yaymaya çalışıyorum. Aynı şekilde web sayfasını kaynak göstererek bazı internet bloglarına da Kuran ahlakı ile ilgili yazıları yolluyorum. Hocamıza bir sorum olacak; bazı ayetlerin başında Elif, Lam, Mim ya da Yasin gibi harf kısaltmalarının sırrı nedir? Ne zaman açığa kavuşacaktır?”
ADNAN OKTAR: Vay uyanık vay. Kim bu soru soran?
SUNUCU: İstanbul’dan Mustafa M.
ADNAN OKTAR: Mustafa M. Ben anlattım onun cinlerle bağlantısını, şimdi direk cinleri olayın içine katmadan dolaylı yoldan soruyor yani başka türlü. Kardeşim ben bununla ilgili hadis biliyordum. Bununla demeyeyim de Allah affetsin. Hurufu mukattanın cinlerle bağlantılı olduğunu biliyordum. Ama bizzat müşahede ettim. Bizzat müşahede ettim. Detay da vermek istemiyorum biraz ürküntü veren bir konu olduğu için insanlar arasında. Yani net müşahede ettim. Çünkü hurufu mukattanın söylenmesiyle bir şey oldu. Yani birileri de gördü. Yani 3-4 kişi birden gördü. İnşaAllah. Gerekirse de sonra söylerim. Cinlerin anladığı bir şey var. Onlarla bağlantıda bir şifre Allah-u alem benim anladığım kadarıyla. Çünkü Kuran hem inse, hem cinse indirilmiş. İnsan ve cinlere indirilmiş bir kitaptır. Onların anlamasını sağlayan, Kuran’ı anlamasını sağlayan, Kuran’la bağlantılarında da etkili olan bir şifre olabilir. Ama bayağı şeyler, çünkü Kuran’ı dinlemeye çok muhtaçlar. Çok zevk alıyorlar Kuran’ı dinlemekten. Ayette de var zaten. O gariplerimle kimse ilgilenmiyor. Yani mesela Hocalar, herkes, alimler hep halka anlatıyorlar. O garibanlara kimsenin bir şey anlattığı yok. Hep yalnızlar yani. Onun için Allah rızası için onlara arada sırada ders yapılması çok faydalı. Kuran’dan sohbet yapılması. Özellikle Cin Suresi’ni okuyup, onları böyle bir toplayıp, ondan sonra Müslüman olanları, öbürleri zaten tantana keratalar. Onlarla pek muhatap olunacak gibi değil. Onlar milleti eğlendirmekle meşguller. Dalga geçiyorlar gençlerle falan orada burada. Onlara pek lafımız yok. Var da yani inşaAllah dinlerler. Fakat bizzat müşahede etmemiz iyi oldu. Allah birden fark ettirdi. Bir kişi olsa tamam aklım alır, 3-4 kişi birden gördü. Onun dışında da birçok sırrı var. Hz. Hızır (a.s.)’la bağlantıda, Hz. Hızır (a.s.)’ın şifrelerinin de bu hurufu mukattanın içinde olduğunu zannediyorum. Ben “zannediyorum” dersem, bir anlamı vardır. Bakın Hz. Hızır (a.s.)’la bağlantıda anlamı olan anahtar sözcükler inşaAllah olabilir. Zannediyorum diyorum. İnşaAllah. Ama bilirler beni bilenler kendi aklıma göre konuşmam. Bir şey görmeden, duymadan, etmeden, araştırmadan yani kanaatim gelmeden söylemem. Evet inşaAllah. Kuran’da insanların tahmininin çok üzerinde sırlar var. Yani çok çok çok çok tahminlerinin üstünde sırlar var. İnşaAllah. Mesela bazı cümleler var, okuyup geçiyor insanlar, bir mantık data veremiyor. Herhangi bir cümle ama, hakikaten ilginç bir cümle, anlamı da var, ama cümle ilginç. Onlarda bir durmak lazım. Yani tahmin tahayyül edilmeyen olaylara bakıyor.
SUNUCU: İletmek istedikleri var. Mesela Üsküdar’dan Zafer Aydoğan; “değerli Hocam Türk İslam Birliği’ne bir adım daha yaklaştık. Kamerun’la da vize kalktı maşaAllah. İslam ahlakının yeryüzünde hakim olması için Allah’a dua edin demiştiniz. Hem kendim, hem çevreme anlatıyorum ve dua ediyorum Hocam. Saygılar” diye iletmek istemiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok güzel. Kardeşlerimize ben daha önce de söylemiştim, internet bizim evimiz. “Hocamızla nasıl görüşeceğiz?” diyorlar. Evime buyursunlar. İnşaAllah. İnternete buyursun. Müslümanların herkesin evidir. İnternet komşuluğu çok önemlidir. Ben internette konuşmaya başladığımda akraba, soy herkesi çağırsınlar. Desinler “Hocamızı dinleyin”. İnşaAllah. Tavsiye etsinler mesela “adresi şu dinleyin” olmaz. Mesela gitsin teyzesinin evine yarım kilo da bisküvi alsın. Güzel çayları da yaptırsın. Ondan sonra çifte kavrulmuş bisküvi yalnız, o çok önemli nemli bisküvi olmaz. “Ya getirin şu bilgisayarı” diyecek. Diyecek ki, teyzesi veyahut halası kimse “bizde bilgisayar yok”. “Ya olmaz” diyecek, “dayıcığım” diyecek “hep beraber yarın gidiyoruz. En ucuzundan da olsa bilgisayar alacağız, olmaz” diyecek. İnternet bağlantısı olmadan olmaz. O gün orada kalacak, sabahleyin dayısıyla gidecek. Bir tane bilgisayar güzel internet bağlantısını da kurduracak. O safhaya kadar. Sonra bizim programı açacak, gösterecek, başında beraber bir seyredecekler. Tatbikat da yaptıracak birkaç defa. Böyle açıp gösterecek. Ondan sonra da telefonla teyit alacak. Diyecek “dayı açtın mı? Şu an program başladı Hocamızın” diyecek. “Aç şu internet sitesini duyayım diyecek ne anlatıyor Hocamız” diyecek, değil mi? Yani çifte teyit böyle. O zaman oldu. Yani böyle mesela bir kişi beş kişiyi internetle bağlantılı hale getirmiş olsa çok büyük cihad etmiş olur. Beş kişiyi yani, bir kişi beş kişiyi. Onlar da aynı şekilde tavsiye edip artırırlarsa çok güzel olur. Çünkü bizim sohbetlerimizde, ben Allah’ın naciz, aciz zavallı bir kuluyum, yani herhangi bir kuluyum. Cenab-ı Allah beni vesile ediyor. Benim ağzımı kullanıyor Allah. Bedenimi kullanıyor. Değil mi? Bizim ağzımızdan Allah insanlara hitap ediyor. Vesile, ben tecelliyi değil mi yaşayan bir insanım. Yani tecelli, benim üzerimde oluyor. Mesela sen konuşuyorsun senin üzerinde oluyor. Beril oluyor Beril’in üzerinde Allah tecelli ediyor. Allah oradan konuşuyor. Konuşma anında bir de ayrıca hal alınır, hal. Hal denen bir şey vardır. Sohbet yani mesela insanlar, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Peygamberimiz (s.a.v.)’in gece sohbetlerine katılıyorlardı. Sırf ilim almıyorlardı, bilgi almıyorlardı. Hal alıyorlardı. Halin açıklaması yoktur. Hal apayrı bir şeydir. Yani tarifi yapılmaz halin. Yapılır da yani bilen bilir. Hal açısından da çok büyük faydası olur. Çünkü Allah beni vesile ederek hal almalarına vesile oluyor olabilir. Yani onu yaşayanlar zaten bilirler. O yönüyle çok güzel olabilir. Bu konuyu çok sıkı tutsun kardeşlerimiz. Adam diyor ki “adam size karşı Hocam”. Ben mesela deseler ki bana, “Dawkins Türkiye’de konuşma yapıyor”. Azılı adam ateist, Darwinist. İlk işim nedir? Hemen internete girer bakarım yani konuşmalarını dinlerim. Muhalifler de beni dinlesinler. Yani, böyle bir şey yok, muhalif dinlemeyecek diye bir şey yok. Dinleyecek zaten. Zaten bakıyorum keratalara internet sitelerine falan. Onların meşhur kendi ağızları var, işte “Hocamız yine bayana iltifat etti”. Onlar çok dikkat ediyorlar o tip şeylere. İşte şunu konuştu, bunu konuştu, balıkla konuştu.
Ne yapıyor bizim balıklar? Onlar dinlemede. Onlar dinlemede, şu kerata özellikle, pür dikkat köşede dinliyor. Ama nasıl masum ve şeker bunlar. Yani şöyle ben bunların ölmeyeceğini bilsem bunları hart hart yerim. Ağızlar bir kere çok şeker. Ben küçükken balık yakalardım. Sepetle ağabeyimle beraber yakalardık. Sazan balığı şu bıyıklı falan var ya. Yakaladım mı dehşete kapılıyordu. Gözler şaşı oluyordu. Acayip şeker böyle. Burnu aşağıya doğru. Defalarca ağzından öpüyordum yakaladığımda. Yani yüzündeki salaklık acayip tatlı ve panik halde bir de. Beril bir görsen yani süper şeker. Yani öpmenin dışında insanın yapacağı bir şey yok. Allah çok sevimli yaratıyor bunları maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir iki mesaj var Hocam, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mustafa Dursun yazmış İstanbul’dan. “Hayırlı akşamlar Hocam. Sohbetlerinizi takip ettikten sonra bende Allah sevgisi, insan sevgisi ve merhametli olmak konusunda büyük değişiklikler oldu. Sohbetlerinizin sevgiyle ilgili bölümlerine herkesin ihtiyacı var. Hayırlı akşamlar Allah yardımcınız olsun” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani, dünyada bir sevgi eksikliği var. Mesela ben çocukluğumdan beri sevmekten çok hoşlanırım. Böyle sevileyim, seveyim, coşkuyu yaşayayım böyle. Aşık olayım. Her şeye aşık olurum ben. Yani gece gündüz böyle. Deli aşığıyım yani inşaAllah. Fedakarlık yapayım. Biri mesela bir hata yaptığında üstüme yüklenirim. “Ben yaptım” derim mesela. Hiç sezdirmem dahi yani. Sevgi çok zevkli güzel bir şey. İnsanlara ne oldu böyle ben anlayamıyorum. Ben rüya mı görüyorum, kabus mu görüyorum? Yani bir şey yaptılar insanlara yani bu kadar zevkli ve bu kadar güzel, Allah’ın bu kadar beğendiği büyük bir nimeti insanların terk etmesi nasıl oluyor ben anlamıyorum. Laf soksun, abuk sabuk konuşsun, aşağılasın, gururunu kırsın, dedikodu yapsın, kusur bulsun. Nedir bunlar böyle? Yani mesela dışarıya çıkıyorum. Seven insan arıyorum böyle yani birbirini seven insan var mı mesela. Yahut bir güzel bir şeye bakan biri var mı? Yani güzelliğe karşı böyle hayran olan, çok nadir yani binde bir. Yani ne oluyor böyle nedir bu? Yani Allah’a çok şükür, yani Allah ne kadar güzel yaratıyor. Bir de Allah diyor “Dayanamayacağınız yükü size yüklemem” diyor. Yani ben mesela 54 yaşındayım, ben hiç karşılaşmadım böyle bir şeyle şu ana kadar. Yani ne badirelerden geçtim. Mesela akıl hastanesine girdim, gayet neşem yerindeydi. Yani hiçbir şey olmadı. Yani hiçbir acı çekmedim. Hücre hapsindeydim mesela hiçbir acı çekmedim. Hücrede mesela perişan oluyor insanlar. Benim duyduğum. Ben hiç öyle bir şey hissetmedim, bilmiyorum. Yani 3 metreye 2 metre falan öyle bayağı küçüktü benim kaldığım hücre. Böyle kalın yaklaşık 5 santimlik demirlerden oluşan bir kısım önünde. Sürgülü demir kapı böyle. Açıldı mı zangır zangır ötüyordu. Raylı şeyin üstünde. Gayet mutluydum ben. Risale-i Nur Külliyatı okuyordum, Kuran okuyordum. Yazı yazıyordum. Kitap tashihi yapıyordum. Oradan bayağı yeni kitap yazıları gönderiyordunuz mektupla, hatırlıyorum ben inşaAllah. Yasin Hocam sağolsun, şimdi biz, hapishanede görüş günleri 15 günde bir gün vardı. Bizim çocuklar da daha yeni yetişiyorlar. O zaman o kadar tecrübeleri de yok. Şimdi ziyarete gelecek. Ziyarete geldiklerinde de ben bir şeyler söyleyeceğim onlara ki, hani haber onlara konuşalım diye. Yani saat 4 gibi görüş bitiyordu. Yasin Hocam da sağolsun tam 4’te geliyordu. Ben bekliyorum tabii şimdi görüşme olacak derken, yok. Mesela 1.5, 2 ay sonra ancak görüşebiliyorduk. “Ne oldu?” diyordum. “Tam Hocam” diyor, “sıra bize geldi” diyor “görüş bitti” diyor. “Saat 4 olduğu için” diyor. “Kerata” diyorum. Biraz erken gelsen şöyle, değil mi? Ne olur yani? Ama yine de dışarıya işte bir şeyler yapmaya çalışıyorduk yani bağlantı kurmaya çalışıyorduk o zamanlar.
ALTUĞ BERKER: Hocam böyle dinlerken insanlar genelde siz anlatırken şu andaki yaşınızla orada bulunuyormuş gibi insan psikolojik olarak düşünebilir. Siz o zaman 29 yaşındaydınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Yani 30 yaşında 29 yaşındaydınız. Yani bu da çok önemli bir husus.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah. Biz tutuklandığımızda da bunlar gelmişler çocuklar DGM’ye gelmişler. Dehşet içinde bakıyorlar bana böyle. Biz tabii böyle takdir edecekler falan bir şey bekliyoruz. Dedim ki “annem herhalde tecrübeli” dedim, “annem herhalde normal bir şey yapar” dedim. Annem ayağıma bir bakıyor böyle, omzuma kadar yere yükseliyor omzuma, omzumdan geri ayağıma iniyor; cık cık cık cık. Baktık olacak gibi değil. Neyse Allah razı olsun Sungur Ağabey tecrübeli, sen var mıydın o zaman, orada yoktun değil mi?
ALTUĞ BERKER: O gün yoktum.
ADNAN OKTAR: O gün yoktun evet. Sungur Ağabey tecrübeli maşaAllah. Şöyle gür bir sesle, zaten bayağı iri yarı Sungur Ağabey, “ne mutlu sana; mazi de müstakbel de seni alkışlıyor” dedi. Ama bütün orada polisler molisler herkes duydu. Kalabalığa doğru bağırdı böyle. Dedim “elhamdülillah çok iyi oldu, şu anda inşaAllah” dedim. Anneme de faydası olmuştur. Annem her polis geldiğinde eve öyle yapıyordu. Böyle ayağımdan bir bakıyordu. Ben korkmasın diye polis geldiğinde anneme, “arsa işi vardı da onun için arsaya bakmaya geldiler” diyordum. Annem “belli” falan diyordu.
Biraz ara verelim sonra yine devam ederiz haydi bakalım.
SUNUCU: Tekrar yayınımıza hoş geldiniz. Hocam isterseniz dinleyicilerimizin yine ilettikleriyle başlayabiliriz. Ya da size bırakalım sözü.
ADNAN OKTAR: Bende bir soru var, onunla başlayalım mı? “Sayın Hocam” diyor “sizi uzun süredir yaklaşık 3 seneden beri takip ediyorum” diyor Tolgahan. “Fakat anlattıklarınızda bir tezat var. Dost gerçekleri söyleyendir”. Dost acı söylermiş, doğru. “Bu tezat nedir derseniz, benim gibi birçok kişinin aklına geldiğini düşünüyorum. Şöyle ki, diyorsunuz ki gerçek mümin, Allah yolunda malını harcamalıdır. Güzel. Fakat bildiğimiz kadarıyla siz villa da oturuyorsunuz”. Evet, doğru. “Burada bir tezat var gibi. Bunları söyleyeyim ki, sizi izleyenler ne düşünüyor bilin istedim. Saygılar, Tolgahan Ateş . Tolga kardeş şimdi birkaç yönden anlatayım bu dediğin soruya cevabı. Birincisi Müslümanların Hz. Süleyman (a.s.)’ın yöntemini kullanması gerekir. Yani ihtişam, güç, güzellik, estetik, sanat, tebliğde bu çok önemlidir. Şimdi biz burada bir gecekonduda da yayın yapabiliriz. Klasik bildiğimiz tarzda bir şey de yapabiliriz. Ama böyle bir yöntem daha etkili olur, daha olumlu olur. Yani tebliğde o yöntem olarak makbul ve güzel bir yöntemdir. Çünkü Kuran bunu övüyor. Hz. Süleyman (a.s.) sarayına Sebe Melikesi Belkıs geldiğinde “Biz zaten iman etmiştik” diyor kadın o ihtişamı görünce. Hatta diyor “ayaklarını sıyırdı” diyor, zemin, köşk zeminini öyle yaptırmış ki Hz. Süleyman (a.s.) su zannediyor kadın. Yani o kadar mükemmel yapılmış. Sudan ayırt edilemiyor. Suya gireceğini zannediyor. Onun kristalden oluşma bir köşk zemini olduğunu belirtiyor Cenab-ı Allah. Hz. Süleyman (a.s.)’ın çok güzel süslü atları var. Heykeller var, havuzlar var, saray muazzam süslü çok etkileyici. İslam’ı tebliğ edenlerin güçlü olması, zengin olması, etkileyici olması, fizik olarak da güzel olmaları, tebliğin bir yöntemidir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Dıhye (a.s.)’ı tebliğe gönderiyordu. Muhteşem yakışıklıydı Hz. Dıhye (a.s.). Peygamberimiz (s.a.v.)’e benziyordu ve üzerinde çok pahalı Bizans cübbeleri vardı. Çok çok pahalı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de yabancı elçilere karşı çıktığında üzerine çok pahalı Bizans cübbesi giyiyordu. Değerli kıyafetler giyiyordu. Ucuz kıyafet giymiyorlardı. Hem sükseli hem gösterişliydi. Kendisi de çok yakışıklıydı. Yani o bulunduğu şartlara göre de çok hoştu bulunduğu ortam. O yüzden yani Müslümanların tebliğde, Kuran’da makbul tutulan Hz. Süleyman (a.s.)’ın yöntemini kullanması etkileyicidir. Zaten dünyada, “fakir oldukları için Müslüman olurlar veya çirkin oldukları için Müslüman olurlar veya cahil oldukları için Müslüman olurlar” inancında düşünüyor bir kısım insanlar. Biz bunun tam zıttını yaptık. Dedik ki biz “zengin olan da Müslüman olur. Bakın görün” dedik. Zaten Türkiye’de olay oldu bu. Yani Türkiye’de bir çağ açıldı. Eskiden hep fakir fukara, köydeki kardeşlerimiz, kasabadaki insanlarımız, yaşlı amcalar Müslüman olarak bilinirdi. Ama sosyetenin Müslüman olması, Müslümanlığın sosyetede yayılması Türkiye’de bir şok yaşattı, 86-87’lerde. Türkiye’de yer yerinden oynadı. Bunu herkes bilir ve ondan sonra çığır açıldı. O siyasete de yansıdı, politikaya da yansıdı, sanata da yansıdı, her şeye yansıdı. Ve bugün Türkiye’deki tablo oluştu. Dolayısıyla demek ki doğru yoldaymışız. Allah doğru hareketimizi bize göstertti. Amma ve lakin, ikinci yönünü açıklayalım. Benim üzerime kayıtlı hiçbir mal varlığı yok. Diyeceksiniz ki “senin yoktur ama annenin vardır”. O garibim onun da yok. Hiçbir şeyi yok. Onun da yok yani. Yani akrabalarım filan görüşmüyorum ben bir kısmıyla. Bir kısmıyla görüşüyorum. Yani iş yoğunluğundan dolayı. Yani benim üzerime veya yakın akrabalarımın üzerine kayıtlı bir mal varlığı yok. Bir şey yok. Benim üzerime de hiçbir şey yok. Diyeceksin ki “Bu köşke ne diyorsun?”. Buraya yedi ayrı haciz kararı var. Bulunduğumuz yere şu an. Yayın yaptığımız yere. Yedi ayrı haciz kararı var. Eğer kardeşimiz bilmek istiyorsa bildireyim yani. Yani binaya haciz var yedi ayrı haciz kararı var ve bana ait değil yani onu da belirteyim. Ama buna rağmen imkan dahilinde kullanıyoruz. Yani bu güzel bir şey, faydalı bir şey. Dua etsinler daha iyi olsun. Niye böyle bir yerde yapalım? Daha geniş daha büyük imkanlarla yapalım, değil mi? Televizyon kanallarında birçok kanalda yayınlayalım. Mesela televizyon kanallarında şu an yayın yapamamamızın nedeni ekonomik yönden darlıktır, konu bu. Yoksa mesela biz daha önce paramız varken son kuruşuna kadar verdik. Televizyon yayınlarına. Son kuruşuna kadar. Tükenince, bitince biz de durduk mecburen bedava devam edemeyeceğimize göre. O yüzden hepsinde bir hikmet, hayır var. Bir güzellik var. Ama Allah verince biz de devam ediyoruz. Mesela önümüzdeki günlerde yine yapacağız. İnşaAllah bir yerden biraz para bekliyoruz. Bir kazancımız oldu. Meşru, helal, güzel bir yoldan kazancımız oldu bir parça. Yeniden başlayacağız. Anlaşıldı mı? Olay her yönüyle uygun. Kuran’a uygundur. Akla uygundur. Mantığa uygundur. Garip olan bir şey yok. Benim mesela kitaplarım 80 milyon adet, 100 milyonu aştı. 80 değil 100 milyonu aştı. Kitabım dağıtıldı, satıldı. Ben onlardan hiçbir şekilde kar payı almadım. Almış olsam çok yüksek bir meblağ tutar. Bayağı yüksek bir meblağ tutar, değil mi? Bir tanesinden bir milyon lira bile almış olsam, bir tanesinden. Yani muazzam para tutar. 80-100 milyon kitap. Düşünün yani, inşaAllah. Artı üstüne ben harcıyorum. Yani vaktimi zamanımı harcıyorum. İmkanlarımı harcıyorum. Yani bunu iftiharla yapıyorum, ibadet olduğu için yapıyorum. Gönülleri müsterih olsun diye anlatıyorum. Kardeşimiz de “bunları söyleyeyim ki, sizleri izleyenler ne düşünüyor bilmenizi istedim” diyor. Tabii insanların kalbinde vesvese kalmasın diye kardeşimiz söylemiş. Ama buna rağmen kalbinin yatışmadığı bir nokta olursa yine açıklarım. Ama olay bu. Doğru olanı yapıyoruz inşaAllah. Aç Hz. Süleyman (a.s.) kıssasını. Oradan da göstereyim. İnşaAllah. Mesela şu örtüler, depodaydı bunlar, satılmaya gitmişti. Buraya getirttirdik. Akıllı hareket ettim. Değil mi? Bunların birçoğu da öyle. Satıştaydı, depodaydı. Bunları aldık getirdik. Dedik kullanılsın. İnşaAllah. Bayağı güzel oldu.
Evet, şeytandan Allah'a sığınırım, 14. ayet, “vicdanları kabul ettiği halde” diyor Cenab-ı Allah, “zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler”. Bak vicdanları kabul ediyor ama zalimliklerinden, büyüklenme ve enaniyet duygusundan dolayı gerçekleri inkar ettiler. “Artık sen bozguncuların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak. Andolsun Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik”. Bakın hep Allah özel ilim veriyor. “Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah’a hamdolsun dediler”. Evet, bütün gücün Allah’ta olduğunu söylüyorlar. “Süleyman’a cinlerden, insanlardan, kuşlardan ordular toplandı. Bunlar bölükler halinde dağıtıldı”. Demek ki Hz. Süleyman (a.s.)’ın emrinde cinler varmış. Hz. Mehdi (a.s.) kime benziyor hadise göre? Süleyman (a.s.)’a benziyor değil mi? Hz. Süleyman (s.a.v.) gibidir diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.)’ın de cinlerden ordusu olacaktır. Cinlerden inşaAllah. Her türlü bilgiyi, istihbaratı onlardan sağlayacaktır. Gün be gün gücü artacaktır, cinlerle bağlantı gücü artacaktır Hz. Mehdi (a.s.)’ın inşaAllah. “Ve kuşlardan.”Hayvanlara da etki ediyor, Hz. Mehdi (a.s.) gibi Hz. Süleyman (a.s.). Hayvanlarla bağlantı halinde. Kuşlar onu seviyor, o kuşları seviyor. “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor “o balıkları bile sever” diyor, “onlarla bağlantıdadır” diyor. “Denizdeki balıklar bile ondan memnun kalırlar” diyor.
ALTUĞ BERKER: Havadaki kuşlar...
ADNAN OKTAR: Havadaki kuşlar diyor, tabii. “Bunlar bölükler halinde dağıtıldı” diyor. “Nihayet karınca vadisine geldiklerinde bir dişi karınca dedi ki, ‘ey karınca topluluğu kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları farkında olmaksızın sizi kırıp geçirmesin’”. Karıncalar da Hz. Süleyman (a.s.)’la bağlantılı. Yani harika oluşuyor. Sözünü dinliyorlar karıncalar Hz. Süleyman (a.s.)’ın. Bunların da hikmetini göreceğiz, inşaAllah. Mesela Hüdhüd konuşuyor. Papağanlar da şimdi bakıyoruz şakır şakır konuşuyorlar, değil mi? Adama “nasılsın?” diyoruz, “iyiyim” diyor. “Ne yapıyorsun?” diyoruz, “geziniyoruz” diyor. Papağan normal konuşuyor. “Dedi ki: ‘Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı. Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve şüphesiz ‘Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır". Bir mektup, mesela biz de kitaplarımızın hepsinin başlangıcında “Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla” yazıyoruz ve kitaplar da bir mektuptur her yere gönderiyoruz. Allah’tan bir mektup değil mi Müslümanlara, insanlara inşaAllah. “(İçinde de:) "Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır)”. Yani enaniyet yapmayın, gurur yapmayın, Müslüman olun diye, inşaAllah mektupta yazıyor. “(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: ‘Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz’ dedi”. Ben mesela hiç hediye kabul etmem, bilirler. Hiç yani, çok çok mecbur olursam teberrüken kabul ederim. Ama onun mutlaka karşılığı daha değerli bir hediye verip ve tembihlerim de “bir daha yapma” şeklinde. Yani değerli hediyeyse zaten kabul etmem yani böyle altın maltın hiç mümkün değil. Ama mesela ufak tefek bazen alıp getiriyorlar, mesela baklava şu bu falan gibi getiriyorlar mahcup etmemek için zaten miktarı da az olduğu için kabul ediyorum ama sıkı sıkıya da tembihliyorum, “sakın bir daha böyle bir şey olmasın” diyorum. Ama mutlaka karşılığı bir hediye oluştururum inşaAllah. Bunu nereden öğreniyoruz? Hz. Süleyman (a.s.)’dan öğreniyoruz, inşaAllah. Yani tebliğ yapanlar hediye almaktan kaçınacaklar. Allah yolunda mücadele edenler, hediye olmaz. Yani ne hizmetlerini Allah yolunda yaptığı mücadeleden kitaplarından başka eserlerinden para alması yakışır, olmaz bundan da kaçınacak. Ayrıca hediye getirildiğinde hediye de kabul edilmez. “Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır” diyor bak Hz. Süleyman (a.s.). Allah verir Müslümana gereken nimeti imkanı sağlar. Yoksa da Müslüman sabreder ama hediye kabul edilmez. Tebliğci bundan kaçınacak inşaAllah. “Cinlerden ifrit:” bakın Hz. Süleyman (a.s.)’ın emrinde ‘sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim’ dedi”. Cinlerden bir evrak istendiğinde, belge istendiğinde getirebiliyorlar. Herhangi bir eşya küçük bir eşyayı alıp getir dersen alıp getirebilirler. Böyle bir özellikleri de var. Ama tabii insanların aklının atmaması için bu tip şeylerin yapılmaması gerekiyor ve dolayısıyla da yapılmıyor. Ama yani olan bir olaydır yapılabilir, inşaAllah. “Dedi ki: Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak? Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: Senin tahtın böyle mi? denildi. Dedi ki: Tıpkı kendisi”. “Bayağı benziyor” diyor. “Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk." Bak nasıl etkileniyor görüyor musun? “Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk”. Daha olayı görür görmez, o harikadan bile etkileniyor, olayın şokunda. “Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu”. Yani Darwinist, materyalist sistem o zaman da var. Evrim inancı var. “Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi. Ona: ‘Köşke gir’ denildi”. Belkıs’a. “Onu görünce derin bir su sandı”, kadın derin bir su sanıyor. “Ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: ‘Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir’.” Sürpriz yapıyor Hz. Süleyman (a.s.) biliyor onun öyle yapacağını, bilerek getiriyor oraya. “Dedi ki: ‘Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum’”. “Müslüman oldum, elhamdülillah” diyor. Önce bir aşaması var, sonra ikinci aşamada net açıklama yapıyor. “Müslüman oldum” diyor. Değil mi? Demek ki etkiliyormuş değil mi? Bak köşk zemin, güzel tavır, güzel hareketler, güzel konuşmalar. Çünkü Müslümanın nezih bir hayat yaşadığını, güç sahibi olduğunu, iktidar sahibi olduğunu görünce o, insanlarda olumlu etki yapar. İnsanlar güçten etkilenirler, güç ararlar. İktidar ararlar, onu gördüğünde de etkilenirler. Bunda şaşılacak bir şey yok. Niye Müslüman aciz olsun, niye böyle zavallı olsun? Niye gariban olsun? Niye fakir olması gerekiyor? Değil mi? Hiye kötü evlerde oturması gerekiyor? Niye herhangi bir arabayla gezmesi gerekiyor? En iyisi olsun. Ama Allah yolunda kullanıyorsa keyif için demiyorum ben. Tebliğ amaçlı Allah rızası için yapıyorsa, İslam’ı yaymak amacındaysa gayet güzel olur. Yani o Hz. Süleyman (a.s.)’n n bir yöntemidir.
ALTUĞ BERKER: Hz. Süleyman (a.s.)’nın duası da o şekildedir.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk.” İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün düştüğü durum budur işte. Bakın farkında olmadıkları bir düzen. Bilmiyorlar yani şu an evraklar bilgiler nasıl gidiyor, bu istihbaratın kaynağı nedir bilmiyorlar. Olağanüstü tedbirler alıyorlar, akıl almaz tedbirler alıyorlar, çözüm bulamıyorlar. Cayır cayır bilgi akıyor. Daha da akacaktır. Ve çözüm de bulamayacaklar. “Artık, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak” diyor Allah. Ne hale geldi gördünüz, İddia edilen Ergenekon Örgütü değil mi?
ALTUĞ BERKER: İlk okuduğunuz ayet 14. ayetti Hocam, yanlış hatırlamıyorsam. “Vicdanları kabul ettikleri halde zulüm ve kibirlenme dolayısıyla bunları inkar ettiler”. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bunu dün ve evvelsi gün mü izah ettiğiniz bilinçaltı ve bilinçüstü 14, Hicri 1400’e bakabilir mi diye soracaktım Hocam?
ADNAN OKTAR: Eğer Berker Hocam o gözle bakarsak Kuran yani binlerce konu var. Yani çok çok fazla var. Daha açık daha sarih olanlar da var. Çok çok sarih. Yani hem ebcediyle mutabık, hem diğer yönüyle mutabık. Ben daha önce söyledim, söylediklerimiz birse söylemediklerimiz yüz, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki”, mesela adam nezle oldu veyahut başı ağrıyor. Bir musibettir bu, değil mi? Bak nefislerinizde bedenlerinizde olan herhangi bir musibet, herhangi bir hastalık, herhangi bir rahatsızlık en ufak bir şey, “Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın”. Mutlaka yazılı diyor Allah. Mesela gözüne çöp kaçsa toz kaçsa mutlaka o bellidir daha önceden. Bir kitapta yazılı olduğu için oluyor diyor Allah, “şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır” diyor yani kitapta olması inşaAllah. Sen mesela diyorsun ya örnek sana bir tane örnek işte. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir”. Bak “bütün yeryüzü ölecek” diyor, “Allah hayat verecek” diyor. Yeryüzü niye ölsün, nasıl ölür? Manen ölür, fikren ölür. Nasıl oldu? Darwinizm ve materyalizm ile ilk defa bütün yeryüzünde hayat öldü. Ekonomik kriz oldu. Ne zaman başladı? 2007’de. Bu kaçıncı ayet, 17. ayet. Yani o anlamdaysa tabii bunun önü sonu yok, çok fazla maşaAllah. Ebcedi ayrı bir konu, tabii. “Bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir”. Kiminle hayat verecek? Mehdi (a.s.)’la. Ölmüş olan bütün dünyayı canlandıracak. Sevgide ölecekler, şefkatte ölecekler, merhamette ölecek, adalette ölecek, ilimde ölecek, sanatta ölecek, hayat sevincinde ölecek, her şeyde toplum ölecek ve öldü şu an dünya. İşte şu an Mesih olan Mehdi (a.s.) dünyaya yeniden Allah’ın dilemesiyle hayat verecek. Ve ölü olan dünyayı Allah’ın izniyle Hz. İsa (a.s.) gibi. Hz. Mesih (a.s.)’in gelişiyle bu tam gerçekleşmiş olacak. İsa Mesih (a.s.), Hz. İsa (a.s.), İbn-i Meryem. Meryem oğlu Mesih (a.s.) ayrıdır, Kral Mesih (a.s.) ayrıdır. Tevrat’ta geçen Kral Mesih (a.s.), o Mehdi (a.s.)’dir işte Kral Mesih. Yani Mesihleri karıştırmasınlar diye söylüyorum.
ALTUĞ BERKER: Başka bir ayette Hocam, şeytandan Allah’a sığınırım, “size hayat verecek şeylere çağırdığında elçiye icabet edin” diyor.
ADNAN OKTAR: Mesela tam bu bunu tamamlayan bir ayet. “Hayat verecek” demek ki ölmüş adam, manen ölmüş. O hayat vermiş oluyor işte, canlandırıyor. Sevgiyi yeryüzünden kaldırdılar. Kardeşim en büyük beladır, Allah vermesin. Sevgi gittiyse ne kaldı geriye zaten, değil mi? Bak Yunanistan zari zari ağlıyor. Hep birlikte duaya çıktılar, niye ekonomik tedbir almıyorlar? Getirsinler profesörleri toplasınlar şöyle, ekonomi profesörleri top sakallı falan, bilmiş bilmiş anlatsınlar bakalım kurtarıyorsa. Anladılar oradan çıkış olmadığını. Yani Allah’ın bir harika meydana getirdiğini anladılar, toplum öldü, manen öldü toplum. Ve kurtuluş ancak Mehdi (a.s.)’yladır. Bunu görecekler inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: 2017 inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, 17 zaten inşaAllah. Çok net.
ALTUĞ BERKER: Hocam Kenan Göktaş ve Saadet Göktaş beraber. “Sayın Hocamız programlarınızı Amerika’dan geldikten sonra televizyon kanallarında görüp izlemeye başladık. Ahir zamanın tüm özelliklerini yaşadığımız bu günlerde derin bilgilerinizden faydalanmaktayız böylelikle. Ne yazık ki insanların gruplar halinde İslamiyet ile bağdaşmayan halleri yaşamayı yol seçtiklerini fark etmekteyiz. Allah sizler gibi doğruluk, iman, Ahiret gibi kavramları insanlığın dikkatine sunmaya, insanları Kuran ayetleri hususunda aydınlatmaya çalışan kimselerden razı olsun. Sizlerden Kuran ayetlerine dair bilmek istediğimiz hususlarda birkaç sorumuza cevap alabilmek için görüşmeyi istiyoruz. Mümkün olan bir zamanda eşim ve ben sizleri ziyaret edebilir miyim? İnşaAllah”
ADNAN OKTAR: Olur şurayı böyle bir ayarlayalım. Gelsinler. Yalnız hanımlar ayrı gelsinler, beyler ayrı gelsinler. Öyle karışık olmasın inşaAllah. Ama bize önceden haber versinler, güvenlik nedeniyle bize detaylı bir bilgi versinler. Biz bilmiyoruz kimin ne olduğunu. Sürpriz bir olayla karşılaşmak istemeyiz yani canlı yayında. Eğlence çıkmasın. Bazen oluyor ya böyle ayağa kalkıp falan. Yani biz programı izlemek istiyoruz diyenler bize yazsınlar. O şekilde topluluk halinde mesela 10 kişi, 15 kişi birlikte mesela bayanlar birlikte seyredebilirler. Beylerden de öyle 10-15 kişi ayrı olarak o şekilde seyrettirebiliriz.
ALTUĞ BERKER: Tabii inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani o anda, o an canlı soru sorabilirler, oturdukları yerden. Ama önden bir görüşmemiz lazım. İnşaAllah. Yani ben neyin nesidir hani bilmem gerekir tabii inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: O zaman internete irtibat numaraları bırakırlarsa Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Biz ararız kendilerini.
ADNAN OKTAR: Evet. İnşaAllah. Yahut Hocam der, mesela “biz telefonla da katılmak istiyoruz” diyebilirler. Ama, onları da mutlaka tanımam lazım.
ALTUĞ BERKER: İzleyicilerimiz Hocam, sürekli soru gönderiyorlar. Temenniler de bulunuyorlar onlara bakıyordum inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Allah’ın selamı, bereketi, rahmeti üzerinize olsun Hocam” diyor bir kardeşimiz. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Allah’ın selamı, bereketi, rahmeti sizin de üzerinize olsun ve bütün milletimizin üzerine olsun. Canım kardeşim Murat Öztürk Hollanda’dan maşaAllah. “Cin konusunda konuşurken reklama girmeden önce”, reklam değil de ilan diyelim. Çünkü imani bir konu reklam dersek o acayip bir ifade oluyor. “Girmeden önce, gaybten haber vermek haramdır dediniz, doğru. Gaybten haber vermek mümkün mü Hocam? Mesela bazı medyumlar televizyon programlarında insanların gelecekleri hakkında yorumlar yapabiliyorlar. Bu nasıl oluyor Hocam?” diyor. Gaybten Peygamberlere Allah vahyederse, elçilerine vahiyle onlar bildirirler. Kuran’da ayet var, açıkladık. Ama bir şahıs çıkar, ben gaybı biliyorum derse Allah ona bildirmediği halde, yalan söylüyordur yani o. Bir de cinler de bilmez gaybı. Yani onu da söyleyeyim. Öyle bir şey. Mesela toplanıyor gariplerim “Perşembe günü şöyle olacaktı, sana ziyaretçi gelecek eline bol para geçecek” falan. Bir de kahve falan da bakıyorlar öyle. Ben eskiden çocukken giderdim öyle, annemlerle falan bayramlarda kahve falına bakarlardı. Kapatırlardı. Bazen, aman aman hiç açmayalım ay falan çok berbat falan diyerekten böyle. O neyse öyle? Veyahut bak bak anlatıyor işte bak “kervan işte görüyorsun gelenler var” diyor. Bir de milleti yalancı şahit de ediyor yani. O da “hakikaten” diyor “bak kapıda gelmiş” diyor. “Bak elinde de bir tomar para var” diyor, gösteriyor falan. Bunlar tabii biraz komik şeyler, yani bunların aslı astarı yok. Yok öyle şey. Kahve normal telve, şekli şemali alır yani. Gaybı ancak Allah bilir. Ve seçtiği kulları. Allah vahiyle bildirir o zaman o bize aktarır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği gibi inşaAllah. “Değerli Hocam” diyor, sizler değerlisiniz Serdar kardeş maşaAllah. İskoçya’dan, Allah’ım, ya Rabbim, maşaAllah dünyanın her yerinden giriyorlar. “Değerli Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişine ilişkin tüm mucizelerin aynen Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediği gibi son 30 yılda sıralı bir şekilde yerine gelmiş olmasından dolayı, acaba bizler Hz. Mehdi (a.s.)’ın kim olduğunu anlamak için, şeytana hizmet eden grupların, masonların ve iddia edilen Ergenekon terör örgütünün yine bu son 30 yılda en çok kime saldırdığına bakıp, Hz. Mehdi (a.s.)’ın kim olduğunu anlayamaz mıyız?” Dolayısıyla tabii en sonunda konu yine dönüp dolaşıp yine bana gelecek anladığım kadarıyla. Ama doğru söylüyor kardeşimiz. Biz yani, ben mesela Firavun devrinde olsam. Baktım Firavun kudurmuş gibi bir mübarek insana saldırmaya çalışıyor. İşini gücünü bırakmış ana konusu bu. Telaşlı telaşlı koşuşturuyor. Bütün adamları ayaklanmış, mevzu bu. Gece gündüz, sabah akşam 24 saat bu konuyu konuşuyor. Ki Firavun öyleydi. Bir tane konusu vardı, Hz. Musa (a.s.). Şimdi ben Hz. Musa (a.s.)’ın kim olduğunu anlamaz mıyım o dönemde? Belli ki o devrin Mehdi (a.s.)’sı o. Niye başkasıyla uğraşmıyor da onunla uğraşıyor. Bir gün bir saat falan değil yalnız bu, Firavun’un. Çünkü sürekli uğraşıyor. Yani gününün içinde, başka konusu yok adamın. Diğer konular, ikinci konu tali konu olmuş. Mevzu o yani, sadece mevzusu Hz. Musa (a.s). Olağanüstülük var tabii ki bilinir. Mesela Nemrut, değil mi? Konusu kim? Hz. İbrahim (a.s.). Adam Hz. İbrahim (a.s.)’ı yakmak için özel yer yaptırıyor. Emek veriyor adam, uğraşıyor. Bina yapıyor. Sırf ateş yakmak için. Allah onu kurtarmıştır Hz. İbrahim (a.s.)’ı. Hiçbir şey de yapamamıştır. Adamlar gönderiyor mesela, bak Firavun da günlerini alıyor bak. Mısır’ın her yerine adamlar, kervanlar gidiyor, adam toplanıyor. Yani o devrin sahtekar alimlerini topluyorlar, büyücü alimlerini. Hz. Musa (a.s.) ile karşılaştırmak için. Hayır istese Hz. Musa (a.s.)’ı şehit edebilir. Şehit edebilir. Etmiyor. Yani “onun bir kere fikren mutlaka yıkılması gerekir” diyor yani. “İnsanların kafasında izdiham kalmasın” diyor. Yani “zaten ben onu mat edeceğim” diyor, “görsünler” diyor. Onun için demokrat gösteriyor kendini. Ama işin doğrusu şimdiki birçoğuna göre daha demokrat Firavun, onu da söyleyeyim. Hakikaten. Adam, “gel tartışalım” diyor. Tartışma ortamı meydana getiriyor, konuşuyor. Şimdinin Firavunları ona da müsaade etmiyor yani, değil mi? Tartışmasız karar veriyor adam yani. Yanaşmıyor tartışmaya. Fir’a’vun’e diye geçiyor inşaAllah Kuran’da. Kuran’ın dili çok şahanedir. Bayağı güzel maşaAllah. Biz de şimdi Ahir zaman deccaline bakacağız, deccalin en çok dikkatini çeken kimse, o odur. O kişi odur. Yani gayet kolaydır. Mıknatısı tutarsın, plastiği çekmez, kağıdı çekmez, şak demiri çeker. Değil mi? Hah dersin Mehdi (a.s.) bu. Yani çünkü onu ilgilendiren odur. Mıknatıs ondan anlar, demirden anlar. Değil mi? Plastik etkilenmez ondan, hiçbir şey etkilemez. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bir şey vardı Hocam, Serdar Yavuz yazmış. “Değerli Hocam 5 yaşında bir oğlum ismi Aaron yani Harun”.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Allah bağışlasın Aaron.
ALTUĞ BERKER: “Hiç Türkçe bilmiyor, ama sizi bilgisayarının ekranında ne zaman görse ilgiyle izliyor Hocam”.
ADNAN OKTAR: O benim kuzum o. O benim kuzum, minik kuzum o.
ALTUĞ BERKER: “Aaron’a otizm teşhisi kondu maalesef. Çok hafifmiş ama yine de bu teşhis kondu. Kendisi için dua ederseniz çok sevinirim”. Soru soruyor Hocam. “Hocam 2014 ve 2022 yılları arasında neler olacağını kısaca bize anlatabilir misiniz inşaAllah?”
ADNAN OKTAR: 2010 2021.
ALTUĞ BERKER: 2014, 2022. “Ve bizlere bu iki tarihin neden önemli olduğunu izah edebilir misiniz inşaAllah?”
ADNAN OKTAR: Şimdi o, benim minik kuzumun otistikliğine, ona kafasını takmasın. O çok normal, yaygın olarak Allah imtihan eder. Ne mutlu ona ki Allah onu, öyle kısmen zor bir imtihanla imtihan ediyor. Yani çocuğunda hastalığı olanlar, sakat olanlar, o aileler diğer ailelere göre daha çok sevap kazanma imkanı var onların. Ona göstereceği şefkatten, merhametten, muhabbetten; sağlıklı güzel bir çocuğa gösterilen muhabbetten çok daha fazla sevap alır. Yani 1’e 100. Emek verecek, o nurani varlığı öyle güzel Allah’ın bir emaneti olarak sabrederek, güzel bakarak, şefkat göstererek eğitecek inşaAllah. Bol bol sevap alması için Allah ona onu göndermiş o minik kuzumuzu. İnşaAllah. Gönlü çok rahat olsun. Tebrik de ediyorum inşaAllah. Şani Allah Cennetine vesile etsin onu, Allah cennetine vesile etsin.
Gayb Allah’ın Katında tabii. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirmesinden biz biliriz inşaAllah. 2022, yani 2022’de yine görüşeceğiz. Bana bir daha sorsun 2022’de. Hocam ne oldu diye? Ne oldu diyemez, olmuş olacak zaten. Yani konu bitmiş olacak. 2014’lerde Mehdiyetin bereketi, ışığı, nuru, boğulan insanlığı ferahlığa kavuşturacak inşaAllah. En çok ezilen insan, bak onu ezenleri kurtaracak. Tabii. Onu sürgün etmeye kalkanları kurtaracak. Şiir bu. “Ezilenlerin dahi ezdiği” diyor. Mehdi (a.s.) için. Bak “ezilenlerin dahi ezdiği” diyor. Kıyametin kopmasını engelliyor Mehdi (a.s.). Kıyameti engelleyen bir sebeptir. Allah onun vesilesiyle Kıyameti durduruyor. Allah onun vesilesiyle ekonomik krizi kaldırıyor. Önce krizin tadına baktıracak Allah. Çünkü şımarıyor insanlar, “öyle bir şey yok” diyor. Allah önce bir gücünü gösteriyor. Şimdi dediler ki, diz çöktüler. “Evet” dediler, “ya Rabbi hakikaten gücün varmış” dediler. “Hakikaten şımaracak halimiz yokmuş” dediler. Değil mi? Şimdi eğer bunu bir tattırmadan kurtuluş olmaz. Değil mi? Yunanistan, dinle en az alakalı ülkelerden birisidir en az. Diz çöktüler kardeşim diz. Dizinin üstüne yani resmen. Yani teşbih olarak söylemiyorum, dizinin üstüne çökerek dua ediyorlar. Yalvarıyorlar yani. Daha da yalvaracaklar. Ve Allah’tan Mesih (a.s.)’ın gelişini istesinler Yunanistan. Eğer kurtuluş istiyorlarsa ve Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu istesinler. İnşaAllah. Bu ikisinin elindedir anahtar yani. Allah’ın dilemesi, Allah onlara vermiştir anahtarı. Onları vesile edecektir. İnkar edenler, bak kabul etmek durumunda kaldılar. Diz çökmenin anlamı nedir? Değil mi? Şimdi Avrupa da diz çökecek, hepsi diz çökecekler. Yalvaracaklar, “yalvarıp yakarsınlar diye yapıyorum” diyor zaten Allah ayette. Bakın “yalvarıp, yakarsınlar diye ekonomik kriz meydana getiriyorum” diyor. Ayet var Allah’tan. Yani “Benim gücümü kabul edeceksiniz” diyor Allah, “şımarmanızı kabul etmem” diyor. Çünkü “ben” diyor, “çalıştım iş adamıyım kafam çok iyi çalışıyor” diyor. Sen nerenin iş adamı oluyorsun? Kafanın içinde yaşıyorsun zaten sen. Şu kadarcık yerde iş adamı olur mu? Senin fabrikaların, tesislerin falan şu kadarcık yerde sana elektrik akımı olarak veriliyor. Allah beyninde yaratıyor senin. Nerenin iş adamı oluyorsun sen? “Ben” diyor “bir para basarım, bir piyasaya sürerim ekonomi şahlanır” diyor. Bas da bir şahlansın bir görelim bakalım. İstersen yüz elli ton para sür piyasaya yine şahlanmaz. Canlanmaz. Hiçbir şey olmaz. Allah bakın, “ölsün” dedi mi dünya ölür. “Dirilsin” dedi mi dirilir. Bunu gördüler. Olur mu öyle şey diyorlardı. Bir kere olduğunu bir görün, ondan sonra kurtuluşu görecekler. Allah şımarmayı kabul etmez. Gücünü kabul edecekler, saygı gösterecekler. Allah “şükredin arttırayım” diyor zaten. Yani Allah’ın istediği bu, şükür istiyor.
Bazı odun tayfası diyorlar ki kardeşim niye böyle coşkulusun, sevgi dolusun, niye iltifat ediyorsun? Neden biliyor musun? Odun değilim de onun için. Odunların ruhunda sevgi olmaz. Allah ayette diyor; “kof kütük gibidirler” diyor, “yaslanmış kof kütük gibidirler”. Allah müminler için “tahir”dir diyor. Tahir, temiz. Müşrikler için de “ancak bir pisliktirler” diyor Allah. Ayet var. Şimdi geçenlerde ben dedim ki; adam dedim pisliğini tertemiz o kadıncağızın üstüne döküyor. “Hocam” diyor, işte hani güya “işte o dediğiniz şey işte şu kadar kromozom var içinde” diyor. İşte sayısını vermiş, işte şöyle molekül yapısı böyle bilmem ne falan onu anlatıyor. Kardeşim tükürükte de var o. Adamın yüzüne tükür o zaman. Tükürsün gelsin ne kadar mübarek malzeme geldi de yüzüne ondan sonra değil mi? Bunun içinde şu kadar kromozom var, şu kadar şey var molekül yapısı da böyle. Sen bunu nasıl böyle söylüyorsun de. Şimdi, benim bu sözüm küfür içindir. Müşrikler içindir. Yani insan sevgisi bilmeyen, ruhu odunlaşmış kof adamın her şeyi pistir zaten. Allah diyor ben ayetin hükmünü söylüyorum. Allah “bir pisliktirler” diyor. “Pislik” diyorum yani bunu söylüyorum. Ben mümin için bunu söylemem. Müminin her şeyi temiz tabii, “tahirdir” diyor Allah. Yani komple temizdir Müslüman, tahir. “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz” diyor Allah mesela. Melekler mesela tertemizdir. Müminler tertemizdir. Ayette de diyor mesela, “temiz erkekler, temiz kadınlara, temiz kadınlar temiz erkeklere” diyor değil mi? O anlamda ama kardeşimiz bilmediğinden sormuş olabilir. Hikmeti budur. Yani ben ağzımdan bir lafı çıkarttıysam yani öyle durduk yere söylemem. Konuşmalarımı düşünerek söylüyorum. Boş laf etmem. Ama “Hocam hikmeti nedir?” diye sorsunlar. Ama insanız tabii yani hata yapabiliriz. Hata yapmam demiyorum ama, hikmet yönünü araştırmaları gerekir.
Berker’im bir şey söyleyecek misin sen bana?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Dikkatimi çeken bir soru var. “Selamün aleyküm ve rahmetullah, kıymetli Beril Hanım, Berker Bey ve saygıdeğer Adnan Oktar Hocam”.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu, ehlen ve sehlen biküm. MaşaAllah hoş geldi, sefa geldi kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: “İnternette dolaşan Tuva Vadisi ile ilgili bilgi, fotoğraf ve uydu görüntüleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Bunlar doğru olabilir mi? Bu yerin Nemrut Dağı olduğu söyleniyor. Allah yardımcınız olsun. Kıymetli bilgilerinizi bekliyorum inşaAllah Hocam. Yüce Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize ve üzerimize olsun. Amin” İshak Davud, Muğla.
ADNAN OKTAR: Tuva Vadisi, bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER: “İnternette dolaşan Tuva Vadisi ile ilgili bilgi, fotoğraf ve uydu görüntüleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Bunlar doğru olabilir mi? Bu yerin Nemrut Dağı olduğu söyleniyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Tuva Vadisi. Nemrut dağı? Vadi ayrı, dağ ayrıdır. Ne demek istiyor?
ALTUĞ BERKER: Ben de görmedim Hocam uydu görüntülerini. O yüzden bilmiyorum ama Tuva Vadisi başka bir yerde.
ADNAN OKTAR: Yani benim bildiğim öyle. Yanlış bilmiyorsam. Çünkü Nemrut Dağı ayrıdır, normal dağdır Nemrut Dağı. Vadi dağın eteğine denir yani. Dağın etekleri ayrıdır. Peki ne varmış orada orijinal, ne demek istiyor?
ALTUĞ BERKER: Orası Nemrut dağı olabilir mi? Onu söylüyor Hocam? Onu öğrenmek istiyormuş Hocam. Nemrut Dağı olduğu söyleniyor, bu doğru mudur?
ADNAN OKTAR: Yani şimdi bana öyle bir soru sorsun ki bak bütün toplumu çok ilgilendiren hayati konular sorsun. Bazen kardeşlerimiz şimdi soru soruyorlar diyorlar ki işte “Kudüs’ün girişinde sağ kapının üstünde bir tahta parçası var Hocam. O nedir? Neye yarar?” Yani şimdi, insaf burada bunu anlatsam da bunun faydası düşük olur yani o kadar. Sadece merakı giderecek bir şey olur bu. Hayati konuları ön plana alsınlar. Bakın Allah’ın rızasının en çoğu nedeyse onun üzerinde dursunlar. Şimdi ben bu konuyu açıklarım ama şeyi olmaz yani. Tuva Vadisi ayrıdır. Tuva Vadisi Tevrat’ta da geçiyor. Kutsal bir vadidir. Ama Nemrut Dağı ayrıdır inşaAllah. Değil mi? Hatta Hz. Musa (a.s.)’ın, Kuran’da da geçen bir şeydir. Yani o harika olayların olduğu, birçok olayların olduğu yerdir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Allah’ın seslendiği vadi, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. “Ayakkabını çıkart” diyor Hz. Musa (a.s.)’a Cenab-ı Allah inşaAllah. Sen Tuva Vadisi’nde işte o vadi bildiğim kadarıyla inşaAllah. Aç o yeri bana göster, Kuran’dan. Madem kardeşimiz soruyor. Sana yahut internetten göndersinler dinleyenler o ilgili ayeti. Hz. Musa (a.s.)’ın ayakkabılarını çıkarttığı o kutsal vadi inşaAllah. Sen biliyor musun yerini, bulabilir misin şimdi?
ALTUĞ BERKER: Şu an hafızamda değil Hocam ama şuradan bir bakayım. 20/12.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Nitekim ona gidince,” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Sana Musa'nın haberi geldi mi?” 9. ayet. “Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum”. Biz de ateşin yanında kimi bulduk Ahir zamanda, bulacağız? Mehdi (a.s.)’ı değil mi? Ateş, büyük bir ateş Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. Yol göstericidir Mehdi (a.s.) da. “Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: Ey Musa. Gerçekten Ben” yine “Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın”. Kutsal vadi Tuva. Ayakkabılarını çıkarıyor orada. "Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle. Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur”. Bakın bu çok manidardır buradaki ifade. “Ben, ben” iki kere tekrarlıyor Allah. “Ben Allah’ım”. “Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl. Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir”. Madem sen bu kapıyı açtın ben sana söyleyeyim mesela, 15. ayet, Hicri 1545’tir değil mi Kıyametin kopuş tarihi. Hicri 1500’e dikkat çekiyor.
ALTUĞ BERKER: Bir üstteki de Hocam “seçilen” 14. ayet.
ADNAN OKTAR: “Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir”. Bak Kıyamet’e dikkat çekiliyor. “Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim". Kıyametin haberini gizleyeceğim. Kime açıklar Allah gaybı? Peygamberlere açıklıyor. Tabii ki gayb gizli. Ama Peygamberlerine açıklıyor Allah. “Dedi ki: Rabbim, benim göğsümü aç” diyor Hz. Musa (a.s.). Heyecanlı, Allah-u alem hem tansiyonu yükseliyor hem de kalbinde çarpıntı var. Yani taşikardi var Allah-u alem, hem de tansiyonu da yükseliyor olabilir. “İşimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz”. Çok heyecanlı olduğu için o güzeller güzeli, o aslanlar aslanı, ki çok yapılıydı Hz. Musa (a.s.), acayip yapılı, müthiş kuvvetliydi. “Dilimden düğümü çöz”. Heyecanlandığı için, çok heyecanlı olduğu için konuşamıyor. Dili çözülüyor zaman zaman. Mehdi (a.s.)’ın da özelliği. Çok heyecanlandığında konuşamaz Mehdi (a.s.). “Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, Kardeşim Harun'u. Onunla beni kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl. Böylece Seni çok tesbih edelim”. Tek başına gitmiyor bak. Bak; “Böylece Seni çok tesbih edelim”.
Berker’im madem bu kapıyı açtın dedim sana değil mi?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: 33. ayet ne geliyor aklına?
ALTUĞ BERKER: Hz. İsa (a.s.) geliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İkinci olarak düşün. Tesbihte kaç defa elhamdülillah diyoruz?
ALTUĞ BERKER: 33 defa.
ADNAN OKTAR: 33 kere sübhanAllah, Allah-u Ekber değil mi? 33. ayettir. “Böylece seni çok tesbih edelim”. 33 kere tesbih edliyor değil mi? Her Allah’ın ismi 33 kere tesbih ediliyor. Toplamda 99. “Ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun". Yani şu anda bizi görüyorsun diyor Allah’a. Allah’a öyle sesleniyor. “Dedi ki: Ey Musa istediğin sana verilmiştir. Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk”. Daha öncekini de hatırlatıyor Allah, ilk defa değil diyor lütfum. “Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:) Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın”. Mehdi (a.s.) nereye gelecek? Sahile gelecek değil mi? Bir kenara gelecek. Su kenarındadır Mehdi (a.s.)’ın faaliyet yeri de. “Onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır”. Yani Firavun sistemin, deccali sistemin, düşüncenin içinde mücadele edecek diyor Cenab-ı Allah, ona işaret ediyor. “Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim”. Sevilecek bir insan olacak Hz. Musa (a.s.). “Seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve üzülmesin”. Demek ki annesi üzülecek. Bakın Hz. Musa (a.s.)’ın annesi üzülecek demek ki. Bunu durduk yere söylemez Allah. Bir şey vardır, bir şey anlatılıyordur. Yani annesi üzülecek birisi vardır. Bir şey anlatılmıştır. “Sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa” diyor Cenab-ı Allah.
Berker’im sen yine sorularına bir bak bana söyle yine.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
SUNUCU: Yine iletmek istedikleri var; Sedef Canoğlu’nun İzmir’den. “Adnan Hocam siz İran’ın haram olduğu için atom bombası kullanmayacağını söyledikten sonra, İran da bu açıklamanızı teyit etmişti. Bu açıklama sanıyorum dünya çapında yankı uyandırdı ve ülkeleri rahatlattı ki İsrail hükümeti de İran’ın nükleer silah kullanmayacağını geçenlerde açıkladı. Hocam çok güzel müjdelere vesile oluyorsunuz diye düşünüyorum”.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şunu söyleyinceye kadar biz İsraillilere, hani derler ya “alnımızın derisi çatladı” diye çok uğraştık. Kaç tane heyet geldi İsrail’den. İsrail ile ilgili İranlılar da görüştük. Zor ikna ettik. Yani bir kere bir tehdit oldu başta. Onlar da çok rahatsız oldular bundan. Ama sonra da ikna oldular elhamdülillah. Allah’a çok şükür. Çünkü çok tehlikeli bir savaşa sebep olacaktı. Yani, an meselesiydi savaş.
ALTUĞ BERKER: Zaten özel tahrik ediyorlar Hocam, siz daha iyi bilirsiniz. Onun için. Siz onu yatıştırmasaydınız ve bu izahlarla tam kanaat getirmeseydiniz, gerçekten dediğiniz gibiydi hakikaten.
ADNAN OKTAR: Tabii. Çünkü o kendine atom bombası atılacak zannediyor. O taraf da kendisine atom bombası atılacak zannediyor. Şimdi bu, müthiş bir gerilim. Çok tehlikeli bir şey. Tetikte bekliyor iki taraf da. Yani bazen olur ya iki taraf birbirinden çok tedirgin olur. Havaya birisi bir silah sıkıyor, bir anda ortalık karışıyor bunun gibi. Yani provokasyona çok açıktı. Mesela geçenlerde de İsrail’den bir heyet geldi. Yine bu konu açıldı, yine ikna ettim. Konuştum, yani Allah’a çok şükür yatıştılar gönderdim, gittiler yani inşaAllah.
Kaç dakikadan beri konuşuyoruz Berker’im biz, 2 saat mi oldu?
ALTUĞ BERKER: Toplam 2 saat inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam. Biraz daha ara verelim. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...