SUNUCU 1: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bu akşam da HarunYahya.Tv ekranlarında sizlerle birlikteyiz. Yanımda konuklarım değerli Adnan Oktar ve Altuğ Berker var. İyi akşamlar.
ALTUĞ BERKER: Hocam, gelen sorular var dinleyicilerimizden. Bugün gazetede çıkan maddeyle ilgili bir haber var, görmüş müydünüz bilmiyorum.
ALTUĞ BERKER: Görünmezlikle ilgili denemeler yapılmış.
ADNAN OKTAR: “Görünmezlikle ilgili büyük adım atıldı”. İyi, 2012’ye kadar kafaları tam açılacak insanların. Ben söylemiştim. 2012’de bu netleşmiş olacak inşaAllah. Evet?
ALTUĞ BERKER: Yasin isimli bir izleyicimiz şöyle bir soru sormuş Hocam; ”Esselamun aleyküm sayın Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
ALTUĞ BERKER: “Allah sizden razı olsun inşaAllah. Sizi tanımak çok güzel Allah’a şükür. Güzel Hocam, inşaAllah bir gün içinde, günü bol faaliyetli halde sizin tabirinizle tutkulu bir halde nasıl geçiririz?”
ADNAN OKTAR: İlk kalktığımızda hemen şöyle bir ölümü düşünmemiz lazım, bir. Allah’ın varlığını düşünmemiz lazım, iki. Sonsuz akla sahip Allah, onun bir kere sevinci bizi kaplayacak. Bizim aklımızı ve bütün dünyadaki insanların aklını yaratan Allah. Alemleri yaratıyor ve muazzam bir güç, Cenneti yaratıyor ve sonsuzuz. Oh, ne şahane bir şey. Bize sevgi vermiş, sevmeden ve sevilmeden zevk almayı vermiş. Dostluk hissini vermiş. İçimiz müthiş bir enerjiyle dolar, muazzam bir zevkle dolar. Ama şeytan da kuşku verir tabii, nefse yönelir şeytan. O kadar önemli değil, çünkü Allah’ın varlığı çok keskin, çok açık delillidir, çok net. Onda insanın zorlanacağı gibi yaratmamış Allah. Makul bir insan kendisini hiç sıkmadan, sakince durursa çok mükemmel iman edecek konumda yaratılmıştır, hiç kendisini sıkmadan. Yani Cenneti, Cehennemi çok rahat anlayacak şekilde yaratılmıştır. Hiç öyle özel bir yere kapanıp enerji harcamasına gerek yok. Bunun dışında dua etmek lazım, akılcı, samimi dua etmek lazım. En büyük dua da, en önemli dua Allah’tan derin iman istemektir, samimi iman. Yani o oldu mu hepsi bitti demektir. Bütün hepsi hallolur ondan geri. Samimi, candan, derin, hakk-el yakin iman. İman vardır, mesela bir orta derece iman vardır; o, o kadar olmaz. Kendi varlığımızdan emin olduğumuz gibi Allah’tan emin olmamız lazım. Bunun için dua edilmesi lazım. Can-ı gönülden, geceli gündüzlü Allah’tan bu istenirse çok büyük bir nimettir bu. Zaten bir insan bunu istemeye başladıysa Allah ona, onu verecek demektir, o nimeti verecek demektir. Durduk yere insan dua etmez. Onu elde ettikten sonra kafası son derece salim olur, çok çok rahat olur insan. Ondan sonra dünya ona göre yol almaya başlar. O, dünyaya göre şekil almaz, dünya ona göre şekil almaya başlar. Bunu da görür. Fakat imtihan dünyası olduğu için insanların büyük bölümü imansız yaratılmıştır. Allah onu Kuran’da açıkça belirtiyor, mutlaka olacak olan bir şeydir. Gerçekten güçlü imanlıları da az yaratıyor. Bu da Allah’ın bir kanunu. Allah için az fakat çok imanlı bir kitle olması esas oluyor. Allah bunu beğeniyor. Mesela Hz. Musa (a.s.)’ı yaratıyor, o devrin en imanlısı, bir de kardeşini yaratıyor. Biraz da onun etrafında bir topluluk yaratıyor. Çok güçlü oluyorlar. Hz. Musa (a.s.)’ın kavminde dikkat ederseniz bir 12 kişilik bir ekipten bahsedilir. Bir de 70 kişilik bir ekipten bahsedilir. Sanhedrin 70 kişilik. Bir de 12 kişilik bir ekip vardır. Bizim İslam inancında da 12 imam vardır biliyorsunuz. Mehdi (a.s.)’a kadar 12 imam vardır inşaAllah. 12. imam da Mehdi (a.s.)’dır inşaAllah. 12 pınar fışkırması, 12 kabile, Hz. Musa (a.s.)’ın bulunduğu Ben-i İsrail’deki kabilelerin sayısı. 12 sayısında da Allah bir hikmet, bir derinlik yaratmıştır, bir anlam yaratmıştır. Ama tabii bunların hepsi bizim hoşumuza gitsin diye yaratılıyor. Nihayetinde kısa bir kurstur burası; Allah’ı sevmek, gerçek sevgiyi yaşamak için bir kurs. Burası çok acizliklerle dolu. Mesela hepimizin kafasında en güzel arayışı var. En güzel ev arayışı var mesela, kimse en güzel evi bulamıyor. Topkapı Sarayı’na gidiyoruz, daha güzeli olabilir diyoruz. Fransa’da o saraylara gidiyor insanlar, “Allah vermesin ben burada yaşamak istemezdim” diyor adam, saray olduğu halde. Daha güzel kavramı var kafasında, onu arıyor, bulamıyorlar. Bu içgüdü özel olarak verilmiştir. İşte bu Cennet içgüdüsü, yani Cennette tatmin bulacak bir içgüdüdür bu. En mükemmelini buluyor Cennette, rahatlıyor Müslüman, oh diyor. Mesela kadınlar çok güzel bir erkek tasavvur ederler, hiçbir şekilde olmaz gerçek güzel bir erkek. Erkekler de çok güzel bir kadın tasavvur eder, hiçbir şekilde olmaz. Böyle animasyon çizimler yapıyorlar falan, yine olmuyor. Eksik yani, sürekli eksik. Bir kere insanın doğal aczi olayı bitiriyor, doğal aczine ait alametler olayı bitiriyor. Ölümlü olması, her gün yıkanmaya mecbur olması, mesela bir yemek yiyor hemen gidip dişini yıkaması gerekiyor, yataktan kalkıyor hemen banyo yapması gerekiyor. Binbir türlü aczi var. Mesela kadının makyaj yapması gerekiyor, bakımlı olması gerekiyor. Ondan sonra yavaş yavaş o Cennetteki özelliğe yaklaşmaya başlıyor kadın. O yüzden o güzel oluyor. Baktığında kendine güveni geliyor kadının aynaya bakıyor bakımlı olduğunda. İlk kalktığında yataktan beğenmiyor kendini, kadınlar hep şüphe içindedirler, güzel mi çirkin mi emin değildirler. Biri mesela “sen güzelsin” der, ona sevinir; birisi “sen çirkinsin” der, ona da çok üzülür. Kendi de bazen güzel teşhisi koyar güzelliğine sevinir bazen de çirkin teşhisi koyar ona üzülür. Bu, ölümüne kadar devam eder. Bir türlü karar veremez buna. En güzel kadın bile karar veremez.
SUNUCU 2: Aslında onun biraz da psikolojik durumuna göre değişebilir. O gün gerçekten mutlu hissediyorsa kendisini gerçekten güzel olduğunu hissedebilir aynaya baktığında, günde yaşadığı olaylar onun kendisine nasıl baktığına etki edebilir.
ADNAN OKTAR: O dediğin çok doğru çünkü Hz. Yusuf (a.s.)’ı kuyuda buluyorlar. “Onu çok önemsiz gördüler” diyor. Onu çok alelade bir insan olarak görüyorlar gördüklerinde. Ama saraydaki eğitiminden sonra derinlik aldıktan sonra o çileden sonra Hz. Yusuf (a.s.)’da olağanüstü bir etkileme gücü meydana geliyor, bir heybet, bir elektrik meydana geliyor, müthiş güzel hale geliyor. Bu, imanından, aklından meydana gelen yüzündeki özel konumdur, özel elektriktir. Mesela kötülük tasarlayan bir kadın çirkin olur, elinde olmaz. Mesela gözleri daha küçülür, cildi bozulur bir şey olur yani kasılır ve çirkinleşir, garipleşir. Ama vicdanı çok güzel olan, sevgi dolu olan bir kadında inanılmaz bir güzellik olur. Yani tarif edilemeyen bir güzellik meydana gelir. Muazzam bir güç meydana gelir. Arada farklılık olur. O yüzden o dediğin doğru. Ruh hali insana hem fizik olarak da yansır mesela yüzde çok küçük değişiklikler oluyor. Mesela gözündeki 1 milim bir küçülme, kasılma gözünü acayip gösterir. Mesela bir milim büyüyor gözü, fark eder, sevgi anında. Mesela üzüntüden dolayı yüzünde bir çökme oluyor, çok hafif oluyor bu, kasılma oluyor ama bütün ifade değişir yüzde. Bu, Allah’ın bir sanatıdır inşaAllah. Ama bu dünyaya kimsenin bel bağlaması mantıklı olmaz. Yani bir harika durum var, çok acayip bir yaratılış var, çok şaşırtıcı. Allah’ın varlığı, anlaşılmayacak gibi de değil, imtihan olduğumuz da alenen belli. Bu ortamda alabildiğine dürüst ve sevgi dolu olmak lazım. Candan Allah’a dua etmek lazım. O zaman o kardeşimizin istediği oluşur inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Araf Suresi’nde 46. ve 51. ayete kadar açıklama rica ediyor inşaAllah Raşit Baysal isimli kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Allah Allah, ne gördü bakalım. Ayette bir şey görmüştür de ona göre söylemiştir. Kaçtan kaça kadar dedin?
ADNAN OKTAR: 46’dan 51, tamam, okuyayım. “İki taraf arasında” şeytandan Allah’a sığınırım, “bir engel ve burçlar (A'raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: ‘Selam size’ derler ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) şiddetle arzu edip umanlardır”. Bakın “iki taraf arasında bir engel ve burçlar (A'raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır”. Şimdi bizim ilk aklımıza gelen; taştan bir kule var, kulenin üzerinde adamlar var. Hiç alakası olmayacaktır, göreceksiniz. Bambaşka bir şeyle karşılaşacaklar. Bu anlam doğru olacak ama bambaşka olacak. “Cennete gireceklere: ‘Selam size’ derler”, zaten bir insana selam deniyorsa Melekler, o adam Cennete girecek demektir. Ama yine de emin olamıyorlar tabii. “Henüz girmeyen fakat (girmeyi) şiddetle arzu edip umanlardır. Gözleri Cehennem halkından yana çevrilince: ‘Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma’ derler”. Cehennem halkını zaten göstermesinin sebebi, Cennetin kıymetini bilmektir. Yani kötüyü görmeden insan iyinin kıymetini bilmiyor. Onun için Cehennem halkına baktığında Cennetin insanlar kıymetini bilecekler. “Burcun üstündeki adamlar, kendilerini yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek derler ki: ‘Ne (güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir yarar sağlamadı’”. İşte oraya halk arasında böyle kendini beğenmiş, büyüklük taslayan tipler, meşhur, halk arasında da bilinen, şu an, kendini büyük gören tipler var, oraya süklüm püklüm getiriliyorlar bu insanlar. Onlara “büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir yarar sağlamadı” diyor oradaki kişiler. "Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin Cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız”. Müminler orada kollanıyorlar. “Girin Cennete” deniyor. “Ateşin halkı Cennet halkına seslenir: ‘Bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.’ Derler ki: ‘Doğrusu Allah, bunları inkar edenlere haram (yasak) kılmıştır’”. Şimdi Cehenneme girdiklerinde Cennet halkına “bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın”. Allah’la muhatap olmuyorlar yine. Oradaki insanlara sesleniyorlar. Yine aynı kafadalar, aynı mantıktalar. Ama her halükarda tabii insanlar dünyadaki toprak arazi benzeri bir şeyle karşılaşacaklarını zannediyorlar. Halbuki biz dünyaya gelmeden önce mesela çocukluğumu düşünüyorum. Dünyaya gelmeden önce hiçbir şey aklıma gelmiyor, hatırlamıyorum. Birden ben dünyaya geldim. Bana tarif edilseydi yol mesela doğmadan, bir ruh halindeyken bana söyleselerdi; orada caddeler var, sokaklar var, birçok insanla karşılaşacaksın, imtihan olacaksın, orada öleceksin, önce doğacaksın. Ben çünkü ruh halindeyken zaten ölü olmuş oluyorum ruh halindeyken. Sen doğacaksın, sana cisim ve et verilecek, elin kolun olacak, yaşayacaksın, sonra yine öleceksin, yine böyle ruh haline geleceksin, sonra yeniden sana beden verilecek dense bana, kimbilir aklımdan nasıl bir imaj geçer, caddeleri nasıl düşünürüm. Bilmiyorum çünkü kıyaslayacağım bir şey yok. Şimdi biz de bilmiyoruz. Yani şimdi Cennete gittiğimizde, inşaAllah Allah nasip ederse çok şaşıracağız. Yani hepsi doğru ama mesela Cehennem ateşi dediğimizde bizim normal odun ateşi aklımıza gelir. Mesela bambaşka bir ateşle karşılaşacak insanlar. Cehennem ortamı bambaşka olmuş olacak. Çünkü Allah “yepyeni bir yaratılışla sizi yarattım” diyor. “Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı”. Şimdi “dinlerini bir eğlence ve oyun konusu edinmesi”, bir kere, daha önce biz eğlence yerlerine gidiyorduk arkadaşlarla, gece kulüplerine, eğlence yerlerine gidiyorduk. Bazen de böyle hayır yararına yapılmış toplantılar oluyordu, hayır için yapılmış toplantılar. Gece yarısı ilk yapılan şey, insanları eğlendirmek için din ile haşa kendilerince alay etmek oluyordu. Ya Cehennem ile ilgili bir fıkra anlatılır ya Cennetle ilgili fıkra anlatılır veya zebanilerle ilgili fıkra anlatılır. Gülerler millet, o şekilde olur. Hatta çocukluğumda komşulara giderdik, toplantılara giderdik. Bayramda gittiğimiz toplantılarda bile din ile ilgili mutlaka bir fıkra, bir şey anlatırlardı. Baktık sonradan din adamları da bu mantıktalar. Hoca dediğimiz kişiler çıkıyorlar; dinle, imanla, Kuran ile ilgili espriler yapıyorlar. Millet yerlere yatarak gülüyor. Yani güya alay ediyorlar haşa. Bak, Allah da diyor ki “onlar dinlerini bir eğlence ve oyun konusu edinmişlerdi. Dünya hayatı onları aldatmıştı”. Yani insanlardan etkilendikleri için bunu yapıyorlar. “Onlar bugünleri ile karşılaşmayı unuttukları ve Bizim ayetlerimizi yok sayarak tanımadıkları gibi biz de bugün onları unutacağız”. Şimdi Allah “Ben onları unutacağım” diyor. Allah unutuyor demek şu; adam Allah’a yalvarıyor çıkmak için istiyor, Allah cevap vermiyor yani muhatap bulamıyor. Onun için burada Müslümanlara sesleniyor bu sefer. ”Bize biraz size Allah’ın verdiği rızıktan aktarın” diyorlar. Hiç Allah cevap vermiyor. Ama Müslümanlar konuştuğunda Allah cevap veriyor. Bak diyor ki Allah “Bizim ayetlerimizi yok sayarak tanımadıkları gibi biz de bugün onları unutacağız”. Allah unutuyor, sonsuza kadar unutuyor. Unutuyor derken unutmuyor tabii de muhatap olmuyor, onu demek istiyor Allah. Tabii dünya o kadar cazip görünüyor ki arabalar gösteriliyor insanın beyninde, evler gösteriliyor beyinde. İşte “evleneceksin çocuğun olacak” diyor. Verilen süreyi unutuyor insanlar. Mesela 20 yaşında bir kız çocuğu düşünelim. 10 sene içinde 30 yaşına giriyor. Bir 10 sene sonra 40 yaşına giriyor. Yani yaşlı başlı bir kadın oluyor. Bir-iki 10 sene sonra da 60 yaşına gelip vefat ediyor. Haydi 70 olsun yani ki büyük bir bölümü insanların 30-40 yaşındalar. Sen geldiğinde 17-18 yaşındaydın.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: 18 yaşındaydın. Bak koskoca insan oldun. Kaç yaşındasın şu an?
ALTUĞ BERKER: 43.
ADNAN OKTAR: Daha dün gibi, daha yeni geldiler bunlar yani. Bismillah. Anında 43 yaşına geldiler. İki 10 sene sonra 63 yaşında işte, 53- 63. Dünya son derece kısa. İnsanlar böyle eğlence ile şamata ile bunu fark edemiyorlar. Bir de birbirlerine çok olumsuz etki yapıyorlar. Çok özür dilerim, mesela birisi züppelik yaptı mı o da züppelik yapıyor. Onun züppelik yaptığını görünce iki kişi, üçüncü kişi de yapıyor. Zincirleme gelişiyor. Mesela alaycılık züppelik insanlarda daha ruhuna cazip geliyor insanların, daha onu bir güç gibi görüyor yani aciz olduğunu unutuyor. Beyninin içinde bir görüntü olduğunu unutuyor. Şimdi bak yavaş yavaş bilim adamları bunu anlamaya başlamışlar. ”Görünmezlik ile ilgili büyük bir adım atıldı“ diyor. “Science Dergisi’nde yer alan bir habere göre Almanya’da yapılan çalışmalar sonucunda cismin yaydığı ışığı kontrol altına alınarak görünmezlik yönünde önemli bir adım atıldı“ diyor. Tabii ki ışık ışını gelmezse göremezsin. Beynine o akım gitmez ise yine göremez.
Senin sorularına bir bakayım. Aman Allah’ım bir hayli de varmış soruların. İşaretlenmiş olanlar herhalde özellikle ivedilikle soracakların.
SUNUCU 1: Onlar soru olanlar. İşaretlenmemiş olanlar yorum olanlar, teşekkür olanlar işaretlenmemiş.
ADNAN OKTAR: “Çok değerli Hocam hem bazı televizyon programlarında hem bazı gazetelerde sürekli yakınarak, eleştirerek, kötüleyerek çözüm getirmeyen yayınlar yapılıyor” diyor. “Hocam sizin vesileniz ile öğrendik aslında, her konuda çözüm, iman ve Kuran ahlakının uygulanması oluyor. Hocam siz bu yayınlar hakkında ne düşünüyorsunuz?” Bakın bu kardeşimizin tespiti çok önemli. Mehmet Seçkin kardeşimizin. Bunu daha önce belirtmiştim. Dikkatini çekmiş demek ki. Televizyon programlarına bakın, gazetelere, radyolara bakın sadece yakınmadır. İşte falanca dolandırdı. Vay vicdansız. İşte şu kadar adam tutuklandı, içeriye sokuldular. Savcılar harekete geçsin. Bir kişi daha yakalanması lazım, değil mi? Hemen mahkemeye sevk edin şunları. Bir dolandırıcılık vakası daha. Vay zalim vay. Başka başlık göremiyorsunuz, hep bu tarz. Çözüm yönünde başlıklar olması lazım. Yani bunlar sadece insanları gerer, başka bir işe yaramaz. Yani hep “vay yandım” tarzında başlıklar dikkat ederseniz. Halbuki çok akılcı, güzel, net çözümler göstererek başlıklar olması lazım. Bu, Ahir zamanda Mehdi (a.s.) devrinde olacak başlıklardır. Mehdi (a.s.) devrinin gazete başlıkları ile Mehdiyet öncesinin gazete başlıkları çok farklı olacaktır. Mehdiyet devrinin televizyon haberleri ile Mehdiyet öncesi devrin televizyon haberleri kıyaslanacaktır. Aralarında dağlar kadar fark olduğu görülecektir. Onlar sevinç ve neşe verirken, onlarda hüzün, korku, tedirginlik, panik ve ümitsizlik olacaktır ve oluyor. Mesela gazeteyi okuyan adam neşe duyduğunu görüyor musunuz siz gazete okuyan birisinin sevinç duyduğunu, değil mi? Hep “vah vah, Allah kahretmesin. Yine bu naletlik olmuş yine batmış, zaten bu insanlar adam olmaz, şu ortalık gitmiş, Türkiye zaten batmış“ buna benzer laflar. Ama gayb perdesi açılsa da bir insanlar görse, bir Mehdiyet devrinin gazete haberlerini görseler. O zamanın televizyon haberlerini bir görseler. Her gün insanların içini açan, sevinç veren, neşe veren haberler olacaktır. Mutluluk veren haberler olacaktır inşaAllah.
“Hocam dünyanın her yerinde müminler ile münafıklar arasında mücadele edenler var mıdır? Yani küçük topluluklarda bu olaylara karşılaşılabilir mi? Hocam tüm dünyada maşaAllah beyinleri aydınlatıyorsunuz“, vesile oluyoruz. ”Karanlığa boğulmuş dünyaya ışık saçıyorsunuz” yine vesile oluyoruz. Allah saçar ışığı, biz vesile oluyoruz. “Allah’ın dilemesi ile sizden ve arkadaşlarınızdan Allah razı olsun. Dualarınızı istiyorum” diyor, inşaAllah. Özkan Türkcan, İzmir’den. Mesela bir şirkette de münafık çıkar, bir ailenin içinde de münafık çıkar. Mesela oğluna güvenir, adam süper sahtekar çıkar. Babasına güvenir, babası psikopat çıkabilir. Bilmez mesela kız babasını efendi, dürüst zanneder. Süper ahlaksız çıkıyor adam mesela ensest ilişkiye girmeye kalkıyor yani deli çıkıyor ve bu çok rastlanan bir olaydır. Fakat münafıklığın şiddeti, o toplumdaki imani gücün şiddeti ile orantılı olur. Yani mesela Peygamberimiz(s.a.v.)’in çevresindeki münafıkların gücü en yüksektir. En aşağılık münafıklar orada oluyor. Mesela Mehdi (a.s.)ın çevresinde odaklanan münafıklar, en şiddetlisi onlar olur. Yoksa bir şirketteki, bir aile içindeki münafık daha düşüktür dozu inşaAllah.
“Saygıdeğer Hocam, biz size saygı duyuyoruz” maşaAllah. “Gece saatlerinde bilgisayarda sizin sohbetinizi açıyorum”, güzel. “Gecem dolu dolu geçiyor. Bazen ‘internet girişlerini getirin de bakalım, ona göre devam edeceğiz’ dediğinizde arka arkaya internete defalarca tıklayıp giriş arttırmaya çalışıyorum ki programınız bitmesin. Sizi çok seven kardeşiniz”. Metin, şaka yapıyoruz tabii ki. Öyle bir şey olmaz. Bırakmayız inşaAllah ama önemli tabii ki teşvik etsinler. 65.000 çok düşük bir rakam. 650.000 olacak ki normal bir şey olsun yani o bile çok düşüktür. İnşaAllah.
“Sayın Hocam sizi ne zaman ekranda görsek imanınızdan kaynaklanan güzel ahlakınız, merhametiniz, Allah sevginiz, şevkiniz, tevekküllü ve sabırlı tavrınız hissediliyor” diyor. İnşaAllah öyle olur, dua etsinler. “Hocam çevreme bakıyorum; bir gün nezaketli olan bir insan ertesi gün kaba ve ters tavırlarla değişken bir kişilik gösterebiliyorlar. Bu kişilerdeki değişken ruh hali, iman eksikliklerinden mi kaynaklanıyor Hocam?” diyor. Çok doğru söylemiş Berrak Hanım. En büyük belalardan birisi bu. Ben o kadar sık rastlıyorum ki böyle insanlara. O kadar da toplumda var ki bu çok büyük beladır. Mesela geliyorsun ne güzel arkadaş oluyorsun. “Selam, aleykümselam nasılsın”, pırıl pırıl sevgi dolu bir insan, dost oluyorsun, arkadaş oluyorsun. Ertesi gün tahmin etmediğin bir sebepten birden düşman oluyor. Hem de ne düşman yani katlamalı. Bambaşka bir tavır alabiliyor. Yahut senin hiç ummadığın bir şeye sinirlenebiliyor, tahmin etmediğin bir şey. Mesela diyorsun ki “ben kırmızıyı çok severim”. “Sen benim kırmızı yüzlü olduğumu mu vurgulamaya çalıştın” diyor mesela. Yani havada yağmur var, niye bana ördek dedin der gibi. Kel alaka bağlantılar yani. Çok ipsiz sapsız bağlantılarla. Onun için çok akıllı insanlar dostluğu sürdürebilecek gibidir, yani yüksek akla... Bakın bütün insanlar yalnızlar. Her genç kızın bir veya iki tane arkadaşı var. Ben soruyorum; “kaç tane samimi arkadaşın var” diyorum. Ya hiç olmuyor ya bir tane ya iki tanedir. Çok olanlar da yani genellikle daha değişik oluyor. Yani hiçbirine önem vermemiş oluyor. Bazı vakalar gerçekten öyle oluyor, gerçekten iyi arkadaşlar oluyor. Ama bu çok efor gerektirdiği için ve çok sabır gerektirdiği için bunu yapamıyorlar. Acayip güçtür insanları idare etmek. Yani onları kızdırmadan, dengede tutarak, sevgisini, şefkatini, dostluğunu devam ettirmek müthiş bir zeka, çok yüksek bir akıl gerektirir. Yani onun elektriğini fark edeceksin. En ufak bir şeyde mesela rahatsız olduğu konuyu gözünden, bakışlarından anlayacaksın. Kelime, kelime onu takip etmen gerekiyor. Mesela tahmin etmediğin bir şeyden rahatsız olabilir. Mesela ne bileyim ıhlamur içersin sen, adam ıhlamurdan rahatsız olur, haberin bile yok senin. Fiziki anlamda diyorum. Veyahut mesela bir iltifat cümlesi onu çok irite edebilir, çok rahatsız edebilir. Yani neden hoşlandığını anlamak için çok derin bir akla, çok derin bir elektrik yeteneğine sahip olmak gerekiyor. Yani altıncı hissi çok güçlü olması lazım. Yoksa insan çok karmaşık bir varlık. Çok güçtür insanı muhafaza etmek. Yani sevgisini kazanmak, dostluğunu kazanmak, onu öfkelendirmeden bir hafta götürebilirsin de, bir ay götürmek çok büyük bir başarıdır. Bir yıl daha büyüktür. Ama ömür boyu götürmek yani evliya olmak lazım. Çok çok zordur. Onun için evlilikte bakın dikkat ederseniz ben kiminle karşılaşsam ya “annem boşandı” ya “babam boşandı”, ya “boşanmak üzereler”, “ya kavga ettiler”. Başka bir konu pek göremiyoruz. Mesela boşanma oranı acayip yüksek, çok çok yüksek.
SUNUCU 1: Yüzde 50’ymiş.
ADNAN OKTAR: Tabii, çok çok yüksek. Yani akıl almaz bir rakam bu. Yüzde 50 ne demek. O diğer yüzde 50’nin de en az yüzde 50’si boşanmak için girişimde bulunmuş, netice alamamış tipler oluyor. O diğerinin yüzde 50’si de defalarca boşanma girişiminde bulunmuş fakat fiiliyata dökmemiş kişiler oluyor, bayağı güç. Çünkü mesela bir bakış bile, mesela “bana bugün niye durgun baktın” diyor. Bitti. Düzeltebilirsen sana aşk olsun yani. Mesela bir konu bu. Veyahut bir renkten mesela hoşlanıyor. “Benim sevdiğim renkten niye hoşlanmadın” diyor. İnanç yönünden de öyle. Mesela cemaatlerde de oluyor, fikir mesela hatta onun kulübüne, onun mesela Beşiktaşlı ise Fenerbahçe ile ilgili bir şey söylerse adam bitti yani adam o kadar. Hatta öldüresiye dövüyorlar görüyorsunuz. Adam “hangi takımdansın” diyor gece. “Fenerbahçeliyim” diyor. “Gel bakalım sen buraya” diyorlar. Görüyoruz adamları, palalar, kılıçlar, bilmem neler falan böyle. Müslüman akıllı. İşte Mehdiyet devrinde bu tip çileler olmayacak, bu acılar olmayacak yani. İnsanlar makulde birleşecek. Akılcılıkta birleşecekler yani ortalı, itidalli olmayı bilecekler. Dolayısıyla bu insan ruhundaki delilikler tam tarif edileceği için insanlar bu deli ruhlara girmeyeceklerdir. Mesela toplumdaki anormallikler, davranış bozuklukları, psikolojik bozukluklar, kişilik bozuklukları açık açık hiç anlatılmıyor. Bunlar hep gizli kalıyor. Benim Adamlık Dini isimli kitabım var. Ben orada kısmen bu konuları anlatmıştım. Yani çok acayip etkili. En çok satan kitaplarımdandır. İnsanların birbirine yaptığı sahte davranışları ben anlatmıştım. Yani hiçbir yerde yazmayan ama insanların yaşadığı, kişiliklerinde yaşadıkları karakterlerini anlatmıştım ki o çok daha da genişletilebilecek bir kitap. On cilde kadar çıkarılabilir. Özetle insanın doğal olması, samimi olması gerekiyor. Ön yargılı olmaması gerekir. Affedici olmayınca zaten dostluk gitmez. Yani sevgiyi götüren insanlar affedici olarak götürebiliyorlar. Bir de şefkat. İnsanda gıcık olma ruhu vardır. Bakın toplumda şu an bir hayli insan birbirine gıcık oluyor çok rahat. Durduk yere adama diyor ki; “gıcık oldum adama” diyor. “Niye” diyorsun. “Öyle” diyor, “baktım, gıcık oldum.”
SUNUCU 1: Elektrik almadım.
ADNAN OKTAR: O kadar yani. İşte bu şefkatsizlikten oluyor. Niye merhametle bakmıyorsun? Niye sevgiyle bakmıyorsun? O, Allah’ın aciz bir kulu, değil mi? Senin bir kardeşin, Ahiret arkadaşın. Yani bu nedir böyle? Merhamet gözüyle bakmadın mı öfke olmuş oluyor. Bunu çoğaltabiliriz tabii.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Toplumdaki sevgisizlik, insanların Allah’a sevgiyle yaklaşmamasından insanları da sevemiyor. Allah’ı sevemeyen insanı da sevemiyor. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, halbuki insan sevgisi en güzel sevgidir, dünyadaki en güzel sevgi, insan sevgisidir. Mesela benim sevgime şaşıyorlar. Hayret ediyorlar, nasıl oluyor gibisinden. Adamın ruhu kof kütük, o zaman şaşırır tabii ki. Sevgiyi tatmamış bir insan istiyor ki ben de edişeyim milletle. Böyle kavga edeyim, laf sokayım, ondan sonra öfkeleneyim. Dümdüz böyle kemik gibi konuşayım. Ben öyle bir adam değilim. Ben o kemik kafa zihniyete karşı mücadele veriyorum zaten. Odun kafa zihniyete karşı mücadele veriyorum. En nefret ettiğim insan cinsidir böyle soğuk, rustik böyle, ne bileyim yani donuk. Var karşılığı da şimdi tam diyemiyorum yani. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Mehdiyet devrinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onu müjdeliyor. “Onun sevgisinden içerler” diyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ın sevgisinden. İnsanların zaten aç olduğu, beklediği o sevgiyi insanların birbirine göstermesine vesile oluyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir kere sevgisizlikten insanlar çirkinleşti. Hastalandılar. Sevgi insanı çok zinde yapar. Çok kanlı canlı olur insan. Yani cildini güzelleştirir, saçını güzelleştirir, konuşma kabiliyeti artar insanın, zekası gelişir. Bütün bu perişanlığın kökeninde sevgisizlik var. Sevgi dolu bir insan yani müthiş sağlıklı olur. Bu kanserler, ülserler, bu bel fıtıkları falan bunlar hep yani insan bedeni kaldırmıyor. Çok naziktir insan bedeni. Bir marul gibi yani o kadar yani. Ezilir yani çok güçsüzdür. Ayette de belirtiyor Allah: “Biz insanı zayıf yarattık” diyor. “İnsan zayıf yaratılmıştır” diyor Allah ayette. Ruhen de bedenen de zayıftır insan yani çabuk üzülmeye, çabuk korkmaya, tedirgin olmaya, kuşkuya çok açıktır. Bedenen de çok hassastır. Hemen grip olur, nezle olur, mikrop kapar, zatürreye yakalanır. Mesela grip oluyor, gribin hemen arkasından zatürre oluyor, ölüyor. Çok rahat ölebiliyor. Sırf gripten birçok ölen insan var. Diyorlar ya domuz gribi. Domuz gribi diye bir şey yok, herhangi bir gripten rahatça öldürücüdür bu gripler. Yani biraz bünyesi zayıf olursa öldürür. Mesela kanser, bin bir türlü kanser çeşidi var. Sevgisizlikten vücut kendine saldırıyor artık. Çünkü vücut, su gibi sevgiye muhtaç yaratılmış. Yani şiddetle sevgi ister insanın vücudu. Onu bulamadı mı vücut kanserleşiyor, hastalanıyor. Dengesi bozuluyor yani su içemeyen insan nasıl perişan oluyor, yemek yemeyen insan nasıl perişan oluyorsa, vücut hücreleri de sevgiyi görmediğinde perişan oluyor. Hem insanlarda çirkinleşme meydana geliyor, hem çökme, hem mesela cilt bozuklukları oluyor, ruhi bozukluklar oluyor. Panik ataklar şunlar bunlar her türlü hastalık meydana geliyor. Mesela yüksek tansiyonun büyük bir bölümü hep asabi tansiyondur. Hep böyle üzüntü, korku, tedirginlik, gerilime dayalıdır. Vücut doğal olarak o şekilde bir tansiyonu olmuyor çoğunun. Yani yüzde 80’i öyle, asabi tansiyondur. Sürekli üzülür bir şeye, fırlar tansiyonu. Şeker de öyle, şeker hastalığı da öyle, üzüntüye bağlı oluyor. Korku, tedirginlik, anksiyeteye bağlı evet. Sevgi bunların hepsini boğar atar. Sevgiyi coşkun yaşayan bir insana ne korku gelir, ne tedirginlik gelir, ne vesvese gelir, ne acılar gelir, hiçbir şey gelmez şiddetli sevgiyi yaşayana. Çünkü ruhunu sevgi doldurmuş oluyor, öbürleri de sığmaz o zaman. Sevgi lezzetli olduğu için vücut onu alır, sevgi bütün vücudunu kaplar. Doyurur vücudunu. Sevginin dışında da vücut bir şey almıyor ondan sonra. Mesela sevginin olduğu yer, adam neşeliyken korkuyu almak istemez. Mesela eğlenen çok neşeli bir insan başı ağrıyan bir insan unutur başının ağrıdığını. Bilmiyorum gördünüz mü siz öyle? Değil mi?
SUNUCU 2: Olabiliyor böyle. Evet, olabiliyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela sırtı ağrıyor, beli şiddetli ağrıyor mesela sevinç içinde unutuyor, sevinç içinde. Bir de bakıyor sırtının ağrısının haberi yok. Gitmiş sırtının ağrısı. Sevgi onu yok ediyor. Yani birçok şeyde, hastalıkta böyledir. Birçok rahatsızlıkta böyledir.
SUNUCU 2: Yani moral önemli. Sevgi de önemli ama şimdi şunu da düşünüyorum; sevgiyi nasıl artıracağız yani? Biz her gün değişik olaylarla karşılaşabiliyoruz. Yani büyük şehirde yaşıyoruz, sıkıntılar çok oluyor, stres oluyor. Yani karşılaştığımız olaylar, sürekli biz sevinçli olamıyoruz. Ya da mutlu olamıyoruz. Mutlaka ki yaşadığımız etkenler, dış etkenler bizim moralimizi bozabiliyor. Stresli olabiliyoruz. Asabi, sinirli olabiliyoruz. Ve bu haldeyken biz nasıl peki içimizdeki sevgiyi artıracağız? Yani ne düşünmemizi önerirsiniz yani o anda?
ADNAN OKTAR: Benim güzelim biliyorsunuz Boğaziçili. Boğaziçili’nin o yamanlığı var. MaşaAllah. Çok güzel evet sorun. Şimdi, büyük şehirde oturuyoruz. Büyük şehiri bir bakıyoruz büyük şehir bizim beynimizin içinde Allah tarafından gösterilmiş bir görüntü. Kuran’da da büyük şehirler var. Kuran’da da belirtiliyor. Büyük şehir görüntüsü olarak zaten biz imtihan oluyoruz. Hayat pahalılığını ben gösteriyorum diyor Allah. Dinsiz insanları ben gösteriyorum, ahlaksız insanları da ben gösteririm size diyor Allah. Bunlara tahammül edip bunlara sabredip bunların üzerine çıkıp “Beni seveceksiniz” diyor. Yani “bunlar olmadan Beni severseniz, Benim için bir kıymeti yok” diyor Allah. “Bunları aşar da Beni severseniz, Bana iman ederseniz, Ben de o zaman sizi severim” diyor. “Bu hakiki aşk alametidir” diyor Allah. Şimdi mesela, insan evlenmek istediği bir kadın için de, değil mi, seviyor eğer bir fedakarlık yapmıyorsa yani onun için bir çileye katlanmıyorsa kadın onu sevmez. Yani ona gösterdiği sabra göre o onu seviyor. Mesela gösterdiği irade, gösterdiği nezaket, saygı, şefkat, gösterdiği akıl. Mesela duygusallaşıyor adam koskoca herif kadın gibi duygusallaşıyor, çocuk gibi ağlamaya kalkıyor; kadın nefret eder öyle bir tipten, şahsiyetsiz görüyor. Bir anda alabora olur kadın ondan, kişiliksizliğinden. Mesela aptalca bir espri yapıyor, kadın onu unutmaz yani. Tabii, aptallık yani kadını çok acayip sarsar. Yani akılsızlık çok yıkıcı etki yapar. Ben yaptım oldu-bitti. Unutmaz da onu, aptallığı bir kere gördü mü bir kadın o beynine çivi gibi çakılır. Yani, hafıza çok güçlüdür insanda. Yani o, bir tiksinme olarak kafasında kalır. Her gördüğünde aklına gelir onun aptallığı. Tabii o da kendini çok zeki zanneder ayrı mesele. Yani çok isabetli espri yaptığını, şen şakrak olduğunu hatta kadından daha akıllı olduğunu, onu idare ettiğini düşünür böyle uyanık tipler. Onun küçük bir zekaya sahip olduğunu, aklının zayıf olduğunu, dolayısıyla kendinin o üstün ve hakim zekasıyla onu kapladığını adeta ve yönlendirdiğini, onun esprileriyle onu coşturduğunu falan. Kadın onun deliliğine gülüyor. Mesela çok rahatsız falan, o da çok mutlu olduğu kanaatinde. Sonra da şaşıyor boşanma davası açtıklarında. Ya ne oldu diyor sen bayağı seviyordun diyor, böyle bir şey mi oldu galiba diyor. Sana bir şey mi oldu yoksa diyor. Mesela kadın boş bulunup çirkin bir söz söyler, affedilirse kadın, o insanı çok sever. Affetmek çünkü bir irade gerektirir, bu akıl gerektirir. Çünkü intikam almak çok zevklidir. İnsanı çok deşarj eder ve rahatlatır intikam almak. İntikam almamak çok zordur. Yani nefse ağır gelir. İrade ve akıl kullanılması gerekir. O zaman bunu görürse karşıdaki şahıs, ona karşı derin bir sevgi duyar. İşte Allah bunu istiyor insanlardan. Mesela ekonomik zorluk içerisinde ama ne yapıp yapıp mesela insan sevdiğine bir şeyler ikram etmeye çalışıyor. En zor şartlarda kendi imkanlarını harcayıp kendi birikimlerini, kendisinin geleceği için düşündüğü birikimini harcayıp onu kurtarmaya çalışıyor. Bu, kadının gözünden kaçmaz. Bu, bir sevgi sebebidir. En zor şartlarda bile yapmaz. Ve mesela farz edelim yaralanıyor adam, başka bir yaralıyı kurtarmaya çalışıyor yaralı olduğu halde. Mesela bu bir sevgi nedenidir. Mesela arabayla vurup bırakıyorlar bazen garibanları yolun kenarında. Adam iniyor -ki çok ağır suçlamalar da oluyor böyle şeylerde yani, sen yaptın diyorlar, direkt gözaltına alınıyor zaten öyle- bak adam bunu bilerek götürüyor hastaneye onu. Çünkü tenha yerde adam bulmuş, götürüyor. Yani mutlaka gözaltına alınacak yani mümkün değil onun bırakılması. Günlerce sorgu altında kalıyor. Ne yaptın, nasıl ettin falan? Hatta zanlı da oluyor, adam onu da göze alıyor. Bu, yüksek ahlak gerektirir, kişilik gerektirir. Bunların toplamı bir araya gelir gelir gelir insan o zaman aşk derecesinde sevgi duyar. Yoksa çıkarıyla çatışıyor, tersliyor. İmkanı oluyor, vermiyor mesela. Bir şey oluyor bilmem ne oluyor, egoist ve bencil. Bunları kadın gördükçe gördükçe gördükçe onda bir nefret gelişir. Kadın akla çok önem verir. Erkek de akla çok önem verir, kadın da akla önem verir. Ve sevginin kökeninde bu vardır. Akıl olmadıktan sonra insanın yani öyle bir gücü olmaz. Ama kadınlar mesela şimdi, bizim zamanımızda da eskiden de öyleydi. İşte kızı sattın mı? Kızı verdin mi falan böyle sanki koyun böyle. Kızın avantajı şu oluyordu yani onun mesleği şu oluyor; bu diyor iyi doğurur diyor. Yani doğurma gücü var diyor. Bir kere başlı başına bir şey adam için. Bir gelir kaynağı, mesela 3 tane çocuk onun için ileride para makinesi gibi bir şey. Yani sanki koyun çoğaltıyor adam böyle. İyi bulaşık yıkar diyor, oo diyor çok iyi diyor, ben bulaşıktan bayağı canım yandı diyor. İyi çamaşır yıkar diyor, yatağını da düzenler diyor. Yemek yapar, canın ne istiyorsa her şeyini yapar diyor. Adam düşünüyor, ya bunlara biz bu kadar para veriyoruz, lokantaya para veriyoruz, şuna para veriyoruz, buna para veriyoruz; bu, bunun hepsini yapacağına göre. Karşı taraf da diyor ki sen bana ne vereceksin diyor kadın da. Şimdi bak diyor bu kadar ben bir meslek sahibiyim diyor kadın yani onu bir meslek olarak görüyor. Sen de meslek sahibi olarak bana bir şey ver bakayım diyor. Senin vereceğin ücret nedir diyor. Ben de sana bir ev vereceğim, üzerine bir araba yapacağım diyor. İşte her ay maaşını vereceğim diyor. Bu, benim gördüğüm aşağılayıcı bir şey çok aşağılayıcı. Yani bir kere kadınlara mutlaka ekonomik gücünü en az erkek kadar elde edeceği imkanı toplum tanıması gerekir. Yani kadının böyle bir pazarlığa ihtiyacı olmaması lazım ve evlenirken sadece kişiliği ve şahsiyeti için, sevdiği için, Allah rızası için evlenmesi lazım. Yani maddi çıkar için evlenmek çok çok aşağılayıcı. Ama bunun ne kadar yaygın olduğunu da görüyorsunuz. Benim söylememe gerek yok. Yani çok aşağılayıcı. Mesela o güzelim aslan gibi genç kızlar gidiyor itle kopukla böyle aşağılık heriflerle onun leş gibi pis kahrını çekiyor. Ve çöküyor onun sonucunda da. Ciddi anlamda çöküyor. Yani ondan çok bir şey kazanmıyor. Adam hakikaten ölüyor sonunda, hakikaten malı kalıyor. Kadın mesela 60 yaşında oluyor, adam 70 yaşında ölüyor. Senin yaşayacağın ne orada, zaten bitmişsin. Sen de bitmişsin yani. Ona mutlu oluyor, seviniyor. Allah’a çok şükür diyor, malı mülkü kaldı diyor, ne kadar iyiyim diyor. Ondan sonra zaten romatizma tedavisine gidiyor, doktora harcıyor parasını başka da bir şey olduğu yok. Başından sonuna kadar Allah için sevinçle aşk içinde yaşamak lazım. Tutkuyla yaşamak lazım. Kadın dik başlı olması lazım. Yani erkek onu satın alıyor konumda olmaması lazım. Kadının da onu satın alıyor konumunda olmaması lazım.
SUNUCU 2: Şimdi biraz daha değişti gerçi. Eskiden kız çocuklarını okula göndermezlerdi. 13 yaşında, 14 yaşındaki hala da öyle bazı köylerde görüyoruz biz. 16 yaşındaki kız çocuklarını evlendiriyorlar. Ve erkek hala daha bayanlara o şekilde bakıyor. Sizin anlattığınız şekilde. Ama biraz daha aileler bilinçlenmiş vaziyette. Şimdi kız çocukları, her ne kadar oranı az da olsa erkek çocuklarına göre okuma oranı, şimdi daha iyi, yani daha iyi vaziyette. Yani okullarda kız çocuklarının sayısı biraz daha artıyor.
ADNAN OKTAR: Aslında düşünecek bir şey yok, mesela bence meclisin yarısının kadın olması mecbur hale getirilmesi lazım. İşyerlerinin de yarısının kadın olmasını mecbur hale getireceksin. Yani yarısı erkek oldu mu ne yaparsan yap diyeceksin, kadın buluyorsan bul, bulmuyorsan böyle. Yani bir kere bütün sektörler için mecbur kanun çıkarılması lazım. Kadın erkek 50’ye 50 değil mi? Tamam, orada da öyle olması lazım. Bir kere mutlaka avantajlı olması lazım kadın işe girmede. Mesela bu, olayı kökünden halleder.
SUNUCU 2: Onu mesela politikada düşünürsek, milletvekilleri erkek oranı daha fazla. Bayanlarda çok az milletvekili görebiliyoruz. Neden mesela diye düşünüyoruz, aslında politika, evet politika okuduğumuzda şöyle bir şey de aslında kafamıza takılıyor. İstek de meselesi. Mesela bayanlar çok fazla tercih etmiyor politika okumayı. Erkekler biraz daha siyasete düşkün olabiliyorlar. O yüzden milletvekili olabiliyorlar.
SUNUCU 1: Yani bazı alanlarda da kadınlar daha fazla. Mesela eczacılık, biyomedikal, dişçilik gibi alanlarda da kadınların oranı yüksek.
ADNAN OKTAR: Her yerde olsun.
SUNUCU 2: O da tercih meselesi yani, ilgi alanı meselesi.
ADNAN OKTAR: Mecliste mesela inşaAllah Mehdiyet zamanında, en az yarısı kadın olur inşaAllah. Kadın çok mübarek bir varlıktır. Bir de çok zekidir kadınlar erkeklere oranla daha zekidirler. Yani detayı daha çok görürler. Erkekler daha kaba hatlarıyla yüzeysel görürler. Kadında akıl almaz bir analiz gücü ve anormal bir detaylandırma gücü vardır. Ve saniyesinde, anında yapar bu hesapları. Ama onlar da detaya boğuluyorlar işte, o sorun var. Detayın içinden çıkamıyorlar evet. Yani çok fazla seçenek içerisinde boğuluyor. Erkeklerde de kabaca oluyor. Mesela iki seçenek sunuyor, bir tanesini seçiyor, onu yapıyor. Dolayısıyla daha avantajlı konumda olmuş oluyor. Ama bu da tabii eğitimle aşılabilecek bir şey, yani mümkün olmayan bir şey değil. Yani zorlanılacak bir şey değil. Akılcı bir eğitimle ortadan kalkabilir. Evet. Kaç dakikamız oldu?
Mesela sen dedin, bu rakamlarda bir işaretler var demiştin.
ALTUĞ BERKER: Evet, dedim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Doğru bak, şimdi açtım bir tane daha. Fussilet Suresi 11. ayet. 11: “Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi”, ne aklına geliyor?
ALTUĞ BERKER: 11 Eylül.
ADNAN OKTAR: Tabii 11 Eylül. Gök tamamen dumanla kaplı. Toz ve dumanla kaplandı değil mi? “Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi”. Başka bir ayette de yine aynı şekilde, bu toz dumandan bahsediyor aynı şekilde. Aynı tevafuk. İnşaAllah.
Biraz ara verelim. Sonra yine devam edelim. Tamam? İnşaAllah.
SUNUCU 1: Evet sayın izleyicilerimiz, kaldığımız yerden sohbetimize devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Sorular Hocamda inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Sorudan evvel müsaade ederseniz kapatırken eğitimden bahsediyordunuz. Hatice Hanım değinmişti, siz de vurguladınız eğitimin öneminden. Şunu düşünüyordum. Dünyada özellikle Avrupa’da her yerde Darwinist bir eğitim uzun zamandır sürüyor. İnsanları sevgisizliğe sürükleyen o soğukluğa, bahsettiğiniz donukluğa sürükleyen önemli bir sebep olarak düşünüyordum, onu ifade etmek istedim.
ADNAN OKTAR: Şimdi bana hiçbir şey anlatılmamış olsa, birden dünyaya gelsem tam renkli bu dünya, şaşar kalırdım. Kim görüyor derim. Bunu çünkü bir gören var. Hem üç boyutlu renkli bir dünya var. Derinlik algısı mükemmel. Hakikaten varmış gibi görünüyor çünkü. Bunu kim görüyor diye merak ederim, bir. Bu sesi kim duyuyor diye merak ederim. Bu dokunma hissini merak ederim. Burada bir dokunma hissi var, yani birisi bunu hissediyor. Güzel kokuyu hissedebiliyorum. Tat hissedebiliyorum. Yani bunları kim hissediyor diye düşünürüm. Biri çıkıp da bana “bu tesadüfen oldu” derse, ben bunu kabul etmem. Çok çok çok mantıksız bir ifade, tesadüfler sonucu oldu demek. Üstelik bu kadar mükemmel bir sistem. Çamurlu sularda atomlar bir gün bir karar veriyorlar. Biz diyorlar birleşelim, bir araya gelelim. Protein yapalım. Proteini de hücre haline getirelim. Hücreyi de geliştirelim. Sonunda kaş, göz yapalım, kulak yapalım. Atom diyor ki; “ben duymuyorum ama ben duyan bir kulak yapacağım”, bana müsaade edin. “Kulak yapmakla uğraşayım” diyor, kulağı yapıyor. “Bir de duyma hissini meydana getireceğim, duyan birini yapacağım” diyor. O onu yapıyor atom. Öbürü diyor ki; “ben görmüyorum ama gözüm görmüyor, fakat atomları bir araya getireceğim, ekip olacağım, hepsini ikna edeceğim, konuşacağım görme hissini meydana getireceğim. Göz meydana getireceğim, tam renkli üç boyutlu görmeyi sağlayacağım. Dünyadaki en kaliteli televizyondan daha kaliteli bir görüntü elde edeceğim ben” diyor. Çünkü şu anki görüntü kalitesini hiçbir televizyon elde edemedi. En ileri teknoloji kullanılıyor, yine olmadı ama kör atomun, görmeyen atomun bunu yapacağına inanıyor adamlar. Bir gün karar veriyor atomlar, bir araya geliyorlar ve üç boyutlu, dünyanın en kaliteli görüntüsünü gören bir televizyon sistemi yapıyor. Ayrıca bunu gören bir de ruh yapıyor. Yani bunu gören bir ruh var. Onu da yapıyor. Aynı şekilde tat için de böyle. Dokunma hissi için de böyle, bunların hepsini yapıyor. Bunların hepsi tesadüfen oldu diyorlar ve dünyada yüz binlerce üniversite, enstitü, milyonlarca profesör ve doçent buna inanıyor. Bu, işte dünya tarihinin en büyük aldatmacası. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; böyle bir olay, Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren hiç olmamıştır diyor, ilk defa olacaktır diyor, yani deccaliyet denen bir olay. Çok çok şaşırtıcıdır. Nitekim bak, ben Yaratılış Atlası’nı çıkarttım, bu kitabı, Avrupa’ya gönderdik bundan. Profesörlere, bilim adamlarına, sanatçılara dağıtıldı. Avrupa’dan hiç ses duyuyor musunuz Darwinizm ile ilgili? Önce bir debelendiler, sahte fosiller çıkarttılar, 2-3 tane. Seri olarak onlara cevap verdim, anında cevap verdik. Hatta yani yabancı televizyonlarda, büyük televizyonlarda cevap verdik. Ondan sonra seslerini kestiler. Ne bizim yerli basında artık evrim ile ilgili bir haber çıkıyor, ne dünyada çıkıyor. Bakın bu çok önemlidir, herkesin dikkatini çeker. Eski gazetelere bir bakalım, her hafta evrim ile ilgili bir yalan vardı, her hafta. Muntazam, kesintisiz devam ediyordu. Artık yalan söyleyecek takatleri kalmadı, yalan söyleyemiyorlar. Bundan sonra güçleri yetmez. Dünyada bir devrim oldu, büyük bir olay oldu. Yani Evrim Teorisi yerle bir oldu. Yani şimdi bu, elle tutulur bir olay. Bunun denemesi nasıl yapılır? Basına bakarsın, kamuoyuna bakarsın. Basın da artık bununla ilgili yalan söyleyemiyorsa adamlar, ağzına alamıyorsa, anlatamıyorsa bu konu bitmiştir. Bak, hacmimiz belki küçük ama çok büyük etki yaptık. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bir hanım kardeşimiz, Kübra isimli, o bir soru yöneltmek istemiş Hocam. “Selamlar saygıdeğer Hocam”.
ALTUĞ BERKER: “Bakara Suresi’nin 214. ayeti üzerine düşünüyordum. Allah’ın müminlere imtihanında dayanılmaz bir zorluk, yoksulluk, sarsıntı gibi durumlarla karşı karşıya bırakacağından bahsediyor. Ben bu zorlukları yaşamadan önce kendimi derinleşerek bunlara hazır hale getirmek istiyorum. Bu halde olduğumdan emin değilim. Ayeti yazdım, bu konudan bahsetmek lütfunda bulunursanız beni mutlu edersiniz, iyi akşamlar”.
ADNAN OKTAR: Yani buna hazırlık yapıyorum diyor, öyle mi? Yapmak istiyorum.
ALTUĞ BERKER: Evet, burada derinleşmeye çalışıyorum, bu imtihanlar başıma gelmeden derinleşip bunlara hazır olmak istiyorum diyor, o ayetten bahseder misiniz diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ayeti anlatayım da, yalnız bunun önce bir ön açıklamasını yapayım. Dünyada Allah’ın gerçek dostu olmak öyle kolay bir şey değildir. Allah onun önüne o kadar çok engel koymuştur ki o kadar engeli aşıp öne çıkan babayiğit çok nadir olur. Çünkü Allah Kendi sevgisine ulaşmada yüzlerce perde koymuştur. İnsanlar tembelliğinden bazen bir-iki perdeyi aşabilir, üçüncü perdeyi aşamazlar. Veliler mesela 100-150 perdeyi aşıyor, Peygamberler 1000 perdeyi aşarlar. Mesela Mehdi (a.s.) gibi insanlar, Hz. İsa (a.s.) gibi insanlar da öyle, bunlar da 1000 perdeyi aşan insanlar. Mesela dünyada şu an Allah’ın iki tane en önde olan sevgilisi olacak, iki sevgilisi. Biri Mehdi (a.s.), biri Hz. İsa (a.s.). Bunların özelliği ne biliyor musunuz? Bütün imtihan şartlarını teker teker aştıkları içindir. Mesela insan sabah namaz kılacak, kalktı. Mesela bitkinlik hissediyor, başı da ağrıyor, beli tutulmuş, birisi de hakaret ediyor mesela. Evde yiyecek yok, hava soğuk “ya (haşa) Allah olsa” diyor “bana bunu yapmazdı” diyor. “Yani bu kadar şart, bu engel var” diyor. “Demek ki, benim bilemediğim bir şekilde Allah yok” diyor. Tepe üstü düşüyor. Veli olan, daha yok mu der. Bir bunları bir aşar, bir kere bunlar hiç gelir ona ve aşar. İşte aşkın önünde engeller vardır. Yani aşk o zaman herkes aşık olur. Herkes deli aşık olur. Nadir insana veriliyor o. Bakın mesela İslam aleminde çok büyük alimler var ve devletlerin de muazzam imkanları var. Mesela Suudi Arabistan’ı düşünelim. Ben gariban, normal, Allah’ın bir kuluyum yani herhangi bir insanım bir özelliğim de yok. Yani tabii, din eğitimi de almadım. Kendi kendimi yetiştirdim ben. Mesela Suudi Arabistan’da gerçekten iman eden insanlar olsa gerçekten iman etse, gerçekten deli aşık olsa, bir bakar, Darwinizm, materyalizm var. Ne yapmış? Komünizmi, faşizmi getirmiş dünyaya, mahvetmiş dünyayı, vahşi kapitalizmi getirmiş, insanlardan sevgiyi almış değil mi? Birinci Dünya Harbi’nin, İkinci Dünya Harbi’nin çıkmasına sebep olmuş, 350 milyon insanın ölümüne sebep olmuş bir felsefe Darwinizm. Bunu Karl Marks da söylüyor Troçki de söylüyor Mao da söylüyor hepsi söylüyor. “Biz Darwinizm’e dayandırarak felsefemizi kurduk” diyorlar. Mesela kendimden örnek vereyim. Suudi Arabistan’da kral olacağım. Bütün profesörleri toplarım yahut 30 tane profesörü toplarım, arkadaş derim, ne kadar fosil varsa dünyada toplayın, parası ile değil mi? Alın size 100 milyar, 200 milyar yahut 500 milyar dolar veririm, yani ne olacak yani var. Bütün fosilleri toplatırım, birçok müze kurdururum. 1 milyon adet de kitap bastırırım, bütün dünyaya dağıtırım. Alimler topluluğunu kurarım. Ahir zamanı anlattırırım, İslam’ı anlattırırım ve muazzam bir güç haline gelirim. Bakın Allah’ı sevdikleri halde, dini sevdiklerini söyledikleri halde ve muazzam din eğitimi aldıkları halde bunlar alim insanlar, buna güçleri yetmiyor, yapamıyorlar. Takliden yapmak istesinler, mesela en azından takva görünmek, insanları etkilemek yani Müslüman alim olarak görünmek yahut Müslüman aleminin lideri olmak için sırf hırsından yapabilir istese. Yani evliya desinler, veli desinler diye de yapabilir istese. Yapamaz gücü yetmiyor niye biliyor musunuz? İman edemiyor. Ondan gerisine gücü yetmiyor işte. Mesela Suudi Kralı, ama adam mesela kireçlenmeler olmuş, beli ağrıyor, kalp hastalığı var, bunu Allah’ın olmadığına yoruyor bunu. Allah ona onu özel veriyor, o görevi yapamasın diye. Onu veli aşabiliyor, Allah aşığı aşabiliyor onu işte. Aşkın önündeki engeli, Allah aşığının aşabileceği şekilde Allah yaratmış. Bakın koskoca dünyada, iki kişi tam anlamıyla aşabiliyor. Biri Mehdi (a.s.), biri Hz. İsa (a.s.), İsa Mesih (a.s.) ibn-i Meryem, onu göreceksiniz şimdi dünyada. Elinden yüzünden ışık saçılıyor böyle. Muhterem mübarek bir insan. Biri de Mehdi (a.s.)’dır. Mehdi (a.s.)’ın çilesinin daha onda birine dayanamaz o alim denilen kişiler. Onda birinde devrilirler, daha kapısından geçemez. Ben mesela 1986’da, 87’de ümmetçilik propagandasından ben tutuklanmıştım. “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dediğim için hapse girdik. Bizim bir maceralarımız oldu, bilmiyorum belki siz duymamışsınızdır. 25 yıl hapis cezası ile yargılandım. Sonunda da beraat ettim. “Pardon” dediler, “özür dileriz, hata olmuş, buyurun çıkın” dediler. 19 ay sonra çıktık. 10 ayı tımarhanede, 9 ayı hücre hapsinde. Bak “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dedim, sadece bu cümle yüzünden, başka bir şey yok. Buyur dediler içeri, aynı savcı yanlışlık olmuş dediler yani doğru bunda bir suç unsuru yok, çıkabilirsiniz dediler. Ben çıktım, Müslümanların bir toplantısı vardı -yerini söylemeyeyim, ünlü bir alim- bakın çok ünlü alim, bayağı ünlü, vefat etti. Bir kere tutuklandı, çok kısa bir süre tutuklandı, bırakıldı. Yani çok çok kısa süre, yani süresi de çok kısa. Getirdiler mikrofonu dediler ki, “Hocam” dediler, “bir konuşma yapın”. “Ben konuşma yapmam” dedi. Yılmış, korkmuş, takati kalmamış bak. “Peki Hocam” dediler, “o zaman hiç olmazsa bir selam ver” dediler. Yani bayağı ünlü, ismini verirsem şimdi herkes bilir. “Onu da yapmam” dedi, benim yanımdaydı. İmtihanı kaybetti işte, gücü yetmiyor, o kadara kadar yetmiş gücü. Ne var bunda? Ben daha yeni çıktım hapisten yine çıktım konuşma yaptım orada. İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsettim açık açık. Kaç defa tutuklandım, kaç defa tehdit edildim, kaç defa. Hiçbirinde yılmadım. Ve onun yüz mislini yine say, yine yılmam. Mesela ayağım kırılsa, kolum çıksa, binbir türlü hastalık çıksa yani yine vazgeçmem. Bütün millet hakaret etse yine vazgeçmem. Ne yaparlarsa yapsınlar vazgeçmem. Bu makbul olandır. Yani yoksa mesela, tutuklandım diye hemen anında bırak. Hatta bir kere gözaltına alınıyorlar, hatta bir kere polis arıyor yani diyor burada diyor bir toplantı olmuş, bu neyin nesidir diyor adamın bet-beniz atıyor, kül gibi oluyor, araziye geçiyor, konu bitiyor kökünden. Halbuki Allah onu imtihan ediyor, orada polis sesi diye duyduğu şey Allah’ın oradaki tecellisi. Allah duyuruyor o sesi ona. Allah yaratıyor. O da zannediyor ki, yani gerçekten dış dünyada böyle bir alem var. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in karşılaştığı zorluklarda, yani orta bir insan ta en başından bırakırdı. En başında bırakırdı. O kadar zor şartlar ki yani anlatamam. Yani evleri işaretleniyor Müslümanların evleri, boya ile boyuyorlar kapılarını Müslüman evi diye. Bunlara selam vermeyeceksiniz, hakaret edeceksiniz, alış-veriş yapmayacaksınız, yiyecek vermeyeceksiniz, işe sokmayacaksınız, gördüğünüz yerde döveceksiniz, konu bu. Bakın hicret ediyorlar ta Habeşistan’a gidiyorlar. Bakın Mekke Medine neresi, Habeşistan neresi? Yürüyerek develerle. Oradaki it kopuk takımı arkalarına takılıyor oraya kadar geliyorlar, bunları öldüreceğiz diye. Habeş Kralı da vermiyor onları, yani onlara. Yani verse adam, öldürecekler yani Allah vermesin. Şehit edecekler, öldürecekler demeyeyim de Allah affetsin. Yani akıl almaz hakaretler, iftiralar, dövmeler, sövmeler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in topluluğuna katılan gençleri, mesela 16-17 yaşında gençlik katılıyor, annesini babasını bırakıp geliyorlar, feci şekilde dövüyorlar, ağız burun darmakeşan ediyorlar böyle. Ama bırakmıyorlar Allah rızası için sevdikleri için. Allah çok sevilmek istiyor. Çok beğenilmek istiyor. Allah’ın bu hakkıdır zaten. Bu, Allah’ın güzel yönüdür. Yani bu kadar emek bu kadar güzellik olacak -yani Allah emek vermez de anlayın diye- bu kadar özen olacak yani bardağın süsüne kadar ince ince yaratacak, kalemler yaratacak, arabalar, evler, akvaryumlar, balıklar, kuşlar, spotlar, her şeyi yaratacak, televizyonlar, radyolar... adam muhatap dahi olmayacak. Allah hafif bir sevgiyi istemiyor. Yani istese kabul eder de ayrı mesele. Fakat gerçekten çok sevilmek istiyor Allah. Kainatı da bunun için yaratmıştır. Beğenilmek istiyor. Şimdi Melekler seviyor ama Melek mecbur sevmeye. Yani Allah onu yeterli görmüyor. Çünkü Melek, nasıl söyleyeyim şimdi biraz şey olmayacak ama.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi mecbur yani. Yani iyiyi kötüyü ayırt etme durumu yok Meleğin. Yani iyi diye zaten mecbur iyiyi yapmaya mecbur yani kötüye zaten gitmeyecek şekilde yaratılmış. Kötüyü düşünmüyor, konuşmuyor, yapmıyor zaten. Allah bunu yeterli görmüyor. Sadece insanı beğeniyor Allah bu konuda. En beğendiği insandır. İnsanda da çok nadir oluyor. Allah onun için kalabalık mesela dünyadaki kalabalıklar Allah’ı ilgilendirmez, yani milyarlar var ya 7 milyar, hiç ilgilendirmez Allah’ı, öyle bir konusu yok yani, o anlamda bir şeyi yok Cenab-ı Allah’ın, yani bu kadar. Onların içindeki bir avuç iman eden ilgilendiriyor Allah’ı. İlgilendirir, hepsini tek tek yaratır -ilgilendirmez derken haberi olmaz, farkında olmaz anlamında demiyorum, yani diyor ya “Allah unuttu onları” diyor, o yani bir mizansen yaratılmış varlıklar onlar, o kadar önemli değil onlar- Sadece o iman eden kitle önemli Allah için yani gerçekten sevenler. Bunları sonsuza kadar yaşatıyor Allah. Ama sonsuza kadar yaşatmak ne demek biliyor musun? Sonu gelmiyor yani hiç gelmiyor. Mesela bir avuç Peygamber var. Hz. Musa (a.s.) var, Harun (a.s.) var, Hz. İbrahim (a.s.) var, çok az etrafındakiler. Hz. İsa (a.s.)’ın talebeleri çok az. Bir tek son kere dünyaya İslam’ı bir kereliğine mahsus, tam anlamı ile hakim ediyor Allah, son kez. Şimdi bu önümüzdeki 70 yılda olacak bu. Yalnız bunu ben söyleyen biri olduğum için benim kanaatim yani benim dediğim doğru çıkınca, bu çok büyük olay olacak. Bakın, 10 yıla kadar diyorum yani bu çok kısa bir süre. 10-15 yıl içerisinde hepsi olup-bitecek, görecekler ve hiç kimse durduramayacak bunu. Allah’ın seçmesi olurken, mesela insanlar, ben bazen bu yabancı televizyonlara falan bakıyorum. Bu manken kızlar var. Geliyorlar böyle küçük bir noktadan. Geçenlerde de anlatmıştım. Ben düşündüm, hani böyle topraktan yaratılıyorlar. Geliyorlar böyle, geliyor geliyor geliyor geliyor, sonra gidiyor, gidip gidip hepsi kayboluyorlar arkada. Oradan toprağa gidiyorlar yeniden. Yani insanlık da böyledir yani. Bak mesela şimdi hepimiz burada duruyoruz, bir süre sonra hiçbirimiz kalmayacağız, hepimiz öleceğiz. Mesela gayet pür neşe konuşuyoruz değil mi şu an? Hepimiz bir de bakacağız böyle kemik, kafatasından oluşmuş mezardayız. Mesela bizden sonraki nesil, mezarımızın yerini bile bilmez belki de. Bizden önceki neslin de mezarının yerini bilmiyoruz. Atalarımızın mezarını bilmiyoruz. Onlar da böyle sohbet ediyorlardı, konuşuyorlardı. Ondan evvelkiler de böyle sohbet edip konuşuyordu. Ondan evvelkiler de sohbet edip konuşuyordu. Belki de bir kısmının da havasından geçilmiyordu, pozundan yani değil mi? İşte güzelim, müzelim uçup kaçıyorlardı belki. Ama bak yerleri bile bilinmiyor, mezarları bile belli değil. Allah kısa bir süre verip, bu eğitim içerisinde sevgiyi tam anlamıyla göstermemizi istiyor. Bakın akılcı düşünün, bunun dışında sevginin gösterilmesinin hiçbir yolu yok ve bunun sonucunda meydan gelen sevgi anlayışı da müthiş zevkli ve güzel. Çünkü mesela Melek gibi olmuş olsak, mesela farz edelim yesek, içsek veyahut Adem (a.s.)’dan örnek vereyim, Hz. Adem (a.s.)’dan. Mesela bak Cennet’teler, yiyorlar içiyorlar ama mutlu değiller Cennet’te. Yani mesela şeytan çok rahat kandırıyor. Yani hemen ikna oluyorlar. Size diyor sonsuzluk ağacından diyor, sonsuzluk değil mi? Yani “sonsuzluğu sağlayacak bir imkan sağlayacağım ben size” diyor. Yani “bitmeyecek bir mülk sağlayacağım size” diyor. Halbuki Allah zaten garanti vermiş onlara. Ama buna rağmen şeytana ikna oluyorlar, şeytanın sözüne ikna oluyorlar. Allah onu göstermek için yapıyor işte. Yani bu imtihan olmadan, bu acı ve zorluğu çekmeden nimetin zevki olmuyor, anlamı kalmıyor. Yani güzellik o kadar etkileyici olmuyor. Mesela bak ben seni seviyorum. Niçin sevdim? Mesela dedin ki, Boğaziçiliyim ben dedin. Ben de niçin diyorum, kültürlü olduğun için daha görgülü olduğun için. Neye göre? Cahile göre kıyaslıyorum seni. Daha çok seviyorum değil mi? Daha etkileniyorum. Mesela bu sevimli, uslu uslu bakıyor mesela, terbiyeli. Neye göre? Cazgır insanlara göre kıyaslıyorum, daha güzel ve o yüzden zevk alıp, seviyorum. Kıyas olmadan sevemem. Anlamam yani, benim için bir anlamı olmaz. Mesela benim hemşerim de öyle. O da Amasyalı, annesi de yukarıda, çok sevimli çok hoş bir hanım maşaAllah. Mesela halim selim, efendi, terbiyeli. Neye göre kıyaslıyorum? Bozuk insanlara göre kıyaslıyorum. O yüzden seviyorum. İşte Cennet de öyle. Yani o kıyas olmadan biz Cennet’ten zevk almayız. Yani bu dünyada bir kere cesaretimizi görüyoruz bir cesaret görüyoruz. Cesaretten dolayı bir kere sevgimiz oluşuyor. Sadakat görüyoruz. Sadakatten sevgi oluşuyor. Vefa görüyoruz, vefa çok müthiş bir sevgi sebebidir. Cömertlik görüyoruz, bundan seviyoruz. O kadar çok manevi unsurlar var ki bunların hepsi bir araya geliyor. Bir de Cennet bedeni çok çok güzel. Bu bedeni, bu eskimiş bedeni de atıyoruz yepyeni gıcır gıcır bir beden ile çıkıyoruz. Güzel bir kişilikle de arkada kalmış ve kötü yönlerimiz de unutturuluyor. İşte bu muazzam bir zevk veriyor insana. O zaman Cennet’te insan sonsuza kadar bunu unutmuyor ve sonsuza kadar mutlu oluyor, zevk alıyor. Bunun dışında yani Cennet bahçesinden, Cennet evinden bir insan zevk alamaz. Yani her halükarda zevk aldığını zannediyor ama alamazlar, öyle bir şey olmaz, rahatsız olur. Cennet meyvesi, Cennet bahçesi, dinsiz imansız, böyle Allah’sız, Kitapsız bir adam, egoist, bencil bir adamı rahatsız eder öyle bir ortam. Hani var ya, adamı saraya götürüyorlar, koyuyorlar. Adam bunalıyor, sıkılıyor, istemiyor yani. Psikopatlık arar o, cinslik arar. Adam dövecek, adam kaçıracak, dolandırıcılık yapacak. Zengin çocuklarında falan bazen olur, bilmiyorum biliyor musunuz? Yani uyuşturucu kullanmazsa, itlik yapmazsa -bazılarında, hepsini tenzih ederim de- rahatlamaz. Yani bir macera olacak böyle bir can yakacak bir olay yapacak bir çeteye karışacak falan, heyecan arar, onunla o mutlu olur. Yani yoksa temiz bir ev, temiz bir yaşantı onu bunaltır, öyle bir şey istemez. Onun için Cennet’teki mutluluğun kökeni de, bizim bu dünyadaki güzel ahlakımızdır. Mesela Cennet’te biz Hz. Ebubekir (r.a.)’i, Ömer (r.a.)’i, Osman (r.a.)’ı, Ali (r.a.)’i göreceğiz. Gidip sarılacağız. Niye seviyoruz? Hayatlarını biliyoruz onun için. Çektikleri çileden dolayı seviyoruz. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i seveceğiz. Yoksa yani Hz. Ali (r.a.) mesela Hz. Ömer (r.a.), herhangi bir insan olurdu orada. Herhangi bir varlık olurdu. Yani aynı sevgiyi duyamazdık. Çünkü sevgiye insan aklı bir gerekçe istiyor. Niye seviyorum o zaman? İşte Allah bu gerekçeyi meydana getirmiş oluyor. Mesela bak söz vermiş Allah, Mehdi (a.s.)’ı çıkaracağım dedi Allah hadislerde. Bütün alametlerini çıkarttı, hepsini teker teker. Yani olmayabilirdi de. Ama hepsini yaptı Allah alametlerin. Mesela bak İslam’ı dünyaya hakim edeceğim dedi Allah, yani Türkiye’deki zemin 71’lerle bir kıyaslayın bakın, siyasi atmosfere bakın Türkiye’de, sol kalmadı Türkiye’de. Türkiye en güçlü akımdı sol. Yani devlete hakimdi sol. Devletin her yerine hakimdi sol. Şu an devletin her yerine sağ hakim. Her yerde devlette hakimdir sağ. Açıkça söyleyeyim, mesela poliste sağ hakimdir, MİT’te sağ hakimdir, yargıda da hakim, her yerde hakim. Yani okullarda, şurada, burada, siyasette, politikada, her yerde hakimdir. Bakın CHP diyor ki, kendileri açıkladılar “Türkiye’de sol öldü” diyor. Niye öldü biliyor musunuz? Darwinizm öldü de onun için öldü. Bu kadar işte. Bu, muazzam bir gelişme. Demek ki bakın vaat edilen oluyor. Ben dedim ki, sık sık söylüyorum ki insanların dikkati açılsın diye, 2 yıl önce vizeler kalkacak dedim bütün ülkelerde. Ben böyle hikaye anlatıyormuşum gibi geldi bir kısım insanlara. Bak 60 ülkede vize kalktı. Ekonomik kriz olacak dedim, 20 sene öncesinden söyledim, ekonomik kriz başladı. 7 yıl sürecek dedim, olur mu öyle şey dediler. Bir sene sürecek dediler, bakın 7 yıla doğru gidiyor. Aynen dediğim gibi çıktı. Değil mi? Yağmurlar kesilecek, bak dediler ki, yağmurlar kesilecek çünkü dediler küresel ısınma var dediler. Yok dedim ben, bu Mehdi(a.s.)’ın çıkış alameti, yağmurlar birkaç yıl kesilecek; Lulin Kuyruklu Yıldızı’ndan önce kesilecek ve sonra bol yağmur yağacak ve insanlar bundan şikâyetçi olacaklar dedim. Hadiste aynısı var çünkü, aynısı oldu. Bilim adamları şu an şoktalar. Çünkü dedikleri teori altüst oldu. Küresel ısınma diyorlardı, hakikaten vardı küresel ısınma, doğru. Ama küresel ısınmaya rağmen bol yağmur yağıyor. Yani teorileri altüst oldu. Metafizik bir gücün etkisini fark ettiler. Yunanistan, Avrupa’nın en şımarık ülkesiydi, en şımarık yani. Adamlarda her yol var aşağı yukarı birçoğunda. Bak diz çöküp Allah’a dua ediyorlar şu an, ekonomik krizden çıkmak için. Bilinmeyen bir güç Yunanistan’ı boğdu. Ben biliyorum da onlar bilmiyorlar. Yani tabii ki Allah’ın gücü inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz bu konulardan bahsettikçe izleyicilerimiz her an sorulara devam ediyorlar. Çok dikkatli izleyicilerimiz var Hocam. Mesela görme- duyma, duyulardan bahsetmiş bir tanesi. “Bunlardan biri olmadan Allah bizi yaratmış olsaydı, bu duyudan hiç haberimiz bile olmayacaktı” diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki olmaz.
ALTUĞ BERKER: ”Şimdi bunlar çok normal geliyor, aslında mucize” diyor. “Ve bundan dolayı başka duyuların da olabileceği ama bizim bundan haberimiz bile olmayacağı mümkün değil midir? Evrimciler buna ne derler acaba?”diyor.
ADNAN OKTAR: Ben daha önce konuşmalarımda söyledim, Ahirette başka duyular da olabilir dedim. Başka renkler olabilir dedim. Başka sesler olabilir dedim. Başka kokular olabilir dedim. Daha önce söylemiştim. Evrimciler böyle şeylerden pek etkilenmezler, onların anlayacağı fosildir. Yani teknik delillerden etkilenirler. 350 milyon adet yaratılışı ispat eden fosil var. Değişime uğramamış olan fosil.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hac Suresi, evet. “Allah adına” şeytandan Allah’a sığınırım, “gerektiği gibi mücadele edin”. Gayret edin diyor Allah yolunda. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi”; hep Müslümandı isminiz diyor, Hz.İbrahim (a.s.) döneminde de isminiz Müslümandı, Musa (a.s.) devrinde de, İsa (a.s.) zamanında da hep Müslümandı isminiz diyor Allah. “Elçi sizin üzerinize şahid olsun”, yani gelen kişi sizin üzerinize şahit olsun, “siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye”. “O (Allah) bundan daha önce de, bundan sonra da (Kur'an'da) da sizi ‘Müslümanlar’ olarak isimlendirdi;” 2034 veriyor ebcedi. Dünya hakimiyeti dönemi inşaAllah. “Elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye”. Onun da ebcedi 2026 tarihini veriyor. Gene dünya hakimiyeti devri inşaAllah. Ebcedi biliyor musunuz ne olduğunu? Bakın ebced, şimdi Kuran’da bu Arapça harfler var ya, bu Arapça harflerin hepsinin bir rakamsal karşılığı oluyor. Bu rakam karşılıklarını mesela herhangi bir ayette, mesela diyor ki, “müminler gerçekten felah bulmuştur”.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Müminler felah bulmuştur”, kurtulmuştur. Bir kurtuluştan bahsediliyor değil mi? Ebcedine baktığımızda İslam’ın dünya hakimiyetinin tarihini veriyor. Bunun gibi, mesela kuşların gökten insanların üzerine taş atması tarihine bakıyoruz. Onunla ilgili ayete bakıyoruz, 2. Dünya Harbi’nin tarihini veriyor. Veyahut mesela ‘Hamit’ ismi geçiyor, Abdülhamit’in devrinin tarihi çıkıyor. Buna benzer yani Kuran’ın şaşırtıcı, hayret verici bir yönü. Müminun Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar namazlarında huşu içinde olanlardır”, huşu içinde demek, yani dikkatini veren, Allah’la bağlantı halinde olanlar. “Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir”, böyle facebook’ta falan oturup milletle atışıp kapışıp böyle boş işlerle saatlerini kaybedenler değildir diyor. Faydalı işlere vakit verenlerdir diyor Allah. “Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir” Yani fakirlere mutlaka yardım edenlerdir diyor Allah. “Ve onlar ırzlarını, iffetlerini koruyanlardır” yani helaliyle ilişkiye girerler diyor. “Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı”, yani eşleri veya cariyelerine karşı tutumları hariç “bu konuda kınanmış değillerdir”. Yani bu konularda serbesttirler diyor Allah. “Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir”. Yani gayrimeşru ilişkiye girenlerdir diyor. “Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir”. Bir şey size emanet edildiğinde, emanetin hakkını yerine getirin diyor, emanete hıyanet etmeyin diyor Allah. Ahit, söz verdiğinizde sözünüzü yerine getirin diyor Allah. “Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır”. Namazlarında titiz davranacaklar diyor. Yani devam edecekler namazlarına. “İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve Ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır”. Mesela bu önemli bu ayet, bu yönüyle. Bakın diyor ki; “işte (yeryüzünün hakimiyetine ve Ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır”. Mesela bu ayetin ebcedine baktığımızda, bakıyoruz bir hakimiyet tarihi çıkıyor. Bu yönüyle çok şaşırtıcı oluyor. Bakın mesela 17. Ayet; “andolsun, Biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık”. Bak 17, fakat 7 yoldan bahsediyor Allah. Mesela 12. ayette, 12 rakamından bahsediyor Allah. Yani şaşırtıcı, çok var Kuran’da böyle.
SUNUCU 3: Ben aslında Bakara Suresi’nin 28. ayetini çok merak ediyorum. O biraz şey ile alakalı gibi sanki. Yani tabii ki İslam dininde reenkarnasyon yok ama tekrar dirilme ile alakalı.
ADNAN OKTAR: Tamam bakalım. Berker’im bul, inşaAllah.
SUNUCU 3: 27. de olabilir 28. de.
ADNAN OKTAR: Tamam bakıyorum. 28, evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Nasıl oluyor da Allah’ı inkar ediyorsunuz?” Yani Allah bunu nasıl yapıyorsunuz diyor. “Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz”. “Oysa ölü iken sizi O diriltti”. Biz zer aleminde, ruhlar aleminde vardık. Allah’a söz verdik daha önce. Allah bize sordu; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. Biz de “evet Rabbimizsin” dedik Allah’a, söz verdik. Bütün insanlık söz verdi. Ruh alemindeyken ölüydük o zaman. Sonra O bizi dünyaya getirdi ve diriltti. Diriltildik. Yani şu an diriyiz zaten. Sonra yine öldürecek. Öleceğiz hepimiz ve yine dirilteceğim diyor Allah. Ahirette bir daha dirilteceğim diyor. “Ve sonra O’na döndürüleceksiniz”. Yani zaten Ahirette Allah’a dönmüş oluyoruz. “Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur”. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakın, “sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur”. Bak tümü, nedir? Kalem, kağıt, defter, hepsini Ben yarattım diyor Allah. Yani fabrikada hiçbir şey yapılmaz. Öyleymiş gibi gösterilir insana. Hepsi bizim beynimizin içerisinde bir görüntü olarak var. Rüyamızda da kalem var, defter var, arabalar var, hiçbiri fabrikada yapılmaz. Rüyanda okula gittiğini görüyor musun?
SUNUCU 2: Görüyorum bazen.
ADNAN OKTAR: Görüyorsun değil mi? İmtihana da giriyorsun, arabaya binip gidiyorsun okula. Arabanın benzini var mı? Var.
SUNUCU 2: Var. Olmadan gidemezdim zaten.
ADNAN OKTAR: Olmadan gidemezsin ama rüyanda gidiyorsun işte, değil mi? Dünya da böyledir. Aynısıdır yani. Daha net bir rüyadır. Ölüm, bundan daha nettir yani ölüm halinde. Çünkü Allah, “o gün görüş keskindir” diyor Allah ayette. Daha net. Fluluk vardır bu dünyada. Hadiste de var. Diyor; “uykudan uyanır gibi kalkacaksınız” diyor, inşaAllah Peygamber (s.a.v.). “Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur”, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Sonra göğe yönelip istiva edip de onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, her şeyi bilendir”. Mesela yedi gök olduğu daha 20. yüzyılda anlaşıldı. Gökyüzünün yedi katmanlı olduğu bilinmiyordu. Bak, Allah yedi kattır diyor. Mesela yerin de yedi katmanı olduğu yeni anlaşıldı.
ADNAN OKTAR: Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. "Sağ elindeki nedir ey Musa?" diyor Allah. “Dedi ki: ‘O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim.’” Muhtemelen uzun bir asa. Öyle küçük bir asa değil. Mesela Topkapı’da var Hz. Musa’nın asası diye sergileniyor ama Allah-u alem o değil. O çok kısa ve küçük. Uzunca bir asa ve muhtemelen böyle dönük. Yani bükümlü bir bölümü var. Çünkü bak ayette diyor ki, “onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim”. Ağacın dalına takıp çekecek gibi olması lazım. “Onda benim için daha başka yararlar da var”. Bunu Allah’a söylüyor Hz. Musa. Çok sevimli bir Peygamber. Allah diyor ki: “Dedi ki: ‘Onu at, ey Musa.’” diyor Allah. Elinden at diyor. “Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş)”. Hz. Musa attığında müthiş korkuyor ve kaçmaya başlıyor yani hareket ettiğini gördüğü için. Çok heyecanlı bir Peygamber Hz. Musa. Yani zaten insan boş bulunursa yani Allah vermesin. Tabii yani çok ürker, ürkebilir. “Dedi ki: ‘Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz.’" Yani korkmak haram zaten. Allah ona “korkma” dedi mi haramdır. Korkmaması gerekiyor. “İlk durumuna çevireceğiz”. Yani yeniden asa haline gelecek diyor ama git diyor, yılanı tut diyor Allah. Bak bu bir imtihan işte. Mesela en korktuğu şeylerden bir tanesi yılan, Hz. Musa’nın. En çekindiği varlıklardan bir tanesi. Git kuyruğundan tut diyor yılanı. Zaten gidip tutuyor. Tuttuğunda da yine asa haline geliyor. “Elini koltuğuna sok” diyor. Şöyle, şu şekilde göğsüne sok. “Bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın” diyor. Böyle çıkartıyor halka elini gösteriyor, bembeyaz elleri. “Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım”. Bakın en çekindiği konulardan bir tanesini daha Allah ona yaptırıyor. Bakın imtihanı görüyor musunuz? “Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor”. Yani en korktuğu, en çekindiği adam Firavun. Çünkü zaten istemeden, kazadan bir cinayete sebep olmuş. Adam öldürecek zaten Firavun gördüğünde Hz. Musa’yı. Yani aranıyor zaten o anda. Cinayetten aranıyor. Allah da diyor ki: “Firavun’a git” diyor -ki ünlü zalim. Yani böyle çapraz kolunu ayağını kestikten sonra asarak öldürüyor. Öyle bir psikopat. Çok tehlikeli birisi. "Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor” diyor Allah. “Dedi ki: ‘Rabbim, benim göğsümü aç’” Bak çok heyecanlanıyor Hz. Musa. Kalbinde Allah-u alem sıkışma oluyor yani kalbinde. Tansiyonu da çıkıyor olabilir. “İşimi kolaylaştır, dilimden düğümü çöz”. Yani konuşma yeteneğine etki ediyor. Mehdi’nin de sıkıştığında, böyle heyecanlandığında konuşma yeteneğinde bozulma olacağı hadislerde var. İnşaAllah. Yani “sağ elini depreştirir” diyor öyle bir şeyde. Sağ elini hareketlendirir. “Dilimden düğümü çöz”, yani bu konuşma yeteneğim gidiyor benim diyor. Konuşamıyorum, bana yardımcı ol diyor Cenab-ı Allah’a. “Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun'u. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, böylece Seni çok tesbih edelim”. Sana dün söylemiştim bak 33, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, 33 defa tesbih.
ADNAN OKTAR: 33. ayet. Namazlarda 33 kere tesbih yapılır. Mesela Allah-u Ekber 33, Elhamdülillah 33, SübhanAllah, 33 keredir. Bakın 33. ayet. “Böylece Seni çok tesbih edelim ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun”. Zaten diyor Allah; “Benim gözlerimin önündesin şu an” diyor. Seni izliyorum diyor Allah. “Dedi ki: “Ey Musa istediğin sana verilmiştir. Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk”. Allah daha önce verdiği nimetleri hatırlatıyor. Yani insan Allah’ın verdiği nimetleri unutmaması lazım. Daha önce verdiği hastalıklardan Allah nasıl kurtardı? Nasıl zordaydı, nasıl kurtardı? Ekonomik zorluktan nasıl kurtardı? Bütün nimetleri hatırlaması lazım. Yani eski nimetleri unutmak vicdana, akla uygun değildir, Kuran’a uygun değildir. Allah ona bir gönderme yapıyor. Bakın: “Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk”. Daha önce Allah’ın bulunduğu lütfu hatırlamak önemlidir. Yani geçmemek gerekir. “Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik”. Bak demek ki halktan birisine de vahiy olabiliyor. Ben diyorum ki; Mehdi’ye Allah vahyedecek diyorum. “Nasıl vahyeder Allah?” diyor. Hz. Musa’nın annesi Peygamber mi? Herhangi bir insan. Allah’ın bir kulu. Bak, Allah ona da vahyediyor. Kalbine vahyediyor. Yani taassup çok acayip bir şey. Hemen kafalarına göre reddediyorlar. "Onu sandığın içine koy”. Bu aynı zamanda Ahir zamanda bulunacak Hz. Musa’nın sandığına da burada işaret var; Sekine Sandığı. Çok büyük bir olay olacak, tarihi. Hz. Musa’nın devrinden kalma bir sandık vardır. İnşaAllah. Altın kaplama, içinde kutsal emanetler bulunan bir sandık. İki tarafında böyle heykel var Melek gibi, yani çocuk kanatlı çocuk heykeli. Hani böyle halk arasında düşünülür ya. Gerçi Melek değil de o, kanatlı çocuk heykeli. Som altından iki tarafında. Büyükçe bir sandık. Böyle kulpları var, onun içinde birçok kutsal emanet var. O kayboldu, saklandı o sandık. Kuran ona işaret ediyor. Başka bir yerde daha var. Ahir zamanda bulunacaktır, Mehdi devrinde. Tevrat’ın orijinali bulunacaktır, asıl Tevrat. Ve İncil’in orijinali bulunacak. Yani çok büyük olaylar olacak önümüzdeki günlerde inşaAllah. “Onu sandığın içine koy suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın”. Dün söylemiştim. Mehdi (a.s.) sahilde göreve başlıyor. Hep denizin kenarındadır işleri. “Onu benim de düşmanım, onun da düşmanın olan biri alacaktır”. Bakın Allah’ın düşmanı olan, Mehdi’nin de düşmanı oluyor dikkat ediyor musunuz? Yani Müslümanın düşmanı önce Allah’ın düşmanı oluyor, sonra Müslümanın düşmanı olur. Yani adamlar nereden çıktı diyor. Mehdi’nin karşısındaki muazzam gücün, dinsiz ateist gücün asıl sorunu, Allah’la yani Allah’a düşmanlar; o yüzden Mehdi(a.s.)’a düşman olacaklar. Onun için bak Allah ona dikkat çekiyor. “Onu benim de düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır”. Asıl bir nokta şahıs vardır diyor Allah. “Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendimden sana bir sevgi yönelttim” diyor Allah. Mehdi (a.s.) çok sevilecektir. Ona da işaret ediyor. Yani başlangıçta insanların sevmediği bir insanken sonradan “insanların en sevgilisi olmadıkça” diyor, “Mehdi çıkmaz” diyor. En sevdikleri olarak çıkacaktır. Yani dünyada en sevilen insan olacaktır Mehdi ve İsa Mesih ibn-i Meryem İnşaAllah. Bak, “Kendimden sana bir sevgi yönelttim”. Seni sevilecek şekle getireceğim diyor Allah. Sevdireceğim diyor. Sevgiyi de Allah’ın yarattığının bir delili bu. "Hani kız kardeşin gezinip; ‘Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?’ demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki gözü aydın olsun ve üzülmesin”. Bak babana çevirdik demiyor. Annene çevirdik diyor. Çok manidar. Neden manidar? Mehdi (a.s.) da yetimdir. Hz. Mesih de yetimdir, babası yoktur. Mehdi’nin de babasını yani diğer şeylerde olduğu gibi erken yaşta kaybedecektir. Ona işaret ediyor. “Seni annene geri çevirmiş olduk ki gözü aydın olsun ve üzülmesin”. Demek ki annesi sevinecek ama başlangıçta üzülecek. Buna işaret var. “Sen bir insan öldürmüştün de Biz seni tasadan kurtarmış ve seni esaslı bir denemeden geçirip denemiştik”. Çok zor bir acıdan geçirdik diyor Allah. Bunu, sırf bunu aşamaz bir insan işte. Allah vermesin kazara bir adam öldürmek yani altından kalkılacak bir olay değildir, yıkar insanı. Yani en babayiğit adam dayanamaz buna, Allah vermesin. Yani vicdan azabı çökertir insanı. Ancak çok müthiş bir irade, akıl ve imanla buna dayanılabilinir. Hz. Musa’da, bak diyor ki Allah; “esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik” diyor, büyük bir acıyla. “Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa” diyor Allah. Mehdi (a.s.) da bir kader üzerine İstanbul’a gelecektir inşaAllah. Bak, “seni Kendim için seçtim” diyor Allah. Özel seçtim diyor 41. ayette. Ne anladın? Demek ki 41. yılda belli olacak, yani zuhur ettikten sonra 41 yıl sonra.
ALTUĞ BERKER: 40 yıllık çalışmalarından sonra.
ADNAN OKTAR: Evet 40’ın bitişinde. Ona işaret ediyor inşaAllah. “Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın”. Kime bakıyor? Hz. İsa ve Mehdi’ye inşaAllah. "İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor”. Dünya azmış durumda şu an. Bütün dünya azmış durumda. Terör, anarşi, kan dökmek, mafya, it kopuk, uyuşturucu, egoistlik, bencillik, zulüm bütün dünyayı kaplamış durumda. Firavun, şu an dünyayı kaplayan ruh. Buna karşı mücadele edecekler. “Ona mülayim söz söyleyin. Umulur ki öğüt alıp düşünür veya içi titrer ve korkar”. Yani tebliğ yaparken sert konuşulmaz. Kırıcı konuşulmaz. Ne kadar kızarsan kız, öfkelenirsen öfkelen son derece şefkatli, merhametli, alttan alan ve saygılı bir üslup gerekir. Kuran buna işaret ediyor. Bak böyle bir durumda diyor ki Allah; “öğüt alıp düşünür veya içi titrer korkar”. Yani Allah’tan korkabilir diyor. “Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz”. Yani böyle psikopatlarla konuşmak çok zordur ya saldırganlaşır, ya öldürmeye kalkar ya hakaret eder değil mi? Her şeyi yapabilir yani. İftira atabilir. “Dedi ki”, Allah diyor ki; “korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim, işitiyorum ve görüyorum”. diyor. Hepsi benim kontrolümde diyor Allah. Çünkü onları konuşturacak da Allah. Yani Firavun’u konuşturan da Allah, onu da konuşturan Allah. “Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun”. “Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun”. "Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir”. Firavun diyor ki, “Sizin Rabbiniz kimdir ey Musa?” diyor. Yani siz kime iman ediyorsunuz diyor. ”Dedi ki bizim Rabbimiz her şeye Yaratılışını veren”. Bak ilk cevap, verdiği cevabı görüyor musunuz? Her şeye yaratılışını veren. Önce bir yaratılışı ispat ediyor. Biz ne yapıyoruz? Önce Darwinizmi yıkıp yaratılışı ispat ediyoruz. Bakın burada da ne yapıyor? “Her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir” diyor. “(Firavun) Dedi ki: ‘İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?’" Kabataş Devri, Yontma Taş Devri oradakilerin hali nedir diyor? Onlar nasıldı o zaman diyor. Yani onlar nasıl oluştular diyor. Evrime inanıyor. O da evrimci. “Dedi ki bunu bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz”. Hepsini Allah aynı durumda yaratmıştır diyor. “Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır”. Eğer 3., 4. işari manasını alırsan, bununla ilgili bir kitap da çıkacak anlamına gelir. Yani 3. işari manası olarak bunu alabiliriz. Bak “bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır”. Böyle bir kitap çıkacak ki, bunun cevabını tam olarak verecek anlamına da gelir. Ama bu tabii bu, kaderdeki Kitap kastediliyor, Allah’ın kastettiği. Ama 3. işari manası olarak buna bakar.
Neyse bugünlük bu kadar yeter. Hadi bakalım.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...