SUNUCU 1: Değerli izleyenler yayınına HarunYahya.tv’den devam ettiğimiz Gece Sohbetleri’ne devam ediyoruz. Bu arada değerli Hocamız Adnan Oktar da aramıza katıldı. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 1: Hoş bulduk, iyisiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, elhamdülillah, gecenin bu vaktinde böyle mücahitlik yapıyorsunuz, mücahidelik yapıyorsunuz, Allah sizden razı olsun.
SUNUCU 2: Sayenizde Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Çok güzel. Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Hocam estağfurullah, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bana bırakıyorsun.
Şimdi konuştuğumuz konulardan daha ziyade samimi Müslüman sorunu var Türkiye’de ve dünyada asıl konu bu. Ben mesela lise yıllarındayken kendimi dindar bilirdim, namaz kılmazdım, ama samimi dindar olduğuma inanırdım. Bir gün bir tanıdıkla konuşuyorduk, annem dedi ki; “benim oğlum çok dindardır” dedi. “Hep oruçlarını tutar” dedi. Adam dedi ki; “namaz kılıyor mu?”, “yok kılmıyor” dedi. Ben acayip utandım o gün. Ankara’ya gittim, Ankara Ulus Meydanı’na. O yerde Namaz Hocası kitapları satılıyor, onlardan bir tane aldım. Gittim, kendim namaz kılmaya başladım, öğrendim. Ama onu da yanlış öğrendim. “İkişer rekattan dört rekattır” diyordu öğle namazı. Ben iki rekatı kılıyordum, dinleniyordum, geziniyordum, sonra bir iki rekat daha kılıyordum. Oysaki namazın düzenli, muntazam kılınması gerekiyor. Sonra Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın ilmihal kitabını aldım, Hüseyin Işık Hocamızın tam ilmihalini aldım. Baktım hiçbir şey bilmiyormuşum, okudukça daha da çok bir şey bilmediğimi gördüm. Ama ben her öğrendiğimi uyguluyordum. Yani mesela benim diş dolgum vardı, “Şafi mezhebinin de taklit edilmesi de gerekiyor” diyordu Hüseyin Hilmi Hoca. Bak, “hem Hanefi’ ye uyması hem de Şafi mezhebinin zorluklarını yapması gerekir” diyordu. Yani bir hayli zor aslında, mesela Zelletü'l-Kari'ye ait meseleler var, taharete ait, temizliğe ait, suların kullanımına ait meseleler var, bunlar olağanüstü dikkat gerektiren konular. Çok çok zor. Benim kanaatim çok zor bir insan yapabilir onu, öyle kolay yapılabilecek bir şey değil. Çünkü elini yıkarken elinin herhangi bir yerinde kan varsa, bulaşığı varsa onu yıkarken o sıçrayan suyun tamamı galiz necaset olmuş oluyor. Ben o yüzden müthiş titizdim. Bazen paltomu olduğu gibi yıkardım, ceketimi olduğu gibi yıkardım, makineye sokup yıkardım bizim çocuklar da bilirler. Titizlikte hem Hanefi hem Şafi’yi en ince detaylarına kadar uyguluyordum. Yani doğru bildiğimi yaparım inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ben hatırlıyorum Hocam namazın erkanında da oldukça titizdiniz Hocam. Hatta bir akşam farz, vacibul sünnetlerle ilgili Ankara’yı aramıştınız, Saadettin Hoca’yı mı aramıştınız? Öyle hatırlıyorum.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şekilde taviz vermedim, hayatımın hiçbir döneminde, hala da taviz vermiyorum, asla vermem. Mesela fıkhi bir konu vardı. Hüseyin Hilmi Hoca’nın ilmihalinde okudum diyor ki: “Bir kişi bir namazın farzını, vacibini, sünnetini birbirinden ayırt edemiyorsa namazı batıldır” diyor. “Namazı olmaz” diyor gece öğrendim bunu. Şimdi eğer bunu akşam öğrenemezsem ben, öğrenemediğim konular vardı, namazın farzları. Namazın bir kısmını çıkaralım, farz, vacip, bir yerde farz, bir yerde vacip diyor. Onu tam anlayamadım ben. Halil Gönenç Hoca’ya, Halil Gönenç, kar böyle tipi muazzam kar her tarafı basmıştı, postaneye gittim. Cevaplı telgraf çektim ki öğrenciyim ben, az param var. Halil Gönenç Hoca’ya, İstanbul’a telgraf çektim, yıldırım telgraf. Yani, hemen bunun cevabını bana gönderin dedim. “Bu konuda farz, vacip ayrımının nedir hükmü, tam bana bildirin” dedim. Hocam sonra bana “gece yarısı postacı geldi” diyor, “müthiş korktuk, çok çekindik, ne oluyor falan diye” diyor. Ben de ısrarla bekliyorum Hocam cevap gönderecek diye. Sabaha kadar bekledik yani, çünkü cevaplı telgraf. Hemen orada alacak, memura hemen cevabını verecek, öyleydi o zamanlar.
SUNUCU 1: Yıldırım telgrafı mı?
ADNAN OKTAR: Yıldırım cevaplı telgraf, yani cevap olduğunda orada bekliyor memur, kapıda bekliyor. Sen cevabını hemen yazıyorsun oradan yıldırım hızıyla geri geliyor. Mesela bir fıkhi konu olduğunda ne kadar kararlı olduğumu görmeniz açısından örnek olarak veriyorum.
SUNUCU 2: O zaten sizin samimiyetinizi gösterir inşaAllah. Birçok Müslüman işte kalbimizde yaşıyoruz diyen çok Müslüman arkadaşımız var, öyle olmamalı yani.
ADNAN OKTAR: Tabii, çocuklar da bilirler seccademi sürekli yıkardım ben. En ufak bir necaset sıçramış olabilir diye. Mesela elim hafif çatlıyordu kan lekesi geçer diye anormal titiz davranıyordum. Anormal demeyeyim de Allah affetsin çok titiz davranıyordum. Halen de öyle titizim yani en ufak bir taviz vermem. Mesela Zelletü'l-Kari'ye ait meseleler var ya, çok zordur bunlar. Ama tabii avama yani halka ben bunları yapın demem. Şimdi namazı kılamazlar ben bunu söylersem, detaylara girersem kılamazlar. Onun için işte bildiğiniz gibi kılın diyorum. Beş vakit kılın da nasıl kılıyorsanız kılın. Çünkü Zelletü'l-Kari'ye ait meselelere girdim mi mesela “Allah-u ekber” derken a’yı uzatırsa namazı bozulur normalde. Şimdi bunu söylersek hiç namaz kılamazlar. Ben bunu söylemiyorum, söylemem. Yani tavsiye de edilmemesi lazım, çünkü kolaylaştırılması lazım. Çünkü bir tane, iki tane, on tane değil, çok iyi Arapça bilen ancak böyle bir hata yapmayabilir. Yoksa mümkün değil. Mesela ekber derken b’deki şedde, namazı bozar normalde, ekber, b’yi vurgulayarak. Ben geliyordum mesela, namaz kılmak için camilere gidiyordum. Namazda imama iktida ediyorum zaten, imamın namazı bozulursa benim de namazım bozulmuş oluyor. İmamların çok çok büyük bölümü hepsi a’yı uzatarak tekbir alıyorlar, ben yeniden namaz kılıyordum mecburen, her seferinde. Ama ben bunu insanlara tavsiye etmem, siz yapın demem.
SUNUCU 2: Ama nitekim yapılabilirliğini de farketmiştiniz, yani siz yaptınız.
ADNAN OKTAR: Ben kendim yapıyorum ama yapın demem. O zaman hem namazdan uzaklaşırlar, hem de yapamaz yani pratikte de yapamaz çok çok zordur. Vesvese de gelişebilir bu sefer, vesvese çok tehlikelidir namazda, ibadette. Detaya sokarsan vesvese gelir, şeytan da musallat olur, bu yüzden namazı terk eden çok insan vardır, vesvese yüzünden. Vesvesenin içinde boğulur, bırakır namazı. Böyle bir oyuna ben sokmam Müslümanı. Dolayısıyla dümdüz, mesela Fatiha’yı nasıl biliyorsan o şekilde oku diyorum, oku, kıl. Zammı sureyi de mesela nasıl biliyorsun o şekilde oku, kıl. Orada idgam, galgelaya dikkat et, işte şeddelerdeki vurgular, onlar, aman aman yani. Adam daha yeni İslam’ı, Kuran’ı öğrenmiş, öyle şey olmaz. O çok büyük bir hata olur, namazdan uzaklaştırmış oluruz o zaman inşaAllah.
SUNUCU 2: Kaldı ki zaten Allah ile kul arasındadır bir yerde, hani Allah’ın onu affedip affetmeyeceğini biz bilemeyiz. Allah belki de onu affedecektir.
ADNAN OKTAR: Yani iyi niyetle yapıyorsun, samimiyetle yapıyorsun. Namazı kılıp emek verip yapıyor onu orada. İllaki insanın hatası olur, Allah’ın affetmesi umulur. Öyle bir detaya girip boğmak, adamı şeytanın vesveselerinin eline vermek konumuna girmem ben, inşaAllah. Ama bilen, gücü yetenin yapabileceği bir şeydir yapsınlar, olabilir. Ben bunu takva olarak alabilirim inşaAllah. Yani onu o şekilde zorlamak olmaz inşaAllah. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjde verin” diyor. Ayette de Cenab-ı Allah; “Hz. İbrahim (a.s.)’ın dini gibi kolaydır” diyor, “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Bir de şeytandan Allah’a sığınırım, “sorulduğunda size güç gelecek konuları sormayın” diyor Peygamber (s.a.v.). “Allah size açıklar” diyor, açıklıyor zaten. Sürekli soru soruyorlar Peygamber (s.a.v.)’e, Peygamberimiz (s.a.v.) de “sormayın” diyor. Onun için dinin en kolay şekilde gösterilmesi çok önemlidir, en kolay şekilde yaşanması çok önemlidir. O zaman şeytanın kapısını da kapatmış oluruz. Ama detaya boğmaya kalkarsak; yani çok fazla insan vardır detaya girdiği için namazdan vazgeçen inşaAllah. Kolaylaştırıcı olmak lazım.
SUNUCU 2: Allah’ın affına sığınacağız.
ADNAN OKTAR: Tabii ki inşaAllah, Cenab-ı Allah, bizim acz içinde olduğumuzu zaten biliyor Cenab-ı Allah. Çünkü mesela Kuran ayetlerini tam düzgün okumak, yüz binde bir insan ancak okuyabilir, çok çok zordur. Yani kusursuz okumak çok güçtür. İllaki dil sürçmesi veya vurgu bozukluğu olur, dolayısıyla anlam da bozuluyor. Ama o iyi niyetle söylendiği için, samimi olarak söylendiği için Allah’ın kabul etmesi umulur inşaAllah. Dolayısıyla öyle insanları köşeye sıkıştırmak doğru olmaz. Bunu şöyle yapın, böyle yapın demek doğru olmaz inşaAllah. Dikkat ederseniz ben bu tarz konularda detay girmem. Sadece Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini tavsiye ederim. Rahatça namazını kılsın, tamamdır. Orucunu tutsun, tamamdır inşaAllah.
Din her yere hakim. Ama samimi olurken insan tabii çok zorluklarla karşılaşır, acılarla karşılaşır. Cesur ve kararlı olmanız lazım, iradeli olmanız lazım, etrafa, insanlara göre bakarak değil. Allah diyor ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “insanların çoğunluğuna uyacak olursan seni Allah yolundan saptırırlar” diyor. Bak “çoğunluğuna uyacak olursan”, biz çoğunluğa göre hareket etmeyeceğiz, Kuran’a göre hareket edeceğiz. Bir de Kuran’a göre hareket etmek son derece kolay yani, Müslüman olarak yaşamak en zevkli yaşama şeklidir. En keyifli, en rahat, en heyecanlı, en mutlu yaşama şekli Kuran’a göre yaşamaktır. Yani Kuran’dan uzak yaşadığını, dünyadan kam aldığını, eğlendiğini düşünen insanlar sürünüyorlar, sizin zannettiğiniz gibi değil. Çok canları yanıyor.
SUNUCU 2: Zaten bir insan dört dörtlük Müslüman olabilse, yani Kuran ahlakını çok iyi yaşayabilse dünyada da, Ahirette de çok iyi konumda olur, gerçekten onu uygulayabilse, samimi Müslüman olabilse. İnşaAllah Allah da bizleri onlardan eylesin.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Müslümanların sürünmesinin nedeni Müslümanların büyük bir bölümünün, epey bir bölümünün samimiyetsizliği, sorun bu. Bak yine Filistin’de olaylar oluyor, yürüyüşler oluyor. Konu oradaki bir sinagogun yaptırılmaması, bunun üzerinde duruyorlar. Bir de Mescid-i Aksa’nın yıkılması ihtimali. Bir kere Mescid-i Aksa’yı yıkamazlar. Kuran’a göre bu mümkün değil, böyle bir olay yok. Ama kardeşim, madem bu kadar bunaldınız, madem bu kadar acı çekiyorsunuz, madem Allah’tan yardım istiyorsunuz, Müslümanlar birleşsin demek, yani insanın dili mi kopar, bundan niçin kaçınıyorlar ben bunu anlamıyorum. Bakın dikkat edin, her şeyi söylüyorlar, her türlü slogan var, her türlü yazı oluyor ama “Müslümanlar birleşsin, tek Müslüman topluluğu olsun, ittihat-ı İslam olsun, Türk İslam Birliği olsun” sözünü duyamıyoruz. Yani burada şeytan engelliyor. Bu nedir sence Kübra Hocam, bu ne demek böyle? Yani bu kelimeyi niye söyleyemiyorlar? Bu Kuran’ın emridir, Allah’ın emri Müslümanların birleşmesi. Ne olabilir sence?
SUNUCU 2: Cesaretsizlik, samimiyetsizlik olabilir.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, inanmıyorsan da söyle, yine İslam hakim olacak diyorum bakın. Hiç, hiç aklında ihtimal dahi vermiyorsa söylesin, desin ki “ittihat-ı İslam olsun” desin, yazsın bir kağıt parçasına, çıksın ortaya, yine Allah İslam’ı hakim edecek diyorum. Bunu da söyleyemiyorlar. Bunda bir acayiplik var. Mesela Mehdi (a.s.) konusu açılıyor Nur talebesi kardeşlerimizin derslerinde; “biz bunları geçelim, herkes kendisinin Mehdi’sidir, sen kendini kurtarırsan tamamdır”. Peki, Allah niye müjdeledi? Niye İslam’ın hakimiyetini istiyor Kuran’da o zaman? Niye “Allah nurunu tamamlayacaktır” diyor? O zaman derdi Allah; “siz kendinizi kurtarın, İslam’ın dünyaya hakimiyeti ile de uğraşmayın, öyle bir konu yok, İslam’ın hakimiyetini arzulamayın, öyle bir hedefiniz de olmasın” derdi Allah. Öyle bir şey yok, Allah emrediyor, İslam’ın dünyaya hakim olmasını istiyor. ittihat-ı İslam istiyor. Ve Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.) ile müjdeliyor, İslam’ın dünyaya hakimiyetini Ahir zaman hadisleri çok güçlü vurgularla anlatıyor. Ahir zaman konusu vardır bir kere Müslümanlıkta, ehl-i sünnet inancında. Bunun anlamazlıktan gelinmesi Ahir zaman alameti. Niye biliyor musunuz? Mehdiyet iyice ayan beyan belli olsun ve Mehdi (a.s.)’ın bir kerameti olarak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir müjdesi olarak olay iyice tahakkuk etsin diye. Çünkü Mehdiyet zaten az olması gerekiyor. Bakın var gücümüzle bağırmamıza rağmen çok az Müslüman Mehdiyet’le ilgileniyor. Bakın bütün alametlerini gösteriyoruz, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini anlatıyoruz, gözlerinin içine sokuyoruz. Risale-i Nur’dan Mehdi (a.s.) ile ilgili kelimeler çıkarılıyor, Risale-i Nur Külliyatı’ndan, ilgili cümleleri çıkartmışlar yeni baskılarda, bazı kitaplarda, bazı internet sitelerinde. Bir tane, iki tane, üç tane de değil, yani bu panik çok şaşırtıcıdır, çok manidardır. Ve çok ibret vericidir. Bu Mehdi (a.s.)’ın ve Hz. İsa (a.s.)’ın kıymetinin artması için Allah tarafından meydana getiriliyor, yani Mehdiyet’in ne kadar güç şartlarda faaliyet yaptığını göstermek için. Yoksa Mehdiyet’in başlangıcında hemen Müslümanlar muazzam destek sağlasaydı, müthiş bir tırmanış olmuş olsaydı, Mehdi, Mehdi (a.s.) olmazdı. Yani herkes o zaman Mehdilik yapabilir. Mehdilik olması için çile olması, ümmetin direnmesi lazım Mehdiyet’e karşı. O zaman Mehdiyet ortaya çıkıyor, yoksa çıkmaz.
SUNUCU 1: Hocam, şey diyebilir miyiz? Ortalığın tamamen kararması gerekiyor ışığın görünmesi için.
ADNAN OKTAR: Evet, yani eğer adam Mehdiyet’i başında kabul etse Mehdi(a.s.)’ın işi son derece kolaylaşır, sevap alamaz Mehdi (a.s.) zaten, Mehdi (a.s.) olmaz zaten. 313 kişi, nereden 313 oluyor? Anında biter zaten. Çünkü 40 yıllık bir mücadelesi var Mehdi (a.s.)’ın. Bediüzzaman, “en önemli kısım budur” diyor, “en hayati kısım budur” diyor.
ALTUĞ BERKER: İman vazifesi, iman çalışması inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah İslam Birliği konusunda da çoğunluğun tabii duası çok makbul olur ama inşaAllah salih, gerçekten samimi olarak bunu isteyen az bile olsa, mesela ben sizin yıllardan beri bu duayı hem fiili olarak hem şifahen hem teşvikle yaptığınıza şahidiz ve dinleyenler de, izleyenler de, eserler de ortada ve bunların bu duaya Allah’ın icabet ettiğini de görüyoruz. Mesela ben bir habere rastladım Hocam inşaAllah, göstereyim. Bir süredir devam eden politika olarak Türkiye ile vizeyi kaldıran 60. ülke Kamerun olmuş Hocam, son birkaç gün içinde Cumhurbaşkanı’nın görüşmesiyle. Bunu 3 seneden beri siz zikrediyorsunuz. Vizeler kalksın, inşaAllah ileride pasaportlar da kalkar diye Türk İslam Birliği’nin oluşması yönündeki duanıza inşaAllah icabet olarak şu anda gelişmeler oluyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın, vizenin kalkması etin, kemiğin oluşmasını sağlıyor ama daha bedene ruh verilmedi. Yani insan şu anda salsal vaziyetinde, bir ölü şeklinde, yani ceset şeklinde şu an, İslam alemi. Eti, kemiği o, yani organları oluşuyor, kolu, bacağı, kasları gelişiyor. Mehdi (a.s.) ile ruh üfürülecek. Mesela vizeyi kaldırdı, hiçbir şey olmaz Kamerun’la vizeyi kaldırınca, yani vizeyi kaldırınca millet buradan bavulunu, bohçasını toplayıp Kamerun’a gitmez. Kamerun’dan da buraya kimse gelmez. Böyle bir konu olmaz. Vize kalkmasından dolayı kimsenin yurtdışına gitme özlemi, ben kardeşlerimi göreyim özlemi olmamıştır, olmaz. O aşkın, o ruhun, o şevkin verilmesi gerekiyor. Bunu Mehdi (a.s.)’ın dışında kimse insanlara veremez. Ve arkasından Mesih (a.s.), Hz. İsa Mesih. Hıristiyanlıkta da hiçbir şekilde kıpırdama olmaz Hz. İsa (a.s.) gelmeden, o anlamda. Mehdi (a.s.) gerçi zeminini hazırlayacaktır, istidat meydana gelecektir. Hristiyanlıkla Müslümanlığın birleşme istidadı meydana gelecektir. Bediüzzaman da söylüyor; “tam bu istidattayken gökte cism-i beşerisi bulunan Hz. İsa (a.s.)’ın semavi nüzulü kati olmakla beraber” diyor, “kesin olmakla beraber” diyor. Ama ne acıdır, mesela ben büyük bir alim, büyük bir Hocaefendinin Hz. İsa (a.s.) ile ilgili yazısına baktım, internette bana gösterdiler. Akıl alacak gibi değil, Allah vermesin. Bakın diyor ki, Bediüzzaman açık ve aleni, diyor ki Bediüzzaman; “gerçekten ölse dahi gönderecek” diyor. Bakın yani sahtekarlık yapanlara kapıyı tamamen kapamak için. Bak, “hadis de olmasa” diyor, “hiçbir şey olmasa” diyor ve “gerçekten de ölse” diyor. Hatta diyor; “Ahiretin en uzak köşesine gitse” diyor, “yine gelecek Hz. İsa (a.s.)” diyor. Ve bunu koymuş Hocaefendi yazısına koymuş. Ama buna rağmen diyor ki; “Bediüzzaman Müslümanlara karşı nezaketinden dolayı” diyor; yani onların şevkini kırmamak için, ümitlerini kırmamak için böyle demiştir. “Ama Hz. İsa (a.s.)’ın inişi şahs-ı manevidir” diyor. “Hz. İsa (a.s.) inmeyecektir” diyor özetle, yani “şahıs olarak inmeyecektir. Bediüzzaman’ın buradaki kasıtı Müslümanların yıllardan beri olan beklentisine karşı gösterdiği Müslümanca bir nezakettir” diyor. Kardeşim ben bunu nasıl yorumlayayım? Diyelim ki en en iyi ihtimalle bu konuda kargaşa çıkmasın. Yani, sürekli Hz. İsa (a.s.) inecek mi diye sormasınlar diye söylediğini düşünelim. Ama buna, o kişiyi seven talebeleri samimi olarak inanmayacak mı? Yani bu bir taktik denilebilir mi buna? Yani nasıl diyeceksin bunu? Net açıklama bu. Ve dünyanın hangi bir yerinde bunun taktik olduğu söylensin.
SUNUCU 1: Yalanlama var resmen. Yalanma var taktiğin ötesinde artık.
SUNUCU 2: Yani ben anlayamadım, bu ne anlama geliyor? Nezakettir mi diyor?
ADNAN OKTAR: Tabii “nezaketen bunu söylemiştir” diyor Said Nursi Hazretleri. Yani “Müslümanları refüze etmemek için, onların beklentilerini refüze etmemek için” diyor, “öyle bir aradan da onu söylemiştir” diyor. Kardeşim ne istiyorsunuz bu Müslümanlardan? Ne yapmak istiyorsunuz ben anlayamıyorum yani. Benim bilmediğim bir şeyler biliyorlar da, benden mi gizliyorlar? Biri gelse de Allah rızası için bana bir anlatsa. Bu, ne biçim sözdür bu? Yani inanılır gibi değil. Ben yine de anlamazlıktan geldim. Dedim ki, bak Hocaefendi, mübarek, açık açık burada Bediüzzaman’ın ifadesi söylüyorum, bak diyorum, “gerçekten ölmüş olsa dahi gelecek diyor dedim. Yani açık bak, geleceğini açık söylüyor” dedim ve anlamazlıktan gelip açıkladım. Ve Hocaefendiyi savundum. Yani alenen gelmeyecek dediği halde. Yani inanılır gibi değil. Bir kısmı Bediüzzaman’ın ifadelerini çıkartıyor, çıldırdılar. Yani bir şey oldu millete. Allah hidayet versin yani. Bu panik nedir yani? Hz. İsa (a.s.) gelince bunlara ne zararı olacak? Yani niye korkarlar bu kadar? Paniğin anlamı ne yani? Bir de bunlar deyince gelmeyecek mi Hz. İsa (a.s.)? Mehdi (a.s.) gelmeyecek mi bunlar deyince? İllaki gelecek.
ALTUĞ BERKER: Çok mahçup olurlar o zaman Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim o yazıyı nasıl açıklayacak Hz. İsa (a.s.)’ın yanında? Mehdi (a.s.)’a nasıl açıklayacak o yazıyı? Bu nereye gider? Bunun anlamı ne? Çok ürkütücü bu? Yani benim bilmediğim bambaşka bir kafa mı geliştirdiler? Bakın en iyi ihtimali düşünüyorum fakat o da kurtarmıyor. Yani hadi kargaşa olmasın, hani Hz. İsa (a.s.) iniyor diye. Bir de niye kargaşa olsun? Şahıs olarak inecek dersin Hz. İsa (a.s.). Adam inanıyorsa, yani inanmazsa inanmaz. Niye karmaşa olsun? Ne olabilir Kübra? Yani burada ne mahsuru olabilir dense yani?
SUNUCU 2: Ben bir şey çıkaramıyorum yani.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Hayır kardeşim şimdi biri böyle diyor, tamam. Öbürü de diyor ki; “Nur talebesi ağabeyler gördüler” diyor, “Hz. İsa (a.s.) geldi” diyor. “Bediüzzaman’ın zamanında geldi, gördük biz” diyor. “Öldü, yanımızda öldü” diyorlar. “Namazını kıldık ve Hz. İsa (a.s.)’ı biz gömdük” diyorlar. “Az, 3-5 kardeş gördü bunu” diyor.
SUNUCU 2: Bu kadar sessizce gidemez yani bir kere. Hz. İsa (a.s.) bir Peygamber, en büyük Peygamberlerden biri.
ADNAN OKTAR: Yani dünya hakimi olacak o zaman. “İslam dünyaya hakim olacak, Mehdi (a.s.)’ın arkasında namaz kılacak” diyor, Said Nursi Hazretleri söylüyor. “Birlikte namaz kılacaklar ve İslam dünyaya, bütün Hıristiyanlar Müslüman olacak” diyor. “Museviler, ehl-i Kitap, hepsi Müslüman olacak” diyor. Allah diyor Kuran’da, Hz. İsa (a.s.)’ın zamanında. Ben kabus mu görüyorum, bilmiyorum yani?
SUNUCU 2: Çok büyük müjde bir kere yani.
ADNAN OKTAR: Hayır, Allah’ın hükmü, Kuran, ayet açıkça söylüyor Allah. “Sana inananları Kıyamete kadar küfrün üzerine geçireceğim” diyor Allah. “Küfrün üzerine hakim edeceğim” diyor. ”Ehl-i Kitap’tan sana inanmadık hiçbir fert bırakmayacağım” diyor Allah. “Hepsini inandıracağım” diyor, Hıristiyan ve Musevi. Yani bunlar ne yapmak istiyorlar ben anlamıyorum. “Herkes kendisinin Mehdisi’dir” diyor. Tamam, doğru. Peki, bu Mehdi (a.s.)’a karşı tavır almanı mı gerektirir senin? Peygamber (s.a.v.) bilmiyor muydu söyleyeceği bu mantığı, bilmiyor muydu Peygamber (s.a.v.)? “Herkes kendisinin Mehdisi’dir”. Dolayısıyla “Mehdi (a.s.) diye de bir şey yoktur” derdi Peygamber (s.a.v.). Bilakis, bütün detaylarıyla Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor. Bir kısmı “ya çıkmazsa” diyorlar. Kardeşim böyle din olur mu? Ne yapıyor bunlar anlayamadım yani.
SUNUCU 1: Mehdi (a.s.) ya da işte Hz. İsa (a.s.) geldiği zaman, kendi belki de imanlarından tam emin değiller, hani geldiği zaman belki inanmayacak. Ondan mı şüpheli? Hani o yüzden hiç gelişinden bahsetmek istemiyor.
ADNAN OKTAR: İnanamıyorsan, Allah’a dua eder insan. “Ya Rabbi” dersin, “ben iman etmek istiyorum, edemiyorum” der. “Bana yardım et Ya Rabbi” der. “Ben seviyorum Müslümanları, istiyorum. İman güzel bir şey ama olmuyor” der. Mesela Ahmet Altan herhalde, imandan hoşlandığı anlaşılıyor ama “ben iman edemiyorum” diyor. Dua eder insan, yani ona Müslümanlar da dua eder. Yardımcı olursun, anlatırsın. Değil mi? Bu nedir böyle?
SUNUCU 2: Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişi, Hz. İsa (a.s.)’ın nuzulü olsun, bir Müslüman için aslında Ahir zamanda en büyük müjdedir. Bir Müslüman niye bunu reddetmek istesin? Bunu reddetmek istemez hiçbir Müslüman.
ADNAN OKTAR: Hayır, bir de, bu konuyu örtbas etmenin alemi ne? Bediüzzaman söylüyor, madem okuyorsun, mesela Sözler okuyorsun, Lemalar’ı, Şualar’ı hepsini okuyorsun. O kısma geldiğinde geçmenin alemi ne? “Bunu okumayalım. Bunu incelemeyelim, bu kısmı geç, bunu sormayın”. Bir de diyor ki; “Mehdi (a.s.) gelirse” diyorlar, “zaten görevini yaparsa bize ne” diyorlar. Yani “bunu karıştırmayalım” diyorlar, yani “sen işine bak diyor Mehdi (a.s.) gelirse”. Kardeşim bu ne biçim bir Mehdi (a.s.) beklentisi? Senin böyle nefret ettiğin bir Mehdi (a.s.), sana niye faydalı olsun o zaman? Nasıl bir mantıktır bu? Bak, ilgilenmiyorsun, muhatap olmak da istemiyorsun, görüşmek de istemiyorsun. İçinde bir öfke var senin Mehdi (a.s.)’a karşı. “Yaparsa yapsın” diyor. Hani var ya Hz. Musa (a.s.)’ın kıssasında; “sen ve Rabbin gidin savaşın” diyorlar Museviler o devirde. “Bizi karıştırma bu olayın içine” diyorlar. “Sen ve Rabbin gidin savaşın, ne yapıyorsanız yapın” diyorlar, haşa. Şimdi bu mantığa benziyor. Yani Mehdi (a.s.) gelsin, ne yapıyorsa yapsın. Yani kardeşim Mehdi (a.s.) bir kere bir özlemdir Müslüman için, bir heyecandır, sevinçtir. Allah müjdeliyor, ne kadar güzel bir şey. Dünya hakimiyeti Müslümanın en büyük özlemlerindendir bu. Sen bunu bu şekilde geçiştiriyorsan, gelirse gelsin. Ne yapıyorsa yapsın dersen, bu Mehdi (a.s.) beklentisi olur mu?
SUNUCU 1: Olmaz, Hocam mesai saatini doldurup da hani evine gitmek isteyen bir, bütün memurları tenzih ederim, memur edası var aslında. Yani hani benim buradaki ömrüm yetene kadar ben bu dünyayı göreyim. Yani Hz. Mehdi (a.s.) gelmiş gelmemiş estağfurullah hani orasıyla çok da ilgilenmeme gerek yok. Gelirse zaten kendi işini kendi görür, hani yapacaklarını sulh edecekse, İslam alemini toplayacaksa, cerh edecekse onları yapar. Hani ben, tam işte o memur zihniyeti saatimi doldurup evime gideyim, rahatlayayım. Hani ben ömrüm ne kadar sürecekse, o kadar yaşayayım. Gerisini, ileride de gelecekse benden sonra gelecek zaten diye. Ben varken de gelecekse işini görür edası arasında.
ADNAN OKTAR: Hayır, şimdi namaz kılıyor, bakıyor ki namaz hakikaten ondan bir şey götürmüyor. “Hatta kireçlenmelerime iyi geliyor” diyor, “elektrik boşalıyor” diyor, basıyor, “alnımı yere koydum mu romatizmama iyi geliyor” diyor. Bir de böyle şeyler var, sanki tedavi maksadıylaymış gibi. “İşte alnına geldi mi çakralar var” diyor, “auralar falan açılıyor” diyor secdede. “Elektrik deşarj oluyor” diyor. Biz kafamızdan elektrik deşarj olsun diye namaz kılmıyoruz ki biz. Yani omurgamıza iyi gelsin diye de, spor olsun diye de namaz kılmıyoruz. Saf ibadet olarak Allah’a ibadet olarak yapıyoruz biz. Öyle bir amacımız, idealimiz yok bizim. Sevine sevine onu anlatıyor. Fakat Mehdiyet’te yani adam çok fazla kayıp olacağını düşünüyor benim kanaatim. Yani çok fazla sorumluluk üzerine gelecek diye düşünüyor. Hatta Allah’tan bir kurtarıcı bekliyorlar, Kuran ayeti var. Değil mi? Fakat geldiği vakit de gereğini yapmıyorlar. Hatta Peygamber’den, Allah’tan ayette geçiyor, cihat istiyorlar. Yani savaş. “Bir mücadele ayeti gelse” diyorlar, “mücadele yapsak” diyorlar. Ayet iniyor, Allah diyor; “kesin kararlılık gerektiğinde, sana ölüm baygınlığı gibi baktıklarını görürsün” diyor. Yani sanki şeytandan Allah’a sığınırım “sen onları bile bile ölüme sürüklüyormuşsun gibi sana ölüm baygınlığınla bakıyorlardı”. Yani böyle nefret ve korkuyla Peygamber (s.a.v.)’e bakıyorlar. “Başımızı belaya soktun” der gibi, haşa. Ama daha önce de “gelse” diyorlar yani, “bir mücadele gelse yaparız” diyorlar. Buradaki bu garipliği Müslümanların görmesi lazım, yani burada bir harikuladelik ve bir acayiplik var. İslam Birliği’nin istenmemesi Ahir zamanın en büyük fitnelerinden bir tanesi. Mesela her gün bakıyorum gazetelere bu Filistin’le ilgili olaylarda, yani bir kişi İslam Birliği’ni isteyecek mi acaba diye, toplu gösteriler oluyor ya, tek kişi ağzına almıyor ki daha çok büyük olaylar olacak önümüzdeki günlerde. Çok çok büyük olaylar olacak. Kıyası kabil olmayacak olaylar olacak inşaAllah. Allah Cabbar ismiyle zorla “evet Yarabbi İslam Birliği’ni istiyoruz” dedirtecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İsterseniz Cezayir’den burada alıntılar yapalım.
ADNAN OKTAR: Bunları ben anlatırken tabii herkes Mehdiyet’in farkına varsın, işte bir şey oluştursunlar demiyorum ama işin doğrusu mesela on binlerce arkadaşımız kardeşimiz durumun farkındalar, mesela bu çok önemli. Bu son 6-7 ay içerisinde oldu. Bu çok şaşırtıcıdır, yaklaşık yani 40’la 50 bin arasında değişiyor kişi bu konuya çok odaklandı. Yani çok candanlar, internette bunu görmek mümkün oluyor, daha önce öyle bir şey yoktu yani 3-5 kişinin, 10-15 kişinin bildiği bir konuydu. Yani şu anki sayı çok çok yüksek ama ne yapmak istediklerini soruyorlar sadece, “Hocam ne yapabiliriz, nasıl faaliyet yapabiliriz?” İlk yapacakları Allah’a olan imanı çok güçlendirmektir. Yani mesela bak Tevrat’ta da geçer, “10 kişi” diyor, “10 tane gerçekten iman eden olursa” diyor “İslam’ı dünyaya hakim eder” diyor. Sırf 10 kişi samimi iman eden, mesela 1 kişi oluyor Allah İslam’ı dünyaya hakim ediyor. 1 kişi, mesela sırf Mehdi (a.s.)’ın vesilesiyle Allah İslam’ı dünyaya hakim ediyor.
ALTUĞ BERKER: Kıyameti erteliyor.
ADNAN OKTAR: Kıyameti erteliyor tabii. En çok üzerinde duracakları şey Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili sözlerini arkadaşlarımız çok gündemde tutsunlar, ısrarla sorsunlar yani bu konuyu bir kere aşmak lazım. Buna cevap verilmezdi, geleneksel, ben eskiden 1979’da 80’lerde, işte İstanbul’a geldiğimde Cağaloğlu’nda Sözler Yayınevi vardı, Yeni Asya’nın binası vardı...
Bu internete bir bölüm açalım, Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s) ile ilgili tüm kıssalarını koyalım bunu tüm Nur talebelerine, kardeşlerimize ısrarla sorsunlar. Yani “bunları bize açıklayın” desinler. Böylece Bediüzzaman’ın bu sözlerinin gizlenmesi ortadan kalkar. Yani örtbas edilmesi kızdırıcı, örtbas edilmesi onu ortadan kaldıralım. Hadislerinin iyi gündemde tutulması gerekiyor ve özellikle Kuran ayetleri yani dünya hakimiyetine bakan, Kuran ayetleri. “Hocam burada bunun anlamı nedir” diye sorsunlar, yani her alime, her Hocaya. Mesela “Allah nurunu tamamlayacaktır” diyor, “kafirler müşrikler istemese de dini, İslam’ı bütün diğer dinlere üstün kılacaktır” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar mücadele edin” diyor Allah, ayet var. Bunlar ne anlama geliyor diye sorsunlar. Mesela bak; “hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak”, ki daha önce Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.) var. “Kendileri için seçip beğendiği dinlerini (İslam dinini) kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir” Nur Suresi, 55. Bak iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir. Samimi olanlara sadece samimi olmak yetiyor. “Hiç şüphesiz” diyor Allah, yani kesin garanti veriyor Cenab-ı Allah, “onlardan öncekileri”, öncekiler zaten Kuran’da belirtilmiş Zülkarneyn ve Süleyman olduğu Kuran’da görülüyor.
SUNUCU 2: Daha önceki programlarda Hocam inşaAllah bahsettik, münafıklar için onlar münafık olduklarını biliyorlar. Yani öbür dünyada onlara siz münafıksınız, siz Müslümanlara kastettiniz dendiğinde onlar şaşırmayacaklar buna. Ama bir de amel-i münafıklık var, başımıza gelebilecek her Müslümanın belki başına gelebilecek olan amel-i münafıklık var. İşte örneğin sabah namazına kalkarken gevşeklik göstermek gibi acaba amel-i münafıklık bizi münafıklık derecesine taşır mı? Çünkü amel-i münafık olduğumuzda belki de öbür dünyada münafıksınız dendiğinde biz o zaman şaşıracağız, farkında olmayacağız.
ADNAN OKTAR: Allah dürüstçe sevildiğinde, samimi sevildiğinde zaten insan, hayatının her anında en dürüst hareketin ne olduğunu biliyor. Yani namaza kalkarken de biliyor, oruçta da biliyor, ibadette, itaatte de biliyor yani sürekli anlaşılıyor. Karmaşık bir şey olmuyor. Ben mesela bu ‘Yahudilik Masonluk’ kitabını yazdığımda bana birçok alim tehlikeli dedi. “Bunu yazdığında, başına çok büyük belaya sokarsın” dediler sen. Yani bir kere “seni öldürürler” dediler, sana söyleyeyim. Ben kitabı bastım “Allah seni korusun” dediler. Yani “başını belaya soktun artık sen” dediler. “Bundan sonra çok zor” dediler. Ben çok rahat devam ettim. Ben bu çalışmaları yaptığımda sosyeteye yöneldiğim için özellikle, sürekli gözaltına alınıyordum ben. Gözaltına alınmanın ne demek olduğunu biliyorum. Yani “dikkat et” anlamına geliyor, yani “bunu bırak”, zaten bana alenen söylüyorlardı gözaltına alındığımda, net yani; “bu faaliyeti durduracaksın” diyorlardı, “istemiyoruz biz, bu faaliyetleri durduracaksın” diyorlardı. Toplantı yapılıyordu mesela müdürlerin odasına götürüyorlardı, oradaki toplantıda da söylüyorlardı, açıkça “sen” diyorlardı, hatta dini eğitimin de yok, “hiçbir şekilde bir faaliyet yapamazsın” diyorlardı. Hatta şu son Adil Serdar Saçan’ın tutuklaması olayında, gözaltına bu yapılan son operasyonda da Adil Serdar Saçan dedi, “devlet senin faaliyet yapmanı istemiyor” dedi, sonra hangi devlet olduğunu öğrendik ki derin devletmiş.
ALTUĞ BERKER: Komünist derin devlet çetesi dediğiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii, o derin devlet dedi o zamanlar tabii bize göre de komünist derin devlet bu.
ALTUĞ BERKER: Hemen bahsettiğiniz konuda hemen izleyicilerimiz, kardeşlerimiz yazmaya başlamışlar Hocam. Okuyayım mı bir tanesini, bir yorum gerçi, soru değil ama. “Selamun aleyküm çok değerli ve sevgili Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
ALTUĞ BERKER: “Kıymetli Berker Hocamız ve sunucu kardeşlerimiz, şimdi Hak Teala’nın izniyle az önce bahsettiğiniz konu hakkında ek olarak kısa bir yorum yapmak isteriz. Bazı Nur cemaatlerinin bahis ettiği gibi Hz. İsa (a.s.) gelmiş ve onların gömmüş olması bize göre doğru değil. Çünkü Hz. İsa (a.s.) o zamanda gelmiş olsa şu an cümle alem İslam olmuş olması gerekirdi. Ayrıca Hz. İsa (a.s.) Türkiye’de bir yerde gömülmeyecek. O, alemlere rahmet Efendimiz (s.a.v.)’in yanına gömüleceği hadislerde belirtilmiş”.
ADNAN OKTAR: Güzel maşaAllah, evet doğru.
ALTUĞ BERKER: “Aslında o cemaatlerin en büyük korkusu düzenlerinin bozulabileceği ve bazı müritlerini kaybetme korkusu inşaAllah” diye bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim tamam şimdi müritlerini kaybetme korkusu falan olabilir ama böyle bir konuda yalan söylemeye ne gerek var yani. Bu konuda bu kadar delirmeye, bu kadar tavır değiştirmeye ne gerek var. Saflığından yapanlara sözüm yok ama cahilliğinden yapan, ama kasten yapanlar Ahirette bunun hesabını çok verirler ya da veremeyebilirler.
ALTUĞ BERKER: Biraz zorluk ve sıkıntı bu talebi daha arttırır diye düşüyorum Hocam Allah-u alem siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bunu bol bol anlatmamın nedeni tarihe not düşmek, biz bunları anlatmazsak; “bizi uyarmadılar, bize hatırlatmadılar, biz ne bilelim” diyecekler. “Bize ağabeylerimiz böyle anlattılar, Nur talebesi kardeşlerimiz böyle anlattı, Hocalarımız böyle anlattı, biz bu hadislerden, bu konulardan habersizdik” diyecekler. Veyahut “ayetlerden haberimiz yoktu” diyecekler. Ben bunu dememeleri için ısrarla, tarihe not düşecek şekilde söylüyorum. Yoksa benim kalabalık insan topluluğuna falan öyle bir şeye ihtiyacım olduğundan değil. Bu konuları adamların reddetmesi beni hiç ilgilendirmez. Olay adım adım çığ gibi gelişiyor, mühim olan bu. Bunun revaç bulmaması, bu konunun insanlar tarafından kabul edilmemesi olayın akışını durdurmuyor. Bilakis olayı besliyor ve gücünü arttırıyor, daha bereket veriyor, daha sıhhatlendiriyor. Mehdiyet’in daha sıhhatli farkedilmesine sebep oluyor. Ama bunu birkaç kere söylemiş olsak ben de aynı konuma düşerim o zaman. Çünkü ben de ehemmiyetsiz görmüş oluyorum o zaman, değil mi? Bediüzzaman’ın bu ifadelerinin anlaşılmamasını, insanların bunu tevil edip insanların bunu es geçmelerine, farkına varmamış gibi davranmalarını ben önemsiz bir konu gibi birkaç kere vurgulayıp geçsem, Kuran ayetlerini de yine insanların ehemmiyet vermemesini geçmiş olsam bir anlamda o konuma düşmüş olurum. Onun için ben bunun en sonuna kadar üzerinde duracağım sürekli, üzerimdeki sorumluluğun gitmesi açısından. Yani “demediler” demesinler diye inşaAllah.
Evet, şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah bir şehri örnek verdi”. Mesela İstanbul şehri veyahut Ankara, İzmir veyahut Kudüs. “Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı her yerden bol bol gelmekteydi”. Kamyonlarla, otobüslerle veyahut araçlarla her türlü yiyecek malzemesi geliyor o zamanlar hallerine, toptancı hallerine başka yerlere geliyordu diyor. “Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük etti. Böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak bir açlık ve korku elbisesini tattırdı”. Ekonomik kriz meydana getirdi diyor Allah, değil mi? Bak “açlık ve arkasından korku elbisesini tattırdı” diyor. “Andolsun” diyor yemin ediyor; “onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti”. Bir tebliğci, bir Mehdi (a.s.). “Fakat onu yalanladılar”. Ebcedi 2007 tarihini veriyor. 2007, ekonomik krizin başladığı yılı veriyor aynı zamanda bak. “Böylece zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakalayıverdi” diyor Allah, “azap onları yakaladı” diyor Allah. “Azap onları yakaladı” diyor ayette. “Andolsun onlara bir elçi gelmişti”, bir Mehdi (a.s.) gelmişti, ayet bunu söylüyor bu tam 2007 bunun tarihi. “Böylece zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakalayıverdi”. Ekonomik krizin başlayacağını belirtiyor Allah. Belki Kudüs, belki Şam, belki bir yer ama bir yerlere işaret olduğu ayette var, açıklanıyor. “Bu dünyada olup biten pek az bir metadır”, maddedir diyor, çok az bir çıkardır yani küçük bir çıkardır. “Onlara ise acı bir azap vardır” diyor Allah. “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla” şeytandan Allah’a sığınırım; “şuna helal buna haram demeyin” yani kendi kendinize Kuran hükümlerini değiştirmeyin diyor Allah. “Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler”. Bak “kurtuluşa ermezler” ne demek, İslam’ı hakim etmem diyor Allah, mutlu olmazsınız, ezilirsiniz, acı çekersiniz diyor Cenab-ı Allah.
Evet, biraz ara verelim inşaAllah.
SUNUCU1: Kıymetli izleyenler yayınımıza devam ediyoruz. Adnan Hocam ben sorumu soracağım inşa Allah.
ADNAN OKTAR: Buyurun sorun.
SUNUCU1: Hocam şimdi zamanımızdaki tasavvuf ehliyle işte Hz. Mevlana’nın, Şems Hazretleri’nin zamanındaki tasavvuf anlayışıyla ruhsal olarak fark var yani tasavvufun ruhu açısından, anlayış açısından hani tasavvuf ehline yansıyan açısından da bir fark var. Bu farkın Ahir zamanın çok oyalayıcı çok şeyi var, ona bağlayabilir miyiz? Yada daha derin bir anlamı var mıdır? Çok yüzeysel bir şey olur diye. Neden olur diye daha derin bir anlamı var mıdır? Bunu sormak istiyorum size.
ADNAN OKTAR: Tasavvuf değil mi?
SUNUCU1: Affedersiniz tasavvuf hani biraz derin bir şey zaman olarak da çok bir şey fark etmemesi gereken bir şey aslında, ince, hassas, samimiyet çünkü.
ADNAN OKTAR: Ama yine çok iyi geldi şu vakte kadar. Ahir zamanın şiddetine göre güzel. Mesela Şah-ı Nakşibendi olsun, Abdülkadir Geylani olsun onun devamı olan bağlıları bu devre kadar güzel götürdüler aslında.
SUNUCU1: Şimdikileri diyorum Hocam. Şimdi isim vermek istemiyorum, tanıdığım bir topluluk var onu düşünerek konuşuyorum.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi zaten hüküm ve tabiiyet zaten Hz. Mehdi (a.s.)’a geçti. Onların artık yapacağı bir şey yok, kendileri de söylüyor. Mesela Muhammed Raşit Erol Hazretleri, rahmetli açıkça söylemişti. Yani “bizde bir şey kalmadı artık” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’da görev” diyor. “Biz Hz. Mehdi (a.s.)’a verdik görevi artık” diyor, “bizde bir şey kalmadı” diyor. Gerek Kadiriler olsun, gerek Şazeli, gerek Nakşibendi ahfadı, tamamı görevi Hz. Mehdi (a.s.)’a devretmiştir. Yani 1400 itibariyle, Hicri 1400 itibariyle emanet Hz. Mehdi (a.s.)’a geçmiştir. Bütün hilafet onda toplanmıştır. Çünkü Abdulkadir Geylani’nin de Hocası Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Şah-ı Nakşibendi’nin de Hocası Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Yani zılliyet yoluyla, veyahut işte bağlantı yolu ile Hz. Mehdi (a.s.)’a bağlıdırlar. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın kademi altındadırlar dolayısıyla aslına bağlanmıştır şu an. Mutlak mürşit şu an Hz. Mehdi (a.s.)’dır.
SUNUCU 1: O şey hani ince bir nüansları oluyor mesela. Kıssalar okuyoruz, dinliyoruz Hz. Mevlana’dan. O kadar samimi, o kadar işte naif ki her hareketinin bir anlamı var, yani her söylediğinin. Karşı tarafın tam da ona göre bir cevabı var. Şu aşamada hani tasavvufçular diyeceğim, tasavvufla ilgilenen insanlar da çok güzel hitap ediyorlar, programlar yapıyorlar. Geçen CRR’de bir program oldu ona katıldım Hocam. Programlar da çok güzel evet, hitapları çok güzel ama dini yaşayış açısından o zaman gibi naif değiller. O kadar hassas ya da samimi değiller, çok alenen görünüyor.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.)’ın terbiyesini gördüğünüzde Mevlana’nın verdiği terbiyenin daha zayıf olduğunu, Mehdiyet’in çok çok daha güçlü ve derin olduğunu göreceksiniz inşaAllah. Dolayısıyla açık galibane bir hakimiyet zuhur ettiğinde ki oraya doğru gidiyor, bunu bütün açıklığıyla göreceğiz inşaAllah. Ruh derinliği de, manevi derinlik de, tasavvufi derinlik de, bilinçaltının güçlenmesi de, bilinç üstünün güçlenmesi de Hz. Mehdi (a.s.) devrinde en şiddetli olarak zuhur edecektir. Ama şu an zifiri karanlık döneminden geçiyoruz, yani ışığın aydınlandığını görüyoruz. Artık ortaya çıktığını görüyoruz ama Hz. Mehdi (a.s.)’ın alenen zuhur etmesinden sonra da bunların olacağını da biliyoruz. Aleni zuhur çok önemlidir. Şu an gizliden gizliye, yani daha önce de söyledim bir güneşin aynaya yansıması gibi bir yansımayla dünya çapında süratle yayılıyor. Bu siyasete, politikaya her şeye etki diyor bütün dünyada. Mesela yabancı şarkıcılar, yabancı sporcular, yabancı bilim adamları sürekli ve süratle İslam’a dönüyorlar. Bu daha on yıllık dönemde sürekli ivme kazanarak ve gittikçe katlamaları artarak devam edecek. En son noktada Mehdiyet’in terbiyesi ve manevi kontrolü, gölgesi bütün dünyaya hakim olacak. O zaman Hazreti Mevlana döneminden çok daha güzel olduğunu göreceksiniz inşaAllah. Ama biraz zorluk hayati bir konu biliyorsunuz. Tasavvufta da biliyorsunuz bir çile vardır, çileye girilir ondan sonra tasavvufta yükselinir. Yani nefsin zorlandığı bir dönem vardır, şu an çile devrindeyiz biz, çilehaneye girdik. Biliyorsunuz bütün tarikatlar de küçük böyle ufak çilehaneler olur. Orada bir süre kalır mürit, değil mi? Manevi bir kemalate ulaşır, olgunluğa ulaşır. Mesela Yunus Emre de çok uzun çile çekmiştir. Sonradan dili çözülmüştür, sonradan manevi mertebeler almıştır. Biz şimdi bu dönemdeyiz, çile dönemindeyiz. Çilenin sonucunda diller çözülecek inşaAllah. Seyit Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin Nakşibendi tarikatı ve tasavvuf ile ilgili görüşleri bölümünde bak diyor ki; Gavs Hazretleri diyor ki yani Muhammed Raşit Erol Hazretleri; “Nakşibendi tarikatı Hz. Mehdi (a.s.)’a kadar bozulmadan devam edecektir ve Hz. Mehdi (a.s.)’a intikal edecek”. Sonra da dedi ki “artık Hz. Mehdi (a.s.)’a biz emaneti devrettik”.
SUNUCU1: İntikal ettiği süredeyiz biz o zaman şu anda.
ADNAN OKTAR: Hayır “devrettik” diyor, “benden bir şey beklemeyin” diyor zaten. “Bizde bir şey yok” diyor yani “biz ne varsa verdik, teslim ettik emaneti” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’a emanet ettik” diyor. Ta bunu 1980’lerde söylüyor. 80’ler, 82’ler, 83’ler. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur devresinde. Onun için o sabır da çok önemlidir, bekleme çok önemlidir. İnsanlar çok aceleciler. İnsanlar aceleci yaratılmıştır biliyorsunuz. Ayet var insanın aceleci olduğuna dair, acele etmemek lazım. On yıllık bir dönem vardır ama bu son on yıllık döneme girmiş olmamız da çok acayip bir şey. Bundan sonra her hareket çok katlamalı ve hızlı yayılacaktır, eskisi gibi değil artık. Mesela bak önümüzdeki ayları seyredin çok büyük olaylar olacak önümüzdeki aylarda. Bir dahaki sene çok çok daha büyük olaylar ve bu gittikçe katlamalı artacak. Her seferinde bir harikuladelik olduğunu, dünyada olağanüstü bir olay olduğunu insanlar anlamaya başlayacaklar. Bir kısmını gördüler ama önümüzdeki günlerde bu katlamalı artmaya başlayacak o zaman daha netleşmiş olacak inşaAllah.
Berker’im bugün bu kadarla bitirelim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
SUNUCU 1: Kapatayım o zaman Hocam programı izninizle.
Değerli izleyenler yarın gece yine HarunYahya.tv sitesinden yayınımıza devam edeceğiz. Tekrar bir sohbette görüşmek üzere, buluşmak üzere hoşçakalın inşaAllah, görüşmek üzere.